<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Trafik Güvenliği Derneği &amp; : Çevre</title>
<link>https://trafikdernegi.com/rss/category/cevre</link>
<description>Trafik Güvenliği Derneği &amp; : Çevre</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>TRAFİK GÜVENLİĞİ DERNEĞİ GENEL MERKEZİ   DERNEK KÜTÜK NO : 06&amp;160&amp;108</dc:rights>

<item>
<title>Yapay Zeka Dünya&amp;apos;yı Kurutuyor.</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yapay-zeka-dunyayi-kurutuyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yapay-zeka-dunyayi-kurutuyor</guid>
<description><![CDATA[ Yapay Zekanın Görünmez Su Ayak İzi: YZ İçme Sularını Tüketiyor. Dijital Devrim Dünya&#039;yı Su Kıtlığına Sürüklüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202507/image_870x580_687cfb207f60c.jpg" length="83735" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 20 Jul 2025 17:20:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zeka sistemlerinin hızlı yükselişi, teknoloji dünyasında eşi benzeri görülmemiş bir devrimi tetikliyor. Sohbet robotlarından otonom araçlara, tıbbi teşhislerden finansal analizlere kadar hayatımızın her alanına nüfuz eden yapay zeka, sanıldığı gibi sadece sanal bir varlık değil. Aksine, operasyonlarını sürdürebilmek için milyarlarca litre su harcayan devasa bir fiziksel altyapıya dayanıyor.</p>
<p></p>
<p>Yapay zeka uygulamalarının çalıştığı veri merkezleri, 7/24 kesintisiz faaliyet yürütüyor. Ancak bu yüksek işlem gücü, aşırı ısı üretimi anlamına geliyor. Bu ısıyı kontrol altında tutmak için kullanılan su bazlı soğutma sistemleri, yapay zekanın en büyük çevresel ayak izlerinden birini oluşturuyor.</p>
<p></p>
<p>Veri merkezlerindeki soğutma kuleleri, suyu buharlaştırarak ısı transferini sağlıyor. Bu sırada milyarlarca litre su atmosfere karışıyor ve kaybedilen suyun sürekli yenilenmesi gerekiyor. Yapay zekanın çalışması için gereken yüksek elektrik talebi de dolaylı su tüketimini artırıyor. Özellikle termik santraller, elektrik üretim süreçlerinde soğutma için devasa miktarda su kullanıyor. Ayrıca yapay zeka donanımlarının temeli olan yarı iletken çiplerin üretimi, su yoğunluğu yüksek endüstriyel süreçler gerektiriyor.</p>
<p></p>
<p>Araştırmalara göre, küresel yapay zeka sistemlerinin su tüketimi 2027 yılına kadar 4,2 ila 6,6 milyar metreküp seviyesine ulaşabilir. Bu miktar, bazı küçük ülkelerin yıllık toplam su tüketiminin yarısından fazlasına denk geliyor.</p>
<p></p>
<p>Google’ın 2024 yılında dünya genelindeki veri merkezleri yaklaşık 22,7 milyar litre su harcadı. Bu, Türkiye’nin 2022’deki yıllık su tüketiminin üçte biri kadardır. Popüler yapay zeka uygulamalarıyla yapılan her 20-50 etkileşim, yaklaşık yarım litre su tüketimine neden oluyor. Küçük görünse de milyarlarca etkileşimde bu rakamlar devasa boyutlara ulaşıyor.</p>
<p></p>
<p>Veri merkezlerinin su kıtlığı yaşayan bölgelere kurulması, yerel su kaynakları üzerinde ciddi baskılar yaratıyor. Bazı örneklerde, doğrudan içme suyu kaynaklarının soğutma sistemlerinde kullanılması hem çevresel hem de sosyal sorunlara yol açıyor.</p>
<p></p>
<p>Teknoloji devleri ve araştırmacılar, yapay zekanın artan su tüketimine karşı sürdürülebilir çözümler geliştirmeye çalışıyor. Daha az su harcayan ve suyu geri dönüştürebilen verimli soğutma sistemleri, içilemez suların soğutma süreçlerinde değerlendirilmesi, veri merkezlerinden çıkan ısının çevredeki binaların ısıtılmasında kullanılması ve veri merkezlerinin su kaynakları açısından zengin veya yenilenebilir enerjiye yakın bölgelere kurulması gibi yöntemler üzerinde duruluyor.</p>
<p></p>
<p>Yapay zekanın potansiyeli sınır tanımıyor ancak gezegenimizin su kaynakları sınırlı. Bu gerçek, yapay zekanın gelecekteki büyümesini şekillendirecek en önemli çevresel faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Yapay zekanın su ayak izini azaltmak, sadece teknoloji şirketlerinin değil tüm küresel toplumun öncelikli görevlerinden biri haline gelmeli. Aksi halde, dijital çağın bu en parlak yıldızı, ardında susuz kalmış bir dünya bırakma riski taşıyor.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Konya’da obruk tehlikesi: Uzmanlardan “Bizi felakete götürür”
uyarısı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/konyada-obruk-tehlikesi-uzmanlardan-bizi-felakete-goetururuyarisi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/konyada-obruk-tehlikesi-uzmanlardan-bizi-felakete-goetururuyarisi</guid>
<description><![CDATA[ Konya Ovası’nda açılan kaçak su kuyuları, obruk riskini artırıyor. Konunun uzmanı akademisyenler, bir gecede açılan kuyular olduğunu ve bu kuyuların kapatılması gerektiğini belirtiyor. Obruk oluşumundaki hızlanmaya dikkat çeken uzmanlar, “Bu bizi felaketlere götürebiliyor.” uyarısında bulundu.Konya Ovası’nda açılan kaçak su kuyuları, bölgedeki obruk tehlikesinin daha da artmasına neden oluyor.
Kaçak su kuyularının obruk riskini artırdığına dikkati çeken konunun uzmanı akademisyenler, bir gecede açılan kuyular olduğunu, bu kuyuların kapatılması gerektiğini belirtiyor.Konya’nın Çumra ilçesine bağlı iki mahallede geçen hafta eş zamanlı olarak 15 obruk oluşması, obruk konusunu tekrar gündeme getirdi.Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Uygulamalı Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halil Kumsar, obrukların yer altında zamanla çözünen kireç taşlarının boşluk oluşturması ve zeminin çökmesiyle oluştuğunu söyledi.
Kumsar, bu tür boşluk içeren yerlerde yerleşim açısından risk oluştuğunu kaydederek, böyle yerlerde depremlerin daha büyük çöküntülerin olmasına neden olduğunu anlattı.Yer altı boşluklarının çok ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve ona göre kent planlaması yapılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Kumsar, “Eş zamanlı oluşan obruklar depremin habercisi olmaz. Onlar lokal, yerel hareketlerdir. Biz bunları kütle hareketleri olarak da tanımlarız. Onlar bir çökme şeklinde doğrudan yer çekimi yetkisiyle aşağıya inerler. Buradaki yer altındaki mağaranın tavanının aşağıya inmesidir. Dolayısıyla onu taşıyacak aşağıdan bir suyun kaldırma kuvveti bile yoktur.” diye konuştu.
Kumsar, yer altı sularının bilinçsiz kullanılmasının obruk oluşum riskini artırdığını belirterek, yağışların az olduğu Konya Ovası’nda da tarımsal sulamada yer altı sularının kullandığına dikkati çekti.
Bölgede DSİ’nin açtığı kuyularda suyun kontrollü şekilde kullanıldığını ancak kaçak kuyuların da açıldığını belirten Kumsar, “Konya Ovası’nda vatandaşın açtığı kayda girmeyen sondajlar da var. Bunların planlı bir şekilde kapatılması lazım. Yer altı suyuyla yapılacak olan sulamalarda özellikle kireç taşı veyahut karbonatlı kayaçların olduğu ortamlarda dikkatli olmak gerekir.” ifadelerini kullandı.Jeoloji Mühendisliği Bölümü Mineraloji-Petrografi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Semiz ise Denizli’nin Çivril ilçesinde 4 yıl önce meydana gelen obrukta bazı bilimsel veriler elde ettiklerini söyledi.
Obruğun mevcut jeolojik çökmenin sonucu meydana geldiğini tespit ettiklerini dile getiren Semiz, şöyle konuştu:
“Buradaki obruk oluşumunun en büyük sebebi bölgedeki su çekimlerinin çok fazla olması diyebiliriz. Bölgede kontrolsüz bir şekilde yer altı suyu kullanımı tespitlerimiz oldu. O bölgenin jeolojik yapısının bu tip oluşumları oluşturulabilecek potansiyele sahip bir bölge olduğunu ortaya koyduk. Buna göre de önlemlerin alınması şeklinde önerilerde bulunduk.”
Doç. Dr. Barış Semiz, karbonatlı kayaçların çok olduğu yerlerde yer altı su seviyesinin düşmesinin obruk oluşumlarını hızlandırabildiğini vurgulayarak, “Kaçak kuyular tespit edilemiyor, 1 gecede kuyuların açıldığını görüyorsunuz. Bu, sonunda bizi böyle felaketlere götürebiliyor.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2YpaV9llLUqVMGugu2-Whg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Konya’da, obruk, tehlikesi:, Uzmanlardan, “Bizi, felakete, götürür”
uyarısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2YpaV9llLUqVMGugu2-Whg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Konya’da obruk tehlikesi: Uzmanlardan “Bizi felakete götürür” uyarısı"><p>Konya Ovası’nda açılan kaçak su kuyuları, obruk riskini artırıyor. Konunun uzmanı akademisyenler, bir gecede açılan kuyular olduğunu ve bu kuyuların kapatılması gerektiğini belirtiyor. Obruk oluşumundaki hızlanmaya dikkat çeken uzmanlar, “Bu bizi felaketlere götürebiliyor.” uyarısında bulundu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uaxZNu1o7EenXSw6DYHYGQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Konya Ovası’nda açılan kaçak su kuyuları, bölgedeki obruk tehlikesinin daha da artmasına neden oluyor.
Kaçak su kuyularının obruk riskini artırdığına dikkati çeken konunun uzmanı akademisyenler, bir gecede açılan kuyular olduğunu, bu kuyuların kapatılması gerektiğini belirtiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yGQN00Suw0SeDnb6nYa2_g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Konya’nın Çumra ilçesine bağlı iki mahallede geçen hafta eş zamanlı olarak 15 obruk oluşması, obruk konusunu tekrar gündeme getirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NiGtINP_0E28xnKL9VvIOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Uygulamalı Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halil Kumsar, obrukların yer altında zamanla çözünen kireç taşlarının boşluk oluşturması ve zeminin çökmesiyle oluştuğunu söyledi.
Kumsar, bu tür boşluk içeren yerlerde yerleşim açısından risk oluştuğunu kaydederek, böyle yerlerde depremlerin daha büyük çöküntülerin olmasına neden olduğunu anlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UY7ALq_IHkG-CTH53LjqYg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yer altı boşluklarının çok ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve ona göre kent planlaması yapılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Kumsar, “Eş zamanlı oluşan obruklar depremin habercisi olmaz. Onlar lokal, yerel hareketlerdir. Biz bunları kütle hareketleri olarak da tanımlarız. Onlar bir çökme şeklinde doğrudan yer çekimi yetkisiyle aşağıya inerler. Buradaki yer altındaki mağaranın tavanının aşağıya inmesidir. Dolayısıyla onu taşıyacak aşağıdan bir suyun kaldırma kuvveti bile yoktur.” diye konuştu.
Kumsar, yer altı sularının bilinçsiz kullanılmasının obruk oluşum riskini artırdığını belirterek, yağışların az olduğu Konya Ovası’nda da tarımsal sulamada yer altı sularının kullandığına dikkati çekti.
Bölgede DSİ’nin açtığı kuyularda suyun kontrollü şekilde kullanıldığını ancak kaçak kuyuların da açıldığını belirten Kumsar, “Konya Ovası’nda vatandaşın açtığı kayda girmeyen sondajlar da var. Bunların planlı bir şekilde kapatılması lazım. Yer altı suyuyla yapılacak olan sulamalarda özellikle kireç taşı veyahut karbonatlı kayaçların olduğu ortamlarda dikkatli olmak gerekir.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ttij14CGg02GIYccwv-g7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Jeoloji Mühendisliği Bölümü Mineraloji-Petrografi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Semiz ise Denizli’nin Çivril ilçesinde 4 yıl önce meydana gelen obrukta bazı bilimsel veriler elde ettiklerini söyledi.
Obruğun mevcut jeolojik çökmenin sonucu meydana geldiğini tespit ettiklerini dile getiren Semiz, şöyle konuştu:
“Buradaki obruk oluşumunun en büyük sebebi bölgedeki su çekimlerinin çok fazla olması diyebiliriz. Bölgede kontrolsüz bir şekilde yer altı suyu kullanımı tespitlerimiz oldu. O bölgenin jeolojik yapısının bu tip oluşumları oluşturulabilecek potansiyele sahip bir bölge olduğunu ortaya koyduk. Buna göre de önlemlerin alınması şeklinde önerilerde bulunduk.”
Doç. Dr. Barış Semiz, karbonatlı kayaçların çok olduğu yerlerde yer altı su seviyesinin düşmesinin obruk oluşumlarını hızlandırabildiğini vurgulayarak, “Kaçak kuyular tespit edilemiyor, 1 gecede kuyuların açıldığını görüyorsunuz. Bu, sonunda bizi böyle felaketlere götürebiliyor.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Büyük Menderes’te
kuraklık tehlikesi: Su kıtlığı kapıda</title>
<link>https://trafikdernegi.com/buyuk-menderestekuraklik-tehlikesi-su-kitligi-kapida</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/buyuk-menderestekuraklik-tehlikesi-su-kitligi-kapida</guid>
<description><![CDATA[ Büyük Menderes Nehri kuraklık sinyali veriyor. Söke’de Menderes üzerinde yer alan tarihi Taşköprü’de su neredeyse tamamen bitmiş durumda. Uzmanlar, yağışlarda yaşanan düşüşün su kıtlığına yol açabileceği konusunda uyarıyor.Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesi yakınlarında Suçıkan mevkisinde doğan, Denizli, Uşak ve Aydın’dan geçerek Ege Denizi’ne dökülen 584 kilometre uzunluğundaki Büyük Menderes Nehri’nde yağışın az olması nedeniyle kuraklık etkili olmaya başladı.Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, kuruma noktasına gelen nehirde yağışlardaki düşüşlerin su kıtlığına yol açabileceğini söyledi.Uzun süredir yağmayan yağmurun, dün bardaktan boşalırcasına yağsa da Menderes’te etki yaratmadığını söyleyen Sürücü, “Yağmura ve suya hasret kalan çiftçiler baharın girmesiyle birlikte havza boyunca sıralanan tarlalarına Menderes’ten su çektiler. Menderes yatağından çekilen suyla binlerce hektar araziye su basıldı.” dedi.Menderes’in birçok yerinde su kalmadığını anlatan Sürücü, “Menderes’ten yatak sularını çekemeyen bazı çiftçiler, Aydın ve Söke Organize Sanayi bölgelerinden gelen ve içinde olumsuz her şeyi barındıran siyah sıvıyı sulamada kullanmak zorunda kaldıklarını söylediler. Tarımsal sulamalar başladığında zaten yetersiz doluluk oranına sahip baraj suları verilse dahi önümüzdeki aylarda önemli su sıkıntılarının oluşacağı görülmektedir.” şeklinde konuştu.Sudaki sıkıntıların sadece tarımı değil, nehir ekosistemini, ulusal ve uluslararası açıdan tehlike altında çok sayıda canlı türüne ev sahipliği yapan Büyük Menderes Deltası’nın biyolojik çeşitliliğini de olumsuz etkileyeceğini aktaran Sürücü, şöyle devam etti:
“Söke’ye bağlı Sarıkemer’de yerleşimi ikiye bölen Menderes üzerinde yer alan tarihi Taşköprü’de neredeyse su tamamen bitmiş durumda. Bu alanda sular kuruduğundan, tarihi Taşköprü’nün arkasında biriken tonlarca çöp, katı atıklar, ağaç kütükleri, çalı çırpı köprünün kemerlerini tıkamış olduğu ve köprüye ne kadar zarar verdiği net bir şekilde görülmektedir.”“DSİ 21. Bölge Müdürlüğü’nden tarafımıza gönderilen yazıda ‘Büyük Menderes Nehri üzerinde bulunan tarihi Taşköprü’nün memba tarafında biriken malzemeler, makineli çalışma ile alınarak, suyun rahat bir şekilde akışı sağlanmıştır’ denmektedir. Şu anda Taşköprü’de sular kurudu. Çöpler ve atıklar açık bir şekilde görülmektedir. Belki sulu haliyken temizlemek zordu ama şimdi çok kolay ve temizlenecek yer net bir şekilde görülmektedir. Kemerlerin altında bulunan atıklar, kütükler tamamen temizlenerek tekrar sular geldiğinde rahat bir şekilde akışın sağlanması için bir çalışma yapılmalıdır. Ayrıca, çöpleri ve atıkları su yüzeyinde tutan yüzer bariyer sistemi yıllardır bir türlü tamiratı yapılamadığından, yukarı havzadan gelen atıklar Söke regülatörünün önünde birikmeye başlamıştır.”“Umarız sulama mevsimi bitiminde regülatör kapakları açıldığında bu atıklar menderes yoluyla denize gönderilmez. Bir an önce kurumlar arası iş birliğiyle bu çalışmalar başlatılmalıdır.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XX9HgM7DQECEccFfnGVIIQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Büyük, Menderes’te
kuraklık, tehlikesi:, kıtlığı, kapıda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XX9HgM7DQECEccFfnGVIIQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Büyük Menderes’te kuraklık tehlikesi: Su kıtlığı kapıda"><p>Büyük Menderes Nehri kuraklık sinyali veriyor. Söke’de Menderes üzerinde yer alan tarihi Taşköprü’de su neredeyse tamamen bitmiş durumda. Uzmanlar, yağışlarda yaşanan düşüşün su kıtlığına yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3mQdDMfQIUq4bvYxAs2thQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesi yakınlarında Suçıkan mevkisinde doğan, Denizli, Uşak ve Aydın’dan geçerek Ege Denizi’ne dökülen 584 kilometre uzunluğundaki Büyük Menderes Nehri’nde yağışın az olması nedeniyle kuraklık etkili olmaya başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d5oQYJtpe0WBNk4nK3CEAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, kuruma noktasına gelen nehirde yağışlardaki düşüşlerin su kıtlığına yol açabileceğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bBSYRHkm0Ua33O_6awr8yA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzun süredir yağmayan yağmurun, dün bardaktan boşalırcasına yağsa da Menderes’te etki yaratmadığını söyleyen Sürücü, “Yağmura ve suya hasret kalan çiftçiler baharın girmesiyle birlikte havza boyunca sıralanan tarlalarına Menderes’ten su çektiler. Menderes yatağından çekilen suyla binlerce hektar araziye su basıldı.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YlOG07x7bk68CPztJ3B_HQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Menderes’in birçok yerinde su kalmadığını anlatan Sürücü, “Menderes’ten yatak sularını çekemeyen bazı çiftçiler, Aydın ve Söke Organize Sanayi bölgelerinden gelen ve içinde olumsuz her şeyi barındıran siyah sıvıyı sulamada kullanmak zorunda kaldıklarını söylediler. Tarımsal sulamalar başladığında zaten yetersiz doluluk oranına sahip baraj suları verilse dahi önümüzdeki aylarda önemli su sıkıntılarının oluşacağı görülmektedir.” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7y4RrCal70-iHaRGVYdBfA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sudaki sıkıntıların sadece tarımı değil, nehir ekosistemini, ulusal ve uluslararası açıdan tehlike altında çok sayıda canlı türüne ev sahipliği yapan Büyük Menderes Deltası’nın biyolojik çeşitliliğini de olumsuz etkileyeceğini aktaran Sürücü, şöyle devam etti:
“Söke’ye bağlı Sarıkemer’de yerleşimi ikiye bölen Menderes üzerinde yer alan tarihi Taşköprü’de neredeyse su tamamen bitmiş durumda. Bu alanda sular kuruduğundan, tarihi Taşköprü’nün arkasında biriken tonlarca çöp, katı atıklar, ağaç kütükleri, çalı çırpı köprünün kemerlerini tıkamış olduğu ve köprüye ne kadar zarar verdiği net bir şekilde görülmektedir.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wu331nWX9UmIISLIw2-NUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“DSİ 21. Bölge Müdürlüğü’nden tarafımıza gönderilen yazıda ‘Büyük Menderes Nehri üzerinde bulunan tarihi Taşköprü’nün memba tarafında biriken malzemeler, makineli çalışma ile alınarak, suyun rahat bir şekilde akışı sağlanmıştır’ denmektedir. Şu anda Taşköprü’de sular kurudu. Çöpler ve atıklar açık bir şekilde görülmektedir. Belki sulu haliyken temizlemek zordu ama şimdi çok kolay ve temizlenecek yer net bir şekilde görülmektedir. Kemerlerin altında bulunan atıklar, kütükler tamamen temizlenerek tekrar sular geldiğinde rahat bir şekilde akışın sağlanması için bir çalışma yapılmalıdır. Ayrıca, çöpleri ve atıkları su yüzeyinde tutan yüzer bariyer sistemi yıllardır bir türlü tamiratı yapılamadığından, yukarı havzadan gelen atıklar Söke regülatörünün önünde birikmeye başlamıştır.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z58LhYCV50uiMbmR_f9zkg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Umarız sulama mevsimi bitiminde regülatör kapakları açıldığında bu atıklar menderes yoluyla denize gönderilmez. Bir an önce kurumlar arası iş birliğiyle bu çalışmalar başlatılmalıdır.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaçak salep soğanı toplayan iki kişiye 774 bin lira para
cezası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kacak-salep-sogani-toplayan-iki-kisiye-774-bin-lira-paracezasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kacak-salep-sogani-toplayan-iki-kisiye-774-bin-lira-paracezasi</guid>
<description><![CDATA[ Elazığ’da koruma altındaki salep soğanlarını kaçak olarak toplayan 2 kişi, suçüstü yakalandı. Yapılan kontrollerde 30 kilogram salep bitkisi topladığı belirlenen 2 kişiye, 774 bin 282 lira para cezası uygulandı.Elazığ’ın Arıcak ilçesinde koruma altında olan salep soğanlarını kaçak toplayan 2 kişiye 774 bin 282 lira para cezası uygulandı.Doğa Koruma ve Milli Parklar Elazığ Şubesi Müdürlüğü ekiplerince yürütülen doğa koruma ve kontrol faaliyetleri kapsamında ilçe kırsalında salep soğanı toplayan 2 kişi suçüstü yakalandı.Yapılan kontrolde 30 kilogram salep bitkisi topladığı tespit edilen 2 kişiye biyolojik çeşitliliği tahrip etme suçundan 774 bin 282 lira para cezası kesildi.Ekipler, salep soğanlarını tekrar ekimini yaptı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BHcsBYvcWUSvnnd6NOp_GA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kaçak, salep, soğanı, toplayan, iki, kişiye, 774, bin, lira, para
cezası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BHcsBYvcWUSvnnd6NOp_GA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kaçak salep soğanı toplayan iki kişiye 774 bin lira para cezası"><p>Elazığ’da koruma altındaki salep soğanlarını kaçak olarak toplayan 2 kişi, suçüstü yakalandı. Yapılan kontrollerde 30 kilogram salep bitkisi topladığı belirlenen 2 kişiye, 774 bin 282 lira para cezası uygulandı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gCYWBJ2S4kyKIm6yVxMThw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Elazığ’ın Arıcak ilçesinde koruma altında olan salep soğanlarını kaçak toplayan 2 kişiye 774 bin 282 lira para cezası uygulandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/shVJtrdtekKXTx6t1v_phA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğa Koruma ve Milli Parklar Elazığ Şubesi Müdürlüğü ekiplerince yürütülen doğa koruma ve kontrol faaliyetleri kapsamında ilçe kırsalında salep soğanı toplayan 2 kişi suçüstü yakalandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tEC30YmEnEusU3lky5sknQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan kontrolde 30 kilogram salep bitkisi topladığı tespit edilen 2 kişiye biyolojik çeşitliliği tahrip etme suçundan 774 bin 282 lira para cezası kesildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9Oz89fyQTkivUD0VGW4o4A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekipler, salep soğanlarını tekrar ekimini yaptı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ODTÜ, denizlerin röntgenini çekti: 28 ilde büyük çevre
deneyi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/odtu-denizlerin-roentgenini-cekti-28-ilde-buyuk-cevredeneyi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/odtu-denizlerin-roentgenini-cekti-28-ilde-buyuk-cevredeneyi</guid>
<description><![CDATA[ Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Türk denizlerinin röntgenini çekti. Denize kıyısı olan 28 ilde nisan ayında yapılan deneyin ilk bulgularına göre, deniz yüzeyi sıcaklığı geçen yılın aynı dönemine kıyasla Batı Karadeniz’de 2,3, Marmara’da 1,8, Akdeniz’de 1,5, Ege ve Doğu Karadeniz ise 1 derece yüksek ölçüldü. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, çevre deneyinin ilk sonuçlarıyla ilgili olarak, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi.Türkiye’yi çevreleyen denizlerin sıcaklık, kirlilik ve oksijen durumunu tespit için 28 kıyı ilinde ve KKTC’de öğrenciler, mezunlar ile yakınlarının katılımıyla ülkedeki en büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını açıkladı.Ülkede yürütülen en kapsamlı vatandaş bilimi projesi niteliğindeki Denizlerimizin Genç Kaşifleri ile 7’den 77’ye katılımcılar, Ramazan Bayramı tatilinde bulundukları kıyı illerinde özel üretilmiş cihazlarla denizlerden örnekler topladı.
Gönüllülerle yürütülen deneyle gemiyle aylar sürecek seyrüsefere gerek kalmadan, 250 bin litre yakıt tasarrufu sağlandı, 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izinin de önüne geçildi.ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, Denizlerimizin Genç Kaşifleriprojesinde toplanan verilerin ilk analizlerine yönelik, açıklamalarda bulundu.
ODTÜ’nün nitelikli araştırmacılarıyla bilime yaptığı katkıların yanı sıra, bilimi toplumla buluşturan projelerle öncü rol oynamaya devam ettiğini vurgulayan Kök, Türkiye’de bir üniversite bünyesinde kurulan ilk Bilim İletişimi Ofisi’nin de yine üniversitede yer aldığına dikkati çekti.
Son yıllarda öne çıkan bilim iletişimi yöntemlerinden birisinin vatandaş bilimi olduğunu belirten Kök, bu yöntemle toplumun bilimsel süreçlere katılımının teşvik edildiğini anlattı.
ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından Türkiye’nin deniz kenarı şehirlerinde ve KKTC’de gönüllü araştırma ekipleri kurduklarını söyleyen Kök, bu sayede toplumu bilimle buluştururken, 7’den 77’ye halkın desteği ile aylarca sürecek bir projeyi düşük karbon ayak izi bırakarak gerçekleştirdiklerini kaydetti.Rektör Kök, ülkenin en geniş kapsamlı çevre deneyleri arasında yer alan projede, ODTÜ öğrenci ve mezunları ile yakınlarından oluşan katılımcıların, denize kıyısı olan 28 ilde ve KKTC’de ODTÜ tarafından geliştirilen deney ve ölçüm kitleri aracılığıyla deniz suyunun sıcaklık, tuzluluk, çözünmüş oksijen ve pH verilerini ölçtüğünü belirterek, bu verilerin, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünce (DBE) yapılan deniz suyu kalitesini belirlemeye yönelik bilimsel çalışmalara katkıda bulunmak üzere incelenmeye başlandığını aktardı.Proje için, ODTÜ Tasarım Fabrikası ile DBE araştırmacıları tarafından, denizler için büyük önem arz eden parametreleri dakikalar içinde toplamayı olanaklı kılan Kaşif-1 adlı cihaz geliştirildiğini anlatan Kök, “Bu parametrelerin koordinatlarla beraber merkezi veri tabanında birleştirilerek enstitümüzdeki bilim insanlarının yorumlamaları için hazır hale getirildi.” dedi.
Rektör Kök, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#039;ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk&#039;ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı&#039;nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” diye konuştu.ODTÜ&#039;nün gönüllü araştırmacıların ölçümlerinden toplanan tüm veriler, Bilim İletişimi Ofisi veri tabanında toplanarak derlendi ve ODTÜ DBE ve ODTÜ İklim Merkezi araştırmacıları Prof. Dr. Barış Salihoğlu ve Doktor Öğretim Üyesi Devrim Tezcan tarafından ilk analizleri yapıldı.ODTÜ&#039;nün projeye ilişkin ilk analiz raporunda, şu ifadelere yer verildi:
“ODTÜ DBE tarafından değerlendirilen verilerin ışığında, küresel ısınmanın her yıl kendisini artarak hissettirmesine bir kez daha tanık olmanın yanı sıra bu yıl El Nino&#039;nun da etkisiyle diğer pek çok bölgede olduğu gibi ülkemizde de rekor sıcaklıkların kendini göstermesi bu çalışmayla da onaylanmış oldu.
Türkiye denizlerinde uydu verilerinden hesaplanan nisan ayı ortalama deniz yüzeyi sıcaklık artışı geçen yılın uydu verileriyle kıyaslandı. Buna göre; deniz yüzeyi sıcaklık artışları, Akdeniz&#039;de 1,5 derece Ege&#039;de 1 derece, Marmara Bölgesi&#039;nde 1,8 derece, Batı Karadeniz&#039;de 2,3 derece ve Doğu Karadeniz&#039;de 1 derece yüksek ölçüldü. Deney sonuçlarımız, 2024 yılına ait uydu verilerinin ölçümleriyle de uyumlu çıktı.
Deneyde ölçülen veriler, son 40 yılın uzun dönemli ortalama verisi ile kıyaslandığında, 2024 yılı Nisan ayındaki deniz kıyılarının bulunduğu bölgelerin sıcaklık artışının 1,5-3 derece daha fazla olduğunu doğruladı.
Denizlerimizin Genç Kaşifleri ile değişik bölgelerden gelen ölçümlerde de bu genel yönelime benzer sonuçlar elde edildi. Buna örnek olarak da Mersin&#039;de ortalama sıcaklık 20 derece, Antalya&#039;da 19 derece ve Muğla&#039;da 19 derece sıcaklık gözlemlenirken Giresun&#039;da 15 derece dolayında ölçüldü.”Analiz raporunda, kıyılardaki kirlilik ve biyolojik üretkenlikle ilgili şu değerlendirmeler yapıldı:
“İlk izlenim ola ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U6MdFwiZzU26qVlhE3HIow.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>ODTÜ, denizlerin, röntgenini, çekti:, ilde, büyük, çevre
deneyi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U6MdFwiZzU26qVlhE3HIow.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="ODTÜ, denizlerin röntgenini çekti: 28 ilde büyük çevre deneyi"><p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Türk denizlerinin röntgenini çekti. Denize kıyısı olan 28 ilde nisan ayında yapılan deneyin ilk bulgularına göre, deniz yüzeyi sıcaklığı geçen yılın aynı dönemine kıyasla Batı Karadeniz’de 2,3, Marmara’da 1,8, Akdeniz’de 1,5, Ege ve Doğu Karadeniz ise 1 derece yüksek ölçüldü. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, çevre deneyinin ilk sonuçlarıyla ilgili olarak, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OakHoeYpJEKewU5enpRc3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Türkiye’yi çevreleyen denizlerin sıcaklık, kirlilik ve oksijen durumunu tespit için 28 kıyı ilinde ve KKTC’de öğrenciler, mezunlar ile yakınlarının katılımıyla ülkedeki en büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LuUj_waLz0Kb7hSzeMb7MQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ülkede yürütülen en kapsamlı vatandaş bilimi projesi niteliğindeki Denizlerimizin Genç Kaşifleri ile 7’den 77’ye katılımcılar, Ramazan Bayramı tatilinde bulundukları kıyı illerinde özel üretilmiş cihazlarla denizlerden örnekler topladı.
Gönüllülerle yürütülen deneyle gemiyle aylar sürecek seyrüsefere gerek kalmadan, 250 bin litre yakıt tasarrufu sağlandı, 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izinin de önüne geçildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Oi-Q8J_YG0y3CHMXnRncZw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, Denizlerimizin Genç Kaşifleriprojesinde toplanan verilerin ilk analizlerine yönelik, açıklamalarda bulundu.
ODTÜ’nün nitelikli araştırmacılarıyla bilime yaptığı katkıların yanı sıra, bilimi toplumla buluşturan projelerle öncü rol oynamaya devam ettiğini vurgulayan Kök, Türkiye’de bir üniversite bünyesinde kurulan ilk Bilim İletişimi Ofisi’nin de yine üniversitede yer aldığına dikkati çekti.
Son yıllarda öne çıkan bilim iletişimi yöntemlerinden birisinin vatandaş bilimi olduğunu belirten Kök, bu yöntemle toplumun bilimsel süreçlere katılımının teşvik edildiğini anlattı.
ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından Türkiye’nin deniz kenarı şehirlerinde ve KKTC’de gönüllü araştırma ekipleri kurduklarını söyleyen Kök, bu sayede toplumu bilimle buluştururken, 7’den 77’ye halkın desteği ile aylarca sürecek bir projeyi düşük karbon ayak izi bırakarak gerçekleştirdiklerini kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WMRI0mpRgEm3-MsvCPIBdQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rektör Kök, ülkenin en geniş kapsamlı çevre deneyleri arasında yer alan projede, ODTÜ öğrenci ve mezunları ile yakınlarından oluşan katılımcıların, denize kıyısı olan 28 ilde ve KKTC’de ODTÜ tarafından geliştirilen deney ve ölçüm kitleri aracılığıyla deniz suyunun sıcaklık, tuzluluk, çözünmüş oksijen ve pH verilerini ölçtüğünü belirterek, bu verilerin, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünce (DBE) yapılan deniz suyu kalitesini belirlemeye yönelik bilimsel çalışmalara katkıda bulunmak üzere incelenmeye başlandığını aktardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CfbJ_g77BEq7bPYWrq4Kmg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proje için, ODTÜ Tasarım Fabrikası ile DBE araştırmacıları tarafından, denizler için büyük önem arz eden parametreleri dakikalar içinde toplamayı olanaklı kılan Kaşif-1 adlı cihaz geliştirildiğini anlatan Kök, “Bu parametrelerin koordinatlarla beraber merkezi veri tabanında birleştirilerek enstitümüzdeki bilim insanlarının yorumlamaları için hazır hale getirildi.” dedi.
Rektör Kök, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RODrgXS3W0OrSQHzBy722Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j7uYmLZM-Ea-uHHRGvnG-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ'nün gönüllü araştırmacıların ölçümlerinden toplanan tüm veriler, Bilim İletişimi Ofisi veri tabanında toplanarak derlendi ve ODTÜ DBE ve ODTÜ İklim Merkezi araştırmacıları Prof. Dr. Barış Salihoğlu ve Doktor Öğretim Üyesi Devrim Tezcan tarafından ilk analizleri yapıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pqguE1iStkuyrH7-SDHWbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ'nün projeye ilişkin ilk analiz raporunda, şu ifadelere yer verildi:
“ODTÜ DBE tarafından değerlendirilen verilerin ışığında, küresel ısınmanın her yıl kendisini artarak hissettirmesine bir kez daha tanık olmanın yanı sıra bu yıl El Nino'nun da etkisiyle diğer pek çok bölgede olduğu gibi ülkemizde de rekor sıcaklıkların kendini göstermesi bu çalışmayla da onaylanmış oldu.
Türkiye denizlerinde uydu verilerinden hesaplanan nisan ayı ortalama deniz yüzeyi sıcaklık artışı geçen yılın uydu verileriyle kıyaslandı. Buna göre; deniz yüzeyi sıcaklık artışları, Akdeniz'de 1,5 derece Ege'de 1 derece, Marmara Bölgesi'nde 1,8 derece, Batı Karadeniz'de 2,3 derece ve Doğu Karadeniz'de 1 derece yüksek ölçüldü. Deney sonuçlarımız, 2024 yılına ait uydu verilerinin ölçümleriyle de uyumlu çıktı.
Deneyde ölçülen veriler, son 40 yılın uzun dönemli ortalama verisi ile kıyaslandığında, 2024 yılı Nisan ayındaki deniz kıyılarının bulunduğu bölgelerin sıcaklık artışının 1,5-3 derece daha fazla olduğunu doğruladı.
Denizlerimizin Genç Kaşifleri ile değişik bölgelerden gelen ölçümlerde de bu genel yönelime benzer sonuçlar elde edildi. Buna örnek olarak da Mersin'de ortalama sıcaklık 20 derece, Antalya'da 19 derece ve Muğla'da 19 derece sıcaklık gözlemlenirken Giresun'da 15 derece dolayında ölçüldü.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ztt6U289U0erHrMaJAfSQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Analiz raporunda, kıyılardaki kirlilik ve biyolojik üretkenlikle ilgili şu değerlendirmeler yapıldı:
“İlk izlenim olarak Karadeniz ve Doğu Akdeniz'in, kıyılarımızda kirlilik ve biyolojik üretkenlikle paralel pH değerleri 8'in altında ölçüldü yani bu bölgelerde daha asidik bir durum gözlemlendi. Örneğin Mersin kıyılarında 7.7, Karadeniz 7.8, Marmara 7.9 civarı değerler olduğu görüldü. Görece daha temiz kıyılara sahip KKTC'de ise daha alkali (8.4 civarı) bir durum gözlemlendi.”
GÜNDÜZ ÖLÇÜLEN OKSİJEN DEĞERLERİ
Raporda, deniz pH durumunun uzun süre ölçüldüğü takdirde iklim değişiminin okyanus asitlenmesi etkisi konusunda da bilgi verici olacağına işaret edilerek, "Gündüz ölçülen oksijen değerleri, yüzey sularında beklendiği üzere üst seviyesinde 6-7 mg/L olduğu görülmüştür." ifadelerine yer verildi.
Tuzluluk değerlerinde farklı denizlerin kendine özgü özelliklerinin ortaya konduğuna dikkat çekilen raporda, şu bulgular yer aldı:
“Örneğin Karadeniz'de 20 birim civarı ölçülen değerlerin Ege ve Akdeniz'de 38 civarı ölçüldüğü görülmüştür. Bahar aylarında görülen tuzluluk değerlerinin beklenenden düşük olması özellikle yüksek nehir girdilerine işaret etmektedir ve ölçümler tüm yıl devam ettiği takdirde mevsimsel değişiklikler gözlemlenebilecektir. Bunun yanında Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz kıyılarında yapılan ölçümlerde coğrafi olarak tutarlılık tespit edildi.”
ODTÜ'lü araştırmacılar, deneyin daha uzun süre ve geniş katılımla yapılması durumunda çok değerli bir veri kaynağının olacağı, hatta iklim çalışmalarına girdi verebilecek düzeye geleceğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ESG4ILj0cU2sErl-MWS1xA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi Direktörü ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Eren Kalay da Denizlerimizin Genç Kaşifleri Projesi kapsamında yapılan ölçümlerin sağladığı bilginin, ekosistem işleyişini öğrenmenin ve tanımanın ilk basamağı olduğunu söyledi.
Deneyin nihai sonuçların tüm gönüllü katılımcıların imzasıyla bilimsel bir makale olarak yayınlanacağını ve bu sayede literatüre de katkı yapılacağını belirten Kalay, "Denizlerimizin Genç Kaşifleri Projesi kapsamında deneylere yaz dönemi boyunca yeni gönüllü katılımcılarla devam edeceğiz. Projenin bir sonraki aşamasında ise bir Avrupa Birliği Projesi kapsamında dünyadaki göllerden sağlanacak verileri farklı ülkelerdeki gönüllülerin desteği ile toplamak istiyoruz." bilgilerini paylaştı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araba lastiği, plastik boru, cam şişe… Bodrum’da denizin
dibinden çıkanlar görenler şaşırttı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/araba-lastigi-plastik-boru-cam-sise-bodrumda-denizindibinden-cikanlar-goerenler-sasirtti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/araba-lastigi-plastik-boru-cam-sise-bodrumda-denizindibinden-cikanlar-goerenler-sasirtti</guid>
<description><![CDATA[ Muğla’nın turizm cenneti ilçelerinden Bodrum’da 10 yıldır düzenlenen deniz dibi temizliğinde dalgıçlar, denizin dibinde 2,5 ton çöp çıkardı. Toplanan atıklar, geri dönüşüm için atık merkezine götürüldü.Bodrum’da denizin gibinden 2,5 ton çöp çıktı.
Bodrum Belediyesi tarafından koyların atıklardan arındırılması amacıyla 10 yıldır düzenlenen deniz dibi temizliğinin ikinci etabı Yalıkavak’ta gerçekleşti.Bir buçuk saat süren deniz dibi temizliğinde dalgıçlar yaklaşık 2.5 ton atık çıkardı.Deniz dibinden araba lastiği, cam şişeler, teneke kutuları, plastik borular gibi bir çok malzeme çıkarıldı.Deniz dibi temizliği etkinliğinde toplanan atıklar, geri dönüşümü yapılmak üzere Konacık Mahallesi’ndeki atık merkezine götürüldü. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DiPp8kBITES5LBDFFjWuIA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Araba, lastiği, plastik, boru, cam, şişe…, Bodrum’da, denizin
dibinden, çıkanlar, görenler, şaşırttı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DiPp8kBITES5LBDFFjWuIA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Araba lastiği, plastik boru, cam şişe… Bodrum’da denizin dibinden çıkanlar görenler şaşırttı"><p>Muğla’nın turizm cenneti ilçelerinden Bodrum’da 10 yıldır düzenlenen deniz dibi temizliğinde dalgıçlar, denizin dibinde 2,5 ton çöp çıkardı. Toplanan atıklar, geri dönüşüm için atık merkezine götürüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wYVeXSqf_0-dwRFeEBpkzQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bodrum’da denizin gibinden 2,5 ton çöp çıktı.
Bodrum Belediyesi tarafından koyların atıklardan arındırılması amacıyla 10 yıldır düzenlenen deniz dibi temizliğinin ikinci etabı Yalıkavak’ta gerçekleşti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f3x3DOUg4UqYJUk-U-HP6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir buçuk saat süren deniz dibi temizliğinde dalgıçlar yaklaşık 2.5 ton atık çıkardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yhjzs1ngn0Kw3Gyrjiwc7A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz dibinden araba lastiği, cam şişeler, teneke kutuları, plastik borular gibi bir çok malzeme çıkarıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8iEE-PhBVEij29qqGN6cqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz dibi temizliği etkinliğinde toplanan atıklar, geri dönüşümü yapılmak üzere Konacık Mahallesi’ndeki atık merkezine götürüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/17bBihO-vUahi7zkkXD2zA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4unkPVSRBky-k37YMVrsYQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zfA1dIVv1UKzqUZNfjm_qg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JPcmEXpPdUyT8NNnwbvM9Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>6,5 yıl önce Marmara Denizi’nin tabanına ekilmişti, şimdi
büyüdüler: Bölgede balık türleri arttı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/65-yil-oence-marmara-denizinin-tabanina-ekilmisti-simdibuyuduler-boelgede-balik-turleri-artti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/65-yil-oence-marmara-denizinin-tabanina-ekilmisti-simdibuyuduler-boelgede-balik-turleri-artti</guid>
<description><![CDATA[ Marmara Denizi’nde yaklaşık 6,5 yıl önce denizlerde oksijen ve biyoçeşitlilik için büyük önem taşıyan mercanların nakli ve ekimi gerçekleştirildi. Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) de ilan edilen alanda ekilen mercanlar büyüyerek resif oluşturdu, alandaki balık ve diğer deniz canlılarının çeşitliliği arttı.Deniz Yaşamını Koruma Derneği koordinasyonu; TÜBİTAK ve İstanbul Üniversitesi’nin desteğiyle yaklaşık 6.5 yıl önce başlayan çalışma ve hazırlıklarla; denizlerin yağmur ormanları olarak bilinen mercanların; Tavşan Adası ve çevresine, ekimi ve nakline başlanılmıştı.Deniz ve yeryüzündeki oksijenin büyük bir bölümünü üreten, denizlerdeki canlıların yaklaşık yüzde 25’ine ev sahipliği yapan ve iklim değişikliği, aşırı avlanma, kirlilik gibi sebeplerle tehlike altında olan mercan resiflerine yönelik farkındalık yaratmak amacıyla da gerçekleştirilen proje sonrası; Tavşan Adası ve çevresi 2021 yılı Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı kararıyla Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) ilan edilmişti.Deniz Yaşamını Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Narcı, bölgede günümüzde de süren çalışmaların meyvelerini verdiğini, gerçekleştirilen ekimlerin dünya çapında bir başarıya ulaştığını ve bölgedeki balık ve canlı türlerinin arttığını ifade etti.Proje ve bölgenin önemini vurgulayan DYKD Başkanı Narcı, Türkiye Çevre Haftası kapsamında icra edilen ve 2021 yılında Marmara Denizi’nin kirlilik tehdidi ve müsilaj krizi ile karşı karşıya kalmasının ardından Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı kapsamıyla ilan edilen 8 Haziran Marmara Denizi Günü’ne de dikkat çekerek, başta kirlilik ve iklim değişikliği olmak üzere deniz yaşamı için farkındalık oluşturulmasının önemine de değindi.Adaya ve resif çevresine entegre edilen kameralarla mercanlar, bilim insanları ve dernek yetkilileri tarafından kurulan sistemle 7/24 takip ediliyor. Sistemin, yakın dönemde halka da açılarak, internet üzerinden su altı hareketliliğinin izlenebileceği öğrenildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l7XcPp2HeUCkJAuOBRTrBw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>6, 5, yıl, önce, Marmara, Denizi’nin, tabanına, ekilmişti, şimdi
büyüdüler:, Bölgede, balık, türleri, arttı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l7XcPp2HeUCkJAuOBRTrBw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="6,5 yıl önce Marmara Denizi’nin tabanına ekilmişti, şimdi büyüdüler: Bölgede balık türleri arttı"><p>Marmara Denizi’nde yaklaşık 6,5 yıl önce denizlerde oksijen ve biyoçeşitlilik için büyük önem taşıyan mercanların nakli ve ekimi gerçekleştirildi. Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) de ilan edilen alanda ekilen mercanlar büyüyerek resif oluşturdu, alandaki balık ve diğer deniz canlılarının çeşitliliği arttı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i413cHRpj0G_GWkKQF6clw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz Yaşamını Koruma Derneği koordinasyonu; TÜBİTAK ve İstanbul Üniversitesi’nin desteğiyle yaklaşık 6.5 yıl önce başlayan çalışma ve hazırlıklarla; denizlerin yağmur ormanları olarak bilinen mercanların; Tavşan Adası ve çevresine, ekimi ve nakline başlanılmıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kjLnyPhGOUu3qbyeGDExCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz ve yeryüzündeki oksijenin büyük bir bölümünü üreten, denizlerdeki canlıların yaklaşık yüzde 25’ine ev sahipliği yapan ve iklim değişikliği, aşırı avlanma, kirlilik gibi sebeplerle tehlike altında olan mercan resiflerine yönelik farkındalık yaratmak amacıyla da gerçekleştirilen proje sonrası; Tavşan Adası ve çevresi 2021 yılı Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı kararıyla Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) ilan edilmişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UhdOkzTGtE2KBAYd41bX8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz Yaşamını Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Narcı, bölgede günümüzde de süren çalışmaların meyvelerini verdiğini, gerçekleştirilen ekimlerin dünya çapında bir başarıya ulaştığını ve bölgedeki balık ve canlı türlerinin arttığını ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RPi5E-0_MUymjK4y6uo2Qw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proje ve bölgenin önemini vurgulayan DYKD Başkanı Narcı, Türkiye Çevre Haftası kapsamında icra edilen ve 2021 yılında Marmara Denizi’nin kirlilik tehdidi ve müsilaj krizi ile karşı karşıya kalmasının ardından Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı kapsamıyla ilan edilen 8 Haziran Marmara Denizi Günü’ne de dikkat çekerek, başta kirlilik ve iklim değişikliği olmak üzere deniz yaşamı için farkındalık oluşturulmasının önemine de değindi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YIYjH7834keizf3xI2HYlg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adaya ve resif çevresine entegre edilen kameralarla mercanlar, bilim insanları ve dernek yetkilileri tarafından kurulan sistemle 7/24 takip ediliyor. Sistemin, yakın dönemde halka da açılarak, internet üzerinden su altı hareketliliğinin izlenebileceği öğrenildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gW2ndNh0E0-OSA9lwlgucw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara’yı bekleyen tehlike: En son Midilli Adası’nda
görüldü, yönü Marmara Denizi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmarayi-bekleyen-tehlike-en-son-midilli-adasindagoeruldu-yoenu-marmara-denizi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmarayi-bekleyen-tehlike-en-son-midilli-adasindagoeruldu-yoenu-marmara-denizi</guid>
<description><![CDATA[ Kızıldeniz’den Akdeniz’e oradan da Ege Denizi’ne ulaşan istilacı balon balığı, Marmara’da da görüldü. Bir başka istilacı tür olan aslan balığı ise son olarak Midilli Adası açıklarında tespit edildi. Aslan balığı, sıcaklık bariyeri nedeniyle Marmara’ya giriş yapamıyor. Uzmanlar sıcaklık farkının azalması halinde bu istilacı türün de Marmara’ya giriş yapabileceği konusunda uyarıyor.8 Haziran Marmara Denizi Günü kapsamında, biliminsanları ve STK temsilcileri Marmara Denizi’nin mevcut durumuyla, kirlilik, iklim değişikliği gibi faktörlerin olası tehditlerini tartıştı.
Denizdeki canlı popülasyonu, oksijen durumu; sıcaklık ve müsilaj gibi birçok konunun da tartışıldığı etkinlikte Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Gönülal da bir konuşma yaptı.
Doç. Dr. Gönülal konuşmasında, Marmara Denizi’ndeki yabancı tür tehlikesine dikkat çekti.Gönülal, Kızıldeniz ve Akdeniz’den gelen türlerin denizdeki sıcaklık artışları sebebiyle Marmara Denizi ve Karadeniz’e yönelebileceklerini ifade ederken; balon balığı ve aslan balığı gibi zehirli türler konusunda da uyarılarda bulundu.
İstilacı türlerin en fazla Doğu Akdeniz’i etkilediğini anlatan Gönülal, “Akdeniz&#039;de Kuzey Ege&#039;de nispeten Güney Ege’de yabancı tür sayısının çok daha fazla olmasını bekliyoruz. Tamam böyle ama; bu türler düşünün Süveyş Kanalı’ndan gelen bir balık türü yüzerek 5 yılda ya da 1 yılda çok rahat bir şekilde Marmara’ya ulaşabiliyorlar. Eskiden bu kadar fazla sayı yoktu, şimdi daha fazla. Sebebi ise çok açık küresel ısınma.” ifadelerini kullandı.Gönülal şöyle devam etti:
“Bu canlılar Kızıldeniz’den geliyor; bu deniz bizim denizlerimize göre çok daha fazla sıcak bir deniz. Siz sıcaklık farkını azaltırsanız ki normalde çocukluğumuzda Marmara’da çoğumuz yüzdük, soğuk diye hatırlardık. Kızılzdeniz’de siz sıcaklık farkını azaltırsanız, bu canlılar sıcaklık farkına aldırış etmeden eskiden belki Muğla’ya kadar gelebiliyorlardı artık Marmara’ya kadar gelebiliyorlar. Buna artık biz Marmara’nın Akdenizleşmesi hatta artık bu türler Marmara’yı geçip Karadeniz’e geçiyorlar, Karadeniz’in de Akdenizleşmesi süreci diyoruz.”Balon balığının Marmara’ya ulaştığını anlatan Gönülal, “Aslan balığının ise en son Midilli Adası bölgesinde kaydı var. Şu an bilim insanlarının söylediği Aslan balığının yukarı doğru çıkmasını engelleyen tek şey sıcaklık bariyeri, ama bu sıcaklık farkı gitgide azalırsa sıcaklık artışı bu şekilde devam ederse, Aslan Balığı’nın Marmara’ya girmemesi için hiçbir sebep yok.” dedi.Gönülal, şunları söyledi:
“Zehirli bir balık türü ve dokunduğunuz anda panzehiri de yok. Baya bir sıkıntı yaşayacağız. Umarım gelmez. İklim uzmanı değilim; ama bilim insanları tarafından modellemeler yapılıyor, 1970&#039;ten günümüze olan sıcaklık ve tuzluluk verilerini baz alarak önümüzdeki 20 yılda 50 yılda neler olacağı tahmin ediliyor. Veriler, çok açıkça sıcaklığın artacağını gösteriyor. Bu sadece Marmara ya da Ege’nin sorunu değil bnütün dünyada sıcaklıklar artmaya başaldı. Kuzey Kutbu’ndaki buzullar eriyor deniz seviyesi yükseliyor. Bu tabii ki Marmara’yı da etkileyecek.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TgWz7sOOqUC92jdZxJUcBg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara’yı, bekleyen, tehlike:, son, Midilli, Adası’nda
görüldü, yönü, Marmara, Denizi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TgWz7sOOqUC92jdZxJUcBg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara’yı bekleyen tehlike: En son Midilli Adası’nda görüldü, yönü Marmara Denizi"><p>Kızıldeniz’den Akdeniz’e oradan da Ege Denizi’ne ulaşan istilacı balon balığı, Marmara’da da görüldü. Bir başka istilacı tür olan aslan balığı ise son olarak Midilli Adası açıklarında tespit edildi. Aslan balığı, sıcaklık bariyeri nedeniyle Marmara’ya giriş yapamıyor. Uzmanlar sıcaklık farkının azalması halinde bu istilacı türün de Marmara’ya giriş yapabileceği konusunda uyarıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RHxN092HtU6FlUS157a53Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>8 Haziran Marmara Denizi Günü kapsamında, biliminsanları ve STK temsilcileri Marmara Denizi’nin mevcut durumuyla, kirlilik, iklim değişikliği gibi faktörlerin olası tehditlerini tartıştı.
Denizdeki canlı popülasyonu, oksijen durumu; sıcaklık ve müsilaj gibi birçok konunun da tartışıldığı etkinlikte Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Gönülal da bir konuşma yaptı.
Doç. Dr. Gönülal konuşmasında, Marmara Denizi’ndeki yabancı tür tehlikesine dikkat çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bo2QvdyyDEW1oiZVg_8w2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gönülal, Kızıldeniz ve Akdeniz’den gelen türlerin denizdeki sıcaklık artışları sebebiyle Marmara Denizi ve Karadeniz’e yönelebileceklerini ifade ederken; balon balığı ve aslan balığı gibi zehirli türler konusunda da uyarılarda bulundu.
İstilacı türlerin en fazla Doğu Akdeniz’i etkilediğini anlatan Gönülal, “Akdeniz'de Kuzey Ege'de nispeten Güney Ege’de yabancı tür sayısının çok daha fazla olmasını bekliyoruz. Tamam böyle ama; bu türler düşünün Süveyş Kanalı’ndan gelen bir balık türü yüzerek 5 yılda ya da 1 yılda çok rahat bir şekilde Marmara’ya ulaşabiliyorlar. Eskiden bu kadar fazla sayı yoktu, şimdi daha fazla. Sebebi ise çok açık küresel ısınma.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Nv8Tm-J8M0a8tD4xaR_P4w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gönülal şöyle devam etti:
“Bu canlılar Kızıldeniz’den geliyor; bu deniz bizim denizlerimize göre çok daha fazla sıcak bir deniz. Siz sıcaklık farkını azaltırsanız ki normalde çocukluğumuzda Marmara’da çoğumuz yüzdük, soğuk diye hatırlardık. Kızılzdeniz’de siz sıcaklık farkını azaltırsanız, bu canlılar sıcaklık farkına aldırış etmeden eskiden belki Muğla’ya kadar gelebiliyorlardı artık Marmara’ya kadar gelebiliyorlar. Buna artık biz Marmara’nın Akdenizleşmesi hatta artık bu türler Marmara’yı geçip Karadeniz’e geçiyorlar, Karadeniz’in de Akdenizleşmesi süreci diyoruz.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/igcc67fn4EugIQPtkVHYPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balon balığının Marmara’ya ulaştığını anlatan Gönülal, “Aslan balığının ise en son Midilli Adası bölgesinde kaydı var. Şu an bilim insanlarının söylediği Aslan balığının yukarı doğru çıkmasını engelleyen tek şey sıcaklık bariyeri, ama bu sıcaklık farkı gitgide azalırsa sıcaklık artışı bu şekilde devam ederse, Aslan Balığı’nın Marmara’ya girmemesi için hiçbir sebep yok.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GbrxA3nlZEiHNZ-H7Vyptg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gönülal, şunları söyledi:
“Zehirli bir balık türü ve dokunduğunuz anda panzehiri de yok. Baya bir sıkıntı yaşayacağız. Umarım gelmez. İklim uzmanı değilim; ama bilim insanları tarafından modellemeler yapılıyor, 1970'ten günümüze olan sıcaklık ve tuzluluk verilerini baz alarak önümüzdeki 20 yılda 50 yılda neler olacağı tahmin ediliyor. Veriler, çok açıkça sıcaklığın artacağını gösteriyor. Bu sadece Marmara ya da Ege’nin sorunu değil bnütün dünyada sıcaklıklar artmaya başaldı. Kuzey Kutbu’ndaki buzullar eriyor deniz seviyesi yükseliyor. Bu tabii ki Marmara’yı da etkileyecek.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TsEOwO-LhkKiEf_fkI479A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jVj73GpR20Cw0SF2a2qYxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Vtg97iQaG0WrnSedisH7Nw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rgFAx8_otUqYSGBOWKVBjw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir’de plankton patlaması: İki ilçede denizin rengi
değişti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirde-plankton-patlamasi-iki-ilcede-denizin-rengidegisti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirde-plankton-patlamasi-iki-ilcede-denizin-rengidegisti</guid>
<description><![CDATA[ İzmir’in iki ilçesinde denizin rengi değişti. Karşıyaka’da denizin rengi yeşile dönerken, Balçova’da ise kahverengi oldu. Prof. Dr. Doğan Yaşar, denizdeki renk değişiminin plankton patlamasından kaynaklandığını söyledi. Plankton patlamalarının, denizde yaşayan canlılara zarar verebileceğini ifaden eden Yaşar, 1955 yılında aynı bölgede binlerce balığın ölümüyle sonuçlanan çevre felaketini hatırlatıp, önlem alınması çağrısında bulundu.İzmir’in iki ilçesinde denizin rengi değişti.
Karşıyaka ilçesindeki Mavişehir Balıkçı Barınağı civarında, denizin rengi yeşile döndü.Renk değişimi sahil boyunca fark edilirken, bir başka renk değişimi de Balçova ilçesindeki Çakalburnu Dalyanı mevkisinde yaşandı.
Burada da denizin renginin kahverengiye döndüğü gözlemlenirken, etrafa ise kötü bir kokunun yayılması dikkat çekti.Deniz Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, renk değişimlerinin plankton patlamaları nedeniyle yaşandığını söyledi.Renk değişimleriyle beraber kötü bir kokunun da yayıldığını aktaran Doğan Yaşar, “Bu renk değişimleri, tamamen planktonlar; yani mikroorganizmalar nedeniyle oluşuyor. Karşıyaka’da yeşil renk, burada gördüğünüz gibi kırmızımtrak bir renk. Ciddi anlamda bir koku da var şu anda.” dedi.“Deniz suyunda her litrede yaklaşık 1 milyon organizma vardır. Bunlar sıcaklık ve kirlilikle beraber artarak deniz suyunda yaklaşık 2 milyonlara çıkar. 2 milyonlara çıkınca ortamda oksijen bırakmaz bunlar ve ölürler. Mavi, yeşil, kırmızımtırak ya da beyaz görürsünüz bazen. Bunlar, bu türlere göre değişir bu renkler; yani planktonların ölüleri nedeniyle oluşan bir renk bu.” diye konuşan Yaşar, şöyle devam etti:
“Bizim maalesef ülkemizin en büyük sorunlarından bir tanesi şu anda denizlerin foseptik olarak kullanılması. Türkiye denizlerinde ilk defa 1955 yılında İzmir iç gölgesinde müthiş bir plankton patlaması olmuştur. Sonuçta binlerce balık ölmüştür.”“Fabrikalar maalesef arıtmaları çalıştırmıyorlar.” diyen Doğan Yaşar, bu nedenle denizlerde kirliliğin meydana geldiğini söyledi.Plankton patlamalarının denizde yaşayan canlılara zarar verebileceğini ifaden eden Doğan Yaşar, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz sene toplu balık ölümleri oldu bu taraflarda. Ortamda oksijen kalmayınca, ölünce bu planktonlar, bunların bazıları zehirlidir. Balık bunları yerse ölür; yani doğrudan herkese, bütün canlılara etkisi var. Tek bir iş var. Bu kadar çok zor olmaması lazım. Arıtma testleri çalıştırılmalı hepsi bu.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TrsX17pwjUmD9noNJwZ3DQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir’de, plankton, patlaması:, İki, ilçede, denizin, rengi
değişti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TrsX17pwjUmD9noNJwZ3DQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir’de plankton patlaması: İki ilçede denizin rengi değişti"><p>İzmir’in iki ilçesinde denizin rengi değişti. Karşıyaka’da denizin rengi yeşile dönerken, Balçova’da ise kahverengi oldu. Prof. Dr. Doğan Yaşar, denizdeki renk değişiminin plankton patlamasından kaynaklandığını söyledi. Plankton patlamalarının, denizde yaşayan canlılara zarar verebileceğini ifaden eden Yaşar, 1955 yılında aynı bölgede binlerce balığın ölümüyle sonuçlanan çevre felaketini hatırlatıp, önlem alınması çağrısında bulundu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yIreXw52F0mTk6LYkkomPQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir’in iki ilçesinde denizin rengi değişti.
Karşıyaka ilçesindeki Mavişehir Balıkçı Barınağı civarında, denizin rengi yeşile döndü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3J-FDXaVwkeUnLD7s_qiyQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Renk değişimi sahil boyunca fark edilirken, bir başka renk değişimi de Balçova ilçesindeki Çakalburnu Dalyanı mevkisinde yaşandı.
Burada da denizin renginin kahverengiye döndüğü gözlemlenirken, etrafa ise kötü bir kokunun yayılması dikkat çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J7uRHGLi30ylV5k3FzrGHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, renk değişimlerinin plankton patlamaları nedeniyle yaşandığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FDHODV0qDEed8fV4C7o6UQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Renk değişimleriyle beraber kötü bir kokunun da yayıldığını aktaran Doğan Yaşar, “Bu renk değişimleri, tamamen planktonlar; yani mikroorganizmalar nedeniyle oluşuyor. Karşıyaka’da yeşil renk, burada gördüğünüz gibi kırmızımtrak bir renk. Ciddi anlamda bir koku da var şu anda.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uakw_nUBNUSaRUMLR3UZLg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Deniz suyunda her litrede yaklaşık 1 milyon organizma vardır. Bunlar sıcaklık ve kirlilikle beraber artarak deniz suyunda yaklaşık 2 milyonlara çıkar. 2 milyonlara çıkınca ortamda oksijen bırakmaz bunlar ve ölürler. Mavi, yeşil, kırmızımtırak ya da beyaz görürsünüz bazen. Bunlar, bu türlere göre değişir bu renkler; yani planktonların ölüleri nedeniyle oluşan bir renk bu.” diye konuşan Yaşar, şöyle devam etti:
“Bizim maalesef ülkemizin en büyük sorunlarından bir tanesi şu anda denizlerin foseptik olarak kullanılması. Türkiye denizlerinde ilk defa 1955 yılında İzmir iç gölgesinde müthiş bir plankton patlaması olmuştur. Sonuçta binlerce balık ölmüştür.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CAlvHcw6rU-zYqI3e-Xz3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Fabrikalar maalesef arıtmaları çalıştırmıyorlar.” diyen Doğan Yaşar, bu nedenle denizlerde kirliliğin meydana geldiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Jr_B6pYD4EWd3Y_vwKKgvQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Plankton patlamalarının denizde yaşayan canlılara zarar verebileceğini ifaden eden Doğan Yaşar, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz sene toplu balık ölümleri oldu bu taraflarda. Ortamda oksijen kalmayınca, ölünce bu planktonlar, bunların bazıları zehirlidir. Balık bunları yerse ölür; yani doğrudan herkese, bütün canlılara etkisi var. Tek bir iş var. Bu kadar çok zor olmaması lazım. Arıtma testleri çalıştırılmalı hepsi bu.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_QjM-RDHo0-PRgIrrnyi-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara Denizi&amp;apos;nden 1 saatte çıkarıldı! Görenleri şaşırtan manzara, tam 980 kilogram</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmara-denizinden-1-saatte-cikarildi-goerenleri-sasirtan-manzara-tam-980-kilogram</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmara-denizinden-1-saatte-cikarildi-goerenleri-sasirtan-manzara-tam-980-kilogram</guid>
<description><![CDATA[ Balıkesir&#039;in Bandırma ilçesinde, Marmara Belediyeler Birliği koordinasyonunda &quot;Marmara Denizi Günü&quot; kapsamında kıyı temizliği yapıldı.Marmara Denizi için bu yıl üçüncüsü düzenlenen etkinlikte, Bandırma sahilinde sadece 1 saat içerisinde 980 kilogram atık toplandı. Atıklar içerisinde cam şişe, ağlar, plastik poşetler, araba lastikleri, kamp sandalyesi, klozet gibi çeşitli atıklar çıkarıldı.Marmara Belediyeler Birliği öncülüğünde &#039;Denizcilik&#039; temasıyla düzenlenen &quot;8 Haziran Marmara Denizi Günü&quot; etkinliklerinde, Bandırma sahilinde kıyı temizliği gerçekleştirildi.Toplanan atıkların yüzde 80&#039;i geri dönüşebilir nitelikte olduğu için geri dönüşüm tesisine gönderildi. Atıkların doğru bir şekilde yönetilmesi sağlanarak, geri dönüşüm sürecine de katkıda bulunuldu.Bandırma sahil bandında düzenlenen farkındalık etkinliğine, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Volkan Karateke, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Bandırma Grup Amirliği&#039;ne bağlı su altı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, AFAD İl Müdürü Orhan Seçkin, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı&#039;na bağlı çevre, doğa ve hayvanları koruma timi, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, üniversiteler, öğrenci kulüpleri katıldı. Denize giren dalgıçlar, dipteki atıkları topladı.Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Volkan Karateke, &quot;8 Haziran Marmara Denizi Günü&quot; kapsamında yapılan çalışmalarla ilgili açıklamalarda bulundu. Karateke, &quot;Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı desteği ve Marmara Belediyeler Birliği (MBB) koordinasyonunda dalış, deniz dibi ve kıyı temizliği düzenledik. Geçtiğimiz yıllarda denizlerimize ve çevreye verdiğimiz zararlardan dolayı müsilaj dediğimiz çevre felaketi ile mücadele ettik.Çevremize verdiğimiz zararlar çok ciddi anlamda etkiliyor. Çevre sorunlarıyla alakalı, bireylerden topluma, yerelden genele kadar sorumluyuz. Üzerimize düşen sorunların üstesinden gelmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Marmara Belediyeler Birliği (MBB) koordinasyonu ile birlikte Marmara Denizi&#039;nin etrafındaki tüm yerel yönetimlerin koordinasyonu ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gelecek nesillere daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre bırakmak üzere çalışmalarımızı hassasiyetle yapıyoruz,&quot; dedi.Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Bandırma Grup Amirliği&#039;ne bağlı su altı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, su içerisinde &quot;Marmara Denizi&#039;nde buluşalım&quot; yazılı pankart açtılar ve 1 saat içerisinde toplanan 980 kilogramlık atıklarla farkındalık adına toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H0yI0bGcoEOTnRlahxr1-Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara, Denizinden, saatte, çıkarıldı, Görenleri, şaşırtan, manzara, tam, 980, kilogram</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H0yI0bGcoEOTnRlahxr1-Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara Denizi'nden tam 1 saatte çıkarıldı!"><p>Balıkesir'in Bandırma ilçesinde, Marmara Belediyeler Birliği koordinasyonunda "Marmara Denizi Günü" kapsamında kıyı temizliği yapıldı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pbkhBUMTU0-Q-8I0uDz_5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi için bu yıl üçüncüsü düzenlenen etkinlikte, Bandırma sahilinde sadece 1 saat içerisinde 980 kilogram atık toplandı. Atıklar içerisinde cam şişe, ağlar, plastik poşetler, araba lastikleri, kamp sandalyesi, klozet gibi çeşitli atıklar çıkarıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2n8zpzd01EGG7gs6vHsRpw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Belediyeler Birliği öncülüğünde 'Denizcilik' temasıyla düzenlenen "8 Haziran Marmara Denizi Günü" etkinliklerinde, Bandırma sahilinde kıyı temizliği gerçekleştirildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7K4wmpVjBEGdUliVBqEAbw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toplanan atıkların yüzde 80'i geri dönüşebilir nitelikte olduğu için geri dönüşüm tesisine gönderildi. Atıkların doğru bir şekilde yönetilmesi sağlanarak, geri dönüşüm sürecine de katkıda bulunuldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BDBwaGrNo0quqlf_JDnqKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bandırma sahil bandında düzenlenen farkındalık etkinliğine, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Volkan Karateke, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Bandırma Grup Amirliği'ne bağlı su altı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, AFAD İl Müdürü Orhan Seçkin, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı'na bağlı çevre, doğa ve hayvanları koruma timi, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, üniversiteler, öğrenci kulüpleri katıldı. Denize giren dalgıçlar, dipteki atıkları topladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kqnXUxtYmE6kJq79SaomMA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Volkan Karateke, "8 Haziran Marmara Denizi Günü" kapsamında yapılan çalışmalarla ilgili açıklamalarda bulundu. Karateke, "Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı desteği ve Marmara Belediyeler Birliği (MBB) koordinasyonunda dalış, deniz dibi ve kıyı temizliği düzenledik. Geçtiğimiz yıllarda denizlerimize ve çevreye verdiğimiz zararlardan dolayı müsilaj dediğimiz çevre felaketi ile mücadele ettik.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c8MM8OtJSkWDYRM0X-uX_g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevremize verdiğimiz zararlar çok ciddi anlamda etkiliyor. Çevre sorunlarıyla alakalı, bireylerden topluma, yerelden genele kadar sorumluyuz. Üzerimize düşen sorunların üstesinden gelmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Marmara Belediyeler Birliği (MBB) koordinasyonu ile birlikte Marmara Denizi'nin etrafındaki tüm yerel yönetimlerin koordinasyonu ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gelecek nesillere daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre bırakmak üzere çalışmalarımızı hassasiyetle yapıyoruz," dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UGO-PJbVw061jtjZkTHw-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Bandırma Grup Amirliği'ne bağlı su altı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, su içerisinde "Marmara Denizi'nde buluşalım" yazılı pankart açtılar ve 1 saat içerisinde toplanan 980 kilogramlık atıklarla farkındalık adına toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara’yı bekleyen ekolojik felaket: “Tekrarı kesin,
Marmara’nın başının üstünde kılıç gibi sallanıyor”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmarayi-bekleyen-ekolojik-felaket-tekrari-kesinmarmaranin-basinin-ustunde-kilic-gibi-sallaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmarayi-bekleyen-ekolojik-felaket-tekrari-kesinmarmaranin-basinin-ustunde-kilic-gibi-sallaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Müsilaj riski, Marmara Denizi’nin başının üstünde kılıç gibi sallanmaya devam edecek. Bu tehlikenin tekrarı kesin.” dedi. Müsilajın, ekolojik bir felaket olduğunu söyleyen Sarı, “Bu kirlilik devam ederse, ekosistemine ömür biçemeyeceğimiz Marmara Denizi, her gün, biraz daha bozulacak. Biraz daha Marmara Denizi&#039;nden yararlanamaz hale geleceğiz. Balıklar azalacak.” ifadelerini kullandı.Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’ndeki kirliliğin her geçen gün artarak, daha da tehlikeli boyuta geldiğini söyledi.2021 yılında yaşanan müsilaj sonrası 22 madden oluşan Marmara Eylem Planı’nın hazırlanıp, imzalandığını hatırlatan Prof. Dr. Sarı, “Marmara Denizi, 2021 yılında müsilaj felaketiyle karşılaştı. İlk kez karşılaşmadı. Daha önce de pek çok kez müsilaj ortaya çıkmıştı. Ama büyük boyutu ile 2021 yılında karşılaştık. Sonrasında tüm tarafları bir araya gelerek müsilajla ilgili 22 ayrı maddeden oluşan eylem planı hazırlanıp, imzalandı.” ifadelerini kullandı.22 maddeden oluşan eylem planının 14 maddesinin Marmara’daki kirlilik yükünün azaltılmasıyla ilgili olduğunu dile getiren Sarı, “Marmara Denizi’nin kirlilik yükünü azaltmadan müsilajdan kurtulma şansımız yok. Çünkü müsilaj bir sonuç. Küresel iklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki artış, birinci faktördür. Orijinal yapısına müdahale edemediğimiz bu denizin, yoğun şekilde kirletilmemesi gerekiyordu.” diye konuştu.Marmara Denizi çevresindeki nüfus yoğunluğu ve sanayileşmeye dikkat çeken Sarı, yeni bir müsilaj riski ile karşı karşıya olunduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
&quot;Marmara’nın çevresinde 25 milyon insan yaşıyor. Bunların atıklarının sadece yarısını arıtıyoruz. Geri kalan yarısını ne yazık ki denize boca etmeye devam ediyoruz. Diğer taraftan Türkiye’nin yarısına hizmet sunan bir endüstri içerisinde, onun atıkları da denize gidiyor. Tarımsal atıklar, denizcilik atıkları. Bunlar hep birlikte Marmara Denizi’ne boca edilmeye devam ediyor.
2021 yılında ne kadar kirletiyorsak, Marmara Denizi’ni şu anda da o kadar kirletiyoruz. 22 maddeden oluşan eylem planının 14’ü, denizin kirlilik yükünü azaltmakla ilgiliydi. Ama bunu yapamadık. Yapamadığımız için bu müsilaj riski, Marmara Denizi’nin başının üstünde kılıç gibi sallanmaya devam edecek.
Bu tehlikenin tekrarı kesin. Müsilaj, zamanı meçhul bir ekolojik felaket bizim için. Bilim, veriye göre çalışır. Veriye bakıyoruz. Eğer Marmara Denizi’nin çevresindeki yerel yönetimlere bakarsak, hiçbirisi de zikretmiyor. Sanayi kuruluşlarına sorarsak, kontrolü yapan kamu yöneticilerine, onların da mükemmel şekilde denetim faaliyetlerini yerine getirdiklerini söylediklerine şahit oluyoruz.
Bu kirlilik devam ederse, ekosistemine ömür biçemeyeceğimiz Marmara Denizi, her gün, biraz daha bozulacak. Biraz daha Marmara Denizi’nden yararlanamaz hale geleceğiz. Balıklar azalacak. Denize girme noktasında daha çok risk var. Şu anda yaşadığımız gibi. Bu yüzden denizdeki kirliliği mutlaka ve mutlaka azaltmamız gerekiyor.”Marmara Denizi&#039;ndeki balık türlerinin yok olmaya başladığına da dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sarı, şöyle devam etti:
“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle, müsilajdan önceki balık türlerinin, müsilajdan sonra nasıl bir durumda olduğunu tespit etmek için ‘Marmara Projesi’ adı altında bir proje yürüttü. O projenin sonuçlarına göre, Marmara Denizi’nde müsilaj öncesine göre balık bolluğunda yüzde 25 düzeyine ulaşan azalma oldu.
Müsilajdan önce 4 balığımız varsa, sonrasında 3 balığımız kalmış. Balıklarımız azalmış. Türleri de azalmış. Daha çok pelajik balıklar. Soframıza gelen hamsi, istavrit, lüfer, sardalya, kolyoz gibi, palamut gibi balıklar bağlamında yüzde 25 düzeyde bir azalma var. Dipteki müsilaj etkisiyle, oksijenin azalması yüzünden köpek balığı ve vatoz balıkları ise derinlerden kıyılara doğru gelmiş.
Bunların miktarında da bir artış görüyoruz. Halbuki onların sürekli balıkçı ağından çıkmasının nedeni bollukları artmadı. Derinlerde oksijen kalmadığı için daha sığ kısımlara geldi. Bu yüzden de ağlarla daha çok karşılaşmaya başlamış olur.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEbc_CPJukCR_Ld0dzAsmA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara’yı, bekleyen, ekolojik, felaket:, “Tekrarı, kesin, Marmara’nın, başının, üstünde, kılıç, gibi, sallanıyor”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEbc_CPJukCR_Ld0dzAsmA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara’yı bekleyen ekolojik felaket: “Tekrarı kesin, Marmara’nın başının üstünde kılıç gibi sallanıyor”"><p>Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Müsilaj riski, Marmara Denizi’nin başının üstünde kılıç gibi sallanmaya devam edecek. Bu tehlikenin tekrarı kesin.” dedi. Müsilajın, ekolojik bir felaket olduğunu söyleyen Sarı, “Bu kirlilik devam ederse, ekosistemine ömür biçemeyeceğimiz Marmara Denizi, her gün, biraz daha bozulacak. Biraz daha Marmara Denizi'nden yararlanamaz hale geleceğiz. Balıklar azalacak.” ifadelerini kullandı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8KhAM58sKkyrTPQq9FkDlw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’ndeki kirliliğin her geçen gün artarak, daha da tehlikeli boyuta geldiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1GSbHsA6K02Spz_GLLUDVA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2021 yılında yaşanan müsilaj sonrası 22 madden oluşan Marmara Eylem Planı’nın hazırlanıp, imzalandığını hatırlatan Prof. Dr. Sarı, “Marmara Denizi, 2021 yılında müsilaj felaketiyle karşılaştı. İlk kez karşılaşmadı. Daha önce de pek çok kez müsilaj ortaya çıkmıştı. Ama büyük boyutu ile 2021 yılında karşılaştık. Sonrasında tüm tarafları bir araya gelerek müsilajla ilgili 22 ayrı maddeden oluşan eylem planı hazırlanıp, imzalandı.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/juKBJMqKzkOXoSLnSWgMwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>22 maddeden oluşan eylem planının 14 maddesinin Marmara’daki kirlilik yükünün azaltılmasıyla ilgili olduğunu dile getiren Sarı, “Marmara Denizi’nin kirlilik yükünü azaltmadan müsilajdan kurtulma şansımız yok. Çünkü müsilaj bir sonuç. Küresel iklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki artış, birinci faktördür. Orijinal yapısına müdahale edemediğimiz bu denizin, yoğun şekilde kirletilmemesi gerekiyordu.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7PqQjMc6YkKOAu_I_F9FNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi çevresindeki nüfus yoğunluğu ve sanayileşmeye dikkat çeken Sarı, yeni bir müsilaj riski ile karşı karşıya olunduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Marmara’nın çevresinde 25 milyon insan yaşıyor. Bunların atıklarının sadece yarısını arıtıyoruz. Geri kalan yarısını ne yazık ki denize boca etmeye devam ediyoruz. Diğer taraftan Türkiye’nin yarısına hizmet sunan bir endüstri içerisinde, onun atıkları da denize gidiyor. Tarımsal atıklar, denizcilik atıkları. Bunlar hep birlikte Marmara Denizi’ne boca edilmeye devam ediyor.
2021 yılında ne kadar kirletiyorsak, Marmara Denizi’ni şu anda da o kadar kirletiyoruz. 22 maddeden oluşan eylem planının 14’ü, denizin kirlilik yükünü azaltmakla ilgiliydi. Ama bunu yapamadık. Yapamadığımız için bu müsilaj riski, Marmara Denizi’nin başının üstünde kılıç gibi sallanmaya devam edecek.
Bu tehlikenin tekrarı kesin. Müsilaj, zamanı meçhul bir ekolojik felaket bizim için. Bilim, veriye göre çalışır. Veriye bakıyoruz. Eğer Marmara Denizi’nin çevresindeki yerel yönetimlere bakarsak, hiçbirisi de zikretmiyor. Sanayi kuruluşlarına sorarsak, kontrolü yapan kamu yöneticilerine, onların da mükemmel şekilde denetim faaliyetlerini yerine getirdiklerini söylediklerine şahit oluyoruz.
Bu kirlilik devam ederse, ekosistemine ömür biçemeyeceğimiz Marmara Denizi, her gün, biraz daha bozulacak. Biraz daha Marmara Denizi’nden yararlanamaz hale geleceğiz. Balıklar azalacak. Denize girme noktasında daha çok risk var. Şu anda yaşadığımız gibi. Bu yüzden denizdeki kirliliği mutlaka ve mutlaka azaltmamız gerekiyor.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Upr6clc_rUuElTA5APWwyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi'ndeki balık türlerinin yok olmaya başladığına da dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sarı, şöyle devam etti:
“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle, müsilajdan önceki balık türlerinin, müsilajdan sonra nasıl bir durumda olduğunu tespit etmek için ‘Marmara Projesi’ adı altında bir proje yürüttü. O projenin sonuçlarına göre, Marmara Denizi’nde müsilaj öncesine göre balık bolluğunda yüzde 25 düzeyine ulaşan azalma oldu.
Müsilajdan önce 4 balığımız varsa, sonrasında 3 balığımız kalmış. Balıklarımız azalmış. Türleri de azalmış. Daha çok pelajik balıklar. Soframıza gelen hamsi, istavrit, lüfer, sardalya, kolyoz gibi, palamut gibi balıklar bağlamında yüzde 25 düzeyde bir azalma var. Dipteki müsilaj etkisiyle, oksijenin azalması yüzünden köpek balığı ve vatoz balıkları ise derinlerden kıyılara doğru gelmiş.
Bunların miktarında da bir artış görüyoruz. Halbuki onların sürekli balıkçı ağından çıkmasının nedeni bollukları artmadı. Derinlerde oksijen kalmadığı için daha sığ kısımlara geldi. Bu yüzden de ağlarla daha çok karşılaşmaya başlamış olur.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Avusturya&amp;apos;da &amp;quot;doğa yasası&amp;quot; krizi: Başbakan, iklim bakanı hakkında suç duyurusunda bulunacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/avusturyada-doga-yasasi-krizi-basbakaniklim-bakani-hakkinda-suc-duyurusunda-bulunacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/avusturyada-doga-yasasi-krizi-basbakaniklim-bakani-hakkinda-suc-duyurusunda-bulunacak</guid>
<description><![CDATA[ Avusturya&#039;nın Yeşiller üyesi İklim Bakanı Leonore Gewessler&#039;in,  AB Doğa Restorasyon Yasası&#039;na desteği, iktidardaki muhafakazar Halk Partisi&#039;ni kızdırdı. Parti Genel Sekreteri Christian Stocker, Gewessler&#039;in anayasaya aykırı hareket ettiğine dair şüphe olduğunu söyledi. Başbakan Karl Nehammer de Avrupa Mahkemesi&#039;ne şikayette bulunacağını bildirdi.Avusturya&#039;nın muhafazakârları, Avrupa Birliği &quot;doğa yasa tasarısına karşı Avrupa Adalet Divanı&#039;nda yasal işlem başlatma sözü verdi.Çevre bakanı, şansölye ve hükümete rağmen tasarının kabul edilmesine yardımcı oldu.  AB çevre bakanları bugün, 27 ülkeden oluşan blokta bozulan ekosistemlerin onarılmasını amaçlayan önemli bir tasarıyı onayladı.  Avusturya&#039;nın Yeşiller üyesi İklim Bakanı Leonore Gewessler&#039;in desteği, AB&#039;nin Doğa Restorasyon Yasası&#039;nın geçmesi için gereken çoğunluğu elde etmesine yardımcı oldu ancak ülkesinin iktidardaki muhafazakarları Halk Partisi&#039;ni (OeVP) kızdırdı.  Sağcı Başbakan Karl Nehammer, hükümetin &quot;hukuksuz&quot; bir oylamaya karşı Avrupa mahkemesine şikayette bulunacağını söyledi.  &quot;Hiç kimse hukukun üstünde değildir&quot; diyen başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, Gewessler hakkında Avusturya&#039;da &quot;görevi kötüye kullanma&quot; iddiasıyla ayrı bir suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi.&quot;GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA ANLAMINA GELİR&quot;OeVP Genel Sekreteri Christian Stocker, yaptığı açıklamada, &quot;Leonore Gewessler&#039;in hukuka aykırı ve bilerek anayasaya aykırı hareket ettiğine dair bir şüphe var. Bu görevi kötüye kullanma anlamına gelir&quot; dedi.  Gewessler ise tasarıyı destekleme yönündeki &quot;cesur&quot; kararının yasal olduğunu belirterek, &quot;Bugünkü karar doğa için bir zaferdir&quot; diye konuştu.Tasarı, AB&#039;nin iklim hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmayı amaçlayan bir dizi yasa olan &quot;Yeşil Anlaşma&quot; kapsamındaki çevresel hedeflerinin merkezi bir parçası, ancak bazı çiftçiler bunun geçim kaynaklarını tehdit ettiğini söylüyor.  Mevzuat, bloğun bozulmuş kara ve deniz ekosistemlerinin en az yüzde 20&#039;sini, özellikle de karbonu yakalama ve depolama ve doğal afetlerin etkisini önleme ve azaltma potansiyeli en yüksek olanları restore etmek için bağlayıcı hedefler getirmesi gerektiğini söylüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KUflcYwuQkSjvBhgjzMZVw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Avusturyada, doğa, yasası, krizi:, Başbakan,  iklim, bakanı, hakkında, suç, duyurusunda, bulunacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KUflcYwuQkSjvBhgjzMZVw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20240617115904148" class="type:primaryImage" alt="Avusturya'da " do yasas krizi: ba iklim bakan hakk su duyurusunda bulunacak><p>Avusturya'nın Yeşiller üyesi İklim Bakanı Leonore Gewessler'in,  AB Doğa Restorasyon Yasası'na desteği, iktidardaki muhafakazar Halk Partisi'ni kızdırdı. Parti Genel Sekreteri Christian Stocker, Gewessler'in anayasaya aykırı hareket ettiğine dair şüphe olduğunu söyledi. Başbakan Karl Nehammer de Avrupa Mahkemesi'ne şikayette bulunacağını bildirdi.</p><p>Avusturya'nın muhafazakârları, Avrupa Birliği "doğa yasa tasarısına karşı Avrupa Adalet Divanı'nda yasal işlem başlatma sözü verdi.</p><p>Çevre bakanı, şansölye ve hükümete rağmen tasarının kabul edilmesine yardımcı oldu.  AB çevre bakanları bugün, 27 ülkeden oluşan blokta bozulan ekosistemlerin onarılmasını amaçlayan önemli bir tasarıyı onayladı.  Avusturya'nın Yeşiller üyesi İklim Bakanı Leonore Gewessler'in desteği, AB'nin Doğa Restorasyon Yasası'nın geçmesi için gereken çoğunluğu elde etmesine yardımcı oldu ancak ülkesinin iktidardaki muhafazakarları Halk Partisi'ni (OeVP) kızdırdı.  Sağcı Başbakan Karl Nehammer, hükümetin "hukuksuz" bir oylamaya karşı Avrupa mahkemesine şikayette bulunacağını söyledi.  "Hiç kimse hukukun üstünde değildir" diyen başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, Gewessler hakkında Avusturya'da "görevi kötüye kullanma" iddiasıyla ayrı bir suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi.</p><p><strong>"GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA ANLAMINA GELİR"</strong></p><p>OeVP Genel Sekreteri Christian Stocker, yaptığı açıklamada, "Leonore Gewessler'in hukuka aykırı ve bilerek anayasaya aykırı hareket ettiğine dair bir şüphe var. Bu görevi kötüye kullanma anlamına gelir" dedi.  Gewessler ise tasarıyı destekleme yönündeki "cesur" kararının yasal olduğunu belirterek, "Bugünkü karar doğa için bir zaferdir" diye konuştu.</p><p>Tasarı, AB'nin iklim hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmayı amaçlayan bir dizi yasa olan "Yeşil Anlaşma" kapsamındaki çevresel hedeflerinin merkezi bir parçası, ancak bazı çiftçiler bunun geçim kaynaklarını tehdit ettiğini söylüyor.  Mevzuat, bloğun bozulmuş kara ve deniz ekosistemlerinin en az yüzde 20'sini, özellikle de karbonu yakalama ve depolama ve doğal afetlerin etkisini önleme ve azaltma potansiyeli en yüksek olanları restore etmek için bağlayıcı hedefler getirmesi gerektiğini söylüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eğirdir Gölü’nün bölünmesine
1,2 kilometre kaldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/egirdir-goelunun-boelunmesine12-kilometre-kaldi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/egirdir-goelunun-boelunmesine12-kilometre-kaldi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin önemli tatlısu göllerinden Eğirdir Gölü, kuraklık ve kirlilik tehdidi altında... Eğirdir Gölü’nün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’ndaki su genişliği, 1,8 kilometreden 1,2 kilometreye geriledi. Bu alandaki derinlik bazı noktalarda, 50-60 santimetreye kadar düştü. Uzmanlar, gölün bölünmesinin yok olma sürecini hızlandıracağı konusunda uyarıda bulundu.Kuraklık ve kirlilik tehdidi altındaki Eğirdir Gölü’nün bölünmesine 1,2 kilometre kaldı.Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi&#039;nden emekli akademisyen ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, gölün en dar noktası olan Kemer Boğazı’ndaki kuraklık tehlikesinin arttığına dikkat çekti.
Eğirdir Gölü’nün en dar noktası olan Gelendost-Yenice ile Senirkent-Akkeçili arasındaki Kemer Boğazı’nın kurumasıyla kamışlık, sazlık istilasının yaşanabileceğini söyleyen Dr. Kesici, önlem alınmaz, kuruma devam ederse gölün bu noktadan ikiye bölüneceği uyarısında bulundu.Bu bölümün Eğirdir Gölü’nün en dar noktası olduğunu ifade eden Dr. Kesici, “Karşı taraf gölün doğusu. Gelendost kısmı ile bulunduğumuz batı kısmı arasında daha önce yaklaşık 2 kilometreye yakın mesafe vardı. Fakat su seviyesi azaldı.” dedi.Bu bölgenin göldeki en az su seviyesine sahip bölge olduğunu dile getiren Kesici, “Kıyılardan başlayan ve gölün ortasında gördüğümüz büyük adacıklarla birlikte sazlık adaları nedeniyle göl tamamen ikiye ayrılma durumunda.” dedi.
Kesici şöyle devam etti:
“Ekim aylarında suyun tamamen çekildiği dönemlerde bataklık olmasa karşı kıyıya yürüyerek geçmek de mümkün. Mutlak suretle bu sazlıkların bakımlarının, gençleştirmelerinin yapılması gerekiyor. Dip kısımları açıldığı zaman, hiç olmazsa suyun sirkülasyonu olacaktır. Burada erozyon ve diğer nedenlerle oluşan toprak birikimi engellenmiş olacaktır. Ve aynı zamanda da gölün temizlenmesine katkıda bulunmuş olunacaktır.”Gölün rakım olarak en yüksek tarafının da burası olduğunu dile getiren Dr. Kesici, “Şehir merkezinin olduğu yerle buranın arasında en az 10 metrelik kot farkı var. En az seviye, burada; en yüksek seviye gölün Eğirdir kesiminde. Zaten bu kısmına gölün Hoyran kesimi diyoruz. Aşağı kısmı gölün Eğirdir kısmı oluyor. Topografik özelliğinden dolayı en az su seviyesinin olduğu ve en hassas yerlerden biri. Buranın mutlak suretle eski haline dönüştürülmesi gerekiyor. Çünkü göl bölündüğü zaman daha çabuk yok olacaktır ve buharlaşma artacaktır. Zaten en büyük sorunlardan biri de gölün seviyesinin azalmasıyla artan aşırı buharlaşma. O nedenle bu bölgede bu sazlıklarla ilgili iyileştirmelerin mutlaka yapılması gerekiyor.” diye konuştu.Bu noktadaki derinliğin 1,5 metreyi geçmediğini de anlatan Dr. Erol Kesici, “Bazı yerlerde ise 50-60 santimetre. Ama tamamen bataklıklaşmış bir alan olarak görmekteyiz. Şurada gördüğümüz sarılık, yerlere baktığımız zaman bataklık alandır. Çok fazla su seviyesi kalmadı. Balıkçılar, küçük tekneyle bile daha zor geçebiliyor.” ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LRDuBPzYn0mPdypjYKiEJA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Eğirdir, Gölü’nün, bölünmesine
1, 2, kilometre, kaldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LRDuBPzYn0mPdypjYKiEJA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Eğirdir Gölü’nün bölünmesine 1,2 kilometre kaldı"><p>Türkiye’nin önemli tatlısu göllerinden Eğirdir Gölü, kuraklık ve kirlilik tehdidi altında... Eğirdir Gölü’nün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’ndaki su genişliği, 1,8 kilometreden 1,2 kilometreye geriledi. Bu alandaki derinlik bazı noktalarda, 50-60 santimetreye kadar düştü. Uzmanlar, gölün bölünmesinin yok olma sürecini hızlandıracağı konusunda uyarıda bulundu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5xRgajLvYEeL9TvgMUNGQQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuraklık ve kirlilik tehdidi altındaki Eğirdir Gölü’nün bölünmesine 1,2 kilometre kaldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w_ULaTR9uUKrsyOljoivAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi'nden emekli akademisyen ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, gölün en dar noktası olan Kemer Boğazı’ndaki kuraklık tehlikesinin arttığına dikkat çekti.
Eğirdir Gölü’nün en dar noktası olan Gelendost-Yenice ile Senirkent-Akkeçili arasındaki Kemer Boğazı’nın kurumasıyla kamışlık, sazlık istilasının yaşanabileceğini söyleyen Dr. Kesici, önlem alınmaz, kuruma devam ederse gölün bu noktadan ikiye bölüneceği uyarısında bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Juk0BAPH5kq4MHNRh4SYAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu bölümün Eğirdir Gölü’nün en dar noktası olduğunu ifade eden Dr. Kesici, “Karşı taraf gölün doğusu. Gelendost kısmı ile bulunduğumuz batı kısmı arasında daha önce yaklaşık 2 kilometreye yakın mesafe vardı. Fakat su seviyesi azaldı.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0lbsOJTh0kasf-yc_HDdCw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu bölgenin göldeki en az su seviyesine sahip bölge olduğunu dile getiren Kesici, “Kıyılardan başlayan ve gölün ortasında gördüğümüz büyük adacıklarla birlikte sazlık adaları nedeniyle göl tamamen ikiye ayrılma durumunda.” dedi.
Kesici şöyle devam etti:
“Ekim aylarında suyun tamamen çekildiği dönemlerde bataklık olmasa karşı kıyıya yürüyerek geçmek de mümkün. Mutlak suretle bu sazlıkların bakımlarının, gençleştirmelerinin yapılması gerekiyor. Dip kısımları açıldığı zaman, hiç olmazsa suyun sirkülasyonu olacaktır. Burada erozyon ve diğer nedenlerle oluşan toprak birikimi engellenmiş olacaktır. Ve aynı zamanda da gölün temizlenmesine katkıda bulunmuş olunacaktır.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qRNW-2hlpk-FMdEuv6nUEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gölün rakım olarak en yüksek tarafının da burası olduğunu dile getiren Dr. Kesici, “Şehir merkezinin olduğu yerle buranın arasında en az 10 metrelik kot farkı var. En az seviye, burada; en yüksek seviye gölün Eğirdir kesiminde. Zaten bu kısmına gölün Hoyran kesimi diyoruz. Aşağı kısmı gölün Eğirdir kısmı oluyor. Topografik özelliğinden dolayı en az su seviyesinin olduğu ve en hassas yerlerden biri. Buranın mutlak suretle eski haline dönüştürülmesi gerekiyor. Çünkü göl bölündüğü zaman daha çabuk yok olacaktır ve buharlaşma artacaktır. Zaten en büyük sorunlardan biri de gölün seviyesinin azalmasıyla artan aşırı buharlaşma. O nedenle bu bölgede bu sazlıklarla ilgili iyileştirmelerin mutlaka yapılması gerekiyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H0SmbOd75Ua4mvz_cqfAsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu noktadaki derinliğin 1,5 metreyi geçmediğini de anlatan Dr. Erol Kesici, “Bazı yerlerde ise 50-60 santimetre. Ama tamamen bataklıklaşmış bir alan olarak görmekteyiz. Şurada gördüğümüz sarılık, yerlere baktığımız zaman bataklık alandır. Çok fazla su seviyesi kalmadı. Balıkçılar, küçük tekneyle bile daha zor geçebiliyor.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar uyarıyor! Midyede fiberglas tehlikesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/uzmanlar-uyariyor-midyede-fiberglas-tehlikesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/uzmanlar-uyariyor-midyede-fiberglas-tehlikesi</guid>
<description><![CDATA[ Denizlerde plastik kirliliği endişesi her geçen gün artarken İngiliz bilim insanlarından cam elyafı uyarısı geldi. Eski teknelerden denizlere yayılan cam elyafı parçacıklarının midye ve istiridye gibi kabuklularda biriktiği tespit edildi.İngiltere&#039;de yapılan son testlerde, deniz kabuklularında çok miktarda fiberglas yani cam elyafı tespit edildi.   İngiltere&#039;nin güney sahillerinden toplanan İstiridye ve midyeleri güçlü mikroskoplarla inceleyen bilim insanları çok miktarda cam elyafı parçacığına rastladıklarını söylüyor.1 KİLOGRAMDA 11 BİNDEN FAZLA   1 kilogram deniz kabuklusunun içinde 11 binden fazla mikroskopik cam parçacığı tespit edildi.  Uzmanlar plastik gibi cam elyafı parçacıkların da enflamasyona yol açabileceği konusunda uyarıyor. Bunun insan sağlığına etkilerini henüz bilemdiklerini belirten uzmanlar &quot;Şimdi asıl soru bunun hangi düzeyde sorun teşkil ettiği&quot; sorusuna yanıt arıyor. 1960 YILINDAN BU YANA   Güçlü, hafif ve ucuz olması sebebiyle 1960&#039;lardan beri tekne yapımında fiberglas tercih ediliyor. Ancak kullanılmayan ve terk edilen tekneler, çevre kirliliğine yol açıyor.  Bu cam liflerinden üretilmiş fiberglas, birçok katmanı özel bir reçine ile birleştirildiğinde tekne üretimi için ideal malzemeyi oluşturuyor. Ancak eski tekneler terk edildiğinde ya da tamir edildiğinde küçük parçaları suya karışıp ufalanıyor.   Suyu filtre eden kabuklu deniz canlılarının plastiğin yanı sıra cam elyafı parçacıklarını da biriktirdiğine dikkat çekiliyor.  Midye ve istiridye yemekte henüz bir sakınca olmadığını söyleyen bilim insanları bu konuda daha fazla araştırma gerektiğine vurgu yapıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uWvx6hKr8EKKcCdgVzrHgA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, uyarıyor, Midyede, fiberglas, tehlikesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uWvx6hKr8EKKcCdgVzrHgA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Deniz kabuklarında fiberglas tehlikesi!"><p>Denizlerde plastik kirliliği endişesi her geçen gün artarken İngiliz bilim insanlarından cam elyafı uyarısı geldi. Eski teknelerden denizlere yayılan cam elyafı parçacıklarının midye ve istiridye gibi kabuklularda biriktiği tespit edildi.</p><p>İngiltere'de yapılan son testlerde, deniz kabuklularında çok miktarda fiberglas yani cam elyafı tespit edildi.   İngiltere'nin güney sahillerinden toplanan İstiridye ve midyeleri güçlü mikroskoplarla inceleyen bilim insanları çok miktarda cam elyafı parçacığına rastladıklarını söylüyor.</p><p><strong>1 KİLOGRAMDA 11 BİNDEN FAZLA</strong>   1 kilogram deniz kabuklusunun içinde 11 binden fazla mikroskopik cam parçacığı tespit edildi.  Uzmanlar plastik gibi cam elyafı parçacıkların da enflamasyona yol açabileceği konusunda uyarıyor. Bunun insan sağlığına etkilerini henüz bilemdiklerini belirten uzmanlar "Şimdi asıl soru bunun hangi düzeyde sorun teşkil ettiği" sorusuna yanıt arıyor.</p><p><strong> 1960 YILINDAN BU YANA </strong>  Güçlü, hafif ve ucuz olması sebebiyle 1960'lardan beri tekne yapımında fiberglas tercih ediliyor. Ancak kullanılmayan ve terk edilen tekneler, çevre kirliliğine yol açıyor.  Bu cam liflerinden üretilmiş fiberglas, birçok katmanı özel bir reçine ile birleştirildiğinde tekne üretimi için ideal malzemeyi oluşturuyor. Ancak eski tekneler terk edildiğinde ya da tamir edildiğinde küçük parçaları suya karışıp ufalanıyor.   Suyu filtre eden kabuklu deniz canlılarının plastiğin yanı sıra cam elyafı parçacıklarını da biriktirdiğine dikkat çekiliyor.  Midye ve istiridye yemekte henüz bir sakınca olmadığını söyleyen bilim insanları bu konuda daha fazla araştırma gerektiğine vurgu yapıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çevre,
Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki: Marmara’da ekolojik
felaket kapıda bekliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cevresehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakani-mehmet-ozhaseki-marmarada-ekolojikfelaket-kapida-bekliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cevresehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakani-mehmet-ozhaseki-marmarada-ekolojikfelaket-kapida-bekliyor</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Marmara Denizi Eylem Planı’nın doğru ve kararlı bir şekilde uygulanmaması durumunda müsilaj gibi ekolojik bir felaketin kapıda beklediğini söyleyerek, “Marmara her gün biraz daha kirlenip bozulmaya devam ediyor.” dedi.Marmara Deniz Eylem Planı Koordinasyon Kurulu 4. Toplantısı, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleşti.
Toplantıda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Marmara Denizi’ndeki müsilaj tehlikesinin sürdüğünü söyledi.Kurulun, 2021 yılında Marmara Denizi’nde baş gösteren müsilaj sorununun çözüme kavuşturulması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kurulduğunu ve bugün 4’üncü toplantılarını gerçekleştireceklerini bildiren Özhaseki, Marmara’daki müsilaja yol açan nedenlerin belli olduğunu kaydetti.
Özhaseki, iklim değişikliği sebebiyle tüm atmosfer ve dünya yüzeyinde sıcaklığın arttığını belirterek, “Bu sıcaklık artışının tüm gezegenimizde yol açmış olduğu afetlere hepimiz vakıfız. İkinci olarak ileri biyolojik arıtma tesislerinde arıtılmayan atık sular ve tarımsal gübre kaynaklı olarak Marmara&#039;ya yoğun şekilde azot ve fosfor yayılımı olduğunu biliyoruz.” diye konuştu.Marmara Denizi’nin 24 milyonu aşkın bir nüfusa ev sahipliği yaptığını anlatan Özhaseki, şunları söyledi:
“Böyle büyük bir nüfusu barındıran Marmara Denizi havzasının korunması için bu büyük nüfusun atıklarını bilimsel şekilde de yönetmemiz icap ediyor. Marmara Denizimizi bilimsel gereklilikler çerçevesinde korumak ve baş gösteren müsilajı kontrol altına almak adına 6 Haziran 2021&#039;de 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı hazırlanmıştı. Bunun ardından bakanlığımız koordinasyonunda valilikler ve belediyelerimizle birlikte yürütülen özverili çalışmalar neticesinde deniz yüzeyindeki müsilajı bir ay gibi bir süre içerisinde temizlemiştik.”
Özhaseski, müsilajın yeniden görülmemesi için denize atık su deşarj eden tesisleri kalabalık bir ekiple sıkı bir şekilde denetim altında tutmaya devam ettiklerini söyledi.Bugüne kadar yürüttükleri çalışmalara değinen Özhaseki, şöyle konuştu:
“2021 yılından bu yana yürüttüğümüz çalışmalara baktığımızda Marmara&#039;nın geleceğinin koruma altına alınması adına 21 bilim insanımızın katılımıyla bilim ve teknik kurulu oluşturuldu. Marmara Denizi&#039;nin çevresel durumunu iyileştirmek ve müsilajın tekrarını önlemek için 2021-24 Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı hazırlandı. Ayrı bir kararla Marmara Denizi&#039;ni özel çevre koruma bölgesi ilan ettik. Hocalarımızın hazırlamış olduğu 22 maddelik bir eylem planımız vardı. Bunun 14 tanesi kirlilik yükünün azaltılmasıyla ilgili. Kirlilik yükünü azaltmadan müsilaj ve bazı tehditlerden kurtulma şansımız ne yazık ki yok. Çünkü müsilaj nihayetinde bir sonuç. Eğer eylem planımız doğru ve kararlı bir şekilde uygulanmazsa, müsilaj gibi ekolojilk bir felaket kapıda bekliyor. Marmara her gün biraz daha kirlenip bozulmaya devam ediyor. Başta balık türleri olmak üzere ekocanlılık gittikçe azalıyor ve zayıflıyor.”Bakan Özhaseki, bu toplantıdaki amacın kurumların neler yaptığını görmek olduğunu vurgulayarak, bununla ilgili bir sunum yapılacağını kaydetti.
Özhaseki, “Amaç hiç kimseyi suçlamak değil, suçlu aramak değil. Öyle bir derdimiz yok. Çünkü bu ayrı bir konu. Burada doğru tespitler yapıp sonra yol haritamızı belirleyip eylem planını doğru bir şekilde en hızlı vaziyette uygulamak durumundayız. Bunun için bir aradayız. Amacımız Marmara Denizi&#039;ni eski güzel haline, yeniden el birliğiyle kavuşturabilmek. Neler yapabiliriz, kime ne görev düşüyor? Bizim işçilerimize düşen bir görev varsa her an bunu yapmaya da hazırız.” dedi.
Yapacakları toplantıların tertemiz bir Marmara Denizi&#039;ni ortaya çıkarmaya vesile olacağını dile getiren Özhaseki, “İstişare edeceğiz, konuşacağız, yardımlaşacağız ve el birliğiyle bu sorunu çözeceğiz.” ifadesini kullandı.
Toplantıda İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Marmara Denizi&#039;ne kıyısı olan illerin valileri, belediye başkanları, Marmara Deniz Eylem Planı Koordinasyon Kurulu üyeleri, akademisyenler ve bakanlık bürokratları yer aldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEbc_CPJukCR_Ld0dzAsmA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çevre, Şehircilik, İklim, Değişikliği, Bakanı, Mehmet, Özhaseki:, Marmara’da, ekolojik
felaket, kapıda, bekliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEbc_CPJukCR_Ld0dzAsmA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki: Marmara’da ekolojik felaket kapıda bekliyor"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Marmara Denizi Eylem Planı’nın doğru ve kararlı bir şekilde uygulanmaması durumunda müsilaj gibi ekolojik bir felaketin kapıda beklediğini söyleyerek, “Marmara her gün biraz daha kirlenip bozulmaya devam ediyor.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lVKY8R1blkCNxFovnrsa1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Deniz Eylem Planı Koordinasyon Kurulu 4. Toplantısı, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleşti.
Toplantıda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Marmara Denizi’ndeki müsilaj tehlikesinin sürdüğünü söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fTSqkakctUurRurKXB1pew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kurulun, 2021 yılında Marmara Denizi’nde baş gösteren müsilaj sorununun çözüme kavuşturulması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kurulduğunu ve bugün 4’üncü toplantılarını gerçekleştireceklerini bildiren Özhaseki, Marmara’daki müsilaja yol açan nedenlerin belli olduğunu kaydetti.
Özhaseki, iklim değişikliği sebebiyle tüm atmosfer ve dünya yüzeyinde sıcaklığın arttığını belirterek, “Bu sıcaklık artışının tüm gezegenimizde yol açmış olduğu afetlere hepimiz vakıfız. İkinci olarak ileri biyolojik arıtma tesislerinde arıtılmayan atık sular ve tarımsal gübre kaynaklı olarak Marmara'ya yoğun şekilde azot ve fosfor yayılımı olduğunu biliyoruz.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6kEMcuCYFUWZ_N1CPlgFcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nin 24 milyonu aşkın bir nüfusa ev sahipliği yaptığını anlatan Özhaseki, şunları söyledi:
“Böyle büyük bir nüfusu barındıran Marmara Denizi havzasının korunması için bu büyük nüfusun atıklarını bilimsel şekilde de yönetmemiz icap ediyor. Marmara Denizimizi bilimsel gereklilikler çerçevesinde korumak ve baş gösteren müsilajı kontrol altına almak adına 6 Haziran 2021'de 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı hazırlanmıştı. Bunun ardından bakanlığımız koordinasyonunda valilikler ve belediyelerimizle birlikte yürütülen özverili çalışmalar neticesinde deniz yüzeyindeki müsilajı bir ay gibi bir süre içerisinde temizlemiştik.”
Özhaseski, müsilajın yeniden görülmemesi için denize atık su deşarj eden tesisleri kalabalık bir ekiple sıkı bir şekilde denetim altında tutmaya devam ettiklerini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OTEgWU1F6UCTs81vnqDodw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bugüne kadar yürüttükleri çalışmalara değinen Özhaseki, şöyle konuştu:
“2021 yılından bu yana yürüttüğümüz çalışmalara baktığımızda Marmara'nın geleceğinin koruma altına alınması adına 21 bilim insanımızın katılımıyla bilim ve teknik kurulu oluşturuldu. Marmara Denizi'nin çevresel durumunu iyileştirmek ve müsilajın tekrarını önlemek için 2021-24 Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı hazırlandı. Ayrı bir kararla Marmara Denizi'ni özel çevre koruma bölgesi ilan ettik. Hocalarımızın hazırlamış olduğu 22 maddelik bir eylem planımız vardı. Bunun 14 tanesi kirlilik yükünün azaltılmasıyla ilgili. Kirlilik yükünü azaltmadan müsilaj ve bazı tehditlerden kurtulma şansımız ne yazık ki yok. Çünkü müsilaj nihayetinde bir sonuç. Eğer eylem planımız doğru ve kararlı bir şekilde uygulanmazsa, müsilaj gibi ekolojilk bir felaket kapıda bekliyor. Marmara her gün biraz daha kirlenip bozulmaya devam ediyor. Başta balık türleri olmak üzere ekocanlılık gittikçe azalıyor ve zayıflıyor.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Vt72Zl9wFEa9bqNIYpn2ZA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bakan Özhaseki, bu toplantıdaki amacın kurumların neler yaptığını görmek olduğunu vurgulayarak, bununla ilgili bir sunum yapılacağını kaydetti.
Özhaseki, “Amaç hiç kimseyi suçlamak değil, suçlu aramak değil. Öyle bir derdimiz yok. Çünkü bu ayrı bir konu. Burada doğru tespitler yapıp sonra yol haritamızı belirleyip eylem planını doğru bir şekilde en hızlı vaziyette uygulamak durumundayız. Bunun için bir aradayız. Amacımız Marmara Denizi'ni eski güzel haline, yeniden el birliğiyle kavuşturabilmek. Neler yapabiliriz, kime ne görev düşüyor? Bizim işçilerimize düşen bir görev varsa her an bunu yapmaya da hazırız.” dedi.
Yapacakları toplantıların tertemiz bir Marmara Denizi'ni ortaya çıkarmaya vesile olacağını dile getiren Özhaseki, “İstişare edeceğiz, konuşacağız, yardımlaşacağız ve el birliğiyle bu sorunu çözeceğiz.” ifadesini kullandı.
Toplantıda İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Marmara Denizi'ne kıyısı olan illerin valileri, belediye başkanları, Marmara Deniz Eylem Planı Koordinasyon Kurulu üyeleri, akademisyenler ve bakanlık bürokratları yer aldı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ODTÜ’den
endişelendiren tespit: “Kritik eşik aşıldı, Marmara komada!”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/odtudenendiselendiren-tespit-kritik-esik-asildi-marmara-komada</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/odtudenendiselendiren-tespit-kritik-esik-asildi-marmara-komada</guid>
<description><![CDATA[ ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yücel, Marmara Denizi’nin ilk 30 metresi hariç ciddi oksijen azlığı çektiğini söyledi. Marmara Denizi’nin komada olduğunu anlatan Yücel, “Oksijen özellikle ilk 30 metreden sonra hipoksi eşiği dediğimiz, bir balığın giremeyeceği seviyede düşük.” diye konuştu.ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Bilim 2 gemisi ile 8 bilim insanının katıldığı ve 4 gün süren 2024 Marmara Denizi seferlerinin ilk bölümünü geçtiğimiz günlerde tamamladı.Isınma, kirlilik, oksijen değerleri, akıntı yönleri gibi birçok parametrenin incelendiği sefer sonrasında gemide soruları yanıtlayan Yücel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yürüttükleri Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) projesi kapsamında özellikle müsilaj krizinden beri artan sıklıktaki deniz seferleriyle, Marmara Denizi&#039;nin oşinografik durumunu takip ettiklerini belirtti.Düzenledikleri son seferde özellikle Doğu Marmara’ya odaklandıklarını bildiren Yücel, “İlk bulgularımızda özellikle oksijende durum hiç ama hiç iç açıcı değil, hala Marmara ilk 30 metresi hariç ciddi oksijen azlığı çeken, komada bir yer. Oksijen özellikle ilk 30 metreden sonra hipoksi eşiği dediğimiz, bir balığın giremeyeceği seviyede düşük. Ardından 150-200 metreye eriştiğinizde neredeyse ölçmekte zorlandığımız, çok çok az seviyelerde oksijen var.” dedi.
Daha önce, özellikle Doğu Marmara’da 600 ila 800 metre bandındaki Akdeniz suyunun Marmara’ya az da olsa bir nefes verdiğini ve oksijen değerlerini bir nebze de olsa artırdığını belirten Yücel, son seferde buna rastlamadıklarını, denizlerdeki ısınmanın bu sonucu doğurmuş olabileceğini ifade etti.Önceki yıllara göre Marmara Denizi’nin çok fazla ısınıp yorulduğunu, mayıs sonu itibarıyla da alg patlamalarıyla sistemin hırpalandığını dile getiren Yücel, “Geçen yılki seferimizde eylül ayında ölçtüğümüz yaz sonu değerlerini şimdiden ölçmüşüz ve geçmişiz bile. Yaz süresince bunun artacağını düşünüyoruz. Deniz suyu sıcaklıkları bu yıl rekorlar kırdı. Temmuz, ağustos, eylül aylarında bu rekorların yenilenmesi olası. Şimdiden Doğu Marmara&#039;da deniz suyu sıcaklığını 26, İzmit Körfezi’nde 27 derece ölçtük ki bu bölgelerde son 40 yılın ortalaması 24-25 derecelerdir.” diye konuştu.
Deniz suyu sıcaklığındaki artışın daha az oksijen çözülebilmesine ve kirlilik artışına neden olduğunu aktaran Yücel, sıcaklık, oksijensizleşme ve kirliliğin kısır bir döngü içinde birbirini beslediği tespitini paylaştı.Yücel, kirliliğin boyutu hakkında şunları söyledi:
“Özellikle son yıllarda çok yoğun veri topladığımız için çok net konuşabilirim. Marmara’da azot, fosfor kirliliği artarak devam ediyor, birikim devam ediyor, trendlerde azalmayı bırakın herhangi bir durma gözlemlemedik. Marmara&#039;da çok ciddi bir biyolojik üretim hali sürmekte. Üretim değerleri Karadeniz&#039;in 3-4 katı. Esas 3-4 hafta önceki biyolojik üretim patlamasını geride bıraktık, şimdi sistem nispeten yazla ilgili bir denge durumuna ulaştı. Marmara çok üretken, aşırı azot ve fosfor yüklü.”Denizde oksijenin azaldığı noktada hayatın bittiği gibi bir algı bulunsa da tek hücreli yaşamın sürdüğünü, mikrobiyal canlıların solunum yapmaya devam ettiğini anlatan Yücel, söz konusu canlıların bu solunumu nitrat denilen, azotun oksijen bağlı formuyla yaptıkları bilgisini verdi.
Doğu Marmara’da da 200 metreden sonra nitrat seviyelerinin düştüğüne ve oksijen azaldıkça nitratın da azalmaya başladığına değinen Yücel, termodinamik teoriye göre oksijen ve nitrat tükendiğinde mikrobiyal yaşamın sülfat soluyarak hidrojen sülfür gazı ortaya çıkaracağını işaret etti.
MARMOD projesi sayesinde böyle bir trendi Doğu Marmara&#039;da tespit ettiklerini vurgulayan Yücel, şu uyarılarda bulundu:
“Bu bir felaket anlamına geliyor. Bu bütün besin sisteminin, besin ağının çökmesi demek. Hidrojen sülfürlü sular dipte birikmeye başladığı anda yavaş yavaş kötüleşmeyle beraber önlem alınmazsa yukarı doğru çıkacak. Bu, koku yapması, hidrojen sülfürlü suların kıyıya vurması demek. Üstteki 30 metrelik oksijenli suyla birleştiği zaman yeni müsilajımsı, göze hoş gelmeyen, halk sağlığı açısından müthiş tehdit oluşturan, balıkçılık için bambaşka tehdit oluşturan, turizmi çökertecek bir fenomen olacak. Hidrojen sülfür İzmit Körfezi dışında, Marmara&#039;da henüz yok, henüz oluşuma başlamadı ama son 3 yıldaki gidişat sürerse, önümüzdeki 4 ya da 5 yıl içerisinde Doğu Marmara&#039;daki nitratın tükeneceğini biz MARMOD verileriyle görüyoruz.”
Marmara’nın sorununun azot ve fosfor yükü olduğunu hatırlatan Yücel, bu yükün önemli bir kısmının tarımsal girdiler ve şehirlerin arıtılmamış, az arıtılmış veya en ileri seviyede arıtılmamış atık sularının Marmara ile buluşmasından kaynaklandığını, acil olarak harekete geçilmesi gereken konuların başında da bu iki sorunun geldiği değerlendirmesini paylaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XN4jLdqH4EWDFcW4a67DJA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>ODTÜ’den
endişelendiren, tespit:, “Kritik, eşik, aşıldı, Marmara, komada”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XN4jLdqH4EWDFcW4a67DJA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="ODTÜ’den endişelendiren tespit: “Kritik eşik aşıldı, Marmara komada!”"><p>ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yücel, Marmara Denizi’nin ilk 30 metresi hariç ciddi oksijen azlığı çektiğini söyledi. Marmara Denizi’nin komada olduğunu anlatan Yücel, “Oksijen özellikle ilk 30 metreden sonra hipoksi eşiği dediğimiz, bir balığın giremeyeceği seviyede düşük.” diye konuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eYzVzrpwLEyP0ZTYPWIGHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Bilim 2 gemisi ile 8 bilim insanının katıldığı ve 4 gün süren 2024 Marmara Denizi seferlerinin ilk bölümünü geçtiğimiz günlerde tamamladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/82FiwHQS7kSN1__pRPbYKA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Isınma, kirlilik, oksijen değerleri, akıntı yönleri gibi birçok parametrenin incelendiği sefer sonrasında gemide soruları yanıtlayan Yücel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yürüttükleri Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) projesi kapsamında özellikle müsilaj krizinden beri artan sıklıktaki deniz seferleriyle, Marmara Denizi'nin oşinografik durumunu takip ettiklerini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LVbhh34aNUKmP7wSgou_2w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düzenledikleri son seferde özellikle Doğu Marmara’ya odaklandıklarını bildiren Yücel, “İlk bulgularımızda özellikle oksijende durum hiç ama hiç iç açıcı değil, hala Marmara ilk 30 metresi hariç ciddi oksijen azlığı çeken, komada bir yer. Oksijen özellikle ilk 30 metreden sonra hipoksi eşiği dediğimiz, bir balığın giremeyeceği seviyede düşük. Ardından 150-200 metreye eriştiğinizde neredeyse ölçmekte zorlandığımız, çok çok az seviyelerde oksijen var.” dedi.
Daha önce, özellikle Doğu Marmara’da 600 ila 800 metre bandındaki Akdeniz suyunun Marmara’ya az da olsa bir nefes verdiğini ve oksijen değerlerini bir nebze de olsa artırdığını belirten Yücel, son seferde buna rastlamadıklarını, denizlerdeki ısınmanın bu sonucu doğurmuş olabileceğini ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5c5h8duf90-ZVgKm3v6Q8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Önceki yıllara göre Marmara Denizi’nin çok fazla ısınıp yorulduğunu, mayıs sonu itibarıyla da alg patlamalarıyla sistemin hırpalandığını dile getiren Yücel, “Geçen yılki seferimizde eylül ayında ölçtüğümüz yaz sonu değerlerini şimdiden ölçmüşüz ve geçmişiz bile. Yaz süresince bunun artacağını düşünüyoruz. Deniz suyu sıcaklıkları bu yıl rekorlar kırdı. Temmuz, ağustos, eylül aylarında bu rekorların yenilenmesi olası. Şimdiden Doğu Marmara'da deniz suyu sıcaklığını 26, İzmit Körfezi’nde 27 derece ölçtük ki bu bölgelerde son 40 yılın ortalaması 24-25 derecelerdir.” diye konuştu.
Deniz suyu sıcaklığındaki artışın daha az oksijen çözülebilmesine ve kirlilik artışına neden olduğunu aktaran Yücel, sıcaklık, oksijensizleşme ve kirliliğin kısır bir döngü içinde birbirini beslediği tespitini paylaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/apjFKsSrJkSLrGfXYg5nxg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yücel, kirliliğin boyutu hakkında şunları söyledi:
“Özellikle son yıllarda çok yoğun veri topladığımız için çok net konuşabilirim. Marmara’da azot, fosfor kirliliği artarak devam ediyor, birikim devam ediyor, trendlerde azalmayı bırakın herhangi bir durma gözlemlemedik. Marmara'da çok ciddi bir biyolojik üretim hali sürmekte. Üretim değerleri Karadeniz'in 3-4 katı. Esas 3-4 hafta önceki biyolojik üretim patlamasını geride bıraktık, şimdi sistem nispeten yazla ilgili bir denge durumuna ulaştı. Marmara çok üretken, aşırı azot ve fosfor yüklü.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0Kl5l_K1vU69LKwWyplenw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denizde oksijenin azaldığı noktada hayatın bittiği gibi bir algı bulunsa da tek hücreli yaşamın sürdüğünü, mikrobiyal canlıların solunum yapmaya devam ettiğini anlatan Yücel, söz konusu canlıların bu solunumu nitrat denilen, azotun oksijen bağlı formuyla yaptıkları bilgisini verdi.
Doğu Marmara’da da 200 metreden sonra nitrat seviyelerinin düştüğüne ve oksijen azaldıkça nitratın da azalmaya başladığına değinen Yücel, termodinamik teoriye göre oksijen ve nitrat tükendiğinde mikrobiyal yaşamın sülfat soluyarak hidrojen sülfür gazı ortaya çıkaracağını işaret etti.
MARMOD projesi sayesinde böyle bir trendi Doğu Marmara'da tespit ettiklerini vurgulayan Yücel, şu uyarılarda bulundu:
“Bu bir felaket anlamına geliyor. Bu bütün besin sisteminin, besin ağının çökmesi demek. Hidrojen sülfürlü sular dipte birikmeye başladığı anda yavaş yavaş kötüleşmeyle beraber önlem alınmazsa yukarı doğru çıkacak. Bu, koku yapması, hidrojen sülfürlü suların kıyıya vurması demek. Üstteki 30 metrelik oksijenli suyla birleştiği zaman yeni müsilajımsı, göze hoş gelmeyen, halk sağlığı açısından müthiş tehdit oluşturan, balıkçılık için bambaşka tehdit oluşturan, turizmi çökertecek bir fenomen olacak. Hidrojen sülfür İzmit Körfezi dışında, Marmara'da henüz yok, henüz oluşuma başlamadı ama son 3 yıldaki gidişat sürerse, önümüzdeki 4 ya da 5 yıl içerisinde Doğu Marmara'daki nitratın tükeneceğini biz MARMOD verileriyle görüyoruz.”
Marmara’nın sorununun azot ve fosfor yükü olduğunu hatırlatan Yücel, bu yükün önemli bir kısmının tarımsal girdiler ve şehirlerin arıtılmamış, az arıtılmış veya en ileri seviyede arıtılmamış atık sularının Marmara ile buluşmasından kaynaklandığını, acil olarak harekete geçilmesi gereken konuların başında da bu iki sorunun geldiği değerlendirmesini paylaştı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Oksijen seviyesi düştü, deniz köpürdü: “Buradaki durum
müsilajdan beter, durum çok ciddi”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/oksijen-seviyesi-dustu-deniz-koepurdu-buradaki-durummusilajdan-beter-durum-cok-ciddi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/oksijen-seviyesi-dustu-deniz-koepurdu-buradaki-durummusilajdan-beter-durum-cok-ciddi</guid>
<description><![CDATA[ Doğu Akdeniz’de kirlilik artıyor. Mersin’deki Yenişehir sahili boyunca kirliliğe bağlı köpüklenmeler oluştuğu görüldü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Mersin’de yaşanan kirliliği “Müsilajdan beter.” diyerek yorumladı. Mersin Körfezi’ndeki durumun ürkütücü boyutlara ulaştığını ifade eden Salihoğlu, “Gerçekten durum çok ciddi. Deniz sistemlerini ortadan kaldırıyoruz, tabiri caizse denizleri komaya sokuyoruz.” diye konuştu.Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Mersin Körfezi’nde kirlilik seviyesinin artması nedeniyle meydana gelen köpüklenme için “Müsilajdan beter.” yorumunda bulundu.Mersin Körfezi’nde 1 aydır kıyıya yakın bölgelerde deniz yüzeyinde köpüklenme görülürken suda görüş mesafesinde de azalma yaşanıyor.
Yenişehir sahili boyunca görülen köpüklenme hakkında konuşan Salihoğlu, Mersin Körfezi’ni Doğu Akdeniz’de kirliliğin en yoğun görüldüğü bölgelerden biri olarak nitelendirdi.Körfezin kıyılarında şu anda gözle görülür bir kirlilik olduğunu ve buradaki durumun neredeyse Marmara Denizi ile eş değer hale geldiğini aktaran Salihoğlu, “Şu anda Mersin Körfezi’nde denize baktığınızda ancak 1,5 metreyi görebiliyorsunuz. Işık geçirgenliği oldukça düşmüş, çok kirli bir suyla karşı karşıyayız ve bu kirlilik oksijen seviyelerini de düşürüyor. Deniz yüzeyinde köpüklü yapılar, yoğun alg patlamaları var. Şu anda içine girdiğimiz deniz sağlıklı ve keyif veren bir deniz değil. Kirli ve bulanık bir denizle karşı karşıyayız.” diye konuştu.Özellikle belli türdeki alglerin yoğun üremesi sonrası, fiziksel olarak akıntı ve rüzgarla bu köpüklenmenin oluştuğunu anlatan Salihoğlu, şöyle devam etti:
“Buradaki durum müsilajdan beter çünkü gerçekten inanılmaz bir kirlilik yükü var, şehir kirliliği çok yüksek. Yaz döneminde nüfus artışıyla birlikte evsel atıklar çok yükselmiş durumda. Büyük nehirlerden, örneğin Seyhan Nehri’nden, çok ciddi bir kirlilik girdisi var. Tarımsal ve endüstriyel kökenli kirlilik de çok yüksek.”
Kirliliğin ana kaynağının karasal girdiler olduğunu, şehir deşarjları ile etkisiz veya yetersiz çalışan arıtma tesislerinin de önemli bir rol oynadığını kaydeden Salihoğlu, nehirlerden gelen yayılı kaynaklı kirlilik yükünün de yüksek seviyede ve tarımsal ve endüstriyel uygulamalardan kaynaklandığını bildirdi.
Mersin Körfezi’ndeki durumun ürkütücü boyutlara ulaştığını ifade eden Salihoğlu, denizin durumuyla ilgili kullanılan kriterlere göre buranın çok kötü veya aşırı kötü seviyelerde olduğu tespitini paylaştı.
Salihoğlu, suyun geçirgenliğinin yani insanların suyu görme kapasitesinin çok düşük, azot ve fosfor yüklerinin ise çok yüksek olduğunu, bu durumun fitoplanktonu aşırı seviyede artırdığını vurguladı.Açık bir deniz olan Akdeniz’deki akıntı sisteminin şu anda bu körfezleri temizleyebilecek durumda olmadığı değerlendirmesinde bulunan Salihoğlu, şunları söyledi:
“Gerçekten durum çok ciddi. Deniz sistemlerini ortadan kaldırıyoruz, tabiri caizse denizleri komaya sokuyoruz. Sıcaklıklar da çok artmış durumda. Yaptığımız ölçümlerde, Mersin şehri kıyılarında deniz suyu sıcaklıkları 34 dereceleri gösteriyor. İklim değişikliğinin ve sıcaklıkların baskısı çok yüksek ve hiç görülmemiş seviyelerde bir kirlilikle denizlere yükleniyoruz. Aynı zamanda balıkçılık faaliyetleri de hiçbir şekilde sürdürülebilir değil.”
Enstitü olarak Mersin Büyükşehir Belediyesi ile “Temiz Akdeniz İçin Ekosistem Tabanlı İzleme ve Yönetim Planı Projesi” yürüttükleri bilgisini veren Salihoğlu, farkındalık oluşturmaya çalıştıkları bu çalışmada belli bir seviyeye geldiklerini ancak bunun yeterli olmadığını, durumun ciddiyetinin artık herkes tarafından anlaşılması gerektiğini dile getirdi.Akdeniz’in temiz ve parlak deniziyle ünlendiğini ancak Mersin sahillerinin bu standartlardan uzak olduğunu ifade eden Salihoğlu, kirliliğin dış etkenlerden değil insan davranışlarından kaynaklandığını belirtti.
Bölgedeki nüfus artışının altını çizen Salihoğlu, turizmin yoğun olduğu her bölgede insan kullanımından dolayı ortaya büyük bir atık yükü çıktığından ve bu atıkların doğru yönetilmesi gerektiğinden bahsetti.
Salihoğlu, şu tavsiyelerde bulundu:
“Kirliliğin geniş bir alanı kaplaması söz konusu. Şu anda çoğu atık, basit bir ön arıtmadan sonra tüm azot ve fosfor yüküyle birlikte denize ulaşmakta. Bunların önüne geçmemiz, bir seferberlik yaklaşımıyla denizlerin üstüne düşmemiz, denizlere daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor. Bir an önce denizlere olan kirliliği azaltmak için bir araya gelmemiz, koruma alanları ilan etmemiz lazım. İyi tarım uygulamalarına geçilmesi ve daha iyi planlama yapılması, endüstriyel atıkların mutlaka arıtılarak nehirlere verilmesi şart. Aksi halde, sosyal, ekonomik ve ekolojik kayıplarımız çok fazla olacak.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WcYdD8H-gEOXfrHVvpj0cQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Oksijen, seviyesi, düştü, deniz, köpürdü:, “Buradaki, durum
müsilajdan, beter, durum, çok, ciddi”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WcYdD8H-gEOXfrHVvpj0cQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Oksijen seviyesi düştü, deniz köpürdü: “Buradaki durum müsilajdan beter, durum çok ciddi”"><p>Doğu Akdeniz’de kirlilik artıyor. Mersin’deki Yenişehir sahili boyunca kirliliğe bağlı köpüklenmeler oluştuğu görüldü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Mersin’de yaşanan kirliliği “Müsilajdan beter.” diyerek yorumladı. Mersin Körfezi’ndeki durumun ürkütücü boyutlara ulaştığını ifade eden Salihoğlu, “Gerçekten durum çok ciddi. Deniz sistemlerini ortadan kaldırıyoruz, tabiri caizse denizleri komaya sokuyoruz.” diye konuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZVhEnJUFX0yTjDoqrIGqKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Mersin Körfezi’nde kirlilik seviyesinin artması nedeniyle meydana gelen köpüklenme için “Müsilajdan beter.” yorumunda bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P9L1oSfLJ0qMumyd_Bo58A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mersin Körfezi’nde 1 aydır kıyıya yakın bölgelerde deniz yüzeyinde köpüklenme görülürken suda görüş mesafesinde de azalma yaşanıyor.
Yenişehir sahili boyunca görülen köpüklenme hakkında konuşan Salihoğlu, Mersin Körfezi’ni Doğu Akdeniz’de kirliliğin en yoğun görüldüğü bölgelerden biri olarak nitelendirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y3BB709vjkm86H6NF-2F7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfezin kıyılarında şu anda gözle görülür bir kirlilik olduğunu ve buradaki durumun neredeyse Marmara Denizi ile eş değer hale geldiğini aktaran Salihoğlu, “Şu anda Mersin Körfezi’nde denize baktığınızda ancak 1,5 metreyi görebiliyorsunuz. Işık geçirgenliği oldukça düşmüş, çok kirli bir suyla karşı karşıyayız ve bu kirlilik oksijen seviyelerini de düşürüyor. Deniz yüzeyinde köpüklü yapılar, yoğun alg patlamaları var. Şu anda içine girdiğimiz deniz sağlıklı ve keyif veren bir deniz değil. Kirli ve bulanık bir denizle karşı karşıyayız.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x3ahzI0Ku06iwfEtfRFtKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle belli türdeki alglerin yoğun üremesi sonrası, fiziksel olarak akıntı ve rüzgarla bu köpüklenmenin oluştuğunu anlatan Salihoğlu, şöyle devam etti:
“Buradaki durum müsilajdan beter çünkü gerçekten inanılmaz bir kirlilik yükü var, şehir kirliliği çok yüksek. Yaz döneminde nüfus artışıyla birlikte evsel atıklar çok yükselmiş durumda. Büyük nehirlerden, örneğin Seyhan Nehri’nden, çok ciddi bir kirlilik girdisi var. Tarımsal ve endüstriyel kökenli kirlilik de çok yüksek.”
Kirliliğin ana kaynağının karasal girdiler olduğunu, şehir deşarjları ile etkisiz veya yetersiz çalışan arıtma tesislerinin de önemli bir rol oynadığını kaydeden Salihoğlu, nehirlerden gelen yayılı kaynaklı kirlilik yükünün de yüksek seviyede ve tarımsal ve endüstriyel uygulamalardan kaynaklandığını bildirdi.
Mersin Körfezi’ndeki durumun ürkütücü boyutlara ulaştığını ifade eden Salihoğlu, denizin durumuyla ilgili kullanılan kriterlere göre buranın çok kötü veya aşırı kötü seviyelerde olduğu tespitini paylaştı.
Salihoğlu, suyun geçirgenliğinin yani insanların suyu görme kapasitesinin çok düşük, azot ve fosfor yüklerinin ise çok yüksek olduğunu, bu durumun fitoplanktonu aşırı seviyede artırdığını vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IzJCchhIWk6Al_SELSmaag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Açık bir deniz olan Akdeniz’deki akıntı sisteminin şu anda bu körfezleri temizleyebilecek durumda olmadığı değerlendirmesinde bulunan Salihoğlu, şunları söyledi:
“Gerçekten durum çok ciddi. Deniz sistemlerini ortadan kaldırıyoruz, tabiri caizse denizleri komaya sokuyoruz. Sıcaklıklar da çok artmış durumda. Yaptığımız ölçümlerde, Mersin şehri kıyılarında deniz suyu sıcaklıkları 34 dereceleri gösteriyor. İklim değişikliğinin ve sıcaklıkların baskısı çok yüksek ve hiç görülmemiş seviyelerde bir kirlilikle denizlere yükleniyoruz. Aynı zamanda balıkçılık faaliyetleri de hiçbir şekilde sürdürülebilir değil.”
Enstitü olarak Mersin Büyükşehir Belediyesi ile “Temiz Akdeniz İçin Ekosistem Tabanlı İzleme ve Yönetim Planı Projesi” yürüttükleri bilgisini veren Salihoğlu, farkındalık oluşturmaya çalıştıkları bu çalışmada belli bir seviyeye geldiklerini ancak bunun yeterli olmadığını, durumun ciddiyetinin artık herkes tarafından anlaşılması gerektiğini dile getirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QA9uZhFQvk-DulH5J5Bb2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akdeniz’in temiz ve parlak deniziyle ünlendiğini ancak Mersin sahillerinin bu standartlardan uzak olduğunu ifade eden Salihoğlu, kirliliğin dış etkenlerden değil insan davranışlarından kaynaklandığını belirtti.
Bölgedeki nüfus artışının altını çizen Salihoğlu, turizmin yoğun olduğu her bölgede insan kullanımından dolayı ortaya büyük bir atık yükü çıktığından ve bu atıkların doğru yönetilmesi gerektiğinden bahsetti.
Salihoğlu, şu tavsiyelerde bulundu:
“Kirliliğin geniş bir alanı kaplaması söz konusu. Şu anda çoğu atık, basit bir ön arıtmadan sonra tüm azot ve fosfor yüküyle birlikte denize ulaşmakta. Bunların önüne geçmemiz, bir seferberlik yaklaşımıyla denizlerin üstüne düşmemiz, denizlere daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor. Bir an önce denizlere olan kirliliği azaltmak için bir araya gelmemiz, koruma alanları ilan etmemiz lazım. İyi tarım uygulamalarına geçilmesi ve daha iyi planlama yapılması, endüstriyel atıkların mutlaka arıtılarak nehirlere verilmesi şart. Aksi halde, sosyal, ekonomik ve ekolojik kayıplarımız çok fazla olacak.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyaca
ünlü Phaselis’te tepki çeken görüntü: “Medeniyetten uzaklaşmış insanların eseri”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyacaunlu-phaseliste-tepki-ceken-goeruntu-medeniyetten-uzaklasmis-insanlarin-eseri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyacaunlu-phaseliste-tepki-ceken-goeruntu-medeniyetten-uzaklasmis-insanlarin-eseri</guid>
<description><![CDATA[ Antalya’nın en çok rağbet gören turistik merkezlerinden dünyaca ünlü Phaselis sahilinde ziyaretçilerin ardında bıraktığı çöp yığınları tepki çekti. Plajdaki kirliliği cep telefonu kamerasıyla kaydeden bir vatandaş, “Bu pisliği, insanımızın ne kadar medenilikten uzaklaştığını görmek, insanın içini acıtıyor. Bir kişi çöp bırakmış, diğerleri de ona uygun çöplerini bırakıp gitmiş.” diye konuştu.Antalya’nın Likya döneminin önemli antik kentlerinden olan Kemer ilçesine bağlı, iki koydaki kumsallarıyla da her yaz binlerce yerli ve yabancı tatilciyi ağırlayan Phaselis’te tepki çeken görüntüler ortaya çıktı.Önceki gün antik kent ve sahiline giden Rabia Albay Baltacıoğlu, duyarsız kişilerin sahile bırakıp, gittiği çöp yığınlarıyla karşılaştı.Phaselis Antik Kenti’ne girişin ücretli olduğunu belirten Baltacıoğlu, “Burası, Phaselis Antik Kenti. Girişte kuyruk bekliyorsunuz, içeri girince için acıyor. Bu pisliği, insanımızın ne kadar medenilikten uzaklaştığını görmek, insanın içini acıtıyor. Bir kişi çöp bırakmış, diğerleri de ona uygun çöplerini bırakıp gitmiş. Phaselis Antik Kenti, bu yaz yoğunluktan girip keyif yapamadığımız, milattan önce kurulan hamamı, agorası, tiyatrosu ile liman kent. 21’inci yüzyılda medeniyetten uzaklaşmış insanların eseri, çöp ve plastik yığınlarıyla geldiği durum.” diyerek tepki gösterdi.Karşılaştığı kirlilik nedeniyle çok üzüldüğünü, otoparkın, ağaçların dibi ve birçok yerin çöple dolu olduğunu söyleyen Rabia Alpay Baltacıoğlu, “Temizlik sıfır. Geçen sene de kapıdaki görevlilere söyledim, ‘Anons edin, insanlar çöpleri bırakmasın’ diye. ‘Gelenler bakanlığa şikayet ediyor, onun için anons edemiyoruz’ dediler. Ne yazık ki ören yeri diye vandal insanlar bu hale getirmiş. Bu sene bir başka kirlilik var. Phaselis girişinde bazen 2 kilometre ana caddeye kadar kuyruk oluyor.” şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FxqcMUyydk60rtfV644oeQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyaca
ünlü, Phaselis’te, tepki, çeken, görüntü:, “Medeniyetten, uzaklaşmış, insanların, eseri”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FxqcMUyydk60rtfV644oeQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyaca ünlü Phaselis’te tepki çeken görüntü: “Medeniyetten uzaklaşmış insanların eseri”"><p>Antalya’nın en çok rağbet gören turistik merkezlerinden dünyaca ünlü Phaselis sahilinde ziyaretçilerin ardında bıraktığı çöp yığınları tepki çekti. Plajdaki kirliliği cep telefonu kamerasıyla kaydeden bir vatandaş, “Bu pisliği, insanımızın ne kadar medenilikten uzaklaştığını görmek, insanın içini acıtıyor. Bir kişi çöp bırakmış, diğerleri de ona uygun çöplerini bırakıp gitmiş.” diye konuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HjX31T5Kk0SIIwBdNHuEpw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya’nın Likya döneminin önemli antik kentlerinden olan Kemer ilçesine bağlı, iki koydaki kumsallarıyla da her yaz binlerce yerli ve yabancı tatilciyi ağırlayan Phaselis’te tepki çeken görüntüler ortaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xiMmI9qQoUmu1XkAWw53iA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Önceki gün antik kent ve sahiline giden Rabia Albay Baltacıoğlu, duyarsız kişilerin sahile bırakıp, gittiği çöp yığınlarıyla karşılaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4A263YiMT0-cZteX0YSubQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Phaselis Antik Kenti’ne girişin ücretli olduğunu belirten Baltacıoğlu, “Burası, Phaselis Antik Kenti. Girişte kuyruk bekliyorsunuz, içeri girince için acıyor. Bu pisliği, insanımızın ne kadar medenilikten uzaklaştığını görmek, insanın içini acıtıyor. Bir kişi çöp bırakmış, diğerleri de ona uygun çöplerini bırakıp gitmiş. Phaselis Antik Kenti, bu yaz yoğunluktan girip keyif yapamadığımız, milattan önce kurulan hamamı, agorası, tiyatrosu ile liman kent. 21’inci yüzyılda medeniyetten uzaklaşmış insanların eseri, çöp ve plastik yığınlarıyla geldiği durum.” diyerek tepki gösterdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sLstO8ukXU-6tYtio1Q4Ow.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karşılaştığı kirlilik nedeniyle çok üzüldüğünü, otoparkın, ağaçların dibi ve birçok yerin çöple dolu olduğunu söyleyen Rabia Alpay Baltacıoğlu, “Temizlik sıfır. Geçen sene de kapıdaki görevlilere söyledim, ‘Anons edin, insanlar çöpleri bırakmasın’ diye. ‘Gelenler bakanlığa şikayet ediyor, onun için anons edemiyoruz’ dediler. Ne yazık ki ören yeri diye vandal insanlar bu hale getirmiş. Bu sene bir başka kirlilik var. Phaselis girişinde bazen 2 kilometre ana caddeye kadar kuyruk oluyor.” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Of2oa2sV6U6uYscZel3HQw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yuQZ548Wq0KuQFq5PBODcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IRc23gT8kU2dXmvFu738Tw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir
Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay: Körfezde yüzmeyi vadedemem</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirbuyuksehir-belediye-baskani-cemil-tugay-koerfezde-yuzmeyi-vadedemem</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirbuyuksehir-belediye-baskani-cemil-tugay-koerfezde-yuzmeyi-vadedemem</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Körfezi’ndeki kirlilikle ilgili açıklama yaptı. Tugay, “5 yılın sonunda körfezimizde yüzmeyi vadedemem ama bugüne oranla çok daha temiz bir körfezi bırakmayı vadedebilirim.” ifadelerini kullandı.İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Egemenlik Evi Çetin Emeç Toplantı Salonu’nda İzmir Körfezi’nde yaşanan balık önemleriyle ilgili basın toplantısı düzenledi.Tugay, olayın yaşanmasından itibaren bilim insanları ve büyükşehir belediyesinin ilgili birimleriyle çalışma yapmaya başladıklarını anlattı.
Körfezin ağır bir kirlilik yaşadığını, balık ölümlerinin de bunun sonucu olduğunu belirten Tugay, şöyle devam etti:
“1965 yılından bu yana körfez kirlenmekte, bu yeni bir durum değil. Yıllar içerisinde derelerle körfezimize evsel, endüstriyel ve bir miktarda tarımsal atıklar taşınıyor. İşin son noktasına gelinmiş gibi görünüyor. Bununla yüzleşmemiz gerektiğini, çözüm için ortak bir çaba içinde olmamız gerektiğini söylüyorum. Körfezde yaşanan renk değişikliği ve balık ölümleri plankton denilen bir mikroorganizma türünün denizde aniden çoğalmasıyla ortaya çıktı. Bunların gemilerle taşındığını ve iklim değişikliğiyle körfez içinde baskın haline geldiğini söyleyebiliriz.”Körfez kirliliğini siyasetin üstünde bir sorun olarak gördüğünü belirten Tugay, yaşanan çevre felaketi karşısında tüm kurumlarla işbirliği yapılması gerektiğini dile getirdi.
İzmir Körfezi’nde yaşanan sorunların son 10 yıldır arttığına dikkati çeken Tugay, şöyle devam etti:
“2000 yılında yapılan kanun ve yönetmelik değişikliğinin ardından deniz ve iç sulardan birinci derecede sorumlu Çevre Şehircilik ve İklim Değişliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığıdır. Belediyeler ve diğer kurumlara kadro ve müdahale yetkisi verilmiş değil. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU körfez konusunda icracı olamıyor. İç körfezde milyonlarca ton çamur birikmiş durumda. Bu çamuru almak istesek büyükşehir belediyesinin belli bir metreye kadar çalışma yetkisi var. Körfezde su akımını değiştirecek sirkülasyon kanalını yapma yetkisi de bakanlığa ait.”Körfezin takibi için bilim kurulu kuracaklarını aktaran Tugay, sudaki değerleri de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun internet sitesinden İzmirlilerle paylaşacaklarını ifade etti.
İzmir Körfezi’ni İzmirlilerle kurtaracaklarını belirten Tugay, “Bunun için insanların körfezi kirletmemek adına azami dikkat etmelerini istiyorum. Biz de yetkilerimizi kullanarak denetimlerimizi sürdüreceğiz. Hata yapan kurum ve kişileri afişe edeceğiz hem de yetkimiz çerçevesinde cezalandıracağız. 5 yılın sonunda körfezimizde yüzmeyi vadedemem ama bugüne oranla çok daha temiz bir körfezi bırakmayı vadedebilirim. Bunu İzmirlilerle yapacağız.” ifadelerini kullandı.Bir basın mensubunun, körfezde balık tutulmasına yönelik sorusuna Tugay, şöyle yanıt verdi:
“Detaylı bir mikrobiyolojik çalışma bana ulaşmadı. Körfezden balık tutulmasını doğru bulmuyorum. Özellikle iç körfezden tutmak doğru değil. Hıfzıssıhha kararına göre yasak, bundan sonra bununla ilgili de önlem almalıyız. Körfezde insan sağlığıyla ilgili bir mikrop türü yok. Bu kirliliği gidermezsek ilerde bunları da yaşayabiliriz.”
Körfezde yaşanan balık ölümleriyle ilgili bakanlıkları aramayı düşünüp düşünmediği sorulan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu olay olmadan önce bakanlarla görüşmek istediğini ilgili kurumlara ilettiğini, eylül ayı başında görüşeceklerine dair dönüşlerin olduğunu, körfezin temizliği için elini uzatacağını ve o elin boşta kalmayacağına inandığını kaydetti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-I2d1td7q0S8FjD6fcVDMA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir
Büyükşehir, Belediye, Başkanı, Cemil, Tugay:, Körfezde, yüzmeyi, vadedemem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-I2d1td7q0S8FjD6fcVDMA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay: Körfezde yüzmeyi vadedemem"><p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Körfezi’ndeki kirlilikle ilgili açıklama yaptı. Tugay, “5 yılın sonunda körfezimizde yüzmeyi vadedemem ama bugüne oranla çok daha temiz bir körfezi bırakmayı vadedebilirim.” ifadelerini kullandı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lTir3rBUdUuFdDFKEaamPg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Egemenlik Evi Çetin Emeç Toplantı Salonu’nda İzmir Körfezi’nde yaşanan balık önemleriyle ilgili basın toplantısı düzenledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lehz3TEZ0E64oPLZbFl4gQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tugay, olayın yaşanmasından itibaren bilim insanları ve büyükşehir belediyesinin ilgili birimleriyle çalışma yapmaya başladıklarını anlattı.
Körfezin ağır bir kirlilik yaşadığını, balık ölümlerinin de bunun sonucu olduğunu belirten Tugay, şöyle devam etti:
“1965 yılından bu yana körfez kirlenmekte, bu yeni bir durum değil. Yıllar içerisinde derelerle körfezimize evsel, endüstriyel ve bir miktarda tarımsal atıklar taşınıyor. İşin son noktasına gelinmiş gibi görünüyor. Bununla yüzleşmemiz gerektiğini, çözüm için ortak bir çaba içinde olmamız gerektiğini söylüyorum. Körfezde yaşanan renk değişikliği ve balık ölümleri plankton denilen bir mikroorganizma türünün denizde aniden çoğalmasıyla ortaya çıktı. Bunların gemilerle taşındığını ve iklim değişikliğiyle körfez içinde baskın haline geldiğini söyleyebiliriz.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jlXMsHP2nk-luhoRrWxzKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfez kirliliğini siyasetin üstünde bir sorun olarak gördüğünü belirten Tugay, yaşanan çevre felaketi karşısında tüm kurumlarla işbirliği yapılması gerektiğini dile getirdi.
İzmir Körfezi’nde yaşanan sorunların son 10 yıldır arttığına dikkati çeken Tugay, şöyle devam etti:
“2000 yılında yapılan kanun ve yönetmelik değişikliğinin ardından deniz ve iç sulardan birinci derecede sorumlu Çevre Şehircilik ve İklim Değişliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığıdır. Belediyeler ve diğer kurumlara kadro ve müdahale yetkisi verilmiş değil. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU körfez konusunda icracı olamıyor. İç körfezde milyonlarca ton çamur birikmiş durumda. Bu çamuru almak istesek büyükşehir belediyesinin belli bir metreye kadar çalışma yetkisi var. Körfezde su akımını değiştirecek sirkülasyon kanalını yapma yetkisi de bakanlığa ait.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_V_dtQ_BbUmhnKZpjExXvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfezin takibi için bilim kurulu kuracaklarını aktaran Tugay, sudaki değerleri de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun internet sitesinden İzmirlilerle paylaşacaklarını ifade etti.
İzmir Körfezi’ni İzmirlilerle kurtaracaklarını belirten Tugay, “Bunun için insanların körfezi kirletmemek adına azami dikkat etmelerini istiyorum. Biz de yetkilerimizi kullanarak denetimlerimizi sürdüreceğiz. Hata yapan kurum ve kişileri afişe edeceğiz hem de yetkimiz çerçevesinde cezalandıracağız. 5 yılın sonunda körfezimizde yüzmeyi vadedemem ama bugüne oranla çok daha temiz bir körfezi bırakmayı vadedebilirim. Bunu İzmirlilerle yapacağız.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H-OR4na3_0af4hyYJrKHfA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir basın mensubunun, körfezde balık tutulmasına yönelik sorusuna Tugay, şöyle yanıt verdi:
“Detaylı bir mikrobiyolojik çalışma bana ulaşmadı. Körfezden balık tutulmasını doğru bulmuyorum. Özellikle iç körfezden tutmak doğru değil. Hıfzıssıhha kararına göre yasak, bundan sonra bununla ilgili de önlem almalıyız. Körfezde insan sağlığıyla ilgili bir mikrop türü yok. Bu kirliliği gidermezsek ilerde bunları da yaşayabiliriz.”
Körfezde yaşanan balık ölümleriyle ilgili bakanlıkları aramayı düşünüp düşünmediği sorulan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu olay olmadan önce bakanlarla görüşmek istediğini ilgili kurumlara ilettiğini, eylül ayı başında görüşeceklerine dair dönüşlerin olduğunu, körfezin temizliği için elini uzatacağını ve o elin boşta kalmayacağına inandığını kaydetti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Körfezin bir bölümü yeşile büründü: İzmir Körfezi’ndeki
ölümlere ayrıntılı inceleme</title>
<link>https://trafikdernegi.com/koerfezin-bir-boelumu-yesile-burundu-izmir-koerfezindekioelumlere-ayrintili-inceleme</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/koerfezin-bir-boelumu-yesile-burundu-izmir-koerfezindekioelumlere-ayrintili-inceleme</guid>
<description><![CDATA[ Toplu balık ölümleri ve kötü kokuyla gündeme gelen İzmir Körfezi’nde ayrıntılı inceleme başlatıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin ilk belirlemelerine göre körfezdeki toplu ölümlerin nedeni organizmalardaki ciddi artış sebebiyle çözünmüş oksijen miktarının düşmesi… Körfezde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı süpürge teknesi temizlik çalışmalarını sürdürürken Bayraklı sahiline 4 hidrosoft pompa kurdu. Pompaların, çektikleri suyu filtreleyerek yeniden denize deşarj ettikleri, bu yolla su içindeki oksijen oranının da artırılmasının hedeflendiği belirtildi.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri, Kötü koku ve balık ölümleriyle gündeme gelen İzmir Körfezi’nde ayrıntılı inceleme başlattı.İzmir’de 20 Ağustos günü Bayraklı ilçesi Turan mevkisi sahiline ölü balıkların vurması ve kötü koku sorununun ortaya çıkması sonrası kirlilik kaynağının tespiti ve kirliliğin önüne geçilmesi için çalışmalar sürüyor.Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın körfezde daha ayrıntılı inceleme yapılacağı açıklamasının ardından bakanlık merkez teşkilatına bağlı uzman ekipler ile Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı, Bayraklı ilçesinden denize dökülen Manda Çayı’nda göreve başladı.Ekipler, çaydan alınan su numunelerini bölgede hazır bulunan Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı’na yönlendirdi.
Ekiplerin körfeze akan Bostanlı, Bayraklı, Laka, Arap ve Balçova dereleri, Manda ve Meles çayları ve Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ile Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi arıtma tesislerinden de numuneler alacağı belirtildi.Çalışmalarla ilgili gazetecilere bilgi veren Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ÇED İzleme ve Çevre Denetimi Daire Başkanı Barış Ecevit Akgün, balık ölümlerine ilişkin il müdürlüğünce yürütülen çalışmalara katkı sağlamak amacıyla bakanlığın merkez denetim ekipleriyle laboratuvarı bölgeye yönlendirdiklerini söyledi.
Balık ölümlerinin ardından denizde çeşitli derinlik ve açıklıklardan numuneler alındığını kaydeden Akgün, şunları kaydetti:
“Burada körfeze girişi bulunan 7 büyük derenin getirmiş olduğu kirlilik yükünün tespitine ilişkin bir çalışma yürüteceğiz. İl müdürlüğümüz tarafından zaten bölgedeki bütün kaynaklar düzenli olarak denetleniyor. Sürekli atık su izleme sistemleri vasıtasıyla debisi 5 bin metreküpün üzerinde olan 36 atık su arıtma tesisi verilerini online olarak izliyoruz. Ama mevzuat kapsamında bu izleme sistemlerini bulundurması gerekmeyen atık su kaynaklarını da mobil su ve atık su laboratuvarımızda numuneleri almak suretiyle denetleyeceğiz.”Akgün, ilk tespitlere göre bölgede bulunan organizmalardaki ciddi artış sebebiyle çözünmüş oksijen miktarının düştüğünü, birikmiş kirliliğin balık ölümlerine neden olduğunun görüldüğünü ancak kapsamlı değerlendirmeyi analiz sonuçlarına göre yapabileceklerini ifade etti.İZSU&#039;ya ait Narlıdere ve Çiğli arıtma tesislerinden de önceki günlerde numuneler alındığını aktaran Akgün, analiz sonuçlarının henüz çıkmadığını, bu tesislerde de inceleme yapacaklarını sözlerine ekledi.
Bu arada ekiplerin numune aldığı Manda Çayı üzerinde ölü balıkların bulunduğu gözlendi.Balık ölümlerinin görüldüğü körfezde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı süpürge teknesi temizlik çalışmalarını sürdürürken İZSU ekiplerinin de Bornova deresinin denize döküldüğü noktada dip çamurlarını iş makineleriyle temizledikleri görüldü.İtfaiye Daire Başkanlığı ekipleri ise Bayraklı sahiline 4 hidrosoft pompa kurdu. Pompaların, çektikleri suyu filtreleyerek yeniden denize deşarj ettikleri, bu yolla su içindeki oksijen oranının da artırılmasının hedeflendiği belirtildi.TÜBİTAK MARMARA Araştırma Gemisi&#039;nin de İzmir Körfezi&#039;nde çeşitli noktalarda inceleme yaptığı gözleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4kvFq9Xjyk6k__mgZz2izw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Körfezin, bir, bölümü, yeşile, büründü:, İzmir, Körfezi’ndeki
ölümlere, ayrıntılı, inceleme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4kvFq9Xjyk6k__mgZz2izw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Körfezin bir bölümü yeşile büründü: İzmir Körfezi’ndeki ölümlere ayrıntılı inceleme"><p>Toplu balık ölümleri ve kötü kokuyla gündeme gelen İzmir Körfezi’nde ayrıntılı inceleme başlatıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin ilk belirlemelerine göre körfezdeki toplu ölümlerin nedeni organizmalardaki ciddi artış sebebiyle çözünmüş oksijen miktarının düşmesi… Körfezde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı süpürge teknesi temizlik çalışmalarını sürdürürken Bayraklı sahiline 4 hidrosoft pompa kurdu. Pompaların, çektikleri suyu filtreleyerek yeniden denize deşarj ettikleri, bu yolla su içindeki oksijen oranının da artırılmasının hedeflendiği belirtildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JGW_HTnpbE6BLN1UnNkgoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri, Kötü koku ve balık ölümleriyle gündeme gelen İzmir Körfezi’nde ayrıntılı inceleme başlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T0u-lo8YlEWVleBQ4C-zew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir’de 20 Ağustos günü Bayraklı ilçesi Turan mevkisi sahiline ölü balıkların vurması ve kötü koku sorununun ortaya çıkması sonrası kirlilik kaynağının tespiti ve kirliliğin önüne geçilmesi için çalışmalar sürüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SXZaEU3DZUCELzfbk9PPTA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın körfezde daha ayrıntılı inceleme yapılacağı açıklamasının ardından bakanlık merkez teşkilatına bağlı uzman ekipler ile Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı, Bayraklı ilçesinden denize dökülen Manda Çayı’nda göreve başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_qobONaMqU-iR5YshGRO2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekipler, çaydan alınan su numunelerini bölgede hazır bulunan Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı’na yönlendirdi.
Ekiplerin körfeze akan Bostanlı, Bayraklı, Laka, Arap ve Balçova dereleri, Manda ve Meles çayları ve Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ile Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi arıtma tesislerinden de numuneler alacağı belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YHKd-BJwv0qTop_3rOXr-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmalarla ilgili gazetecilere bilgi veren Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ÇED İzleme ve Çevre Denetimi Daire Başkanı Barış Ecevit Akgün, balık ölümlerine ilişkin il müdürlüğünce yürütülen çalışmalara katkı sağlamak amacıyla bakanlığın merkez denetim ekipleriyle laboratuvarı bölgeye yönlendirdiklerini söyledi.
Balık ölümlerinin ardından denizde çeşitli derinlik ve açıklıklardan numuneler alındığını kaydeden Akgün, şunları kaydetti:
“Burada körfeze girişi bulunan 7 büyük derenin getirmiş olduğu kirlilik yükünün tespitine ilişkin bir çalışma yürüteceğiz. İl müdürlüğümüz tarafından zaten bölgedeki bütün kaynaklar düzenli olarak denetleniyor. Sürekli atık su izleme sistemleri vasıtasıyla debisi 5 bin metreküpün üzerinde olan 36 atık su arıtma tesisi verilerini online olarak izliyoruz. Ama mevzuat kapsamında bu izleme sistemlerini bulundurması gerekmeyen atık su kaynaklarını da mobil su ve atık su laboratuvarımızda numuneleri almak suretiyle denetleyeceğiz.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UN7n4tv0m0SnjgHYaeLp6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akgün, ilk tespitlere göre bölgede bulunan organizmalardaki ciddi artış sebebiyle çözünmüş oksijen miktarının düştüğünü, birikmiş kirliliğin balık ölümlerine neden olduğunun görüldüğünü ancak kapsamlı değerlendirmeyi analiz sonuçlarına göre yapabileceklerini ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_2fgImRVs0mlaVXValcadg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İZSU'ya ait Narlıdere ve Çiğli arıtma tesislerinden de önceki günlerde numuneler alındığını aktaran Akgün, analiz sonuçlarının henüz çıkmadığını, bu tesislerde de inceleme yapacaklarını sözlerine ekledi.
Bu arada ekiplerin numune aldığı Manda Çayı üzerinde ölü balıkların bulunduğu gözlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uWtFlbp-CUKr0q4Dh2V17Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balık ölümlerinin görüldüğü körfezde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı süpürge teknesi temizlik çalışmalarını sürdürürken İZSU ekiplerinin de Bornova deresinin denize döküldüğü noktada dip çamurlarını iş makineleriyle temizledikleri görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q6ATucshC06hJGxnO8-rKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İtfaiye Daire Başkanlığı ekipleri ise Bayraklı sahiline 4 hidrosoft pompa kurdu. Pompaların, çektikleri suyu filtreleyerek yeniden denize deşarj ettikleri, bu yolla su içindeki oksijen oranının da artırılmasının hedeflendiği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6rSoX96FVUS85qSuGKlFLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TÜBİTAK MARMARA Araştırma Gemisi'nin de İzmir Körfezi'nde çeşitli noktalarda inceleme yaptığı gözleniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7eo6jLTR-keqDonsO9-3hQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IgCl2LYKs0K82Vf5QidHFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Türkiye’nin Maldivleri” tekne işgali altında: “Her gün 6
bin kişi geliyor! Koy, koyluktan çıktı”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-maldivleri-tekne-isgali-altinda-her-gun-6bin-kisi-geliyor-koy-koyluktan-cikti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-maldivleri-tekne-isgali-altinda-her-gun-6bin-kisi-geliyor-koy-koyluktan-cikti</guid>
<description><![CDATA[ “Türkiye’nin Maldivleri” olarak nitelendirilen Antalya’daki Suluada, her gün yüzlerce kişinin taşındığı tur teknelerinin işgali altında… Adrasan Sahili’nde denize girecek yer kalmayacak şekilde kıyıya demirleyip kişi başı 800 liradan tur müşterisi alan teknecilerden, otelciler ve tatilcilerin yanı sıra tekne sahipleri de dert yanıyor.640 kilometre sahil bandında 233’ü plaj ve 5 marina ile Türkiye’de mavi bayrak listesinde birinciliğini koruyan Antalya, el değmemiş bakir koylarıyla da dikkat çekiyor.Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turist ağırlayan kentte yaz tatilinin en çok ilgi gören doğal değerlerinden biri de Kumluca ilçesindeki Suluada.Suluada, Akdeniz açıklarında başta Adrasan olmak üzere Çıralı, Olimpos, Mavikent gibi yöredeki diğer tatil beldelerinden yoğun tekne turları alıyor.Biri 50, diğeri 120 metre bembeyaz kumulu ve turkuaz renkli suyuyla iki plaja sahip adaya, günde 200’e yakın tekne tur düzenliyor.Turlar Adrasan koyundan çıkış ve tekrar aynı yere akşam saatlerinde dönüş olarak planlanıyor.
Kişi başı ücreti 800-1000 lira arasında değişiyor.Kumu ve suyunun rengiyle Maldivler’e benzetilen adanın günlük ziyaretçi sayısı 6 bini buluyor.
Ziyaretçiler 45 dakika süren tur sırasında Gelidonya Feneri gibi bölgenin tarihi değeri olan Adrasan Deniz Feneri’ni de görme imkanı buluyor.
Ada, ismini de kaynak tatlı suyundan alıyor.
Ana karayla bağı bulunmayan adanın, denizin dibinden tatlı su damarıyla ana karadan gelen tatlı suya sahip olduğu ifade ediliyor.Doğal beyaz kumuyla ziyaretçilere Maldivler’e gitmiş gibi tatil imkanı sunan ada, bugünlerde güzelliklerinin yanı sıra bozulmaya başlayan doğal yapısı ve etrafını saran teknelerin bıraktığı çöpler, kapasitesinin üzerindeki yoğunlukla ve sintine atığıyla anılır oldu.
Tatilciler konakladıkları otelin hemen karşısındaki sahilden denize girmek istiyor ancak yanaşan yüzlerce tekneden yüzecek yer bulamadığı için 1 kilometre kadar yürümek zorunda kalıyor.
Bu durumu otel işletmecilerine şikayet olarak götüren tatilci, sorun yaşadığını anlattığı işletmeci tekne sahipleriyle karşı karşıya geliyor.Bölgede tekne işletmecileri tarafından 3 kooperatif kuruldu.
Tura katılmak isteyen tatilciler, bir liman ya da iskele olmadığı için yarı bellerine kadar denize girerek tekneye binmekten dert yanıyor. Bazı çocuklu tatilcilerin, binmek için tekneden uzatılan küçük iskelede uzun uğraşlar verdikleri görüldü.
Düzensizlik, otel işletmeleri, tekneciler ve bölgedeki tatilcilerin ortak derdi.
Adrasan Sahili’nin uygun olan kısmına yapılacak bir liman ya da iskelenin hem kıyıdaki işgali çözeceğini hem de bir düzen getireceğini belirten tekne sahipleri, çözüm beklediklerini belirtti.Bölgede daha önceleri inceleme yapan ve rapor hazırlayan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, bölgenin kaderine terk edildiğini ve tekne işgaline uğradığını söyledi.
İşin kontrolsüz şekilde büyüdüğünü belirten Prof. Dr. Gökoğlu, “Adrasan koyunun her yeri tekne oldu. Türkiye’nin en güzel koylarından biriydi. Koyun 3’te 2’sini tekneler kaplıyor. Teknelerin çok olması sintine, petrol, yağ ve atık anlamında kirliliğe neden oluyor. Adrasan koyu koyluktan çıktı.” dedi.
Günde 6 bin ziyaretçinin çok ciddi bir sayı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Adanın etrafını 6 bin kişi sarsa yüzecek yer kalmaz. Üzülüyorum. Hiçbir şey planlı yapılmıyor. Ne koparabilirsek ülkenin bir yerinden, onun peşinde herkes.” diye konuştu.Adrasan’da otel işletmeciliği yapan aynı zamanda Adrasan Gelişim Derneği Başkanı Serkan Konuralp, teknelerin ilk başlarda sayılarının 30-40 civarı olduğunu ve daha kontrollü olduğunu söyledi. Ancak bugünlerde kontrolün elden çıktığını belirten Konuralp, “Suluada’nın çok meşhur olmasıyla günde iki tur düzenlenir oldu. Kabaca günde 6 bin kişi adayı görmeye geliyor. 180 tekne var burada. Kontrol edilememesi bizi çok üzüyor. Şu an fiziki şartlarımız yetersiz. Daha iyi bir toplama alanına ihtiyaç var. Yüzme alanı da çok daraldı. Konuklar buraya yüzmek için geliyor. Yüzemiyor ve şikayet ediyorlar.” dedi.
Konuralp, Suluada’nın bu yoğunlukla doğal dengesinin de bozulduğunu söyledi.Suluada’ya her gün tur düzenleyen tekne işletmecisi ve Özadrasan Çıralı Kooperatifi Başkan Yardımcısı Mert Can Bayer de durumdan memnun olmadığını belirtti.
Bayer, tur için gelenlerin kalabalıktan şikayetçi olduğunu, bu nedenle adanın daha sakin yerlerine gitmeye çalıştığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Misafirleri olabildiğince en sakin yere götürmek istiyoruz. ‘Kalabalık, tekneler çok yoğun’ deniliyor. İskelemiz olsaydı tekne sayısının artmasının önüne geçilirdi. Sahil dolana kadar tekne almaya çalışıyorlar. Devam ediyor sayı artmaya. Biz de memnun değiliz tekne sayısının artmasından. Hatta yeni tekne alanlar da bu durumdan memnun değil. Kontrolsüz artış oldu. İmkanı olanlar büyüttü. Bu sürdürülebilir bir turizm için uygun değil. Bir iskele yapılması lazım.”
Teknelerin plaja yanaşıp müşteri almalarını da hoş karşılamadığını belirten Bayer, “Özellikle otel işletmeleri bunu istem ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uW14UeNgXUucb5SwYK81ew.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>“Türkiye’nin, Maldivleri”, tekne, işgali, altında:, “Her, gün, 6
bin, kişi, geliyor, Koy, koyluktan, çıktı”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uW14UeNgXUucb5SwYK81ew.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="“Türkiye’nin Maldivleri” tekne işgali altında: “Her gün 6 bin kişi geliyor! Koy, koyluktan çıktı”"><p>“Türkiye’nin Maldivleri” olarak nitelendirilen Antalya’daki Suluada, her gün yüzlerce kişinin taşındığı tur teknelerinin işgali altında… Adrasan Sahili’nde denize girecek yer kalmayacak şekilde kıyıya demirleyip kişi başı 800 liradan tur müşterisi alan teknecilerden, otelciler ve tatilcilerin yanı sıra tekne sahipleri de dert yanıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oP1pOBdtd0Orx-QHoMUStg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>640 kilometre sahil bandında 233’ü plaj ve 5 marina ile Türkiye’de mavi bayrak listesinde birinciliğini koruyan Antalya, el değmemiş bakir koylarıyla da dikkat çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P1QuzC59skiDFuls-KlDYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turist ağırlayan kentte yaz tatilinin en çok ilgi gören doğal değerlerinden biri de Kumluca ilçesindeki Suluada.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aw28GujSwEWavEiBuW2SWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suluada, Akdeniz açıklarında başta Adrasan olmak üzere Çıralı, Olimpos, Mavikent gibi yöredeki diğer tatil beldelerinden yoğun tekne turları alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EDJbd_OQ9E2VuQQoh9iWGA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Biri 50, diğeri 120 metre bembeyaz kumulu ve turkuaz renkli suyuyla iki plaja sahip adaya, günde 200’e yakın tekne tur düzenliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZlTgudiVv0eU1Opeff3LLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Turlar Adrasan koyundan çıkış ve tekrar aynı yere akşam saatlerinde dönüş olarak planlanıyor.
Kişi başı ücreti 800-1000 lira arasında değişiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MgFBo6ZavkixcXC80zZwGQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kumu ve suyunun rengiyle Maldivler’e benzetilen adanın günlük ziyaretçi sayısı 6 bini buluyor.
Ziyaretçiler 45 dakika süren tur sırasında Gelidonya Feneri gibi bölgenin tarihi değeri olan Adrasan Deniz Feneri’ni de görme imkanı buluyor.
Ada, ismini de kaynak tatlı suyundan alıyor.
Ana karayla bağı bulunmayan adanın, denizin dibinden tatlı su damarıyla ana karadan gelen tatlı suya sahip olduğu ifade ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KM0a3EkE8Uyn4EqrHdshVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğal beyaz kumuyla ziyaretçilere Maldivler’e gitmiş gibi tatil imkanı sunan ada, bugünlerde güzelliklerinin yanı sıra bozulmaya başlayan doğal yapısı ve etrafını saran teknelerin bıraktığı çöpler, kapasitesinin üzerindeki yoğunlukla ve sintine atığıyla anılır oldu.
Tatilciler konakladıkları otelin hemen karşısındaki sahilden denize girmek istiyor ancak yanaşan yüzlerce tekneden yüzecek yer bulamadığı için 1 kilometre kadar yürümek zorunda kalıyor.
Bu durumu otel işletmecilerine şikayet olarak götüren tatilci, sorun yaşadığını anlattığı işletmeci tekne sahipleriyle karşı karşıya geliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h6l3WZtTmk-HZV0SODBx8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgede tekne işletmecileri tarafından 3 kooperatif kuruldu.
Tura katılmak isteyen tatilciler, bir liman ya da iskele olmadığı için yarı bellerine kadar denize girerek tekneye binmekten dert yanıyor. Bazı çocuklu tatilcilerin, binmek için tekneden uzatılan küçük iskelede uzun uğraşlar verdikleri görüldü.
Düzensizlik, otel işletmeleri, tekneciler ve bölgedeki tatilcilerin ortak derdi.
Adrasan Sahili’nin uygun olan kısmına yapılacak bir liman ya da iskelenin hem kıyıdaki işgali çözeceğini hem de bir düzen getireceğini belirten tekne sahipleri, çözüm beklediklerini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Eabpdl7-wEWGNTuqr_fyEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgede daha önceleri inceleme yapan ve rapor hazırlayan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, bölgenin kaderine terk edildiğini ve tekne işgaline uğradığını söyledi.
İşin kontrolsüz şekilde büyüdüğünü belirten Prof. Dr. Gökoğlu, “Adrasan koyunun her yeri tekne oldu. Türkiye’nin en güzel koylarından biriydi. Koyun 3’te 2’sini tekneler kaplıyor. Teknelerin çok olması sintine, petrol, yağ ve atık anlamında kirliliğe neden oluyor. Adrasan koyu koyluktan çıktı.” dedi.
Günde 6 bin ziyaretçinin çok ciddi bir sayı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Adanın etrafını 6 bin kişi sarsa yüzecek yer kalmaz. Üzülüyorum. Hiçbir şey planlı yapılmıyor. Ne koparabilirsek ülkenin bir yerinden, onun peşinde herkes.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4Ke3_7MovECo5p9Ufex4fg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adrasan’da otel işletmeciliği yapan aynı zamanda Adrasan Gelişim Derneği Başkanı Serkan Konuralp, teknelerin ilk başlarda sayılarının 30-40 civarı olduğunu ve daha kontrollü olduğunu söyledi. Ancak bugünlerde kontrolün elden çıktığını belirten Konuralp, “Suluada’nın çok meşhur olmasıyla günde iki tur düzenlenir oldu. Kabaca günde 6 bin kişi adayı görmeye geliyor. 180 tekne var burada. Kontrol edilememesi bizi çok üzüyor. Şu an fiziki şartlarımız yetersiz. Daha iyi bir toplama alanına ihtiyaç var. Yüzme alanı da çok daraldı. Konuklar buraya yüzmek için geliyor. Yüzemiyor ve şikayet ediyorlar.” dedi.
Konuralp, Suluada’nın bu yoğunlukla doğal dengesinin de bozulduğunu söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Evj-xCYeqE-9kVin40OYbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suluada’ya her gün tur düzenleyen tekne işletmecisi ve Özadrasan Çıralı Kooperatifi Başkan Yardımcısı Mert Can Bayer de durumdan memnun olmadığını belirtti.
Bayer, tur için gelenlerin kalabalıktan şikayetçi olduğunu, bu nedenle adanın daha sakin yerlerine gitmeye çalıştığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Misafirleri olabildiğince en sakin yere götürmek istiyoruz. ‘Kalabalık, tekneler çok yoğun’ deniliyor. İskelemiz olsaydı tekne sayısının artmasının önüne geçilirdi. Sahil dolana kadar tekne almaya çalışıyorlar. Devam ediyor sayı artmaya. Biz de memnun değiliz tekne sayısının artmasından. Hatta yeni tekne alanlar da bu durumdan memnun değil. Kontrolsüz artış oldu. İmkanı olanlar büyüttü. Bu sürdürülebilir bir turizm için uygun değil. Bir iskele yapılması lazım.”
Teknelerin plaja yanaşıp müşteri almalarını da hoş karşılamadığını belirten Bayer, “Özellikle otel işletmeleri bunu istemiyor. Tekne alanı eskiden 100 metreyken şimdi 800 metreyi geçti.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b_Yweb0BkkCn2O7-Xi-APg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suluada’ya ilk defa gideceğini belirten Damla Can da tekneye yarı beline kadar suya girerek binebildi. Fotoğraflarda çok güzel göründüğü için merak ettiğini belirten Can, “Bir iskele olsa daha iyi olurdu. Az önce gördüm birilerini, çok zor bindiler tekneye. Dalgadan ıslanmazdık en azından.” diye konuştu.
Ailesiyle birlikte Adrasan’da bir otelde konaklayan ve denize girmek için sahile gelen Fatih Özler de teknelerden denize giremediği için sitem etti.
Metrelerce yürüdüğünü ve tatilin işkenceye döndüğünü belirten Özler, “Teknelerden denize giremiyoruz. Yürüyoruz. Sahilin yarıdan fazlasını tekneler kaplamış. İlk defa geliyorum ve böyle bir şey görmedim. Tur için de 800 lira istiyorlar. Çok pahalı.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkülere konu
olan dere balık ölümleriyle gündemde</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkulere-konuolan-dere-balik-oelumleriyle-gundemde</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkulere-konuolan-dere-balik-oelumleriyle-gundemde</guid>
<description><![CDATA[ Giresun ile Gümüşhane sınırında bulunan ve türkülere konu olan Gelevera Deresi, bu kez balık ölümleriyle gündeme geldi. Vatandaşlar, suyun renginin kızıla döndüğü deredeki ölümlerin sebebinin araştırılmasını istiyor.Akılbaba Dağı’ndan doğan ve türkülere konu olan Gelevera Deresi’nde son günlerde yaşanan balık ölümleri vatandaşları korkutuyor.Dereyi besleyen küçük derelerde de yoğun balık ölümlerinin olduğu görülürken çevre sakinleri bölgede bulunan maden şirketinin derelere siyanür akıttığını iddia etti.Suyun renginin kızıla döndüğü Gelevera Deresi’nde yaşanan toplu balık ölümlerinin nedeninin araştırılmasını isteyen vatandaşlar iddiaların da soruşturularak gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve bu çevre felaketinin bir an önce sona erdirilmesini istedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LSe-NozK1EWhMx-r9yY7wg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkülere, konu
olan, dere, balık, ölümleriyle, gündemde</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LSe-NozK1EWhMx-r9yY7wg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Türkülere konu olan dere balık ölümleriyle gündemde"><p>Giresun ile Gümüşhane sınırında bulunan ve türkülere konu olan Gelevera Deresi, bu kez balık ölümleriyle gündeme geldi. Vatandaşlar, suyun renginin kızıla döndüğü deredeki ölümlerin sebebinin araştırılmasını istiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/axJpSuDmbkKHeuxzuAnsCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akılbaba Dağı’ndan doğan ve türkülere konu olan Gelevera Deresi’nde son günlerde yaşanan balık ölümleri vatandaşları korkutuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SZQnjKBz2U-_NEVvSBKSKw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dereyi besleyen küçük derelerde de yoğun balık ölümlerinin olduğu görülürken çevre sakinleri bölgede bulunan maden şirketinin derelere siyanür akıttığını iddia etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CWF0rfQpSk2ggAdZJVJcQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suyun renginin kızıla döndüğü Gelevera Deresi’nde yaşanan toplu balık ölümlerinin nedeninin araştırılmasını isteyen vatandaşlar iddiaların da soruşturularak gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve bu çevre felaketinin bir an önce sona erdirilmesini istedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NoGsUGKsSU2Qogmafm96nA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Deniz kirliliğine
karşı 9 noktada 14 deniz süpürgesi görevde</title>
<link>https://trafikdernegi.com/deniz-kirliliginekarsi-9-noktada-14-deniz-supurgesi-goerevde</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/deniz-kirliliginekarsi-9-noktada-14-deniz-supurgesi-goerevde</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı’nın çalışmalarıyla yurdun 9 farklı noktasında faaliyete alınan 14 deniz süpürgesi, deniz yüzeyini tarayarak temizlik yapıyor. Deniz süpürgeleri, topladığı atıkların bertarafını da sağlıyor.İzmir Körfezi’nde yaşanan balık ölümleri ve şehre yayılan kötü koku deniz kirliliğini yeniden gündeme getirirken, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı, denizlerdeki atıkların toplanması için çalışma başlattı.
Türkiye Çevre Ajansı’nın, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 9 farklı bölgede faaliyete geçirdiği 14 deniz süpürgesi, su yüzeyini tarayarak temizliyor, topladığı atıkların da bertarafını sağlıyor.Deniz kirliliğinin öneminin giderek artan bir konu olduğuna dikkat çeken Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, “Sanayi atıkları, evsel atıklar veya atık yönetimin iyi bir şekilde planlanmaması, aynı şekilde deniz trafiğinin etkili bir şekilde denetlenmemesi veyahut vatandaşlarımızın bireysel amaçlı deniz kullanımlarına dikkat etmemesi sonucunda ciddi bir deniz kirliliği riskiyle karşı karşıyayız.” dedi.
Prof. Dr. Pirinççi, Türkiye Çevre Ajansı tarafından deniz kirliliğine yönelik farklı projelerin hayata geçirildiğini, bunlarda birinin de deniz süpürgeleri olduğunu belirtti.
Tüm projelerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte çalıştıklarının altını çizen Prof. Dr. Pirinççi, “İstanbul başta olmak üzere 9 farklı bölgemizde, deniz süpürgesi diye tabir ettiğimiz 14 adet deniz yüzeyini temizleme aracı faaliyet halinde. İstanbul&#039;un yanı sıra İzmir Körfezi, Bursa, Bandırma, Erdek, Muğla, Mersin gibi bölgelerde şu an deniz yüzeyi temizleme araçlarımız aktif bir şekilde operasyon yürütüyor.” ifadelerini kullandı.Deniz süpürgeleriyle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Pirinççi, “Bu araçlar belli bir mekanizmanın harekete geçmesiyle deniz yüzeyini tarıyor, başta çöpler olmak üzere atıkları biriktirip kendi haznesine alarak deniz suyunu tekrar geri bırakıyor. Dolayısıyla buradan toplanan çöpler de yine atık merkezlerine götürülüp bertaraf ediliyor. Dolayısıyla deniz yüzeyindeki çöplerin temizlenmesi noktasında etkili bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Toplanan atıklar görenleri şaşırtıyor. Neler toplandığını görseniz. Plastikler en dikkat çekici şeyler ama bebek bezlerinden tutun da normal şartlar altında denizle ilişkisi olmasını düşünemeyeceğimiz atıkların toplandığını da görüyoruz.” dedi.Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum&#039;un çevre konusundaki hassasiyetine vurgu yaparak Türkiye Çevre Ajansı olarak her türlü deniz aracını denetlediklerini, denizi kirletenlere cezai yaptırım uyguladıklarını ve farkındalık eğitimleri verdiklerini söyledi.
Prof. Dr. Pirinççi, “Aslında iki amacımız var. Birincisi, krizin etkilerini hızlı bir şekilde ortadan kaldırmak. Çöpse çöpün etkili bir şekilde toplanması, o çöpe neden olan kaynakların ortadan kaldırılması, gerekirse yaptırım uygulanması. İkinci aşamada ise bir daha o deniz kirliliğine neden olan faktörlerin ortaya çıkmaması için gerekli girişimlerde bulunulması.” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u3BSLy6OWU6gr8NNYMwXrQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Deniz, kirliliğine
karşı, noktada, deniz, süpürgesi, görevde</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u3BSLy6OWU6gr8NNYMwXrQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Deniz kirliliğine karşı 9 noktada 14 deniz süpürgesi görevde"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı’nın çalışmalarıyla yurdun 9 farklı noktasında faaliyete alınan 14 deniz süpürgesi, deniz yüzeyini tarayarak temizlik yapıyor. Deniz süpürgeleri, topladığı atıkların bertarafını da sağlıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hikf1QGFdkWqh35_2H4aow.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi’nde yaşanan balık ölümleri ve şehre yayılan kötü koku deniz kirliliğini yeniden gündeme getirirken, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı, denizlerdeki atıkların toplanması için çalışma başlattı.
Türkiye Çevre Ajansı’nın, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 9 farklı bölgede faaliyete geçirdiği 14 deniz süpürgesi, su yüzeyini tarayarak temizliyor, topladığı atıkların da bertarafını sağlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PSfqFrtwEUSzwalqwzizzg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz kirliliğinin öneminin giderek artan bir konu olduğuna dikkat çeken Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, “Sanayi atıkları, evsel atıklar veya atık yönetimin iyi bir şekilde planlanmaması, aynı şekilde deniz trafiğinin etkili bir şekilde denetlenmemesi veyahut vatandaşlarımızın bireysel amaçlı deniz kullanımlarına dikkat etmemesi sonucunda ciddi bir deniz kirliliği riskiyle karşı karşıyayız.” dedi.
Prof. Dr. Pirinççi, Türkiye Çevre Ajansı tarafından deniz kirliliğine yönelik farklı projelerin hayata geçirildiğini, bunlarda birinin de deniz süpürgeleri olduğunu belirtti.
Tüm projelerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte çalıştıklarının altını çizen Prof. Dr. Pirinççi, “İstanbul başta olmak üzere 9 farklı bölgemizde, deniz süpürgesi diye tabir ettiğimiz 14 adet deniz yüzeyini temizleme aracı faaliyet halinde. İstanbul'un yanı sıra İzmir Körfezi, Bursa, Bandırma, Erdek, Muğla, Mersin gibi bölgelerde şu an deniz yüzeyi temizleme araçlarımız aktif bir şekilde operasyon yürütüyor.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zIwTwFus3Uemas6Tf3QiBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz süpürgeleriyle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Pirinççi, “Bu araçlar belli bir mekanizmanın harekete geçmesiyle deniz yüzeyini tarıyor, başta çöpler olmak üzere atıkları biriktirip kendi haznesine alarak deniz suyunu tekrar geri bırakıyor. Dolayısıyla buradan toplanan çöpler de yine atık merkezlerine götürülüp bertaraf ediliyor. Dolayısıyla deniz yüzeyindeki çöplerin temizlenmesi noktasında etkili bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Toplanan atıklar görenleri şaşırtıyor. Neler toplandığını görseniz. Plastikler en dikkat çekici şeyler ama bebek bezlerinden tutun da normal şartlar altında denizle ilişkisi olmasını düşünemeyeceğimiz atıkların toplandığını da görüyoruz.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kGIM51xFpUKXN3LVd4e_gw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un çevre konusundaki hassasiyetine vurgu yaparak Türkiye Çevre Ajansı olarak her türlü deniz aracını denetlediklerini, denizi kirletenlere cezai yaptırım uyguladıklarını ve farkındalık eğitimleri verdiklerini söyledi.
Prof. Dr. Pirinççi, “Aslında iki amacımız var. Birincisi, krizin etkilerini hızlı bir şekilde ortadan kaldırmak. Çöpse çöpün etkili bir şekilde toplanması, o çöpe neden olan kaynakların ortadan kaldırılması, gerekirse yaptırım uygulanması. İkinci aşamada ise bir daha o deniz kirliliğine neden olan faktörlerin ortaya çıkmaması için gerekli girişimlerde bulunulması.” diye konuştu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Antalya’da
bir göl, otopark oldu! 19 yıllık adım adım değişim uydu fotoğraflarında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/antalyadabir-goel-otopark-oldu-19-yillik-adim-adim-degisim-uydu-fotograflarinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/antalyadabir-goel-otopark-oldu-19-yillik-adim-adim-degisim-uydu-fotograflarinda</guid>
<description><![CDATA[ Antalya’daki Adrasan Koyu kıyısında yer alan endemik bitki, kuş ve balık türlerinin olduğu göl, 19 yılda kurudu. Çevresinde kaçak yapıların yükseldiği gölün bir kısmı bu süre içinde doldurularak, tur araçlarına otopark yapıldı. Gölün yıllar içinde otoparka dönüşmesi, uydu fotoğraflarıyla da görüntülendi. Akdeniz Üniversitesi&#039;nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Orada bir doğal yaşam vardı, yok edildi. Gölün yatağı doldurulup herkes kendine bir arsa çıkarma peşinde.” diye konuştu.Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Adrasan’da bir göl, tur araçlarının otoparkına dönüştü.Antalya’nın önemli turistik koylarından Adrasan, bir süredir kıyıya demirleyen tekneler tarafından işgal edilmiş durumda.
Hem turizmciler hem de turistlerin şikayetçi olduğu tekne yoğunluğundan, yeni tekneler alarak Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Suluada’ya tur düzenleyen tekne sahipleri de dertli.
Tekne krizi çözüme kavuşamazken bölgedeki önemli doğal gölün de kuruyup imara açıldığı ortaya çıktı.Yaklaşık 250 dönümlük gölün zamanla kurumasına göz yumulduğu ve çevresinin doldurularak kaçak yapıların yükseldiğini aktaran turizmciler, gölün bir kısmının da tur operatörlerine ait araçlar için otopark haline getirildiğini söyledi.
Gölün yaşadığı değişim, uydu fotoğraflarıyla görüntülendi.2005 yılında uydu fotoğraflarında yeşilliği ve canlılığıyla dikkati çeken göl, 2013 yılına kadar canlılığını korudu.2019 yılında otopark olarak ayrılan yere tur otobüslerinin park yaptığı ve giderek otopark alanının genişlediği dikkati çekti.
2024 yılı Ocak ayında çekilen son uydu fotoğrafında ise gölün tamamen kuruduğu, sazlıklarla kaplandığı ve yeşil görüntüsünün kahverengiye döndüğü görüldü.Ayrıca otoparkın da genişlediği ve tur otobüslerinin de park alanında yoğunlaştığı dikkati çekti.Bölgedeki endemik bitki türleri, çeşitli kuş türleri ile gölde üreyen balıkların da yok olduğunu anlatan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, duruma üzüldüğünü ifade etti.
Yağışlarla karadan taşınan malzemenin zamanla gölü doldurduğunu belirten Prof. Dr. Gökoğlu, “Sazlık, bataklıklar oluşmaya başladı. Orada daha önceden yılan balıkları, çipura, dil balıkları, levrek, barbun, lahos balıkları giriş çıkış yapabiliyordu. İnsanlar ranta saldırdığı için bir kısmı dolduruldu. Orada bir doğal yaşam vardı, yok edildi. Gölün yatağı doldurulup herkes kendine bir arsa çıkarma peşinde.” diye konuştu.20 yıl önce bir proje için bölgede inceleme yaptığını, gölün kurumasının ve yapılaşmanın önüne geçecek şekilde bir doğal yaşam parkı haline getirmek amacıyla çalışmalar yaptıklarını da anlatan Prof. Dr. Gökoğlu, “Kenarları ağaçlandırıp koşu parkurları yapılması için çalışma yapmıştık. O proje olsaydı çok iyi olacaktı. Denizel ekosistem için o göl denizi de besleyecekti. Yağma edilmeyecekti. Sazlıklara geceleri kuşlar gelip tünerdi. Her şeyi yok ettik orada. Binalar yapılıyor şimdilerde.” ifadelerini kullandı.Bölgede uzun süredir turizmcilik yapan Adrasan Gelişim Derneği Başkanı Serkan Konuralp da gölün yok edilmesine tepki gösterdi.
Tur otobüslerine park yeri yapmak için gölün bir kısmının doldurulduğunu belirten Konuralp, “Tur otobüsleri için daha başka bir uygulama yapılsaydı orayı kaybetmezdik. Geçici bir çözüm oldu tur otobüsleri için ama gölü kaybettik. Adrasan’da genel yapılaşma sorunu var. Yöneticiler geçici çözümlerle günü kurtarıyor.” diye konuştu.Endemik türleri inceleyen uzmanların Avrupa’nın birçok ülkesinden göl için bölgeye geldiğini de kaydeden Başkan Konuralp, “Konuklarımız hem bitkileri hem de kuş türlerini incelerdi. Daha değerli bir turizmdi. Endemik türler artık yok. Koylar çok güzel ama kontrolsüzce kullandığımız için o da değerini yitirdi.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6f-BSwVrNESsNeSUspbzZQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Antalya’da
bir, göl, otopark, oldu, yıllık, adım, adım, değişim, uydu, fotoğraflarında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6f-BSwVrNESsNeSUspbzZQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Antalya’da bir göl, otopark oldu! 19 yıllık adım adım değişim uydu fotoğraflarında"><p>Antalya’daki Adrasan Koyu kıyısında yer alan endemik bitki, kuş ve balık türlerinin olduğu göl, 19 yılda kurudu. Çevresinde kaçak yapıların yükseldiği gölün bir kısmı bu süre içinde doldurularak, tur araçlarına otopark yapıldı. Gölün yıllar içinde otoparka dönüşmesi, uydu fotoğraflarıyla da görüntülendi. Akdeniz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Orada bir doğal yaşam vardı, yok edildi. Gölün yatağı doldurulup herkes kendine bir arsa çıkarma peşinde.” diye konuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2af5iSZT_UuT7xFJ-AcxgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Adrasan’da bir göl, tur araçlarının otoparkına dönüştü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JbyE5sBS00y6n5ZteAjRqw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya’nın önemli turistik koylarından Adrasan, bir süredir kıyıya demirleyen tekneler tarafından işgal edilmiş durumda.
Hem turizmciler hem de turistlerin şikayetçi olduğu tekne yoğunluğundan, yeni tekneler alarak Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Suluada’ya tur düzenleyen tekne sahipleri de dertli.
Tekne krizi çözüme kavuşamazken bölgedeki önemli doğal gölün de kuruyup imara açıldığı ortaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/g-ZV4rMbUE-KvuLuNK-Qmw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaklaşık 250 dönümlük gölün zamanla kurumasına göz yumulduğu ve çevresinin doldurularak kaçak yapıların yükseldiğini aktaran turizmciler, gölün bir kısmının da tur operatörlerine ait araçlar için otopark haline getirildiğini söyledi.
Gölün yaşadığı değişim, uydu fotoğraflarıyla görüntülendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kuyn23Wf4kyNI-cr7kz-Nw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2005 yılında uydu fotoğraflarında yeşilliği ve canlılığıyla dikkati çeken göl, 2013 yılına kadar canlılığını korudu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/inXof1_JjUm-vTjHLSMsFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2019 yılında otopark olarak ayrılan yere tur otobüslerinin park yaptığı ve giderek otopark alanının genişlediği dikkati çekti.
2024 yılı Ocak ayında çekilen son uydu fotoğrafında ise gölün tamamen kuruduğu, sazlıklarla kaplandığı ve yeşil görüntüsünün kahverengiye döndüğü görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bSqtT_ftTkqeTmD_pIQmaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca otoparkın da genişlediği ve tur otobüslerinin de park alanında yoğunlaştığı dikkati çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W9z0db2qN0-iFNCrR04_BA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgedeki endemik bitki türleri, çeşitli kuş türleri ile gölde üreyen balıkların da yok olduğunu anlatan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, duruma üzüldüğünü ifade etti.
Yağışlarla karadan taşınan malzemenin zamanla gölü doldurduğunu belirten Prof. Dr. Gökoğlu, “Sazlık, bataklıklar oluşmaya başladı. Orada daha önceden yılan balıkları, çipura, dil balıkları, levrek, barbun, lahos balıkları giriş çıkış yapabiliyordu. İnsanlar ranta saldırdığı için bir kısmı dolduruldu. Orada bir doğal yaşam vardı, yok edildi. Gölün yatağı doldurulup herkes kendine bir arsa çıkarma peşinde.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wKakaHhVjkqmXi4rSaKtcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>20 yıl önce bir proje için bölgede inceleme yaptığını, gölün kurumasının ve yapılaşmanın önüne geçecek şekilde bir doğal yaşam parkı haline getirmek amacıyla çalışmalar yaptıklarını da anlatan Prof. Dr. Gökoğlu, “Kenarları ağaçlandırıp koşu parkurları yapılması için çalışma yapmıştık. O proje olsaydı çok iyi olacaktı. Denizel ekosistem için o göl denizi de besleyecekti. Yağma edilmeyecekti. Sazlıklara geceleri kuşlar gelip tünerdi. Her şeyi yok ettik orada. Binalar yapılıyor şimdilerde.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G0HOy3QUskCXl70VBgxcEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgede uzun süredir turizmcilik yapan Adrasan Gelişim Derneği Başkanı Serkan Konuralp da gölün yok edilmesine tepki gösterdi.
Tur otobüslerine park yeri yapmak için gölün bir kısmının doldurulduğunu belirten Konuralp, “Tur otobüsleri için daha başka bir uygulama yapılsaydı orayı kaybetmezdik. Geçici bir çözüm oldu tur otobüsleri için ama gölü kaybettik. Adrasan’da genel yapılaşma sorunu var. Yöneticiler geçici çözümlerle günü kurtarıyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eNnGxQvBIUKxLEfv5Eq9HA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Endemik türleri inceleyen uzmanların Avrupa’nın birçok ülkesinden göl için bölgeye geldiğini de kaydeden Başkan Konuralp, “Konuklarımız hem bitkileri hem de kuş türlerini incelerdi. Daha değerli bir turizmdi. Endemik türler artık yok. Koylar çok güzel ama kontrolsüzce kullandığımız için o da değerini yitirdi.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizlerin dibindeki görünmez tehlike:
Ekosistem tehlike altında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/denizlerin-dibindeki-goerunmez-tehlikeekosistem-tehlike-altinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/denizlerin-dibindeki-goerunmez-tehlikeekosistem-tehlike-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Hayalet ağ tehlikesi, deniz ekosistemine zarar vermeyi sürdürüyor. Balıkesir’in Gömeç ilçesinde dalış gerçekleştiren Hayalet Ağ Avcıları ekibi, hayalet ağların verdiği zararı su altı kamerasıyla görüntüledi. Görüntülerde çürümüş balık ölüleri ile iskeletleri olduğu görüldü.Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi’nin ortaklığıyla 2022 yılında hayata geçirilen Hayalet Ağ Avcıları Edremit Projesi’nin 2024 yılı çalışmaları geçen haftalarda Balıkesir’in Gömeç ilçesi açıklarında başladı.Proje kapsamında bir ihbar üzerine ekip, Gömeç açıklarında dalış yaptı.ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, hayalet ağın deniz ekosistemine verdiği zararı su altı kamerasıyla görüntüledi.Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu’nun Hayalet Ağ Avcıları Edremit Projesi çalışmalarına destek verdiğini söyleyen Prof. Dr. Ayaz, “Projemiz geçtiğimiz haziran ayında başladı. Bir arkadaşımız bize ihbarda bulundu ve bölgeye gittik. Ağın üzerine indiğimizde yaklaşık bir aydır orada olduğu duruşundan belliydi. Ağın üzerinde ölü balıklar, çürümüş balıklar, balık iskeletleri, yengeçler olduğunu gördük.” dedi.Ağın iki ucunda herhangi bir sahiplik belgesi olmadığını söyleyen Erenoğlu, “Bunun hayalet ağ olduğunu belirledik. Ağın üzerinde bir 7-8 tane çürümüş balık ölüsü, balık iskeleti ve bunun yanında 5-6 tane de yine ağa yakalanmış, yiyeceğine dolanmış yengeçler vardı. Bu yengeçlerin canlı olanlarını ağdan kurtararak hepsini denize iade ettik. Ağı da o bölgeden aldık, uzaklaştırdık.” diye konuştu.Hayalet ağların 3 grupta toplandığını belirten Prof. Dr. Adnan Ayaz, şunları anlattı:
“Bir tanesi gerçekten balıkçı istemediği halde denizin dibine çeşitli nedenlerden dolayı takılıp kalan, akıntıların etkisiyle kalan, yasa dışı balıkçıların sürüklemeleriyle başka bölgeye gidip kaybolan ağlar. Diğer grup ise denize çöp olarak atılmış ağlar ve benzeri malzemeler. Bir diğeri de maalesef terk edilmiş ağlar. Bu bulduğumuz ağ, terk edilmiş ağ sınıfına giriyor. Bir aydır ellenmiyor. Doğaya artık yeteri kadar zarar vermiş. Üzerindeki balıklarıyla beraber canlarını denize saldık. Bu şekilde çalışmamızı tamamladık. Görüntülerde de gördüğünüz gibi üzerinde çürümüş balık, iskelet, yengeçler vardı. Bu şekilde bir çalışmayı gerçekleştirdik.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KRzFUQftnECBFaiypX0KqA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Denizlerin, dibindeki, görünmez, tehlike:
Ekosistem, tehlike, altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KRzFUQftnECBFaiypX0KqA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Denizlerin dibindeki görünmez tehlike: Ekosistem tehlike altında"><p>Hayalet ağ tehlikesi, deniz ekosistemine zarar vermeyi sürdürüyor. Balıkesir’in Gömeç ilçesinde dalış gerçekleştiren Hayalet Ağ Avcıları ekibi, hayalet ağların verdiği zararı su altı kamerasıyla görüntüledi. Görüntülerde çürümüş balık ölüleri ile iskeletleri olduğu görüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pOSJCzIhgEeR2RHuRlNTYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi’nin ortaklığıyla 2022 yılında hayata geçirilen Hayalet Ağ Avcıları Edremit Projesi’nin 2024 yılı çalışmaları geçen haftalarda Balıkesir’in Gömeç ilçesi açıklarında başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c0uBCTGJAU-N-aMnF9RW6g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proje kapsamında bir ihbar üzerine ekip, Gömeç açıklarında dalış yaptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ADttYs7MJUeQxu3ErB9Ejw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, hayalet ağın deniz ekosistemine verdiği zararı su altı kamerasıyla görüntüledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iGeCH23VoESUu98s_8_uwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu’nun Hayalet Ağ Avcıları Edremit Projesi çalışmalarına destek verdiğini söyleyen Prof. Dr. Ayaz, “Projemiz geçtiğimiz haziran ayında başladı. Bir arkadaşımız bize ihbarda bulundu ve bölgeye gittik. Ağın üzerine indiğimizde yaklaşık bir aydır orada olduğu duruşundan belliydi. Ağın üzerinde ölü balıklar, çürümüş balıklar, balık iskeletleri, yengeçler olduğunu gördük.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d7SyKkzhmk2iXA9l-I5Ftg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ağın iki ucunda herhangi bir sahiplik belgesi olmadığını söyleyen Erenoğlu, “Bunun hayalet ağ olduğunu belirledik. Ağın üzerinde bir 7-8 tane çürümüş balık ölüsü, balık iskeleti ve bunun yanında 5-6 tane de yine ağa yakalanmış, yiyeceğine dolanmış yengeçler vardı. Bu yengeçlerin canlı olanlarını ağdan kurtararak hepsini denize iade ettik. Ağı da o bölgeden aldık, uzaklaştırdık.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SKini-Hf9ky4-y2NfLcZ7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hayalet ağların 3 grupta toplandığını belirten Prof. Dr. Adnan Ayaz, şunları anlattı:
“Bir tanesi gerçekten balıkçı istemediği halde denizin dibine çeşitli nedenlerden dolayı takılıp kalan, akıntıların etkisiyle kalan, yasa dışı balıkçıların sürüklemeleriyle başka bölgeye gidip kaybolan ağlar. Diğer grup ise denize çöp olarak atılmış ağlar ve benzeri malzemeler. Bir diğeri de maalesef terk edilmiş ağlar. Bu bulduğumuz ağ, terk edilmiş ağ sınıfına giriyor. Bir aydır ellenmiyor. Doğaya artık yeteri kadar zarar vermiş. Üzerindeki balıklarıyla beraber canlarını denize saldık. Bu şekilde çalışmamızı tamamladık. Görüntülerde de gördüğünüz gibi üzerinde çürümüş balık, iskelet, yengeçler vardı. Bu şekilde bir çalışmayı gerçekleştirdik.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hPMXh-gFKUGYEoM4OOhlwg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DNt2xxkoxUCrRPhHBk8FtQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir’de belediyeye 1,8 milyon lira kirlilik
cezası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirde-belediyeye-18-milyon-lira-kirlilikcezasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirde-belediyeye-18-milyon-lira-kirlilikcezasi</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Körfezi’nde balık ölümleri sürüyor. Körfezde yaşanan çevre felaketine ilişkin ekiplerin çalışmaları sürerken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bölgedeki incelemelerini tamamladı. Bakanlık, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne 1,8 milyon lira para cezası kesilmesine karar verdi.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İzmir Körfezi&#039;ndeki kirlilik ve balık ölümleri nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesine 1 milyon 858 bin Türk lirası para cezası uygulandığını ve sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi.Bakanlıktan yapılan açıklamada, İzmir Körfezi&#039;nde meydana gelen kirlilik ve balık ölümlerinin ardından inceleme başlatıldığı, Bakanlığa bağlı uzman ekiplerle mobil su ve atık su laboratuvarının bölgeye sevk edildiği hatırlatıldı.Körfez&#039;e dökülen derelerden ve atık su arıtma tesislerinin çıkışlarından numuneler alındığı belirtilen açıklamada, analizler sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğüne bağlı Çiğli Kentsel Atıksu Arıtma Tesisi ile Güneybatı Atıksu Arıtma Tesislerinin, &quot;çevre mevzuatında belirtilen standartların üzerinde&quot; kirli suları İzmir Körfezi&#039;ne deşarj ettiklerinin belirlendiği aktarıldı.Açıklamada &quot;İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğüne 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında 1 milyon 858 bin 610 Türk lirası idari ceza uygulandı. Ayrıca sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu.&quot; bilgisi verildi.İzmir Körfezi&#039;nde dün de deniz suyu renginin yeşil ve kahverengiye döndüğünün ve Karşıyaka ilçesi Aksoy Mahallesi civarında çok sayıda ölü balığın deniz yüzeyine çıktığının görüldüğü kaydedildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h6L0qmXyuk2DOy53jkIF3g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir’de, belediyeye, 1, 8, milyon, lira, kirlilik
cezası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h6L0qmXyuk2DOy53jkIF3g.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir’de belediyeye 1,8 milyon lira kirlilik cezası"><p>İzmir Körfezi’nde balık ölümleri sürüyor. Körfezde yaşanan çevre felaketine ilişkin ekiplerin çalışmaları sürerken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bölgedeki incelemelerini tamamladı. Bakanlık, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne 1,8 milyon lira para cezası kesilmesine karar verdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UnbFrGWA3U6nckExTuUXOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İzmir Körfezi'ndeki kirlilik ve balık ölümleri nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesine 1 milyon 858 bin Türk lirası para cezası uygulandığını ve sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kzfwCFS7IkGAnuLIpbPikA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bakanlıktan yapılan açıklamada, İzmir Körfezi'nde meydana gelen kirlilik ve balık ölümlerinin ardından inceleme başlatıldığı, Bakanlığa bağlı uzman ekiplerle mobil su ve atık su laboratuvarının bölgeye sevk edildiği hatırlatıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KdJEWgwXv0CXoA-COEPZOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfez'e dökülen derelerden ve atık su arıtma tesislerinin çıkışlarından numuneler alındığı belirtilen açıklamada, analizler sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğüne bağlı Çiğli Kentsel Atıksu Arıtma Tesisi ile Güneybatı Atıksu Arıtma Tesislerinin, "çevre mevzuatında belirtilen standartların üzerinde" kirli suları İzmir Körfezi'ne deşarj ettiklerinin belirlendiği aktarıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Tmer_wOiUEuARYISlLGBTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Açıklamada "İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğüne 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında 1 milyon 858 bin 610 Türk lirası idari ceza uygulandı. Ayrıca sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu." bilgisi verildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bzb3crM5d0O1a34uo92uag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi'nde dün de deniz suyu renginin yeşil ve kahverengiye döndüğünün ve Karşıyaka ilçesi Aksoy Mahallesi civarında çok sayıda ölü balığın deniz yüzeyine çıktığının görüldüğü kaydedildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/R2qRZ31DFU27skNYGsS7xQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Jeffrey Sachs&amp;apos;dan &amp;quot;Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı&amp;quot;na imza</title>
<link>https://trafikdernegi.com/jeffrey-sachsdan-kuresel-sifir-atik-iyi-niyet-beyanina-imza</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/jeffrey-sachsdan-kuresel-sifir-atik-iyi-niyet-beyanina-imza</guid>
<description><![CDATA[ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın eşi Emine Erdoğan ile görüşen Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (SDSN) Başkanı Prof. Dr. Jeffrey Sachs, &quot;Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı&quot;nı imzaladı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile BM 79. Genel Kurulu dolayısıyla ABD&#039;ye gelen Emine Erdoğan, Sachs&#039;ı New York&#039;taki Türkevi&#039;nde karşıladı.  BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan ile Sachs arasındaki görüşme basına kapalı gerçekleşti.  Görüşmede, Sachs&#039;ın, 150 ülkeden 2 bin üniversiteyi içeren Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı&#039;yla &quot;Sıfır Atık&quot; projesine sunabilecekleri katkıları ele aldıklarını, bu konudaki liderliğinden dolayı Emine Erdoğan&#039;ı takdirle karşıladığını söylediği belirtildi.Küresel kalkınmanın barış olmadan mümkün kılınamayacağını kaydeden Sachs&#039;ın, Türkiye&#039;nin, Ukrayna ve süregelen savaşlar başta olmak üzere çatışmalara dair arabuluculuğu ve çözüme yönelik çabalarının çok önemli olduğunu ifade ettiği aktarıldı.  Görüşmenin ardından Sachs, 2023&#039;de BM 78. Genel Kurulu&#039;nda küresel imzaya açılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın ilk imzacısı olduğu &quot;Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı&quot;nı imzaladı.  Emine Erdoğan, imza dolayısıyla Sachs&#039;a teşekkür etti. &quot;DAHA TEMİZ VE YAŞANABİLİR BİR DÜNYA ADINA VERDİĞİ DESTEK İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM&quot;  Emine Erdoğan, görüşme sonrasında yaptığı sosyal medya paylaşımında şunları kaydetti:  &quot;Birleşmiş Milletler 79. Genel Kurulu kapsamında ziyaret ettiğimiz New York Türkevi&#039;nde, BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı (SDSN) Jeffrey Sachs ile bir araya geldik. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmakta &#039;Sıfır Atık&#039; uygulamasının kazandıracağı ivme hakkında görüş alışverişinde bulunduk. Sayın Sachs’ın 150 ülkeden 2 bin üniversiteyi içeren, küresel sürdürülebilir kalkınma çözümleri ağı ile projeye sunabilecekleri katkıları ele aldık.Küresel kalkınmanın, daha adil ve kapsayıcı bir geleceğin öncelikle barış ortamında ortak çabalarla gerçekleştirilebileceği hususunda hemfikiriz. Bu vesileyle &#039;Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayan Sayın Sachs’a, daha temiz ve yaşanabilir bir dünya adına verdiği destek için teşekkür ediyorum.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7jAUEx7IYU23P1LqWetJeQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Jeffrey, Sachsdan, Küresel, Sıfır, Atık, İyi, Niyet, Beyanına, imza</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7jAUEx7IYU23P1LqWetJeQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Jeffrey Sachs'dan " k s at niyet beyan imza><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan ile görüşen Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (SDSN) Başkanı Prof. Dr. Jeffrey Sachs, "Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı"nı imzaladı.</p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile BM 79. Genel Kurulu dolayısıyla ABD'ye gelen Emine Erdoğan, Sachs'ı New York'taki Türkevi'nde karşıladı.  BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan ile Sachs arasındaki görüşme basına kapalı gerçekleşti.  Görüşmede, Sachs'ın, 150 ülkeden 2 bin üniversiteyi içeren Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı'yla "Sıfır Atık" projesine sunabilecekleri katkıları ele aldıklarını, bu konudaki liderliğinden dolayı Emine Erdoğan'ı takdirle karşıladığını söylediği belirtildi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SiJPNokLpEuR1wrdgKNHsg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p>Küresel kalkınmanın barış olmadan mümkün kılınamayacağını kaydeden Sachs'ın, Türkiye'nin, Ukrayna ve süregelen savaşlar başta olmak üzere çatışmalara dair arabuluculuğu ve çözüme yönelik çabalarının çok önemli olduğunu ifade ettiği aktarıldı.  Görüşmenin ardından Sachs, 2023'de BM 78. Genel Kurulu'nda küresel imzaya açılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk imzacısı olduğu "Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı"nı imzaladı.  Emine Erdoğan, imza dolayısıyla Sachs'a teşekkür etti. </p><p><strong>"DAHA TEMİZ VE YAŞANABİLİR BİR DÜNYA ADINA VERDİĞİ DESTEK İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM"</strong>  Emine Erdoğan, görüşme sonrasında yaptığı sosyal medya paylaşımında şunları kaydetti:  "Birleşmiş Milletler 79. Genel Kurulu kapsamında ziyaret ettiğimiz New York Türkevi'nde, BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı (SDSN) Jeffrey Sachs ile bir araya geldik. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmakta 'Sıfır Atık' uygulamasının kazandıracağı ivme hakkında görüş alışverişinde bulunduk. Sayın Sachs’ın 150 ülkeden 2 bin üniversiteyi içeren, küresel sürdürülebilir kalkınma çözümleri ağı ile projeye sunabilecekleri katkıları ele aldık.</p><p>Küresel kalkınmanın, daha adil ve kapsayıcı bir geleceğin öncelikle barış ortamında ortak çabalarla gerçekleştirilebileceği hususunda hemfikiriz. Bu vesileyle 'Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayan Sayın Sachs’a, daha temiz ve yaşanabilir bir dünya adına verdiği destek için teşekkür ediyorum."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>23 yılda 1 milyondan fazla bina yapı denetiminden geçti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/23-yilda-1-milyondan-fazla-bina-yapi-denetiminden-gecti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/23-yilda-1-milyondan-fazla-bina-yapi-denetiminden-gecti</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca vatandaşların depreme dayanıklı konutlarda oturması amacıyla 23 yılda, 1 milyon 66 bin 987 bin bina denetlendi, 480 bin binanın denetimi ise devam ediyor. İstanbul&#039;da yapı denetim faaliyetleriyle bugüne kadar 189 bin bina denetlenirken, 71 bin binayla ilgili incelemeler sürüyor.Yapı İşleri Genel Müdürlüğünden aldığı bilgiye göre, 1999 Marmara Depremi&#039;nin ardından 2001&#039;de yürürlüğe giren Yapı Denetimi Hakkında Kanun, ilk olarak deprem açısından kritik önem taşıyan İstanbul, Kocaeli, Ankara, İzmir, Sakarya&#039;nın yer aldığı toplam 19 ilde uygulamaya alındı.  Bu illerde kanun kapsamında yapı denetim sistemine göre inşa edilen yapılarda yürütülen incelemelerde, taşıyıcı sistem yönünden statik-betonarme projeleriyle uyum konusunda yüzde 90&#039;ın üzerinde başarı sağlandı. Bunun üzerine 2011&#039;de 81 ilde yapı denetim sistemine geçildi.  Bakanlıkça halihazırda bu denetim faaliyetleri, 81 ilde 2 bin 580 yapı denetim kuruluşu ve 452 laboratuvarla yürütülüyor.  Yapı denetim kuruluşlarında 15 bin 885 denetçi mimar ve mühendis, 21 bin 665 yardımcı kontrol elemanı mimar ve mühendis görev alırken, laboratuvar kuruluşlarının denetim faaliyetleri ise 1264 laboratuvar denetçisi mühendis, 6 bin 52 deney yapan personel ve 1196 numune alma elemanıyla aktif olarak yürütülüyor.480 BİN BİNANIN DENETİMİ SÜRÜYOR  Vatandaşların depreme dayanıklı konutlarda oturması amacıyla hayata geçirilen yapı denetim sistemiyle, 23 yılda denetlenen toplam bina sayısı 1 milyon 66 bin 987 bin oldu. Halihazırda 480 bin binanın denetimi ise devam ediyor.  İnşaatların denetimini üstlenen yapı denetim ve laboratuvar kuruluşlarının faaliyetlerinin denetimi ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlükleri üzerinden her yıl düzenli olarak yapılıyor.  Bu çalışmalar kapsamında, bugüne kadar 109 bin 692 şantiye, 51 bin 937 büro, 3 bin 363 laboratuvar denetlendi.  İSTANBUL&#039;DA YAPI DENETİMİNDE SON DURUM  Bakanlık, olası Marmara depremine karşı İstanbul&#039;da da yapı denetim çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.  İstanbul&#039;da 501 yapı denetim kuruluşu ve 56 laboratuvarla yürütülen yapı denetim faaliyetleriyle bugüne kadar 189 bin bina denetlenirken, 71 bin binayla ilgili incelemeler devam ediyor.  Öte yandan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce inşaatlarda süren denetim faaliyetleri kapsamında da 13 bin 384 şantiye, 12 bin 489 büro, 986 laboratuvarda denetleme çalışmaları yürütüldü. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JA7AM7VozES3T9IKaRSkfw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>yılda, milyondan, fazla, bina, yapı, denetiminden, geçti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JA7AM7VozES3T9IKaRSkfw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="23 yılda 1 milyondan fazla bina yapı denetiminden geçti"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca vatandaşların depreme dayanıklı konutlarda oturması amacıyla 23 yılda, 1 milyon 66 bin 987 bin bina denetlendi, 480 bin binanın denetimi ise devam ediyor. İstanbul'da yapı denetim faaliyetleriyle bugüne kadar 189 bin bina denetlenirken, 71 bin binayla ilgili incelemeler sürüyor.</p>Yapı İşleri Genel Müdürlüğünden aldığı bilgiye göre, 1999 Marmara Depremi'nin ardından 2001'de yürürlüğe giren Yapı Denetimi Hakkında Kanun, ilk olarak deprem açısından kritik önem taşıyan İstanbul, Kocaeli, Ankara, İzmir, Sakarya'nın yer aldığı toplam 19 ilde uygulamaya alındı.  Bu illerde kanun kapsamında yapı denetim sistemine göre inşa edilen yapılarda yürütülen incelemelerde, taşıyıcı sistem yönünden statik-betonarme projeleriyle uyum konusunda yüzde 90'ın üzerinde başarı sağlandı. Bunun üzerine 2011'de 81 ilde yapı denetim sistemine geçildi.  Bakanlıkça halihazırda bu denetim faaliyetleri, 81 ilde 2 bin 580 yapı denetim kuruluşu ve 452 laboratuvarla yürütülüyor.  Yapı denetim kuruluşlarında 15 bin 885 denetçi mimar ve mühendis, 21 bin 665 yardımcı kontrol elemanı mimar ve mühendis görev alırken, laboratuvar kuruluşlarının denetim faaliyetleri ise 1264 laboratuvar denetçisi mühendis, 6 bin 52 deney yapan personel ve 1196 numune alma elemanıyla aktif olarak yürütülüyor.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YSCmJ0Sd606DHivj_qZWPw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>480 BİN BİNANIN DENETİMİ SÜRÜYOR</strong>  Vatandaşların depreme dayanıklı konutlarda oturması amacıyla hayata geçirilen yapı denetim sistemiyle, 23 yılda denetlenen toplam bina sayısı 1 milyon 66 bin 987 bin oldu. Halihazırda 480 bin binanın denetimi ise devam ediyor.  İnşaatların denetimini üstlenen yapı denetim ve laboratuvar kuruluşlarının faaliyetlerinin denetimi ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlükleri üzerinden her yıl düzenli olarak yapılıyor.  Bu çalışmalar kapsamında, bugüne kadar 109 bin 692 şantiye, 51 bin 937 büro, 3 bin 363 laboratuvar denetlendi.  <strong>İSTANBUL'DA YAPI DENETİMİNDE SON DURUM</strong>  Bakanlık, olası Marmara depremine karşı İstanbul'da da yapı denetim çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.  İstanbul'da 501 yapı denetim kuruluşu ve 56 laboratuvarla yürütülen yapı denetim faaliyetleriyle bugüne kadar 189 bin bina denetlenirken, 71 bin binayla ilgili incelemeler devam ediyor.  Öte yandan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce inşaatlarda süren denetim faaliyetleri kapsamında da 13 bin 384 şantiye, 12 bin 489 büro, 986 laboratuvarda denetleme çalışmaları yürütüldü.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>60
yılda adım adım gelen son: Türkiye’de 240 gölden 186’sı kurudu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/60yilda-adim-adim-gelen-son-turkiyede-240-goelden-186si-kurudu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/60yilda-adim-adim-gelen-son-turkiyede-240-goelden-186si-kurudu</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’deki 240 gölden 186’sı son 60 yılda tamamen kurudu. Geride kalan göller de kuraklık ve aşırı kirlilik tehdidi altında... Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, Anadolu coğrafyasında şu anda iyi denilebilecek tek bir göl dahil olmadığını söyledi. Kesici, vahşi tarımsal sulamanın sona erdirilmesi gerektiğine dikkat çekti.Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, son 60 yılda Türkiye’deki 240 gölden 186’sının tamamen kuruduğunu, geriye kalanların da kuraklık tehlikesi ve aşırı kirlilik yaşadığını söyledi.Türkiye’deki göllerin neredeyse hepsinin şiddetli hasta olduğunu söyleyen Dr. Erol Kesici, “Sorunları oldukça ağır durumda, su seviyeleri, yüzey alanları, kirlilik, oksijensizlik, adeta tükenmiş durumdalar.” dedi.“Günümüzden milyonlarca yıl önce oluşan birçok doğal gölümüz ne yazık ki, son 60 yıl içinde ve bilhassa son yıllarda temel sorunları ötelendiğinden, aşırı şekilde kurumalar meydana gelmiştir.” diyen Kesici, “Bu bakımdan ülkemizdeki irili ufaklı 240’a yakın gölün neredeyse 186’sı kurumuş, geri kalanları ise göl olma özelliğini tamamen kaybetmektedir.” ifadelerini kullandı.Kesici, Anadolu’daki birkaç gölün de tuzlu oluşları ve bölgesel konumları nedeniyle yaşama mücadelesi verdiğini anlattı.Şiddetli kuraklık ve kirliliğin son yıllarda etkisini daha da gösterdiğini belirten Dr. Kesici, şöyle devam etti:
“Hakikaten göl, diye bir şey kalmadı memlekette. Hepsi aşırı su kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. Bu, biyoçeşitliliğin yok olmasına neden oluyor. Göllerde dip çamurları ve kimyasal atıklar alabildiğince fazlalaştığı için suyu azalan göller bu kirliliği artık tolere edemiyor. Balık popülasyonunun giderek azalmasıyla göllerde makro ve mikro su bitkilerinin aşırı artışı bataklıklaşma, farklı istilacı türlerin göl havzasına göç etmeleri ve buna bağlı olarak tüm sulak alanlarımızda artan buharlaşmayla kuruma süreci çok hızlı şekilde devam ediyor.”Yaşanan iklim krizinin en önemli etkenlerinden birinin vahşi tarımsal sulama olduğuna dikkat çeken Kesici, “Kentlerin iklimine göre bitki dokusu ve tarımsal üretimler günün bilimsel koşullarına göre düzenlenmeli. Türkiye’de şu an iyi denilebilecek, parmakla gösterebileceğimiz bir tane dahi gölümüz yok.” şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d8HYwl5VqUW8pHM0ZG1zcw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>60
yılda, adım, adım, gelen, son:, Türkiye’de, 240, gölden, 186’sı, kurudu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d8HYwl5VqUW8pHM0ZG1zcw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="60 yılda adım adım gelen son: Türkiye’de 240 gölden 186’sı kurudu"><p>Türkiye’deki 240 gölden 186’sı son 60 yılda tamamen kurudu. Geride kalan göller de kuraklık ve aşırı kirlilik tehdidi altında... Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, Anadolu coğrafyasında şu anda iyi denilebilecek tek bir göl dahil olmadığını söyledi. Kesici, vahşi tarımsal sulamanın sona erdirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GufFZO6FYUiUb2kHNzqE7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, son 60 yılda Türkiye’deki 240 gölden 186’sının tamamen kuruduğunu, geriye kalanların da kuraklık tehlikesi ve aşırı kirlilik yaşadığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7Z37cor5GUGHcnCzWyDHwg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Türkiye’deki göllerin neredeyse hepsinin şiddetli hasta olduğunu söyleyen Dr. Erol Kesici, “Sorunları oldukça ağır durumda, su seviyeleri, yüzey alanları, kirlilik, oksijensizlik, adeta tükenmiş durumdalar.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0GYfjcqunU2S20rO9eOeJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Günümüzden milyonlarca yıl önce oluşan birçok doğal gölümüz ne yazık ki, son 60 yıl içinde ve bilhassa son yıllarda temel sorunları ötelendiğinden, aşırı şekilde kurumalar meydana gelmiştir.” diyen Kesici, “Bu bakımdan ülkemizdeki irili ufaklı 240’a yakın gölün neredeyse 186’sı kurumuş, geri kalanları ise göl olma özelliğini tamamen kaybetmektedir.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ROuf-mvvwkKGLpH1KchI7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kesici, Anadolu’daki birkaç gölün de tuzlu oluşları ve bölgesel konumları nedeniyle yaşama mücadelesi verdiğini anlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dAVaH9_GB0umN-eBps5lbg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şiddetli kuraklık ve kirliliğin son yıllarda etkisini daha da gösterdiğini belirten Dr. Kesici, şöyle devam etti:
“Hakikaten göl, diye bir şey kalmadı memlekette. Hepsi aşırı su kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. Bu, biyoçeşitliliğin yok olmasına neden oluyor. Göllerde dip çamurları ve kimyasal atıklar alabildiğince fazlalaştığı için suyu azalan göller bu kirliliği artık tolere edemiyor. Balık popülasyonunun giderek azalmasıyla göllerde makro ve mikro su bitkilerinin aşırı artışı bataklıklaşma, farklı istilacı türlerin göl havzasına göç etmeleri ve buna bağlı olarak tüm sulak alanlarımızda artan buharlaşmayla kuruma süreci çok hızlı şekilde devam ediyor.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Cym-WYwtN0mBWZTm-blzYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaşanan iklim krizinin en önemli etkenlerinden birinin vahşi tarımsal sulama olduğuna dikkat çeken Kesici, “Kentlerin iklimine göre bitki dokusu ve tarımsal üretimler günün bilimsel koşullarına göre düzenlenmeli. Türkiye’de şu an iyi denilebilecek, parmakla gösterebileceğimiz bir tane dahi gölümüz yok.” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wDmllSImEESrqJQuynKDhQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakanlıktan Pazar Belediyesi&amp;apos;ne 1.3 milyon lira ceza</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bakanliktan-pazar-belediyesine-13-milyon-lira-ceza</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bakanliktan-pazar-belediyesine-13-milyon-lira-ceza</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, topladığı çöpleri dere kenarına döktüğü belirlenen Rize Pazar Belediyesi&#039;ne 1 milyon 299 bin lira idari para cezası uygulandığını bildirdi.Bakanlıktan yapılan açıklamada, Rize Pazar Belediye Başkanlığı&#039;nın ilçede topladığı çöpleri, Soğuksu Mahallesi&#039;ndeki dere kenarına döktüğüne ilişkin ihbar üzerine denetim ekiplerince inceleme yapıldığı belirtildi.  Denetim neticesinde Pazar Belediyesi&#039;ne ait çöp toplama araçlarınca evsel atıkların dere kenarına döküldüğünün, çöplerin üzerinin toprakla kapatılmaya çalışıldığının ve halk sağlığını tehdit eden büyük çevre kirliliğine yol açıldığının belirlendiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:  &quot;Pazar Belediye Başkanlığı çöplerin kaldırılarak atık tesisine gönderilmesi için uyarılmış, Çevre Kanunu&#039;na istinaden belediyeye çevre kirliliği nedeniyle 1 milyon 299 bin lira idari ceza uygulanmıştır.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kCtE3OEfnEOMIj0T7Dse2A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bakanlıktan, Pazar, Belediyesine, 1.3, milyon, lira, ceza</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kCtE3OEfnEOMIj0T7Dse2A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bakanlıktan Pazar Belediyesi'ne 1.3 milyon lira ceza"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, topladığı çöpleri dere kenarına döktüğü belirlenen Rize Pazar Belediyesi'ne 1 milyon 299 bin lira idari para cezası uygulandığını bildirdi.</p>Bakanlıktan yapılan açıklamada, Rize Pazar Belediye Başkanlığı'nın ilçede topladığı çöpleri, Soğuksu Mahallesi'ndeki dere kenarına döktüğüne ilişkin ihbar üzerine denetim ekiplerince inceleme yapıldığı belirtildi.  Denetim neticesinde Pazar Belediyesi'ne ait çöp toplama araçlarınca evsel atıkların dere kenarına döküldüğünün, çöplerin üzerinin toprakla kapatılmaya çalışıldığının ve halk sağlığını tehdit eden büyük çevre kirliliğine yol açıldığının belirlendiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:  "Pazar Belediye Başkanlığı çöplerin kaldırılarak atık tesisine gönderilmesi için uyarılmış, Çevre Kanunu'na istinaden belediyeye çevre kirliliği nedeniyle 1 milyon 299 bin lira idari ceza uygulanmıştır."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı imzalandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kuresel-sifir-atik-iyi-niyet-beyani-imzalandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kuresel-sifir-atik-iyi-niyet-beyani-imzalandi</guid>
<description><![CDATA[ Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan&#039;ın eşi Emine Erdoğan, New York&#039;ta BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Profesör Jeffrey Sachs ile görüştü. Görüşme sonrası Sachs, Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı&#039;nı imzaladı.Emine Erdoğan, Sachs&#039;ı New York&#039;taki Türkevi&#039;nde karşıladı. BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan ile Sachs basına kapalı olarak bir görüşme gerçekleştirdi.Görüşmede Sachs&#039;ın 150 ülkeden 2 bin üniversiteyi içeren Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı ile Sıfır Atık projesine sunabilecekleri katkıları ele aldıklarını aktardığı, bu konudaki liderliğinden dolayı Emine Erdoğan&#039;ı takdirle karşıladığını ilettiği ifade edildi.   Görüşmenin ardından Sachs, 2023’de BM 78. Genel Kurulu’nda küresel imzaya açılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın ilk imzacısı olduğu Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı&#039;nı imzaladı. Emine Erdoğan Sachs&#039;a daha temiz ve yaşanabilir bir dünya adına verdiği destek için teşekkürlerini iletti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zsQMlUwxlEOKrzh4ekRViA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:22:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Küresel, Sıfır, Atık, İyi, Niyet, Beyanı, imzalandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zsQMlUwxlEOKrzh4ekRViA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı imzalandı"><p>Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, New York'ta BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Profesör Jeffrey Sachs ile görüştü. Görüşme sonrası Sachs, Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı'nı imzaladı.</p><p>Emine Erdoğan, Sachs'ı New York'taki Türkevi'nde karşıladı. BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan ile Sachs basına kapalı olarak bir görüşme gerçekleştirdi.</p><p>Görüşmede Sachs'ın 150 ülkeden 2 bin üniversiteyi içeren Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı ile Sıfır Atık projesine sunabilecekleri katkıları ele aldıklarını aktardığı, bu konudaki liderliğinden dolayı Emine Erdoğan'ı takdirle karşıladığını ilettiği ifade edildi.   Görüşmenin ardından Sachs, 2023’de BM 78. Genel Kurulu’nda küresel imzaya açılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk imzacısı olduğu Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı'nı imzaladı. </p><p>Emine Erdoğan Sachs'a daha temiz ve yaşanabilir bir dünya adına verdiği destek için teşekkürlerini iletti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sıfır Atık projesi 7 yaşında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sifir-atik-projesi-7-yasinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sifir-atik-projesi-7-yasinda</guid>
<description><![CDATA[ Kaynakların verimli kullanımı, israfın önlenmesi, çevrenin korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması adına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın eşi Emine Erdoğan tarafından 2017 yılında başlatılan &quot;Sıfır Atık&quot; projesinde 7 yıl geride kaldı. Projede bugüne kadar neler yapıldı, bundan sonraki hedefler neler? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Haluk Şahin Yazgı, NTV ekibinden Erce Tiren&#039;in konuya ilişkin sorularını yanıtladı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O2vSN4vC4UycUr3nf8Y-yg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sıfır, Atık, projesi, yaşında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O2vSN4vC4UycUr3nf8Y-yg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sıfır Atık projesi 7 yaşında"><p>Kaynakların verimli kullanımı, israfın önlenmesi, çevrenin korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması adına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan tarafından 2017 yılında başlatılan "Sıfır Atık" projesinde 7 yıl geride kaldı. Projede bugüne kadar neler yapıldı, bundan sonraki hedefler neler? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Haluk Şahin Yazgı, NTV ekibinden Erce Tiren'in konuya ilişkin sorularını yanıtladı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir Körfezi için 14 maddelik acil eylem planı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmir-koerfezi-icin-14-maddelik-acil-eylem-plani</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmir-koerfezi-icin-14-maddelik-acil-eylem-plani</guid>
<description><![CDATA[ Çevre felaketinin yaşandığı İzmir Körfezi’nde toplu balık ölümleri ve kirlilikle mücadele için kurulan bilim kurulu, 14 maddeden oluşan İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı hazırladı. Acil ve kısa vadede yapılacakları içeren eylem planı, yarın açıklanacak.Toplu balık ölümleri ve kirlilik yaşanan İzmir Körfezi için 14 maddelik eylem planı hazırlandı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, İzmir Körfezi’nde yaşanan toplu balık ölümleri ve yaygın kirliliğinin ardından bölgede inceleme başlatıldı ve 35 akademisyenin yer aldığı İzmir Körfezi Bilim Kurulu oluşturuldu.
İzmir Körfezi&#039;nde, atık su arıtma tesislerinde ve derelerde inceleme yapan bilim kurulu üyeleri, İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı’nı hazırladı.Buna göre kirliliğe bağlı oksijen yetersizliği nedeniyle canlı ekosisteminin durma noktasına geldiği Körfeze nefes aldıracak acil ve kısa vadede yapılacakları içeren 14 maddelik eylem planı yerel yöneticilere yol gösterecek.
Bilim kurulunca belirlenen teknik ve bilimsel çalışmaları, Bakanlık ve İzmir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar hayata geçirecek.Eylem planı yarın saat 14.00’te bilim kurulunca, İzmir İktisat Kongresi binasında düzenlenecek basın toplantısıyla kamuoyuna duyurulacak.
Bakanlık, hazırlık çalışmaları devam eden orta ve uzun vadeli eylem planını da önümüzdeki aylarda açıklayacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/biICsLw7f0KAlIeNoXkSPg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir, Körfezi, için, maddelik, acil, eylem, planı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/biICsLw7f0KAlIeNoXkSPg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir Körfezi için 14 maddelik acil eylem planı"><p>Çevre felaketinin yaşandığı İzmir Körfezi’nde toplu balık ölümleri ve kirlilikle mücadele için kurulan bilim kurulu, 14 maddeden oluşan İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı hazırladı. Acil ve kısa vadede yapılacakları içeren eylem planı, yarın açıklanacak.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bSSJ7GBKdkuRKXkcOIxaag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toplu balık ölümleri ve kirlilik yaşanan İzmir Körfezi için 14 maddelik eylem planı hazırlandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZLPxzpL_wEeO1__xLQJX4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, İzmir Körfezi’nde yaşanan toplu balık ölümleri ve yaygın kirliliğinin ardından bölgede inceleme başlatıldı ve 35 akademisyenin yer aldığı İzmir Körfezi Bilim Kurulu oluşturuldu.
İzmir Körfezi'nde, atık su arıtma tesislerinde ve derelerde inceleme yapan bilim kurulu üyeleri, İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı’nı hazırladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d-IV5_wmeEK3JaTqbP1D_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Buna göre kirliliğe bağlı oksijen yetersizliği nedeniyle canlı ekosisteminin durma noktasına geldiği Körfeze nefes aldıracak acil ve kısa vadede yapılacakları içeren 14 maddelik eylem planı yerel yöneticilere yol gösterecek.
Bilim kurulunca belirlenen teknik ve bilimsel çalışmaları, Bakanlık ve İzmir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar hayata geçirecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YDOHXGs0gEi3glQmoO2w0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Eylem planı yarın saat 14.00’te bilim kurulunca, İzmir İktisat Kongresi binasında düzenlenecek basın toplantısıyla kamuoyuna duyurulacak.
Bakanlık, hazırlık çalışmaları devam eden orta ve uzun vadeli eylem planını da önümüzdeki aylarda açıklayacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir Körfezi’nde düşen oksijen miktarına pompalı önlem</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmir-koerfezinde-dusen-oksijen-miktarina-pompali-oenlem</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmir-koerfezinde-dusen-oksijen-miktarina-pompali-oenlem</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Körfezi’ndeki balık ölümleri sürüyor. Körfezde tarama gemisiyle su çekilip, püskürtülerek denizdeki oksijen seviyesi artırılmaya çalışılıyor.Kötü koku ve balık ölümlerinin yaşandığı İzmir Körfezi’nde tarama gemisiyle su çekilip püskürtülerek denizdeki oksijen miktarı artırılmaya çalışılıyor.Körfezde 20 Ağustos günü Bayraklı’daki Turan Sahili’ne ölü balıkların vurmasıyla gündeme gelen çevre sorunu, körfezin farklı kıyılarında devam ediyor.Pasaport ve Konak iskeleleri arasındaki dalgakıranın iç bölümünde yoğunlaşan kirlilik nedeniyle son 3 günde çok sayıda balığın öldüğü gözlendi.
Kötü kokunun kent merkezinde de yoğun şekilde hissedilmesi tepkilere neden oluyor.İZSU Genel Müdürlüğü tarafından bu bölgede sudaki oksijen miktarının artırılması için çalışma başlatıldı.
Körfezde deniz dibi taramasında kullanılan Meltem İzmir gemisi, pompalarla denizden çektiği suyu püskürterek oksijen oranını artırmaya çalışıyor.
Geçici bir tedbir olarak yürütülen çalışma sonrası yüzeye çıkan ölü balıklar ise ekipler tarafından temizleniyor.İzmir Körfezi Bilim Kurulu Üyesi ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ergün Taşkın da halen arıtılmadan körfeze giren atıkların olduğunu düşündüklerini belirtti.
Taşkın, “Biz yüzeye ve kıyıya vuran balıkları gördük, dibe çöken ve burada parçalanan balıkları ve diğer canlıları bilmiyoruz. O yüzden bu durum, hava olaylarıyla birlikte körfezin güney taraflarında da gözlemlenebilir. Körfeze karasal girdinin mutlaka önüne geçilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde alınan bütün önlemler geçici olacaktır.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rLJc_JWVIkaMikKblTscAw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir, Körfezi’nde, düşen, oksijen, miktarına, pompalı, önlem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rLJc_JWVIkaMikKblTscAw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir Körfezi’nde düşen oksijen miktarına pompalı önlem"><p>İzmir Körfezi’ndeki balık ölümleri sürüyor. Körfezde tarama gemisiyle su çekilip, püskürtülerek denizdeki oksijen seviyesi artırılmaya çalışılıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WosiBU20SEq6zTCmGOtq8g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kötü koku ve balık ölümlerinin yaşandığı İzmir Körfezi’nde tarama gemisiyle su çekilip püskürtülerek denizdeki oksijen miktarı artırılmaya çalışılıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i7AN3yIwWk-vRu-q2AuqGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfezde 20 Ağustos günü Bayraklı’daki Turan Sahili’ne ölü balıkların vurmasıyla gündeme gelen çevre sorunu, körfezin farklı kıyılarında devam ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Jx7GYpZcF0ONnisB6zhNGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pasaport ve Konak iskeleleri arasındaki dalgakıranın iç bölümünde yoğunlaşan kirlilik nedeniyle son 3 günde çok sayıda balığın öldüğü gözlendi.
Kötü kokunun kent merkezinde de yoğun şekilde hissedilmesi tepkilere neden oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_9Z94hjBy0ihXkKzxoOaZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İZSU Genel Müdürlüğü tarafından bu bölgede sudaki oksijen miktarının artırılması için çalışma başlatıldı.
Körfezde deniz dibi taramasında kullanılan Meltem İzmir gemisi, pompalarla denizden çektiği suyu püskürterek oksijen oranını artırmaya çalışıyor.
Geçici bir tedbir olarak yürütülen çalışma sonrası yüzeye çıkan ölü balıklar ise ekipler tarafından temizleniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c3wlHVV_hkmu6mITyTphvQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi Bilim Kurulu Üyesi ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ergün Taşkın da halen arıtılmadan körfeze giren atıkların olduğunu düşündüklerini belirtti.
Taşkın, “Biz yüzeye ve kıyıya vuran balıkları gördük, dibe çöken ve burada parçalanan balıkları ve diğer canlıları bilmiyoruz. O yüzden bu durum, hava olaylarıyla birlikte körfezin güney taraflarında da gözlemlenebilir. Körfeze karasal girdinin mutlaka önüne geçilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde alınan bütün önlemler geçici olacaktır.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gL5bFdW290uXSzTscLBy0w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir
Körfezi’nde ilk adım atıldı: Haftanın 6 günü 7,5 saat mesai yapacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirkoerfezinde-ilk-adim-atildi-haftanin-6-gunu-75-saat-mesai-yapacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirkoerfezinde-ilk-adim-atildi-haftanin-6-gunu-75-saat-mesai-yapacak</guid>
<description><![CDATA[ Toplu balık ölümleri ve kirlilikle boğuşan İzmir Körfezi’ni temizlemek için 15 maddelik acil eylem planı dün açıklandı. Ekipler, dün açıklanan planın ardından bugün ilk adımı attı. Deniz yüzeyi temizleme aracı, körfezde çalışmalarına başladı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Safinaz 1 isimli deniz yüzeyi temizleme aracıyla İzmir Körfezi’nde temizlik çalışması başlattı.İzmir Körfezi’nde yaşanan kirlilik ve balık ölümleriyle ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin bölgedeki çalışmaları devam ediyor.İzmir Körfezi Bilim Kurulu tarafından hazırlanan 15 maddelik İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı&#039;nın açıklanmasının ardından bakanlık ekipleri de harekete geçti.
Bu kapsamda bakanlığa bağlı Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) körfezde yaşanan kirliliğin azaltılması amacıyla Safinaz 1 isimli deniz yüzeyi temizleme aracını körfeze yönlendirdi.İzmir Körfezi’nde çalışmalara başlayan deniz süpürgesi olarak tabir edilen gemi, katı atık, ölü balıklar, plastik, ambalaj atıkları, balık ağları ve diğer zararlı materyalleri toplayarak geri dönüşüm için ayrıştırıyor.Deniz yüzeyi temizleme aracı, körfezin tamamı olmak üzere kirliliğin yoğun olduğu Bayraklı, Karşıyaka, Konak gibi kıyılar ile körfeze dökülen derelerin ağızları ve limanda görev yapacak.
Yüzer çöpler konveyör bant sistemi yardımıyla toplanarak geminin ortasındaki atık toplama alanında biriktiriliyor.Gemi personeli tarafından torbalanan atıklar daha sonra kıyıya çıkartılarak bertarafı sağlanıyor.
Yüzey temizleme aracı haftanın 6 günü, günde 7,5 saat körfezde mesai yapacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cCvcGdp11k2UtaPBFfe6Fg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir
Körfezi’nde, ilk, adım, atıldı:, Haftanın, günü, 7, 5, saat, mesai, yapacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cCvcGdp11k2UtaPBFfe6Fg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir Körfezi’nde ilk adım atıldı: Haftanın 6 günü 7,5 saat mesai yapacak"><p>Toplu balık ölümleri ve kirlilikle boğuşan İzmir Körfezi’ni temizlemek için 15 maddelik acil eylem planı dün açıklandı. Ekipler, dün açıklanan planın ardından bugün ilk adımı attı. Deniz yüzeyi temizleme aracı, körfezde çalışmalarına başladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4pabuZfWx0ungRxw20p5WQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Safinaz 1 isimli deniz yüzeyi temizleme aracıyla İzmir Körfezi’nde temizlik çalışması başlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4wjAKD2_hU62G66F87LiIw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi’nde yaşanan kirlilik ve balık ölümleriyle ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin bölgedeki çalışmaları devam ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zAXVwGnMR0erfzY21Lm2UQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi Bilim Kurulu tarafından hazırlanan 15 maddelik İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı'nın açıklanmasının ardından bakanlık ekipleri de harekete geçti.
Bu kapsamda bakanlığa bağlı Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) körfezde yaşanan kirliliğin azaltılması amacıyla Safinaz 1 isimli deniz yüzeyi temizleme aracını körfeze yönlendirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sohTCQFlP0eTGaGOrDv6ig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi’nde çalışmalara başlayan deniz süpürgesi olarak tabir edilen gemi, katı atık, ölü balıklar, plastik, ambalaj atıkları, balık ağları ve diğer zararlı materyalleri toplayarak geri dönüşüm için ayrıştırıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sYk-zZKXa0SApGQze8ib1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz yüzeyi temizleme aracı, körfezin tamamı olmak üzere kirliliğin yoğun olduğu Bayraklı, Karşıyaka, Konak gibi kıyılar ile körfeze dökülen derelerin ağızları ve limanda görev yapacak.
Yüzer çöpler konveyör bant sistemi yardımıyla toplanarak geminin ortasındaki atık toplama alanında biriktiriliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KIXXLzatwE-UOIRl6AEdKw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gemi personeli tarafından torbalanan atıklar daha sonra kıyıya çıkartılarak bertarafı sağlanıyor.
Yüzey temizleme aracı haftanın 6 günü, günde 7,5 saat körfezde mesai yapacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Didim&amp;apos;de kirli suyun arıtılmadan denize boşaltıldığı ihbarına inceleme</title>
<link>https://trafikdernegi.com/didimde-kirli-suyun-aritilmadan-denize-bosaltildigi-ihbarina-inceleme</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/didimde-kirli-suyun-aritilmadan-denize-bosaltildigi-ihbarina-inceleme</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ile İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, Aydın Büyükşehir Belediyesi&#039;ne ait Didim Atık Su Arıtma Tesisi&#039;nden denize kirli su deşarjı yapıldığı ihbarı üzerine bölgeden su numunesi aldı.Tesisteki kirli suyun arıtılmadan Fener Koyu&#039;nda denize boşaltıldığı ihbarı üzerine bölgede çalışma başlatıldı.  Bölgeden numune alan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ile İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, çıkacak sonuçları analiz edecek.Ayrıca, balıkçıların da oltayla balık avladığı kısımda deniz suyunun kahverengiye büründüğü görüldü.AK Parti MKYK Üyesi Umut Tuncer de konuya ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.Tuncer, şu ifadeleri kullandı:  &quot;Burası Türkiye&#039;nin önemli turizm ilçelerinden Didim. Denizin eşsiz mavisini kanalizasyon pisliği ile zehirleyen bu sözde arıtma tesisi de CHP yönetimindeki Aydın Büyükşehir Belediyesine ait. İzmir Körfezi&#039;ni mahveden, zehirleyen CHP yönetiminin Aydın versiyonu. Klasik bir CHP performansı. İşine gelince gerçekleri çarpıt, işine gelince sorumluluk alanındaki kepazeliklere sessiz kal.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MBZrYZ04EUGc9bsc1tp1JQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Didimde, kirli, suyun, arıtılmadan, denize, boşaltıldığı, ihbarına, inceleme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MBZrYZ04EUGc9bsc1tp1JQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Didim'de kirli suyun arıtılmadan denize boşaltıldığı ihbarına inceleme"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ile İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, Aydın Büyükşehir Belediyesi'ne ait Didim Atık Su Arıtma Tesisi'nden denize kirli su deşarjı yapıldığı ihbarı üzerine bölgeden su numunesi aldı.</p><p>Tesisteki kirli suyun arıtılmadan Fener Koyu'nda denize boşaltıldığı ihbarı üzerine bölgede çalışma başlatıldı.  Bölgeden numune alan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ile İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, çıkacak sonuçları analiz edecek.</p><p>Ayrıca, balıkçıların da oltayla balık avladığı kısımda deniz suyunun kahverengiye büründüğü görüldü.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-1sBXQHweEGJqwNiq80RQg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p>AK Parti MKYK Üyesi Umut Tuncer de konuya ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.</p><p>Tuncer, şu ifadeleri kullandı:  "Burası Türkiye'nin önemli turizm ilçelerinden Didim. Denizin eşsiz mavisini kanalizasyon pisliği ile zehirleyen bu sözde arıtma tesisi de CHP yönetimindeki Aydın Büyükşehir Belediyesine ait. İzmir Körfezi'ni mahveden, zehirleyen CHP yönetiminin Aydın versiyonu. Klasik bir CHP performansı. İşine gelince gerçekleri çarpıt, işine gelince sorumluluk alanındaki kepazeliklere sessiz kal."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir
Körfezi için acil eylem planı: Kısa vadede atılacak ilk adımlar açıklandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirkoerfezi-icin-acil-eylem-plani-kisa-vadede-atilacak-ilk-adimlar-aciklandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirkoerfezi-icin-acil-eylem-plani-kisa-vadede-atilacak-ilk-adimlar-aciklandi</guid>
<description><![CDATA[ Çevre felaketinin yaşandığı İzmir Körfezi için oluşturulan bilim kurulu, bugün kısa vadede hayata geçirilecek eylem planı için toplandı. Toplantıda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, ilk olarak atık su altyapısının iyileştirilmesi ile arıtma tesislerinin çevre mevzuatlarına uygun olarak işletilmesinin sağlanacağını söyledi.İzmir Körfezi, ağustos ayından bu yana balık ölümleri ve kirlilikle mücadele ediyor.
Körfezde yaşanan çevre felaketi için bugün İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı Toplantısı gerçekleştirildi.İzmir İktisat Kongresi binasında yapılan toplantıda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, alt çalışma gruplarının oluşturularak bir ay içerisinde acil eylemlerin, Kasım ayı sonuna kadar da uzun vadeli eylemlerin belirlenmesi kararı alındığını söyledi.İzmir Körfezi&#039;ne yönelik çalışmalardan elde edilen verilerin ayrıntılı olarak değerlendirileceğini ifade eden Varank, “İzmir Körfezi’ni kaderine terk etmemek, bölgede yaşanılan çevresel olumsuzluklara sebep olan etmenleri ortadan kaldırmak önceliğiyle acil eylem planı hazırlandı.” dedi.
Varank şöyle devam etti:
“Bilim kurulumuzca yapılan tespitlerde, başta atık su altyapısının iyileştirilmesi, arıtma tesislerinin çevre mevzuatına uygun olarak işletilmesi, Körfeze ulaşan derelerde rüsubat kontrolü ve temizlik çalışmalarının yapılması, kaçak deşarjların önlenmesi, ilgili mevzuatlarda revizyon yapılması, İzmir Körfezi’nde izleme ağının geliştirilmesi hususları öncelikli olarak belirlenmiştir.”İzmir Körfezi’nin ekosisteminin daha iyi anlaşılması adına dip yapısında tarama faaliyetleri yapılması gerektiğinin de ifade edildiğini anlatan Varank, “Planın uygulanması noktasında bakanlığımız koordinesinde, büyükşehir belediyemiz ve ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımız belirlenen görevler kapsamında çalışmalar yürütecek. Kaydedilen ilerlemeler, düzenli denetimlerle ve yapılacak toplantılarla bakanlığımızca izlenecektir.” şeklinde konuştu.İzmir Körfezi’nin yaşadığı sorunlara karşı kalıcı ve uzun vadeli çözümlerin neler olması gerektiği konusunda çalışmalara devam edeceklerini aktaran Varank, orta ve uzun vadeli planları kamuoyuyla paylaşılacaklarını ifade etti.
Varank, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin talep etmesi halinde acil eylem planı kapsamındaki çalışmalar için İller Bankasının kredi desteği sağlayacağına işaret etti.
Toplantıya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Vali Yardımcısı Mehmet Sadık Tunç ile 35 akademisyenden oluşan İzmir Körfezi Bilim Kurulu üyeleri katıldı.Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Bilim Kurulunca hazırlanan 15 maddelik İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı&#039;na ilişkin ayrıntıları duyurdu.
Acil Eylem Planı maddeleri şu şekilde:
1- İzmir Büyükşehir Belediyesi, Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi&#039;ni mevzuata ve tekniğe uygun işletecek. Büyükşehir Belediyesi tesisin 4. fazını hizmete alacak. Tesisteki Sürekli Atıksu İzleme Sistemleri&#039;ni (SAİS) aktif hale getirecek. By-Pass hattını kapatıp taşkın savağına (kapasite fazlası suyun deşarj edileceği alana) dönüştürecek. Taşkın savağını da SAİS ile izleyecek.
2- İzmir Büyükşehir Belediyesi, İç Körfez&#039;e akan derelerde temizlik yapacak.
3- İzmir Körfezi&#039;nde, tüm atık su ve yağmur suyu hatlarına yapılan bağlantılar Büyükşehir Belediyesi tarafından kontrol altına alınacak. Karasal ve gemi kaynaklı tüm deşarjlar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından izlenecek ve denetimler sıkılaştırılacak.
4- Büyükşehir Belediyesi, Körfez&#039;deki ana kuşaklama kanalı ve kollektörler başta olmak üzere tüm atık su hatlarında ve terfilerde temizlik, bakım onarım gibi iyileştirmeleri yapacak.
5- İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) &quot;Atıksuların Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliği&quot;, karbon, azot ve fosfor parametrelerini de içerecek şekilde Bakanlık koordinesinde Büyükşehir Belediyesi tarafından revize edilecek.6-Bakanlık, Körfez&#039;deki kirliliğin izlenmesi amacıyla &quot;Bulut Temelli Bilgi Paylaşım Sistemi&quot;ni oluşturacak.
7- &quot;Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı&quot; kapsamında İzmir Körfezi izleme ağı yine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından genişletilecek.
8- İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumlar Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi’nin deşarj yerinin İç Körfez&#039;e en az etkisi olacak şekilde Bilim Kurulu görüşleri doğrultusunda Büyükşehir Belediyesi ve Bakanlık koordinesiyle yeniden değerlendirilecek.9- İç Körfez&#039;e ulaşan derelerin rüsubat (tortu) ve sediment kontrolünün sağlanması amacıyla seki-eşik, tersip bendi ve bunun gibi sistemlerin değerlendirilerek uygun olanlar İzmir Büyükşehir Belediyesi ve DSİ Genel Müdürlüğü&#039;nce hayata geçirilecek.
10- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, &quot;Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı&quot; kapsamında erken uyarı sistemlerinin Körfez için kullanılabilirliğini araştıracak.
11- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Körfe ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aZAd0JwRkE64rPpqK34_Ag.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir
Körfezi, için, acil, eylem, planı:, Kısa, vadede, atılacak, ilk, adımlar, açıklandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aZAd0JwRkE64rPpqK34_Ag.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir Körfezi için acil eylem planı: Kısa vadede atılacak ilk adımlar açıklandı"><p>Çevre felaketinin yaşandığı İzmir Körfezi için oluşturulan bilim kurulu, bugün kısa vadede hayata geçirilecek eylem planı için toplandı. Toplantıda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, ilk olarak atık su altyapısının iyileştirilmesi ile arıtma tesislerinin çevre mevzuatlarına uygun olarak işletilmesinin sağlanacağını söyledi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5KAsfwaxhUmHyUgKokscOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi, ağustos ayından bu yana balık ölümleri ve kirlilikle mücadele ediyor.
Körfezde yaşanan çevre felaketi için bugün İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı Toplantısı gerçekleştirildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eyWdT4DOuUy2cdtvT8SjcQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir İktisat Kongresi binasında yapılan toplantıda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, alt çalışma gruplarının oluşturularak bir ay içerisinde acil eylemlerin, Kasım ayı sonuna kadar da uzun vadeli eylemlerin belirlenmesi kararı alındığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i6VFDqBDPECsH6BhBgpJ3A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi'ne yönelik çalışmalardan elde edilen verilerin ayrıntılı olarak değerlendirileceğini ifade eden Varank, “İzmir Körfezi’ni kaderine terk etmemek, bölgede yaşanılan çevresel olumsuzluklara sebep olan etmenleri ortadan kaldırmak önceliğiyle acil eylem planı hazırlandı.” dedi.
Varank şöyle devam etti:
“Bilim kurulumuzca yapılan tespitlerde, başta atık su altyapısının iyileştirilmesi, arıtma tesislerinin çevre mevzuatına uygun olarak işletilmesi, Körfeze ulaşan derelerde rüsubat kontrolü ve temizlik çalışmalarının yapılması, kaçak deşarjların önlenmesi, ilgili mevzuatlarda revizyon yapılması, İzmir Körfezi’nde izleme ağının geliştirilmesi hususları öncelikli olarak belirlenmiştir.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bedcXjWFR0qYk4MeTZL6kw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi’nin ekosisteminin daha iyi anlaşılması adına dip yapısında tarama faaliyetleri yapılması gerektiğinin de ifade edildiğini anlatan Varank, “Planın uygulanması noktasında bakanlığımız koordinesinde, büyükşehir belediyemiz ve ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımız belirlenen görevler kapsamında çalışmalar yürütecek. Kaydedilen ilerlemeler, düzenli denetimlerle ve yapılacak toplantılarla bakanlığımızca izlenecektir.” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0HjolL9h1UWR72Fxyx3N5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi’nin yaşadığı sorunlara karşı kalıcı ve uzun vadeli çözümlerin neler olması gerektiği konusunda çalışmalara devam edeceklerini aktaran Varank, orta ve uzun vadeli planları kamuoyuyla paylaşılacaklarını ifade etti.
Varank, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin talep etmesi halinde acil eylem planı kapsamındaki çalışmalar için İller Bankasının kredi desteği sağlayacağına işaret etti.
Toplantıya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Vali Yardımcısı Mehmet Sadık Tunç ile 35 akademisyenden oluşan İzmir Körfezi Bilim Kurulu üyeleri katıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K1lt3qUuv0q_xVXDXjilYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Bilim Kurulunca hazırlanan 15 maddelik İzmir Körfezi Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planı'na ilişkin ayrıntıları duyurdu.
Acil Eylem Planı maddeleri şu şekilde:
1- İzmir Büyükşehir Belediyesi, Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi'ni mevzuata ve tekniğe uygun işletecek. Büyükşehir Belediyesi tesisin 4. fazını hizmete alacak. Tesisteki Sürekli Atıksu İzleme Sistemleri'ni (SAİS) aktif hale getirecek. By-Pass hattını kapatıp taşkın savağına (kapasite fazlası suyun deşarj edileceği alana) dönüştürecek. Taşkın savağını da SAİS ile izleyecek.
2- İzmir Büyükşehir Belediyesi, İç Körfez'e akan derelerde temizlik yapacak.
3- İzmir Körfezi'nde, tüm atık su ve yağmur suyu hatlarına yapılan bağlantılar Büyükşehir Belediyesi tarafından kontrol altına alınacak. Karasal ve gemi kaynaklı tüm deşarjlar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından izlenecek ve denetimler sıkılaştırılacak.
4- Büyükşehir Belediyesi, Körfez'deki ana kuşaklama kanalı ve kollektörler başta olmak üzere tüm atık su hatlarında ve terfilerde temizlik, bakım onarım gibi iyileştirmeleri yapacak.
5- İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) "Atıksuların Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliği", karbon, azot ve fosfor parametrelerini de içerecek şekilde Bakanlık koordinesinde Büyükşehir Belediyesi tarafından revize edilecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EeOVh2OK5kq0hhhWaRhrNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>6-Bakanlık, Körfez'deki kirliliğin izlenmesi amacıyla "Bulut Temelli Bilgi Paylaşım Sistemi"ni oluşturacak.
7- "Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı" kapsamında İzmir Körfezi izleme ağı yine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından genişletilecek.
8- İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumlar Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi’nin deşarj yerinin İç Körfez'e en az etkisi olacak şekilde Bilim Kurulu görüşleri doğrultusunda Büyükşehir Belediyesi ve Bakanlık koordinesiyle yeniden değerlendirilecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3nKuhi59sEi3z5xdPyeekg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>9- İç Körfez'e ulaşan derelerin rüsubat (tortu) ve sediment kontrolünün sağlanması amacıyla seki-eşik, tersip bendi ve bunun gibi sistemlerin değerlendirilerek uygun olanlar İzmir Büyükşehir Belediyesi ve DSİ Genel Müdürlüğü'nce hayata geçirilecek.
10- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, "Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı" kapsamında erken uyarı sistemlerinin Körfez için kullanılabilirliğini araştıracak.
11- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Körfezi'nde dip çamuru temizliği yapılması durumunda ortaya çıkarılacak tarama malzemesinin çevresel yönetiminin değerlendirilmesini belirleyecek.
12- Tarım ve Orman Bakanlığı, Körfez'de deniz suyunu filtreleyebilecek deniz canlılarına yönelik yeni düzenlemeler yapacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aPveXHzbfUGa77_xhob7Nw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>13- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Körfez'in ekosisteminin daha iyi anlaşılmasına yönelik araştırma ve izleme çalışmalarını başlatacak.
14- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Bilim Kurulu, kirlilikle biyolojik mücadelede dereler ve denizin oksijenini artırmak için dünyada kabul görmüş örneklerin uygulanabilirliğini değerlendirecek.
15- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinesinde kamu kurum ve kuruluşları üniversite ve STK'lar, İzmir Körfezi'nin korunması, su verimliliği, deniz çöpleri vb. konularda farkındalığın artırılması amacıyla sürekli eğitim programları yürütecek.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Elazığ’da nadir görülen mercek bulutu görüntülendi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/elazigda-nadir-goerulen-mercek-bulutu-goeruntulendi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/elazigda-nadir-goerulen-mercek-bulutu-goeruntulendi</guid>
<description><![CDATA[ Elazığ’da oluşan mercek bulutu görsel şölen sundu.Lenticular (merceksi) bulutlar kümesi olarak bilinen bulutların ilginç görüntüsü Elazığ’ın Kovancılar ilçesi Yeşilköy’de görüntülendi.Bazı kesimlerde ufo bulutları olarak da isimlendirilen mercek bulutlar, bilimsel olarak &quot;Lenticular&quot; şeklinde isimlendiriliyor. Çok nadir olarak gözlemlenen mercek bulutu Elazığ’da görsel şölen sundu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/raQlhf0ZnEeS_GU59dKIrg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Elazığ’da, nadir, görülen, mercek, bulutu, görüntülendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/raQlhf0ZnEeS_GU59dKIrg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Elazığ’da nadir görülen mercek bulutu görüntülendi"><p>Elazığ’da oluşan mercek bulutu görsel şölen sundu.</p><p>Lenticular (merceksi) bulutlar kümesi olarak bilinen bulutların ilginç görüntüsü Elazığ’ın Kovancılar ilçesi Yeşilköy’de görüntülendi.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BafKyjd8cEO5F-orgLdgog.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">Bazı kesimlerde ufo bulutları olarak da isimlendirilen mercek bulutlar, bilimsel olarak "Lenticular" şeklinde isimlendiriliyor. Çok nadir olarak gözlemlenen mercek bulutu Elazığ’da görsel şölen sundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın oksijen kaynağında ağaç kaybı azalıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-oksijen-kaynaginda-agac-kaybi-azaliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-oksijen-kaynaginda-agac-kaybi-azaliyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünyanın en büyük tropikal ormanları olarak bilinen Amazonlar&#039;da ormansızlaşma oranı yüzde 31 azaldı. Brezilya&#039;da Lula hükümeti, aşırı sağcı Bolsonaro yönetiminin Amazonlarda yarattığı tahribatı onarmaya çalışıyor. Hükümetten daha fazla adım bekleyen çevreciler, ormanlardaki biyolojik çeşitliliğe de dikkat çekiyor.Brezilya Amazonları&#039;ndaki ormansızlaşma seviyesi düşmeye devam ediyor.
Ulusal basında çıkan haberlere göre Brezilyalı yetkililer, ülkedeki Amazon orman kaybının bir önceki yıla göre yüzde 31 azaldığını ve bunun son dokuz yılın en düşük seviyesi olduğunu kaydetti.Bağımsız çevrecilerin açıklamalarına göre ise Amazon yağmur ormanları son 12 ay içinde 6 bin 288 kilometrekare alan kaybetti.
Bu, ABD&#039;nin Delaware eyaleti büyüklüğünde bir alana denk geliyor.Çevreciler, Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva&#039;dan, Amazon yağmur ormanlarının korunması için daha fazla çaba harcamasını talep ediyor.
Gruplar, ülkenin Cerrado bölgesindeki biyolojik çeşitlilik kaybının endişe verici seviyelere ulaştığını ifade etti.Amazon’daki ormansızlaşmayı azaltma konusunda Brezilya lideri Lula da Silva’nın çabalarına dikkat çeken çevreciler, buna rağmen bölgenin petrol aramaları ve demir yolu inşaatları nedeniyle ciddi zarar gördüğünü anlattı.
Hükümet yetkilileri ise ormansızlaşmanın nedenlerinden birinin de yangınlar olduğunu hatırlattı.Solcu Brezilya hükümeti, Amazon’daki yangınların uydu izlemeleri sayesinde daha yakından takip edileceğini belirtti.
Devlet başkanlığı seçimlerini kazanmasının ardından &quot;Amazon yağmur ormanlarını koruma sözü&quot; veren Lula, hükümetin 2030 yılı hedefinin sıfır ormansızlaştırma olduğunu söylemişti.Dünyanın en büyük tropikal ormanları olarak bilinen Amazonlar, bir önceki aşırı sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro döneminde, her yıl rekorlar kırarak ciddi miktarda ormansızlaşmaya maruz kaldı.
Bolsanaoro&#039;nun, Amazon ormanlarını, yasadışı maden çetelerinin kontrolüne bıraktığı ifade ediliyordu.Öte yandan Dünya&#039;nın en sıcak yılı olarak kayıtlara geçen 2023&#039;te kurak Amazon havzasında yaşayan topluluklar, tarım ve balıkçılık faaliyetlerini sürdüremedikleri için su ve gıda yardımına ihtiyaç duymuştu.
Brezilya&#039;da bulunan Tefe Gölü&#039;ndeki su sıcaklığının 39,1 dereceye yükselmesi, türü tehlike altındaki 150 haliç yunusu ve pembe yunusun ölümüne neden olmuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d43DPtfONUan4vU_qX_-Kg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, oksijen, kaynağında, ağaç, kaybı, azalıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d43DPtfONUan4vU_qX_-Kg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın oksijen kaynağında ağaç kaybı azalıyor"><p>Dünyanın en büyük tropikal ormanları olarak bilinen Amazonlar'da ormansızlaşma oranı yüzde 31 azaldı. Brezilya'da Lula hükümeti, aşırı sağcı Bolsonaro yönetiminin Amazonlarda yarattığı tahribatı onarmaya çalışıyor. Hükümetten daha fazla adım bekleyen çevreciler, ormanlardaki biyolojik çeşitliliğe de dikkat çekiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nNCpAm-ROEi4x6UM85Wnfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Brezilya Amazonları'ndaki ormansızlaşma seviyesi düşmeye devam ediyor.
Ulusal basında çıkan haberlere göre Brezilyalı yetkililer, ülkedeki Amazon orman kaybının bir önceki yıla göre yüzde 31 azaldığını ve bunun son dokuz yılın en düşük seviyesi olduğunu kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qieFhIJn20GPHOiZVDaGKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bağımsız çevrecilerin açıklamalarına göre ise Amazon yağmur ormanları son 12 ay içinde 6 bin 288 kilometrekare alan kaybetti.
Bu, ABD'nin Delaware eyaleti büyüklüğünde bir alana denk geliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Qu4w4b-l7E-D23_zr5y9OQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevreciler, Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'dan, Amazon yağmur ormanlarının korunması için daha fazla çaba harcamasını talep ediyor.
Gruplar, ülkenin Cerrado bölgesindeki biyolojik çeşitlilik kaybının endişe verici seviyelere ulaştığını ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/irN54mZcm0OXXyfDodh5sA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Amazon’daki ormansızlaşmayı azaltma konusunda Brezilya lideri Lula da Silva’nın çabalarına dikkat çeken çevreciler, buna rağmen bölgenin petrol aramaları ve demir yolu inşaatları nedeniyle ciddi zarar gördüğünü anlattı.
Hükümet yetkilileri ise ormansızlaşmanın nedenlerinden birinin de yangınlar olduğunu hatırlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Za6UBORmy0agbKupoQjRrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solcu Brezilya hükümeti, Amazon’daki yangınların uydu izlemeleri sayesinde daha yakından takip edileceğini belirtti.
Devlet başkanlığı seçimlerini kazanmasının ardından "Amazon yağmur ormanlarını koruma sözü" veren Lula, hükümetin 2030 yılı hedefinin sıfır ormansızlaştırma olduğunu söylemişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4C5S4MWJP0iGJ4JNu5kEtQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünyanın en büyük tropikal ormanları olarak bilinen Amazonlar, bir önceki aşırı sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro döneminde, her yıl rekorlar kırarak ciddi miktarda ormansızlaşmaya maruz kaldı.
Bolsanaoro'nun, Amazon ormanlarını, yasadışı maden çetelerinin kontrolüne bıraktığı ifade ediliyordu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F3lzddPxMkyzE31xtiKdXA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Öte yandan Dünya'nın en sıcak yılı olarak kayıtlara geçen 2023'te kurak Amazon havzasında yaşayan topluluklar, tarım ve balıkçılık faaliyetlerini sürdüremedikleri için su ve gıda yardımına ihtiyaç duymuştu.
Brezilya'da bulunan Tefe Gölü'ndeki su sıcaklığının 39,1 dereceye yükselmesi, türü tehlike altındaki 150 haliç yunusu ve pembe yunusun ölümüne neden olmuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4wgiCMaQO0-ypO_2gnWIuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bursa’da tarım arazileri tehdit altında: Ovayı besleyen dere kırmızı akmaya başladı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bursada-tarim-arazileri-tehdit-altinda-ovayi-besleyen-dere-kirmizi-akmaya-basladi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bursada-tarim-arazileri-tehdit-altinda-ovayi-besleyen-dere-kirmizi-akmaya-basladi</guid>
<description><![CDATA[ Bursa’da 5 mahalleden geçerek Nilüfer Çayı ile birleşen Ayvalı Dere, kırmızı akmaya başladı. Deredeki kirlilik, Bursa Ovası’ndaki tarım arazilerini olumsuz etkiliyor. Deredeki kirliliğin bölgedeki endüstriyel atıklardan kaynaklandığını söyleyen Uludağ Üniversitesi’nden Doç. Dr. Efsun Dindar, “Bu kirleticiler zamanla toprak içinde birikiyor. Toprağın ekolojik dengesini bozuyor. Böylelikle toprak da verimsizleşmeye başlıyor.” dedi.Bursa’nın Nilüfer ilçesinde, 29 Ekim, Özlüce, Ertuğrul, Yüzüncü Yıl ve Yolçatı mahallelerinden geçerek, Nilüfer Çayı ile birleşen, Karacabey Boğazı’ndan da Marmara Denizi’ne dökülen Ayvalı Dere, kırmızı akmaya başladı.Çevresinde tekstil fabrikaları bulunan deredeki yoğun kimyasal atıklar sadece suyun rengini değiştirmekle kalmıyor, derenin beslediği Bursa Ovası’ndaki tarım arazilerini de olumsuz etkiliyor.Sudaki kirlilik, oksijen seviyesini en az düzeye getirdiği için bölgede balık ölümleri gerçekleştiğini söyleyen mahalleli, sudan beslenen tarım arazilerinde yetiştirilen meyve ve sebzelerde oluşabilecek kimyasallardan dolayı tedirginlik yaşıyor.Sudaki kirliliği tarım arazilerini olumsuz etkilediğine ve toprağın ekolojik dengesini bozduğuna dikkat çeken Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, “Ayvalı Dere’nin kirliliğinin yüzde 80’ini endüstriyel atıklar oluşturuyor.” dedi.Kaçak deşarjlar ve arıtılmadan dereye dökülen atık sular nedeniyle suyun kalitesinin olumsuz etkilendiğine dikkat çeken Dindar, “Bu kirleticiler zamanla toprak içinde birikiyor. Toprağın ekolojik dengesini bozuyor. Böylelikle toprak da verimsizleşmeye başlıyor.” diye konuştu.Kimyasal atıklarla kirlenmiş suyla sulanan tarım arazilerinde yetişen ürünlerin, insan sağlığına vereceği zararları da hatırlatan Doç. Dr. Efsun Dindar, şöyle devam etti:
“Sudaki kirlilik, oksijen seviyesini en az düzeye indirdiği için derede yaşamını sürdüren canlıların ölümlerinin gerçekleştiği de kamuoyuna yansıyor. Bu kimyasallar, yediğimiz meyve ve sebzelerin yetiştiği tarım arazilerindeki topraklarda birikiyor.
Temiz bir dere suyuyla değil, kirli bir suyla sulanmış topraktaki, sebze ve meyveleri yemek durumunda kalıyoruz. İnsan sağlığını olumsuz etkileyen unsurlardan birisi de budur.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rcdn-f3m90KWVhk2mQisUQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bursa’da, tarım, arazileri, tehdit, altında:, Ovayı, besleyen, dere, kırmızı, akmaya, başladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rcdn-f3m90KWVhk2mQisUQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bursa’da tarım arazileri tehdit altında: Ovayı besleyen dere kırmızı akmaya başladı"><p>Bursa’da 5 mahalleden geçerek Nilüfer Çayı ile birleşen Ayvalı Dere, kırmızı akmaya başladı. Deredeki kirlilik, Bursa Ovası’ndaki tarım arazilerini olumsuz etkiliyor. Deredeki kirliliğin bölgedeki endüstriyel atıklardan kaynaklandığını söyleyen Uludağ Üniversitesi’nden Doç. Dr. Efsun Dindar, “Bu kirleticiler zamanla toprak içinde birikiyor. Toprağın ekolojik dengesini bozuyor. Böylelikle toprak da verimsizleşmeye başlıyor.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4OQuLq6k3U-LJPYvT72zOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bursa’nın Nilüfer ilçesinde, 29 Ekim, Özlüce, Ertuğrul, Yüzüncü Yıl ve Yolçatı mahallelerinden geçerek, Nilüfer Çayı ile birleşen, Karacabey Boğazı’ndan da Marmara Denizi’ne dökülen Ayvalı Dere, kırmızı akmaya başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wkCkH3LtbEeBB8rG3_Jwlw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevresinde tekstil fabrikaları bulunan deredeki yoğun kimyasal atıklar sadece suyun rengini değiştirmekle kalmıyor, derenin beslediği Bursa Ovası’ndaki tarım arazilerini de olumsuz etkiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TdN_PsJsAkSgC9bo6kmzkw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sudaki kirlilik, oksijen seviyesini en az düzeye getirdiği için bölgede balık ölümleri gerçekleştiğini söyleyen mahalleli, sudan beslenen tarım arazilerinde yetiştirilen meyve ve sebzelerde oluşabilecek kimyasallardan dolayı tedirginlik yaşıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-cTXhIGWtkm7GOn9RKa2JQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sudaki kirliliği tarım arazilerini olumsuz etkilediğine ve toprağın ekolojik dengesini bozduğuna dikkat çeken Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, “Ayvalı Dere’nin kirliliğinin yüzde 80’ini endüstriyel atıklar oluşturuyor.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/62R60z-bFEqaSZ343T9MjQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kaçak deşarjlar ve arıtılmadan dereye dökülen atık sular nedeniyle suyun kalitesinin olumsuz etkilendiğine dikkat çeken Dindar, “Bu kirleticiler zamanla toprak içinde birikiyor. Toprağın ekolojik dengesini bozuyor. Böylelikle toprak da verimsizleşmeye başlıyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2GPOHHB_UEKuXW613YZ-QQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kimyasal atıklarla kirlenmiş suyla sulanan tarım arazilerinde yetişen ürünlerin, insan sağlığına vereceği zararları da hatırlatan Doç. Dr. Efsun Dindar, şöyle devam etti:
“Sudaki kirlilik, oksijen seviyesini en az düzeye indirdiği için derede yaşamını sürdüren canlıların ölümlerinin gerçekleştiği de kamuoyuna yansıyor. Bu kimyasallar, yediğimiz meyve ve sebzelerin yetiştiği tarım arazilerindeki topraklarda birikiyor.
Temiz bir dere suyuyla değil, kirli bir suyla sulanmış topraktaki, sebze ve meyveleri yemek durumunda kalıyoruz. İnsan sağlığını olumsuz etkileyen unsurlardan birisi de budur.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BM: Pakistan&amp;apos;da hava kirliliği 11 milyon çocuğun sağlığını tehlikeye atıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bm-pakistanda-hava-kirliligi-11-milyon-cocugun-sagligini-tehlikeye-atiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bm-pakistanda-hava-kirliligi-11-milyon-cocugun-sagligini-tehlikeye-atiyor</guid>
<description><![CDATA[ Birleşmiş Milletler (BM) Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Pakistan&#039;ın doğusundaki Pencap eyaletinde etkili olan hava kirliliği sebebiyle 11 milyon çocuğun sağlığının tehlikede olduğu uyarısında bulundu.UNICEF Pakistan Temsilcisi Abdullah Fadıl, yaptığı açıklamada, Pencap&#039;taki hava kirliliğinden etkilenen 5 yaşın altındaki 11 milyon çocuk ve diğerleri için hava kirliliğini azaltmak üzere acil ve daha fazla çaba göstermesi konusunda hükümete çağrıda bulundu.  Fadıl, hava kirliliğinin 11 milyon çocuğun sağlığını tehdit ettiği uyarısında bulunarak, &quot;Bu rekor seviyedeki hava kirliliğinden önce, Pakistan&#039;da 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yaklaşık yüzde 12&#039;si hava kirliliğinden kaynaklanıyordu.&quot; dedi.  Bu yıl devam eden hava kirliliğinin etkilerini değerlendirmenin zaman alacağını ifade eden Fadıl, havadaki kirlilik miktarının ikiye ya da üçe katlanmasının özellikle çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde yıkıcı etkileri olacağını vurguladı.  Pakistan&#039;da hükümet, en fazla nüfusa sahip Pencap&#039;ın bazı kentlerinde, hava kirliliğinin rekor seviyeye ulaşması nedeniyle parklar, hayvanat bahçeleri, müzeler ve tarihi yerleri 17 Kasım&#039;a kadar kapatmıştı.  Pencap eyaleti yönetimi, vatandaşlara maske kullanmalarını zorunlu kılsa da büyük ölçüde bu karara uyulmadı.  Kirlilikle mücadele konusunda hükümetin yapay yağmur yağdırma yöntemini araştırdığı belirtiliyor.  PENCAP&#039;TA HAVA KİRLİLİĞİ ALARMI  Pencap Kıdemli Bakanı Marriyum Aurangzeb, düzenlediği basın toplantısında, Lahor, Gujranwala, Faisalabad ve Multan kentlerinde ilk ve orta dereceli okulların 17 Kasım&#039;a kadar kapalı olacağını duyurmuştu.  Yetkililer, söz konusu kentlerde maske takmanın zorunlu olduğunu vurgulayarak, halka gerekmedikçe sokağa çıkmama çağrısı yapmıştı.  Pencap hükümeti, 30 Ekim&#039;de, Lahor&#039;da hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde hava kalitesini düşüren aktivitelere kısıtlama getirmişti.  Hava Kalitesi Endeksi (AQI) verilerine göre, kentteki hava kirliliği seviyesi Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından &quot;kabul edilebilir&quot; olarak görülen seviyenin 40 kat üzerine çıkmış ve Lahor, &quot;dünya genelinde hava kirliliğinin en yüksek seviyeye ulaştığı şehir&quot; haline gelmişti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6P9daP99fkeuLGsYUBPbyg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>BM:, Pakistanda, hava, kirliliği, milyon, çocuğun, sağlığını, tehlikeye, atıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6P9daP99fkeuLGsYUBPbyg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="BM: Pakistan'da hava kirliliği 11 milyon çocuğun sağlığını tehlikeye atıyor"><p>Birleşmiş Milletler (BM) Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Pakistan'ın doğusundaki Pencap eyaletinde etkili olan hava kirliliği sebebiyle 11 milyon çocuğun sağlığının tehlikede olduğu uyarısında bulundu.</p>UNICEF Pakistan Temsilcisi Abdullah Fadıl, yaptığı açıklamada, Pencap'taki hava kirliliğinden etkilenen 5 yaşın altındaki 11 milyon çocuk ve diğerleri için hava kirliliğini azaltmak üzere acil ve daha fazla çaba göstermesi konusunda hükümete çağrıda bulundu.  Fadıl, hava kirliliğinin 11 milyon çocuğun sağlığını tehdit ettiği uyarısında bulunarak, "Bu rekor seviyedeki hava kirliliğinden önce, Pakistan'da 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yaklaşık yüzde 12'si hava kirliliğinden kaynaklanıyordu." dedi.  Bu yıl devam eden hava kirliliğinin etkilerini değerlendirmenin zaman alacağını ifade eden Fadıl, havadaki kirlilik miktarının ikiye ya da üçe katlanmasının özellikle çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde yıkıcı etkileri olacağını vurguladı.  Pakistan'da hükümet, en fazla nüfusa sahip Pencap'ın bazı kentlerinde, hava kirliliğinin rekor seviyeye ulaşması nedeniyle parklar, hayvanat bahçeleri, müzeler ve tarihi yerleri 17 Kasım'a kadar kapatmıştı.  Pencap eyaleti yönetimi, vatandaşlara maske kullanmalarını zorunlu kılsa da büyük ölçüde bu karara uyulmadı.  Kirlilikle mücadele konusunda hükümetin yapay yağmur yağdırma yöntemini araştırdığı belirtiliyor.  <strong>PENCAP'TA HAVA KİRLİLİĞİ ALARMI</strong>  Pencap Kıdemli Bakanı Marriyum Aurangzeb, düzenlediği basın toplantısında, Lahor, Gujranwala, Faisalabad ve Multan kentlerinde ilk ve orta dereceli okulların 17 Kasım'a kadar kapalı olacağını duyurmuştu.  Yetkililer, söz konusu kentlerde maske takmanın zorunlu olduğunu vurgulayarak, halka gerekmedikçe sokağa çıkmama çağrısı yapmıştı.  Pencap hükümeti, 30 Ekim'de, Lahor'da hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde hava kalitesini düşüren aktivitelere kısıtlama getirmişti.  Hava Kalitesi Endeksi (AQI) verilerine göre, kentteki hava kirliliği seviyesi Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından "kabul edilebilir" olarak görülen seviyenin 40 kat üzerine çıkmış ve Lahor, "dünya genelinde hava kirliliğinin en yüksek seviyeye ulaştığı şehir" haline gelmişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;nin 2053 iklim stratejisi COP29&amp;apos;da açıklanacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-2053-iklim-stratejisi-cop29da-aciklanacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-2053-iklim-stratejisi-cop29da-aciklanacak</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi yol haritası, Bakü&#039;de düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 29. Taraflar Konferansı&#039;nda (COP29) açıklanacak.Başta küresel ısınmayla mücadelede gelinen son durum olmak üzere iklim değişikliğiyle ilgili birçok önemli konunun ele alınacağı COP29, 11-22 Kasım tarihlerinde Azerbaycan&#039;ın başkenti Bakü&#039;de düzenlenecek.  İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, Türkiye&#039;nin COP29&#039;da yapacağı çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.  İklimin sadece hava şartlarının değişmesi ile ilgili bir kavram olmadığına işaret eden Hasar, değişikliğin sosyal ve ekonomik olarak bütün aktörleri derinden etkilediğini söyledi.  COP29 MÜZAKERELERİNİN ANA GÜNDEMİ İKLİM FİNANSMANI OLACAK  Hasar, geçen yıl düzenlenen COP28&#039;de enerji sektörünün ön plana çıktığını anımsatarak, bu yıl ki COP29&#039;da Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedef&#039;in (NCQG) müzakerelerin ana gündemi olacağını söyledi.  Hasar, &quot;Yani iklim finansmanı konuşulacak. Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere 2025 yılına kadar her yıl 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlayacağı taahhüdü vardı.NCQG ile bu tutarın gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçları çerçevesinde güncellenmesini yani daha da artırılmasını bekliyoruz. Böylece gelişmekte olan ülkelerde acil ihtiyaç duyulan iklim eylemlerine daha fazla kaynak gönderilmesinin sağlanması, düşük karbonlu, iklime dayanıklı çözümlerin uygulanması ve desteklenmesi hedefleniyor.&quot; dedi.  Türkiye&#039;nin sadece gelişmekte olan ülke değil, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında bir köprü olduğunu vurgulayan Hasar, Türkiye&#039;nin yeşil dönüşümü için gerekli olan dış finansmana ve iklim değişikliği ile mücadelede attığı adımlara da vurgu yaptı.  Halil Hasar, &quot;Bu yıl NCQG ortaya koyulacak. Bu nedenle, COP29 müzakerelerinin biraz daha sert geçeceğini, müzakere süresinin de uzun süreceğini düşünüyoruz.&quot; diye konuştu.  &quot;GELECEK NESİLLERE DAHA YAŞANABİLİR BİR DÜNYA BIRAKMAK ZORUNDAYIZ&quot;  İklim Değişikliği Başkanı Hasar, Türkiye&#039;nin dünyadaki iklim krizindeki sorumluluğu yaklaşık yüzde 1 olduğunu da bildirdi.  Hasar, &quot;Biz, bunu tartışmıyoruz ama diyoruz ki çevre, geçmişten aldığımız bir emanet ve gelecek nesillere karşı olan bir borcumuzdur. Biz, çevremizi hoyratça kullanma hakkına sahip değiliz. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak zorundayız ve bunun için elimizden ne geliyorsa bu mücadeleye gireceğiz. Bu mücadelenin içerisinde aktif rol alacağız.&quot; açıklamasını yaptı.  Halil Hasar, Türkiye&#039;nin, içinde bulunduğu durum itibarıyla hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkeleri anladığına dikkati çekerek, buna göre bir yol haritası çıkardıklarını söyledi.  Hasar, &quot;Türkiye olarak, iklim finansmanının kolay erişilebilir bir finansman olmasını istiyoruz. Verilen taahhütler sadece kağıtta kalmasın, ülkeler verdiği taahhütleri yerine getirsin istiyoruz.&quot; ifadelerini kullandı.  CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, LİDERLER ZİRVESİ&#039;NDE KONUŞACAK  Halil Hasar, COP29&#039;da Türkiye Pavilyonu&#039;nda, iklim değişikliği ve sıfır atık başta olmak üzere birçok panel ile etkinlik düzenleneceğini aktardı.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın COP29 Liderler Zirvesi&#039;nde, eşi Emine Erdoğan ve Bakan Murat Kurum&#039;un da diğer etkinliklerde söz alacağını bildiren Hasar, şunları kaydetti:  &quot;Türkiye olarak üst düzey bir katılımla, Bakü&#039;de düzenlenecek COP29&#039;da çok önemli konuları ele alacağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın en üst iklim hedefi olarak açıkladığı Türkiye&#039;nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda, Bakanımız Sayın Murat Kurum ülkemizin Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi&#039;nin yol haritasını açıklayacak. Aynı şekilde Azaltım ve Uyum Strateji ve Eylem Planı&#039;mızın içeriğinin yol haritasını da sunacağız. Ayrıca şeffaflık raporumuzu da bu hafta sunduk. Hiçbir ülke bu kadar çok yol haritasını herhangi bir COP&#039;ta açıklayamadı. Biz, ülke olarak bunu başarmış olacağız. COP29 dolu dolu geçecek. Azerbaycan&#039;ın kardeş ülke olması nedeniyle de Türkiye çok ciddi bir katılımla konferansa destek verecek.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eUhxrF5iS0yNMzVpzS2XhA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiyenin, 2053, iklim, stratejisi, COP29da, açıklanacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eUhxrF5iS0yNMzVpzS2XhA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Türkiye'nin 2053 iklim stratejisi COP29'da açıklanacak"><p>Türkiye'nin Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi yol haritası, Bakü'de düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 29. Taraflar Konferansı'nda (COP29) açıklanacak.</p><p>Başta küresel ısınmayla mücadelede gelinen son durum olmak üzere iklim değişikliğiyle ilgili birçok önemli konunun ele alınacağı COP29, 11-22 Kasım tarihlerinde Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenecek.  İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, Türkiye'nin COP29'da yapacağı çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.  İklimin sadece hava şartlarının değişmesi ile ilgili bir kavram olmadığına işaret eden Hasar, değişikliğin sosyal ve ekonomik olarak bütün aktörleri derinden etkilediğini söyledi.  <strong>COP29 MÜZAKERELERİNİN ANA GÜNDEMİ İKLİM FİNANSMANI OLACAK</strong>  Hasar, geçen yıl düzenlenen COP28'de enerji sektörünün ön plana çıktığını anımsatarak, bu yıl ki COP29'da Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedef'in (NCQG) müzakerelerin ana gündemi olacağını söyledi.  Hasar, "Yani iklim finansmanı konuşulacak. Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere 2025 yılına kadar her yıl 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlayacağı taahhüdü vardı.</p><p>NCQG ile bu tutarın gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçları çerçevesinde güncellenmesini yani daha da artırılmasını bekliyoruz. Böylece gelişmekte olan ülkelerde acil ihtiyaç duyulan iklim eylemlerine daha fazla kaynak gönderilmesinin sağlanması, düşük karbonlu, iklime dayanıklı çözümlerin uygulanması ve desteklenmesi hedefleniyor." dedi.  Türkiye'nin sadece gelişmekte olan ülke değil, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında bir köprü olduğunu vurgulayan Hasar, Türkiye'nin yeşil dönüşümü için gerekli olan dış finansmana ve iklim değişikliği ile mücadelede attığı adımlara da vurgu yaptı.  Halil Hasar, "Bu yıl NCQG ortaya koyulacak. Bu nedenle, COP29 müzakerelerinin biraz daha sert geçeceğini, müzakere süresinin de uzun süreceğini düşünüyoruz." diye konuştu.  <strong>"GELECEK NESİLLERE DAHA YAŞANABİLİR BİR DÜNYA BIRAKMAK ZORUNDAYIZ"</strong>  İklim Değişikliği Başkanı Hasar, Türkiye'nin dünyadaki iklim krizindeki sorumluluğu yaklaşık yüzde 1 olduğunu da bildirdi.  Hasar, "Biz, bunu tartışmıyoruz ama diyoruz ki çevre, geçmişten aldığımız bir emanet ve gelecek nesillere karşı olan bir borcumuzdur. Biz, çevremizi hoyratça kullanma hakkına sahip değiliz. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak zorundayız ve bunun için elimizden ne geliyorsa bu mücadeleye gireceğiz. Bu mücadelenin içerisinde aktif rol alacağız." açıklamasını yaptı.  Halil Hasar, Türkiye'nin, içinde bulunduğu durum itibarıyla hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkeleri anladığına dikkati çekerek, buna göre bir yol haritası çıkardıklarını söyledi.  Hasar, "Türkiye olarak, iklim finansmanının kolay erişilebilir bir finansman olmasını istiyoruz. Verilen taahhütler sadece kağıtta kalmasın, ülkeler verdiği taahhütleri yerine getirsin istiyoruz." ifadelerini kullandı.  <strong>CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, LİDERLER ZİRVESİ'NDE KONUŞACAK</strong>  Halil Hasar, COP29'da Türkiye Pavilyonu'nda, iklim değişikliği ve sıfır atık başta olmak üzere birçok panel ile etkinlik düzenleneceğini aktardı.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın COP29 Liderler Zirvesi'nde, eşi Emine Erdoğan ve Bakan Murat Kurum'un da diğer etkinliklerde söz alacağını bildiren Hasar, şunları kaydetti:  "Türkiye olarak üst düzey bir katılımla, Bakü'de düzenlenecek COP29'da çok önemli konuları ele alacağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın en üst iklim hedefi olarak açıkladığı Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda, Bakanımız Sayın Murat Kurum ülkemizin Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi'nin yol haritasını açıklayacak. Aynı şekilde Azaltım ve Uyum Strateji ve Eylem Planı'mızın içeriğinin yol haritasını da sunacağız. Ayrıca şeffaflık raporumuzu da bu hafta sunduk. Hiçbir ülke bu kadar çok yol haritasını herhangi bir COP'ta açıklayamadı. Biz, ülke olarak bunu başarmış olacağız. COP29 dolu dolu geçecek. Azerbaycan'ın kardeş ülke olması nedeniyle de Türkiye çok ciddi bir katılımla konferansa destek verecek."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Keşan&amp;apos;daki andezit taş ocağı projesi iptal edildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kesandaki-andezit-tas-ocagi-projesi-iptal-edildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kesandaki-andezit-tas-ocagi-projesi-iptal-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Edirne&#039;nin Keşan ilçesine bağlı Karlıköy sınırları içerisinde yapılması planlanan andezit taş ocağı projesi iptal edildi. Proje, yöre halkının tepkisini çekerken Orman Genel Müdürlüğü Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü ise olumsuz görüş belirtti.Keşan&#039;a bağlı Karlıköy sınırları içerisine DSİ 11&#039;inci Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan andezit taş ocağı kırma ve eleme tesisi projesi, Orman Genel Müdürlüğü Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü&#039;nün olumsuz görüş belirtmesi sonrası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci aşamasına bakılmaksızın sonlandırıldı.  Proje kapsamında yapılan inceleme sonucunda, 227 bin 313,95 metrekarelik proje alanının Orman Kanunu&#039;na tabi orman arazisine denk geldiği ve alanın tamamının endüstriyel plantasyon ağaçlandırma sahası içinde bulunduğu tespit edildi.  3 KAPALI VERİMLİ ORMANLIK BÖLGE BULUNUYOR  Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmede, alanda 3 kapalı verimli ormanlık bölge olduğu ve Orman Kanunu&#039;nun 16&#039;ncı maddesi uyarınca bu tür alanlarda izne tabi faaliyetlere izin verilmesinin uygun görülmediği belirtildi.   Edirne Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, alınan kararı resmi yazı ile duyurdu. Şube Müdürü Sezen Dursun ve İl Müdür Yardımcısı Mert Sümer&#039;in imzasıyla onaylanan belgede, ÇED sürecinin ilgili kanun ve yönetmelikler çerçevesinde yürütüldüğü ve projenin ÇED sürecinin Orman Genel Müdürlüğü&#039;nün olumsuz görüşü nedeniyle sonlandırıldığı açıklandı.   Duyuruda, &quot;İlimiz Keşan ilçesi, Karlıköy köyü mevkiinde DSİ 11&#039;inci Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan &#039;22/2024-01 Numaralı (ER:3488694) Hammadde Üretim İzin Belgeli Andezit Ocağı&#039; projesinin ÇED süreci 29.07.2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmi Gazete&#039;de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği&#039;nin 5’inci maddesinin 2&#039;nci fıkrasının (a) bendinde yer alan &#039;Projenin gerçekleştirilmesinin ilgili mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, ÇED süreci aşamasına bakılmaksızın sonlandırılır&#039; hükmü gereğince sonlandırılmıştır.&quot; denildi.PROJEYE KARŞI İMZA TOPLANMIŞTI  Geçen eylül ayında Karlıköy sınırları içerisinde yapılması planlanan andezit taş ocağı açılmasına karşı Keşan Kent Konseyi önderliğinde hukuk mücadelesi başlatılmış, projeden vazgeçilmesi için Karlıköy, Yeşilköy ve Kızkapan köyünde yaşayanlardan toplanan 1480 imza, Edirne Valiliği&#039;ne gönderilmek üzere Keşan Kaymakamlığı&#039;na teslim edilmişti.  KEŞAN KENT KONSEYİ: SEVİNÇLE KARŞILADIK  Keşan&#039;a bağlı Karlıköy ve Yeşilköy sınırları içerisine Karayolları 1&#039;inci Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan andezit taş ocağı kırma ve eleme tesisine karşı da Keşan Kent Konseyi öncülüğünde başlatılan hukuk mücadelesi sürüyor. Taş ocağına karşı köylerde yaşayanlardan toplanan 919 imza, Keşan Kaymakamlığı&#039;na teslim edildi. Keşan Kent Konseyi Başkanı Dr. Uğur Özdağlı, Karlıköy&#039;deki projenin iptalini sevinçle karşıladıklarını belirterek, Karlıköy ve Yeşilköy sınırları içerisine Karayolları 1&#039;inci Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan andezit taş ocağı kırma ve eleme tesisi projesinin de iptalini beklediklerini söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7PenUMzYTEeNRbLRcd3cAA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Keşandaki, andezit, taş, ocağı, projesi, iptal, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7PenUMzYTEeNRbLRcd3cAA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Keşan'daki andezit taş ocağı projesi iptal edildi"><p>Edirne'nin Keşan ilçesine bağlı Karlıköy sınırları içerisinde yapılması planlanan andezit taş ocağı projesi iptal edildi. Proje, yöre halkının tepkisini çekerken Orman Genel Müdürlüğü Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü ise olumsuz görüş belirtti.</p>Keşan'a bağlı Karlıköy sınırları içerisine DSİ 11'inci Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan andezit taş ocağı kırma ve eleme tesisi projesi, Orman Genel Müdürlüğü Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü'nün olumsuz görüş belirtmesi sonrası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci aşamasına bakılmaksızın sonlandırıldı.  Proje kapsamında yapılan inceleme sonucunda, 227 bin 313,95 metrekarelik proje alanının Orman Kanunu'na tabi orman arazisine denk geldiği ve alanın tamamının endüstriyel plantasyon ağaçlandırma sahası içinde bulunduğu tespit edildi.  <strong>3 KAPALI VERİMLİ ORMANLIK BÖLGE BULUNUYOR</strong>  Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmede, alanda 3 kapalı verimli ormanlık bölge olduğu ve Orman Kanunu'nun 16'ncı maddesi uyarınca bu tür alanlarda izne tabi faaliyetlere izin verilmesinin uygun görülmediği belirtildi.   Edirne Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, alınan kararı resmi yazı ile duyurdu. Şube Müdürü Sezen Dursun ve İl Müdür Yardımcısı Mert Sümer'in imzasıyla onaylanan belgede, ÇED sürecinin ilgili kanun ve yönetmelikler çerçevesinde yürütüldüğü ve projenin ÇED sürecinin Orman Genel Müdürlüğü'nün olumsuz görüşü nedeniyle sonlandırıldığı açıklandı.   Duyuruda, "İlimiz Keşan ilçesi, Karlıköy köyü mevkiinde DSİ 11'inci Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan '22/2024-01 Numaralı (ER:3488694) Hammadde Üretim İzin Belgeli Andezit Ocağı' projesinin ÇED süreci 29.07.2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 5’inci maddesinin 2'nci fıkrasının (a) bendinde yer alan 'Projenin gerçekleştirilmesinin ilgili mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, ÇED süreci aşamasına bakılmaksızın sonlandırılır' hükmü gereğince sonlandırılmıştır." denildi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2G0weFFA80uAGmddNrZ06Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>PROJEYE KARŞI İMZA TOPLANMIŞTI</strong>  Geçen eylül ayında Karlıköy sınırları içerisinde yapılması planlanan andezit taş ocağı açılmasına karşı Keşan Kent Konseyi önderliğinde hukuk mücadelesi başlatılmış, projeden vazgeçilmesi için Karlıköy, Yeşilköy ve Kızkapan köyünde yaşayanlardan toplanan 1480 imza, Edirne Valiliği'ne gönderilmek üzere Keşan Kaymakamlığı'na teslim edilmişti.  <strong>KEŞAN KENT KONSEYİ: SEVİNÇLE KARŞILADIK</strong>  Keşan'a bağlı Karlıköy ve Yeşilköy sınırları içerisine Karayolları 1'inci Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan andezit taş ocağı kırma ve eleme tesisine karşı da Keşan Kent Konseyi öncülüğünde başlatılan hukuk mücadelesi sürüyor. </p><p>Taş ocağına karşı köylerde yaşayanlardan toplanan 919 imza, Keşan Kaymakamlığı'na teslim edildi. </p><p>Keşan Kent Konseyi Başkanı Dr. Uğur Özdağlı, Karlıköy'deki projenin iptalini sevinçle karşıladıklarını belirterek, Karlıköy ve Yeşilköy sınırları içerisine Karayolları 1'inci Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan andezit taş ocağı kırma ve eleme tesisi projesinin de iptalini beklediklerini söyledi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Turgutlu Atıksu Arıtma Tesisine 1 milyon 161 bin lira para cezası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turgutlu-atiksu-aritma-tesisine-1-milyon-161-bin-lira-para-cezasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turgutlu-atiksu-aritma-tesisine-1-milyon-161-bin-lira-para-cezasi</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Manisa Büyükşehir Belediyesi&#039;ne bağlı Turgutlu Atıksu Arıtma Tesisine 1 milyon 161 bin lira ceza kesti.Manisa Büyükşehir Belediyesi&#039;ne bağlı Turgutlu Atıksu Arıtma Tesisi&#039;nde (AAT) yapılan denetimde evsel nitelikteki atık suyun arıtılmadan Irlamaz Çayı&#039;na deşarj edildiği tspit edildi. Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (MASKİ) sorumluluğundaki Turgutlu Atıksu Arıtma Tesisi&#039;ne 1 milyon 161 bin 568 TL ceza uygulandı.     Zafer, Mustafa Kemal, Selvilitepe mahalleleri ve bölgedeki yerleşim alanlarından kaynaklı evsel nitelikli atık suların MASKİ Turgutlu AAT&#039;ye hiç girmeden Irlamaz Çayı&#039;na döküldüğü belirlendi. İdari cezanın yanı sıra adli soruşturma da başlatıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fLKby4OehkGhlpAtrk2oOA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Turgutlu, Atıksu, Arıtma, Tesisine, milyon, 161, bin, lira, para, cezası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fLKby4OehkGhlpAtrk2oOA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Turgutlu Atıksu Arıtma Tesisine 1 milyon 161 bin lira para cezası"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Manisa Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Turgutlu Atıksu Arıtma Tesisine 1 milyon 161 bin lira ceza kesti.</p>Manisa Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Turgutlu Atıksu Arıtma Tesisi'nde (AAT) yapılan denetimde evsel nitelikteki atık suyun arıtılmadan Irlamaz Çayı'na deşarj edildiği tspit edildi. Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (MASKİ) sorumluluğundaki Turgutlu Atıksu Arıtma Tesisi'ne 1 milyon 161 bin 568 TL ceza uygulandı.     Zafer, Mustafa Kemal, Selvilitepe mahalleleri ve bölgedeki yerleşim alanlarından kaynaklı evsel nitelikli atık suların MASKİ Turgutlu AAT'ye hiç girmeden Irlamaz Çayı'na döküldüğü belirlendi. İdari cezanın yanı sıra adli soruşturma da başlatıldı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beyşehir Gölü&amp;apos;nü koruma projesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/beysehir-goelunu-koruma-projesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/beysehir-goelunu-koruma-projesi</guid>
<description><![CDATA[ Beyşehir Gölü&#039;nde atık suların göle verilmesi ile oluşan kirliliğin önüne geçmek için harekete geçildi. Konya Büyükşehir Belediyesi Beyşehir Gölü&#039;nü korumak için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte atık su arıtma tesisleri açıyor. (Haber: Şevval Yiğit Kamera: Yunus Özkan) ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rIKhFwKBu0yCPhb7RBOrsg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Beyşehir, Gölünü, koruma, projesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rIKhFwKBu0yCPhb7RBOrsg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Beyşehir Gölü'nü koruma projesi"><p>Beyşehir Gölü'nde atık suların göle verilmesi ile oluşan kirliliğin önüne geçmek için harekete geçildi. Konya Büyükşehir Belediyesi Beyşehir Gölü'nü korumak için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte atık su arıtma tesisleri açıyor. (Haber: Şevval Yiğit Kamera: Yunus Özkan)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Plastik poşet ücretine zam gelecek mi? Komisyon toplantısı yapıldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/plastik-poset-ucretine-zam-gelecek-mi-komisyon-toplantisi-yapildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/plastik-poset-ucretine-zam-gelecek-mi-komisyon-toplantisi-yapildi</guid>
<description><![CDATA[ 1 Ocak 2019&#039;dan itibaren ücretli hale gelen plastik poşetler, 5 yıldır marketlerde 25 kuruşa satılıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Plastik Poşet Komisyonu üyeleri, plastik poşetlerin 2025 yılındaki fiyatını istişare etmek için bir araya geldi.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, plastik kaynaklı atık kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla plastik poşetleri, 1 Ocak 2019&#039;dan itibaren ücretli hale getirdi. Poşetler, 5 yıldır marketler ve alışveriş merkezlerinde Bakanlığın belirlediği tutar olan 25 kuruştan satılıyor. Yeni yılda uygulanacak plastik poşetlerin ücretini istişare için ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sektörde faaliyet gösteren dernek ve federasyon temsilcilerinin katılımıyla Bakanlıkta Plastik Poşet Komisyonu toplantısı gerçekleştirildi.  POŞET ÜRETİM MALİYETİ 1,19 TL&#039;YE ULAŞILDI  Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü&#039;nün koordinasyonundaki toplantıya, sektör temsilcileri katılarak görüşlerini bildirdi. Bir poşetin perakendecilere maliyetinin ortalama 1,19 TL&#039;ye ulaştığına dikkat çekildi. Ayrıca 25 kuruş olan poşet fiyatının plastik poşet tüketimini azaltacak bir tutar olmadığı görüşü dile getirilirken, plastik poşet kullanımının arttığı da vurgulandı.Toplantıya katılan sektör temsilcilerinin çoğunluğunun fiyatın artması yönünde görüş belirttiği öğrenildi.  Sektör temsilcilerinden alınan talepler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum&#039;a sunulacak. Ardından plastik poşetlerin yeni yıldaki satış fiyatı belirlenecek.  PLASTİK POŞETİN ÜCRETLİ OLMASIYLA NE KAZANILDI?  Plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulaması ile 2019-2024 (ilk 6 ay) yıllarında plastik poşet kaynaklı 1,5 milyon ton plastik atığın oluşumu engellendi. Bu sayede plastik poşet üretimi için gerekli plastik ham madde ithali önlendi. Yaklaşık 10,6 milyar TL tasarruf sağlandı. Yaklaşık 64 bin 105 ton sera gazı salımı da engellendi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Oywb7P_c4E2aYA4dc8uc2w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Plastik, poşet, ücretine, zam, gelecek, mi, Komisyon, toplantısı, yapıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Oywb7P_c4E2aYA4dc8uc2w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Plastik poşet ücretine zam gelecek mi? Komisyon toplantısı yapıldı"><p>1 Ocak 2019'dan itibaren ücretli hale gelen plastik poşetler, 5 yıldır marketlerde 25 kuruşa satılıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Plastik Poşet Komisyonu üyeleri, plastik poşetlerin 2025 yılındaki fiyatını istişare etmek için bir araya geldi.</p><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, plastik kaynaklı atık kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla plastik poşetleri, 1 Ocak 2019'dan itibaren ücretli hale getirdi. Poşetler, 5 yıldır marketler ve alışveriş merkezlerinde Bakanlığın belirlediği tutar olan 25 kuruştan satılıyor. Yeni yılda uygulanacak plastik poşetlerin ücretini istişare için ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sektörde faaliyet gösteren dernek ve federasyon temsilcilerinin katılımıyla Bakanlıkta Plastik Poşet Komisyonu toplantısı gerçekleştirildi.  <strong>POŞET ÜRETİM MALİYETİ 1,19 TL'YE ULAŞILDI</strong>  Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü'nün koordinasyonundaki toplantıya, sektör temsilcileri katılarak görüşlerini bildirdi. Bir poşetin perakendecilere maliyetinin ortalama 1,19 TL'ye ulaştığına dikkat çekildi. Ayrıca 25 kuruş olan poşet fiyatının plastik poşet tüketimini azaltacak bir tutar olmadığı görüşü dile getirilirken, plastik poşet kullanımının arttığı da vurgulandı.</p><p>Toplantıya katılan sektör temsilcilerinin çoğunluğunun fiyatın artması yönünde görüş belirttiği öğrenildi.  Sektör temsilcilerinden alınan talepler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'a sunulacak. Ardından plastik poşetlerin yeni yıldaki satış fiyatı belirlenecek.  <strong>PLASTİK POŞETİN ÜCRETLİ OLMASIYLA NE KAZANILDI?</strong>  Plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulaması ile 2019-2024 (ilk 6 ay) yıllarında plastik poşet kaynaklı 1,5 milyon ton plastik atığın oluşumu engellendi. Bu sayede plastik poşet üretimi için gerekli plastik ham madde ithali önlendi. Yaklaşık 10,6 milyar TL tasarruf sağlandı. Yaklaşık 64 bin 105 ton sera gazı salımı da engellendi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Komisyon karar verecek: Market poşetlerine zam gelecek mi?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/komisyon-karar-verecek-market-posetlerine-zam-gelecek-mi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/komisyon-karar-verecek-market-posetlerine-zam-gelecek-mi</guid>
<description><![CDATA[ Plastik Poşet Komisyonu üyeleri toplandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Plastik Poşet Komisyonu üyeleri, 5 yıldır 25 kuruş olarak uygulanan plastik poşetlerin 2025&#039;teki bedelini görüşmek için bir araya geldi. Peki, plastik market poşetlerine zam gelecek mi?Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, plastik kaynaklı atık kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla plastik poşetler, 1 Ocak 2019 itibarıyla ücretli hale getirildi. Poşetler, 5 yıldır marketler ve alışveriş merkezlerinde bakanlığın belirlediği tutar olan 25 kuruştan satılıyor. Yeni yılda uygulanacak plastik poşetlerin bedelini istişare etmek için ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sektörde faaliyet gösteren dernek ve federasyon temsilcilerinin katılımıyla Bakanlık&#039;ta Plastik Poşet Komisyonu Toplantısı yapıldı.Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün koordinasyonundaki toplantıda, sektör temsilcileri görüşlerini bildirdi.Toplantıda, bir poşetin perakendecilere maliyetinin ortalama 1,19 liraya ulaştığına dikkati çekildi.Ayrıca 25 kuruş olan poşet fiyatının plastik poşet tüketimini azaltacak bir tutar olmadığı görüşü dile getirilerek, plastik poşet kullanımının arttığı da vurgulandı.Toplantıya katılan sektör temsilcilerinin çoğunluğunun fiyatın artması yönünde görüş belirttiği de öğrenildi.Komisyon toplantısında sektör temsilcilerinden alınan talepler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum&#039;a sunulacak. Ardından plastik poşetlerin yeni yıldaki satış fiyatı belirlenecek.Market alışverişlerinde poşetlerin ücretli hale gelmesi çevre açısından birçok kazanım sağladı.Plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulaması ile 2019&#039;dan 2024&#039;ün ilk ayını kapsayan süreçte 1,5 milyon ton plastik atığın oluşumu engellendiBu sayede plastik poşet üretimi için gerekli plastik ham madde ithali önlenerek, yaklaşık 10,6 milyar lira tasarruf sağlandı.Ayrıca yaklaşık 64 bin 105 ton sera gazı salımı da engellendi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Oywb7P_c4E2aYA4dc8uc2w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Komisyon, karar, verecek:, Market, poşetlerine, zam, gelecek, mi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Oywb7P_c4E2aYA4dc8uc2w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Komisyon karar verecek: Market poşetlerine zam gelecek mi?"><p>Plastik Poşet Komisyonu üyeleri toplandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Plastik Poşet Komisyonu üyeleri, 5 yıldır 25 kuruş olarak uygulanan plastik poşetlerin 2025'teki bedelini görüşmek için bir araya geldi. Peki, plastik market poşetlerine zam gelecek mi?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4OULKvoBOUOl2ZlNTPJFxA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, plastik kaynaklı atık kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla plastik poşetler, 1 Ocak 2019 itibarıyla ücretli hale getirildi. Poşetler, 5 yıldır marketler ve alışveriş merkezlerinde bakanlığın belirlediği tutar olan 25 kuruştan satılıyor. Yeni yılda uygulanacak plastik poşetlerin bedelini istişare etmek için ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sektörde faaliyet gösteren dernek ve federasyon temsilcilerinin katılımıyla Bakanlık'ta Plastik Poşet Komisyonu Toplantısı yapıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7Y8QxvSvzEGMQHqgK6MuRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün koordinasyonundaki toplantıda, sektör temsilcileri görüşlerini bildirdi.Toplantıda, bir poşetin perakendecilere maliyetinin ortalama 1,19 liraya ulaştığına dikkati çekildi.Ayrıca 25 kuruş olan poşet fiyatının plastik poşet tüketimini azaltacak bir tutar olmadığı görüşü dile getirilerek, plastik poşet kullanımının arttığı da vurgulandı.Toplantıya katılan sektör temsilcilerinin çoğunluğunun fiyatın artması yönünde görüş belirttiği de öğrenildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B2OcuJR_1U2_Mi4pe6Ibzg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Komisyon toplantısında sektör temsilcilerinden alınan talepler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'a sunulacak. Ardından plastik poşetlerin yeni yıldaki satış fiyatı belirlenecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_qBQLilTRUi0WgO-zlGVLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Market alışverişlerinde poşetlerin ücretli hale gelmesi çevre açısından birçok kazanım sağladı.Plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulaması ile 2019'dan 2024'ün ilk ayını kapsayan süreçte 1,5 milyon ton plastik atığın oluşumu engellendiBu sayede plastik poşet üretimi için gerekli plastik ham madde ithali önlenerek, yaklaşık 10,6 milyar lira tasarruf sağlandı.Ayrıca yaklaşık 64 bin 105 ton sera gazı salımı da engellendi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1331 personel alımı yapacak: Başvurular ne zaman, şartlar neler?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1331-personel-alimi-yapacak-basvurular-ne-zaman-sartlar-neler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1331-personel-alimi-yapacak-basvurular-ne-zaman-sartlar-neler</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1331 personel alımı yapılacağını duyurdu. Bakan Murat Kurum, &quot;2025 yılında Bakanlığımız bünyesinde istihdam edilmek üzere 1331 personel alımı yapıyoruz&quot; ifadelerinde bulundu. Peki, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1331 personel alımı başvurular ne zaman, şartlar neler?Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı&#039;nın merkez ve taşrada çalışacak 1331 personel alım talebi Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylandı. Bakanlık bünyesinde; 500 çevre ve şehircilik uzman yardımcısı, milli emlak denetmen yardımcısı, milli emlak uzman yardımcısı, coğrafi bilgi sistemleri uzman yardımcısı ve memur alınacak.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanlığı&#039;nda ise kariyer meslek grubundan 20 iklim değişikliği uzman yardımcısı memur istihdam edilecek. Öte yandan farklı ünvanlarda 200 engelli memur da kadroya alınacak.Sözleşmeli personel olarak ise 99 teknik (mühendis ve mimar), 383 idari ve 45 destek çalışanı alınacak. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı&#039;na da 84 sözleşmeli personel istihdam edilecek.Böylece Bakanlık bünyesinde 2025 yılı için 611&#039;i sözleşmeli, 720&#039;si de kadrolu memur olmak üzere toplam 1331 personel alımı gerçekleştirilecek.Personel alımları KPSS puanına göre yapılacak.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından sözleşmeli personel alımı için başvuru tarihleri henüz belli olmadı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1331 sözleşmeli personel en geç şubat ayı sonunda göreve başlayacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x8o61swOnUGhDo17c5wSqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çevre, Şehircilik, İklim, Değişikliği, Bakanlığı, 1331, personel, alımı, yapacak:, Başvurular, zaman, şartlar, neler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x8o61swOnUGhDo17c5wSqQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1331 personel alımı yapacak: Başvurular ne zaman, şartlar neler?"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1331 personel alımı yapılacağını duyurdu. Bakan Murat Kurum, "2025 yılında Bakanlığımız bünyesinde istihdam edilmek üzere 1331 personel alımı yapıyoruz" ifadelerinde bulundu. Peki, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1331 personel alımı başvurular ne zaman, şartlar neler?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hhcFKHPX_kOwRe2e1s757w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın merkez ve taşrada çalışacak 1331 personel alım talebi Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylandı. Bakanlık bünyesinde; 500 çevre ve şehircilik uzman yardımcısı, milli emlak denetmen yardımcısı, milli emlak uzman yardımcısı, coğrafi bilgi sistemleri uzman yardımcısı ve memur alınacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A-4FqMatxU2ttC1-zUCaoQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanlığı'nda ise kariyer meslek grubundan 20 iklim değişikliği uzman yardımcısı memur istihdam edilecek. Öte yandan farklı ünvanlarda 200 engelli memur da kadroya alınacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8EGxu3t3RECqHNNFaT9o0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sözleşmeli personel olarak ise 99 teknik (mühendis ve mimar), 383 idari ve 45 destek çalışanı alınacak. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı'na da 84 sözleşmeli personel istihdam edilecek.Böylece Bakanlık bünyesinde 2025 yılı için 611'i sözleşmeli, 720'si de kadrolu memur olmak üzere toplam 1331 personel alımı gerçekleştirilecek.Personel alımları KPSS puanına göre yapılacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XKR9GrCcaEmkkfJGd742zQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından sözleşmeli personel alımı için başvuru tarihleri henüz belli olmadı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 1331 sözleşmeli personel en geç şubat ayı sonunda göreve başlayacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Son 10
yıl incelendi, sonuçlar endişe verici: “Karadeniz için korkulan oldu”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/son-10yil-incelendi-sonuclar-endise-verici-karadeniz-icin-korkulan-oldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/son-10yil-incelendi-sonuclar-endise-verici-karadeniz-icin-korkulan-oldu</guid>
<description><![CDATA[ Karadeniz’de son dönemde yapılan bilimsel araştırmalar, dereler ve nehirlere bırakılan atıkların sürüklenip, ulaştığı denizde önemli kirlilik kaynağı oluşturduğunu ortaya koydu. “Karadeniz için korkulan oldu.” yorumunu yapan uzmanlar, son 10 yılda mikroplastik kirliliğinin zirve yaptığına dikkat çekti.Karadeniz’de son dönemde sürdürülen bilimsel araştırmalar, kirliliğin yanı sıra beslenme düzenini olumsuz etkilediği birçok balık türünü tehdit eden mikroplastik kirliliğinin ciddi boyutlara ulaştığını gösterdi.Yürütülen çalışmalarda derelerin yanında, nehirler ve çevrelerine bırakılan evsel, plastik ve metal gibi atıkların, sürüklenip, ulaştığı Karadeniz’de önemli kirlilik kaynağı oluşturduğu ortaya kondu.Bazı nehirlerin önemli kirlilik kaynağı oluşturduğunu tespit eden bilim insanları, Akdeniz ve Karadeniz’deki incelemelerini karşılaştırdı.
Karşılaştırmalarda, Karadeniz’deki mikroplastik miktarının Akdeniz’e göre daha fazla ve olumsuz etkilerinin yüksek olduğu belirlendi.Karadeniz ve Akdeniz’de bilimsel araştırmalarını sürdüren Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rafet Çağrı Öztürk, mikroplastik kirliliğinin Doğu Karadeniz’de beklenenden daha çok olduğunu söyledi.
“Karadeniz&#039;de ve Akdeniz&#039;de deniz suyundaki mikroplastikleri karşılaştırdık. Karadeniz&#039;de mikroplastik kirliliğinin çok daha fazla olduğunu bulduk. Bu bizi üzen bir durum oldu.” diyen Öztürk, şöyle devam etti:
“Bunun çözümüne yönelik çalışmaların yapılması artık elzem boyutlara geldi. Karadeniz için korkulan oldu; mikroplastik miktarı her geçen gün de daha fazla artıyor. Son 10 yıla baktık. Yıllara göre mikroplastik parçacık sayısında ciddi bir artış oluyor.”Nehirlerin mikroplastik kirliliğinde önemli etken olduğunu belirten Öztürk, “Mikroplastiklerin, Batı Karadeniz’e göre Doğu Karadeniz’de daha az olacağını tahmin ediyorduk. Tam aksine Doğu Karadeniz’de mikroplastik kirliliğinin çok ciddi boyutlarda olduğunu fark ettik, bu bizi şaşırttı.” dedi.
“Nehirlerden gerçekten çok ciddi bir girdi mi var?” sorusuna yanıt aradıklarını anlatan Öztürk, “Baktık ki gerçekten nehirlerde mikroplastiğe rastlamadığımız örnek yok. En küçüğünden en büyüğüne kadar hepsinde var. Sakarya Nehri’nden Çoruh Nehri’ne kadar 20’den fazla nehirde çalışma yaptık. Üzücü boyutlara ulaşmış. Her yerde mikroplastik kirliliği var artık.” ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PC8ls7ipdUKNAlV0bbDLrA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Son, 10
yıl, incelendi, sonuçlar, endişe, verici:, “Karadeniz, için, korkulan, oldu”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PC8ls7ipdUKNAlV0bbDLrA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Son 10 yıl incelendi, sonuçlar endişe verici: “Karadeniz için korkulan oldu”"><p>Karadeniz’de son dönemde yapılan bilimsel araştırmalar, dereler ve nehirlere bırakılan atıkların sürüklenip, ulaştığı denizde önemli kirlilik kaynağı oluşturduğunu ortaya koydu. “Karadeniz için korkulan oldu.” yorumunu yapan uzmanlar, son 10 yılda mikroplastik kirliliğinin zirve yaptığına dikkat çekti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CcR5pYuhBEmL9x-sFT8RvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karadeniz’de son dönemde sürdürülen bilimsel araştırmalar, kirliliğin yanı sıra beslenme düzenini olumsuz etkilediği birçok balık türünü tehdit eden mikroplastik kirliliğinin ciddi boyutlara ulaştığını gösterdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bev6VFwmKkSul9CP6FcpjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yürütülen çalışmalarda derelerin yanında, nehirler ve çevrelerine bırakılan evsel, plastik ve metal gibi atıkların, sürüklenip, ulaştığı Karadeniz’de önemli kirlilik kaynağı oluşturduğu ortaya kondu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DvzEN_TFIkyI09zkFNkuZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bazı nehirlerin önemli kirlilik kaynağı oluşturduğunu tespit eden bilim insanları, Akdeniz ve Karadeniz’deki incelemelerini karşılaştırdı.
Karşılaştırmalarda, Karadeniz’deki mikroplastik miktarının Akdeniz’e göre daha fazla ve olumsuz etkilerinin yüksek olduğu belirlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w292Hktg60qv21sezyWZzw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karadeniz ve Akdeniz’de bilimsel araştırmalarını sürdüren Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rafet Çağrı Öztürk, mikroplastik kirliliğinin Doğu Karadeniz’de beklenenden daha çok olduğunu söyledi.
“Karadeniz'de ve Akdeniz'de deniz suyundaki mikroplastikleri karşılaştırdık. Karadeniz'de mikroplastik kirliliğinin çok daha fazla olduğunu bulduk. Bu bizi üzen bir durum oldu.” diyen Öztürk, şöyle devam etti:
“Bunun çözümüne yönelik çalışmaların yapılması artık elzem boyutlara geldi. Karadeniz için korkulan oldu; mikroplastik miktarı her geçen gün de daha fazla artıyor. Son 10 yıla baktık. Yıllara göre mikroplastik parçacık sayısında ciddi bir artış oluyor.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C-wNJDAcMU-I0BWlTk85UQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nehirlerin mikroplastik kirliliğinde önemli etken olduğunu belirten Öztürk, “Mikroplastiklerin, Batı Karadeniz’e göre Doğu Karadeniz’de daha az olacağını tahmin ediyorduk. Tam aksine Doğu Karadeniz’de mikroplastik kirliliğinin çok ciddi boyutlarda olduğunu fark ettik, bu bizi şaşırttı.” dedi.
“Nehirlerden gerçekten çok ciddi bir girdi mi var?” sorusuna yanıt aradıklarını anlatan Öztürk, “Baktık ki gerçekten nehirlerde mikroplastiğe rastlamadığımız örnek yok. En küçüğünden en büyüğüne kadar hepsinde var. Sakarya Nehri’nden Çoruh Nehri’ne kadar 20’den fazla nehirde çalışma yaptık. Üzücü boyutlara ulaşmış. Her yerde mikroplastik kirliliği var artık.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Emine Erdoğan&amp;apos;a &amp;quot;Uluslararası Değer&amp;quot; ödülü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/emine-erdogana-uluslararasi-deger-oedulu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/emine-erdogana-uluslararasi-deger-oedulu</guid>
<description><![CDATA[ Emine Erdoğan, &quot;Sıfır Atık Projesi&quot; ile Memur-Sen&#039;in kurucusu Mehmet Akif İnan adına verilen &quot;Uluslararası Değer Ödülü&quot;ne layık görüldü.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın eşi Emine Erdoğan, çevre ve sürdürülebilirlik alanında başlattığı &quot;Sıfır Atık Projesi&quot; ile Memur-Sen&#039;in kurucusu, eğitimci, şair ve yazar Mehmet Akif İnan adına verilen &quot;Uluslararası Değer Ödülü&quot;ne layık görüldü. Ödülü, Emine Erdoğan adına Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum aldı.  Mehmet Akif İnan Vakfı ile Memur-Sen tarafından, Memur-Sen’in kurucusu, eğitimci, şair ve yazar Mehmet Akif İnan’ın 26’ncı ölüm yılı dolayısıyla, konfederasyonun genel merkezinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un katılımıyla 6. Mehmet Akif İnan Ödül Töreni düzenlendi.  Bakan Kurum, “Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerindeki Sıfır Atık hareketini ödüllendirerek hem bir hakkı teslim ediyor hem de bizimle aynı duyarlılığa sahip olduğunuzu ilan ediyorsunuz” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8LwgpkYLTkCgpiaTq8gJsQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Emine, Erdoğana, Uluslararası, Değer, ödülü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8LwgpkYLTkCgpiaTq8gJsQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Emine Erdoğan'a ödül"><p>Emine Erdoğan, "Sıfır Atık Projesi" ile Memur-Sen'in kurucusu Mehmet Akif İnan adına verilen "Uluslararası Değer Ödülü"ne layık görüldü.</p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, çevre ve sürdürülebilirlik alanında başlattığı "Sıfır Atık Projesi" ile Memur-Sen'in kurucusu, eğitimci, şair ve yazar Mehmet Akif İnan adına verilen "Uluslararası Değer Ödülü"ne layık görüldü. Ödülü, Emine Erdoğan adına Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum aldı.  Mehmet Akif İnan Vakfı ile Memur-Sen tarafından, Memur-Sen’in kurucusu, eğitimci, şair ve yazar Mehmet Akif İnan’ın 26’ncı ölüm yılı dolayısıyla, konfederasyonun genel merkezinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un katılımıyla 6. Mehmet Akif İnan Ödül Töreni düzenlendi.  Bakan Kurum, “Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerindeki Sıfır Atık hareketini ödüllendirerek hem bir hakkı teslim ediyor hem de bizimle aynı duyarlılığa sahip olduğunuzu ilan ediyorsunuz” dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara&amp;apos;da
felaketi tetikleyen yükseliş: En sorunlu üç bölge açıklandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmaradafelaketi-tetikleyen-yukselis-en-sorunlu-uc-boelge-aciklandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmaradafelaketi-tetikleyen-yukselis-en-sorunlu-uc-boelge-aciklandi</guid>
<description><![CDATA[ Marmara’da 2021 yılında çevre felaketine neden olan müsilaj tehdidi, denizanası popülasyonuna bağlı olarak risk oluşturmaya devam ediyor. Yapılan son çalışmaya göre, Marmara’daki denizanası varlığı son 10 yılda yüzde 100 arttı. Popülasyon yoğunluğunda sıcak nokta İzmit Körfezi’nin güneydoğusu, ayrıca Gemlik ve Bandırma körfezleri de sorunlu bölgeler olarak belirlendi. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, “Ortamda ne kadar çok denizanası artışı olursa, sonrasında müsilaj görme riskimiz o kadar artacak.” değerlendirmesini yaptı.İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, Marmara Denizi’nde tür çeşitliliğinin azlığı, balık stoklarının azalması ve kirlilik gibi nedenlerle boşalan deniz ortamını fırsatçı tür denizanalarının doldurduğunu söyledi.
Uzmanlar bu durumun, 2021 yılında yaşanan müsilaj felaketini tetiklediğini bildirdi.İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen ve 2 yıl süren Marmara Denizi’nde Denizanası Artışları Sebep ve Sonuçları başlıklı proje tamamlandı.
Araştırma kapsamında, Marmara Denizi’nin tamamında farklı derinliklerden denizanası örnekleri alınarak incelendi, dalgıçlar tarafından su altı gözlemleri yapıldı ve laboratuvar çalışmaları yürütüldü.
Çalışmanın sonuçları hakkında soruları yanıtlayan araştırmanın yürütücüsü Okyar, biyolojik olarak kirlilik göstergesi olan denizanalarının ekosistem değişimine tahammüllerinin yüksek olduğunu ve her türlü olumlu veya olumsuz değişiklikten faydalanabildiğini söyledi.Marmara Denizi’nin fitoplanktonik açıdan zenginleştiğine işaret eden Okyar, şöyle konuştu:
“Denize, yoğun miktarda evsel, endüstriyel, tarım kaynaklı besin tuzlarını, azot ve fosforu verince, aslında ortamı gübrelemiş oluyoruz. Bu doğal olarak fitoplanktonik canlıların aşırı çoğalmasıyla suyun kalitesini düşürüyor.
Bu durum denizanalarıyla beslenecek olan türlerin ölmesine ya da ortamdan uzaklaşmasına neden oluyor. Denizanalarının mide içeriklerini incelediğimizde bol miktarda hamsi yumurtasıyla karşılaştık.
Hamsilerin yumurtaları üzerinden besleniyorlar. Bu da hamsi stokları üzerinde büyük risk oluşturuyor. Denizanalarının balık stokları üzerinde yıkıcı etkileri var.”Prof. Dr. Okyar, küresel ısınma nedeniyle artan sıcaklığın, üreme metabolizmalarını hızlandırarak denizanası popülasyonunu artırdığını, denizlerdeki sıcaklık bariyerinin kuzeye çekilmesiyle de bu canlıların yayılım alanlarının genişlediğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Normal bir ekosistem olsa, kirlilik olmasa, biyoçeşitlilik zengin olsa, bu canlılar olması gereken miktarda olacak. Ortamda tür çeşitliliği ve balık stokları azalmış. Bu nedenle alan boşalmış ve boşalan alanı da fırsatçı tür olarak isimlendirdiğimiz denizanaları dolduruyor.
Marmara son derece kirli bir deniz. Karadeniz ise besin maddelerinin bol olduğu dünyanın en ötrofik denizlerinden biri ve ciddi denizanası stokuna sahip.”Denizanalarının İstanbul Boğazı vasıtasıyla Marmara Denizi&#039;ne taşındığını anlatan Okyar, burada aşırı çoğalan denizanalarının özellikle bahar, yaz ve sonbaharda, sıcaklığın yüksek olduğu her periyotta ürediğine ve aşırı çoğaldığına değindi.
Denizanası varlığına dikkati çeken Okyar, “Marmara&#039;daki denizanası varlığı son 10 yılda yüzde 100 arttı. Popülasyon yoğunluğunda sıcak nokta İzmit Körfezi&#039;nin güneydoğusu, ayrıca Gemlik ve Bandırma körfezleri de sorunlu bölgeler.” diye konuştu.Denizanasının müsilajı oluşturan bir canlı olmasa da müsilaj oluşumunda katalizör rölü oynadığı yönünde hipotezleri bulunduğunu aktaran Okyar, şöyle devam etti:
“Yaptığımız deneylerde aşırı denizanası artışı sonrası denize çözülmüş organik madde, partikülü organik madde girdiğini ve bunların bakteriyel aktiviteyi strese soktuğunu tespit ettik.
Fitoplanktonik organizmalar zaten yüksek sıcaklık ile durağan denizle strese giriyor ve müsilajı oluşturmaya başlıyor.
Sonrasında denizanalarıyla bakteriler ve çözülmüş organik madde de ortama giriyor. Yaptığımız düzeneklerde müsilajımsı yapıyı oluşturduk.
Buradan şunu söyleyebiliyoruz: Ortamda ne kadar çok denizanası artışı olursa, sonrasında müsilaj görme riskimiz o kadar artacak.”Denizanalarının çok yoğun doğal kolajene sahip organizmalar olması nedeniyle kozmetik sektöründen insan sağlığına kadar çeşitli alanlarda kullanıldığını söyleyen Okyar, “Gıda sektöründe, yeni biyo malzeme elde etmede kullanılan bir materyal. Doğal olarak biyoteknolojik alanda kullanılabilmesi sebebiyle çalışmalarımızda bu olanakları sağlamaya çalışıyoruz. Yenmemiz mümkün değil onunla yaşamayı ve ondan faydalanmayı öğrenmemiz gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z5HQDSnIGECN97ncUPdR9A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmarada
felaketi, tetikleyen, yükseliş:, sorunlu, üç, bölge, açıklandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z5HQDSnIGECN97ncUPdR9A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara'da felaketi tetikleyen yükseliş: En sorunlu üç bölge açıklandı"><p>Marmara’da 2021 yılında çevre felaketine neden olan müsilaj tehdidi, denizanası popülasyonuna bağlı olarak risk oluşturmaya devam ediyor. Yapılan son çalışmaya göre, Marmara’daki denizanası varlığı son 10 yılda yüzde 100 arttı. Popülasyon yoğunluğunda sıcak nokta İzmit Körfezi’nin güneydoğusu, ayrıca Gemlik ve Bandırma körfezleri de sorunlu bölgeler olarak belirlendi. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, “Ortamda ne kadar çok denizanası artışı olursa, sonrasında müsilaj görme riskimiz o kadar artacak.” değerlendirmesini yaptı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FGLcQRpL6UyK_BOTos8baw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, Marmara Denizi’nde tür çeşitliliğinin azlığı, balık stoklarının azalması ve kirlilik gibi nedenlerle boşalan deniz ortamını fırsatçı tür denizanalarının doldurduğunu söyledi.
Uzmanlar bu durumun, 2021 yılında yaşanan müsilaj felaketini tetiklediğini bildirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aRDcU7rEn0Kv_OjG5Vd9pg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen ve 2 yıl süren Marmara Denizi’nde Denizanası Artışları Sebep ve Sonuçları başlıklı proje tamamlandı.
Araştırma kapsamında, Marmara Denizi’nin tamamında farklı derinliklerden denizanası örnekleri alınarak incelendi, dalgıçlar tarafından su altı gözlemleri yapıldı ve laboratuvar çalışmaları yürütüldü.
Çalışmanın sonuçları hakkında soruları yanıtlayan araştırmanın yürütücüsü Okyar, biyolojik olarak kirlilik göstergesi olan denizanalarının ekosistem değişimine tahammüllerinin yüksek olduğunu ve her türlü olumlu veya olumsuz değişiklikten faydalanabildiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BcaV4QeUKkmeYyC3w0Lg8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nin fitoplanktonik açıdan zenginleştiğine işaret eden Okyar, şöyle konuştu:
“Denize, yoğun miktarda evsel, endüstriyel, tarım kaynaklı besin tuzlarını, azot ve fosforu verince, aslında ortamı gübrelemiş oluyoruz. Bu doğal olarak fitoplanktonik canlıların aşırı çoğalmasıyla suyun kalitesini düşürüyor.
Bu durum denizanalarıyla beslenecek olan türlerin ölmesine ya da ortamdan uzaklaşmasına neden oluyor. Denizanalarının mide içeriklerini incelediğimizde bol miktarda hamsi yumurtasıyla karşılaştık.
Hamsilerin yumurtaları üzerinden besleniyorlar. Bu da hamsi stokları üzerinde büyük risk oluşturuyor. Denizanalarının balık stokları üzerinde yıkıcı etkileri var.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UfHkBqNRtUOlWDT_8auRXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Prof. Dr. Okyar, küresel ısınma nedeniyle artan sıcaklığın, üreme metabolizmalarını hızlandırarak denizanası popülasyonunu artırdığını, denizlerdeki sıcaklık bariyerinin kuzeye çekilmesiyle de bu canlıların yayılım alanlarının genişlediğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Normal bir ekosistem olsa, kirlilik olmasa, biyoçeşitlilik zengin olsa, bu canlılar olması gereken miktarda olacak. Ortamda tür çeşitliliği ve balık stokları azalmış. Bu nedenle alan boşalmış ve boşalan alanı da fırsatçı tür olarak isimlendirdiğimiz denizanaları dolduruyor.
Marmara son derece kirli bir deniz. Karadeniz ise besin maddelerinin bol olduğu dünyanın en ötrofik denizlerinden biri ve ciddi denizanası stokuna sahip.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FP6J4P5tCEC32AQxzegC1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denizanalarının İstanbul Boğazı vasıtasıyla Marmara Denizi'ne taşındığını anlatan Okyar, burada aşırı çoğalan denizanalarının özellikle bahar, yaz ve sonbaharda, sıcaklığın yüksek olduğu her periyotta ürediğine ve aşırı çoğaldığına değindi.
Denizanası varlığına dikkati çeken Okyar, “Marmara'daki denizanası varlığı son 10 yılda yüzde 100 arttı. Popülasyon yoğunluğunda sıcak nokta İzmit Körfezi'nin güneydoğusu, ayrıca Gemlik ve Bandırma körfezleri de sorunlu bölgeler.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Jz6JJzJyNkCCDO8QvY7g-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denizanasının müsilajı oluşturan bir canlı olmasa da müsilaj oluşumunda katalizör rölü oynadığı yönünde hipotezleri bulunduğunu aktaran Okyar, şöyle devam etti:
“Yaptığımız deneylerde aşırı denizanası artışı sonrası denize çözülmüş organik madde, partikülü organik madde girdiğini ve bunların bakteriyel aktiviteyi strese soktuğunu tespit ettik.
Fitoplanktonik organizmalar zaten yüksek sıcaklık ile durağan denizle strese giriyor ve müsilajı oluşturmaya başlıyor.
Sonrasında denizanalarıyla bakteriler ve çözülmüş organik madde de ortama giriyor. Yaptığımız düzeneklerde müsilajımsı yapıyı oluşturduk.
Buradan şunu söyleyebiliyoruz: Ortamda ne kadar çok denizanası artışı olursa, sonrasında müsilaj görme riskimiz o kadar artacak.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dHqvRj-JDEaT3ZrNiZrMBQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denizanalarının çok yoğun doğal kolajene sahip organizmalar olması nedeniyle kozmetik sektöründen insan sağlığına kadar çeşitli alanlarda kullanıldığını söyleyen Okyar, “Gıda sektöründe, yeni biyo malzeme elde etmede kullanılan bir materyal. Doğal olarak biyoteknolojik alanda kullanılabilmesi sebebiyle çalışmalarımızda bu olanakları sağlamaya çalışıyoruz. Yenmemiz mümkün değil onunla yaşamayı ve ondan faydalanmayı öğrenmemiz gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara’da
kabus geri döndü | İki noktada tespit edildi, tabakalardan biri 10 metre
kalınlığında: “Çok hızlı bir şekilde çöküşe gidiyor!”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmaradakabus-geri-doendu-iki-noktada-tespit-edildi-tabakalardan-biri-10-metrekalinliginda-cok-hizli-bir-sekilde-coekuse-gidiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmaradakabus-geri-doendu-iki-noktada-tespit-edildi-tabakalardan-biri-10-metrekalinliginda-cok-hizli-bir-sekilde-coekuse-gidiyor</guid>
<description><![CDATA[ Marmara’da müsilaj kabusu geri döndü… 2021 yılında yoğun olarak gözlemlenen müsilaj, Marmaraereğlisi ve Gebze açıklarında yeniden tespit edildi. Uzmanlar durumdan tedirgin. İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, “Üzerimize düşen görevi yapmazsak Marmara Denizi, ne yazık ki çok hızlı bir şekilde bir çöküşe doğru gidiyor.” dedi.Marmara Denizi’nde 2021 yılında görülen müsilaj, iki noktada yapılan çalışmalarda yeniden görüldü.İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan araştırma grubu, Marmara Denizi’nin dip yüzeyindeki canlıların durumunu belirlemek ve dipteki çölleşmeyi gözlemleyerek örnekler almak amacıyla araştırma başlattı.
Fakülteye ait araştırma gemisiyle inceleme seferine çıkan araştırma grubu, deniz yüzeyine kamera indirip gözlem yaptı.Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesi açıklarında yapılan çalışmada, su altı kamerasıyla 22 metre derinlikte dip yüzeyinde benzeri bir görüntüyle karşılaşan öğretim üyeleri, yaklaşık 300 metre derinlikte karşılaşmayı bekledikleri görüntüyle karşılaşınca şaşırdı.
Kamerayı daha da derine indirmeyi deneyerek çeşitli örnekler toplayan grup üyeleri, 22 metre derinlikte karşılaştıkları tabakanın yaklaşık 10 metre kalınlığında bir müsilaj tabakası olduğunu belirledi.Geçen hafta bilim insanlarından oluşan başka bir grubun İzmit Körfezi’nde, Gebze ilçesi Eskihisar bölgesinde yaptığı çalışmalarda da denizin 10-15 metre derinliklerinde kümelenmiş halde müsilajlar tespit edildi.
Dalgıç kamerasına da yansıyan görüntülerde müsilaj tehlikesinin devam ettiği görüldü.Marmaraereğlisi açıklarında çalışma yapan araştırma grubunun başkanı ve İÜ Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Deniz altında görüntü aldıkları sırada, birden dibe geldiklerini düşündüklerini anlatan Okyar, “Dip gibi bir yapı belirdi. Sonrasında ROV&#039;u tamamen yine dibe değsin diyerek bıraktığımızda inmeye devam ettiğini gördük. Bu görüntüde bir müsilaj tabakasının içinden geçtiğinizi fark ettik.” şeklinde konuştu.Marmara Denizi’nde 2021 yılında yaşananların benzeri bir müsilaj yayılması olduğunu belirten Prof. Dr. İşinibilir Okyar, “Üzerimize düşen görevi yapmazsak Marmara Denizi, ne yazık ki çok hızlı bir şekilde bir çöküşe doğru gidiyor. Marmara Denizi&#039;nin çöküşe gitmesi, böyle muazzam bir ekosisteminin yıkılması, çevresel pek çok ekosisteme de zarar verecektir.” ifadelerini kullandı.Okyar şöyle devam etti:
“Etrafında zaten çok yoğun bir nüfusun olduğu şehirler yaşıyor. Doğal olarak insan nüfusunu da etkileyecek bir sorun olabilir. Müsilajla birlikte balık stoklarında bir zarar olacak. Azalmaya bağlı olarak veya müsilajın içermiş olduğu patolojik bakterilerden dolayı insan sağlığını tehdit eder durumlarını da tekrar olması söz konusu.
En kısa zamanda bu sorunun çözülmesi gereği yönünde tekrar ilgili kurumlarla toplantıların yapılarak acil önlem kararlarının alınması gerektiğini düşünüyorum ki zaten bununla ilgili 2021 yılında alınması gereken yapılması gereken kararlar alındı.
Müsilaj bilim kurulu bir rapor yazdı bunla ilgili ilgili ve önerileri de sundu. Bu önerilerin ve tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğini düşünüyorum.”
“TEDBİR ALINMALI”
Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül ise halen müsilajın var olduğunu belirterek, “bütün Marmara Denizi’ni kapsayacak şekilde tedbirlerin alınması, sürdürülmesi gerekir.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-kckxyJ2X0iiW0p0l5ILPg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara’da
kabus, geri, döndü, İki, noktada, tespit, edildi, tabakalardan, biri, metre
kalınlığında:, “Çok, hızlı, bir, şekilde, çöküşe, gidiyor”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-kckxyJ2X0iiW0p0l5ILPg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara’da kabus geri döndü | İki noktada tespit edildi, tabakalardan biri 10 metre kalınlığında: “Çok hızlı bir şekilde çöküşe gidiyor!”"><p>Marmara’da müsilaj kabusu geri döndü… 2021 yılında yoğun olarak gözlemlenen müsilaj, Marmaraereğlisi ve Gebze açıklarında yeniden tespit edildi. Uzmanlar durumdan tedirgin. İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, “Üzerimize düşen görevi yapmazsak Marmara Denizi, ne yazık ki çok hızlı bir şekilde bir çöküşe doğru gidiyor.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pDp6wLZ9G0WmK89wFzUPXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde 2021 yılında görülen müsilaj, iki noktada yapılan çalışmalarda yeniden görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tN_CJv1XdkaEON4mt-6TcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan araştırma grubu, Marmara Denizi’nin dip yüzeyindeki canlıların durumunu belirlemek ve dipteki çölleşmeyi gözlemleyerek örnekler almak amacıyla araştırma başlattı.
Fakülteye ait araştırma gemisiyle inceleme seferine çıkan araştırma grubu, deniz yüzeyine kamera indirip gözlem yaptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SqVuGzyM3Em4oMfKvNsD0w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesi açıklarında yapılan çalışmada, su altı kamerasıyla 22 metre derinlikte dip yüzeyinde benzeri bir görüntüyle karşılaşan öğretim üyeleri, yaklaşık 300 metre derinlikte karşılaşmayı bekledikleri görüntüyle karşılaşınca şaşırdı.
Kamerayı daha da derine indirmeyi deneyerek çeşitli örnekler toplayan grup üyeleri, 22 metre derinlikte karşılaştıkları tabakanın yaklaşık 10 metre kalınlığında bir müsilaj tabakası olduğunu belirledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kHVoGjudzU-S0IW7N_zkmQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geçen hafta bilim insanlarından oluşan başka bir grubun İzmit Körfezi’nde, Gebze ilçesi Eskihisar bölgesinde yaptığı çalışmalarda da denizin 10-15 metre derinliklerinde kümelenmiş halde müsilajlar tespit edildi.
Dalgıç kamerasına da yansıyan görüntülerde müsilaj tehlikesinin devam ettiği görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-uE1A2TshU66YudYddfKtA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmaraereğlisi açıklarında çalışma yapan araştırma grubunun başkanı ve İÜ Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Deniz altında görüntü aldıkları sırada, birden dibe geldiklerini düşündüklerini anlatan Okyar, “Dip gibi bir yapı belirdi. Sonrasında ROV'u tamamen yine dibe değsin diyerek bıraktığımızda inmeye devam ettiğini gördük. Bu görüntüde bir müsilaj tabakasının içinden geçtiğinizi fark ettik.” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XoHhp2zlbUqBlFRBU1PT_g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde 2021 yılında yaşananların benzeri bir müsilaj yayılması olduğunu belirten Prof. Dr. İşinibilir Okyar, “Üzerimize düşen görevi yapmazsak Marmara Denizi, ne yazık ki çok hızlı bir şekilde bir çöküşe doğru gidiyor. Marmara Denizi'nin çöküşe gitmesi, böyle muazzam bir ekosisteminin yıkılması, çevresel pek çok ekosisteme de zarar verecektir.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dohsawBStkODZu6AyhJHyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Okyar şöyle devam etti:
“Etrafında zaten çok yoğun bir nüfusun olduğu şehirler yaşıyor. Doğal olarak insan nüfusunu da etkileyecek bir sorun olabilir. Müsilajla birlikte balık stoklarında bir zarar olacak. Azalmaya bağlı olarak veya müsilajın içermiş olduğu patolojik bakterilerden dolayı insan sağlığını tehdit eder durumlarını da tekrar olması söz konusu.
En kısa zamanda bu sorunun çözülmesi gereği yönünde tekrar ilgili kurumlarla toplantıların yapılarak acil önlem kararlarının alınması gerektiğini düşünüyorum ki zaten bununla ilgili 2021 yılında alınması gereken yapılması gereken kararlar alındı.
Müsilaj bilim kurulu bir rapor yazdı bunla ilgili ilgili ve önerileri de sundu. Bu önerilerin ve tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğini düşünüyorum.”
“TEDBİR ALINMALI”
Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül ise halen müsilajın var olduğunu belirterek, “bütün Marmara Denizi’ni kapsayacak şekilde tedbirlerin alınması, sürdürülmesi gerekir.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara’da müsilaj
denetimi: İki büyükşehir belediyesi ile dört işletmeye 10,3 milyon lira ceza</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmarada-musilajdenetimi-iki-buyuksehir-belediyesi-ile-doert-isletmeye-103-milyon-lira-ceza</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmarada-musilajdenetimi-iki-buyuksehir-belediyesi-ile-doert-isletmeye-103-milyon-lira-ceza</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri, Marmara Denizi Havzası’nda 6-10 Ocak tarihleri arasında müsilaj denetimi yaptı. Denetimlerde, Tekirdağ ve Balıkesir Büyükşehir Belediyeleri ile dört işletmeye 10,3 milyon lira para cezası kesildi.Marmara Denizi’nde 2020 yılında çevre felaketi yaşanmasına neden olan müsilaj yeniden görülmeye başlandı.
Müsilajın geri dönmesiyle birlikte Marmara Denizi Havzası’nda denetimler sıklaştı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri 6-10 Ocak tarihleri arasında Marmara Denizi Havzası’nda müsilaj denetimi yaptı.Denetimler sonucu Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ile dört işletmeye para cezası uygulandı.Bakanlık uygulanan cezaların toplam tutarının 10,3 milyon lira olduğunu bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cHzEsYm-fkqiupkbdQd5eQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara’da, müsilaj
denetimi:, İki, büyükşehir, belediyesi, ile, dört, işletmeye, 10, 3, milyon, lira, ceza</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cHzEsYm-fkqiupkbdQd5eQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara’da müsilaj denetimi: İki büyükşehir belediyesi ile dört işletmeye 10,3 milyon lira ceza"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri, Marmara Denizi Havzası’nda 6-10 Ocak tarihleri arasında müsilaj denetimi yaptı. Denetimlerde, Tekirdağ ve Balıkesir Büyükşehir Belediyeleri ile dört işletmeye 10,3 milyon lira para cezası kesildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eskbeC7nF0i4bQdsvJHChA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde 2020 yılında çevre felaketi yaşanmasına neden olan müsilaj yeniden görülmeye başlandı.
Müsilajın geri dönmesiyle birlikte Marmara Denizi Havzası’nda denetimler sıklaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tjRh6hPE-E6npRoc9DayFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri 6-10 Ocak tarihleri arasında Marmara Denizi Havzası’nda müsilaj denetimi yaptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TDFakeGr40aHYw5JfctdvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denetimler sonucu Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ile dört işletmeye para cezası uygulandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O8UdpPLFG02Yus-25g5fJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bakanlık uygulanan cezaların toplam tutarının 10,3 milyon lira olduğunu bildirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S8qtnHW2oEOsArJ5RKZL1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul’da kabus geri döndü: Bu kez adres
Yeşilköy</title>
<link>https://trafikdernegi.com/istanbulda-kabus-geri-doendu-bu-kez-adresyesilkoey</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/istanbulda-kabus-geri-doendu-bu-kez-adresyesilkoey</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul’da geçen yıllarda çevre felaketine neden olan müsilaj geri döndü. Kumburgaz açıklarında görülen müsilaj, bu kez Yeşilköy sahilinde görüldü. Ekipler, müsilajın 0-25 metre arası derinlikte daha yoğun görüldüğünü, 25 metreden sonrasında ise yoğunluğun azaldığını bildirdi.Marmara Denizi’nde 2020 yılında bir çevre felaketine neden olan müsilaj yeniden görülmeye başlandı.İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, 10 Ocak sabahı hayalet ağ toplamak için Bakırköy-Yeşilköy açıklarında denize daldı.
Ekipler, 0-25 metre kadar derinde deniz salyası olarak bilinen müsilaj manzarası ile karşılaştı.Yer yer yoğunlaşan müsilajı su altında kamera ile görüntüledi.
Müsilaj yoğunluğunun 0-25 metre arası olduğunu belirten ekipler, 25 metreden sonrası yoğunluğun daha az olduğunu ifade etti.Müsilaj geçen hafta da Büyükçekmece’ye bağlı Kumburgaz’da görülmüştü.
Büyükçekmece&#039;de yaşayan Cafer Cantürk, 1 Ocak sabahı hobi amacıyla Kumburgaz’dan denize dalmış, 1,5 metre derinlikte rastladığı müsilajı kamera ile kayıt altına almıştı.Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki görüntüler ise endişe yaratmıştı.
Su altında kaydedilen görüntülerde, 0-20 metre derinlik aralığında yoğun gözlemlenen müsilajın birçok deniz canlısına zarar verdiği görülmüştü. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RSjaK0UvOkajbtO90CF5Ug.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İstanbul’da, kabus, geri, döndü:, kez, adres
Yeşilköy</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RSjaK0UvOkajbtO90CF5Ug.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İstanbul’da kabus geri döndü: Bu kez adres Yeşilköy"><p>İstanbul’da geçen yıllarda çevre felaketine neden olan müsilaj geri döndü. Kumburgaz açıklarında görülen müsilaj, bu kez Yeşilköy sahilinde görüldü. Ekipler, müsilajın 0-25 metre arası derinlikte daha yoğun görüldüğünü, 25 metreden sonrasında ise yoğunluğun azaldığını bildirdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/melc91o9BEaYGayVTx6vZw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde 2020 yılında bir çevre felaketine neden olan müsilaj yeniden görülmeye başlandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ABzZwkbFfkmARhU49Ci5Bg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, 10 Ocak sabahı hayalet ağ toplamak için Bakırköy-Yeşilköy açıklarında denize daldı.
Ekipler, 0-25 metre kadar derinde deniz salyası olarak bilinen müsilaj manzarası ile karşılaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Hj1R43U9zkeA-dh4OiuDNg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yer yer yoğunlaşan müsilajı su altında kamera ile görüntüledi.
Müsilaj yoğunluğunun 0-25 metre arası olduğunu belirten ekipler, 25 metreden sonrası yoğunluğun daha az olduğunu ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IeS72GYSYkGMHC10BKUdtw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Müsilaj geçen hafta da Büyükçekmece’ye bağlı Kumburgaz’da görülmüştü.
Büyükçekmece'de yaşayan Cafer Cantürk, 1 Ocak sabahı hobi amacıyla Kumburgaz’dan denize dalmış, 1,5 metre derinlikte rastladığı müsilajı kamera ile kayıt altına almıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-4aJZEGQA0G1hAnBl1oKig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki görüntüler ise endişe yaratmıştı.
Su altında kaydedilen görüntülerde, 0-20 metre derinlik aralığında yoğun gözlemlenen müsilajın birçok deniz canlısına zarar verdiği görülmüştü.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyada bir ilk. Sular altında kalacak ülkede dijital ulus yaratılıyor. 100 yıl sonra devletleri kalmayacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyada-bir-ilk-sular-altinda-kalacak-ulkede-dijital-ulus-yaratiliyor-100-yil-sonra-devletleri-kalmayacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyada-bir-ilk-sular-altinda-kalacak-ulkede-dijital-ulus-yaratiliyor-100-yil-sonra-devletleri-kalmayacak</guid>
<description><![CDATA[ Pasifik Okyanusu&#039;nda 9 mercan adasından oluşan ve 11 binden fazla nüfusu bulunan Tuvalu, devlet statüsünü kaybetmek üzere. İklim değişikliği nedeniyle sular altında kalmasına kesin gözüyle bakılan Tuvalu&#039;da büyük bir göç yaşanacak. Ülkedeki her türlü varlık, miras olarak kalması için kaydedilip dijital ortama taşınıyor. Bilim insanları 2100&#039;e kadar ülke topraklarının yüzde 95&#039;inin gelgit nedeniyle sular altında kalacağını öngörüyor.11 bin vatandaşı olan ada devleti Tuvalu, 100 yıl sonra tarihe karışacak.Bu riske karşı Tuvalu hükümeti, ülkenin güzelliklerini, kültürünü ve vatandaşlarının yasal haklarını gelecek nesiller için korumak amacıyla &quot;Dijital Ulus&quot; projesine yöneldi. Bu kapsamda Tuvalu, mirasını korumak için ülkedeki yapılardan doğal güzelliklerine kadar her şeyi dijital ortama taşıyor ve sanal dünya &quot;metaverse&quot;de inşa ediliyor.Tuvalu, sanal dünyadaki sınırlarını güvence altına almanın yanı sıra hükümetin faaliyetlerine devam edebilmesi için dijital pasaportlar oluşturmaya çalışıyor. Bu pasaportlar vatandaşlarına, seçim ve referandumlara katılım, doğum, ölüm ve evliliklerin kaydedilmesi ve benzeri birçok resmi işlemleri dijital ortamda yapma imkanı tanıyor.Tuvalu&#039;nun topraklarını kaybetmesi durumunda vatandaşların nerede yaşayacağı konusunda da bir anlaşma bulunuyor.VATANDAŞLARI AVUSTRALYA&#039;YA GİDECEK  Avustralya-Tuvalu Falepili Birliği anlaşması, iklim değişikliği kaynaklı göçe ilişkin dünyadaki ilk belgeyi teşkil ediyor. Anlaşmada yer alan &quot;onurlu hareketlilik&quot; maddesi, Tuvalu halkına aşamalı olarak Avustralya&#039;ya göç etme imkanı tanıyor.  Bu durum ise varlığını dijital ortamda sürdürmeyi hedefleyen Tuvalu yönetiminin, otorite ve egemenliğini başka ülke topraklarında nasıl koruyabileceğinin sorgulanmasına yol açıyor.  Bunun dışında Tuvalu, topraklarını kaybetmesiyle uluslararası hukuk açısından devlet olarak tanınma statüsünü kaybetme riskiyle de karşı karşıya. Uluslararası hukuka göre devlet olmanın şartlarından birisi &quot;tanımlanmış topraklara&quot; sahip olmak. Bu kapsamda hükümet, ülkeleri, iklim değişikliği nedeniyle topraklarını kaybetmesi durumunda da Tuvalu&#039;yu bir devlet olarak tanımaya çağırıyor.  Oxford Üniversitesi Profesörü ve yazar Guy S. Goodwin-Gill ve Avustralya Ulusal Üniversitesinden Profesör Donald Rothwell, dijital olarak varlığını sürdürmeyi hedefleyen Tuvalu&#039;nun geleceğine değerlendirdi.Profesör Guy S. Goodwin-Gill, &quot;devlet&quot; olarak kabul edilen ülkenin varlığının sona ermesinin ancak diğer ülkelerin yaklaşımına bağlı olacağını söyledi.Goodwin-Gill, &quot;Bir bölge yaşanmaz hale gelirse, insanlar başka bir ülkeye taşınabilirler. Bu noktada ülkenin yasal durumunu diğer devletlerin yaklaşımı etkiler.&quot; dedi.  Goodwin-Gill, &quot;Avustralya, sular altında kalacak Tuvaluluları tahliye etmeyi ve onlara vatandaşlık vermeyi teklif etti. Ancak bu Tuvalu halkı için yeterli değil çünkü onlar kimliklerini korumak ve kendi kendilerini yönetmek istiyorlar.&quot; ifadelerini kullandı.AVUSTRALYA&#039;DA TUVALU VATANDAŞLARININ STATÜ BELİRSİZLİĞİ  Bu durumda Tuvalu vatandaşlarının Avustralya&#039;da &quot;özerk&quot; olarak mı varlıklarını sürdüreceğinin henüz bilinmediğini belirten Goodwin-Gill, &quot;Tuvalu, nasıl başka bir ülkenin ve hükümetin yasaları altında varlığını sürdürebilecek, bu iki hükümetin çatıştığı noktalarda sorunlar nasıl çözülecek, henüz bilinmiyor.&quot; diye konuştu.  Göç hükümleri kapsamında Avustralya&#039;da yaşayan herkesin bulunduğu ülke yasalarına tabi olduğunu söyleyen Goodwin-Gill, Avustralya ile Tuvalu vatandaşları arasında boşanma, çocukların velayeti, mülkiyet hakları, ölüm, hastalık gibi konularda bir uzlaşma sağlanması gerektiğinin altını çizdi.  Goodwin-Gill, Tuvalu vatandaşlarının, olası göç sonrası Avustralya&#039;daki yasal statüleri konusundaki belirsizliğin, tarafların yapacağı görüşmeler sonucunda ortaya konacağına işaret etti.  Goodwin-Gill, Pasifik Adaları Forumu üye ülkelerince imzalanan &quot;2023 İklim Değişikliği Kaynaklı Deniz Seviyesi Yükselmesi Karşısında Devletin Devamlılığı ve Kişilerin Korunmasına İlişkin Deklarasyon&quot;un iklim değişikliği nedeniyle yerinden olan kişilerin haklarını koruduğunu anlattı.  Sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan devletlerin uluslararası hukuk tarafından korunduğunu aktaran Goodwin-Gill, bu deklarasyon sayesinde iklim değişikliği nedeniyle yok olma tehlikesi altında olan ülkelerin sorunlarının daha da görünür hale geldiğini vurguladı.Bu konuya ilişkin çok sayıda soru işareti ve endişenin mevcut olduğunu kaydeden Goodwin-Gill, &quot;Tuvalu, diğer ülkelerin de ilerleyen süreçte uygulayabileceği bir örnek teşkil ediyor. Bence bu durum dünyanın geri kalanını da etkileyebilir.&quot; şeklinde konuştu.  Goodwin-Gill, &quot;İklim değişikliğinin etkileri nedeniyle yerlerinden olacak kişiler için uygun çözümlerin bulunmasında dünya genelindeki diğer devletlerin katkıları da gerekiyor.&quot; dedi.  Rothwell, Tuvalu&#039;nun &quot;Dijital Ulus&quot; projesine atıfta bulunarak &quot;(Tuvalu) Nüfusu, Avustralya veya Türkiye&#039;deki kasabalardan ve hatta bazı köylerden bile daha azdır. Dolayısıyla bu az nüfus için tüm devlet ka ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EahW-z6L202GANUUqHupvQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyada, bir, ilk., Sular, altında, kalacak, ülkede, dijital, ulus, yaratılıyor., 100, yıl, sonra, devletleri, kalmayacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EahW-z6L202GANUUqHupvQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyada bir ilk. Dijital ulus yaratılıyor. Bu ülkedeki herşey sanal ortama kopyalandı."><p>Pasifik Okyanusu'nda 9 mercan adasından oluşan ve 11 binden fazla nüfusu bulunan Tuvalu, devlet statüsünü kaybetmek üzere. İklim değişikliği nedeniyle sular altında kalmasına kesin gözüyle bakılan Tuvalu'da büyük bir göç yaşanacak. Ülkedeki her türlü varlık, miras olarak kalması için kaydedilip dijital ortama taşınıyor. Bilim insanları 2100'e kadar ülke topraklarının yüzde 95'inin gelgit nedeniyle sular altında kalacağını öngörüyor.</p><p>11 bin vatandaşı olan ada devleti Tuvalu, 100 yıl sonra tarihe karışacak.</p><p>Bu riske karşı Tuvalu hükümeti, ülkenin güzelliklerini, kültürünü ve vatandaşlarının yasal haklarını gelecek nesiller için korumak amacıyla "Dijital Ulus" projesine yöneldi. Bu kapsamda Tuvalu, mirasını korumak için ülkedeki yapılardan doğal güzelliklerine kadar her şeyi dijital ortama taşıyor ve sanal dünya "metaverse"de inşa ediliyor.</p><p>Tuvalu, sanal dünyadaki sınırlarını güvence altına almanın yanı sıra hükümetin faaliyetlerine devam edebilmesi için dijital pasaportlar oluşturmaya çalışıyor. Bu pasaportlar vatandaşlarına, seçim ve referandumlara katılım, doğum, ölüm ve evliliklerin kaydedilmesi ve benzeri birçok resmi işlemleri dijital ortamda yapma imkanı tanıyor.</p><p>Tuvalu'nun topraklarını kaybetmesi durumunda vatandaşların nerede yaşayacağı konusunda da bir anlaşma bulunuyor.</p><p><strong>VATANDAŞLARI AVUSTRALYA'YA GİDECEK</strong>  Avustralya-Tuvalu Falepili Birliği anlaşması, iklim değişikliği kaynaklı göçe ilişkin dünyadaki ilk belgeyi teşkil ediyor. Anlaşmada yer alan "onurlu hareketlilik" maddesi, Tuvalu halkına aşamalı olarak Avustralya'ya göç etme imkanı tanıyor.  Bu durum ise varlığını dijital ortamda sürdürmeyi hedefleyen Tuvalu yönetiminin, otorite ve egemenliğini başka ülke topraklarında nasıl koruyabileceğinin sorgulanmasına yol açıyor.  Bunun dışında Tuvalu, topraklarını kaybetmesiyle uluslararası hukuk açısından devlet olarak tanınma statüsünü kaybetme riskiyle de karşı karşıya. Uluslararası hukuka göre devlet olmanın şartlarından birisi "tanımlanmış topraklara" sahip olmak. Bu kapsamda hükümet, ülkeleri, iklim değişikliği nedeniyle topraklarını kaybetmesi durumunda da Tuvalu'yu bir devlet olarak tanımaya çağırıyor.  Oxford Üniversitesi Profesörü ve yazar Guy S. Goodwin-Gill ve Avustralya Ulusal Üniversitesinden Profesör Donald Rothwell, dijital olarak varlığını sürdürmeyi hedefleyen Tuvalu'nun geleceğine değerlendirdi.</p><p>Profesör Guy S. Goodwin-Gill, "devlet" olarak kabul edilen ülkenin varlığının sona ermesinin ancak diğer ülkelerin yaklaşımına bağlı olacağını söyledi.</p><p>Goodwin-Gill, "Bir bölge yaşanmaz hale gelirse, insanlar başka bir ülkeye taşınabilirler. Bu noktada ülkenin yasal durumunu diğer devletlerin yaklaşımı etkiler." dedi.  Goodwin-Gill, "Avustralya, sular altında kalacak Tuvaluluları tahliye etmeyi ve onlara vatandaşlık vermeyi teklif etti. Ancak bu Tuvalu halkı için yeterli değil çünkü onlar kimliklerini korumak ve kendi kendilerini yönetmek istiyorlar." ifadelerini kullandı.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oGHa-OsJFkeTR9L-GWPnNg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>AVUSTRALYA'DA TUVALU VATANDAŞLARININ STATÜ BELİRSİZLİĞİ</strong>  Bu durumda Tuvalu vatandaşlarının Avustralya'da "özerk" olarak mı varlıklarını sürdüreceğinin henüz bilinmediğini belirten Goodwin-Gill, "Tuvalu, nasıl başka bir ülkenin ve hükümetin yasaları altında varlığını sürdürebilecek, bu iki hükümetin çatıştığı noktalarda sorunlar nasıl çözülecek, henüz bilinmiyor." diye konuştu.  Göç hükümleri kapsamında Avustralya'da yaşayan herkesin bulunduğu ülke yasalarına tabi olduğunu söyleyen Goodwin-Gill, Avustralya ile Tuvalu vatandaşları arasında boşanma, çocukların velayeti, mülkiyet hakları, ölüm, hastalık gibi konularda bir uzlaşma sağlanması gerektiğinin altını çizdi.  Goodwin-Gill, Tuvalu vatandaşlarının, olası göç sonrası Avustralya'daki yasal statüleri konusundaki belirsizliğin, tarafların yapacağı görüşmeler sonucunda ortaya konacağına işaret etti.  Goodwin-Gill, Pasifik Adaları Forumu üye ülkelerince imzalanan "2023 İklim Değişikliği Kaynaklı Deniz Seviyesi Yükselmesi Karşısında Devletin Devamlılığı ve Kişilerin Korunmasına İlişkin Deklarasyon"un iklim değişikliği nedeniyle yerinden olan kişilerin haklarını koruduğunu anlattı.  Sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan devletlerin uluslararası hukuk tarafından korunduğunu aktaran Goodwin-Gill, bu deklarasyon sayesinde iklim değişikliği nedeniyle yok olma tehlikesi altında olan ülkelerin sorunlarının daha da görünür hale geldiğini vurguladı.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kymyyy3x50e23br5xjjnRw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">Bu konuya ilişkin çok sayıda soru işareti ve endişenin mevcut olduğunu kaydeden Goodwin-Gill, "Tuvalu, diğer ülkelerin de ilerleyen süreçte uygulayabileceği bir örnek teşkil ediyor. Bence bu durum dünyanın geri kalanını da etkileyebilir." şeklinde konuştu.  Goodwin-Gill, "İklim değişikliğinin etkileri nedeniyle yerlerinden olacak kişiler için uygun çözümlerin bulunmasında dünya genelindeki diğer devletlerin katkıları da gerekiyor." dedi.  Rothwell, Tuvalu'nun "Dijital Ulus" projesine atıfta bulunarak "(Tuvalu) Nüfusu, Avustralya veya Türkiye'deki kasabalardan ve hatta bazı köylerden bile daha azdır. Dolayısıyla bu az nüfus için tüm devlet kayıtlarını dijital ortama aktarmak, Türkiye veya Avustralya gibi büyük ülkeler için olduğu kadar büyük bir mesele değil." diye konuştu.  Ayrıca Rothwell, hükümet işlerinin dijital ortamdan yürütülmesini, çok uluslu şirketlerin işleyişine benzetti.  Tuvalu'nun topraklarını kaybetmesi durumundaki statüsüne ilişkin Rothwell, "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üyeleri dahil tüm devletler için bu meselenin uluslararası hukuk açısından çözüme kavuşturulmasından çok uzağız." ifadesini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Korkulan oldu, kabus İstanbul’a ulaştı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/korkulan-oldu-kabus-istanbula-ulasti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/korkulan-oldu-kabus-istanbula-ulasti</guid>
<description><![CDATA[ Marmara Denizi’nde geçmiş yıllarda çevre felaketine neden olan müsilaj yeniden görülmeye başlandı. Bostancı Sahili ile Adalar açıklarında müsilaj görüldü.Marmara Denizi’nde müsilaj etkisini artırmaya başladı. Tekirdağ ve Kocaeli’de görülen müsilaj, İstanbul sahillerine ulaştı.  Kadıköy’de deniz yüzeyinde müsilaja benzer kirlilik görüldü.  Bostancı Sahili’nin iskele tarafında dikkati çeken kirlilik, çevre sakinlerince de fark edildi.Bostancı’daki görüntüye benzer bir görüntü de Adalar açıklarında kaydedildi. Deniz yüzeyinde beyaz bir tabaka olduğu görüldü.  Müsilaj, 2021 yılında Marmara Denizi’nde çok etkili olmuştu.  İstanbul’un sahillerinde de yoğun olarak görülen deniz salyası, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerince başlatılan müsilaj temizliği seferberliği çalışmaları sonucunda etkisini yitirmişti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fw7Pnmb9GUCKu7FucSmsLg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Korkulan, oldu, kabus, İstanbul’a, ulaştı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fw7Pnmb9GUCKu7FucSmsLg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Korkulan oldu, kabus İstanbul’a ulaştı!"><p>Marmara Denizi’nde geçmiş yıllarda çevre felaketine neden olan müsilaj yeniden görülmeye başlandı. Bostancı Sahili ile Adalar açıklarında müsilaj görüldü.</p><p>Marmara Denizi’nde müsilaj etkisini artırmaya başladı. Tekirdağ ve Kocaeli’de görülen müsilaj, İstanbul sahillerine ulaştı.  Kadıköy’de deniz yüzeyinde müsilaja benzer kirlilik görüldü.  Bostancı Sahili’nin iskele tarafında dikkati çeken kirlilik, çevre sakinlerince de fark edildi.</p><p>Bostancı’daki görüntüye benzer bir görüntü de Adalar açıklarında kaydedildi. Deniz yüzeyinde beyaz bir tabaka olduğu görüldü.  Müsilaj, 2021 yılında Marmara Denizi’nde çok etkili olmuştu.  İstanbul’un sahillerinde de yoğun olarak görülen deniz salyası, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerince başlatılan müsilaj temizliği seferberliği çalışmaları sonucunda etkisini yitirmişti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara’da kabus geri
döndü! Ağ atan balıkçılar denizden balık değil, felaketi çekti!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmarada-kabus-geridoendu-ag-atan-balikcilar-denizden-balik-degil-felaketi-cekti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmarada-kabus-geridoendu-ag-atan-balikcilar-denizden-balik-degil-felaketi-cekti</guid>
<description><![CDATA[ Marmara Denizi’nde yeniden görülmeye başlayan müsilaj, balıkçıların ağlarına yapışıp, zarar vermeye başladı. Tekirdağ’da balıkçılar bugün avlanmaya çıkamadı. Bölgede uzun yıllardır balıkçılık yaptığını söyleyen Aydın Şengül, “Palamut, lüfer devamlı Karadeniz&#039;de kaldı. Marmara Denizi bitmiş durumda.” diye konuştu. Uzmanlar ise endişeli… Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi&#039;nden (NKÜ) Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, “Azot ve fosfor yükünü Marmara Denizi’nden çekmediğimiz sürece, müsilaj problemleriyle uğraşmak zorunda kalacağız.” dedi.Marmara Denizi’nde 2021 yılında görülen müsilaj, yeniden kendini göstermeye başladı.
Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesinden avlanmak üzere tekneleriyle Marmara Denizi’ne açılan balıkçıların ağalarına müsilaj yapıştı.
Müsilajın ağlara zarar verdiğini belirten balıkçılar, bu yüzden balık avlamaya çıkamadıklarını anlattı.Müsilaj nedeniyle avlanmaya çıkamadıklarını anlatan balıkçı Mehmet Ali Tuncer, “Tekneyi yoruyor, vinç konusunda sıkıntılar şeyler çekiyoruz. Ağır olduğu için çekemiyoruz. Ağlara zarar veriyor, her şeye zarar veriyor.” dedi.
Tuncer, “Denizin içindeki canlıları, düşünün yosunlara bile zarar veriyor. Bu 2 yıl önce de olmuştu, yengeç kalmamıştı, işimiz zor.” diye konuştu.Bölgede uzun yıllardır balıkçılık yaptığını söyleyen Aydan Şengül ise “Marmara Denizi bitmiş durumda.” yorumunu yaptı.
Şengül şunları söyledi:
“Müsilajdan dolayı ağlar yırtıldı, ağlarımızı tamir ediyorum.
Müsilaj bizi etkiliyor; bundan dolayı balık Marmara&#039;ya hiç girmedi. Balık Karadeniz&#039;de kaldı.
Palamut, lüfer devamlı Karadeniz&#039;de kaldı. Marmara Denizi bitmiş durumda. 3 aydır balığa çıkamıyoruz.”İlçenin balıkçılarından Cezmi Koç da müsilajdan şikayetçi…
Avlanmaya çıktıklarını ama müsilajdan dolayı balık tutamadıklarını söyleyen Koç, “Ağlarımızın gözenekleri kapandığı için balıkta tutulmuyor. Halimizi görüyorsunuz, devletin bir çare bulması gerekiyor. Müsilajın bir an önce temizlenmesini istiyoruz.” ifadelerini kullandı.Uzmanlar ise endişeli…
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi&#039;nden (NKÜ) Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, 2021 yılında görülen müsilaj sorunun bitmediğini söyledi.
Müsilajın zaman zaman denizin derinliklerine indiğini, zaman zaman da yüzeye çıktığını belirten Tecer, “Marmara Denizi’nin suyunun sıcaklığını sadece küresel ısınmaya bağlamak doğru değil. Bunun sebepleri var. Bunun sebepleri aslında diğer sebeple de ilişkili olan Marmara Denizi&#039;ne yapılan deşarjlar.” diye konuştu.Marmara kıyısında 25 milyon insan yaşadığına dikkat çeken Tecer, “Müsilajı oluşturan en büyük sebeplerden biri de denize deşarjlarla bırakılan azot ve fosfor. Atık sularda azot ve fosforun giderilmesi ancak ileri biyolojik arıtma tesislerinin kurulmasıyla mümkün.” diye konuştu.Marmara Denizi&#039;nde bu kadar sıcaklık değişiminin 50 yıl gibi bir sürede olmasının muazzam büyüklük ve anormallik demek olduğunu belirten Tecer, şöyle devam etti:
“Burada insan faaliyetleri sonucu oluşmuş olan bir tesir var. Bu tesir baktığımız zaman günlük olarak buraya deşarj edilen 8 milyon ton suyun etkisinden bahsedebiliriz.
Marmara Denizi&#039;nin kıyısındaki sanayilerde kullanılan soğutma sularının sıcak su olarak deşarjından bahsedebiliriz ki bu muazzam bir bir sıcaklık değişimi.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tTGyRA_oUEGSiE5SNYEcrg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara’da, kabus, geri
döndü, Ağ, atan, balıkçılar, denizden, balık, değil, felaketi, çekti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tTGyRA_oUEGSiE5SNYEcrg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara’da kabus geri döndü! Ağ atan balıkçılar denizden balık değil, felaketi çekti!"><p>Marmara Denizi’nde yeniden görülmeye başlayan müsilaj, balıkçıların ağlarına yapışıp, zarar vermeye başladı. Tekirdağ’da balıkçılar bugün avlanmaya çıkamadı. Bölgede uzun yıllardır balıkçılık yaptığını söyleyen Aydın Şengül, “Palamut, lüfer devamlı Karadeniz'de kaldı. Marmara Denizi bitmiş durumda.” diye konuştu. Uzmanlar ise endişeli… Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi'nden (NKÜ) Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, “Azot ve fosfor yükünü Marmara Denizi’nden çekmediğimiz sürece, müsilaj problemleriyle uğraşmak zorunda kalacağız.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hVOvQbe3UkKnOWj4yxhMwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde 2021 yılında görülen müsilaj, yeniden kendini göstermeye başladı.
Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesinden avlanmak üzere tekneleriyle Marmara Denizi’ne açılan balıkçıların ağalarına müsilaj yapıştı.
Müsilajın ağlara zarar verdiğini belirten balıkçılar, bu yüzden balık avlamaya çıkamadıklarını anlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KKvq1kC5cUyFnb5UGQPwHQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Müsilaj nedeniyle avlanmaya çıkamadıklarını anlatan balıkçı Mehmet Ali Tuncer, “Tekneyi yoruyor, vinç konusunda sıkıntılar şeyler çekiyoruz. Ağır olduğu için çekemiyoruz. Ağlara zarar veriyor, her şeye zarar veriyor.” dedi.
Tuncer, “Denizin içindeki canlıları, düşünün yosunlara bile zarar veriyor. Bu 2 yıl önce de olmuştu, yengeç kalmamıştı, işimiz zor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lWmh-Fksj0GCLaDhuiKjfg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgede uzun yıllardır balıkçılık yaptığını söyleyen Aydan Şengül ise “Marmara Denizi bitmiş durumda.” yorumunu yaptı.
Şengül şunları söyledi:
“Müsilajdan dolayı ağlar yırtıldı, ağlarımızı tamir ediyorum.
Müsilaj bizi etkiliyor; bundan dolayı balık Marmara'ya hiç girmedi. Balık Karadeniz'de kaldı.
Palamut, lüfer devamlı Karadeniz'de kaldı. Marmara Denizi bitmiş durumda. 3 aydır balığa çıkamıyoruz.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VIK6kJwhJECOYuavY_DJ2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İlçenin balıkçılarından Cezmi Koç da müsilajdan şikayetçi…
Avlanmaya çıktıklarını ama müsilajdan dolayı balık tutamadıklarını söyleyen Koç, “Ağlarımızın gözenekleri kapandığı için balıkta tutulmuyor. Halimizi görüyorsunuz, devletin bir çare bulması gerekiyor. Müsilajın bir an önce temizlenmesini istiyoruz.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LdT4chQCREOVx44vffg3VQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzmanlar ise endişeli…
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi'nden (NKÜ) Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, 2021 yılında görülen müsilaj sorunun bitmediğini söyledi.
Müsilajın zaman zaman denizin derinliklerine indiğini, zaman zaman da yüzeye çıktığını belirten Tecer, “Marmara Denizi’nin suyunun sıcaklığını sadece küresel ısınmaya bağlamak doğru değil. Bunun sebepleri var. Bunun sebepleri aslında diğer sebeple de ilişkili olan Marmara Denizi'ne yapılan deşarjlar.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mvWxLZK_kkSsDk5jdSzsoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara kıyısında 25 milyon insan yaşadığına dikkat çeken Tecer, “Müsilajı oluşturan en büyük sebeplerden biri de denize deşarjlarla bırakılan azot ve fosfor. Atık sularda azot ve fosforun giderilmesi ancak ileri biyolojik arıtma tesislerinin kurulmasıyla mümkün.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uYy8Wo8XXkWrr4Q6dQPhOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi'nde bu kadar sıcaklık değişiminin 50 yıl gibi bir sürede olmasının muazzam büyüklük ve anormallik demek olduğunu belirten Tecer, şöyle devam etti:
“Burada insan faaliyetleri sonucu oluşmuş olan bir tesir var. Bu tesir baktığımız zaman günlük olarak buraya deşarj edilen 8 milyon ton suyun etkisinden bahsedebiliriz.
Marmara Denizi'nin kıyısındaki sanayilerde kullanılan soğutma sularının sıcak su olarak deşarjından bahsedebiliriz ki bu muazzam bir bir sıcaklık değişimi.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>11 soruda depozito iade sistemi: Vatandaş nasıl ödeme alacak?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/11-soruda-depozito-iade-sistemi-vatandas-nasil-oedeme-alacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/11-soruda-depozito-iade-sistemi-vatandas-nasil-oedeme-alacak</guid>
<description><![CDATA[ Sıfır Atık Hareketi&#039;nde yeni bir dönem başlıyor. Türkiye Çevre Ajansı, depozito iade sistemini 2025 yılı sonuna kadar 81 ilde hayata geçirecek. Vatandaşa teşvik ödemesi, e-cüzdan hesabı gibi bir çok yenilik var. İşte depozito sistemiyle ilgili merak edilen soruların yanıtları...Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) Depozito Saha Yönetim Sistemi (DSYS), kamu ve özel sektör iş birliği ile hayata geçiriliyor.
Böylece piyasaya sürülen zorunlu depozitoya tabi içecek ambalajların tüketilmesi sonrasında iade alınması ve vatandaşa teşvik bedeli ödenmesi sağlanacak.
Depozito bedeli vatandaşın e-cüzdan hesabına iade edilecek.
Bu arada tüketicilerin iade süreçlerinde kullanacağı mobil uygulama “Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA)” da kullanılmaya başlandı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Depozito Saha Yönetimi Sistemi ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.
Depozito Yönetim Sistemi (DYS) nedir?
Depozito Yönetim Sistemi, belirli bir depozito bedeli alınarak piyasaya sürülen ürünlerin tüketilmesi sonrasında iade alınması ve depozito bedelinin geri ödenmesine dayalı bir sistemdir. Depozito ne sağlar? Ambalajları kaynağında ayrı toplamaya, geri dönüşüm değerinin korunmasına ve yükseltilmesine, Birincil ham madde yerine kullanılarak doğal kaynakların korunmasına, ikincil ham madde kullanımıyla enerji sarfiyatının azaltılmasına, Karbon emisyonlarının azaltılmasına ve 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine ulaşılmasına, Sıfır Atık ve döngüsel ekonominin desteklenmesine katkı sağlanır.Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) uygulaması nedir? Tüketicilerin iade süreçlerinde kullanacağı mobil uygulamadır. Bakanlık tarafından tescil edilmiş makineler ve manuel iade noktalarında tüketiciler, DOA mobil uygulamasını kullanarak depozito iadelerini gerçekleştirecek.
DOA uygulaması nasıl çalışır?
Android ve iOS store mağazalarından uygulama ücretsiz indirilir. Karekod okutularak çalışan uygulama ile depozito iade makinelerine bırakılan ambalajlar için depozito bedeli tüketicinin e-cüzdanında birikir. Bu bakiye, QR kod ile ödeme özelliği olan tüm POS cihazlarında, anlaşmalı restoran ve marketlerde kullanılabilir.DOA bankacılık sistemine entegre midir? 
Tüm finansal akışlar Türkiye Emlak Katılım Bankasının alt yapısı üzerinden DOA mobil uygulaması altında e-cüzdan entegrasyonu ile yürütülür. Biriken bakiye banka hesaplarına da havale edilebilir.Uygulama Türkiye genelinde ne zaman başlayacak? Sakarya’da başlatılan uygulama 2025 yılı sonuna kadar ülke genelinde her il ve her ilçede hayata geçirilecek.DOA’ya hangi kurum ve kuruluşlar destek veriyor? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesindeki Türkiye Çevre Ajansının (TÜÇA) sistem yöneticisi olarak yer aldığı depozito yönetim sistemi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) iş birliği ile yürütülecek.Yılda ne kadar ambalajda geri kazanım sağlanacak?
Türkiye genelinde 783 bin kilometrekarelik coğrafyada yılda yaklaşık 25 milyar adet ambalajın toplanması öngörülüyor.Ne kadar üründe DOA logosu var?
Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü iş birliği ile 1 Ağustos 2023’ten bu yana 22 milyar adet içecek ambalajı işaretlenip piyasaya sürüldü.
DOA ile yıllık ne kadar kazanç elde edilecek?
Ülke ekonomisine yıllık yaklaşık 520 milyon euro katma değer sağlanacak.Hangi ambalajlara depozito ödenecek?Cam, plastik ve alüminyum malzemeden yapılmış 0,1 L ile 3 L arasındaki tek kullanımlık ambalajlar zorunlu depozito kapsamına alındı. Üzerlerinde depozito logosu olan bu ambalajlar için depozito bedeli ödenecek. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I0qvFa7c60WorZ5ClWw_rA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>soruda, depozito, iade, sistemi:, Vatandaş, nasıl, ödeme, alacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I0qvFa7c60WorZ5ClWw_rA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="11 soruda depozito iade sistemi: Vatandaş nasıl ödeme alacak?"><p>Sıfır Atık Hareketi'nde yeni bir dönem başlıyor. Türkiye Çevre Ajansı, depozito iade sistemini 2025 yılı sonuna kadar 81 ilde hayata geçirecek. Vatandaşa teşvik ödemesi, e-cüzdan hesabı gibi bir çok yenilik var. İşte depozito sistemiyle ilgili merak edilen soruların yanıtları...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lwuzEz64ZUuQLoPUro-StA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) Depozito Saha Yönetim Sistemi (DSYS), kamu ve özel sektör iş birliği ile hayata geçiriliyor.
Böylece piyasaya sürülen zorunlu depozitoya tabi içecek ambalajların tüketilmesi sonrasında iade alınması ve vatandaşa teşvik bedeli ödenmesi sağlanacak.
Depozito bedeli vatandaşın e-cüzdan hesabına iade edilecek.
Bu arada tüketicilerin iade süreçlerinde kullanacağı mobil uygulama “Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA)” da kullanılmaya başlandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/19bCa18Vs0Kx_lbtqdkiNw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Depozito Saha Yönetimi Sistemi ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.
Depozito Yönetim Sistemi (DYS) nedir?
Depozito Yönetim Sistemi, belirli bir depozito bedeli alınarak piyasaya sürülen ürünlerin tüketilmesi sonrasında iade alınması ve depozito bedelinin geri ödenmesine dayalı bir sistemdir. Depozito ne sağlar? Ambalajları kaynağında ayrı toplamaya, geri dönüşüm değerinin korunmasına ve yükseltilmesine, Birincil ham madde yerine kullanılarak doğal kaynakların korunmasına, ikincil ham madde kullanımıyla enerji sarfiyatının azaltılmasına, Karbon emisyonlarının azaltılmasına ve 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine ulaşılmasına, Sıfır Atık ve döngüsel ekonominin desteklenmesine katkı sağlanır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HyvwuM8hm0WTTPqySF-G2w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) uygulaması nedir? Tüketicilerin iade süreçlerinde kullanacağı mobil uygulamadır. Bakanlık tarafından tescil edilmiş makineler ve manuel iade noktalarında tüketiciler, DOA mobil uygulamasını kullanarak depozito iadelerini gerçekleştirecek.
DOA uygulaması nasıl çalışır?
Android ve iOS store mağazalarından uygulama ücretsiz indirilir. Karekod okutularak çalışan uygulama ile depozito iade makinelerine bırakılan ambalajlar için depozito bedeli tüketicinin e-cüzdanında birikir. Bu bakiye, QR kod ile ödeme özelliği olan tüm POS cihazlarında, anlaşmalı restoran ve marketlerde kullanılabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8xlshSo4yUaSZKh-zoaX0w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>DOA bankacılık sistemine entegre midir? 
Tüm finansal akışlar Türkiye Emlak Katılım Bankasının alt yapısı üzerinden DOA mobil uygulaması altında e-cüzdan entegrasyonu ile yürütülür. Biriken bakiye banka hesaplarına da havale edilebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bRSt_lm9ukCKGbylnJiITg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uygulama Türkiye genelinde ne zaman başlayacak? Sakarya’da başlatılan uygulama 2025 yılı sonuna kadar ülke genelinde her il ve her ilçede hayata geçirilecek.DOA’ya hangi kurum ve kuruluşlar destek veriyor? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesindeki Türkiye Çevre Ajansının (TÜÇA) sistem yöneticisi olarak yer aldığı depozito yönetim sistemi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) iş birliği ile yürütülecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1QCDX-Ke00usymBHTsTDzw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yılda ne kadar ambalajda geri kazanım sağlanacak?
Türkiye genelinde 783 bin kilometrekarelik coğrafyada yılda yaklaşık 25 milyar adet ambalajın toplanması öngörülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z-kLA-n5E02hLURL_0QFtw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ne kadar üründe DOA logosu var?
Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü iş birliği ile 1 Ağustos 2023’ten bu yana 22 milyar adet içecek ambalajı işaretlenip piyasaya sürüldü.
DOA ile yıllık ne kadar kazanç elde edilecek?
Ülke ekonomisine yıllık yaklaşık 520 milyon euro katma değer sağlanacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AKNRVXxps0WbwLpLiNeiTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hangi ambalajlara depozito ödenecek?Cam, plastik ve alüminyum malzemeden yapılmış 0,1 L ile 3 L arasındaki tek kullanımlık ambalajlar zorunlu depozito kapsamına alındı. Üzerlerinde depozito logosu olan bu ambalajlar için depozito bedeli ödenecek.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fed, çevre ve iklim çalışmaları yürüten NGFS ağından çekildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/fed-cevre-ve-iklim-calismalari-yuruten-ngfs-agindan-cekildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/fed-cevre-ve-iklim-calismalari-yuruten-ngfs-agindan-cekildi</guid>
<description><![CDATA[ ABD Merkez Bankası (Fed), çevre ve iklim riskleri konusunda çalışmalar yürüten Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı&#039;ndan (NGFS) çekildiğini duyurdu.Fed, NGFS&#039;nin çalışmalarının kapsamının giderek genişlediği ve bankanın yasal yetki alanının dışında kalan daha geniş bir konu yelpazesini kapsar hale geldiği belirterek Fed&#039;in merkez bankaları ve denetçilerin yer aldığı NGFS&#039;den çekildiği duyurdu.  NGFS, Aralık 2017&#039;de 8 merkez bankası ve denetleyici tarafından Paris Anlaşması&#039;nın hedeflerine ulaşmak için gereken küresel müdahaleyi güçlendirmeye yardımcı olmak için finansal sistemin rolünü artırmak amacıyla kuruldu.  Fed, halihazırda 160&#039;dan fazla üyesi ve gözlemcisi bulunan NGFS&#039;ye 2020&#039;de katılmıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ADTiStFbn0q6v2Mnp8Xr-Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fed, çevre, iklim, çalışmaları, yürüten, NGFS, ağından, çekildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ADTiStFbn0q6v2Mnp8Xr-Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20241203060433373" class="type:primaryImage" alt="Fed, çevre ve iklim çalışmaları yürüten NGFS ağından çekildi"><p>ABD Merkez Bankası (Fed), çevre ve iklim riskleri konusunda çalışmalar yürüten Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı'ndan (NGFS) çekildiğini duyurdu.</p>Fed, NGFS'nin çalışmalarının kapsamının giderek genişlediği ve bankanın yasal yetki alanının dışında kalan daha geniş bir konu yelpazesini kapsar hale geldiği belirterek Fed'in merkez bankaları ve denetçilerin yer aldığı NGFS'den çekildiği duyurdu.  NGFS, Aralık 2017'de 8 merkez bankası ve denetleyici tarafından Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşmak için gereken küresel müdahaleyi güçlendirmeye yardımcı olmak için finansal sistemin rolünü artırmak amacıyla kuruldu.  Fed, halihazırda 160'dan fazla üyesi ve gözlemcisi bulunan NGFS'ye 2020'de katılmıştı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizlerden 5 yılda 245 bin ton çöp toplandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/denizlerden-5-yilda-245-bin-ton-coep-toplandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/denizlerden-5-yilda-245-bin-ton-coep-toplandi</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Sıfır Atık Mavi Hareketi ile 5 yılda denizlerden 245 bin ton deniz çöpü toplandığını bildirdi.Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, deniz çöplerinin önlenmesi için hayata geçirilen Sıfır Atık Mavi Hareketi&#039;nin &quot;Birinci 5 Yıllık İl Eylem Planları&quot; tamamlandı.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın eşi Emine Erdoğan himayesinde 10 Haziran 2019&#039;da başlatılan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hayata geçirilen proje kapsamında, 5 yılda denizlerden 20 bin 500 kamyonu doldurabilecek kapasitede 245 bin ton deniz çöpü toplandı.  Bakanlık, çöp oluşumunu kaynağında önlemek için bölgelere özgü tedbirler alarak kıyı, deniz yüzeyi ve deniz dibindeki çöplerin temizlenmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Ulusal düzeyde eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları da yaygınlaştırılıyor.  Geçen yıl, doğada uzun süre kaybolmayan maddelerden oluşan ve deniz ekosistemine zarar veren atıkların temizlendiği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verdi:  &quot;Sıfır Atık Mavi Hareketi ve Birinci 5 Yıllık İl Eylem Planları sonucunda denizlerden 245 bin ton çöp temizlendi. Yani denizler 20 bin 500 kamyon dolusu çöpten kurtarıldı.Bu çöpler uygun bertaraf yöntemleriyle çevreye zarar vermeyecek şekilde yönetildi. 2024 yılında ise denizlerden 25 bin 480 ton deniz çöpü toplandı.2025 yılı itibarıyla İkinci 5 Yıllık Deniz Çöpleri İl Eylem Planları yürürlüğe girdi. Bu planlarla deniz çöpleriyle mücadele daha da kapsamlı hale gelecek.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eGTznIfH3EixHDTAstd53Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Denizlerden, yılda, 245, bin, ton, çöp, toplandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eGTznIfH3EixHDTAstd53Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Denizlerden 5 yılda 245 bin ton çöp toplandı"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Sıfır Atık Mavi Hareketi ile 5 yılda denizlerden 245 bin ton deniz çöpü toplandığını bildirdi.</p><p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, deniz çöplerinin önlenmesi için hayata geçirilen Sıfır Atık Mavi Hareketi'nin "Birinci 5 Yıllık İl Eylem Planları" tamamlandı.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan himayesinde 10 Haziran 2019'da başlatılan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hayata geçirilen proje kapsamında, 5 yılda denizlerden 20 bin 500 kamyonu doldurabilecek kapasitede 245 bin ton deniz çöpü toplandı.  Bakanlık, çöp oluşumunu kaynağında önlemek için bölgelere özgü tedbirler alarak kıyı, deniz yüzeyi ve deniz dibindeki çöplerin temizlenmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Ulusal düzeyde eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları da yaygınlaştırılıyor.  Geçen yıl, doğada uzun süre kaybolmayan maddelerden oluşan ve deniz ekosistemine zarar veren atıkların temizlendiği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verdi:  "Sıfır Atık Mavi Hareketi ve Birinci 5 Yıllık İl Eylem Planları sonucunda denizlerden 245 bin ton çöp temizlendi. Yani denizler 20 bin 500 kamyon dolusu çöpten kurtarıldı.</p><p>Bu çöpler uygun bertaraf yöntemleriyle çevreye zarar vermeyecek şekilde yönetildi. 2024 yılında ise denizlerden 25 bin 480 ton deniz çöpü toplandı.</p><p>2025 yılı itibarıyla İkinci 5 Yıllık Deniz Çöpleri İl Eylem Planları yürürlüğe girdi. Bu planlarla deniz çöpleriyle mücadele daha da kapsamlı hale gelecek."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rüzgarla
birlikte sahil kırmızıya boyandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ruzgarlabirlikte-sahil-kirmiziya-boyandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ruzgarlabirlikte-sahil-kirmiziya-boyandi</guid>
<description><![CDATA[ Tekirdağ’da bugün de kuvvetli rüzgar etkili oluyor. Poyrazla oluşan dalgalar, sahil kesimine kırmızı yosunları taşıdı. Yosunlar nedeniyle sahilin kırmızı renge büründüğü görüldü.Tekirdağ’da kuvvetli rüzgar nedeniyle sahilin bir kısmında kırmızı yosun birikti.Kentte 5 gündür etkili olan poyrazla oluşan dalgalar, kıyıya yosun ve çeşitli atıkları sürükledi.
Sahildeki bazı alanlarda kırmızı yosun birikti.Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, yosunların rüzgar nedeniyle bazı dönemlerde kıyıda biriktiğini söyledi.Yosunların zaman zaman sadece kötü kokuya neden olduğunu ifade eden Tecer, “Yosunlar çevre kirliliğinden kaynaklanmıyor. Vatandaşlar bazen endişelenebiliyor. Bunda telaşlanacak bir durum yok. Rüzgarla gelip biriken yosunlar daha sonra yine kayboluyor.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6mlxUmGt-kaHWT1OKqInQg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Rüzgarla
birlikte, sahil, kırmızıya, boyandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6mlxUmGt-kaHWT1OKqInQg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Rüzgarla birlikte sahil kırmızıya boyandı"><p>Tekirdağ’da bugün de kuvvetli rüzgar etkili oluyor. Poyrazla oluşan dalgalar, sahil kesimine kırmızı yosunları taşıdı. Yosunlar nedeniyle sahilin kırmızı renge büründüğü görüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fKPlg_Lm5USJeMSmceVHFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tekirdağ’da kuvvetli rüzgar nedeniyle sahilin bir kısmında kırmızı yosun birikti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/t8F5NKnTckejfXFacqDydw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kentte 5 gündür etkili olan poyrazla oluşan dalgalar, kıyıya yosun ve çeşitli atıkları sürükledi.
Sahildeki bazı alanlarda kırmızı yosun birikti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B3bYkS5n9kabmYM49aUNGA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, yosunların rüzgar nedeniyle bazı dönemlerde kıyıda biriktiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yqjyLHHy_kaIEMhsryrmcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yosunların zaman zaman sadece kötü kokuya neden olduğunu ifade eden Tecer, “Yosunlar çevre kirliliğinden kaynaklanmıyor. Vatandaşlar bazen endişelenebiliyor. Bunda telaşlanacak bir durum yok. Rüzgarla gelip biriken yosunlar daha sonra yine kayboluyor.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vLmqxzKdmkeM-gqglDXvyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yalova&amp;apos;da rögardan mavi renkli su taştı: İnceleme başlatıldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yalovada-roegardan-mavi-renkli-su-tasti-inceleme-baslatildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yalovada-roegardan-mavi-renkli-su-tasti-inceleme-baslatildi</guid>
<description><![CDATA[ Yalova&#039;da sanayi kuruluşlarına yakın bölgedeki bir rögardan mavi renkli su taştı.Çiftlikköy ilçesine bağlı Taşköprü beldesinde sanayi kuruluşlarına yakın bölgede bir rögardan mavi renkli su taştığı görüldü.Rögardan taşan mavi su vatandaşlar tarafından görüntülendi.Sanayi kuruluşlarına yakın bölgede bulunan taşkınla ilgili Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile AFAD ekipleri sudan numune alarak inceleme başlattı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h_dMZr6mJ0WTsFNnIEdKVA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yalovada, rögardan, mavi, renkli, taştı:, İnceleme, başlatıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h_dMZr6mJ0WTsFNnIEdKVA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Yalova'da rögardan mavi renkli su taştı: İnceleme başlatıldı"><p>Yalova'da sanayi kuruluşlarına yakın bölgedeki bir rögardan mavi renkli su taştı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bY2B0wcrr0GYHujkCNdiyA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çiftlikköy ilçesine bağlı Taşköprü beldesinde sanayi kuruluşlarına yakın bölgede bir rögardan mavi renkli su taştığı görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/v12_EfrCpUWYIfoYheF5EQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rögardan taşan mavi su vatandaşlar tarafından görüntülendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pmPDsj-PvU6uTQTneWU5hg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sanayi kuruluşlarına yakın bölgede bulunan taşkınla ilgili Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile AFAD ekipleri sudan numune alarak inceleme başlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/052YSBv2lUOIWB1FROERKA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bm7FH2MhlUGtv0erTjHWtA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vuaqSk8YVESAAME75dbhmw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara Denizi’nin dibinden endişelendiren
görüntü: İlkbahar ve yaz ayları için uyarı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmara-denizinin-dibinden-endiselendirengoeruntu-ilkbahar-ve-yaz-aylari-icin-uyari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmara-denizinin-dibinden-endiselendirengoeruntu-ilkbahar-ve-yaz-aylari-icin-uyari</guid>
<description><![CDATA[ Müsilaj kabusu Marmara Denizi’nde yayılmaya devam ediyor. Yüzeyden 30 metre derinliğe kadar denizi kaplayan müsilaj, bir yandan da dibe çökerek pinalar ve süngerler gibi canlılarla birlikte deniz çayırlarını da olmusuz etkiliyor. Müsilajın 45 günde Marmara’yı bir örümcek ağı gibi sardığını söyleyen uzmanlar, havaların ısınmasıyla birlikte ilkbahar ve yaz aylarının zor geçeceği uyarısında bulundu.Marmara Denizi’nde geçmiş yıllarda çevre felaketine neden olan müsilaj, bir kez daha etkisini artırmaya başladı.
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, yaptığı yazılı açıklamada, müsilajın ekim ayı sonunda Erdek Körfezi’nde başladıktan sonra yaklaşık 45 günde İzmit Körfezi’ne ulaşarak güneyden kuzeye Marmara Denizi’ni adeta örümcek ağı gibi sardığını kaydetti.“Yüzeyden itibaren 30 metre derinliğe kadar tüm Marmara’yı kaplayan müsilaj bir taraftan dibe çökerek pinalar ve süngerler gibi canlılarla birlikte deniz çayırlarını etkilerken bir taraftan da yüzeye çıkmaya başladı.” ifadelerini kullanan Sarı, şöyle devam etti:
“Üzerleri müsilajla battaniye gibi örtülmeye başlanan canlılar nefes almakta ve beslenmekte zorluk yaşıyor. Müsilajla kaplanan deniz çayırları fotosentez yapamadıkları için tehlike altında. 2021 yılında yaşanan müsilaj esnasında kıyıdan 30 metre derinliğe kadar Marmara Denizi kıyısal alanındaki bütün sünger toplulukları ölmüştür.
Eğer acilen tedbir alınmazsa 1 saatte 6 litre deniz suyunu filtre eden pinalar, 1 metrekaresi günlük 10 litreden fazla oksijen üreten deniz çayırları, dipte sabit yaşayan süngerler, mercanlar ve daha sayamadığımız yüzlerce canlı tehdit altındadır.”Prof. Dr. Sarı, müsilajın şimdiden yüzeye çıkmaya başlaması, suların ısınmasıyla yüzeye çıkma olasılığının arttığının altını çizerek, önlem alınmadığı takdirde zor bir ilkbahar ve yaz mevsiminin beklediğini vurguladı.Kısa süre içinde 50 yılda yapılmayanların yapılmasının zor olduğunu aktaran Sarı, şunları belirtti:
“Bir şekilde yapılmış ama çalışmayan atık arıtma tesisleri bir an önce çalıştırılmalıdır. Belediyeler, ön arıtmadan sonra atıkları derin deşarjla denize boca etmeyi acilen durdurmalıdır. Denizin kirlilik yükünü azaltmak için akarsuların zehir kanalına dönüşmesine neden olan sanayi atıkları denetimle engellenmelidir.
Mevcut şartlar değişmediği sürece müsilajın daha sık ve yoğun bir şekilde ortaya çıkacağı ön görülmektedir. Bu durumda şimdiden müsilajdan etkilenecek sektörler için zararları telafi edici bir sistem oluşturulması zorunludur.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_oJhfIDLwEym6xGl81nWjA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara, Denizi’nin, dibinden, endişelendiren
görüntü:, İlkbahar, yaz, ayları, için, uyarı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_oJhfIDLwEym6xGl81nWjA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara Denizi’nin dibinden endişelendiren görüntü: İlkbahar ve yaz ayları için uyarı"><p>Müsilaj kabusu Marmara Denizi’nde yayılmaya devam ediyor. Yüzeyden 30 metre derinliğe kadar denizi kaplayan müsilaj, bir yandan da dibe çökerek pinalar ve süngerler gibi canlılarla birlikte deniz çayırlarını da olmusuz etkiliyor. Müsilajın 45 günde Marmara’yı bir örümcek ağı gibi sardığını söyleyen uzmanlar, havaların ısınmasıyla birlikte ilkbahar ve yaz aylarının zor geçeceği uyarısında bulundu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9imJ3TvOWEOdahhKUXDyfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde geçmiş yıllarda çevre felaketine neden olan müsilaj, bir kez daha etkisini artırmaya başladı.
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, yaptığı yazılı açıklamada, müsilajın ekim ayı sonunda Erdek Körfezi’nde başladıktan sonra yaklaşık 45 günde İzmit Körfezi’ne ulaşarak güneyden kuzeye Marmara Denizi’ni adeta örümcek ağı gibi sardığını kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CuM37O-k5UmfAz9Ukh761Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Yüzeyden itibaren 30 metre derinliğe kadar tüm Marmara’yı kaplayan müsilaj bir taraftan dibe çökerek pinalar ve süngerler gibi canlılarla birlikte deniz çayırlarını etkilerken bir taraftan da yüzeye çıkmaya başladı.” ifadelerini kullanan Sarı, şöyle devam etti:
“Üzerleri müsilajla battaniye gibi örtülmeye başlanan canlılar nefes almakta ve beslenmekte zorluk yaşıyor. Müsilajla kaplanan deniz çayırları fotosentez yapamadıkları için tehlike altında. 2021 yılında yaşanan müsilaj esnasında kıyıdan 30 metre derinliğe kadar Marmara Denizi kıyısal alanındaki bütün sünger toplulukları ölmüştür.
Eğer acilen tedbir alınmazsa 1 saatte 6 litre deniz suyunu filtre eden pinalar, 1 metrekaresi günlük 10 litreden fazla oksijen üreten deniz çayırları, dipte sabit yaşayan süngerler, mercanlar ve daha sayamadığımız yüzlerce canlı tehdit altındadır.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qfDZWlNhqE6uY8AW_WlMjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Prof. Dr. Sarı, müsilajın şimdiden yüzeye çıkmaya başlaması, suların ısınmasıyla yüzeye çıkma olasılığının arttığının altını çizerek, önlem alınmadığı takdirde zor bir ilkbahar ve yaz mevsiminin beklediğini vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1hrj6h1FWEezIMFUt3TCzQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kısa süre içinde 50 yılda yapılmayanların yapılmasının zor olduğunu aktaran Sarı, şunları belirtti:
“Bir şekilde yapılmış ama çalışmayan atık arıtma tesisleri bir an önce çalıştırılmalıdır. Belediyeler, ön arıtmadan sonra atıkları derin deşarjla denize boca etmeyi acilen durdurmalıdır. Denizin kirlilik yükünü azaltmak için akarsuların zehir kanalına dönüşmesine neden olan sanayi atıkları denetimle engellenmelidir.
Mevcut şartlar değişmediği sürece müsilajın daha sık ve yoğun bir şekilde ortaya çıkacağı ön görülmektedir. Bu durumda şimdiden müsilajdan etkilenecek sektörler için zararları telafi edici bir sistem oluşturulması zorunludur.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İklim aktivistleri bu kez tiyatro sahnesini engelledi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/iklim-aktivistleri-bu-kez-tiyatro-sahnesini-engelledi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/iklim-aktivistleri-bu-kez-tiyatro-sahnesini-engelledi</guid>
<description><![CDATA[ Just Stop Oil çevreci grubundan iki protestocu, Sigourney Weaver&#039;ın başrolünde olduğu The Tempest oyununu protesto etti. Protestocular, sahneye çıkarak gösteriyi durdurdu ve &quot;1.5 derecenin üzeri küresel bir gemi kazasıdır&quot; yazılı pankart açtı. Protesto sırasında Weaver ve diğer oyuncular sahneden uzaklaştırıldı.Just Stop Oil çevreci kampanya grubunun iki protestocusu, Londra West End&#039;deki Theatre Royal Drury Lane’de, Sigourney Weaver&#039;ın başrolünü üstlendiği The Tempest adlı tiyatro oyununun gösterimini engelledi.  Pazartesi akşamı gerçekleşen protestoda bir erkek ve bir kadın sahneye çıkarak gösteriyi durdurdu. Protestocular, bir konfeti patlatarak, “Gösteriyi durdurmak zorundayız, bayanlar ve baylar, üzgünüz” şeklinde bir açıklama yaptı.  Hollywood yıldızı Sigourney Weaver, sahnede sandalyede otururken personel tarafından sahneden uzaklaştırıldı.  Just Stop Oil tarafından paylaşılan videoda, protestocuların sahneden indirildikten sonra hem yuhalandıkları hem de birkaç tezahüratla alkışlandıkları görüldü.  “1.5 derecenin üzeri küresel bir gemi kazasıdır” yazılı turuncu bir pankart taşıyan protestocuların pankartı, 2024 yılında küresel sıcaklığın uluslararası düzeyde kabul edilen 1.5C hedefinin üzerine çıktığını gösteren son bulgulara dikkat çekmek amacıyla taşındığını belirtti.  Çevreci grup, geçtiğimiz yıllarda Chelsea Flower Show, Proms, Stonehenge ve National Gallery gibi önemli etkinliklerde ve mekânlarda da benzer protestolara imza atmıştı. Bu ayın başlarında ise doğa bilimci Charles Darwin&#039;in Westminster Abbey&#039;deki mezarının üzerine sprey boya ile yazı yazan iki kadın tutuklanmıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ibPzZF9rm0KOiBvLdTE9ww.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İklim, aktivistleri, kez, tiyatro, sahnesini, engelledi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ibPzZF9rm0KOiBvLdTE9ww.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İklim aktivistleri bu kez tiyatro sahnesini engelledi"><p>Just Stop Oil çevreci grubundan iki protestocu, Sigourney Weaver'ın başrolünde olduğu The Tempest oyununu protesto etti. Protestocular, sahneye çıkarak gösteriyi durdurdu ve "1.5 derecenin üzeri küresel bir gemi kazasıdır" yazılı pankart açtı. Protesto sırasında Weaver ve diğer oyuncular sahneden uzaklaştırıldı.</p><p>Just Stop Oil çevreci kampanya grubunun iki protestocusu, Londra West End'deki Theatre Royal Drury Lane’de, Sigourney Weaver'ın başrolünü üstlendiği The Tempest adlı tiyatro oyununun gösterimini engelledi.  Pazartesi akşamı gerçekleşen protestoda bir erkek ve bir kadın sahneye çıkarak gösteriyi durdurdu. Protestocular, bir konfeti patlatarak, “Gösteriyi durdurmak zorundayız, bayanlar ve baylar, üzgünüz” şeklinde bir açıklama yaptı.  Hollywood yıldızı Sigourney Weaver, sahnede sandalyede otururken personel tarafından sahneden uzaklaştırıldı.  Just Stop Oil tarafından paylaşılan videoda, protestocuların sahneden indirildikten sonra hem yuhalandıkları hem de birkaç tezahüratla alkışlandıkları görüldü.  “1.5 derecenin üzeri küresel bir gemi kazasıdır” yazılı turuncu bir pankart taşıyan protestocuların pankartı, 2024 yılında küresel sıcaklığın uluslararası düzeyde kabul edilen 1.5C hedefinin üzerine çıktığını gösteren son bulgulara dikkat çekmek amacıyla taşındığını belirtti.  Çevreci grup, geçtiğimiz yıllarda Chelsea Flower Show, Proms, Stonehenge ve National Gallery gibi önemli etkinliklerde ve mekânlarda da benzer protestolara imza atmıştı. Bu ayın başlarında ise doğa bilimci Charles Darwin'in Westminster Abbey'deki mezarının üzerine sprey boya ile yazı yazan iki kadın tutuklanmıştı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Deniz seviyesi 18 mm yükseldi: Buzullar dünya haritasından siliniyor mu?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/deniz-seviyesi-18-mm-yukseldi-buzullar-dunya-haritasindan-siliniyor-mu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/deniz-seviyesi-18-mm-yukseldi-buzullar-dunya-haritasindan-siliniyor-mu</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir bilimsel araştırmaya göre 23 yıl içinde dünya çapında 6 bin 542 milyar ton buz kütlesi kaybedildi. Bu kayıp, deniz seviyelerinin 18 milimetre yükselmesine yol açtı.Grönland ve Antarktika&#039;daki buz tabakaları hariç buzullar, 2020 yılında küresel olarak 121 bin 728 milyar ton buz içeriyordu. O zamandan beri her yıl buz kütlelerinin yaklaşık yüzde 5&#039;ini kaybediyorlar.Antarktika buzullarının yerel olarak yüzde 2&#039;si ve Orta Avrupa&#039;daki buzulların yüzde 9&#039;u her yıl kayboluyor.  İsviçre&#039;deki Zürih Üniversitesi&#039;nde bulunan Dünya Buzul İzleme Servisi (WGMS) tarafından koordine edilen ve uluslararası bir araştırma ekibi tarafından yürütülen yeni bir çalışma, dünya genelindeki buzul değişimlerine ilişkin en kapsamlı bilgileri sunuyor.   GlaMBIE (Buzul Kütle Dengesi Karşılaştırma Çalışması) projesini yürüten araştırmacılar, 2000-2023 dönemi için farklı saha yöntemleri ve uydu gözlemleri kullanarak buzul genişliğindeki değişiklikleri topladı, birleştirdi ve analiz etti.  Araştırmacılar özellikle 450 veri kaynağından 233 yerel buzul kütlesi değişikliği tahmini derledi.   KÜTLELERDE 6 BİN TONDAN FAZLA KAYIP  GlaMBIE&#039;nin bulgularına göre, 2000 yılından 2023 yılına kadar küresel buzul kütlesinde 6 bin 542 milyar tonluk bir kayıp kaydedildi. Bu kayıp, deniz seviyesinin 18 milimetre yükselmesine katkıda bulundu. Yıllık artış oranı 0,75 mm olarak belirtildi. Bu sonuçlar, buzulları küresel deniz seviyesinin yükselmesinden sorumlu faktörler arasında okyanus ısınmasından sonra ikinci sıraya yerleştiriyor.  BUZ KAYBINDA YÜZDE 36 ARTIŞ  Yıllık bazda, buzullar 273 milyar ton buz kaybetti; bu da analiz döneminin ilk yarısından (2000-2011) ikinci yarısına (2012-2023) kadar yüzde 36&#039;lık bir artış anlamına geliyor. Buz kütlesi kaybı Grönland buz tabakasının kaybına kıyasla yaklaşık yüzde 18 daha fazla ve Antarktika buz tabakasının kaybının iki katından daha fazla oldu.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IJPylH2t8kaEoH2Qd2VQeQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Deniz, seviyesi, yükseldi:, Buzullar, dünya, haritasından, siliniyor, mu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IJPylH2t8kaEoH2Qd2VQeQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20250220081151497" class="type:primaryImage" alt="Deniz seviyesi 18 mm yükseldi: Buzullar dünya haritasından siliniyor mu?"><p>Yeni bir bilimsel araştırmaya göre 23 yıl içinde dünya çapında 6 bin 542 milyar ton buz kütlesi kaybedildi. Bu kayıp, deniz seviyelerinin 18 milimetre yükselmesine yol açtı.</p><p>Grönland ve Antarktika'daki buz tabakaları hariç buzullar, 2020 yılında küresel olarak 121 bin 728 milyar ton buz içeriyordu. O zamandan beri her yıl buz kütlelerinin yaklaşık yüzde 5'ini kaybediyorlar.</p><p>Antarktika buzullarının yerel olarak yüzde 2'si ve Orta Avrupa'daki buzulların yüzde 9'u her yıl kayboluyor.  İsviçre'deki Zürih Üniversitesi'nde bulunan Dünya Buzul İzleme Servisi (WGMS) tarafından koordine edilen ve uluslararası bir araştırma ekibi tarafından yürütülen yeni bir çalışma, dünya genelindeki buzul değişimlerine ilişkin en kapsamlı bilgileri sunuyor.   GlaMBIE (Buzul Kütle Dengesi Karşılaştırma Çalışması) projesini yürüten araştırmacılar, 2000-2023 dönemi için farklı saha yöntemleri ve uydu gözlemleri kullanarak buzul genişliğindeki değişiklikleri topladı, birleştirdi ve analiz etti.  Araştırmacılar özellikle 450 veri kaynağından 233 yerel buzul kütlesi değişikliği tahmini derledi.   <strong>KÜTLELERDE 6 BİN TONDAN FAZLA KAYIP</strong>  GlaMBIE'nin bulgularına göre, 2000 yılından 2023 yılına kadar küresel buzul kütlesinde 6 bin 542 milyar tonluk bir kayıp kaydedildi. Bu kayıp, deniz seviyesinin 18 milimetre yükselmesine katkıda bulundu. Yıllık artış oranı 0,75 mm olarak belirtildi. Bu sonuçlar, buzulları küresel deniz seviyesinin yükselmesinden sorumlu faktörler arasında okyanus ısınmasından sonra ikinci sıraya yerleştiriyor.  <strong>BUZ KAYBINDA YÜZDE 36 ARTIŞ</strong>  Yıllık bazda, buzullar 273 milyar ton buz kaybetti; bu da analiz döneminin ilk yarısından (2000-2011) ikinci yarısına (2012-2023) kadar yüzde 36'lık bir artış anlamına geliyor. Buz kütlesi kaybı Grönland buz tabakasının kaybına kıyasla yaklaşık yüzde 18 daha fazla ve Antarktika buz tabakasının kaybının iki katından daha fazla oldu. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sahte katil balinalar kıyıya vurdu! 1947&amp;apos;ten bu yana ilk kez yaşandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sahte-katil-balinalar-kiyiya-vurdu-1947ten-bu-yana-ilk-kez-yasandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sahte-katil-balinalar-kiyiya-vurdu-1947ten-bu-yana-ilk-kez-yasandi</guid>
<description><![CDATA[ Avustralya&#039;nın Tazmanya sahilinde 150&#039;den fazla sahte katil balina kıyıya vurdu. Kurtarma ekipleri, balinalardan 90&#039;ına ötanazi uygulanacağını ve onları vurmak zorunda kalaacaklarını bildirdi. Bu olayın 1974 yılından bu yana Tazmanya&#039;da bu türün karaya vurduğu ilk olay olduğu bildirildi.Avustralyalı çevre yetkilileri, 150&#039;den fazla sahte katil balinanın Tazmanya eyaletindeki bir sahilde karaya vurduğunu ve kurtarma ekiplerinin hala hayatta olanları kurtarmak için çabaladığını söyledi.
Tazmanya Parklar ve Vahşi Yaşam Servisi irtibat görevlisi Brendon Clark, “Tahminimize göre 24 ile 48 saattir karaya vurmuş durumdalar” dedi.
Vahşi yaşam korucuları, stres altındaki canlıları yeniden yüzdürme girişimlerinin başarısız olmasının ardından ötenazi uygulanacağını söyledi. hayatta kalan 90 yunusun vurulacağı bildirildi.Bir basın toplantısında konuşan Clark, karaya vuran 157 sahte katil balinadan sadece 90&#039;ının hala hayatta göründüğünü söyledi. Clark, yetkililerin balinalardan herhangi birinin yeniden yüzdürülüp yüzdürülemeyeceğini henüz belirleyemediğini de sözlerine ekledi.,
Görevli şu açıklamayı yaptı: “Hayvanları doğrudan o dalgaların içine geri yüzdürmeye çalışmak zor olacaktır ve tabii ki bu da personelimiz ve çalışanlarımız için çok büyük güvenlik riskleri doğuracaktır” dedi.
Sahilin erişilmezliği, okyanus koşulları ve uzman ekipmanın uzak sahile ulaştırılmasıyla ilgili zorlukların kurtarma müdahalesini zorlaştırdığını açıkladı.Sahte katil balinalar, görünüş olarak katil balinalara benzeyen, nesli tükenmekte olan bir okyanus yunusu türü olarak biliniyor.
Boyları 6.1 metreye kadar uzayabilyor ve ağırlıkları 500 kg ile 3 ton arasında değişebiliyor.
Clark bu olayın, 160&#039;tan fazla sürünün adanın kuzeybatı kıyısındaki Stanley yakınlarında bir sahile vurduğu 1974 yılından bu yana Tazmanya&#039;da bu türün karaya vurduğu ilk olay olduğunu söyledi.
Balinaların karaya vurmasına yol açabilecek çeşitli nedenler var. Örneğin; yönlerini şaşırma, hastalık, yaşlılık, yaralanma, yırtıcı hayvanlardan kaçma ve şiddetli hava koşulları gibi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ewFLAYnD-EOjaFj6GPzT4A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sahte, katil, balinalar, kıyıya, vurdu, 1947ten, yana, ilk, kez, yaşandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ewFLAYnD-EOjaFj6GPzT4A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sahte katil balinalar kıyıya vurdu! 1947'ten bu yana ilk kez yaşandı"><p>Avustralya'nın Tazmanya sahilinde 150'den fazla sahte katil balina kıyıya vurdu. Kurtarma ekipleri, balinalardan 90'ına ötanazi uygulanacağını ve onları vurmak zorunda kalaacaklarını bildirdi. Bu olayın 1974 yılından bu yana Tazmanya'da bu türün karaya vurduğu ilk olay olduğu bildirildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ak7wjiZFJkCb0LpAXECMUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avustralyalı çevre yetkilileri, 150'den fazla sahte katil balinanın Tazmanya eyaletindeki bir sahilde karaya vurduğunu ve kurtarma ekiplerinin hala hayatta olanları kurtarmak için çabaladığını söyledi.
Tazmanya Parklar ve Vahşi Yaşam Servisi irtibat görevlisi Brendon Clark, “Tahminimize göre 24 ile 48 saattir karaya vurmuş durumdalar” dedi.
Vahşi yaşam korucuları, stres altındaki canlıları yeniden yüzdürme girişimlerinin başarısız olmasının ardından ötenazi uygulanacağını söyledi. hayatta kalan 90 yunusun vurulacağı bildirildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6KLu2IvdRkCoN1i8zDPouA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir basın toplantısında konuşan Clark, karaya vuran 157 sahte katil balinadan sadece 90'ının hala hayatta göründüğünü söyledi. Clark, yetkililerin balinalardan herhangi birinin yeniden yüzdürülüp yüzdürülemeyeceğini henüz belirleyemediğini de sözlerine ekledi.,
Görevli şu açıklamayı yaptı: “Hayvanları doğrudan o dalgaların içine geri yüzdürmeye çalışmak zor olacaktır ve tabii ki bu da personelimiz ve çalışanlarımız için çok büyük güvenlik riskleri doğuracaktır” dedi.
Sahilin erişilmezliği, okyanus koşulları ve uzman ekipmanın uzak sahile ulaştırılmasıyla ilgili zorlukların kurtarma müdahalesini zorlaştırdığını açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_VOI6VVzeUm497v9k26UpA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sahte katil balinalar, görünüş olarak katil balinalara benzeyen, nesli tükenmekte olan bir okyanus yunusu türü olarak biliniyor.
Boyları 6.1 metreye kadar uzayabilyor ve ağırlıkları 500 kg ile 3 ton arasında değişebiliyor.
Clark bu olayın, 160'tan fazla sürünün adanın kuzeybatı kıyısındaki Stanley yakınlarında bir sahile vurduğu 1974 yılından bu yana Tazmanya'da bu türün karaya vurduğu ilk olay olduğunu söyledi.
Balinaların karaya vurmasına yol açabilecek çeşitli nedenler var. Örneğin; yönlerini şaşırma, hastalık, yaşlılık, yaralanma, yırtıcı hayvanlardan kaçma ve şiddetli hava koşulları gibi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_YvUorQsE068yvzgoFwoWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Emine Erdoğan: Ekolojik dengeyi yeniden tesis edecek politikalar üretmeliyiz</title>
<link>https://trafikdernegi.com/emine-erdogan-ekolojik-dengeyi-yeniden-tesis-edecek-politikalar-uretmeliyiz</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/emine-erdogan-ekolojik-dengeyi-yeniden-tesis-edecek-politikalar-uretmeliyiz</guid>
<description><![CDATA[ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, her alanda ekolojik dengeyi yeniden tesis edecek politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyledi. “Yapılacaklar listemizin en başında, döngüsel ekonomiyi bir an önce hayata geçirmek yer alıyor.” diyen Erdoğan, Sıfır Atık Vakfı’nın küresel girişimler için çatı olmayı sürdürdüğünü ifade etti.Resmi temaslarda bulunmak üzere Pakistan&#039;ın başkenti İslamabad&#039;a gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;a eşlik eden eşi Emine Erdoğan, &quot;Döngüsel Ekonominin İlerletilmesi: Sürdürülebilirlik İçin Pakistan-Türkiye Ortaklığı&quot; etkinliğine katıldı.  Eski Pakistan Başbakanı Navaz Şerif&#039;in kızı ve Pencap Eyaleti Başbakanı Meryem Navaz Şerif&#039;in ev sahipliğinde düzenlenen programda, Kur&#039;an-ı Kerim okunmasının ardından İstiklal Marşı ve Pakistan Milli Marşı okundu.  Emine Erdoğan, programda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın da her zaman söylediği gibi bugün yabancı bir ülkede değil, kendi evlerinde olduklarını belirterek Türkiye ve Pakistan&#039;ın birbirine sapasağlam kardeşlik bağlarıyla bağlı olduğunu ifade etti.  Pakistan denilince akıllara vefa ve kara gün dostluğunun geldiğini belirten Emine Erdoğan, kalpleri birbiri için atan iki ülke ve iki millet olarak tarihe üstün fedakarlık örnekleri bıraktıklarını dile getirdi.  İki ülke arasındaki bu köklü ve nadide dostluğun, savaşlarla dolu dünyaya da bir esin kaynağı olması temennisinde bulunan Emine Erdoğan, &quot;Dönüşümsel Ekonomi ve Sıfır Atık&quot; temasıyla düzenlenen etkinlikte olmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.Emine Erdoğan, bu platformun, ülkeler ve tüm dünya için yeni başlangıçlara vesilesi olmasını diledi.&quot;EKOLOJİK DENGEYE İNSAN ELİYLE VERİLEN AĞIR HASARIN FATURASI ÇOK AĞIR&quot;Dünyanın çehresinin, üretim ve tüketim sistemleriyle her gün değiştiğini, tabiatın bu büyük baskının altında ezildiğini söyleyen Emine Erdoğan, ekolojik dengeye insan eliyle verilen ağır hasarın faturasının da çok ağır olduğunu, ormansızlaşma, çölleşme, dengesizleşen yağışlar, kuraklık ve doğal felaketlerdeki artışın, ödenen bedellerden sadece birkaçı olduğunu bildirdi.  İklim değişikliğinin, herkesin ana gündeminde olmasını, iyileşmeye doğru önemli bir yöneliş olarak değerlendirdiğini belirten Emine Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:  &quot;Dünyanın her yerinde çözüm arayışları devam ediyor. Şu bir gerçek ki, bu mücadelede başarı istiyorsak, ortaya mutlaka bütüncül bir yaklaşım koymalıyız. Her alanda ekolojik dengeyi yeniden tesis edecek politikalar üretmeliyiz. Yapılacaklar listemizin en başında, döngüsel ekonomiyi bir an önce hayata geçirmek yer alıyor. Çünkü döngüsel ekonomi çevre dostudur. Daha az kaynak tüketir ve kaynakların önemli bir kısmını geri kazanmayı hedefler. Daha da önemlisi, döngüsel ekonomi kendisiyle akraba kavramları da yürürlüğe sokar. Sürdürülebilir kalkınma, geri dönüşüm, atık yönetimi, sıfır atık ve yenilenebilir enerji bunlardan birkaçıdır.  Döngüsel ekonomiye imkan tanırsak, kirliliğin azaldığı bir gezegene kavuşabiliriz. Doğal kaynakların üzerindeki stresin azaldığını görebiliriz. Karbon emisyonlarının tehdit edici düzeyinden kurtulabiliriz. Hatta, yeni iş imkanlarının oluşmasıyla refah düzeyine önemli bir katkıda bulunabiliriz. Türkiye olarak, çevre dostu politikaları merkeze aldığımız Sıfır Atık Hareketi, bu anlamda önemli bir modeldir. Yerelden küresele yayılarak, sürdürülebilir kalkınma ve döngüsel ekonomi alanında ilham veren bir örnek olmuştur.&quot;  Sıfır Atık kararının, Türkiye&#039;nin önderliğinde 105 ülkenin ortak sunuculuğuyla, 77. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu&#039;nda kabul edildiğini, bu çerçevede, 30 Mart&#039;ın &quot;Uluslararası Sıfır Atık Günü&quot; ilan edildiğini hatırlatan Emine Erdoğan, her yıl 30 Mart&#039;ta, dünyanın dört bir yanında düzenlenen etkinliklerin büyük bir uyanışın vesilesi olduğunu söyledi.&quot;SIFIR ATIK VAKTI KÜRESEL GİRİŞİMLER İÇİN ÇATI OLMAYA DEVAM EDİYOR&quot;  İsteyen her ülkeyle iyi uygulamaları ve tecrübelerini paylaştıklarını anlatan Emine Erdoğan, başkanı olduğu Birleşmiş Milletler Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Sıfır Atık Danışma Kurulu ile önemli projeler yürüttüklerini, Sıfır Atık Vakfının da küresel girişimler için bir çatı olmaya devam ettiğini bildirdi.  Bu emeklerinin müreffeh bir geleceğin harcı olması temennisinde bulunan Emine Erdoğan, iklim değişikliğinin toplumların güvenliği ve hayatiyetleri üzerinde de derin etkileri olduğunu ifade etti.  Emine Erdoğan, BM verilerine göre, 2010&#039;da dünyadaki toplam mültecilerin yüzde 61&#039;inin iklim mültecisi olduğunu, bu rakamın 2020&#039;de yüzde 84&#039;e yükseldiğini anımsatarak bugün dünyada herkesin bir iklim mültecisi olma potansiyeline sahip olduğuna işaret etti.  Bazı ülkelerin diğerlerine kıyasla çok daha yüksek riskle karşı karşıya kaldıklarının unutulmaması gerektiğine dikkati çeken Emine Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:  &quot;Çünkü coğrafi konumları sebebiyle iklim değişikliğinden orantısız şekilde etkileniyorlar. Bir anlamda, başkalarının hatalarının cezasını çekiyorlar. Sormak istiyorum, bu çok büyük bir adaletsizlik değil mi? Mesela, Pakistan&#039;ın küresel sera ga ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JmJ7m2qgQ0W7Gbwddc6hZA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Emine, Erdoğan:, Ekolojik, dengeyi, yeniden, tesis, edecek, politikalar, üretmeliyiz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JmJ7m2qgQ0W7Gbwddc6hZA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Emine Erdoğan: Ekolojik dengeyi yeniden tesis edecek politikalar üretmeliyiz"><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, her alanda ekolojik dengeyi yeniden tesis edecek politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyledi. “Yapılacaklar listemizin en başında, döngüsel ekonomiyi bir an önce hayata geçirmek yer alıyor.” diyen Erdoğan, Sıfır Atık Vakfı’nın küresel girişimler için çatı olmayı sürdürdüğünü ifade etti.</p>Resmi temaslarda bulunmak üzere Pakistan'ın başkenti İslamabad'a gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a eşlik eden eşi Emine Erdoğan, "Döngüsel Ekonominin İlerletilmesi: Sürdürülebilirlik İçin Pakistan-Türkiye Ortaklığı" etkinliğine katıldı.  Eski Pakistan Başbakanı Navaz Şerif'in kızı ve Pencap Eyaleti Başbakanı Meryem Navaz Şerif'in ev sahipliğinde düzenlenen programda, Kur'an-ı Kerim okunmasının ardından İstiklal Marşı ve Pakistan Milli Marşı okundu.  Emine Erdoğan, programda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da her zaman söylediği gibi bugün yabancı bir ülkede değil, kendi evlerinde olduklarını belirterek Türkiye ve Pakistan'ın birbirine sapasağlam kardeşlik bağlarıyla bağlı olduğunu ifade etti.  Pakistan denilince akıllara vefa ve kara gün dostluğunun geldiğini belirten Emine Erdoğan, kalpleri birbiri için atan iki ülke ve iki millet olarak tarihe üstün fedakarlık örnekleri bıraktıklarını dile getirdi.  İki ülke arasındaki bu köklü ve nadide dostluğun, savaşlarla dolu dünyaya da bir esin kaynağı olması temennisinde bulunan Emine Erdoğan, "Dönüşümsel Ekonomi ve Sıfır Atık" temasıyla düzenlenen etkinlikte olmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BDQ6wU79M0OOfL55x-asbg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p>Emine Erdoğan, bu platformun, ülkeler ve tüm dünya için yeni başlangıçlara vesilesi olmasını diledi.</p><p><strong>"EKOLOJİK DENGEYE İNSAN ELİYLE VERİLEN AĞIR HASARIN FATURASI ÇOK AĞIR"</strong></p><p>Dünyanın çehresinin, üretim ve tüketim sistemleriyle her gün değiştiğini, tabiatın bu büyük baskının altında ezildiğini söyleyen Emine Erdoğan, ekolojik dengeye insan eliyle verilen ağır hasarın faturasının da çok ağır olduğunu, ormansızlaşma, çölleşme, dengesizleşen yağışlar, kuraklık ve doğal felaketlerdeki artışın, ödenen bedellerden sadece birkaçı olduğunu bildirdi.  İklim değişikliğinin, herkesin ana gündeminde olmasını, iyileşmeye doğru önemli bir yöneliş olarak değerlendirdiğini belirten Emine Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:  "Dünyanın her yerinde çözüm arayışları devam ediyor. Şu bir gerçek ki, bu mücadelede başarı istiyorsak, ortaya mutlaka bütüncül bir yaklaşım koymalıyız. Her alanda ekolojik dengeyi yeniden tesis edecek politikalar üretmeliyiz. Yapılacaklar listemizin en başında, döngüsel ekonomiyi bir an önce hayata geçirmek yer alıyor. Çünkü döngüsel ekonomi çevre dostudur. Daha az kaynak tüketir ve kaynakların önemli bir kısmını geri kazanmayı hedefler. Daha da önemlisi, döngüsel ekonomi kendisiyle akraba kavramları da yürürlüğe sokar. Sürdürülebilir kalkınma, geri dönüşüm, atık yönetimi, sıfır atık ve yenilenebilir enerji bunlardan birkaçıdır.  Döngüsel ekonomiye imkan tanırsak, kirliliğin azaldığı bir gezegene kavuşabiliriz. Doğal kaynakların üzerindeki stresin azaldığını görebiliriz. Karbon emisyonlarının tehdit edici düzeyinden kurtulabiliriz. Hatta, yeni iş imkanlarının oluşmasıyla refah düzeyine önemli bir katkıda bulunabiliriz. Türkiye olarak, çevre dostu politikaları merkeze aldığımız Sıfır Atık Hareketi, bu anlamda önemli bir modeldir. Yerelden küresele yayılarak, sürdürülebilir kalkınma ve döngüsel ekonomi alanında ilham veren bir örnek olmuştur."  Sıfır Atık kararının, Türkiye'nin önderliğinde 105 ülkenin ortak sunuculuğuyla, 77. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda kabul edildiğini, bu çerçevede, 30 Mart'ın "Uluslararası Sıfır Atık Günü" ilan edildiğini hatırlatan Emine Erdoğan, her yıl 30 Mart'ta, dünyanın dört bir yanında düzenlenen etkinliklerin büyük bir uyanışın vesilesi olduğunu söyledi.</p><p><strong>"SIFIR ATIK VAKTI KÜRESEL GİRİŞİMLER İÇİN ÇATI OLMAYA DEVAM EDİYOR"</strong>  İsteyen her ülkeyle iyi uygulamaları ve tecrübelerini paylaştıklarını anlatan Emine Erdoğan, başkanı olduğu Birleşmiş Milletler Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Sıfır Atık Danışma Kurulu ile önemli projeler yürüttüklerini, Sıfır Atık Vakfının da küresel girişimler için bir çatı olmaya devam ettiğini bildirdi.  Bu emeklerinin müreffeh bir geleceğin harcı olması temennisinde bulunan Emine Erdoğan, iklim değişikliğinin toplumların güvenliği ve hayatiyetleri üzerinde de derin etkileri olduğunu ifade etti.  Emine Erdoğan, BM verilerine göre, 2010'da dünyadaki toplam mültecilerin yüzde 61'inin iklim mültecisi olduğunu, bu rakamın 2020'de yüzde 84'e yükseldiğini anımsatarak bugün dünyada herkesin bir iklim mültecisi olma potansiyeline sahip olduğuna işaret etti.  Bazı ülkelerin diğerlerine kıyasla çok daha yüksek riskle karşı karşıya kaldıklarının unutulmaması gerektiğine dikkati çeken Emine Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:  "Çünkü coğrafi konumları sebebiyle iklim değişikliğinden orantısız şekilde etkileniyorlar. Bir anlamda, başkalarının hatalarının cezasını çekiyorlar. Sormak istiyorum, bu çok büyük bir adaletsizlik değil mi? Mesela, Pakistan'ın küresel sera gazı emisyonlarına katkısı yüzde 1 bile değil. Buna rağmen, iklim değişikliği ile sıklığı ve şiddeti artan, sel ve aşırı sıcaklıklar gibi felaketleri yaşamak zorunda kalıyorlar. 2010'daki sel felaketinde, Pakistan'a gelmiş ve bölgede bulunmuştum. Yaşanan acının en yakın şahitlerinden biriyim. Felaketlere bağlı ölümler, raporlarda birer rakam olarak yer alıyor. Ancak o rakamların her biri yıkılan hayatlardır. Ardından yas tutulan, anneler, babalar, eşler, çocuklar, dostlardır. Buradan anlaşılıyor ki, çok güçlü bir iklim adaleti savunuculuğu yapmak ve bu konuyu yüksek sesle dile getirmek zorundayız."</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/teCWsH1ET0iW8JH6Cjf74Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">Toplumsal bazda ise iklim değişikliğinden en çok dezavantajlı grupların etkilendiğini belirten Emine Erdoğan, kadınlar, yaşlılar, engelli bireyler ve çocukların bu etkilere karşı en kırılgan grupları oluşturduğunu bildirdi.  Emine Erdoğan, bu yönüyle iklim değişikliğinin orantısız etkisinin bir insan hakları konusu olduğunu belirterek bu yüzden, kimsenin geride kalmadığı bir dünya için herkese büyük ödevler düştüğünü söyledi.  <strong>"YENİ DOĞAN BEBEKLERİN PLASENTASINDA BİLE MİKROPLASTİK BULUNUYOR"</strong>  Plastik kirliliğinin, içinden çıkılamayan bir sorun yumağına dönüştüğünü belirten Emine Erdoğan, dünyada her yıl 400 milyon ton plastik atık üretildiğini, her 1 dakikada 1 milyon plastik şişe satın alındığını, her yıl yaklaşık 5 trilyon plastik poşet kullanıldığını aktardı.  Tek kullanımlık plastik ürünlerin ömrünün ortalama 15 dakika olduğunu, buna karşın doğada çözünmesinin ise bin yılı bulduğunu belirten Emine Erdoğan, "75 ila 199 milyon ton plastiğin an itibarıyla okyanuslarımızda olduğu tahmin ediliyor. Üstüne üstlük bu kirlilik, dünya nehirleriyle ülkeden ülkeye seyahat ediyor. Son araştırmalar gösteriyor ki, yeni doğan bebeklerin plasentasında bile mikroplastik bulunuyor. Adeta plastik atıkla kuşatılmış durumdayız desek yanlış olmaz. Biz Türkiye'de 1 Ocak 2019'da plastik poşetleri ücretlendirdik. Bu uygulamamızın meyvelerini, ilk aşamada bile plastik poşet kullanımında yüzde 75'lik bir azalma olarak topladık. Pakistan'da da benzer uygulamaların yapıldığı bilgisini aldım. Sizlerin de iklim değişikliği ile mücadelede titiz çalışmalar yürüttüğünü biliyorum." diye konuştu.  Emine Erdoğan, kadın liderliğinin çevre konularında son derece dönüştürücü olduğunu belirterek bunu tecrübe ettiklerini söyledi.  Pencap Eyaleti Başbakanı Meryem Navaz Şerif'in bu konuya atfettiği önemin Pakistanlıların da aynı görüşte olduğunu gösterdiğini ifade eden Emine Erdoğan, şunları kaydetti:  "Pakistan'ın çevre konularındaki çalışmalarında, Pakistan'ın güçlü kadınlarının önemli aktörler olacağına inancım tam. Sözlerime son vermeden önce, iki ülkenin çevre konularında işbirliği yapmasından duyduğum mutluluğu ifade etmek isterim. İnanıyorum ki, bu ortak meselenin etrafında kenetlenecek ve dünyaya iyi gelecek projelerde buluşacağız. Bizler her zaman sizin yanınızdayız. Sıfır Atık Vakfı ve Pakistan İklim Değişikliği ve Çevresel Eşgüdüm Bakanlığı arasında imzalanacak iyi niyet beyanının hayırlı olmasını diliyorum."  <strong>"EMİNE ERDOĞAN'A LİDERLİĞİ İÇİN TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM"</strong>  Başbakanlık İklim Değişikliği ve Çevresel Eşgüdüm Koordinatörü Romina Khurshid Alam ise Emine Erdoğan'a Sıfır Atık girişimindeki olağanüstü liderliği için teşekkürlerini sundu.  Emine Erdoğan'ın vizyonu altında Türkiye'nin, atık yönetimi ve çevresel sürdürülebilirlik konusunda küresel bir örnek teşkil ettiğini dile getiren Alam, Emine Erdoğan'ın çalışmalarının yalnızca Pakistan için değil tüm dünya için ilham kaynağı olduğunu bildirdi.  Programın sonunda aile fotoğrafı çektirildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Avrupa’da elektrikli otobüslerin sayısında artış: Yasalar etkisini gösterdi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/avrupada-elektrikli-otobuslerin-sayisinda-artis-yasalar-etkisini-goesterdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/avrupada-elektrikli-otobuslerin-sayisinda-artis-yasalar-etkisini-goesterdi</guid>
<description><![CDATA[ Çevre dostu ulaşım çözümlerinde dönüm noktası niteliğinde bir yıl geçiren Avrupa&#039;da, 2024 yılında satılan şehir içi otobüslerin yüzde 49’unun sıfır emisyonlu olduğu açıklandı. Dönüşümün bu hızla devam etmesi halinde, beş yıl içinde kıtadaki tüm otobüslerin elektrikli olacağı tahmin ediliyor.Yıl boyunca satılan şehir içi toplu taşıma otobüslerinin yüzde 49&#039;u sıfır emisyonlu araçlardan oluştu. Bunların büyük bir kısmını, yüzde 46’lık bir oranla, elektrikli otobüsler oluştururken, hidrojen yakıt hücreli otobüsler yüzde 3 gibi daha küçük bir pay elde etti.    YASALAR ETKİSİNİ GÖSTERDİ  Bu dönüşümün arkasında, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve şehir düzeyindeki sıfır emisyon bölgeleri gibi politika girişimleri bulunuyor. Şehirlerde dizel ve benzinli araçların sınırlandırılması, belediyeleri ve ulaşım operatörlerini çevre dostu çözümlere yöneltti. Uzmanlara göre, bu büyüme oranı sürdürülebilir şekilde devam ederse, 2027 yılına kadar şehir otobüslerinin tamamının sıfır emisyonlu olması mümkün. Daha şüpheci yaklaşan analistler dahi AB’nin, 2030 yılına kadar toplu taşımada sıfır emisyon hedefini yakalayabileceğini vurguluyor.    ÜLKE BAZLI FARKLILIKLAR MEVCUT  İtalya ve İspanya gibi ülkeler bu değişimi daha yavaş benimserken; Hollanda, Finlandiya, Danimarka ve Norveç, sıfır emisyonlu toplu ulaşım hedeflerine daha hızlı ulaştı.Polonya, Macaristan, Litvanya, Yunanistan gibi ülkelerde dönüşümün çok yavaş ilerlediği görülüyor. Buna finansal kısıtlamalar ve altyapı yetersizliklerinin neden olduğu düşünülüyor. Uzmanlar, bu üyelerin de AB fonlarından faydalanarak gelecekte dönüşüm sürecini hızlandıracağını öngörüyor.DAHA TEMİZ VE SESSİZ ŞEHİRLER  Sıfır emisyonlu otobüslerin yaygınlaşması, sadece karbon emisyonlarını azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda şehirlerde daha sessiz ve daha temiz bir hava ortamının yaratılmasına da yardımcı oluyor. Elektrikli otobüslerin sessiz çalışması ve fosil yakıt kullanılmaması, hem çevresel hem de sosyal faydaları artırıyor.   Bu gelişmeler, Avrupa’nın ulaşımda sürdürülebilirliği önceliklendiren politikalarının başarılı bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Sıfır emisyonlu otobüslerin maliyetinin giderek düşmesi ve şarj altyapısındaki iyileştirmelerle birlikte, bu dönüşümün daha da hızlanması bekleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uwhIp1YYJ0i5limPet_rGw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Avrupa’da, elektrikli, otobüslerin, sayısında, artış:, Yasalar, etkisini, gösterdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uwhIp1YYJ0i5limPet_rGw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Avrupa’da elektrikli otobüslerin sayısında artış: Yasalar etkisini gösterdi"><p>Çevre dostu ulaşım çözümlerinde dönüm noktası niteliğinde bir yıl geçiren Avrupa'da, 2024 yılında satılan şehir içi otobüslerin yüzde 49’unun sıfır emisyonlu olduğu açıklandı. Dönüşümün bu hızla devam etmesi halinde, beş yıl içinde kıtadaki tüm otobüslerin elektrikli olacağı tahmin ediliyor.</p><p>Yıl boyunca satılan şehir içi toplu taşıma otobüslerinin yüzde 49'u sıfır emisyonlu araçlardan oluştu. Bunların büyük bir kısmını, yüzde 46’lık bir oranla, elektrikli otobüsler oluştururken, hidrojen yakıt hücreli otobüsler yüzde 3 gibi daha küçük bir pay elde etti.    <strong>YASALAR ETKİSİNİ GÖSTERDİ</strong>  Bu dönüşümün arkasında, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve şehir düzeyindeki sıfır emisyon bölgeleri gibi politika girişimleri bulunuyor. Şehirlerde dizel ve benzinli araçların sınırlandırılması, belediyeleri ve ulaşım operatörlerini çevre dostu çözümlere yöneltti. Uzmanlara göre, bu büyüme oranı sürdürülebilir şekilde devam ederse, 2027 yılına kadar şehir otobüslerinin tamamının sıfır emisyonlu olması mümkün. Daha şüpheci yaklaşan analistler dahi AB’nin, 2030 yılına kadar toplu taşımada sıfır emisyon hedefini yakalayabileceğini vurguluyor.   <strong> ÜLKE BAZLI FARKLILIKLAR MEVCUT</strong>  İtalya ve İspanya gibi ülkeler bu değişimi daha yavaş benimserken; Hollanda, Finlandiya, Danimarka ve Norveç, sıfır emisyonlu toplu ulaşım hedeflerine daha hızlı ulaştı.</p><p>Polonya, Macaristan, Litvanya, Yunanistan gibi ülkelerde dönüşümün çok yavaş ilerlediği görülüyor. Buna finansal kısıtlamalar ve altyapı yetersizliklerinin neden olduğu düşünülüyor. Uzmanlar, bu üyelerin de AB fonlarından faydalanarak gelecekte dönüşüm sürecini hızlandıracağını öngörüyor.</p><p><strong>DAHA TEMİZ VE SESSİZ ŞEHİRLER</strong>  Sıfır emisyonlu otobüslerin yaygınlaşması, sadece karbon emisyonlarını azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda şehirlerde daha sessiz ve daha temiz bir hava ortamının yaratılmasına da yardımcı oluyor. Elektrikli otobüslerin sessiz çalışması ve fosil yakıt kullanılmaması, hem çevresel hem de sosyal faydaları artırıyor.   Bu gelişmeler, Avrupa’nın ulaşımda sürdürülebilirliği önceliklendiren politikalarının başarılı bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Sıfır emisyonlu otobüslerin maliyetinin giderek düşmesi ve şarj altyapısındaki iyileştirmelerle birlikte, bu dönüşümün daha da hızlanması bekleniyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Konyaaltı sahilini ve denizi temizlediler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/konyaalti-sahilini-ve-denizi-temizlediler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/konyaalti-sahilini-ve-denizi-temizlediler</guid>
<description><![CDATA[ Konyaaltı Belediyesi ve Suda Arama ve Kurtarma Derneği (SKUT) iş birliğiyle Konyaaltı Sahili’nde deniz temizliği etkinliği düzenlendi. ‘Geleceği Düşünüyoruz Suyumuza Sahip Çıkıyoruz’ sloganıyla gerçekleşen etkinlik kapsamında denizin içerisinde ve sahilde bulunan atıklar toplanarak farkındalık oluşturuldu.Konyaaltı Belediyesi, çevre bilincini artırmak ve deniz kirliliğine dikkat çekmek amacıyla Suda Arama ve Kurtarma Derneği (SKUT) ile deniz temizliği farkındalık etkinliği gerçekleştirdi. ‘Geleceği Düşünüyoruz Suyumuza Sahip Çıkıyoruz’ sloganıyla Konyaaltı Sahili’nde gerçekleşen etkinlikte, SKUT ekipleri su altına inerek denizde bulunan plastik, cam ve metal atıklarını topladı. Konyaaltı Belediyesi Başkan Yardımcısı Mehmet Bilgin’in de katıldığı etkinlikte, İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü, Afet İşleri Müdürlüğü, Temizlik İşleri Müdürlüğü personeli ve vatandaşlar sahildeki atıkları toplayarak farkındalık etkinliğine katkı sağladı.  &quot;TEMİZ SUYUN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİLER&quot;  Konyaaltı Sahili’nde deniz temizliği gerçekleştirerek deniz ve sahil kirliliğine dikkat çekmeyi amaçladıklarını kaydeden Konyaaltı Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Öncü Ceylan Baloğlu, &quot;Dünya Su Günü kapsamında suyun önemini vurgulamak, farkındalık oluşturmak ve temiz suya nasıl ulaşabileceğimiz konusunda bilgilendirme yapmak istedik.  Konyaaltı Belediyemiz ve SKUT arasında yapılan protokol kapsamında, iklim krizine karşı suyun hayati önemine vurgu yaptığımız bir etkinlik oldu&quot; dedi.  İklim kriziyle temiz suya erişimin giderek daha büyük bir önem kazandığını vurgulayan Baloğlu, &quot;Su; hayvan, insan ve bitki sağlığı açısından vazgeçilmez bir unsur. Konyaaltı Belediyesi olarak daha temiz bir dünya için çalışmalarımızı sürdürüyoruz&quot; diye konuştu. Konyaaltı Belediye Başkanı Cem Kotan’ın talimatları doğrultusunda çalıştıklarını kaydeden Baloğlu, &quot;Çevremize, doğamıza ve yarınlarımıza daha temiz bir dünya bırakabilmek için çevremizi korumalıyız. Hazırladığımız stratejik planlar kapsamında, suyun verimli kullanılması için daha çok çalışacağız&quot; dedi.  Su altında oluşan kirliliği engellemek amacıyla her yıl belirli periyotlarla dalış yaparak su altı temizliği gerçekleştirdiklerini belirten SKUT Dernek Başkanı Mustafa Bilyaz, &quot;Ekolojik dengenin korunmasına katkı sağlamak ve farkındalık oluşturmak adına bu etkinliği düzenliyoruz&quot; dedi. Birçok kişinin suya attığı atıkların kaybolduğunu düşündüğünü fakat bu atıkların suları kirlettiğini vurgulayan Bilyaz, &quot;Okyanuslarda ve denizlerde mikroplastik seviyeleri ciddi oranda arttı. Dört yıldır Konyaaltı ekibiyle birlikte çalışıyoruz ve her yıl bu projede bizlerle birlikte yer alıyorlar. Verdikleri destek için onlara teşekkür ediyoruz&quot; ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wQYuDxhQbUOr70WT98B1pA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 May 2025 22:21:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Konyaaltı, sahilini, denizi, temizlediler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wQYuDxhQbUOr70WT98B1pA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Konyaaltı sahilini ve denizi temizlediler"><p>Konyaaltı Belediyesi ve Suda Arama ve Kurtarma Derneği (SKUT) iş birliğiyle Konyaaltı Sahili’nde deniz temizliği etkinliği düzenlendi. ‘Geleceği Düşünüyoruz Suyumuza Sahip Çıkıyoruz’ sloganıyla gerçekleşen etkinlik kapsamında denizin içerisinde ve sahilde bulunan atıklar toplanarak farkındalık oluşturuldu.</p>Konyaaltı Belediyesi, çevre bilincini artırmak ve deniz kirliliğine dikkat çekmek amacıyla Suda Arama ve Kurtarma Derneği (SKUT) ile deniz temizliği farkındalık etkinliği gerçekleştirdi. ‘Geleceği Düşünüyoruz Suyumuza Sahip Çıkıyoruz’ sloganıyla Konyaaltı Sahili’nde gerçekleşen etkinlikte, SKUT ekipleri su altına inerek denizde bulunan plastik, cam ve metal atıklarını topladı. Konyaaltı Belediyesi Başkan Yardımcısı Mehmet Bilgin’in de katıldığı etkinlikte, İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü, Afet İşleri Müdürlüğü, Temizlik İşleri Müdürlüğü personeli ve vatandaşlar sahildeki atıkları toplayarak farkındalık etkinliğine katkı sağladı.  <strong>"TEMİZ SUYUN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİLER"</strong>  Konyaaltı Sahili’nde deniz temizliği gerçekleştirerek deniz ve sahil kirliliğine dikkat çekmeyi amaçladıklarını kaydeden Konyaaltı Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Öncü Ceylan Baloğlu, "Dünya Su Günü kapsamında suyun önemini vurgulamak, farkındalık oluşturmak ve temiz suya nasıl ulaşabileceğimiz konusunda bilgilendirme yapmak istedik.  Konyaaltı Belediyemiz ve SKUT arasında yapılan protokol kapsamında, iklim krizine karşı suyun hayati önemine vurgu yaptığımız bir etkinlik oldu" dedi.  İklim kriziyle temiz suya erişimin giderek daha büyük bir önem kazandığını vurgulayan Baloğlu, "Su; hayvan, insan ve bitki sağlığı açısından vazgeçilmez bir unsur. Konyaaltı Belediyesi olarak daha temiz bir dünya için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" diye konuştu. Konyaaltı Belediye Başkanı Cem Kotan’ın talimatları doğrultusunda çalıştıklarını kaydeden Baloğlu, "Çevremize, doğamıza ve yarınlarımıza daha temiz bir dünya bırakabilmek için çevremizi korumalıyız. Hazırladığımız stratejik planlar kapsamında, suyun verimli kullanılması için daha çok çalışacağız" dedi.  Su altında oluşan kirliliği engellemek amacıyla her yıl belirli periyotlarla dalış yaparak su altı temizliği gerçekleştirdiklerini belirten SKUT Dernek Başkanı Mustafa Bilyaz, "Ekolojik dengenin korunmasına katkı sağlamak ve farkındalık oluşturmak adına bu etkinliği düzenliyoruz" dedi. Birçok kişinin suya attığı atıkların kaybolduğunu düşündüğünü fakat bu atıkların suları kirlettiğini vurgulayan Bilyaz, "Okyanuslarda ve denizlerde mikroplastik seviyeleri ciddi oranda arttı. Dört yıldır Konyaaltı ekibiyle birlikte çalışıyoruz ve her yıl bu projede bizlerle birlikte yer alıyorlar. Verdikleri destek için onlara teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İklim Değişikliği</title>
<link>https://trafikdernegi.com/iklim-degisikligi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/iklim-degisikligi</guid>
<description><![CDATA[ İklim değişikliği, günümüzün en kritik küresel sorunlarından biri olarak hem doğal dengeyi hem de insan yaşamını derinden etkiliyor. Mahfi Eğilmez bu yazısında iklim krizinin sadece çevresel değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik açıdan da ciddi sonuçlar doğurduğuna işaret ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/iklim-degisikligi-1732211660.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İklim, Değişikliği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><strong>Tanımlar</strong></span></span></p>

<p><span><span><u>Sera gazları;</u> dünyanın yüzeyi, atmosferi ve bulutları tarafından yayılan su buharı, karbon dioksit, nitröz asit, metan ve ozon gibi gaz halindeki bileşenleri topluca ifade etmek üzere kullanılan bir kavramdır. Sera gazları belirli dalga boylarındaki radyasyonu emer ve yayarak dünyanın belirli bir ısı düzeyinin altına düşmesine engel olurlar.</span></span></p>

<p><span><span><u>Doğal radyasyon kaynakları;</u> güneşin yanı sıra uzayın derinliklerinden ve hatta galaksilerden, atmosfer içindeki atomlarla etkileşerek gama radyasyonu olarak dünyaya gelen kozmik ışınları kapsayan bir ifadedir.</span></span></p>

<p><span><span><u>Fosil yakıtlar;</u> yaklaşık 300 milyon yıl önce yaşamış bitki ve organizmaların yoğun ısı ve basınç altında kalması sonucu ortaya çıkan kömür, petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynaklarının genel adı. Bunların en fazla kullanıldığı alanlar da ısı, yakıt ve elektrik üretimi.</span></span></p>

<p><span><span><u>Yenilenebilir enerji;</u> doğal kaynaklardan elde edilebilen ve doğa tarafından sürekli olarak yerine konulabilen enerjiye yenilenebilir enerji deniyor. Yenilenebilir enerji, başka bir deyişle sürdürülebilir enerji, kullandıkça tüketilebilen bir kaynağa bağlı olmaksızın, sürekli kullanılabilen bir enerji türüdür. Yenilenebilir enerji kaynağı ise bu enerji türünün elde edildiği kaynaklara verilen addır. Yenilenebilir enerji kaynakları: Güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, biyokütle enerjisi, jeotermal enerji, hidroelektrik enerji, hidrojen enerjisi, dalga enerjisi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>İklim Değişikliğinin Oluşumu ve Etkileri</strong></span></span></p>

<p><span><span>İklim değişikliği, küresel ısınma başta olmak üzere ve benzeri etkenlerin yarattığı değişiklileri ifade eden bir çerçeve kavram. En önemli bileşeni olan ve atmosferdeki sera gazı yoğunlaşmasının yükselmesi sonucu küresel sıcaklıktaki artışı ifade eden küresel ısınma, sera gazlarının artmasında fosil yakıt kullanımı, bazı tarımsal ve sınai uygulamalar, ormanların yok edilmesi gibi etkenler sonucunda ortaya çıkıyor ve yaşam koşullarının olumsuz biçimde değişimine yol açıyor. Ortalama 15 derece olarak hesaplanan dünya sıcaklığının sera gazlarının yokluğu halinde yaklaşık -18 derece düzeyine düşeceği hesaplanıyor. Sera gazlarının atmosferdeki miktarının artması halinde ise dünyanın aşırı şekilde ısınmasıyla bir iklim değişikliği yaşanacağı ve bu olumsuz gidişin dünyadaki yaşamı sonlandıracağı biliniyor.</span></span></p>

<p><span><span>Bu olumsuz gidişte ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeyi sağlamaya çalışmanın ciddi olumsuz etkisi var. Hızlı büyümeyi gerçekleştirebilmek için doğal dengelerin bozulmasına aldırış etmeden girişilen üretim faaliyetleri sera gazı salımının artmasına ve iklim değişikliğine olumsuz katkıda bulunuyor. 1 yılında (milat) dünyanın toplam GSYH’si 105,4 milyar dolar iken 2000 yılına gelindiğinde 36,7 trilyon dolara, 2023 yılında da 105,7 trilyon dolara yükselmiş bulunuyor. 2000 yılda yakalanan yıllık gelir düzeyi son 23 yılda üçe katlanmış durumda. Bu hızlı büyüme fosil yakıt kullanımı başta olmak üzere sera gazlarının salımını artıracak olumsuz etkilere yol açarak iklim değişikliğinin oluşmasını tetiklemiş görünüyor. </span></span></p>

<p><span><span>İklim değişikliği nedeniyle <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6l" title="Çöl"><span>çöller</span></a><span> </span><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6lle%C5%9Fme" title="Çölleşme"><span>genişliyor, </span></a><a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=S%C4%B1cak_hava_dalgas%C4%B1&action=edit&redlink=1" title="Sıcak hava dalgası (sayfa mevcut değil)"><span>sıcak hava dalgaları</span></a><span> </span>artıyor ve <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Orman_yang%C4%B1n%C4%B1" title="Orman yangını"><span>orman yangınları</span></a><span> </span>yaygınlaşıyor. Öte yandan küresel ısınmanın <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_Kutbu" title="Kuzey Kutbu"><span>Kuzey Kutbu</span></a>'na yansıyan etkisiyle <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Donmu%C5%9F_toprak" title="Donmuş toprak"><span>donmuş topraklar eriyor ve </span></a><a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=1850%27den_g%C3%BCn%C3%BCm%C3%BCze_buzullar%C4%B1n_geri_%C3%A7ekilmesi&action=edit&redlink=1" title="1850'den günümüze buzulların geri çekilmesi (sayfa mevcut değil)"><span>buzullar geri çekiliyor, bunun sonucu olarak da</span> </a>deniz buzu kaybı giderek artıyor. Bu gidiş küresel ısınmayı daha fazla tetikliyor. Sıcaklıklar arttıkça kuraklıklar artıyor, hava koşullarında aşırılıklar ortaya çıkıyor, <a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Okyanus_s%C4%B1cakl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&action=edit&redlink=1" title="Okyanus sıcaklığı (sayfa mevcut değil)"><span>okyanuslar ısınıyor,</span> </a>asit düzeyleri artıyor, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Deniz_seviyesinin_y%C3%BCkselmesi" title="Deniz seviyesinin yükselmesi"><span>deniz seviyesi yükseliyor. </span></a> Bu olumsuz gelişmeler bazı canlı türlerinin yok olmasının da alt yapısını hazırlıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Daha fazla karasal alana, mevsimsel kar örtüsüne, deniz buzuna sahip olan ve daha fazla sera gazı salımı yapan kuzey yarım küre, güney yarım küreye göre çok daha hızlı ısınıyor. Ölçümlere göre küresel sera gazı salımının en az yarısı kuzey yarım kürede yer alan Çin, ABD, Avrupa ülkeleri ve Hindistan’da oluşuyor. Türkiye, en çok sera gazı salımına sahip 20 ülkeden birisi durumunda. İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek sıcak noktaları tespit etmek için yapılmış bir çalışmaya göre, Türkiye'de bu olumsuzluklardan en fazla etkilenecek bölgeler olarak Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri öne çıkıyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong>İklim Değişikliğinin Yaratacağı Olumsuzlukları Önleme Çabaları  </strong></span></span></p>

<p><span><span>Sera etkisi yapan gazların azaltılması için alınması gereken birtakım önlemler var: Yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, enerji verimliliğinin sağlanması, daha çevre dostu tarım ve hayvancılık yapılması, toprağın düzenli kullanımı, küresel boyutta tüm sera salımlarının düşürülmesi.</span></span></p>

<p><span><span>Paris İklim Anlaşması, iklim krizinin önüne geçmek amacıyla 197 ülkenin ortak hareket etmeleri gerektiğini kabul ettikleri uluslararası bir anlaşma. Anlaşmanın temel amacı: İklim krizinin önüne geçmek için küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmak, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmak olarak belirlenmiş bulunuyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine üye olmalarına karşın <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Eritre" title="Eritre"><span>Eritre</span></a>, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran" title="İran"><span>İran</span></a>,<span> </span><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Irak" title="Irak"><span>Irak</span></a>, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Libya" title="Libya"><span>Libya</span></a> ve <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Yemen" title="Yemen"><span>Yemen</span></a> anlaşmayı onaylamamış durumda. Bunlar arasında özellikle İran önemli çünkü İran en fazla sera gazı salımına sahip 20 ülke arasında yer alıyor. ABD, Trump’ın ilk başkanlık döneminde, 2020 yılında, Paris iklim Anlaşmasından çekilmiş, bir yıl sonra Biden’in başkanlığı sırasında yeniden anlaşmayı onaylamıştı. Şimdi Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD’nin nasıl bir yaklaşım içinde olacağı merakla bekleniyor. Zaten uygulanması kolay olmayan böyle bir anlaşmada ABD’nin yer almaması halinde beklenen sonuçları almak çok daha zor görünüyor.  </span></span></p>

<p><span><span>Dünyanın bugün içinde bulunduğu bu büyük tehlikeyi çözebilmek için yalnızca ülkelerin değil insanların da birey olarak birçok konuda fedakârlıklar yapması gerekiyor. Bunların en başında sera gazı salımının artmasına yol açan büyüme tutkusunun dizginlenmesi geliyor. Özellikle gelişme yarışında öndeki ülkelere yetişmeye çalışan gelişmekte olan ekonomilerin siyasetçileri açısından bunun çok kolay olmadığını kabul etmek gerekiyor. Ne var ki dünyanın yaşanmaz bir yer olmaya doğru gidişini durdurmak, siyasetçilerin insafına bırakılamayacak kadar kapsamlı ve önemli bir konu.</span></span></p>

<p><span><span>----</span></span><br>
<br>
<em>Bu yazı, yazarın izniyle <a href="https://www.mahfiegilmez.com/">https://www.mahfiegilmez.com/</a> adresinden alınmıştır.</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türk bankalarının &amp;quot;kirli hesapları”: Yurttaşın birikimiyle fosil yakıt fonlamak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turk-bankalarinin-kirli-hesaplari-yurttasin-birikimiyle-fosil-yakit-fonlamak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turk-bankalarinin-kirli-hesaplari-yurttasin-birikimiyle-fosil-yakit-fonlamak</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’deki 17 bankanın fosil yakıt projelerine aktardığı fonları inceleyen rapor, kömür yatırımlarından tamamen çıkma kararı alan 4 banka ve net sıfır hedefi kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönelme taahhüdü olan 12 banka olduğunu gösteriyor. Mesafe alınmış olsa da atılması gereken çok fazla adım var…

İklim değişikliğiyle mücadelede karşımıza çıkan olağan şüpheliler elbette kömür, gaz, petrol başta olmak üzere fosil yakıt endüstrisi, onun ardından da demir-çelik, otomotiv ve madencilik gibi karbon emisyonu yüksek sektörler geliyor. En az onlar kadar kritik ve son derece yakından izlenmesi gereken sektör ise finans ve bankacılık sektörü. 

Maalesef, küresel ölçekte düşük karbonlu bir ekonomi modeline geçişin kaçınılmaz olduğunun genel kabul gördüğü bir dünyada, pek çok banka fosil yakıt projelerini ısrarla desteklemeyi sürdürüyor, üstelik iklim kriziyle mücadele yaklaşımlarını şeffaf bir şekilde açıklamanın çok uzağında kalmış durumdalar…

Bu da bize bankaların hala fosil yakıt projelerini fonlamama sözü vermeyerek, “kirli hesaplarını” sürdürme isteği içinde olduklarını gösteriyor. 

Diğer yandan, banka müşterilerinin, birikimlerinin gelecek nesillere yaşanılabilir bir dünya bırakmak için kullanılmasını talep etme hakkı var. Bireyler, bankalarının iklim krizini fonlamasını durdurabilecek güce sahip. Yurttaşlar, birikimleriyle hangi projelerin fonlandığının hesabını bankalardan sorabilme hakkına sahip. Ne yazık ki, Türkiye’de bu bilinç seviyesinin epey uzağındayız, giderek derinleşen ekonomik kriz ve geçim derdi yurttaşın bu tür talepleri gündeme getirmesinin önünde çok büyük bir engel oluşturuyor. 

İklim İçin 350 Derneği ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA), “Türkiye’deki Bankaların İklim Değişikliğine Yaklaşımı” başlıklı raporunun üçüncüsünü yayınladı. 

Türkiye’nin bankacılık sektörü, fosil yakıt finansmanından uzaklaşıp temiz enerjiye yöneliyor mu? Bu rapor sayesinde Türkiye’de bankaların üç yıldır kaydettiği gelişmeler istikrarlı bir şekilde takip ediliyor. 

İklim değişikliği, günümüzün en acil, en önemli ve en hızlı aksiyon alınması gereken küresel sorunlarından biri olarak karşımızda dururken, bu durum, finans sektörü dahil olmak üzere tüm ekonomik aktörlerin bu konuda aktif pozisyon almasını zorunlu hale getiriyor.

Hem Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesi hem de yeşil dönüşüm süreci açısından bankaların hangi projelere kaynak aktardığı her zamankinden çok daha kritik bir konu. Düşük karbonlu yatırımları destekleyen yeni finansman imkanları ve yenilikçi araçlar hızla ortaya çıkarken, ana akım finansmanın da fosil yakıtlardan uzaklaşarak net sıfır hedeflerine yönelmesi büyük önem taşıyor. 

Mesela, olumlu olarak değerlendirebileceğimiz bir gelişme geçtiğimiz günlerde Türkiye Bankalar Birliği’nden (TBB) geldi. TBB, bankaların iklim değişikliğine yönelik değerlendirmelerinde kullanılmak üzere “Isı Haritası Metodolojileri Oluşturulmasına İlişkin Rehber” dokümanını yayımladı. Rehberde, enerji, demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, inşaat, tarım, lojistik, otomotiv ve cam sektörlerinin iklim riskleri analiz ediliyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) geçtiğimiz aylarda yayımladığı sürdürülebilir bankacılık soru setine dayanan “Türk Bankacılık Sektöründe Çevresel ve Sosyal Sürdürülebilirlik” raporu da, Türkiye’de bankacılık sektörünün iklim risklerini takip ettikleri ve fosil yakıt sektörünü riskli bir alan olarak değerlendirdikleri halde fosil yakıtlara yönelik kredilerin devam ettiğini gösteriyor.

Rapora göre, toplam sektör aktifleri içinde yüzde 62 paya sahip olan 20 banka, risk yönetiminde iklimle bağlantılı riskleri dikkate alıyor ve 12 tanesinin (yüzde 46) bu yönde yazılı bir stratejisi ve politikası var. Ancak sadece 5 banka (yüzde 23) söz konusu risk yönetiminde bir karbon fiyatını kullandığını ya da referans aldığını ifade etmiş görünüyor. 

Fosil yakıtlar özelindeki bulgular, bankacılık sektörünün fosil yakıtlar konusundaki risk algısının yüksek olduğuna işaret ediyor. Geçiş riskleri açısından “yenilenebilir olmayan enerji” sektörü, 13 banka (yüzde 49) tarafından en riskli ilk 5 sektör arasında sıralanmış. Söz konusu sektörü risk bakımından ilk sırada değerlendiren 5 bankanın toplam aktif payı ise yüzde 27.

Diğer sektörlere göre daha riskli görülen fosil yakıt sektörlerine bankalarca kullandırılmış ticari ve kurumsal nakdi krediler 2022 yılı sonu itibarıyla toplam kredilerin yüzde 2’sine (151 milyar TL) denk gelen bir hacimde olduğu raporlanıyor. 

Bu kredilerin yüzde 45’lik payının kömüre dayalı enerji üretimi alanında kullandırıldığı, bu alanda kullandırılan nakdi kredilerin yüzde 45’inin özel sermayeli bankalar, yüzde 34’ünün kamusal sermayeli bankalar ve yüzde 21’inin yabancı sermayeli bankalar tarafından kullandırıldığı da rapordaki önemli tespitler arasında sıralanıyor. 

Dolayısıyla, finansman anlamında alınması gereken çok yol, değiştirilmesi ve dönüştürülmesi gereken çok fazla parametre var.  ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/turk-bankalarinin-kirli-hesaplari-yurttasin-birikimiyle-fosil-yakit-fonlamak-1734040115.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türk, bankalarının, kirli, hesapları”:, Yurttaşın, birikimiyle, fosil, yakıt, fonlamak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><strong>Türkiye’deki 17 bankanın fosil yakıt projelerine aktardığı fonları inceleyen rapor, kömür yatırımlarından tamamen çıkma kararı alan 4 banka ve net sıfır hedefi kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönelme taahhüdü olan 12 banka olduğunu gösteriyor. Mesafe alınmış olsa da atılması gereken çok fazla adım var…</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İklim değişikliğiyle mücadelede karşımıza çıkan olağan şüpheliler elbette kömür, gaz, petrol başta olmak üzere fosil yakıt endüstrisi, onun ardından da demir-çelik, otomotiv ve madencilik gibi karbon emisyonu yüksek sektörler geliyor. En az onlar kadar kritik ve son derece yakından izlenmesi gereken sektör ise finans ve bankacılık sektörü. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Maalesef, küresel ölçekte düşük karbonlu bir ekonomi modeline geçişin kaçınılmaz olduğunun genel kabul gördüğü bir dünyada, pek çok banka fosil yakıt projelerini ısrarla desteklemeyi sürdürüyor, üstelik iklim kriziyle mücadele yaklaşımlarını şeffaf bir şekilde açıklamanın çok uzağında kalmış durumdalar…</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu da bize bankaların hala fosil yakıt projelerini fonlamama sözü vermeyerek, “kirli hesaplarını” sürdürme isteği içinde olduklarını gösteriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Diğer yandan, b<em>anka müşterilerinin, birikimlerinin gelecek nesillere yaşanılabilir bir dünya bırakmak için kullanılmasını talep etme hakkı var. Bireyler, bankalarının iklim krizini fonlamasını durdurabilecek güce sahip. Yurttaşlar, birikimleriyle hangi projelerin fonlandığının hesabını bankalardan sorabilme hakkına sahip. </em>Ne yazık ki, Türkiye’de bu bilinç seviyesinin epey uzağındayız, giderek derinleşen ekonomik kriz ve geçim derdi yurttaşın bu tür talepleri gündeme getirmesinin önünde çok büyük bir engel oluşturuyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>İklim İçin 350 Derneği ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA), “</span><a href="https://350turkiye.org/files/2024/11/banka-rapor-v9_211124.pdf" target="_blank"><span>Türkiye’deki Bankaların İklim Değişikliğine Yaklaşımı</span></a><span>” başlıklı raporunun üçüncüsünü yayınladı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye’nin bankacılık sektörü, fosil yakıt finansmanından uzaklaşıp temiz enerjiye yöneliyor mu? Bu rapor sayesinde Türkiye’de bankaların üç yıldır kaydettiği gelişmeler istikrarlı bir şekilde takip ediliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>İklim değişikliği, günümüzün en acil, en önemli ve en hızlı aksiyon alınması gereken küresel sorunlarından biri olarak karşımızda dururken, bu durum, finans sektörü dahil olmak üzere tüm ekonomik aktörlerin bu konuda aktif pozisyon almasını zorunlu hale getiriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Hem Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesi hem de </span>yeşil dönüşüm süreci açısından bankaların hangi projelere kaynak aktardığı her zamankinden çok daha kritik bir konu. Düşük karbonlu yatırımları destekleyen yeni finansman imkanları ve yenilikçi araçlar hızla ortaya çıkarken, ana akım finansmanın da fosil yakıtlardan uzaklaşarak net sıfır hedeflerine yönelmesi büyük önem taşıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Mesela, olumlu olarak değerlendirebileceğimiz bir gelişme geçtiğimiz günlerde Türkiye Bankalar Birliği’nden (TBB) geldi. TBB, bankaların iklim değişikliğine yönelik değerlendirmelerinde kullanılmak üzere “Isı Haritası Metodolojileri Oluşturulmasına İlişkin Rehber” dokümanını yayımladı. Rehberde, enerji, demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, inşaat, tarım, lojistik, otomotiv ve cam sektörlerinin iklim riskleri analiz ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) geçtiğimiz aylarda yayımladığı sürdürülebilir bankacılık soru setine dayanan “Türk Bankacılık Sektöründe Çevresel ve Sosyal Sürdürülebilirlik” raporu da, Türkiye</strong><strong>’</strong><strong>de bankacılık sektörünün iklim risklerini takip ettikleri ve fosil yakıt sektörünü riskli bir alan olarak değerlendirdikleri halde fosil yakıtlara yönelik kredilerin devam ettiğini gösteriyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rapora göre, toplam sektör aktifleri içinde yüzde 62 paya sahip olan 20 banka, risk yönetiminde iklimle bağlantılı riskleri dikkate alıyor ve 12 tanesinin (yüzde 46) bu yönde yazılı bir stratejisi ve politikası var. Ancak sadece 5 banka (yüzde 23) söz konusu risk yönetiminde bir karbon fiyatını kullandığını ya da referans aldığını ifade etmiş görünüyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Fosil yakıtlar özelindeki bulgular, bankacılık sektörünün fosil yakıtlar konusundaki risk algısının yüksek olduğuna işaret ediyor. Geçiş riskleri açısından “yenilenebilir olmayan enerji” sektörü, 13 banka (yüzde 49) tarafından en riskli ilk 5 sektör arasında sıralanmış. Söz konusu sektörü risk bakımından ilk sırada değerlendiren 5 bankanın toplam aktif payı ise yüzde 27.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Diğer sektörlere göre daha riskli görülen fosil yakıt sektörlerine bankalarca kullandırılmış ticari ve kurumsal nakdi krediler 2022 yılı sonu itibarıyla toplam kredilerin yüzde 2’sine (151 milyar TL) denk gelen bir hacimde olduğu raporlanıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu kredilerin yüzde 45’lik payının kömüre dayalı enerji üretimi alanında kullandırıldığı, bu alanda kullandırılan nakdi kredilerin yüzde 45’inin özel sermayeli bankalar, yüzde 34’ünün kamusal sermayeli bankalar ve yüzde 21’inin yabancı sermayeli bankalar tarafından kullandırıldığı da rapordaki önemli tespitler arasında sıralanıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dolayısıyla, finansman anlamında alınması gereken çok yol, değiştirilmesi ve dönüştürülmesi gereken çok fazla parametre var. Bu açıdan, “Türkiye’deki Bankaların İklim Değişikliğine Yaklaşımı” raporu, Türkiye’deki bankacılık sektörünün bu alandaki ilerlemesini ve eksikliklerini gözler önüne seriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rapora göre, bankaların iklim risklerini dikkate alma eğilimi artıyor olsa da, fosil yakıtlara yönelik kredi verme olanakları tamamen ortadan kalkmış değil. Daha önceki raporlarda olduğu gibi 2024 yılı raporunda da, 17 bankanın iklim değişikliğine dair tutumu beş ana başlık altında incelendi: Fosil Yakıt Varlıkları/Yatırımlarıyla Etkileşim Düzeyi, “Net Sıfır” Hedef Tarihi, Karbon Ayak İzi, Temiz Enerji Yatırımları ve ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) Derecelendirmeleri.</span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.yeniarayis.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202024-12-12%20at%2018_26_22.jpeg"></p>

<p><span><span><span><strong>Bankaların yayımladığı raporlar dikkate alındığında, 17 bankanın sürdürülebilirlik ve iklim kriziyle mücadele kapsamında yürüttükleri faaliyetler farklı şekillerde ilerleme kaydetti. Ancak önceki raporlama dönemlerine kıyasla 2023</strong><strong>’</strong><strong>te ivme bir nebze düştü.</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Olumlu gelişmeler şöyle sıralandı…</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İlk raporun ardından yeni fosil yakıt projelerini finanse etmeme taahhüdünde bulunan banka sayısı 7’den 11’e yükseldi. Türkiye’nin 2053 yılı net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda çoğunlukla 2050 itibarıyla portföylerini “net sıfır” hedefine uygun hale getireceğini açıklayan bankalara 2023’te Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) eklendi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Böylece söz konusu 17 bankadan “net sıfır” hedefine uygun hareket eden banka sayısı 12 oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sadece altı banka kömür yatırımlarından tamamen çıkma kararı aldı. Bu bankalar arasında Akbank (2040), Garanti BBVA (2040), Türkiye İş Bankası (2040), QNB Türkiye (2030) ve Türkiye Ekonomi Bankası (2030) ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (2035) yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rapora göre, uzun vadeli “net sıfır” hedeflerini destekleyici nitelikte olan, karbon ayak izi ve temiz enerji yatırımları konularında ara hedefler açıklayan bankaların, bu hedeflerini bilime dayalı bir metodolojiye uygun olarak taahhüt etmesi ve onaylatması ise olumlu gelişmeler arasında yer aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Eksiklikler ve ihtiyaçlar ise şöyle ifade edildi…</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Standartlaşma Gerekliliği:</strong> Bankalar arasındaki farklı yaklaşımlar, sektör genelinde standardize edilmiş raporlama ve kapsamlı sürdürülebilirlik stratejilerine olan ihtiyacı gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Fosil Yakıtlardan Çıkış Stratejisi Eksikliği:</strong> Henüz tüm bankaların fosil yakıtlardan çıkış stratejisi bulunmuyor. Özellikle kamu bankalarının bu alanda adım atması büyük önem taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Dönüşüm için Finansman:</strong> 2023 yılında büyük ölçekli yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı açısından önceki dönemlere kıyasla ivme kaybedildiği gözlemleniyor. Yeni finansman imkanları ve yenilikçi araçların ortaya çıkması ise dönüşüm için gerekli en önemli unsurlardan.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bankacılık sektörü, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynuyor. Raporda yer alan bulgular, sektörün iklim risklerini daha fazla dikkate almaya başladığını gösterse de, fosil yakıtlara yönelik kredilerin devam ediyor olması ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Raporda öneriler ise şu şekilde ifade edildi…</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kamu Bankalarının Rolü:</strong> Kamu bankalarının fosil yakıtlardan çıkış stratejilerini belirlemesi ve uygulaması, sektörün yeşil dönüşüm sürecine ivme kazandırabilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Standart Raporlama:</strong> Sektörde standartlaşmış raporlama ve sürdürülebilirlik stratejilerinin oluşturulması, bankaların iklim değişikliğiyle mücadelede daha etkin olmalarını sağlayacaktır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Yeşil Finansmanın Artırılması:</strong> Bankaların temiz enerji yatırımlarını ve yeşil finansman ürünlerini artırmaları, Türkiye’nin iklim hedeflerine ulaşmasında kritik öneme sahiptir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye’nin en büyük 17 bankasının iklim değişikliğine yaklaşımını değerlendiren bu rapor, sektördeki olumlu adımların yanı sıra atılması gereken önemli adımların da olduğunu gösteriyor. Bankacılık sektörünün iklim değişikliğiyle mücadelede daha aktif bir rol üstlenmesi, hem finansal risklerin azaltılması hem de sürdürülebilir bir gelecek için hayati önem taşıyor.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>COP 29’dan çıkan kararlar: Umutlar ve hayal kırıklıkları</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cop-29dan-cikan-kararlar-umutlar-ve-hayal-kirikliklari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cop-29dan-cikan-kararlar-umutlar-ve-hayal-kirikliklari</guid>
<description><![CDATA[ COP29’un en çok dikkat çeken sonucu, gelişmekte olan ülkelere sağlanmak üzere kurulan yeni bir iklim finansmanı, Yeni Toplu Nicel Hedef (NCQG) idi. Bununla birlikte gelişmiş olan ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar yılda 300 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı taahhüt etmesiydi. Bu fon, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarına ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş yapmalarına destek olmayı hedefliyor. Ancak bu miktar, özellikle Afrika ülkeleri, Hindistan ve Pasifik ada ülkeleri gibi en kırılgan bölgeler tarafından “yetersiz” ve “gecikmiş” olarak nitelendirildi. 

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Taraflar Konferansı COP29, bu yıl Azerbaycan’nın başkenti Bakü&#039;de düzenlendi ve her türlü eleştiriye rağmen, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası toplum için önemli bir dönüm noktası oldu. Bu Zirve en başından beri “Finans COP’u” olarak adlandırıldı.

Çevreye duyarlı ve çevre konusunda uzman bir Milletvekili olarak, çalışma arkadaşlarımla birlikte tamamen kendi maddi imkanlarımla Bakü’ye gittim. Çünkü Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda (COP29) yapılan tartışmaları takip etmek, bu tartışmaların bir parçası olmak ve Türkiye&#039;nin çıkarlarını savunmayı kendim için bir görev olarak kabul ediyorum. 

Ayrıca, bu toplantıya devlet imkanlarıyla katılanların da aynı sorumlulukla hareket ederek, bu fırsatı Türkiye&#039;nin menfaatleri için verimli hale getirdiklerini umuyorum.

Bakü&#039;de düzenlenen bu önemli zirveye binlerce kişi katıldı. Yaklaşık 200 civarında ülkenin yanı sıra sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve farklı kurumlar da etkinliklerde yer aldı. Benim için oldukça heyecan verici bir deneyim de Birleşmiş Milletler bünyesindeki Global Centre for Climate Mobility’nin davetiyle 30’a yakın ülkeden gelen genç delegeler ile kapalı bir oturumda buluşmak oldu. Bu gençlerle çevre mücadelesi ve iklim değişikliğiyle nasıl başa çıkılacağına dair önemli fikir alışverişlerinde bulunduk.

Bu makalede size COP29’da tartışılan temel konuları, alınan kararları ve gelecekte atılacak adımları değerlendirmek isterim. 

Öncelikle iki haftalık yoğun müzakerelerin ardından görüyoruz ki bu toplantı hem umutları hem de hayal kırıklıklarını beraberinde getirdi.

Ana Karar: 300 Milyar Dolarlık İklim Finansmanı

COP29’un en çok dikkat çeken sonucu, gelişmekte olan ülkelere sağlanmak üzere kurulan yeni bir iklim finansmanı, Yeni Toplu Nicel Hedef (NCQG) idi. Bununla birlikte gelişmiş olan ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar yılda 300 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı taahhüt etmesiydi. Bu fon, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarına ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş yapmalarına destek olmayı hedefliyor. Ancak bu miktar, özellikle Afrika ülkeleri, Hindistan ve Pasifik ada ülkeleri gibi en kırılgan bölgeler tarafından “yetersiz” ve “gecikmiş” olarak nitelendirildi. 

Eleştiriler:

Hindistan temsilcisi, bu rakamı “komik derecede düşük” olarak nitelendirirken, Nijerya bunu “bir şaka” olarak adlandırdı.

Küçük Ada Devletleri İttifakı (AOSIS) Başkanı CedricSchuster ise “Adalarımız batıyor. Halkımıza bu kadar yetersiz bir anlaşmayla nasıl dönebiliriz?” diyerek hayal kırıklığını dile getirdi.

Savunmalar:

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Yöneticisi Simon Stiell, bu finansmanın “insanlık için bir sigorta poliçesi” olduğunu belirterek durumu olumlamaya çalıştı. Ancak bu poliçenin, “sadece vaatlerin yerine getirilmesi durumunda işe yarayacağını” da belirtmekten geri kalmadı. 

Bu iklim finansmanı üzerinde özellikle durmak istiyorum çünkü finansman olmadan gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile başa çıkabilmesi mümkün değil. 

Fonun iki temel alanda kullanılması planlanıyor:

Birincisi Uyum Projeleri için. Bu kapsamda altyapıların iklim krizine dayanıklı hale getirilmesi, tarımın sürdürülebilir kılınması, iklim krizine karşı toplumun hazırlanması gibi projeler yer alıyor.

İkincisi Emisyon Azaltımı: 

Bunun da yenilenebilir enerjiye geçiş, sanayide kirliliğin azaltılması ve fosil yakıt kullanımının sonlandırılması anlamına geliyor.

Karbon Piyasası: Yeni Kurallar ve Tartışmaları 

COP29’da neredeyse on yıldır süren müzakereler sonucunda küresel karbon piyasası için yeni kurallar üzerinde anlaşmaya varıldı. Bu mekanizma, ülkelerin karbon kredileri alıp satmalarına olanak tanıyor.

Kazanımlar: 

Bu kapsamda iki farklı piyasa türü oluşturuldu: Ülkeler arası ticaret için Madde 6.2, küresel kredi mekanizması için ise Madde 6.4. 

Madde 6.2, Ülkeler arası karbon ticareti için düzenlemeleri içeriyor.

Buna göre bir ülke, karbon azaltım projelerini başka bir ülkede gerçekleştirip, bu projelerden elde edilen emisyon azaltımlarını kendi iklim hedeflerine saydırabilir.   

Madde 6.4 ise küresel bir karbon kredi mekanizmasını oluşturuyor.

Buna göre herkesin katılabileceği (şirketler, bireyler dahil) bir piyasa sistemi üz ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/cop-29dan-cikan-kararlar-umutlar-ve-hayal-kirikliklari-1733033272.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>COP, 29’dan, çıkan, kararlar:, Umutlar, hayal, kırıklıkları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><strong>COP29’un en çok dikkat çeken sonucu, gelişmekte olan ülkelere sağlanmak üzere kurulan yeni bir iklim finansmanı, Yeni Toplu Nicel Hedef (NCQG) idi. Bununla birlikte gelişmiş olan ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar yılda 300 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı taahhüt etmesiydi. Bu fon, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarına ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş yapmalarına destek olmayı hedefliyor. Ancak bu miktar, özellikle Afrika ülkeleri, Hindistan ve Pasifik ada ülkeleri gibi en kırılgan bölgeler tarafından “yetersiz” ve “gecikmiş” olarak nitelendirildi. </strong></span></span></p>

<p><span><span>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Taraflar Konferansı COP29, bu yıl Azerbaycan’nın başkenti Bakü'de düzenlendi ve her türlü eleştiriye rağmen, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası toplum için önemli bir dönüm noktası oldu. Bu Zirve en başından beri “Finans COP’u” olarak adlandırıldı.</span></span></p>

<p><span><span>Çevreye duyarlı ve çevre konusunda uzman bir Milletvekili olarak, çalışma arkadaşlarımla birlikte tamamen kendi maddi imkanlarımla Bakü’ye gittim. Çünkü Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda (COP29) yapılan tartışmaları takip etmek, bu tartışmaların bir parçası olmak ve Türkiye'nin çıkarlarını savunmayı kendim için bir görev olarak kabul ediyorum. </span></span></p>

<p><span><span>Ayrıca, bu toplantıya devlet imkanlarıyla katılanların da aynı sorumlulukla hareket ederek, bu fırsatı Türkiye'nin menfaatleri için verimli hale getirdiklerini umuyorum.</span></span></p>

<p><span><span>Bakü'de düzenlenen bu önemli zirveye binlerce kişi katıldı. Yaklaşık 200 civarında ülkenin yanı sıra sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve farklı kurumlar da etkinliklerde yer aldı. Benim için oldukça heyecan verici bir deneyim de Birleşmiş Milletler bünyesindeki Global Centre for Climate Mobility’nin davetiyle 30’a yakın ülkeden gelen genç delegeler ile kapalı bir oturumda buluşmak oldu. Bu gençlerle çevre mücadelesi ve iklim değişikliğiyle nasıl başa çıkılacağına dair önemli fikir alışverişlerinde bulunduk.</span></span></p>

<p><span><span>Bu makalede size COP29’da tartışılan temel konuları, alınan kararları ve gelecekte atılacak adımları değerlendirmek isterim. </span></span></p>

<p><span><span>Öncelikle iki haftalık yoğun müzakerelerin ardından görüyoruz ki bu toplantı hem umutları hem de hayal kırıklıklarını beraberinde getirdi.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Ana Karar: 300 Milyar Dolarlık İklim Finansmanı</span></span></strong></p>

<p><span><span>COP29’un en çok dikkat çeken sonucu, gelişmekte olan ülkelere sağlanmak üzere kurulan yeni bir iklim finansmanı, Yeni Toplu Nicel Hedef (NCQG) idi. Bununla birlikte gelişmiş olan ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar yılda 300 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı taahhüt etmesiydi. Bu fon, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarına ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş yapmalarına destek olmayı hedefliyor. Ancak bu miktar, özellikle Afrika ülkeleri, Hindistan ve Pasifik ada ülkeleri gibi en kırılgan bölgeler tarafından “yetersiz” ve “gecikmiş” olarak nitelendirildi. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Eleştiriler:</span></span></strong></p>

<p><span><span>Hindistan temsilcisi, bu rakamı “komik derecede düşük” olarak nitelendirirken, Nijerya bunu “bir şaka” olarak adlandırdı.</span></span></p>

<p><span><span>Küçük Ada Devletleri İttifakı (AOSIS) Başkanı CedricSchuster ise “Adalarımız batıyor. Halkımıza bu kadar yetersiz bir anlaşmayla nasıl dönebiliriz?” diyerek hayal kırıklığını dile getirdi.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Savunmalar:</span></span></strong></p>

<p><span><span>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Yöneticisi Simon Stiell, bu finansmanın “insanlık için bir sigorta poliçesi” olduğunu belirterek durumu olumlamaya çalıştı. Ancak bu poliçenin, “sadece vaatlerin yerine getirilmesi durumunda işe yarayacağını” da belirtmekten geri kalmadı.</span></span><span><span> </span></span></p>

<p><span><span>Bu iklim finansmanı üzerinde özellikle durmak istiyorum çünkü finansman olmadan gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile başa çıkabilmesi mümkün değil.</span></span><span><span> </span></span></p>

<p><span><span>Fonun iki temel alanda kullanılması planlanıyor:</span></span></p>

<p><span><span>Birincisi Uyum Projeleri için. Bu kapsamda altyapıların iklim krizine dayanıklı hale getirilmesi, tarımın sürdürülebilir kılınması, iklim krizine karşı toplumun hazırlanması gibi projeler yer alıyor.</span></span></p>

<p><strong><span><span>İkincisi Emisyon Azaltımı: </span></span></strong></p>

<p><span><span>Bunun da yenilenebilir enerjiye geçiş, sanayide kirliliğin azaltılması ve fosil yakıt kullanımının sonlandırılması anlamına geliyor.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Karbon Piyasası: Yeni Kurallar ve Tartışmaları</span></span><span><span> </span></span></strong></p>

<p><span><span>COP29’da neredeyse on yıldır süren müzakereler sonucunda küresel karbon piyasası için yeni kurallar üzerinde anlaşmaya varıldı. Bu mekanizma, ülkelerin karbon kredileri alıp satmalarına olanak tanıyor.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Kazanımlar:</span></span><span><span> </span></span></strong></p>

<p><span><span>Bu kapsamda iki farklı piyasa türü oluşturuldu: Ülkeler arası ticaret için Madde 6.2, küresel kredi mekanizması için ise Madde 6.4.</span></span><span><span> </span></span></p>

<p><span><span>Madde 6.2, Ülkeler arası karbon ticareti için düzenlemeleri içeriyor.</span></span></p>

<p><span><span>Buna göre bir ülke, karbon azaltım projelerini başka bir ülkede gerçekleştirip, bu projelerden elde edilen emisyon azaltımlarını kendi iklim hedeflerine saydırabilir.  </span></span><span><span> </span></span></p>

<p><span><span>Madde 6.4 ise küresel bir karbon kredi mekanizmasını oluşturuyor.</span></span></p>

<p><span><span>Buna göre herkesin katılabileceği (şirketler, bireyler dahil) bir piyasa sistemi üzerinden karbon kredileri alınıp satılır.  </span></span></p>

<p><span><span>Amaç ise emisyon azaltımını teşvik etmek ve küresel ölçekte bir karbon piyasası kurmak.</span></span></p>

<p><em><span><span><strong>Aktivistler, karbon kredilerinin “iklim eylemini ertelemek için bir mazeret” olabileceğini savunuyor. Örneğin Greenpeace, karbon piyasası anlaşmasını “iklim eylemi için büyük bir tehdit” olarak nitelendirdi.</strong></span></span></em></p>

<p><span><span>Her iki mekanizma da ülkelerin daha düşük maliyetlerle iklim hedeflerine ulaşmalarını sağlamayı amaçlıyor. Ancak öte yandan karbon kredileri eleştiri de alıyor. Çünkü bunun gerçek emisyon azaltımı yerine "satın alınabilir bir çözüm" olduğu ileri sürülüyor.</span></span></p>

<p><span><span>Ancak tüm bunlara rağmen yine de karbon piyasası, iklim planlarının daha hızlı ve daha düşük maliyetle uygulanmasını sağlasa da eleştiriler durmak bilmiyor.</span></span><span><span> </span></span></p>

<p><span><span>Aktivistler, karbon kredilerinin “iklim eylemini ertelemek için bir mazeret” olabileceğini savunuyor.</span></span></p>

<p><span><span>Örneğin Greenpeace, karbon piyasası anlaşmasını “iklim eylemi için büyük bir tehdit” olarak nitelendirdi.</span></span></p>

<p><span><span>Greenpeace’e göre karbon piyasası anlaşması "iklim eylemi için büyük bir tehdit" nedenleri ise şunlar:</span></span><span><span> </span></span></p>

<p><span><span>1. Gerçek Eylemi Erteler: Ülkeler, emisyon azaltmak yerine kredi satın alarak hedeflerine ulaşabiliyor, bu da gerçek azaltımları engelliyor.</span></span></p>

<p><span><span>2. Adil Olmayan Dağılım: Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerden karbon kredisi alarak sorumluluklarını devrediyor.</span></span></p>

<p><span><span>3. Çift Sayım Riski: Aynı emisyon azaltımı iki kez sayılabilir, bu da küresel hedefleri zayıflatabilir.</span></span></p>

<p><span><span>4. Yetersiz Çözüm: Karbon kredileri, fosil yakıt kullanımını sonlandırmak yerine sadece geçici bir çözüm sunuyor.</span></span></p>

<p><span><span>5. Şeffaflık Eksikliği: Karbon piyasaları denetlenmesi zor, bu da projelerin etkinliğini sorgulatıyor.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Uyum ve Dirençliliğe Daha Fazla Finansman</span></span></strong></p>

<p><span><span>Bu arada COP tarihinde ilk kez, uyum projelerine ayrılan fonların üç katına çıkarılması taahhüt edildi. Tarihsel olarak bu tür projeler, toplam iklim finansmanının sadece %40’ını oluşturuyordu. </span></span></p>

<p><span><span>Örnek projeler arasında Güney Afrika’da kuraklıkla mücadele için baraj inşası ve Doğu Asya’da fırtınalara dayanıklı altyapılar oluşturulması var.</span></span></p>

<p><span><span>Bu adım, kırılgan bölgelerin daha iyi hazırlanmasını sağlamak açısından kritik, ancak finansmanın düzenli ve etkili bir şekilde sağlanması konusunda hala ciddi endişeler var.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Çekişmeli Konular</span></span></strong></p>

<p><span><span>Çekişmeli konulardan biri de fosil yakıtların geleceği. Mesela gelişmiş ülkeler, fosil yakıtlardan hızlı bir çıkışı savunurken; Suudi Arabistan ve bazı diğer petrol üreten ülkeler, “adil bir geçiş” çağrısında bulundu.</span></span></p>

<p><span><span>Brezilya, gelecek yıl yapılacak olan COP30’un “fosil yakıtların sonunun başlangıcı” olması gerektiğini vurguladı.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Özel Sektör Katılımı:</span></span></strong></p>

<p><span><span>Öte yandan Dünya Bankası ve diğer uluslararası finans kuruluşlarının söz konusu finansmana ne ölçüde katkı sağlayacağı hala belirsiz. Ayrıca bu fonun Özel sektöre nasıl aktarılacağı ve bu tür bir finansmanın nasıl denetleneceği hala tartışma konusu. </span></span></p>

<p><em><strong><span><span> Sonuçlar, pek çok çevre aktivisti ve gelişmekte olan ülke için beklentilerin altında kaldı. Her şeye rağmen COP29’un en büyük başarısı küresel karbon piyasası kurallarının netleşmesi ve uyum projelerine olan ilginin artması oldu. Bu yılki COP’un eksiklikleri ise 1,3 trilyon dolarlık finansman hedefinden uzak kalınması ve fosil yakıtların sonlandırılması konusunda net bir takvim belirlenmemesiydi. </span></span></strong></em></p>

<h2><span><span><strong>BEKLENTİLER VE GERÇEKLİK</strong></span></span></h2>

<p><span><span>COP29 öncesinde beklentiler yüksekti. Özellikle 2024’ün tarihteki en sıcak yıl olarak kaydedilmesi, zirveye olan ilgiyi artırmıştı. Ancak sonuçlar, pek çok çevre aktivisti ve gelişmekte olan ülke için beklentilerin altında kaldı.</span></span></p>

<p><span><span>Her şeye rağmen COP29’un en büyük başarısı küresel karbon piyasası kurallarının netleşmesi ve uyum projelerine olan ilginin artması oldu.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Eksiklikler:</span></span></strong></p>

<p><span><span>Bu yılki COP’un eksiklikleri ise 1,3 trilyon dolarlık finansman hedefinden uzak kalınması ve fosil yakıtların sonlandırılması konusunda net bir takvim belirlenmemesiydi. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Sonuç ve İleriye Bakış</span></span></strong></p>

<p><span><span>COP29’un ardından gözler, 2025 yılına kadar ülkelerin sunması gereken Ulusal Katkı Beyanlarına (NDCs) çevrildi. Bu beyanlar, Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerine ulaşılması için hayati öneme sahip olacak. Ayrıca, COP30’un düzenleneceği Brezilya’da, fosil yakıtların geleceği ve 1,5°C hedefinin korunması en kritik başlıklar olacak.</span></span></p>

<p><span><span>Bütün bu dinamikler göz önüne alındığında, COP29 iklim mücadelesinde önemli ancak yetersiz bir adım olarak değerlendirilebilir. Anlaşmaların uygulamaya geçirilmesi ve ülkelerin vaatlerini yerine getirmesi, bu zirvenin etkisini belirleyecek.</span></span></p>

<p><span><span>Türkiye’nin Statüsü ve İklim Finansmanına Erişimde Belirsizlikler  </span></span><span><span> </span></span></p>

<p><span><span>Peki Türkiye bu fonlardan nasıl yararlanacak ya da yararlanabilecek mi?</span></span></p>

<p><span><span>Geçen yılki COP28 toplantısında dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki Türkiye’nin iklim konusundaki kırılgan yapısına dikkat çekmiş, kayıp ve zarar fonu içerisinde olmamız gerektiğini dile getirmişti. Bakan Özhaseki bu kapsamda yeşil iklim fonuna ulaşmakta zorluk çektikleri konusunda serzenişte de bulunmuştu. Aynı şekilde Bakan yardımcısı Fatma Varank da Türkiye’nin bilimsel veriler ışığında Kayıp ve Zarar Fonu’na erişim için bir kriter olan kırılgan ülke statüsündedir diyerek, Türkiye’nin bu fondan pay almayı hak ettiğine vurgu yapmıştı.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Peki bu konuda durum ne?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamındaki statüsü ve uluslararası finansmana erişim durumu, uzun süredir tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor. Türkiye, hem “gelişmiş ülkeler” hem de “gelişmekte olan ülkeler” arasında farklı bir konumda bulunuyor. Bu durum, Türkiye’nin iklim finansmanı ve “Kayıp ve Zarar Fonu” gibi mekanizmalardan yararlanma sürecini doğrudan etkiliyor.  </span></span></p>

<p><strong><span><span>Statü Tartışmaları:</span></span></strong></p>

<p><span><span>Türkiye, UNFCCC’nin “Ek-I listesinde” yer alıyor. Bu listeye dahil olması, Türkiye’ye teknik olarak gelişmiş ülke muamelesi yapılmasına neden oluyor ve özellikle finansman kaynaklarına erişimde bazı kısıtlamalar yaratıyor.  </span></span></p>

<p><span><span>Ancak Türkiye, ekonomik kalkınma seviyesinin diğer Ek-I ülkeleriyle aynı olmadığını vurgulayarak, kendini “gelişmekte olan ülke” olarak konumlandırmaktan imtina ediyor. Bu bağlamda, 2010 yılında Türkiye’nin farklı statüsü resmen tanındı ve bazı esneklikler sağlandı.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Kayıp ve Zarar Fonuna Erişim:</span></span></strong></p>

<p><span><span>2023 yılında Mısır’daki COP 27’de kabul edilen “Kayıp ve Zarar Fonu”, iklim değişikliğinden en çok etkilenen savunmasız ülkeler için oluşturuldu. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle iklim değişikliği kaynaklı afetlere (sel, kuraklık, orman yangınları) açık bir ülke olarak bu fona erişimi talep edebilir. Ancak, fonun öncelikli hedef kitlesi olan “en az gelişmiş ülkeler” ve “küçük ada devletleri” arasında yer almaması, bu süreçte engeller yaratıyor.</span></span></p>

<p><strong><span><span>İklim Finansmanına Erişim:</span></span></strong></p>

<p><span><span>COP29’un ana gündemi finansmandı. Zirve’de, Yeni Toplu Nicel Hedef (NCQG) olarak bilinen ve Paris İklim Anlaşması çerçevesinde belirlenen “yıllık 300 milyar dolarlık iklim finansmanı”, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum projeleri için ayrıldı. Türkiye, bu fondan faydalanamıyor. Ancak öncek Taraflar Konferansında kurulan ve aralarında bazılarından Türkiye’nin de faydalanabildiği fonlar da bulunuyor.  Bunlar, Küresel Çevre Fonu (GEF), Özel İklim Değişikliği Fonu, En Az Gelişmiş Ülkeler Fonu (LDCF)) , Yeşil İklim Fonu (GCF) ve Kayıp ve Zarara Yanıt Fonu. Ancak Türkiye bu fonlara erişim de diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla kısıtlı.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Belirsizliklerin Kaynağı  </span></span></strong></p>

<p><span><span>Türkiye’nin uluslararası sistemdeki bu “farklı statülü” konumu, finansman mekanizmalarından yararlanmasını karmaşık hale getirmekte.</span></span></p>

<p><span><span>“Gelişmiş ülke statüsü”, Türkiye’nin yükümlülüklerini artırırken finansmana erişimini sınırlandırıyor. </span></span></p>

<p><span><span>“Gelişmekte olan ülke statüsü”, daha fazla esneklik ve finansman talep etmesine olanak tanıyor ancak bu statü tam anlamıyla tanınmamakta.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Türkiye’nin Stratejik Önemi  </span></span><span><span> </span></span></strong></p>

<p><span><span>Türkiye, bu belirsizlikleri aşmak için:  </span></span></p>

<p><span><span>Uluslararası müzakerelerde özel koşullarını daha güçlü bir şekilde vurgulamalı.</span></span></p>

<p><span><span>Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu, detaylı ve etkili projeler sunarak finansman taleplerini desteklemeli.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Türkiye için Daha Güçlü Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) Sunmak Önemli</span></span></strong></p>

<p><span><span>Finansman mekanizmalarından faydalanabilmek için Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) çok önemli. Çünkü fonlar dağıtılırken NDC’lere bakılarak dağıtılıyor. Türkiye’nin sera gazlarını ve tüm sektörleri kapsayacak şekilde Ulusal Katkı Beyanlarını güncelleyerek daha iddialı ve uygulanabilir hedefler ortaya koyması elzem. Bu anlamda Şubat ayında güncellenerek Birleşmiş Milletlere sunulması gereken NDC’yi merakla takip ediyoruz. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Uluslararası Standartlara Uyum:</span></span></strong></p>

<p><span><span>Türkiye’nin önerdiği projeler, çevresel bütünlük, insan hakları ve yerel toplulukların katılımı gibi uluslararası standartları karşılamalı.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Karbon Piyasalarına Katılım:</span></span></strong></p>

<p><span><span>Türkiye, Paris İklim Anlaşması Kredilendirme Mekanizması gibi araçlardan yararlanarak yenilenebilir enerji projeleri veya enerji verimliliği çalışmaları için finansman sağlayabilir.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Eş Finansmanı Harekete Geçirme:</span></span></strong></p>

<p><span><span>Türkiye, iklim projelerini desteklemek için kamu ve özel sektör kaynaklarından ek finansman sağlama konusunda uluslararası yatırımcılarla iş birliği yapabilir.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Türkiye’nin Karşılaşabileceği Zorluklar: </span></span></strong></p>

<p><span><span>-Hedeflerin Yeterliliği:</span></span></p>

<p><span><span>Türkiye’nin NDC’lerinin, Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu olmadığı görülürse, finansmana erişimde zorluklarla karşılaşabilir.</span></span></p>

<p><span><span>-Rekabet Ortamı:</span></span></p>

<p><span><span>Gelişmekte olan birçok ülkenin finansmana ihtiyacı var. Türkiye’nin de statüsü nedeniyle, farklı finansmanlardan faydalanabilmesi için projelerinin etkisi ve uygulanabilirliği konusunda güçlü bir argüman sunması gerekecek.</span></span></p>

<p><span><span>-Kurumsal ve Yönetsel Zorluklar:</span></span></p>

<p><span><span>İklim finansmanına erişim için gerekli olan şeffaflık ve yönetişim standartlarının sağlanması, Türkiye açısından bir zorluk teşkil edebilir.</span></span></p>

<p><span><span>Bu çerçevede, Türkiye’nin her türlü iklim finansmanı mekanizmalarından yararlanması, “kırılganlıklarını doğru bir şekilde belgeleyip, uluslararası standartlara uygun projeler geliştirmesine” bağlı.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kurum’un ‘kömür’ demeden ‘kömürden çıkış’ stratejisi ne kadar ciddi?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kurumun-koemur-demeden-koemurden-cikis-stratejisi-ne-kadar-ciddi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kurumun-koemur-demeden-koemurden-cikis-stratejisi-ne-kadar-ciddi</guid>
<description><![CDATA[ Azerbaycan’daki COP29 iklim zirvesinde Bakan Kurum, ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefi dile getirdi, ancak herhangi bir takvimden ve sayısal hedeften bahsetmedi. Üstelik, Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi belgesinde de kömürün adı yok. Emisyonlarının yüzde 20’si kömür kaynaklı olan Türkiye’nin kömürden çıkışı temel alan bir iklim stratejisinin ortaya koyamaması, açıklamanın ciddiyetini sorgulatıyor…

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 29’uncu Taraflar Konferansı (COP29) kapsamında Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine yönelik Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi belgesini açıkladı. Söz konusu yol haritası 2053 yılında yüzde 50 yenilenebilir enerji ve yüzde 30 nükleer enerji hedefinde bulunuyor.

Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine önemli katkı sağlayacağı iddia edilen belgede kömürden çıkışa dair bir politika yer almıyor. Böyle bir politikaya yer verilmemesinin yanı sıra belgede kömür kelimesinin dahi yer almaması dikkat çekerken, genel bir hedef olarak, mevcut fosil yakıta dayalı tesislerin altyapısının gözden geçirileceği aktarılıyor.

İşin bir diğer ilginç tarafı Murat Kurum’un fosil yakıtlara ilişkin açıklamasıyla yaşandı. Kurum’un 2053 Türkiye’nin Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi sunumunun ardından Greenpeace Türkiye Program Direktörü Berkan Özyer, “Uzun vadeli hedefte kömür ve genel olarak fosil yakıtlardan çıkışa yönelik hiçbir hedefin yer almamasına” dair bir soruyu doğrudan Bakan Kurum’a yöneltti. 

Kurum bunun üzerine 2053 yenilenebilir hedeflerini tekrar dile getirdikten sonra “Zaman içerisinde fosil yakıtlardan bu süreçte çıkmış olacağız. Emisyon üretmeyen enerji tesis edecek adımları da inşallah atmaya devam edeceğiz” yanıtını verdi. 

Böylece Bakan Kurum, ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefini dile getirmiş oldu.

FOSİL YAKITLARDAN ÇIKIŞ İÇİN NET TARİH YOK

Bu niyetin ilk adımının da Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne, yeni bir santral büyüklüğünde, 688 MW’lık ek ünite yapılmasının iptali olması gerektiğini belirten Özyer, “Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030 raporu, kömürden adil bir çıkışın 2030 yılında yapılmasının mümkün olduğunu gösteriyor. Şimdi hem Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na hem de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na soruyoruz: Fosil yakıtlardan çıkış için net tarih ne zaman?” diye sordu. 

Kurum’un açıkladığı iklim hedeflerinden öne çıkanlar şöyle:

- Birincil enerjide yenilenebilir enerjinin payının yüzde 50’ye, nükleer enerjinin payının ise yüzde 30’a çıkarılması planlanıyor.

- 2053’e kadar 7 bin kilometre yüksek hızlı tren ve hızlı tren hattı inşa edilecek, demiryollarının lojistikteki payı yüzde 5&#039;ten yüzde 22’ye çıkarılacak.

- 2035 yılına kadar elektrikli araç sayısının 4,2 milyona ulaştırılması, yerlilik oranının ise yüzde 75’e çıkarılması hedefleniyor.

- Ormancılık sektöründe mevcut ormanların korunması, millet bahçelerinin, yeşil alanların ve yeşil koridorların artırılması yoluyla yutak alan kapasitesi yükseltilecek.

- Tarım alanlarının yüzde 10’unda organik tarım yapılacak, hayvancılık sektöründe biyogaz tesislerine öncelik verilecek.

- Atık sektöründe geri dönüşüm oranı yüzde 70’e çıkarılacak. Depozito yönetim sisteminin makine ve altyapı kurulumu 2025 sonuna kadar yapılarak ülke genelinde uygulamaya geçirilecek.

Kurum tarafından açıklanan belgede &quot;kömür&quot; sözünün hiç geçmemesi eleştirilere neden oldu.

TÜRKİYE’NİN EMİSYONLARININ YÜZDE 20’Sİ KÖMÜR KAYNAKLI

Peki Türkiye’nin halihazırda kömürlü termik santrallerdeki mevcut durumu nedir, kömüre bağımlılık hangi seviyede bir göz atalım…

Türkiye’nin güçlü iklim hedeflerine ulaşması için acilen “yeni kömürlü termik santral yapmama” kararı alması ve kademeli olarak kömürden çıkışı planlaması gerekiyor. 

Tüm gelişmiş ülkeler, küresel ısınmanın en büyük nedenlerinden biri olan ve finansal geleceği kalmayan kömürü terk ederken, Türkiye’de halen yeni santral yapımı gündemde. Kömürlü termik santralların yarısının ithal kömüre dayalı olduğu, ekonomik teşviklerle ayakta kalabilen kömür sektörü kamu kaynaklarının boşa harcanmasına neden oluyor. 

Örneğin, Afşin-Elbistan A Termik Santralı’na, yeni bir santral büyüklüğünde, 688 MW’lık ek ünite yapılmak isteniyor. 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayan halk için bu, daha fazla kaldıramayacakları yeni sağlık ve çevre sorunları anlamına geliyor.

Kömürden elektrik üretimi kaynaklı emisyonlar Türkiye emisyonlarının yüzde 20’sine denk geliyor. 

Kömürden elektrik üretimi son 10 yılda iki katına ulaşırken, 2023 yılında 118 TWh’lik kömürden elektrik üretimi Türkiye’nin en yüksek üretimi olarak kayıtlara geçti. Bu durum, aynı zamanda Türkiye’nin emisyonlarının beşte birinin sadece kömüre dayalı termik santrallerden kaynaklandığını da ortaya koydu.

Öte yandan, Türkiye’deki kömür rezervlerinin çok büyük bir kısmının ısıl değerinin düşük olması, birim elektrik üretimi için yüksek miktarlarda kömür ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/kurumun-komur-demeden-komurden-cikis-stratejisi-ne-kadar-ciddi-1731613792.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kurum’un, ‘kömür’, demeden, ‘kömürden, çıkış’, stratejisi, kadar, ciddi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><strong>Azerbaycan’daki COP29 iklim zirvesinde Bakan Kurum, ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefi dile getirdi, ancak herhangi bir takvimden ve sayısal hedeften bahsetmedi. Üstelik, Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi belgesinde de kömürün adı yok. Emisyonlarının yüzde 20’si kömür kaynaklı olan Türkiye’nin kömürden çıkışı temel alan bir iklim stratejisinin ortaya koyamaması, açıklamanın ciddiyetini sorgulatıyor…</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 29’uncu Taraflar Konferansı (COP29) kapsamında Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine yönelik </span></span><span><a href="https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Turkiye_Long_Term_Climate_Strategy.pdf"><span>Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi</span></a></span><a href="https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Turkiye_Long_Term_Climate_Strategy.pdf"><span><span> </span></span></a><span><a href="https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Turkiye_Long_Term_Climate_Strategy.pdf"><span>belgesini</span></a></span><span><span> açıkladı. Söz konusu yol haritası 2053 yılında yüzde 50 yenilenebilir enerji ve yüzde 30 nükleer enerji hedefinde bulunuyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine önemli katkı sağlayacağı iddia edilen belgede kömü</span></strong><strong><span>rden </span></strong><strong><span>çıkışa dair bir politika yer almıyor. Böyle bir politikaya yer verilmemesinin yanı sıra belgede kömür kelimesinin dahi yer almaması dikkat çekerken, genel bir hedef olarak, mevcut fosil yakıta dayalı tesislerin altyapısının gözden geçirileceği aktarılıyor.</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>İşin bir diğer ilginç tarafı Murat Kurum’un fosil yakıtlara ilişkin açıklamasıyla yaşandı. Kurum’un 2053 Türkiye’nin Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi sunumunun ardından Greenpeace Türkiye Program Direktörü </span><span>Berkan </span><span>Özyer, </span><span>“</span><span>Uzun vadeli hedefte kömür ve genel olarak fosil yakıtlardan çıkışa yönelik hiçbir hedefin yer almamasına” dair bir soruyu doğrudan Bakan Kurum’</span><span>a y</span><span>öneltti. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Kurum bunun üzerine 2053 yenilenebilir hedeflerini tekrar dile getirdikten sonra </span></strong><strong><span>“</span></strong><strong><span>Zaman içerisinde fosil yakıtlardan bu süreçte çıkmış olacağız. Emisyon üretmeyen enerji tesis edecek adımları </span></strong><strong><span>da in</span></strong><strong><span>şallah atmaya devam edeceğiz” yanıtını verdi. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Böylece Bakan Kurum, ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefini dile getirmiş oldu.</span></strong></span></span></span></p>

<h2><span><span><span><strong><span>FOSİL YAKITLARDAN ÇIKIŞ İÇİN NET TARİH YOK</span></strong></span></span></span></h2>

<p><span><span><span><span>Bu niyetin ilk adımının da Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne, yeni bir santral büyüklüğünde, </span></span><span><a href="https://www.greenpeace.org/static/planet4-turkey-stateless/2024/11/2c1e0130-komurden-cikis-2030_1124.pdf?utm_medium=email&_hsenc=p2ANqtz-82IrzW2zQXuKMQrxBuva2_sS-K8InVcg-w7CGQWJnuT8sD4meOEscI4FZ0M9rikg8tZiToEMkdKBGv073TsqjA0lHQzA&_hsmi=98688958&utm_content=98688958&utm_source=hs_email"><span>688 MW’lık ek ünite yapılmasının iptali olması gerektiğini belirten Özyer, “Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030</span></a></span><span><span> raporu, kömürden adil bir çıkışın 2030 yılında yapılmasının mümkün olduğunu gösteriyor. Şimdi hem Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na hem de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na soruyoruz: Fosil yakıtlardan çıkış için net tarih ne zaman?” diye sordu. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Kurum’un açıkladığı iklim hedeflerinden öne çıkanlar şöyle:</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- Birincil enerjide yenilenebilir enerjinin payının yüzde 50’ye, nükleer enerjinin payının ise yüzde 30’a çıkarılması planlanıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- 2053’e kadar 7 bin kilometre yüksek hızlı tren ve hızlı </span><span>tren hatt</span><span>ı inşa edilecek, demiryollarının lojistikteki payı yüzde 5'ten yüzde 22’ye çıkarılacak.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- 2035 yılına kadar elektrikli araç sayısının 4,2 milyona ulaştırılması, yerlilik oranının ise yüzde 75’e çıkarılması hedefleniyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- Ormancılık sektöründe mevcut ormanların korunması, millet bahçelerinin, yeşil alanların ve yeşil koridorların artırılması yoluyla yutak alan kapasitesi yükseltilecek.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- Tarım alanlarının yüzde 10’unda organik tarım yapılacak, hayvancılık sektöründe biyogaz tesislerine öncelik verilecek.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- Atık sektöründe geri dönüşüm oranı yüzde 70’e çıkarılacak. Depozito yönetim sisteminin makine ve altyapı kurulumu 2025 sonuna kadar yapılarak ülke genelinde uygulamaya geçirilecek.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Kurum tarafından açıklanan belgede "kömü</span><span>r" s</span><span>özünün hiç geçmemesi eleştirilere neden oldu.</span></span></span></span></p>

<h2><span><span><span><strong><span>TÜRKİYE’NİN EMİSYONLARININ YÜZDE 20’Sİ KÖMÜR KAYNAKLI</span></strong></span></span></span></h2>

<p><span><span><span><span>Peki Türkiye’nin halihazırda kömürlü termik santrallerdeki mevcut durumu nedir, kömüre bağımlılık hangi seviyede bir göz atalım…</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Türkiye’nin güçlü iklim hedeflerine ulaşması için acilen “yeni kömürlü termik santral yapmama” kararı alması ve kademeli olarak kömü</span><span>rden </span><span>çıkışı planlaması gerekiyor. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Tüm gelişmiş ülkeler, küresel ısınmanı</span><span>n en b</span><span>üyük nedenlerinden biri olan ve finansal geleceği kalmayan kömürü terk ederken, Türkiye’de halen yeni santral yapımı gündemde. Kömürlü termik santralların yarısını</span><span>n ithal k</span><span>ömüre dayalı olduğu, ekonomik teşviklerle ayakta kalabilen kömür sektörü kamu kaynaklarının boşa harcanmasına neden oluyor. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Örneğin, Afşin-Elbistan A Termik Santralı’na, yeni bir santral büyüklüğünde, 688 MW’lık ek ünite yapılmak isteniyor. 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayan halk için bu, daha fazla kaldıramayacakları yeni sağlık ve çevre sorunları anlamına geliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Kömü</span></strong><strong><span>rden elektrik </span></strong><strong><span>üretimi kaynaklı emisyonlar Türkiye emisyonlarının yüzde 20’sine denk geliyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Kömü</span><span>rden elektrik </span><span>üretimi son 10</span><span> y</span><span>ılda iki katına ulaşırken, 2023 yılı</span><span>nda 118 TWh</span><span>’</span><span>lik kömü</span><span>rden elektrik </span><span>üretimi Türkiye’nin en yüksek üretimi olarak kayıtlara geçti. Bu durum, aynı zamanda Türkiye’nin emisyonlarının beşte birinin sadece kömüre dayalı termik santrallerden kaynaklandığını da ortaya koydu.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Öte yandan, Türkiye’deki kömür rezervlerinin çok büyük bir kısmının ısıl değerinin düşük olması, birim elektrik üretimi için yüksek miktarlarda kömür tüketilmesini gerektiriyor. Linyit yakıtlı santrallerde 1 MWh elektrik üretimi için ortalama 1700 kg kömür tüketilirken, ısıl değeri yerli kömüre göre yüksek olan ithal kömür yakıtlı santrallerde 1 MWh elektrik üretimi için 350 kg k</span><span>ömür kullanılıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Global Energy Monitor tarafından hazırlanan </span></span><span><a href="https://globalenergymonitor.org/wp-content/uploads/2024/04/Boom-Bust-Coal-2024-Turkish.pdf"><span>Küresel Kömürlü Termik Santral Takibi raporunun</span></a></span><span><span> </span><span>Türkiye ile bölümleri önemli bilgiler içeriyor. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Türkiye’nin geliştirilmekte olan kömürlü termik santral kurulu gücünde 2015 yılından bu yana düşüş yaşanırken, iptal edilen kurulu gücün devreye alınan tesislerden daha fazla olduğu görülüyor. Bunun elbette Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu ekonomik krizle ve sanayi üretimindeki düşüşle doğrudan ilgisi olduğu söylenebilir. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Türkiye, 2023 yılında yerli kömür sanayini geliştirmeye devam etse de, dünya sıralamasında geliştirilmekte olan kömürlü termik santral kapasitesinde 8’inci sırada yer alıyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Ancak yine de Türkiye, OECD ülkeleri ve komşu Doğu Avrupa ve Batı Asya ülkelerine kıyasla geliştirme aşamasındaki en yüksek kapasiteye (4,8 GW) sahip olmaya devam ediyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Türkiye, 2023 yılında ne yeni bir kömürlü termik santrali işletmeye aldı ne de yeni bir inşaata başladı. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Ancak, Türkiye’de halen altı kömürlü termik santral projesi bulunuyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Türkiye’nin işletmedeki kömürlü termik santrali filosu 2015’ten bu yana 5,2 GW (yüzde 34) arttı.</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Toplam kurulu güçte çok daha büyük bir artış görülmesi beklenirken, toplam 73,8 GW’lık kömürlü termik santral projesi iptal edildi veya bu dönemde iptal edildiği varsayıldı. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Son birkaç yılda mahkeme ve devlet kurumlarının kararlarıyla birkaç yeni termik santral projesinin hayata geçirilmesi durduruldu veya engellendi. Tabi, yapımı tamamlanmış projelerin bazılarının bile beklenen şekilde çalıştırılmadığı da bir gerçek. </span></span></span></span></p>

<p><em><span><span><span><strong>Kurum’un ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefini ilk kez dile getirmiş oldu, bu önemli bir gelişme ancak herhangi bir takvimlendirilmiş hedefin ortaya konmamış olması ve üstelik strateji belgesinde kömürün k’sinden bahsedilmiyor olması hayal kırıklığı yaratıyor. </strong></span></span></span></em></p>

<h2><span><span><span><strong><span>KÖMÜRDEN ÇIKIŞI OLMAYAN İKLİM STRATEJİSİ</span></strong></span></span></span></h2>

<p><span><span><span><strong><span>Kömü</span></strong><strong><span>rden elektrik </span></strong><strong><span>üretimi kaynaklı emisyonları</span></strong><strong><span>n pay</span></strong><strong><span>ı 2012 yılında yüzde 14 seviyesindeyken, 2022 sonrasında yüzde 20’ye yaklaştı. Bu yükselişin ana nedeni de Türkiye’nin enerji portföyü içerisinde ağırlığı </span></strong><strong><span>artan ithal k</span></strong><strong><span>ömüre dayalı </span></strong><strong><span>santraller</span></strong><strong><span> olarak ortaya çıkıyor. </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Murat Kurum’un ilk defa fosil yakıtlardan çıkış hedefini ilk kez dile getirmiş oldu, bu önemli bir gelişme ancak herhangi bir takvimlendirilmiş hedefin ortaya konmamış olması ve üstelik strateji belgesinde kömürün k’sinden bahsedilmiyor olması hayal kırıklığı yaratıyor. Maalesef, kömü</span><span>rden </span><span>çıkış hedefi olmayan bir iklim stratejisi Türkiye için gerçekçi gözükmüyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>COP29 öncesi Enerji Bakanlığı tarafından açıklanan </span></span><span><a href="https://enerji.gov.tr/Media/Dizin/BHIM/tr/Duyurular/Yenilenebilir%20Enerjide%202035%20Yol%20Haritas%C4%B1%20Lansman%20Sunumu_202410221014.pdf"><span>Yenilenebilir Enerjide 2035 Yol Haritası’nda</span></a></span><span><span> Türkiye’nin 2035 yılında 120 bin MW güneş ve rüzgar kurulu gücüne ulaşma hedefi ilan edildi. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Yani, bugün 30 bin MW olan güneş ve rüzgar kurulu gücünün dört katına çıkarılması hedefi kondu. Ancak, bu hedef tek başına yeterli değil, bunun hedefleri ve takvimi belirlenmiş bir iklim stratejisiyle birlikte uygulamaya konması gerekiyor. Dolayısıyla, kömür kullanımından kademeli olarak çıkışa dair bir strateji değişikliğine gidilmemesi 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşılmasını da zorlaştırıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Sözün özü şu: Emisyonlarının en az yüzde 20’den fazlası kömürlü termik santrallerden kaynaklanan Türkiye’nin iddialı bir iklim hedefi için yeni kömürlü termik santral yapmama kararı alması, kömürden çıkış hedeflerini takvimlendirmesi ve kademeli olarak kömü</span><span>rden </span><span>çıkışı planlaması gerekiyor. Diğer türlü, “zaman içinde çıkacağız” gibi topu taca atan muğlak ifadeler hamasetten öte gidemiyor. </span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fosil yakıtçılar alışverişte görsün: Trump’ın yeni zaferinin gölgesinde Bakü’de iklim zirvesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/fosil-yakitcilar-alisveriste-goersun-trumpin-yeni-zaferinin-goelgesinde-bakude-iklim-zirvesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/fosil-yakitcilar-alisveriste-goersun-trumpin-yeni-zaferinin-goelgesinde-bakude-iklim-zirvesi</guid>
<description><![CDATA[ Trump’ın zaferi, iklim değişikliğine uyum için küresel bir finansman anlaşmasının ele alınacağı Azerbaycan’daki iklim zirvesinden beş gün önce gerçekleşti. Trump’ın geçmiş dönemki iklim karşıtı icraatları gelecekte yapacaklarının teminatı olurken, petrol ve doğal gaz ihracatçısı ev sahibi Azerbaycan’ın iklim hedefleri kritik derecede yetersiz…

ABD’de yurttaşların çoğunluğunun Beyaz Saray’ın anahtarını bir kez daha Donald Trump’a vermesinin yankıları küresel anlamda süredursun, küresel iklim eyleminin en önemli toplantılarının düzenlendiği iklim zirvesinin Trump’ın zaferinin hemen ardından toplanıyor olması zirve üzerinde şimdiden bir kasvet yarattı.

Trump&#039;ın Beyaz Saraya dönüşü, dünya liderlerinin Azerbaycan’da bir araya gelerek, zengin ülkelerin fosil yakıtlara dayalı büyümeyi bir kenara bırakıp, küresel bir finansman anlaşmasına varmalarından sadece beş gün önce gerçekleşti.

İflah olmaz bir iklim inkarcısı olan Trump’ın ikinci kez küresel iklim mücadelesine sırtını dönme ihtimali giderek güçlenirken, bundan sonraki küresel iklim eylemine AB’nin öncülük etmesi bekleniyor. 

Trump’ın iklim meselesine yaklaşımı öteden beri biliniyor gerçi ancak Trump zafer konuşmasında fosil yakıtlar konusundaki tutumunu net şekilde bir kez daha ortaya koyarak, “Dünyadaki tüm ülkelerden, Suudi Arabistan&#039;dan daha fazla sıvı altınımız, petrolümüz ve gazımız var. Rusya&#039;dan daha fazlasına sahibiz” dedi.

Trump, ilk başkanlık döneminde Paris Anlaşması’ndan çekileceği sözünü vermiş ve bunu gerçekleştirmişti, ikinci başkanlık döneminde de anlaşmadan tekrar çekileceğinin sinyalini adaylığı sırasında vermişti. 

Bu yılki COP29 toplantısının başarısını belirleyecek olan konu ise iklime hassas bölgelerde yaşayan milyarlarca insanın ihtiyaçlarının öncelenip öncelenmeyeceği hususu. Bu bölgelerde düşük karbon ekonomisine geçiş ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle mücadele etmeleri için ihtiyaçlara dayalı yeni bir iklim finansı hedefi konulması bekleniyor.

Önce iklim zirvesine genel hatlarıyla bakalım…

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (United Nations Framework Convention on Climate Change - UNFCCC) 29’uncu Taraflar Konferansı (Conference of the Parties - COP) 11-22 Kasım tarihleri arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleşecek. COP, UNFCCC’nin en üst düzey karar alma organı olarak iklim siyaseti açısından müzakerelerin en üst seviyede yürütüldüğü organ olarak kabul ediliyor.

UNFCCC, 1992 yılında küresel sıcaklık artışını sınırlayarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaları için uluslararası işbirliği oluşturmak amacıyla imzalanarak, 1994 yılında yürürlüğe girdi. Türkiye’nin 2004 yılında onayladığı ve taraf olduğu Sözleşme’nin bugün 196 ülke ve Avrupa Birliği olmak üzere 197 tarafı bulunuyor.

Paris İklim Anlaşması gereğince, ülkeler Ulusal Katkı Beyanlarını (Nationally Determined Contributions - NDC) paylaşarak ulusal sera gazı azaltım hedeflerini açıklar. Taraf ülkeler, her beş yılda bir iklim hedeflerini güncelleyerek iyileştirir ve UNFCCC sekretaryasına sunar. Ülkelerin beyanları sonrası yapılan hesaplamalarla 1,5℃ hedefi arasındaki emisyon farkına, emisyon açığı (emissions gap) ismi veriliyor. BM Çevre Programı’nın (UNEP) son Emissions Gap Report 2024 raporuna göre, mevcut tüm NDC&#039;ler uygulansa bile, dünya yüzyılın sonuna kadar 2.6°C ısınmaya doğru ilerliyor. 

Sözleşmeye taraf 196 ülkenin yeni küresel iklim finansmanı, özellikle fosil yakıtlardan uzaklaşma yoluyla sera gazı emisyonlarını sonlandırma hedefleri, sıfır karbon ekonomilerine adil geçiş ve iklim hasarlarında en az sorumluluğa sahip oldukları halde bu hasarların yükünü çeken düşük gelirli ülkelerde iklim hasarlarını azaltma tedbirleri gibi konuları tartışacağı toplantıya katılacak.

Türkiye açısından bakıldığında, Türkiye’nin UNFCCC Sekretaryasına 2022 yılında sunduğu güncellenmiş ulusal katkı beyanı, 2030 yılına kadar artıştan yüzde 41 azaltım yapılacağını taahhüt ederken, toplamda emisyonların yüzde 30 artıracağına işaret ediyor.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Trump&#039;ın ABD zaferini ilan etmesiyle birlikte ABD’nin daha fazla petrol ve doğalgaz sondajı yapmaya çalışması ve Paris Anlaşması&#039;ndan bir kez daha çekilmesi bekleniyor. 

Jeopolitik belirsizliklere rağmen, bir önceki ABD Başkanı Joe Biden yönetimi tarafından belirlenen iklim politikalarının birçoğunun hem ülke içinde hem de UNFCCC bağlamında dirençli kalması bekleniyor. COP29&#039;da Biden yönetiminin yeni bir iklim finansmanı hedefinin gerçekleştirilmesi sağlanabilecek mi, bu izlenecek önemli gündem başlıklarından biri olacak. 

COP29 kritik bir döneme denk geliyor. Bakü&#039;deki görüşmeler, ilk kez 2015 yılında Paris&#039;te dile getirilen Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedefi gerçekleştirme yetkisine sahip. Yıllar içinde artan ve milyonlarca kişiyi etkilemeye devam eden finansman açığının acilen ele alınması gerekiyor. 

COP29 BİR FİNANS COP’U OLABİLECEK Mİ?

COP29&#039;un yeni bir iklim finansmanı hedefi olan Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedef  ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/fosil-yakitcilar-alisveriste-gorsun-trumpin-yeni-zaferinin-golgesinde-bakude-iklim-zirvesi-1731094677.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fosil, yakıtçılar, alışverişte, görsün:, Trump’ın, yeni, zaferinin, gölgesinde, Bakü’de, iklim, zirvesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><strong>Trump’ın zaferi, iklim değişikliğine uyum için küresel bir finansman anlaşmasının ele alınacağı Azerbaycan’daki iklim zirvesinden beş gün önce gerçekleşti. Trump’ın geçmiş dönemki iklim karşıtı icraatları gelecekte yapacaklarının teminatı olurken, petrol ve doğal gaz ihracatçısı ev sahibi Azerbaycan’ın iklim hedefleri kritik derecede yetersiz…</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD’de yurttaşların çoğunluğunun Beyaz Saray’ın anahtarını bir kez daha Donald Trump’a vermesinin yankıları küresel anlamda süredursun, küresel iklim eyleminin en önemli toplantılarının düzenlendiği iklim zirvesinin Trump’ın zaferinin hemen ardından toplanıyor olması zirve üzerinde şimdiden bir kasvet yarattı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump'ın Beyaz Saraya dönüşü, dünya liderlerinin Azerbaycan’da bir araya gelerek, zengin ülkelerin fosil yakıtlara dayalı büyümeyi bir kenara bırakıp, küresel bir finansman anlaşmasına varmalarından sadece beş gün önce gerçekleşti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İflah olmaz bir iklim inkarcısı olan Trump’ın ikinci kez küresel iklim mücadelesine sırtını dönme ihtimali giderek güçlenirken, bundan sonraki küresel iklim eylemine AB’nin öncülük etmesi bekleniyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump’ın iklim meselesine yaklaşımı öteden beri biliniyor gerçi ancak Trump zafer konuşmasında fosil yakıtlar konusundaki tutumunu net şekilde bir kez daha ortaya koyarak, “Dünyadaki tüm ülkelerden, Suudi Arabistan'dan daha fazla sıvı altınımız, petrolümüz ve gazımız var. Rusya'dan daha fazlasına sahibiz” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump, ilk başkanlık döneminde Paris Anlaşması’ndan çekileceği sözünü vermiş ve bunu gerçekleştirmişti, ikinci başkanlık döneminde de anlaşmadan tekrar çekileceğinin sinyalini adaylığı sırasında vermişti. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu yılki COP29 toplantısının başarısını belirleyecek olan konu ise iklime hassas bölgelerde yaşayan milyarlarca insanın ihtiyaçlarının öncelenip öncelenmeyeceği hususu. Bu bölgelerde düşük karbon ekonomisine geçiş ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle mücadele etmeleri için ihtiyaçlara dayalı yeni bir iklim finansı hedefi konulması bekleniyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Önce iklim zirvesine genel hatlarıyla bakalım…</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (United Nations Framework Convention on Climate Change - UNFCCC) 29’uncu Taraflar Konferansı (Conference of the Parties - COP) 11-22 Kasım tarihleri arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleşecek. COP, UNFCCC’nin en üst düzey karar alma organı olarak iklim siyaseti açısından müzakerelerin en üst seviyede yürütüldüğü organ olarak kabul ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>UNFCCC, 1992 yılında küresel sıcaklık artışını sınırlayarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaları için uluslararası işbirliği oluşturmak amacıyla imzalanarak, 1994 yılında yürürlüğe girdi. Türkiye’nin 2004 yılında onayladığı ve taraf olduğu Sözleşme’nin bugün 196 ülke ve Avrupa Birliği olmak üzere 197 tarafı bulunuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Paris İklim Anlaşması gereğince, ülkeler Ulusal Katkı Beyanlarını (Nationally Determined Contributions - NDC) paylaşarak ulusal sera gazı azaltım hedeflerini açıklar. Taraf ülkeler, her beş yılda bir iklim hedeflerini güncelleyerek iyileştirir ve UNFCCC sekretaryasına sunar. Ülkelerin beyanları sonrası yapılan hesaplamalarla 1,5℃ hedefi arasındaki emisyon farkına, emisyon açığı (emissions gap) ismi veriliyor. BM Çevre Programı’nın (UNEP) son </span><a href="https://www.unep.org/events/publication-launch/emissions-gap-report-2024-launch"><span>Emissions Gap Report 2024</span></a><span> raporuna göre, mevcut tüm NDC'ler uygulansa bile, dünya yüzyılın sonuna kadar 2.6°C ısınmaya doğru ilerliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sözleşmeye taraf 196 ülkenin yeni küresel iklim finansmanı, özellikle fosil yakıtlardan uzaklaşma yoluyla sera gazı emisyonlarını sonlandırma hedefleri, sıfır karbon ekonomilerine adil geçiş ve iklim hasarlarında en az sorumluluğa sahip oldukları halde bu hasarların yükünü çeken düşük gelirli ülkelerde iklim hasarlarını azaltma tedbirleri gibi konuları tartışacağı toplantıya katılacak.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye açısından bakıldığında, <a href="https://unfccc.int/sites/default/files/NDC/2023-04/T%C3%9CRK%C4%B0YE_UPDATED%201st%20NDC_EN.pdf">Türkiye’nin UNFCCC Sekretaryasına 2022 yılında sunduğu güncellenmiş ulusal katkı beyanı</a>, 2030 yılına kadar artıştan yüzde 41 azaltım yapılacağını taahhüt ederken, toplamda emisyonların yüzde 30 artıracağına işaret ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Trump'ın ABD zaferini ilan etmesiyle birlikte ABD’nin daha fazla petrol ve doğalgaz sondajı yapmaya çalışması ve Paris Anlaşması'ndan bir kez daha çekilmesi bekleniyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Jeopolitik belirsizliklere rağmen, bir önceki ABD Başkanı Joe Biden yönetimi tarafından belirlenen iklim politikalarının birçoğunun hem ülke içinde hem de UNFCCC bağlamında dirençli kalması bekleniyor. COP29'da Biden yönetiminin yeni bir iklim finansmanı hedefinin gerçekleştirilmesi sağlanabilecek mi, bu izlenecek önemli gündem başlıklarından biri olacak. </span></span></span></p>

<p><em><span><span><span><strong>COP29 kritik bir döneme denk geliyor. Bakü'deki görüşmeler, ilk kez 2015 yılında Paris'te dile getirilen Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedefi gerçekleştirme yetkisine sahip. Yıllar içinde artan ve milyonlarca kişiyi etkilemeye devam eden finansman açığının acilen ele alınması gerekiyor. </strong></span></span></span></em></p>

<h2><span><span><span><strong>COP29 BİR FİNANS COP’U OLABİLECEK Mİ?</strong></span></span></span></h2>

<p><span><span><span>COP29'un yeni bir iklim finansmanı hedefi olan Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedef (</span><a href="https://unfccc.int/NCQG"><span>New Collective Quantified Goal on Climate Finance - NCQG</span></a><span>) üzerinde anlaşmaya varması gerekiyor. Yeni hedefe ilişkin görüşmeler son üç yıldır devam ediyor ve Bakü'de kritik bir döneme girilecek.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında COP29 kritik bir döneme denk geliyor. Bakü'deki görüşmeler, ilk kez 2015 yılında Paris'te dile getirilen Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedefi gerçekleştirme yetkisine sahip. Yıllar içinde artan ve milyonlarca kişiyi etkilemeye devam eden finansman açığının acilen ele alınması gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>OECD'ye göre 100 milyar dolarlık orijinal taahhüt ilk kez 2023 yılında yerine getirildi. Bu yıl ülkeler, gelişmekte olan ülkelerin 1 ila 1,3 trilyon dolar arasında talepte bulunmasıyla trilyonlarca dolarlık bir iklim finansmanı hedefine ulaşmayı hedefliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bir anlaşmaya varılması, enerji dönüşümünde gelişmekte olan ülkelerin desteklenmesi açısından kilit önem taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Öte yandan ev sahibi Azerbaycan, bir petrol ve doğal gaz ihracatçısı ülke olarak kritik derecede yetersiz bir NDC’ye sahip olarak değerlendiriliyor ve petrol ve doğal gaz yatırımlarını 2035 yılına kadar yüzde 14 oranında artırmayı planlıyor. Azerbaycan’ın girişimleri arasında 1 milyar dolarlık </span><a href="https://cop29.az/en/media-hub/news/azerbaijan-launches-climate-finance-action-fund-in-package-of-initiatives-for-cop29"><span><u>İklim Finansmanı Eylem Fonu</u></span></a><span> da yer alıyor; başarılı bir şekilde başlatılması halinde fosil yakıt üreticisi ülkeler ve şirketler iklim finansmanına katkıda bulunacak. </span></span></span></p>

<p><em><span><span><span><strong>Trump yönetiminin yüzlerce çevre koruma uygulamasını geri almaktan fosil yakıtların yaygınlaştırılmasına, Paris Anlaşması'nın terk edilmesine ve kömürün desteklenmesine kadar uzanan kötü sicili, ABD'nin iklim ve çevre konusunda herhangi bir liderlik rolü üstlenmeyeceğini, aksine inkar ve kuralsızlaştırma ile sekteye uğrayacağını ortaya koyuyor.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span><span><span><strong>FOSİL YAKITLARIN KULLANIMDAN KALDIRILMASI BAŞKA BAHARA MI?</strong></span></span></span></h2>

<p><span><span><span>COP lider Troykası’ndan Azerbaycan ve Brezilya ile birlikte Birleşik Krallık’ın COP'un ilk günlerinde yeni iklim planlarını açıklamaları bekleniyor. Birleşik Arap Emirlikleri geçtiğimiz günlerde yeni bir NDC açıkladı, ancak uzmanlar bunun 1,5℃ hedefini karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Şubat 2025'e kadar açıklanması gereken yeni NDC'lerin, ülkelerin fosil yakıtlardan 'uzaklaşmayı' taahhüt etmesi ve yenilenebilir enerji kapasitesi ve enerji verimliliği için hedefler belirlenmesi bekleniyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Diğer yandan, Trump yönetiminin yüzlerce çevre koruma uygulamasını geri almaktan fosil yakıtların yaygınlaştırılmasına, Paris Anlaşması'nın terk edilmesine ve kömürün desteklenmesine kadar uzanan kötü sicili, ABD'nin iklim ve çevre konusunda herhangi bir liderlik rolü üstlenmeyeceğini, aksine inkar ve kuralsızlaştırma ile sekteye uğrayacağını ortaya koyuyor. İkim eylemine ABD’nin liderlik etmesi mümkün olmayacağı için bu görevi AB üstlenecek gibi duruyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu açıdan bakıldığında iklim eylemi hem Avrupa hem de ABD için bir güvenlik ve liderlik meselesi olarak görülecek…</span></span></span></p>

<p><span><span><span>COP'ta çok taraflı işbirliği hayati önem taşıyor çünkü yeterli iklim finansmanı, ticaret politikalarının gelişmekte olan ülkelerin geçiş planlarını ve kalkınma hedeflerini engellememesini, aksine geliştirmesini sağlamak için bir ön koşul. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ticaret konusunda artan endişeler, gelişmekte olan ülkeleri desteklemek için yapıcı çok taraflı işbirliğine ve iklim finansmanı konusunda iddialı taahhütlere duyulan ihtiyacı güçlendiriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD'nin iklim ve ticaret politikaları konusundaki tutumundaki muhtemel değişim, AB ve BASIC ülkelerinin liderliği ve çok taraflı işbirliği için, karbon sınır ayarlama vergilerine odaklanan geçmiş COP gerilimlerinin üstesinden gelmek de dahil olmak üzere bir alan sağlıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Elbette, Trump’la birlikte ABD’nin gelecekteki tutumu, diğer dünya güçlerinin harekete geçmekten kaçınmasına kılıf oluşturmamalı…</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son olarak, karbon emisyonları ve Paris Anlaşması hedeflerine yönelik ilerleme ölçümü için yıllık altın standart raporu olan </span><a href="https://globalcarbonbudget.org/"><span><u>Küresel Karbon Bütçesi</u></span></a><span>, geçtiğimiz yılın küresel bir görüntüsü, 2024 projeksiyonları ve liderleri ve geride kalanları anlamaya yardımcı olmak için ülke düzeyinde verilerle 13 Kasım'da yayınlanacak.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bizi bu havalar mahvetti: Sıcak hava kaynaklı gelir kaybı 850 milyon dolar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bizi-bu-havalar-mahvetti-sicak-hava-kaynakli-gelir-kaybi-850-milyon-dolar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bizi-bu-havalar-mahvetti-sicak-hava-kaynakli-gelir-kaybi-850-milyon-dolar</guid>
<description><![CDATA[ Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden Lancet’in, Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayım 2024 Raporu’ndaki tespitlere göre, 2023’te sıcağa maruz kalma nedeniyle 471 milyon işgücü saati kaybedildi. Sıcak hava nedeniyle işgücü kapasitesinin azalmasından kaynaklı potansiyel gelir kaybı 850 milyon dolar olarak hesaplandı.

Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor” sözünü hatırladım. 

Türkiye’yi refah, hukuk, demokrasi, kişisel haklar gibi önemli konularda hiçbir yere taşımayan kısır gündemlerden, kadın cinayetlerinden, şiddetten, çocuk tacizlerinden, giderek derinleşen ekonomik krizin etkilerinden, siyaset sahnesindeki ayak kaydırma oyunlarından konuşmamız gereken konuları bir türlü ön sıralara alıp konuşamıyoruz. 

Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkanı vermediği gibi yanı başından hızla akıp giden yeni çağın olumlu ve olumsuz hassasiyetlerine farkındalık yaratamıyor, içinde bulunduğu devri anlayamıyor, ne fırsatları değerlendirebiliyor nede tehditlere kendini hazır hale getirebiliyor. 

Gündemde neler olduğunu tek tek sıralamaya gerek yok, bu günlerde hangi konular iktidar için araçsallaştırmaya uygunsa siyaset sahnesine onlar taşınıyor. 

İsterdim ki Türkiye bugününü, geleceğini sağlıklı, refah, eşit, özgür, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği bir ülke olmaya hazırlıyor olsun… Maalesef, bunun çok çok uzağındayız. Özellikle iklim krizinin etkilerine giderek daha açık, daha kırılgan bir ülke haline geliyoruz ve buna karşı kalıcı olacak hiçbir çözüm, hiçbir planlama ve hiçbir eylem içinde değiliz.

Bu hafta dünyanın önde gelen tıp dergilerinden Lancet, sağlık ve iklim değişikliği üzerine hazırladığı 8’inci Lancet Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayım 2024 Raporu’nu (Lancet Countdown 2024) yayımladı.

Önce, raporun küresel anlamdaki genel tespitlerinden bahsedelim, ardından Türkiye ile ilgili hangi çarpıcı noktalara dikkat çekilmiş onlara bakalım. 

The Lancet’in çalışmasına göre, uzmanlar fosil yakıtlara harcanan trilyonlarca doların insanların sağlığını, yaşamlarını ve geçim kaynaklarını korumaya yönlendirilmesi çağrısında bulunurken, iklim değişikliğinin sağlık tehditleri rekor seviyelere ulaştı…

Lancet Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayımı’nın 8’nci yıllık gösterge raporunda yer alan yeni küresel bulgular, her ülkedeki insanların hızla değişen iklim nedeniyle sağlık ve hayatta kalmaya yönelik rekor düzeyde tehditlerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

2023 yılında insanlar, iklim değişikliği olmadan beklenenden ortalama 50 gün daha fazla sağlığı tehdit eden sıcaklıklara maruz kaldı. Aşırı kuraklık küresel kara alanının yüzde 48&#039;ini etkiledi, bu kaydedilen ikinci en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. 

DÜNYA ORTALAMA 50 GÜN DAHA FAZLA SICAKLIKLA KARŞI KARŞIYA KALDI

Bu yılki rapor, her ülkede, sağlık tehditlerini izleyen 15 göstergeden 10&#039;unun yeni rekorlara ulaştığını ortaya koyuyor. Rekor kıran bazı göstergeler şunlar:

- 2023 yılında insanlar, iklim değişikliği olmadan beklenenden ortalama 50 gün daha fazla sağlığı tehdit eden sıcaklıklara maruz kaldı. 

- Aşırı kuraklık küresel kara alanının yüzde 48&#039;ini etkiledi, bu kaydedilen ikinci en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. 

- 1981-2010&#039;dan bu yana kuraklık ve sıcak hava dalgası olaylarındaki artış, 2022&#039;de değerlendirilen 124 ülkede 151 milyon daha fazla insanın orta veya şiddetli gıda güvensizliği yaşamasıyla ilişkilendirildi, bu kaydedilen en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. 

- Raporun yazarları, fosil yakıtlara ısrarla yatırım yaparak “yangını körüklemeye” devam eden hükümetleri ve şirketleri, tüm zamanların en yüksek enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarını ve dünya genelinde insanların hayatta kalma şanslarını daraltan adaptasyonda yıllarca süren gecikmeleri kınıyor.

- Rapor, net sıfır emisyon sağlamak ve sağlıklı bir geleceği güvence altına almak için gerekli mali kaynakların mevcut olduğunun altını çiziyor. Ancak hükümetler ve şirketler fosil yakıt sübvansiyonlarına ve iklim değişikliğini daha da kötüleştiren yatırımlara trilyonlarca dolar harcıyor; bu paralar temiz yenilenebilir enerjiye ve insanların sağlığına, geçim kaynaklarına ve refahına fayda sağlayan faaliyetlere yönlendirilebilir.

- Yazarlar, bulguların finansal sistemlerde küresel sağlık merkezli bir dönüşümü - kaynakların fosil yakıt temelli ekonomiden sıfır emisyonlu bir geleceğe doğru kaydırılması - zorlaması gerektiğini, bunun da gelişmiş enerji erişimi ve güvenliği, daha temiz hava ve su, daha sağlıklı beslenme ve yaşam tarzları ve daha sürdürülebilir iş fırsatları yoluyla hızlı sağlık ve ekonomik faydalar sağlayacağını savunuyor.

Giderek daha sık ve yoğun kuraklıklar ve sıcak hava dalgaları ürün verimliliğini tehdit ediyor, gıda güvenliğini zayıflatıyor, daha da ötesinde yetersiz beslenme ve bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini artırıyor.

TÜRKİYE’DE YÜKSEK SICAKLIKLARA MARUZ KALMA ARTIYOR

 ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/11/bizi-bu-havalar-mahvetti-sicak-hava-kaynakli-gelir-kaybi-850-milyon-dolar-1730484012.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bizi, havalar, mahvetti:, Sıcak, hava, kaynaklı, gelir, kaybı, 850, milyon, dolar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><strong>Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden Lancet’in, Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayım 2024 Raporu’ndaki tespitlere göre, 2023’te sıcağa maruz kalma nedeniyle 471 milyon işgücü saati kaybedildi. Sıcak hava nedeniyle işgücü kapasitesinin azalmasından kaynaklı potansiyel gelir kaybı 850 milyon dolar olarak hesaplandı.</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor” sözünü hatırladım. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye’yi refah, hukuk, demokrasi, kişisel haklar gibi önemli konularda hiçbir yere taşımayan kısır gündemlerden, kadın cinayetlerinden, şiddetten, çocuk tacizlerinden, giderek derinleşen ekonomik krizin etkilerinden, siyaset sahnesindeki ayak kaydırma oyunlarından konuşmamız gereken konuları bir türlü ön sıralara alıp konuşamıyoruz. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkanı vermediği gibi yanı başından hızla akıp giden yeni çağın olumlu ve olumsuz hassasiyetlerine farkındalık yaratamıyor, içinde bulunduğu devri anlayamıyor, ne fırsatları değerlendirebiliyor nede tehditlere kendini hazır hale getirebiliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Gündemde neler olduğunu tek tek sıralamaya gerek yok, bu günlerde hangi konular iktidar için araçsallaştırmaya uygunsa siyaset sahnesine onlar taşınıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>İsterdim ki Türkiye bugününü, geleceğini sağlıklı, refah, eşit, özgür, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği bir ülke olmaya hazırlıyor olsun… Maalesef, bunun çok çok uzağındayız. Özellikle iklim krizinin etkilerine giderek daha açık, daha kırılgan bir ülke haline geliyoruz ve buna karşı kalıcı olacak hiçbir çözüm, hiçbir planlama ve hiçbir eylem içinde değiliz.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Bu hafta dünyanın önde gelen tıp dergilerinden Lancet, sağlık ve iklim değişikliği üzerine hazırladığı 8’inci </strong><strong><em>Lancet</em></strong><strong> </strong></span><strong><a href="https://www.thelancet.com/countdown-health-climate"><span>Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayım 2024 Raporu</span></a></strong><span><strong>’nu </strong><strong>(Lancet Countdown</strong><strong> 2024) </strong><strong>yay</strong><strong>ımladı.</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Önce, raporun küresel anlamdaki genel tespitlerinden bahsedelim, ardından Türkiye ile ilgili hangi çarpıcı noktalara dikkat çekilmiş onlara bakalım. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>The Lancet’in çalışmasına göre, uzmanlar fosil yakıtlara harcanan trilyonlarca doların insanların sağlığını, yaşamlarını ve geçim kaynaklarını korumaya yönlendirilmesi çağrısında bulunurken, iklim değişikliğinin sağlık tehditleri rekor seviyelere ulaştı…</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Lancet Sağlık ve İklim Değişikliği Geri Sayımı’nın 8’nci yıllık gösterge raporunda yer alan yeni küresel bulgular, her ülkedeki insanların hızla değişen iklim nedeniyle sağlık ve hayatta kalmaya yönelik rekor düzeyde tehditlerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.</span></span></span></p>

<p><em><span><span><span><strong>2023 yılında insanlar, iklim değişikliği olmadan beklenenden ortalama 50 gün daha fazla sağlığı tehdit eden sıcaklıklara maruz kaldı. Aşırı kuraklık küresel kara alanının yüzde 48'ini etkiledi, bu kaydedilen ikinci en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. </strong></span></span></span></em></p>

<p><span><span><span><strong>DÜNYA ORTALAMA 50 GÜN DAHA FAZLA SICAKLIKLA KARŞI KARŞIYA KALDI</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu yılki rapor, her ülkede, sağlık tehditlerini izleyen 15 göstergeden 10'unun yeni rekorlara ulaştığını ortaya koyuyor. Rekor kıran bazı göstergeler şunlar:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 2023 yılında insanlar, iklim değişikliği olmadan beklenenden ortalama 50 gün daha fazla sağlığı tehdit eden sıcaklıklara maruz kaldı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Aşırı kuraklık küresel kara alanının yüzde 48'ini etkiledi, bu kaydedilen ikinci en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 1981-2010'dan bu yana kuraklık ve sıcak hava dalgası olaylarındaki artış, 2022'de değerlendirilen 124 ülkede 151 milyon daha fazla insanın orta veya şiddetli gıda güvensizliği yaşamasıyla ilişkilendirildi, bu kaydedilen en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Raporun yazarları, fosil yakıtlara ısrarla yatırım yaparak “yangını körüklemeye” devam eden hükümetleri ve şirketleri, tüm zamanların en yüksek enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarını ve dünya genelinde insanların hayatta kalma şanslarını daraltan adaptasyonda yıllarca süren gecikmeleri kınıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Rapor, net sıfır emisyon sağlamak ve sağlıklı bir geleceği güvence altına almak için gerekli mali kaynakların mevcut olduğunun altını çiziyor. Ancak hükümetler ve şirketler fosil yakıt sübvansiyonlarına ve iklim değişikliğini daha da kötüleştiren yatırımlara trilyonlarca dolar harcıyor; bu paralar temiz yenilenebilir enerjiye ve insanların sağlığına, geçim kaynaklarına ve refahına fayda sağlayan faaliyetlere yönlendirilebilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Yazarlar, bulguların finansal sistemlerde küresel sağlık merkezli bir dönüşümü - kaynakların fosil yakıt temelli ekonomiden sıfır emisyonlu bir geleceğe doğru kaydırılması - zorlaması gerektiğini, bunun da gelişmiş enerji erişimi ve güvenliği, daha temiz hava ve su, daha sağlıklı beslenme ve yaşam tarzları ve daha sürdürülebilir iş fırsatları yoluyla hızlı sağlık ve ekonomik faydalar sağlayacağını savunuyor.</span></span></span></p>

<p><em><span><span><span><strong>Giderek daha sık ve yoğun kuraklıklar ve sıcak hava dalgaları ürün verimliliğini tehdit ediyor, gıda güvenliğini zayıflat</strong><strong>ıyor, daha da ötesinde yetersiz beslenme ve bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini artırıyor.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span><span><span><strong>TÜRKİYE’DE YÜKSEK SICAKLIKLARA MARUZ KALMA ARTIYOR</strong></span></span></span></h2>

<p><span><span><span>Raporda Türkiye’de sağlık ver iklim kriziyle ile ilgili genel değerlendirme bölümünde şu ifadeler yer alıyor:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sıcaklık ve sağlık eğilimleri arasındaki ilişki özellikle endişe verici, nüfusun yüksek sıcaklıklara maruz kalma oranında artışlar yaşıyor, bu durum geçim kaynaklarını zayıflatıyor ve insanların sağlığını ve refahını tehdit ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Giderek daha sık ve yoğun kuraklıklar ve sıcak hava dalgaları ürün verimliliğini tehdit ediyor, gıda güvenliğini zayıflatıyor, daha da ötesinde yetersiz beslenme ve bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini artırıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hava kirliliği toplumun genel sağlığını etkiliyor ve sıfır emisyonlu, temiz enerji kaynaklarına geçişle önlenebilecek yüksek bir hastalık ve ölüm yükü var.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>TÜRKİYE’NİN POTANSİYEL KAYBI 850 MİLYON DOLAR</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rapor, iklim değişikliği ve sağlık bağlamında Türkiye ile ilgili başa çarpıcı veriler de ortaya koyuyor:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 2014-2023 yılları arasında, Türkiye'de her bir bebek ve 65 yaş üstü yetişkin sırasıyla yılda ortalama 14,8 gün ve 13,7 gün sıcak hava dalgasına maruz kaldı. Sadece 2023 yılında, aynı gruplar yılda 24,8 gün ve 21,9 gün sıcak hava dalgasına maruz kaldı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 2023 yılında sıcağa maruz kalma nedeniyle 471 milyon işgücü saati kaybedildi; bu da 1990-1999 yıllık ortalamasına göre yüzde 14'lük bir artış anlamına geliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Türkiye’nin 2023 yılında sıcak hava nedeniyle işgücü kapasitesinin azalmasından kaynaklanan potansiyel gelir kaybı 846 milyon ABD doları olarak hesaplandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 2019-2023 yılları arasında her yıl, Türkiye'nin yüzölçümünün yüzde 82,7'si en az bir ay, yüzde 43,3'ü en az üç ay ve yüzde 11,7'si en az altı ay aşırı kuraklık yaşadı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Yapılan hesaplamalara göre 2021 yılında Türkiye’de 51 bin ölüm antropojenik hava kirliliğine (PM2.5) atfedilebilir. Kömür ve gaz dahil olmak üzere fosil yakıtlar bu ölümlerin yüzde 56,5'ine katkıda bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Türkiye’de 2021 yılında hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin ekonomik değeri 40,75 milyar ABD doları olarak hesaplandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>İklim değişikliğinden kaynaklanan çoklu sağlık tehditleri tehlikeli yeni rekorlar kırarken, </strong><strong><em>Lancet</em></strong><strong><em>’in raporu</em></strong><strong>, fosil yakıtları finanse etmek için harcanan trilyonlarca doların yeniden yönlendirilmesi ve dünya çapında milyarlarca insanın sağlığına zarar vermek yerine net sıfı</strong><strong>r sera gaz</strong><strong>ı ekonomisine hızlı ve adil bir geçiş için kullanılması çağrısında bulunuyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yeni ve güncellenmiş göstergeler, hükümetlerin ve şirketlerin fosil yakıtlara yaptıkları ısrarlı yatırımlar, tüm zamanların en yüksek sera gazı emisyonları ve dünyanın dört bir yanındaki insanların hayatta kalma şansını azaltan şaşırtıcı ağaç kayıplarıyla yangını körüklemeye devam ettiklerini ortaya koyuyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>2023 yılında, enerjiyle ilgili küresel karbondioksit emisyonları 2022'nin yüzde 1,1 üzerine çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı ve küresel enerji sistemindeki fosil yakıtların oranı 2021 yılında son 10 yılda ilk kez artarak tüm enerjinin yüzde 80,3'üne ulaştı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İklim eylemi finansman eksikliği nedeniyle sınırlanırken, fosil yakıt yatırımı 2023'te küresel enerji yatırımının yüzde 36,6'sını çekmeye devam etti ve birçok hükümet Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından yükselen enerji fiyatlarına yanıt olarak açık fosil yakıt sübvansiyonlarını da artırdı. 2022 yılında, raporda analiz edilen 86 ülkeden 72'si (yüzde 84) fosil yakıtları toplamda 1,4 trilyon dolar (hem karbon fiyatlandırması hem de fosil yakıt sübvansiyonlarının katkısı dikkate alındığında) gibi rekor bir net tutarda sübvanse ederek COP28'de iklim eylemini desteklemek için verilen mali taahhütleri gölgede bıraktı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu sübvansiyonlar 47 ülkede ulusal sağlık harcamalarının yüzde 10'unu, 23 ülkede ise yüzde 100'ünü aştı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu endişe verici arka plan karşısında, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız ülkeleri desteklemek üzere 2022 yılında COP27'de kurulan Kayıp ve Zarar Fonu, her yıl tahmini ihtiyacın yüzde 0,2'sinden daha azına tekabül eden 700 milyon dolar gibi çok daha küçük bir meblağda ilk taahhütleri aldı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Benzer şekilde, kırılgan ülkelerin iklim değişikliğiyle başa çıkmalarını desteklemek için vaat edilen yılda 100 milyar dolar gibi nispeten mütevazı bir miktarın sağlanmasında 10 yıl süren gecikme, ilerlemeyi engelledi ve küresel eşitsizlikleri artırdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rekor kârlarla desteklenen dünyanın en büyük 114 petrol ve gaz şirketi (2040 yılına kadar öngörülen tüm üretimin yüzde 80'ini kapsayan), geçen yıldan bu yana öngörülen fosil yakıt üretim seviyelerini arttırdı; bu da sera gazı emisyonlarının 1,5°C ısınma ile uyumlu seviyeleri 2030 yılında yüzde 59, 2040 yılında ise şaşırtıcı bir şekilde yüzde 189 oranında aşmasına yol açacak ve Paris Anlaşması ile uyumluluklarını daha da azaltacak. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Daha da kötüsü, bu şirketlerin 33'ünün 2040 yılında 1.5°C ile uyumlu sera gazı emisyonlarını yüzde 300'ün üzerinde aşması bekleniyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Buna ek olarak, bu yılki raporda yer alan yeni veriler, 2016 (Paris Anlaşması'nın yürürlüğe girdiği tarih) ile 2022 yılları arasında küresel ağaç örtüsünün yüzde 5'ine denk gelen yaklaşık 182 milyon hektar ormanın yok edildiğini ve dünyanın karbondioksiti yakalama konusundaki doğal kapasitesinin azaldığını tahmin ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>En büyük ağaç örtüsü kayıpları Rusya (35,8 milyon hektar), ABD ve Kanada'da (her ülkede yaklaşık 15 milyon hektar) yaşandı.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İklim krizinin azımsanan gerçeği: Zenginin karbon ayak izi, züğürdün çenesini yormayı sürdürüyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/iklim-krizinin-azimsanan-gercegi-zenginin-karbon-ayak-izi-zugurdun-cenesini-yormayi-surduruyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/iklim-krizinin-azimsanan-gercegi-zenginin-karbon-ayak-izi-zugurdun-cenesini-yormayi-surduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan bir çalışmaya göre, karbon ayak izi eşitsizliği yeterince anlaşılmadığı gibi azımsanıyor. Farklı ülkelerden sadece 125 milyarder dünya nüfusunun yüzde 90’ında yer alan herhangi bir kişiden 1 milyon kat daha fazla emisyona sebep oluyor. Özellikle zengin ülkeler fosil yakıt yardımlarına son vererek, çevreyi kirletenlere ödeme yaptırarak ve adil olmayan mali kuralları değiştirerek trilyonlarca dolarlık hibeye eşdeğer iklim finansmana erişime olanak sağlayabilir… 

Çok bilinen bir söz vardır: Fakirleri doyuramadığımız için değil, zenginleri doyuramadığımız için açlık, yoksulluk, sefalet bitmiyor. Bunu biraz da genişlettiğimizde aslında pekala zenginleri bir türlü memnun edemediğimiz için iklim kriziyle ilgili acil, kararlı ve sistematik uygulamalara geçemiyoruz da diyebiliriz.

Zenginlik ve iklim krizi arasındaki ilişkiye dair son birkaç haftada önemli araştırmalar paylaşıldı. Bunların her biri bağımsız birer araştırma olarak farklı verilerle ortaya konmuş olsa da ortak ve paralel bazı özelliklere sahip. 

O araştırmalara geçmeden önce bundan tam bir yıl önce açıklanmış başka bir araştırmanın sonuçlarına atıf yapalım…

Oxfam ve Stockholm Çevre Enstitüsü&#039;nün The Guardian gazetesi ile birlikte yürüttüğü The Great Carbon Divide (Büyük Karbon Uçurumu) başlıklı araştırmasına göre, dünyanın en zengin yüzde 1&#039;i en yoksul yüzde 66&#039;dan daha fazla karbon salımına neden oluyor. 

Yani, insanlığın en zengin yüzde 1&#039;lik kesimi, en yoksul yüzde 66&#039;lık kesimden daha fazla karbon emisyonundan sorumlu olup, bu durum savunmasız topluluklar ve iklim acil durumuyla mücadeleye yönelik küresel çabalar açısından vahim sonuçlar doğuruyor.

Milyarderler gezegeni yok etme noktasına kadar yağmalıyor…

Küresel iklim eşitsizliği üzerine bugüne kadar yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri olan bu araştırmaya göre, milyarderler, milyonerler ve yılda 140 bin dolardan fazla maaş alanlar dahil 77 milyon kişiden oluşan bu elit grup, 2019 yılında tüm karbon emisyonlarının yüzde 16&#039;sından sorumlu.

Bu oran, sıcaklık nedeniyle 1 milyondan fazla ölüme neden olmaya yetiyor.

Rapor, ABD Çevre Koruma Ajansı tarafından kullanılan ve her 1 milyon ton karbon için dünya çapında 226 fazla ölüm anlamına gelen ölüm maliyeti formülünü kullanarak, sadece yüzde 1&#039;in emisyonlarının önümüzdeki on yıllar boyunca 1,3 milyon insanın sıcaklığa bağlı ölümüne neden olacağını hesapladı.

Araştırmaya göre yoksulluk içinde yaşayan insanlar, marjinalleşmiş etnik topluluklar, göçmenler ve aşırı hava koşullarına karşı savunmasız evlerde ya da dışarıda yaşayan ve çalışan kadınlar ve kız çocukları orantısız bir şekilde acı çekiyor. Bu grupların tasarruf, sigorta veya sosyal korumaya sahip olma ihtimalleri daha düşük. 

Bu da onları sel, kuraklık, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları karşısında hem ekonomik hem de fiziksel olarak daha fazla risk altında bırakıyor. BM, gelişmekte olan ülkelerin aşırı hava koşullarına bağlı ölümlerin yüzde 91&#039;inden sorumlu olduğunu söylüyor.

Kirleten kirlettiği ile kalıyor, iklim krizine katkısı hiç olmayan kesimler “zenginlerin kirletme hakkının” acısını çekiyor. 

Milyarderlere servet vergisi uygulansa 500 milyar dolar gelir

Oil Change International’ın geçen ay yeni yayımlanan araştırması, zengin ülkelerin servet vergisi, kurumlar vergisi ve fosil yakıtlara yönelik vergilerin toplamından yılda 5 trilyon dolar gelir elde edebileceğini gösterdi.

Milyarderlere uygulanacak bir servet vergisi ile dünya çapında 483 milyar dolar gelir elde edebilirken, finansal işlem vergisi ile 327 milyar dolar toplanabilir. Büyük teknoloji, silah ve lüks moda satışlarından alınacak vergilerin toplamı da 112 milyar dolara ulaşacak. 

Dünya çapında uygulandığı takdirde kamu askeri harcamalarının yüzde 20’sinin yeniden dağıtılması ise 454 milyar dolar değerinde olacak.

Fosil yakıtlara verilen sübvansiyonların durdurulması, zengin dünyada 270 milyar dolarlık, dünya çapında ise yaklaşık 846 milyar dolarlık kamu parasının serbest kalmasına neden olacak. Fosil yakıt çıkarımına ilişkin vergiler zengin dünyada 160 milyar dolar, küresel olarak ise 618 milyar dolar değerinde olacak.

Özellikle zengin ülkeler fosil yakıt yardımlarına son vererek, çevreyi kirletenlere ödeme yaptırarak ve adil olmayan mali kuralları değiştirerek trilyonlarca dolarlık hibe ve hibeye eşdeğer iklim finansmana erişime olanak sağlayabilir…

Dünyanın farklı ülkelerinden 125 milyarder, dünya nüfusunun daha düşük gelirli yüzde 90’lık kısmında yer alan herhangi birinden 1 milyon kat daha fazla emisyona sebep oluyor. 

ZENGİNLERİN KARBON AYAK İZİ, TAHMİNLERDEN ÇOK DAHA YÜKSEK

Karbon ayak iziniz, hem dünyanın hangi ülkesinde yaşadığınıza hem de gelir seviyenize bağlı olarak büyük farklılık gösteriyor. ABD’de yaşayan birinin karbon ayak izi, ortalama bir Nijeryalı’nın karbon ayak izinden yaklaşık 13 kat daha büyük. 

Öte yandan, dünyanın farklı ülkelerinden 125 milyarder, dünya nüfusunun daha düşük gelirli yüzde 90’lık kısmında yer alan herhangi bir ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/10/iklim-krizinin-azimsanan-gercegi-zenginin-karbon-ayak-izi-zugurdun-cenesini-yormayi-surduruyor-1727979071.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İklim, krizinin, azımsanan, gerçeği:, Zenginin, karbon, ayak, izi, züğürdün, çenesini, yormayı, sürdürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><strong><span>Yapılan bir çalışmaya göre, karbon ayak izi eşitsizliği yeterince anlaşılmadığı gibi azımsanıyor. Farklı ülkelerden sadece 125 milyarder dünya nüfusunun yüzde 90’ında yer alan herhangi bir kişiden 1 milyon kat daha fazla emisyona sebep oluyor. Özellikle zengin ülkeler fosil yakıt yardımlarına son vererek, çevreyi kirletenlere ödeme yaptırarak ve adil olmayan mali kuralları değiştirerek trilyonlarca dolarlık hibeye eşdeğer iklim finansmana erişime olanak sağlayabilir… </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Çok bilinen bir söz vardır: Fakirleri doyuramadığımız için değil, zenginleri doyuramadığımız için açlık, yoksulluk, sefalet bitmiyor. Bunu biraz da genişlettiğimizde aslında pekala zenginleri bir türlü memnun edemediğimiz için iklim kriziyle ilgili acil, kararlı ve sistematik uygulamalara geçemiyoruz da diyebiliriz.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Zenginlik ve iklim krizi arasındaki ilişkiye dair son birkaç haftada önemli araştırmalar paylaşıldı. Bunların her biri bağımsız birer araştırma olarak farklı verilerle ortaya konmuş olsa da ortak ve paralel bazı özelliklere sahip. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>O araştırmalara geçmeden önce bundan tam bir yıl önce açıklanmış başka bir araştırmanın sonuçlarına atıf yapalım…</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Oxfam ve Stockholm Çevre Enstitüsü'nün The Guardian gazetesi ile birlikte yürüttüğü </span><a href="https://www.theguardian.com/environment/2023/nov/20/richest-1-account-for-more-carbon-emissions-than-poorest-66-report-says"><span>The Great Carbon Divide (Büyük Karbon Uçurumu) başlıklı araştırmasına</span></a><span> </span><span>göre, dünyanın en zengin yüzde 1'i en yoksul yüzde 66'dan daha fazla karbon salımına neden oluyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Yani, insanlığın en zengin yüzde 1'lik kesimi, en yoksul yüzde 66'lık kesimden daha fazla karbon emisyonundan sorumlu olup, bu durum savunmasız topluluklar ve iklim acil durumuyla mücadeleye yönelik küresel çabalar açısından vahim sonuçlar doğuruyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Milyarderler gezegeni yok etme noktasına kadar yağmalıyor…</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Küresel iklim eşitsizliği üzerine bugüne kadar yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri olan bu araştırmaya göre, milyarderler, milyonerler ve yılda 140 bin dolardan fazla maaş alanlar dahil 77 milyon kişiden oluşan bu elit grup, 2019 yılında tüm karbon emisyonlarının yüzde 16'sından sorumlu.</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu oran, sıcaklık nedeniyle 1 milyondan fazla ölüme neden olmaya yetiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rapor, ABD Çevre Koruma Ajansı tarafından kullanılan ve her 1 milyon ton karbon için dünya çapında 226 fazla ölüm anlamına gelen ölüm maliyeti formülünü kullanarak, sadece yüzde 1'in emisyonlarının önümüzdeki on yıllar boyunca 1,3 milyon insanın sıcaklığa bağlı ölümüne neden olacağını hesapladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmaya göre yoksulluk içinde yaşayan insanlar, marjinalleşmiş etnik topluluklar, göçmenler ve aşırı hava koşullarına karşı savunmasız evlerde ya da dışarıda yaşayan ve çalışan kadınlar ve kız çocukları orantısız bir şekilde acı çekiyor. Bu grupların tasarruf, sigorta veya sosyal korumaya sahip olma ihtimalleri daha düşük. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu da onları sel, kuraklık, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları karşısında hem ekonomik hem de fiziksel olarak daha fazla risk altında bırakıyor. BM, gelişmekte olan ülkelerin aşırı hava koşullarına bağlı ölümlerin yüzde 91'inden sorumlu olduğunu söylüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Kirleten kirlettiği ile kalıyor, iklim krizine katkısı hiç olmayan kesimler “zenginlerin kirletme hakkının” acısını çekiyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Milyarderlere servet vergisi uygulansa 500 milyar dolar gelir</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><a href="https://www.oilchange.org/publications/road-to-cop29-shifting-and-unlocking-public-finance-for-a-fair-fossil-fuel-phase-out/"><span>Oil Change International’ın geçen ay yeni yayımlanan araştırması</span></a></strong><strong><span>, zengin ülkelerin servet vergisi, kurumlar vergisi ve fosil yakıtlara yönelik vergilerin toplamından yılda 5 trilyon dolar gelir elde edebileceğini gösterdi.</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Milyarderlere uygulanacak bir servet vergisi ile dünya çapında 483 milyar dolar gelir elde edebilirken, finansal işlem vergisi ile 327 milyar dolar toplanabilir. Büyük teknoloji, silah ve lüks moda satışlarından alınacak vergilerin toplamı da 112 milyar dolara ulaşacak. </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Dünya çapında uygulandığı takdirde kamu askeri harcamalarının yüzde 20’sinin yeniden dağıtılması ise 454 milyar dolar değerinde olacak.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Fosil yakıtlara verilen sübvansiyonların durdurulması, zengin dünyada 270 milyar dolarlık, dünya çapında ise yaklaşık 846 milyar dolarlık kamu parasının serbest kalmasına neden olacak. Fosil yakıt çıkarımına ilişkin vergiler zengin dünyada 160 milyar dolar, küresel olarak ise 618 milyar dolar değerinde olacak.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özellikle zengin ülkeler fosil yakıt yardımlarına son vererek, çevreyi kirletenlere ödeme yaptırarak ve adil olmayan mali kuralları değiştirerek trilyonlarca dolarlık hibe ve hibeye eşdeğer iklim finansmana erişime olanak sağlayabilir…</span></span></span></p>

<p><em><span><span><strong><span>Dünyanın farklı ülkelerinden 125 milyarder, dünya nüfusunun daha düşük gelirli yüzde 90’lık kısmında yer alan herhangi birinden 1 milyon kat daha fazla emisyona sebep oluyor. </span></strong></span></span></em></p>

<h2><span><span><strong><span>ZENGİNLERİN KARBON AYAK İZİ, TAHMİNLERDEN ÇOK DAHA YÜKSEK</span></strong></span></span></h2>

<p><span><span><span>Karbon ayak iziniz, hem dünyanın hangi ülkesinde yaşadığınıza hem de gelir seviyenize bağlı olarak büyük farklılık gösteriyor. ABD’de yaşayan birinin karbon ayak izi, ortalama bir Nijeryalı’nın karbon ayak izinden yaklaşık 13 kat daha büyük. </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Öte yandan, dünyanın farklı ülkelerinden 125 milyarder, dünya nüfusunun daha düşük gelirli yüzde 90’lık kısmında yer alan herhangi birinden 1 milyon kat daha fazla emisyona sebep oluyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu eşitsizlik, ülkeler özelinde de oldukça belirgin. Örneğin </span><a href="https://www.sciencefocus.com/news/carbon-footprint-inequality"><span>ABD’de en fazla gelire sahip yüzde 1’lik kesimden birinin karbon ayak izi, en az gelire sahip yüzde 50’lik kesimden birine kıyasla 1,388 kat daha büyük.</span></a><span> </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Gelelim bu konuya dair son araştırmaya…</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yeni bir çalışma, ülke içindeki karbon ayak izi eşitsizliğinin yeterince anlaşılmadığına ve büyük ölçüde azımsandığına işaret ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><a href="https://www.nature.com/articles/s41558-024-02130-y"><span>Nature Climate Change’de yayınlanan ve ABD, Danimarka, Hindistan ve Nijerya’dan 4 bin kişinin katılımıyla yapılan yeni bir çalışma</span></a></strong><strong><span>, bu ülkelerin tamamında zenginlerin (en yüksek gelire sahip yüzde 10’luk ve yüzde 1’lik kesimin) karbon ayak izinin gerçekte olduğundan çok daha düşük tahmin edildiğini ortaya koydu. </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Gerçeklik ve tahminler arasındaki en büyük uçurum, ABD’de ve Danimarka’da gözlendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu, desteklenen iklim politikalarının da gelir düzeyine göre farklılık göstermesi oldu. En yüksek yüzde 10’luk gelir grubundan katılımcılar, kullanımın fazla olduğu dönemlerde elektrik fiyatını artırmak veya kırmızı ete vergi ilave etmek gibi politika önerilerini daha yüksek oranda destekledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çalışmanın yazarlarından Copenhagen Business School İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Kristian S. Nielsen’e göre daha varlıklı kesimler, davranışlarını değiştirmelerini gerektirmeyen çözümleri daha çok benimsiyor.</span></span></span></p>

<p><em><span><span><strong><span>Öğretim Üyesi Kristian S. Nielsen, “Küresel ısınmayı engellemeye yönelik hedeflerde görülebileceği gibi, sınırları tam anlamıyla belli olan bir karbon bütçemiz var. Şu anda bazı insanlar, hafta sonu Dubai’de alışverişe gitmek, büyük bir eve sahip olmak veya başka türlü amaçlar için, bu sınırlı bütçeden çok büyük bir pay alıyorlar. Bunun adil olup olmadığını konuşmak, tartışmak önemli” diyor.</span></strong></span></span></em></p>

<h2><span><span><strong><span>SINIRLI KARBON BÜTÇESİNİN ADİL PAYLAŞILMASI GEREKİR</span></strong></span></span></h2>

<p><span><span><span>Nielsen, "Eşitsizlikler söz konusu olduğunda bazıları ‘zenginlerin ne kadar parası olduğundan kime ne’ diyebiliyor, çünkü nihayetinde paraya sınırlı bir kaynak gözüyle bakılmıyor. Ama söz konusu iklim olduğunda durum farklı. Küresel ısınmayı engellemeye yönelik hedeflerde görülebileceği gibi, sınırları tam anlamıyla belli olan bir karbon bütçemiz var. Şu anda bazı insanlar, hafta sonu Dubai’de alışverişe gitmek, büyük bir eve sahip olmak veya başka türlü amaçlar için, bu sınırlı bütçeden çok büyük bir pay alıyorlar. Bunun adil olup olmadığını konuşmak, tartışmak önemli” diyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son derece açık ki, yüksek karbon salımı yapanlarla düşük karbon salımı yapanlar arasındaki büyük uçurum, karbonu azaltmaya yönelik mevcut ülkeler merkezli yaklaşımın yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteriyor. Karbon vergileri ve zenginlerden alınacak servet vergileri bu noktada kritik önemde.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İster istemez, bu politikanın yaygın bir şekilde uygulanması yoksul insanların gelirlerine oranla daha fazla ödeme yapmasına neden oluyor. Refah dağılımında aşağıya doğru indikçe, insanlar enerji için daha yüksek bir yüzde ödemek zorunda kalıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu konuda işler tamamen çığırından çıkmadan önce kısa bir süre daha zaman var. Eğer bu fırsat da kaçırılırsa, muhtemelen ekonomik, sosyal ve toplumsal açıdan daha karmaşık bir durum ortaya çıkacak ve üstelik karbon politikası artık küçük bir elit üzerinde yoğunlaşmaktan çıkıp, daha geniş kesimlere yaygınlaşacak ve ülkelerin tüm nüfusunu etkilemeye başlayacak.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye’de aynı gökyüzünün altında hepimiz aynı kirli havayı soluyoruz</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyede-ayni-goekyuzunun-altinda-hepimiz-ayni-kirli-havayi-soluyoruz</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyede-ayni-goekyuzunun-altinda-hepimiz-ayni-kirli-havayi-soluyoruz</guid>
<description><![CDATA[ İklim kriziyle mücadelede ülkeler kömür yatırımlarından çıkış planları yaparken, Türkiye&#039;nin kömüre olan bağımlılığı sürüyor. Bu durum, dünya genelinde kömürden uzaklaşma eğilimine ters düşerken, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeledeki eylemsizliği ile fosil yakıtlardan çıkış tarihi olmaması hava kirliliği sonucu erken ölümlere neden oluyor. Tesislere getirilen istisnalarla hava kirliliğine göz yumuluyor.

Fosil yakıtlara bağımlılığın en önemli çevresel bedellerinden birini tüm toplum olarak hava kirliliğine maruz kalarak ödüyoruz. 

Carbon Brief tarafından yapılan bir çalışamaya göre Türkiye, kömür santrallerine yatırım planlayan ülkeler arasında 4,75 GW&#039;lık projeyle dünyada 10’uncu sırada yer alıyor. Türkiye&#039;nin 2030 hedefi ise 1,7 GW kapasiteye sahip yeni kömür santralleri inşa etmek. 

İklim krizi ile mücadele etmek için küresel çapta kömür yatırımları azaltılmaya çalışılırken, Türkiye&#039;nin kömüre olan bağımlılığı sürüyor. Bu durum, dünya genelinde kömürden uzaklaşma eğilimine ters düşerken, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeledeki politikasızlığı ve eylemsizliği ile fosil yakıtlardan çıkış tarihi belirlemiyor olması hava kirliliği sonucu erken ölümlere neden oluyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Türkiye’deki hava kalitesini ve hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini incelediği Kara Rapor 2024 yayınlandı. 

Raporda, Türkiye’nin enerji politikaları ve hava kalitesi arasındaki ilişki değerlendirilirken, özellikle sanayi bölgelerindeki hava kalitesinin nasıl izlendiğine dair de önemli tespitlere yer verildi.

Rapora göre, Türkiye’de nüfusun yüzde 92’sinden fazlası hala Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Hava kirliliği sonucu gerçekleşen ölümler hem sayısal hem de orantısal olarak geçmiş yıllara göre daha fazla olurken, temiz hava politikalarıyla Türkiye’de 68 bin 440 kişinin ölümünün önüne geçilebilirdi.

Türkiye’de kömür, petrol ve doğalgaz 2022 yılında birincil enerji arzında yüzde 82,8 oranında paya sahip. 

TÜİK verilerine göre, 2022 yılında 79 milyon ton linyit, 35 milyon ton taş kömürü ve taş kömürü koku tüketildi. 2022’de bu ikisi toplandığında 115 milyon ton kömür tüketilmiş oldu. 

TEİAŞ verilerine göre, elektrik üretiminin yüzde 57’si fosil yakıtlar yakılarak elde edildi.

Yine TÜİK verilerine göre, linyitin yüzde 83,5’i termik santrallerde, yüzde 11,2’si demir çelik sanayi hariç sanayi tesislerinde, yüzde 5,3’ü konut ve hizmetlerde kullanıldı.

Taş kömürünün yüzde 60’ı tebrik santrallerde, yüzde 18’i  demir çelik sektöründe yakıldı.

Türkiye’de havası temiz kent yok. 

Türkiye’de hava kalitesinin yönetimiyle ilgili detaylı bir mevzuat olsa da bu mevzuatın içeriğinde ve uygulanmasında ciddi sıkıntılar var. En önemli sorunlardan biri, mevzuatta belirli sektör ve tesislere tanınan istisnalar olarak görünüyor. Teknik santrallere, demir çelik tesislerine emisyonlar konusunda istisnalar getiriliyor. Ayrıca, bilgi edinme hakkı etkin kullanılmıyor, ticari sır gibi cevaplar verilerek bilgi talebi reddediliyor. 

2022 ve 2023 yıllarında Türkiye genelinde hava kalitesi izleme ağındaki istasyon sayıları artsa da hava kirliliğinin izlenmesi verimi hala çok düşük. Maalesef, özellikle fosil yakıt kullanan ağır sanayinin olduğu bölgelerde hava kalitesi düzenli takip edilmiyor.

Sanayinin ve termik santrallerin bulunduğu örneğin İzmir Aliağa’da, Çanakkale Çan’da hiç ölçüm yapılmamış. Kocaeli’ndeki istasyonların yüzde 60-70’inde hiç ölçüm yapılmamış. 

Kömür yakarak elektrik üreten termik santrallerin olduğu illerde düzgün ölçüm yapılmıyor. 

Örneğin, Milas’ta Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine çevre izni verildi. Çevre izinlerinin usulüne göre verilmediği gerçekçesiyle İkizköylüler dava açtı, ardından termik santrallerin ölçümleri alındı. Afşin Elbistan’daki termik santralde de kapasite artışı yapılmak isteniyor.

Türkiye genelinde 2022’de 365 adet hava kalitesi izleme istasyonu olmasına ve bu sayının 2023’te 380’e yükselmiş olmasına rağmen, tüm istasyonlarda mevzuata göre izlenmesi gereken parametrelerin tamamına bakılmıyor. 

2023 yılında toplam istasyon sayısı artmış olmasına rağmen, yeterli veri alımı sağlanan istasyon sayıları 2022 yılına göre daha düşük. Dokuz ilde hiçbir istasyonda yıllık PM10 değerlerini hesaplamak için yeterli veri yok.

Üretimde fosil yakıt, özellikle de kömür kullanan ağır sanayinin yoğun olduğu bölgelerdeki partikül madde izlemesi çok sınırlı. Kirliliğin yoğun olduğu bilinen Sakarya -Hendek OSB, Kocaeli-Gebze OSB ve Kocaeli-Dilovası-İMES OSB 2 istasyonlarında 2022 ve 2023 yılları boyunca hiç PM10 ölçümü yapılmadı. 

2023 yılında en yüksek PM10 ortalamasına sahip olan 10 il sırasıyla Malatya, Kahramanmaraş, Osmaniye, Hakkari, Aydın, Batman, Iğdır, Şırnak, Gaziantep ve Kilis.

Yıllık ortalaması, ulusal mevzuattaki yıllık ortalama PM10 limit değerinin (40 µg/m3) altında gerçekleşen, bir başka deyişle PM10 açısından havası görece temiz olan sadece 13 şehir var: Adıyaman, Bitlis, Karaman, Isparta, Antalya, Bil ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/09/turkiyede-ayni-gokyuzunun-altinda-hepimiz-ayni-kirli-havayi-soluyoruz-1727369253.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiye’de, aynı, gökyüzünün, altında, hepimiz, aynı, kirli, havayı, soluyoruz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><strong>İklim kriziyle mücadelede ülkeler kömür yatırımlarından çıkış planları yaparken, Türkiye'nin kömüre olan bağımlılığı sürüyor. Bu durum, dünya genelinde kömürden uzaklaşma eğilimine ters düşerken, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeledeki eylemsizliği ile fosil yakıtlardan çıkış tarihi olmaması hava kirliliği sonucu erken ölümlere neden oluyor. Tesislere getirilen istisnalarla hava kirliliğine göz yumuluyor.</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Fosil yakıtlara bağımlılığın en önemli çevresel bedellerinden birini tüm toplum olarak hava kirliliğine maruz kalarak ödüyoruz. </span></span></span></p>

<p><span><span><a href="https://www.carbonbrief.org/guest-post-just-15-countries-account-for-98-of-new-coal-power-development/"><span>Carbon Brief tarafından yapılan bir çalışamaya göre</span></a><span> </span><span>Türkiye, kömür santrallerine yatırım planlayan ülkeler arasında 4,75 GW'lık projeyle dünyada 10’uncu sırada yer alıyor. Türkiye'nin 2030 hedefi ise 1,7 GW kapasiteye sahip yeni kömür santralleri inşa etmek. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>İklim krizi ile mücadele etmek için küresel çapta kömür yatırımları azaltılmaya çalışılırken, Türkiye'nin kömüre olan bağımlılığı sürüyor. Bu durum, dünya genelinde kömürden uzaklaşma eğilimine ters düşerken, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeledeki politikasızlığı ve eylemsizliği ile fosil yakıtlardan çıkış tarihi belirlemiyor olması hava kirliliği sonucu erken ölümlere neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Türkiye’deki hava kalitesini ve hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini incelediği </span><a href="https://www.temizhavahakki.org/kararapor2024/#flipbook-df_5571/7/"><span>Kara Rapor 2024</span></a><span> yayınlandı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Raporda, Türkiye’nin enerji politikaları ve hava kalitesi arasındaki ilişki değerlendirilirken, özellikle sanayi bölgelerindeki hava kalitesinin nasıl izlendiğine dair de önemli tespitlere yer verildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rapora göre, Türkiye’de nüfusun yüzde 92’sinden fazlası hala Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Hava kirliliği sonucu gerçekleşen ölümler hem sayısal hem de orantısal olarak geçmiş yıllara göre daha fazla olurken, temiz hava politikalarıyla Türkiye’de 68 bin 440 kişinin ölümünün önüne geçilebilirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye’de kömür, petrol ve doğalgaz 2022 yılında birincil enerji arzında yüzde 82,8 oranında paya sahip. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>TÜİK verilerine göre, 2022 yılında 79 milyon ton linyit, 35 milyon ton taş kömürü ve taş kömürü koku tüketildi. 2022’de bu ikisi toplandığında 115 milyon ton kömür tüketilmiş oldu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>TEİAŞ verilerine göre, elektrik üretiminin yüzde 57’si fosil yakıtlar yakılarak elde edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yine TÜİK verilerine göre, linyitin yüzde 83,5’i termik santrallerde, yüzde 11,2’si demir çelik sanayi hariç sanayi tesislerinde, yüzde 5,3’ü konut ve hizmetlerde kullanıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Taş kömürünün yüzde 60’ı tebrik santrallerde, yüzde 18’i  demir çelik sektöründe yakıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye’de havası temiz kent yok. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye’de hava kalitesinin yönetimiyle ilgili detaylı bir mevzuat olsa da bu mevzuatın içeriğinde ve uygulanmasında ciddi sıkıntılar var. En önemli sorunlardan biri, mevzuatta belirli sektör ve tesislere tanınan istisnalar olarak görünüyor. Teknik santrallere, demir çelik tesislerine emisyonlar konusunda istisnalar getiriliyor. Ayrıca, bilgi edinme hakkı etkin kullanılmıyor, ticari sır gibi cevaplar verilerek bilgi talebi reddediliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>2022 ve 2023 yıllarında Türkiye genelinde hava kalitesi izleme ağındaki istasyon sayıları artsa da hava kirliliğinin izlenmesi verimi hala çok düşük. Maalesef, özellikle fosil yakıt kullanan ağır sanayinin olduğu bölgelerde hava kalitesi düzenli takip edilmiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sanayinin ve termik santrallerin bulunduğu örneğin İzmir Aliağa’da, Çanakkale Çan’da hiç ölçüm yapılmamış. Kocaeli’ndeki istasyonların yüzde 60-70’inde hiç ölçüm yapılmamış. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kömür yakarak elektrik üreten termik santrallerin olduğu illerde düzgün ölçüm yapılmıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Örneğin, Milas’ta Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine çevre izni verildi. Çevre izinlerinin usulüne göre verilmediği gerçekçesiyle İkizköylüler dava açtı, ardından termik santrallerin ölçümleri alındı. Afşin Elbistan’daki termik santralde de kapasite artışı yapılmak isteniyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye genelinde 2022’de 365 adet hava kalitesi izleme istasyonu olmasına ve bu sayının 2023’te 380’e yükselmiş olmasına rağmen, tüm istasyonlarda mevzuata göre izlenmesi gereken parametrelerin tamamına bakılmıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>2023 yılında toplam istasyon sayısı artmış olmasına rağmen, yeterli veri alımı sağlanan istasyon sayıları 2022 yılına göre daha düşük. Dokuz ilde hiçbir istasyonda yıllık PM10 değerlerini hesaplamak için yeterli veri yok.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Üretimde fosil yakıt, özellikle de kömür kullanan ağır sanayinin yoğun olduğu bölgelerdeki partikül madde izlemesi çok sınırlı. Kirliliğin yoğun olduğu bilinen Sakarya -Hendek OSB, Kocaeli-Gebze OSB ve Kocaeli-Dilovası-İMES OSB 2 istasyonlarında 2022 ve 2023 yılları boyunca hiç PM10 ölçümü yapılmadı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>2023 yılında en yüksek PM10 ortalamasına sahip olan 10 il sırasıyla Malatya, Kahramanmaraş, Osmaniye, Hakkari, Aydın, Batman, Iğdır, Şırnak, Gaziantep ve Kilis.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yıllık ortalaması, ulusal mevzuattaki yıllık ortalama PM10 limit değerinin (40 µg/m3) altında gerçekleşen, bir başka deyişle PM10 açısından havası görece temiz olan sadece 13 şehir var: Adıyaman, Bitlis, Karaman, Isparta, Antalya, Bilecik, Kırşehir, Trabzon, Giresun, Rize, Sinop, Afyonkarahisar, Samsun. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak ulusal mevzuatta izin verilen yıllık ortalama PM10 kirliliği, Dünya Sağlık Örgütü’nün insan sağlığı için belirlediği kılavuz değerin 2,7 katı. </span></span></span></p>

<p><em><span><span><span><strong>2022’de Türkiye’de kaza, yaralanma ve covid nedenli ölümler harici gerçekleşen 30 yaş üstü toplam 480 bin 991 ölümün yüzde 14,2’ü hava kirliliğine bağlıydı. Türkiye’de nüfusun en az yüzde 92’si kirli hava soluyor.</strong></span></span></span></em></p>

<h2><span><span><span><strong>ÖNEMLİ RAKAMSAL VERİLERLE HAVA KİRLİLİĞİ</strong></span></span></span></h2>

<p><span><span><span>- Dünyada her yıl 4 milyondan fazla insan PM2,5 kaynaklı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 2022’de Türkiye</span><span>’de PM2,5 düzeyleri Dünya Sağlık Örgütü’nün kılavuz değeri indirilebilseydi 68 bin 440 ölüm önlenebilirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 2022’de Türkiye’de kaza, yaralanma ve covid nedenli ölümler harici gerçekleşen 30 yaş üstü toplam 480 bin 991 ölümün yüzde 14,2’ü hava kirliliğine bağlıydı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Yeterli ölçüm yapılan 71 ilde Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği yıllık ortalama PM10 kılavuz değer olan 15 µg/m3 aşıldı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Türkiye’de nüfusun en az yüzde 92’si kirli hava soluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 2022’de İstanbul ortalama 38,41 μg/m3 yani Dünya Sağlık Örgütü’nün 2,5 katı PM10 kirliliğine maruz kaldı. Ankara</span><span>’</span><span>da 39,25 μg/m3, İzmir</span><span>’</span><span>de ise 45,18 μg/m3 oldu. İzmir’deki PM10 kirliliği ulusal limit değerin de üzerinde. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Türkiye’de yaşayan bir kiş</span><span>i, y</span><span>ıllık ortalamada 26 µg/m3 PM2,5 kirliliğine maruz kalıyor. Bu değer Dünya Sağlık Örgütü’nün kılavuz değerinin beş katı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- 2023’te SO</span><span>2</span><span> (kükürt dioksit) oranı altı </span><span>ilde, Manisa, </span><span>Şırnak, Adana, Muğla, Konya, Kütahya</span><span>’da aşıldı. Bu illerde kömürlü termik santraller ve enerji için kömür kullanan ağır sanayi bulunuyor. Kükürt dioksitin başlıca kaynağı kömürün yakılması. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- NO2 (azot dioksit) Kayseri, Kahramanmaraş, Kütahya, Erzincan ve Bolu</span><span>’</span><span>nun aralarında olduğu 10 il Dünya Sağlık Örgütü’nün 24 saatlik ortalama kılavuz değeri olan 25 µg/m3’ü en çok aşan iller oldu. Azot dioksit kirliliği en çok trafikte ve sanayide fosil yakıt tüketiminden kaynaklanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- NO2’</span><span>deki (azot dioksit) her 10 μg/m3’lük artış, meme kanseri riskini 1,02 kat artırıyor. Her 10 μg/m3 PM10 artışıyla meme kanserinden ölme riski 1,05 kat çoğalıyor.</span></span></span></p>

<p><em><span><span><strong><span>Türkiye enerjide fosil yakıtlara bağımlılığını hızla azaltmalı. Ağır sanayi bölgelerinde hava kalitesinin izlenmesi, değerlendirilmesi ve yönetimi sistematik hale getirilmeli. Türkiye imzaladığı hava kalitesine yönelik uluslararası sözleşmeleri uygulamalı.</span></strong></span></span></em></p>

<h2><span><span><strong><span>HAVA KİRLİLİĞİYLE MÜCADELE İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ</span></strong></span></span></h2>

<p><span><span><span>Temiz Hava Hakkı Platformu Kara Rapor 2024’te, Türkiye’de hava kirliliğinin ve buna bağlı sağlık sorunlarının yol açtığı ölümlerin azaltması için şu önerilerde bulunuyor:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Türkiye enerjide fosil yakıtlara bağımlılığını hızla azaltmalı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Ulusal hava kalitesi standartları iyileştirilmeli.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- PM2,5 için ulusal limit değer belirlenmeli ve yürürlüğe alınmalı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Hava kalitesi izleme çalışmaları iyileştirilmeli.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Ağır sanayi bölgelerinde hava kalitesinin izlenmesi, değerlendirilmesi ve yönetimi sistematik hale getirilmeli.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Hava kirliliğinin sağlık etkileri saha çalışmaları ile araştırılmalı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Çevresel etkisi olan tüm projeler için sağlık etki analizinin de yapılması mevzuata dahil edilerek zorunlu hale getirilmeli.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Türkiye imzaladığı hava kalitesine yönelik uluslararası sözleşmeleri uygulamalı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>- Çevresel bilgiye ulaşabilmek için bilgi edinme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi sağlanmalı.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kömür talebi 2024’te rekor kırdı: Kolektif iklim eylemi kömürün yükselişini durduramıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/koemur-talebi-2024te-rekor-kirdi-kolektif-iklim-eylemi-koemurun-yukselisini-durduramiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/koemur-talebi-2024te-rekor-kirdi-kolektif-iklim-eylemi-koemurun-yukselisini-durduramiyor</guid>
<description><![CDATA[ Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, 2024’te rekor kıran küresel kömür talebi, 2027’ye kadar her yıl rekor kırmayı sürdürecek. Kömür talebi 2027&#039;ye kadar 8,77 milyar tona yükselecek. 2024’te üç kömürlü termik santral planını iptal eden Türkiye ise OECD ülkeleri içinde yeni kömürlü termik santral izinlerini yasaklamayı taahhüt etmeyen tek ülke olmaya devam ediyor…

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) bu hafta yayınladığı bir rapordaki veriler, gelecek 10 yılda kömüre olan talebin artmaya devam edeceğine dikkat çekiyor.

IEA&#039;nın en son eğilimleri analiz ettiği ve orta vadeli tahminleri güncellediği yıllık kömür piyasası raporunun en güncel hali olan Coal 2024, dünyanın en fazla karbon emisyonuna sahip fosil yakıtına olan talebin, rüzgar ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerjinin hızla yaygınlaşmasıyla azalsa da, kömürün yükselişini durdurmak ve hatta tersine çevirmek için yeterli olmadığını gösterdi.

Rapora göre, kömür talebi 2024&#039;te yeni bir rekor kırarken, küresel kömür talebi 2027&#039;ye kadar her yıl yeni bir rekor kırmaya devam edecek. IEA’nın son tahminleri, kömür talebinin 2027&#039;ye kadar yaklaşık 8,77 milyar tona yükseleceğini öngörüyor. 

Bu, 2024 seviyelerinden yaklaşık yüzde 1 daha yüksek bir seviyeye işaret ediyor. Söz konusu veriler, maalesef, kömür talebinin gelecek 10 yılda istikrarlı bir düşüşe geçeceği yönündeki geçen yılki tahmini ise geçersiz kılıyor.

Bilim insanlarının her fırsatta küresel ısınmanın 1,5 °C derecede sınırlandırılması için olağanüstü bir çabayla karbon emisyonlarının azaltılması gerektiğini ve 2030’a kadar karbon salımlarının azaltılmadığı takdirde ısınmanın tehlikeli seviyelere ulaşmasının engellenemeyeceğini söylediği bir dünyada raporların hala tersi tespitlerde bulunması ciddi hayal kırıklığı yaratıyor. 

2050&#039;ye kadar net sıfır emisyona ulaşma ve Paris Anlaşması’nın hükümlerine uygun şekilde küresel ısınmayı sınırlama yolunda ilerlemek için kömür kullanımının gelecek 10 yılda keskin bir biçimde düşmesi gerekiyor. Gezegen, sanayi öncesi seviyelerin 1,5 °C derece üzerinde sıcaklıklara ulaşmış olabilir. 

Nitekim, Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin son verilerine göre, 2024 kayıtlara geçen en sıcak yıl olacak. Sıcaklık rekorunun kırılması halinde 1,5 °C derece sınırı da ilk defa aşılmış olacak. 2023’ün sanayi öncesi seviyelerin 1,48 °C derece üzerinde geçmesiyle birlikte, 2024’ün de sanayi öncesi seviyelerin 1,5 °C derece üzerinde sıcaklıkların yaşandığı ilk yıl olacağını belirtiyor. Beklenen rakam 1,55 °C derece seviyesinde.

Bilimsel verilerin vahameti bir yana bu aslında kolektif iklim eyleminin başarısız olduğunun çok net bir göstergesi.

Kömür fiyatları hali hazırda 2017-2019 yılları arasında görülen ortalamanın yüzde 50 üzerinde seyrederken, dünyadaki kömür üretiminin de bu yıl tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşması bekleniyor. 

Öte yandan, yenilenebilir enerji kapasitesinin güçlü şekilde büyümeye devam etmesi ve elektrik üretimindeki payının artmasına bağlı olarak, dünyadaki kömür talebinin 2027&#039;ye kadar söz konusu rekor seviyeye yakın seyredeceği öngörülüyor.

Uluslararası kömür ticaretinde rekor bekleniyor

Çin, dünyanın en büyük kömür tüketicisi olarak önemini korurken, uluslararası kömür ticaretinin de bu yıl 1,55 milyar tonla rekor kıracağı hesaplanıyor. Rapora göre, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretiminde daha büyük bir rol oynaması ve Çin’deki kömür tüketim seviyelerinin düşmesiyle talebin 2027’ye kadar yatay bir seyir izleyeceği öngörülüyor. 

Kömür talebindeki düşüşün hızı ise güçlü politikaların yürürlüğe girmesine, ABD ve Kanada’daki doğalgaz da dahil olmak üzere alternatif enerji kaynaklarındaki büyümeye bağlı olacak. 

Geçmiş dönemde fosil yakıt endüstrisiyle olan yakınlığı düşünüldüğünde Donald Trump’ın ikinci ABD Başkanlığı dönemi de bu açıdan yakından izlenecek.

Çin’deki elektrik sektörü küresel kömür piyasaları için önem arz ediyor. Çin, 2024 yılında enerji sektörünü çeşitlendirip rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesindeki büyümeyi hızlandırmaya devam etti. Rapora göre, bu durum 2027’ye kadar kömür tüketimindeki artışları sınırlamaya yardımcı olacak. Buna ek olarak, hava koşulları kısa vadede kömür tüketiminde dalgalanmalara neden olabilir. 

Rapora göre, yenilenebilir üretimdeki hava koşullarına bağlı değişkenlik nedeniyle Çin’deki kömür talebi 2027’ye kadar tahmin edilenden 140 milyon tona kadar daha yüksek veya daha düşük olabilir. 

Kömür tüketiminin bundan sonraki seyrinde Çin’in talebindeki azalma ya da artma etkili olacak gibi görünüyor. 

Dünyanın hali genel olarak böyleyken, kömür sevdalısı Türkiye’nin mevcut durumuna da bakmakta fayda var.

Global Energy Monitor’un son verilerle güncellenen ve yine bu hafta yayınlanan Global Coal Plant Tracker (Küresel Kömür Santrali Takipçisi) raporuna göre, Paris İklim Anlaşması&#039;nın imzalandığı 2015 yılından bu yana, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bölgesinde yeni kömürlü termik santral proje sayısı rekor düşük seviyelere u ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/12/komur-talebi-2024te-rekor-kirdi-kolektif-iklim-eylemi-komurun-yukselisini-durduramiyor-1734674450.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 14:58:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kömür, talebi, 2024’te, rekor, kırdı:, Kolektif, iklim, eylemi, kömürün, yükselişini, durduramıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><strong><span>Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, 2024’te rekor kıran küresel kömür talebi, 2027’ye kadar her yıl rekor kırmayı sürdürecek. Kömür talebi 2027'ye kadar 8,77 milyar tona yükselecek. 2024’te üç kömürlü termik santral planını iptal eden Türkiye ise OECD ülkeleri içinde yeni kömürlü termik santral izinlerini yasaklamayı taahhüt etmeyen tek ülke olmaya devam ediyor…</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) bu hafta yayınladığı bir </span><a href="https://iea.blob.core.windows.net/assets/a1ee7b75-d555-49b6-b580-17d64ccc8365/Coal2024.pdf" target="_blank"><span>rapordaki veriler</span></a><span>, gelecek 10 yılda kömüre olan talebin artmaya devam edeceğine dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>IEA'nın en son eğilimleri analiz ettiği ve orta vadeli tahminleri güncellediği yıllık kömür piyasası raporunun en güncel hali olan Coal 2024, dünyanın en fazla karbon emisyonuna sahip fosil yakıtına olan talebin, rüzgar ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerjinin hızla yaygınlaşmasıyla azalsa da, kömürün yükselişini durdurmak ve hatta tersine çevirmek için yeterli olmadığını gösterdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Rapora göre, kömür talebi 2024'te yeni bir rekor kırarken, küresel kömür talebi 2027'ye kadar her yıl yeni bir rekor kırmaya devam edecek. IEA’nın son tahminleri, kömür talebinin 2027'ye kadar yaklaşık 8,77 milyar tona yükseleceğini öngörüyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Bu, 2024 seviyelerinden yaklaşık yüzde 1 daha yüksek bir seviyeye işaret ediyor. Söz konusu veriler, maalesef, kömür talebinin gelecek 10 yılda istikrarlı bir düşüşe geçeceği yönündeki geçen yılki tahmini ise geçersiz kılıyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Bilim insanlarının her fırsatta küresel ısınmanın 1,5 °C derecede sınırlandırılması için olağanüstü bir çabayla karbon emisyonlarının azaltılması gerektiğini ve 2030’a kadar karbon salımlarının azaltılmadığı takdirde ısınmanın tehlikeli seviyelere ulaşmasının engellenemeyeceğini söylediği bir dünyada raporların hala tersi tespitlerde bulunması ciddi hayal kırıklığı yaratıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>2050'ye kadar net sıfır emisyona ulaşma ve Paris Anlaşması’nın hükümlerine uygun şekilde küresel ısınmayı sınırlama yolunda ilerlemek için kömür kullanımının gelecek 10 yılda keskin bir biçimde düşmesi gerekiyor. Gezegen, sanayi öncesi seviyelerin 1,5 °C derece üzerinde sıcaklıklara ulaşmış olabilir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Nitekim, Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin </span><a href="https://climate.copernicus.eu/copernicus-2024-virtually-certain-be-warmest-year-and-first-year-above-15degc" target="_blank"><span>son verilerine göre</span></a><span>, 2024 kayıtlara geçen en sıcak yıl olacak. Sıcaklık rekorunun kırılması halinde 1,5 °C derece sınırı da ilk defa aşılmış olacak. 2023’ün sanayi öncesi seviyelerin 1,48 °C derece üzerinde geçmesiyle birlikte, 2024’ün de sanayi öncesi seviyelerin 1,5 °C derece üzerinde sıcaklıkların yaşandığı ilk yıl olacağını belirtiyor. Beklenen rakam 1,55 °C derece seviyesinde.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bilimsel verilerin vahameti bir yana bu aslında kolektif iklim eyleminin başarısız olduğunun çok net bir göstergesi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kömür fiyatları hali hazırda 2017-2019 yılları arasında görülen ortalamanın yüzde 50 üzerinde seyrederken, dünyadaki kömür üretiminin de bu yıl tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşması bekleniyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Öte yandan, yenilenebilir enerji kapasitesinin güçlü şekilde büyümeye devam etmesi ve elektrik üretimindeki payının artmasına bağlı olarak, dünyadaki kömür talebinin 2027'ye kadar söz konusu rekor seviyeye yakın seyredeceği öngörülüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Uluslararası kömür ticaretinde rekor bekleniyor</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Çin, dünyanın en büyük kömür tüketicisi olarak önemini korurken, uluslararası kömür ticaretinin de bu yıl 1,55 milyar tonla rekor kıracağı hesaplanıyor. Rapora göre, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretiminde daha büyük bir rol oynaması ve Çin’deki kömür tüketim seviyelerinin düşmesiyle talebin 2027’ye kadar yatay bir seyir izleyeceği öngörülüyor. </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Kömür talebindeki düşüşün hızı ise güçlü politikaların yürürlüğe girmesine, ABD ve Kanada’daki doğalgaz da dahil olmak üzere alternatif enerji kaynaklarındaki büyümeye bağlı olacak. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Geçmiş dönemde fosil yakıt endüstrisiyle olan yakınlığı düşünüldüğünde Donald Trump’ın ikinci ABD Başkanlığı dönemi de bu açıdan yakından izlenecek.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çin’deki elektrik sektörü küresel kömür piyasaları için önem arz ediyor. Çin, 2024 yılında enerji sektörünü çeşitlendirip rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesindeki büyümeyi hızlandırmaya devam etti. Rapora göre, bu durum 2027’ye kadar kömür tüketimindeki artışları sınırlamaya yardımcı olacak. Buna ek olarak, hava koşulları kısa vadede kömür tüketiminde dalgalanmalara neden olabilir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rapora göre, yenilenebilir üretimdeki hava koşullarına bağlı değişkenlik nedeniyle Çin’deki kömür talebi 2027’ye kadar tahmin edilenden 140 milyon tona kadar daha yüksek veya daha düşük olabilir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kömür tüketiminin bundan sonraki seyrinde Çin’in talebindeki azalma ya da artma etkili olacak gibi görünüyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dünyanın hali genel olarak böyleyken, kömür sevdalısı Türkiye’nin mevcut durumuna da bakmakta fayda var.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Global Energy Monitor’un son verilerle güncellenen ve yine bu hafta yayınlanan Global Coal Plant Tracker (Küresel Kömür Santrali Takipçisi) <a href="https://globalenergymonitor.org/projects/global-coal-plant-tracker/" target="_blank">raporuna</a></span><span><a href="https://globalenergymonitor.org/projects/global-coal-plant-tracker/" target="_blank"> göre</a>, Paris İklim Anlaşması'nın imzalandığı 2015 yılından bu yana, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bölgesinde yeni kömürlü termik santral proje sayısı rekor düşük seviyelere ulaştı. </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Toplamda OECD bölgesinde önerilen kömürlü termik santral sayısı 2015'te 142 iken yüzde 96 oranında bir düşüş ile bugün sadece beş yeni kömürlü santral projesi mevcut. </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Türkiye’de 2015 yılından bu yana planlanan kömürlü termik santral kapasitesinin 70 GW’tan fazlası iptal edildi. Türkiye 2024 yılında da üç kömürlü termik santral planını iptal etti, ancak OECD içinde yeni kömürlü termik santral izinlerini yasaklamayı taahhüt etmeyen tek ülke olmaya devam ediyor.</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Türkiye’de üç termik santral projesi iptal edildi</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>2024'ün üçüncü çeyreğinde güncellenen Global Coal Plant Tracker’da yer alan veriler, Karaburun ve Kirazlıdere olmak üzere iki kömürlü termik santralin lisansının çevresel izin sürecindeki aykırılıklar nedeniyle iptal edildiğini gösteriyor. Bir diğer santral olan Malkara ise uzun süredir faaliyete geçmediği için rafa kaldırıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu gelişmeler sonucunda Türkiye'nin elinde sadece tek bir kömürlü termik santral projesi kaldı: Kahramanmaraş’taki Afşin Elbistan A Termik Santrali’nin genişletilmesi. 1984’ten beri faaliyet gösteren Afşin-Elbistan A Kömürlü Termik Santrali, 2018 yılında Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) tarafından özelleştirilerek 20 yıllığına Çelikler Holding'e devredildi. Konuyla ilgili çevre STK’ları EÜAŞ’a ait Afşin-Elbistan B termik santrali ile birlikte sekiz ünite olarak faaliyet gösteren termik santrallerin hava kirliliği, çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerini yıllardır gündemde tutmaya ve genişletmenin önüne geçmeye çalışıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Yaklaşık 10 yıldır, yeni kömürlü termik santral stoku bulunan ilk 10 ülke arasında yer alan Türkiye'de bu gelişme dikkat çekici.</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>2015 yılından bu yana Türkiye'de planlanan kömürlü termik santral kapasitesinin 70 GW’tan fazlası iptal edildi ki bu, dünyadaki en yüksek oranlardan biri. Buna karşılık, aynı zaman diliminde 6 GW’a yakın kömürlü termik santral kapasitesi devreye alındı.</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Yine de Türkiye, karbon yakalama ve depolama teknolojisi (CCS) kullanarak santrallerin emisyonlarını azaltma veya “karbonu tutma” hedefi olmadan aktif olarak yeni kömür santralleri planlayan tek OECD üyesi. 2015'ten bu yana kömürlü termik santral proje stoğu bulunan13 OECD ülkesinden Türkiye dışındakilerin tamamı, karbonu tutulmayan yeni kömürlü termik santral yapımını durdurma sözü verdi.</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>OECD'de planlanan kömürlü termik santral kapasitesi 2015'ten bu yana toplam 111 GW'lık 142 projeden toplam 3 GW'lık beş projeye düştü ve bu beşinden hiçbiri inşaat için gerekli izinlere sahip değil. Türkiye'de planlanan proje hariç diğerlerinin hepsine karbon tutma ve yakalama tesisi (CCS) kurulması planlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye'deki kömür santrali projeleri, güçlü iktidar politikaları ve etkin fosil yakıt lobileriyle neredeyse dokunulmazlık zırhıyla donanmış durumda. İktidarın kömürden çıkış konusunda herhangi bir tarih vermemesi ve takvimlendirilmiş bir kömürden çıkış politikasının olmayışı sayesinde, Türkiye küresel gidişatın tam tersine hareket ederek yeni kömürlü termik santral yapma politikasından henüz vazgeçmiş değil. COP29 sırasında sunulan uzun dönemli iklim stratejisinde de kömür kullanımının durdurulmasında kaldırılmasından da zaten bahsedilmiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye’nin strateji belgesinde Türkiye'nin 2053’e kadar "kalkınma önceliklerinden taviz vermeden" net sıfır hale gelme hedefine nasıl ulaşacağını detaylandırıyor. En kirli fosil yakıt olarak tanımlanan kömürden çıkışa dair bir plan belgede yer almazken, Türkiye, COP29’da yarım ağız da olsa plan kapsamında fosil yakıtlardan çıkmayı planladığını ilk kez dillendirdi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>COP29'da soruları yanıtlarken Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, fosil yakıtlardan çıkılmadan uzun vadeli iklim hedeflerinin gerçekçi olup olmadığı sorusuna, "Zaman içinde fosil yakıtlardan bu süreçte çıkmış olacağız" cevabını verdi, ancak fosil yakıtlardan çıkışa dair herhangi bir takvim paylaşmadı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye, Eylül 2021'de 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini açıklamış ve aynı yıl kasım ayında Paris Anlaşmasına taraf olmuştu. Türkiye, daha önce gelecek 14 yılda karbon emisyonlarını artırmaya devam edeceğini ve en geç 2038'den sonra azaltma planına geçeceğini açıklamıştı. Bu hedefler 2053 İklim Stratejisi belgesinde de yineleniyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Resmi verilere göre, Türkiye'nin sera gazı salımlarının yüzde 70'inden fazlası enerji sektöründen kaynaklanıyor.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Göle Dönüşen Fırat: Kaybolan Bir Mirasın Hikayesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/goele-doenusen-firat-kaybolan-bir-mirasin-hikayesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/goele-doenusen-firat-kaybolan-bir-mirasin-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[ Fırat Nehri, tarih boyunca Mezopotamya uygarlıklarına hayat veren, bereketli topraklara can veren bir su kaynağı olmuştur. Ancak günümüzde, plansız ve öngörüsüz su projeleri sonucu bu nehir, bir zamanlar beslediği toprakları sular altında bırakarak göller dizisine dönüşmüştür. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f2fad17412b.jpg" length="128149" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 22 Sep 2024 13:16:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fırat Nehri, kültürel miras, arkeolojik alan, baraj, su altında kalma, sürdürülebilir kalkınma, Mezopotamya</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle Türkiye sınırları içinde yapılan beş büyük baraj, Fırat Vadisi'ndeki binlerce yıllık tarihi ve kültürel mirası tehdit ederek, büyük bir kayba neden olmuştur.</p>
<p>Fırat Vadisi'ndeki Kayıplar</p>
<p>Fırat Vadisi'nde yapılan araştırmalar, barajların inşasıyla birlikte 820'den fazla arkeolojik alanın sular altında kaldığını ortaya koymuştur. Bu alanlar, Mezopotamya'nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Göbekli Tepe'den, çeşitli uygarlıklara ait kalelere, tapınaklara ve evlere kadar geniş bir yelpazede tarihi ve kültürel değere sahip yapılardır. Bu kayıp, sadece Türkiye için değil, tüm insanlık için büyük bir kayıptır.</p>
<p>Kültürel Mirasın İhmaline Örnek</p>
<p>Fırat Vadisi'ndeki bu durum, kültürel mirasın korunması konusunda yaşanan ihmali gözler önüne sermektedir. Baraj projelerinin planlanması aşamasında, kültürel mirasın korunması için yeterli önlemler alınmamış ve bu değerli alanlar, su altında kalmaya mahkum edilmiştir. Bu durum, gelecek nesillere aktarılması gereken bir mirası yok etme anlamına gelmektedir.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f2fad0ca482.jpg" alt=""></p>
<p>Nedenleri ve Sonuçları</p>
<p>Fırat Vadisi'nde yaşanan bu durumun başlıca nedenleri arasında, su kaynaklarının sınırlı olması ve artan su ihtiyacı, enerji üretimi ihtiyacı ve tarımsal sulama gibi faktörler gösterilebilir. Ancak bu projelerin gerçekleştirilirken, kültürel mirasın korunması için alternatif çözümler üretilmemesi büyük bir eksikliktir.</p>
<p>Bu durumun sonuçları ise oldukça vahimdir. Binlerce yıllık tarihi ve kültürel birikimin yok olması, gelecek nesillerin geçmişini tanıma ve anlama imkanını sınırlamaktadır. Ayrıca, bu tür projeler, çevresel dengeleri bozarak, doğal yaşamı tehdit etmekte ve bölgedeki sosyo-ekonomik yapıyı olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>Çözüm Önerileri</p>
<p>Fırat Vadisi'nde yaşanan bu kaybın önüne geçmek ve benzer durumların tekrarlanmaması için aşağıdaki önlemler alınabilir:</p>
<p> * Kültürel Mirasın Envanteri: Ülkemizdeki tüm kültürel miras alanlarının detaylı bir envanterinin çıkarılması ve bu alanların korunması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.</p>
<p> * Katılımcı Planlama: Büyük ölçekli projelerin planlanması aşamasında, ilgili tüm paydaşların (yerel halk, sivil toplum kuruluşları, bilim insanları vb.) katılımıyla yapılacak kapsamlı değerlendirmeler ve alternatif çözüm önerileri üretilmelidir.</p>
<p> * Sürdürülebilir Kalkınma: Ekonomik büyüme ve kalkınma hedefleri ile kültürel mirasın korunması arasındaki dengeyi sağlayacak sürdürülebilir kalkınma modelleri geliştirilmelidir.</p>
<p> * Farkındalık Oluşturma: Kamuoyunda kültürel mirasın önemi konusunda farkındalık oluşturmak ve bu konuda duyarlılık yaratmak için çalışmalar yapılmalıdır.</p>
<p>Sonuç</p>
<p>Fırat Vadisi'nde yaşananlar, kültürel mirasın korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu tür kayıpların önüne geçmek için, geçmişimizden ders çıkarmalı ve geleceğe yönelik daha bilinçli kararlar almalıyız.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizlerimizdeki Kirlilikler ve Sebepleri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/denizlerimizdeki-kirlilikler-ve-sebepleri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/denizlerimizdeki-kirlilikler-ve-sebepleri</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin denizleri, çevresel faktörlerin ve insan faaliyetlerinin bir sonucu olarak ciddi kirlilik tehditleriyle karşı karşıyadır. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e9d7d28cb66.jpg" length="113986" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 22:26:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ege, Marmara, Karadeniz ve Akdeniz, farklı kirletici kaynaklarına maruz kalarak doğal ekosistemleri tehlikeye sokmaktadır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ege Denizi’ndeki Kirlilik</p>
<p>Ege Denizi, özellikle Türkiye ve Yunanistan gibi yoğun nüfusa sahip ülkelerin sahillerinde ciddi bir kirlilik sorunu yaşamaktadır. Bu kirliliğin başlıca kaynakları şunlardır:</p>
<p></p>
<p>Evsel Atıklar: Yerleşim bölgelerinin artmasıyla birlikte evsel atıkların denize boşaltılması kirliliği artırmaktadır.</p>
<p>Sanayi Atıkları: Ege kıyılarında bulunan endüstriyel tesislerin atık suları denize deşarj edilmektedir.</p>
<p>Tarım Faaliyetleri: Tarımsal alanlardan akan gübre ve kimyasal ilaç kalıntıları yağışlar sonucu denize ulaşmaktadır.</p>
<p>Liman Faaliyetleri: Limanlarda yapılan yükleme, boşaltma işlemleri ve deniz trafiği de denizi kirleten faktörler arasındadır.</p>
<p>Nehirler ve Akarsular: Kıyıya ulaşan nehirler, karasal kirleticileri denize taşır.</p>
<p>Ege Denizi’nde Türkiye kıyılarından toplam 15 farklı noktada atık su deşarjı yapılmaktadır. Bu kirlilik, nüfus artışı ve turizm sezonlarında daha da artmakta ve deniz ekosistemini olumsuz etkilemektedir.</p>
<p></p>
<p>Marmara Denizi’ndeki Kirlilik</p>
<p>Marmara Denizi, hem kara kaynaklı hem de deniz trafiğinden kaynaklanan kirlilikle karşı karşıyadır. İstanbul ve çevresinde yoğunlaşan sanayi tesisleri ve yerleşim bölgeleri, Marmara Denizi’nin en büyük kirleticileri arasında yer alır.</p>
<p></p>
<p>Evsel Atıklar: İstanbul, Bursa ve İzmit gibi büyük şehirlerden gelen evsel atıklar doğrudan denize boşaltılmakta veya yetersiz arıtma tesislerinden geçmektedir.</p>
<p>Endüstriyel Atıklar: Bölgede bulunan binlerce sanayi kuruluşu, büyük miktarda atık suyu denize deşarj etmektedir. Bu atıklar arasında ağır metaller, kimyasal maddeler ve petrol türevleri bulunmaktadır.</p>
<p>Kurşun ve Cıva Gibi Ağır Metaller: İzmit Körfezi’nde ağır metal ve kimyasal kirlilik ciddi boyutlardadır. Bu kimyasallar deniz yaşamını tehdit etmektedir.</p>
<p>Marmara Denizi’ne yapılan atık su deşarjları deniz ekosistemini bozan en önemli faktörlerden biridir. Özellikle kirlilik İstanbul Boğazı ve İzmit Körfezi’nde yoğunlaşmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Karadeniz’deki Kirlilik</p>
<p>Karadeniz, bölgeye kıyısı olan altı ülkenin yanı sıra Tuna Nehri gibi büyük nehirlerin taşıdığı kirleticiler nedeniyle ciddi kirlilikle mücadele etmektedir.</p>
<p></p>
<p>Nehirlerden Gelen Kirleticiler: Tuna Nehri başta olmak üzere, Kızılırmak ve Yeşilırmak gibi büyük nehirler yoluyla Karadeniz’e arıtılmamış evsel ve endüstriyel atıklar ulaşmaktadır.</p>
<p>Tehlikeli Atıklar: Geçmişte bazı Avrupa ülkeleri tehlikeli atıklarını Karadeniz’e boşaltmıştır. Bu durum, deniz suyunun kalitesini ciddi şekilde etkilemiştir.</p>
<p>Biyolojik Kirlilik: 1980'lerde Karadeniz’e ulaşan denizanası türü olan Mnemiopsis leidyi, deniz ekosistemini tahrip etmiş ve balık popülasyonunu büyük ölçüde azaltmıştır.</p>
<p>Karadeniz’de yaşanan kirlilik, bölge halkının geçim kaynağı olan balıkçılığı da tehdit etmektedir. Ayrıca deniz trafiği ve tanker kazaları da Karadeniz’deki petrol kirliliğini artıran unsurlar arasındadır.</p>
<p></p>
<p>Akdeniz’deki Kirlilik</p>
<p>Akdeniz, dünyanın en büyük iç denizlerinden biri olup, çevresinde yoğun nüfus ve sanayi faaliyetleri barındıran ülkelerle çevrilidir. Akdeniz’in karşı karşıya olduğu kirlilik kaynakları şu şekildedir:</p>
<p></p>
<p>Petrol Kirliliği: Akdeniz’de petrol ve doğal gaz yataklarının bulunması, tanker trafiği ve petrol sızıntıları deniz suyunu ciddi şekilde kirletmektedir. Petrol suya karıştıktan sonra su yüzeyinde yayılmakta ve deniz canlılarının yaşamını olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>Tarım ve Sanayi Atıkları: Akdeniz kıyılarında yapılan tarımsal faaliyetlerden ve sanayi bölgelerinden kaynaklanan kirlilik, deniz suyunun kimyasal yapısını bozmaktadır.</p>
<p>Aşırı Balıkçılık: Akdeniz’de yapılan aşırı balıkçılık, yerel balık popülasyonlarını tehdit etmekte ve ekosistemin dengesini bozmaktadır.</p>
<p>Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerdeki turizm, sanayi ve tarım faaliyetleri sonucunda atık miktarı sürekli olarak artmakta ve deniz ekosistemini tehlikeye sokmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Sonuç</p>
<p>Türkiye’nin denizleri, hem yerel hem de uluslararası faktörler nedeniyle ciddi kirlilik tehditleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Her deniz, farklı kirletici unsurlarla mücadele ederken, ortak sorunların başında evsel ve sanayi atıkları, tarımsal faaliyetler ve petrol kirliliği gelmektedir. Bu kirlilikler deniz yaşamını olumsuz etkilediği gibi, insan sağlığı ve ekonomik faaliyetleri de tehdit etmektedir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çevre Bilinci ve Eğitim: Geleceğe Duyarlı Nesiller Yetiştirme Sorumluluğu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cevre-bilinci-ve-egitim-gelecege-duyarli-nesiller-yetistirme-sorumlulugu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cevre-bilinci-ve-egitim-gelecege-duyarli-nesiller-yetistirme-sorumlulugu</guid>
<description><![CDATA[ Çevre bilinci, insan yaşamını sürdürülebilir hale getirmek için kritik bir öneme sahiptir. Bu bilinç ne kadar erken yaşlarda oluşursa, o kadar verimli ve kalıcı olur. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e9cf2a515af.jpg" length="82216" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 21:49:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ebeveynlerin çocuklarına çevre bilincini kazandırma sürecindeki rolü oldukça büyüktür. Çocuklar, çevreyi kirletmeme, doğal ve kültürel varlıkları koruma konusunda ebeveynlerinden örnek alırlar. Bu varlıkların bizlere birer emanet olduğu bilincinin evlatlara kazandırılması, gelecek nesillerin daha sorumlu bir çevre anlayışına sahip olmasını sağlar. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ancak çevreyi tehdit eden en büyük sorunlardan biri israftır. İsraf, özellikle aşırı üretim ve tüketim alışkanlıklarıyla derinleşmiştir. Zamanla değişen yaşam tarzı, kaynakları tüketirken gereksiz enerji ve madde harcamasına neden olmaktadır. Yürüyebileceğimiz mesafeleri araçlarla gitmek, merdiven kullanmak yerine asansörü tercih etmek gibi alışkanlıklar, plansız ve aceleci bir yaşamın sonuçlarıdır. Bu tür savurganlıklar, çevreye doğrudan zarar veren bireysel davranışlardır.</p>
<p></p>
<p><strong>İsrafı Önlemek ve Çevreye Saygılı Yaşam Tarzı Geliştirmek</strong></p>
<p></p>
<p>Günlük yaşantımızdaki israfı önlemek hem bireysel hem de toplumsal sorumluluktur. Gereksiz yanan lambaları kapatmak, damlayan muslukları onarmak, yalıtımı ihmal etmemek ve geri dönüştürülebilir atıkları doğru değerlendirmek gibi basit adımlarla çevreye olan olumsuz etkilerimizi azaltabiliriz. Ebeveynlerin bu konuda sergileyeceği örnek davranışlar, çocuklar üzerinde kalıcı etkiler bırakacaktır.</p>
<p></p>
<p>Sanayileşme, ekonomik büyümeyi öncelik haline getirirken çevresel kaygıları geri plana atmıştır. Bu da çevreyi hiçe sayan, yalnızca maddi menfaatleri gözeten bireylerin ve toplumların oluşmasına neden olmuştur. Oysa insanlar, toplu halde yaşayan ve birbirlerine karşı sorumlulukları olan varlıklardır. Bu sorumlulukları yerine getirdiklerinde gerçek mutluluğa ulaşabilirler. Maddi varlıklar ne kadar az olursa olsun, çevresine ve doğaya karşı saygılı olan bireyler, çevreyi korumanın manevi hazzını yaşarlar. Bu yüksek ruh halini çocuklara aşılamakta ise en büyük sorumluluk ebeveynlere ve eğitim sistemine düşmektedir.</p>
<p></p>
<p><strong>Çevre Bilincinin Eğitimle Aşılanması</strong></p>
<p></p>
<p>Çevre bilincinin çocuklara kazandırılması için okullarda verilen eğitimin önemi büyüktür. Çevre konusunu yalnızca tek bir dersle sınırlamak yerine, farklı derslerde de çevreyle ilgili örneklerin işlenmesi, bu bilincin daha kalıcı olmasını sağlayacaktır. </p>
<p></p>
<ul>
<li><strong>Matematik dersinde</strong>, hava kirliliğine neden olan kaynakların yüzdeleri veya zehirli atıkların doğaya etkileri sayısal verilerle incelenebilir.</li>
<li><strong>Fen bilgisi dersinde</strong>, enerji ve çevre ilişkileri detaylı olarak ele alınabilir.</li>
<li><strong>Dil ve edebiyat derslerinde</strong>, çevre konulu makaleler okutulabilir ve bu konular üzerine kompozisyon çalışmaları yapılabilir.</li>
<li><strong>Din kültürü dersinde</strong>, farklı dinlerin çevreyi koruma konusundaki öğretilerine yer verilebilir. Örneğin, Hz. Muhammed’in “Kıyamet koparken, eğer elinizde bir fidan ve onu dikmeye yetecek zamanınız varsa onu mutlaka dikiniz!” sözü çevreye olan sorumluluğun vurgulanması için güzel bir örnektir. Eski Ahit’te yer alan “Bir kenti kuşatırken ağaçlarını kesmeyeceksiniz...” emri de aynı şekilde çevrenin korunmasına dair güçlü bir öğretidir.</li>
</ul>
<p></p>
<p>Ayrıca çevre bilgisi, eğitim müfredatında bağımsız bir ders olarak yer alabilir. Bu ders, gezilerle desteklenerek öğrencilerin çevreyi yerinde gözlemlemesi sağlanabilir. Özellikle çevre tahribatının yaşandığı bölgeler ziyaret edilerek bu tahribatın sonuçları öğrencilere somut şekilde gösterilebilir. Böylelikle çevre sorunlarının gerçek etkilerini anlamaları kolaylaşır.</p>
<p></p>
<p><strong>Çevre Duyarlılığını Güçlendirecek Faaliyetler</strong></p>
<p></p>
<p>Çevre bilincini güçlendirmek için okullarda düzenlenecek faaliyetler ve projeler de etkili olacaktır. Öğrencilerin belediye başkanlarına çevre sorunlarıyla ilgili sorular sormalarını sağlayacak etkinlikler, onların çözüm yolları üzerine düşünmesini teşvik edebilir. Ayrıca çevre dergilerine abonelikler sağlanarak, öğrencilerin bu dergileri okuması ve ödevlerde kullanması teşvik edilebilir.</p>
<p></p>
<p>Okullarda toplu ağaç dikme törenleri düzenlenerek öğrencilere çevrenin korunmasında aktif rol alma fırsatı sunulabilir. Evde de çevre bilincinin gelişmesi için aileler, çocuklarını evcil hayvan bakımı veya bitki yetiştirme gibi faaliyetlere yönlendirebilir. Bu sayede çocuklar, doğaya ve diğer canlılara olan saygıyı erken yaşlarda öğrenirler.</p>
<p></p>
<p><strong>Sonuç: İş Birliğiyle Yaşanabilir Bir Gelecek</strong></p>
<p></p>
<p>Çevre bilincinin geliştirilmesi, yalnızca ailelerin ve okulların sorumluluğunda değildir. Devlet, gönüllü kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri de bu sürece katkıda bulunmalıdır. Çocukları çevre bilinci konusunda aktif hale getirmek, geleceğin daha sağlıklı ve sürdürülebilir olmasını sağlayacaktır. Gönüllü kuruluşlarda yer alan öğrenciler, çevre sorunlarıyla yakından ilgilenerek aktif çevreci bireyler haline gelebilirler.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, çevre bilincinin aşılanması, geleceğimizin teminatı olan nesillerin çevreye saygılı, duyarlı ve sorumlu bireyler olarak yetişmesi için hayati önem taşımaktadır. Eğitimle ve toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla yaşanabilir bir gelecek için hep birlikte çalışmalıyız.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizlerin dibindeki görünmez tehlike: Ekosistem tehlike altında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/denizlerin-dibindeki-goerunmez-tehlike-ekosistem-tehlike-altinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/denizlerin-dibindeki-goerunmez-tehlike-ekosistem-tehlike-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Hayalet ağ tehlikesi, deniz ekosistemine zarar vermeyi sürdürüyor. Balıkesir’in Gömeç ilçesinde dalış gerçekleştiren Hayalet Ağ Avcıları ekibi, hayalet ağların verdiği zararı su altı kamerasıyla görüntüledi. Görüntülerde çürümüş balık ölüleri ile iskeletleri olduğu görüldü.Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi’nin ortaklığıyla 2022 yılında hayata geçirilen Hayalet Ağ Avcıları Edremit Projesi’nin 2024 yılı çalışmaları geçen haftalarda Balıkesir’in Gömeç ilçesi açıklarında başladı.Proje kapsamında bir ihbar üzerine ekip, Gömeç açıklarında dalış yaptı.ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, hayalet ağın deniz ekosistemine verdiği zararı su altı kamerasıyla görüntüledi.Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu’nun Hayalet Ağ Avcıları Edremit Projesi çalışmalarına destek verdiğini söyleyen Prof. Dr. Ayaz, “Projemiz geçtiğimiz haziran ayında başladı. Bir arkadaşımız bize ihbarda bulundu ve bölgeye gittik. Ağın üzerine indiğimizde yaklaşık bir aydır orada olduğu duruşundan belliydi. Ağın üzerinde ölü balıklar, çürümüş balıklar, balık iskeletleri, yengeçler olduğunu gördük.” dedi.Ağın iki ucunda herhangi bir sahiplik belgesi olmadığını söyleyen Erenoğlu, “Bunun hayalet ağ olduğunu belirledik. Ağın üzerinde bir 7-8 tane çürümüş balık ölüsü, balık iskeleti ve bunun yanında 5-6 tane de yine ağa yakalanmış, yiyeceğine dolanmış yengeçler vardı. Bu yengeçlerin canlı olanlarını ağdan kurtararak hepsini denize iade ettik. Ağı da o bölgeden aldık, uzaklaştırdık.” diye konuştu.Hayalet ağların 3 grupta toplandığını belirten Prof. Dr. Adnan Ayaz, şunları anlattı:
“Bir tanesi gerçekten balıkçı istemediği halde denizin dibine çeşitli nedenlerden dolayı takılıp kalan, akıntıların etkisiyle kalan, yasa dışı balıkçıların sürüklemeleriyle başka bölgeye gidip kaybolan ağlar. Diğer grup ise denize çöp olarak atılmış ağlar ve benzeri malzemeler. Bir diğeri de maalesef terk edilmiş ağlar. Bu bulduğumuz ağ, terk edilmiş ağ sınıfına giriyor. Bir aydır ellenmiyor. Doğaya artık yeteri kadar zarar vermiş. Üzerindeki balıklarıyla beraber canlarını denize saldık. Bu şekilde çalışmamızı tamamladık. Görüntülerde de gördüğünüz gibi üzerinde çürümüş balık, iskelet, yengeçler vardı. Bu şekilde bir çalışmayı gerçekleştirdik.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KRzFUQftnECBFaiypX0KqA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:26:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Denizlerin, dibindeki, görünmez, tehlike:, Ekosistem, tehlike, altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KRzFUQftnECBFaiypX0KqA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Denizlerin dibindeki görünmez tehlike: Ekosistem tehlike altında"><p>Hayalet ağ tehlikesi, deniz ekosistemine zarar vermeyi sürdürüyor. Balıkesir’in Gömeç ilçesinde dalış gerçekleştiren Hayalet Ağ Avcıları ekibi, hayalet ağların verdiği zararı su altı kamerasıyla görüntüledi. Görüntülerde çürümüş balık ölüleri ile iskeletleri olduğu görüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pOSJCzIhgEeR2RHuRlNTYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi’nin ortaklığıyla 2022 yılında hayata geçirilen Hayalet Ağ Avcıları Edremit Projesi’nin 2024 yılı çalışmaları geçen haftalarda Balıkesir’in Gömeç ilçesi açıklarında başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c0uBCTGJAU-N-aMnF9RW6g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proje kapsamında bir ihbar üzerine ekip, Gömeç açıklarında dalış yaptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ADttYs7MJUeQxu3ErB9Ejw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, hayalet ağın deniz ekosistemine verdiği zararı su altı kamerasıyla görüntüledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iGeCH23VoESUu98s_8_uwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ve ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu’nun Hayalet Ağ Avcıları Edremit Projesi çalışmalarına destek verdiğini söyleyen Prof. Dr. Ayaz, “Projemiz geçtiğimiz haziran ayında başladı. Bir arkadaşımız bize ihbarda bulundu ve bölgeye gittik. Ağın üzerine indiğimizde yaklaşık bir aydır orada olduğu duruşundan belliydi. Ağın üzerinde ölü balıklar, çürümüş balıklar, balık iskeletleri, yengeçler olduğunu gördük.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d7SyKkzhmk2iXA9l-I5Ftg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ağın iki ucunda herhangi bir sahiplik belgesi olmadığını söyleyen Erenoğlu, “Bunun hayalet ağ olduğunu belirledik. Ağın üzerinde bir 7-8 tane çürümüş balık ölüsü, balık iskeleti ve bunun yanında 5-6 tane de yine ağa yakalanmış, yiyeceğine dolanmış yengeçler vardı. Bu yengeçlerin canlı olanlarını ağdan kurtararak hepsini denize iade ettik. Ağı da o bölgeden aldık, uzaklaştırdık.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SKini-Hf9ky4-y2NfLcZ7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hayalet ağların 3 grupta toplandığını belirten Prof. Dr. Adnan Ayaz, şunları anlattı:
“Bir tanesi gerçekten balıkçı istemediği halde denizin dibine çeşitli nedenlerden dolayı takılıp kalan, akıntıların etkisiyle kalan, yasa dışı balıkçıların sürüklemeleriyle başka bölgeye gidip kaybolan ağlar. Diğer grup ise denize çöp olarak atılmış ağlar ve benzeri malzemeler. Bir diğeri de maalesef terk edilmiş ağlar. Bu bulduğumuz ağ, terk edilmiş ağ sınıfına giriyor. Bir aydır ellenmiyor. Doğaya artık yeteri kadar zarar vermiş. Üzerindeki balıklarıyla beraber canlarını denize saldık. Bu şekilde çalışmamızı tamamladık. Görüntülerde de gördüğünüz gibi üzerinde çürümüş balık, iskelet, yengeçler vardı. Bu şekilde bir çalışmayı gerçekleştirdik.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hPMXh-gFKUGYEoM4OOhlwg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DNt2xxkoxUCrRPhHBk8FtQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>60 yılda adım adım gelen son: Türkiye’de 240 gölden 186’sı kurudu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/60-yilda-adim-adim-gelen-son-turkiyede-240-goelden-186si-kurudu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/60-yilda-adim-adim-gelen-son-turkiyede-240-goelden-186si-kurudu</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’deki 240 gölden 186’sı son 60 yılda tamamen kurudu. Geride kalan göller de kuraklık ve aşırı kirlilik tehdidi altında... Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, Anadolu coğrafyasında şu anda iyi denilebilecek tek bir göl dahil olmadığını söyledi. Kesici, vahşi tarımsal sulamanın sona erdirilmesi gerektiğine dikkat çekti.Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, son 60 yılda Türkiye’deki 240 gölden 186’sının tamamen kuruduğunu, geriye kalanların da kuraklık tehlikesi ve aşırı kirlilik yaşadığını söyledi.Türkiye’deki göllerin neredeyse hepsinin şiddetli hasta olduğunu söyleyen Dr. Erol Kesici, “Sorunları oldukça ağır durumda, su seviyeleri, yüzey alanları, kirlilik, oksijensizlik, adeta tükenmiş durumdalar.” dedi.“Günümüzden milyonlarca yıl önce oluşan birçok doğal gölümüz ne yazık ki, son 60 yıl içinde ve bilhassa son yıllarda temel sorunları ötelendiğinden, aşırı şekilde kurumalar meydana gelmiştir.” diyen Kesici, “Bu bakımdan ülkemizdeki irili ufaklı 240’a yakın gölün neredeyse 186’sı kurumuş, geri kalanları ise göl olma özelliğini tamamen kaybetmektedir.” ifadelerini kullandı.Kesici, Anadolu’daki birkaç gölün de tuzlu oluşları ve bölgesel konumları nedeniyle yaşama mücadelesi verdiğini anlattı.Şiddetli kuraklık ve kirliliğin son yıllarda etkisini daha da gösterdiğini belirten Dr. Kesici, şöyle devam etti:
“Hakikaten göl, diye bir şey kalmadı memlekette. Hepsi aşırı su kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. Bu, biyoçeşitliliğin yok olmasına neden oluyor. Göllerde dip çamurları ve kimyasal atıklar alabildiğince fazlalaştığı için suyu azalan göller bu kirliliği artık tolere edemiyor. Balık popülasyonunun giderek azalmasıyla göllerde makro ve mikro su bitkilerinin aşırı artışı bataklıklaşma, farklı istilacı türlerin göl havzasına göç etmeleri ve buna bağlı olarak tüm sulak alanlarımızda artan buharlaşmayla kuruma süreci çok hızlı şekilde devam ediyor.”Yaşanan iklim krizinin en önemli etkenlerinden birinin vahşi tarımsal sulama olduğuna dikkat çeken Kesici, “Kentlerin iklimine göre bitki dokusu ve tarımsal üretimler günün bilimsel koşullarına göre düzenlenmeli. Türkiye’de şu an iyi denilebilecek, parmakla gösterebileceğimiz bir tane dahi gölümüz yok.” şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d8HYwl5VqUW8pHM0ZG1zcw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:26:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>yılda, adım, adım, gelen, son:, Türkiye’de, 240, gölden, 186’sı, kurudu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-sourcepos="3:1-3:314"><span>Türkiye'deki göllerin hızla yok olması,</span><span> ülkemizin en ciddi çevre sorunlarından biri haline geldi.</span><span> Son 60 yılda 240'a yakın gölün neredeyse tamamı kurudu veya kurumaya yüz tuttu.</span><span> Bu durumun başlıca nedenleri arasında iklim değişikliği,</span><span> aşırı su kullanımı,</span><span> tarımsal sulama,</span><span> sanayileşme ve çevre kirliliği yer alıyor.</span></p>
<h3 data-sourcepos="5:1-5:33" class="">İklim Değişikliğinin Etkileri</h3>
<ul data-sourcepos="7:1-9:0">
<li data-sourcepos="7:1-7:108"><strong>Kuraklık:</strong><span> Artan sıcaklıklar ve azalan yağış miktarı,</span><span> göllerin su seviyelerini önemli ölçüde düşürüyor.</span></li>
<li data-sourcepos="8:1-9:0"><strong>Buharlaşma:</strong><span> Yüksek sıcaklıklar,</span><span> suyun daha hızlı buharlaşmasına neden olarak göllerin kurumasını hızlandırıyor.</span></li>
</ul>
<h3 data-sourcepos="10:1-10:41" class="">Aşırı Su Kullanımı ve Tarımsal Sulama</h3>
<ul data-sourcepos="12:1-12:171">
<li data-sourcepos="12:1-12:171"><strong>Su Kaynaklarının Tükenmesi:</strong><span> Tarım,</span><span> sanayi ve evsel kullanımlar için aşırı su çekilmesi,</span><span> yeraltı su seviyelerinin düşmesine ve göllere ulaşan su miktarının azalmasına yol açıyor.</span></li>
<li data-sourcepos="13:1-14:0"><strong>Vahşi Sulama:</strong><span> Verimsiz sulama yöntemleri ve suyun israf edilmesi,</span><span> su kıtlığını daha da derinleştiriyor.</span></li>
</ul>
<h3 data-sourcepos="15:1-15:34" class="">Sanayileşme ve Çevre Kirliliği</h3>
<ul data-sourcepos="17:1-18:94">
<li data-sourcepos="17:1-17:141"><strong>Endüstriyel Atıklar:</strong><span> Fabrikalardan ve evsel atıklardan gelen kimyasallar,</span><span> göllerin su kalitesini bozuyor ve canlı yaşamı tehdit ediyor.</span></li>
<li data-sourcepos="18:1-18:94"><strong>Tarımsal İlaçlar:</strong><span> Tarım alanlarından sızan gübre ve pestisitler,</span><span> göllerde alg patlamalarına neden oluyor ve suyun oksijen seviyesini düşürüyor.</span></li>
</ul>
<h3 data-sourcepos="20:1-20:36" class="">Göllerin Yok Olmasının Sonuçları</h3>
<ul data-sourcepos="22:1-23:172">
<li data-sourcepos="22:1-22:164"><strong>Biyoçeşitliliğin Kaybı:</strong><span> Göller,</span><span> birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapar.</span><span> Bu türlerin yok olması,</span><span> ekosistem dengesini bozar ve gıda zincirini etkiler.</span></li>
<li data-sourcepos="23:1-23:172"><strong>İklim Değişikliğinin Şiddetlenmesi:</strong><span> Göller,</span><span> iklim düzenleyici bir göreve sahiptir.</span><span> Bu nedenle göllerin kuruması,</span><span> iklim değişikliğinin etkilerini daha da şiddetlendirebilir.</span></li>
<li data-sourcepos="24:1-25:0"><strong>Ekonomik Kayıplar:</strong><span> Göller,</span><span> turizm,</span><span> balıkçılık ve tarım gibi sektörler için önemli bir kaynaktır.</span><span> Bu sektörlerin zarar görmesi,</span><span> bölgesel ekonomilere olumsuz etkiler yapar.</span></li>
</ul>
<h3 data-sourcepos="26:1-26:19" class="">Çözüm Önerileri</h3>
<ul data-sourcepos="28:1-29:104">
<li data-sourcepos="28:1-28:134"><strong>Su Yönetimi:</strong><span> Su kaynaklarının etkin bir şekilde yönetilmesi,</span><span> su tasarrufu ve yeniden kullanımının teşvik edilmesi gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="29:1-29:104"><strong>Sürdürülebilir Tarım:</strong><span> Damla sulama gibi su tasarrufu sağlayan yöntemlerin kullanılması ve tarımsal ilaçların kullanımının azaltılması gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="30:1-30:130"><strong>Atık Su Arıtımı:</strong><span> Endüstriyel ve evsel atık suların arıtılması ve doğal ortamlara verilmeden önce temizlenmesi gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="31:1-31:155"><strong>Farkındalık Oluşturma:</strong><span> Toplumun suyun önemi konusunda bilinçlendirilmesi ve su kaynaklarının korunması için herkesin sorumluluk alması gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="32:1-33:0"><strong>Koruma Alanları:</strong><span> Göllerin ve çevresindeki doğal alanların korunması için yasal düzenlemeler yapılması ve koruma alanları oluşturulması gerekmektedir.</span></li>
</ul>
<p data-sourcepos="34:1-34:15"><span>Türkiye'deki göllerin yok olması,</span><span> acil önlem alınması gereken ciddi bir çevre sorunudur.</span><span> Bu sorunun çözümü için hükümet,</span><span> yerel yönetimler,</span><span> sivil toplum kuruluşları ve tüm bireylerin işbirliği yapması gerekmektedir.</span></p>
<p data-sourcepos="7:1-7:2"><strong>Ekosistemler Üzerindeki Etkiler</strong></p>
<p data-sourcepos="9:1-9:96"><span>Göller,</span><span> sadece su kaynakları değil,</span><span> aynı zamanda biyolojik çeşitliliğin önemli merkezleridir.</span><span> Bu nedenle göllerin kuruması,</span><span> ekosistemler üzerinde ciddi olumsuz etkilere neden olur:</span></p>
<ul data-sourcepos="11:1-12:156">
<li data-sourcepos="11:1-11:186"><strong>Biyoçeşitliliğin Kaybı:</strong><span> Göllerde yaşayan balık,</span><span> kuş,</span><span> sürüngen ve amfibi türleri,</span><span> su bitkileri ve diğer organizmalar,</span><span> habitat kaybı nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.</span></li>
<li data-sourcepos="12:1-12:156"><strong>Gıda Zincirinin Bozulması:</strong><span> Göllerdeki canlılar arasındaki besin zinciri,</span><span> göllerin kurumasıyla birlikte bozulur ve ekosistem dengesini olumsuz etkiler.</span></li>
<li data-sourcepos="13:1-13:128"><strong>Toprak Erozyonu:</strong><span> Göllerin kurumasıyla birlikte çevresindeki topraklar erozyona uğrar ve tarım arazileri verimini kaybeder.</span></li>
<li data-sourcepos="14:1-15:0"><strong>İklim Değişikliği:</strong><span> Göller,</span><span> yerel iklimi düzenleyen önemli bir faktördür.</span><span> Göllerin kuruması,</span><span> bölgesel iklimi değiştirerek kuraklık ve aşırı sıcaklık gibi olumsuz etkileri artırabilir.</span></li>
</ul>
<p data-sourcepos="16:1-16:30"><strong>Ekonomi Üzerindeki Etkiler</strong></p>
<p data-sourcepos="18:1-18:60"><span>Göller,</span><span> birçok ekonomik faaliyet için hayati öneme sahiptir:</span></p>
<ul data-sourcepos="20:1-20:20">
<li data-sourcepos="20:1-20:20"><strong>Balıkçılık:</strong><span> Göller,</span><span> birçok bölge için önemli bir geçim kaynağı olan balıkçılığın temelini oluşturur.</span><span> Göllerin kurumasıyla birlikte balıkçılık faaliyetleri durur ve balıkçılar işsiz kalır.</span></li>
<li data-sourcepos="21:1-21:210"><strong>Turizm:</strong><span> Göller,</span><span> doğal güzellikleri ve rekreasyon olanaklarıyla turizm için önemli bir çekim merkezidir.</span><span> Göllerin kuruması,</span><span> turizm gelirlerinin azalmasına ve bölgesel ekonomilerin zayıflamasına neden olur.</span></li>
<li data-sourcepos="22:1-23:0"><strong>Tarım:</strong><span> Göller,</span><span> tarım arazilerinin sulanmasında kullanılan su kaynaklarıdır.</span><span> Göllerin kuruması,</span><span> tarım verimini düşürür ve gıda güvenliğini tehdit eder.</span></li>
</ul>
<p data-sourcepos="24:1-24:29"><strong>Toplum Üzerindeki Etkiler</strong></p>
<p data-sourcepos="26:1-26:107"><span>Göllerin yok olması,</span><span> sadece çevre ve ekonomi değil,</span><span> aynı zamanda toplum üzerinde de önemli etkiler yaratır:</span></p>
<ul data-sourcepos="28:1-31:0">
<li data-sourcepos="28:1-28:176"><strong>Göçler:</strong><span> Göllerin kurumasıyla birlikte yaşamını sürdüremeyen insanlar,</span><span> başka bölgelere göç etmek zorunda kalır.</span><span> Bu durum,</span><span> sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getirir.</span></li>
<li data-sourcepos="29:1-29:122"><strong>Çatışmalar:</strong><span> Su kaynakları üzerindeki rekabet,</span><span> toplumsal gerginlikleri artırabilir ve hatta çatışmalara yol açabilir.</span></li>
<li data-sourcepos="30:1-31:0"><strong>Sağlık Sorunları:</strong><span> Kirlenmiş su kaynakları,</span><span> insan sağlığı için ciddi tehdit oluşturur.</span><span> Su kaynaklarının azalması,</span><span> hijyen koşullarının bozulmasına ve bulaşıcı hastalıkların yayılmasına neden olabilir.</span></li>
</ul>
<p data-sourcepos="32:1-32:19"><strong>Çözüm Önerileri</strong></p>
<p data-sourcepos="34:1-34:78"><span>Türkiye'deki göllerin yok oluşunu önlemek için aşağıdaki önlemler alınmalıdır:</span></p>
<ul data-sourcepos="36:1-40:7">
<li data-sourcepos="36:1-36:134"><strong>Su Yönetimi:</strong><span> Su kaynaklarının etkin bir şekilde yönetilmesi,</span><span> su tasarrufu ve yeniden kullanımının teşvik edilmesi gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="37:1-37:154"><strong>Sürdürülebilir Tarım:</strong><span> Damla sulama gibi su tasarrufu sağlayan yöntemlerin kullanılması ve tarımsal ilaçların kullanımının azaltılması gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="38:1-38:130"><strong>Atık Su Arıtımı:</strong><span> Endüstriyel ve evsel atık suların arıtılması ve doğal ortamlara verilmeden önce temizlenmesi gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="39:1-39:155"><strong>Farkındalık Oluşturma:</strong><span> Toplumun suyun önemi konusunda bilinçlendirilmesi ve su kaynaklarının korunması için herkesin sorumluluk alması gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="40:1-40:7"><strong>Koruma Alanları:</strong><span> Göllerin ve çevresindeki doğal alanların korunması için yasal düzenlemeler yapılması ve koruma alanları oluşturulması gerekmektedir.</span></li>
<li data-sourcepos="41:1-42:0"><strong>Uluslararası İşbirliği:</strong><span> İklim değişikliğiyle mücadele ve su kaynaklarının korunması gibi küresel sorunlarla mücadele için uluslararası işbirliği güçlendirilmelidir.</span></li>
</ul>
<p data-sourcepos="43:1-43:9"><strong>Sonuç</strong></p>
<p data-sourcepos="45:1-45:177"><span>Türkiye'deki göllerin yok olması,</span><span> ülkemizin ve dünyanın karşı karşıya olduğu en ciddi çevre sorunlarından biridir.</span><span> Bu sorunun çözümü için hükümet,</span><span> yerel yönetimler,</span><span> sivil toplum kuruluşları ve tüm bireylerin işbirliği içinde hareket etmesi gerekmektedir.</span><span> Aksi takdirde,</span><span> gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak mümkün olmayacaktır.</span></p>
<p data-sourcepos="47:1-47:193"><strong>Not:</strong><span> Bu makale,</span><span> Türkiye'deki göllerin yok oluşu konusuna genel bir bakış sunmaktadır.</span><span> Konu hakkında daha detaylı bilgi almak için bilimsel makalelere ve uzman görüşlerine başvurabilirsiniz.</span></p>
<p data-sourcepos="36:1-36:162"><span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çevre felaketinin yaşandığı İzmir Körfezi için acil eylem planı: İlk toplantı 17 Eylül’de</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cevre-felaketinin-yasandigi-izmir-koerfezi-icin-acil-eylem-plani-ilk-toplanti-17-eylulde</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cevre-felaketinin-yasandigi-izmir-koerfezi-icin-acil-eylem-plani-ilk-toplanti-17-eylulde</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Körfezi’nde çevre felaketi yaşanıyor. Balık ölümleri sonrası yapılan incelemede, körfezde atık su kaynaklı amonyak miktarının olması gerekelenden 50 kat fazla olduğu belirlendi. Yaşanan felaketin nedenlerini araştırmak ve çözüm önerleri ortaya koymak amacıyla çalışma grupları kuruldu. Bu grupların çalışması sonucu İzmir Körfezi Acil Eylem Planı hazırlanacak. İlk toplantı 17 Eylül’de gerçekleştirilecek.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İzmir Körfezi’nde meydana gelen toplu balık ölümleri ve kirlilikle ilgili 20 Ağustos’ta bölgede inceleme başlattı.İnceleme kapsamında deniz suyu numuneleri, yetkili laboratuvar tarafından incelendi ve yapılan değerlendirmeler sonucunda balık ölümlerinin, deniz suyu sıcaklığındaki artış, denizdeki kirlilik ve oksijen seviyesinin yetersiz olmasından kaynaklandığı tespit edildi.
Daha ayrıntılı inceleme için bakanlığın Deniz İzleme Gemisi ve Mobil Su ve Atıksu laboratuvarı bölgeye gönderildi ve İzmir Körfezi’ne deşarj olan derelerle, atık su kaynaklarında incelemeler yapıldı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un talimatıyla, İzmir Körfezi’ndeki kirliliği mercek altına almak amacıyla İzmir Körfezi Bilim Kurulu oluşturuldu.
Ardından Bakan Kurum başkanlığında 5 Eylül’de İzmir Körfezi Koordinasyon Kurulu toplantısı yapılarak, Bilim Kurulu üyeleriyle çalışma gruplarının oluşturulması ve acil eylem planının hazırlanması kararlaştırıldı. Bakan Kurum da eylül ayı sonuna kadar Acil Eylem Planı’nın ortaya konulması yönünde talimat verdi.Bu kararlar doğrultusunda 35 akademisyenin yer aldığı Bilim Kurulu üyeleri, ilgili kurumların uzmanlık alanlarına göre, İklim Değişikliği ve Doğa Temelli Çözümler Çalışma Grubu, Atıksu Altyapısı ve Dereler Çalışma Grubu ile Deniz Alanlarının Değerlendirilmesi ve Ekosistemin İyileştirilmesi Çalışma Grubu oluşturdu.
Çalışma grupları, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank başkanlığında bir araya gelerek, saha çalışması ve toplantılar yapacak. İzmir Körfezi’ni kurtarmak için acil olarak yapılması gereken eylemlere ilişkin kararlar alınarak, İzmir Körfezi Acil Eylem Planı hazırlanacak.Bu kapsamda ilk toplantı, 17-18 Eylül’de İzmir İktisat Kongre binasında gerçekleştirilecek.
Kasım ayı sonuna kadar da uzun vadede yapılması gerekenlere ilişkin kalıcı eylemler belirlenecek.Balık ölümleri sonrası bakanlık ekiplerinin ön incelemesinde, İzmir Körfezi’nde atık su kaynaklı amonyak miktarının, olması gerekenden 50 kat daha fazla olduğu belirlenmiş, Körfez’de 6 miligram/litre olması gereken oksijen seviyesinin ise 1,8&#039;e, yer yer sıfıra düştüğü tespit edilmişti.
Körfez’de TÜBİTAK gemisiyle inceleme yapan Bakan Kurum, Büyük Kanal Projesi ve Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi&#039;nin, bölgedeki kirliliğe neden olan en önemli iki faktör olduğuna dikkati çekerek, İzmir Körfezi’nin kaderine terk edilmesine müsaade etmeyeceklerini vurgulamıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ULS5t7XNDE-ohvP5duEHKw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:26:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çevre, felaketinin, yaşandığı, İzmir, Körfezi, için, acil, eylem, planı:, İlk, toplantı, Eylül’de</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ULS5t7XNDE-ohvP5duEHKw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çevre felaketinin yaşandığı İzmir Körfezi için acil eylem planı: İlk toplantı 17 Eylül’de"><p>İzmir Körfezi’nde çevre felaketi yaşanıyor. Balık ölümleri sonrası yapılan incelemede, körfezde atık su kaynaklı amonyak miktarının olması gerekelenden 50 kat fazla olduğu belirlendi. Yaşanan felaketin nedenlerini araştırmak ve çözüm önerleri ortaya koymak amacıyla çalışma grupları kuruldu. Bu grupların çalışması sonucu İzmir Körfezi Acil Eylem Planı hazırlanacak. İlk toplantı 17 Eylül’de gerçekleştirilecek.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zxDXUlxhlE2RhbrjOrZiSA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İzmir Körfezi’nde meydana gelen toplu balık ölümleri ve kirlilikle ilgili 20 Ağustos’ta bölgede inceleme başlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GyPUrttHgkWRZHSRM1lR7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İnceleme kapsamında deniz suyu numuneleri, yetkili laboratuvar tarafından incelendi ve yapılan değerlendirmeler sonucunda balık ölümlerinin, deniz suyu sıcaklığındaki artış, denizdeki kirlilik ve oksijen seviyesinin yetersiz olmasından kaynaklandığı tespit edildi.
Daha ayrıntılı inceleme için bakanlığın Deniz İzleme Gemisi ve Mobil Su ve Atıksu laboratuvarı bölgeye gönderildi ve İzmir Körfezi’ne deşarj olan derelerle, atık su kaynaklarında incelemeler yapıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2oOTG0n6xEi416Fv9NnIug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un talimatıyla, İzmir Körfezi’ndeki kirliliği mercek altına almak amacıyla İzmir Körfezi Bilim Kurulu oluşturuldu.
Ardından Bakan Kurum başkanlığında 5 Eylül’de İzmir Körfezi Koordinasyon Kurulu toplantısı yapılarak, Bilim Kurulu üyeleriyle çalışma gruplarının oluşturulması ve acil eylem planının hazırlanması kararlaştırıldı. Bakan Kurum da eylül ayı sonuna kadar Acil Eylem Planı’nın ortaya konulması yönünde talimat verdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qE68uuV5xUGQkM6G6Twcaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu kararlar doğrultusunda 35 akademisyenin yer aldığı Bilim Kurulu üyeleri, ilgili kurumların uzmanlık alanlarına göre, İklim Değişikliği ve Doğa Temelli Çözümler Çalışma Grubu, Atıksu Altyapısı ve Dereler Çalışma Grubu ile Deniz Alanlarının Değerlendirilmesi ve Ekosistemin İyileştirilmesi Çalışma Grubu oluşturdu.
Çalışma grupları, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank başkanlığında bir araya gelerek, saha çalışması ve toplantılar yapacak. İzmir Körfezi’ni kurtarmak için acil olarak yapılması gereken eylemlere ilişkin kararlar alınarak, İzmir Körfezi Acil Eylem Planı hazırlanacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U7DzUWB4GkKubz8jS_RtiA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu kapsamda ilk toplantı, 17-18 Eylül’de İzmir İktisat Kongre binasında gerçekleştirilecek.
Kasım ayı sonuna kadar da uzun vadede yapılması gerekenlere ilişkin kalıcı eylemler belirlenecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sk_2kzV3v0ySO5jB7eZ3AQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balık ölümleri sonrası bakanlık ekiplerinin ön incelemesinde, İzmir Körfezi’nde atık su kaynaklı amonyak miktarının, olması gerekenden 50 kat daha fazla olduğu belirlenmiş, Körfez’de 6 miligram/litre olması gereken oksijen seviyesinin ise 1,8'e, yer yer sıfıra düştüğü tespit edilmişti.
Körfez’de TÜBİTAK gemisiyle inceleme yapan Bakan Kurum, Büyük Kanal Projesi ve Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi'nin, bölgedeki kirliliğe neden olan en önemli iki faktör olduğuna dikkati çekerek, İzmir Körfezi’nin kaderine terk edilmesine müsaade etmeyeceklerini vurgulamıştı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Afşin Elbistan Termik Santrali’ne iki yeni ünite Ceyhan Havzası’nı kurutacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/afsin-elbistan-termik-santraline-iki-yeni-unite-ceyhan-havzasini-kurutacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/afsin-elbistan-termik-santraline-iki-yeni-unite-ceyhan-havzasini-kurutacak</guid>
<description><![CDATA[ Afşin Elbistan Termik Santrali’ne iki yeni ünite Ceyhan Havzası’nı kurutacak ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Afsin-Elbistan-Termik-Santrali.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Afşin, Elbistan, Termik, Santrali’ne, iki, yeni, ünite, Ceyhan, Havzası’nı, kurutacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<strong>6 Şubat depremlerinin ardından ciddi darbe alan Maraş’ta yıllardır süregelen tüm çabalara ve mücadelelere rağmen Türkiye’nin hatta Avrupa’nın en kirli termik santrallerinden Afşin Elbistan Termik Santrali, zehir saçmayı sürdürüyor. Bu yetmiyormuş gibi şimdi </strong><strong>Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması için ÇED başvurusunda bulunuldu.</strong>

Türkiye’de siyasi ve ekonomi gündem hızlı değişiyor, ancak Türkiye’nin kömürlü termik santraller gündemi hiç değişmiyor.

6 Şubat depremlerinin ardından ciddi darbe alan Maraş’ta yıllardır süregelen tüm çabalara ve mücadelelere rağmen Türkiye’nin hatta Avrupa’nın en kirli termik santrallerinden biri olarak bilinen Afşin Elbistan Termik Santrali, zehir saçmayı sürdürüyor.

Bu yetmiyormuş gibi şimdi Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması planlanıyor. Sermaye grubu, bunun için ÇED başvurusunda bulundu.

Hâli hazırda Afşin-Elbistan A Termik Santrali’nin dört ünitesi, Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nin ise dört ünitesi bulunuyor. Mevcuttaki bu sekiz ünitenin kapasitesi ise 2795 MW büyüklüğünde.

Bu santraller 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayanların sağlığına ve çevreye büyük zararlar vermesine rağmen Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne 688 MW kapasiteye sahip iki ünite daha eklenmesi planlanıyor.

Düşünebiliyor musunuz, artık ekonomik ömrünü tamamlamış, bir an önce kapatılması gereken bir santral, ek ünitelerle genişletilmek isteniyor.
<blockquote><em><strong>Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması için hazırlanan projenin ÇED raporu; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinasyonunda toplanan İnceleme Değerlendirme Komisyonu</strong>’</em><strong><em>nda (İDK) geçen hafta görüşüldü.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>İLAVE İKİ ÜNİTENİN ÇED RAPORU GEÇEN HAFTA GÖRÜŞÜLDÜ</strong></h2>
Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması için hazırlanan projenin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinasyonunda toplanan İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nda (İDK) geçen hafta görüşüldü.

Üstelik, bu toplantı 6 Şubat depremlerinin ardından uzmanların acilen denetlenmesi gerektiğine dikkat çektiği termik santralin 4’üncü ünitesinde yangın çıkması sonucu üç işçinin ağır şekilde yaralandığı günde gerçekleşti.

Özelleştirme yoluyla Çelikler Holding’e satılan Afşin-Elbistan Termik Santrali 1 Ocak 2020’de Çevre Kanunu gereği filtre takma zorunluluğuna rağmen iktidarın verdiği özel izinler ölüm kusmaya devam ediyor.

Çelikler Holding bünyesinde Seyitömer, Tunçbilek ve Orhaneli ile Afşin-Elbistan A termik santralları bulunuyor. Çelikler Holding, Seyitömer, Tunçbilek ve Orhaneli termik santrallarını da geçtiğimiz yıllarda özelleştirme yoluyla devralmıştı.

Türkiye'de hangi kömürlü termik santralin ne kadar emisyona neden olduğu ile ilgili bir veri olmadığı gibi emisyonların izlenip izlenmediği de maalesef bilinmiyor.

Türkiye'nin çoğu ekonomik ömrünü tamamlamış kömür santrali, herhangi bir filtreleme sistemine sahip olmadan 2019 sonuna kadar çalışmaya devam etti.

Yakın geçmişe dair bazı gelişmeleri kısaca hatırlayalım…

Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 2 Ocak 2020'de filtre ve baca gazı arıtma gibi çevresel yatırımları tamamlaması gereken 13 termik santralden beşinin tamamen, birinin ise kısmen kapatılmasına karar verildiğini açıklamıştı.

Tamamen kapatılan santraller Maraş Afşin A, Kütahya Seyitömer, Kütahya Tunçbilek, Sivas Kangal ve Zonguldak Çatalağzı termik santralleriyken, kısmen kapatılan Manisa Soma Termik Santrali'ydi.

Muğla Kemerköy, Muğla Yeniköy ve Çanakkale 18 Mart Çan Termik Santralleri ise çevre mevzuatı kapsamında çevre izinlerini almışlardı.
<blockquote><em><strong>Haziran 2020'de Kurum, kapatılan santrallerin "geçici ruhsat" aldığını, bu santrallerin ünitelerini ve bacalarını mevzuata uygun hale getirdiğini söyledi. Böylece, Soma Termik Santrali'nin altı ünitesinden dördü, Kangal Termik Santrali'nin iki ünitesi, Çatalağzı Termik Santrali'nin iki ünitesi, Seyitömer Termik Santrali'nin dört ünitesinden ikisi, Tunçbilek Termik Santrali'nin üç ünitesinden ikisi ve Afşin A Termik Santrali'nin dört ünitesinden ikisi yeniden açıldı.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>KAPATILAN SANTRALLER YENİDEN AÇILDI</strong></h2>
Haziran 2020'de yeni bir açıklama yapan Kurum, kapatılan santrallerin "geçici ruhsat" aldığını, bu santrallere 142 milyon TL yatırımla ünitelerini ve bacalarını mevzuata uygun hale getirdiğini söyledi.

Böylece, Soma Termik Santrali'nin altı ünitesinden dördü, Kangal Termik Santrali'nin kapalı olan iki ünitesi, Çatalağzı Termik Santrali'nin kapalı olan iki ünitesi, Seyitömer Termik Santrali'nin dört ünitesinden ikisi, Tunçbilek Termik Santrali'nin üç ünitesinden ikisi, ve Afşin A Termik Santrali'nin dört ünitesinden ikisi yeniden açıldı.

<strong>Çelikler Holding’in Afşin-Elbistan’dan </strong><strong>“</strong><strong>geçici faaliyet belgesi” </strong><strong>ile </strong><strong>çalışmaya devam etmesine ve santralin filtre takmayarak çevresini zehirlemesine göz yumulması yetmiyormuş gibi şimdi bir de kapasite artışına gitmesine mi göz yumulacak?</strong>

<strong>Çelikler Holding’in baca gazı arıtma tesisi gibi çevre yatırımlarını yapması gerekiyordu. Oysa, sattığı her birim elektrik üzerinden parasını devletten peşin alırken, ilgili yatırımları öngörülen süre içinde gerçekleştirmedi. </strong>

<strong>İddialara göre, Çelikler Holding'e taahhüt ettiği yatırımları gerçekleştirmesi için ek süre verilerek, yeni koşullara uygun üretim planlaması yapmasına izin verildi. </strong>

Bacalarından kömür dumanı ve partikülleri çevreye yayan santral nedeniyle bölge halkı kanser dahil akciğer hastalıklarıyla boğuşurken, binlerce erken ölüme neden olunuyor.

Bu iki santral, kuruldukları tarihten 2020 yılına kadar geçen sürede 17 bin 500 erken ölüme (<a href="https://www.temizhavahakki.org/wp-content/uploads/2023/03/KaraRapor_v6.pdf">https://www.temizhavahakki.org/wp-content/uploads/2023/03/KaraRapor_v6.pdf</a>) neden oldu.

<u> </u>
<blockquote><em><strong>Afşin-Elbistan A Termik Santrali</strong>’</em><strong><em>ne eklenecek iki yeni ünite 1900 erken ölüme daha neden olacak. Bir diğer önemli konu ise, termik santralin bölgedeki su kaynaklarını korkunç biçimde tüketiyor olması.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>EKLENECEK İKİ ÜNİTE 1900 ERKEN ÖLÜME NEDEN OLACAK</strong></h2>
Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne eklenecek iki yeni ünite 1900 erken ölüme (<a href="https://www.greenpeace.org/static/planet4-turkey-stateless/2022/04/c73a17f7-tr-afsin-a-genisleme-raporu-greenpeace.pdf">https://www.greenpeace.org/static/planet4-turkey-stateless/2022/04/c73a17f7-tr-afsin-a-genisleme-raporu-greenpeace.pdf</a>) daha neden olacak.

Kalp ve damar hastalıkları, kronik solunum hastalıkları ile kanserler ilk akla gelen ve bu ölümlere yol açacak hastalıklar. Ancak, termik santrallerden kaynaklanan hava kirliliği diyabet, kronik böbrek hastalıkları ve solunum yolu enfeksiyonları gibi hastalıklar nedeniyle de ölüme yol açabiliyor.

Bir diğer önemli konu ise, termik santralin bölgedeki su kaynaklarını korkunç biçimde tüketiyor olması.

Afşin-Elbistan A Termik Santrali, Çoğulhan Mahallesi'nin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan yer üstü ve yer altı sularının beslenme alanında yer alıyor.
<blockquote><em><strong>Santralin genişletilmesi, yalnızca 1 kilometre mesafede bulunan üç akarsuyun kirlilik yükünü artıracak. Hayati öneme sahip su varlıklarının kirlenmesi, hem bölge halkını susuz bırakacak hem de içme, kullanma ve sulama sularını tehlikeye atacak.</strong></em></blockquote>
Santralde bugüne kadarki su kullanımına ve kapasite artışıyla ek üniteler devreye alındığında bölgedeki su kaynaklarının nasıl etkileneceğine dair çevre örgütlerinin çalışmasındaki bilgiler ise şöyle:
<ul>
 <li>Hali hazırda işletmede olan Afşin Elbistan B Termik Santrali, Ceyhan Havzası’nda su kullanan en önemli kuruluştur. Soğutma suyunu doğrudan Ceyhan Nehri’nden sağlayan santralin yıllık su tüketimi 41,8 hm</li>
 <li>Afşin Elbistan A Termik Santrali’nde ne kadar su tüketildiği bilinmiyor. Ancak 5’inci ve 6’ncı ünitelerle su tüketimi 31,96 hm<sup>3</sup> Yani Afşin A’daki ek iki ünite, dört üniteli Afşin B santralinin yüzde 75’i kadar su tüketecek.</li>
 <li>ÇED raporunda, “Santralde yer alacak çeşitli işlem ve fonksiyonların yürütülebilmesi için ihtiyaç duyulan bu suyun tamamı hali hazırda linyit işletme sahasında gerçekleştirilen susuzlaştırma işleminden kaynaklı oluşacak sudan temin edilecektir” deniyor</li>
 <li>Kışlaköy kömür sahasının (A-sektörü) kuzey-kuzeydoğu sınırında açılmış susuzlaştırma kuyularıyla 96 hm<sup>3</sup>/yıl yeraltı suyu boşa akıtılıyor. Bu kömür sahası işletildiği müddetçe bu boşalımlar devam edecek. Bu da ciddi olarak yeraltı sularının heba olması anlamına geliyor.</li>
 <li>Afşin ve Elbistan kömür sahalarında yapılan susuzlaştırma çalışmalarıyla yörede iyi ve yaygın özelliklere sahip akiferlerin olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz. İklim değişikliğine bağlı yaşanan kuraklık ve su kaynaklarının azalma riski değerlendirildiğinde, bölge için önemli olabilecek potansiyel bir içme suyu kaynağının bu şekilde heba edilmesinin gerekçesi ve fayda/maliyet analizi belirsiz.</li>
 <li>Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. Ünite İlavesi Projesi yapımı amaçlı tarım dışı kullanımı alanına çok yakın sürekli akışa sahip Karaçayır Deresi proje alanının yaklaşık 485 metre batısından, Pınarbaşı Deresi yaklaşık 660 metre batısından ve Çoğulhan Deresi ise 855 m doğusundan geçiyor.</li>
 <li>Bölgedeki en önemli yüzey suyu olan Hurman Çayı ise proje alanının güneybatısında yaklaşık 4,3 kilometre mesafede bulunuyor. Hurman Çayı’ndan, ÇED Raporu’nda da belirtildiği üzere büyük oranda sulama suyu amaçlı faydalanılıyor. Proje alanı Çoğulhan Mahallesi’ne içme ve kullanma suyu sağlayan yer üstü ve yer altı sularının beslenim alanının içerisinde yer alıyor.</li>
 <li>Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. Ünite İlaveleri’nin üzerinde inşa edileceği alan geçirimli ve çok geçirimli zemine sahiptir. Termik santralden kaynaklı olası kirliliklerin toprağa geçmesi halinde, su geçirgenliği olan akiferleri kirletme olasılığı yüksektir.</li>
</ul>
<blockquote><em><strong>Afş</strong><strong>in Elbistan Elektrik </strong><strong>Ü</strong><strong>retim ve Ticaret A.Ş tarafından Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. </strong><strong>Ü</strong><strong>nite İlavesi Projesi alanı içerisinde meydana gelecek faaliyetle evsel ve tarımsal kullanım için hayati öneme sahip su varlıklarının kirlenmesi, hem bölge halkını susuz bırakacak hem de içme, kullanma ve sulama sularını tehlikeye atacak.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>SU VARLIKLARININ KİRLENMESİ BÖLGE HALKINI SUSUZ BIRAKACAK </strong></h2>
<ul>
 <li>Afşin Elbistan Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş tarafından Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. Ünite İlavesi Projesi alanı içerisinde meydana gelecek faaliyetle evsel ve tarımsal kullanım için hayati öneme sahip su varlıklarının kirlenmesi, hem bölge halkını susuz bırakacak hem de içme, kullanma ve sulama sularını tehlikeye atacak.</li>
 <li>İklim krizi nedeniyle su varlıkları giderek azalırken ve Türkiye su sıkıntısı yaşarken, termik santral kaynaklı emisyonlar buradaki yüzey sularını kirleterek temiz su varlığının azalmasına neden olacak. Ayrıca termik santral bacasındaki kirli gazlar, ağır metaller, radyoaktif elementler ve partikül maddelerle kirlenecek olan bu yüzey suları tarımsal sulamada kullanıldığında tarımsal ürünlerin de zehirlenmesine neden olacak.</li>
</ul>
Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu’ndan Mehmet Dalkanat, santrallerin bölgede sağlıklı insan ve verimli tarım arazisi bırakmadığına dikkat çekti:

‘‘Doğanın bize armağan ettiği verimli, sulanabilir geniş tarım alanları olan güzelim ovanın yaklaşık 120 bin dekarını 40 yılda çöle çevirdik. Kaç bin yıl sonra doğa tekrar bize bu verimli alanları geri verir, onu da bilmiyoruz ve diyoruz ki burada duralım, giden gitti kalanı kurtaralım. 5’inci ve 6’ncı ek ünitelerden vazgeçeceğimiz gibi Afşin-Elbistan A Termik Santralini de kapatarak gelecek kuşaklara geçimlik bir alan bırakmış olalım.’’]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Naci Görür, İliç maden sahasına yakın deprem fayı için “risk yok” demiş</title>
<link>https://trafikdernegi.com/naci-goerur-ilic-maden-sahasina-yakin-deprem-fayi-icin-risk-yok-demis</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/naci-goerur-ilic-maden-sahasina-yakin-deprem-fayi-icin-risk-yok-demis</guid>
<description><![CDATA[ Naci Görür, İliç maden sahasına yakın deprem fayı için “risk yok” demiş ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/ilic-fay-hatti.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Naci, Görür, İliç, maden, sahasına, yakın, deprem, fayı, için, “risk, yok”, demiş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<strong>Emekçiler günlerdir dev kimyasal yığınların altındayken, deprem olması durumunda siyanür havuzunun nasıl bir faciaya yol açacağını düşünmek bile istemezken, Görür’ün deprem fay hattıyla ilgili çelişkili açıklamaları kafalarda soru işareti yaratıyor.</strong>

Geçen hafta gazeteci Serpil Yılmaz’ın “Türkiye’nin ilk altın madenine 'uygun' raporu veren heyetin başındaki sürpriz isim” başlıklı yazısı bir döneme ilişkin önemli bilgileri açığa çıkardı.
<blockquote><strong><em>Prof. Dr. Naci Görür’ün “TÜBİTAK Proje Yürütücüsü” olarak 1999 yılında Türkiye’nin ilk altın madeni Ovacık Altın Madeni’ne onay veren “Ovacık Projesi Çevre Faaliyetleri İncelemesi ve Strateji Raporu”nda imzası olduğu ortaya çıktı.  Bu rapor sayesinde Türkiye’de yıllar içinde artarak yükselen sömürge madenciliği de bu rapordaki tezlerin üzerine inşa edildi.</em>
</strong></blockquote>
<h2><strong>GÖRÜR’ÜN EUROGOLD’A ONAY RAPORU</strong></h2>
Prof. Dr. Naci Görür’ün “TÜBİTAK Proje Yürütücüsü” olarak 1999 yılında Türkiye’nin ilk altın madeni Ovacık Altın Madeni’ne onay veren “Ovacık Projesi Çevre Faaliyetleri İncelemesi ve Strateji Raporu”nda imzası olduğu ortaya çıktı.

Bu rapor sayesinde Eurogold Madencilik’in Ovacık Altın Madeni’nde kullanacağı üretim modeli “mümkün olan en iyi teknoloji” olarak nitelendirilirken, Türkiye’de yıllar içinde artarak yükselen sömürge madenciliği de bu rapordaki tezlerin üzerine inşa edildi.

Görür, kendisine yöneltilen eleştirilere karşılık olarak Yılmaz'ın bu yazısı üzerine sosyal medya hesabından <a href="https://twitter.com/nacigorur/status/1768196250812203211" target="_blank" rel="noopener">bir açıklama yaptı</a>.

Görür, madenciliğin bir bilim dalı olduğunu ve sadece ideolojik nedenlerle madencilerin hain olarak gösterilmemesi gerektiğini ifade ederek, "Maden ve madenci düşmanlığı yapıyorlar. Sırf ideolojik nedenlerle madencileri hain diye gösteriyorlar. Madencilik bir bilim dalıdır. Tarih boyunca çeşitli temel bilimler maden fakülteleri sayesinde gelişmiştir" dedi.

Görür, Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde Bergama’daki Ovacık Altın Madeni’nin ulusal ve uluslararası standartlara uygunluğunun incelenmesi ve durumun raporla Başbakanlığa bildirilmesi için TÜBİTAK'ın görevlendirildiğini ve o zamanlar TÜBİTAK MAM'ın Başkanı olduğunu ifade etti.

Geçmişte Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) raporun içeriğine ilişkin eleştirilere yer veren <a href="https://www.ttb.org.tr/eweb/bergama/4.html" target="_blank" rel="noopener">detaylı bir açıklaması da oldu</a>.

Değerlendirme, raporun tek taraflı ve bilimsel tarafsızlık ilkelerine uygun olmadığı yönünde eleştiriler içerirken, “Raporun çeşitli yerlerinde en çok alıntılanan ve kaynak gösterilen Eurogold raporunun tarihi Haziran 1999'dur. Ovacık Projesi Çevre Faaliyetleri İncelemesi ve Strateji Raporu başlığını taşıyan ve Eurogold tarafından hazırlanan raporun, TÜBİTAK raporunun hazırlanması süreci içinde yazıldığı ve komisyon üyelerine sunulduğu anlaşılmaktadır. Zaten TÜBİTAK raporunun pek çok bölümü bu Eurogold raporunun kimi yerde bire bir alıntılanarak onaylanmasından oluşmaktadır” ifadeleri de dikkat çekiyordu.

Gelelim konunun dokuz emekçiye mezar olan Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni ile ilişkisinin boyutlarına…

<strong>Serpil Y</strong><strong>ılmaz yazısında, </strong><strong>“</strong><strong>Elçiye zeval olmaz; Hoca altından aktif fay hattını</strong><strong>n ge</strong><strong>çtiği 'haritalanan' Erzincan İliç’te bekleniyor” demişti.</strong>

<strong> </strong><strong>Aslında bununla ilgili daha ö</strong><strong>nce </strong><strong>İliç’te siyanür havuzunda sızıntı yaşandığı dönemde Görür</strong><strong>’</strong><strong>e konuyla ilgili görüşleri sorulmuş </strong><strong>bile</strong><strong>…</strong>

Hatırlanacağı üzere, İliç’teki Çöpler Altın Madeni’nde siyanürlü solüsyon boruları patlamış, sızıntı sonucu şirketin beyanına göre 20 metreküp siyanürlü solüsyon içinde 8 kg saf siyanür ekosistemlere ve dolaylı olarak Fırat Nehri’ne karışmıştı.

Yığın liçi sahasındaki siyanür karışımı çözelti götüren borularda yaşanan kırılma sonucu, zehir, yığın liçi sahasının hemen doğusundan geçen ve aktif bir fay tarafından (Munzur Fay Zonu) kontrol edilen Sabırlı Deresi’ne akmıştı.

İşletme sahası içerisinde MTA Genel Müdürlüğü tarafından 2013 yılında yayınlanan Türkiye Diri Fay Haritası’nda aktif olduğu ifade edilen ve Munzur segmenti olarak tanımlanan bir fay hattının bulunduğu tespit edilmişti. Ancak bu fay hattının işletme projeleri hazırlanırken dikkate alınmadığı, hatta fayın inaktif olduğunun belirtildiği, hazırlanan atık depolama, üretim ve diğer tesis projelerinde ivme değerlerinin düşük gösterildiği görülmüştü.

<strong>Avukat İsmail Hakkı </strong><strong>Atal, May</strong><strong>ıs 2022 tarihinde Bingöl Yedisu fay zonundaki 4,1 büyüklüğündeki deprem sonrası</strong><strong>nda Prof. Dr. Naci G</strong><strong>örür ile yaptığı telefon konuşmasının özetini aktardı:</strong>

<strong>“</strong><strong>May</strong><strong>ıs 2022 tarihinde Bingöl Yedisu fay zonunda 4,1 büyüklüğündeki depremden sonra Prof. Dr. Naci Görür, bir tweet paylaşarak, burada daha büyük depremlerin olabileceğini belirtmiş</strong><strong>ti. O s</strong><strong>ırada biz 66 milyon tonluk siyanürlü atık havuzunun altından fay hattını</strong><strong>n ge</strong><strong>çtiğini bilmiyorduk.</strong><strong> </strong>

<strong>Fay hattının ana kolunun Çö</strong><strong>pler Alt</strong><strong>ın Madeni</strong><strong>’</strong><strong>nde 60-70 kilometre uzakta olduğu bilgisiyle ve Naci Görür’ün uyarı </strong><strong>tweet mesaj</strong><strong>ını dayanak yaparak, Erzincan Valiliği</strong><strong>’</strong><strong>ne madenin kapatılması yönünde talepte bulunduk.”</strong>

Görür, o depremin ardından, “Yerleşim merkezlerinde deprem risk yönetimi ve zarar azaltıcı çalışmalar yapılmalı” diyerek, “Bingöl’de 4,1 büyüklüğünde deprem oldu. Deprem Erzincan Karlıova arasındaki Yedisu fay zonunda yer alıyor. Bu zonda en az 7 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz. Bu zon içindeki ve yakınlarındaki yerleşim merkezlerinde deprem risk yönetimi ve zarar azaltıcı çalışmalar yapılmalı” <a href="https://www.sozcu.com.tr/deprem-uzmani-naci-gorur-korkuttu-en-az-7-buyuklugunde-bekliyoruz-wp7161405" target="_blank" rel="noopener">ifadelerine yer verdi</a>.

<strong>Avukat İsmail Hakkı Atal, Görür’ün bu uyarılarının ardından kendisini aradığını ancak Görür’ün bu açıklamaların tersine yorumlanabilecek paylaşımlarda bulunduğunu dile getirdi:</strong>

<em><strong>“</strong><strong>Prof. Dr. Naci G</strong><strong>örür’ün telefonda bana aktardıkları ise şöyle: Kuzey Anadolu fayının Erzincan Karlıova arasındaki 1794</strong><strong>’</strong><strong>ten sonraki kayıtlarına bakıldığında, 1939 depremiyle birlikte depremlerin batıya göç </strong><strong>etti</strong><strong>ğ</strong><strong>ini, Karl</strong><strong>ıova</strong><strong>’</strong><strong>ya doğru hareket etmediğini görüyoruz. 1939 ve 1992</strong><strong>’</strong><strong>den sonra Yedisu fayında hareket yok. Risk Yedisu fayının üzerinde değil Kuzey Anadolu fayının üzerinde.</strong></em>

<em><strong>Oysa 6 Aral</strong><strong>ık 2023 keşfinde mahkemeye sunduğumuz Prof. Dr. Cengiz Zabçı, Prof. Dr. Serdar Akyüz ve Prof. Dr. Taylan Sancar’ın bilimsel çalışması </strong><strong>Bing</strong><strong>öl Yedisu fayını Kuzey Anadolu fayının bir bölümü olarak değerlendiriyor ve bu akademik çalışma Yedisu fay zonunda uzun bir hareketsizliğin sonunda yakın bir gelecekte 7,2</strong><strong>’</strong><strong>den daha büyük bir deprem olasılığının çok yüksek olduğunu belirtiyor. </strong></em>

<em><strong>Naci Görür'ün telefonda Yedisu fay zonu ile Kuzey Anadolu fayını birbirinden bağımsız gibi değerlendirmesine 6 Aralık 2023</strong><strong>’</strong><strong>teki keşifte de şahit olduk. Keşifte deprem ve sismoloji uzmanı olarak görevlendirilen ve iktidarın sürekli Karadeniz</strong><strong>’</strong><strong>de petrol-doğalgaz bulduk gibi açıklamalar yapmasına dayanak raporlar hazırlayan Prof. Dr. Nafiz Maden de aynı şekilde Naci Görür gibi  iki fayı birbirinden bağımsız faylar olarak değerlendirdi. Biz de Cengiz Zabci gibi bilim insanlarının buraya özel çalışmasına dayanarak Nafiz Maden</strong><strong>’</strong><strong>in bilgisinin eksik olduğunu belirtip, keşif zaptına şerh düşerek bilirkişiyi reddettik.”</strong><strong> </strong></em>
<blockquote><em><strong>“Havuz ağırlığı depremi tetiklemez. Büyük hidrolik barajlar tetikleyebilir. (…) Atıkları havuzda biriktirebilmek için belirli nitelikte kimyasal bileşime sahip olması gerekir. Buralarda biriktirilen atığın tehlikeli madde statüsünde belirli periyodlarda bertaraf edilmesi gerekir. Madenciliğin türü ne olursa olsun az veya çok zarar vermektedir.”</strong></em></blockquote>
<h2><strong>‘DEPREMİ TETİKLEMEZ’ AMA ‘ZARAR VERİR’</strong></h2>
Atal, Prof. Dr. Naci Görür’e Fırat’ın kot olarak 300 metre yukarısında ve Fırat’a 700 metre kuş uçuşu mesafede bulunan 200 futbol sahası büyüklüğünde 66 milyon tonluk siyanürlü-sülfürik asitli zehir havuzunun yerküre üzerinde yarattığı baskının bu bölgedeki depremleri tetikleyip tetiklemeyeceğinin sorduğunda ise şu yanıtı aldığını belirtti:

“Havuz ağırlığı depremi tetiklemez. Büyük hidrolik barajlar tetikleyebilir. Bunlar gravitasyonel kayalar içindeki gözenek basıncını artırıyor. O basıncın artması stresi tetikleyeceği için büyük barajlarda olabilir. Atık havuzları veya iklim değişikliği depremleri tetiklemez. Bu havuzlara atıkların hangi standartlarda depolanacağı yönetmelikte mevcuttur. Atık havuzlarından örnekler alınır ve Bakanlık standartlara uygun mudur diye bakar. Atıkları havuzda biriktirebilmek için belirli nitelikte kimyasal bileşime sahip olması gerekir. Buralarda biriktirilen atığın tehlikeli madde statüsünde belirli periyodlarda bertaraf edilmesi gerekir. Madenciliğin türü ne olursa olsun az veya çok zarar vermektedir.”

Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni sahasında siyanürlü liç yığının göçmesi sonucu göçük altında kalan işçilere hala ulaşılabilmiş değil.

Emekçiler günlerdir dev kimyasal yığınların altındayken, deprem olması durumunda siyanür havuzunun nasıl bir faciaya yol açacağını düşünmek bile istemezken, Görür’ün deprem fay hattıyla ilgili çelişkili açıklamaları kafalarda soru işareti yaratıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kıyamete adım adım…</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kiyamete-adim-adim</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kiyamete-adim-adim</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye, iklim değişikliği nedeniyle sıcak hava dalgası, kuraklık, orman yangını ve sel gibi doğal afet riskleriyle karşı karşıya. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/dunya.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kıyamete, adım, adım…</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de iklim krizi ve çevre riskleri, giderek daha fazla dikkat çeken konular arasında yer alıyor. Sıcak hava dalgası, kuraklık, orman yangını ve sel gibi doğal afetler, ülkenin tüm bölgelerini tehdit ederken, özellikle güney ve güneydoğu illeri bu risklerle daha yakından yüzleşiyor. Bununla birlikte, büyük şehirler de iklim değişikliğinin etkilerine maruz kalıyor ve artan sıcaklıklarla birlikte, şehirleşmenin getirdiği çevresel sorunlar daha da belirgin hale geliyor.</p>
<p></p>
<p>İklim değişikliğiyle mücadelede hem yerel hem de ulusal düzeyde ciddi adımlar atılması gerektiği açıktır. Ancak, mevcut durumda bu konulara yönelik sistematik bir tedbir arayışı eksik kalmaktadır. Yeşil alanların artırılması, karbon emisyonlarının azaltılması ve sürdürülebilir şehir planlaması gibi projeler, geleceğin çevre sorunlarına karşı alınabilecek önlemler arasında yer alıyor. Bununla birlikte, bu tür projeler halen birçok bölgede arka planda kalmakta ve diğer altyapı projelerine daha fazla önem verilmektedir.</p>
<p></p>
<p>Küresel risk değerlendirmelerinde iklim değişikliği, uzun vadede en büyük tehditlerden biri olarak görülmektedir. Aşırı hava olayları, doğal felaketler ve ekosistemlerin çökmesi gibi sorunlar, dünya genelinde giderek daha fazla dikkat çekmekte ve bu durum, çevreyle ilgili politikaların daha fazla önem kazanmasına neden olmaktadır. Ancak kısa vadede ekonomi ve sosyal sorunlar, çevre meselelerinin önüne geçebilmektedir.</p>
<p></p>
<p>Vatandaşlar arasında iklim krizine dair farkındalık artmış olsa da, günlük hayatta bu farkındalığın eyleme dönüşmesi her zaman kolay olmamaktadır. Elektrikli araç kullanımına ve karbon vergisine olumlu bakılırken, et tüketimini azaltma veya evde enerji tasarrufu gibi konularda daha az istekli olunduğu gözlemlenmektedir. Bu durum, çevreyle ilgili politikaların uygulanmasında zorluklar yaratmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Özetle, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu iklim riskleri, daha ciddi adımlar atılmasını gerektiriyor. Hem yerel yönetimlerin hem de bireylerin bu konuda bilinçlenmesi ve daha sürdürülebilir bir gelecek için harekete geçmesi şart. Çevre sorunlarına karşı alınacak önlemler, gelecekte karşılaşılacak felaketlerin boyutunu azaltabilir, ancak bu noktada kararlı ve sistematik bir yaklaşım benimsenmesi hayati öneme sahiptir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;nin İklim Riski ve Karşılaşılan Tehditler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor-81-ilin-36si-yuksek-iklim-riski-altinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ekolojik-kaygili-adaylar-araniyor-81-ilin-36si-yuksek-iklim-riski-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin 81 ilini kapsayan bir çalışma, ülkenin iklim risk haritasını ortaya koyuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e49c4fcc52b.jpg" length="79939" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ekolojik, kaygılı, adaylar, aranıyor:, ilin, 36sı, yüksek, iklim, riski, altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin 81 ilini kapsayan bir çalışma, ülkenin iklim risk haritasını ortaya koyuyor. Amasya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Dr. Duygu Bütün tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, Türkiye’nin üçte birinden fazlası "yüksek" veya "çok yüksek" iklim riski altında. Bu durum, sadece seçimlerde değil, sürekli olarak gündemde tutulması gereken bir konu.</p>
<p></p>
<p>Çevre tahribatlarının etkileri, tüm toplumu kapsayan bir sorundur ve çevre koruma politikaları yalnızca seçim dönemleriyle sınırlı kalmamalıdır. Türkiye’nin iklim krizine karşı duyarlılığı, özellikle kıyı illeri ve iç bölgelerde belirgin bir şekilde artıyor. Sıcaklıkların ülke genelinde yükselmesi, birçok ilin yüksek sıcak hava dalgası riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.</p>
<p></p>
<p>Araştırmanın bulguları şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>- Türkiye’nin 81 ilinin yüzde 36’sı yüksek veya çok yüksek iklim riski altında.</p>
<p>- Sıcak hava dalgaları nedeniyle kentlerin yüzde 28’i yüksek zarar görebilirlik seviyesine sahip.</p>
<p>- En yüksek risk altında olan iller Amasya, Tokat, Mersin, Kahramanmaraş, Kayseri, Muş ve Ağrı olarak tespit edildi.</p>
<p>- Türkiye genelinde sıcak günlerin sayısı artarken, tropik gecelerde de belirgin bir artış gözlemleniyor.</p>
<p>- Yağışlarda Karadeniz Bölgesi’nde artış görülüyor, ancak diğer bölgelerde durum değişken.</p>
<p>- Kuraklık riski, özellikle tarımsal üretimin yoğun olduğu 30 ilde yüksek.</p>
<p>- Orman yangınlarına maruz kalma riski, kıyı illerinde yüksek.</p>
<p>- Sel riski, özellikle kuzey illerinde yüksek ve birçok kritik altyapı bu risk altında bulunuyor.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, Türkiye’de iklim risklerine karşı önlemler alınması ve şehirlerin uyum kapasitelerinin artırılması gerekmektedir. İklim değişikliğine bağlı risklere maruziyeti azaltmak için öncelikli olarak riskli iller belirlenmeli ve bu illerde uygun stratejiler geliştirilmelidir. Özellikle kırsal ve tarımsal üretime dayalı bölgelerde kuraklık riski yönetilmeli ve altyapı geliştirilmelidir. Ayrıca, orman yangınları ve sel riskleri için etkili planlamalar yapılmalı ve doğal sistemlerin korunması sağlanmalıdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dağlar, Topraklar ve Gelecek Talan Ediliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/daglar-topraklar-ve-gelecek-talan-ediliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/daglar-topraklar-ve-gelecek-talan-ediliyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin Madencilik Krizi: Dağların, Toprakların ve Geleceğin Talanı - ÇED Raporları, Çevresel Tahribat ve Yerel Halkın Sessizliği ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/yazgulu_aldogan_img_bw_02.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sen, yanmasan, ben, yanmasam…</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>TEMA Vakfı, yıllardır hazırladıkları raporların sonuçlarını kamuoyuyla paylaşarak Türkiye’nin madencilik sorununa dikkat çekiyor. Ülkemizde altın bulmanın zorluğunu ve bu süreçte yaşanan çevresel yıkımı vurguluyor: Altın miktarının son derece düşük olduğu, dağların ve taşların siyanürle tarandığını belirtiyor. Bu durum, kamuoyunda geniş yankı uyandırmasa da çevreciler ve bazı gazeteciler bu felakete dikkat çekmeye çalışıyor.</p>
<p></p>
<p>Ancak gerçekler daha da ürkütücü: Türkiye’nin maden arama ruhsatlarının büyük bir kısmı, çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporları olmadan onaylanmış. Özlem Songül Ayanoğlu’nun raporuna göre, 525 ÇED raporu sürecinin 480’i ya onaylanmış ya da gerekli bulunmamış. Bu durum, dağların, ormanların ve tarım alanlarının büyük bir tahribata uğramasına yol açıyor. Tarım, hayvancılık ve doğal yaşam büyük zarar görmekte, su kaynakları kirlenmektedir.</p>
<p></p>
<p>Çevreciler ve gazeteciler, bu durumun farkındalığını artırmaya çalışırken, birçok maden arama ruhsatının neden verildiğini sorguluyor. Bu izinlerin, ülkedeki çeşitli doğal kaynakları talan eden şirketlere verildiği ve bu durumun köylüleri ve yerel halkı olumsuz etkilediği belirtiliyor. Murat Kurum ve diğer yetkililerin, bu izinleri nasıl verdikleri ve bu durumun arka planındaki resmi ve gayri resmi kâr ilişkileri merak ediliyor.</p>
<p></p>
<p>Tüm bu tahribat ve yıkıma rağmen, yerel halkın ve köylülerin bu duruma karşı tepkisiz kalmasının arkasında paranın etkisi olduğu iddia ediliyor. Maden şirketlerinin verdiği yüksek tazminatlar, köylüleri susturmakta ve çevresel felaketlerin göz ardı edilmesine neden olmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, madencilik faaliyetleri Türkiye'nin doğal zenginliklerini büyük bir hızla tüketirken, ülkenin geleceği ve ekosistemleri tehdit altında kalmaktadır. Toplumun bilinçlenmesi ve bu konuda daha etkin önlemler alınması gerekmektedir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İklim Krizi Üzerine Tarihi Kararlar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/iklim-krizi-uzerine-tarihi-kararlar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/iklim-krizi-uzerine-tarihi-kararlar</guid>
<description><![CDATA[ İklim Krizi Üzerine Tarihi Yargı Kararları ve Küresel Davalar: İsviçre ve Portekiz Örnekleri ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/aihm-isvicre-karari.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>AİHM’in, İsviçre, kararı:, İklim, krizi, insan, hakları, sorunu, olarak, tescillendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), iklim krizinin insan yaşamı üzerindeki etkilerine dair tarihi bir karar alarak, iklim değişikliği konusundaki ilk yargı sürecinde önemli bir duruş sergiledi. Mahkemenin karara bağladığı üç vaka, hükümetlerin iklim değişikliği konusundaki eylemsizliğinin temel insan haklarını ihlal edip etmediğine odaklandı. Her ne kadar bu davaların gerekçeleri farklılık gösterseler de, tümü bu soruya cevap arıyordu.</p>
<p></p>
<p>Küresel çapta, daha yaşanabilir bir iklim sağlamak için açılan yüksek profilli iklim davaları dikkat çekiyor. Bu davalarda alınan mahkeme kararları ise iklim adaleti açısından büyük önem taşıyor. Geçtiğimiz hafta, bu bağlamda kritik bir gelişme yaşandı.</p>
<p></p>
<p>AİHM, üç ayrı davada farklı kararlar alarak iklim krizinin insan hakları üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Bu kararlar, iklim aktivistlerinin AİHM nezdinde yaptığı başvuruların başarılı olduğunu gösteriyor. Ancak davaların gerekçeleri farklılık gösterse de, hepsi hükümetlerin iklim değişikliğiyle mücadelede yetersiz kalıp kalmadığını sorguluyor. Bazı hükümetler, bu tür davaların uluslararası mahkemeler yerine ulusal hükümetlerin konusu olması gerektiğini savundu.</p>
<p></p>
<p><strong>İsviçre'deki İklim Davası</strong></p>
<p></p>
<p>İsviçre'de, iklim değişikliği nedeniyle sağlık sorunları yaşayan yaşlı kadınlar, İsviçre hükümetinin iklim koruma konusunda yetersiz kaldığını iddia ederek dava açtı. İsviçre Federal İdare Mahkemesi, davayı reddetti, ancak davacılar AİHM'ye başvurdu. AİHM, İsviçre hükümetinin iklim koruma konusunda gerekli önlemleri almadığını ve bu nedenle davacıların insan haklarını ihlal ettiğine karar verdi.</p>
<p></p>
<p><strong>'İklim Yaşlıları Davası'</strong></p>
<p></p>
<p>İsviçreli yaşlı kadınların açtığı dava, “İklim Yaşlıları Davası” olarak adlandırılıyor. Kadınlar, aşırı sıcak hava dalgalarının sağlıklarını tehdit ettiğini belirterek İsviçre hükümetine karşı dava açmıştı. AİHM, davayı kabul ederek, yaşlı kadınların özel yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine hükmetti.</p>
<p></p>
<p><strong>Portekizli Çocukların Davası</strong></p>
<p></p>
<p>Diğer bir önemli dava ise, yaşları 8 ile 21 arasında değişen 6 Portekizli çocuğun 32 ülkeye karşı açtığı dava. Bu davada çocuklar, ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelede yetersiz kaldığını ve Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşmadığını savunuyor. AİHM, davanın öncelikli olarak görülmesine karar vermişti, ancak Portekiz'de iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle davayı geri çevirdi.</p>
<p></p>
<p><strong>Fransa’daki Davalar</strong></p>
<p></p>
<p>Fransa'da ise Damien Careme adlı eski bir belediye başkanı, hükümetin iklim değişikliğiyle yeterince mücadele etmediğini iddia ederek dava açtı. Ancak, Careme'in artık yaşamadığı kasaba ilişkin davayı kabul etmedi.</p>
<p></p>
<p>AİHM'in verdiği kararlar, iklim değişikliğiyle mücadelede insan haklarının korunmasının önemini vurguluyor ve bu kararlar, diğer ulusal ve uluslararası davalar için emsal teşkil edebilir. Türkiye’nin AİHM kararlarına karşı tutumu bilinse de, iklim adaleti için alınan bu kararların uygulanması için uluslararası topluluk ve aktivistler mücadele etmeye devam edecektir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ekolojik Yerel Yönetim Anlayışı Şart</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ekolojik-yerel-yoenetim-anlayisi-sart</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ekolojik-yerel-yoenetim-anlayisi-sart</guid>
<description><![CDATA[ Ekolojik Yerel Yönetimlerin Temel İlkeleri ve Toplumun İklim Krizi Üzerindeki Algıları: Gelecekteki Sürdürülebilirlik İçin Öncelikler ve Karşılaşılan Engeller ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e49b1c58595.jpg" length="85829" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İklim, Adaleti, Koalisyonu’ndan, ‘ekoloji, dostu’, belediyecilik, önerileri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ekolojik Yerel Yönetimler ve Toplumun İklim Algısı: Genel Bir Bakış</p>
<p><strong>Ekolojik Yerel Yönetim Anlayışı</strong></p>
<p>Ekolojik yerel yönetim, çevresel sürdürülebilirliği merkeze alan bir yönetim anlayışını ifade eder. Bu tür bir yönetim, çevresel yıkıma karşı koruyucu bir rol üstlenir ve bu amaca yönelik olarak çeşitli komisyonlar ve birimler aracılığıyla çalışır. Ekolojik bir yerel yönetim anlayışı, kentsel suçlardan arınmış ve yerinden, doğrudan demokrasiyle güçlendirilmiş bir yapıyı öngörür. Bu yapı, toplumun her kesiminin eşit katılımını sağlayarak, ekolojik bütünlüğü korumayı hedefler.</p>
<p></p>
<p><strong>Toplumun İklim Algısı ve Yerel Yönetimlerin Rolü</strong></p>
<p>Toplumun iklim krizi hakkındaki algısı, çeşitli araştırmalara göre, iklim kriziyle mücadelede en büyük sorumluluğun merkezi yönetimlere ait olduğu düşüncesini ortaya koymaktadır. Ancak, yerel yönetimlerin de iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynaması gerektiği vurgulanmaktadır. Yerel yönetimlerin, iklim değişikliği konusundaki performansı, toplum tarafından genellikle yetersiz bulunmakta ve bu durum, yerel yönetimlerin bu alandaki çabalarını artırmalarını gerektirmektedir.</p>
<p></p>
<p>Toplumun yerel yönetimlerden beklediği başlıca öncelikler arasında yenilenebilir enerji yatırımları ve altyapı geliştirmeleri yer almaktadır. Bu talepler, yerel yönetimlerin iklim değişikliğiyle mücadelede daha etkili ve kapsamlı stratejiler geliştirmeleri gerektiğini işaret etmektedir.</p>
<p></p>
<p><strong>Türkiye’nin Ekonomik ve Çevresel Zorlukları</strong></p>
<p>Türkiye, ekonomik kriz, yoksulluk, deprem riski, iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olayları ve çevresel sorunlar gibi çok boyutlu zorluklarla karşı karşıyadır. Bu bağlamda, yerel yönetimlerin rolü daha da kritik hale gelmektedir. Ekolojik ve toplumsal sorunlarla başa çıkmak için yerel yönetimlerin etkin bir şekilde çalışması, sürdürülebilir çözümler üretmeleri büyük önem taşımaktadır.</p>
<p></p>
<p><strong>Ekolojik Yaşamın Önündeki Engeller</strong></p>
<p>Ekolojik yaşamın önündeki başlıca engeller şunlardır:</p>
<p></p>
<p>Doğanın Metalaştırılması: Doğal kaynakların ekonomik kazanç amacıyla kullanılması.</p>
<p>Emek Gücünün Sömürülmesi: İşçilerin adil olmayan çalışma koşullarına maruz kalması.</p>
<p>Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Artması: Kadınlar ve cinsiyet azınlıklarının eşitsizliklere maruz kalması.</p>
<p>Anayasal ve Demokratik Hakların Yok Edilmesi: Temel demokratik hakların ve anayasal güvencelerin ortadan kaldırılması.</p>
<p>Ekolojik Yerel Yönetimlerin Özellikleri ve Öneriler</p>
<p>Ekolojik yerel yönetimlerin şu özelliklere sahip olması önerilmektedir:</p>
<p></p>
<p>Bütüncül Ekosistem Yaklaşımı: Kentler ve kırsal alanlar, doğal ve kültürel varlıklar dahil bütüncül bir ekosistem olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>Küçük ve Sürdürülebilir Kentler: Kentlerin sınırsız büyümesinin önlenmesi ve sürdürülebilir küçük ve yavaş kentlerin oluşturulması hedeflenmelidir.</p>
<p>Afetlere Karşı Direnç: Kentler, afetlere karşı dirençli hale getirilmelidir. Afet birimleri kurulmalı ve toplumsal cinsiyete duyarlı afet planları hazırlanmalıdır.</p>
<p>Agroekolojik Çalışmalar: Kırsal yaşamı desteklemek amacıyla agroekolojik yöntemlerle üretim kooperatifleri kurulmalı ve geleneksel üretim desteklenmelidir.</p>
<p><strong>Toplumun Rolü ve Hareketler</strong></p>
<p>Tabandan örgütlenmiş iklim adaleti ve ekoloji hareketleri, ekolojik krizlerle başa çıkmak için kritik bir bileşendir. Bu hareketlerin desteklenmesi ve güçlendirilmesi, ekolojik ve toplumsal krizlerle mücadelede önemli bir rol oynar. Yerel yönetimlerin bu hareketlerle daha fazla işbirliği yapması, ekolojik krizlere karşı daha etkili çözümler geliştirilmesine katkıda bulunabilir.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, ekolojik krizlerle başa çıkmak ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için güçlü bir yerel hareketlilik ve toplumun aktif katılımı gereklidir. Bu süreç, ekolojik ve toplumsal adaletin sağlanmasına yönelik kapsamlı stratejilerin oluşturulmasını ve uygulanmasını gerektirir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çokuluslu Şirketlerin Ekolojik Tahribatı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cokuluslu-sirketlerin-ekolojik-tahribati</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cokuluslu-sirketlerin-ekolojik-tahribati</guid>
<description><![CDATA[ Kapitalizmin Global Etkileri: Çokuluslu Şirketlerin Ekonomik ve Çevresel Tahribatları Üzerine Derinlemesine Bir İnceleme ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e4763995063.jpg" length="113652" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>“Facia”, çokuluslu, şirketler, milliyetçilik, ilişkisi, üzerine</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>**Çokuluslu Şirketlerin ve Kapitalizmin Tahribatı: Stephen Hymer’ın Perspektifi ve Günümüzdeki Yansımaları**</p>
<p></p>
<p>Stephen Hymer, çokuluslu şirketlerin ekonomik ve ekolojik tahribatları hakkında önemli uyarılarda bulunan bir iktisatçıdır. Hymer’in çalışmaları, sadece toprağın değil, aynı zamanda insanların da büyük zarar gördüğü bir ekonomik sistemin eleştirisini içermektedir. Bu bağlamda, Hymer’in çokuluslu şirketlerin etkinlikleri ve kapitalizmin çevresel etkileri hakkındaki görüşleri, günümüz dünyasında da geçerliliğini korumaktadır. </p>
<p></p>
<p><strong>Maden Kazaları ve Çevresel Felaketler: Erzincan Örneği</strong></p>
<p></p>
<p>15 Şubat 2024 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde, Erzincan İliç'teki altın madeninde meydana gelen siyanürlü toprak sızıntısının saatler öncesinde alarm verdiği belirtilmiştir. Bu durum, maden kazalarının yalnızca tesadüfi olaylar olmadığını, sistematik eksikliklerin ve ihmallerin bir sonucu olduğunu gösteriyor. Ancak, bu tür olayların önceden öngörülüp tedbir alınması gereken durumlar olduğunu vurgulayan Hymer’in görüşleri, bu örnekte de geçerlidir. Özellikle madenin kurulum aşamasından itibaren halkın ve uzmanların çeşitli uyarılar yapmış olması, bu kazaların öngörülebilir olduğunu ve önlenmesi gerektiğini gösteriyor.</p>
<p></p>
<p><strong>Hymer’ın Araştırmaları ve Doğrudan Yabancı Yatırımın Etkileri</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hymer, çokuluslu şirketlerin az gelişmiş ülkelerde yarattığı tahribatı ortaya koyarken, doğrudan yabancı yatırımların etkilerini doğrudan gözlemlemeyi tercih etmiştir. Bu kapsamda, Gana’ya yaptığı araştırmalar, İngiliz sömürge mirasının bu ülkede kapitalizmin gelişimini nasıl engellediğini gösterdi. Hymer’in bulguları, çokuluslu şirketlerin az gelişmiş ülkelerde yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal tahribata yol açtığını ortaya koymuştur. </p>
<p></p>
<p>Hymer’in tespitleri, çokuluslu şirketlerin gelişmiş ülkelerde doyuma ulaştıklarında, arz fazlasını az gelişmiş ülkelere satma stratejilerini ve bu süreçte elde ettikleri kârları nasıl katladıklarını vurgular. Bu şirketler, az gelişmiş ülkelerde düşük maliyetlerle doğal kaynakları temin edebilmekte ve çevreye verdikleri zararları göz ardı edebilmektedir. Bu durum, az gelişmiş ülkelerin sadece ekonomik değil, çevresel ve sosyal açıdan da büyük riskler taşıdığını gösterir.</p>
<p></p>
<p><strong>Az Gelişmiş Ülkeler ve Çevresel Adaletsizlik</strong></p>
<p></p>
<p>Az gelişmiş ülkeler, çokuluslu şirketlerin yatırım yaparak yüksek kâr elde ettikleri yerlerdir. Bu yatırımlar, yerel kaynakların sömürülmesine, çevre kirliliğine ve sosyal adaletsizliğe yol açmaktadır. Hymer, bu tür yatırımların, yalnızca kısa vadeli ekonomik kazançlar sağlamakla kalmayıp, uzun vadeli çevresel ve sosyal sorunlar yarattığını savunur. Örneğin, Erzincan’daki maden kazasında olduğu gibi, doğa ve insan sağlığı üzerinde kalıcı olumsuz etkiler bırakmaktadır.</p>
<p></p>
<p><strong>Ekolojik Tahribat ve Gelecek Kuşaklar</strong></p>
<p></p>
<p>Hymer’in eleştirileri, çevresel tahribatın yalnızca mevcut nesiller için değil, gelecek kuşaklar için de büyük riskler taşıdığını vurgular. Ekolojik sistemlerin bozulması, sadece o bölgedeki yaşam koşullarını değil, tüm gezegeni etkiler. Bu bağlamda, maden yatırımlarının yarattığı çevresel sorunlar, sadece yerel değil, uluslararası düzeyde de krizlere yol açabilir. Sınıraşan kirlilik olayları, komşu ülkelerle olan ilişkileri ve uluslararası anlaşmazlıkları tetikleyebilir.</p>
<p></p>
<p><strong>Sonuç ve Eleştiriler</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hymer’in görüşleri, çokuluslu şirketlerin ve kapitalizmin yarattığı tahribatı derinlemesine incelemekte ve bu tahribatın önlenmesi için çeşitli önerilerde bulunmaktadır. Ancak, bu önerilere rağmen, pek çok ülke bu tür yatırımları ekonomik kalkınma aracı olarak görmektedir. Bu durum, kısa vadeli ekonomik kazançların uzun vadeli çevresel ve sosyal maliyetlerle karşılaştırıldığında büyük bir risk oluşturduğunu gösterir.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, Hymer’in çalışmaları, çokuluslu şirketlerin az gelişmiş ülkelerdeki faaliyetlerinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal etkilerini de ortaya koymaktadır. Bu etkiler, gelecekte daha da belirginleşebilir ve bu nedenle, daha sürdürülebilir ve adil bir ekonomik sistem için politikaların geliştirilmesi önemlidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye’de Altın Madenciliği Tehdidi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/siyanurlu-altinda-esas-tehlike-marmarada-canakkale-ve-balikesirde-altinci-isgali</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/siyanurlu-altinda-esas-tehlike-marmarada-canakkale-ve-balikesirde-altinci-isgali</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin birçok bölgesinde aktif olan altın madenlerinin sayısı ve projelerin yaygınlığı, çevre ve halk sağlığı için ciddi tehditler oluşturuyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e4725ef12a5.jpg" length="100910" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Siyanürlü, altında, esas, tehlike, Marmara’da:, Çanakkale, Balıkesir’de, altıncı, işgali</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Altın Madenciliğine Karşı İlk Tepkiler</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye’de siyanürlü ve sülfürik asitli altın madenciliğine karşı ilk büyük tepkiler İzmir Bergama ve Artvin Cerattepe’de ortaya çıktı. Bergama’da altın madenciliğine direnenler, “Bergama teslim edilirse, Türkiye’de her yer altıncılara teslim olur” demişti. Bu sözler ne yazık ki doğru çıktı. 1980’lerde Bergama’da başlayan mücadele, madenin çevreye verdiği zararlar ve hukuki süreçlerle devam etti, ancak alınan mahkeme kararları defalarca etkisiz hale getirildi.</p>
<p></p>
<p><strong>Erzincan İliç ve Diğer Tehlikeler</strong></p>
<p></p>
<p>Bugün Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni’ndeki facia konuşulsa da Türkiye genelinde benzer madenler çevreyi tehdit etmeye devam ediyor. Türkiye’de aktif olarak işletilen yaklaşık 20 altın madeni bulunuyor. Çanakkale ve Balıkesir ise altın madencilerinin yoğun ilgisini çeken bölgeler arasında. Balıkesir’de Balya, Havran, İvrindi, Sındırgı, Dursunbey, Ayvalık, Burhaniye gibi ilçelerde madencilik faaliyetleri giderek artıyor.</p>
<p></p>
<p><strong>Çanakkale ve Balıkesir: Madencilik Kıskacında</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Çanakkale’de yıllardır süren altın madenciliğine karşı direnişe rağmen tehlike geçmemiş durumda. Kazdağları ve çevresi, yoğun altın madenciliği faaliyetleriyle kuşatılmış halde. Balıkesir’deki 20 ilçenin 11’inde 30’dan fazla madencilik faaliyeti gerçekleştiriliyor. Bu faaliyetlerin yanı sıra bölgede yoğun sondaj çalışmaları da yapılıyor. Altın üretiminde yaygın olarak kullanılan siyanür, hava, su, toprak ve canlı yaşamını geri dönüşü olmayan şekilde etkiliyor.</p>
<p></p>
<p><strong>Madencilik Faaliyetlerinin Listesi</strong></p>
<p></p>
<p>Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin hazırladığı listeye göre, Çanakkale ve Balıkesir’de işletilen ve proje aşamasında olan birçok altın madeni projesi mevcut. Bu projeler, Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni’ndeki gibi büyük çevresel felaketlerin potansiyelini taşıyor.</p>
<p></p>
<p><strong>Bölgesel Tehditler ve Mücadele Gerekliliği</strong></p>
<p></p>
<p>Marmara Bölgesi başta olmak üzere birçok bölge, altın madenciliği faaliyetleriyle büyük tehdit altında. Çevreye zarar veren bu faaliyetler, halk sağlığını da tehdit ediyor. Doğal kaynakların korunması ve gelecekteki felaketlerin önlenmesi için örgütlü ve sistematik bir karşı duruş gerekiyor. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği gibi örgütler, tüm süreçleri titizlikle takip ederek mücadeleye katkı sağlıyor.</p>
<p></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye genelinde yaygınlaşan altın madenciliği, ciddi çevresel ve sosyal tehditler oluşturuyor. Siyanürle yapılan altın üretimi, ekonomik getirileri ne olursa olsun doğa ve insan yaşamı üzerindeki olumsuz etkileriyle geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuruyor. Çevre ve yaşam alanlarının korunması için hukuki, sosyal ve bireysel düzeyde direnişin devam etmesi büyük önem taşıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Altına Hücum: Modern Maden Felaketleri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/altina-hucum-modern-maden-felaketleri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/altina-hucum-modern-maden-felaketleri</guid>
<description><![CDATA[ Endüstriyel Madencilikte Felaketlerin Önlenememesi: Karar Vericilerin Sorumluluğu, Hakikat Krizi ve İşçilerin Sessiz Çığlıkları Üzerine Bir İnceleme ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/korhan_gumus_img-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Siyasal, birer, kategori, olarak, hakikatler, hayaletler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3>Sorumlular Kimler?</h3>
<p></p>
<p></p>
<p>En başta karar vericiler var. Peki, bu kararları kim veriyor? Siyasetçiler mi? Belki de sorun, onların tek başlarına karar aldıklarını düşünmekte yatıyor. Kamusal niteliklerinin varlığına inanıyoruz, ancak belki de bu sadece bir yanılsama.</p>
<p></p>
<h3>İşçilerin Yaşadığı Felaket</h3>
<p></p>
<p></p>
<p>Kendimizi siyanürlü toprağın altında kalan işçilerin yerine koyuyoruz, yaşadıklarını ve başlarına gelenleri hissetmeye çalışıyoruz. Ancak onların sesleri yok. Ne kadar çırpınsalar da, izleyiciler için gerçeğe yaklaşmak, tanıklık etmek imkansız. Hakikat cisimleşmediği sürece görmezden geliniyor, cisimleştiğinde ise üzeri örtülüyor ve bu süreç nasıl kurgulandığını gizliyor.</p>
<p></p>
<p>Felaket gözümüzün önünde, apaçık duruyor. Sadece durmakla kalmıyor, önceden işaretler gönderiyor, uyarıyor, gerçekleşmeyi bekliyor. İşçiler, liçleme sahasında çatlaklar oluştuğunu görüyorlar, olası bir heyelanı yetkililere bildiriyorlar, hatta vali de bu durumu doğruluyor. Ancak hiçbir önlem alınmıyor, aksine dinamitler patlatılıyor ve facia gerçekleşiyor. Bu felaketin sorumluları, görevlerini yerine getirmeyen failler olarak karşımızda duruyor. Kendimizi onların yerine koydukça, hissetmeye çalıştıkça öfkemiz daha da artıyor. Onların sesi, dili yok ve bu nedenle hakikate tanıklık etmeleri imkansız.</p>
<p></p>
<h3>Altına Hücum: Modern Maden Felaketleri</h3>
<p></p>
<p></p>
<p>"Altına hücum" gibi başlıklar taşıyan western filmlerindeki gibi bir gölet ya da dere kenarında elle yapılan bir arama söz konusu değil. Geleneksel üretim biçiminde risk bilgisi kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Ancak endüstriyel üretimde bu bilgi, uygulamayı konu alan pratikler, planlar ve projelerle farklı bir düzlemde üretiliyor.</p>
<p></p>
<h3>Faciadan Önce: Önlemler Alınmadı</h3>
<p></p>
<p></p>
<p>Faciadan önce çatlaklar ve küçük çaplı kaymalar görülmesine rağmen, dik yamaca biriktirilen devasa siyanürlü toprağın risk oluşturduğu fark edilmedi. Bu, tıpkı depreme dayanıklı olmayan binaların kullanılmaya devam edilmesi gibi bir durum. Önceden işaretler ortaya çıkmasına rağmen, hakikat henüz cisimleşmediği sürece göz ardı edildi.</p>
<p></p>
<p>İşçiler defalarca uyarmasına rağmen dikkate alınmadı, sonunda facia gerçekleşti. Tecrübeli bir işçi, liçleme alanının boşaltılması gerektiğini, ancak çalışmaya devam edildiğini söyledi. Buranın çökme ihtimalinin bilindiği ama ciddiye alınmadığını vurguladı.</p>
<p></p>
<h3>Liçleme Nedir?</h3>
<p></p>
<p></p>
<p>Liçleme, kıymetli metalleri kazanmak için sıvı kimyasalların kullanıldığı bir işlemdir. Cevher içeren toprak bir yere yığılır, içine kimyasallar karıştırılır ve bu kimyasalların metali eritip toprağın içinden süzülmesi beklenir. Endüstriyel altın madenleri, büyük miktarlarda toprağın içinden birkaç gram cevher çıkarmaya dayanır. Bu tür madenler çoğunlukla coğrafyayı değiştiren büyük işletmelerdir ve bu yüzden Avrupa’da bu tür işletmeler artık kurulmamaktadır.</p>
<p></p>
<p>Ancak bağımsız bilim insanlarının bulunmadığı veya baskılandığı yerlerde bu tür madenler daha kolay kuruluyor. Çoğu zaman uluslararası sermaye failler arasında sayılıyor, ancak kamu izinlerinin neden bu kadar kolay verildiği sorgulanmıyor.</p>
<p></p>
<h3>Hakikat Krizi</h3>
<p></p>
<p></p>
<p>Hakikat, cisimleşmediği sürece görmezden geliniyor, cisimleştiğinde ise üzeri örtülüyor. Bu durum, hakikatin nasıl kurgulandığını gizliyor. Felaketin cisimleştiği an ise kesin bir gerçeklik ortaya çıkıyor, fakat bu gerçeklik yine de bir sis perdesi ile örtülüyor. Oligarşik yapılar, siyasetin karanlık düğüm noktalarını oluşturuyor ve bu ilişkilerle kamunun hakikati görmesi engelleniyor. Bu yüzden felaketler ve krizler, işaretleri görülmesine rağmen müdahale edilmeyen olaylar olarak kalıyor.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, yaşanan felaketler bir hakikat krizinin ötesine geçemiyor ve bu krizin tanıkları, gerçekliğe tam anlamıyla tanıklık etme imkanından mahrum bırakılıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karbon Ayak İzinden İklim Gölgesine</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karbon-ayak-izinden-iklim-goelgesine</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karbon-ayak-izinden-iklim-goelgesine</guid>
<description><![CDATA[  Karbon Ayak İzinden İklim Gölgesine: Küresel Riskler ve Bireysel Eylemler Üzerine Yeni Perspektifler ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/industry-sunrise-clouds-fog-39553-scaled.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Karbon, ayak, izinizi, unutun,  “iklim, gölgeniz”, ile, tanışın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) yıllık toplantısı, her yıl Ocak ayında Davos’ta düzenlenen ve küresel elitlerin bir araya geldiği önemli bir etkinlik olarak biliniyor. Bu toplantı, yalnızca dünyanın ayrımcı yüzde 1'lik kesiminin katıldığı bir buluşma olarak eleştirilse de, aynı zamanda küresel değişim ve riskler üzerine önemli tartışmalara ev sahipliği yapıyor. 2024’teki toplantının ana teması “Güvenin Yeniden İnşası” olarak belirlendi ve bu yıl, Küresel Riskler Raporu’na yönelik ilgi büyük oldu. Raporda, çevresel riskler ve iklim değişikliği gibi sorunların aciliyeti vurgulandı, ancak bu risklerin algılanması ve yanıtlanması konusunda farklı görüşler öne çıktı.</p>
<p></p>
<p>Küresel Riskler Raporu’na göre, aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü gibi çevresel riskler, önümüzdeki on yıl boyunca karşılaşılacak en ciddi riskler arasında yer alıyor. Ancak, bu risklerin aciliyetine dair uzmanlar arasında bir ayrışma var. Özel sektörün risklerin uzun vadede gerçekleşeceğine dair görüşleri, çevresel tehditlerin karşılanmasında dönüşü olmayan bir noktaya gelme riskini artırıyor. Raporda, dezenformasyon ve devletlerarası silahlı çatışmalar da önemli riskler arasında sayılıyor. Özellikle dezenformasyonun, seçim süreçlerinde ve toplumsal huzursuzluklarda merkezi bir rol oynayacağı belirtiliyor.</p>
<p></p>
<p>Davos’tan geriye kalanlar arasında, iklim krizi konusundaki tartışmaların yanı sıra, elitlerin özel jetleriyle yarattığı karbon ayak izinin büyüklüğü dikkat çekiyor. 2024 toplantıları için 2300 özel jet kullanılması, iklim krizinin ne kadar büyük bir sorun olduğunu ve bireysel eylemlerin bu bağlamda ne kadar yetersiz kalabileceğini gözler önüne seriyor. Karbon ayak izinin anlamsızlaştığı bir dünyada, bireysel eylemler yeterli çözümü sunmuyor gibi görünüyor.</p>
<p></p>
<p>Bu bağlamda, iklim gölgesi kavramı öne çıkıyor. Emma Pattee tarafından ortaya atılan bu kavram, karbon ayak izinin ötesine geçerek, bireylerin çevresel etkilerini sosyal çevreleri üzerinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak nasıl etkilediğini ele alıyor. İklim gölgesi, kişinin çevresel davranışlarının toplumsal etkilerini, iklim değişikliği hakkındaki tutumları, oy verme tercihleri ve tüketim alışkanlıkları gibi unsurları kapsıyor. Pattee, bu kavramın bireysel eylemlilik ile iklim krizinin küresel boyutu arasındaki farkı köprülediğini savunuyor.</p>
<p></p>
<p>Karbon ayak izinin büyük bir kısmının kontrolümüz dışındaki faktörler tarafından belirlendiği, örneğin şehirlerin tasarımı ve toplu taşıma seçeneklerinin sınırlı olması gibi etkenler göz önüne alındığında, bireysel eylemler sınırlı bir etki yaratıyor. Bu nedenle, iklim gölgesi kavramı, bireysel eylemlerin toplumsal etkilerini değerlendirmede yeni bir bakış açısı sunuyor. Ancak, bu kavramın ötesinde, küresel iklim krizine yönelik daha kapsamlı ve kolektif çözümler geliştirilmesi gerektiği açık. İklim gölgesi, bireylerin çevresel etkilerini anlamalarını ve bu etkileri minimize etmelerini sağlayarak, toplumsal farkındalık yaratabilir. Yine de, bireysel eylemler küresel iklim krizinin çözümünde tek başına yeterli olmayabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;de Neoliberal Enerji Politikaları</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyede-neoliberal-enerji-politikalari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyede-neoliberal-enerji-politikalari</guid>
<description><![CDATA[ Son yıllarda Türkiye’nin enerji politikaları, özellikle kömürlü termik santraller üzerinden şekillenen teşvik ve destek mekanizmaları ile dikkat çekmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/Akbelen-Ormani-Direnisi.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Akbelen, Ormanı, katili, Enerji’yi, kim, koruyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Enerji piyasasındaki bu eğilim, çevresel ve ekonomik sonuçlar doğurmuş, kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmuştur. 2023 yılında Akbelen Ormanı’nın yok edilmesinin sorumlusu olarak görülen YK Enerji’nin işlettiği Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri’ne sağlanan devlet desteği de bu bağlamda incelenmesi gereken önemli bir örnektir. Bu makalede, Türkiye’nin enerji politikalarının neoliberal dönüşümü, kapasite mekanizmasının işleyişi ve kömürlü termik santrallere verilen desteklerin ekonomik, çevresel ve toplumsal etkileri ele alınacaktır.</p>
<p></p>
<p><strong>Enerji Politikalarının Neoliberal Dönüşümü</strong></p>
<p></p>
<p>AKP hükümetleri döneminde enerji sektörü, inşaat ve altyapı projeleri kadar önemli bir yatırım alanı haline gelmiştir. Neoliberal politikaların etkisiyle enerji sektörü, yeniden yapılandırılmış, özelleştirmeler teşvik edilmiş ve kamu hizmetleri özel sektöre devredilmiştir (Akın, 2020). Bu politikalar doğrultusunda devlet, kamu varlıklarını özelleştirirken özel sektörün enerji üretimindeki rolünü artırmıştır. Ancak bu süreç, kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlara dayalı termik santrallerin yaygınlaşmasına ve bu santrallerin çevresel zararlarına rağmen teşvik edilmesine yol açmıştır (Çalışkan, 2021).</p>
<p></p>
<p><strong>Kapasite Mekanizmasının İşleyişi</strong></p>
<p></p>
<p>2018 yılında uygulamaya konulan kapasite mekanizması, yerli kömür, doğal gaz ve bazı hidroelektrik santrallere sabit bir destek sağlayarak enerji arz güvenliğini garanti altına almayı hedeflemektedir. Bu mekanizmanın amacı, elektrik üretiminde herhangi bir arz sıkıntısı yaşanması durumunda belirli santrallerin devreye girmesini sağlamak ve bu santrallerin operasyonel maliyetlerini desteklemektir (Yılmaz, 2023). Ancak Türkiye’de uygulanan kapasite mekanizması, enerji piyasasında arz fazlası bulunmasına rağmen devreye girmekte, eski ve yüksek emisyonlu kömür santrallerinin faaliyetlerini sürdürmesine yol açmaktadır (TEİAŞ, 2023).</p>
<p></p>
<p><strong>Kömürlü Termik Santrallere Sağlanan Devlet Destekleri</strong></p>
<p></p>
<p>2023 yılında kapasite mekanizması kapsamında Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri’ne yaklaşık 173 milyon TL’lik bir destek sağlanmıştır. Bu destek, bu santrallerin piyasa koşullarında rekabet edememesine rağmen faaliyetlerini sürdürmesine olanak tanımaktadır. Özellikle yerli kömür kullanımını teşvik eden devlet politikaları, ithal kömür ve doğal gaz kullanan santrallere de yerli kaynak kullanım oranları doğrultusunda destek sunmaktadır (EPDK, 2023). Bu durum, aslında kapasite mekanizmasının bir arz güvenliği mekanizmasından ziyade, fosil yakıt teşvik sistemine dönüştüğünü göstermektedir.</p>
<p></p>
<p><strong>Ekonomik ve Çevresel Sonuçlar</strong></p>
<p></p>
<p>Kapasite mekanizmasının işleyişi, enerji piyasasında arz fazlası bulunmasına rağmen eski santrallerin desteklenmesine neden olmaktadır. Bu santrallerin faaliyetlerini sürdürmesi, çevresel açıdan ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle Akbelen Ormanı’nın yok edilmesi sürecinde Yeniköy ve Kemerköy Santralleri’nin kömür sahalarını genişletmek amacıyla yürüttükleri faaliyetler, çevreye ve yerel topluluklara ciddi zararlar vermektedir (Demir, 2023). Ayrıca bu santrallere yapılan ödemeler, kamu kaynaklarının özel sektör lehine kullanılması eleştirilerine yol açmaktadır. Devlet, bu santrallere piyasa fiyatlarının altında üretim yapmalarını sağlayacak destekler sunarken, bu maliyetler TEİAŞ’ın iletim tarifeleri yoluyla tüm tüketicilere yansıtılmaktadır (TEİAŞ, 2023).</p>
<p></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye’nin enerji politikalarının neoliberal dönüşümü, kömürlü termik santrallere verilen desteklerle şekillenmiş ve bu santrallerin faaliyetlerini sürdürmesine olanak tanımıştır. Kapasite mekanizması, arz güvenliği sağlama amacıyla devreye sokulmuş olsa da, fiilen fosil yakıt teşvik sistemine dönüşmüştür. Bu politikaların çevresel, ekonomik ve toplumsal sonuçları, devletin fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi gerektiğini göstermektedir. Türkiye’nin enerji politikalarının uzun vadeli sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p></p>
<p>**Kaynakça**</p>
<p>- Akın, S. (2020). Türkiye'de Neoliberal Enerji Politikaları ve Kömür Santralleri. *Enerji Araştırmaları Dergisi*, 15(2), 45-67.</p>
<p>- Çalışkan, D. (2021). Kapasite Mekanizmasının Türkiye'deki Enerji Sektörüne Etkileri. *Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi*, 10(3), 109-124.</p>
<p>- Demir, H. (2023). Akbelen Ormanı ve Kömür Santralleri: Yerel Direniş ve Ekolojik Tahribat. *Çevre Politikaları Dergisi*, 5(1), 76-89.</p>
<p>- EPDK. (2023). Elektrik Piyasası Kapasite Mekanizması Yönetmeliği. *Resmi Gazete*, 27 Ocak 2023.</p>
<p>- TEİAŞ. (2023). Kapasite Mekanizması Raporu. Ankara: Türkiye Elektrik İletim A.Ş.</p>
<p>- Yılmaz, A. (2023). Türkiye'de Elektrik Arz Güvenliği ve Kapasite Mekanizması. *Enerji ve Çevre Dergisi*, 8(2), 33-54.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sinop Nükleer Santrali İçin BAE ile Stratejik İşbirliği İddiaları</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sinop-nukleer-santrali-icin-bae-ile-stratejik-isbirligi-iddialari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sinop-nukleer-santrali-icin-bae-ile-stratejik-isbirligi-iddialari</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin Nükleer Enerji Yatırımlarında BAE İle Ortaklık: Sinop Nükleer Santral Projesinin Yeniden Gündeme Gelmesi ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/Akkuyu.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>BAE, anlaşmasının, altında Akkuyu, Sinop, nükleer santrallerine, ortaklık, mı, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda, Türkiye’nin nükleer enerji alanında yaptığı atılımlar, uluslararası enerji yatırımları açısından dikkat çekici bir ivme kazandı. Özellikle maliyet artışları nedeniyle yapımı durdurulan Sinop’taki nükleer santral projesinin Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) teklif edilmesi, bu alanda yeni bir ortaklık olasılığını gündeme getirdi. Türkiye ve BAE arasında imzalanan "Enerji ve Doğal Kaynaklar Alanında Stratejik Ortaklık Çerçeve Anlaşması" kapsamında, her iki ülkenin enerji işbirliklerini artırma hedefiyle nükleer enerji projeleri yeniden ön plana çıktı.</p>
<p></p>
<h3> BAE İle İmzalanan Anlaşma ve Nükleer Enerji Alanındaki Ortaklık</h3>
<p></p>
<p>19 Temmuz 2023 tarihinde Abu Dabi’de imzalanan anlaşma, Türkiye ile BAE’nin enerji ve doğal kaynaklar alanında stratejik işbirliğini artırma ve yeni projeler geliştirme hedefini ortaya koyuyor. Anlaşma kapsamında özellikle yenilenebilir enerji, temiz kömür ve nükleer enerji alanlarında yatırımlar yapılması öngörülüyor. Bu projelerden en dikkat çekeni ise 6 GW kapasiteli nükleer enerji santrali projesi. Anlaşmada yer alan maddelere göre, BAE nükleer enerji projelerinde yatırım fırsatlarını değerlendirecek, finansman sağlayacak ve Türkiye, projeler için gerekli sahaları tahsis edecek.</p>
<p></p>
<p>Anlaşmanın nükleer enerjiyle ilgili bölümü, 6000 MW’a kadar kapasiteye sahip bir nükleer santral projesini, nükleer yakıt imalatını, ileri nükleer reaktörlerin geliştirilmesini ve nükleer iş gücü ve tedarik zincirinin oluşturulmasını içeriyor. Bu bağlamda BAE’nin nükleer enerji sektöründeki deneyimi, Türkiye’deki potansiyel projeler için önemli bir rol oynayabilir. BAE, Arap dünyasının ilk nükleer enerji santraline sahip olup, bu konuda Güney Kore ile işbirliği yapmış durumda.</p>
<p></p>
<h3>Sinop Nükleer Santral Projesi ve BAE’nin İlgisi</h3>
<p></p>
<p>Türkiye’nin nükleer enerji alanındaki en büyük projelerinden biri olan Sinop Nükleer Santrali, maliyet artışları nedeniyle 2019 yılında askıya alınmıştı. Sinop’taki bu proje, Japonya ve Türkiye arasında yapılan bir anlaşma çerçevesinde 2013 yılında başlamış, ancak proje maliyetlerinin aşırı yükselmesi nedeniyle tamamlanamamıştı. Bu süreçte Sinop’taki nükleer santralin yapımının BAE’ye teklif edildiği iddiaları gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2022 yılında BAE’ye yaptığı ziyaret sırasında bu konu tekrar ele alındı, ancak daha sonra bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı.</p>
<p></p>
<p>Sinop’taki nükleer santral projesine BAE’nin ilgi göstermesi, ülkenin nükleer enerji alanındaki yatırımlarını genişletme stratejisi ile de örtüşüyor. BAE, Güney Kore ile işbirliği yaparak kendi nükleer santrallerini geliştirdi ve bu tecrübeyi Türkiye’de de uygulamayı planlayabilir.</p>
<p></p>
<p>### Güney Kore’nin Rolü ve KEPCO’nun Türkiye İlgisi</p>
<p></p>
<p>BAE ile nükleer enerji konusunda işbirliği yapan Güney Koreli KEPCO (Korean Electric Power Corporation), Türkiye’de de nükleer enerji projelerine yatırım yapmak isteyen başlıca şirketlerden biri. KEPCO, BAE’deki Barakah Nükleer Enerji Santrali projesini başarıyla tamamlamış ve 2023 yılında Türkiye’ye bir ön teklif sunarak Sinop’ta bir nükleer santral inşa etme isteğini dile getirmiştir. Bu bağlamda KEPCO’nun 30 milyar dolarlık bir yatırımla Sinop’ta dört nükleer reaktör kurmayı hedeflediği bilinmektedir.</p>
<p></p>
<p>Güney Kore, 2030 yılına kadar dünya genelinde 10 nükleer reaktör ihraç etmeyi planlamaktadır ve Türkiye de bu ülkeler arasında önemli bir pazar olarak değerlendirilmektedir. Ancak KEPCO’nun yolsuzluk skandalları ve güvenlik sertifikaları ile ilgili sorunlar, bu projelerin hayata geçmesi konusunda bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.</p>
<p></p>
<h3>Türkiye’nin Nükleer Geleceği ve Stratejik Ortaklıklar</h3>
<p></p>
<p>Türkiye, enerji bağımsızlığını sağlamak ve nükleer enerji alanındaki yatırımlarını genişletmek için BAE, Güney Kore, Rusya ve Çin gibi ülkelerle işbirliği yapmayı planlıyor. Mersin Akkuyu Nükleer Santrali, Rusya’nın devlet şirketi Rosatom ile işbirliği içinde yürütülen bir proje olarak öne çıkarken, Sinop ve Trakya’da yapılması planlanan santraller için diğer ülkelerle görüşmeler sürdürülüyor.</p>
<p></p>
<p>BAE’nin, Güney Koreli KEPCO ile Türkiye’de nükleer enerji projeleri geliştirme olasılığı oldukça yüksek. Akkuyu’da Rosatom’un sahip olduğu yüzde 49’luk hissenin satışıyla ilgili görüşmeler de devam ediyor ve BAE bu hisselere talip olabilir.</p>
<p></p>
<h3> Sonuç</h3>
<p>Türkiye’nin nükleer enerjiye olan ilgisi, bölgesel enerji arz güvenliğini artırma ve enerji bağımsızlığını sağlama stratejisinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. BAE ile yapılan anlaşma, bu hedefe ulaşma yolunda önemli bir adım olabilir. Nükleer enerji projeleri, hem teknoloji transferi hem de finansman açısından dış ortaklıklar gerektiren büyük projeler olarak dikkat çekiyor. BAE, Güney Kore gibi ülkelerin tecrübesi ve finansal desteği ile Türkiye, nükleer enerji alanında önemli bir oyuncu haline gelebilir. Ancak bu projelerin hayata geçirilmesi, teknolojik altyapı, finansman ve güvenlik gibi konularda dikkatli bir şekilde yönetilmeli ve uluslararası standartlara uygun şekilde yürütülmelidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aliağa&amp;apos;da Gemi Sökümünün Çevresel ve Sağlık Etkileri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/aliagada-gemi-soekumunun-cevresel-ve-saglik-etkileri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/aliagada-gemi-soekumunun-cevresel-ve-saglik-etkileri</guid>
<description><![CDATA[ Aliağa&#039;daki Gemi Söküm Faaliyetlerinin Çevresel ve İşçi Sağlığı Üzerindeki Etkileri: Asbest Maruziyeti, Erozyon ve Yetersiz Denetim Sorunları Üzerine Kapsamlı Bir Araştırma ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/612d462286b24418dc92f184-1VBY.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Liman, yiyen, gemiler:, Gemi, sökümü, Aliağa’nın, kıyı, şeridini, nasıl, değiştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>G<em>emi Söküm Endüstrisi ve Çevresel Sağlık Sorunları: Aliağa Örneği</em></strong></p>
<p></p>
<p>Gemi söküm endüstrisi, iş kazaları, ölüm oranları, çevre kirliliği ve toksik maddelere maruziyet gibi çeşitli sağlık ve çevre sorunlarına yol açmaktadır. Türkiye'nin İzmir iline bağlı Aliağa ilçesinde yürütülen gemi söküm faaliyetleri, uzun yıllardır çevresel ve işçi hakları ihlalleri ile gündemdedir. Brüksel merkezli NGO Shipbreaking Platform tarafından yayınlanan ve güncel veriler içeren "Türkiye’de Gemi Geri Dönüşümü" başlıklı rapor, bu sorunları detaylı bir şekilde ele almaktadır. Raporda, Aliağa'daki 22 gemi geri dönüşüm tesisinin faaliyetleri incelenmiş ve yedi ana bölümde çeşitli sorunlara dair veriler sunulmuştur.</p>
<p></p>
<h3>Çevresel ve İşçi Sağlığı Sorunları</h3>
<p></p>
<p>Raporun en önemli bulgularından biri, gemi söküm işlemlerinin çevresel etkileri ve işçi sağlığı üzerindeki olumsuz etkileridir. Aliağa'daki gemi söküm tesislerinde, her yıl onlarca asbestli geminin söküldüğü ve bu süreçte asbest ile diğer toksik maddelere maruz kalan işçilerin sağlık sorunları yaşadığı belirtilmiştir. Ayrıca, çevre kirliliği ve tehlikeli atıkların yanlış yönetimi gibi sorunlar da raporda vurgulanmıştır. Özellikle asbest, Türkiye’de en fazla tartışılan çevre kirliliği kaynaklarından biridir ve endüstriyel anlamda en ciddi risk, gemi söküm sanayisinde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p></p>
<h3> Erozyon ve Morfolojik Değişiklikler</h3>
<p></p>
<p>Aliağa'daki gemi söküm faaliyetleri, kıyı şeridinde erozyon ve morfolojik değişikliklere neden olmaktadır. Uydu görüntüleri, kıyı alanındaki gemi ve platformların karaya çekilmesi ve dolgu/kazı çalışmalarından kaynaklanan değişiklikleri ortaya koymuştur. Kıyı şeridinin yıpranmış bir görünüme büründüğü ve sürekli olarak erozyona uğradığı tespit edilmiştir. Beton zeminlerin yapısal bütünlüğü ve kirliliği tutma kabiliyeti hakkında soru işaretleri bulunmakta; bazı alanlarda beton zeminin eksik olduğu ve bu durumun toprak kirlenmesi riskini artırdığı belirtilmektedir.</p>
<p></p>
<h3>Yetersiz Denetim ve Hukuki Çerçeve</h3>
<p></p>
<p>Raporda, Aliağa’daki gemi söküm tesislerinin çevre lisansından ve ÇED sürecinden muaf olduğu vurgulanmaktadır. Bu durum, büyük bir çevresel denetim boşluğu yaratmaktadır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın verdiği izinlerin hangi kriterlere göre kontrol edildiği açık değildir. Bakanlıkların yürüttüğü izin süreçleri ve verdiği izinlerin kâğıt üzerinde kaldığı, gerçek bir değerlendirme içermediği belirtilmektedir. Ayrıca, gemi söküm faaliyetlerini denetleyecek ve standartlaştıracak hukuksal bir çerçeve bulunmamaktadır.</p>
<p></p>
<p>### Atık Yönetimi ve Asbest Sökümü</p>
<p></p>
<p>Asbest yönetimi, büyük bir sorun olarak raporda yer almaktadır. Resmi belgelerde asbest söküm miktarları hakkında çelişkiler bulunmakta ve işçilerin eğitimsiz şekilde asbest söktüğü ifade edilmektedir. İşçiler, gemi atıklarının sadece küçük bir kısmının toplandığını, geri kalanının ise ya gömüldüğünü ya da yakıldığını belirtmiştir. Fırtınalı havalarda, atıkların denize döküldüğü ve metal parçaların da denize atıldığı ifade edilmiştir.</p>
<p></p>
<h3> Sonuç</h3>
<p></p>
<p>Rapor, Aliağa’daki gemi söküm faaliyetlerinin çevre ve halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini açıkça ortaya koymaktadır. Gemi söküm tesislerinin çevresel yönetim ve işçi sağlığı açısından karşılaştığı sorunlar, ciddi reformlar ve denetim mekanizmalarının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Özellikle asbest ve tehlikeli atık yönetimi konusunda daha sıkı düzenlemeler ve etkili denetimlerin hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;nin İklim Sorunları ve Kömür Bağımlılığı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-iklim-sorunlari-ve-koemur-bagimliligi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-iklim-sorunlari-ve-koemur-bagimliligi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin İklim Politikasındaki Eksiklikler ve Kömür Bağımlılığının Ekonomik ve Çevresel Maliyetleri ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/1337222.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kömürden, vazgeçmeyen, Türkiye, iklim, zirvesinde, yine, sadaka, peşinde</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’nin İklim Kriziyle Mücadele Stratejileri: Kayıp Zarar Fonu ve Kömürden Çıkışın Geri Kalması</strong></p>
<p></p>
<p>Küresel iklim değişikliği, ülkelerin ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik hedeflerini yeniden gözden geçirmelerine neden olmaktadır. Türkiye, bu bağlamda iklim krizinin yönetimi ve sera gazı emisyonlarının azaltılması konusunda çeşitli uluslararası tartışmaların merkezindedir. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 28’inci Taraflar Konferansı (COP28) sırasında kabul edilen Kayıp Zarar Fonu, iklim krizinin olumsuz etkilerini en fazla yaşayan ülkeler için bir umut ışığı olarak değerlendirilmiştir. Ancak, bu fonun etkinliği ve katkıları, Türkiye'nin ulusal stratejileri ve iklim politikaları bağlamında sorgulanmaktadır.</p>
<p></p>
<p><strong>Kayıp Zarar Fonu: Uluslararası Cevap</strong></p>
<p></p>
<p>COP28 zirvesinde kabul edilen Kayıp Zarar Fonu, iklim krizi nedeniyle oluşan geri dönüşü olmayan hasarları telafi etmek amacıyla oluşturulmuştur. Gelişmiş ülkelerin bu fona taahhüt ettiği toplam miktar, 700 milyon dolardan biraz fazladır ve bu rakam, gelişmekte olan ülkelerin yıllık kayıp ve zararlarının çok küçük bir kısmını karşılamaktadır. Çalışmalar, gelişmekte olan ülkelerdeki yıllık kayıp ve zararın 400 milyar dolardan fazla olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, fonun yetersiz kaldığı ve daha fazla katkıya ihtiyaç duyulduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca, fonun sürekli olarak hibe şeklinde sağlanması ve şeffaf yönetim ilkelerinin benimsenmesi gerektiği uzmanlar tarafından vurgulanmaktadır.</p>
<p></p>
<p><strong>Türkiye'nin İklim Politikaları ve Kayıp Zarar Fonu</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye, Kayıp Zarar Fonu kapsamındaki ülkeler arasında yer almamaktadır. Bu durum, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele stratejileriyle ilgilidir. Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını azaltma hedefleri net ve kararlı değildir; ayrıca, kömür ve diğer fosil yakıtların kullanımından kademeli olarak çıkış stratejisi de belirsizliğini korumaktadır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki'nin Türkiye’nin Kayıp Zarar Fonu'nda yer almasının “elzem” olduğunu belirtmesi, Türkiye'nin bu fonla ilgili ilgisini göstermektedir. Ancak, Türkiye’nin bu fonun gerektirdiği iklim adaleti sorumluluklarına ne ölçüde uyduğu tartışmalıdır.</p>
<p></p>
<p>**Kömürden Çıkış ve Enerji Politikaları**</p>
<p></p>
<p>Türkiye’nin kömür kullanımına ilişkin politikaları, uluslararası enerji geçişi trendlerinin gerisinde kalmaktadır. Dünya genelinde birçok ülke, kömürden temiz enerjiye geçiş için ittifaklar oluşturmaktadır. ABD, Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler kömür santrallerini kapatma hedefleri koyarken, Türkiye'nin kömürden çıkış stratejisi oldukça sınırlıdır. Türkiye’de kömürle üretilen elektriğin oranı giderek artmakta ve 2022 yılında kömürlü termik santraller, üretilen elektriğin %34,6'sını sağlamıştır.</p>
<p></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye’nin iklim değişikliği stratejilerinde yaşanan gecikmeler, ekonomik ve çevresel maliyetleri artırmaktadır. Kömür kullanımı ve sera gazı emisyonları konusunda net hedeflerin olmaması, ülkenin hem uluslararası iklim fonlarından yararlanma hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından karşılaşacağı sorunları derinleştirmektedir. Küresel iklim krizine karşı etkili bir mücadele için Türkiye’nin, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde daha proaktif ve kararlı bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir. Aksi takdirde, ekonomik ve ekolojik açıdan ciddi maliyetlerle karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;nin Enerji Bağımsızlığı ve Ekonomik İstikrarı İçin Emisyon Azaltımı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-enerji-bagimsizligi-ve-ekonomik-istikrari-icin-emisyon-azaltimi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-enerji-bagimsizligi-ve-ekonomik-istikrari-icin-emisyon-azaltimi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin Enerji Bağımsızlığı ve Ekonomik İstikrarı İçin Emisyon Azaltımı: Kömürden Çıkış ve Karbonsuzlaşma Stratejileri ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/12/Black-and-White-Blog-Banner-75.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Hangisi, daha, ürkütücü:, Ekonomik, kriz, yoksa, iklim, krizi, mi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, dışa bağımlılığın azaltılması, karbonsuzlaşmaya dayalı bir sanayiye geçiş, yeni istihdam alanlarının açılması, hava kirliliği ve iklim afetlerine karşı daha güçlü bir hazırlık ve enflasyonla mücadele gücünün artırılması gibi ekonomik ve çevresel faydalar, Türkiye’nin emisyon azaltımı konusundaki kararlılığının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu makale, Türkiye'nin enerji bağımsızlığı ve ekonomik istikrarı için emisyon azaltımının önemini vurgular ve iklim krizi ile ekonomik krizler arasındaki güçlü bağlantıyı inceler.</p>
<p></p>
<p>Giriş</p>
<p></p>
<p>Küresel iklim krizi ve ekonomik krizler, birbirini etkileyen ve güçlendiren sorunlardır. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP28), küresel emisyonların 2030’da 2010 seviyesinin yüzde 45 altına indirilmesini ve 2050’de sıfırlanmasını hedeflemektedir. Ancak, COP28'in Dubai’de yapılması ve ADNOC CEO’su Sultan Al-Jaber’in başkanlık yapması, zirvenin fosil yakıt lobilerinin etkisi altında olduğu yönünde tartışmalara neden olmuştur.</p>
<p></p>
<p>Küresel Emisyon ve Fosil Yakıt Üretimi</p>
<p></p>
<p>Stockholm Çevre Enstitüsü (SEI), Climate Analytics, E3G, Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD) ve BM Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan Üretim Açığı Raporu, hükümetlerin 2030’da 1,5 °C ısınma hedefinin iki katı kadar fosil yakıt üretmeyi planladığını ortaya koymuştur. Ayrıca, kömür üretiminin 2040’a kadar neredeyse tamamen sonlandırılması ve 2050’ye kadar petrol ve gaz üretiminin 2020 seviyelerinin en az dörtte üç oranında azaltılması gerektiği belirtilmiştir. Ancak, mevcut durum gösteriyor ki hükümetler bu hedeflere ulaşmakta başarısız olmaktadır. Örneğin, hükümetler önümüzdeki 10 yılda 1,5 °C ısınma hedefiyle uyumlu olandan yüzde 460 daha fazla kömür, yüzde 82 daha fazla gaz ve yüzde 29 daha fazla petrol üretme yolunda ilerlemektedirler.</p>
<p></p>
<p>Türkiye'nin Durumu</p>
<p></p>
<p>Türkiye, 2053’te net sıfır emisyon hedefini açıklamış olsa da, yeni kömürlü termik santrallerin geliştirilmesi konusunda Avrupa’daki tek istisna olarak dikkat çekmektedir. 2023 itibarıyla Türkiye, Avrupa’da termik santral kapasitesini artıran tek ülke olmuştur. Türkiye’nin Ulusal Enerji Planı, mevcut kömür santrallerinin teknik ve ekonomik ömürlerini tamamlayana kadar faaliyet göstermelerini öngörmektedir. Bu durum, ülkenin uzun vadeli iklim hedefleriyle çelişmektedir.</p>
<p></p>
<p>Kömürden Çıkış Stratejileri</p>
<p></p>
<p>Kolombiya gibi kömür ihracatçısı ülkeler, kömürden çıkış ittifaklarına katılmakta ve kömür finansman imkanları hızla azalmaktadır. Ancak, Türkiye’de elektrik üretim lisansının süresi 2050 yılı sonrasına dek uzanan termik santraller bulunmaktadır. Türkiye, mevcut piyasa şartlarında kömür yatırımlarında ısrar etmek yerine, aşamalı olarak kömürden çıkmayı ulusal bir hedef olarak benimsemelidir. Kömürden çıkış stratejilerinin uygulanması, Türkiye’nin enerji maliyetlerini düşürecek, dışa bağımlılığı azaltacak, karbonsuzlaşmaya dayalı bir sanayiye geçişi sağlayacak, yeni istihdam alanları yaratacak ve enflasyonla mücadele gücünü artıracaktır.</p>
<p></p>
<p>Sonuç ve Öneriler</p>
<p></p>
<p>Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi çerçevesinde kömürden çıkış stratejilerini benimsemesi, enerji bağımsızlığı ve ekonomik istikrar için kritik bir adımdır. Yenilenebilir enerjiye dayalı bir ekonomiye geçiş, hem çevresel hem de ekonomik faydalar sağlayacaktır. Karar vericilerin bu konuda gerekli kararlılığı ve vizyonu göstermeleri, Türkiye’yi küresel ticarette önemli bir aktör haline getirebilir. İklim değişikliği ve ekonomik kalkınma arasındaki bu güçlü bağ, Türkiye’nin geleceği için büyük bir öneme sahiptir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye nasıl İsrail’in çöplüğü haline geldi ?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiye-nasil-israilin-coeplugu-haline-geldi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiye-nasil-israilin-coeplugu-haline-geldi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin İsrail&#039;in Plastik Çöplüğü Haline Gelmesi: Çevresel Sorunlar ve Ahlaki Çelişkiler Üzerine Eleştirel Bir İnceleme ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f31eb12e656.jpg" length="99735" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiye, limanlarından, İsrail’in, plastik, çöpleri, Adana’ya, nasıl, geldi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’nin İsrail’in Çöplüğü Haline Gelmesi: Siyasi Çelişkiler ve Çevresel Krizler</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik gerilimlere rağmen, Türkiye'nin İsrail'den plastik atık ithalatını sürdürmesi, iki ülke arasındaki karmaşık ilişkilerin çevresel ve ahlaki boyutlarını gözler önüne sermektedir. Türkiye, Avrupa'nın en büyük plastik atık ithalatçısı olurken, İsrail'den gelen plastik atıkların çoğu çevresel sorunlara yol açmıştır. Bu durum, hem çevresel hem de siyasi açıdan önemli eleştirilere neden olmuştur. Bu makale, Türkiye'nin İsrail'den plastik atık ithalatının çevresel ve etik sorunlarını derinlemesine inceleyerek, bu sürecin Türkiye'nin çevre politikaları ve uluslararası ilişkiler üzerindeki etkilerini ele alacaktır.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f31e0ccd84b.jpg" alt=""></p>
<p></p>
<p>Türkiye ve İsrail arasındaki ticari ilişkiler, yıllar içinde büyük bir gelişim göstermiştir. Ancak bu ekonomik ilişkiler, çevresel ve etik sorunlarla iç içe geçmiştir. Özellikle İsrail'in Türkiye'ye gönderdiği plastik atıklar, Türkiye'nin çevresel yükünü artırmakta ve bu durum, ikili ilişkilerdeki siyasi gerilimleri daha da derinleştirmektedir. Brezilyalı çevre aktivisti Chico Mendez’in "Sınıf mücadelesi içermeyen ekoloji, bahçıvanlıktır" sözü, bu bağlamda çevresel sorunların yalnızca doğrudan çevresel faktörlerle değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik güç ilişkileriyle de bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır.</p>
<p></p>
<p><strong>Türkiye’nin Plastik Atık İthalatındaki Yükseliş:</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye, Avrupa'nın en büyük plastik atık ithalatçısı haline geldi. Avrupa Birliği'nden gelen plastik atıkların %29'u Türkiye'ye gönderilmiştir. Bu durum, Avrupa Konseyi'nin OECD üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatını zorlaştıran düzenlemelerinin Türkiye'ye yeniden yönlendirilmesine neden olabilir. İsrail'in Türkiye'ye gönderdiği plastik atıklar, özellikle Adana gibi bölgelerde çöplüklerde ve sulama kanallarında tespit edilmiştir. Bu atıkların yüksek oranlarda bulunması, Türkiye'nin çevresel sorunlarını daha da derinleştirmiştir.</p>
<p></p>
<p><strong>İsrail’in Çevresel ve Siyasi İlişkilerdeki Rolü:</strong></p>
<p></p>
<p>İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve Filistin halkına uyguladığı baskılar, Türkiye'de geniş çaplı tepkilere neden olmuştur. Ancak, Türkiye'nin İsrail'den gelen plastik atıkları kabul etmeye devam etmesi, ahlaki ve çevresel açıdan ciddi sorunlar doğuruyor. İsrail'in yüksek tek kullanımlık plastik tüketimi ve düşük geri dönüşüm oranları, Türkiye'ye gönderilen atıkların çevresel etkilerini artırmaktadır. Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Türkiye'nin kendi çöplerini yönetemediği halde diğer ülkelerin çöplerini ithal etmesini eleştirmiştir. Bu durum, sadece çevresel değil, aynı zamanda etik sorunları da gündeme getirmektedir.</p>
<p></p>
<p><strong>Türkiye’nin Atık Yönetimi ve AB Düzenlemeleri:</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye’nin plastik atık ithalatının yanı sıra, bu atıkların geri dönüşüm sürecindeki sorunlar da dikkat çekmektedir. Avrupa Birliği, plastik atık ihracatına yönelik yeni düzenlemeler getirerek bu süreci kısıtlamayı hedeflemektedir. Ancak Türkiye'nin çöp ithalatını yasaklamaması ve bu süreçte teşvik vermesi, çevresel sorunları daha da derinleştirebilir. Türkiye’nin çevresel yükünü hafifletme potansiyeline sahip olan AB düzenlemeleri, Türkiye'nin kendi atık yönetim stratejilerini güçlendirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p></p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p></p>
<p>Türkiye’nin İsrail’den plastik atık ithal etmesi, çevresel sorunların ötesinde ahlaki bir çelişkiyi de gündeme getirmektedir. Türkiye’nin hem çevresel hem de uluslararası ilişkiler açısından daha sürdürülebilir ve etik bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir. İsrail’in Filistin’e uyguladığı katliamlarla mücadele ederken, aynı zamanda bu ülkenin çevresel atıklarını kabul etmek, uluslararası normlar ve ahlaki değerlerle çelişmektedir. Türkiye'nin çevre politikalarını yeniden değerlendirerek, şeffaf bir atık yönetim sistemi oluşturması ve uluslararası ilişkilerde daha tutarlı bir duruş sergilemesi önem arz etmektedir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Filistin&amp;apos;e destek ve İklim Mücadelesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/filistine-destek-ve-iklim-mucadelesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/filistine-destek-ve-iklim-mucadelesi</guid>
<description><![CDATA[ İklim Aktivizmi ve Siyasi Adalet: Uluslararası Dayanışmanın İklim Mücadelesine Etkileri ve Adaletin Çok Boyutlu Doğası ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/11/amsterdam-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Greta’nın, mikrofonu:, Filistin’e, destek, iklim, aktivizmini, karıştırdı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İklim Aktivizmi ve Siyasi Adalet: Greta Thunberg'in Mücadelesi Üzerine Bir İnceleme</strong></p>
<p></p>
<p>Greta Thunberg’in, "Soykırımı durdurun, çocukları öldürmeyin!" şeklindeki çağrısı, iklim aktivizmiyle ilgili olarak küresel bir tartışmanın merkezinde yer aldı. Thunberg'in Filistin’e destek vererek iklim adaletini savunması, bazı çevreler tarafından iklim mücadelesine zarar verecek bir siyasi tutum olarak nitelendirildi. Ancak, bu görüş, iklim adaletinin yalnızca çevresel sorunlarla sınırlı olmadığına dair daha geniş bir anlayışın eksikliğini gösteriyor.</p>
<p></p>
<p>Çevre hareketlerinin temelinde yatan, sadece ekolojik değil aynı zamanda sosyal ve siyasi mücadeleler olduğunu vurgulamak gerekir. Brezilyalı aktivist Chico Mendes’in "Sınıf mücadelesi içermeyen ekoloji, bahçıvanlıktır" sözü, bu bağlamda önemli bir perspektif sunuyor. İklim krizi, yalnızca çevresel sorunları değil, aynı zamanda bu sorunların arkasındaki tarihsel ve politik güç dinamiklerini de kapsar. Savaşlar ve soykırımlar, ekolojik tahribatın temel nedenleri arasında yer alır ve bu bağlamda iklim adaleti, bu krizlerin kök nedenlerini ele almadan sağlanamaz.</p>
<p></p>
<p>Geçtiğimiz hafta Hollanda’daki büyük iklim eylemi sırasında, Thunberg'in Filistin’e destek veren konuşması büyük bir tartışma yarattı. Bazı eleştirmenler, Thunberg’in bu duruşunun iklim hareketinin etkisini zayıflattığını öne sürdü. Almanya’da bu durum, "persona non grata" ve "Denkverbot" kavramları üzerinden tartışıldı; yani, Thunberg’in siyasi görüşlerinin, iklim aktivizminin meşruiyetini tehdit ettiği iddia edildi.</p>
<p></p>
<p>Ancak, bu tartışma, adaletin çok boyutlu ve çok sesli bir mesele olduğunu göz ardı ediyor. İklim adaleti, sadece çevresel korumayı değil, aynı zamanda sosyal ve politik adaleti de içerir. Savaşlar ve soykırımların iklim değişikliğiyle ilişkisi, bu krizlerin çözümü için kapsamlı bir yaklaşım gerektirir. Thunberg’in Filistin’e verdiği destek, sadece bir siyasi pozisyon almak değil, aynı zamanda adaletin daha geniş bir anlayışını temsil eder.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, iklim aktivizmi, çevresel sorunları tek başına ele almak yerine, bu sorunların toplumsal ve siyasi bağlamlarını da göz önünde bulundurmalıdır. Adalet talebi, yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda sosyal ve politik bir sorumluluk olarak değerlendirilmelidir. Greta Thunberg’in duruşu, bu anlayışın bir yansımasıdır ve bu bağlamda, iklim aktivizminin ne kadar kapsamlı ve katılımcı olması gerektiği üzerine yeniden düşünmemizi gerektirir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;nin İkinci Yüzyılı: Enerji, Tarım ve İklim Hareketleri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cumhuriyetin-100-yilinda-nasil-bir-turkiye-goermek-isterdim</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cumhuriyetin-100-yilinda-nasil-bir-turkiye-goermek-isterdim</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin İkinci Yüzyılında Enerji ve Tarım Politikalarının Gelecekteki Rolü: İklim Hareketleri ve Toplumsal İsyanların Gölgesinde Yeni Bir Yol Arayışı ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66ed187493abb.jpg" length="64269" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Cumhuriyet’in, 100., yılında, nasıl, bir, Türkiye, görmek, isterdim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu dönemi tanımlayan temel olgular, iklim hareketleri, sivil itaatsizlikler ve bu hareketlerle ortaya çıkan toplumsal isyanlardır. Türkiye'nin ikinci yüzyılı, enerji ve tarım politikalarının şekillendirdiği bir dönemi işaret ediyor. </p>
<p></p>
<p>Türk.Eco platformundaki ilk yazımda, okuyucularla selamlaşmak istiyorum. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türk.Eco'nun medyaya, düşünce dünyasına ve demokratik tartışma ortamına yenilik ve dinamizm getirmesini umuyorum. Bu yazıda, Türkiye'nin ikinci yüzyılına dair kişisel düşüncelerimi paylaşacak ve bu konudaki genel eğilimleri değerlendireceğim.</p>
<p></p>
<p>Bugün Türkiye'nin ikinci yüzyılında nasıl bir geleceğin bizi beklediğini, bir yurttaş ve gazeteci olarak ne görmek istediğimi tartışmak istiyorum. Bu konuda pek çok kişi görüş belirtti; ben de kendi perspektifimden değerlendirmelerde bulunacağım.</p>
<p></p>
<p>Türkiye'deki toplumsal muhalefet eksikliği, emekçiler, gençler, kadınlar, gazeteciler, bilim insanları ve aydınlar için büyük bir problem oluşturuyor. Entelektüellerin ve aydınların ülkeden dışlanması, yalnızca akademik anlamda değil, ekonomik ve toplumsal düzeyde de önemli sorunlar yaratıyor. Bu durum, toplumsal barışın sağlanmasını da zorlaştırıyor.</p>
<p></p>
<p>Türkiye'nin gelecek yüzyılında, ekonomik ve ekolojik krizlerin derinleştiğini gözlemliyoruz. Temiz hava, su ve toprağın sağlandığı bir Türkiye hedefi, mevcut durumda uzak görünüyor. Ancak bu hedefler ulaşılabilir olmalıydı; gerekli teknoloji ve vizyon mevcuttu.</p>
<p></p>
<p>Mevcut hükümet, "Türkiye Yüzyılı" olarak adlandırdığı dönemde, çevreye zarar veren projelere devam ediyor. Akkuyu Nükleer Santrali, Yusufeli Barajı ve Salda Gölü Koruma Projesi gibi projeler, çevreye olan olumsuz etkilerini gösteriyor. Bu projeler, sadece çevresel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel açıdan da sorunlar yaratıyor.</p>
<p></p>
<p>Albert Hirschman’ın “zeitgeist” (zamanın ruhu) kavramı, yalnızca zamana uyum sağlamak değil, değişen ritmi ve düşünceleri yakalamak anlamına gelir. Bu çağda, zamanın ruhu, mevcut duruma karşı çıkan ve değişim için mücadele eden bir yaklaşımı ifade eder. </p>
<p></p>
<p>Türkiye'nin ikinci yüzyılında enerji ve tarım politikalarının belirleyici olacağını öngörüyorum. Gazze'deki savaş ve diğer krizlerin enerji merkezli sorunlardan kaynaklandığını görüyoruz. Etkili iklim politikaları uygulanmadıkça, bu tür krizlerin devam etmesi muhtemeldir.</p>
<p></p>
<p>Enerji üretiminin yerelleşmesi ve temiz enerjiye geçiş, Türkiye'nin geleceği için hayati öneme sahiptir. Bu hedefler, mevcut durumda zor görünse de, uzun vadede ülkenin sürdürülebilirliği için gereklidir. Türkiye'nin doğal kaynaklarına etik ve akılcı bir şekilde yaklaşmak, çevresel ve toplumsal sorunların çözümünde kritik bir rol oynayacaktır.</p>
<p></p>
<p>Siyaset bilimci Albert Hirschman’ın teorisi, bireylerin üç temel yol arasında seçim yapabileceğini öne sürer: terk etmek, biat etmek veya itiraz etmek. Türkiye'deki insanlar, ekonomik ve siyasal baskılar altında ya ülkelerini terk eder, mevcut durumu kabul eder ya da itiraz ederler.</p>
<p></p>
<p>Terk etmek, kısıtlanan hak ve özgürlüklerden kaçış anlamına gelir. Biat etmek, mevcut iktidarın sunduğu imtiyazları kabul etmek anlamına gelir. İtiraz etmek ise, bu duruma karşı mücadele etmek ve ses çıkarmaktır.</p>
<p></p>
<p>Toplumun sesini çıkarması ve örgütlenmesi, baskı ve zulme karşı en etkili yol olabilir. Küçük örgütlenmeler, mahalle dernekleri veya dayanışma ağları, bu mücadelenin bir parçası olabilir. Bu tür örgütlenmeler, toplumsal değişimin motoru olabilir.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, Türkiye'nin ikinci yüzyılında akıl, bilim, vicdan ve cesaret gereklidir. Bu sesleri çıkarmak ve mücadelenin bir parçası olmak, ülkenin geleceği için hayati öneme sahiptir.</p>
<p>Nail Türkoğlu</p>
<p>Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Başkanı </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Havada, karada, denizde yanıyoruz…</title>
<link>https://trafikdernegi.com/havada-karada-denizde-yaniyoruz</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/havada-karada-denizde-yaniyoruz</guid>
<description><![CDATA[ Havada, karada, denizde yanıyoruz… ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/sicaklik-harita.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Havada, karada, denizde, yanıyoruz…</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<span><strong>Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 21 ve 22 Temmuz günlerinde yeni sıcaklık rekorları kırıldığını açıklarken, Türkiye’nin denizleri de giderek ısınıyor. Ekosistem üzerinde çok yıkıcı etkilere sebep olabilecek deniz suyu sıcaklıkları bu hafta Akdeniz kıyılarında 33 dereceye kadar çıkarken, Karadeniz sahillerinde 30 dereceye yükseldi…</strong></span>

Geçtiğimiz yıl küresel anlamda iklim rekorları kırıldı, en sıcak günler, eşi benzeri görülmemiş okyanus sıcaklığı, buzulların geri çekilmesi, orman yangınları, seller ve kurak günler yaşandı. Artık içinde bulunduğumuz her yıl geride bıraktığımız bir önceki yılın iklim rekorları egale ediyor.

İklim değişikliği artık gelecekte olabilecekler üzerine kurgusal bir olgu değil, bizzat içinde olarak, yaşayarak deneyimlediğimiz bir gerçeklik…

Geçtiğimiz günlerde geçen yılın en sıcak günü rekoru bu yıl tekrar kırıldı.

<strong>21 Temmuz 2024 tarihinin “en sıcak gün” olduğunu açıklayan Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) daha sonra 22 Temmuz 2024 gününün daha da sıcak olduğunu kaydetti.</strong>

C3S, <a href="https://climate.copernicus.eu/new-record-daily-global-average-temperature-reached-july-2024?utm_source=socialmedia&utm_medium=tw&utm_id=news--record-temperature-0724&s=08">küresel ortalama sıcaklığın en yüksek olduğu günün 17,09 derece ile 21 Temmuz 2024 olduğunu açıkladıktan</a> hemen sonra 22 Temmuz 2024 gününde yeni bir sıcaklık rekoru kırıldığını belirtti.

C3S verilerine göre 22 Temmuz’da hava sıcaklığı 17,15 dereceye ulaştı.

<strong>Buradaki kritik tespit ise şu: 21 Temmuz’dan önce rekor, 6 Temmuz 2023 yılında 17,08 derece ile kırılmıştı. Ancak 21 ve 22 Temmuz’da art arda daha sıcak günler yaşandı. 6 Temmuz 2021 ile 21 Temmuz 2024 rekorları arasındaki farkın 0,01 dereceydi. C3S, 22 Temmuz’daki rekorda kırılan rekorda 0,06 derecelik artış yaşanması tipik farklardan daha büyük olduğuna dikkat çekti.</strong>

Diğer yandan Temmuz 2023’ten beri önceki yıllara kıyasla sıcaklıklar çok daha hızlı artıyor. Bu tarihten beri küresel ortalama sıcaklık rekoru, 16,9 derece ile 13 Ağustos 2016’da yaşanmıştı. 3 Temmuz 2023’ten beri 58 gün, daha önceki yıllara göre daha sıcak geçti.

<img class="alignnone wp-image-120241 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/07/iklim-krizi.jpeg" alt="" width="680" height="553">

21 Temmuz’da kırılan ilk rekorla ilgili olarak C3S Direktörü Carlo Buontempo, “Gerçekten şaşırtıcı olan, son 13 ayda kaydedilen sıcaklıkların önceki rekorlarla farkının ne kadar büyük olduğu… Artık gerçekten keşfedilmemiş bir bölgedeyiz ve iklim ısınmaya devam ettikçe gelecek aylarda ve yıllarda yeni rekorlar kırıldığını göreceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

Küresel sıcaklıklar, Kuzey Yarımküre’nin yaz mevsimine denk gelen haziran sonu-ağustos başı arasındaki dönemde yıllık zirveye ulaşma eğilimi gösteriyor. Bunun nedeni Kuzey Yarımküre’nin geniş kara kütlelerinin yaz aylarında Güney Yarımküre’deki okyanusların soğumasından daha hızlı ısınması.

C3S analizlerine göre günlük küresel ortalama sıcaklıklardaki ani artışların, Antarktika’nın büyük bölümünün ortalamanın üzerinde ısınmasıyla ilişkili olma ihtimali yüksek. Antarktika deniz buzu miktarındaki azalma da Güney Okyanusu’nun bazı kısımlarının ortalamadan fazla ısınmasına neden oluyor.

<strong>Geçen yı</strong><strong>l rekor d</strong><strong>üzeyde sıcak geçerken, küresel ortalama yüzeye yakın sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 1,45</strong><strong>°</strong><strong>C derece üzerine çıktığını teyit etti. Bu küresel ısınmanın 1.5</strong><strong>°</strong><strong>C derece sınırlandırılması hedefinin artık imkansız hale geldiğinin de bir göstergesi…</strong>

Karasal anlamda gezegenin en sıcak yılları yaşanırken elbette deniz suyu sıcaklarındaki artışlar dikkat çekici. İklim krizinin giderek sıklığı ve etkisi artan sonuçları denizlerde de etkisini giderek daha fazla gösteriyor.

Geçtiğimiz yıllarda ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) verileri, deniz yüzey sıcaklığının arttığını ortaya koymuş, dünyada küresel ısınmaya bağlı olarak son 120 yılda deniz yüzey sıcaklığının 1,1 derece arttığını tespit etmişti.

Dünyada deniz yüzey sıcaklığı iklim modellerine göre 21’inci yüzyılın sonuna kadar artmaya devam edecek.
<blockquote><em><strong>Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Deniz Suyu Sıcaklıkları sayfasından görüleceği üzere son verilerle birlikte Adana Karataş, Hatay İskenderun, Mersin, Antalya, Kemer, Fethiye, İzmir ve Yalova sahillerindeki deniz suyu sıcaklıkları 30 dereye ulaşmış durumda.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>DENİZ SUYU SICAKLIKLARI 30 DERECEYE ULAŞMIŞ DURUMDA</strong></h2>
Küresel anlamda dünya genelinde bunlar yaşanıyorken, ibreyi Türkiye’ye doğru çevirelim ve son duruma bir bakalım.

<strong>Küresel iklim krizine bağlı sıcaklık artışlarıyla birlikte Türkiye’nin üç tarafındaki denizlerde deniz suyu sıcaklıklarında da rekor artışlar görülmeye başladı. </strong>

<strong>Ekosistem üzernde çok yıkıcı etkilere sebep olabilecek deniz suyu sıcaklıkları bu hafta içinde Akdeniz kıyılarında 33 dereceye kadar çıkarken, Karadeniz sahillerinde 30 derecelere kadar yükseldi.</strong>

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Deniz Suyu Sıcaklıkları sayfasından görüleceği üzere son verilerle birlikte Adana Karataş, Hatay İskenderun, Mersin, Antalya, Kemer, Fethiye, İzmir ve Yalova sahillerindeki deniz suyu sıcaklıkları 30 dereye ulaşmış durumda.

İstanbul Boğazı'nın yanı sıra Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Cide, Bartın, Ünye, Giresun sahillerinde bile 28 dereceyi bulan deniz suyu sıcaklıkları Arhavi’ye gelindiğinde 30 derecenin üzerine çıktı.

Bunun bize getireceği birtakım olumsuzluklar söz konusu…

Denizler en önemli karbon yutak alanlarıdır. Her şeyden önemlisi denizler ısındıkça atmosferde karbondioksit konsantrasyonu artmaya devam edecek ve dolayısıyla karasal alanlar daha fazla ısınacak.

<strong>Uzmanlar, denizlerdeki özellikle oksijen seviyesinin yarı yarıya azaldığı uyarısında bulunuyor. Denizlerde oksijen seviyesi azaldıkça karbon yutak alan özelliği de kayboluyor.</strong>

Deniz yüzeyindeki yüksek sıcaklıkların derinlere karışamaması sonucu yüzeyde bir tabaka oluşuyor. Bu tabakadan dolayı planktonların ihtiyaç duyduğu ve derin denizlerde bulunan besinler yukarı çıkamadığının, yüzeydeki oksijen de derinlere inemiyor.

Karadeniz zaten oksijen azlığıyla bilinen bir deniz… Akdeniz'den yoğun oksijen getiren suyun da artık yeteri kadar o bölgeyi oksijenlendiremediği ve Karadeniz’de durumun iyiye gitmediği belirtiliyor. İklim krizine bağlı olarak, deniz suyunda sıcaklığın artması ve buharlaşma, Karadeniz'in yok olmasına ya da ölmesine kadar ilerleyebilir. Denizlerin sağlıklı olabilmesi için suların birbirine karışması gerekiyor ancak son yıllarda Karadeniz nehirlerden de yeterince beslenemiyor.
<blockquote><span><em><strong>Denizlerdeki ısınmanın artışı yüzünden balık popülasyonunun da giderek azalacağını öngörmemek mümkün değil. Türkiye’nin denizleri ısınıyor, karasal anlamda hissettiğimiz aşırı sıcaklardan denizler de etkileniyor ve durum giderek tehlikeli bir hale dönüşüyor. Ekosistem üzerindeki bu ağır tahribatları bir nebze olsun azaltabilecek politikalar ve eylem planlarından ise kimsenin bahsettiği yok…</strong></em></span></blockquote>
<h2><strong>BALIK POPÜLASYONUNU DA AZALABİLİR</strong></h2>
Diğer yandan istilacı balık türlerinde artış görülebilir, denizanası popülasyonunda da ciddi artış yaşanabilir.

Ayrıca, deniz suyu sıcaklığına bağlı buharlaşma daha fazla görüleceği için ani ve şiddetli yoğun yağışlarla fırtınaların sayısında da ciddi artışlar olacak.

Denizlerdeki ısınmanın artışı yüzünden balık popülasyonunun da giderek azalacağını öngörmemek mümkün değil. İklim krizi baskısı altındaki denizlerde yaşam her geçen biraz daha yok oluyor.

Türkiye’nin denizleri ısınıyor, karasal anlamda hissettiğimiz aşırı sıcaklardan denizler de etkileniyor ve durum giderek tehlikeli bir hale dönüşüyor.

Ekosistem üzerindeki bu ağır tahribatları bir nebze olsun azaltabilecek politikalar ve eylem planlarından ise kimsenin bahsettiği yok, hatta belki sorunun vahametinin bile farkında değiller…

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şimşek’e soru: Fosil yakıtlara 43,8 milyar TL vergi teşviki sağlandığını biliyor musunuz?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/simseke-soru-fosil-yakitlara-438-milyar-tl-vergi-tesviki-saglandiginibiliyor-musunuz</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/simseke-soru-fosil-yakitlara-438-milyar-tl-vergi-tesviki-saglandiginibiliyor-musunuz</guid>
<description><![CDATA[ Şimşek’e soru: Fosil yakıtlara 43,8 milyar TL vergi teşviki sağlandığını biliyor musunuz? ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/07/fosil-yakit.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Şimşek’e, soru:, Fosil, yakıtlara, 43, 8, milyar, vergi, teşviki, sağlandığını biliyor, musunuz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<span><strong>Fosil yakıtlara 2023’te vergi muafiyeti, istisnası ve indirimleri yoluyla 43,8 milyar TL teşvik sağlandı. Bu, yeni vergi paketinin devreye girmesiyle 2024'ün ilk dört </strong><strong>ay</strong><strong>ında elde edileceği hesaplanan 38,5 milyar TL’den fazla. Bu hesaplama, fosil yakıt teşviklerinden neden vazgeçilmesi gerektiğini net şekilde ortaya koyuyor</strong></span>

Türkiye, son günlerde yeni vergi paketinin içeriğini tartışıyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan ve yakın zamanda kamuoyuna sızan yeni vergi paketi taslağı pek çok yeni verginin gündemde olduğunun habercisi…

Daha taslak halindeyken vergi paketinin satır satır haber yapılması, Hazine ve Maliye Bakanlığı bürokrasisinde de tartışmaya neden oldu. Taslağın, Bakanlık tarafından değil, Cumhurbaşkanlığı bürokrasisi tarafından sızdırıldığı iddiaları da gündemde.

Malum Türkiye’de temel sorun doğrudan vergi gelirlerinin düşük olması.

Ancak, bu sızdırma operasyonu sonrası doğrudan vergilerin payını artırmaya yönelik birçok maddenin tartışmalar sonrası taslaktan çıkarıldığına dair de bazı haberler yer aldı.

Yeni vergi düzenlemelerini içeren paketin sızdırılmadığını, kamuoyunda yaratacağı etkiyi ölçmek için test amacıyla bilinçli olarak yayıldığını düşünenler de var.

Her ne kadar Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, vergi paketi hazırlığına ilişkin, “Bizim tercihimiz vergilendirilmeyen alanlardan vergi almak, vatandaşımıza yeni bir vergi yükü getirmek değil” dese de hepimiz uygulamada bunun böyle gerçekleşmeyeceğini biliyoruz.

Biz vergi paketine farklı bir açıdan bakalım, kamu maliyesi ve vergilendirme meselesine fosil yakıt teşvikleri yönünden ayna tutalım.

Türkiye’de düşük karbonlu ekonomiye geçiş ve iklim değişikliği mücadelesi başta olmak üzere enerjinin finansmanı üzerine çalışmalar yapan Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA) bu konuda çok önemli bir çalışmaya imza attı.
<blockquote><em><strong>Fosil yakıtlar Türkiye’de hatırı sayılır bir yere sahip. Bu durum hem iklim kriziyle mücadele dinamiklerini güçleştirirken, aynı zamanda Türkiye’nin net sıfır hedefleriyle de uyumsuz bir görünüm sergiliyor.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>FOSİL YAKIT, İKLİM KRİZİYLE MÜCADELE DİNAMİKLERİNİ GÜÇLEŞTİRİYOR</strong></h2>
Fosil yakıt teşvikleri açısından raporun temel tespitleri neler bakalım…

Türkiye, son yıllarda enerji kaynaklarını çeşitlendirirken, yenilebilir enerjide de önemli bir gelişme gösterdi. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kurulu güç kapasitesinde 2015-2022 yılları arasında <a href="https://www.irena.org/-/media/Files/IRENA/Agency/Statistics/Statistical_Profiles/Eurasia/Turkiye_Eurasia_RE_SP.pdf">yüzde 54 oranında bir artış</a> görülürken, 2021-2026 döneminde yenilenebilir<a href="https://iea.blob.core.windows.net/assets/5ae32253-7409-4f9a-a91d-1493ffb9777a/Renewables2021-Analysisandforecastto2026.pdf"> elektrik kapasitesinin yüzde 53 oranında artması</a> bekleniyor.

Bu ilerlemeler elbette sevindirici ancak bu kapasite artışlarına rağmen fosil yakıtlar Türkiye’de hatırı sayılır bir yere sahip. Bu durum hem iklim kriziyle mücadele dinamiklerini güçleştirirken, aynı zamanda Türkiye’nin net sıfır hedefleriyle de uyumsuz bir görünüm sergiliyor.

Türkiye, hali hazırda petrolde yüzde 93 ve doğalgazda ise yüzde 99 oranında ithalata bağımlı durumda.

Üstelik, bilinenin aksine, birincil enerji arzındaki kömür kaynakları içerisinde yüzde 55 oranında ithal kömür kullanan santraller var. Elektrik arzında ise yine ithal kömürlü termik santraller kaynaklı elektrik ağırlıkta. Bu haliyle Türkiye, fosil yakıtların üretim ve tüketimini desteklemeyi sürdürüyor.

<a href="https://enerji.gov.tr/Media/Dizin/EIGM/tr/Raporlar/TUEP/T%C3%BCrkiye_Ulusal_Enerji_Plan%C4%B1.pdf"><strong>Türkiye Ulusal Enerji Planı’nda</strong></a><strong> 2030 yılına kadar 1,7 GW yerli kömür santralinin sisteme dahil edileceği görülüyor. 2035 yılına kadar devreye alınacak yeni kömür kapasitesinin 3,2 GW’a erişmesi planlanıyor. </strong>

<strong>Diğer yandan, </strong><strong>Katma Değer Vergisi (KDV) muafiyeti, gelir vergisi istisnaları, yatırım destekleri, işveren tarafından ödenen sigorta primlerine istisnalar, vergi indirimleri gibi tedbirler yoluyla kömür, petrol ve doğalgazda ithalata bağımlılığın azaltılmasına odaklanan önemli destekler söz konusu. </strong>

<strong>Önümüzdeki yıllarda hedeflenen kapasite artışlarının gerçekleştirilmesi için bu alanda daha fazla bütçe ve vergi harcaması yapılması beklenebilir.</strong>

Fosil yakıt teşvikleri, fosil yakıt kullanımının artışı yoluyla neden olduğu çevre ve sağlık maliyetlerinin yanında, yenilenebilir enerji kaynakları karşısında fosil yakıtlara maliyet avantajı da sağlıyor. Böylece yenilenebilir kaynakların tercih edilirliği zorlaşıyor.

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) Türkiye’de fosil yakıt teşviklerini incelediği çalışmasında fosil yakıt kullanımıyla doğrudan ilişkili teşvik kalemlerini hesaplamaya dahil etti. 2023 yılındaki vergi harcamaları kapsamında, harcama oluşan 18 teşvik başlığı hesaplamada baz alındı.

<strong>En güncel verilerle değerlendirildiğinde, 2022 yılında 29,3 milyar TL olan vergi harcamaları 2023 yılında 43,8 milyar TL’ye yükseliyor.</strong>

<strong>Aynı dönemde bütçe transferlerinin 12,1 milyar TL’den 20 milyar TL’ye yükseldiği görülüyor. Böylece, 2022 yılında 41,4 milyar TL olan toplam fosil yakıt teşviklerinin, 2023 yılı itibarıyla 63,8 milyar TL’ye yükseldiği göze çarpıyor.</strong>

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın hazırladığı ve kamuoyuna sızan yeni vergi paketinde Türkiye’nin küresel asgari kurumlar vergisi uygulamasına uyumunu sağlayacak zorunlu düzenlemelerden, diğer gelir ve kurumlar vergisi düzenlemelerine, kripto varlıklardan işlem vergisi alınmasından, borsa kazançlarının vergilendirilmesine, yem ve gübredeki KDV istisnasının kaldırılmasına kadar birçok ayrıntılı madde yer alıyor.

Yeni vergi paketiyle gündeme taşınan bu tartışmalar iklim krizini ve bunun kamu maliyesindeki yansımalarını tartışmak açısından da önemli bir fırsat sunuyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçtiğimiz günlerde düzenlenen İklim Ekonomisi-Sürdürülebilirlik Finansman Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin 2003 başından 2024 ilk çeyreği sonuna kadar geçen 21 yılda fosil yakıtlara 900 milyar dolar ödediği bilgisi verdi. Bu rakam Türkiye’nin bu dönemdeki birikimli toplam cari açığının 1,5 katı. Şimşek’in fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması gerekliliğine ilişkin görüşlerini paylaşmış olması, bu konunun kendisinin gündeminde olduğunu gösteriyor.
<blockquote><em><strong>Fosil yakıt teşviklerinden vazgeçerek önerilen vergi paketindeki </strong><strong>yurt dışı çıkış harcının 20 kat artışından beklenen gelirden yüzde 75 daha fazla gelir elde edilebilir. Anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğü kısıtlanmadan, kamu bütçesini desteklemek mümkün.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>YURT DIŞI HARCININ 20 KAT ARTIŞINDAN BEKLENENDEN YÜZDE 75 FAZLASI</strong></h2>
Fosil yakıt teşviklerinden vazgeçerek kamu gelirlerini kayda değer oranda artırmak mümkün.

<strong>Sadece 2023 yılında fosil yakıtlara sağlanan vergi muafiyeti, istisnası ve indirimleri yoluyla sağlanan 43,8 milyar TL’lik teşvik tutarı, yeni vergi paketinin devreye girmesiyle 2024 yılının dört ayında elde edileceği hesaplanan gelirden (38,5 milyar TL) yüzde 14 daha fazla. </strong>

SEFİA’nin yaptığı hesaplamalara göre, fosil yakıt teşviklerinden vazgeçerek hem vergi paketinde öne çıkan önlemleri telafi etmek hem sosyal ve ekonomik fayda gözetmek mümkün:
<ul>
 <li>Fosil yakıt teşviklerinden vazgeçerek önerilen vergi paketindeki yurt dışı çıkış harcının 20 kat artışından beklenen gelirden yüzde 75 daha fazla gelir elde edilebilir.Anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğü kısıtlanmadan, kamu bütçesini desteklemek mümkün.</li>
 <li>2023 yılında fosil yakıtlara sağlanan vergi teşvikleri ile kira geliri istisnalarının kaldırılması yoluyla elde edilmesi beklenen 40 milyar TL’lik geliri karşılamak mümkün.Barınma sorunundaki mevcut problemleri derinleştirmek yerine, fosil yakıt teşviklerinden vazgeçilebilir.</li>
 <li>Yem ve gübre teslimlerindeki KDV istisnasının kaldırılması ile elde edilecek gelir, sadece 2023 yılında fosil yakıtlara sağlanan vergi teşviklerinin yüzde 78’i kadar.Fosil yakıtları teşvik etmek yerine tarım ve hayvancılığı destekleyerek hem üretim korunabilir hem de gıda enflasyonu azaltılabilir.</li>
 <li>Sadece 2023 yılında fosil yakıtlara sağlanan 43,8 milyar TL’lik vergi teşviki tutarıyla, borsa kazançlarının vergilendirilmesi ile elde edilmesi beklenen gelirin yüzde 60’ı karşılanabilir. Fosil yakıt teşviklerinden vazgeçerek vergi yükü azaltılabilir ve ekonomi güçlendirilebilir.</li>
</ul>
Fosil yakıt teşviklerinden vazgeçilmesi kamu maliyesi açısından önemli bir kaynağa işaret ediyor. Türkiye’nin fosil yakıt teşviklerini sürdürmekteki ısrarı, hatırı sayılır bir kaynak harcamasına neden olmasının yanında, enerjide ithal bağımlılığını artırması bakımından da cari işlemler dengesini bozucu bir etkiye neden oluyor.

Bunun yanında çevresel, sosyal ve sağlık maliyetleri, ve özellikle de Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefleri göz önünde bulundurulduğunda, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılmasından sağlanacak tasarruflar, kamu faydasını gözeten ve Türkiye’nin 2053 net sıfır patikası ile uyumlu kalkınma patikasını destekleyecek alanlara yönlendirilebilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İBB “Yürü be İstanbul” sloganını çabuk unuttu, Adalar’a “Yürüme İstanbul” dönemi geldi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ibb-yuru-be-istanbul-sloganini-cabuk-unuttu-adalara-yurume-istanbul-doenemi-geldi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ibb-yuru-be-istanbul-sloganini-cabuk-unuttu-adalara-yurume-istanbul-doenemi-geldi</guid>
<description><![CDATA[ İBB “Yürü be İstanbul” sloganını çabuk unuttu, Adalar’a “Yürüme İstanbul” dönemi geldi ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/azmanbus-3.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İBB, “Yürü, İstanbul”, sloganını, çabuk, unuttu, Adalar’a, “Yürüme, İstanbul”, dönemi, geldi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’u yürüyerek keşfetme alışkanlığı kazandırmak için “Yürü be İstanbul” uygulaması başlatmıştı. İBB, yürüyüş güzergahlarına Adalar’ı dahil etmediği gibi şimdi de azman minibüsleri Adalar’a getirerek, İstanbullular’a adeta “Adalar’da yürüme İstanbul” mesajı verdi</strong>

Prens Adaları’nda faytonların kaldırılmasının üzerinden geçen yaklaşık beş yılda ulaşım sorunu çözülemiyor, tartışma çok başka eksenlere kayarak ilerliyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 2020’de kaldırılan faytonların yerine Adalar’da ulaşım için 40 adet 13 kişilik elektrikli araç sistemi getirdi. 30 Nisan 2024 tarihinde tescilsiz olan bu araçların faaliyetleri İBB'ye bağlı Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) kararıyla sonlandırıldı. Bunun yerine de İstanbul’da şehiriçi ulaşımında kullanılan minibüslere benzer elektrikli Adabüsler, ada sokaklarına girdi. Fakat, bu araçların boyutları ada karakteristiğine uymadığı ve farklı tehlikeler yarattığı yönündeki tartışma büyüyor.

Yeni Arayış’ta “<a href="https://yeniarayis.com/pelincengiz/adalara-coken-cokene-kiyi-talani-yetmedi-minibus-isgaline-acildi/" target="_blank" rel="noopener">Adalar’a çöken çökene: Kıyı talanı yetmedi, minibüs işgaline açıldı</a>” başlıklı şu yazının üzerinden bir ay geçti, ancak ne konu çözümlenebildi, ne de Adalılar’ın ulaşım hakkına dair olumlu bir gelişme yaşanabildi.

Bir aydır Prens Adaları’nda ne oluyor? Kısaca hatırlayalım…

Prens Adaları’nın tamamında kullanılan elektrikli küçük dolmuş ve taksiler yerine buralara minibüs büyüklüğünde “azmanbüs” denilen araçlar sokulmak istenirken, elbette Adalılar bu araçların Adalar’a sokulmasına karşıydı.

Adalar’da kısa sürede konuyla ilgili 4 bin 500 imza toplandı, imzalar hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne hem de İETT’ye elden ulaştırıldı ancak yüz yüze görüşme sağlanamadı.
<blockquote><em><strong>Araçların tescillerinin uzatılması konusunda söz verildi ancak ardından oldubittiye getirilerek bu “azmanbüsler” Büyükada’ya sokulmaya çalışıldı, Adalılar’ın tepkileri ile bu püskürtüldü ve araçlar garaja çekildi. Ancak, birkaç gün sonra bir gece yarısı gemilerle yeni minibüsler getirilerek hizmete açıldı. Minibüslerin garajdan çıkışını engellemek isteyenlere polis müdahale ederken, gözaltına alınanlar da oldu.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ESKİ ARAÇLARIN TESCİL SÜRELERİ UZATILMADI</strong></h2>
İBB, 2020’den beri kullanılan elektrikli araçların nisan ayında tescil sürelerinin dolduğunu ve araçların tescilsiz olduğunu ve bu sebeple Karsan’a bu araçları ürettirdiklerini belirtti. Araçların tescillerinin uzatılması konusunda söz verildi ancak ardından oldubittiye getirilerek bu “azmanbüsler” Büyükada’ya sokulmaya çalışıldı, Adalılar’ın tepkileri ile bu püskürtüldü ve araçlar garaja çekildi.

Ancak, birkaç gün sonra bir gece yarısı gemilerle yeni minibüsler getirilerek hizmete açıldı. Minibüslerin garajdan çıkışını engellemek isteyenlere polis müdahale ederken, gözaltına alınanlar da oldu.

Bu arada tescil beklenen araçlarla ilgili hiçbir bilgilendirme de yok.

Prens Adaları’nda 12 binden fazla akülü araç var. Bu da aslında batarya yangını denen başka bir tehlikenin de habercisi. Bu araçlarda olabilecek batarya yangını, patlama şeklinde gerçekleşiyor ve maalesef suyla söndürülemiyor. En ufak bir alev alma durumunda yüzde 60’ı orman olan adalardan örneğin Büyükada’nın tamamı 4,5 saatte yanabilir. Bu süre Heybeliada için sadece 2,5 saat.

UKOME’nin Adalar’a uygun araçlara tescil vermeyerek, bu azman minübüsleri dayatması nedeniyle Adalar’da ciddi bir kaos yaşanıyor.
<blockquote><strong><em>Her ne kadar İBB, “Yürü be İstanbul” güzergahlarına Adalar’ı dahil etmemiş olsa da, zaten bu minibüsleri buralara getirerek, İstanbullular’a “Adalar’da yürüme İstanbul” mesajı vermiş oldu.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>ADALAR’DA ADETA YÜRÜYÜŞ YAPILMASI İSTENMİYOR</strong></h2>
Mesele burada ulaşımdan ziyade günübirlik gelen turistleri daha hızlı ve daha büyük araçlarla gezdirmek. Bu gezdirme faaliyeti sebebiyle Adalılar’ın ulaşım hakkı ellerinden alınıyor, adaya gelenler yürümeye değil de bu araçlara binmeye yönlendiriyor.

<strong>İBB, İstanbul’u yürüyerek keşfetme alışkanlığı kazandırmaya yönelik “Yürü be İstanbul” (</strong><a href="https://yurube.istanbul/"><strong>https://yurube.istanbul/</strong></a><strong>) sloganlı aktiviteyi hızlı unutmuşa benziyor. </strong>

<strong>Büyükada 5,4 kilometrekare, Heybeliada 2,34 kilometrekare, Burgazada 1,5 kilometrekare ve Kınalıada 1,36 kilometrekare yüzölçümüne sahip. Adalar içinde en büyük olan Büyükada</strong><strong>’</strong><strong>da bile yerleşim yeri bir uç</strong><strong>tan di</strong><strong>ğ</strong><strong>er uca 1</strong><strong>,5 saatte yürünebiliyor. </strong>

<strong>Her ne kadar İBB, “Yürü be İstanbul” güzergahlarına Adalar’ı dahil etmemiş olsa da, zaten bu minibüsleri buralara getirerek, İstanbullular’a “Adalar’da yürüme İstanbul” mesajı vermiş oldu. </strong>
<blockquote><strong><em>Kıyı Hareketi Dayanışma Ağı’ndan Derya Tolgay: “Bu minibüsler İstanbul’un her yerinde kullanılabilir ancak Adalar’ı İstanbul’a dönüştürmeyin, konu bu. Burada tersine işleyen bir süreç var. Adalar İstanbullular’ın o yüzden herkes tarafından korunması gerekiyor. Bağ bahçe orman alanlarının nasıl SİT dereceleri düşürülür ve buralardan nasıl meta olarak faydalanılır bunun peşine düştüler. Adalar sermayeye ne kazandırır, bunun peşindeler.”</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>ADALAR’I SERMAYEYE PEŞKEŞ ÇEKME PEŞİNDELER</strong></h2>
Bütün bu tartışmaların önemli bir kısmında Adalar için yapılan imar planları var.

1984’te SİT alanı ilan edilen Prens Adaları’na ilişkin uzun yıllar herhangi bir koruma planı olmadı. Kasım 2021’de Marmara Denizi ve Adalar, “Özel Çevre Koruma Bölgesi” olarak ilan edildi. Adalar ile ilgili hazırlanacak koruma planında yetki, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devredildi.

Daha önce bir plan üzerine çalışmaya başlayan İBB ise tamamladığı koruma planını Bakanlık ile paylaştı. Bakanlığın da yaptığı değişiklilerle birlikte hazırlanan imar planında Bakanlık ve iBB anlaştı.

Prens Adaları’ndaki bu minibüs ısrarının arka planını Kıyı Hareketi Dayanışma Ağı’ndan Derya Tolgay ile konuştuk.

“Bu minibüsler İstanbul’un her yerinde kullanılabilir ancak Adalar’ı İstanbul’a dönüştürmeyin, konu bu. Burada tersine işleyen bir süreç var. Adalar İstanbullular’ın o yüzden herkes tarafından korunması gerekiyor.

Yakın zamanda Adalar Koruma İmar Planları açıklanmıştı. Birtakım rotalar oluşturuldu, ne kadar dönüm bağ bahçe var, buraya ne büyüklükte bir site düşünülüyor, başka bir bölgeye nasıl bir otel yapılmak isteniyor, nerelerde orman alanında SİT derecesi düşürülmüş bunlar tespit edildi. Bağ bahçe orman alanlarının nasıl SİT dereceleri düşürülür ve buralardan nasıl meta olarak faydalanılır bunun peşine düştüler. Adalar sermayeye ne kazandırır, bunun peşindeler.

Plan tamamen bunun üzerine kurulu. İki yıl katılımcı planlama adı altında pek çok toplantı yapıldı, daha sonra bu imar planları oluşturuldu. Ancak daha sonra müsilajdan dolayı Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı burayı Özel Koruma Bölgesi ilan etti. Plan yapma yetkisi de Cumhurbaşkanlığına ve Bakanlığa geçti. Açıklama beklememize rağmen, İBB bu konularla ilgili bizi hiçbir şekilde bilgilendirmedi. Planlar askıya çıkarıldıktan sonra kıyıların, denizin planda olmadığını gördük. Mevcut sistemde olanı değiştirmek istememeleri, kopya ederek devam ettirmek istemeleri çok kötü. İBB, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı ile birlikte bu plana sahip çıktı.”

Adalar’da otel projeleriyle, villa projeleriyle hem kıyılar hem de Adalar’ın genel karakteristik özellikleri değiştirilmek isteniyor.
<blockquote><em><strong>“Örneğin, Büyükada’da Nizam Mahallesi</strong>’<strong>ndeki tarihi Seferoğlu Köşkü’nü restore edilerek, turistik bir tesis haline getirildi. Etrafına Princess Palace adı verilen villaların da yapıldığı bu alan Bahri Akdağ’ın sahibi olduğu Akdağ Turizm ve İnşaat şirketine ait. Buranın muhteşem peyzajının ortasına onlarca villa konduruldu, denize sıfır otel yapılıyor. Bütün dertleri denize sıfır bir dolgu alan üzerine heliport yapmak. Amaçları bir yandan da Adalar’ı soylulaştırmak.”</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ADALAR’DA AMAÇ SOYLULAŞTIRMA YAPMAK…</strong></h2>
Tolgay, Büyükada’da yaşanan değişimi ise şöyle aktarıyor:

“Örneğin, Büyükada’da Nizam Mahallesi’ndeki tarihi Seferoğlu Köşkü’nü restore edilerek, turistik bir tesis haline getirildi. Etrafına Princess Palace adı verilen villaların da yapıldığı bu alan Bahri Akdağ’ın sahibi olduğu Akdağ Turizm ve İnşaat şirketine ait. Buranın muhteşem peyzajının ortasına onlarca villa konduruldu, denize sıfır otel yapılıyor. Bütün dertleri denize sıfır bir dolgu alan üzerine heliport yapmak. Amaçları bir yandan da Adalar’ı soylulaştırmak. Çünkü, o insanlar Adalar’a vapura binip gelmeyecek, jet motorlarına ya da helikopterlerine binerek gelecekler.”

Büyükada’nın tamamının kentsel ve doğal SİT alanı olması gerekçesiyle bu heliport projesi de geçmiş dönemlerde yargıya taşınmış ve hukuka aykırı bulunmuştu.

Adalar’ın hem ekolojik dengesini, hem kıyılarını hem de tarihi binalarını içine olan çok katmanlı, çok boyutlu, sistemik bir değişim ve dönüşüm sürecine sokulmak istendiğin anlıyoruz. Bu mesele sadece Adalılar’ın değil, nefes alınacak yerlerin hızla azaldığı bir mega kentte tüm İstanbullular’ın derdi olmalı…]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul’a ihanetin tablosu: 197 bin 811 projeye &amp;quot;ÇED Gerekli Değildir&amp;quot; kararı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/istanbula-ihanetin-tablosu-197-bin-811-projeye-ced-gerekli-degildir-karari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/istanbula-ihanetin-tablosu-197-bin-811-projeye-ced-gerekli-degildir-karari</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul’a ihanetin tablosu: 197 bin 811 projeye &quot;ÇED Gerekli Değildir&quot; kararı ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/Istanbul-ihanetin-tablosu.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İstanbul’a, ihanetin, tablosu:, 197, bin, 811, projeye, ÇED, Gerekli, Değildir, kararı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<span><b>Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin İstanbul Çevre Durum Raporu’na göre, ÇED Yönetmeliği 30 yılda 23 kez değiştirildi. 30 yılda İstanbul’da 277 projenin "ÇED Olumlu" kararı ile, 197 bin 811 projenin de "ÇED Gerekli Değildir" kararıyla uygulanmasına izin verildi. Böylece ekolojik yıkıma yol açan projeler ÇED süreçlerinden muaf tutuldu.</b></span>

<span>TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası kapsamında İstanbul Çevre Durum Raporu’nu 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde kamuoyuyla paylaştı.</span>

<span>Bu yılki raporda İstanbul’un içme, kullanma ve atıksu durumu, atık yönetimi, toprak kirliliği, hava kalitesi, arazi kullanımı, kentleşme baskısı, afete karşı direnci, iklimi ve ÇED süreçleri incelenirken, incelemeler sonucunda çarpıcı pek çok sonuca ulaşıldı.</span>

<span>"Ekolojik Yıkımla Mücadelede İstanbul’un Gerçekleri: İstanbul Çevre Durum Raporu 2024" başlığıyla paylaşılan <a href="https://cmo.org.tr/ekolojik-yikimla-muecadelede-istanbul-un-gercekleri-istanbul-cevre-durum-raporu-2024-202406051113" target="_blank" rel="noopener">raporda</a></span><span> farklı inceleme alt başlıkları altında çarpıcı tespitler, durum değerlendirmesi ve çözüm önerilerine yer verildi.</span>

<span>AKP hükümetleri dönemini kapsayan 20 yıldan fazla sürede en fazla eleştirilen, tepki gören ve çevre örgütleri tarafından mücadelesi yürütülen konuların başında çevre düzeni planlarına uyulmaması, ÇED süreçlerinin doğru şekilde işletilmemesi, projelerin kamu denetiminden kaçırılması, kentin betona, asfalta teslim edilmesi, orman varlıkları başta olmak üzere doğal ekosistemlerin bozulması, parçalanması ve çarpık kentleşmeye göz yumulması gibi konular geliyor. </span>

<span>Bu açıdan raporda en önemli bulduğum başlıklardan bir tanesi "İstanbul’da ÇED Süreçlerinin Değerlendirilmesi" başlığı. Bu başlık altında çok önemli veri ve tespitlere yer veriliyor. </span>

<span>ÇED Yönetmeliği’nde verilen tanımı çerçevesinde ÇED, "gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları" ifade ediyor.</span>

<b>İlk defa yürürlüğe girdiği 1993 yılından bu yana 23 kez değişikliğe uğrayan ÇED Yönetmeliği nedeniyle onlarca yıkım projesinin önündeki yasal engeller kaldırıldı.</b>

<b>Sadece İstanbul’da 30 yılda 277 projenin "ÇED Olumlu" kararı ile 197 bin 811 projenin ise “ÇED Gerekli Değildir” kararıyla uygulanmasına izin verildiği görülüyor. </b>

<b>Verilen bu kararlarla birlikte geri dönülemez ekolojik yıkıma yol açan projeler ÇED süreçlerinden muaf tutuldu.</b>

<b>İstanbul özelinde sadece 2023 yılında ise 10 projeye "ÇED Olumlu" Kararı verildi.</b>

<span>Çevre koruma mevzuatında bu kadar sıklıkla değiştirilen başka bir yönetmelik bulunmadığı gibi bu durum sermaye baskısının çevreyi korumakla yükümlü kurumlarda ne derece etkin olduğunun da başka bir göstergesi. </span>

<span>Raporda bu konuya ilişkin, "Yapılan bu değişikliklerle yönetmeliğin etkinliği sıfırlanmış ve amacının tersine ekolojik yıkımın önünü açan ve onu yasallaştıran bir aparata dönüştürülmüştür" ifadesine yer veriliyor. </span>
<blockquote><em><b>"Buradan çıkan sonuç, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurusu yapılan her 10 projeden 9’unun aynı Bakanlığın vermiş olduğu kararlarla, çevresel etki değerlendirmesi sürecinin dışında bırakıldığıdır. Sadece bu istatistikler bile ÇED süreçlerinin işlevsizleştirildiğinin somut delilidir."</b></em></blockquote>
<h2><b>10 PROJEDEN 9’UNA YOL VERİLMİŞ</b></h2>
<span>Raporda, ÇED süreçlerine dair başka önemli değerlendirmeler ise şöyle:</span>

<span>"Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan 1993-2023 yılları arası ÇED Karar Sayıları’nı gösterir istatistiklere göre; 30 yıllık dönem içinde yapılan toplam 86 bin 306 proje başvurusundan sadece 77 proje hakkında "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz" yani proje yapılamaz kararı verilmiştir. "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı verilen, yani çevresel etki değerlendirmesi süreci dışında bırakılan proje sayısı ise 77 bin 434’dür.</span>

<span>Buradan çıkan sonuç, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurusu yapılan her 10 projeden 9’unun aynı Bakanlığın vermiş olduğu kararlarla, çevresel etki değerlendirmesi sürecinin dışında bırakıldığıdır. Sadece bu istatistikler bile ÇED süreçlerinin işlevsizleştirildiğinin somut delilidir."</span>

<span>ÇED konusundaki değerlendirmelerle ilgili diğer önemli tespitler şu başlıklar altında ifade edildi:</span>

<span>"Çevresel etki değerlendirmesi süreçleri, bir projenin ekosistemler üzerinde yol açacağı tahribatın önceden değerlendirilmesi ve önlem alınması, oluşabilecek ekolojik tahribatın çok yüksek olacağı durumlarda da projenin kamu yararına aykırı olacağının öngörülerek doğa katliamının oluşmadan önlenebilmesi açısından son derece kritik ve önemli süreçlerdir.</span>

<span>Türkiye’de İstanbul’da yaşanan ekolojik yıkımın temel sebeplerinde biri, bu yıkıma yol açan projelerin Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinin bilime ve uluslararası yasalara aykırı şekilde yürütülmesidir. </span>

<span>Ekolojik yıkıma yol açacak projeler "ÇED Gerekli Değildir" Kararları ile ÇED süreçlerinden ve dolayısıyla kamu denetiminden muaf tutulmaktadır.</span>

<span>ÇED sürecini, yatırımcının önünde bir ‘engel’ olmaktan çıkaran ve koruma/kullanma dengesini “ne pahasına olursa olsun kullanma” yönünde değiştiren politikaların acilen terkedilmesi gerekmektedir.</span>

<span>Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerinde yer alan tüm tarafların özeleştiri yaparak bilimi, doğayı ve canlıyı önceleyen yaklaşımları benimsemesi en temel gerekliliktir."</span>
<blockquote><em><b>Marmara Denizi’ndeki kirliliğin boyutu İstanbul’un yaşadığı en önemli çevre sorunlarının başında geliyor. Deniz ekosisteminin olmazsa olmazı sudaki çözünmüş oksijen oranı pek çok noktada sıfıra inerken ve deniz ekosistemi tamamen yok olurken, müsilaj gibi gözle görülebilen çevresel sorunlar da gün yüzüne çıktı.</b></em></blockquote>
<h2><b>MARMARA DENİZİ’NDEKİ KİRLİLİĞİN BOYUTU VE MÜSİLAJ</b></h2>
<span>Raporda dikkat çeken diğer başlıklardaki temel tespitler ise şöyle:</span>
<ul>
 <li><span>İstanbul’un 2023 verilerine göre su ihtiyacını karşılayan baraj kapasitelerinin yüzde 59,42’si Avrupa Yakası’nda, yüzde 40,58’i Asya Yakası’nda yer alıyor. Buna karşılık İstanbul nüfusunun yüzde 64,07’si Avrupa Yakası’nda yüzde 35,92’si ise Anadolu Yakası’ yaşıyor. Kanal İstanbul ve Yenişehir Projesi ile Avrupa Yakası’nda İstanbul’un su havzaları yapılaşmaya açılırken aynı zamanda bölgede nüfus artışı gerçekleşecek, Avrupa Yakası için kişi başına düşen su miktarındaki dezavantajlı durum daha da kötüleşecek.</span></li>
 <li>Mevcut durumda İstanbul, Sakarya’da bulunan Melen Havzası’nın suyuna muhtaç. Kente 200 kilometre uzaklıkta yer alan ve yüksek enerji tüketimiyle İstanbul’a içme ve kullanma amacı ile iletilen suyun kalitesi ise 3. veya 4. sınıf su niteliğinde. Ayrıca Düzce’nin tüm kirleticileri Melen suyuna karışıyor ve havzanın korunması ile ilgili ciddi bir önlem alınmıyor. Bu durum İstanbul halkına sağlıklı su verilebilmesi için uygulanması gereken arıtma ihtiyacını ve maliyetini artırıyor.</li>
 <li>İstanbul’un atıksu yönetimi de tıpkı içme suyu gibi acil çözüme kavuşturulması gereken sorunları bünyesinde barındırıyor. Kentteki 90 adet atıksu arıtma tesisinde, toplam atık suyun yüzde 43’ü sadece ön arıtmadan geçirilerek Marmara Denizi’ne deşarj ediliyor. Bu tesislerde atıksudan sadece fiziksel olarak içindeki iri ve çökelebilen katı maddeler ayrılıyor, biyolojik arıtma işlemi yapılmıyor. 2023’te atıksu arıtma tesislerinden geri kazanılan atıksu miktarı da çok düşük. İstanbul’da geri kazanılan atıksu miktarı 29.285.760 metreküp, bu miktar toplam atık suyun yalnızca yüzde 1,78’i kadar. Geri kalan atıksu alıcı ortama deşarj ediliyor.</li>
 <li>Mega projeler, 16 milyona yaklaşan resmi nüfusuyla, düzensiz kentleşmesiyle ve ihtiyacı karşılayamayan altyapısıyla, herhangi bir müdahale olmasa dahi doğal taşıma kapasitesini çoktan aşmış İstanbul ekosistemini yok olmanın eşiğine getirdi. Özellikle 2009 yılında onaylanan İstanbul ili 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın kentin kuzeyindeki hassas ekosistemlerin korunmasını gözeten esasına sadık kalınmalı. Ancak gerçekleştirilen Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantı yolları, Kuzey Marmara Otoyolu ve İstanbul Havalimanı projeleri ile birlikte bu ilke açıkça ihlal edildi. Yatırım programına alınan projeler incelendiğinde de bu ihlalin ve İstanbul’un yaşam alanlarına yönelik yapılaşma baskısının devam edeceği görülüyor. Kanal İstanbul ve Yeni Şehir Rezerv Alanları Projesi ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nca Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü kullanacak şekilde İstanbul’un kuzeyinden geçecek Gebze-Çatalca demiryolu hattı projesi, bu ihlalin ve İstanbul’un kuzeyindeki yapılaşmanın devam edeceğini gösteriyor.</li>
 <li>Marmara Denizi’ndeki kirliliğin boyutu İstanbul’un yaşadığı en önemli çevre sorunlarının başında geliyor. Bir iç deniz olan Marmara Denizi, birbiri üzerinde yer alan ve hidrografik özellikleri çok farklı iki su kütlesinden oluşuyor. Üstteki akıntı Karadeniz’den gelen akıntı, alttaki akıntı ise Akdeniz kökenli akıntı ve en iyi şartlar altında bile sadece yüzde 10’u Karadeniz’e ulaşabiliyor. Buna rağmen, deniz tabanındaki bu akıntı 30 yılı aşkın süredir "derin deniz deşarjı" adı altında arıtılmamış atıksuların deşarj alanı haline getirildi. Deniz ekosisteminin olmazsa olmazı sudaki çözünmüş oksijen oranı pek çok noktada sıfıra inerken ve deniz ekosistemi tamamen yok olurken, müsilaj gibi gözle görülebilen çevresel sorunlar da gün yüzüne çıktı.</li>
 <li>Raporda gürültü kirliliği ise İstanbul'da plansız kentleşmenin getirmiş olduğu sorunların en önemli sonuçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Gürültü kirliliğini yaratan başlıca etmenler, ulaşım, sanayi, inşaat ve şantiye çalışmaları, eğlence amaçlı müzik yayını yapan işletmeler, rekreasyon faaliyetleri olarak sıralanıyor. Rapora göre, merkezi hükümetlerin uyguladığı hatalı ekonomi politikalarının bir sonucu olarak İstanbul'un aldığı kontrolsüz göçün plansız kentleşmeye yol açtığı vurgulanırken, "Konutlarla eğlence mekanlarının, sanayi kuruluşlarının, atölyelerin iç içe olması, gürültüye hassas alanların oluşturulmaması, çevre düzeni planlarında yapılan değişiklikler gibi nedenlerle gürültü kirliliği canlı yaşamını tehdit eder boyutlara ulaştı" tespiti yapıldı.</li>
 <li>İstanbul'da hava kirliliği de önemli çevre sorunlarından biri. Raporu göre sanayi, ısınma, inşaat ve trafik kaynaklı kirlilik, hava kalitesini ciddi şekilde etkiliyor. Raporda Kuzey Ormanları'nın bu olumsuz tabloyu bir nebze olsun iyileştirdiği ifade ediliyor. Hâkim rüzgâr yönü poyraz olan İstanbul, kuzeyinde yer alan ormanlar sayesinde kötü olan tablosunu iyileştirebiliyor. Ancak, hava kirleticilere dair yapılan ölçümlerin de standartlara uygun şekilde açıklanmadığına dikkat çekiliyor.</li>
</ul>
<span>Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, İstanbul’daki yaşamı daha iyi hale getirebilmek için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:</span>

<span>"İstanbul’da uygulanan kar amaçlı yatırım programları sonucu ortaya çıkan kirlilik ve yapılaşma baskısı, canlı yaşamını tehdit eder boyuta ulaşmıştır. </span>

<span>Kentleşme politikalarının gözden geçirilmesi, iklim değişikliğine karşı dirençli altyapı çözümlerinin uygulanması, kentin iklim değişikliği etkilerine karşı daha dayanıklı hale gelmesi için yeşil alanların artırılması, geçirimsiz yüzeylerin azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılması ertelenemez zorunluluklardır. </span>

<span>Kentin iklimini, flora ve faunasını tehdit eden mega projelerden vazgeçilmeli, en önemli varlıklarından biri olan Kuzey Ormanları tahribatına son verilmeli, İstanbul’un su havzalarına, tarım, orman ve mera alanlarına zarar verebilecek, kentin kirlilik yükünü artıracak tüm projeler iptal edilmeli ve yenilerine izin verilmemelidir.</span>

<span>İstanbul mevcut yapısıyla dahi kendi kendine yetebilir bir kent olmaktan çıkmış, başta su kaynakları olmak üzere çevre illerin doğal varlıklarını tüketen bir kente dönüşmüştür. Bu durum yaşamın devamlılığı için derhal tersine çevrilmelidir."</span>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Kıyılar halkındır’ sözü lafta kaldı, kıyılar işgalci MUÇEV’e emanet edildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kiyilar-halkindir-soezu-lafta-kaldi-kiyilar-isgalci-muceve-emanet-edildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kiyilar-halkindir-soezu-lafta-kaldi-kiyilar-isgalci-muceve-emanet-edildi</guid>
<description><![CDATA[ ‘Kıyılar halkındır’ sözü lafta kaldı, kıyılar işgalci MUÇEV’e emanet edildi ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/kiyilar-halkindir.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>‘Kıyılar, halkındır’, sözü, lafta, kaldı, kıyılar, işgalci, MUÇEV’e, emanet, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<span><b>Bakan Özhaseki’nin kıyılardaki işgale geçit vermeyeceklerini söylemesine rağmen Marmaris’te MUÇEV ve Global Marina I. Derece arkeolojik SİT alanına marina yapmaya çalışıyor, Sinpaş GYO turizm sezonunda inşaat yasağını delerek kıyı talanı gerçekleştiriyor…</b></span>

<span>Geçtiğimiz günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, kıyıların özel işletmeler eliyle kullanımının ücretli hale getirilmesine tepki göstererek, “Kıyılar halkındır” dedi, gerek karada, gerek denizde düzenlemeye gidileceğini vurguladı.</span>

<span>Özhaseki, “Kıyılar halkındır, herkes kıyı alanlarını özgürce kullanmalıdır” diyor ancak işin uygulama kısmına baktığımızda durumun söylenenden çok farklı olduğunu görüyoruz.</span>

<span>Kıyılar, irili ufaklı şirketlerin işgali altında. </span>

<span>Bakan Özhaseki’nin getirileceğini söylediği düzenlemelerin kıyılardaki otel zincirleri başta olmak üzere, kıyıları marinalarla, dev işletmelerle, projelerle işgal eden sermaye gruplarını kapsayıp kapsamayacağı merak konusu…</span>

<span>8 bin 333 kilometrelik sahil şeridine sahip Türkiye’nin farklı bölgelerinde halka açık olması gereken pek çok nokta erişime kapalı durumda.</span>

<span>Başta otel ve marina projeleri olmak üzere özel izinlerle, hatta ruhsatsız birtakım projelerle sahillere erişim engellenirken, çok ciddi ekolojik yıkımlar da arka arkaya geliyor.</span>

<b>Anayasa’nın 43’üncü Maddesi “Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” derken, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nda paralel şekilde,“Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” maddesi yer alıyor.

<img class="alignnone wp-image-114556 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/MUCEV-1.png" alt="" width="1600" height="900"></b>

<span>Söz konusu yasal güvencelere rağmen kamunun sahillere eşit ve adil bir biçimde erişimi kısıtlanıyor, güvenlik duvarlarının ardına hapsolan sahillere ulaşmak için yüksek ücretler talep ediliyor, ekonomik kriz ve yüksek enflasyon erişim sorununu her geçen gün daha da derinleştiriyor. </span>

<span>Böylece bir yandan büyük bir çevre tahribatı oluşurken diğer yandan kıyılara erişim sınıfsal şekilde sınırlandırılmış oluyor. </span>

<span>Son yıllarda kıyı talanının en fazla yaşandığı Marmaris’te çevreciler aynı anda pek çok projeyle mücadele etmek zorunda kalıyor. </span>

<span>Marmaris Kent Konseyi Çevreden Sorumlu Yürütme Kurulu Üyesi Halime Şaman ile, Marmaris’teki kıyı işgallerinin son durumunu konuştuk. Şaman’ın projelerle ilgili değerlendirmeleri şöyle:</span>

<span>“Marmaris Körfezi içinde yer alan Doğan Tugay’ın sahibi olduğu Albatros Marina, ÇED’de süre aşımı olmasına rağmen ÇED varmış gibi bir iskele büyütmesi gerçekleştirdi. Açılan dava reddedilmişti ama Danıştay geri gönderdi. Ancak, dosya iki yıldır ilerlemiyor. Burası Sığla Ormanı’nı zarara uğratacak bir yerde bulunuyor. Buraya izin verilmeye çalışılıyor.</span>

<span>Hisarönü’nde 142 parselde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın abisi Mustafa Erdoğan’ın dünürüne ait bir araziye yaşlı bakımevi yapılacak diye üçüncü kez imar plan değişikliği yapıldı. İki dava kazanıldı, üçüncü imar plan değişikliği yapıldı ona da dava açtık. Bu dava da yine bekletiliyor, ancak o arada binalar yükseldi.</span>
<blockquote><em><b>“MUÇEV şu anda Selimiye’de çok küçük bir marina işletiyor. Koyun hemen sağında şu ana kadar gizledikleri ama bizim belgesine ulaştığımız MUÇEV’e yeni bir kiralama daha söz konusu. Koyu MUÇEV’e kapatmak üzere bir çalışma yapıyorlar.”</b></em></blockquote>
<h2><b>SELİMİYE’DE MUÇEV’E YENİ YAT LİMANI ALANI KİRALANDI</b></h2>
<span>Selimiye’de MUÇEV Marina kapasite büyütmek istiyor, bununla ilgili ÇED süreci başladı. Buraya muhtemelen “ÇED gerekli değildir” kararı verecekler. Verildiği anda da dava konusu yapacağız. MUÇEV şu anda Selimiye’de çok küçük bir marina işletiyor. Koyun hemen sağında şu ana kadar gizledikleri ama bizim belgesine ulaştığımız MUÇEV’e yeni bir kiralama daha söz konusu. Koyu MUÇEV’e kapatmak üzere bir çalışma yapıyorlar.”</span>

<b>Muğla Çevre Vakfı’nın (MUÇEV) adında vakıf geçiyor ancak bu Muğla Valiliği tarafından kurulan bir anonim şirket. Yönetiminde pek çok AKP’linin yer aldığı şirket, Ege ve Akdeniz kıyılarının baş işgalcisi. Bu vakıf görünümlü şirkete kıyıları kiralayarak, MUÇEV eliyle gerek marina gerek başka işletmeler şeklinde kıyılara çökülmesinin önünü açıyorlar.</b>

<span>MUÇEV, son olarak Marmaris Karacasöğüt Koyu’nun I. derece SİT alanı olarak tescil edilmesine rağmen buradaki inşaat çalışmasıyla gündeme geldi. Bölge halkının ve çevrecilerin direnişi sonrası şirket çalışmalarını durdurmak zorunda kaldı. </span>

<span>MUÇEV ilk olarak proje için 2020’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvuruda bulunarak “ÇED gerekli değildir” kararı aldı. Bölge halkının mücadelesi sonucunda karar iptal edilirken şirket 2022 yılında ÇED kararı için tekrar başvurdu. Bakanlık ise projeye 25 Haziran 2023’te “ÇED olumlu” kararı verdi.</span>
<blockquote><em><b>“Ancak burada diğer yandan I. derece arkeolojik SİT alanında kalan Global Marina’nın “ÇED Gerekli Değildir” davasına devam ediyoruz. Burası Global Marin Sportif Denizcilik Turizm şirketinin sahibi Mahmut Saral’a ait. Zamanında yelkencilik okulu olarak izinlerini almış, bütün faaliyetleri eğitim ve spor amaçlı olmak zorunda. Onun dışında herhangi bir ticari faaliyet yapamaz. Ancak, anlaşması böyle olduğu halde bu görmezden geliniyor ve oraya marina yapılması için izin çıkartılmaya çalışılıyor.”</b></em></blockquote>
[video width="848" height="474" mp4="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/WhatsApp-Video-2024-05-30-at-18.52.58.mp4"][/video]
<h2><b>MUÇEV İŞGALİ BİTMEDEN GLOBAL MARİNA İŞGALİ BAŞLADI</b></h2>
<span>Halime Şaman’ın konuyla ilgili paylaşımları ise şöyle:</span>

<span>“MUÇEV’in Karacasöğüt’te “ÇED olumlu” kararı verilen bir marina projesi vardı. Geçen hafta Danıştay’da “ÇED olumlu” kararı iptal edildi. Burada yapılan dalışlar esnasında tarihi eserlere rastladık, Bodrum Müzesi’ne bildirdik ve ardından burası I. derece arkeolojik SİT alanı ilan edildi. MUÇEV Marina’nın bir kısmı da orada kaldığı için Danıştay olumlu kararın iptalini onadı. </span>

<span>Ancak burada diğer yandan I. derece arkeolojik SİT alanında kalan Global Marina’nın “ÇED Gerekli Değildir” davasına devam ediyoruz. Burası Global Marin Sportif Denizcilik Turizm şirketinin sahibi Mahmut Saral’a ait. Zamanında yelkencilik okulu olarak izinlerini almış, bütün faaliyetleri eğitim ve spor amaçlı olmak zorunda. Onun dışında herhangi bir ticari faaliyet yapamaz. Ancak, anlaşması böyle olduğu halde bu görmezden geliniyor ve oraya marina yapılması için izin çıkartılmaya çalışılıyor.”</span>

<b>Türkiye’nin çevre ve ekoloji örgütleri, sermaye kadar bilirkişi heyetlerinin sermayeden yana tavırlarıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor.</b>

<span>Global Marina’ya ilişkin olarak bilirkişi heyeti “ÇED Gerekli Değildir” kararının uygun olduğu yönünde oybirliği ile görüş bildirdi. Proje alanının orman, doğal SİT, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde yer alması da bilirkişi heyetinin olumlu görüş vermesini engelleyemedi. </span>

<b>Danıştay 4. Dairesi’nin MUÇEV Marina için verilen “ÇED olumlu” kararını projenin sadece bir bölümü 1. derece arkeolojik SİT alanında kaldığı için iptal ettiğini de tekrar hatırlatalım.</b>

<span>Halime Şaman, Bozburun’da da daha yeni 200 teknelik bir imar plan değişikliğinin askıya çıktığını, bu projenin de detayları üzerinde çalıştıklarını ve gerekli itirazları yakında yapacaklarını kaydetti.</span>
<blockquote><em><b>“Sinpaş GYO tarafından yapılan otel ve devre mülk projesinin dörtte üçü tamamlandı. İnşaat yasağının başlamasına rağmen dağları taşları yerinden oynatıp indirmeye devam ediyorlar.”</b></em></blockquote>
<h2><img class="alignnone wp-image-114561 size-full" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/Global-Marin.png" alt="" width="1600" height="900"></h2>
<h2><b>SİNPAŞ, TURİZM SEZONUNDA İNŞAAT YASAĞINI TAKMIYOR</b></h2>
<span>Şaman ile son olarak Marmaris’te yıllardır çevrecilerin mücadelesini sürdürdüğü Sinpaş GYO’nun projesiyle ilgili son durumu konuştuk:</span>

<span>“Sinpaş GYO tarafından yapılan otel ve devre mülk projesinin dörtte üçü tamamlandı. İnşaat yasağının başlamasına rağmen dağları taşları yerinden oynatıp indirmeye devam ediyorlar. Valiliğin, kaymakamlığın, belediyenin gözü önünde çalışmalar sürüyor. Sinpaş, peyzaj çalışması yapıyoruz, belediyeden izin aldık, başka bir şey yapmıyoruz diyor ama geceleri kamyon trafiği devam ediyor. Turizm bölgesi olduğu için 15 Mayıs-15 Kasım arasında inşaat yasağı var ancak Sinpaş, kesintisiz her türlü faaliyetini sürdürüyor. </span>

<span>Ayrıca, kendi tapulu arazisi dışında milli parktan 15 hektar alanı işgal etmiş durumda.</span>

<span>“ÇED olumlu” kararının iptali için Marmaris Kent Konseyi olarak bir dava açmıştık. Bizimle birlikte Muğla Büyükşehir Belediyesi de dava açmıştı. Belediye burada kanalizasyon, içme suyu gibi altyapılarının olmadığını ve bunlara ilişkin altyapıyı sağlamayacağını da belirtmişti. Belediye, bu şartlarda 6 ila 10 bin kişilik nüfusu buraya getiremezsiniz dedi. Buna rağmen “ÇED olumlu” kararı verildi. Mahkeme belediyenin davasını reddetti, birleştirme kararı olmamasına rağmen bu gerekçe gösterilerek bizim davamız da reddedildi. Buna itiraz ettik, dava Danıştay’da. Bu davanın sonucunu bekliyoruz. İki tane de ruhsat iptal davası açmıştık, bunları da takip ediyoruz.”</span>
<blockquote><em><b>Greenpeace Akdeniz, sahillerde çevre tahribatının da altını çizerek açıkladığı kampanyasının özellikle Türkiye’de ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği bu dönemde, sahiller gibi kamusal alanların herkesin erişimine açılmasını, sosyal adaletin sağlanması açısından kritik bir başlangıç noktası olarak tarif ediyor. </b></em></blockquote>
<h2><b>GREENPEACE AKDENİZ, KIYI HAKKI İÇİN KAMPANYA BAŞLATTI</b></h2>
<span>Kıyılar hepimizin ve bu hakkın yurttaşların elinden alınmaması için de gerekli mücadelenin sürdürülmesi gerekli. Tam da bu meseleyle ilgili Greenpeace Akdeniz bir kampanya başlattı. </span>

<span>Greenpeace Akdeniz başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olmak üzere her bir devlet kurumunu sorumluluk almaya ve göstermelik uygulamalar yerine kapsamlı ve iddialı adımlar atmaya çağıran kampanyasına </span><a href="http://hepimiz.in/"><span>http://hepimiz.in</span></a><span> sitesi üzerinden katılmak mümkün.</span>

<span>Greenpeace Akdeniz, sahillerde çevre tahribatının da altını çizerek açıkladığı kampanyasının özellikle Türkiye’de ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği bu dönemde, sahiller gibi kamusal alanların herkesin erişimine açılmasını, sosyal adaletin sağlanması açısından kritik bir başlangıç noktası olarak tarif ediyor. </span>

<span>Greenpeace Akdeniz ayrıca Türkiye’nin dört bir yanında yükselen çağrılara destek vererek, farklı örgüt ve inisiyatiflerle iş birliği içerisinde sahillerin çevre koruma ilkesine uygun şekilde adil erişime açılmasını talep ediyor.</span>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adalar’a çöken çökene: Kıyı talanı yetmedi, minibüs işgaline açıldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/adalara-coeken-coekene-kiyi-talani-yetmedi-minibus-isgaline-acildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/adalara-coeken-coekene-kiyi-talani-yetmedi-minibus-isgaline-acildi</guid>
<description><![CDATA[ Adalar’a çöken çökene: Kıyı talanı yetmedi, minibüs işgaline açıldı ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/adalar-kiyi-talani.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Adalar’a, çöken, çökene:, Kıyı, talanı, yetmedi, minibüs, işgaline, açıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<strong>İstanbul’un yanı başındaki Prens Adaları’nda rant, talan ve gasp projeleri hız kesmeden ilerliyor. Kıyılarda silüeti değiştirecek inşaatlar sürerken, ormanlar yok ediliyor, sahiller şirketlere peşkeş çekiliyor, azman minibüsler Adalar’a sokulmak isteniyor…</strong>

AKP, 22 yıllık iktidarı boyunca en büyük rant, talan ve gasp projelerini Türkiye’nin kıyıları üzerinde gerçekleştirdi. Türkiye’nin mutlak korunması gereken kıyı alanları yakılarak, yıkılarak, biyolojik çeşitliliği, tarihi, kültürel varlıkları yok edilerek, betonlanarak, tıraşlanarak, topografik özellikleri yok edilerek tahrip edildi.

Kıyılar üzerinde sistematik olarak yıllardır farklı biçimlerde rant politikaları uygulanıyor. Çünkü, bir yandan kıyıların işletmeye açılması yoluyla özel mülkleştirme faaliyetleri yürütülürken, kıyılar yurttaşların serbest ve ücretsiz erişimine kapatılıyor. Diğer yandan kıyılarda doğal yaşamı bozan tüm yapılaşma ve hizmet adı altındaki faaliyetler kıyı ekosistemine geri dönüşsüz zararlar veriyor.

Bu rant, talan ve gasp politikalarına karşı yerel direnişleri güçlendirme ve yereller arasında dayanışma köprüleri kurmak amacıyla Kıyı Hareketi Dayanışma Ağı oluşturuldu. Türkiye'nin dört bir yanındaki kıyı hareketleri, özellikle işgale ve talana uğrayan kıyıları savunmak, yurttaşın kamusal haklarını, ekolojiyi ve doğayı savunmak üzere bir araya geldi.

Kıyılar üzerinde en fazla baskının hissedildiği yerlerinde başında da Prens Adaları geliyor. Bir süredir Prens Adaları olarak bilinen İstanbul’un hemen yanı başındaki Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedef Adası, Yassıada, Sivriada, Tavşan Adası ve Kaşık Adası’nın kıyıları ile ilgili olarak Adalar’da yaşayanlar endişeli.

Adalar’da mesele aslında sadece kıyılara yönelik rant projeleri değil, kıyılar başta olmak üzere buralardaki tüm doğal, kültürel ve tarihi varlıklara ilişkin gösterilen hoyratlıklar da endişe veriyor.

Adalar ile ilgili farklı ekolojik yıkım projelerini Kıyı Hareketi Dayanışma Ağı’ndan Derya Tolgay ile konuştuk.
<blockquote><em><strong>Tolgay, “Adalarda ulaşım başlı başına bir sorun. Büyükada’ya azman minibüsleri getirmek istiyorlar. Adalar Belediyesi ve Adalılar olarak bu kocaman minibüsleri burada istemiyoruz. Büyükada’da özellikle çok fazla turizm baskısı var.” diyor.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ADALAR’A KARTAL’DAN BÜYÜK MİNİBÜSLER GETİRİLİYOR</strong></h2>
En temel ve birincil sorunların başında ulaşım geliyor.

Tolgay, bu meseleye ilişkin, “Prens Adaları’nın hepsinde kullanılan elektrikli küçük dolmuş ve taksiler yerine buralara minibüs büyüklüğünde araçlar sokulmak isteniyor. Elbette Adalılar bu araçların Adalar’a sokulmasını istemiyor. Faytonlar kaldırılmadan önce burada bir ulaşım çalıştayı yapıldı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) tüm ulaşım kadrosu geldi, ancak buradan çıkan raporun sonuçlarına dair hiçbir uygulama hayata geçirilmedi.

Adalarda ulaşım başlı başına bir sorun. Büyükada’ya azman minibüsleri getirmek istiyorlar. Adalar Belediyesi ve Adalılar olarak bu kocaman minibüsleri burada istemiyoruz. Büyükada’da özellikle çok fazla turizm baskısı var. Mevcut otobüsleri kaldırıp bu minibüsleri devreye sokmak istiyorlar. Maalesef denetim yok. Korsan taksiler yasadışı plakalar alıp burada kullanıyorlar. Son yıllarda akülü araçlar satın alıp korsan taksicilik yapanlar var. Kıyı Kanunu çok net ama muazzam bir denetimsizlik var. Bu Adalar için çok büyük bir kırılma” diyor.
<blockquote><em><strong>Kıyı peyzajının olmadığı, kıyıların dahil edilmediği bir imar planında korumadan bahsedilebilir mi? Mümkün değil…</strong> </em><strong><em>Tolgay, konuyla ilgili davaların açıldığını belirterek, “Arka taraflarda bağ, bahçe olan pek çok alan arsaya dönüştürülmüş durumda. Yakın zamanda bir inşaat furyası başlayacak” diyor.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>KIYILAR DAHİL EDİLMEDEN ADALAR İÇİN İMAR PLANI YAPILDI</strong></h2>
1984’te SİT alanı ilan edilen Prens Adaları’na ilişkin uzun yıllar herhangi bir koruma planı olmadı. Kasım 2021’de Marmara Denizi ve Adalar, “Özel Çevre Koruma Bölgesi” olarak ilan edildi. Adalar ile ilgili hazırlanacak koruma planında yetki, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devredildi.

Öncesinde bir plan üzerine çalışmaya başlayan İBB ise tamamladığı koruma planını Bakanlık ile paylaştı. Bakanlığın da yaptığı değişiklilerle birlikte hazırlanan imar planında Bakanlık ve iBB anlaştı.

Adalar’da yaşayanlar imar planlarının Adalar’ı koruma amacı taşımaktan çok turizm amaçlı gelişmelere zemin sağlayacağını düşünüyor.

Nitekim haksız da değiller, Bakanlık bu imar planını “kıyı kesimi ve bazı alanları çıkararak” planları onadı. Adalılar, sahillerin ve kıyı şeridinin plana dahil edilmemesinden dolayı endişeli.

Kıyı peyzajının olmadığı, kıyıların dahil edilmediği bir imar planında korumadan bahsedilebilir mi? Mümkün değil…

Tolgay, konuyla ilgili davaların açıldığını belirterek, “Arka taraflarda bağ, bahçe olan pek çok alan arsaya dönüştürülmüş durumda. Yakın zamanda bir inşaat furyası başlayacak” diyor.
<blockquote><em><strong>“</strong><strong>Heybeliada Sanatoryumu’nun tamamının Diyanet’e devredilmek istenmesi meselesi var. Hemen yanına bir Kızılay kampı kurulmuş durumda, burası da eskiden sanatoryuma aitti. Burayı tamamen Diyanet’e devrederek dini bir alan yaratmaya çalışıyorlar.”</strong></em></blockquote>
<h2><strong>HEYBELİADA SANATORYUMU DİYANET’E VERİLMEK İSTENİYOR</strong></h2>
Geçtiğimiz aylarda Heybeliada’nın güney tarafındaki Çamlimanı mevkiinde yer alan ve Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi olarak 1924’te kurulan Heybeliada Sanatoryumu’na ait 3 bin 100 metrekarelik kıyı parselinin, Kaymakamlık emri ile boşaltılmasının istendiği ve arazinin İstanbul Müftülüğü aracılığıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredileceği gündeme gelmişti.

Tolgay, bu konuya ilişkin dev şu değerlendirmeleri paylaştı:

“Heybeliada Sanatoryumu’nun tamamının Diyanet’e devredilmek istenmesi meselesi var. Hemen yanına bir Kızılay kampı kurulmuş durumda, burası da eskiden sanatoryuma aitti. Burayı tamamen Diyanet’e devrederek dini bir alan yaratmaya çalışıyorlar. Orada beş parsel var, ama sadece 254 dönümlük sanatoryumun olduğu alan için dava açılmış. Diğer dört parsel de 2018’den bu yana Diyanet’e devredilmiş durumda.”
<blockquote><em><strong>Doğal alanlarda, korunan alanlarda, SİT bölgelerinde koruma/kullanma dengesinin ibresi hep kullanmadan yana çevrildi.</strong> <strong>İstanbul’un artık neredeyse sayılı nefes alınabilecek bölgelerinden biri olan Adalar’da bunun en tipik örneğinin zuhur ettiğini görüyoruz.</strong> <strong>Bu sistematik, bilinçli, topyekün rant, talan ve gasp odaklı politikalardan dönüş için çok köklü ve keskin bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>ADALAR’DA KIYILAR, ORMANLAR, DOĞAL ALANLAR TEHDİT ALTINDA</strong></h2>
Heybeliada’da üç tane yan yana kıyı tahribatı aynı anda yapılıyor.

Mülkiyeti Darülaceze Başkanlığı’na ait tarihi Sadıkbey Plajı’nda, Ada sakinlerinin itirazları ve bir kez de belediyenin durdurma kararına rağmen Cevahir Turizm, inşaatını büyük ölçüde tamamladığı tesisi bir aquapark olarak işletiyor. İsmailağa Cemaati’nden İsmail Cevahir tarafından işletilen alana tonlarca beton döküldü, ağaçlar kesildi. İBB’ye bağlı Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı ile Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu’nun (KUDEB) imzasıyla alınan “basit onarım ve tadilat” izniyle kıyı silüetini, topografyayı tamamen bozan bir aquapark inşaatı yapıldı, ağaçlar kesildi yerine palmiyeler dikildi.

Hemen yan taraftaki Asafbey Plajı’nda ise kıyı ve orman iç içe bir alan mevcut. Tolgay’ın anlatımlarına göre, buraya son yıllarda 50 ton beton döküldü, her yıl tonlarca kum getiriliyor ancak deniz kumu alıp götürdüğü için her yıl bu taşıma kum yenileniyor.

Tolgay, “Doğayla mücadele içindeler ancak o kadar çok para kazanıyorlar ki… Bu kısım ise Mehmet Köymen adlı bir kişi tarafından inşa ediliyor. Son haftalarda orman alanına yaptıkları bir gasp söz konusu. Ağır iş makinalarıyla girerek buranın toprak dokusunu kazıdılar, metrelerce taş döşediler, ormanın içine çim döşediler” diyor.

Tolgay, “Bir yan tarafta da askeriyeye ait olan alana paletli iş makinaları girdi, ağaçlar yok edilerek, falezleri tıraşlayıp viyadük gibi açarak kıyıya indiler. Kıyı peyzajını yok ettiler, kıyıları betonla dolduruyorlar. Hiçbir şekilde durduramıyoruz. Burada, Burgazada’daki Madam Martha Koyu’ndan çok daha büyük bir yıkım yaşanıyor” bilgilerini paylaştı.

Burgazada’da ise Madam Martha Koyu’nun ihaleyle bir şirkete verilmesine dair Adalılar’ın tepkileri sürüyor. Bu bölge, İstanbul yakınındaki en önemli deniz çayırları doğal zenginliğe sahip bir alan. MartHa Koyu’nun kiralama ihalesinin iptali için en son 3 Mayıs 2024 tarihinde, İstanbul 11’inci İdare Mahkemesi'ne dava açıldı. Davaya rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü açık teklif usulü ile ihaleye çıkarak Martha Koyu’nu özel kullanıma açmış oldu.

Bununla ilgili de hukuki mücadele sürüyor.

AKP iktidarlarının bugüne kadar planlı, taraflarla istişare edilmiş, sürdürülebilir anlamda bir çevre koruma planı hiç olmadı. Yapılan ya da yapılmak istenen eylem planları genelde kağıt üzerinde kaldı. Doğal alanlarda, korunan alanlarda, SİT bölgelerinde koruma/kullanma dengesinin ibresi hep kullanmadan yana çevrildi.

İstanbul’un artık neredeyse sayılı nefes alınabilecek bölgelerinden biri olan Adalar’da bunun en tipik örneğinin zuhur ettiğini görüyoruz.

Bu sistematik, bilinçli, topyekün rant, talan ve gasp odaklı politikalardan dönüş için çok köklü ve keskin bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Bu imar planlarının hepsinin üzerinin çizilip sil baştan yazılması gereken bir sürece geçmemiz gerekli.

Türkiye’de devam eden çevre ve yaşam alanları mücadelesi, doğa koruma mücadelesi aynı zamanda önemli bir hukuk mücadelesine de işaret ediyor.

Adalar’da da bundan sonra bunun takipçisi olmaya devam edilecek.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gazze’de yok edilen tarım arazileri askeri üsse dönüştürüldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gazzede-yok-edilen-tarim-arazileri-askeri-usse-doenusturuldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gazzede-yok-edilen-tarim-arazileri-askeri-usse-doenusturuldu</guid>
<description><![CDATA[ Gazze’de yok edilen tarım arazileri askeri üsse dönüştürüldü ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/gazzede-yok-edilen-tarim-arazileri.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gazze’de, yok, edilen, tarım, arazileri, askeri, üsse, dönüştürüldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<span><b>En yoğun tahribatın Gazze’nin kuzeyinde yaşandığı ve buradaki seraların yüzde 90’ının İsrail’in kara saldırısının ilk aşamalarında yok edildiği kaydedilirken, çiftlikler ve seralar dahil olmak üzere Ekim 2023’ten bu yana yok edilen ve çoğu zaman İsrail askeri üssüne dönüştürülen 2 binden fazla tarım alanı belirlendi.</b></span>

<span>İsrail, tarihinin en büyük katliamını gerçekleştirdiği 2023 yılı, İsrail'in kurulduğu 1948'den bu yana Filistin halkının tarihindeki en kanlı yıl oldu. </span>

<span>Dünyanın dört bir yanındaki Filistinliler, 15 Mayıs'ı “El Nakba" yani "Felaket Günü" olarak anıyor.1947'nin son aylarından 1949 başlarına kadar 750 binden fazla Filistinli, İsrail devletine dönüşen topraklarını terk etmek zorunda kalarak mülteci oldu.</span> <span>Birçoğu ya gitmeye zorlandı ya da güvenlik endişesiyle gitmek zorunda kaldı.</span>

<span>Nakba Günü, hem o yerinden edilme günleri, hem de sonraki yıllar boyunca milyonlarca Filistinlinin bitmeyen sürgünü anılıyor.</span>

<span>Filistin Merkezi İstatistik Kurumu, 15 Mayıs 1948'in 76'ıncı yıldönümünde Filistin'de yaşanan ölüm, gözaltı, işgal birimleri inşaatları ve toprak gasplarıyla ilgili istatistiki bilgilerin </span><a href="https://www.pcbs.gov.ps/site/512/default.aspx?tabID=512&lang=en&ItemID=5750&mid=3171&wversion=Staging"><span>yer aldığı bir rapor yayımladı.</span></a>

<span>Savaşın yıktığı Gazze Şeridi'nde 2 milyona yakın Filistinli evlerinden edildi.</span>

<span>Sadece 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze'de en az 15 binden fazlası çocuk, 10 bine yakını kadın olmak üzere 35 binden fazla Filistinli öldürüldü, çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 7 bin kişinin cesedine ulaşılamadı. Batı Şeria'da ise 7 Ekim'den bu yana 492 Filistinli, İsrail askerleri ile sivil Yahudi işgalcilerin saldırıları sonucu hayatını kaybetti.</span>

<b>İsrail'in, 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze'de 104'ü Birleşmiş Milletler’e ait olmak üzere toplamda 89 bin bina tamamen yıkıldı ya da büyük zarar gördü. </b>

<b>Alt yapı, yollar, elektrik ve su şebekeleri ile tarım arazilerinin de tahrip edildiği Gazze'de savaşın maliyetinin 30 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.</b>

<span>Yahudi yerleşimciler ve İsrail güçleri, 2023'te Filistinlilere ve mülklerine yönelik 12 bin 161 saldırı gerçekleştirdi. Bunlardan 3 bin 808'i mülklere ve dini mekanlara, 707'si arazilere ve doğal kaynaklara, 7 bin 646'sı ise bireylere yönelik gerçekleşti. Bu saldırılarda 18 bin 964'ü zeytin ağacı olmak üzere yaklaşık 21 bin 700 ağaca zarar verildi ya da yerinden söküldü.</span>

<span>Gazze, korkunç bir insanlık dramına sahne oluyor. Filistinlilerin sadece bugünü değil aslında geleceği de yok ediliyor. </span>

<span>Filistin’de ne olup ne bittiğine farklı bir perspektiften de bakalım. </span>

<span>Londra Üniversitesi bünyesindeki Goldsmiths College'da sivil toplum kuruluşları için mekansal araştırma ve medya analizi araştırmaları yapan Forensic Architecture’ın  çalışmasında saldırının yıkıcı boyutları ortaya kondu. </span>

<a href="https://forensic-architecture.org/investigation/ecocide-in-gaza"><span>Forensic Architecture tarafından yapılan bu çalışmada</span></a><span> Filistin’de İsrail güçleri tarafından sistematik şekilde hedef alınan tarım arazilerinin, meyve bahçelerinin ve seraların uğradığı yıkım incelendi. </span>

<span>7 Ekim 2023'te başlayan saldırıların, Filistinlilerin gıda güvenliği ve yaşam kaynakları üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla yerel çiftçi birlikleri ve tarım işçileriyle çalışmalar gerçekleştiren araştırma ekibi, yıkımın boyutunu ölçmek için “uzaktan algılama” yöntemi kullandı ve bölgenin bitki örtüsü endeksinin işgal öncesi ve işgal sonrası durumunu karşılaştırdı.</span>
<blockquote><em><b>Gazze’de daha önce gıda üretimi için kullanılan 170 kilometrekarelik tarım arazisinin yaklaşık yüzde 40’ının tahrip edildiği sonucuna varıldı. İsrail tarafından başlatılan kara harekatının ilk haftalarına ait uydu görüntüleri, saldırıların Gazze’deki çiftlik ve meyve bahçelerinin yaklaşık yarısına yayıldığını, seraların ise neredeyse üçte birinin yok edildiğini gösteriyor. </b></em></blockquote>
<h2><b><span><img class="alignnone size-full wp-image-113094" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2024/05/Gazzede-yok-edilen-tarim-arazileri-askeri-usse-donusturuldu.jpeg" alt="" width="1600" height="522"></span>GAZZE’DEKİ TARIM ARAZİLERİNİN YÜZDE 40’I YOK EDİLDİ</b></h2>
<b>Yapılan karşılaştırmada Gazze’de daha önce gıda üretimi için kullanılan 170 kilometrekarelik tarım arazisinin yaklaşık yüzde 40’ının tahrip edildiği sonucuna varıldı. </b>

<b>Çalışmada yer verilen ve İsrail tarafından başlatılan kara harekatının ilk haftalarına ait uydu görüntüleri, saldırıların Gazze’deki çiftlik ve meyve bahçelerinin yaklaşık yarısına yayıldığını, seraların ise neredeyse üçte birinin yok edildiğini gösteriyor. </b>

<span>Ayrıca, en yoğun tahribatın Gazze’nin kuzeyinde yaşandığı ve buradaki seraların yüzde 90’ının İsrail’in kara saldırısının ilk aşamalarında yok edildiği kaydedilirken, çiftlikler ve seralar dahil olmak üzere Ekim 2023’ten bu yana yok edilen ve çoğu zaman İsrail askeri üssüne dönüştürülen 2 binden fazla tarım alanı belirlendi.</span>

<span>Çalışmada Doğu Cebaliye’de zeytin, nar ve narenciye üretimi yapan bir aileye ait tarım arazilerinin yok edilmesini kanıtlayan uydu görüntülerine de yer verildi. Ocak 2024’e ait uydu verileri incelendiğinde Abu Suffiyeh ailesinin topraklarının İsrail’in kara saldırısı sırasında yeni askeri üsler oluşturmak amacıyla yok edildiği tespit edildi.</span>

<span>Yüzbinlerce Filistinlinin yerinden edildiği Han Yunus kenti çevresinde de Ocak 2024’ten bu yana seraların yüzde 40’ı yıkıldı.</span>

<span>Bölgede askeri faaliyetlerden kaynaklanan tarımsal yıkımlar da uydu görüntüleri ile ortaya konarak, araştırmada belgelendi. Aynı zamanda Gazze ve çevresinde tarım alanlarının kökten yok edilmesi İsrail ordusunun Filistinliler için yaşanabilir alanları daraltarak, tampon bölgeyi genişlettiğinin de bir göstergesi olarak belgelenmiş oldu.</span>

<span>Araştırmaya göre, kara harekâtının başlamasından bu yana seralar gibi hayati önem taşıyan tarımsal altyapı da sistematik olarak yok edildi. İsrail'in kara saldırısının ilk haftalarındaki uydu görüntüleri, (Ekim 2023-Mart 2024) Gazze'deki seraların neredeyse üçte birinin yok edildiğini gösteriyor.</span>

<span>Forensic Architecture çalışmasında çiftlikler ve seralar da dahil olmak üzere, Ekim 2023'ten bu yana yıkılan ve çoğu zaman İsrail askeri faaliyetleri değiştirilen 2 binden fazla tarım alanı olduğunu tespit etti.</span>

<span>Bu yıkım en yoğun olarak Gazze'nin kuzey kesiminde yaşandı, burada seraların yüzde 90'ı kara saldırısının ilk aşamalarında yok edildi.</span>

<span>İsrail'in kara işgaline askeri destek araçları ve traktörler eşlik ederken, askeri karakolları güçlendirmek için rutin olarak toprak işleri yapılıyor. Bu araçlar yola çıktıktan sonra geride harap olmuş, yaşanmaz bir alan bırakıyor.</span>
<blockquote><em><b>World Weather Attribution grubunun önde gelen iklim bilimcilerinden oluşan uluslararası bir ekip tarafından yapılan hızlı ilişkilendirme analizine göre, Nisan ayında Asya’da milyarlarca insanı etkileyen 40 derecenin üzerindeki aşırı sıcaklıklar, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle daha sıcak ve daha olası hale geldi. Çalışma, iklim değişikliğinin şiddetlendirdiği sıcak hava dalgalarının Gazze’de yerlerinden edilen 1,7 milyon Filistinli için hayatı nasıl daha da zorlaştırdığını vurguluyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>SICAK HAVA DALGALARI FİLİSTİN’DE HAYATI ZORLAŞTIRIYOR</b></h2>
<span>Diğer yandan, World Weather Attribution grubunun önde gelen iklim bilimcilerinden oluşan uluslararası bir ekip tarafından yapılan hızlı</span><a href="https://mcusercontent.com/854a9a3e09405d4ab19a4a9d5/files/cb88e84a-a5c4-567b-1ed8-c1d494595b32/WWA_scientific_report_Asia_heatwaves.pdf"><span> ilişkilendirme analizine göre</span></a><span>, Nisan ayında Asya’da milyarlarca insanı etkileyen 40 derecenin üzerindeki aşırı sıcaklıklar, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle daha sıcak ve daha olası hale geldi. </span>

<b>Çalışma, iklim değişikliğinin şiddetlendirdiği sıcak hava dalgalarının Asya’da yoksulluk içinde yaşayan insanlar ve Gazze’de yerlerinden edilen 1,7 milyon Filistinli için hayatı nasıl daha da zorlaştırdığını vurguluyor.</b>

<span>Asya, geride bıraktığımız nisan ayında şiddetli sıcak hava dalgalarının etkisi altında kaldı. Güney ve Güneydoğu Asya’da Myanmar, Laos ve Vietnam en sıcak Nisan günü rekorlarını kırarken, Filipinler şimdiye kadarki en sıcak gecesini yaşadı. Hindistan’da sıcaklıklar 46 dereceye kadar ulaştı. </span>

<b>Batı Asya’da da aşırı sıcaklar yaşandı, Filistin ve İsrail’de 40 derecenin üzerinde sıcaklıklar görüldü. Bu ay, dünya genelinde kayıtlara geçen en  sıcak nisan ayı oldu ve üst üste 11’inci kez en sıcak ay rekoru kırıldı.</b>

<span>Çalışma, iklim değişikliğinin Asya’da yoksulluk içinde yaşayan ve savaşın etkileriyle mücadele eden insanlar için hayatı nasıl daha da zorlaştırdığını vurguluyor. </span>

<b>Gazze’de yerinden edilen 1,7 milyon insanın çoğu, ısıyı hapseden derme çatma çadırlarda yaşıyor, sağlık hizmetlerine ve temiz içme suyuna erişimleri sınırlı ve serinlemek için seçenekleri yok. </b>

<span>Güney ve Güneydoğu Asya’da kayıt dışı konutlarda yaşayan ve çiftçiler, inşaat işçileri ve sokak satıcıları gibi açık havada çalışan 100 milyonlarca insan aşırı sıcaklardan orantısız bir şekilde etkileniyor.</span>

<span>Sıcaklar ayrıca ürün kıtlığına, hayvan kaybına, su kıtlığına, balıkların toplu ölümüne de neden olduğu için gıda güvenliğini riskini artırıyor. </span>

<span>İsrail, Filistin’de insanları katlederken, aynı zamanda ekonomiyi, geçim kaynaklarını, kalkınma projelerini, toprağı, havayı, suyu da hedef alarak yok ediyor. İsrail’in stratejisi, bu toprakları özellikle kuzey ve doğudaki tarım alanlarını yok etmek ve insanları toprakları terk etmeye zorlamak şeklinde ilerliyor. Filistin’de hasarın onarılması belli ki 10 yıllar alacak gibi görünüyor.</span>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAE ile 50 milyar dolarlık anlaşmanın altından Maden Kanunu talanı çıktı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bae-ile-50-milyar-dolarlik-anlasmanin-altindan-maden-kanunu-talani-cikti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bae-ile-50-milyar-dolarlik-anlasmanin-altindan-maden-kanunu-talani-cikti</guid>
<description><![CDATA[ BAE ile 50 milyar dolarlık anlaşmanın altından Maden Kanunu talanı çıktı ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/BAE-Turkiye.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>BAE, ile, milyar, dolarlık, anlaşmanın, altından, Maden, Kanunu, talanı, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<span><strong>Bu kanunla ülkenin doğal kaynakları yenilenebilir enerji bahanesiyle başta BAE olmak üzere şirketlere denetimsiz şekilde peşkeş çekilecek, şirketler imar izinsiz tesis açabilecek, lisanssız üretim yapabilecek...</strong></span>

Meclis’te AKP ve MHP oylarıyla kabul edilen enerji alanında yeni düzenlemeler içeren 16 maddelik Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Resmi Gazete’de <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/05/20240511-1.htm" target="_blank" rel="noopener">yayımlanarak</a> yürürlüğe girdi.

Kanunun çok önemli ve kritik konuları içeren maddeleri var. Kanunun öne çıkan maddelerinin içeriğinin büyük çoğunluğu çevre koruma açısından ciddi endişe kaynağı olurken, kanunun adrese teslim bir nitelik içerdiğini de belirtelim.

Neden böyle diyoruz? Çünkü, bu yasa teklifi tam da Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile geçen yıl imzaladığı Enerji ve Doğal Kaynaklar Alanında Stratejik Ortaklık Çerçeve Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinin ardından gelmişti.

<strong>Türkiye ve BAE arasında muhtelif alanlarda 13 belgeden oluşan toplam 50,7 milyar dolarlık stratejik ortaklık çerçeve anlaşması imzalandı.</strong>

<strong>Anlaşma kapsamında, Türkiye ve BAE'nin, deniz üstü rüzgar ve güneş enerjisini de içerecek şekilde, yenilenebilir enerji, yeşil hidrojen, nükleer enerji dahil birçok alanda ortak proje gerçekleştirmesi hedefi belirlendi.</strong>

Bu anlaşmanın içeriği iktidar kanadı tarafından Türkiye’nin 2053’e kadar karbon nötr olma ve enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedefleri doğrultusunda yenilenebilir enerji kaynaklarına daha fazla ağırlık verdiği şeklinde yansıtılsa da, işin aslı pek öyle değil.

Kanunun arka planında Arap sermayesini Türkiye’ye çekerek, onlara zahmetsiz bir bürokratik ortam yaratma çabasının olduğu çok açık.

10 yıl yürürlükte kalacak olan ve “siyasi kapitülasyon” olarak nitelendirilen kanun teklifinin yenilenebilir enerjiyi kapsayan maddeleri mevcut.
<blockquote><strong><em>Birileri öyle istediği için imar planları yok sayılıyor, tavizler veriliyor, denetim mekanizması ortadan kaldırılıyor, istisnalar yaratılarak Türkiye yenilenebilir enerjide atağa geçiyormuş gibi gösterilmek isteniyor.</em></strong></blockquote>
<h2>İMAR PLANI OLMAYAN ENERJİ SANTRALLERİ GELİYOR</h2>
İçme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlarla kanun kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilecek.

<strong>Bunun anlamı şu, herhangi bir imar şartına bakılmaksızın her türlü su kaynağının üzerine rüzgar gülleri veya güneş panelleri kondurulabilecek.</strong>

Diğer yandan, yenilenebilir enerji kaynaklarına devlet tarafından sağlanan alım garantisinin TL olarak belirlenme zorunluluğu kaldırılıyor. Mevcut düzenlemede bu yerli kaynaklar sadece TL üzerinden en düşük teklifi veren firmalara tahsis edilirken, yeni yasayla birlikte, teklifin hangi para cinsinden olacağının yarışma şartnamesiyle belirlenmesinin önü açılıyor.

Rüzgar ve güneşten elektrik üreten santral sahiplerine dövizle alım garantisi verilebilecek.

Bunlar yenilenebilir enerji alanında verilmesi mümkün kapitülasyonlar ve ayrıcalıklar olarak nitelendiriliyor. Burada en önemli sorulardan bir tane bu maddelerin uygulanması aşamasında Türkiye’nin kazanımı ne olacak?

Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimine verilen çok sayıda desteğe ek olarak döviz bazında ödemelerle sermaye gruplarına para aktarılacak.

Birileri öyle istediği için imar planları yok sayılıyor, tavizler veriliyor, denetim mekanizması ortadan kaldırılıyor, istisnalar yaratılarak Türkiye yenilenebilir enerjide atağa geçiyormuş gibi gösterilmek isteniyor.
<blockquote><em><strong>Belirlenen alanlarda Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğüne veya sulama birliklerine ait tarımsal sulama amaçlı tesislerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla DSİ Genel Müdürlüğü veya müdürlüğün izniyle sulama birlikleri tarafından yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi kurulabilecek.</strong></em></blockquote>
<h2>MADEN İŞLETENLERE RAPOR ZORUNLULUĞU KALKIYOR</h2>
Örneğin, maden işletmek için rapor gerekmeyecek. Maden Kanunu’nda değişiklik yapılarak Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK) koduna göre raporlama zorunluluğu sadece IV. grup maden işletme ruhsatları açısından devam edecek.

Diğer maden grupları açısından bu zorunluluk kaldırılacak. UMREK koduna göre rapor hazırlama şartı aranmaksızın MTA tarafından hazırlanan raporlar ile buluculuk hakkı kazanılacak.

Bu maddenin uygulamaya girmesi bir anlamda her an yeni İliç faciaları ile karşı karşıya kalacağız demek.

Türkiye, BAE’nin yanı sıra Suudi Arabistan ile de bir enerji anlaşmasına imza attı. Bu anlaşmalar, çok çeşitli hak ihlalleri yaratabilir, hatta tekelleşmenin önünü açabilir. O sebeple özellikle muhalefet partilerinin bu konularda çok daha aktif ve ön alıcı şekilde hareket etmesi gerekiyor.

Maden Kanunu’nda yapılan değişikliklerle hangi maddeler yürürlüğe girdi, bakalım:

Değişiklik kapsamında 3621 sayılı Kıyı Kanunu'na yeni fıkralar eklendi.

<strong>Buna göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilecek.</strong>

<strong>Karara göre, içme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile söz konusu kanun kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç, denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göller kapsam alanına dahil olacak.</strong>

Söz konusu alanlarda hidrolik kaynaklara dayalı önlisans veya üretim lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından yenilenebilir enerji kaynağına dayalı birden çok kaynaklı üretim tesisi kurulabilecek.

Belirlenen alanlarda Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğüne veya sulama birliklerine ait tarımsal sulama amaçlı tesislerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla DSİ Genel Müdürlüğü veya müdürlüğün izniyle sulama birlikleri tarafından yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi kurulabilecek.

<strong>Ayrıca, belediye sınırları içerisinde yer alan söz konusu alanlarda DSİ Genel Müdürlüğü'nün izni ile ilgili belediyeler ve bağlı kuruluşları yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi kurabilecek.</strong>

<strong>4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nda yapılan değişiklikle, "doğalgazın sıvılaştırılması: Yurt içinde üretilen ve/veya ithal edilen doğal gazın yurt dışına ihraç edilmesi ya da yurt içinde yeniden satışı amacıyla sıvılaştırılmasını" tanımı eklendi.</strong>

Söz konusu kanuna, "Yurt içinde üretilen ve/veya ithal edilen doğalgazın sıvılaştırılarak yurt dışına ihraç edilmesi ya da yurt içinde yeniden satışı amacıyla kurulacak sıvılaştırma tesislerini işletecek tüzel kişilerin Kuruldan lisans almaları zorunludur. Doğalgaz sıvılaştırma lisansı başvurusunda bulunan tüzel kişilerin teknik ve ekonomik güce sahip olmaları ve yönetmeliklerde belirtilen diğer şartları taşımaları gerekir. Sıvılaştırma tesislerinde yürütülen faaliyetler depolama faaliyeti olarak sayılmaz. Sıvılaştırma tesisi işletmecileri faaliyet gösterdikleri tesislerin ilgili standartlara ve teknik kriterlere göre yapılması ve işletilmesinden sorumludur. Sıvılaştırma tesislerinde yürütülecek faaliyetlere ilişkin usul ve esaslar Bakanlık görüşü alınarak Kurul tarafından belirlenir" maddesi eklendi.

5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanunu'na, "Başvuru sahibi: Enerji verimliliği desteklerinden faydalanmak isteyen gerçek veya tüzel kişileri," "Karbon yoğunluğu: Birim ürün ve/veya alan veya benzeri başına salınan karbondioksit emisyonu miktarı" ve "Spesifik enerji tüketimi: Birim ürün ve/veya alan veya benzeri başına tüketilen enerji miktarı" tanımları eklendi.

<strong>7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu'nda yapılan değişiklik kapsamında, işleten, taşıyıcı ile yapacağı yazılı sözleşmeye taşıyıcının talebi ve işletenin muvafakatinin bulunduğuna dair konulacak açık hükümlerle nükleer maddelerin taşınmasına ilişkin sigorta yaptırma veya teminat gösterme yükümlülüğünü gerekli onayların alınması karşılığında taşıyıcıya devredebilecek. Yükümlülüğü devralan taşıyıcı, kanun kapsamında işleten olarak sorumlu olacak.</strong>

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'na geçici madde eklendi. Buna göre, yenilenebilir enerji kaynak alanları yarışmaları sonucunda imzalanan sözleşmeler nedeniyle hak kazanılmış olanlar hariç olmak üzere, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce mevcut üretim lisanslarını, önlisanslarını, lisans başvurularını sonlandırmak ya da kurulu güç düşümü suretiyle tadil etmek isteyen tüzel kişilerin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden iki ay içerisinde başvuru yapmaları halinde lisansları, önlisansları, lisans başvuruları sonlandırılarak ya da tadil edilerek teminatları ilgisine göre kısmen veya tamamen iade edilecek.

Yenilenebilir enerji kaynak alanları yarışmaları sonucunda imzalanmış sözleşmelerini iptal etmek isteyen tüzel kişilerin ise bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden iki ay içerisinde Bakanlığa başvurmaları halinde ilgili sözleşmeler ile sözleşmeler kapsamındaki tüm hak ve yükümlülükleri sona erecek, üretim lisansları, önlisansları ve önlisans/lisans başvuruları sonlandırılacak ve teminatları iade edilecek.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kömürün zararı 45 milyar dolar ama Türkiye yeni termik santral kuruyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/koemurun-zarari-45-milyar-dolar-ama-turkiye-yeni-termik-santral-kuruyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/koemurun-zarari-45-milyar-dolar-ama-turkiye-yeni-termik-santral-kuruyor</guid>
<description><![CDATA[ Kömürün zararı 45 milyar dolar ama Türkiye yeni termik santral kuruyor ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Afsin-Elbistan-Termik-Santrali.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kömürün, zararı, milyar, dolar, ama, Türkiye, yeni, termik, santral, kuruyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<span><b>Türkiye’de karbon fiyatı uygulamasının başlamasıyla kömürlü termik santraller lisans sürelerinin sonuna kadar 45 milyar dolar zarar edecek. Buna rağmen Afşin Elbistan’da kapasite artırımı adı altında yeni bir termik santral kurulmak isteniyor.</b></span>

<span>Türkiye’nin kömür ve kömürlü termik santral sevdasının maliyetine ilişkin geçtiğimiz günlerde önemli bir çalışma yayınlandı. </span>

<span>Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) ve E3G isimli düşünce kuruluşu, birlikte hazırladıkları "</span><a href="https://sefia.org/arastirmalar/komurden-cikisin-finansmani-turkiye-ornegi/"><span>Kömürden Çıkışın Finansmanı: Türkiye Örneği"</span></a><span> raporunda, Türkiye’nin kömürden çıkış maliyetini ortaya koydu.</span>

<span>Elektrik sektöründe kömürden vazgeçilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülen finansman konusunu derinlemesine inceleyen rapor, aşamalı olarak kömürden yenilenebilir enerjiye geçişin potansiyel finansman mekanizmalarını değerlendirdi. </span>

<span>Raporun en önemli özelliği, Türkiye’de bugüne kadar kömürden çıkışın teknik olasılıklarını ve ekonomik boyutunu ortaya çıkaran çalışmaları bir adım daha ileriye taşıyor olması…</span>

<span>Yakın zamanda uygulamaya konulması planlanan karbon fiyatlaması sonucunda santralların hâli hazırda düşmekte olan kârlılıklarını sürdüremeyeceklerini ortaya koyan rapor, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine erişebilmesi için emekliye ayırması gereken kömürlü termik santrallerin muhtemel finansman ihtiyacını da belirlemeyi amaçlıyor.</span>
<blockquote><em><b>Santrallerin bu koşullar altında çalışması durumunda, zararın boyutu 40 yıllık senaryoda 13,5 milyar dolar, lisans sonuna kadar çalışmaları durumunda ise 44,5 milyar dolara ulaşıyor. İşletmecilerin zarar eden bir operasyonu sürdürmeleri beklenmediğinden bu santrallerin atıl varlıklar haline geleceği öngörülüyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>SANTRAL İŞLETMECİLERİNİN ZARARLARI NASIL KARŞILANACAK?</b></h2>
<span>Raporda öne çıkan bazı bulgular ise şöyle:</span>
<ul>
 <li><span>2026 yılında Türkiye’de karbon fiyatı uygulamasının başlamasıyla beraber, kömürlü termik santraller lisans sürelerinin sonuna kadar toplamda 45 milyar dolarlık zarar ediyor.</span></li>
 <li>Karbon fiyatının uygulanmaya başlamasıyla beraber, 2026 yılından itibaren Türkiye’deki iki kömürlü termik santral dışında tüm santraller zarar etmeye başlıyor.</li>
 <li>Çalışma, 2026 yılından itibaren Türkiye’de uygulanacak karbon fiyatını, 2035’e kadar Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki (AB ETS) mevcut karbon fiyatının sadece üçte biri olarak devreye alıyor. 2035 sonrası için ise bu fiyat AB ETS’sinin ancak yarısına kadar yükseliyor. Bu kadar düşük seviyede varsayılan karbon fiyatı bile santrallerin zarar etmesine neden oluyor.</li>
 <li>Kömürden çıkış senaryosunda, 2021-2035 yılları arasındaki dönemde, elektrik üretiminde yerli kaynakların payı yüzde 51,3’ten yüzde 73,6’ya yükseliyor.</li>
 <li>Raporda, 2035 yılında kadar elektrik üretiminde AB ETS’nin mevcut karbon fiyatının üçte biri baz alınıyor, 2035 sonrası ise AB ETS karbon fiyatının yarısına kadar yükselen aşamalı bir karbon fiyatı uygulanması öngörülüyor. Bu durumda, 30 santralden ikisi dışında hiçbir kömürlü termik santralin kârlılığını sürdüremeyeceği sonucuna ulaşılıyor.</li>
 <li>Santrallerin bu koşullar altında çalışması durumunda, zararın boyutu 40 yıllık senaryoda 13,5 milyar dolar, lisans sonuna kadar çalışmaları durumunda ise 44,5 milyar dolara ulaşıyor. İşletmecilerin zarar eden bir operasyonu sürdürmeleri beklenmediğinden bu santrallerin atıl varlıklar haline geleceği öngörülüyor.</li>
 <li>Santrallerin lisans sürelerinin sonuna kadar işletmede kalacakları süre boyunca ortalama yıllık sağlık maliyetinin 10 milyar dolar olduğu görülüyor.</li>
</ul>
<b>Dolayısıyla, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon taahhüdü iklim hedefleri için olduğu kadar, değişen küresel ticaret düzenindeki rekabetçiliğini sürdürülebilmesi açısından da önemli bir hedef.</b>

<b>Bu hedefe ulaşılabilmesi için atılacak ilk ve en önemli adım da elektrik arzında kömürden çıkışa yönelik resmi bir pozisyonun açıkça belirlenmesi ve bu hedefe yönelik planlamanın yapılması olmalı. </b>
<blockquote><em><b>Bu santraller 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayanların sağlığına ve çevreye büyük zararlar vermesine rağmen Çelikler Holding tarafından işletilen Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne 688 MW kapasiteye sahip iki ünite daha eklenmesi planlanıyor. Afşin Elbistan A Santrali’ne yapılacak iki ek ünite aslında 688 MW büyüklüğünde yeni bir santral demek…</b></em></blockquote>
<h2><b>KAPASİTE ARTIŞI BAHANE, YENİ TERMİK SANTRAL ŞAHANE…</b></h2>
<span>Peki, Türkiye bu yolda ilerlemek yerine ne yapıyor?</span>

<span>Sıfırdan yeni bir kömürlü termik santral kurulmasının önünü açıyor.</span>

<b>Kahramanmaraş’taki </b><b>Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ilave iki ünite daha açılması planlanıyor. Sermaye grubu, geçtiğimiz aylarda bunun için ÇED başvurusunda bulundu.</b>

<span>Bu kapasite artışının Türkiye’nin ve hatta Avrupa’nın en kirli kömürlü termik santrallerinden biri olan santralin bölgedeki su kaynaklarına, havaya, toprağa nasıl zararlar verdiğine şu yazıda (</span><a href="https://yeniarayis.com/pelincengiz/afsin-elbistan-termik-santraline-iki-yeni-unite-ceyhan-havzasini-kurutacak/"><span>https://yeniarayis.com/pelincengiz/afsin-elbistan-termik-santraline-iki-yeni-unite-ceyhan-havzasini-kurutacak/</span></a><span>) bahsetmiştik.</span>

<span>H</span><span>âli hazırda Afşin-Elbistan A Termik Santrali’nin dört ünitesi, Afşin-Elbistan B Termik Santrali’nin ise dört ünitesi bulunuyor. Mevcuttaki bu sekiz ünitenin kapasitesi ise 2795 MW büyüklüğünde. </span>

<b>Bu santraller 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşayanların sağlığına ve çevreye büyük zararlar vermesine rağmen Çelikler Holding tarafından işletilen Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne 688 MW kapasiteye sahip iki ünite daha eklenmesi planlanıyor.</b>

<b>Teknik olarak kapasite artışı deniyor ancak bu Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon taahhüdüne tamamen zıt şekilde yeni bir kömürlü termik santral daha kurmayı planlaması anlamına geliyor. </b>

<b>Yani, Afşin Elbistan A Santrali’ne yapılacak iki ek ünite aslında 688 MW büyüklüğünde yeni bir santral demek…</b>
<blockquote><em><b>Afşin Elbistan Termik Santrali ile depolama tesisi yıllardır geçici faaliyet belgesi ile çalışmalarını sürdürüyor. Olası bir kapasite artışının gerçekleşmesi halinde mevcuttaki atık depolama sahası kullanılmaya devam edecek. İşin ilginci, varolan saha da 1 Ocak 2020 tarihinden beri geçici faaliyet belgesi ile işletiliyor. Yani dört yılı aşkındır düzenli depolama lisans belgesi alamamış durumda.</b></em></blockquote>
<h2><b>GEÇİCİ İZİN BELGESİYLE FAALİYETLERİNİ SÜRDÜRÜYOR</b></h2>
<span>Daha önceki yazıda gündeme getirmiştik, bir kez daha hatırlatalım…</span>

<b>Afşin Elbistan Termik Santrali ile depolama tesisi yıllardır geçici faaliyet belgesi ile çalışmalarını sürdürüyor. </b>

<span>Olası bir kapasite artışının gerçekleşmesi halinde mevcuttaki atık depolama sahası kullanılmaya devam edecek. Kapasite artışı ile ilgili sunulan ÇED dosyasında, “Söz konusu depolama sahasında herhangi bir kapasite artışı planlanmamakta olup, mevcut sahanın kullanılmasına devam edilmesi düşünülmektedir” ifadeleri yer alıyor. </span>

<b>İşin ilginci, varolan saha da 1 Ocak 2020 tarihinden beri geçici faaliyet belgesi ile işletiliyor. Yani dört yılı aşkındır düzenli depolama lisans belgesi alamamış durumda.</b>

<b>Diğer yandan, her iki santralin de filtre ve baca arıtma sistemleri standartların altında olmasına rağmen çalıştırılmaya devam ediyor. Mevcut santrale filtre takmadıkları gibi yeni üniteler kurmak istiyorlar.</b>

<span>Çelikler Holding’in baca gazı arıtma tesisi gibi çevre yatırımlarını yapması gerekiyordu. Oysa, sattığı her birim elektrik üzerinden parasını devletten peşin alırken, ilgili yatırımları öngörülen süre içinde gerçekleştirmedi.</span>

<span>Bazı iddialara göre, Çelikler Holding’e taahhüt ettiği yatırımları gerçekleştirmesi için ek süre verilerek, yeni koşullara uygun üretim planlaması yapmasına izin verildi.</span>

<b>Özetle, Çelikler Holding’in Afşin-Elbistan’dan "geçici faaliyet belgesi" ile çalışmaya devam etmesine ve santralin filtre takmayarak çevresini zehirlemesine göz yumuluyor. Şimdi buna bir de kapasite artışı adı altında yeni bir santral daha kurma girişimi eklendi.</b>

<b>Bununla ilgili sivil toplum kuruluşları bir dava açma hazırlığındalar. </b>

<b>Yukarıda paylaştığımız üzere, hiçbir tahmin senaryosunda kârlılığını sürdüremeyecek bu kömürlü termik santraller için iktidar neden ısrar ediyor?</b>

<b>Neden yenilerinin kurulma girişimlerini net bir şekilde geri çevirmiyor?</b>

<b>Bu santraller üzerinden de birtakım sermaye transferlerinin gerçekleşmesine göz mü yumuluyor</b>

<b>Sormamız gereken temel sorular bunlar…</b>

<span>Son olarak geçtiğimiz günlerde alınan önemli bir karardan bahsedelim.</span>

<span>Dünyanın en gelişmiş yedi ekonomisini barındıran G7 ülkeleri, İtalya'da yapılan Çevre, Enerji ve İklim zirvesinde 2030'ların ilk yarısında kömürden enerji elde etmeyi sona erdirme kararı aldı. Sanayileşmiş yedi ülkenin (G7) enerji ve çevre bakanları, ilk kez açık bir şekilde kömürden elektrik üretimini aşamalı olarak durdurma taahhüdünde bulundu.</span>

<span>Bu karara yönelik eleştiriler de var. G7'nin hem küresel ısınmayı 2°C yerine 1,5°C ile sınırlandırma hedefine hem de 2050'de net sıfır emisyona ulaşma hedefine bağlılığını açıklaması olumlu bir işaret olarak değerlendirilse de, somut adımlar konusunda yeterli kararlılığın vurgulanması eleştiri konusu. </span>

<span>Çünkü, 2035’e kadar "çoktan iş işten geçecek", dolayısıyla hedefe ulaşmak için 2030 öncesi bir tarihin verilmesinin zorunluluğunu belirtenler var.</span>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yılda 50 bin gemi Marmara Denizi’ni nasıl kirletiyor?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yilda-50-bin-gemi-marmara-denizini-nasil-kirletiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yilda-50-bin-gemi-marmara-denizini-nasil-kirletiyor</guid>
<description><![CDATA[ Yılda 50 bin gemi Marmara Denizi’ni nasıl kirletiyor? ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/05/Bogazinkeyfini-kaciranlar.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yılda, bin, gemi, Marmara, Denizi’ni, nasıl, kirletiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<span><b>İstanbul Boğazı ve çevresinde, çeşitli ulaşım türlerinden kaynaklanan toplam emisyonların yüzde 10’u gemilerden kaynaklanıyor. Türk Boğazlar Sistemi’nin, Emisyon Kontrol Alanı ilan edilmesi halinde bölgeden geçen gemilerin daha temiz yakıtlar kullanması, kirlilikte yüzde 80’e varan azalma sağlayabilir.</b></span>

<span>Bu yazıda yakın zamanda açıklanan ve özellikle İstanbul ile Marmara Denizi’nde süregelen kirliliğe dikkat çeken iki ayrı çalışmadan bahsetmek istiyorum. Her ne kadar birbirinden bağımsız çalışmalar olsa da, aslında ikisi de içinde bulunduğumuz hava kirliliği durumuna farklı bilimsel açılardan bakıyor.</span>

<span>İstanbul’da hava kirliliğini 37 hava kalitesi izleme istasyonundan yedi yıl boyunca topladıkları veriler üzerinden inceleyen uzmanlar, insan sağlığı için tehlikeli bazı kirleticilerin sınır değerlerin üzerinde tespit edildiği yönünde uyarılarda bulunuyor. </span>

<span>Yeni yayınlanan bilimsel bir<a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S1309104224000540?via%253Dihub"> çalışmaya</a> </span><span> göre, kanserojen ilan edilen ince partikül maddenin (PM2,5) sadece kentlerin merkezlerinde değil, kırsal alanlarda da Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değerlerinden yüksek olduğunu gösterdi. </span>

<span>PM2,5 birçok sağlık sorununun temel nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. </span>

<span>Özellikle solunum sisteminden akciğerlere kadar ulaşabilen bu kirletici, İstanbul’da en az tespit edildiği yerlerde bile Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği yıllık ortalama değerin iki katı seviyesinde tespit edildi. </span>

<span>Uzmanlar, henüz PM2,5 kirliliği için bir üst sınır belirlememiş olan Türkiye’nin bir an önce yönetmeliği güncellemesi gerektiğine dikkat çekiyor. </span>

<span>PM2,5 ve PM10 olarak adlandırılan iki kirletici arasındaki temel fark ise, partikül çapları ve içerikleri. PM2,5, 2,5 mikrometreden küçük, PM10 ise 10 mikrometreden küçük partikülleri ifade ediyor. Boyutu küçüldükçe partikül maddenin solunması ve kana karışması daha kolay hale geldiğinden insan sağlığı açısından son derece tehlikeli olabiliyor. </span>
<blockquote><em><b>İstanbul, hem çok fazla nüfus yoğunluğuna sahip olması hem de ekonomik anlamda Türkiye’nin lokomotifi olması dolayısıyla, ciddi hava kirliliği baskısı altında. Ülke ticaretinin yarısından fazlası İstanbul’da yapılıyor ve ürünlerinin dörtte birinden fazlası bu kentte üretiliyor. Tekstil, metal, kimya gibi birçok kirletici sektör, İstanbul ve civarında üretim yapıyor.</b></em></blockquote>
<h2><b>İSTANBUL CİDDİ HAVA KİRLİLİĞİ BASKISI ALTINDA</b></h2>
<span>Bu çalışmada İstanbul’a dair başka önemli bulgular da var. </span>

<span>Mesela, çoğu istasyonda Türkiye’nin belirlediği yıllık ortalama limitin üzerinde tespit edilen PM10’un en yüksek konsantrasyonları taş ocaklarının yakınındaki Sultangazi istasyonunda ölçüldü.</span>

<span>Ayrıca, Esenyurt, Başakşehir, Tuzla istasyonları ile yerleşimin yoğun ve yakın olduğu bölgelerin yanı sıra Göztepe, Mecidiyeköy, Kağıthane ve Aksaray istasyonları gibi trafiğe yakın yerlerde en yüksek değerlerde ölçüldü. </span>

<b>Bu çalışma aynı zamanda İstanbul’da hava kirliliğinin en önemli kaynakları olarak karayolu trafiğine, sanayi bölgelerine ve İstanbul Boğazı’ndaki gemi trafiğine de işaret ediyor. </b>

<span>Çalışmada İstanbul’da yapılması gerekenlere ilişkin öneriler ise şöyle sıralanıyor:</span>

<em><span>“T</span><span>rafikteki fosil yakıtlı taşıtları, özellikle dizel araçları azaltmak, raylı sistemleri entegre şekilde kent geneline yaygınlaştırmak önemli. </span></em>

<em><span>Aksaray gibi tarihi yarımada içinde kirliliğin yüksek seyrettiği bölgelerde, ‘‘ultra düşük emisyon alanı’’ bölgeleri tasarlanabilir. </span></em>

<em><span>Ayrıca, şehir ile iç içe bulunan ve yerel konsantrasyonların önemli düzeyde artışına sebep olan sanayi tesislerine daha katı emisyon sınırlandırmaları getirmek, çevresel etki alanlarında izleme ve kontrol tedbirleri almalarını sağlamak da önemli bir azaltım stratejisi olabilir.</span></em>

<em><b>Marmara Denizi ve Boğazları’nın düşük emisyon salımı yapan gemilerin geçişi için gerekli girişimlerin yapılması değerlendirilmesi gereken çözüm önerileri arasında.”</b></em>

<span>İstanbul, hem çok fazla nüfus yoğunluğuna sahip olması hem de ekonomik anlamda Türkiye’nin lokomotifi olması dolayısıyla, ciddi hava kirliliği baskısı altında. </span>

<span>Ülke ticaretinin yarısından fazlası İstanbul’da yapılıyor ve ürünlerinin dörtte birinden fazlası bu kentte üretiliyor. Tekstil, metal, kimya gibi birçok kirletici sektör, İstanbul ve civarında üretim yapıyor. Kocaeli, Dilovası, Bursa ve Çorlu, sanayi dolayısıyla önemli kirlilik kaynaklarının olduğu yakın alanlar olarak öne çıkıyor. </span>

<span>Şehir içi alanlarda faaliyet gösteren ve önemli bir kirlilik kaynağı olan sanayi tesislerine, etki alanları olan çevrelerinde, hava kirliliğini sürekli izleme ve önleyici tedbirler alma zorunluluğu getirilmesi gerekiyor.</span>
<blockquote><em><b>İstanbul Boğazı kenarında gemi emisyonlarını izleme amacı ile kurulmuş olan Kandilli istasyonunda SO2 konsantrasyonlarının, şehrin yerleşim alanlarına kıyasla iki kat daha yüksek değerler aldığı tespit edildi. </b></em></blockquote>
<h2><b>İSTANBUL BOĞAZI’NDAN HER YIL 50 BİN GEMİ GEÇİYOR</b></h2>
<span>Bu çalışmada, sülfürdioksit (SO2) değerlerinin İstanbul’un hiçbir noktasında yıllık sınır değerin üzerinde olmadığı gözlendi. </span>

<span>Ancak, İstanbul Boğazı kenarında gemi emisyonlarını izleme amacı ile kurulmuş olan Kandilli istasyonunda SO2 konsantrasyonlarının, şehrin yerleşim alanlarına kıyasla iki kat daha yüksek değerler aldığı tespit edildi. </span>

<span>Dolayısıyla, Marmara ve Boğazları’nın gemi emisyon kontrol alanı olarak ilan edilmesi, gemi bacalarından salınan SO2 emisyonlarının şehir atmosferine olan bu katkısını azaltmak için etkili bir yöntem olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.</span>

<span>Kısa süre önce, bu çalışmadaki temel bulguları ve özellikle gemi geçişleriyle ilgili tespitleri destekleyen başka bir araştırma daha açıklandı.</span>

<span>Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Bilgili tarafından<a href="https://jag.journalagent.com/jems/pdfs/JEMS_10_3_202_209.pdf"> yayınlanan çalışmaya</a> </span><span>göre, d</span><span>ünyanın en önemli ticaret rotaları arasında bulunan Çanakkale ve İstanbul Boğazları’ndan her yıl 50 bine yakın gemi geçiyor. Ancak bu gemiler, yaktıkları ağır fosil yakıtlar nedeniyle Marmara Bölgesi’nde yüksek seviyelerde kaydedilen hava kirliliğinin önemli sebepleri arasında. </span>

<span>İstanbul Boğazı ve çevresinde, çeşitli ulaşım türlerinden kaynaklanan toplam emisyonların yaklaşık yüzde 10’unun gemi kaynaklı olduğu düşünülüyor.</span>

<span>Levent Bilgili’nin çalışmasında tespit ettiği bulgularla ilgili değerlendirmeleri şöyle:</span>

<span>“Gemi faaliyetleri nedeniyle açığa çıkan kükürt ve azot oksitler ile parçacıklı maddelerin, solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarının yanı sıra erken yaşta ölümlere sebep olduğu biliniyor. </span>

<span>Bu kirliliği büyük ölçüde azaltmanın yolu ise Türk Boğazlar Sistemi’ni ‘‘Emisyon Kontrol Alanı’’ ilan etmek. </span>

<span>Emisyon Kontrol Alanı, devletlerin önerisi ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) onayıyla kabul edilen özel bir deniz alanıdır. Bir deniz bölgesi emisyon kontrol alanı ilan edildiğinde, o bölgeden geçen gemilerin kullandığı yakıtlar ve motorları denetlenerek, neden olabilecekleri kükürt ve azot oksit emisyonları sınırlandırılır. </span>

<span>Bu alanların dışında seyreden gemilerin kullandığı yakıtlarda, kütlece yüzde 0,5 oranında kükürt bulunabilirken, bu alanlara giren gemilerde bu oran yüzde 0,1 olmak zorundadır. Buna ek olarak, azot oksitlerin de belli bir seviyenin altında bulunması gerekir. Bu şartları sağlayamayan gemiler, emisyon kontrol alanlarına giremez.</span>

<b>Marmara Bölgesi ve burada yaşayan 25 milyonluk nüfus, kirleticilere uygulanacak bu gibi bir sınırlamadan</b> <b>büyük ölçüde yarar sağlayabilir. 2022 yılında yayınlanan ve Türk Boğazlar Sistemi’ni Emisyon Kontrol Alanı ilan etmenin hava kirliliğine etkisinin hesaplandığı bu çalışmaya göre, bölgeden geçen gemilerin daha temiz yakıtlar kullanması, kirlilikte yüzde 80’e varan azalma sağlayabilir.</b><span> </span>

<b>Denizcilik Örgütü’nün (IMO) en güncel verilerine göre, dünyadaki toplam kükürt ve azot oksit emisyonlarının yüzde 24’ünden, parçacıklı maddelerin ise yüzde 9’undan gemiler sorumlu.</b>
<blockquote><em><b>Akdeniz de 1 Mayıs 2025 itibariyle emisyon kontrol alanı ilan edilecek. 2022 yılında alınan bu karara ilişkin öneri, Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler tarafından Akdeniz Eylem Planı ve Barselona Sözleşmesi çerçevesinde 2021’de Türkiye’de gerçekleştirilen toplantıda hazırlanmıştı.</b></em></blockquote>
<h2><b>AKDENİZ EMİSYON KONTROL ALANI İLAN EDİLECEK</b></h2>
<span>Yıldan yıla artan bu kirlilik; Türk Boğazları’nın yanı sıra Kuzey Atlantik, Kuzey Pasifik, Çin Denizi, Cebelitarık, Süveyş ve Panama kanalları gibi dünyanın önemli ticaret rotalarında yoğunlaşıyor. Azaltılması için Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün geliştirdiği kapsamlı önlemlerin başında ise dünyadaki bazı bölgelerin emisyon kontrol alanı ilan edilmesi geliyor. </span>

<span>Halihazırda Emisyon Kontrol Alanı olarak onaylanmış olan Amerika Birleşik Devletleri - Kanada kıyıları ile Baltık Denizi’nde seyreden gemiler, daha düşük oranda kirletici üreten yakıtlar kullanmak zorundalar. Bunu yapmadıkları takdirde, bu sulara girişlerine izin verilmiyor. Çok başarılı sonuçlar veren bu uygulamada, doğru yakıt kullanıldığı takdirde kirleticiler neredeyse tamamen ortadan kaldırılabiliyor. </span>

<span>Avrupa Birliği de birçok limanında gemi emisyonları için etkin kısıtlamalar uyguluyor. Emisyon kontrol alanlarından bağımsız olarak tüm AB limanlarında, gemi yakıtlarında yüzde 0,1 kükürt sınırlaması geçerli.</span>

<span>Ayrıca Akdeniz de 1 Mayıs 2025 itibariyle emisyon kontrol alanı ilan edilecek. 2022 yılında alınan bu karara ilişkin öneri, Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler tarafından Akdeniz Eylem Planı ve Barselona Sözleşmesi çerçevesinde 2021’de Türkiye’de gerçekleştirilen toplantıda hazırlanmıştı. </span>

<span>Cebelitarık Boğazı, Akdeniz’de belirlenen emisyon kontrol alanına dahil, fakat  Süveyş Kanalı kapsam dışında bırakılıyor. Uygulamanın, Akdeniz genelinde gemi emisyonları kaynaklı kirliliği ciddi ölçüde azaltacağı öngörülüyor. Ne var ki bu uygulama için öngörülen sınırlar, Çanakkale Boğazı girişinde son bulacak ve Marmara Denizi’ni kapsamayacak.”</span>

<span>Bir iç deniz olan Türk Boğazlar Sistemi’nin tüm kontrolü Türkiye’ye ait olsa da, bölgeden geçen gemiler, uluslararası deniz trafiğinin bir parçası. Bu nedenle bölgenin emisyon kontrol alanı olarak ilan edilmesi, ancak uluslararası kurallar çerçevesinde ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün çalışmalara dahil olmasıyla mümkün olabilir. Ayrıca böyle bir kararın alınması, çevresel olarak ve halk sağlığı açısından büyük yararlar sağlayacak olsa da, sosyal ve politik sorunlar yaratabilir. </span>

<span>Emisyon kontrol alanlarında kullanılması gereken yakıtlar, genellikle daha maliyetlidir. Dolayısıyla bu yakıtların kullanılması, navlun ücretlerinin ve haliyle de son tüketicinin marketten satın aldığı ürünlerin fiyatlarının artmasına yol açabilir. Bu nedenle, bu ve bunun gibi kararların sosyal boyutlarının da iyi incelenmesinde fayda görülüyor. İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin tek çıkış noktası olması, bu ülkeler üzerinde de baskı oluşmasına yol açacak potansiyele sahip.</span>

<span>Dolayısıyla, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi’nin korumak, üzerindeki yükü azaltmak ve elbette Boğaz’ın keyfini kaçırmamak için gemilerden kaynaklanan emisyonlar üzerine hızla harekete geçilmesi gerekiyor.</span>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gelecekte çöl tozu taşınımı artacak: Türkiye kurak step iklime geçiyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gelecekte-coel-tozu-tasinimi-artacak-turkiye-kurak-step-iklime-geciyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gelecekte-coel-tozu-tasinimi-artacak-turkiye-kurak-step-iklime-geciyor</guid>
<description><![CDATA[ Gelecekte çöl tozu taşınımı artacak: Türkiye kurak step iklime geçiyor ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/kum-firtinasi.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gelecekte, çöl, tozu, taşınımı, artacak:, Türkiye, kurak, step, iklime, geçiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<strong>Prof. Dr. Murat Türkeş, kum/toz fırtınalarının arttığını, gelecekte bu sayının fazlalaşacağını belirterek, Türkiye’nin ikliminin daha sıcak ve kurak hale geleceğine, hatta bazı bölgelerde kurak step iklimine geçileceğine dikkat çekti.</strong>

Türkiye, yakın komşusu Yunanistan ile birkaç gündür farklı bir iklim olayını deneyimliyor. Afrika’dan taşınan çöl tozları Atina’yı baştan sona turuncu renge dönüştürürken, Türkiye’nin pek çok kenti de çöl tozlarının altında kaldı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamaya göre, Kuzey Afrika üzerinden gelen sıcak hava dalgası ile birlikte çöl tozları da bulunduğumuz coğrafyaya taşındı.
<blockquote><em><strong>Toz taşınımının İç Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı ve Orta Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun batısında etkili olduğu görüldü.</strong> <strong>Ülkenin farklı noktalarında toz taşınımı nedeniyle atmosferin hava kalitesini etkileyen partikül madde oranlarında artış görüldü.</strong></em></blockquote>
<h2><strong>TOZ TAŞINIMININ BAZI BÖLGELERDE ETKİLİ OLDUĞU GÖRÜLDÜ</strong></h2>
Toz taşınımının İç Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı ve Orta Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun batısında etkili olduğu görüldü.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Sürekli İzleme Merkezi bünyesindeki Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı verilerine göre, ülkenin farklı noktalarında toz taşınımı nedeniyle atmosferin hava kalitesini etkileyen partikül madde oranlarında artış görüldü.

Dünya Sağlık Örgütü’nün metreküp başına 50 mikrogram olarak belirlediği partikül madde sınır değeri (PM10) çok sayıda kentte 50-100 mikrogram aralığındaki orta değerlere çıktı.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun açıklamasına göre, Copernicus Atmosfer İzleme Servisi’nden alınan veriler, Türkiye’nin güney kıyılarında Mersin’den kuzey batıda İstanbul’a kadar uzanan bir hat üzerinde yüzey toz konsantrasyonunun hassas düzeye çıktığını gösteriyor.

Günlük ortalama toz konsantrasyonu Sinop’ta 173 mikrogram ile en yüksek seviyede. Sinop’u İstanbul (166 mikrogram) Afyonkarahisar (165 mikrogram), Zonguldak (159 mikrogram) ve Ankara (154 mikrogram) izledi.

Akla gelen ilk sorular da nedir bu çöl tozu taşınımı, neden olur, bu hava olayında iklim krizinin etkisi ne kadar şeklinde oluyor.

Tüm bu sorularım cevaplarını Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’e sorduk:

"Yaz dönemi dışında, bahar ayları Sahra’da ve Ortadoğu’da kum ve toz fırtınası çıkması için çok uygundur. Çünkü, bir yandan orada hava sıcaklıkları artıyor ve kuraklaşma başlıyor, bir yandan da orta enlem yüksek atmosfer görece soğuk hava baskınları Akdeniz’de, Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da etkili oluyor.

O dönemde fırtınalar Ortadoğu’ya, Arabistan’a ve Kuzey Afrika’ya indiği zaman yüzey sıcak ve kuru olduğu için, o fırtınayla toz kalkıyor ve güneyli hava akımlarıyla birlikte toz da Türkiye’ye doğru taşınıyor.

Toz çok fazla olduğu zaman haliyle yağış da olamıyor. Bulutun içinde yağışa dönüşebilecek nemin yoğunlaşma çekirdeklerine ihtiyaç var, çok fazla toz olunca o yağış olamıyor, çünkü nem yağışa yetmiyor.”
<blockquote><em><strong>Prof. Dr. Murat Türkeş:</strong> <strong>“Köppen-Geiger</strong><strong> </strong><strong>iklim sınıflandırmasının 2041-2070 ve 2071-2099 dönemlerinin tüm senaryolarında Türkiye’de hem Akdeniz ikliminin hem de kum/toz fırtınalarının elverişli olduğunu, yarı kurak step ikliminin alanının da genişleyeceğini görüyoruz.</strong></em><strong><em>”</em></strong></blockquote>
<h2><strong>TÜRKİYE’NİN BAZI BÖLGELERİNDE KURAK STEP İKLİM GÖRÜLECEK</strong></h2>
Türkeş, Türkiye’nin bu kum/toz taşınımından neden bu kadar etkilendiğini ise şöyle anlattı:

“İki kaynak bölge var biri Kuzey Afrika, diğeri Arabistan ve Ortadoğu.

Türkiye, genel taşınım açısından kum ve toz fırtınalarına açık bir ülke. Çünkü bu bölgelerin hepsine hava sirkülasyonu açısından açık. Diğer yandan, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve kısmen Trakya’nın iç bölgeleri gibi fırtınaların kum/toz taşınımlarına yol açabilecek iklim koşullarına sahip.

İç Anadolu’da ve Güneydoğu Anadolu’nun güneyinde bu mevsimlerde kuvvetli gök gürültülü, şiddetli fırtınalar daha yerel toz fırtınalarına da neden oluyor.

Daha önce Kuzey Afrika, Arabistan, Ortadoğu ve Güneybatı Asya’daki istasyonlarda yaptığımız çalışmalarda kum/toz fırtınalarının sıklığında ve etki sürelerinde artış gözleniyordu, şimdilerde de bu eğilim sürüyor.

<strong>İklim değişikliği, sıcak hava dalgaları ve özellikle kuraklığın sıklığının ve etkisinin artması bunu tetikliyor. Gelecekteki iklim açısından bizi çok daha sıcak ve kurak bir iklim bekliyor.</strong>

<strong>Genel projeksiyonlar sıcaklığın, kuraklığın ve buharlaşmanın artmasını, toprak neminin ve yağışların azalmasını gösteriyor. Bunun bir bütün halinde göstergeye dönüşmesi ise ancak iklim tipleri ya da kuraklık iklim indisleriyle mümkün oluyor.</strong>

<strong>Köppen-Geiger</strong> <strong>iklim sınıflandırmasının 2041-2070 ve 2071-2099 dönemlerinin tüm senaryolarında Türkiye’de hem Akdeniz ikliminin hem de kum/toz fırtınalarının elverişli olduğunu, yarı kurak step ikliminin alanının da genişleyeceğini görüyoruz. </strong>
<ul>
 <li>Özellikle orta ve kötümser senaryolara göre, yarı kurak step iklimi alanını İç Anadolu’da genişleyecek, batı ve güney bölgelerde Akdeniz iklimi alanı genişleyecek.</li>
 <li>Türkiye’de soğuk nemli iklim kuşakları daralacak, çok daha önemlisi Trakya’nın orta bölümünde bugünkünden çok daha kurak bir step iklimi oluşacak.</li>
 <li>Geleneksel Akdeniz iklim içerisindeki Güneydoğu Anadolu’nun Türkiye-Suriye sınırında, Kilis’ten Mardin’e kadar Harran Ovasını’da içeren geniş coğrafyada, bugün bizde bulunmayan Suriye’nin kuzeyindeki daha kurak bir step iklimi ve onun ardından tam kurak ikliminin buradan Türkiye’ye girmesini bekliyoruz.</li>
 <li>Aynı şekilde bütün Akdeniz, Ortadoğu ve Güneybatı Asya bugünkünden çok daha sıcak olacağı için gelecekte bulunduğumuz coğrafya nedeniyle özellikle geçiş mevsimlerinde kum/toz fırtınaları daha fazla görülecek.</li>
</ul>
Hem iklim krizinin olumsuz etkiler hem de Türkiye’nin genel coğrafi koşulları bu gelişmelere elverişli durumda.
<blockquote><em><strong>“Gelecekte daha fazla kum/toz fırtınalarına açık bir dönem bizi bekliyor. Özellikle hem orman yangınları açısından hem tarım açısından hem de kum/toz fırtınaları açısından çok daha kurak ve sıcak iklim koşulları bizi bekliyor.”</strong></em></blockquote>
<h2><strong>KUM VE TOZ FIRTINALARINA DAHA AÇIK BİR DÖNEM BİZİ BEKLİYOR</strong></h2>
Türkiye’nin genel iklimindeki değişiklikler açısından neler beklemeliyiz sorusuna ilişkin de Türkeş, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu tür hava devrelerinin süresi uzarsa ki, öyle gözüküyor, görece soğuk hava bu mevsimlerde güneye inerse ve yüzey de daha sıcak ve kurak olursa, bu toz taşınımları çok daha uzun sürekli etkili olabilir.

Gelecekte daha fazla kum/toz fırtınalarına açık bir dönem bizi bekliyor. Özellikle hem orman yangınları açısından hem tarım açısından hem de kum/toz fırtınaları açısından çok daha kurak ve sıcak iklim koşulları bizi bekliyor.

Bu dönemlerde yağış olduğunda da bir yandan kuraklık devam ederken, bir yandan da daha şiddetli olacak yağışlarla sel baskınları, taşkınlar meydana gelecek. İklim krizindeki mevcut durum bu şekilde sürerse, çok daha olumsuz hava ve iklim olayları olacak. İnsan üzerindeki etkisi çok daha şiddetli şekilde görülecek dönemler bizi bekliyor.

O nedenle orman ekosistemleri, çayırlar, meralar hep korunmak zorunda. Çünkü onlar bu etkiyi azaltan etmenler. Kentlerdeki her türlü yeşil örtüyü, parkları, bahçeleri, yeşil kuşakları artırmak zorundayız. Çünkü onlar bu kum fırtınalarının da bir taşınım olsa bile etkisini azaltacaktır.”

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) geçmiş dönem raporları, aslında tüm bu gelişmelerin habercisi gibiydi. Daha önceki yıllarda yapılan değerlendirmelerde, Akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgelerde yakın gelecekte bugün yaşanandan çok daha kötü sıcak hava dalgaları, kuraklık ve yangınlar meydana gelebileceği tahminleri pek çok kez sıralandı.

Malum, geride bıraktığımız her ay, bir önceki yıla göre sıcaklık rekoru kırıyor.

Küresel sıcaklık artışı yeni rekor sıcaklık dalgalarıyla, kuraklıkla, şiddetli yağışların yarattığı sel ve taşkınlarla, orman yangınlarıyla kendini daha çok hissettirecek ve maalesef böyle bir kısır döngü sarmalının içinde yaşayacağız.

Aşırı hava olaylarının yaratacağı sağlıklı gıdaya dair tehditler, kentlerde ve kırsal alanlarda oluşan sağlık problemleri, yaygınlaşan bazı hastalıklar sürekli gündemimizde olacak.

İklim krizi bizi artık çok daha kritik bir yaşamsal noktaya taşıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesini Dünya Bankası mı fonlayacak?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-iklim-kriziyle-mucadelesini-dunya-bankasi-mi-fonlayacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-iklim-kriziyle-mucadelesini-dunya-bankasi-mi-fonlayacak</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesini Dünya Bankası mı fonlayacak? ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/04/Iklim-Degisikligi-Azaltim-ve-Uyum-Strateji-ve-Eylem-Planlari.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiye’nin, iklim, kriziyle, mücadelesini, Dünya, Bankası, mı, fonlayacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<strong>Proje bazlı olarak hem iklim değişikliği stratejisi azaltım hedefleri hem de deprem bölgesine yönelik yatırımların gerçekleştirilmesi projeleri Dünya Bankası’ndan sağlanacak kredilerle mi gerçekleştirilecek? Yandaş şirketlere finansman sağlanması için bu krediler araçsallaştırılabilir mi?</strong>

Geçtiğimiz günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Türkiye’nin Sera Gazı Azaltım Hedefinin Revizyonu ve Uzun Vadeli İklim Değişikliği Stratejisinin Geliştirilmesi Projesi kapsamında “İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı 2024-2030” (İDASEP) yayımlandı.
<h2><strong>YENİ BİR İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ STRATEJİSİ VE EYLEM PLANI</strong></h2>
2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, 12’nci Kalkınma Planı, Orta Vadeli Program ve NDC dikkate alınarak, Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerini belirlemek ve bu kapsamda yürütülecek faaliyetleri tasarlamak amacıyla yeni bir iklim değişikliği stratejisi ve eylem planı oluşturuldu.

Strateji ve Eylem Planı, enerji, sanayi, binalar, ulaştırma, atık, tarım ile ’Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (AKAKDO) sektörleri ile karbon fiyatlandırma mekanizmaları ve adil geçiş konularında sera gazı azaltım politikalarını kapsayan 49 strateji ve 260 eylemi içeriyor.

Ancak, eylem planında sayısal hedeflerden çok yol haritasına odaklanılmış olduğu dikkat çekiyor.

Genel itibariyle, Türkiye’nin iklim krizi konusunda gelecek altı yıl boyunca yapacaklarını anlatan bir yol haritası ortaya konmuş oldu.

Bu eylem planı çerçevesinde Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için enerji, sanayi, ulaştırma, tarım, bina, atık, arazi ve orman sektörlerinde emisyonların azaltılması planlanıyor.

Peki bütün bunlar nasıl olacak?
<h2><strong>NÜKLEER SANTRALLER 2030’A KADAR GÜNDEMDE</strong></h2>
Eylem planında dikkat çeken kritik noktaları sıralayalım:
<ul>
 <li>Daha önceki eylem planlarında olmayan Adil Geçiş ve Karbon Fiyatlandırma başlıkları bu eylem planında ilk kez yer aldı.</li>
</ul>
<blockquote><em><strong>Emisyon azaltım planında yenilenebilir enerji ve nükleere ağırlık verildiği görülüyor. Nükleer enerjide kurulu kapasitenin 4800 MW’a çıkarılması hedefiyle üç santralin (Akkuyu, Sinop, İğneada) 2030’a kadar gündemde olacağını görüyoruz.</strong></em></blockquote>
<ul>
 <li>Türkiye’de sera gazı emisyonlarının yüzde 70’den fazlası enerji sektöründen geliyor. Planda emisyon azaltım planında yenilenebilir enerji ve nükleere ağırlık verildiği görülüyor. <strong>Nükleer enerjide kurulu kapasitenin 4800 MW’a çıkarılması hedefiyle üç santralin (Akkuyu, Sinop, İğneada) 2030’a kadar gündemde olacağını görüyoruz. Bunun yanında modüler denen küçük nükleer santrallere de eylem planında yer verildi.</strong></li>
 <li><strong>Başlığında azaltım stratejisi denen planın en büyük eksikliği kömür ve gazdan çıkış için maalesef göndermenin ve takvimlendirmenin olmaması. Fosil yakıtlarla çalış</strong><strong>an santraller</strong><strong>i kapatmaya ya da sayısını azaltmaya yönelik herhangi bir eylem planda yer almıyor.</strong> Hatta planda kapatmaya dair bir planlama yer almadığı gibi eski termik santrallerin “temiz kömür” teknolojileri ile dönüştürülmesinden bahsediliyor. Bu da kömürden çıkılmayacağı anlamına geliyor.</li>
 <li>Burada daha çok teknolojiden faydalanılarak, “Fosil yakıtlara dayalı santraller için karbon yakalama, kullanma ve depolama gibi emisyon azaltımına yönelik teknolojilerin, ekonomik potansiyelinin, uygun tedarik zinciri altyapısının ve süreçlerinin araştırılması ve hedeflerin belirlenmesi” gibi bir hedefin konulduğu görülüyor.</li>
 <li>Özellikle enerji sektörü özelinde, yenilenebilir enerji kaynaklarından maksimum düzeyde yararlanılması ve fosil yakıtların kullanımının minimize edilmesi hedefleniyor. <strong>Rapor, özellikle güneş ve rüzgar enerjisi gibi temiz enerji kaynaklarının kapasitelerinin artırılmasını vurguluyor.</strong> Bunun yanı sıra, binaların enerji verimliliğini artırmak ve enerji tüketimini azaltmak için modern izolasyon teknikleri ve akıllı bina teknolojilerinin kullanılmasını teşvik ediyor.</li>
</ul>
<blockquote><strong><em>Uzmanlar, bu kadar çok yenilenebilir enerji yatırımının başta ormanlar olmak üzere karbon yutak alanlarına zarar verdiği görüşünde. Özellikle eylem planında HES’lerin artırılması ve kapasitenin 35 bin MW’a çıkarılması hedefleniyor. HES’lerin akarsular üzerinde yarattığı tahribatlar uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde olan bir konu.</em> </strong></blockquote>
<h2><strong>HES’LERİN ARTIRILMASI PLANLANIYOR</strong></h2>
<ul>
 <li>Uzmanlar, bu kadar çok yenilenebilir enerji yatırımının başta ormanlar olmak üzere karbon yutak alanlarına zarar verdiği görüşünde. <strong>Özellikle eylem planında HES’lerin artırılması ve kapasitenin 35 bin MW’a çıkarılması hedefleniyor.</strong> Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 106 bin MW. Yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 53 civarında. Hali hazırda Türkiye’de kurulu gücün en büyük kısmını 31 bin 596 MW ile HES’ler oluşturuyor. HES’lerin akarsular üzerinde yarattığı tahribatlar uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde olan bir konu.</li>
 <li><strong>Karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin Türkiye’de uygulaması yok ancak planda bu teknolojilere altyapı oluşturulması bakımından atıf yapılıyor. Bu teknolojilerin iklim değişikliğine ve sera gazı emisyonlarının azaltımına olumlu etkisi tüm dünyada hala tartışma konusu. </strong>Bu teknolojilerin kullanılması için yoğun bir enerji kullanımına ihtiyaç var. Bu enerji nereden karşılanacak, maliyetleri ne olacak yönünde bazı belirsizlikler hakim. Eylem planının odağında bu teknolojilerin çok fazla yer alması dikkat çeken konuların başında geliyor.</li>
 <li><strong>2053’e kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için geliştirilen çeşitli stratejilerin açıklandığı eylem planı raporunda yer alan stratejiler arasında, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) mevzuatına “karbon içeriği” eklenmesi planı da bulunuyor.</strong> Bu değişiklik, özellikle taşımacılık sektöründe fosil yakıtların kullanımını azaltmayı ve elektrikli araç kullanımını artırmayı hedefliyor. Türkiye’de ulaştırma sektörü, artan araç sahipliliği ve fosil yakıt kullanımından kaynaklı emisyonlarda büyük bir artışa neden oldu. 2002-2022 arasında motorlu taşıt sayısı üç kat arttı ve bu artış, ulaştırma sektörü emisyonlarının yükselmesine sebep oldu. Karbon vergisi ile fosil yakıt kullanımının azaltılması ve elektrikli araçlara geçişin teşvik edilmesi, emisyon azaltımı açısından önemli.</li>
 <li>Eylem planındaki Binalar başlığı altında daha çok enerji verimliliğine odaklanıldığını görüyoruz. <strong>Burada Neredeyse Sıfır Enerjili Binalar (NSEB) kavramı önceliklendiriliyor. Tüm yeni yapılacak binaların bu konsepte uygun olarak yapılmasına yönelik yasal düzenlemenin </strong><strong>geli</strong><strong>ştirilmesi hedefleniyor.</strong> NSEB yaklaşımı daha az enerji kullanılması ve yeni binaların tamamında 2026’dan sonra metrekare sınırlaması getirmeksizin uygulanması olarak ele alınmış. Mevcut binalarda bu nasıl uygulanacak kısmı ise net değil. Kentsel dönüşümdeki binalara ilişkin ise enerji verimliliği uygulaması yok. Bu eylem planında depremle ilgili kısımların girmediğini görüyoruz, girmemesi eksik bir boyut.</li>
</ul>
Eylem planının açıklanmasının ardından takip eden günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dünya Bankası ile gelecek beş yıllık döneme ilişkin mali işbirliği programı oluşturulduğunu açıkladı.
<blockquote><em><strong>Dünya Bankası, ilk üç</strong><strong> y</strong><strong>ıl içinde Türkiye</strong>’<strong>ye 18 milyar dolarlık finansman sağlayacak. Böylece Orta Vadeli Program’ın (OVP) açıklanmasının ardından Türkiye'ye aktarılan kaynak tutarı, devam eden 17 milyar dolarlık programa 18 milyar doların daha eklenmesiyle birlikte 35 milyar dolara yükseltildi.</strong><strong> </strong></em></blockquote>
<h2><strong>DÜNYA BANKASI FİNANSMAN SAĞLAYACAK</strong></h2>
Dünya Bankası, ilk üç yıl içinde Türkiye’ye 18 milyar dolarlık finansman sağlayacak. Böylece Orta Vadeli Program’ın (OVP) açıklanmasının ardından Türkiye'ye aktarılan kaynak tutarı, devam eden 17 milyar dolarlık programa 18 milyar doların daha eklenmesiyle birlikte 35 milyar dolara yükseltildi.

Dünya Bankası, Türkiye için hazırlanan Ülke İşbirliği Çerçevesi (Country Partnership Framework - CPF) kapsamında yeni sunulan 18 milyar dolarlık paketin yaklaşık 12 milyar dolarının özel sektöre, finansmanın geri kalanının ise geçen yıl meydana gelen depremlerin yaralarının sarılması, enerji güvenliğinin artırılması ve iklim değişikliğiyle ilgili sorunların ele alınmasına yönelik olacağını kaydetti.

Bilindiği üzere, bu krediler, işin kuralı gereği, adı önceden konmuş özel ve kamusal projeler için kullanılabiliyor.

Bu krediler tek tek projelere veriliyor ve sadece o proje için kullanılabiliyor. Dünya Bankası, krediyi verirken her projenin uygunluğunu değerlendiriyor ve kredi projenin ihtiyaçlarına ve ilerlemesine göre zaman içinde veriliyor.

Elbette, Dünya Bankası bu kaynağın nasıl harcandığını da takip ediyor.

Metinde işbirliği çerçevesinin odak noktalarından biri olan yeşil dönüşüm konusunda önemli notlar var. Yüksek ve sürdürülebilir üretkenlik artışının temeli olarak iklim krizine karşı dayanıklılığı ve gıda güvenliğini güçlendirmek için iklim dostu tarımın teşvik edilmesi, karbon emisyonlarını azaltmak ve ticari rekabet gücünü sürdürmek için sanayi sektörünün iklim dostu hale getirilmesi ve 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen bölgelerde ekonomik toparlanmanın desteklenmesi önceliklendiriliyor.

Türkiye’de çimento ve demir çelik sektörüleri başta olmak üzere sanayi üretiminin karbon emisyonlarının yüksek olduğuna <a href="https://documents1.worldbank.org/curated/en/099031824111097800/pdf/BOSIB1c51810200bb1b42411382658e7899.pdf)">dikkat çekilen metinde</a> sanayide karbon emisyonu oranlarının düşürülmemesi halinde 2026’da AB sınırda karbon mekanizmasının tam olarak uygulamaya girmesiyle Türkiye’nin en büyük pazarı olan AB’de rekabet gücü kaybedeceği uyarısı yapılıyor.

Diğer yandan deprem sonrasında barınma başta olmak üzere bölgenin iyileştirilmesi ve yeniden kalkındırılmasına ilişkin pek çok başlık bulunuyor.

Şimdi akıllardaki soru şu, proje bazlı olarak hem iklim değişikliği stratejisi azaltım hedefleri hem de deprem bölgesine yönelik yatırımların gerçekleştirilmesi projeleri Dünya Bankası’ndan sağlanacak kredilerle mi gerçekleştirilecek? Yatırımlar sırasında buradan ortaya çıkacak iş paylaşımını kimler devralacak? Yandaş şirketlere finansman sağlanması için bu krediler araçsallaştırılabilir mi? En önemlisi de hem iş yapma ve uygulamaların izlenmesi süreçleri ne kadar şeffaf olacak?

Önümüzdeki dönemde titizlikle izlenmesi gereken başlıklardan birisinin de bunlar olacağına şüphe yok.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DEDAŞ&amp;apos;ın Yanık İzleri ve AKP Dönemi Özelleştirmelerin Sonuçları</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dedasin-yanik-izleri-ve-akp-doenemi-ozellestirmelerin-sonuclari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dedasin-yanik-izleri-ve-akp-doenemi-ozellestirmelerin-sonuclari</guid>
<description><![CDATA[ Abdullah Tivnikli&#039;nin Kariyeri ve DEDAŞ&#039;ın Yangın Skandalı: AKP Döneminin Özelleştirme Politikaları ve Sermaye Transferlerinin Çevresel ve Sosyal Sonuçları ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/06/Adsiz-tasarim-10-1.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 18:40:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Becerikli, Abdullah’tan, orman, yangınına, uzanan, bir, AKP, dönemi, portresi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>**</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gerçek bir AKP dönemi iş insanı portresine sahip Abdullah Tivnikli’nin yaşamı boyunca attığı her adım, aldığı her karar, bulunduğu her pozisyon, geride bıraktığımız 23 yıllık AKP Türkiye’sinin hızlandırılmış filmi gibi bir tablo sunuyor. Ahbap çavuş ilişkilerinin, yandaş kayırmalarının, özelleştirmeyle sermaye transferlerinin ve usulsüz kredi dağıtmaların sebep olduğu sonuçlar, gözümüzün önünden kayıp giden geleceğimizle birlikte yanan ormanlar ve yok olan ekosistem olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p></p>
<p>Son günlerde yaşanan Diyarbakır'ın Çınar ve Mardin'in Mazıdağı ilçelerinde çıkan ve 15 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan yangınlar, baş şüpheli olarak Dicle Elektrik Dağıtım AŞ'yi (DEDAŞ) işaret ediyor. Yangının, DEDAŞ’ın yıllardır ihmal ettiği bakım ve onarımlar nedeniyle çıktığı ihtimali güçleniyor. Görgü tanıkları, yangının elektrik telleri nedeniyle başladığını belirtirken, DEDAŞ, yangınla ilgili suç duyurusunda bulunmayı tercih etti. Elektrik Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi, yangın bölgesindeki elektrik iletim hatlarında gerekli önlemlerin alınmadığını ve bakım çalışmalarının ihmal edildiğini açıkladı. Bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi gerektiği bildirilen raporda, yangın sonrası soğutma çalışmalarının yetersiz olduğu ve yeni yangınlara yol açabilecek riskler içerdiği vurgulandı. Başsavcılık, daha detaylı bir ara raporun hazırlanmasını ve havadan çekilen fotoğrafların incelenmesini talep etti.</p>
<p></p>
<p>Tüm bu olayların arka planında, AKP döneminin özelleştirme politikalarına ve yandaşlık yoluyla devşirilen sermaye transferlerine dair geniş bir değerlendirme yapmak gerekiyor. 2013 yılında özelleştirilen DEDAŞ, Eksim Holding tarafından satın alındı. Eksim Holding’in kurucusu Abdullah Tivnikli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın çevresindeki isimlerden biriydi. Tivnikli, Türk Telekom’un özelleştirilmesinde de önemli bir rol oynamış ve bu süreçte AKP hükümeti üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu öne sürülmüştü. Ayrıca, Tivnikli'nin, elektrik dağıtım şirketi DEDAŞ’a Kuveyt Türk Bankası aracılığıyla tartışmalı bir yöntemle kredi verdiği de gündeme geldi.</p>
<p></p>
<p>Abdullah Tivnikli'nin yaşamı ve kariyeri, AKP dönemi özelleştirmelerinin ve sermaye transferlerinin ne tür sorunlara yol açtığını ve bu süreçlerin kamusal hizmetlerin kalitesini nasıl etkilediğini gösteren bir örnek teşkil ediyor. Türkiye’de elektrik dağıtımının kamusal bir hak olarak kalması ve özel şirketlerin insafına bırakılmaması gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye, Yeşil Hidrojen İhracatçısı Olabilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiye-yesil-hidrojen-ihracatcisi-olabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiye-yesil-hidrojen-ihracatcisi-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin, Bilkent Enerji Politikaları Araştırma Merkezi ve Alman Enerji Ajansı (dena) iş birliğiyle hazırladığı “Türkiye’nin Yeşil Hidrojen Üretim ve İhracat Potansiyelinin Teknik ve Ekonomik Açıdan Değerlendirilmesi” raporu, online tanıtım toplantısında açıklandı. Raporda, uygun yatırımlar ve politikalarla Türkiye’nin 2050’de yıllık 3,4 milyon tona (Mt) kadar yeşil hidrojen üretimine ulaşabileceği ve bunun 1,5 ila 1,9 Mt’nun ihraç edilebileceği belirtildi.

7 Aralık Salı günü gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmalarını, Türk-Alman Enerji Forumu’ndan Alman Federal Ekonomi ve Teknoloji Bakanlığı İkili Enerji İş Birliği Bölümü Direktör Yar dımcısı Beatrix Massig, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji Politikaları ve Teknoloji Dairesi Başkanı Dr. Fazıl Kaytez ile Alman Enerji Ajansı (dena) Enerji Sistemleri ve Enerji Hizmetleri Bölüm Başkanı Hannes Seidl yaptı.

İklim hedeflerine ulaşmak için birçok ülkenin ye- şil hidrojen ithal edeceğini belirten Seidl, Türkiye’nin bu pazardan pay alabileceğine dikkat çekti. Seidl, “Türkiye, yenilenebilir enerjiden yeşil hidrojen üreterek, küresel çapta yeni oluşan bu enerji pazarında en başından itibaren yerini alabilecek büyük bir potansiyele sahip. Bugün tanıtımını yaptığımız bu çalışma, Almanya ve Türkiye arasında bu alandaki iş birliğini güçlendirmek için önemli, aynı zamanda heyecan verici bir fırsat sunuyor” şeklinde konuştu.

 

 

Kaynak: www.tenva.org ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2022/02/turkiye-yesil-hidrojen-ihracatcisi-olabilir-1643873238.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiye, Yeşil, Hidrojen, İhracatçısı, Olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><strong><span>SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin, Bilkent Enerji Politikaları Araştırma Merkezi ve Alman Enerji Ajansı (dena) iş birliğiyle hazırladığı “Türkiye’nin Yeşil Hidrojen Üretim ve İhracat Potansiyelinin Teknik ve Ekonomik Açıdan Değerlendirilmesi” raporu, online tanıtım toplantısında açıklandı. Raporda, uygun yatırımlar ve politikalarla Türkiye’nin 2050’de yıllık 3,4 milyon tona (Mt) kadar yeşil hidrojen üretimine ulaşabileceği ve bunun 1,5 ila 1,9 Mt’nun ihraç edilebileceği belirtildi.</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>7 Aralık Salı günü gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmalarını, Türk-Alman Enerji Forumu’ndan Alman Federal Ekonomi ve Teknoloji Bakanlığı İkili Enerji İş Birliği Bölümü Direktör Yar dımcısı Beatrix Massig, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji Politikaları ve Teknoloji Dairesi Başkanı Dr. Fazıl Kaytez ile Alman Enerji Ajansı (dena) Enerji Sistemleri ve Enerji Hizmetleri Bölüm Başkanı Hannes Seidl yaptı.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>İklim hedeflerine ulaşmak için birçok ülkenin ye- şil hidrojen ithal edeceğini belirten Seidl, Türkiye’nin bu pazardan pay alabileceğine dikkat çekti. Seidl, “Türkiye, yenilenebilir enerjiden yeşil hidrojen üreterek, küresel çapta yeni oluşan bu enerji pazarında en başından itibaren yerini alabilecek büyük bir potansiyele sahip. Bugün tanıtımını yaptığımız bu çalışma, Almanya ve Türkiye arasında bu alandaki iş birliğini güçlendirmek için önemli, aynı zamanda heyecan verici bir fırsat sunuyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><span><span>Kaynak: www.tenva.org</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir&amp;Harmandalı Atık Tesisinin Ürettiği Enerjiden Bütçeye Katkı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmir-harmandali-atik-tesisinin-urettigi-enerjiden-butceye-katki</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmir-harmandali-atik-tesisinin-urettigi-enerjiden-butceye-katki</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2019 yılında “Harmandalı Düzenli Katı Atık Depolama Sahası’nda elektrik üretmek için hizmete alınan biyogaz tesisi, bugüne kadar kurum bütçesine 166 milyon 154 bin liralık katkı sağladı.

2019 yılı kasım ayındaki açılışla faaliyete geçen tesis kentin en önemli çevre projelerinden biri olarak gösterilirken, bu süreçte evsel atıklar da ekonomiye kazandırıldı. Depolama sahasını kent ormanına dönüştürme çalışmaları kapsamında 60 dönüm alan da rehabilite edilerek ağaçlandırıldı.

Kapasite iki kata çıktı

Tesisin 15 megavat kurulu güce sahip enerji üretim kapasitesi 1,5 yılda 32 megavata çıkarıldı. Şu an yılda yaklaşık 162 milyon metreküp metan gazını bertaraf eden tesis, ayrıca 323 milyon kilovat saat elektrik enerjisi üretiyor. Bu miktar yıllık 190 bin hanenin enerji kullanımına karşılık geliyor. Aynı zamanda bir eğitim merkezi olarak da çalışan tesis, her yaş ve gruptan misafirlerini kabul ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/09/izmir-harmandali-atik-tesisinin-urettigi-enerjiden-butceye-katki-1631167894.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir-Harmandalı, Atık, Tesisinin, Ürettiği, Enerjiden, Bütçeye, Katkı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2019 yılında “Harmandalı Düzenli Katı Atık Depolama Sahası’nda elektrik üretmek için hizmete alınan biyogaz tesisi, bugüne kadar kurum bütçesine 166 milyon 154 bin liralık katkı sağladı.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>2019 yılı kasım ayındaki açılışla faaliyete geçen tesis kentin en önemli çevre projelerinden biri olarak gösterilirken, bu süreçte evsel atıklar da ekonomiye kazandırıldı. Depolama sahasını kent ormanına dönüştürme çalışmaları kapsamında 60 dönüm alan da rehabilite edilerek ağaçlandırıldı.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>K<strong>apasite iki kata çıktı</strong></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Tesisin 15 megavat kurulu güce sahip enerji üretim kapasitesi 1,5 yılda 32 megavata çıkarıldı. Şu an yılda yaklaşık 162 milyon metreküp metan gazını bertaraf eden tesis, ayrıca 323 milyon kilovat saat elektrik enerjisi üretiyor. Bu miktar yıllık 190 bin hanenin enerji kullanımına karşılık geliyor. Aynı zamanda bir eğitim merkezi olarak da çalışan tesis, her yaş ve gruptan misafirlerini kabul ediyor.</span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YENADER Üst Yönetiminden Sıfır Karbon ve İklim Değişikliği Açıklamaları!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yenader-ust-yoenetiminden-sifir-karbon-ve-iklim-degisikligi-aciklamalari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yenader-ust-yoenetiminden-sifir-karbon-ve-iklim-degisikligi-aciklamalari</guid>
<description><![CDATA[ Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği (YENADER), üst yönetimi “Türkiye’nin Net Sıfır Karbon Hedefi” ve “Kuraklık ve İklim Değişikliği” ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye 2053’ü Net Sıfır Karbon Hedefi Olarak Açıkladı

YENADER Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, Sabah Gazetesi’ndeki köşe yazısında; “Küresel pandemi, küresel ekonomi politik açısından 21. Yüzyıl’ın 3 mega trendi olan ‘hipersonik dijitalleşme’, ‘mobilite’ ve ‘sürdürülebilirlik’ kavramlarıyla ilgili süreçleri de hızlandırdı. Bu nedenle, artık her gün ‘enerji dönüşümünü, ‘dijital dönüşümü, ‘yeşil dönüşümü ve ‘bilgi dönüşümünü konuşuyoruz ve tüm bu süreçlerin en tepe noktasında ‘küresel iklim değişikliği’ ve ‘iklim krizi’, iklim güvenliği’ başlıkları yer almakta. Öyle ki, küresel iklim değişikliği artık uluslararası ekonomi-politikte ‘Yeşil Kuğu’ olarak adlandırılıyor. Çünkü ‘iklim krizi’ ve ‘iklim güvenliği’ tüm dünyayı kökten etkileyecek gelişmelerin habercisi olarak, hızla hayatımızın her bir anını değiştirecek. Türkiye de, küresel iklim değişikliği, iklim krizi ve iklim güvenliğine yönelik bu hızlı gelişmeleri dikkatle takip eden bir ülke olarak, ‘Paris Antlaşması’nın bir parçası oldu ve 2053’ü ‘net sıfır karbon’ hedefi olarak açıkladı” ifadelerinde bulundu.

2021 Yılında Kuraklık ve İklim Değişiminin Elektrik Üretime Etkileri

YENADER Genel Sekreteri Doç. Dr. Füsun Tut Haklıdır, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası’nın Türkiye Elektrik Piyasaları Değerlendirmeler ve Beklentiler Raporu’nu değerlendirdi; “Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası raporunda Türkiye özelinde konuya biraz daha detaylı bakıldığında 2021 yılında barajlara gelen su miktarında 2019’a göre %56, 2020’ye göre %39’luk bir düşüşün olduğu göze çarpıyor. Bu nedenle artan elektrik talebine karşın yenilenebilir de en büyük kurulu güce sahip olan hidroelektrik santrallerinin yılın ilk 10 ayında elektrik üretiminde payı %30’dan %19’a dek gerilediği önemli bir konu olarak göze çarpıyor. Bu raporu destekler nitelikte 28 Kasım 2021’de ilk defa hidroelektrikten üretilen elektrik rüzgardan üretilen elektrikten geriye düşüyor. Dünya genelinde kuraklığa bağlı su kıtlığı, yeraltı su seviyelerinin düşerek hem tatlı su kaynaklarına ulaşmayı zorlaştırırken, hem enerji üretimini etkilerken, öte yandan yarı iletkenlerin temizlenmesinde kullanılan su bulunmasında sıkıntı olmasından dolayı çip üretimlerinin yavaşlamasına, olumsuz hava koşullarıyla birleşerek kahve çekirdeği üretiminin azaltarak, dünya genelinde kahve fiyatlarının artmasına da neden olmakta.”

 

 

Kaynak: yenader.org ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/12/yenader-ust-yonetiminden-sifir-karbon-ve-iklim-degisikligi-aciklamalari-1639635256.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>YENADER, Üst, Yönetiminden, Sıfır, Karbon, İklim, Değişikliği, Açıklamaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği (YENADER), üst yönetimi “Türkiye’nin Net Sıfır Karbon Hedefi” ve “Kuraklık ve İklim Değişikliği” ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Türkiye 2053’ü Net Sıfır Karbon Hedefi Olarak Açıkladı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>YENADER Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, Sabah Gazetesi’ndeki köşe yazısında; “Küresel pandemi, küresel ekonomi politik açısından 21. Yüzyıl’ın 3 mega trendi olan ‘hipersonik dijitalleşme’, ‘mobilite’ ve ‘sürdürülebilirlik’ kavramlarıyla ilgili süreçleri de hızlandırdı. Bu nedenle, artık her gün ‘enerji dönüşümünü, ‘dijital dönüşümü, ‘yeşil dönüşümü ve ‘bilgi dönüşümünü konuşuyoruz ve tüm bu süreçlerin en tepe noktasında ‘küresel iklim değişikliği’ ve ‘iklim krizi’, iklim güvenliği’ başlıkları yer almakta. Öyle ki, küresel iklim değişikliği artık uluslararası ekonomi-politikte ‘Yeşil Kuğu’ olarak adlandırılıyor. Çünkü ‘iklim krizi’ ve ‘iklim güvenliği’ tüm dünyayı kökten etkileyecek gelişmelerin habercisi olarak, hızla hayatımızın her bir anını değiştirecek. Türkiye de, küresel iklim değişikliği, iklim krizi ve iklim güvenliğine yönelik bu hızlı gelişmeleri dikkatle takip eden bir ülke olarak, ‘Paris Antlaşması’nın bir parçası oldu ve 2053’ü ‘net sıfır karbon’ hedefi olarak açıkladı” ifadelerinde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>2021 Yılında Kuraklık ve İklim Değişiminin Elektrik Üretime Etkileri</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>YENADER Genel Sekreteri Doç. Dr. Füsun Tut Haklıdır, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası’nın Türkiye Elektrik Piyasaları Değerlendirmeler ve Beklentiler Raporu’nu değerlendirdi; “Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası raporunda Türkiye özelinde konuya biraz daha detaylı bakıldığında 2021 yılında barajlara gelen su miktarında 2019’a göre %56, 2020’ye göre %39’luk bir düşüşün olduğu göze çarpıyor. Bu nedenle artan elektrik talebine karşın yenilenebilir de en büyük kurulu güce sahip olan hidroelektrik santrallerinin yılın ilk 10 ayında elektrik üretiminde payı %30’dan %19’a dek gerilediği önemli bir konu olarak göze çarpıyor. Bu raporu destekler nitelikte 28 Kasım 2021’de ilk defa hidroelektrikten üretilen elektrik rüzgardan üretilen elektrikten geriye düşüyor. Dünya genelinde kuraklığa bağlı su kıtlığı, yeraltı su seviyelerinin düşerek hem tatlı su kaynaklarına ulaşmayı zorlaştırırken, hem enerji üretimini etkilerken, öte yandan yarı iletkenlerin temizlenmesinde kullanılan su bulunmasında sıkıntı olmasından dolayı çip üretimlerinin yavaşlamasına, olumsuz hava koşullarıyla birleşerek kahve çekirdeği üretiminin azaltarak, dünya genelinde kahve fiyatlarının artmasına da neden olmakta.”</span></span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><span><span><span>Kaynak: yenader.org</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İklimde Çözüm: Çevresel Adalet!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/iklimde-coezum-cevresel-adalet</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/iklimde-coezum-cevresel-adalet</guid>
<description><![CDATA[ YENADER Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, yayımladığı köşe yazısında; “BM Küresel İklim Değişikliği Zirvesi (COP26) geride kaldıktan sonra, küresel iklim değişikliği ile mücadelenin başarısında giderek öncelik kazanan bir kavramın çok konuşulacağını gözlemliyoruz: ‘Çevresel adalet’. İklim değişikliği ile mücadele ulusal ve uluslararası düzeyde geniş kapsamlı sınamaların yapıldığı bir dönemde, çevresel adalet çok kritik bir eşik olarak ele alınıyor. COP26 toplantısında, bir kez daha gelişmiş ekonomilerin taahhüt ettikleri yıllık bazdaki 100 milyar dolarlık iklim ve enerji dönüşüm desteği, ‘çevresel adalet’ adına hayli yetersiz bir rakam. Çünkü, 2030 yılına kadar, küresel ölçekte, 5 trilyon dolarlık bir iklim ve enerji dönüşümü yatırımı gerçekleşmesi gerekiyor ve gelişmiş ekonomiler sadece 1 trilyon dolarlık bir taahhütte bulunmuş durumdalar.

‘Çevresel adalet’ 3 önemli başlığı da beraberinde getiriyor. İlki, ‘çevresel risklere maruz kalmanın adil dağılım durumu ve olanaklara erişim’. İkincisi ‘çevresel konularda bilgiye erişim, karar almaya halkın katılımı ve yargıya başvuru’. Üçüncü başlık ise, ‘iklim değişikliğine adaptasyonda eşit haklar ve eşit imkânlar’. Bu üç temel başlık da, küresel ölçekte gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında ‘çevresel adalet’in tesisi adına kritik başlıklar. Düşük gelir grubundaki ülkelerin iklim değişikliği ve çevrenin korunmasında ‘adaletsizlik’le karşı karşıya kalmamaları adına, bu hususların uluslararası kurumların tümünde geniş kabul görmesi ve desteklenmesi gerekiyor” dedi.

 

 

Kaynak: yenader.org ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/12/iklimde-cozum-cevresel-adalet-1638508033.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İklimde, Çözüm:, Çevresel, Adalet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>YENADER Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, yayımladığı köşe yazısında; “BM Küresel İklim Değişikliği Zirvesi (COP26) geride kaldıktan sonra, küresel iklim değişikliği ile mücadelenin başarısında giderek öncelik kazanan bir kavramın çok konuşulacağını gözlemliyoruz: ‘Çevresel adalet’. İklim değişikliği ile mücadele ulusal ve uluslararası düzeyde geniş kapsamlı sınamaların yapıldığı bir dönemde, çevresel adalet çok kritik bir eşik olarak ele alınıyor. COP26 toplantısında, bir kez daha gelişmiş ekonomilerin taahhüt ettikleri yıllık bazdaki 100 milyar dolarlık iklim ve enerji dönüşüm desteği, ‘çevresel adalet’ adına hayli yetersiz bir rakam. Çünkü, 2030 yılına kadar, küresel ölçekte, 5 trilyon dolarlık bir iklim ve enerji dönüşümü yatırımı gerçekleşmesi gerekiyor ve gelişmiş ekonomiler sadece 1 trilyon dolarlık bir taahhütte bulunmuş durumdalar.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>‘Çevresel adalet’ 3 önemli başlığı da beraberinde getiriyor. İlki, ‘çevresel risklere maruz kalmanın adil dağılım durumu ve olanaklara erişim’. İkincisi ‘çevresel konularda bilgiye erişim, karar almaya halkın katılımı ve yargıya başvuru’. Üçüncü başlık ise, ‘iklim değişikliğine adaptasyonda eşit haklar ve eşit imkânlar’. Bu üç temel başlık da, küresel ölçekte gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında ‘çevresel adalet’in tesisi adına kritik başlıklar. Düşük gelir grubundaki ülkelerin iklim değişikliği ve çevrenin korunmasında ‘adaletsizlik’le karşı karşıya kalmamaları adına, bu hususların uluslararası kurumların tümünde geniş kabul görmesi ve desteklenmesi gerekiyor” dedi.</span></span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><span><span><span>Kaynak: yenader.org</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eski Maden Sahasında Rehabilitasyon Çalışmaları!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/eski-maden-sahasinda-rehabilitasyon-calismalari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/eski-maden-sahasinda-rehabilitasyon-calismalari</guid>
<description><![CDATA[ Kütahya&#039;nın Tavşanlı ilçesine bağlı Tunçbilek beldesindeki eski linyit sahasının rehabilitasyonu sonrası bölgede lavanta kokuları yayılmaya başladı.

Eski maden sahalarının ağaçlandırılması konusunda çalışmalar yürüten Kütahya Orman Bölge Müdürlüğü, özellikle bor, gümüş, manyezit ve linyit rezervi bakımından zengin olan bölgelerde yıllarca işletildikten sonra terk edilen alanları yeniden yeşille buluşturuyor.

Bu kapsamda yürütülen çalışmalar ile eski maden sahası yetiştirilen lavantalar ile farklı bir görünüme büründü.

Kütahya-Bursa kara yolu yakınında bulunan eski maden sahasındaki lavantalardan dolayı bölge ziyaret edilebilir hale getirildi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/08/eski-maden-sahasinda-rehabilitasyon-calismalari-1628660542.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Eski, Maden, Sahasında, Rehabilitasyon, Çalışmaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı Tunçbilek beldesindeki eski linyit sahasının rehabilitasyonu sonrası bölgede lavanta kokuları yayılmaya başladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Eski maden sahalarının ağaçlandırılması konusunda çalışmalar yürüten Kütahya Orman Bölge Müdürlüğü, özellikle bor, gümüş, manyezit ve linyit rezervi bakımından zengin olan bölgelerde yıllarca işletildikten sonra terk edilen alanları yeniden yeşille buluşturuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu kapsamda yürütülen çalışmalar ile eski maden sahası yetiştirilen lavantalar ile farklı bir görünüme büründü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kütahya-Bursa kara yolu yakınında bulunan eski maden sahasındaki lavantalardan dolayı bölge ziyaret edilebilir hale getirildi.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hidrojenden Temiz Olan Tek Seçenek Yenilenebilir Kaynak İle Üretilen Hidrojen</title>
<link>https://trafikdernegi.com/hidrojenden-temiz-olan-tek-secenek-yenilenebilir-kaynak-ile-uretilen-hidrojen</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/hidrojenden-temiz-olan-tek-secenek-yenilenebilir-kaynak-ile-uretilen-hidrojen</guid>
<description><![CDATA[ Uluslararası Temiz Ulaştırma Konseyi (International Council on Clean Transportation – ICCT), sadece güneş ve rüzgârdan üretilen hidrojenin, sıfır emisyon olabileceğini belirten yeni bir makale yayımladı. Makale aynı zamanda, doğal gazdan karbon tutma ve depolama yöntemi ile hidrojen üretiminin, fosil yakıt yakmaktan daha da fazla emisyona sebep olabilecek çok yüksek riskli bir seçenek olduğunu vurguluyor.

Avrupa Birliği’ndeki (AB),  biyometan üretimi de dâhil olmak üzere her tür hidrojen üretiminin yaşam döngüsü emisyonlarının belirsizliğini inceleyen ilk örnek olarak gösterilen analiz, Ağustos ayında başlatılan ve hükümetlerin net sıfır planlarının bir parçası olarak mavi hidrojen tartışmasında uluslararası dalgalar yaratan tartışmalı “Mavi Hidrojen Ne Kadar Yeşildir” başlıklı makalenin hemen ardından açıklandı. ICCT Araştırmacısı Yuanrong Zhou, “Yenilenebilir elektrikten elde edilen hidrojen, gerçekten temiz olan tek seçenektir. Bu hidrojen formu, test ettiğimiz tüm seçenekler arasında üretimden kullanıma kadar en az ömür boyu sera gazı emisyonuna ve en az riske sahip.” ifadelerini kullandı.

Konuyla ilgili açıklama yapan IEE Energy Process Technology Division Direktörü  Jochen Bard, “Tüm hidrojenler eşit değildir. Bu yeni analiz, karbon tutma ve depolamaya sahip (CCS) fosil yakıtlardan üretilen hidrojenin varsayılan olarak düşük karbon olarak kabul edilemeyeceğinin yakın tarihli bir başka kanıtıdır.” dedi.

 

 

Kaynak: yenader.org ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/10/hidrojenden-temiz-olan-tek-secenek-yenilenebilir-kaynak-ile-uretilen-hidrojen-1634360083.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Hidrojenden, Temiz, Olan, Tek, Seçenek, Yenilenebilir, Kaynak, İle, Üretilen, Hidrojen</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Uluslararası Temiz Ulaştırma Konseyi (International Council on Clean Transportation – ICCT), sadece güneş ve rüzgârdan üretilen hidrojenin, sıfır emisyon olabileceğini belirten yeni bir makale yayımladı. Makale aynı zamanda, doğal gazdan karbon tutma ve depolama yöntemi ile hidrojen üretiminin, fosil yakıt yakmaktan daha da fazla emisyona sebep olabilecek çok yüksek riskli bir seçenek olduğunu vurguluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Avrupa Birliği’ndeki (AB),  biyometan üretimi de dâhil olmak üzere her tür hidrojen üretiminin yaşam döngüsü emisyonlarının belirsizliğini inceleyen ilk örnek olarak gösterilen analiz, Ağustos ayında başlatılan ve hükümetlerin net sıfır planlarının bir parçası olarak mavi hidrojen tartışmasında uluslararası dalgalar yaratan tartışmalı “Mavi Hidrojen Ne Kadar Yeşildir” başlıklı makalenin hemen ardından açıklandı. ICCT Araştırmacısı Yuanrong Zhou, “Yenilenebilir elektrikten elde edilen hidrojen, gerçekten temiz olan tek seçenektir. Bu hidrojen formu, test ettiğimiz tüm seçenekler arasında üretimden kullanıma kadar en az ömür boyu sera gazı emisyonuna ve en az riske sahip.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Konuyla ilgili açıklama yapan IEE Energy Process Technology Division Direktörü  Jochen Bard, “Tüm hidrojenler eşit değildir. Bu yeni analiz, karbon tutma ve depolamaya sahip (CCS) fosil yakıtlardan üretilen hidrojenin varsayılan olarak düşük karbon olarak kabul edilemeyeceğinin yakın tarihli bir başka kanıtıdır.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><span><span><span><span>Kaynak: yenader.org</span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dipsiz Göl, Dipsiz Çöle Döndü!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dipsiz-goel-dipsiz-coele-doendu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dipsiz-goel-dipsiz-coele-doendu</guid>
<description><![CDATA[ Gümüşhane’nin merkeze bağlı Dörtkonak köyü sınırları içinde bulunan Dipsiz Göl, kuraklıktan büyük ölçüde etkilendi. Her yıl kar, yağmur ve kaynak suları ile beslenen göl bu sene ülke genelinde yaşanan kuraklık nedeniyle kuruma seviyesine geldi.

Denizden 2 bin 200 metre yukarıda bulunan ve yıllardır bahar aylarından sonbahar aylarına kadar buraya göç eden angut kuşlarına ev sahipliği yapan Dipsiz Gölde su olmaması nedeniyle bu yıl böyle bir göç gözlemlenmedi.

Milyonlarca yıllık ağaç fosillerinin bulunduğu göl havzası kuraklığın etkisiyle dipsiz çöle döndü.

Tema Vakfı tarafından yapılan incelemeler sonucu gölün, küresel ısınma, iklim değişikliği ve bölgede yapılan sondajlardan etkilendiği bilgisi verildi.

Göl havzası veya yakın çevresinde yapılan sondajlar yeraltı su kaynaklarının yönlerinin değişmesine sebep oluyor. Bu yüzden kaynaklı göl yeraltı suları ile beslenemiyor ve kurumaya mahkum kalıyor.

Dipsiz gölün etrafında bulunan irili ufaklı 10 gölün yanı sıra aynı bölgedeki Kuru Göl ve Aygır Göl de kuraklıktan nasibini alarak tamamen kurudu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/08/dipsiz-gol-dipsiz-cole-dondu-1627880080.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dipsiz, Göl, Dipsiz, Çöle, Döndü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Gümüşhane’nin merkeze bağlı Dörtkonak köyü sınırları içinde bulunan Dipsiz Göl, kuraklıktan büyük ölçüde etkilendi. Her yıl kar, yağmur ve kaynak suları ile beslenen göl bu sene ülke genelinde yaşanan kuraklık nedeniyle kuruma seviyesine geldi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Denizden 2 bin 200 metre yukarıda bulunan ve yıllardır bahar aylarından sonbahar aylarına kadar buraya göç eden angut kuşlarına ev sahipliği yapan Dipsiz Gölde su olmaması nedeniyle bu yıl böyle bir göç gözlemlenmedi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Milyonlarca yıllık ağaç fosillerinin bulunduğu göl havzası kuraklığın etkisiyle</span><strong><span> </span></strong><span>dipsiz çöle döndü.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Tema Vakfı tarafından yapılan incelemeler sonucu gölün, küresel ısınma, iklim değişikliği ve bölgede yapılan sondajlardan etkilendiği bilgisi verildi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Göl havzası veya yakın çevresinde yapılan sondajlar<strong><span> </span></strong>yeraltı su kaynaklarının yönlerinin değişmesine sebep oluyor. Bu yüzden kaynaklı göl yeraltı suları ile beslenemiyor ve kurumaya mahkum kalıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Dipsiz gölün etrafında bulunan irili ufaklı 10 gölün yanı sıra aynı bölgedeki Kuru Göl ve Aygır Göl de kuraklıktan nasibini alarak tamamen kurudu.</span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Garanti BBVA’dan Türkiye’de Bir İlk! Net&amp;Sıfır Bankacılık Birliği’ne Katıldı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/garanti-bbvadan-turkiyede-bir-ilk-net-sifir-bankacilik-birligine-katildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/garanti-bbvadan-turkiyede-bir-ilk-net-sifir-bankacilik-birligine-katildi</guid>
<description><![CDATA[ Garanti BBVA, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) tarafından Nisan ayında lansmanı gerçekleştirilen Net-Sıfır Bankacılık Birliği’ne (Net Zero Banking Alliance- NZBA) katılarak Türkiye bankacılık sektöründe iklim değişikliğiyle mücadele taahhütleri doğrultusunda çok önemli bir adım attı. Sürdürülebilir finansı stratejik iş planının ana bileşenlerinden biri haline getiren Garanti BBVA, Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak için tüm finansal sistemin harekete geçirilmesini destekleyen NZBA’nın Türkiye’den ilk ve tek imzacısı oldu.

Bankacılık sektörünün iklim için seferber edilmesinde tarihi bir adım olan Birlik, bankaları net sıfır taahhüdü altında birleştiren en büyük küresel girişim olarak hayata geçti. NZBA, Kasım ayında gerçekleştirilecek 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP26*) öncesinde, Net Zero için Glasgow Financial Alliance’ın bir parçası olarak kuruldu. Bankacılık sektörü özelinde, BM tarafından kurulan Net-Sıfır Bankacılık Birliği, küresel bankacılık varlıklarının neredeyse dörtte birini (37 trilyon ABD dolarının üzerinde) temsil eden ve 2050’ye kadar borç verme ve yatırım portföylerini net sıfır emisyonla uyumlu hale getirmeyi taahhüt eden 27 ülkeden 53 bankayı bir araya getiriyor. Yakın vadeli eylemleri hesap verebilirlikle birleştiren bu iddialı taahhütler, bankaların sağlam, bilime dayalı yönergeler kullanarak 2030 veya daha yakın bir dönem için bir ara hedef belirlemesini de talep ediyor.

Garanti BBVA’nın Net-Sıfır Bankacılık Birliği’ne katılması hakkında bilgi veren Genel Müdür Recep Baştuğ, “Sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği ve eşitsizliklerle mücadele için 15 yıldan fazla süredir inisiyatif alıyor, yenilikçi finansman modellerimizle ülkemize öncülük ediyoruz. İklim değişikliğiyle mücadele için özellikle geçtiğimiz yıldan bu yana çok önemli adımlar attık. 2020 başında Bilime Dayalı Hedefler metodolojisi kapsamında 1,5 derece hedefiyle uyumlu olarak mutlak emisyon azaltım hedefini açıklayan Türkiye’deki ilk banka olduk. Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarımızı 2025 yılına kadar %29, 2035 yılına kadar %71 azaltmayı taahhüt ettik. Yine 2020 yılında sadece hedefimizi duyurmakla kalmayarak faaliyetlerimiz kaynaklı emisyonlarımızı referans yıla göre %75 oranında azalttıktan sonra kalan emisyonlarımız için de karbon kredisi satın aldık. Böylece karbon nötr banka olarak, 2035 hedefimizi, 15 yıl önce gerçekleştirdik. Ayrıca 2021 yılında Türkiye’den kömür çıkış taahhüdü veren ilk banka olarak, kömür santralleri ve madenleriyle ilgili yeni yatırımları finanse etmeyeceğimizi beyan ettik.” dedi.

Recep Baştuğ sözlerini şöyle sürdürdü: “Biliyoruz ki, iklim değişikliği, uygarlığın her boyutunu etkileyecek düzeyde küresel bir tehdit olarak güncelliğini koruyor. Bu nedenle iklim değişikliğiyle mücadele için hedefimizi en yükseğe koyduk. Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda net sıfır banka olma yolunda küresel trendleri takip ederek sektörümüz adına çok daha büyük bir taahhütte bulunup Birleşmiş Milletler Net Sıfır Bankacılık Birliği’ne katıldık. 2018 yılında Birleşmiş Milletler Sorumlu Bankacılık Prensipleri’ni oluşturan kurucu üyeler arasında Türkiye’den tek banka olduk. Şimdi de Birleşmiş Milletler’in net sıfır geleceğe odaklanmış bankacılık birliğine katılarak iklim kriziyle mücadeledeki kararlılığımızı sürdürüyoruz. İklim krizine karşı sorumluluğunun farkında bir banka olarak, ülkemizi bu uluslararası platformda temsil etmekten mutluluk duyuyoruz. Bankaların iklim değişikliğine karşı mücadelede finansman sağlayan kurumlar olarak çok önemli bir rolü var. NZBA’nın oluşturulması da küresel çapta koordineli, hızlandırılmış eylem geliştirmeye yönelik tarihi bir adım olarak kabul ediliyor. Bu kapsamda küresel bankacılık sektörünün en güçlü taahhüt grubu olarak bilinen NZBA’nın 54. üyesi olup ülkemizde bu taahhüdü veren ilk banka olmaktan ve portföyümüzü en geç 2050 yılına kadar net sıfır karbon yapma doğrultusunda stratejiler geliştirmek üzere harekete geçmekten gurur duyuyoruz. Sektörümüzde sürdürülebilirlik stratejileri kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele eden tüm bankaları da Net-Sıfır Bankacılık Birliği’ne katılmaya davet ediyorum. Bu yolda birlikte yürüyerek dünyamız için fark yaratabileceğimize inanıyorum.”

Birleşmiş Milletler Net-Sıfır Bankacılık Birliği Hakkında
21 Nisan 2021’de 43 kurucu bankayla başlatılan Net-Sıfır Bankacılık Birliği (Net Zero Banking Alliance- NZBA), BM “Race to Net Zero” ve Net-Zero için Glasgow Mali İttifakı’nın bankacılık ayağı olarak hayata geçirildi. NZBA, BM Çevre Programı Finans Girişimi tarafından toplandı ve Galler Prensi’nin Sürdürülebilir Piyasalar Girişimi Mali Hizmetler Görev Gücü tarafından ortaklaşa başlatıldı.
NZBA üyesi bankalar;

1-Portföylerini 2050 yılına kadar net sıfır emisyon yolu ile uyumlu hale getirmeyi,

2-2030’dan itibaren her 5 yılda bir belirlenecek ara hedeflerle 2030 ve 2050 emisyon hedefleri belirlemeyi,

3-2030 hedeflerini, bankanın en önemli etkiye sahip olabi ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/09/garanti-bbvadan-turkiyede-bir-ilk-net-sifir-bankacilik-birligine-katildi-1630732871.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Garanti, BBVA’dan, Türkiye’de, Bir, İlk, Net-Sıfır, Bankacılık, Birliği’ne, Katıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Garanti BBVA, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) tarafından Nisan ayında lansmanı gerçekleştirilen Net-Sıfır Bankacılık Birliği’ne (Net Zero Banking Alliance- NZBA) katılarak Türkiye bankacılık sektöründe iklim değişikliğiyle mücadele taahhütleri doğrultusunda çok önemli bir adım attı. Sürdürülebilir finansı stratejik iş planının ana bileşenlerinden biri haline getiren Garanti BBVA, Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak için tüm finansal sistemin harekete geçirilmesini destekleyen NZBA’nın Türkiye’den ilk ve tek imzacısı oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bankacılık sektörünün iklim için seferber edilmesinde tarihi bir adım olan Birlik, bankaları net sıfır taahhüdü altında birleştiren en büyük küresel girişim olarak hayata geçti. NZBA, Kasım ayında gerçekleştirilecek 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP26*) öncesinde, Net Zero için Glasgow Financial Alliance’ın bir parçası olarak kuruldu. Bankacılık sektörü özelinde, BM tarafından kurulan Net-Sıfır Bankacılık Birliği, küresel bankacılık varlıklarının neredeyse dörtte birini (37 trilyon ABD dolarının üzerinde) temsil eden ve 2050’ye kadar borç verme ve yatırım portföylerini net sıfır emisyonla uyumlu hale getirmeyi taahhüt eden 27 ülkeden 53 bankayı bir araya getiriyor. Yakın vadeli eylemleri hesap verebilirlikle birleştiren bu iddialı taahhütler, bankaların sağlam, bilime dayalı yönergeler kullanarak 2030 veya daha yakın bir dönem için bir ara hedef belirlemesini de talep ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Garanti BBVA’nın Net-Sıfır Bankacılık Birliği’ne katılması hakkında bilgi veren Genel Müdür Recep Baştuğ, “Sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği ve eşitsizliklerle mücadele için 15 yıldan fazla süredir inisiyatif alıyor, yenilikçi finansman modellerimizle ülkemize öncülük ediyoruz. İklim değişikliğiyle mücadele için özellikle geçtiğimiz yıldan bu yana çok önemli adımlar attık. 2020 başında Bilime Dayalı Hedefler metodolojisi kapsamında 1,5 derece hedefiyle uyumlu olarak mutlak emisyon azaltım hedefini açıklayan Türkiye’deki ilk banka olduk. Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarımızı 2025 yılına kadar %29, 2035 yılına kadar %71 azaltmayı taahhüt ettik. Yine 2020 yılında sadece hedefimizi duyurmakla kalmayarak faaliyetlerimiz kaynaklı emisyonlarımızı referans yıla göre %75 oranında azalttıktan sonra kalan emisyonlarımız için de karbon kredisi satın aldık. Böylece karbon nötr banka olarak, 2035 hedefimizi, 15 yıl önce gerçekleştirdik. Ayrıca 2021 yılında Türkiye’den kömür çıkış taahhüdü veren ilk banka olarak, kömür santralleri ve madenleriyle ilgili yeni yatırımları finanse etmeyeceğimizi beyan ettik.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Recep Baştuğ sözlerini şöyle sürdürdü: “Biliyoruz ki, iklim değişikliği, uygarlığın her boyutunu etkileyecek düzeyde küresel bir tehdit olarak güncelliğini koruyor. Bu nedenle iklim değişikliğiyle mücadele için hedefimizi en yükseğe koyduk. Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda net sıfır banka olma yolunda küresel trendleri takip ederek sektörümüz adına çok daha büyük bir taahhütte bulunup Birleşmiş Milletler Net Sıfır Bankacılık Birliği’ne katıldık. 2018 yılında Birleşmiş Milletler Sorumlu Bankacılık Prensipleri’ni oluşturan kurucu üyeler arasında Türkiye’den tek banka olduk. Şimdi de Birleşmiş Milletler’in net sıfır geleceğe odaklanmış bankacılık birliğine katılarak iklim kriziyle mücadeledeki kararlılığımızı sürdürüyoruz. İklim krizine karşı sorumluluğunun farkında bir banka olarak, ülkemizi bu uluslararası platformda temsil etmekten mutluluk duyuyoruz. Bankaların iklim değişikliğine karşı mücadelede finansman sağlayan kurumlar olarak çok önemli bir rolü var. NZBA’nın oluşturulması da küresel çapta koordineli, hızlandırılmış eylem geliştirmeye yönelik tarihi bir adım olarak kabul ediliyor. Bu kapsamda küresel bankacılık sektörünün en güçlü taahhüt grubu olarak bilinen NZBA’nın 54. üyesi olup ülkemizde bu taahhüdü veren ilk banka olmaktan ve portföyümüzü en geç 2050 yılına kadar net sıfır karbon yapma doğrultusunda stratejiler geliştirmek üzere harekete geçmekten gurur duyuyoruz. Sektörümüzde sürdürülebilirlik stratejileri kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele eden tüm bankaları da Net-Sıfır Bankacılık Birliği’ne katılmaya davet ediyorum. Bu yolda birlikte yürüyerek dünyamız için fark yaratabileceğimize inanıyorum.”</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birleşmiş Milletler Net-Sıfır Bankacılık Birliği Hakkında<br>
21 Nisan 2021’de 43 kurucu bankayla başlatılan Net-Sıfır Bankacılık Birliği (Net Zero Banking Alliance- NZBA), BM “Race to Net Zero” ve Net-Zero için Glasgow Mali İttifakı’nın bankacılık ayağı olarak hayata geçirildi. NZBA, BM Çevre Programı Finans Girişimi tarafından toplandı ve Galler Prensi’nin Sürdürülebilir Piyasalar Girişimi Mali Hizmetler Görev Gücü tarafından ortaklaşa başlatıldı.<br>
NZBA üyesi bankalar;</span></span></span></p>

<p><span><span><span>1-Portföylerini 2050 yılına kadar net sıfır emisyon yolu ile uyumlu hale getirmeyi,</span></span></span></p>

<p><span><span><span>2-2030’dan itibaren her 5 yılda bir belirlenecek ara hedeflerle 2030 ve 2050 emisyon hedefleri belirlemeyi,</span></span></span></p>

<p><span><span><span>3-2030 hedeflerini, bankanın en önemli etkiye sahip olabileceği karbon yoğun sektörlere odaklamayı,</span></span></span></p>

<p><span><span><span>4-Karbon yoğun sektörlerin tümü veya çoğu için sektör düzeyinde hedefler belirlemeyi,</span></span></span></p>

<p><span><span><span>5-Müşterilerinin geçiş süreçlerini ve karbondan arındırılma çalışmalarıyla net sıfır ekonomiye geçişi teşvik etmeyi,</span></span></span></p>

<p><span><span><span>6-Yıllık bazda, emisyonları en iyi uygulamalara uygun olarak ve geçiş stratejisi ve iklimle ilgili sektörel politikalara karşı ilerlemeyi raporlamayı taahhüt ediyor.</span></span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><span><span><span>Kaynak: www.tenva.org</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>25 Milyon Yıllık Fosil Ağaç Ormanı Yok Oluyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/25-milyon-yillik-fosil-agac-ormani-yok-oluyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/25-milyon-yillik-fosil-agac-ormani-yok-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Manisa&#039;nın Yunus Emre ilçesine bağlı Osmancalı Mahallesi’nin yakınlarında bulunan fosil ağaç ormanı, çok özel bir oluşum olması ve az sayıda örnek arasında yer almasıyla önem taşıyor. Yuntdağı volkanlarının patlamasıyla yaklaşık 25 milyon yıl önce oluştuğu tahmin edilen fosil ağaçlar, insan faaliyetleri ve doğa koşulları gibi birçok nedenden dolayı her geçen gün azalıyor.

Dünyada az rastlanan fosil ağaçlar, korumasız kaldığı her geçen gün yok olmaya devam ediyor. Milyonlarca yıllık fosil ağaçlar, bilinçsiz kişiler tarafından tahrip ediliyor ve bazı kişiler ise milyon yıllık fosil ağaçlardan parça alarak yanlarında götürüyor.

Bölgede Çalışmalar Yapılacak

Alanda yapılan çalışmalarda ladin ve yalankoz ağacı olmak üzere iki ağaç cinsinin varlığı biliniyor. Bölgedeki fosil ağaçlar hem turistlerin hem de bilim insanlarının büyük ilgisini çekiyor. Taşlaşmış fosil ağaçların toprağın altında daha da fazla olduğu tahmin ediliyor. Bölgede yapılacak çalışmaların ardından fosil ağaçların yok olmaması ve turizme kazandırılması hedefleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/07/25-milyon-yillik-fosil-agac-ormani-yok-oluyor-1627104819.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Milyon, Yıllık, Fosil, Ağaç, Ormanı, Yok, Oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Manisa'nın Yunus Emre ilçesine bağlı Osmancalı Mahallesi’nin yakınlarında bulunan</span><strong><span> </span></strong><span>fosil ağaç ormanı, çok özel bir oluşum olması ve az sayıda örnek arasında yer almasıyla önem taşıyor. Yuntdağı volkanlarının patlamasıyla yaklaşık 25 milyon yıl önce oluştuğu tahmin edilen fosil ağaçlar, insan faaliyetleri ve doğa koşulları gibi birçok nedenden dolayı her geçen gün azalıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Dünyada az rastlanan fosil ağaçlar, korumasız kaldığı her geçen gün yok olmaya devam ediyor. Milyonlarca yıllık fosil ağaçlar, bilinçsiz kişiler tarafından tahrip ediliyor ve bazı kişiler ise milyon yıllık fosil ağaçlardan parça alarak yanlarında götürüyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Bölgede Çalışmalar Yapılacak</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Alanda yapılan çalışmalarda ladin ve yalankoz ağacı olmak üzere iki ağaç cinsinin varlığı biliniyor. Bölgedeki fosil ağaçlar hem turistlerin hem de bilim insanlarının büyük ilgisini çekiyor. Taşlaşmış fosil ağaçların toprağın altında daha da fazla olduğu tahmin ediliyor. Bölgede yapılacak çalışmaların ardından fosil ağaçların yok olmaması ve turizme kazandırılması hedefleniyor.</span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kütahya&amp;apos;da Maden Sahası Rehabilitasyon Çalışmaları Denetlendi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kutahyada-maden-sahasi-rehabilitasyon-calismalari-denetlendi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kutahyada-maden-sahasi-rehabilitasyon-calismalari-denetlendi</guid>
<description><![CDATA[ Kütahya Orman Bölge Müdürlüğünce yürütülen proje kapsamında maden sahalarına rehabilitasyon çalışmaları yapılarak maden alanları doğaya geri kazandırılıyor ve toprak tekrar orman örtüsüne kavuşturularak, verimli hale getiriliyor.
Maden sahalarının rehabilitasyonunun doğa için büyük bir önemi olduğunu vurgulayan Orman Bölge Müdürlüğü yetkilileri, maden sahalarında yapılan rehabilitasyon çalışmalarının denetim ve kontrol mekanizmasının sağlıklı bir şekilde işletilmesi ile mümkün olduğunu ifade ettiler.
Gediz Orman İşletme Müdürlüğü, maden firması tarafından yapılan rehabilitasyon çalışmaları yapılan bölgede incelemelerde bulundu. Gediz Orman İşletme Şefi Osman Mozka tarafından yapılan inceleme ve denetleme, Orman Mühendisi İsa Kolay, firma yetkilileri ve Gediz Toplu Koruma Ekibinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Denetlemede, maden firması tarafından yapılan rehabilitasyon projesi kapsamındaki çalışmalar kontrol edildi ve proje kapsamında yapılması gerekenler üzerinde bilgi alışverişinde bulunuldu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/07/kutahyada-maden-sahasi-rehabilitasyon-calismalari-denetlendi-1626416621.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kütahyada, Maden, Sahası, Rehabilitasyon, Çalışmaları, Denetlendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Kütahya Orman Bölge Müdürlüğünce yürütülen proje kapsamında maden sahalarına rehabilitasyon çalışmaları yapılarak maden alanları doğaya geri kazandırılıyor ve toprak tekrar orman örtüsüne kavuşturularak, verimli hale getiriliyor.</span><br>
<span>Maden sahalarının rehabilitasyonunun doğa için büyük bir önemi olduğunu vurgulayan Orman Bölge Müdürlüğü yetkilileri, maden sahalarında yapılan rehabilitasyon çalışmalarının denetim ve kontrol mekanizmasının sağlıklı bir şekilde işletilmesi ile mümkün olduğunu ifade ettiler.</span><br>
<span>Gediz Orman İşletme Müdürlüğü, maden firması tarafından yapılan rehabilitasyon çalışmaları yapılan bölgede incelemelerde bulundu. Gediz Orman İşletme Şefi Osman Mozka tarafından yapılan inceleme ve denetleme, Orman Mühendisi İsa Kolay, firma yetkilileri ve Gediz Toplu Koruma Ekibinin katılımıyla gerçekleştirildi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Denetlemede, maden firması tarafından yapılan rehabilitasyon projesi kapsamındaki çalışmalar kontrol edildi ve proje kapsamında yapılması gerekenler üzerinde bilgi alışverişinde bulunuldu.</span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sıfır Emisyon İçin Yeni Projelere Yatırım Yapılacak!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sifir-emisyon-icin-yeni-projelere-yatirim-yapilacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sifir-emisyon-icin-yeni-projelere-yatirim-yapilacak</guid>
<description><![CDATA[ Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), dünya genelinde gaz talebinin giderek artacağını belirterek, 2050 yılına kadar sıfır emisyona ulaşma hedefinde olduklarını açıkladılar.

IEA tarafından hazırlanan Gaz Piyasası Raporu’na göre, doğalgaz talebi geçen yıla göre yüzde 1.9 azaldı. Ekonomilerde salgının etkilerinin azalmasıyla beraber bu yıl içinde küresel doğalgaz talebinin yüzde 3.6 oranında artması bekleniyor. 

Talepteki artışın Rusya ve Orta Doğu’dan karşılanacağı öngörülürken, ABD’de ise artan ihracat kapasitesini desteklemek amacıyla kaya gazı üretiminde yeni projelere yatırım yapılması planlanıyor. IEA Enerji Piyasaları ve Güvenliği Direktörü Keisuke Sadamori yaptığı açıklamada, “Doğalgazın verimli şekilde kullanılması gerekiyor. Gaz endüstrisinin daha temiz ve düşük karbonlu gazlara geçiş çabalarını önemli ölçüde artırması ve gereksiz metan emisyonlarını ele almak için hızlı ve etkili bir şekilde hareket etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.  ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/07/sifir-emisyon-icin-yeni-projelere-yatirim-yapilacak-1625638407.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sıfır, Emisyon, İçin, Yeni, Projelere, Yatırım, Yapılacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), dünya genelinde gaz talebinin giderek artacağını belirterek, 2050 yılına kadar sıfır emisyona ulaşma hedefinde olduklarını açıkladılar.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>IEA tarafından hazırlanan Gaz Piyasası Raporu’na göre, doğalgaz talebi geçen yıla göre yüzde 1.9 azaldı. Ekonomilerde salgının etkilerinin azalmasıyla beraber bu yıl içinde küresel doğalgaz talebinin yüzde 3.6 oranında artması bekleniyor. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Talepteki artışın Rusya ve Orta Doğu’dan karşılanacağı öngörülürken, ABD’de ise artan ihracat kapasitesini desteklemek amacıyla kaya gazı üretiminde yeni projelere yatırım yapılması planlanıyor. IEA Enerji Piyasaları ve Güvenliği Direktörü Keisuke Sadamori yaptığı açıklamada, “Doğalgazın verimli şekilde kullanılması gerekiyor. Gaz endüstrisinin daha temiz ve düşük karbonlu gazlara geçiş çabalarını önemli ölçüde artırması ve gereksiz metan emisyonlarını ele almak için hızlı ve etkili bir şekilde hareket etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. </span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kömür Atıklarından Bitcoin Madenciliğine Enerji!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/koemur-atiklarindan-bitcoin-madenciligine-enerji</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/koemur-atiklarindan-bitcoin-madenciligine-enerji</guid>
<description><![CDATA[ Pennsylvania’da kömür yakımı sonucu oluşan atıkları kullanarak Bitcoin (BTC) üreten madencilik şirketi Stronghold Digital Mining, düzenlediği yatırım fonuyla 105 milyon dolarlık yatırım aldı.

Pennsylvania’da faaliyetlerine devam eden şirket, kömür yakımı sonucunda ortaya çıkan ve çevre için zararlı olan atığı %90 oranında arıtıp enerjiye dönüştürüyor. Dönüştürülen bu enerji ise bitcoin madenciliğinde kullanılıyor.

Stronghold Digital Mining’in hesaplamalarına göre şirketin ürettiği her 1 adet Bitcoin ile 200 tonluk kömür atığını ortadan kaldırmış oluyor. Alınan 105 milyon dolarlık yatırım ise bu çalışmaları geliştirmek, daha fazla maden cihazı almak ve daha fazla arıtma tesisi kurmak için kullanılacak.

Beard, Bitcoin madencilerinin çevreye verdiği zarar nedeniyle eleştirildiğini fakat Stronghold’ün çalışmalarının, çevreye dönüşümsel bir katkıda bulunduğunu söyledi. Stronghold Eş Başkanı Bill Spence ise yaptığı açıklamasında, “Kömür atıkları, Pennsylvania’ya geçtiğimiz 100 yıldır zarar veriyor. Basitçe söylemek gerekirse, 19. ve 20. yüzyıldan kalma kömür madenciliğinin etkilerini telafi etmek için 21. yüzyılın kripto para madenciliği tekniklerini kullanıyoruz.” dedi.

  ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/06/komur-atiklarindan-bitcoin-madenciligine-enerji-1624427411.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kömür, Atıklarından, Bitcoin, Madenciliğine, Enerji</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Pennsylvania’da kömür yakımı sonucu oluşan atıkları kullanarak Bitcoin (BTC) üreten madencilik şirketi Stronghold Digital Mining, düzenlediği yatırım fonuyla 105 milyon dolarlık yatırım aldı.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Pennsylvania’da faaliyetlerine devam eden şirket, kömür yakımı sonucunda ortaya çıkan ve çevre için zararlı olan atığı %90 oranında arıtıp enerjiye dönüştürüyor. Dönüştürülen bu enerji ise bitcoin madenciliğinde kullanılıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Stronghold Digital Mining’in hesaplamalarına göre şirketin ürettiği her 1 adet Bitcoin</span><strong><span> </span></strong><span>ile 200 tonluk kömür atığını ortadan kaldırmış oluyor. Alınan 105 milyon dolarlık yatırım ise bu çalışmaları geliştirmek, daha fazla maden cihazı almak ve daha fazla arıtma tesisi kurmak için kullanılacak.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Beard, Bitcoin madencilerinin çevreye verdiği zarar nedeniyle eleştirildiğini fakat Stronghold’ün çalışmalarının, çevreye dönüşümsel bir katkıda bulunduğunu söyledi. Stronghold Eş Başkanı Bill Spence ise yaptığı açıklamasında, “Kömür atıkları, Pennsylvania’ya geçtiğimiz 100 yıldır zarar veriyor. Basitçe söylemek gerekirse, 19. ve 20. yüzyıldan kalma kömür madenciliğinin etkilerini telafi etmek için 21. yüzyılın kripto para madenciliği tekniklerini kullanıyoruz.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Madenden Ormana</title>
<link>https://trafikdernegi.com/madenden-ormana</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/madenden-ormana</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Aydın DİNÇER CNN Türk’te ekranlara gelen &quot;Çalışan Türkiye&quot; programının konuğu oldu. Madencilik sonrası rehabilitasyon faaliyetlerine değinen DİNÇER,  programda;

“Kütahya örneğinde görüldüğü gibi üretimler tamamlandıktan sonra yüzbinlerce ağaç dikildi. Bölgede yetişen ağaçların seçilmesiyle 15 – 20 yıl içerisinde ormana dönüştü. Çok çeşitli ve bölgede yetişebilecek ağaçlar dikiliyor.

Fide olarak dikimi yapılan ağaçların yıllar içerisinde orman dönüştüğünü görmek bölgede faaliyet gösteren maden işletmeleri içinde gurur verici. Çünkü o sorumluluğu üstüne alıp ciddi anlamda orman üretmiş  ve güzel bir ortam oluşturmuşlar. Bu sorumluluğu yerine getiren şirketlerimize de teşekkür ediyoruz. Kanuni zorunluluk öncesinde rehabilite edilmemiş olan yada eski zamanlardan kalan sahalarda yok değil tabi. Günümüzde artık buna müsaade edilmiyor.

Maden platformu adı verilen ve 14 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu ve sözcülüğünü yürüttüğüm organizasyonun bu konu üzerine aldığı kararlar gereği; rehabilitasyonu yapılmamış olan sahaların rehabilitasyon çalışmalarını sivil toplum örgütleri, yere dinamikler ve o bölgedeki işletmeler ile birlikte ele almak ve oraları doğaya kazandırma çalışmaları yapmak. Bu konuda kararlarımız mevcut ve Orman Bakanlığı ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde maden bitmiş ve ekonomiye kazandırılmış sahaları rehabilite etme çalışmalarına bizde katkı koyarak yapacağız.

Biz madenleri bitirdikten sonra rehabilitasyon çalışmaları çok rahatlıkla yapılabiliyor. Madencilik faaliyetleri sırasında aslında bölge zehirlenmiyor. Doğalında olan bir endüstriyel hammadde yerinden çıkarılıyor ve ekonomiye kazandırılıyor. Daha sonra bunun üzerinde yeşili kazanmak ve hayvanların o bölgede rahatlıkla yaşayabildiğini görmek bize aslında bu bölgelerde kalıcı bir hasarın olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla tamiratın çok mümkün olduğu bir durum. Bizde elimizden geldiğince bu çalışmalara destek vereceğiz.” ifadelerine yer verdi.

Programda ayrıca Garp Linyitleri İşlermelerinden olan Değirmisaz ve Tunçbilek sahaları rehabilitasyon çalışmaları hakkında aşağıdaki bilgilere yer verildi.

Tunçbilek Kömür İşletmesi

Ağaçlandırma faaliyetlerine 1959 yılında başlanmış olup 1248 hektar alanda personelinde katkısıyla 2.590.000 adet karaçam, sedir, ahlat, akasya, aylantuz, ceviz ve mahlep fidanı dikilmiştir. Ayrıca bölge halkının gelirine katkı sağlanmak amacıyla 5.000 adet lavanta fidanı dikilmiştir.

Değirmisaz Kömür İşletmesi

1972 yılında özel sektör tarafından açık işletme olarak işletilmeye başlanmış ve 1992 yılında terk edilmeye başlanmıştır.

Yapılan araştırmalar sonucunda hızlı büyüme sağlaması nedeniyle fıstık çamı dikimine karar verilmiştir. Gerek faaliyet sırasında gerekse faaliyet sonrasın 300 hektar alana Fıktık Çamı ve Kızıl Çam ekimi yapılmıştır. Tapulu olan arazilere ise vişne ve kiraz aşılayabilmek için mahlep ağacı dikimi yapılmıştır. Linyit kömürleri üzerindeki Marn tabakalarının ihtiva ettiği fosfor ağaçların verimli büyümesi sağlamıştır. Madenden ormana yeniden dönüş yapılmıştır.

Not: Devlet eliyle yapılan linyit işletmeciliği ilk defa 16.02.1938 tarihinde Etibank´a bağlı olarak Değirmisaz işletmesinin kurulmasıyla başlamıştır. Değirmisazda ilk Linyit keşfi 1915 yılında yapılmıştır. Değirmisaz Linyit İşletmesi 1966 yılında rezervi tükendiği gerekçesiyle kapatılmıştır. ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeraltihaber.com/images/haberler/2021/06/madenden-ormana-1623523838.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 17:36:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Madenden, Ormana</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>İstanbul Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Aydın DİNÇER CNN Türk’te ekranlara gelen "Çalışan Türkiye" programının konuğu oldu. Madencilik sonrası rehabilitasyon faaliyetlerine değinen DİNÇER,  programda;</span></span></p>

<p><span><span>“Kütahya örneğinde görüldüğü gibi üretimler tamamlandıktan sonra yüzbinlerce ağaç dikildi. Bölgede yetişen ağaçların seçilmesiyle 15 – 20 yıl içerisinde <strong>ormana</strong> dönüştü. Çok çeşitli ve bölgede yetişebilecek ağaçlar dikiliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Fide olarak dikimi yapılan ağaçların yıllar içerisinde <strong>orman</strong> dönüştüğünü görmek bölgede faaliyet gösteren <strong>maden</strong> işletmeleri içinde gurur verici. Çünkü o sorumluluğu üstüne alıp ciddi anlamda <strong>orman</strong> üretmiş  ve güzel bir ortam oluşturmuşlar. Bu sorumluluğu yerine getiren şirketlerimize de teşekkür ediyoruz. Kanuni zorunluluk öncesinde rehabilite edilmemiş olan yada eski zamanlardan kalan sahalarda yok değil tabi. Günümüzde artık buna müsaade edilmiyor.</span></span></p>

<p><span><span>Maden platformu adı verilen ve 14 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu ve sözcülüğünü yürüttüğüm organizasyonun bu konu üzerine aldığı kararlar gereği; rehabilitasyonu yapılmamış olan sahaların <strong>rehabilitasyon</strong> çalışmalarını sivil toplum örgütleri, yere dinamikler ve o bölgedeki işletmeler ile birlikte ele almak ve oraları doğaya kazandırma çalışmaları yapmak. Bu konuda kararlarımız mevcut ve <strong>Orman Bakanlığı</strong> ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde maden bitmiş ve ekonomiye kazandırılmış sahaları rehabilite etme çalışmalarına bizde katkı koyarak yapacağız.</span></span></p>

<p><span><span>Biz madenleri bitirdikten sonra <strong>rehabilitasyon</strong> çalışmaları çok rahatlıkla yapılabiliyor. <strong>Madencilik</strong> faaliyetleri sırasında aslında bölge zehirlenmiyor. Doğalında olan bir endüstriyel hammadde yerinden çıkarılıyor ve ekonomiye kazandırılıyor. Daha sonra bunun üzerinde yeşili kazanmak ve hayvanların o bölgede rahatlıkla yaşayabildiğini görmek bize aslında bu bölgelerde kalıcı bir hasarın olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla tamiratın çok mümkün olduğu bir durum. Bizde elimizden geldiğince bu çalışmalara destek vereceğiz.” ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p><span><span>Programda ayrıca Garp Linyitleri İşlermelerinden olan Değirmisaz ve Tunçbilek sahaları <strong>rehabilitasyon</strong> çalışmaları hakkında aşağıdaki bilgilere yer verildi.</span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Tunçbilek Kömür İşletmesi</span></strong></span></span></p>

<p><span><span>Ağaçlandırma faaliyetlerine 1959 yılında başlanmış olup 1248 hektar alanda personelinde katkısıyla 2.590.000 adet karaçam, sedir, ahlat, akasya, aylantuz, ceviz ve mahlep fidanı dikilmiştir. Ayrıca bölge halkının gelirine katkı sağlanmak amacıyla 5.000 adet lavanta fidanı dikilmiştir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Değirmisaz Kömür İşletmesi</strong></span></span></p>

<p><span><span><span>1972 yılında özel sektör tarafından açık işletme olarak işletilmeye başlanmış ve 1992 yılında terk edilmeye başlanmıştır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yapılan araştırmalar sonucunda hızlı büyüme sağlaması nedeniyle fıstık çamı dikimine karar verilmiştir. Gerek faaliyet sırasında gerekse faaliyet sonrasın 300 hektar alana Fıktık Çamı ve Kızıl Çam ekimi yapılmıştır. Tapulu olan arazilere ise vişne ve kiraz aşılayabilmek için mahlep ağacı dikimi yapılmıştır. Linyit kömürleri üzerindeki Marn tabakalarının ihtiva ettiği fosfor ağaçların verimli büyümesi sağlamıştır. <strong>Madenden ormana</strong> yeniden dönüş yapılmıştır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Not:</strong> Devlet eliyle yapılan linyit işletmeciliği ilk defa 16.02.1938 tarihinde Etibank´a bağlı olarak Değirmisaz işletmesinin kurulmasıyla başlamıştır.</span> Değirmisazda ilk Linyit keşfi 1915 yılında yapılmıştır. Değirmisaz Linyit İşletmesi 1966 yılında rezervi tükendiği gerekçesiyle kapatılmıştır.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bursa&amp;apos;da korkutan yangın</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bursada-korkutan-yangin</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bursada-korkutan-yangin</guid>
<description><![CDATA[ Bursa-Sakarya sınırında bulunan ormanlık alanda yangın çıktı. İtfaiye ekiplerinin yangına müdahalesi sürüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/09/bursaormanyangin.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bursada, korkutan, yangın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yangın, akşam saatlerinde Bursa-Sakarya sınırında ormanlık alanda çıktı. Henüz bilinmeyen bir sebepten dolayı çıkan yangını gören vatandaşlar durumu 112 Acil Servis Hattı'na bildirdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye, jandarma ve Bursa İznik Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri ile Adapazarı Bölge Müdürlüğü ekipleri sevk edildi. Karadan yapılan söndürme çalışmalarına havadan da helikopter destek verdi. Yangına 2 helikopter 13 araç 32 personel ile müdahale ediliyor. Yangını söndürme çalışmaları sürüyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rize&amp;apos;de sağanak hayatı zorluyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/rizede-saganak-hayati-zorluyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/rizede-saganak-hayati-zorluyor</guid>
<description><![CDATA[ Rize&#039;de etkili olan sağanak nedeniyle bazı derelerin debisi yükseldi ve toprak kayması meydana geldi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/09/rizesaganak.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Rizede, sağanak, hayatı, zorluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İl genelinde öğle saatlerinden itibaren etkili olan yağış sonucu bazı derelerin debisi yükseldi ve caddelerde su birikintileri oluştu.

Şiddetli yağış nedeniyle merkeze bağlı Kırklartepe köyünde derenin taşması sonucu bazı iş yerlerini su bastı, Zincirliköprü köyünde ise toprak kayması meydana geldi.

Kentte zaman zaman yağış etkisini sürdürüyor.

Öte yandan Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Rize'de yarın öğlene kadar gök gürültülü sağanak beklendiği uyarısında bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakan Işıkhan: İşsizlik oranı son 10 ayda yüzde 10’un altına indi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bakan-isikhan-issizlik-orani-son-10-ayda-yuzde-10un-altina-indi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bakan-isikhan-issizlik-orani-son-10-ayda-yuzde-10un-altina-indi</guid>
<description><![CDATA[ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “İşsizlik oranımız son 10 ayda yüzde 10’un altında gerçekleşmiş durumda. Bu veriler aslında OVP’nin hedeflerine ne kadar yaklaştığımızı göstermektedir” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/09/a-a-20240905-35569545-35569537-o-r-t-a-v-a-d-e-l-i-p-r-o-g-r-a-m-o-v-p-t-o-p-l-a-n-t-i-s-i.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bakan, Işıkhan:, İşsizlik, oranı, son, ayda, yüzde, 10’un, altına, indi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 2025-2027 yılı dönemini içeren Orta Vadeli Program’ı (OVP) açıkladı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, programı açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Enflasyonun düşürülmesi için uygulanan maliye politikalarının bir süreci olarak istihdamda geçici bir yavaşlamanın söz konusu olabileceğini aktaran Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, “Bu süreç orta ve uzun vadede sürdürülebilir büyümenin ve ekonominin oluşturulabilmesi için ve istihdamın temelini oluşturmaktadır. Kalıcı istihdam artışı ve kalıcı refah için enflasyonun düşürülerek enflasyonda kalıcılığın sağlanması bizim en önemli hedeflerimiz arasında yer almaktadır” ifadelerini kullandı.

“İşsizlik oranımız son 10 ayda yüzde 10’un altında gerçekleşmiş durumda”

OVP’nin fiyat istikrarına odaklanırken aynı zamanda büyümeyi ve istihdamı da koruyacak tedbirler aldığını dile getiren Bakan Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:

“Dünyada iş gücü piyasaları sürekli dönüşüm içerisinde. Biz de istihdamın sürekli artırılması noktasında bugün Cumhurbaşkanı Yardımcımız da ifade etti, 32 milyon 600 bine yakın bir istihdam söz konusu. İşsizlik oranımız son 10 ayda yüzde 10’un altında gerçekleşmiş durumda. Bu veriler aslında OVP’nin hedeflerine ne kadar yaklaştığımızı göstermektedir. Bunun yanı sıra, iş gücü uyum programları istihdamın artırılması noktasında da bakanlık olarak çok önemli stratejiler uyguluyoruz. Bunların başında İş Gücü Uyum Programı, iki hafta önce Cumhurbaşkanı Yardımcımızın teşrifleri ile hayata geçirdiğimiz çok önemli bir program. Bu program, tarihimizde ilk defa uyguladığımız bir program. Bu program sayesinde daha az maaliyetle daha fazla istihdamın piyasada yer almasına katkı getireceğiz. İş Gücü Uyum Programı’nın yaklaşık olarak haftada 3 gün ve 22 buçuk saat olacak şekilde planlanmış. Bu kapsam içerisinde öğrenciler bizim için önemli bir hedef grubu olacaktır. Onların iş gücü piyasasına hazırlanması noktasında önemli bir süreç olacaktır. En fazla 10 ay süreyle 140 fiili iş günü şeklinde planlıyoruz. Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’na çok büyük bir kontenjan verdik. Bugün aldığımız verilerde 120 bin kontenjan ayırdık. Buna şu an 83 bin civarında başvuru yapıldığını gördük. Bu da programın şu aşamada çok iyi bir noktada olduğunu göstermektedir.”

“Piyasanın ihtiyaç duyduğu nitelikteki iş gücünü piyasaya hazırlamak olacak”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak kadın, genç, engelli istihdamının artırılmasının en önemli hedeflerimiz arasında yer aldığını belirten Bakan Işıkhan, “Bu makro ekonomik dengeler sürdürülürken aynı zamanda bakanlık olarak bizim hedefimiz yeni işler oluştururken iş gücü uyum programları ile birlikte piyasanın ihtiyaç duyduğu nitelikteki iş gücünü piyasaya hazırlamak olacak. Bu çerçevede, bildiğiniz gibi İş Pozitif Kadın İstihdam Projesi’ni başlattık. Burada da rakamlar çok önemli. Şu anda 460 bine yaklaştı” diye konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araçlar sulara gömüldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/araclar-sulara-goemuldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/araclar-sulara-goemuldu</guid>
<description><![CDATA[ Karabük’te etkili olan sağanak sonrası yollar göle döndü, araçlar suya gömüldü, çok sayıda ev ve iş yerini su bastı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/karabukselfotosu.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Araçlar, sulara, gömüldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Karabük’te akşam saatlerinde sağanak yağış etkili oldu. 100. Yıl Mahallesi’nde ektili olan sağanak sonrası iş yerlerini su bastı, park halindeki çok sayıda araç suya gömüldü. Kent merkezinde birçok noktada su baskını yaşandı. Bölgeye belediye ve itfaiye ekipleri sevk edildi.
Sular altında kalan Karabük-Safranbolu yolunda da sürücüler ilerlemekte güçlük çekti. Metrekareye 45 kg yağış düştüğü ve şu ana kadar 110 su bakını ihbarı yapıldığı öğrenildi. Ekiplerin bölgede çalışmaları sürüyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sivas&amp;apos;ta sel</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sivasta-sel</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sivasta-sel</guid>
<description><![CDATA[ Sivas’ın Ulaş ilçesine bağlı Eskikarahisar köyünde sağanak yağışı sonrası sel meydana geldi. O anlar cep telefonu kamerasına yansıdı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/sivassel.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sivasta, sel</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sivas’ta yapılan uyarılarının ardından kuvvetli yağış etkisini gösterdi. Ulaş ilçesine bağlı Eskikarahisar köyünde akşam saatlerinde başlayan sağanak yağış sonrası köyde sel yaşandı. Taşan dereler hasara yol açtı. Bölgeye AFAD ekipleri sevk edildi. Birçok ev ve ahırın sular altında kaldığı öğrenildi. O anlar vatandaşların cep telefonu kamerasına yansıdı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Salda Gölü, Dünya Jeolojik Miras Listesi&amp;apos;ne girdi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/salda-goelu-dunya-jeolojik-miras-listesine-girdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/salda-goelu-dunya-jeolojik-miras-listesine-girdi</guid>
<description><![CDATA[ UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkan Vekili Nizamettin Kazancı, &quot;Listeye aday olarak ülkelere verilen kota dahilinde Salda Gölü ve Nemrut Kalderası&#039;nı sunduk. Açıklanan listede sadece Salda Gölü&#039;nü gördük, Nemrut listede yer almadı&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-a-20240828-35501656-35501647-s-a-l-d-a-g-o-l-u-d-u-n-y-a-j-e-o-l-o-j-i-k-m-i-r-a-s-l-i-s-t-e-s-i-n-e-g-i-r-d-i.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Salda, Gölü, Dünya, Jeolojik, Miras, Listesine, girdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Burdur'un Yeşilova ilçesindeki Salda Gölü, "Dünyanın En Önemli 100 Jeolojik Miras Listesi"nde yer aldı.

Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliğince (IUGS) başlatılan ve UNESCO tarafından desteklenen proje kapsamında hayata geçilen ve 2 yılda bir açıklanan liste için Türkiye'den Burdur'daki Salda Gölü ve Bitlis'teki Nemrut Kalderası aday gösterildi.



Güney Kore'nin Busan kentinde 37'ncisi düzenlenen Dünya Jeolojik Kongresi'nde, Türkiye'den Salda Gölü'nün listede yer aldığı açıklandı.

"Nemrut'un neden giremediğini soruşturacağız"

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkan Vekili ve Jeolojik Mirası Koruma Derneği Başkanı Nizamettin Kazancı, AA muhabirine, proje kapsamında ilki 2022'de açıklanan listenin ikincisinin bu sabahki kongrenin basın toplantısında duyurulduğunu söyledi.

Listede yer alan jeolojik miraslardan 20'sinin de 5'er dakikalık sunumlar şeklinde tanıtıldığını anlatan Kazancı, şunları kaydetti: "Tanıtılanların içinde Salda Gölü'müz de var. Listeye aday olarak ülkelere verilen kota dahilinde Salda Gölü ve Nemrut Kalderası'nı sunduk. Açıklanan listede sadece Salda Gölü'nü gördük, Nemrut listede yer almadı. Listeye girsin veya girmesin doğal varlıklarımızın bilimsel önemi azalmayacaktır. Nemrut'un neden giremediğini soruşturacağız ama benim kişisel kanaatim, benzer özellikteki volkanların listede çokça yer alması."

Kazancı, Salda Gölü'nün dünyanın en önemli jeolojik miraslarından birisi olduğunu vurguladı.



Burasının dünyaya, Mars'ta milyarlarca yıl önceki hayatın yeryüzündeki benzeri olarak sunulduğunu, "Mars Analog of lake Salda" diye takdim edildiğini aktaran Kazancı, Salda'yı çökeltilerin öneminden dolayı listeye önerdiklerini, bunun kitabının da hazırlandığını bildirdi.

"Listede yer alması Salda'nın daha iyi korunması anlamına geliyor"

Salda Gölü'nün "Dünyanın En Önemli 100 Jeolojik Miras Listesi"nde yer almasının, bilinirliğini daha da artıracağına işaret eden Kazancı, şöyle konuştu: "Salda'yı çok daha iyi korumamız gerekiyor. Listede yer alması Salda'nın daha iyi korunması anlamına geliyor. Salda'nın korunması yönünde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün, Burdur Valiliğinin, UNESCO Türkiye Milli Komisyonunun ve diğer kamu kuruluşlarının iyi niyetli çabaları var. Salda, önümüzdeki yıllarda turizm merkezi olacaktır. Beklentileri karşılamak ve jeoturizmin sürdürülebilirliği için korumaya azami dikkat edilmesi gerekir. Turist baskısını da sınırlamak ve iyi yönetmek gerekir. "

Kazancı, Salda Gölü'nü ziyaret edenlere, hassas alanlara basmamaları, göle özen göstermeleri konusunda uyarılarda bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>723 hayvan kuraklık nedeniyle itlaf edilecek!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/723-hayvan-kuraklik-nedeniyle-itlaf-edilecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/723-hayvan-kuraklik-nedeniyle-itlaf-edilecek</guid>
<description><![CDATA[ Namibya, 723 vahşi hayvanı kuraklık nedeniyle itlaf edecek. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/istockphoto-1389219716-0x640.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>723, hayvan, kuraklık, nedeniyle, itlaf, edilecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Namibya, kuraklık nedeniyle ülke genelindeki 723 vahşi hayvanın itlaf edileceğini açıkladı.

Avusturalya’da 2020 yılında “çok su içtiği” gerekçesiyle 5 bin yabani devenin itlaf edilmesinin ardından Afrika ülkesi Namibya da benzer bir yöntemle kuraklıkla mücadele etmeye çalışıyor. Namibya Çevre Bakanlığı, 83 fil, 30 su aygırı, 60 bufalo, 50 impala, 200 antilop, 300’ü zebra olmak üzere toplam 723 vahşi hayvanın itlaf edilmesinin planlandığını duyurdu. İtlafın hayvan sayısının mevcut otlak alanlar ve su kaynaklarının kapasitesini aştığı ulusal park gibi alanlarda yapılacağı ifade edilen açıklamada, itlaf edilecek fillerin etlerinin yiyecek bulmakta zorlanan insanlara dağıtılacağı belirtildi. Yetkililerin duruma müdahale etmemesi durumunda, şiddetli kuraklık ortamında insan-vahşi yaşam çatışmasının artacağı vurgulanan bakanlık açıklamasında, "Bu uygulama doğal kaynakların Namibya vatandaşlarının yararına kullanıldığı anayasal yetkimizle uyumludur" denildi.

Hükümet tarafından profesyonel avcılar ve şirketler tarafından şimdiye kadar 157 hayvanın avlandığı, 56 tondan fazla et elde edildiği öğrenildi.
Birleşmiş Milletler'e göre, Güney Afrika on yıllardır en şiddetli kuraklıkla karşı karşıya kalırken, Namibya’da gıda stokunun yüzde 84'ü geçtiğimiz ay tükendi. Gelecek aylarda Namibya nüfusunun yaklaşık yarısının yüksek düzeyde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eğirdir Gölü&amp;apos;nün temizliği için 9 maddelik eylem planı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/egirdir-goelunun-temizligi-icin-9-maddelik-eylem-plani</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/egirdir-goelunun-temizligi-icin-9-maddelik-eylem-plani</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Isparta&#039;daki Eğirdir Gölü&#039;nün temizliği için &quot;kıyıda ve suda temizlik, özel araç alımı, oksijen seviyesinin artırılması, dip çamuru temizliği ve su takviyesi&quot; gibi adımlar atacak. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-a-20240827-35492691-35492690-e-g-i-r-d-i-r-g-o-l-u-n-u-n-t-e-m-i-z-l-i-g-i-i-c-i-n-9-m-a-d-d-e-l-i-k-e-y-l-e-m-p-l-a-n-i-h-a-z-i-r-l-a-n-d-i.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Eğirdir, Gölünün, temizliği, için, maddelik, eylem, planı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "Eşsiz güzellikteki Eğirdir Gölü'müze can suyu verecek eylem planımız hazır. Başta dip çamuru temizliği ve su takviyesi olmak üzere gerekli tüm adımları atacağız." ifadesini kullandı.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, son yıllarda yağış rejimindeki azalma ve kuraklığın etkisiyle su seviyesi hızla düşen Eğirdir Gölü'ndeki alg patlaması ve biyolojik kirliliğe karşı eylem planı hazırlandı.

Gölün aynı zamanda "kesin korunacak hassas alan" olması nedeniyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma (TVK) Genel Müdürlüğü koordinesinde, Çevre Ajansı, Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Merkezi, TÜBİTAK, üniversiteler, kamu ve özel sektör kuruluşlarıyla komisyon oluşturuldu.

Arazi çalışmalarıyla beraber alınması gereken tedbirler belirlendi. Çalışmalar kapsamında öncelikle acil müdahale olarak göl yüzeyindeki alglerin ve göl kıyısındaki ölü sucul bitkilerin özel araç ve ekipmanlarla süpürülüp tıraşlanması sağlanacak. Ardından göl tabanında dip çamuru temizliği yapılacak.



Göldeki sucul bitkilerin ve dipte biriken sediment ile biyokütlenin kaldırılmasına ilişkin TVK tarafından ön fizibilite raporu hazırlandı. Ayrıca göl kıyısındaki sucul bitkilerin ve gölü besleyen dere ağzındaki rüsubat temizliğinin yapılması amacıyla Süleyman Demirel Üniversitesi ile Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesinden bilim insanları Ekosistem Değerlendirme Raporu (EDR) hazırladı.

Gölü besleyen Çayköy Dere ağzında biriken rüsubatın temizliği için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ait ekskavatörlerle çalışmalara başlandı.

Oksijen seviyesi artırılacak

Göl yüzeyindeki alg ve sucul bitki temizliği için ise Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) desteğiyle su yüzeyi temizleme aracı temin edilecek. Bu araçlarla su sığlaşınca yüzeye doğru yükselen sucul bitkiler temizlenecek. Bu sayede göldeki oksijen seviyesi artırılacak.

Gölün su kalitesini artırmak için su kullanımı planlaması gözden geçirilerek, su takviyesi süreçleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, DSİ Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumlarla hayata geçirilecek.

Göldeki dip çamurunun temizlenmesi için de hazırlık yapıldı. TVK Genel Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar kapsamında, Eğirdir Gölü'nün ekolojik rehabilitasyonu için bilim insanlarıyla yapılan istişarelerle dip çamurunun temizliğine ilişkin fizibilite çalışmalarına başlandı.

Bakanlık, elde edilecek bilimsel bulgular ışığında yapılacak işlemlerle ilgili şu bilgileri verdi: "Dip çamuru temizliği işlemlerinin sağlıklı şekilde yürütülmesine zemin hazırlanması ve dip çamuru temizliği için fizibilite çalışmalarına başladık. Bu çalışmalar devam ederken öncelikli acil müdahale olarak göl ekosisteminin doğal haline kavuşması için kötü koku ve görüntünün engellenmesi ve göldeki kirliliğin uzaklaştırılması amacıyla yüzeydeki alg ve sucul bitki temizliği yapılacak. Çalışmalara yüksek çevre hassasiyeti ve bilinciyle devam edilecek."

"Yol haritamızı belirledik"

Göl için acil olarak hayata geçirilen adımları ve uygulanacak yöntemleri içeren 9 maddelik eylem planının ayrıntılarını sosyal medya hesabından paylaşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, şu ifadeleri kullandı: "Bilim insanlarımızla ve ilgili kuruluşlarla çalıştık. Ön rapor doğrultusunda yol haritamızı belirledik. Acil yapılacaklar için adımlar atmaya başladık. Eşsiz güzellikteki Eğirdir Gölü'müze can suyu verecek eylem planımız hazır. Başta dip çamuru temizliği ve su takviyesi olmak üzere gerekli tüm adımları atacağız."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Erzincan &amp; Sivas kara yolunda heyelan</title>
<link>https://trafikdernegi.com/erzincan-sivas-kara-yolunda-heyelan</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/erzincan-sivas-kara-yolunda-heyelan</guid>
<description><![CDATA[ Erzincan-Sivas kara yolu Sakaltutan mevkiinde heyelan meydana geldi. Yolun tek şeridi ulaşıma kapandı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2023/06/aa-20230622-31498407-31498404-orduda-uc-ilcenin-baglanti-yolu-heyelan-nedeniyle-ulasima-kapandi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Erzincan, Sivas, kara, yolunda, heyelan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Erzincan merkezde yağış görülmezken Sivas kara yolu üzerinde kısa süreli sağanak etkili oldu. Yağışla birlikte Erzincan - Sivas kara yolu 59’ncu kilometre Sakaltutan mevkiinde heyelan meydana geldi. Heyelan yolun tek şeridini ulaşıma kapattı. Bölgeye Karayolları ve ilgili ekipler sevk edildi. Yolda araç kuyruğu oluşurken ulaşım kontrollü olarak tek şeritten sağlanıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçme suyunda tehlike alarmı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/icme-suyunda-tehlike-alarmi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/icme-suyunda-tehlike-alarmi</guid>
<description><![CDATA[ Edirne&#039;ye içme suyu sağlayan barajın doluluk oranı yüzde 17 seviyesine düştü. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-a-20240824-35472029-35472026-e-d-i-r-n-e-y-e-i-c-m-e-s-u-y-u-s-a-g-l-a-y-a-n-b-a-r-a-j-i-n-d-o-l-u-l-u-k-o-r-a-n-i-y-u-z-d-e-17-s-e-v-i-y-e-s-i-n-e-d-u-s-t-u.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İçme, suyunda, tehlike, alarmı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kırklareli'nde Kayalıköy Barajı'nın doluluk oranı aşırı sıcaklar nedeniyle azaldı.



DSİ 11. Bölge Müdürlüğü verilerine göre, depolama hacmi 149 milyon 856 bin metreküp olan barajda son ölçümlere göre 24 milyon 149 bin metreküp su bulunuyor.



Tarım arazilerinin sulanması için kullanılan ve Edirne'nin içme suyunun da sağlandığı barajda, su seviyesi buharlaşma nedeniyle her geçen gün azalıyor.

Doluluk oranı yüzde 17 olarak ölçülen barajdan, su seviyesindeki düşüş nedeniyle tarım alanlarının sulanmasına müsaade edilmiyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aydın&amp;apos;da 2 ilçe afet bölgesi ilan edildi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/aydinda-2-ilce-afet-boelgesi-ilan-edildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/aydinda-2-ilce-afet-boelgesi-ilan-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Aydın&#039;da orman yangını meydana gelen 2 ilçe afet bölgesi ilan edildi. Aydın ve İzmir&#039;deki orman yangınlarında 5 binin üzerinde vatandaş tahliye edildi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-w273433-01.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Aydında, ilçe, afet, bölgesi, ilan, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Afet ve Acil Durum yönetimi başkanlığı (AFAD) aralarında Aydın'ın da bulunduğu 8 ilde 14-20 Ağustos tarihlerinde çıkan yangınlardaki bölgeleri 'Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi' ilan edildiğini açıkladı.



AFAD, 14-20 Ağustos tarihleri arasında aralarında Aydın ve İzmir'in de bulunduğu 8 ilde meydana gelen yangınlar nedeniyle bazı bölgeleri 'Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi' ilan etti. Öte yandan, yangınların yerleşim yerlerine yakın olması nedeniyle 5 bin 381 vatandaşın tedbir amacıyla güvenli alanlara tahliyesi gerçekleştirildiği de belirtildi.



AFAD tarafından yapılan açıklamada, İzmir ilinin Bayındır ilçesinde Yeşilova Mahallesi, Bayraklı ilçesinde Doğançay, Körfez ve Onur Mahalleleri, Karşıyaka ilçesinde Latife Hanım ve Sancaklı Mahalleleri, Tire ilçesinde Çayırlı Mahallesi ile Aydın ilinin Bozdoğan ilçesinde Hışımlar ve Örmepınar Mahalleleri ile Didim ilçesinde Hisar Mahallesi'nin Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi ilan edildiği bildirildi. Yangından etkilenen bu mahallelerde, AFAD'ın hak sahibi çalışmaları başlatıldığı ve konut ve işyerleri yangından zarar gören vatandaşların AFAD İl Müdürlüklerine başvurması gerektiği belirtildi. Yangın sebebiyle konut ve işyerleri zarar gören vatandaşlara, zarar tespit çalışmalarının tamamlanmasının ardından nakdi yardım yapılacağı ifade edildi.

AFAD açıklamasında, "Devletimizin tüm imkanları ve kurumları ile milletimizin yanındayız" denilerek, yangından etkilenen bölgelere gerekli yardımların yapılacağı vurgulandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Toprak kaymasında 10 kişi öldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/toprak-kaymasinda-10-kisi-oeldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/toprak-kaymasinda-10-kisi-oeldu</guid>
<description><![CDATA[ Tayland&#039;ın ünlü tatil adası Phuket&#039;te aşırı yağışların yol açtığı toprak kaymasında en az 10 kişi hayatını kaybederken, 20 kişi de yaralandı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/toprakkaymasi-fotosu.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Toprak, kaymasında, kişi, öldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Güney Asya ülkesi Tayland’da son günlerde etkili olan ve birçok bölgede hayatı olumsuz etkileyen muson yağışları, ünlü tatil merkezi Phuket’te de sel ve toprak kaymasına neden oldu. Phuket Valiliği tarafından yapılan açıklamada, bugün yerel saatle 03.30’da Karon ilçesinde meydana gelen toprak kayması sonucu 2’si Rus vatandaşı 10 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Açıklamada, hayati tehlikesi bulunmayan 20 yaralının çevre hastanelere sevk edildiği bildirildi.

3 kasaba “afet bölgesi” ilan edildi

Yaşanan felaketten etkilenen evlerde başlatılan arama kurtarma çalışmalarına birçok yardım kuruluşu ve Tayland Ordusu katılırken, evlerinden tahliye edilen vatandaşlar için bölgede “acil durum merkezi” kuruldu. Phuket Vali Yardımcısı Srattha Thongkam, toprak kaymalarının yaşandığı Karon, Rawai ve Chalong kasabalarının “afet bölgesi” ilan edildiğini açıklarken, önceliklerinin Karon bölgesinde toprak altında kalanların olup olmadığını araştırmak olduğunu ifade etti.
Karon bölgesinde yapılan arama kurtarma çalışmaları, hafif yağmur altında devam ediyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir Körfezi&amp;apos;nde felaket: Her yer ölü balık doldu!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmir-koerfezinde-felaket-her-yer-oelu-balik-doldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmir-koerfezinde-felaket-her-yer-oelu-balik-doldu</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Körfezi&#039;nde her gün binlerce ölü balık kıyaya vuruyor. Felaketin boyutu arttıkça özellikle Karşıyaka ve Bayraklı&#039;daki kötü koku nedeniyle vatandaşlar evlerinin, iş yerlerinin pencerelerini açamaz duruma geldi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-w272293-02.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir, Körfezinde, felaket:, Her, yer, ölü, balık, doldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İzmir Körfezi'nde ölü balık sayısı gün geçtikçe çoğalarak artıyor. Yüzbinlerce balık ölü olarak kıyaya vururken, kentteki ağır koku da kendisini hissettiriyor. Özellikle Karşıyaka ve Bayraklı sahillerinde ölü balıklar nedeniyle oluşan kötü koku, vatandaşları ev ve iş yerlerinin pencerelerini açamaz hale getirdi. Balık ölümlerinin yanı sıra, körfezin renginin de kırmıza döndüğü gözlemlendi. Ölen balıklar arasında Çipura, Deniz Levreği gibi balıklar bulunuyor.




“İlk defa karşılaşıyorum, güzelim İzmir'i ne hale getirdiler”

Doğma büyüme İzmirli olduğunu ve hayatında ilk defa böyle bir durumla karşılaştığını ifade eden 50 yaşındaki Serkan Bingöl, “Yetkililer neden gelmiyor buralara anlamadım. Ölümler, fabrikalardan akan pisliklerden dolayı meydana geliyor. İlk defa böyle bir rezillik görüyorum. Güzelim İzmir'i ne hale getirmişler” dedi.



Ölü balıkları topladılar

Bazı vatandaşların ise kıyıya vuran balıkları toplayarak poşete koyduğu anlar cep telefonu kamerasına yansıdı. Öte yandan geçtiğimiz günlerde konuya ilişkin açıklama yapan Deniz Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar ise “İzmir Körfezi'nde plankton patlaması bayağıdır var. Balık ölümlerinin temel sebebi planktonlar. Deniz suyunda her 1 litrede yaklaşık 1 milyon plankton vardır. Sıcaklık ve ortamdaki kirlilik artınca sayıları 2 milyona çıkınca ortamda oksijen bırakmazlar. Bunların zehirli olan türleri nedeniyle balıklar ölür. İlk defa İzmir Körfezi'nde 1955 yılında plankton patlaması olmuştu. Türkiye denizlerini maalesef fosseptik olarak kullanıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kontrol altına alınan yangın tekrar alevlendi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kontrol-altina-alinan-yangin-tekrar-alevlendi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kontrol-altina-alinan-yangin-tekrar-alevlendi</guid>
<description><![CDATA[ Bolu’da kontrol altına alınan yangın tekrar alevlendi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-w272255-01.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kontrol, altına, alınan, yangın, tekrar, alevlendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) “Bolu Gerede'de meydana gelen yangın gece gündüz demeden yapılan müdahaleler sonucu kontrol altına alındı” açıklamasının ardından Demirler Köyü’nde alevler tekrar iki farklı noktada göğe yükseldi. Ekiplerin yangın söndürme çalışmaları havadan ve karadan devam ediyor.

Bolu’nun Gerede ilçesine bağlı Demirler Köyü'nde son 24 saattir devam eden yangına itfaiye ve OGM’ye bağlı ekipler müdahalesini havadan ve karadan aralıksız sürdürüyor. Çalışmalar sonucu yangın kontrol altına alınmıştı ve Bugün sabah saat 10.18’de OGM’den yapılan açıklamada, “Bolu Gerede'de meydana gelen yangın gece gündüz demeden yapılan müdahaleler sonucu kontrol altına alındı” ifadeleri kullanılmıştı.
Açıklamanın ardından şiddetli rüzgarın etkisiyle yayılan kıvılcımlar sonucu yangın Demirler Köyü'nün ormanlık alanındaki iki farklı noktaya sıçradı. Ekipler söz konusu bölgeye yönelerek yangını söndürme çalışmalarına devam ediyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ankara&amp;apos;da çıktı, Bolu&amp;apos;ya sıçradı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ankarada-cikti-boluya-sicradi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ankarada-cikti-boluya-sicradi</guid>
<description><![CDATA[ Ankara&#039;nın Kızılcahamam ilçesinde başlayan yangın, Bolu&#039;nun Gerede ilçesine sıçradı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-a-20240821-35454089-35454088-k-i-z-i-l-c-a-h-a-m-a-m-d-a-b-a-s-l-a-y-a-n-y-a-n-g-i-n-g-e-r-e-d-e-y-e-s-i-c-r-a-d-i.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ankarada, çıktı, Boluya, sıçradı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ankara'nın Kızılcahamam ilçesinde otluk alanda başlayan yangın Bolu'nun Gerede ilçesinde ormanlık alana sıçradı.

Edinilen bilgiye göre, öğle saatlerinde Kızılcahamam ilçesine bağlı Şahinler Mahallesi'nde henüz bilinmeyen nedenle otluk alanda yangın başladı.

İhbar üzerine bölgeye çok sayıda itfaiye ekibi, arazöz, tanker ve 2 helikopter sevk edildi.

Ankara-Bolu sınırında başlayan yangın daha sonra Bolu'nun Gerede ilçesindeki ormanlık alana sıçradı.

Ekiplerin yangın söndürme çalışmaları devam ediyor.

Bolu Valiliğinden açıklama

Yangının Gerede'ye sıçraması üzerine Bolu Valiliğinden açıklama yapıldı.

Açıklamada, "Ankara ili Kızılcahamam ilçesinde bugün saat 12.28 sıralarında başlayan ve ilimiz Gerede ilçesi Demirler köyü mevkisine sirayet eden orman yangınına Valiliğimizin koordinesinde müdahale edilmekte olup söndürme çalışmaları devam etmektedir." ifadeleri kullanıldı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kahverengi kokarca fındığı vurdu!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kahverengi-kokarca-findigi-vurdu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kahverengi-kokarca-findigi-vurdu</guid>
<description><![CDATA[ Ordu&#039;da kahverengi kokarca fındığı vurdu. Üreticiler kokarcanın çürüttüğü fındığı ayıklıyor, manavlar fındığı ya satın almak istemiyor, ya da 60 liradan alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-w272076-01.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kahverengi, kokarca, fındığı, vurdu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ordu'nun sahil kesimlerinde görülen kahverengi kokarca nedeniyle üreticiler fındıklarını ya satamıyor ya da 60 liraya kadar gerileyen fiyatlardan satıyor.

Karadeniz Bölgesi'nin en önemli geçim kaynağı olan ve Türkiye'de en fazla Ordu ilinde üretilen fındıkta kahverengi kokarca zararı devam ediyor. İlin sahil kesimlerindeki ilçelerde fındık üreticileri, mahsulünü tamamladıkları ürünlerde büyük hasar olduğunu belirtiyor.



30 dereceyi bulan sıcağın altında fındıklarını defalarca seçiyorlar

Üreticiler, kahverengi kokarca zararlısı nedeniyle çürüyen fındıklarını ayıklamak ve yüksek fiyata satabilmek adına 30 dereceye ulaşan sıcağın altında fındıklarını seçerek, çürüklerinden ayırmaya çalışıyor. Üreticiler, bölgelere göre fındıklarını satmaya da zorlandıklarını, bazı manavların hiç satın almadığını ve bazılarının ise düşük fiyat verdiğini belirtiyor.

“İnsanlar zehirlenmesin diye seçiyoruz, zarardayız”

Fındık üreticisi Emine Telci, kahverengi kokarcanın zarar verdiği fındıkları seçmeye çalıştıklarını, bu sayede fındıklarını yüksek fiyata satmayı hedeflediklerini söyledi. Telci, “Zarar çok, 500 kilogram fındıkta 2 teneke çöpe attık. Seçmemiz gerekiyor çünkü bu insanları zehirler, sattığımız yere de ayıp olur. Bu nedenle zararlı fındıkları temizlemeye çalışıyoruz. Bazı noktalarda çok fazla zarar var. Manavların giden fındıkları geri gönderdiklerini duyduk. Arkadaşımızın fındığını harmana geri dökmüşler, zarar o derece büyük. Biz işçiye toplattık ve kişi başı bin 500 TL yevmiye verdik. Şu an zarardayız” dedi.



“Fındığı ucuza mal etmek istiyorlar”

Perşembe ilçesi Efirli Mahallesi'nde yaşayan Makbule Dere, bu yıl fındığın kendilerini çok mağdur ettiğini söyledi. Dere, “Kahverengi kokarca adını koydular, o şekilde gidiyor. Şimdi manavlar da çok ucuz fiyata alıyor, biz şimdi ne yapacağız. Devlet büyüklerimizden bu konuda yardım bekliyoruz. Fındık manavları fiyatları çok düşürüyor, 'kokarca değdi' diye 40 liraya kadar düşürenler varmış, o nedenle çok mağduruz. Bizim fındığımızda acılık ve leke yok, manavlar böylelikle fındığı ucuza mal etmek istiyorlar ve 'yağ yaparız' diyorlar. Yağ yapılacaksa bu da sahtekarlıktır. Aldıkları acılı fındık ile yağ yapıp insanları zehirleyecekler. Devletimize sesleniyorum yine burada hile var” diye konuştu.



“İneğimi satıp işçilerin parasını ödedim, şu an ben mağdur oldum”

2024 yılı fındık mahsulünün ellerinde kaldığını aktaran Makbule Dere, “Bir işçinin günlük yevmiyesi bin 500 TL. Ben, işçilerin parasını verebilmek için, onların da mağdur olmaması için ahırdaki ineğimi sattım ama bu sefer ben mağdur kaldım” ifadelerine yer verdi.

“60 liradan fındık satan komşularımız var”

Efirli Mahallesi'nde fındık üreticisi Yılmaz Telci ise “Bölgemizde kokarca durumu 2023 yılının Eylül ayında başladı. O zamandan bu yana yapabildiğimiz kadar ilaçlama yaptık ama etkili olmadı. Sonuç olarak fındıkta randıman ve rekolte düştü. Buna rağmen fındık alım fiyatları düştü. Şu anda büyük bir sıkıntı. İşçiliğin de yüksek olması bizleri etkiledi, bu sene fındık tamamıyla zarar. Benim fındığım 45 randıman geldi ancak 30 randıman gelen dahi var. Piyasa manavlarda 115 lira ile başladı, sonrasında 110 liraya geriledi. Ben 99 liraya verdim ancak 60 liraya satan komşularımız oldu” şeklinde konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kazdağları Milli Parkı&amp;apos;na giriş yasaklandı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kazdaglari-milli-parkina-giris-yasaklandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kazdaglari-milli-parkina-giris-yasaklandi</guid>
<description><![CDATA[ Kazdağları Milli Parkı yangın riski nedeniyle 31 Ekim&#039;e kadar girişe kapatıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-a-20240821-35450733-35450730-k-a-z-d-a-g-l-a-r-i-m-i-l-l-i-p-a-r-k-i-y-a-n-g-i-n-r-i-s-k-i-n-e-d-e-n-i-y-l-e-31-e-k-i-m-e-k-a-d-a-r-g-i-r-i-s-e-k-a-p-a-t-i-l-d-i.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kazdağları, Milli, Parkına, giriş, yasaklandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Balıkesir ve Çanakkale il sınırları içinde yer alan Kazdağları'nın Edremit ilçesindeki milli park alanlarına girişler, orman yangınlarıyla ilgili kritik bir döneme girilmesinden dolayı geçici olarak durduruldu.



Doğa Koruma ve Milli Parklar Balıkesir Şube Müdürlüğünden yapılan açıklamada, Balıkesir İli Orman Yangınlarıyla Mücadele Komisyonunun aldığı karara atıfta bulunularak, Kazdağları Milli Parkı'nın 31 Ekim'e kadar girişe kapatıldığı duyuruldu.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan son hava raporlarında orman yangınları bakımından son derece elverişli kritik bir haftaya girildiği vurgulanan açıklamada, Balıkesir'in en fazla orman yangını riski bulunan 10 ilden biri olduğu belirtildi.



Birkaç gün hava sıcaklıkların 35 derece ve üzerinde seyredeceği, havadaki nemin yüzde 30'un altında kalacağı bildirilen açıklamada, "Rüzgarların poyraz şeklinde kuzeydoğudan saatte 30 kilometre ve üzerinde esecek olması, orman yangınları açısından son derece riskli bir durumun oluşması nedeniyle Milli Park içinde bulunan Yaylatepe çadırlı kamp alanı ve Altınoluk cam seyir terasındaki izinli işletme alanları ile buraya ulaşımı sağlayan yol güzergahları hariç olmak üzere Milli Park'a her türlü giriş ve çıkışlar, 31 Ekim tarihine kadar yasaklanmıştır." ifadesi kullanıldı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir yangın da Afyon&amp;apos;da</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bir-yangin-da-afyonda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bir-yangin-da-afyonda</guid>
<description><![CDATA[ Afyonkarahisar&#039;ın Sinanpaşa ilçesinde ormanlık alanda çıkan yangın söndürülmeye çalışılıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/ormanyangin.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bir, yangın, Afyonda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kırka beldesi yakınlarındaki ormanlık alanda henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.

İhbar üzerine bölgeye Orman Bölge Müdürlüğü ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Ekipler, yangına karadan müdahale etmeye başladı.

Afyonkarahisar Valiliğinin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, yangına, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) koordinesinde ilk dakikalarından itibaren müdahalenin sürdüğü bildirildi.

Çok sayıda itfaiye aracı, iş makinası, personel ve Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğünden gelen destek ekipleriyle söndürme çalışmalarının devam ettiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"İlk andan itibaren tüm kamu kurum ve kuruluşlarının, gerekli araç ve ekipmanlarıyla teyakkuz halinde olduğu yangına, 1 uçak, 1 helikopter, 22 arazöz ve itfaiye aracı, iş makinaları, dron ve diğer araçlar olmak üzere toplam 37 araç ve 97 personel ile havadan ve karadan müdahale sürmektedir. Yüksek hava sıcaklıklarının etkisini gösterdiği şu günlerde vatandaşların ormanlık alanlar başta olmak üzere piknik ve mesire alanlarında ateş yakılmaması ve yangına sebebiyet verecek her türlü olumsuz davranıştan kaçınılması hususunda hassasiyet göstermeleri önemle rica olunur."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ilgaz&amp;apos;daki felaket havadan görüntülendi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ilgazdaki-felaket-havadan-goeruntulendi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ilgazdaki-felaket-havadan-goeruntulendi</guid>
<description><![CDATA[ Çankırı&#039;nın Ilgaz ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale havadan ve karadan devam ederken, ormanı kaplayan alevler havadan görüntülendi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/ilgazyanginfoto.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:44:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ilgazdaki, felaket, havadan, görüntülendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ilgaz ilçesine bağlı Meydan köyü mevkiinde ormanlık alanda çıkan yangın, kısa sürede büyüyerek geniş bir alana yayıldı. Ekipler, yangını kontrol altına almak için çalışmalarını havadan ve karadan sürdürüyor. Alevlere teslim olan orman, dron ile havadan görüntülendi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hakkari&amp;apos;de köylülerin maden ocağı protestosu ikinci gününde</title>
<link>https://trafikdernegi.com/hakkaride-koeylulerin-maden-ocagi-protestosu-ikinci-gununde</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/hakkaride-koeylulerin-maden-ocagi-protestosu-ikinci-gununde</guid>
<description><![CDATA[ Merkeze bağlı Kavaklı Köyü sakinleri bölgedeki maden ocaklarının yaşam alanları ve doğada yarattığı tahribe dikkat çekmek için protesto eylemi başlattı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/hakkaride-koylulerin-maden-ocagi-protestosu-ikinci-gununde-153212-20240425.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Hakkaride, köylülerin, maden, ocağı, protestosu, ikinci, gününde</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

Asopress - Hakkâri Kavaklı Köyü sakinleri yıllardır devam eden madencilik faaliyetlerinin yaşam alanlarını yok ettiğine dikkat çekmek için başlattıkları nöbet eylemi ikinci gününde. 

Hakkari merkeze 40 kilometre uzakta bulunan ve 18 yıla yakın bir süredir farklı şahıs ve firmaların işlettiği kurşun ve çinko madeninde köylüler nöbet tutmaya başladı. Kavaklı Köyü sakinleri maden ocaklarının doğayı tahrip ettiğini ve yaşam alanlarını yok ettiğini belirterek protesto eylemine başlamıştı.

Protesto eylemi sırasında yapılan basın açıklamasında, “Köyümüzün mera alanlarının içerisinde yer alan maden ocakları 18 yıldır çevreye köylülerin yaşam alanlarına ciddi zararlar vermektedir. Maden ocakları yüzünden topraklarımız kirlendi ve verimliğini kaybetti. Su kaynaklarımız zehirlenip içilmez hale geldi. Hava kirliliği arttı ve solunum hastalıklarına yol açtı. Yetkililere defalarca başvuru yapmamıza rağmen herhangi bir çözüm bulunmadı. Köyümüzün ve gelecek nesillerin haklarını korumak için maden çalışmalarının derhal durdurulmasını talep ediyoruz” denildi.

Bölgede toplanan Kavaklı Köyü sakinleri dün başladıkları eyleme bugün de devam etti.

Aralarında Hakkari merkez, Yüksekova ilçesi ve Van ilinde yaşayan köy sakinlerinin bulunduğu 300 kişilik bir gurup dün maden faaliyetlerinin yürütüldüğü Kavaklı (Marinus) Köyüne yürüyüş düzenlemişti.

Bölgede faaliyet gösteren maden şirketi yetkilileri ile görüşen köy sakinleri taleplerinin kabul edilmemesi üzerine nöbet eylemi başlatmıştı.

Köy sakinlerini talepleri yerine gelene kadar nöbet eylemini sürdüreceklerini ifade etti.

Yer yer asker engellemesiyle karşılaşan köylülerin doğa katliamına karşı başlattıkları eylem devam ediyor.

 

Asopress - Serhat News]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fırat Nehri&amp;apos;nde ölümler yaşandı nedeni İliç faciası mı?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/firat-nehrinde-oelumler-yasandi-nedeni-ilic-faciasi-mi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/firat-nehrinde-oelumler-yasandi-nedeni-ilic-faciasi-mi</guid>
<description><![CDATA[ Fırat Nehri kıyısında yaşanana martı ölümleri, yakın zamanda yaşanan &#039;İliç Faciası&#039;nı akıllara getirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/firat-nehrinde-olumler-yasandi-nedeni-ilic-faciasi-mi-192928-20240423.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fırat, Nehrinde, ölümler, yaşandı, nedeni, İliç, faciası, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Urfa’nın Hilvan ilçesinden akarak Kuzey ve Doğu Suriye’ye geçen Fırat Nehri kenarında onlarca martı ölmüş ve bitkin halde bulundu. Ölüm nedenleri öğrenilemeyen martılar arasından henüz ölmemiş ancak bitkin düşmüş onlarca martı da var. 

Martıların ölümünü telefon ile kayıt altına alan bir yurttaş, Erzincan İliç ilçesinde 13 Şubat’ta Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan maden faciasına dikkat çekti. Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre siyanürlü toprağın kayması nedeniyle 9 işçinin göçük altında kaldığı facia sonrası siyanürün Fırat suyuna karıştığı iddia edilmişti. Benzer martı ölümlerinin Fırat Nehri boyunca yaşandığı öğrenildi. Adıyaman’da bulunan Atatürk Barajı etrafında yaşanan ölümlere dair Doğa Koruma Ve Milli Parklar 3. Bölge Müdürlüğü tarafından ekiplerin görevlendirildiği, ölümlerin nedeninin araştırıldığı belirtildi. ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Ağaçların zeki ve işbirlikçi olduğu fikri’ Bitkinin bilinci ya da sosyalist ormanlar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/agaclarin-zeki-ve-isbirlikci-oldugu-fikri-bitkinin-bilinci-ya-da-sosyalist-ormanlar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/agaclarin-zeki-ve-isbirlikci-oldugu-fikri-bitkinin-bilinci-ya-da-sosyalist-ormanlar</guid>
<description><![CDATA[ Son 10 yılda, ağaçların birbirleriyle iletişim kurduğu ve birbirleriyle ilgilendiği fikri yaygın bir geçerlilik kazandı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/agaclarin-zeki-ve-isbirlikci-oldugu-fikri-bitkinin-bilinci-ya-da-sosyalist-ormanlar-155525-20240423.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>‘Ağaçların, zeki, işbirlikçi, olduğu, fikri’, Bitkinin, bilinci, sosyalist, ormanlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Dave Carr

 

Asopress - Dünya'nın asıl sakinleri insanlar değil, ağaçlar da var. Hem de üç trilyon tane kolektif biyokütle ve insanlığın binlerce katı sayıdalar. Ancak, Dünya'daki baskın varlıklar olmalarına rağmen onları gözden kaçırıyoruz. Birine bir akçaağacın arkasından bakan bir geyik ile bir ormanın fotoğrafını gösterin ve ne gördüklerini sorun. "Bir geyik," diye haykıracak, sanki çerçevenin çoğunu kaplayan ağaçlar sadece bir manzaraymış gibi. Bunun adı ‘Bitki körlüğü’dür.  Bu körlük melez köpek ırklarını güvenle ayırt edebilen, ancak bir elma ağacını tanımlayamayan birçok insanı tanımlar.

Kuşkusuz, ağaçlar ara sıra düşünen bir fizikçinin kafasına meyveyi dökmenin dışında dikkatimizi çekmiyor. 

1997'de, Suzanne Simard adlı Kanadalı orman ekolojisti, beş ortak yazarla birlikte Nature'da, ağaçlar arasında mantarlar yoluyla gerçekleşen iletişimi konu alan bir çalışma yayınladı. Simard, ağaçların sadece birbirlerine şeker sağlamadığını savundu; tehlike sinyalleri iletebilirler ve kaynakları ihtiyacı olan komşulara yönlendirirler. Yıllarca ağaçların birbirleriyle rekabet içinde olduğuna inanırdık. Suzanne Simard'ın çalışması sayesinde artık ormanın “sosyalist bir topluluk” olduğunu öğreniyoruz.

Ağaçların zeki ve işbirlikçi olduğu fikri, araştırma makalelerinden "biliyor muydunuz?" sohbetine ve çocuk kitaplarına hızla geçti. Yüzyıllar boyunca ağaçlara kereste muamelesi yaptıktan sonra, şimdi onları akraba olarak kucaklamaya davet ediliyoruz.

Simard'ın 1997 tarihli Nature makalesinin başlığı neredeyse kusursuz bir şekilde kuruydu. "Tarladaki ektomikorizal ağaç türleri arasında net karbon transferi." Botanikçiler, mantarların ağaçlarla simbiyotik ilişkiler kurduğunu, fotosentezlenmiş şekerler için su ve besin alışverişinde bulunduğunu uzun zamandır biliyorlardı. Simard ve ortak yazarlarının gösterdiği şey, şekerlerin sadece mantarlara değil, ormandaki diğer ağaçlara da ulaştığı, görünüşe göre mantarların içinden geçtiğidir. Derginin editörleri bu makaleyi Nature'ın kapak hikayesi yaptılar.

Simard, makalesindeki orman, "internet gibi." Yaşlı ağaçların en büyük iletişim merkezleri olduğu, mesajların mantarlar aracılığıyla ileri geri iletildiği merkezler ve uydular" sistemi. Kaynaklar üzerinde mücadele eden rakiplerden ziyade, "süper işbirlikçiler."

Hızlandırılmış videolarla, sarmaşıkların algıladığını ve tepki verdiğini görebiliriz. Diğer bitkilerin çoğunun davranışı görünmezdir. Bitkiler komşularını cezbetmek, kovmak veya zehirlemek için sofistike bileşikler soluyan ve salgılayan oldukça yetenekli kimyagerlerdir. Ağaçlar bu konuda çok başarılı. Balzam ağaçlarının odunsu tatlılığı ile çamların keskinliği:parfüm değil, türler arası bir savaşta konuşlandırılan kimyasal silahlar.

İlginç bir şekilde, ağaçlar havayı koklayabilir veya en azından havadaki kimyasal bileşiklerini tespit edebilir. Yenen bir yaprak, diğer dalları ve yakındaki  ağaçları kendi yapraklarını toksinlerle savunmaya teşvik eden gazlar yayabilir. Akasyaların, asmalara ve tırtıllara karşı mücadelesinde karıncaları piyade askerleri olarak işe almak için şeker ve protein salgıladıkları iyi bilinmektedir.

Bitkiler beyinden yoksundur - geleneksel olarak zeka için bir ön koşul olarak düşünülür - ama bilgisayarlar da öyle. Sinir ağları tarafından nelerin başarılabileceğini gördükten sonra bitkileri yeniden gözden geçirmenin zamanı gelmiş olabilir. Belki de Stefano Mancuso'nun "dağıtılmış zeka" dediği şeye sahipler ve kök sistemi "bir tür kolektif beyin" gibi davranıyor.

Bilinci tanımlamak sinir bozucu derecede zordur. Belki de birçok şeye, hatta şeylerin bir kısmına içkindir. Ya da belki de evrimsel güçler, akıllı yaşamı ifade eden özel kıvılcım olmadan işleyen karmaşık davranışları programlayabilir.

Bilinci üzerinde hemfikir olduğumuz tek varlık insandır. Diğer adayları bizimki gibi öznelliklere sahip olup olmadıklarına göre yargılıyoruz. Başka bir deyişle, bilinç sorunu temelde narsisistiktir; 

Ağaçları tefekkür etmek, her şeyden önce, alçakgönüllülük egzersizi olmalıdır. Belki de bizden daha yaşlı, daha büyük ve daha fazla sayıda ağacın varlığı her şey olmadığımızı ve her şeyin biz olmadığını hatırlatır.

 

Asopress –  

Makalenin orijinali için tıklayın]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Oscarlı oyuncu Di Caprio&amp;apos;nun paylaştığı balığın Cizre&amp;apos;deki yaşam alanı baraj ile yok edilecek</title>
<link>https://trafikdernegi.com/oscarli-oyuncu-di-caprionun-paylastigi-baligin-cizredeki-yasam-alani-baraj-ile-yok-edilecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/oscarli-oyuncu-di-caprionun-paylastigi-baligin-cizredeki-yasam-alani-baraj-ile-yok-edilecek</guid>
<description><![CDATA[ Ünlü aktör Leonardo Di Caprio&#039;nun paylaştığı balığın yaşam alanı baraj ile yok edilecek. İnşaat aşamasına gelen baraj için acele kamulaştırma kararı alındığı duyuruldu. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/oscarli-oyuncu-di-caprionun-paylastigi-baligin-yasam-alani-baraj-ile-yok-edilecek-144737-20240420.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Oscarlı, oyuncu, Caprionun, paylaştığı, balığın, Cizredeki, yaşam, alanı, baraj, ile, yok, edilecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Cizre ile Güçlükonak arasında inşa edilecek olan Cizre Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) projesi inşaat aşamasına geldi.

Devlet Su işleri(DSİ) Genel Müdürlüğü, Şirnak'ın Cizre ilçesindeki toplam 255 parsel için “acil kamulaştırma” kararı aldığını duyurdu. Cizre Barajı ve HES’in gövde yeri, birinci aşama çalışma alanı, malzeme sahası ve göl alanı oluşturma amacıyla; Dirsekli Mahallesi’nde 138 parsel, Ulaş Mahallesi’nde 100 parsel, Dêra Jêr (Aşağıdere) Mahallesi’nde 5 parsel ve Çatalköy Mahallesi’nde ise 12 parsel kamulaştırılacağını duyuruda belirtti. CB Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait Cizre Barajı ve HES, EÜ/11649-12/053 numaralı üretim lisansını 16 Şubat 2023 tarihinde almıştı.

Barajın inşa edileceği alan geçtiğimiz Kasım 2023 yılında bulunan ve Ocak ayında dünyaya duyurulan dünyanın en zor bulunan balıkları arasında bulunan leopar sazanının son kalan yaşam alanı aynı zamanda. Merkezi Londra'da bulunan Shoal adlı doğa koruma örgütü tarafından dünya genelinde 300 balığın koruma altına alınmasına yönelik çalışma geçtiğimiz yıllarda yapıldı. 300 tür içinden nesli tükenmek üzere bulunan 10 balık türü belirlendi. Söz konusu 10 türden ikisi Dicle Fırat Havzası’nda yer alıyordu. Dicle ve Fırat Nehri'nde binlerce yıldır özgürce dolaşan Batman bantlı çöpçü balığı ile leopar sazanı, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'nden Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Kaya ve Araştırma Görevlisi Dr. Münevver Oral'ın ısrarlı takibi sonucu 'Batman bantlı çöpçü balığı' 47 yıl aradan sonra 2021 yılında Batman Çayı'nın üst kolları ile Sarım Çayı'nda bulunmuştu. Leopar Sazanı ise Kasım 2023'te ekibe dahil olan balıkçı Cizreli balıkçı Mehmet Ülkü'nün çabaları ile bulundu. Gazeteci Metin Yoksu tarafından aranma süreci kayıt altına alınan balığın haberi ve fotoğrafları dünyaca ünlü oyuncu Leonardo Di Caprio tarafından da paylaşılmıştı.

Cizre barajının inşa edileceği alan balığın son yaşam alanları arasında akademisyenler balığı bulduğu zaman yaptıkları açıklamalarda barajların balığa zarar verdiğini ve yaşam alanlarının korunması gerektiğini açıklamıştı.

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zeynep Oduncu: Hasankeyf&amp;apos;teki balık ölümleri araştırılsın</title>
<link>https://trafikdernegi.com/zeynep-oduncu-hasankeyfteki-balik-oelumleri-arastirilsin</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/zeynep-oduncu-hasankeyfteki-balik-oelumleri-arastirilsin</guid>
<description><![CDATA[ DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu, Hasankeyf’te yaşanan balık ölümlerine dikkat çekerek, sebeplerinin araştırılıp bulunması gerektiğini söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/zeynep-oduncu-hasankeyfteki-balik-olumleri-arastirilsin-175828-20240408.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Zeynep, Oduncu:, Hasankeyfteki, balık, ölümleri, araştırılsın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Zeynep Oduncu

 

Asopress - UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine girebilmek için gerekli 10 kriterden 9'unu yerine getirmesine rağmen, hükümet düzeyinde başvuru yapılmadığı için listeye giremeyen Hasankeyf, Ilısu Barajı’nın suları altında kaldı. Ancak, barajın su tutmasıyla birlikte balık ölümlerinde artış meydana geldi.

Geçtiğimiz yıllarda balık ölümleri ile sık sık gündeme gelen Ilısu Barajı göletinde yeni balık ölümlerine rastlandı.

DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda balık ölümlerinde dikkat çekerek, “Hasankeyf ‘te her biri 6-7 kilo civarında  10’a yakın balık maalesef ölmüş ve yüzeye vurmuş” dedi. Oduncu, yaşanan balık ölümleri ile ilgili olarak Devlet Su İşlerinin  araştırma yapıp sebeplerinin bulunmasını istedi.

Oduncu’nun paylaşımı şöyle:

“Hasankeyf ‘te her biri 6-7 kilo civarında 10’a yakın balık maalesef ölmüş ve yüzeye vurmuş. Etrafta daha fazlası da olabilir.

Ölen balıkların sebebini @dsigovtr  yetkililerinin araştırması ve gerekli tedbirlerin bir an önce alınması gerekiyor.  Yetkilerle iletişim halindeyiz.”

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Madencilik şirketi devam eden davaya rağmen yüzlerce ağacı kesti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/madencilik-sirketi-devam-eden-davaya-ragmen-yuzlerce-agaci-kesti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/madencilik-sirketi-devam-eden-davaya-ragmen-yuzlerce-agaci-kesti</guid>
<description><![CDATA[ Altın madeni için kurulması istenen ek tesis için yöre halkının açtığı dava devam ederken yüzlerce ağaç kesildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/madencilik-sirketi-devam-eden-davaya-ragmen-yuzlerce-agaci-kesti-124011-20240406.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Madencilik, şirketi, devam, eden, davaya, rağmen, yüzlerce, ağacı, kesti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA

 

 

Asopress - Balıkesir'in İvrindi ve Altıeylül ilçeleri arasında bulunan 56,95 hektarlık alanda faaliyet yürüten maden şirketinin kapasite artışına gitmesiyle bir doğa kıyımına imza atıldı. CVK Maden İşletmeleri firmasının işlettiği maden sahasında kapasite artışı kararına karşı bölge halkının açtığı dava ile yargı süreci devam etmesine rağmen bölgedeki yüzlerce ağaç kesildi. 2017 yılında başka bir şirket tarafından "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değil" kararı alınarak 16,4 hektarlık alanda yapılması planlanan madencilik faaliyeti yıllardır başlamamıştı. Maden işletme ruhsatının el değiştirmesi ile birlikte yeni başvuru yapan CVK Madencilik, 5 Eylül 2022'de "ÇED olumlu" kararı aldı.

 

TARIM ALANI OLARAK KULLANILIYOR

56,95 hektarlık alanda kurulacak olan madenden yıllık toplam 8 milyon 825 bin ton altın ve bakır cevheri çıkarmayı planlayan şirket, çıkarılan madenin zenginleştirme işlemini de bu alanda kurduğu tesislerde yapacak. Toplamda 913,33 hektarlık alan için işletme ruhsatı bulunan maden alanı, Sarıalan Mahallesi’ne 230 metre, Sarıalan Dallımandıra Sulama Göleti'ne ise 468 metre uzaklıkta yer alıyor. ÇED raporunda belirtilene göre, Sarıalan Mahallesi halkı tarım ve hayvancılık ile geçinirken, bunun dışında mahallede sebze ve meyve ihtiyacı ile hayvanların yiyecek ihtiyacı için ekim-dikim yapılıyor. Maden sahasının bir kısmı orman, bir kısmı meradan oluşurken 26,77 hektarı tapulu şahıs arazisi, 30,06 hektarı ise hazine arazisi konumunda. Şirket alanda yaptığı araştırmada kızılçam, karaçam, fıstık çamı ve meşeden oluşan toplam bin 375 ağaç olduğunu ve bunların yerine 5 katı ağaç dikeceğini de iddia ediyor.

 

'YARGI SÜRECİ DEVAM EDİYOR'

Madene dair yargı sürecinin devam etmesine rağmen yapılan ağaç kesimi ve çalışmaları Kazdağı Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan ile konuştuk.

 

Maden için verilen "ÇED gerekli değil" ve "ÇED olumlu" kararlarına karşı 2 ayrı dava açıldığını aktaran Doğan, iki davada da aynı bilirkişi heyetinin aleyhlerinde benzer bir rapor hazırladığını ifade etti. İdare mahkemesinin bu raporlar doğrultusunda davalarını reddettiğini söyleyen Doğan, "Her iki davayı temyiz ettik ve süreç devam ediyor. Fakat geçen gün köylülerle beraber bölgeye gittiğimizde, köylülerin mera olarak kullandığı alandan açılan usülsüz bir yol üzerinden maden alanına gittik. Çok kısa bir sürede alandaki ağaçların tamamen kesildiğini gördük. Atık depolama tesisi için yapılan bu alanın bir kısmı da özel mülkiyet alanıydı. Bunların bir kısmını anlaşarak satın aldılar. Fakat satın alınmayan yerlerde bulunuyor. Köylülerin de tarlaları yok edilmişti. Satın alma ya da kamulaştırma olmadan alana giriş olmuş" dedi.

 



 

'MAHKEME SÜRECİ UZATIYOR'

Yargı süreci devam ederken, kısa vadede bu kadar büyük bir talanın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Doğan, "Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı vermediği durumlarda hızlı bir çalışma süreci başlatılıyor ve ağaçlar kesiliyor. Mahkemeler bilirkişi keşiflerini bekliyor ve buna göre karar veriyor. Ama bunun beklenmemesi ve hızlı bir yürütmeyi durdurma kararı verilmesi gerekiyor. Çünkü mahkeme sonlanana kadar telafisi mümkün olmayan zararlar oluşuyor. Bu zararın karşılanması mümkün olmuyor ve ekosistem büyük zarar görüyor" diye belirtti.

 

'EKOSİSTEM ZARAR GÖRECEK'

Alanın büyük bir kısmının karaçam, kestane ve fıstık çamından oluşan orman olduğunu anımsatan Doğan, şöyle devam etti: "Bu ormanlar köylülerin gelir elde ettiği bir bölge. Köylüler buradan çeşitli mantarlar toplayarak gelir elde ediyor. Yine alan Türkmen Dağı eteklerinde bulunun bir ekosistem. Köylerin hemen altında tarım alanları var. Köylüler burada sulama kanalları, gölet, kuyular ve artezyenler yapmış. Buradan son yıllarda ciddi bir tarım geliri elde edilmeye başlandı. Yine yeraltı madenciliği ve patlatmalar yeraltı sularının yok olmasına neden olacak. Bunların tamamı ekosistemin alt üst olması anlamına geliyor. Böyle bir yerde altın madeni yapılması tüm bunları yok edecek."

 

RAPORDA YER ALMAYAN DETAYLAR

Şirketin ÇED raporlarında gizlediği bilgiler olduğunu da belirten Doğan, "Bunlardan bir tanesi ÇED alanının içinde bulunan bir köye raporda hiç değinilmemesiydi. Köyde hiçbir önlem alınmamış ve köy halkının bu projeden haberi bile yok. Sağlık koruma bantlarının küçük tutulması yani yerleşim yerlerine yakın olması gibi durumlar var. Tüm bunları dava dosyalarımızda belirttik. Bir yandan köylülerle yeniden görüşerek mücadeleyi büyütmeye çalışıyoruz bir yandan da hukuki süreç devam ediyor. Buradan sonuç alana kadar da mücadele edeceğiz. Balıkesir'in her yerinde aynı sorunlar yaşanıyor. Daha yeni olarak Yenice'de başka bir ÇED dosyası çıktı. Balya, Havran, İvrindi'de de birçok proje ile uğraşıyoruz. Hepsine karşı mücadele edeceğiz" diye konuştu.

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sulama barajına karışan petrol hayvanları zehirledi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sulama-barajina-karisan-petrol-hayvanlari-zehirledi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sulama-barajina-karisan-petrol-hayvanlari-zehirledi</guid>
<description><![CDATA[ Hazro ilçesinde bulunan petrol borularında yaşanan patlama nedeniyle akan petrol sulama barajına karıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/sulama-barajina-karisan-petrol-hayvanlari-zehirlendi-145459-20240330.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sulama, barajına, karışan, petrol, hayvanları, zehirledi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA

 

Asopress - Diyarbakır’ın Hazro ilçesine bağlı Guvercîn ve Goma Tercil kırsal mahalleleri arasında bulunan petrol borularının birinde dün akşam bilinmeyen bir nedenle patlama yaşandı. Patlama ardından borudan akan petrol yakınında bulunan dere üzerinden sulama barajına aktı. Petrolle kaplanan sulama barajında balıklar telef olurken, barajdan su içen küçükbaş hayvanlar da zehirlendi. 

 

Sulama barajına karışan petrolün temizlenmesi için çalışmalar sürüyor. ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyarbakır’da ağaç kıyımı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/diyarbakirda-agac-kiyimi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/diyarbakirda-agac-kiyimi</guid>
<description><![CDATA[ Hevsel Bahçeleri ve Dicle Üniversitesi arasında bulunan alanda yapılan ağaç kıyımının ardından E- 99 karayolu üzerindeki Yeşilay binasının arkasında bulunan yarım asırlık çam ağaçlarının kesilmesine çevreciler tepki gösterdi ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/diyarbakirda-agac-kiyimi-161528-20240328.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Diyarbakır’da, ağaç, kıyımı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Surajans

 

Asopress - Diyarbakır’ın oksijen ihtiyacını karşılayan ve eko çeşitliği besleyen ağaçlar, son yıllarda sessiz sedasız kesiliyor. Kesimin imar için yapıldığını belirten çevre aktivistleri, Diyarbakır Orman il Müdürlüğü’nün kesime izin verdiğini ve göz yumduğunu iddia ediyor.

 

2014 yılında Dicle Üniversitesi alanı ile Hevsel Bahçeleri arasındaki alanda için bir orman mühendisinin sunduğu rapora istinaden 10 bin ağacın kesim kararı verilmiş ve bu karar gelen tepkiler üzerine 700 ağacın kesimi sonrası durdurulmuştu. Ancak bu tarihten sonra ağaç kıyımına sessiz sedasız devam edildi.

Şu günlerde ise Dicle Üniversitesi alanı içinde bulan ve Silvan yolu üzerindeki E99 karayolu üzerindeki Yeşilay binasının arkasındaki ormanlık bölgede olan yarım asırlık çam ağaçlar kesiliyor.

Doğaseverler, orman statüsünde olan çam ağaçlarının kesiminin dublex binalar için yapıldığını aktarıyor. Bu hamlenin seçim öncesi yapılmasını ise ‘rahat ruhsat’ taktiğine bağlıyor.

1972 yılından sonra Dicle Üniversitesi alanında ağaçlandırılma çalışmalarının başladığını ancak son yıllarda ise o dönemde dikilen ağaçların kesildiğine dikkat çeken Çevre aktivistleri, yetkililerin bu duruma göz yumduğunu iddia ediyor.

"Diyarbakır İl Orman Müdürlüğü'nün izni olmasa bunu kim yapabilir? Üniversite tarafından yükselen binaların olduğu alandaki ağaçları kim takip ediyor? Bu sorular bizi adrese yöneltiyor."

 

Asopress - Surajans]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AK Partili belediye işlettiği taş ocağını genişletmek istedi, bakanlık ‘CED gerekli değil’ dedi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ak-partili-belediye-islettigi-tas-ocagini-genisletmek-istedi-bakanlik-ced-gerekli-degil-dedi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ak-partili-belediye-islettigi-tas-ocagini-genisletmek-istedi-bakanlik-ced-gerekli-degil-dedi</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı, AK Partili Çarşamba Belediyesinin işlettiği taş ocağının kapasite artışı için yaptığı başvuruya “CED raporu gerekli değil” kararı verildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/ak-partili-belediye-islettigi-tas-ocagini-genisletmek-istedi-bakanlik-ced-gerekli-degil-dedi-122750-20240328.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Partili, belediye, işlettiği, taş, ocağını, genişletmek, istedi, bakanlık, ‘CED, gerekli, değil’, dedi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA

 

Asopress - Samsun Çarşamba ilçesi Kestanepınarı Mahallesi'nde AK Partili Çarşamba Belediyesi tarafından işletilen bazalt ocağının kapasite artışı için yapılan başvuruya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değil" kararı verildi. 2023 Ağustos ayından itibaren belediye tarafından işletilen ocak bu kararlar birlikte 20,43 hektar daha genişleyecek ve kapasitesi yıllık 480 bin tondan 840 bin tona çıkarılacak.

 

Maden sahasının tamamı ormanlık alanlar içinde kalırken, Orman Bölge Müdürlüğü de proje için onay vermiş durumda. Kestanepınarı Mahallesi’ne 200 metre, Çatak Mahallesine 1,7 kilometre uzaklıkta bulunan ocak sahası, Suat Uğurlu Baraj Gölü’ne ise 1,3 kilometre uzaklıkta. En yakın evin 150 metre uzaklıkta bulunduğu saha ayrıca Çatak Deresi'ne de çok yakın bir mesafede kuruluyor. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 7'inci Bölge Müdürlüğü Planlama Şube Müdürlüğü proje için yakınında Çatak Deresinin geçtiği belirterek belediyenin "Taşkın Etüdü ve Planlama" çalışması yapmadığını belirtmesine rağmen bakanlık ÇED'e gerek görmedi.

 

Öte yandan ilçenin ormanlarını maden talanına açan Çarşamba Belediye Başkanı Halit Doğan, AK Parti'nin Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı adayı oldu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir derecelik ısınma ne kadar fark yaratabilir?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bir-derecelik-isinma-ne-kadar-fark-yaratabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bir-derecelik-isinma-ne-kadar-fark-yaratabilir</guid>
<description><![CDATA[ Dünyanın sıcaklığı artmaya devam ediyor. Bunun bir çok sebebi olduğu gibi istenmeyen sonuçları da var. Bilim insanlarının yaptıkları araştırmalar dünyanın sıcaklığında 1 derecelik artışın bile geri döndürülemez ölümcül sonuçlarının olduğunu ortaya çıkardı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/bir-derecelik-isinma-ne-kadar-fark-yaratabilir-142000-20240327.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bir, derecelik, ısınma, kadar, fark, yaratabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: 

 

Asopress - Kuzey ormanlarında artan sıcaklıklar ve azalan kar örtüsü bir kısır döngü ortaya çıkardı. Artan sıcaklığın oluşturduğu tehlike iklim modellerinin gösterdiğinden daha şiddetli olup yangın riskinin artmasına ve ekosistemlerde kalıcı hasara yol açabilir.

 

Kuzey Arizona Üniversitesi'nden ekolog Andrew Richardson tarafından yürütülen ve uzun vadeli ısınma deney sonuçlarını içeren yeni bir çalışma, Kutupaltı ormanlarda sıcaklıktaki hafif artışların bile kar örtüsünde önemli bir azalmaya yol açabileceğini ortaya koydu.

 

Daha az kar örtüsü, toprağa daha fazla ışık ve ısı emilmesi anlamına gelir.Bu da zemin sıcaklığını daha da artırarak daha yüksek hava sıcaklıklarına ve daha fazla kar erimesine neden olur. Bu durum üç kıtanın kuzey yarısı boyunca uzanan ve birçok kritik ekosisteme ev sahipliği yapan kutupaltı ormanların bilim insanlarının fark ettiğinden daha hızlı değiştiği anlamına geliyor.

 

Richardson, "Kar, çoğu kuzey ekosistemi için kışın gerçekten çok önemli bir parçasıdır" dedi.

 

"Az karlı ya da karsız kışlara geçişin bu ekosistemlerin 'işleyişi' üzerinde büyük etkileri olacaktır. Az kar yağmasının donmuş topraklar ve zarar görmüş bitki dokuları gibi olumsuz etkilerinin yanı sıra, ilkbahar yağışlarının azalması ve yaza girerken daha kuru topraklar göreceğiz. Kışı sevmiyor olsanız bile, bu her yönüyle kötü bir haber."

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İliç faciası bilirkişi raporu hazırlandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ilic-faciasi-bilirkisi-raporu-hazirlandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ilic-faciasi-bilirkisi-raporu-hazirlandi</guid>
<description><![CDATA[ 13 Şubat’ta Çöpler Madeninde meydana gelen toprak kayması sonucunda dokuz kişinin toprağın altında kalıp hayatını kaybetti. Olayla ilgili bilirkişi raporu hazırlanıp İliç cumhuriyet başsavcılığın yürüttüğü soruşturma dosyasına girdi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/ilic-faciasi-bilirkisi-raporu-hazirlandi-125330-20240327.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İliç, faciası, bilirkişi, raporu, hazırlandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA

 

Asopress - 9 işçinin toprak altında kaldığı maden faciasıyla ilgili bilirkişi raporu çıktı. Raporda zehirli kimyasalın Fırat Havzası’na taşınma riski olduğu vurgulandı. Raporda, Anagold Türkiye Müdürü Cengiz Yalçın Demirci’nin de bulunduğu yetkililer ''kusursuz'' bulunurken, Kanadalı yetkili Iain Ronald Guille ve mühendislerin olduğu 9 kişi de ''asli kusurlu'' bulundu.

 

Raporda, Anagold Madencilik firmasının “kasten veya taksirle çevreyi kirletme suçu” işlediği belirtildi. Sabırlı deresine akan liç yığının toprak ve yeraltı sularında kirliliğe sebep olacağına işaret edilirken firmanın da “asli kusurlu” olduğu ifade edildi.

Raporda siyanürün oluşturabileceği riskler, "toprağa, suya ve havaya karışması sonucu" insan sağlığı üzerinde ciddi etkilerine vurgu yapılırken, şu ifadelere yer verildi: "21 Haziran 2022’de siyanür solüsyonu borusunun patlaması sonucunda tonlarca kimyasalın çevreye yayılma riski de düşünülürse, göçükle birlikte bu alanda çalışan veya yaşayan kişilerde ağır metal toksisitesi açısından daha fazla risk taşımaktadır. Topraktaki siyanür ve ağır metal konsantrasyonlarından birinin dahi sınır değerleri aşması durumunda, toprağın bertaraf edilmesi gerekmektedir. Kayma ile beraber toprak içeriğinde bulunan solüsyondaki başta siyanür olmak üzere çok sayıda zehirli kimyasalın Fırat Havzası’na karışma riski bulunmaktadır."

 

İŞÇİLER MASKESİZ

Facianın meydana geldiği günden bu yana, arama-kurtarma ve yığın liç toprağının taşınma işlemi kısa süreli ara verilse de şu an devam ediyor. Maden ocağının sahibi Anagold madencilik, 19 Şubat'ta çalışanlarına 1 Nisan’a kadar idari izin verdiğini duyurmuştu. Taşeron şirket Çiftay'ın işçileri ise şu an yığın liç sahasında maskesiz olarak çalışıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>25 yıldır ormanda tek başına yaşıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/25-yildir-ormanda-tek-basina-yasiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/25-yildir-ormanda-tek-basina-yasiyor</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul Gazi Mahallesi kent ormanında 25 yıldır tek başına yaşayan yalnız adamın öyküsü... ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/25-yildir-ormanda-tek-basina-yasiyor-193208-20240904.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>yıldır, ormanda, tek, başına, yaşıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Video Haber: Hayri Tunç

Asopress - İstanbul'un Gazi Mahallesi'nde bulunan baraj göletinde yirmi beş yıl önce balık tutmak için gelen bir adam, burayı yaşam alanı haline getirdi. Evi olmadığı için, 25 yıl önce topladığı atıklardan kendisine küçük bir baraka inşa eden adam, bu süre zarfında ormanda tek başına yaşıyor.

Hikayesi, 25 yıl önce iş arama serüveniyle başladı; işsiz kalması, evi terk etmesine yol açtı. Genç yaşta balık tutmak amacıyla Gazi Mahallesi'ndeki ormanlık alandan geçerek baraja gelen adam, burayı sevip yaşam alanı haline getirdi. Çevrede bulduğu atık ve tabelalardan derme çatma bir baraka inşa eden adam, aynı zamanda çevre temizliği de yaparak atıkları toplayıp, değiş tokuş yönetimiyle marketlerden ve bakkallardan yiyecek temin etti. Kenelerden dolayı tavuk beslemeye başlayan adam, bir keçi edinerek birkaç temel besin ihtiyacını da karşılamaya başladı.

Belediyenin barakasını yıkmasıyla zor günler yaşamaya başlayan adam, 25 yıllık öyküsünü "çaresizlik" olarak özetliyor.

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Batman&amp;apos;ın en büyük akarsuyu imara açılıyor belgeseller ile anlatılmıştı valilik tapu dağıttı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/batmanin-en-buyuk-akarsuyu-imara-aciliyor-belgeseller-ile-anlatilmisti-valilik-tapu-dagitti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/batmanin-en-buyuk-akarsuyu-imara-aciliyor-belgeseller-ile-anlatilmisti-valilik-tapu-dagitti</guid>
<description><![CDATA[ Batman&#039;da iki yıldır tartışma konusu olan Batman Çayı&#039;nın imara açılması projesi, oldu bittiye getirilerek tapu dağıtım töreni yapıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/batmanin-en-buyuk-akarsuyu-imara-aciliyor-belgeseller-ile-anlatilmisti-valilik-tapu-dagitti-050818-20240717.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Batmanın, büyük, akarsuyu, imara, açılıyor, belgeseller, ile, anlatılmıştı, valilik, tapu, dağıttı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Batman Samanyolu ve Oymataş köylerinde yapılmak istenen ilave OSB alanlarına ait tapu devir töreni gerçekleştirildi. Törene Batman AK Parti Milletvekili Ferhat Nasıroğlu ve Batman Valisi Ekrem Canalp katıldı. Törende yapılan konuşmalarda, OSB'lerin gıda ve tekstil sektörlerine yönelik olacağı belirtilirken, iş insanları Batman'a davet edildi.

İmarları tartışma konusu olan ve DSİ'nin olumlu rapor vermediği dere yatağının imara açılma girişimlerine dair konuşan Batman Valisi Ekrem Canalp, "Oymataş OSB için imar planları bitmek üzere, bakanlık onayında. Samanyolu OSB için de imar planını yapıyoruz ve bitiriyoruz," dedi.

Batman Samanyolu Köyü'nden Oymataş'a kadar uzanan sulak alanda yaklaşık 188 kuş türü bulunurken, ekolojik tahribatlar içinde yaban hayatı için önemli bitki türleri ve çalılık alanlar yer alıyor. İmara açılması ile birlikte bu alanların tahrip olacağını belirten çevreciler ve sivil toplum örgütlerinin uzun süreli sessizliği ise dikkat çekiyor.

Herhangi bir ÇED raporunun olup olmadığı belli olmayan alanlar için yapılan yatırımlar da dikkat çekti. AK Parti Milletvekili ve Valinin çalışmaları kapsamında tapu dağıtımı öne çıktı.

Geçtiğimiz yıl, OSB'ye karşı çevreciler ve sivil toplum örgütleri bir araya gelerek bir panel düzenlemişti. Düzenlenen panelde, endemik türlerin imar ile büyük zarar göreceği belirtilmişti.

Sivil toplum kuruluşları ve çevrecilerin Batman Çayı'na dair söyledikleri, 19 dakikalık dosya haber videosunda dile getirilmişti. Gazeteci Metin Yoksu'nun iki yıldır gündeme getirdiği ve sivil toplum örgütleri ile çevrecilerin sözlerini topladığı "Batman Çayı Tehdit Altında" 19 dakikalık video dosya haberinde şunları dile getirmişti. 

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Orman kıyımına karşı barodan tepki: Bölgeyi ağaçsız ve kurak bırakma girişimi kaldığı yerden devam ediyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/orman-kiyimina-karsi-barodan-tepki-boelgeyi-agacsiz-ve-kurak-birakma-girisimi-kaldigi-yerden-devam-ediyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/orman-kiyimina-karsi-barodan-tepki-boelgeyi-agacsiz-ve-kurak-birakma-girisimi-kaldigi-yerden-devam-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Şırnak&#039;ta korucular eliyle yapılan ağaç kıyımına Şırnak Barosu tepki gösterdi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/orman-kiyimina-karsi-barodan-tepki-bolgeyi-agacsiz-ve-kurak-birakma-girisimi-kaldigi-yerden-devam-ediyor-160732-20240701.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Orman, kıyımına, karşı, barodan, tepki:, Bölgeyi, ağaçsız, kurak, bırakma, girişimi, kaldığı, yerden, devam, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

Asopress - Şırnak'ın Besta, Cudî, Gabar ve son olarak Beytüşebap Komatê köyünde asker talimatıyla korucuların yaptığı ağaç kıyımı devam ederken Şırnak Barosu Çevre ve Kent Komisyonu yaşananlara tepki gösterip "Şırnak'ta yaşanan doğa katliamına ilişkin her yıl yapmış olduğumuz başvurular, suç duyuruları ve kamuoyuna sunmuş olduğumuz raporlara rağmen bölgeyi ağaçsız ve kurak bırakma girişimi kaldığı yerden devam ediyor" açıklamasında bulundu. 


Bölgede sürekli hale gelen doğa talanına karşı mücadele edeceklerini vurgulayan Baro açıklamasında "Şırnak'ta yaşanan doğa katliamına ilişkin her yıl yapmış olduğumuz başvurular, suç duyuruları ve kamuoyuna sunmuş olduğumuz raporlara rağmen bölgeyi ağaçsız ve kurak bırakma girişimi kaldığı yerden devam ediyor. Baromuza gelen şikayetler ve ulaştığımız görüntülerden de anlaşılacağı üzere her sene olduğu gibi aynı süreç işletiliyor. Yaz mevsimi itibariyle bu kesimler ve tahribatlar hızlı bir şekilde artmakta, her gün yüzlerce ton endemik ve tarihi ağaçlar yok edilmektedir. Daha önce de söylediğimiz gibi Şırnak doğası ranta kurban ediliyor ve istenen şey, madenlerle donatılmış bir alan ve şantiye sahasına çevrilmiş bir doğa" ifadeleri kullanıldı. 
 

Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi: Gelinen süreçle beraber hukuki süreci olduğu gibi devam ettirme konusundaki irade ve kararlılığımızı ortaya koyacağımıza ve doğamızın gözümüzün önünde talan edilmesine göz yummayacağız. Çevre ve Kent komisyonumuzun da titizlikle takip ettiği ve daha önce almış olduğumuz Ombudsman kararına rağmen devam eden bu süreci yakından takip ettiğimizi ve gerekli girişimlerde bulunacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.


Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Batman&amp;apos;da yangın itfaiye ve TOMA birlikte müdahale etti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/batmanda-yangin-itfaiye-ve-toma-birlikte-mudahale-etti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/batmanda-yangin-itfaiye-ve-toma-birlikte-mudahale-etti</guid>
<description><![CDATA[ Batman&#039;ın Kösetarla köyü kırsalında bir örtü yangını meydana geldi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/batmanda-yangin-itfaiye-ve-toma-birlikte-mudahale-etti-152311-20240629.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Batmanda, yangın, itfaiye, TOMA, birlikte, müdahale, etti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Asopress 

Asopress -  Yangına, itfaiye ekipleri ve Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) birlikte müdahale etti ve yangın söndürüldü. Son günlerde Batman'ın kent merkezine yakın noktalarında özellikle anız ve örtü yangınlarının arttığı bildirildi. Yangının çıkış nedeni bilinmezken kent merkezine yakın kırsal alanlarda piknikçilerin sıkça ziyaret ettiği bölgelerde çöp birikintilerinin olduğu ve bu durumun yangın riskini artırdığı belirtildi. Kentte son yılların en yüksek sıcaklıklarının yaşandığı ve bu aşırı sıcakların yangınlara neden olabileceği vurgulandı.


Meydana gelen yangınlara ilişkin Batman Çevre Gönülleri Derneği özellikle anız yangınlarına ilişkin birkaç gün önce şu çağrıda bulunmuştu: Olası tüm anız ve orman yangınlarına karşı kamuoyunu ve kurumları duyarlı olmaya, köylülerimizi kaderleriyle baş başa bırakmama konusunda gerekli tedbirleri almaya davet ederken, sivil toplum ve demokratik kitle örgütlerimiz ve basınımızı sorunu gündemde tutmaya çağırıyoruz. Lütfen anız ve ormanlık alanlarımıza sahip çıkıp, geleceğimizi yakmayalım.

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaçak midye toplayıcılarına operasyon 2 ton midye denize döküldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kacak-midye-toplayicilarina-operasyon-2-ton-midye-denize-doekuldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kacak-midye-toplayicilarina-operasyon-2-ton-midye-denize-doekuldu</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul Eminönü&#039;de kaçak midye avcılığı yaptığı suçlamasıyla 2 kişi gözaltına aldı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/kacak-midye-toplayicilarina-operasyon-2-ton-midye-denize-dokuldu-140903-20240629.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kaçak, midye, toplayıcılarına, operasyon, ton, midye, denize, döküldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress -  Emniyet Müdürlüğü Deniz Limanı Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Eminönü'de kaçak midye avcılığı yapan iki kişiyi tespit etmesi üzerine operasyon düzenlendi. Düzenlenen operasyonda M.A. ve M.K. isimli kişiler gözaltına alındı. Operasyonlarda 2 ton ağırlığında 100 çuval midye ele geçirildi. 

Emniyetin açıklamasına göre 2 ton midye tekrar denize dökülürken, 2 kişiye 52 bin 484 lira para cezası uygulandı. 

Gözaltına alınan iki kişiye 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu'na muhalefet suçundan 52.484 lira para cezası uygulanırken, midyeler canlılığını sürdürebilmesi ve doğal yaşama kazandırılabilmesi için denize döküldü. 


Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mardin&amp;apos;deki yangınlar kontrol altına alındı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mardindeki-yanginlar-kontrol-altina-alindi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mardindeki-yanginlar-kontrol-altina-alindi</guid>
<description><![CDATA[ Mardin merkez ve ilçelerinde dün gece meydana gelen ve gün boyu devam eden yangınların tamamı kontrol altına alındığı açıklandı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/mardindeki-yanginlar-kontrol-altina-alindi-212137-20240627.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mardindeki, yangınlar, kontrol, altına, alındı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Ömerli ilçesinde sabah saatlerinde başlayan ve gün boyu birçok köyün kırsal alanını etkisi altına alan yangına köylüler ve itfaiye ekipleri müdahale etti. Ancak yangınların söndürülmesi mümkün olmadı. Mezopotamya Ajansı'nda yer alan habere göre rüzgarın etkisiyle yayılan yangına havadan müdahale edilmesi için Mardin Valiliği ile görüşen DEM Parti Milletvekili Kamuran Tanhan’ın görüşmelerine rağmen saatlerce havadan müdahale edilmemesi nedeniyle yangın yayıldı. 

 
Dağlık alanda devam eden akşam saatlerine kadar sürerken, sabah saatlerinde istenen havadan destek ekipleri akşam saatlerinde geldi. Helikopterlerle havadan yapılan müdahalenin ardından yangın kontrol altına alınarak söndürüldü. 
 
Bölgede yangının kontrol altına alınmasının ardından soğutma çalışmaları devam ederken, binlerce dekarlık alan yangında zarar gördü. 

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mardin&amp;apos;deki yangınlar yerleşim yerlerine ilerliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mardindeki-yanginlar-yerlesim-yerlerine-ilerliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mardindeki-yanginlar-yerlesim-yerlerine-ilerliyor</guid>
<description><![CDATA[ Mardin&#039;in Derik, Nusaybin, Artuklu ve Ömerli ilçelerinin birçok yerinde yangın meydana geldi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/mardindeki-yanginlar-yerlesim-yerlerine-ilerliyor-152241-20240627.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mardindeki, yangınlar, yerleşim, yerlerine, ilerliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Meydana gelen yangınlarda halk ve itfaiye ekipleri birlikte müdahale etmeye başlarken TOMA'larda yangına müdahale etmeye başladı. 

Derik ilçesinde dün gece saatlerinde TOKİ mevkiinde henüz nedeni bilinmeyen yangın rüzgarın etkisiyle yayıldı. Mezopotamya Ajansı'nda yer alan haber göre yangın yerleşim yerlerine ulaşırken, itfaiye ekipleri ve TOMA’larla yangına müdahale edildi. Yangın sabah saatlerine doğru kontrol altına alınarak, söndürüldü. Bölgede ekipler tarafından soğutma çalışmaları devam ediyor.
 
HELİKOPTER TALEP EDİLDİ
 
Artuklu ve Nisêbîn ilçeleri arasındaki kırsal alanda da öğlen saatlerinde yangın çıktı. Dağlık alana yayılan yangına yerden müdahale edilemezken, yangının Qurdîs kırsal mahallesine doğru ilerlediği öğrenildi. Yangının söndürülmesi için yurttaşların valilikle yaptığı görüşmelerde helikopter ile müdahale edilmesi talep edildi. Valilik, müdahale edileceğini bildirmesine rağmen henüz bölgeye yangın helikopterinin sevk edilmediği belirtildi. 
 
Nusaybin Kelehê Mahallesi çıkan yangının da rüzgarın etkisiyle yayıldığı bildirildi. 
 
YERLEŞİM YERLERİNE ULAŞMA RİSKİ VAR
 
Omerya bölgesinde Zivingê kırsal mahallesinde sabah saatlerinde başlayan yangına itfaiye ekipleri ve yurttaşlar müdahale ederken, alevlerin rüzgârın da etkisiyle yayılmaya devam ettiği kaydedildi. Köylüler, müdahalenin mevcut şartlarda yetersiz olduğunu belirterek, bölgeye havadan müdahale edilmesi çağrısında bulundu. Yangının yerleşim yerlerine ulaşmaması için söndürme çalışmaları sürüyor.
 
Artuklu ilçesine bağlı Zinnar bölgesinde de sabah saatlerinde çıkan yangına itfaiye ekipleri ve köylüler müdahale etti. Rüzgarın etkisiyle yayılan alevler güçlükle kontrol altına alındı. Bölgede soğutma çalışmaları devam ediyor.
 
DÊRÎK: YURTTAŞLAR EVLERİNİ TERK EDİYOR
 
Dêrîk ilçesine bağlı Beyrok, Zorava, Fitnê, Xirbêherîyê, Eynterî kırsal mahallelerinde de henüz bilinmeyen bir nedenle başlayan yangın sürerken, yurttaşlar kendi imkanlarıyla yangına müdahale ediyor. Yangın Qubîk kırsal mahallesine doğru ilerlerken, Rewşadê kırsal mahallesinde köylüler, evlerini terk etmeye başladı. Dêrik'teki yangında alevlerin arasında kalan bir araba yanarak küle döndü.

Kaynak: MA

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırşehir&amp;apos;i bekleyen tehlike altın madeni</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kirsehiri-bekleyen-tehlike-altin-madeni</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kirsehiri-bekleyen-tehlike-altin-madeni</guid>
<description><![CDATA[ Kırşehir&#039;de DEFAŞ Madencilik tarafından yapılmak istenilen altın madenine karşı imza kampanyası başlatıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/kirsehiri-bekleyen-tehlike-altin-madeni-143930-20240627.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kırşehiri, bekleyen, tehlike, altın, madeni</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Kırşehir'de yapılmak istenilen altın madenine karşı Kırşehir Kent Konseyi Cacabey Meydan'ında imza kampanyası başlattı. 

İmza kampanyası ile birlikte basın açıklaması yapılarak madene neden karşı oldukları açıkladı. Yapılan basın açıklamasına CHP Milletvekili Metin İlhan, Kırşehir Belediyesi Başkanı Selahattin Ekicioğlu ile birlikte meclis üyeleri ve CHP il yöneticileri katıldı. İmza kampanyasının başlamasının ardından basın açıklamasında "Toprağın altı üstünden kıymetli, Kırşehir İliç olmayacak. 
Altıncı şirketleri istemiyoruz" pankartı açıldı. 

Açıklamada konuşan Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu, "Altın madenciliği sağlığımızı ve geleceğimizi tehlikeye atıyor. Bu nedenle birlik olup, çocuklarımıza temiz hava ve su bırakmak için mücadele etmeliyiz" dedi.

Ardından Ekicioğlu, "Bugün buradaki kampanyaya destek veren herkese teşekkür ediyorum. Bu kampanyanın ardından eyleme geçeceğiz ve protestolarımıza hep birlikte devam edeceğiz. Kırşehir halkının duyarlı davranışları nedeniyle destek verenlere buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Uluslararası firmaların yer altından çıkardıkları altınların hiçbir zaman Türkiye ekonomisine faydası olmamıştır, aksine sadece kendi ülkelerine faydası olmuştur. Çıkarılan beyana esas madenin yüzde 2’sini ülkemize verip gidiyorlar. O oran da bu çevreyi talan etmedeki hesaba sığıyorsa hep birlikte çıkaralım diyebiliriz ama değmiyor. Ortaya çıkan pislik, çevre kirliliği ve kimyasalları, siyanürleri çocuklarımıza, ülkemize bırakıp gidecekler. Siyanür havuzları üzerinden kuş dahi uçmuyor. Bu yüzden hep birlikte bu eylemlerimizi devam ettireceğiz ve sonuna kadar da arkasında duracağız. Bu nedenle bu konuda duyarlı olan herkese teşekkür ediyorum. Çocuklarımıza temiz hava ve temiz su bırakmak için hep birlikte; el birliğiyle mücadele etmeye devam edeceğiz" diye konuştu. 


Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Assos Antik Kenti&amp;apos;ne ulaşan yangın kontrol altına alındı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/assos-antik-kentine-ulasan-yangin-kontrol-altina-alindi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/assos-antik-kentine-ulasan-yangin-kontrol-altina-alindi</guid>
<description><![CDATA[ Assos Antik Kenti&#039;ne ulaşan yangın kontrol altına alındı. Antik kent 3 gün kapalı olacak. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/assos-antik-kentine-ulasan-yangin-kontrol-altina-alindi-003409-20240627.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Assos, Antik, Kentine, ulaşan, yangın, kontrol, altına, alındı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Behram köyünde çıkan yangın, ekiplerin yoğun çabaları sonucunda kontrol altına alındı. Yangının Assos Antik Kenti'ne kadar yayıldığı, ancak Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada antik kentin zarar görmediği belirtildi. Soğutma çalışmalarının devam ettiği yangınla ilgili müdürlüğün açıklaması şu şekilde:

"Çanakkale ili Ayvacık ilçesi Behramkale Köyü sınırlarında bugün 16.30’da çıkan yangın, ekiplerin yoğun çalışmasıyla kontrol altına alınmış olup soğutma çalışması devam etmektedir. Yangında Assos Örenyeri’nde kültür varlıkları açısından herhangi bir olumsuzluk bulunmamakla birlikte yapılan çalışmalara kolaylık sağlaması ve örenyerinde gerekli tespit çalışmalarının yürütülebilmesi için Assos Örenyerimiz 27-28-29 Haziran tarihleri boyunca ziyarete kapalı olacaktır."
Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gercüş&amp;apos;ten Midyat&amp;apos;a yayılan yangın kontrol altına alındı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gercusten-midyata-yayilan-yangin-kontrol-altina-alindi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gercusten-midyata-yayilan-yangin-kontrol-altina-alindi</guid>
<description><![CDATA[ Diyarbakır, Mardin itfaiyelerin yanı sıra AFAD ve TOMA&#039;ların da müdahale ettiği yangın kontrol altına alındı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gercusten-midyata-yayilan-yangin-kontrol-altina-alindi-211743-20240626.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gercüşten, Midyata, yayılan, yangın, kontrol, altına, alındı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Batman'ın Gercüş ilçesi kırsalında başlayan ve rüzgarın etkisiyle Mardin Midyat ilçesine bağlı Deyrizbin (Acırlı), Ebşê (Şenköy) ve Şorizbah (Çavuşlu) kırsal mahallelerine yayılan yangın kontrol altına alındğı öğrenildi. 

Mardin Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekiplerinin yanı sıra Midyat'ta yer yer TOMA'ların da müdahale ettiği yangına Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile AFAD ekipleri de destek verdi. 


Yangın birçok alanda tahribata yol açarken soğıtma çalışmalarının da devam ettiği öğrenildi. 

Mezopotamya Ajansı'nda yangına dair Gercüş'te birkaç gündür süren çatışmalardan dolayı yangının çıkmış olabileceği iddiası yer aldı. 

Haber Merkezi
 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çanakkale&amp;apos;de yangın Assos Antik kentine doğru ilerliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/canakkalede-yangin-assos-antik-kentine-dogru-ilerliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/canakkalede-yangin-assos-antik-kentine-dogru-ilerliyor</guid>
<description><![CDATA[ Assos Antik Kenti&#039;nin bulunduğu Behram köyünde çıkan yangına müdahale ediliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/canakkalede-yangin-assos-antik-kentine-dogru-ilerliyor-174423-20240626.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çanakkalede, yangın, Assos, Antik, kentine, doğru, ilerliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

Asopress - Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Behram köyünde yangın çıktı. 

Yangın, henüz bilinmeyen bir nedenle makilik alanda başladı ve rüzgarın etkisiyle sahil kesimine doğru yayıldı. Olayın bildirilmesi üzerine Ayvacık Orman İşletme ekipleri ile Ayvacık Belediyesi itfaiye personeli bölgeye sevk edildi. Köylülerin de katılımıyla yangının kontrol altına alınması için çalışmalar başlatıldı.

Behram köyü muhtarı Numan Türkay, Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte yangının evler için bir tehdit oluşturmadığını belirtti ancak rüzgarın etkisiyle alevlerin Antik Liman ve Agora bölümüne doğru ilerlediğini ifade etti.

Bazı sosyal medya kullanıcıları sahile doğru ilerleyen yangını cep telefonları ile kayda aldı.

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Batman&amp;apos;da meydana gelen yangın Midyat&amp;apos;a ulaştı TOMA da müdahale etti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/batmanda-meydana-gelen-yangin-midyata-ulasti-toma-da-mudahale-etti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/batmanda-meydana-gelen-yangin-midyata-ulasti-toma-da-mudahale-etti</guid>
<description><![CDATA[ Batman&#039;da başlayan yangın Midyat&#039;a ulaştı itfaiye ve TOMA&#039;lar müdahaleye başladı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/batmanda-meydana-gelen-yangin-midyata-ulasti-172612-20240626.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Batmanda, meydana, gelen, yangın, Midyata, ulaştı, TOMA, müdahale, etti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya 
 
Asopress - Batman'ın Gercüş ilçesi kırsalında meydana gelen yangın yayıldı. Edinilen bilgiye göre Mardin'in Midyat İlçesine bağlı Şenköy kırsalına ulaşan yangının söndürme çalışmaları için Mardin Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı itfaiye ekipleri harekete geçti. 

Devam eden yangının kontrol altına alınması için çalışmaların sürdüğü öğrenildi. Öte yandan yangına TOMA'ların da müdahale ettiği görüldü.

Söğütlü Mahallesi yanı sıra edinilen bilgiye göre yangının geri dönüşüm tesislerini riske attı. Gercüş-Midyat karayolununda da tehlikeye neden olan yangının söndürme çalışmaları için köylüler daha fazla desteğe ihtiyaç olduğunu bildirdi. 

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karadeniz&amp;apos;de ekoloji mücadelesini büyütmeyi hedeflediler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karadenizde-ekoloji-mucadelesini-buyutmeyi-hedeflediler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karadenizde-ekoloji-mucadelesini-buyutmeyi-hedeflediler</guid>
<description><![CDATA[ Karıncalar Ağı gönüllüleri Aslı Kahraman Eren ve Hikmet Eren, eko-kırıma neden olan projelere karşı Karadeniz&#039;deki ekolojik mücadeleyi birleştirmek için harekete geçti. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/karadenizde-ekoloji-mucadelesini-buyutmeyi-hedeflediler-135107-20240626.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Karadenizde, ekoloji, mücadelesini, büyütmeyi, hedeflediler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Karadeniz'in ekolojik zenginliklerine dikkat çekmek amacıyla harekete geçen Karıncalar Ağı gönüllüleri Aslı Kahraman Eren ve Hikmet Eren, bölgede hızla artan maden faaliyetlerine karşı birlik olma çağrısı yapıyor. Son bir yılda sadece Karadeniz'de 37 maden projesine "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değil" kararı verilmesine tepki gösteren ikili, bölge illerindeki çevre örgütleriyle güçlerini birleştirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda, Amasya Çambükü'ndeki sanayi bölgesi inşaatına karşı koruma mücadelesi de gündemlerine aldılar.

Mezopotamya Ajansı'na hedeflerini anlatan Aslı Kahraman Eren, "Karadeniz'in doğal yaşamını ve ekosistemini tehdit eden maden projelerine karşı uzun süredir mücadele ediyoruz" diyerek, bölgedeki ekolojik dengeyi koruma çabalarını vurguladı. Çevre örgütleri ve siyasi temsilcilerle yapacakları görüşmeler sonrasında ortak bir strateji belirlemeyi hedeflediklerini ifade eden Eren, "Karadeniz'in ekolojik zenginliklerini korumak için tüm Karadenizlileri bir araya getirmek istiyoruz" dedi.

İlk ziyaretlerini Amasya Çambükü'ne gerçekleştiren ve burada köylülerle bir araya gelen ikili, bölgede yaşanan ekolojik mücadeleyi yakından takip ettiklerini belirtti. Amasya'dan sonra Ordu ve Giresun'da da çevre örgütleriyle görüşen Aslı Kahraman Eren, "Maden projelerine karşı ortak bir mücadele hattı oluşturmak için adımlar atıyoruz" dedi.

Gelecek adımlarında Rize, Trabzon, Artvin ve Gümüşhane'yi ziyaret edeceklerini aktaran Eren, bu şehirlerdeki çevre savunucularıyla dayanışma içinde olacaklarını ve mücadelelerini güçlendireceklerini belirtti. Karadeniz'in ekolojik denge ve doğal kaynaklarını koruma çabalarını desteklemek için tüm bölge halkını harekete geçmeye çağıran Eren, "Maden projelerine karşı birlikte 'Hayır' demek için mücadele edeceğiz" diye ekledi.

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yangının ekonomik hasarı 700 milyon TL</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yanginin-ekonomik-hasari-700-milyon-tl</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yanginin-ekonomik-hasari-700-milyon-tl</guid>
<description><![CDATA[ Diyarbakır&#039;ın Çınar ve Mardin&#039;in Mazıdağı ilçeleri arasında medyana gelen yangında 15 kişi hayatını kaybederken zararın ekonomik boyutu de ortaya çıkmaya başladı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/yanginin-ekonomik-hasari-700-milyon-tl-165642-20240625.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yangının, ekonomik, hasarı, 700, milyon</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

Asopress - Meydana gelen yangında DEDAŞ'ın büyük bir tazminat ödemesi bekleniyor. Binlerce hayvanın da hayatını kaybettiği yangında binlerce dekar ekili arazi zarar gördü. Diyarbakır ve Mardin Tarım Orman İl Müdürlükleri'nin tespitine göre, maddi zararın 700 milyon liraya yaklaştığı ifade ediliyor. Bilirkişi raporları DEDAŞ'ın kusur ve sorumluluk oranını belirleyecek. Mağdur aileler, bu rapor doğrultusunda maddi ve manevi tazminat talepleriyle dava açma sürecine girecek.

Sözcü'den Özgür Cebe'nin haberine göre Mazıdağı’na bağlı Yetkinler ve Yücebağ Mahalleleri ile Kelek Mezrasında ise 7 bin dekarlık tarım alanının yandığı, bunun da 4 bin dekarının hasadı yapılmamış buğday alanı, 3 bin dekarının anızdan oluştuğu, yine yüzlerce kök meyve ağacının yandığı rapor edildiği belirtildi.

Tüm bu zarar ziyanın ilk belirlemelere göre yaklaşık 700 milyon lira olduğu öğrenildi.

DEDAŞ ise köylülerin kaçak elektrik kullandığı yönündeki iddialarla sorumluluktan kaçınmaya çalıştı ancak savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında ciddi suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Soruşturma, "ölüme sebebiyet verme", "sabotaj", "genel güvenliği tehlikeye sokma", "görevi ihmal" ve "mala zarar verme" gibi suçlar üzerinden ilerliyor. Savcılık, delilleri topladıktan sonra ilgili kurumların görevlileri ve mağdurların ifadelerini alacak ve ceza yargılaması için kamu davası açacak.

Yine ek raporun alınmasıyla belirlenecek kusur oranı ve Tarım ve Orman İl Müdürlükleri'nin hasar tespit raporları doğrultusunda can ve mal kaybı yaşayan aileler, DEDAŞ aleyhine milyonlarca liralık maddi ve manevi tazminat davası açmaya hazırlanması bekleniyor.

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Altın madenciliğinde ÇED süreçleri ve riskler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/altin-madenciliginde-ced-surecleri-ve-riskler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/altin-madenciliginde-ced-surecleri-ve-riskler</guid>
<description><![CDATA[ Büyükbozkırlı, çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerinin formaliteye dönüştüğünü belirtti. &quot;Neyin etkisine bakıyorsunuz? ÇED süreçleri pek çok yönden formalite durumuna gelmiş durumda.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/altin-madenciliginde-ced-surecleri-ve-riskler-095804-20240624.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Altın, madenciliğinde, ÇED, süreçleri, riskler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Raporda altın madenlerinde yaşanan kazalara dikkat çeken Büyükbozkırlı, bu tür kazaların küresel olarak nadir olmadığını vurguladı. Yeni madenlerin açılmasıyla birlikte bu riskin artacağını belirten Büyükbozkırlı, "Altın madenciliğinde, İliç'te yaşadığımız gibi ufak bir hatanın felakete dönüşme riski var. Siyanür havayla temas ettiğinde ölümcül bir gaza dönüşüyor ve madende çalışanlar ilk olarak etkileniyor. Ekolojik ve sosyal yıkımlar katlanarak artacak, fakat bu tür durumlara rağmen şeffaf bir bilgilendirme yapılmıyor. Kanser istatistikleri, hava, su ve toprak analizlerinin hiçbiri paylaşılmıyor. Toprak, hava ve suyun kirlendiği bir yerde gıda güvenliğinden bahsedemezsiniz. Tam bir distopik görüntüyle karşı karşıyayız." ifadelerini kullandı.

Kampanya Örgütlenmesi

Rapora dayanarak bir kampanya örgütleme süreci başlatacaklarını açıklayan Büyükbozkırlı, mevcut altın madeni işletmelerinin bulunduğu 22 bölgenin bir araya gelmesi gerektiğini belirtti. "Uzun soluklu bir kampanya örgütlenmesi gerekiyor. Açılması planlanan 123 proje yerelinde mücadeleyi güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Madenlerle ilgili şirketlerin sosyal ve ekonomik söylemlerinin boşa çıkarılması gerekiyor. Halk sağlığı sorunlarına ilişkin uzmanların çalışması, emek mücadelesinin vurgulanması ve kaybolan kültürel mirasın hatırlatılması önemli. Altın madenciliği çoğu güney ülkesinde yapıldığı için uluslararası dayanışma da kritik. Farklı disiplinlerden kişilerin katılımıyla kampanyayı geniş bir platforma dönüştürmeyi hedefliyoruz." dedi.

Kaynak: Ma Tolga Güney]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mawa Dağı yangınına engel</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mawa-dagi-yanginina-engel</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mawa-dagi-yanginina-engel</guid>
<description><![CDATA[ Hasankeyf&#039;in Mawa ve Gercüş köylerinde askeri operasyon sırasında çıkan yangına müdahale, valiliğin &quot;geçici güvenlik bölgesi&quot; ilanı gerekçesiyle engelleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/mawa-dagi-yanginina-engel-212133-20240623.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mawa, Dağı, yangınına, engel</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Asopress 

Asopress - Batman'ın Hasankeyf ilçesine bağlı Mawa Dağı bölgesindeki Xirbêkûr köyünde 18 Haziran'da başlayan askeri operasyon devam ediyor. Operasyonun Gercüş ilçe kırsalına genişletildiği belirtiliyor.

Bölgede hava hareketliliği devam ederken, Gercüş ilçesindeki birçok bölgeye valilik tarafından giriş çıkışların yasaklandığı bildirildi. Dereiçi köyü ise askerler tarafından ablukaya alındı. Kırsalda çıkan yangının Dereiçi köyüne doğru ilerlediği ve bölgeye itfaiye ekiplerinin çağrıldığı ancak gelen ekiplerin köye ulaşamadığı belirtildi.

Öte yandan, DBP ve DEM Parti'nin oluşturduğu heyet, operasyon bölgesine gitmek istedi fakat valiliğin bölgeyi geçici güvenlik bölgesi ilan etmesi sebebiyle köye alınmadı. Heyet, bölgede çıkan yangının yerleşim yerlerine yaklaştığını ve etkili bir müdahaleye izin verilmediğini belirtti.

DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu da sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, "Gercüş ilçemizde alınan yasak kararıyla başlatılan askeri operasyonda çıkan yangın büyümeye devam etmektedir. Yerleşim yerlerine de yaklaşan yangına etkili bir müdahaleye izin verilmiyor. Köylerden can ve mal kaybına dair tek bir bilgi alamıyor oluşumuz, endişelerimizi artırmaktadır. Mazıdağ ve Çınar’da yaşadığımız acı faciaya benzer bir tablo ile karşılaşmamak için yetkilileri sorumlu davranmaya çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Heyet, can ve mal kaybına dair köylerden tek bir bilgi alamadıklarını vurgulayarak, yetkilileri sorumlu davranmaya davet etti.

Öte yandan aklam saatlerinde çıkan yağmur yangının daha fazla yayılmasını önlerken yangın tehlikesinin devam ettiği öğrenildi. 

Haber Merkezi

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>15 kişinin ölümüne neden olan yangının savcılık ön raporu DEDAŞ&amp;apos;ı işaret etti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/15-kisinin-oelumune-neden-olan-yanginin-savcilik-oen-raporu-dedasi-isaret-etti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/15-kisinin-oelumune-neden-olan-yanginin-savcilik-oen-raporu-dedasi-isaret-etti</guid>
<description><![CDATA[ 15 kişinin hayatını kaybettiği yangınlarda savcılık ön raporu DEDAŞ&#039;ı işaret etti. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/15-kisinin-olumune-neden-olan-yanginin-savcilik-on-raporu-dedasi-isaret-etti-205115-20240623.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>kişinin, ölümüne, neden, olan, yangının, savcılık, ön, raporu, DEDAŞı, işaret, etti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Diyarbakır ile Mardin'de çıkan yangında DEDAŞ yangının elektrik kaynaklı olmadığını iddia etmiş ve görgü tanıkları hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. 15 kişi hayatını kaybettiği olayda savcılık ön raporunda yangının elektrik kaynaklı çıktığı belirtildi.

Sabah’tan Hüseyin Kaçar’ın haberine göre; yangın başladığı nokta olan Çınar ilçesine bağlı Köksalan köyünde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturma kapsamında, jandarma olay yeri inceleme ekipleri çalışmalar yaptı.

Köylülerin ve görgü tanıklarının ifadesi ile elde edilen deliller kapsamında savcılık tarafından yangın felaketiyle ilgili ön rapor hazırlandı.

Raporda, yangının elektrikli kaynaklı olduğu tespitine yer verildi. Cumhuriyet Başsavcılığı'nca başlatılan soruşturma kapsamında, detaylı raporun ilgili kurumlar da dinlendikten sonra önümüzdeki günlerde hazırlanacağı belirtildi.

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Leylek yuvası yandı yavrular hayatını kaybetti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/leylek-yuvasi-yandi-yavrular-hayatini-kaybetti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/leylek-yuvasi-yandi-yavrular-hayatini-kaybetti</guid>
<description><![CDATA[ Malatya&#039;nın Kale ilçesinde bir leylek yuvası yangını cep telefonu kamerasıyla kaydedildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/leylek-yuvasi-yandi-yavrular-hayatini-kaybetti-125531-20240623.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Leylek, yuvası, yandı, yavrular, hayatını, kaybetti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Foto: Sosyal Medya

Asopress - Malatya Kale İlçesi Salkımlı Mahallesi'nde bulunan bir elektrik direğinin üstündeki leylek yuvası henüz bilinmeyen bir nedenle alev aldı. Yangın sonucunda yuvadaki yavru leylekler hayatını kaybetti.

Olay sırasında yuvada bulunan leylek yavrularının ve anne leyleğin onları kurtarma çabası, bölgedeki bir kişi tarafından cep telefonu kamerasıyla görüntülendi.

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şırnak&amp;apos;ta yangın DBP Eş Başkanı Bayındır: Bu yangınları sıradan karşılamıyoruz!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sirnakta-yangin-dbp-es-baskani-bayindir-bu-yanginlari-siradan-karsilamiyoruz</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sirnakta-yangin-dbp-es-baskani-bayindir-bu-yanginlari-siradan-karsilamiyoruz</guid>
<description><![CDATA[ Şırnak&#039;ın İdil ilçesinde 8 köyde çıkan yangına müdahale yetersiz kalınca yangın büyüdü. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/sirnakta-yangin-dbp-es-baskani-bayindir-bu-yanginlari-siradan-karsilamiyoruz-023743-20240623.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Şırnakta, yangın, DBP, Eş, Başkanı, Bayındır:, yangınları, sıradan, karşılamıyoruz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Şırnak'ın İdil ilçesine bağlı Dûpîç, Xerabê Darik, Xirabê Rezê, Alaqamiş, Kîwex, Zêwik, Eynser köylerinde yangın çıktı. Çıkan yangınların nedeni bilinmezken sabah saatlerinde başlayan yangına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İdil, Cizre ve Silopi ilçe belediyesine bağlı itfaiye ekipleri ile köylüler müdahale etmeye çalıştığı öğrenildi. Meydana gelen yangının kimi yerlerde kontrol altına alındığı öğrenilirken, yapılan müdahalenin yetersizliğinden kaynaklı yangının ilerlediği ve büyüdüğü belirtildi.   

Sınır bölgesi hattında yer alan Xirabê Rezê köyü mayınlı bölge olduğu için müdahale edilemediği gelen bilgiler arasında yer aldı.

Çıkan yangınların ardından Demokratik Bölgeler Partisi Eş Başkanı Keskin Bayındır resmi sosyal medya hesabından "Maalesef bu kez Şirnex'in Hezex (İdil) ilçesinden yangın haberleri aldık. Bir kez daha altını çizmek istiyoruz; bu yangınları sıradan karşılamıyoruz! Halkımızla kenetlenip bu sürecin üstesinden elbet geleceğiz. Ancak, sürecin takipçisi de olup sorumlulardan hesap soracağız!" ifadelerini kullanarak açıklamada bulundu. 

Güncelleme: 23.06.2024

Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre yangınlar kontrol altına alınırken soğutma çalışması yapıldığı belirtildi. 
 

Kaynak: MA ve Sosyal Medya

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyarbakır&amp;apos;da maden için ormanlar yok ediliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/diyarbakirda-maden-icin-ormanlar-yok-ediliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/diyarbakirda-maden-icin-ormanlar-yok-ediliyor</guid>
<description><![CDATA[ Diyarbakır&#039;da maden için kesilen ormanlara karşı Diyarbakır Barosu harekete geçerek yürütmeyi durdurma talebiyle mahkemeye başvurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/diyarbakirda-maden-icin-ormanlar-yok-ediliyor-122642-20240716.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Diyarbakırda, maden, için, ormanlar, yok, ediliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Zengesor, Heşeder, Mizak, Bayırlı ve Şaxur kırsal mahallelerinde açılması planlanan bakır madeni için 2020 yılında "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir" raporu verildi. Konyalı Dimin Madencilik şirketi, bu rapor sonrası sondaj çalışmalarına başladı. Bölgede maden için ormanlık alan kesilmeye başlandı. 


Mezopotamya Ajansı'ndan Müjdat Can'ın haberine göre çalışmalar sırasında bölgede binlerce ağaç kesilirken, doğaya büyük zarar verildi. Mahalle sakinlerinin başvurusu üzerine Amed Barosu ve Ekoloji Derneği harekete geçti ve şirketin çalışmalarına karşı “yürütmeyi durdurma” talebiyle mahkemeye başvurdu.

Köylüler tepki gösteri

Hukuki süreç devam ederken, şirketin çalışmaları da sürüyor. Şaxur Mahallesi sakinlerinden Mehmet Yılmaz, yaklaşık iki yıldır ormanlık alanın yok edildiğini belirtti. Yılmaz, Bayırlı’ya bağlı Bilgili mezrasında ağaçların kesildiği noktada bir karakol inşa edildiğini söyledi. Yılmaz, "Tüm canlıların yaşam alanları tehlikede. Köylülerin geçim kaynağı olan sebze ve meyve bahçeleri ile hayvan türleri bu durumda yok olacak. Bölgemizde maden açılmasını ve bu şirketlerin burada maden çıkarmasını istemiyoruz. Talebimiz, derhal ocağın iptal edilmesi ve şirketlerin bölgeyi terk etmesidir" dedi.

Diyarbakır Barosu'ndan Açıklama: İnsanlar Yerlerini Terk Edecek

Diyarbakır Barosu Kent ve Çevre Komisyonu Sekreteri Ahmet İnan, ÇED sürecinde mahallelinin görüşüne başvurulmadığını ifade etti. İnan, "Mahallelinin yaşamını etkileyecek bir uygulamada fikirleri alınmadan, itiraz hakkı tanınmadan böyle bir usulsüzlük yapılmıştır" dedi. Mahalle sakinlerinin geçim kaynaklarının arıcılık ve hayvancılık olduğuna dikkat çeken İnan, "Arıcılık, ormanlar ve bahçeler yok olacak. İnsanlar hayvanlarını otlatamadığında nereye göç edecek? Bu işin rant tarafı var ama bir de politik tarafı var. 1990’larda bombalanarak boşaltılan köyler, bugün maden ve HES'lerle yok edilmeye çalışılıyor. Bu sistem hukuka da uydurulmaya çalışılıyor. Sonuç yine aynı olacak; insanlar yerlerini terk etmek zorunda kalacaklar ve bu durumu biz kabul etmiyoruz" ifadelerini kullandı.

Sivil Toplum Örgütlerine Çağrı

Amed'deki sivil toplum örgütlerinin sürece dahil olmasının önemli olduğunu vurgulayan İnan, "Biz 'yürütmeyi durdurma' talebinde bulunduk ama idari yargılama usulü gereği keşif ve bilirkişi raporu oluşturulmayana kadar bu proje son sürat devam ediyor" dedi. İnan, maden ocaklarının su kaynakları için tehdit oluşturduğunu ve bölgenin ormanlık yapısına zarar verdiğini belirtti. Tek başına dava açmanın bu durumu durdurmaya yetmediğini kaydeden İnan, "Maalesef ülkede hukuk işlevsizleştirilmiş durumda. O yüzden şehrin tüm bileşenlerinin devreye girmesi gerekiyor. Bu süreci başlatan oranın halkıdır. Aynı şekilde alana gidip halkla birlikte yasal bir protesto düzenlenebilir ve toplumsal bir refleks gösterilebilir" dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Siirt&amp;apos;te orman yangını kontrol altına alındı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/siirtte-orman-yangini-kontrol-altina-alindi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/siirtte-orman-yangini-kontrol-altina-alindi</guid>
<description><![CDATA[ Siirt&#039;in Şirvan ilçesine bağlı Demirkapı Köyü kırsalında orman yangını meydana geldi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/siirtte-orman-yangini-kontrol-altina-alindi-185226-20240622.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Siirtte, orman, yangını, kontrol, altına, alındı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Siirt Valiliği Sosyal Medya 

Asopress - Edinilen bilgiye göre Demirkapı Köyü kırsalında bugün saat 12.45 dolaylarında başlayan orman yangını kısa sürede yayıldı. Vatandaşların ihbarı sonucu bölgeye ekiplerin yönlendirildiği öğrenildi. Dağlık alanda meydana gelen yangına Orman İşletme Şefliği ekipleri, jandarma ve köy sakinleri müdahale etti. 


Siirt Valisi Dr. Kemal Kızılkaya, çıkan yangına dair yazılı açıklama yayınladı. Kızılkaya'nın açıklamasına göre yangın, bozuk ormanlık alanda, örtü yangını şeklinde ve yerleşim yeri olmayan sarp bir bölgede meydana geldiğini belirtti.  Kızılkaya açıklamasında şunları dile getirildi:

Bugün saat 12:45'te, ilimiz Şirvan İlçesi Demirkapı köyünde orman yangını başladığı ihbarı alınmıştır. Orman İşletme Şefliği ekiplerimiz, Jandarmalarımız ve başta Demirkapı köyü olmak üzere civar köylerimizde yaşayan vatandaşlarımızın da desteği ile derhal söndürme çalışmalarına başlanmıştır.

Yangın, bozuk ormanlık alanda örtü yangını şeklinde ve yerleşim yeri olmayan sarp bir noktada çıkmıştır. Komşu illerden gelen takviye ekiplerin de katılımıyla, yangına öncelikle karadan müdahale edilmiştir.

Ayrıca Orman Genel Müdürlüğü'nden (OGM) havadan müdahale talep edilmiş olup, yapılan havadan müdahale ile birlikte yangın tamamen kontrol altına alınmıştır.

Yangında ölen ya da yaralanan olmamıştır. Olayla ilgili gerekli inceleme ve soruşturma başlatılmıştır.

Yangına müdahalede kahramanca gayret gösteren orman teşkilatımıza, tüm ekiplerimize ve kardeşlerimize teşekkür ediyorum.

Ayrıca, dün Diyarbakır ve Mardin'de çıkan yangınlarda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah'tan rahmet, yakınlarına da sabr-ı cemil niyaz ediyorum.


Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cizre Barajı tarihi alanları yok edecek</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cizre-baraji-tarihi-alanlari-yok-edecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cizre-baraji-tarihi-alanlari-yok-edecek</guid>
<description><![CDATA[ Dicle Nehri&#039;nde kurulacak 10 baraj ile nehir akarsu özelliğini kaybedecek. Barajlar Mezopotamya coğrafyasını yok ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/cizre-baraji-tarihi-alanlari-yok-edecek-121239-20240716.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Cizre, Barajı, tarihi, alanları, yok, edecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Dicle Nehri üzerinde kurulan 9 baraj ile nehir stasünü bir bütün olarak kaybetti. Nehir üzerinde kurulan en büyük barajlardan biri olan Ilısu Veysel Eroğlu Barajı nedeniyle 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf su altında bırakıldı. Nehir üzerinde 10 baraj Ilısu bendinin aşağısına son kanyona inşaa edilecek. Güçlükonak ile Cizre arasında inşa edilecek barajın üç yıl içinde tamamlanması hedefleniyor. Baraj tarihi alanları su altında bırakacak ve ekolojik tahribata yol açacak.  


Mezopotamya Ajansı'ndan Mahmut Altıntaş'ın haberine göre projeyle ilgili sanal medyada paylaşım yapan AKP Milletvekilli Arslan Tatar, ihalenin gerçekleştirildiğini belirterek, “Yapım işine en kısa sürede başlayıp, 3 yıl içinde tamamlanması ve enerji üretimine başlanması hedeflenmektedir” diye belirtti. 
 
24 Mayıs 2013 tarihinde ihalesi yapılan proje, daha sonra çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle iptal edildi. Dicle Nehri üzerine kurulması planlanan barajın, Ilısu Barajı’ndan sonra ikinci büyük baraj olacağı belirtiliyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün ortak projesi olan baraj için 29 Nisan 2019’da Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) izni verildi. Qesirk (Kasrik) Beldesi ile beldeye bağlı Misûriyê köyünün alt tarafında planlanan projenin hayata geçirilmesi durumunda yerleşim yerleri, tarım ve tarihi alanların yanı sıra birçok canlı türü de yok olacak. Öte yandan su ihtiyacı Dicle Nehri’nden karşılanan Federe Kurdistan Bölgesi ve Irak da barajın tamamlanmasıyla büyük bir su kriziyle karşı karşıya kalacak.

Gutiler döneminde inşa edildiği tahmin edilen Mahmûd Xan Köprüsü sular altında kalacak yapılar arasında yer alıyor. 2011 yılında selden etkilenen köprü, yeniden inşa edilmişti.


Gabar ve Cûdî dağlarını birbirinden ayıran, “Krallar Geçidi” olarak bilinen, kimilerine göre Guti imparatorunun kabartması, kimilerine göre ise Part süvarisinin rölyefi de sulara gömülecek. Bölge sakinlerinin Bûk û Zava (Gelin ve Damat Heykeli) olarak adlandırdığı rölyef, her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği tarihi yerlerden birisi. 
 
EKOLOJİ ÖRGÜTLERİ VE KURUMLARA ÇAĞRI 
 
Belde sakinlerinden Abdullah Kültür, barajın uzun yıllardır gündemde olduğunu belirterek, yapıldığı takdirde bölgedeki insanların göç etmek zorunda kalacağını söyledi. Kültür, “Baraj yapılmasını istemiyoruz. Topraklarımız, ekin alanımız ve tarihimiz, ekoloji yok olacak. Qesirk tarihi bir yer aynı zamanda. Çağrımız; ekoloji örgütleri ve demokratik kurumların buna karşı durmalarıdır. Baraj yapıldığı takdirde 3 mahalle sular altında kalacak ve insanlar metropollere göç etmek zorunda kalacak” diye belirtti. 
 
BİR TARİH YOK OLACAK 
 
Mehmet Kültür de, barajla birlikte bir tarihin sulara gömüleceğini hatırlattı. Baraj istemediklerini vurgulayan Kültür, şöyle devam etti: “Burada yaşayanlar baraj istemiyor. Herkes karşı. Tarım ve hayvancılıkla geçimimizi sağlıyoruz. Baraj yapıldığı takdirde ekin yapacağımız alan kalmayacak. Hem ekolojimiz yok olacak hem de geçim kaynaklarımız elimizden alınmış olacak. İki ay önce avukatlar gelip topraklarımızı kontrol etti. Projenin tamamen iptal edilmesini istiyoruz. Pira Xan Mahmut (Mahmut Han köprüsü), Kela Mercana Reş, Bûk û Zawa (Gelin ve damat heykeli) gibi birçok tarihi yapı sular altında kalacak. Herkese çağrımız; baraj yapımına karşı tepkilerini ortaya koysunlar.” 

Kaynak: Ma]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bismil&amp;apos;de yangın ekili arazi küle döndü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bismilde-yangin-ekili-arazi-kule-doendu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bismilde-yangin-ekili-arazi-kule-doendu</guid>
<description><![CDATA[ Diyarbakır&#039;da meydana gelen yangında ekili arazi küle döndü. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/bismilde-yangin-ekili-arazi-kule-dondu-153812-20240622.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bismilde, yangın, ekili, arazi, küle, döndü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA

Asopress - Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde yangın çıktı.

Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Seyidhesen kırsal mahallesinde ekili arazide yangın çıktı. Edinilen bilgiye göre biçerdöver aracından çıkan elektrik kıvılcımıyla yangının başladığı belirtildi. Yangının meydana gelmesi ile birlikte köylüler ve Bismil Belediyesi’nin İtfaiye Müdürlüğü ekiplerinin müdahalesiyle kısa sürede kontrol altına alındı. 
 
Meydana gelen yangında 15 dönüm ekili buğday tarlası ile 25 dönümlük arazi zarar gördü. 

Haber Merkezi
 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çobanlardan örnek kampanya yangın bölgesi için 350 küçükbaş hayvan dağıttılar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cobanlardan-oernek-kampanya-yangin-boelgesi-icin-350-kucukbas-hayvan-dagittilar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cobanlardan-oernek-kampanya-yangin-boelgesi-icin-350-kucukbas-hayvan-dagittilar</guid>
<description><![CDATA[ Mardin&#039;in Mazıdağı ilçesi ile Diyarbakır&#039;ın Çınar ilçesinde meydana gelen yangınlarda mağdur olan aileler ile dayanışma gösteren çobanlar 350 küçükbaş havyanı ailelere dağıttı. Çobanlar kampanya ve dayanışmanın süreceğini duyurdu ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/cobanlardan-ornek-kampanya-yangin-bolgesi-icin-350-kucukbas-hayvan-dagittilar-203327-20240704.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çobanlardan, örnek, kampanya, yangın, bölgesi, için, 350, küçükbaş, hayvan, dağıttılar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA

Asopress - Geçtiğimiz 25 Haziran’da meydana gelen ve 15 kişinin hayatını kaybettiği yangınlarda on binlerce dönüm arazi küle dönerken, bine yakın hayvan da öldü. Aileler yaslarını bir yandan tutarken diğer yandan da köylüler ile dayanışmalar da devam ediyor. Diyarbakır, Urfa, Mardin, Bingöl, Erzurum başta olmak üzere Kürt kentlerinde bir araya gelen çobanlar yangının etkili olduğu dört başta olmak üzere 13 köy ile örnek bir dayanışma gösterdi. 

 
Çobanlar “Marka Koçlar Zoom Facebook İnternet Sayfası” üzerinden "Biz bize yeteriz. Bir koyun da sen bağışla" kampanyası düzenledi. Kendi aralarında 350 küçükbaş hayvan toplayarak, yangından etkilenen köylere ziyaretlerde bulunarak koyunlar ailelere dağıtıldı. Toplumsal bir travmanın yaralarını sarmaya çalışan çobanların dayanışması örnek oldu. 

'Biz bize yeteriz'

 
Mezopotamya Ajansı'nda yer alana haber göre yanlarında getirdikleri hayvanları köylülere dağıtan çobanlar, ayrıca köylülere taziye ziyaretinde bulundu. Çobanlar adına konuşan Mehmet Çetin Tarı, ailelerle dayanışmak için bir çağrıda bulunduklarını ve bütün kentlerden destek aldıklarını dile getirdi. Kampanyalarına katılımın yoğun olduğunu ve topladıkları hayvanları ailelere teslim etmek için birçok kişiyle beraber köyleri ziyaret ettiklerini ifade eden Tarı, “Kampanyamız bir süre daha devam edecek. Gelen destekleri mağdur olan ailelere teslim edeceğiz. Tamamen hayırsever insanlarımızın yardımlarıyla toplandı bunlar. Köy köy gezdik, köylüler de destek verdi. Hepsine teşekkür ediyoruz. İnsanlarımıza çağrımız ailelerimize destek vermeleri, insanlarımızla dayanışmaları. Ailelerimiz köylerinde kalmaya devam etsin, kendi işlerini yapabilsinler ki, dışarıya çalışmak için gitmek zorunda kalmasınlar” ifadelerini kullandı. 
 
Saman ve arpa desteği
 
Çobanlardan Bahri Ay da ailelerin hayvanlarını beslemeleri için saman ve arpaya da ihtiyaç duyduğunu ve bunun için de çalışmalarını yaptıklarını söyleyerek, kamuoyuna da destek çağrısında bulundu. Süleyman Şeyhan isimli çoban ise kampanya kapsamında kimseden para talep etmediklerini belirterek, sadece hayvan ve hayvanların ihtiyaç duyduğu besin maddelerinin gönderilmesi uyarısında bulundu. 
 
Çobanlar ardından hayvanları ailelere dağıtarak, tek tek köyleri gezdi. ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İBB&amp;apos;ye karşı adalarda eylem yapan 9 kişi gözaltına alındı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ibbye-karsi-adalarda-eylem-yapan-9-kisi-goezaltina-alindi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ibbye-karsi-adalarda-eylem-yapan-9-kisi-goezaltina-alindi</guid>
<description><![CDATA[ İBB Adalara sefer başlattı adalılar eylem yapınca 9 kişi gözaltına alındı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/ibbye-karsi-adalarda-eylem-yapan-9-kisi-gozaltina-alindi-162110-20240615.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İBBye, karşı, adalarda, eylem, yapan, kişi, gözaltına, alındı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İETT Genel Müdürlüğü‘nün Adalar’da elektrikli minibüsler bugün seferlere başladı. İBB İETT Genel Müdürlüğü‘nün Adalar’da sefer başlatması üzerine ada sakinleri eylem yaptı. Ada sakinlerinin seferlerin kaldırılması talebiyle eylem yapınca 9 kişi gözaltına alındı.  Adalar’ın tarihi, kültürel ve doğal dokusuna zarar vereceğini belirten ada sakinleri seferlere başlayan minibüslerin önüne geçerek seaferleri engellemeye çalıştı. Eylem üzerine 9 kişi gözaltına aldı.

Şuana kadar gözaltına alınan ve isimleri öğrenilen kişiler şunlar oldu:

Hatice Kaymakçı, Beril Ünal, Cem Kesici, Cemal Üna, Onur Şen, Utku Eroğlu, Destan Özgit, Muhammet Uygun

Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Antik kentte açılmak istenen mermer ocağına &amp;apos;ÇED raporu gerekli değil&amp;apos; kararı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/antik-kentte-acilmak-istenen-mermer-ocagina-ced-raporu-gerekli-degil-karari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/antik-kentte-acilmak-istenen-mermer-ocagina-ced-raporu-gerekli-degil-karari</guid>
<description><![CDATA[ Antik Stratoneikeia kentinin bulunduğu bölgede açılmak istenen mermer ocağı için verilen “ÇED gerekli değil” raporuna itiraz eden Eskihisar köylüleri kararın iptal edilmesini istedi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/antik-kentte-acilmak-istenen-mermer-ocagina-ced-raporu-gerekli-degil-karari-162113-20240514.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Antik, kentte, açılmak, istenen, mermer, ocağına, ÇED, raporu, gerekli, değil, kararı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Vikipedi

 

Asopress - Yatağan Eskihisar Köyü'ne açılmak istenen mermer ocağı için verilen "ÇED gerekli değil" kararının iptal edilmesini isteyen köylüler, ocağın bölgede bulunan antik kent üzerine kurulacağını söyledi.

Muğla’nın Yatağan ilçesine bağlı Eskihisar Köyü'ne açılmak istenen mermer ocağına karşı yurttaşlar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Muğla İl Müdürlüğü'ne itiraz dilekçeleri verdi. Ardından da müdürlük önünde açıklama yapan köylüler, ocak için verilen "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değil" kararının iptal edilmesini istedi.

Açıklamaya köylülerin yanı sıra çok sayıda ekolojist katıldı. Köylülerden Lütfi Kirayoğlu, bölgenin 2 bin 500 yıllık bir antik kent olduğuna dikkati çekerek, “Tüm Muğla için çok önemli olan bu bölge 40 yıldır ağır bir saldırı altındadır. Kasım ayında bir maden şirketi köye gelerek, hiçbir inceleme yapmadan ÇED raporu hazırlayıp saldırmak istemişti. Köylüler olarak onları püskürttük. Şimdi başka bir şirket bin 500 dönümlük bir arazi üzerinde köye 500 metre mesafede mermer ocağı açmak istiyor. Buraya yola çıkmadan önce ağır bir patlama yaşayarak, buraya geldik. Köyümüzün tüm tepeleri mermer ocakları tarafından kaplanmış ve ormanlar yok olmuş. Bu duruma boyun eğmeyeceğiz" diye konuştu.

 



                                                Mermer ocağının açılmasına itiraz eden Eskihisar köylüleri Fotoğraf: MA

 

Ardından konuşan köy muhtarı Cafer Ateş ise "Mahallemiz sınırları içerisinde bulunan bütün mermer ocağı projelerine karşıyız. Proje sahası Antik Stratoneikeia'nın mermer ocakları olup, zeytinlik alanlar  ve mahallemizin içme suyu kaynaklarının bulunduğu bir alandır. Verilen 'ÇED gerekli değil' kararı hukuksuzdur. Eskihisar, kömür madeni yüzünden üç defa taşınarak büyük bedel ödemiştir. Bu projenin iptali için adli ve idari olarak her türlü mücadeleyi hukuk devleti çerçevesinde yürüteceğiz" dedi.

Stratonikea Muğla'nın Yatağan İlçesi’nin 6–7 km. batısında, Yatağan-Milas karayolu çıkışında 1 kilometre mesafede yer alan Eskihisar mahallesi ile iç içe bir antik kenttir.

 

Asopress - MA]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyarbakır Mardin yangınlarının raporu açıklandı: Çıkış nedeni elektrik telleri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/diyarbakir-mardin-yanginlarinin-raporu-aciklandi-cikis-nedeni-elektrik-telleri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/diyarbakir-mardin-yanginlarinin-raporu-aciklandi-cikis-nedeni-elektrik-telleri</guid>
<description><![CDATA[ Diyarbakır ile Mardin&#039;de meydana gelen yangınlara dair Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu raporunu açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/diyarbakir-mardin-yanginlarinin-raporu-aciklandi-cikis-nedeni-elektrik-telleri-133334-20240704.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Diyarbakır, Mardin, yangınlarının, raporu, açıklandı:, Çıkış, nedeni, elektrik, telleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu Diyarbakır'ın Çınar ilçesi ile Mardin’in Mazıdağı ilçeleri arasında 20 Haziran’da meydana gelen ve 15 kişinin yaşamını yitirdiği yangına dair hazırladığı raporu açıkladı. Diyarbakır Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’nda yapılan açıklamaya platform üyeleri katıldı. 
 
 
Platform Eşsözcüsü Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, heyetlerinin ve DBB’nin yaptığı inceleme raporu ve gerekse soruşturma yürüten Çınar Cumhuriyet Basşavcılığı’nın ilk raporunda yangının elektrik direkleri ve kablolarından kaynaklandığının somut olarak ortaya çıktığını söyledi. Eren, “Sigorta üzerine iletken tellerin sarılmış olduğu, söz konusu iletken tellerin yangına sebep verdiği” bilgisinin savcılık raporunda olduğunu ifade etti. “Yetkili kurum hakkında neden soruşturma yürütülmüyor?” diye sorduklarını dile getiren Eren, savcılık makamının bu raporu eksik bulduğunu ve eksik yönlerin olduğunu ifade ederek, yeni rapor talebinde bulunduğunu aktardığını söyledi. Eren, “Teknik mesele olduğundan geniş rapor bekleniyor. Devletin pozitif yükümlülükleri var. Gerek önlem ve tedbirler gerek müdahale konusunda etkin bir soruşturma yürütülerek faillerin ortaya çıkarılmasıdır.  Neticede 15 insan ölmüş onlarca insanımız yaralanmıştır. Söz konusu kamu tarafından hizmetleri yerine getirirken eksik denetimlerden bu hususların ortaya çıktığını biliyoruz” diye konuştu. 
 
'Yangın yok oluş anlamında'
 
Ardından raporu SES Eşbaşkanı Yıldız Ok Orak okudu. Raporda yangın bölgesinde incelemeler yapıldığına dikkat çekildi. Yerinde yapılan incelemede, “Yangının yaklaşık 55 bin dekar alanı etkilediği, bunun yaklaşık 20 bin dekardan fazlasının ekili tarım alanı olduğu, yangında 1’i çocuk olmak üzere 15 insanın yaşamını yitirdiği, çok sayıda yaralının bulunduğu, yangında yaşamını yitiren yurttaşların köy sakini oldukları, bir kısmının yangından doğrudan etkilendiği, diğerlerinin ise yangına müdahale etmek isterken yaşamlarını yitirdiği, 302 keçi, 622 koyunun can verdiği ve 100’ün üzerinde hayvanın tedavisi devam ediyor. Bu veriler, yangının ekolojik ve ekonomik yıkımının boyutunun büyük olduğunu ve yangın alanındaki insan dışı varlıklar için bir yok oluş anlamına geldiğini göstermektedir” denildi. 
 
Çıkış nedeni elektrik telleri
 
Yangının çıkış sebebine ilişkin raporda şunlar yer aldı: “Heyetimiz tarafından yapılan gözlemler, yangına ilk müdahale eden görgü tanıkları ve köy sakinleriyle yapılan görüşmelerde, yangının elektrik tellerinden yayılan kıvılcımdan kaynaklandığı ifade edilmiştir. Tobînî (Köksalan) köy sakinlerinin ifadelerine göre olay gecesi öncelikle şiddetli bir rüzgarın oluştuğu, elektriklerin iki kez gidip geldiğini ve elektrik tellerinden kaynaklı yayılan kıvılcımları gördüklerini, bölgede başlayan yangının rüzgarında etkisiyle yayıldığı ifade edilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elektrik direklerinin 1987 yılında kurulduğu ve 37 yıllık süreçte bakım ve onarım çalışmalarının yapılmadığı belirtilmiştir.  Amed’in Xana Axpar ve Mêrdin’in Şemrex ilçelerine bağlı bazı köy yerleşim alanlarında yangının ertesi günü (21 Haziran 2024),  yaşanan yangın ile ilgili olarak yangının çıkış yerindeki direklere Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş ekiplerinin müdahalelerinin olduğu belirtilmiş ve bu durum görüntülerle tespit edilmiştir.”
 
TESPİTLER SIRALANDI
 
Raporda yer alan tespitler şöyle: 
 
“* Yangının çıktığı yerin ekili alan olduğu tespit edilmiştir. 
* İletim hatlarında birçok noktada eklerin ve liflenmelerin olduğu tespit edilmiştir. 
* Direkteki OG sigortalarının yerinde olmadığı, bunun yerine iletkenlerle bypass edildiği ve bu bağlantıların gevşeklikten dolayı arka sebebiyet verebileceği, birçok direkte kırık izolatörlerin olduğu bu durumun atlamalara sebebiyet verebileceği, OG hatlarda ekili tarım alanlarında ağaç direkleri mevcudiyeti görüldü. Bu ağaç direklerin kullanılması uygun görülmediği,  hatların geçtiği güzergâhlarda direklerin etrafında yangına karşı bir önlem alınmadığı gözlemlenmiştir. 


* Direk diplerinde süs betonu olmadığı, otların direk dibinde biçilmediği tespiti yapılmıştır. OG (orta gerilim) hatlarının dibindeki ağaçların atlamaya sebebiyet verebileceği gözlemlenmiştir. 
* İzolatörlerdeki gevşek ve sıkı bağların tekniğine uygun yapılmadığı gözlemlenmiştir. Şebekelerin bakım onarımı yapılmadığı teknik işletme sorumluluğu hizmetlerden yararlanılmadığı gözlemlenmiştir. 

* Parafudr olmayışı aşırı gerilimlerin oluşmasına dolayısıyla ark oluşumuna sebebiyet vermektedir. (Hat başlarında hat sonlarında ve Trafo girişlerinde mutlaka parafudr kullanılmalıdır.” 
 
SONUÇ VE TALEPLER
 
Çınar Cumhuriyet Başsavıclığı’nın ön raporu, Amed Büyükşehir Belediyesi’nin açıklama ve raporu, ekolojik tahribat, sağlık açısından tahribatlarında yer aldığı raporda, talepler şöyle sıralandı: 
   
“* Yangından etkilenen bölgenin ivedilikle Afet Bölgesi ilan edilmelidir. 
 
* Yangınlara hızlı ve etkili bir şekilde müdahale edebilmek için acil durum planlarının güncellenmesi ve düzenli tatbikatlar yapılması gerekmektedir. Havadan müdahale kapasitesinin artırılması önemlidir.
 
* Elektrik altyapısının düzenli bakımı ve güncellenmesi, yangın risklerini azaltmak için hayati önem taşımaktadır.
 
* Yangından etkilenen bölge halkına ekonomik destek sağlanmalı ve psikolojik yardım hizmetleri sunulmalıdır.
 
* Çevre hakkı, temel haklar sisteminin bütünlüğü içinde değerlendirmelidir. Ulusal ve uluslararası çevre hukuku ve politikaları; çevrenin dünyanın her yerinde ve her koşulda korunması anlayışına dayanmalıdır.
 
* Yangından etkilenen ekosistemin yeniden yapılandırılması ve ağaçlandırma çalışmalarının yapılması gerekmektedir.
 
* Hayvanların yangınlardan korunması için özel tedbirler alınmalı, yangın anında ve sonrasında hayvanların kurtarılması ve tedavi edilmesi için veteriner ekipleri hazır bulundurulmalıdır.
 
* Yaban hayatının korunması ve yangın sonrası ekosistemin yeniden dengelenmesi için projeler geliştirilmelidir.” 
 
Ardından soru cevap kısmına geçildi. DEDAŞ’ın uydu görüntüsüne ilişkin soruya yanıt veren Harita Mühendisleri Odası’ndan Sedat Sever, “Sabah saat 11.00’de bir uydu geçmiş. Ondan sonrasında uyduya rastlanılmamış. Yayınlanan uydu görüntüsü sabah saat 11.00 uydu görüntüsü. Bu uydu görüntülerinden anız yangının ortaya atılması imkânsızdır. Arada en az 10 saat fark var. Bunu 12-14 saate kadar da çıkarabiliriz. Bahsetmiş olduğu anız yangını iddiası doğru değildi” dedi.  

Kaynak: MA]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HES için yapılan ikinci ÇED raporu da mahkemeden döndü.</title>
<link>https://trafikdernegi.com/hes-icin-yapilan-ikinci-ced-raporu-da-mahkemeden-doendu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/hes-icin-yapilan-ikinci-ced-raporu-da-mahkemeden-doendu</guid>
<description><![CDATA[ Zore Çayı üzerinde yapılmak istenilen HES için yapılan ikinci ÇED olumlu raporuna ilişkin mahkeme ikinci kez ret kararı verdi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/hes-icin-yapilan-ikinci-ced-raporu-da-mahkemeden-dondu-133056-20240703.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>HES, için, yapılan, ikinci, ÇED, raporu, mahkemeden, döndü.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA
Asopress - Maya Enerji Üretim Şirketi tarafından Batman'ın Sason ilçesi ile Diyarbakır'ın Kulp ilçesi arasında yer alan Zorê Çayı üzerinde yapılması planlanan Hidroelektrik Enerji Santrali (HES) için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ikinci kez "ÇED olumlu" kararı verilmişti. Ancak bu karara karşı Diyarbakır Barosu Kent ve Çevre Komisyonu Sekreteri Ahmet İnan, Diyarbakır İdare Mahkemesi'ne başvurarak yürütmenin durdurulması ve iptali talebinde bulundu.

Başvuru sonucunda Diyarbakır 2’nci İdare Mahkemesi, konuya ilişkin olarak ÇED mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdi. Keşif ve inceleme sürecinde Hidrojeoloji, Çevre, Biyolog, Jeofizik, Harita, Maden ve Ziraat mühendislerinden oluşan 7 kişilik bir heyet, 30 Nisan tarihinde alanda çalışma gerçekleştirdi. Bilirkişi raporu da bu sürecin ardından açıklandı.

Mezopotamya Ajansı'ndan Müjdat Can'ın haberine göre  imar mevzuatı açısından yapılan bilirkişi değerlendirmesinde, Batman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün bölgenin Amed il sınırları içerisinde yer alan kısımlarla ilgili Diyarbakır Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden görüş alınması gerektiği belirtildi. Raporda, "Dava konusu HES projesinin sadece baraj gövdesinin inşa edileceği alana ilişkin imar planı yapılarak, onaylanmasının planlama ilke ve prensiplerine uygun olmadığı değerlendirilmektedir" ifadelerine yer verildi.   
 
Ziraat Mühendisliği ise raporunda, "Dava konusu HES Projesinin başta orman ve ağaççık alanlarının, bitkisel üretim yapılan bahçe ve tarla tarımı alanlarının, hayvancılık ve arıcılık faaliyetlerinin ve tarihi yapıların ve su kaynaklarının ortadan kaldıracağı gibi sebeplerle uygun olmadığı sonucuna varılmıştır" denildi. 
 
Endemik türler tehdit altında
 
Çevre Mühendisliği ise biyolojik açıdan yapılan bilirkişi değerlendirmesinde, barajın çevre sorunlarına neden olacağı, endemik türlerin yaşam alanlarını kısıtlayacağı; oysa gelecek nesillere sağlıklı ve zengin bir biyolojik çevre bırakmanın bir sorumluk olduğu ve dava konusu sahada HES/baraj yapımının uygun olmayacağı belirtildi.  
 
Maden mühendisliği açısından ise dava dosyası içindeki belgelerde yapılan titreşim tahmin hesaplamasının bilimsel bilgi birikimine uygun olmadığı, Nihai ÇED raporunda yeterli bilgilere ve alınacak önlemlere yer verilmediği ifade edildi.  Metin HES (KAYSER) barajına yakın aynı formasyona sahip kurulmuş veya kurulmakta olan barajların da olduğunu ve bu barajlarda da patlatmalı çalışmanın yapıldığının hatırlatıldığı raporda, bunların da göz ardı edilmemesi gerektiği hatırlatıldı. 
 
Jeoloji Mühendisliği ise, Metin HES barajı için çevreci bir baraj olacağı burada sadece dere malzemesi kullanılacağı belirtilmişse de dosyada farklı bilgilere yer verildiğine dikkat çekildi.
 
Yaşam döngüsü tehdit altında
 
Bilirkişi raporunun son kısmında, HES ve baraj çalışmalarında çevresel sorunların da yaşandığı, flora ve faunadaki canlıların yaşam döngüsünün olumsuz manada etkilediği, düzenleme ve inşaat çalışmalarının çeşitli sağlık sorunlarına neden olabildiği, besin kalitesinin bozulduğu, endemik türlere ve yaşamı tehdit altında olan türlere ait yaşam alanlarının daraldığı, yok olduğu dikkate alınması gerektiği kaydedildi. Raporda, “HES ve baraj proje sahası içindeki doğal kaynakların ve biyolojik çeşitliğinin kalıcı zararlar göreceği dikkate alınmalıdır" diye belirtildi.  
 
Oy çokluğu
 
Dava konusu proje aşmasındaki Metin HES (Kayser Barajı), Ilısu Barajı ve Batman Barajı'nın aynı akarsular üzerinde bulunduğunu belirtilen raporda, şu ifadeler yer aldı: "Mevcut akarsular üzerinde canlı hareketliliği neredeyse kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. HES ve barajlar ise tabiî geçişkenliği olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle baraj yakaları arasında fauna geçişini tamamen engellenmektedir. Söz konusu sahalarda mevcut biyolojik tür çeşitliliği azalmakta, canlılar (karasal fauna) beslenme ve hareket alanları daralmaktadır. Dava konusu barajın, tabiî çevrede ve sosyo-ekonomik sahada kazandıracakları ve kaybettirecekleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, çevre sorunlarına neden olacağı, biyolojik çeşitliliği olumsuz etkileyeceği, endemik türlerin yaşam alanlarını kısıtlayacağı; oysa gelecek nesillere sağlıklı ve zengin bir biyolojik çevre bırakmanın bir sorumluk olduğu; görüş ve yorumları doğrultusunda, bilirkişi heyetimizde oy çokluğu ile dava konusu sahada HES/baraj yapımının uygun olmayacağı kanaatine varılmıştır.”
 
"Eko sistem zarar görecek"
 
Amed Barosu Kent ve Çevre Komisyonu Sekreteri Ahmet İnan tarafından bilirkişi raporunun açıklanması ardından Diyarbakır 2'nci İdare Mahkemesi’ne acilen “yürütmenin durdurulması ve iptali” için ikinci kez başvuruda bulunuldu. Konuya ilişkin konuşan İnan, "Ekosistemin zarar göreceği bilirkişi tarafından ikinci kez ortaya çıktı. Daha önce doğal yaşamı yok edeceği nedeniyle iptal edilen baraj projesi, yine bilirkişilerce doğal yaşamın yok edileceği, doğaya zarar vereceği yine belirtildi. Bu bilirkişi raporuyla beraber bu projenin tekrar iptal edilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.  ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>6 bin 409 ÇED duyurusunun  bin 988&amp;apos;ine ÇED gerekli değildir kararı verildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/6-bin-409-ced-duyurusunun-bin-988ine-ced-gerekli-degildir-karari-verildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/6-bin-409-ced-duyurusunun-bin-988ine-ced-gerekli-degildir-karari-verildi</guid>
<description><![CDATA[ Kürt kentlerinde artan ÇED duyuruları Türkiye kentlerinde doğa taribatları üst seviyeye ulaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/6-bin-409-ced-duyurusunun-bin-988ine-ced-gerekli-degildir-karari-verildi-121606-20240702.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>bin, 409, ÇED, duyurusunun, bin, 988ine, ÇED, gerekli, değildir, kararı, verildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Asopress 

Asopress - İklim krizi etkisiyle aşırı hava olayları hergün bir yenisi eklenirken, rekor kıran sıcaklıklar, baraj seviyelerinin giderek düşmesi ve kurak geçen mevsim sayılarında artış yaşanıyor. 

Her yıl iklim krizine bağlı olarak artan orman yangınları dünyanın birçok noktasında artarken Türkiye'de artışlar yaşanıyor. Orman yangınlarına ek olarak Kürt kentlerinde meydana gelen aşırı sıcaklıklar örtü yangınlarının daha da artmasına neden oldu. Türkiye'nin dört bir yanında bunlar yaşanırken yenilenebilir enerji yapılacak iddiası ile birçok yerde rant için doğa ve ormanlık alanlar da tahrip ediliyor. Bunların yanı sıra "madenler" ve "güvenlik" gerekçesi ile ekosistemler barajlar ve madenler ile yok edilerek ranta açılıyor. ÇED duyuruları da artarken son yıllarda ÇED'in yapılma biçimleri de tartışma konusu oldu. Birçok ÇED duyurusu davaya konu olurken dava açılmaması için de yerleşim yerlerinde yaşayan insanlara iş imkanı denilerek dava açılmaması sağlanıyor. 


Kaç ÇED duyurusu yapıldı?


Mezopotamya Ajansı'ndan Tolga Güney'in haberine göre 1 Ocak-30 Haziran 2024 tarihleri arasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı resmi sitesinde toplam 6 bin 409 Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) dosyasının duyurusu yapıldı. Bu duyuruların bin 988'ine "ÇED gerekli değil", 313'üne "ÇED olumlu" kararı verilirken, 2 proje için "ÇED olumsuz", 54 proje için ise "İptal/iade" kararı alındı. Yayınlanan ÇED dosyalarında büyük payı yine enerji ve maden sektörleri aldı. 6 bin 409 dosyanın 2 bin 152'si enerji, bin 883'ü ise madencilik sektörüne aitken, diğerleri ise sanayi, gıda, atık, ulaşım, konut, turizm, kıyı, kimya gibi diğer sektörlere ait.
 
Tahribatta en büyük pay maden ve enerjide
 
Madenleri "Kamu yararı" olarak algılayan bakanlık çoğunluğu orman alanlarında yer alan bin 883 maden projesinin 628'i için ise "ÇED gerekli değil" kararı verdi. Bu kararların 89 tanesi altın, bakır, kurşun gibi madenler ve petrol arama izinlerine dair alınan kararlar oluşturdu. Yine enerji sektörü için 380 "ÇED gerekli değil" kararı alınırken bunun 368'i GES'ler oluşturdu. Karbon salınımının en önemli sorumlularından birisi olarak gösterilen termik santraller için de 2 karar alınırken, Denizli Sarayköy'de Menderes Tekstil Sanayi isimli şirket tarafından işletilen termik santralin kapasite artışı için "ÇED gerekli değil", Maraş Afşin'de işletilen termik santralin kapasite artışı için de dosyada "Nihai karar" açıklanarak, yurttaşın görüşlerine açıldı.  
 
Kürt kentlerinde tahribat üst seviyede
 
Duyurusu yapılan 6 bin 409 dosyanın bölgesel dağılımında ise bin 491 duyuru ile Kürdistan kentleri en fazla duyurunun yapıldığı bölge oldu. Kürdistan'ın bin 410 ile İç Anadolu, bin 244'le Marmara, bin 10'la Ege, 695'le Akdeniz ve 459 kararla Karadeniz bölgeleri izledi. İller bazında bakıldığında en fazla duyuru 307 ile İstanbul için yapılırken, İstanbul'u 272 duyuru ile Ankara, 265 duyuru ile Konya, 252 duyuru ile İzmir ve 239 duyuru ile Antalya izledi. İstanbul'daki duyuruların büyük kısmı konut ve sanayi gibi sektörlerde olurken 34 duyuru ise kum, taş ve çakıl ocağı ve maden için yapıldı. En fazla duyurunun yapıldığı altıncı kent olan Urfa’da ise 195 duyurunun 150'si enerji, 27'si ise madencilik sektöründe oldu.
 
Karadeniz'de son alanlar
 
"ÇED gerekli değil" kararlarında da İstanbul 118 karar ile başı çekiyor. İstanbul'dan sonra Konya'da 85, İzmir'de 84, Antalya'da 72, Bursa'da, 70, Hatay'da 65, Ankara'da 60, Balıkesir'de 59, Meletî, Kayseri ve Riha'da ise 51 "ÇED gerekli değil" kararı alındı. En dikkat çeken detay ise bu süreçte 32 duyurunun yapıldığı Gümüşhane'de 22 ÇED gerekli değil kararı verilmesi oldu. Geriye kalan 10 duyuru ise "ÇED gerekli değil" kararı alınan dosyaların ÇED sürecinin başlamasına dair. Yani kentte tamamı enerji ve madencilik üzerine yapılan bütün başvurular için "ÇED gerekli" değil kararı alındı. Bu süreçte, 13 Şubat'ta İliç'te işletilen altın madeninde yaşanan heyelan ve çökmede 9 işçinin yaşamını yitirdiği Erzincan'da ise 1 krom, 1 ponza ve 1 kömür madeni içinde "ÇED gerekli değil" kararı alındı.


Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dicle Vadi&amp;apos;sinin kalbine 47 milyon TL&amp;apos;lik hançer saplayacaklar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dicle-vadisinin-kalbine-47-milyon-tllik-hancer-saplayacaklar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dicle-vadisinin-kalbine-47-milyon-tllik-hancer-saplayacaklar</guid>
<description><![CDATA[ Dicle Nehri&#039;nin vadi olarak kalan son alanlarından biri olan Cehennem Deresi yapılaşmaya açılarak 47 milyonluk ranta kapı araladı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/dicle-vadisinin-kalbine-47-milyon-tllik-hancer-saplayacaklar-115340-20240702.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dicle, Vadisinin, kalbine, milyon, TLlik, hançer, saplayacaklar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA/Zeynep Durgut

Asopress - Şırnak'ın İdil ile Güçlükonak ilçeleri arasında yer alan Dicle Nehri'nin kollarından Cehennem Deresi(Newala Qoriyê)'nde üç yüz metreden oluşan cam teras yapılarak yapılaşmaya açılacak. Doğal güzelliği ile bilinen ve doğa yürüyüşçüleri ile birlikte birçok canlı türüne ev sahipliği yapan doğa harikası alana 100 araçlık otopark, 500 metrekare açık kapalı kafeterya ve peyzaj çalışması yapılarak doğal güzellik ranta kapı aralayacak. 24 Haziran yapılan ihale 47 milyon 960 bin TL olarak belirlendi. İdi'e bağlı Bafê ve Hespist köylerine yakın alanda yapılmak istenilen proje ile ranta kapı aralanırken eş zamanlı bölgede askeri kalekollarda inşa edilmeye başlandı. Bölge sakinleri doğal güzel güzelliğin ranta kapı aralandığını dile getirerek projeyi istemediklerini dile getiriyor. 

Mezopotamya Ajansı'ndan Zeynep Durgut'un köylüler ile görüştü. Durgut'a açıklamalarda bulunan Alya Alkan, cam terasın yapılmasıyla birlikte vadinin doğal güzelliğini yitireceğini söyledi. Alkan, “Eğer bahsettikleri projeyi yaparlarsa burada artık insanlar evlerinden çıkamayacak. Terasın yapıldığı yere sürekli çocuklarımızla gider, gezerdik ve hayvanlarımızı orada otlatırdık. Bu projenin yapılmasını istemiyoruz. Çünkü terasın bize hiç bir faydası olmayacak ve bizim böyle bir şeye de ihtiyacımız yok. Zaten terasın yapılacağı yer doğal teras. Ancak şimdi terasın yapılması ile birlikte doğası tamamıyla yok edilecek. Çünkü büyük bir tahribat olacak. Burası tarihi bir yer ve müdahale edilmemesi gerekiyor. Bizler artık serbest bir şekilde oralara gidip gezemeyeceğiz. Bu projeyi istemiyoruz" dedi.  


Köylülerden Nuriye Hazar, 30 yıldır yapılmayan köy yolunun proje kapsamında rant için yapıldığına  dikkat çekip “Bu projeyle huzur bırakmadılar. Bizler bu projeyi istemiyoruz. Ama yine de yapıyorlar. Bu proje ile birlikte hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Oranın doğasını ve tarihini tek seferde yok edecekler. Bu projeyi yaptıkları zamanda ihtiyaç var mı yok mu diye bize sorulmadı. Kendi çıkarları için yapıyorlar. Köyün yollarını bile bunun için yaptılar” diye belirtti. 
 
Şerife Malkaç isimli yurttaş, projenin bölge halkına bir katkısının olmayacağını ifade ederek, “Bizler eskisi gibi serbest dolaşamayacağız. Daha önceleri rahat bir şekilde gidip geziyorduk. Çünkü iş makinasıyla bölgenin dokuyla oynadılar. Cam terası istemiyoruz” dedi. 


Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Melen Çayı’na çamurlu su döken MHP’li belediyeye ceza</title>
<link>https://trafikdernegi.com/melen-cayina-camurlu-su-doeken-mhpli-belediyeye-ceza</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/melen-cayina-camurlu-su-doeken-mhpli-belediyeye-ceza</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Melen Çayı’na vidanjörle çamurlu su döken Gölkaya Belediyesi’ne para cezası kesildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/melen-cayina-camurlu-su-doken-mhpli-belediyeye-ceza-141717-20240514.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Melen, Çayı’na, çamurlu, döken, MHP’li, belediyeye, ceza</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: MA

 

Asopress - Düzce’nin Gölyaka ilçesinde 23 Nisan’da MHP’li belediyeye ait vidanjörle İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Melen Çayı’na çamurlu su döküldü. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından ilçe belediyesine idari para cezası uygulandı. Çamurlu su döken personeller hakkında ise soruşturma başlatıldığı öğrenildi.

Düzce Valiliği, konuya dair yazılı açıklama yaparak “Yapılan incelemede 23 Nisan 2024 Salı günü Melen Çayı'na su boşaltan aracın, Gölyaka Belediyesi’ne ait olduğu ve belediye kademesinde bulunan bakım kanalında biriken çamurlu suların çekilerek, Melen Çayı'na boşaltıldığı anlaşılmıştır. Uygun olmayan şekilde çamurlu suyun Melen Çayı'na boşaltılmasına sebep olan ilgili belediyeye 2872 sayılı Çevre Kanununun 20'nci maddesi gereğince idari para cezası uygulanmıştır. Ayrıca sorumlular hakkında idari soruşturma devam etmekte olup, süreç hassasiyetle takip edilmektedir” denildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mardin&amp;apos;de ormanlara giriş yasaklandı enerji hatlarının bakım yapılmasına dikkat çekildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mardinde-ormanlara-giris-yasaklandi-enerji-hatlarinin-bakim-yapilmasina-dikkat-cekildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mardinde-ormanlara-giris-yasaklandi-enerji-hatlarinin-bakim-yapilmasina-dikkat-cekildi</guid>
<description><![CDATA[ Mardin Valiliği yaptığı açıklama ile Mardin ili sınırları içinde bulunan bütün ormanlık alanlara giriş ve çıkışların ikinci bir duyuruya kadar yasaklandığı duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/mardinde-ormanlara-giris-yasaklandi-enerji-hatlarinin-bakim-yapilmasina-dikkat-cekildi-144557-20240701.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mardinde, ormanlara, giriş, yasaklandı, enerji, hatlarının, bakım, yapılmasına, dikkat, çekildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya 

Asopress - Mardin Valiliği'nin yaptığı duyuruya göre ormanlık alanlara girişler yasaklanırken karayolları güzergahında seyir halindeki araçlardan yangına sebebiyet verebilecek sigara, şişe, cam, çöp gibi malzemelerin atılması ve bırakılmasının da yasaklandığı bildirildi. 


Valilikten yapılan açıklamada "6831 sayılı Orman Kanunu’nun 74’üncü maddesi ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 9'uncu ve 66’ıncı maddeleri uyarınca Mardin ili sınırları içinde bulunan bütün ormanlık alanlara giriş ve çıkışlar ikinci bir duyuruya kadar yasaklanmıştır. Ormanların çevresinde yer alan ve içinden geçen yollarda, ormanların kenarında mola vermek ve piknik yapmak da yasaklanmıştır. Ayrıca karayolları güzergahında seyir halindeki araçlardan yangına sebebiyet verebilecek sigara, şişe, cam, çöp gibi malzemelerin atılması ve bırakılması yasaktır. Mardin ili sınırları içinde yer alan Sultan köy Orman Bölge Parkı (Konaklamasız) ve Kasımiye Millet Ormanı (Konaklamasız) ziyaretçi girişlerine kapalı olup piknik yapmak ve ateş yakmak yasaktır. Derik ilçemizde Bulunan GAP Şelalesi Tabiat Parkı ise ateşli piknik yapmamak şartıyla ziyaretçi girişlerine serbesttir. Orman Kanunu’nun 31’inci ve 32’nci maddeleri kapsamında olan köyler ve mahalleler başta olmak üzere, orman içi, orman bitişiği ve ormanla ilişiği olmayan köyler ve mahallelerde anız, bağ-bahçe, zeytinlik ve tarla temizliği gibi nedenlerle belirtilen tarihten itibaren 24 saat boyunca, tüm zamanlı olarak kontrollü ateş yakmak dahil, ağaç, dal ve her türlü bitki örtüsünün yakılması yasaktır" diye belirtildi. 


Enerji nakil hatlarının bakımına işaret edildi

 

Orman alanı civarındaki tesisler ile sanayi kuruluşları, orman alanlarını etkileyebilecek her türlü faaliyet nedeniyle oluşabilecek yangın riskine karşı, önleyici bütün tedbirleri eksiksiz olarak alacakları belirtilen, açıklamada,  “Enerji nakil hatlarının yapım ve bakımı ile ilgili kuruluşlar (DEDAŞ ve TEİAŞ) enerji hatlarının özellikle ormanlık alanlardan geçen bölümlerinde gerekli bakımları gerçekleştirecek, yangın riskine karşı her türlü tedbiri alacaklardır. Bütün belediyeler, orman içi, orman kenarı ve bitişiğinde bulunan çöp toplama alanları çevresinde koruma bandı oluşturacak ve yangın riskine karşı gerekli iş makinelerini hazır bulunduracaklardır. Sokak hayvanlarını beslemek amacıyla yasaklı alanlara girmek isteyenler, kimliklerini hangi mevkide ne zaman besleme yapacaklarını ilgili ilçe güvenlik birimleri ile Orman İşletme şefliklerine bildirmek ve izin almak kaydıyla ormanda yaşayan sokak hayvanlarını besleyebileceklerdir. Bu kişiler yasaklı alanda piknik yapma ve ateş yakma yasaklarından muaf değildirler. Kaymakamlıklar ve Mardin Orman İşletme Müdürlüğü’nün koordinasyonu altında genel kolluk birimleri ve orman muhafaza memurları tarafından bu kararla alınan tedbirler ve getirilen yasaklamaların kontrol ve denetimi kesintisiz olarak yerine getirilecektir. Yasaklama kararına aykırı davrananlar hakkında gerekli adli ve idari işlemler gerçekleştirilecektir. Yangın ihbarları ve bununla ilgili bütün şüpheli durumlar 112 Acil Çağrı Hattı aranarak yapılabilecektir” ifadeleri kullanıldı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çevresel felaketler komplo teorilerinin canlanmasına neden oluyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cevresel-felaketler-komplo-teorilerinin-canlanmasina-neden-oluyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cevresel-felaketler-komplo-teorilerinin-canlanmasina-neden-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünyanın dört bir tarafında yaşanan çevre felaketleri komplo teorilerinin canlanıp ilgi görmesine yol açıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/cevresel-felaketler-komplo-teorilerinin-canlanmasina-neden-oluyor-144955-20240512.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çevresel, felaketler, komplo, teorilerinin, canlanmasına, neden, oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: phys

 

Asopress - Brezilya'nın güneyini vuran, yüzden fazla insanın ölümüne ve yaklaşık iki milyon insanın yerinden olmasına neden olan iklim felaketi, jetlerin buhar izlerini ve uzak Alaska'daki meteoroloji antenlerini içeren tuhaf komplo teorilerinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Büyük felaket ve belirsizlik dönemlerinde sıklıkla olduğu gibi, bu teorilerin birçoğu sosyal medyada viral oldu.

X’te yazan bir kadın "Rio Grande do Sul'da olanlar kesinlikle doğal değil" dedi ve ekledi: "Gözlerimizi açalım!"

Kadın, Alaska'daki devasa antenleri kullanarak iyonosferi inceleyen bir ABD projesi olan HAARP’ı - Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı - suçladı.

Başka insanlar da Brezilya'nın en çok etkilenen Rio Grande do Sul eyaletinin semalarında dolaşan uçakların görüntülerini paylaşarak, jetlerin bıraktığı yoğunlaşma izlerinin gizli bir hükümet programının parçası olarak zehirli kimyasallar içerdiğini söyledi.

Bu teoriler bir arada ele alındığında ortaya, iklim değişikliğini bir şekilde önemsizleştiren ve karanlık amaçlar için planları yürürlüğe koydukları  varsayılan hükümetleri ve bilimsel kurumları suçlayan uğursuz bir tablo çıkıyor.

Bu teoriler, aşırı hava olaylarındaki küresel artışın arkasında neredeyse kesinlikle iklim değişikliğinin olduğu yönündeki ezici bilimsel fikir birliğini görmezden gelmektedir.

 

Bilim insanları ne diyor

Brezilya Ulusal İklim Değişikliği Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nün (INCT) başında bulunan Carlos Nobre, bilim insanlarının son dönemdeki felaketlere yol açan yağışların ardında yattığına inandıkları nedenleri şöyle sıraladı: Alçak basınç sistemi ülkenin orta-batı ve güneydoğusundaki yüksek basınç sistemi tarafından bloke edildi ve Amazon'dan gelen su buharı tarihi yağış seviyelerine katkıda bulunurken soğuk cephelerin bölge üzerinde oyalanmasına neden oldu.

Nobre, küresel ısınmanın bu durumu daha da kötüleştirdiğini söyledi ve ekledi: "Daha sıcak atmosfer çok daha fazla su buharı depolayabiliyor ve bu da bu tür felaketlere yol açan daha sık ve yoğun yağış olaylarını körüklüyor."

Brezilya hükümeti de aynı fikirde: Başkan Lula da Silva bu trajediyi gezegen için bir "alarm" olarak ilan etti.

Selefi aşırı sağcı başkan Bolsonaro ise çevre sağlığına dair uygulamalarını zayıflattı ve iklim değişikliğinin etkisini küçümsedi.

Quaest kamuoyu yoklama enstitüsü tarafından yakın zamanda yapılan bir anket ise neredeyse tüm Brezilyalıların Rio Grande do Sul'da yaşanan felaketten en azından kısmen iklim değişikliğinin sorumlu olduğuna inandığını ortaya koydu.

 

'Fiziksel bir anlamı yok'

Bir zamanlar bir kenara itilmiş olan komplo teorileri, bölgeyi vuran muazzam çevre felaketinin ortasında yeniden hayat kazanıyor. Bu komplo teorilerinin başında Chemtrail komplo teorisi ya da kimyasal püskürtme kuramı geliyor. Bu teori, yüksekten uçan uçakların semada uzun süre bıraktıkları izlerin gizli olarak planlanmış sinsi hedefler için kasten püskürtülen kimyevî veya biyolojik madde olduğuna ilişkin komplo teorisi. Bu teoriye inananlar, normal jet duman izlerinin nispeten çabuk yok olduğunu, bu şekilde yok olmayan izlerinse ilave maddeleri içerdiğini iddia ederler.

ABD'de sosyal medya kullanıcıları yıllar önce gözden düşen, aşırı hava koşullarını jetlerden atılan "chemtrail "lere ve HAARP projesinde yürütüldüğü iddia edilen gizli bir programa bağlayan ve teorileri paylaşıyor.

Oysa jetlerin "chemtrail "lerinin ardındaki süreç uzun zamandır biliniyor: jet motorları yoğunlaştırılmış su buharının yanı sıra az miktarda is ve kirletici madde içeren görünür izler bırakıyor.

Kısmen ABD ordusu tarafından finanse edilen HAARP projesi ise şu anda Alaska Üniversitesi Fairbanks tarafından işletiliyor ve bilim insanları antenleri iyonosferi incelemek için yüksek güçlü radyo yayınları için kullanıyor, ancak hava durumunu manipüle etme kabiliyetleri yok.

Nobre, diğer pek çok bilim insanı gibi HAARP hakkındaki teorilerin "kesinlikle hiçbir fiziksel anlam ifade etmediğini" söylüyor.

"İyonosferdeki bir aygıtın hava olaylarını daha olağan dışı hale getirmesinin hiçbir yolu yok" dedi.

 

'Doğru olan ne'

Rio Grande do Sul'daki Pelotas Federal Üniversitesi'nde sosyal iletişim alanında uzmanlaşan Raquel Recuero, komplo teorilerinin muhtemelen "izleyici, para kazanma ve etki arayışındaki" organize gruplar tarafından yayıldığını söyledi.

Bu tür teoriler, insanlar derinden endişe verici bir fenomen için -her ne kadar olası olmasa da- çaresizce açıklama aradıklarında verimli bir zemin buluyor.

Fikirler, "siyasi ve dini söylemler" gibi insanlar için önem taşıyan konularla birleştirildiklerinde kök salıyor, diye ekledi.

Ancak muhafazakar ve aşırılık yanlısı inançları güçlendirme eğiliminde olsalar da tek bir siyasi hareketle ilişkilendirilemeyeceklerini söyledi.

Recuero, insanların demokrasinin temel direklerine olan güveninin, hepsi de gerçeği manipüle etmekle suçlanan hükümet yetkililerine, bilim insanlarına ve basına yönelik bu saldırılarla sarsıldığını söyledi.

Recuero'ya göre yapılması gereken, olup bitenler hakkında kamuoyunda farkındalık yaratmak ve insanların "neyin doğru neyin yanlış" olduğunu anlamalarına yardımcı olmak.

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hakkari’de doğa katliamına karşı köylülerin eylemi üçüncü gününde</title>
<link>https://trafikdernegi.com/hakkaride-doga-katliamina-karsi-koeylulerin-eylemi-ucuncu-gununde</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/hakkaride-doga-katliamina-karsi-koeylulerin-eylemi-ucuncu-gununde</guid>
<description><![CDATA[ Kavaklı köyü sakinlerinin mera alanları içerisinde faaliyet gösteren maden ocaklarının kapatılması için başlattıkları nöbet eylemi üçüncü günde devam etti. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/hakkaride-doga-katliamina-karsi-koylulerin-eylemi-ucuncu-gununde-142218-20240426.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:26:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Hakkari’de, doğa, katliamına, karşı, köylülerin, eylemi, üçüncü, gününde</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: 

 

Asopress - Hakkari Merkez, Yüksekova ilçesi ile Van ilinde yaşanan Kavaklı köyü sakinlerinin aralarında bulunduğu yüzlerce kişi üç gündür eylemde. 2017 yılından beri bölgede faaliyet gösteren firmaların, çalışma ruhsat alanını aşarak doğal ortamı tahrip ettiği, yeşil alanları yok ettiği ve içme suyu kaynaklarına zarar verdiğini ifade eden köylüler, yetkilileri göreve davet etti. Hem Hakkari Valiliği yetkilileri hem de ilgili firma yetkilileri ile görüşmelerde bulunan köy sakinleri taleplerinin karşılanmadığını dile getirdi. Köylülerin bölgedeki nöbet eylemi devam ederken jandarma ise bölgede güvenlik önlemi aldı. Köylüler üç gündür maden sahasının bulunduğu bölgede başlattıkları eylem devam ediyor.

 

‘Köyümüzü katlettiler’

Köy sakinlerinden Veysi Cadır, “Burası bizim toprağımız, yabancılar gelmiş burada madencilik faaliyetinde bulunuyor. Suyumuzu bozmuşlar. Havamızı bozmuşlar. Biz burada bir arı besleyemeyecek durumdayız.  Hayvanlarımızı otlatacak bir yerimiz de yok. Yaşam alanımız kalmadı.  Biz para istemiyoruz. Davamız köyümüzdür. Köyümüze geri dönmek istiyoruz. Artık şehirlerde idare edemeyecek durumdayız” şeklinde tepkisini gösterdi. Mağdur edildiklerini belirten 69 yaşındaki Abdurrahman Tekin de “Biz bu toprakların sahibiyiz. Biz burayı bırakamayız. Buradan gitmeyiz. Bu madencilerin topraklarımızda hiçbir hakları yok. Biz burada büyüdük ve burada yaşadık. Devletimizden merhamet bekliyoruz. Bize sahip çıksın bu insanları buradan çıkartsınlar. Ne para istiyoruz ne de mal mülk. Biz sadece toprağımızı istiyoruz” dedi.

 

‘Devlet güçlü için değil vatandaşı için olmalı’

Osman Duman isimli köy sakini ise 30 yıldır köylerini terk etmek zorunda olduklarını amaçlarının yapılan haksızlığın önüne geçmek olduğunu belirterek, “Gençlerimiz Avrupa’ya gitti. Çaremiz kalmadı. Biz topraklarımıza sahip çıkmaya geldik” diye konuştu. Bölgelerinin geçim kaynağının hayvancılık olduğunu kaydeden Kaya Duman ise, köy halkının mağdur edildiğini ifade etti ve çoğu köy sakinin işsizlik nedeniyle metropollere göç ettiğini ifade etti ve sordu “Devlet niçin var? Vatandaş için değil mi? O zaman gelsin bu madeni durdursunlar” İsmet Çınar isimli yurttaşta da bölgede ciddi bir tahribat oluşturulduğuna dikkat çekti.

 

Köy muhtarı da eyleme katıldı

Köy Muhtarı Adil Kurt ise, eylemlerine destek veren herkese teşekkür ederek, eylemlerinin amacı hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Doğalarının tahrip edildiğini savunan Muhtar Kurt, “Hepiniz biliyorsunuz Sedex Madencilik Firmasının burada bir faaliyeti var. İlkbaharda küçük baş hayvanlarımızın uğrak yeri buralardır, bu derelerdir. 10 kilometrelik bir alanın hepsi talan edilmiş. Bir koyun bile besleyecek durumumuz kalmadı. Eskiden buralarda 20 bin koyun beslerdik. Hepsi ilkbaharda buralarda otlatılıyordu” dedi.

 

Yetkililerden destek isteyen Muhtar Kurt, taleplerini şu şekilde sıraladı

“Burada toplanan milletimizin talebi isteği maden şirketinin tamamen buradan gitmesi. Biz para peşinde değiliz. Vatandaşlarımızın hepsi de bizim için değerlidir. Bir vatandaşımızın tırnağına, parmağına bir zarar gelmesini istemeyiz. Biz para istemiyoruz. Muhtar olarak gelip gidiyorum. Burada çalıştırılan bir Allah’ın kulu benim köylüm değil vatandaşım değil. Ben de kendimden utanıyorum. Sayın Valimizle de görüştük. Bu madenciler gelecek talebimiz bu şantiyeler burada olmasın. Vatandaşlarımız haklı olarak burada işini gücünü bırakan var. Ricamız, talebimiz büyüklerimizden başta Sayın Valimizden, Sayın alay Komutanımız, kolluk kuvvetleri burada. Hepinize minnettarız. Bizim için buradalar. Sayın Valimizden, Bakanlarımızdan ve yetkililerden talebimiz bu. Taleplerimiz yerine gelene kadar eylemlerimiz devam eder. Bu millete yazık günahtır. Mağdur durumdayız. Sayın yetkililer bir an önce bu konuya el atmalıdır. Bu maden faaliyetlerini durdurmalarını istiyoruz” dedi.

 

Vali Çelik: Hukuk çerçevesinde hareket ediyoruz

Yazılı açıklamada bulunan Hakkari Valisi Ali Çelik ise, şu ifadeleri kullandı: “Her zaman dediğimiz gibi istisnasız herkes hukukun belirlediği çerçevede hareket etmek zorunda. Tüm işletmeler hukuka uygun verilen ruhsatları çerçevesinde faaliyetlerini yürütmek zorunda. Başta çevreye verilebilecek zararlar olmak üzere verilen izinlere aykırı bir durum varsa, tespit varsa ivedi olarak çevre şehircilik ve maden işleri genel müdürlüğüne dayanakları ile müracaat yapılmalı, konu ilgililerince detaylı incelenir yasaların belirlediği çerçeve dışına çıkılmışsa gereği yapılır. 2007’den beri ruhsatlı ve izinli olarak çalışan bir maden, şuana kadar bahsedilen kurumlara vatandaşlar tarafından herhangi bir başvuru yok, biz resen talep edeceğiz, inceleme isteyeceğiz, hukukun belirlediği çerçeve dışında, başka bir yola başvurmak herkes açısından sorumluluk gerektirir.” dedi.

 

 

Asopress- serhatnews]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya Bankası&amp;apos;ndan &amp;quot;Karadeniz&amp;apos;in mavileştirilmesi&amp;quot; için 6,39 milyon dolarlık hibe</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunya-bankasindan-karadenizin-mavilestirilmesi-icin-639-milyon-dolarlik-hibe</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunya-bankasindan-karadenizin-mavilestirilmesi-icin-639-milyon-dolarlik-hibe</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Bankası, Karadeniz&#039;in Mavileştirilmesi (BBSEA) GEF Bölgesel Projesi için kullanılacak 6,39 milyon dolarlık Küresel Çevre Fonu (GEF) hibesine onay verdi.Dünya Bankası&#039;ndan yapılan açıklamaya göre, geçen birkaç 10 yıllık dönemde Karadeniz, Avrupa&#039;nın en fazla kirliliğe maruz kalan su kütlelerinden biri oldu.  Tarımsal faaliyetlerden kaynaklı aşırı besin maddesi birikimi (ötrofikasyon), kimyasal kirlilik, istilacı türler, etkisiz atık su arıtımı, endüstriyel sıcak noktalar ve atmosferik çökelme, Karadeniz&#039;in deniz ortamını tehdit eden ana etkenler arasında yer alıyor.  Kirlilik baskıları, deniz ve kıyı ekosistemlerinin yanında Karadeniz&#039;i evi olarak adlandıran kişilerin geçim kaynaklarını da tehdit ediyor.  Bu kapsamda, Dünya Bankası, BBSEA GEF Bölgesel Projesi için kullanılacak 6,39 milyon dolarlık GEF hibeyi onayladı.  Hibeyle, Gürcistan, Moldova, Türkiye ve Ukrayna&#039;da hükümetlerin ve özel sektörün Karadeniz&#039;de kirliliği azaltmaya yönelik çabaları desteklenecek. Hibenin alıcısı ve projenin uygulayıcı kuruluşu, Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi olacak.  Proje, Karadeniz&#039;de ötrofikasyon sorununu ortadan kaldırmaya yönelik ekolojik yenilikleri finanse ve teşvik etmeyi amaçlıyor. Projenin, kamu kurumlarının, kalkınma ortaklarının ve potansiyel yatırımcıların yenilikçi kirlilik önleme ve azaltma çözümlerini tespit etmelerine, doğrulamalarına ve bunlar için yatırım yapmalarına olanak tanıması bekleniyor.  Proje kapsamında, ülkelerin su yönetimi, tarım ve su ürünleri yetiştiriciliğiyle ilişkili kirlilik hakkındaki mevcut düzenleyici çerçeveleri ve bunların uluslararası enstrümanlarla uyumu incelenecek, kirlilik azaltma ve kirlilik yönetimiyle ilgili ulusal yatırım önerileri geliştirilecek ve bilgi paylaşımı sağlanacak.  BBSEA PROGRAMI BÖLGESEL DİYALOĞU GÜÇLENDİRECEK  Proje, Karadeniz&#039;in sürdürülebilir yönetimi için ortak bir bölgesel çerçeve oluşturmayı ve Karadeniz ülkelerinin ortak fayda olarak Karadeniz&#039;in çevresel kalitesini geliştirme ve koruma çabalarını desteklemeyi amaçlayan daha geniş kapsamlı BBSEA Programı&#039;nın yapı taşı konumunda bulunuyor.  BBSEA Programı, bölgesel diyaloğu güçlendirmenin yanı sıra deniz kirliliğini azaltma önlemlerinin, ülkelerin iklim değişikliğine uyum ve azaltım stratejilerine entegre edilmesine yönelik ulusal diyaloğun güçlendirilmesine katkıda bulunmayı hedefliyor.  Açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Bölgesi Strateji ve Operasyonlar Direktörü Carolina Sanchez-Paramo, &quot;İklim değişikliği, Karadeniz&#039;deki kirlilik etkilerini yoğunlaştırarak sıcaklıkların yükselmesine ve suyla taşınan hastalık risklerinin artmasına yol açmakta ve hem ekosistemleri hem de toplulukları tehdit etmektedir. Proje, katılımcı ülkelerdeki hükümetlerin ve özel sektörün Karadeniz&#039;deki kirliliği azaltmak için harekete geçme konusundaki hazırlık durumlarını güçlendirmeyi destekleyecektir.&quot; ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KwQklQdpYEKNkDgtXXX6cw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 11:27:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, Bankasından, Karadenizin, mavileştirilmesi, için, 6, 39, milyon, dolarlık, hibe</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KwQklQdpYEKNkDgtXXX6cw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya Bankası'ndan " karadeniz mavile i milyon dolarl hibe><p>Dünya Bankası, Karadeniz'in Mavileştirilmesi (BBSEA) GEF Bölgesel Projesi için kullanılacak 6,39 milyon dolarlık Küresel Çevre Fonu (GEF) hibesine onay verdi.</p>Dünya Bankası'ndan yapılan açıklamaya göre, geçen birkaç 10 yıllık dönemde Karadeniz, Avrupa'nın en fazla kirliliğe maruz kalan su kütlelerinden biri oldu.  Tarımsal faaliyetlerden kaynaklı aşırı besin maddesi birikimi (ötrofikasyon), kimyasal kirlilik, istilacı türler, etkisiz atık su arıtımı, endüstriyel sıcak noktalar ve atmosferik çökelme, Karadeniz'in deniz ortamını tehdit eden ana etkenler arasında yer alıyor.  Kirlilik baskıları, deniz ve kıyı ekosistemlerinin yanında Karadeniz'i evi olarak adlandıran kişilerin geçim kaynaklarını da tehdit ediyor.  Bu kapsamda, Dünya Bankası, BBSEA GEF Bölgesel Projesi için kullanılacak 6,39 milyon dolarlık GEF hibeyi onayladı.  Hibeyle, Gürcistan, Moldova, Türkiye ve Ukrayna'da hükümetlerin ve özel sektörün Karadeniz'de kirliliği azaltmaya yönelik çabaları desteklenecek. Hibenin alıcısı ve projenin uygulayıcı kuruluşu, Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi olacak.  Proje, Karadeniz'de ötrofikasyon sorununu ortadan kaldırmaya yönelik ekolojik yenilikleri finanse ve teşvik etmeyi amaçlıyor. Projenin, kamu kurumlarının, kalkınma ortaklarının ve potansiyel yatırımcıların yenilikçi kirlilik önleme ve azaltma çözümlerini tespit etmelerine, doğrulamalarına ve bunlar için yatırım yapmalarına olanak tanıması bekleniyor.  Proje kapsamında, ülkelerin su yönetimi, tarım ve su ürünleri yetiştiriciliğiyle ilişkili kirlilik hakkındaki mevcut düzenleyici çerçeveleri ve bunların uluslararası enstrümanlarla uyumu incelenecek, kirlilik azaltma ve kirlilik yönetimiyle ilgili ulusal yatırım önerileri geliştirilecek ve bilgi paylaşımı sağlanacak.  <strong>BBSEA PROGRAMI BÖLGESEL DİYALOĞU GÜÇLENDİRECEK</strong>  Proje, Karadeniz'in sürdürülebilir yönetimi için ortak bir bölgesel çerçeve oluşturmayı ve Karadeniz ülkelerinin ortak fayda olarak Karadeniz'in çevresel kalitesini geliştirme ve koruma çabalarını desteklemeyi amaçlayan daha geniş kapsamlı BBSEA Programı'nın yapı taşı konumunda bulunuyor.  BBSEA Programı, bölgesel diyaloğu güçlendirmenin yanı sıra deniz kirliliğini azaltma önlemlerinin, ülkelerin iklim değişikliğine uyum ve azaltım stratejilerine entegre edilmesine yönelik ulusal diyaloğun güçlendirilmesine katkıda bulunmayı hedefliyor.  Açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Bölgesi Strateji ve Operasyonlar Direktörü Carolina Sanchez-Paramo, "İklim değişikliği, Karadeniz'deki kirlilik etkilerini yoğunlaştırarak sıcaklıkların yükselmesine ve suyla taşınan hastalık risklerinin artmasına yol açmakta ve hem ekosistemleri hem de toplulukları tehdit etmektedir. Proje, katılımcı ülkelerdeki hükümetlerin ve özel sektörün Karadeniz'deki kirliliği azaltmak için harekete geçme konusundaki hazırlık durumlarını güçlendirmeyi destekleyecektir." ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ekolojik Soykırım Suç Olmalı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ekolojik-soykirim-suc-olmali</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ekolojik-soykirim-suc-olmali</guid>
<description><![CDATA[ İnsanların %72&#039;si Ekolojik Soykırımın Suç Olması Gerektiğine İnanıyor: Yeni AB Direktifi Doğaya Verilen Zararların Cezalandırılmasında Umut Olabilir mi? ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e33b363ca85.jpg" length="481395" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 22:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir anket, insanların %72'sinin ekolojik soykırımın bir suç olması gerektiğine inandığını gösteriyor. Bu durum, doğaya ve iklime ciddi zarar veren eylemleri suç saymayı öneren yeni bir AB direktifinin kabul edilip edilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Earth4All ve Global Commons Alliance tarafından yürütülen Ipsos araştırması, 18 G20 ülkesi dahil 22 ülkede 22 bin kişiyi kapsadı ve geniş bir kamuoyu desteği olduğunu ortaya koydu. </p>
<p></p>
<p>Katılımcıların %72'si, doğaya zarar veren hükümet yetkilileri ve büyük işletme yöneticilerinin cezalandırılması gerektiğini düşünürken, %59'u ise doğanın mevcut durumu konusunda büyük endişe duyuyor. Ankete göre %69, dünyanın iklim ve doğa dönüm noktalarına yaklaştığına inanırken, %52'si iklim ve çevresel risklerin günlük yaşamlarını etkilediğini belirtiyor.</p>
<p></p>
<p>Stop Ecocide International'ın CEO'su Jojo Mehta, ekolojik soykırım yasasının ciddi çevresel yıkımın önlenmesinde caydırıcı olabileceğini vurguluyor. Bu yasayla ilgili politik değişiklikler Avrupa'da ve dünya genelinde yaygınlaşıyor. Örneğin, Belçika, ekolojik soykırımı federal bir suç olarak tanıyan ilk ülkelerden biri oldu. Ayrıca Fransa, Şili ve diğer bazı ülkelerde de benzer yasalar yürürlüğe girdi.</p>
<p></p>
<p>Araştırma ayrıca çevresel kaygıların cinsiyetler arasında farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Kadınların %62'si doğanın durumu konusunda aşırı derecede endişeliyken, erkeklerde bu oran %56. Kadınlar aynı zamanda çevresel sorunların çözümü için acil eylem gerektiğine daha fazla inanıyorlar.</p>
<p></p>
<p>Araştırmanın sonuçlarına göre, insanların çevreye olan duyarlılığı, bölge ve kişisel geçmişe göre değişiklik gösteriyor. G20 ülkelerinde, Gezegensel Vekiller, Endişeli İyimserler ve Kararlı İlericiler çevresel kaygıların çoğunluğunu oluşturuyor. Bu gruplar, çevresel yıkımın engellenmesi için acil adımlar atılması gerektiğine inanıyor.</p>
<p></p>
<p>GCA İcra Direktörü Jane Madgwick, bu anketin sonuçlarının, küresel ortak varlıkları koruma konusunda cesur liderlik ve kolektif çaba gerektirdiğini belirtiyor. AB'nin Çevre Suçları Direktifi'nde yapılan son değişikliklerle, ekolojik soykırımın ulusal yasalara dahil edilmesi için üye ülkelere iki yıl süre tanındı. Bu adım, dünya genelinde büyük bir etki yaratma potansiyeline sahip.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizin Binlerce Metre Altında Onlarca Yeni Tür Keşfedildi. Bu Yürüyen Balık da Onlardan Biri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/denizin-binlerce-metre-altinda-onlarca-yeni-tur-kesfedildi-bu-yuruyen-balik-da-onlardan-biri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/denizin-binlerce-metre-altinda-onlarca-yeni-tur-kesfedildi-bu-yuruyen-balik-da-onlardan-biri</guid>
<description><![CDATA[ Şili yakınlarında, derinlere dalış yapan bir deniz robotunun yardımıyla keşfedilen yeni ve tuhaf türlere bakın. Okyanuslarımız devasa büyüklükte. Yeni ve kayıp türlerin bulunması ise büyük mavilikte yapılan en heyecan verici keşifler arasında. Bilim insanlarından oluşan uluslararası bir araştırma takımı, Şili açıklarındaki deniz dağlarını araştırmak üzere çıktığı bir görevde 100’den fazla yeni tür keşfetmiş olabilir. Bir […]
Denizin Binlerce Metre Altında Onlarca Yeni Tür Keşfedildi. Bu Yürüyen Balık da Onlardan Biri yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/chaunacops-fish-lead1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:28:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Denizin, Binlerce, Metre, Altında, Onlarca, Yeni, Tür, Keşfedildi., Yürüyen, Balık, Onlardan, Biri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/denizin-binlerce-metre-altinda-onlarca-yeni-tur-kesfedildi-bu-yuruyen-balik-da-onlardan-biri/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/chaunacops-fish-lead1-150x150.jpg" alt="Denizin Binlerce Metre Altında Onlarca Yeni Tür Keşfedildi. Bu Yürüyen Balık da Onlardan Biri" align="left"></a><p><strong>Şili yakınlarında, derinlere dalış yapan bir deniz robotunun yardımıyla keşfedilen yeni ve tuhaf türlere bakın.</strong></p>
<p>Okyanuslarımız devasa büyüklükte. Yeni ve kayıp türlerin bulunması ise büyük mavilikte yapılan en heyecan verici keşifler arasında. Bilim insanlarından oluşan uluslararası bir araştırma takımı, Şili açıklarındaki deniz dağlarını araştırmak üzere çıktığı bir görevde <a href="https://schmidtocean.org/underwater-mountains-harbor-abundant-life/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">100’den fazla yeni tür keşfetmiş olabilir</a>. Bir bilim kurgu romanından çıkmış gibi görünen bu canlılar, 3.000 km uzunluğundaki Salas y Gomez Sırtı’nı evleri bellemiş.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-47461" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-47461" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/chile-seamount1-560x373.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">Şili açıklarındaki Solito Denizdağı’nın batimetrik haritası. Harita, Falkor Araştırma Gemisi’nden alınan çok ışınlı sonar verilerle oluşturulmuş. Bu haritada daha sıcak renkler (kırmızı ve turuncu) daha sağ alanlara karşılık gelirken, daha soğuk renkler (sarı, yeşil ve maviler) daha derin bölgeleri gösteriyor. Seferdeki bilim insanları her denizdağının, derin denizlerde büyüyen mercan kayalıkları ve sünger bahçeleri de dahil ayrı bir ekosisteme ev sahipliği yaptığını keşfetmiş. Bu durum, denizdağlarının çok sayıda savunmasız deniz habitatını desteklediğini gösteriyor. Fotoğraf: Schmidt Okyanus Enstitüsü.</figcaption></figure>
<p><a href="https://oceanexplorer.noaa.gov/facts/seamounts.html" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Denizdağları</a>, genelde volkanik faaliyetlerle oluşan ve Dünya’daki tüm okyanus havzalarında bulunabilen büyük su altı dağları. Mercanlar ve yumuşakçalardan kabuklular, balıklar ve deniz memelilerine kadar her şey için hayati öneme sahip yaşam alanları. Yeni araştırılan bu su altındaki dağ zinciri, 200’ü aşkın denizdağından oluşuyor ve Şili açıklarından Rapa Nui’ye (Doğu Adası) kadar uzanıyor.</p>
<p></p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-47462" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-47462" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/squat-lobster1-560x315.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">Denizdağı JF2’de 670 metrelik bir derinlikte belgelenen bodur ıstakoz. Fotoğraf: ROV SuBastian/Schmidt Okyanus Enstitüsü</figcaption></figure>
<figure aria-describedby="caption-attachment-47463" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-47463" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/whiplash-squid1-560x315.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">Nazca Sırtı’ndaki Denizdağı 17’de (Ikhtiandr) mürekkep bıraktıktan sonra 1.105 km derinlikte belgelenen, nadir görülen kamçılı mürekkepbalığı. Fotoğraf: ROV SuBastian/Schmidt Okyanus Enstitüsü</figcaption></figure>
<figure aria-describedby="caption-attachment-47464" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-47464" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/sponge-seamount1-560x315.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">Guyot Baral olarak da bilinen Denizdağı 10’da, 1238 kilometre derinlikte belgelenen bir süngerin detayları. Fotoğraf: ROV SuBastian/Schmidt Okyanus Enstitüsü</figcaption></figure>
<p>Araştırma takımı sefer boyunca deniz tabanında 52.000 kilometre kareden fazla bir alanın haritasını çıkarmış ve Şili sularında dört yeni denizdağı keşfetmiş. Ayrıca Şili’nin deniz koruma bölgelerinden iki tanesi olan Juan Fernandez ve Nazca-Desventuradas deniz parklarını da araştırmışlar.</p>
<p>Araştırmacılar ROV SuBastian isimli bir su altı robotuyla denizdağlarından veri toplamış. Pasifik’e 4.3 kilometreden fazla dalış yapabilen ROV SuBastian’ın topladığı veriler, bu su altı yaşam alanlarının daha iyi korunması için kullanılacak. Bilim insanları, denizdağlarının her birinin ayrı ekosistemler barındırdığını keşfetmişler. Sünger bahçeleri ve denizin derinliklerindeki mercan kayalıkları da dahil olmak üzere bu ekosistemlerin birçoğu savunmasız durumda.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-47465" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-47465" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/urchins1-560x315.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">JF2 Denizdağı’nda 515 metrelik bir derinlikte belgelenen Oblong Dermechinus deniz kestaneleri. Fotoğraf: ROV SuBastian/Schmidt Okyanus Enstitüsü</figcaption></figure>
<figure aria-describedby="caption-attachment-47466" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-47466" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/first-dive1-560x373.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">Kuzey Katolik Üniversitesinde çalışan bilim insanı Javier Sellanes, isim verilmemiş ve keşfedilmemiş bir denizdağına yaptıkları ilk dalışta orada gördüğü inanılmaz biyoçeşitliliğin kendisini büyülediğini söylüyor. Fotoğraf: Alex Ingle/Schmidt Okyanus Enstitüsü</figcaption></figure>
<p>Araştırma takımı, birkaç yıl boyunca bilim için yeni olduklarına inandıkları bu yeni örneklerin gerçekten yeni tür olup olmadıklarını doğrulamak üzere genetik ve fizyolojilerini analiz edecek.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-47467" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-47467" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/scientist-holding-urchin1-560x373.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">ROV SuBastian’ın getirdiği bir denizkestanesi, sınıflandırma ve analiz için Falkor Araştırma Gemisi’ndeki laboratuvara alınmadan önce bir araştırmacının elinde duruyor. Fotoğraf: Alex Ingle/Schmidt Okyanus Enstitüsü.</figcaption></figure>
<p> </p>
<p><em>Yazar: Laura Baisas/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/denizin-binlerce-metre-altinda-onlarca-yeni-tur-kesfedildi-bu-yuruyen-balik-da-onlardan-biri/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Denizin Binlerce Metre Altında Onlarca Yeni Tür Keşfedildi. Bu Yürüyen Balık da Onlardan Biri</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA ve Google, Kaplanları Kurtarmak İçin Araştırmacılarla Bir Araya Geliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-ve-google-kaplanlari-kurtarmak-icin-arastirmacilarla-bir-araya-geliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-ve-google-kaplanlari-kurtarmak-icin-arastirmacilarla-bir-araya-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeni gerçek zamanlı bir veri sistemi, vahşi kaplanların yaşam alanlarını ve gezegenimizin sağlığını nasıl iyileştirecek? Uluslararası Doğa Koruma Birliğine göre dünyada 4.500’den az kaplan kaldı. Doğal yaşam alanlarının kaybolması, gezegenin bu en büyük kedi türüne karşı muazzam bir varoluş tehdidi sergilemeye devam ediyor. Kaplanların Dünya’nın ekolojik yönden en fazla tehdit altında bulunan bazı bölgelerinde yaşaması, […]
NASA ve Google, Kaplanları Kurtarmak İçin Araştırmacılarla Bir Araya Geliyor yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/nasa-google-tigers1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:28:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, Google, Kaplanları, Kurtarmak, İçin, Araştırmacılarla, Bir, Araya, Geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/nasa-ve-google-kaplanlari-kurtarmak-icin-arastirmacilarla-bir-araya-geliyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/nasa-google-tigers1-150x150.jpg" alt="NASA ve Google, Kaplanları Kurtarmak İçin Araştırmacılarla Bir Araya Geliyor" align="left"></a><p><strong>Yeni gerçek zamanlı bir veri sistemi, vahşi kaplanların yaşam alanlarını ve gezegenimizin sağlığını nasıl iyileştirecek?</strong></p>
<p>Uluslararası Doğa Koruma Birliğine göre dünyada <a href="https://www.worldwildlife.org/species/tiger" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">4.500’den az</a> kaplan kaldı. Doğal yaşam alanlarının kaybolması, gezegenin bu en büyük kedi türüne karşı muazzam bir varoluş tehdidi sergilemeye devam ediyor. Kaplanların Dünya’nın ekolojik yönden en fazla tehdit altında bulunan bazı bölgelerinde yaşaması, sorunu daha da büyütüyor.</p>
<p>Şimdiyse NASA, Google Earth Mimarisi ve 30’u aşkın araştırmacı, durumu daha iyi ve gerçek zamanlı takip etmek için Salı günü <a href="https://newsroom.wcs.org/News-Releases/articleType/ArticleView/articleId/22066/NASA-Space-Technology-and-Google-Earth-Engine-Computing-Power-Are-Helping-to-Save-Tigers.aspx" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">TCL 3.0 programını</a> duyurdu. Uydu görüntüleriyle güçlü bilgisayar işlemlerini bir araya getiren bu yeni programla, kaplanların mevcut ve tekrar ortaya çıkan ekosistemleri izlenecek.</p>
<p>New York Botanik Bahçesi Kentsel Koruma bölümü müdürü ve <em><a href="https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fcosc.2023.1191280/full?#h6" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Frontiers in Conservation Science</a></em> bilim bülteninde yayımlanan yeni bir temel çalışmanın birinci yazarı Eric W. Sanderson, “Nihai hedef, değişikliklerin gerçek zamanlı şekilde takip edilmesiyle kaplan popülasyonlarına istikrar kazandırılması” diyor.</p>
<p>“Kaplan Koruma Alanları” veya TCL’ler, <em>Panthera tigris</em>‘in hâlâ vahşi doğada gezindiği gezegenin uzak bölgelerini temsil ediyor. Boyutları, beslenme şekilleri ve sosyal alışkanlıklarıyla kaplanlar sadece hayatta kalmak için değil, çoğalmak için de nispeten geniş alanlara ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>Araştırmacılara göre istikrarlı kaplan popülasyonlarının “daha yüksek seviyede biyoçeşitliliği koruması, daha fazla karbon tutması ve iklim değişiminin etkilerini hafifletirken aynı zamanda civardaki bölgelerde yaşayan milyonlarca insana ekosistem hizmetleri sağlaması çok olası.” TCL’ler bunun yapılmasında, genel çevresel sağlık işaretleri için güvenilir ve bilgilendirici bir gösterge görevi görebilir.</p>
<p>Maalesef Kaplan Koruma Alanları’nın toplam alanı 2001 ve 2020 arasında yüzde 11 kadar azaldı. Bu esnada iyileştirilen potansiyel yaşam alanları, asıl kapsamlarının sadece yüzde 16’sına kadar ulaşarak düzlüğe girdi. Fakat böyle alanlar düzgün şekilde izlenip korunursa, kaplanların kullanabileceği yaşam alanlarında yüzde 50’lik bir artış görülebilir.</p>
<p>Google Earth Mimarisi verilerine, NASA Earth uydu gözlemlerine, biyolojik bilgilere ve koruma modellemesine dayalı bu yeni analitik hesaplama sistemini kullanan TCL 3.0, çevreci gruplara ve ulusal liderlere kaplan koruma çalışmaları için çok önemli, neredeyse gerçek zamanlı araçlar sağlayacak.</p>
<p>ABD Jeolojik Araştırma kurumunda araştırma istatistikçisi olarak Charles Tackulic, “Ekolojik verilerin analizi genelde uygulanması zor ve yavaş olabilen modellere dayanıyor ve toplanan veriler ile eyleme geçirilebilir bilim arasında zaman boşluklarına yol açıyor” diyor. “Bu projenin güzelliği ise analiz için gereken zamanı en aza indirirken, aynı zamanda tekrarlanabilir ve aktarılabilir bir yaklaşım da oluşturabilmemiz.”</p>
<p>Araştırmacılar, TCL 3.0’ı kullanan hükümet ve gözlemcilerin kaplanların doğal yaşam alanlarını kaybolurken belirleyebileceklerini ve buna göre yanıt verebileceklerini söylüyor. Başlangıçtaki kullanılabilir verilere ait ulusal özetler, <a href="https://act-green.org/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Vahşi Yaşamı Koruma Derneği</a>‘nden bulunabilir. Daha fazla veri ise gelecek.</p>
<p>TCL 3.0, gezegenin en çok tehdit altındaki canlılarından biri için eşi görülmemiş derecede karmaşık ve ileri bir izleme sistemi sağlıyor. Fakat araştırmacılar yeni çalışmalarında, çözümün son derece basit olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Yazarlar <a href="https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fcosc.2023.1191280/full?#h6" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">son raporlarında</a> şöyle aktarıyor: “Son 20 yılda kaplanların korunması hakkında neler öğrendik? Koruma, biz onu yapmayı seçtiğimizde işe yarar. Koruma basit bir şeydir. Doğal yaşam alanlarını yok etmeyin. Onları takip etmeyin, taciz etmeyin, onları veya avlarını öldürmeyin. Kaçak avlanmayı kontrol edin ve kaplan kemikleri ile parçalarının yasadışı ticaretini sona erdirin. Mümkün olduğu yerde insanlarla ve çiftlik hayvanlarıyla olan çatışmaları önleyin. Mümkün olmadığı zaman ve yerlerde ise misillemenin önüne geçmek için kayıpları hafifletin.”</p>
<p> </p>
<p><em>Yazar: Andrew Paul/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/nasa-ve-google-kaplanlari-kurtarmak-icin-arastirmacilarla-bir-araya-geliyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">NASA ve Google, Kaplanları Kurtarmak İçin Araştırmacılarla Bir Araya Geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuzey Kutbu 10 Yıl İçerisinde ‘Buzsuz’ Kalabilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kuzey-kutbu-10-yil-icerisinde-buzsuz-kalabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kuzey-kutbu-10-yil-icerisinde-buzsuz-kalabilir</guid>
<description><![CDATA[ Boulder – Colorado Üniversitesinden (CU Boulder) çıkan yeni bir çalışmaya göre, önümüzdeki birkaç yıl kadar erken bir zaman içerisinde Kuzey Kutbu’nda yaz günleri neredeyse hiç deniz buzu kalmayabilir. Salı günü Nature Reviews Earth &amp; Environment bülteninde yayımlanan bulgular, Kuzey Kutbu’ndaki ilk buzsuz günün önceki tahminlerden 10 yıl daha erken yaşanacağını ileri sürüyor. Çalışmada, bölgenin ne […]
Kuzey Kutbu 10 Yıl İçerisinde ‘Buzsuz’ Kalabilir yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/Polar_bear_Ursus_maritimus_in_the_drift_ice_region_north_of_Svalbard-scaled.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:28:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kuzey, Kutbu, Yıl, İçerisinde, ‘Buzsuz’, Kalabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/kuzey-kutbu-10-yil-icerisinde-buzsuz-kalabilir/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/Polar_bear_Ursus_maritimus_in_the_drift_ice_region_north_of_Svalbard-150x150.jpg" alt="Kuzey Kutbu 10 Yıl İçerisinde ‘Buzsuz’ Kalabilir" align="left"></a><p>Boulder – Colorado Üniversitesinden (CU Boulder) çıkan yeni bir çalışmaya göre, önümüzdeki birkaç yıl kadar erken bir zaman içerisinde Kuzey Kutbu’nda yaz günleri neredeyse hiç deniz buzu kalmayabilir.</p>
<p>Salı günü <em><a href="http://dx.doi.org/10.1038/s43017-023-00515-9" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Nature Reviews Earth & Environment</a></em> bülteninde yayımlanan bulgular, Kuzey Kutbu’ndaki ilk buzsuz günün önceki tahminlerden 10 yıl daha erken yaşanacağını ileri sürüyor. Çalışmada, bölgenin ne zaman bir ay veya daha uzun süre boyunca buzsuz olacağına odaklanılıyor. Saptanan gidişat, gelecekteki tüm salınım (emisyon) senaryolarında tutarlılığını sürdürüyor.</p>
<p>Yüzyılın ortasına gelindiğinde Kuzey Kutbu, bölgedeki deniz buzu kapsamının en düşük seviyesinde olduğu Eylül ayının tamamını yüzen buz olmadan geçirebilir. Gelecekteki salınım senaryolarına göre, buzsuz geçen bu dönem yüzyılın sonunda birkaç ay sürebilir. Örneğin sera gazı yayılımının yüksek olması halinde veya hiçbir şeyin değişmediği bir durumda, gezegenin bu en kuzeydeki bölgesi bazı kış aylarında bile sürekli buzsuz kalabilir.</p>
<p>Bilim insanları için buzsuz bir Kuzey Kutbu, suda hiç buz olmayacağı anlamına gelmiyor.</p>
<p>Bunun yerine araştırmacılar, Kuzey Kutbu’nun okyanusta 1 milyon kilometre kareden daha az buz olması durumunda buzsuz kalacağını söylüyor. Söz konusu eşik, bölgenin en düşük mevsimsel buz örtüsünün 1980’lerdeki seviyesinin %20’sinden daha düşük bir miktarı temsil ediyor. Kuzey Buz Denizi, geçtiğimiz yıllarda Eylül ayında en düşük 3,3 milyon kilometre kare civarı deniz buz alanına sahipti.</p>
<p>CU Boulder Arktik ve Alp Dağları Araştırmaları Enstitüsünde çalışan atmosfer ve okyanus bilimleri yardımcı profesörü Alexandra Jahn, deniz buzu projeksiyonlarına yönelik mevcut literatürü analiz etmeye koyulmuş. Jahn ve çalışmaya katkıda bulunanlar, hesaplamalı iklim modellerinden alınan deniz buzu kapsam verilerini de analiz ederek Kuzey Kutbu’nun gelecekte günlük olarak nasıl değişebileceğini değerlendirmişler.</p>
<p>Deniz buzu kapsamının 1 kilometre karelik eşiğin altına düştüğü ilk günün, aylık ortalamalardan dört yıl kadar erken yaşanacağını fakat bu sürenin 18 yıla kadar çıkabileceğini bulmuşlar.</p>
<p>“Bilim insanlarının Kuzey Kutbu’nda olmasını beklediği şeyleri aktarmak söz konusu olduğunda, Kuzey Kutbu’nda günlük uydu verilerinde ortaya çıkacak ilk buzsuz koşulları ne zaman görebileceğimizi tahmin etmek önem taşıyor” diyor Jahn.</p>
<p>Araştırma takımı, Kuzey Buz Denizi’nin tüm salınım senaryoları altında 2020’lerden 2030’lara kadar ilk kez Ağustos’un son günlerinde veya Eylül ayının ilk günlerinde buzsuz hale gelebileceğini yansıtıyor.</p>
<p>Jahn, deniz buzu kaybına katkı yapan ana etmenlerin sera gazı yayılımları olduğunu söylüyor. Kar ve buz örtüsündeki azalma, okyanusun güneş ışığından çektiği ısı miktarını artırıyor. Bu durum, Kuzey Kutbu’nda eriyen buzları ve ısınmayı daha ciddi bir boyuta taşıyor.</p>
<p>Deniz buzlarındaki azalma, hayatta kalmak için deniz buzuna bel bağlayan ve aralarında foklar ile kutup ayılarının da yer aldığı Kuzey Kutbu’ndaki hayvanlar için önemli etkiler meydana getiriyor. Ek olarak okyanus ısındıkça, araştırmacılar bölgeye yabancı balıkların Kuzey Buz Denizi’ne gidebileceğinden endişe duyuyor. Bu istilacı türlerin yerel ekosistemler üzerindeki etkisi ise henüz bilinmiyor.</p>
<p>Deniz buzundaki kayıplar, kıyı bölgeleri civarında yaşayan insan toplulukları için de tehlike oluşturuyor. Deniz buzu, Jahn’ın aktardığına göre kıyı bölgelerindeki okyanus dalgalarının etkileri için tampon görevi görerek önemli bir rol oynuyor. Deniz buzları çekildikçe, okyanus dalgaları daha da büyüyüp kıyılarda aşınmaya sebep olacak.</p>
<p>Buzsuz bir Kuzey Kutbu kaçınılmaz olsa da, Jahn söz konusu şartların ne kadar sık meydana geleceğine hâlâ gelecekteki salınım seviyelerinin karar vereceğini söylüyor. Orta seviye bir salınım senaryosunda, yani toplumun şu an gittiği yolda; Kuzey Kutbu sadece yaz mevsiminin sonlarında ve Ağustos’tan Kasım’a kadarki erken sonbahar döneminde buzsuz hale gelebilir. Fakat en yüksek salınım senaryosunda Kuzey Kutbu, bu yüzyılın sonunda dokuz aya kadar buzsuz kalabilir.</p>
<p>“Bu durum, Kuzey Kutbu’nu tamamen farklı bir ortama dönüştürecektir. Yazları önceden beyazken, artık mavi bir Kuzey Kutbu göreceğiz. Bu yüzden buzsuz koşullar kaçınılmaz olsa bile, bu koşulların uzamasından kaçınmak için salınımlarımızı hâlâ mümkün olduğu kadar düşük tutmamız gerekiyor” diyor Jahn.</p>
<p>İyi haber ise Kuzey Kutbu’ndaki deniz buzunun kendini çabuk toparlayabilmesi ve atmosfer soğursa hızla geri dönebilecek olması.</p>
<p>“Oluşması binlerce yıl süren Grönland’daki buz tabakasının aksine, Kuzey Kutbu’ndaki tüm deniz buzunu eritsek bile; gelecekte ısınmayı tersine çevirmek için atmosferdeki CO2’yi nasıl geri alabileceğimizi çözebilirsek, deniz buzu on yıl içerisinde geri dönecektir” diyor Jahn.</p>
<p>Çalışma ABD Ulusal Bilim Vakfı, Alexander von Humboldt Vakfı ve NASA tarafından desteklenmiş.</p>
<p> </p>
<p><em>Yazar: Yvaine Ye/Boulder – Colorado Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/kuzey-kutbu-10-yil-icerisinde-buzsuz-kalabilir/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kuzey Kutbu 10 Yıl İçerisinde ‘Buzsuz’ Kalabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaynayan Bir Süperkıta, 250 Milyon Yıl İçinde İnsanları ve Tüm Memelileri Yok Edebilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kaynayan-bir-superkita-250-milyon-yil-icinde-insanlari-ve-tum-memelileri-yok-edebilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kaynayan-bir-superkita-250-milyon-yil-icinde-insanlari-ve-tum-memelileri-yok-edebilir</guid>
<description><![CDATA[ Kitlesel yok oluşların tarihi ve geleceği. Mikroskobik virüslerden büyük mavi balinalara kadar yaşamı devam ettirmek için çok önemli ve hatta mucizevi bileşenlere sahip olmasına rağmen Dünya gezegeni, hepsi için olmasa da çoğu memeli türü için (insanlar da dahil) yaşamanın çok zor olduğu bir gelecek barındırıyor olabilir. Eylül ayında Nature Geosciences bilim bülteninde yayımlanan bir çalışmada, […]
Kaynayan Bir Süperkıta, 250 Milyon Yıl İçinde İnsanları ve Tüm Memelileri Yok Edebilir yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/iStock-1283329865-scaled.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:28:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kaynayan, Bir, Süperkıta, 250, Milyon, Yıl, İçinde, İnsanları, Tüm, Memelileri, Yok, Edebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/kaynayan-bir-superkita-250-milyon-yil-icinde-tum-memelileri-yok-edebilir/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/iStock-1283329865-150x150.jpg" alt="Kaynayan Bir Süperkıta, 250 Milyon Yıl İçinde İnsanları ve Tüm Memelileri Yok Edebilir" align="left"></a><p><strong>Kitlesel yok oluşların tarihi ve geleceği.</strong></p>
<p>Mikroskobik virüslerden büyük mavi balinalara kadar <a href="https://popsci.com.tr/dunyadaki-yasamin-bu-kadar-uzun-surmesi-evrensel-bir-mucize/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yaşamı devam ettirmek için çok önemli ve hatta mucizevi bileşenlere</a> sahip olmasına rağmen <a href="https://popsci.com.tr/dunyadaki-yasam-su-ve-havayla-olusmus-olabilir/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Dünya gezegeni</a>, hepsi için olmasa da çoğu memeli türü için (insanlar da dahil) yaşamanın çok zor olduğu bir gelecek barındırıyor olabilir. Eylül ayında <em><a href="https://www.nature.com/articles/s41561-023-01259-3" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Nature Geosciences</a></em> bilim bülteninde yayımlanan bir çalışmada, yaklaşık 250 milyon yıl içerisinde Dünya’daki tüm önemli kara kütlelerinin birleşeceği tahmin ediliyor. Bu parçalar birleştiğinde, gezegenimiz son derece sıcak ve memeliler için tamamen yaşanmaz hale gelebilir.</p>
<p>Bristol Üniversitesinde çalışan paleo-iklimbilimci ve makalenin eş yazarı Alexander Farnsworth, “40 ila 50 derece Celsius arasındaki yaygın sıcaklıklar ve hatta gündelik olarak görülen çok daha yüksek uç değerler, yüksek seviyelerdeki nemle beraber sonumuzu getirebilir” <a href="https://www.eurekalert.org/news-releases/1002455" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">diyor bir açıklamada</a>. “Ter yoluyla bu ısıyı atıp vücutlarını soğutamadıkları için diğer pek çok türün yanında insanların da vadesi dolabilir.”</p>
<p>Çalışmada <a href="https://www.nature.com/articles/s41561-023-01259-3" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">kullanılan modeller</a>, CO₂ seviyelerinin birkaç milyon yıl içerisinde 410 ppm (milyon başına parça) ile 816 ppm arasında bir yere geleceğini tahmin ediyor. Bu değerler, <a href="https://popsci.com.tr/ormanlarimiz-2050-yilinda-iklimsel-bir-tasma-noktasina-dogru-ilerliyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">gezegeni halihazırda tehlikeli derecede sıcak sulara götüren</a> günümüzdeki seviyeyle hemen hemen aynı ya da onun iki katı yüksekliğinde.</p>
<p>Çin Bilimler Akademisinde çalışan ve yeni çalışmada yer almayan jeofizikçi Ross Mitchell, “Durumun bu iki etmenin birleşimi olduğunu, bir nevi çifte darbe olduğunu gayet güzel açıklıyorlar” diyor <em><a href="https://www.science.org/content/article/earth-s-future-supercontinent-may-be-too-hot-most-mammals" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Science</a></em> bilim bültenine. “Bu makaleye katılmadığım bir nokta varsa, o da düşündüklerinden daha haklı oldukları.”</p>
<p>Araştırmacıların bu tahminleri, Dünya’nın geçmişteki kitlesel yok oluş dönemleri ve gezegenimizin istikrarsız tarihiyle oldukça güzel örtüşüyor. İşte, Dünya üzerindeki memeli ve insan yaşamının neredeyse tamamen yok olma noktasına geldiği diğer zamanlar.</p>
<p><strong>Atasal Pleistosen Darboğazı</strong></p>
<p>Yaklaşık 800.000 ila 900.000 yıl önce <a href="https://popsci.com.tr/insanlar-800-bin-yil-once-yok-olmanin-esiginden-donmus/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">insan atalarının popülasyonu çarpıcı ölçüde düşmüş</a>. Ağustos ayında yayımlanan bir <a href="https://www.science.org/doi/10.1126/science.adj9484" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">çalışmada</a>, erken ve orta Pleistosen dönem arasındaki bu geçiş sırasında yaşayan ve üreyen yalnızca 1.280 kadar birey olduğu tahmin ediliyor. Hemen hemen 117.000 yıl süren bu atasal darboğazın başınca, <a href="https://www.science.org/doi/10.1126/science.adj9484" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">atasal popülasyonun yaklaşık %98,7’si kaybolmuş</a>.</p>
<p>Bu süre zarfında modern insanlar Afrika kıtalarının dışına yayılmış ve Neandertaller gibi erken dönem insan türleri yok olmaya başlamış. Avustralya ve Amerika kıtası da ilk defa insanlarla karşılaşmış ve iklim genel olarak soğukmuş.</p>
<p>Bu popülasyon düşüşünün ardındaki olası sebeplerden bazıları, çoğunlukla iklimdeki uç değerlerle ilişkili. <a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0277379106002332" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Sıcaklıklar değişmiş, şiddetli kuraklıklar devam etmiş</a> ve <a href="https://popsci.com.tr/17-000-yil-once-yasayan-bahtsiz-mamutun-gizemi-cozuldu/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">mamutlar</a>, mastodonla ile dev tembel hayvanlar gibi türler yok oldukça besin kaynakları azalmış olabilir. Çalışmaya göre mevcut genetik çeşitliliğin tahminen %65,85’i, bu darboğaz sebebiyle kaybolmuş olabilir.</p>
<p><strong>Büyük Ölüş</strong></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/tarihteki-en-olumcul-kitlesel-yok-olusta-denizdeki-canlilari-olduren-seyi-artik-biliyoruz/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Yaklaşık 250 milyon yıl önce</a>, devasa volkanik patlamalar Dünya üzerindeki türlerin %80 ila 90’ını yok eden felaketvari iklim değişimlerini tetiklemiş. <a href="https://popsci.com.tr/incelen-ozon-tabakasi-252-milyon-yil-onceki-kitlesel-yok-olusta-pay-sahibi-olabilir/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Permiyen-Triyas</a> yok oluşu veya “Büyük Ölüş”, dinozorların Dünya’da baskın hale gelmesine <a href="https://dx.doi.org/10.1016/j.cub.2022.11.064" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">zemin hazırlamış</a>. Fakat bundan daha da kötüsü, 66 milyon yıl önce dinozorları yok eden Kretase-Paleojen yok oluş olayı.</p>
<p>Geçtiğimiz Mayıs ayında yayımlanan <a href="https://linkinghub.elsevier.com/retrieve/pii/S0960982223004554" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">bir çalışmaya</a> göre <em>Inostrancevia</em> şeklinde adlandırılan kılıç dişli bir hayvan, halihazırda uç yırtıcılardan yoksun olan güney Pangea ekosistemindeki bir boşluğu doldurmuş. Dünya’daki türler değişen bir gezegende tutunacak dal bulmak için savaşırken, nihayetinde <em>Inostrancevia</em> da yaklaşık 252 milyon yıl önce yok olmuş.</p>
<p>Geçmişin nasıl bir girizgah olduğunu gösteren bu örnek geleceğimiz için de bir uyarı barındırıyor çünkü araştırma takımı, Dünya’nın şimdiki çevre kriziyle en yakın paralellikleri gösteren tarihsel olayın Büyük Ölüş olduğunu söylüyor.</p>
<p>Çalışmanın eş yazarı, müzede galeri müdürü taşılbilimci Christian Kammerer, Mayıs ayında <em><a href="https://www.popsci.com/science/great-dying-nostrancevia/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Popular Science</a></em>‘a şöyle konuşmuştu: “Her ikisi de önceden Permiyen dönemdeki volkanların, şimdiyse insan faaliyetlerinin yön verdiği sera gazlarının yayılmasıyla alakalı küresel ısınma barındırıyor. Buzluk ve sera Dünya’sı arasındaki hızlı geçişlerin görüldüğü çok nadir bir olayı temsil ediyorlar. Bu yüzden geç Permiyen ekosistemlerinde gözlemlediğimiz ve besin ağının tüm kısımlarının yok olduğu bu kargaşa, eğer durumu hızlı bir şekilde değiştirmezsek dünyamız için bir önizleme niteliğini taşıyor.”</p>
<p><strong>Memelilerin Nihai Hayatta Kalışı</strong></p>
<p>Dünya bizi sürekli öldürmeye çalışmasına rağmen yaşam bir yolunu buluyor. Hatta ilk atalarımızdan bazıları, Titanozorlar ve simgesel Triseratop’lar ile <a href="https://www.cell.com/current-biology/fulltext/S0960-9822(23)00767-4" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">kısa da olsa aynı dönemi</a> bile paylaşmış olabilir. Memelilerin bu uzak akrabaları, Dünya’nın en meşhur kitlesel yok oluş olayından da sağ kurtulmuş: Yaklaşık 66 milyon yıl önceki bir ilkbahar günü, kuş dışı dinozorları yeryüzünden silen <a href="https://www.pnas.org/doi/10.1073/pnas.2006087117" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Kretase-Paleojen (K-Pg) kitlesel yok oluşundan</a>…</p>
<p>Haziran ayında yayımlanan bir <a href="https://www.cell.com/current-biology/fulltext/S0960-9822(23)00767-4" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">çalışmada</a> insanlar, köpekler ve yarasaları barındıran çeşitli bir grup olan plasentalı memelilerin Kretase dönemindeki bir atasının da dinozorlar ile kısa süreliğine <a href="https://popsci.com.tr/memelilerin-atalari-dinozorlar-ile-birlikte-yasamisti/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">aynı dönemde yaşadığı</a> ortaya çıkarılmış. Dünya’ya Meksika’nın Yucatan Yarımadası yakınlarında <a href="https://popsci.com.tr/en-buyuk-krateri-olusturan-asteroit-zannedilenden-daha-buyuktu/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bir asteroit çarptıktan</a> sonra beraberinde gelen yıkım, kuş dışı bütün dinozorları ve ağırlığı 9 kg’a kadar ulaşan, <a href="https://www.nationalgeographic.com/history/article/141105-mammal-evolution-vintana-fossil-science" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">kemirgen görünümlü ve <em>Vintana sertichi</em> isimli</a> Madagaskarlı bir hayvan gibi pek çok memeliyi yok etmiş. Bilim insanları, plasentalı memelilerin <a href="https://www.pnas.org/doi/10.1073/pnas.2006087117" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Kretase-Paleojen (K-Pg) kitlesel yok oluşundan</a> önce dinozorlarla beraber mi yaşadıklarını yoksa sadece dinozorların nesli tükendikten sonra mı evrimleştiklerini uzun süredir tartışıyordu.</p>
<p>Bu çalışmada kullanılan istatistiksel analizler, aralarında primatlar, tavşanlar ve tavşanımsılar (Lagomorpha) ile köpek ve kedilerin (Carnivora) yer aldığı grupların, K-Pg kitlesel yok oluşundan hemen önce evrimleştiğini ve günümüzdeki modern plasentalı memeli soylarının etkisinin, asteroit çarptıktan sonra şekil almaya başladığını gösteriyor. Diğer memelilerde olduğu gibi muhtemelen dinozorlar tablonun dışına çıkınca çeşitlenmeye başlamışlar.</p>
<p> </p>
<p><em>Yazar: Laura Baisas/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/kaynayan-bir-superkita-250-milyon-yil-icinde-tum-memelileri-yok-edebilir/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kaynayan Bir Süperkıta, 250 Milyon Yıl İçinde İnsanları ve Tüm Memelileri Yok Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsanlar İklim Değişikliğini Evrim Yüzünden mi Durduramıyor?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/insanlar-iklim-degisikligini-evrim-yuzunden-mi-durduramiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/insanlar-iklim-degisikligini-evrim-yuzunden-mi-durduramiyor</guid>
<description><![CDATA[ Maine Üniversitesi öncülüğünde yürütülen yeni bir çalışma, insan evriminin merkezinde bulunan özelliklerin, türümüzü iklim değişikliği gibi küresel çevre sorunlarını çözmekten alıkoyabileceğini söylüyor. İnsanlar çevreye dönük kültürel adaptasyon yoluyla, binlerce yılda rafine olmuş doğal kaynakları kullanmak için geliştirdikleri araç ve sistemlerle gezegene egemen oldu. Maine Üniversitesinde çalışan evrimsel biyolog Tim Waring, çevreye yönelik bu kültürel adaptasyon […]
İnsanlar İklim Değişikliğini Evrim Yüzünden mi Durduramıyor? yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2020/07/iStock-1128491525.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:28:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İnsanlar, İklim, Değişikliğini, Evrim, Yüzünden, Durduramıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/insanlar-iklim-degisikligini-evrim-yuzunden-mi-durduramiyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2020/07/iStock-1128491525-150x150.jpg" alt="İnsanlar İklim Değişikliğini Evrim Yüzünden mi Durduramıyor?" align="left"></a><p>Maine Üniversitesi öncülüğünde yürütülen yeni bir çalışma, insan evriminin merkezinde bulunan özelliklerin, türümüzü iklim değişikliği gibi küresel çevre sorunlarını çözmekten alıkoyabileceğini söylüyor.</p>
<p>İnsanlar çevreye dönük kültürel adaptasyon yoluyla, binlerce yılda rafine olmuş doğal kaynakları kullanmak için geliştirdikleri araç ve sistemlerle gezegene egemen oldu. Maine Üniversitesinde çalışan evrimsel biyolog Tim Waring, çevreye yönelik bu kültürel adaptasyon sürecinin küresel çevre problemlerini çözme hedefini nasıl etkileyebileceğini öğrenmek istemiş. Bulduğu şey ise mantığa aykırı görünüyor.</p>
<p>Projede üç temel soru anlaşılmaya çalışılmış. Bu sorular; ‘İnsan evrimi çevresel kaynaklar bağlamında nasıl işledi?’, ‘İnsan evrimi birden çok küresel çevre krizine nasıl katkıda bulundu?’ ve ‘Küresel çevresel sınırlar, gelecekte insan evriminin sonuçlarını nasıl değiştirebilir?’ şeklinde belirtiliyor.</p>
<p>Waring’in araştırma takımı, bulgularını <a href="http://dx.doi.org/10.1098/rstb.2022.0259" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer"><em>Philosophical Transactions of the Royal Society B</em></a> bilim bülteninde yayımlanan yeni bir makalede özetliyor. Çalışmanın diğer yazarları arasında Maine Üniversitesinden mezun olan Zach Wood ve Macaristan’daki Eötvös Loránd Üniversitesinde çalışan Eörs Szathmary yer alıyor.</p>
<p><strong>İnsanların yayılması</strong></p>
<p>Çalışmada, insan topluluklarının çevreyi kullanma şeklinin evrimsel tarihimiz boyunca nasıl değiştiği irdelenmiş. Araştırma takımı, insan popülasyonlarının ekolojik nişindeki değişimleri incelemiş. Bu değişimler arasında kullandıkları doğal kaynaklar, bunların ne kadar yoğun kullanıldığı, bu kaynakların kullanılması için hangi sistem ve yöntemlerin ortaya çıktığı ve bu kullanımın çevreye etkileri gibi unsurlar bulunuyor.</p>
<p>Bilim insanlarının çalışması, bir dizi yaygın örüntü olduğunu ortaya çıkarmış. İnsan grupları son 100.000 yıldır ilerleyen bir şekilde daha fazla tipte, daha yoğun şekilde, daha büyük ölçeklerde ve çevreye daha büyük etki bırakacak biçimde kaynak kullanmış. Bu gruplar sonrasında ise sık sık yeni kaynakların bulunduğu yeni çevrelere yayılmış.</p>
<p>İnsanların bu küresel yayılışına, çevreye kültürel adaptasyon süreci olanak sağlamış. Bu durum, adaptif kültürel özelliklerin birikimine yol açmış; yani tarımsal uygulamalar, balıkçılık yöntemleri, sulama altyapısı, enerji teknolojisi ve bunların her birini yönetmeye dönük sosyal sistemler gibi çevresel kaynakları kullanma ve kontrol etmeye yardımcı olan sosyal sistemler ve teknolojilerin.</p>
<p>Maine Üniversitesi Senatör George J. Mitchell Sürdürülebilirlik Çözümleri Merkezi ve İktisat Fakültesinde çalışan yardımcı profesör Waring, “İnsan evrimine çoğunlukla, genetik evrimden daha hızlı ilerleyen kültürel değişim yön vermiş” diyor. “Bu yüksek adaptasyon hızı, insanların dünya çapındaki bütün yaşanılabilir topraklara yayılmalarını mümkün kılmış.”</p>
<p>Dahası bu süreç, pozitif bir geri besleme işlemi sayesinde hızlanıyor: Gruplar daha da büyüdükçe, adaptif kültürel özellikleri daha hızlı şekilde biriktiriyorlar ve bunun sonucunda daha fazla kaynak elde edilip daha hızlı büyüme sağlanıyor.</p>
<p>“Son 100.000 yıldır bu durum, türümüz için bir bütün olarak iyi haber niteliği taşımıştı” diyor Waring. “Fakat bu genişleme, büyük miktarlarda kullanılabilir kaynak ve alana bağlıydı.”</p>
<p>Günümüzde insanların kullanacak yeri de kalmadı. Biyosferin fiziksel sınırlarına ulaştık ve sunabileceği çoğu kaynakta hak iddia ettik. Genişleyişimiz de bize yetişti. Kültürel adaptasyonlarımız; özellikle de fosil yakıtların endüstriyel kullanımı, güvenliğimizi ve gelecekte kaynaklara erişimimizi tehlikeye atan tehlikeli küresel çevre sorunları meydana getirdi.</p>
<p><strong>Küresel sınırlar</strong></p>
<p>Araştırma takımı, söz konusu bulguların iklim değişimi gibi küresel sorunları çözme bakımından ne anlama geldiğini görmek için geçmişte sürdürülebilir insan sistemlerinin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığına bakmış. İlk olarak, sürdürülebilir sistemler yalnızca gruplar kaynaklarını sürdürmekte zorlandıktan veya bunu başaramadıktan sonra büyüme ve yayılma eğilimi gösteriyor. Örneğin endüstriyel sülfür ve nitrojen dioksit salınımları ABD’de 1990 yılında düzenleme kapsamına alınmıştı ama sadece asit yağmuruna sebep oldukları ve Kuzeydoğu’daki birçok su kütlesini asitlendirdiği gösterildikten sonra. Bu gecikmeli eyleme geçme durumu, biz günümüzde başka küresel sınırları tehdit ettikçe önemli bir sorun halini alıyor. İklim değişikliği konusunda ise insanların bir kazaya sebebiyet vermeden önce sorunu çözmesi gerekiyor.</p>
<p>İkinci olarak, araştırmacılar güçlü çevre koruma sistemlerinin mevcut topluluklar arasındaki değil, bunların içerisindeki sorunları ele almaya eğilim sergilediğini gösteren kanıtlara ulaşmışlar. Örneğin bölgesel su sistemlerinin yönetilmesi için bölgesel eşgüdüm, bölgesel altyapı ve teknoloji gerekiyor ve bunlar, bölgesel kültürel evrim üzerinden ortaya çıkıyor. Bu yüzden doğru ölçekteki toplumların mevcudiyeti, kritik bir sınırlama unsuru.</p>
<p>İklim kriziyle etkili biçimde mücadele etmek için muhtemelen dünya çapında yeni düzenlemeler, ekonomik ve sosyal sistemler gerekecek; yani Paris Anlaşması gibi mevcut sistemlerden daha fazla eşgüdüm ve otorite meydana getirecek türden sistemler. Bu sistemleri kurup işletmek için de insanların gezegen için işlevsel bir sosyal sisteme ihtiyacı var ama böyle bir sistemimiz yok.</p>
<p>“Sorunlardan biri de, bu sistemleri uygulamaya koyabilecek eşgüdümlü küresel bir topluluğun olmaması” diyor Waring. “Sadece alt küresel gruplarımız var ve muhtemelen yeterli olmayacaklar. Fakat bu paylaşılan sorunları ele alacak eşgüdümlü anlaşmalar düşünebilirsiniz. Dolayısıyla bu kolay bir problem.”</p>
<p>Wang diğer problemin çok daha kötü olduğunu söylüyor. Alt küresel gruplarla dolu bir dünyada, bu gruplar arasındaki kültürel evrim; yanlış problemlerin çözülmesine, ulus ve şirketlerin çıkarlarına fayda sağlanmasına ve paylaşılan önceliklerde eyleme geçilmesinin gecikmesine karşı eğilim taşıyacak. Gruplar arasındaki kültürel evrim, kaynak rekabetini kızıştırma eğilimi taşıyabilir ve gruplar arasında doğrudan çatışmaya ve hatta insanların küresel çapta savaşmasına yol açabilir.</p>
<p>“Bu durum, iklim değişimi gibi küresel sorunların çözülmesinin daha önce zannedildiğinden çok daha zor olduğu anlamına geliyor” diyor Waring. “Bu sadece türümüzün şimdiye kadar ortaya çıkardığı en zor şey değil. Elbette öyle ama asıl büyük sorun, insan evriminin merkezi özelliklerinin muhtemelen bu sorunları çözme kabiliyetimize karşı çalışıyor olması. Küresel kolektif problemleri çözmek için akıntıya karşı yüzmek zorundayız.”</p>
<p><strong>İleriye bakarken</strong></p>
<p>Waring ve meslektaşları, yaptıkları analizin sınırlı bir Dünya’da insan evriminin geleceği için rehber olabileceğini düşünüyor. Araştırmacıların makalesi, insan evriminin ortak küresel sorunların ortaya çıkışına engel olabileceğinin ileri sürüldüğü ilk çalışma. Bu kuramın geliştirilip test edilmesi için ise daha fazla araştırma gerekiyor.</p>
<p>Waring’in araştırma takımı, insan evriminin çalışma şekli düşünüldüğünde kültürel evrime yön veren şeyleri daha iyi anlamak ve küresel çevre rekabetini azaltmanın yollarını aramak üzere birden çok uygulamalı araştırma çalışması öneriyor. Örneğin insanların geçmişteki ve günümüzdeki kültürel evriminin örüntülerini ve gücünü belgelemek için araştırma yapılması gerekiyor. Yapılacak çalışmalarda, biyosferde insan hakimiyetine yol açan geçmişteki süreçlere ve günümüzde gerçekleşen kültürel çevre adaptasyonu şekillerine odaklanılabilir.</p>
<p>Fakat genel hatların doğru olduğu ve araştırmacıların ileri sürdüğü gibi insan evriminin küresel çevre sorunlarına ortak çözüm bulunmasına engel teşkil etme eğilimi sergilediği doğrulanırsa, o zaman çok ciddi bazı soruların cevap bulması gerekiyor. Bunlar arasında, bu bilgiyi kullanarak iklim değişikliğine karşı vereceğimiz küresel yanıtı nasıl iyileştirebileceğimiz de var.</p>
<p>“Elbette insanların iklim değişikliğini çözebileceğine dair umut var” diyor Waring. “Daha önce ortak yönetimler oluşturduk ama böylesi hiç olmadı: Küresel çapta acil bir şekilde yapılması gerekiyor.”</p>
<p>Uluslararası çevre politikasının büyümesi biraz umut veriyor. Başarılı örnekler arasında, ozon delen gazların sınırlanması amacıyla hazırlanan Montreal Protokolü ve ticari balina avına yönelik küresel moratoryum bulunuyor.</p>
<p>Yeni çalışmalar arasında daha maksatlı, barışçıl ve ahlaki ‘karşılıklı öz sınırlama sistemleri’ de yer almalı; özellikle de gezegen çapındaki insan gruplarını çok daha sıkı şekilde bir araya getirerek daha işlevsel bir birim oluşturan piyasa düzenlemeleri ve infaz edilebilen anlaşmalar yoluyla.</p>
<p>Fakat bu model iklim değişikliğinde işe yaramayabilir.</p>
<p>“Bizim makalemiz, küresel ölçekte eşgüdümlü idare inşa etmenin neden ve nasıl farklı olduğunu açıklıyor ve araştırmacılar ile politika yapıcıların, küresel çözümler doğrultusunda nasıl çalışılacağına yönelik daha mantıklı düşünmelerine yardımcı oluyor” diyor Waring.</p>
<p>Bu yeni araştırma, iklim krizinin ele alınmasında yeni bir politika mekanizmasına yol açabilir. Bu mekanizma şirketler ve uluslar arasındaki adaptif değişim sürecini düzenlemenin, küresel çevre risklerini ele almada güçlü bir yöntem olabileceğini akla getiriyor.</p>
<p>İnsanların sınırlı bir gezegende hayatta kalmaya devam edip edemeyeceği konusunda ise Waring, “Bu uzun dönemli evrimsel tuzak fikri için herhangi bir çözümümüz yok çünkü daha sorunu zor anlıyoruz” diyor.</p>
<p>“Eğer vardığımız sonuçlar doğru olmaya bile yakınsa, bunun üzerinde çok daha dikkatli şekilde çalışmamız gerekiyor.”</p>
<p> </p>
<p><em>Kaynak: Maine Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/insanlar-iklim-degisikligini-evrim-yuzunden-mi-durduramiyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İnsanlar İklim Değişikliğini Evrim Yüzünden mi Durduramıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dev Araştırmaya Göre Vejetaryen ve Vegan Beslenmek Çok Sağlıklı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dev-arastirmaya-goere-vejetaryen-ve-vegan-beslenmek-cok-saglikli</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dev-arastirmaya-goere-vejetaryen-ve-vegan-beslenmek-cok-saglikli</guid>
<description><![CDATA[ Meyveler ve sebzeler bir kez daha kazandı! CNN’in aktardığına göre bilim insanlarının yürüttüğü şemsiye bir çalışmada, vejetaryen ve vegan beslenme düzenlerinin kanser ve kalp damar hastalıkları gibi hayatı tehdit eden rahatsızlıkların tehlikesini önemli ölçüde azalttığı, hatta erken ölümü bile önleyebildiği bulunmuş. Araştırmacıların yaptığı şemsiye bir çalışmada şimdiye kadar yürütülen büyük bir miktarda araştırma incelenmiş. Geçtiğimiz […]
Dev Araştırmaya Göre Vejetaryen ve Vegan Beslenmek Çok Sağlıklı yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/06/tangerine-newt-RgT22Ixcq4Y-unsplash-scaled.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:28:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dev, Araştırmaya, Göre, Vejetaryen, Vegan, Beslenmek, Çok, Sağlıklı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/dev-arastirmaya-gore-vejetaryen-ve-vegan-beslenmek-cok-saglikli/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/06/tangerine-newt-RgT22Ixcq4Y-unsplash-150x150.jpg" alt="Dev Araştırmaya Göre Vejetaryen ve Vegan Beslenmek Çok Sağlıklı" align="left"></a><p>Meyveler ve sebzeler bir kez daha kazandı! <a href="https://www.cnn.com/2024/05/15/health/vegetarian-vegan-cancer-heart-disease-wellness/index.html" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">CNN’in aktardığına</a> göre bilim insanlarının yürüttüğü şemsiye bir çalışmada, vejetaryen ve vegan beslenme düzenlerinin kanser ve kalp damar hastalıkları gibi hayatı tehdit eden rahatsızlıkların tehlikesini önemli ölçüde azalttığı, hatta erken ölümü bile önleyebildiği bulunmuş.</p>
<p>Araştırmacıların yaptığı şemsiye bir çalışmada şimdiye kadar yürütülen büyük bir miktarda araştırma incelenmiş. Geçtiğimiz ay <em><a href="https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0300711" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">PLOS</a> </em>bülteninde yayımlanan çalışmada bilim insanlarından oluşan uluslararası bir araştırma takımı (aralarında Stanford Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesinde çalışanlar da var), bitki tabanlı beslenme şekilleri üzerine 20 yılı aşkın süredir yürütülmüş araştırmaları incelemiş.</p>
<p>CNN’e konuşan makalenin baş yazarı ve İtalya’daki Scuola Superiore Sant’Anna üniversitesinde yüksek lisans öğrencisi olan Angelo Capodici, araştırmacıların bunu yaparken bitkiye dayalı sağlıklı beslenme düzenlerinin “karaciğer, kolon, pankreas, akciğer, prostat, mesane, cilt, böbrek ve Hodgkin dışı lenfoma” gibi kanserlere ek olarak kalp hastalıklarına karşı da önemli ölçüde “koruyucu bir etki” sağladığını belirlediğini söylüyor. Çalışma ayrıca vejetaryenlik ve veganlığın metabolik hastalık ve diyabet görülme sıklığını da azalttığını gösteriyor. Bu hastalıkların her ikisi de ömrün kısalmasına ve yaşam kalitesinin düşmesine katkıda bulunabiliyor.</p>
<p>Araştırmaya göre hastalığa karşı koruyan bu etkiler, sağlığa sunduğu diğer faydaların yanısıra kolesterol ve tansiyonun, kan şekerinin ve iltihaplanmanın düşmesi gibi etkenlerin de sonucu gibi görünüyor. Araştırma bütünüyle değerlendirildiğinde, et ürünlerinin ve işlenmiş gıdalar yerine tam ve bitki tabanlı gıdalara (sebzeler, meyveler, tam tahıllar, kabuklu yemişler ve tohumlar, baklagiller vb.) daha çok önem verilmesinin, genellikle uzun vadeli insan sağlığı için olumlu bir hareket olduğunu gösteren ve giderek artan fikir birliğine yeni bulgular ekliyor.</p>
<p>Bununla beraber önemli bir uyarı da var: Bütün vegan veya vejetaryen beslenme şekilleri olumlu sonuçlar sunmuyor.</p>
<p>Sonuçta şekerli beyaz ekmekten patates cipslerine, şekerlemelere ve hatta Oreo’lara kadar bir sürü abur cubur, işlenmiş gıda teknik olarak vegan şeklinde düşünülüyor. Fakat bu gibi işlenmiş gıdalar uzun vadeli sağlığa kesinlikle katkı sunmuyor ve çalışmanın eş yazarı, İtalya IRCCS Nörolojik Bilimler Enstitüsünde hipofiz birimi tıbbi direktörü olan Federica Guaraldi’nin CNN’e aktardığına göre abur cubur odaklı vegan veya vejetaryen beslenme düzenleri olanlar büyük ihtimalle tam, işlenmemiş, bitkisel gıdalar tüketen eşdüzey kişilerle aynı faydaları görmeyecek.</p>
<p>“Meyve suları, rafine tahıllar, patates cipsleri ve hatta gazlı içecekler gibi sağlıksız bitkisel besinlerin tüketimine ağırlık veren beslenme şekilleri”, Guaraldi’nin CNN’e söylediğine göre bitkisel tabanlı bir beslenme şeklinin sağlığa olası faydalarını etkin biçimde ortadan kaldırabilir.</p>
<p>Ayrıca bazı uzmanların, daha sağlıklı bitkisel beslenme yolculuklarına çıkan kişilerin daha bütüncül sağlıklı yaşam biçimleri olabileceğini (düzenli egzersiz yapmak, yeterli uyumak vb. gibi) öne sürdüğünü belirtmekte de fayda var. Söz konusu durum, bu son çalışmada ölçülen hastalık frenleyici etkilere katkıda bulunuyor olabilir.</p>
<p>Çalışmada yer almayan ve kâr amacı gütmeyen True Health Initiative kurumunun kurucusu Davit Katz, “Burada beslenmeye atfedilen şey, belki de kısmen diğer yaşam şekli uygulamaları sebebiyle gerçekleşmiş olabilir” diyor CNN’e.</p>
<p>Fakat Katz bunun, araştırmanın doğruluğu konusunda “önemsiz bir endişe” olduğunu ekliyor.</p>
<p>Katz şöyle devam ediyor: “Bitkilerin baskın olduğu beslenme kalıpları, sağlık yönünden önemli sonuçlar lehine net etkiler sunuyor. Gözlemlenen faydaların bir kısmı diğer yaşam tarzı uygulamalarına atfedilebilse dahi durum böyle.”</p>
<p>Bu şemsiye çalışmada vejetaryen veya veganlığın dışındaki herhangi bir beslenme şekli hesaba katılmamış; yani Akdeniz diyetinden ilham alan ve balık ile ete izin verilmesine rağmen kalp ve beyin açısından geniş oranda sağlıklı olduğu düşünülen DASH ve MIND diyetleri gibi rejimler analiz dışında tutulmuş. Araştırmacıların çalışmada yazdığı üzere bu tür bir şemsiye analiz, doğası itibarıyla da oldukça genel: “Orijinal çalışmalarla ilişkili önemli metodolojik kısıtlamalar yüzünden verilere dikkat edilmeli.”</p>
<p>Araştırmacılar çalışmada “dengesiz ve/veya son derece kısıtlı diyet rejimleri sebebiyle vitamin ve diğer öğelerin yetersiz alınmasıyla ilişkili olası tehlikelere” karşı da uyarıyor; yani gerekli vitamin ve mineraller ile makrobesinlerin alımına öncelik vermeden hayvan içermeyen bir beslenme şekline girişmekten bahsediyorlar.</p>
<p>Günün sonunda, beslenme ve besin alımı çok kişisel bir konu. Sağlıklı ve bitki tabanlı öğünlere erişmek de <a href="https://socialwork.tulane.edu/blog/food-deserts-in-america/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">herkesin para yetirebildiği</a> bir seçenek değil; özellikle yoksulluk sınırı civarında veya altında yaşayanlar için. Fakat bu çalışmayı, tamamen bitki odaklı bir beslenme şeklinin faydaları bakımından listeye yeni bir kazanç olarak eklemek mümkün. Eğer haftanın sadece bir veya iki günü bile olsa et yemeyebilirseniz, deneyebilirsiniz. <a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC7256495/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Gezegen için iyi olduğu</a> kadar vücudunuz için de iyi olabilir.</p>
<p><em>Yazar: Maggie Harrison Dupre/Futurism. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/dev-arastirmaya-gore-vejetaryen-ve-vegan-beslenmek-cok-saglikli/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Dev Araştırmaya Göre Vejetaryen ve Vegan Beslenmek Çok Sağlıklı</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mars, Her 2,4 Milyon Yılda Bir Dünya’nın Okyanus Tabanını Değiştiriyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mars-her-24-milyon-yilda-bir-dunyanin-okyanus-tabanini-degistiriyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mars-her-24-milyon-yilda-bir-dunyanin-okyanus-tabanini-degistiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Yürütülen yeni bir jeolojik çalışmada, Mars’ın kütleçekim alanının milyonlarca yıl süren döngülerde Dünya’yı Güneş’e doğru çektiği ve iklimimizi ısıttığı öne sürülüyor. Yeni bir çalışmada tahmin edilenlere göre Mars, milyonlarca yıl süren döngülerde Dünya’yı Güneş’e yaklaştırıyor. Bu durum, okyanus akıntılarındaki değişimler yoluyla gezegenimizin ısınmasını etkiliyor. Mars’ın Dünya üzerindeki kütleçekim etkisi, yeni araştırmanın işaret ettiği üzere gezegenimizin […]
Mars, Her 2,4 Milyon Yılda Bir Dünya’nın Okyanus Tabanını Değiştiriyor yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/Mars_Express_view_of_Terra_Sabaea_and_Arabia_Terra-scaled.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:28:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mars, Her, 2, 4, Milyon, Yılda, Bir, Dünya’nın, Okyanus, Tabanını, Değiştiriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/mars-her-24-milyon-yilda-bir-dunyanin-okyanus-tabanini-degistiriyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/03/Mars_Express_view_of_Terra_Sabaea_and_Arabia_Terra-150x150.jpg" alt="Mars, Her 2,4 Milyon Yılda Bir Dünya’nın Okyanus Tabanını Değiştiriyor" align="left"></a><p>Yürütülen yeni bir jeolojik çalışmada, Mars’ın kütleçekim alanının milyonlarca yıl süren döngülerde Dünya’yı Güneş’e doğru çektiği ve iklimimizi ısıttığı öne sürülüyor.</p>
<p>Yeni bir çalışmada tahmin edilenlere göre Mars, milyonlarca yıl süren döngülerde Dünya’yı Güneş’e yaklaştırıyor. Bu durum, okyanus akıntılarındaki değişimler yoluyla gezegenimizin ısınmasını etkiliyor.</p>
<p>Mars’ın Dünya üzerindeki kütleçekim etkisi, yeni araştırmanın işaret ettiği üzere gezegenimizin iklimini etkiliyor olabilir.</p>
<p>65 milyon yıldan öncesine uzanan ve Dünya çapındaki binlerce bölgeden alınan jeolojik bulgular, derin deniz akıntılarının tekrarlı şekilde ya güçlendiği ya da zayıfladığı dönemlerden geçtiğini gösteriyor. Her 2,4 milyon yılda gerçekleşen bu durum, “<a href="https://www.nature.com/articles/s41598-018-36509-7?utm_medium=affiliate&utm_source=commission_junction&utm_campaign=CONR_PF018_ECOM_GL_PHSS_ALWYS_DEEPLINK&utm_content=textlink&utm_term=PID100052172&CJEVENT=9f4c9d57e3aa11ee828700750a18b8f6" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">büyük astronomik döngü</a>” şeklinde biliniyor.</p>
<p>“Dev girdaplar” veya anaforlar şeklinde bilinen bu kuvvetli akıntılar, okyanusun <a href="https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fmars.2021.798943/full" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">boşluk</a> şeklinde bilinen en derin kısımlarında deniz tabanına ulaşabiliyor. Salı günü <em><a href="https://go.redirectingat.com/?id=92X1590019&xcust=livescience_us_1191060427875396955&xs=1&url=https%3A%2F%2Fwww.nature.com%2Farticles%2Fs41467-024-46171-5&sref=https%3A%2F%2Fwww.livescience.com%2Fplanet-earth%2Frivers-oceans%2Fevery-24-million-years-mars-tugs-on-earth-so-hard-it-changes-the-ocean-floor" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Nature Communications</a></em> bilim bülteninde yayımlanan araştırmaya göre bu kuvvetli akıntılar, sonrasında döngünün daha sakin dönemlerinde biriken büyük tortu parçalarını aşındırıyor.</p>
<p>Araştırmada bu döngülerin, Dünya ve <a href="https://popsci.com.tr/?s=mars" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Mars</a> Güneş etrafında döndükçe iki gezegen arasında bilinen kütleçekimsel etkilerin zamanlamasıyla da uyuştuğu bulunmuş.</p>
<p>Sidney Üniversitesinde çalışan jeofizik profesörü ve makalenin eş yazarı Dietmar Müller, “<a href="https://popsci.com.tr/?s=g%C3%BCne%C5%9F%20sistemi" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Güneş sistemindeki</a> gezegenlerin kütleçekim alanları birbiriyle etkileşime giriyor” <a href="https://www.eurekalert.org/news-releases/1037006" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">diyor</a>. “Rezonans olarak adlandırılan bu etkileşim, gezegenlerin yörüngesinin ne kadar dairesel olduğunu gösteren dış merkezliliği değiştiriyor.”</p>
<p>Bu rezonans sebebiyle Dünya, Mars’ın kütleçekimiyle Güneş’e biraz daha çekiliyor; yani gezegenimiz daha fazla Güneş radyasyonuna maruz kalıyor ve bu sebeple iklimi daha sıcak oluyor. Sonrasında yeniden geriye doğru sürükleniyor. Tüm bunlar, 2,4 milyon yıllık bir dönemde gerçekleşiyor.</p>
<p>Yeni çalışmanın yazarları uydu verilerini kullanarak, okyanus tabanında onlarca milyon yıl içerisinde biriken tortu haritasını çıkarmış. Bilim insanları jeolojik kayıtlarda, tortuların gökbilimsel döngülerde birikmeye ara verdiği boşluklar olduğunu keşfetmiş. Bu durumun, Mars’ın Dünya üzerindeki kütleçekim etkisi sebebiyle ısınan havanın sonucunda <a href="https://popsci.com.tr/?s=okyanus+ak%C4%B1nt%C4%B1" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">okyanus akıntılarının</a> güçlenmesiyle bağlantılı olabileceğini düşünüyorlar.</p>
<p>Bulgular, bazı kuramlara göre tıpkı geçen yıldızların ve diğer gökbilimsel cisimlerin etkilediği gibi Kızıl Gezegen’in de Dünya’daki iklimi etkilediği görüşünü destekliyor. Fakat makalenin yazarları yaptıkları açıklamada gözlenen bu ısınmanın, insanlarca yayılan sera gazlarının yön verdiği <a href="https://popsci.com.tr/?s=okyanus+ak%C4%B1nt%C4%B1" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">küresel ısınmayla</a> bağlantılı olmadığının altını çiziyor.</p>
<p>Yine de bulgular bu aşamada her ne kadar spekülatif olsa da, yazarların aktardığına göre söz konusu döngü okyanustaki derin akıntıların bazılarının (küresel ısınmanın onları azalttığı bir durumda) dönemsel şekilde sürmesine yardımcı olabilir.</p>
<p>“Okyanuslardaki derin suların karışma gücüne katkı yapan en az iki ayrı mekanizma bulunduğunu biliyoruz” diyor Müller. Bu mekanizmalardan biri de <a href="https://popsci.com.tr/atlantik-okyanusundaki-buyuk-akinti-sistemi-tasma-noktasina-yaklasiyor-olabilir/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Atlantik Meridyen Alabora Sirkülasyonu (AMOC)</a>. Tropik bölgelerden Kuzey Yarımküre’ye sıcak su getiren AMOC, bu süreçte sıcaklığı okyanusun derinliklerine çekerek okyanusta bir “taşıma bandı” görevi görüyor.</p>
<p>Bazı bilim insanları, <a href="https://popsci.com.tr/korfez-akintisi-sistemi-bin-yilin-en-zayif-noktasinda/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">AMOC</a>‘un önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde <a href="https://popsci.com.tr/okyanus-dolasimi-onemli-olcude-yavasladi-ve-iklim-degisikligiyle-aciklanamiyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">çökebileceğini</a> tahmin ediyor. Dolayısıyla derin okyanus girdaplarının teşvik ettiği bu havalandırma işlemi faydalı olabilir.</p>
<p>Sidney Üniversitesinde çalışan ve makalenin baş yazarı olan tortubilimci Adriana Dutkiewicz, “Denizin derinliklerine yönelik 65 milyon yılı kapsayan verilerimiz, ısınan okyanusların derinliklerinde daha enerjik dolaşım olduğunu akla getiriyor” diyor. “Atlantik meridyen alabora sirkülasyonu yavaşlasa veya hepten dursa dahi, bu durum muhtemelen okyanusun durgun hale gelmesini önleyecek.”</p>
<p> </p>
<p><em>Yazar: Emily Cooke/LiveScience. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/mars-her-24-milyon-yilda-bir-dunyanin-okyanus-tabanini-degistiriyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Mars, Her 2,4 Milyon Yılda Bir Dünya’nın Okyanus Tabanını Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Titanik’in Meşhur Korkuluğu İki Yıl Önce Kopmuş</title>
<link>https://trafikdernegi.com/titanikin-meshur-korkulugu-iki-yil-once-kopmus</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/titanikin-meshur-korkulugu-iki-yil-once-kopmus</guid>
<description><![CDATA[ 20 gün süren su altı keşfinde kayıp eserlerin yeri ortaya çıkarıldı ve devam eden çürüme belgelendi. Yeni ve yüksek çözünürlüklü görüntüler, RMS Titanic gemisinin ebedi istirahat bölgesinde beklenmedik bulgular ve talihsiz gelişmeler olduğunu gösteriyor. Dün yayımlanan fotoğraflar, gemiyi kurtarma hakkını elinde bulunduran RMS Titanic Inc. şirketinin 14 yıldan beri gerçekleştirdiği ilk Görüntüleme ve Araştırma Seferi‘nden. […]
Titanik’in Meşhur Korkuluğu İki Yıl Önce Kopmuş yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Bow2024_Still11.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:26:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Titanik’in, Meşhur, Korkuluğu, İki, Yıl, Önce, Kopmuş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/titanikin-meshur-korkulugu-iki-yil-once-kopmus/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Bow2024_Still11-150x150.jpg" alt="Titanik’in Meşhur Korkuluğu İki Yıl Önce Kopmuş" align="left"></a><p><strong>20 gün süren su altı keşfinde kayıp eserlerin yeri ortaya çıkarıldı ve devam eden çürüme belgelendi.</strong></p>
<p>Yeni ve yüksek çözünürlüklü görüntüler, <a href="https://www.popsci.com/technology/3d-titanic-full-scans/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">RMS Titanic</a> gemisinin ebedi istirahat bölgesinde beklenmedik bulgular ve talihsiz gelişmeler olduğunu gösteriyor. Dün yayımlanan fotoğraflar, gemiyi kurtarma hakkını elinde bulunduran RMS Titanic Inc. şirketinin 14 yıldan beri gerçekleştirdiği ilk <a href="https://expedition.discovertitanic.com/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Görüntüleme ve Araştırma Seferi</a>‘nden. Belgeler geminin en simgesel kısımlarından birinin, okyanus yüzeyinin 3,8 km’lik ezici bir derinliğinde ve Kuzey Atlantik’in dondurucu sularında geçirdiği 112 yıla direnemediğini doğruluyor.</p>
<p>15 Nisan 1912’de gerçekleşen o ünlü trajedi sırasında, İngiltere’nin Southampton şehrinden New York’a giden <em><a href="https://popsci.com.tr/?s=titanic" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Titanik</a></em>‘teki 1.500’den fazla yolcu ve mürettebat hayatını kaybetmişti. Tam olarak bulunduğu yer yıllardır gizemini korusa da 1985 yılında Robert Ballard’ın öncülüğünde yürütülen bir sefer sonrasında bu lüks yolcu gemisinin kesin konumu doğrulanmıştı. O zamandan beri çok sayıda kâşif, uzman ve turist, bu tarihi arkeoloji bölgesini belgelemek üzere <a href="https://www.popsci.com/technology/coast-guard-oceangate-titan-recovery/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">sık sık tehlikeli dalışlar</a> yaptı. Federal bir ABD mahkemesi, 1994 yılında geminin tek “kurtarma hakkını” RMS Titanic, Inc. şirketine devretti ve bu şirketi, yasal olarak enkazdan eser kurtarma izni bulunan tek organizasyon olarak belirledi. Grup ve bağlı kuruluşlar, en sonuncusu Temmuz’da gerçekleştirilen ve 20 günden uzun süren toplamda sekiz seferi yönetti.</p>
<p>Dün yapılan bir <a href="https://www.prnewswire.com/news-releases/rms-titanic-inc-unveils-first-discoveries-from-expedition-2024-302236010.html" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">duyuruya</a> göre araştırmacılar son seferlerinde, “şimdiye kadar çekilen ve sayısı 2 milyonu aşan en yüksek çözünürlüklü görüntü ve videoları” kaydetti. Ekip ayrıca LIDAR, sonar ve bir hiper manyetometre (gemi enkazı gibi metalik cisimlere odaklanmak için kullanılan bir cihaz) kullanarak geminin ve enkazının haritasını başarıyla çıkarmış. Kâşifler, özellikle pek çok kişinin uzun zaman önce kaybolduğunu düşündüğü tarihi bir kalıntının yerini de bu araçlarla tespit etmiş. Söz konusu eser, Versay’ın Diana’sı şeklinde bilinen ve 61 cm uzunluğunda olan bronz bir heykel. Titanik araştırmacısı James Penca’ya göre Versay’ın Diana’sı, genellikle gemideki en güzel ve en detaylı alan olduğu düşünülen birinci sınıf yolcu salonunun en önemli parçası görevini görmüştü.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-48241" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-48241" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Diana-Closeup1-560x748.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">Atlantik Okyanusu’nun tabanında bulunan Titanik’in bronz Versay’ın Diana’sı heykeli. Görüntü: RMS Titanic, Inc</figcaption></figure>
<p>Pence 1 Ağustos’ta <a href="https://www.bbc.com/news/articles/crkm82enkgko" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">BBC</a>‘ye şöyle konuşmuştu: “Fakat maalesef, titanik battığı esnada ikiye ayrılınca salon da yarılarak açılmış. Oluşan kaos ve yıkımda Diana pelerinini yırtıp enkaz alanının karanlığını boylamış.” İlk (ve son) kez 1986 yılında yapılan bir seferde görülmüş ancak pek çok uzman, bronz büstün tortuların veya okyanus akıntısıyla dağılan enkazın altında kaldığını düşünmüştü. Penca, onu okyanus tabanında yeniden yarı gömülü vaziyette bulmanın, “samanlıkta iğne bulmaya” benzediğini açıklıyor.</p>
<p>Yeni keşifler, geminin giderek kırılganlaşan kalıntılarını da vurguluyor. Titanik enkazının en tanınır özelliklerinden biri de uzun süredir geminin baş güvertesini çevreleyen tırabzanlar olmuştu. Bu kısım, James Cameron’un 1997 yapımı filminde “<a href="https://www.youtube.com/watch?v=ItjXTieWKyI" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Dünya’nın Kralı</a>” sahnesiyle de ünlenmişti. Ancak yaz boyunca çekilen görüntüler, yapının büyük bir kısmının koptuğunu ve burnun iskele kısmından düştüğünü gösteriyor. Önceki seferlerin belgeleri göz önüne alındığında araştırma takımı, bunun 2022 yılı kadar yakın bir zamanda gerçekleşmiş olması gerektiğini söylüyor.</p>
<p></p>
<p>RMS Titanic Inc. Koleksiyon Müdürü Tomasina Ray, <a href="https://www.prnewswire.com/news-releases/rms-titanic-inc-unveils-first-discoveries-from-expedition-2024-302236010.html" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Pazartesi günkü duyuruda</a>, “Diana heykelinin keşfi heyecan verici bir andı” diyor. “Fakat simgesel güverte tırabzanının kaybı ve diğer çürüme bulguları bizi üzdü.”</p>
<p>Zaman kesinlikle korumacıların tarafında değil. Sert okyanus koşulları ve metal yiyen bakterilerin yıkıcı kabiliyetleri düşünüldüğünde, bazı gözlemciler Titanik’in büyük bir çoğunluğunun <a href="https://www.cbsnews.com/news/titanic-decaying-expedition/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">sadece onlarca yılda çürüyebileceğine</a> inanıyor. Bununla birlikte Ray, hem Versay’ın Diana’sının yeniden ortaya çıkışının hem de tırabzanın kayboluşunun, “Titanik’in mirasini koruma kararlılığımızı güçlendirdiğini” söylüyor.</p>
<p><em>Yazar: Andrew Paul/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/titanikin-meshur-korkulugu-iki-yil-once-kopmus/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Titanik’in Meşhur Korkuluğu İki Yıl Önce Kopmuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Evren Tamamen Karanlık Değil. İşte Bilim İnsanlarının Şimdiye Kadar Yaptığı En İyi Ölçüm</title>
<link>https://trafikdernegi.com/evren-tamamen-karanlik-degil-iste-bilim-insanlarinin-simdiye-kadar-yaptigi-en-iyi-olcum</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/evren-tamamen-karanlik-degil-iste-bilim-insanlarinin-simdiye-kadar-yaptigi-en-iyi-olcum</guid>
<description><![CDATA[ Evrenin parlaklığı ne kadar? Bilim insanları Güneş sistemimizin kenarlarına kadar gidip (kendileri olmasa da bir cihaz yardımıyla), evrene nüfuz eden soluk parıltının bugüne kadarki en doğru ölçümünü yakalamış. Bu olgu, kozmik optik arka plan olarak biliniyor. Geçtiğimiz hafta The Astrophysical Journal bülteninde yayımlanan yeni çalışmada, 2015 yılında Plüton’un yanından geçen ve şu an Dünya’dan 8,8 […]
Evren Tamamen Karanlık Değil. İşte Bilim İnsanlarının Şimdiye Kadar Yaptığı En İyi Ölçüm yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/newhorizons_image.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:26:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Evren, Tamamen, Karanlık, Değil., İşte, Bilim, İnsanlarının, Şimdiye, Kadar, Yaptığı, İyi, Ölçüm</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/evren-tamamen-karanlik-degil-iste-bilim-insanlarinin-simdiye-kadar-yaptigi-en-iyi-olcum/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/newhorizons_image-150x150.webp" alt="Evren Tamamen Karanlık Değil. İşte Bilim İnsanlarının Şimdiye Kadar Yaptığı En İyi Ölçüm" align="left"></a><p>Evrenin parlaklığı ne kadar? Bilim insanları Güneş sistemimizin kenarlarına kadar gidip (kendileri olmasa da bir cihaz yardımıyla), evrene nüfuz eden soluk parıltının bugüne kadarki en doğru ölçümünü yakalamış. Bu olgu, kozmik optik arka plan olarak biliniyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta <em><a href="http://dx.doi.org/10.3847/1538-4357/ad5ffc" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">The Astrophysical Journal</a></em> bülteninde yayımlanan yeni çalışmada, 2015 yılında Plüton’un yanından geçen ve şu an Dünya’dan 8,8 milyar km kadar uzakta olan NASA’nın New Horizons uzay aracıyla yapılmış gözlemlerden faydalanılıyor. Boulder – Colorado Üniversitesinde çalışan astrofizikçi ve makalenin eş yazarı Michael Shull, araştırmada basit görünen ama aslında öyle olmayan bir sorunun cevabının arandığını söylüyor.</p>
<p>“Gökyüzü gerçekten karanlık mı?” diyor Astrofizik ve Gezegen Bilimleri Bölümünde çalışan Emeritus Profesör Shull.</p>
<p>Uzay insan gözlerine siyah görünebilir ancak bilim insanları tamamen karanlık olmadığını düşünüyor. Kozmosun şafağından bu yana sayısız yıldız içeren trilyonlarca galaksi oluşup yok olmuş ve arkalarında sezilemeyecek kadar soluk bir ışık bırakmışlar. Bunu uzaydaki gece ışığı şeklinde düşünebilirsiniz.</p>
<p>Shull ve Baltimore’daki Uzay Teleskobu Bilimi Enstitüsünde çalışan Marc Postman’ın öncülük ettiği araştırma takımı, bu parıltının tam olarak ne kadar parlak olduğunu hesaplamış. Bulgular, kozmik optik arka planın Dünya yüzeyine ulaşan Güneş ışığından kabaca 100 milyar kat daha soluk olduğunu gösteriyor; yani insanların çıplak gözle göremeyeceği kadar soluk.</p>
<p>Sonuçlar, bilim insanlarının evrenin Büyük Patlama’dan bu yana olan tarihine ışık tutmasına yardımcı olabilir.</p>
<p>“Bizler bir nevi kozmik muhasebecileriz, evrende hesaplayabildiğimiz her ışık kaynağının toplamını buluyoruz” diyor Shull.</p>
<p><strong>Karanlığa doğru</strong></p>
<p>Shull bunun, bilim insanlarının hayal gücünü neredeyse 50 yıldır esir alan yoğun bir hesaplama işine benzediğini ekliyor.</p>
<p>Onlarca yıldır yapılan araştırmalardan sonra, astrofizikçilerin artık kozmosun nasıl evrimleştiğine dair gayet iyi bir fikirleri olduğunu düşündüklerini açıklıyor Shull. İlk galaksiler Büyük Patlama’dan birkaç yüz milyon yıl sonra, Kozmik Şafak olarak bilinen bir dönem esnasında oluşmuş. Evrenin bu uzak kısmındaki galaksilerden gelen yıldız ışığı, en parlak noktasına yaklaşık 10 milyar yıl önce ulaşmış. O zamandan beri ise soluklaşıyor.</p>
<p>Kozmik optik arka planın hassas biçimde ölçülmesi, bilim insanlarının kozmosun bu tablosunun mantıklı olup olmadığını ya da uzaya ışık saçan ve henüz keşfedilmemiş gizemli cisimlerin bulunup bulunmadığını onaylamasına yardımcı olabilir.</p>
<p>Ancak bu tür ölçümlerin alınması kolay değil, özellikle de Dünya’dan.</p>
<p>Dünya’nın etrafı ufak toz zerrecikleri ve diğer enkazlarla dolu. Güneş ışığı bu dağınıklığı parlatarak, kozmik optik arka plandan geliyor olabilecek herhangi bir sinyali karartıyor.</p>
<p>“Benim kullandığım bir benzetme de şu şekilde; mesela yıldızları görmek istiyorsanız, şehrin dışına çıkmanız gerekiyor” diyor Shull. “Çok uzaklara, yapay ışığın çok az olduğu yerlere gitmeniz gerek.”</p>
<p>New Horizons, bilim insanlarına benzer bir şeyi uzayda yapmaları için hayatta bir kez rastlanan bir fırsat sunmuş.</p>
<p><strong>Kozmik muhasebe</strong></p>
<p>Uzay aracı, Boulder – Colorado Üniversitesi Atmosferik Fizik ve Uzay Fiziği Laboratuvarındaki (LASP) öğrencilerin tasarladığı Öğrenci Toz Sayacı isimli bir cihaz da taşıyor.</p>
<p>2023 yılının yazında araştırmacılar, New Horizons’un Uzun Menzilli Keşif Görüntüleyici (LORRI) cihazını birkaç hafta boyunca gökyüzündeki 25 bölgeye yöneltmiş.</p>
<p>Araştırma takımı, Güneş sisteminin kenarında bile bir sürü fazladan ışıkla başa çıkmak zorunda kalmış. Örneğin Samanyolu galaksisi, Güneş sistemimiz gibi toz toplayan bir halenin içerisinde duruyor.</p>
<p>“Tozdan kurtulamazsınız” diyor Shull. “O her yerde.”</p>
<p>Shull ve meslektaşları, bu halenin ne kadar ışık meydana getirebileceğini tahmin etmiş ve sonrasında bu miktarı LORRI ile gördükleri miktardan çıkarmışlar. İlave ışık kaynaklarından kurtulduktan sonra, araştırma takımının elinde kozmik optik arka plan kalmış.</p>
<p>Bilimsel tabirle konuşursak bu arka plan, bir steradyan metre kare başına yaklaşık 11 nanowatt. (Bir steradyan, gökyüzünün Ay’ın çapının yaklaşık 130 katı genişliğindeki bir parçası).</p>
<p>Shull bu değerin, bilim insanlarının Büyük Patlama’dan beri oluşmuş olması gerektiğini düşündüğü galaksi sayısıyla güzel uyuştuğunu söylüyor. Farklı bir şekilde söylemek gerekirse uzayda, egzotik parçacık tipleri gibi fazla ışık meydana getiren herhangi bir tuhaf cisim yok gibi görünüyor. Fakat araştırmacılar bu gibi anormallikleri tamamen reddedemiyorlar.</p>
<p>Araştırma takımının bulguları, muhtemelen uzunca bir süre evrenin parlayışına yönelik yapılmış en iyi tahminler olacak. New Horizons, geriye kalan yakıtını başka bilimsel önceliklerin peşinden gitmek için kullanacak. Şu an uzayın bu soğuk, karanlık köşelerine doğru yol alan başka bir uzay görevi bulunmuyor.</p>
<p>“Eğer gelecekteki bir uzay görevine kamera yerleştirirlerse, cihazın oraya ulaşması için hepimizin onlarca yıl beklemesi gerekecek ki daha kesin bir ölçüm görebilelim” diyor Shull.</p>
<p>Makalenin diğer eş yazarları arasında SWRI’de çalışan Alan Stern ve ABD Ulusal Bilim Vakfı Ulusal Optik Kızılötesi Gökbilim Araştırma Laboratuvarında çalışan Tod Lauer var. Johns Hopkins Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarında, San Antonio – Texas Üniversitesinde ve Virginia Üniversitesinde çalışan araştırmacılar da katkıda bulunmuş.</p>
<p><em>Yazar: Daniel Strain/Boulder – Colorado Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/evren-tamamen-karanlik-degil-iste-bilim-insanlarinin-simdiye-kadar-yaptigi-en-iyi-olcum/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Evren Tamamen Karanlık Değil. İşte Bilim İnsanlarının Şimdiye Kadar Yaptığı En İyi Ölçüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>28 Yılı Kapsayan Büyük Araştırma Sonrasında DSÖ: Cep Telefonları ile Beyin Kanserinin Bağlantısı Yok</title>
<link>https://trafikdernegi.com/28-yili-kapsayan-buyuk-arastirma-sonrasinda-dso-cep-telefonlari-ile-beyin-kanserinin-baglantisi-yok</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/28-yili-kapsayan-buyuk-arastirma-sonrasinda-dso-cep-telefonlari-ile-beyin-kanserinin-baglantisi-yok</guid>
<description><![CDATA[ Radyo dalgasına maruz kalmanın sağlığa yönelik olası etkileri üzerine yürütülen sistematik bir inceleme, cep telefonları ve beyin kanseri arasında bağlantı olmadığını gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütünün talebi üzerine yürütülen inceleme, iki gün önce Environment International bülteninde yayımlandı. Cep telefonları kullanım sırasında sık sık kafaya doğru tutuluyor. Ayrıca iyonlaştırmayan bir radyasyon çeşidi olan radyo dalgaları yayıyorlar. Mobil […]
28 Yılı Kapsayan Büyük Araştırma Sonrasında DSÖ: Cep Telefonları ile Beyin Kanserinin Bağlantısı Yok yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/iStock-838209340-scaled.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:26:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yılı, Kapsayan, Büyük, Araştırma, Sonrasında, DSÖ:, Cep, Telefonları, ile, Beyin, Kanserinin, Bağlantısı, Yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/28-yili-kapsayan-buyuk-arastirma-sonrasinda-dso-cep-telefonlari-ile-beyin-kanserinin-baglantisi-yok/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/iStock-838209340-150x150.jpg" alt="28 Yılı Kapsayan Büyük Araştırma Sonrasında DSÖ: Cep Telefonları ile Beyin Kanserinin Bağlantısı Yok" align="left"></a><p>Radyo dalgasına maruz kalmanın sağlığa yönelik olası etkileri üzerine yürütülen sistematik bir inceleme, cep telefonları ve beyin kanseri arasında bağlantı olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütünün talebi üzerine yürütülen inceleme, iki gün önce <em><a href="https://doi.org/10.1016/j.envint.2024.108983" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Environment International</a></em> bülteninde yayımlandı.</p>
<p>Cep telefonları kullanım sırasında sık sık kafaya doğru tutuluyor. Ayrıca iyonlaştırmayan bir radyasyon çeşidi olan radyo dalgaları yayıyorlar. Mobil telefonların beyin kanserine sebep olabileceği düşüncesinin ortaya çıkışından büyük oranda bu iki etmen sorumlu.</p>
<p>Cep telefonlarının kansere sebep olabilme ihtimali, uzun süredir devam eden bir endişe sebebiydi. Cep telefonları ve daha geniş anlamda kablosuz teknolojiler, gündelik yaşamlarımızın önemli bir parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla bilimin, bu cihazlardan gelen radyo dalgalarına maruz kalmanın güvenli olup olmadığını ele alması hayati önem taşıyor.</p>
<p>Bilimsel mutabakat yıllar geçse de gücünü kaybetmemişti: Cep telefonlarından çıkan radyo dalgaları ve beyin kanseri ya da daha genel anlamda sağlık arasında hiçbir bağlantı yoktu.</p>
<p><strong>Olası bir kanserojen olarak radyasyon</strong></p>
<p>Bu mutabakata rağmen, arada sırada yayımlanan araştırma çalışmalarında zarar olasılığı öne sürülmüştü.</p>
<p>Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), 2011 yılında radyo dalgasına maruz kalmayı insanlar için olası bir kanserojen şeklinde sınıflandırmıştı. Bu sınıflandırma genelde yanlış anlaşılmış ve endişelerin bir miktar artmasına yol açmıştı.</p>
<p>IARC, Dünya Sağlık Örgütünün bir parçası. Radyo dalgalarını olası bir kanserojen şeklinde sınıflandırması ise büyük oranda insanlar üzerinde yürütülen gözlemsel çalışmalardan gelen sınırlı bulgulara dayanıyor. Epidemiyolojik çalışmalar olarak da bilinen bu çalışmalarda, hastalığın oranı ve insan popülasyonlarındaki muhtemel sebepleri gözlemleniyor.</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="UQTHot0Lxt"><p><a href="https://popsci.com.tr/buyuk-incelemenin-sonucu-5g-tamamen-guvenli/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Büyük İncelemenin Sonucu: 5G Tamamen Güvenli</a></p></blockquote>
<p></p>
<p>Gözlemsel çalışmalar, araştırmacıların insan sağlığındaki uzun vadeli etkileri incelemesi için en iyi araç. Fakat sonuçlar sık sık farklı yönlere sapabiliyor.</p>
<p>IARC’deki bu sınıflandırma, beyin kanseri olan insanların bir cep telefonunu normalden daha fazla kullandıklarını rapor ettikleri önceki gözlemsel çalışmalara dayanıyor. Bunun bir örneği de INTERPHONE çalışması olarak biliniyor.</p>
<p>İnsanlar üzerinde yürütülen gözlemsel çalışmaların bu yeni sistematik incelemesi ise IARC’nin 2011 yılında incelediği şeye kıyasla çok daha geniş bir veri setine dayanıyor. Daha yeni ve daha kapsamlı çalışmaları içeriyor. Bu durum, cep telefonları veya kablosuz teknolojilerden gelen radyo dalgalarına maruz kalmanın, beyin kanseri tehlikesinin artışıyla bağlantılı olmadığından artık daha da emin olabileceğimiz anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Hiçbir bağlantı yok</strong></p>
<p>Yeni inceleme, Dünya Sağlık Örgütünün radyo dalgalarına maruz kalmanın sağlığa yönelik olası etkilerinin daha yakından araştırılması için talep ettiği bir dizi sistematik incelemenin parçası niteliğinde.</p>
<p>Bu sistematik inceleme, kablosuz teknolojilerden gelen radyo dalgalarının insan sağlığına karşı tehlike oluşturmadığına dair bugüne kadarki en güçlü bulguları sunuyor.</p>
<p>Araştırma, konu üzerindeki en kapsamlı inceleme çalışması niteliğinde; 1994 ve 2022 arasında yayımlanan ve 63 tanesi nihai analize dahil edilen 5.000’den fazla çalışmayı kapsıyor. Bazı çalışmaların dahil edilmemesinin temel sebebi, aslında bu çalışmaların konuyla alakalı olmaması. Sistematik incelemelerin arama sonuçlarında bu çok normal bir durum.</p>
<p>Cep telefonu kullanımı ve beyin kanseri ya da diğer herhangi bir kafa veya boyun kanseri arasında hiçbir bağlantı bulunmamış.</p>
<p>Ayrıca bir kişi bir cep telefonunu on yıl veya daha fazla kullandığında da (uzun kullanım) kanserle herhangi bir bağlantı tespit edilmemiş. Telefonların ne sıklıkta kullanıldığı da (ya çağrı sayısına ya da telefonda geçirilen zamana göre) bir farklılık yaratmamış.</p>
<p>Bir diğer önemli konu da bulguların önceki araştırmalarla örtüşmesi. Kablosuz teknolojiler geride bıraktığımız onlarca yılda devasa boyutta çoğalsa da beyin kanserlerinin görülme oranında hiçbir artış olmamış.</p>
<p><strong>İyi bir şey</strong></p>
<p>Sonuçlar genel olarak çok rahatlatıcı. Ulusal ve uluslararası güvenlik sınırlarımızın koruyucu olduklarını gösteriyor. Cep telefonları, bu güvenlik sınırlarının altında kalan düşük seviye radyo dalgaları yayıyor ve bu dalgalara maruz kalmanın insan sağlığına etki ettiğini gösteren hiçbir kanıt bulunmuyor.</p>
<p>Buna rağmen araştırmaların devam etmesi önem taşıyor. Teknoloji yüksek bir hızda gelişiyor. Bu gelişmeler, radyo dalgalarının farklı frekanslarda farklı şekillerde kullanılmasını da beraberinde getiriyor. Bilimin, bu teknolojilerden çıkan radyo dalgalarına maruz kalmanın hâlâ güvenli olduğunu temin etmesi bu yüzden gerekli.</p>
<p>Bugün karşılaştığımız güçlük ise bu yeni araştırmanın, cep telefonları ve beyin kanseriyle ilgili inatçı yanlış anlamaları ve yanlış bilgileri önlediğinden emin olmak.</p>
<p>Cep telefonlarının radyo dalgalarına maruz kalmanın sağlığa etkisine dair kabul görmüş hiçbir bulgu yok ve bu iyi bir şey.</p>
<p><em>Yazarlar: Sarah Loughran – Avustralya Radyasyon Araştırma ve Tavsiye Kurumu (ARPANSA) Başkanı ve Wollongong Üniversitesinde Misafir Doçent & Ken Karipidis – ARPANSA Başkan Yardımcısı ve Sağlık Etkileri Değerlendirme Birimi, Monash Üniversitesi Halk Sağlığı ve Önleyici Tıp Fakültesinde Misafir Doçent. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/28-yili-kapsayan-buyuk-arastirma-sonrasinda-dso-cep-telefonlari-ile-beyin-kanserinin-baglantisi-yok/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">28 Yılı Kapsayan Büyük Araştırma Sonrasında DSÖ: Cep Telefonları ile Beyin Kanserinin Bağlantısı Yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya’nın ilk 3’e katlanan telefonu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-ilk-3e-katlanan-telefonu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-ilk-3e-katlanan-telefonu</guid>
<description><![CDATA[ Huawei Mate XT Ultimate Design, ekranını sadece ikiye değil, üçe katlayarak sektörde bir devrim yaratıyor. Akıllı telefonlar için bugüne kadar tasarlanan en yenilikçi ekranlardan birine sahip olan bu model, özellikle esneklik ve çok yönlülük konusunda çıtayı bir üst seviyeye taşıyor. Kullanıcılar, cihazın ekranını üç farklı şekilde katlayarak, farklı kullanım modlarına kolaylıkla geçiş yapabiliyor. Bu benzersiz […]
Dünya’nın ilk 3’e katlanan telefonu yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1726044525_Huawei_Mate_XT__3_.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:26:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünya’nın, ilk, 3’e, katlanan, telefonu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/dunyanin-ilk-3e-katlanan-telefonu/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1726044525_Huawei_Mate_XT__3_-150x150.png" alt="Dünya’nın ilk 3’e katlanan telefonu" align="left"></a><p>Huawei Mate XT Ultimate Design, ekranını sadece ikiye değil, üçe katlayarak sektörde bir devrim yaratıyor. Akıllı telefonlar için bugüne kadar tasarlanan en yenilikçi ekranlardan birine sahip olan bu model, özellikle esneklik ve çok yönlülük konusunda çıtayı bir üst seviyeye taşıyor. Kullanıcılar, cihazın ekranını üç farklı şekilde katlayarak, farklı kullanım modlarına kolaylıkla geçiş yapabiliyor. Bu benzersiz katlama teknolojisi, cihazın taşıma kolaylığını artırırken, büyük bir ekran deneyimi arayan kullanıcılar için de ideal bir çözüm sunuyor. Üç katlı ekran, kullanıcıların çoklu görev yapma imkanlarını genişletirken, cihazı hem taşınabilir bir tablet hem de akıllı telefon olarak kullanabilmelerini sağlıyor.</p>
<p>Mate XT Ultimate Design’ın OLED ekranı, tek, çift ve üçlü kullanımlarda sırasıyla 6,4, 7,9 ve 10,2 inç oluyor. 3K çözünürlüğündeki ekran tamamen açıldığında, 16:11 altın oran ölçülerine gelerek hem medya tüketimi hem de verimlilik konularında mükemmel değerleri sunuyor. 10 bit renk derinliği ile 1 milyardan fazla renk görüntüleyebilen ekran, P3 renk gamutunu da destekliyor ayrıca HarmonyOS 4.2 işletim sisteminin yetenekleri sayesinde çoklu görev yapma imkanı artarken, kullanıcılar aynı anda birden fazla uygulamayı zahmetsizce kullanabiliyor.</p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1726044525_Huawei_Mate_XT__2_.png" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignleft size-large wp-image-48315" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1726044525_Huawei_Mate_XT__2_-560x240.png" alt="" width="560"></a></p>
<p>Bu yenilikçi ekran teknolojisi, özellikle iş dünyası için de büyük avantajlar sunuyor. Kullanıcılar, iş toplantılarında sunum yaparken veya belgeleri incelemek için geniş ekrana geçiş yapabiliyor, aynı zamanda cihazı kompakt hale getirerek kolaylıkla taşıyabiliyorlar. Mate XT Ultimate Design, özellikle profesyoneller için hem bir telefon hem de bir tablet işlevi görerek, iş süreçlerini daha verimli hale getiriyor.</p>
<p>Cihaz, 16 GB RAM ile gelirken, depolamasında da 256 GB, 512 GB ve 1 TB seçenekleri sunulmuş.</p>
<p>Bu kadar güçlü ve ekran alanı çok yüksek bir telefonda doğal olarak çok güçlü bir pil kullanılıyor. 5.600 mAh kapasitesindeki pil maksimum 66 W (11V/6A) süper hızlı şarjı desteklerken; 10V/4A veya 10V/2,25A veya 4,5V/5A veya 5V/4,5A süper hızlı şarj ile uyumlu olmasının yanına 9V/2A hızlı şarj ile de uyumludur ve 5 W kablolu ters şarjı destekliyor. Ayrıca 50W’a kadar Huawei Kablosuz Süper Hızlı Şarjı ve 7,5W kablosuz ters şarjı destekleniyor.<a href="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1726044524_Huawei_Mate_XT__1_.png" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignleft size-large wp-image-48312" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1726044524_Huawei_Mate_XT__1_-560x315.png" alt="" width="560"></a></p>
<p> </p>
<p><strong>Yenilikçi Kamera Sistemi</strong></p>
<p>Huawei Mate XT Ultimate Design, kamera özellikleriyle de öne çıkıyor. Üç katlı ekranın sağladığı avantajlar, kamera kullanımı sırasında da kendini gösteriyor. Kullanıcılar, farklı açılardan çekim yaparken, geniş ekranın sunduğu esneklikten faydalanabiliyorlar. Bu sayede, fotoğraf ve video çekiminde daha geniş bir perspektife sahip olabiliyor, yüksek çözünürlüklü görüntüler elde edebiliyorlar.</p>
<p>Mate XT Ultimate Design üzerinde 50 megapiksel ultra optik değişken kamera (F1.4~F4.0 diyafram açıklığı, OIS optik görüntü sabitleme) ile birlikte çalışan 12 megapiksel ultra geniş açılı kamera (F2.2 diyafram açıklığı) ve 12 megapiksel periskop telefoto kamera (F3.4 diyafram açıklığı, OIS optik görüntü sabitleme) mevcut. 5,5x optik yakınlaştırma (lens odak uzaklığı eşdeğeri 24 mm, 13 mm, 125 mm’dir) ve 50x dijital yakınlaştırmayı destekliyor.</p>
<p>Cihazın çok yönlü kamera sistemi, hem profesyonel fotoğrafçılar hem de günlük kullanıcılar için ideal bir seçenek sunuyor. Özellikle video içerik üreticileri için geniş ekran ve yüksek çözünürlüklü kamera kombinasyonu, yaratıcı içerikler üretme konusunda büyük avantaj sağlıyor. Kullanıcılar, yüksek kaliteli videolar çekerken, aynı anda düzenleme yapabilme imkânına da sahip oluyorlar.</p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1726044527_Huawei_Mate_XT__6_.png" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignleft size-large wp-image-48313" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/1726044527_Huawei_Mate_XT__6_-560x240.png" alt="" width="560"></a></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/dunyanin-ilk-3e-katlanan-telefonu/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Dünya’nın ilk 3’e katlanan telefonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kenara Çekilin Atomik Saatler: Nükleer Saatler Geliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kenara-cekilin-atomik-saatler-nukleer-saatler-geliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kenara-cekilin-atomik-saatler-nukleer-saatler-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Fizikçiler altta yatan ilkeleri gösterdi. Sırada prototip var. Atomik saatler 70 yılı aşkın süredir zamanı ölçmenin en kesin araçları olarak hizmet verdi. Fakat saltanatları artık sona eriyor olabilir. Amerikan Standartlar ve Teknoloji Enstitüsünün (NIST) geçtiğimiz hafta yaptığı bir duyuruya göre uluslararası bir araştırma takımı, ilk nükleer saat prototipini tamamlamaya hiç olmadığı kadar yaklaştı. Uzmanlar saatin […]
Kenara Çekilin Atomik Saatler: Nükleer Saatler Geliyor yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Nuclear-Clock1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:26:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kenara, Çekilin, Atomik, Saatler:, Nükleer, Saatler, Geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/kenara-cekilin-atomik-saatler-nukleer-saatler-geliyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Nuclear-Clock1-150x150.jpg" alt="Kenara Çekilin Atomik Saatler: Nükleer Saatler Geliyor" align="left"></a><p><strong>Fizikçiler altta yatan ilkeleri gösterdi. Sırada prototip var.</strong></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/dunyanin-en-hassas-saati-einsteini-yine-hakli-cikardi/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Atomik saatler</a> 70 yılı aşkın süredir <a href="https://popsci.com.tr/yeni-tip-atomik-saat-cok-daha-hassas-sekilde-zaman-tutuyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">zamanı ölçmenin en kesin araçları</a> olarak hizmet verdi. Fakat saltanatları artık sona eriyor olabilir. Amerikan Standartlar ve Teknoloji Enstitüsünün (NIST) geçtiğimiz hafta yaptığı bir <a href="https://www.nist.gov/news-events/news/2024/09/major-leap-nuclear-clock-paves-way-ultraprecise-timekeeping" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">duyuruya göre</a> uluslararası bir araştırma takımı, ilk nükleer saat prototipini tamamlamaya hiç olmadığı kadar yaklaştı. Uzmanlar saatin geliştirilmiş hassasiyetinin GPS’ten internet hızlarına ve dijital güvenliğe kadar her şeyi daha iyi hale getireceğini düşünüyor. Böyle bir cihaz ayrıca karanlık maddenin ve diğer temel parçacık fiziği kuramlarının tabiatını araştırmaya da yardımcı olabilir.</p>
<p>İki saat arasında ilk bakışta çok fark yokmuş gibi gelebilir fakat her şey ölçekle ilgili. Atomik saatlerin zaman tutma kabiliyetleri, tekil atomların kesin titreşimlerini ölçerek bir saniyenin uzunluğunu belirlemeye dayanıyor. Bunu yapmak içinse yüksek güçlü bir lazer ışını, bir sezyum-133 atomuna doğrultuluyor ve sonrasında atomun elektronlarını uyararak, enerji seviyeleri arasında bir saniye boyunca tam 9.192.631.770 titreşimle geçiş yapmasını sağlıyor. Sonrasında gezegen çapındaki atomik saat ağları, sistemlerini bu ölçümle eş zamanlayarak internet iletişimleri, haritalama, uzaya fırlatılan roketler ve diğer pek çok kullanım alanı için son derece kesin bir eş güdüm sağlıyor. 2014 yılından beri ABD’de geçerli olan ana standart (NIST’te yer alan bir sezyum çeşmesi saati), 300 milyon yılda sadece 1 saniyelik sapmayla zaman tutma kabiliyetine sahipti.</p>
<p>Fakat nükleer saatler bu konseptleri katbekat daha ince ayarlanmış parametrelerde uygulayacak. Adından da anlaşılacağı üzere bu cihazlar, daha büyük atomların titreşimlerinin aksine tek bir çekirdeğin titreşimlerine odaklanıyor. Çekirdeğe yöneltilen lazer ışığı (atomun tamamından <a href="https://chem.libretexts.org/Courses/Indiana_Tech/EWC:_CHEM_1020_-_General_Chemistry_I_(Budhi)/02:_Atoms_and_Elements/2.05:_2.5_The_Structure_of_The_Atom" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">100.000 kat daha ufak</a>) daha yüksek frekanslar gerektiriyor ve ayrıca saniye başına daha fazla dalga döngüsünü garanti ediyor. Böylelikle saniye başına titreşim artıyor ve sonrasında daha büyük hassasiyete olanak sağlanıyor. Kuramsal olarak bu durum, 300 milyon yılda gerçekleşen zaman belirsizlikleriyle kıyaslandığında onları güvenilmez hale getiriyor.</p>
<p>NIST ve ABD Ortak Laboratuvar Astrofiziği Enstitüsünde (JILA) çalışan fizikçi Jun Ye, Çarşamba günü yapılan duyuruda şöyle aktarıyor: “Milyarlarca yıl çalışsa dahi bir saniye bile kaybetmeyecek bir kol saati düşünün. Henüz oraya gelmedik ama bu araştırma bizi o hassasiyet seviyesine daha da yaklaştırıyor.”</p>
<p>Genel olarak konuşacak olursak çekirdekler, benzer faz sıçramaları yapmak için uyumlu X-ışınları gerektiriyor; fakat mevcut teknoloji, bunun yapılması için gereken enerji seviyelerini üretemiyor. Araştırmacılar bu engelin üstesinden gelmek için toryum-229’a yönelmişler. Bu elementin çekirdeği bilinen diğer tüm atomlardan daha düşük bir sıçrama sergilerken, uyarım için de daha düşük enerjili morötesi ışığa ihtiyaç duyuyor.</p>
<p>Toryum çekirdekleri küçük bir kristalde asılı tutulduklarında, araştırmacılar üzerlerine tahmin edilebilir aralıklarla UV lazer ışınları yansıtmış. Bu esnada da optik frekans tarağı şeklinde bilinen bir şeyi (“son derece hassas bir ışık cetveli” şeklinde tanımlanıyor) kullanarak proton ve nötronların titreşimsel “tıkırtılarını” saymışlar. Sonuç ise dalga boyuna dayanan önceki ölçümlerden yaklaşık 1 milyon kat daha yüksek olan bir hassasiyet seviyesi olmuş. Araştırma takımı, UV frekanslarını dünyanın strontiyuma dayalı diğer en doğru atomik saatlerinin optik frekansıyla da karşılaştırarak, bir nükleer geçiş ile atomik blok arasındaki ilk “doğrudan frekans bağlantısını” da kurmuşlar. NIST’e göre bu gelişme, “nükleer saatin geliştirilmesi ve mevcut zaman tutma sistemleriyle bütünleştirilmesi yolunda atılan çok önemli bir adım.”</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="lWsMIs0e6s"><p><a href="https://popsci.com.tr/dunyanin-en-hassas-saati-einsteini-yine-hakli-cikardi/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Dünyanın En Hassas Saati Einstein’ı Yine Haklı Çıkarıyor</a></p></blockquote>
<p></p>
<p>Deneylerde sadece zaman ölçüm bariyerleri kırılmamış. Bu yeni dizi ayrıca fizikçilerin, bir toryum çekirdeğinin şeklini de çığır açan detaylarla gözlemlemesine olanak sağlamış. Araştırma takımı bu gelişmeyi, bir uçağın içerisinden yerdeki çimleri tek tek görebilmeye benzetiyor.</p>
<p>Tümüyle tamamlanmış bir nükleer saat olmasa da araştırmacılar, altta yatan ilkelerin yapılabilirliğini ilk defa göstermişler. Uzmanlar bu noktadan itibaren artık böyle aletleri uygulamaya koyacak gerçek bir cihaz tasarlamaya başlayabilir. Nükleer saatler bir gün tamamlandığında, daha hızlı, daha güvenilir internet bağlantılarını ve daha doğru haritalama sistemlerini destekleyip, fizik dünyasının içerisinde de karanlık maddenin tespit edilmesi veya doğanın kuramsal sabitlerinin doğrulanması gibi önemli keşiflere olanak sağlayabilir. Hepsi de devasa parçacık hızlandırıcılara gerek duyulmadan yapılabilir.</p>
<p><em>Yazar: Andrew Paul/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/kenara-cekilin-atomik-saatler-nukleer-saatler-geliyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kenara Çekilin Atomik Saatler: Nükleer Saatler Geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>2024 James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı Belli Oldu!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/2024-james-dyson-odulu-ulusal-kazanani-belli-oldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/2024-james-dyson-odulu-ulusal-kazanani-belli-oldu</guid>
<description><![CDATA[ 2024 yılı James Dyson Ödülü’nün Türkiye ayağının kazananı Algbio, CO2 (Karbondioskit) yakalamak ve atık suları arıtmak için mikroalgleri kullanarak sürdürülebilir çözümlere bir yenisini ekliyor. Birleşmiş Milletler’e göre, dünyadaki atık suyun yaklaşık yüzde 80’i yeterli arıtma yapılmadan çevreye bırakılıyor. (Kaynak: BM Su, 2021) Dünya Bankası, arıtılmamış atık suyun, üretkenlik kaybı ve sağlık hizmetleri maliyetleri açısından ülkelere […]
2024 James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı Belli Oldu! yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Algbio_Selen-Senal-3-1024x640.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:26:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>2024, James, Dyson, Ödülü, Ulusal, Kazananı, Belli, Oldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/2024-james-dyson-odulu-ulusal-kazanani-belli-oldu/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Algbio_Selen-Senal-3-150x150.jpg" alt="2024 James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı Belli Oldu!" align="left"></a><p><strong>2024 yılı James Dyson Ödülü’nün Türkiye ayağının kazananı Algbio, CO2 (Karbondioskit) yakalamak ve atık suları arıtmak için mikroalgleri kullanarak sürdürülebilir çözümlere bir yenisini ekliyor.</strong></p>
<ul>
<li>Birleşmiş Milletler’e göre, dünyadaki atık suyun yaklaşık yüzde 80’i yeterli arıtma yapılmadan çevreye bırakılıyor. (Kaynak: BM Su, 2021)</li>
<li>Dünya Bankası, arıtılmamış atık suyun, üretkenlik kaybı ve sağlık hizmetleri maliyetleri açısından ülkelere yılda yaklaşık 260 milyar dolara mal olduğu bildiriliyor. (Kaynak: Dünya Bankası, 2019)</li>
<li>2021 yılında, fosil yakıtlar ve sanayiden kaynaklanan küresel CO2 emisyonları yaklaşık 36,4 milyar metrik tona ulaştığı belirtiliyor. (Kaynak: Küresel Karbon Projesi, 2021)</li>
</ul>
<p><strong>Atık Sular ve Karbondioksit, Algbio Sayesinde Biyo-ürünlere Dönüşecek</strong></p>
<p><strong><u>Problem</u></strong></p>
<p>Dünyada hızla artan sanayileşme ve kentleşme, su kaynaklarını kirletirken, atmosfere büyük miktarda sera gazı salınmasına neden oluyor. Bu durum, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi küresel sorunları tetikliyor. Bu yılın <a href="https://www.jamesdysonaward.org/tr-TR/#:~:text=James%20Dyson%20%C3%96d%C3%BCl%C3%BC%2C%20yeni%20nesil,veren%20uluslararas%C4%B1%20bir%20tasar%C4%B1m%20%C3%B6d%C3%BCl%C3%BCd%C3%BCr." data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">James Dyson Ödülü</a> Türkiye Ulusal Kazananı Algbio da, CO2 emisyonları ve atık sularla mücadele ederek bu önemli problemlere çözüm sunuyor.</p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Algbio_Selen-Senal-2-scaled.jpg" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignleft size-large wp-image-48303" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Algbio_Selen-Senal-2-1024x576.jpg" alt="" width="696"></a></p>
<p><strong><u>İcat</u></strong></p>
<p><a href="https://www.jamesdysonaward.org/tr-TR/2024/project/algbio" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Algbio</a>, CO2 yakalamak ve atık suyu arıtmak için mikroalgleri kullanıyor. Bu sistem, mikroalglerin büyümesini optimize eden biyoreaktörler sayesinde bunları biyoyakıtlara ve biyoplastiklere dönüştürüyor. Böylece emisyonları azaltıyor, su kalitesini iyileştiriyor, iklim değişikliğini hafifletiyor, deniz ve hava kirliliği, fosil yakıtlar ve son olarak plastik kirliliği gibi sorunları çözüyor.</p>
<p>Proje, atık yönetimi ve karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlayarak, çevreyi koruma ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma konusunda topluma fayda sağlıyor. Algbio’nun mikroalg büyümesini optimize etmeye odaklanması, gelişmiş karbon yakalama ve atık su arıtımı için alg büyümesini en üst düzeye çıkarmak üzere kanal havuzlarının kullanımı da dahil olmak üzere gelişmiş mühendislik stratejilerine odaklanan 3 ton kapasiteli bir operasyonun kurulmasına yol açtı. Bu havuzlar, azot ve fosfor gibi kirleticilerin yüzde 95’ine kadarını etkili bir şekilde gidererek geleneksel yöntemleri geride bıraktı. Mikroalglerden biyoyakıt üretiminin titizlikle test edilmesi, maliyet etkinliğini ve mevcut motorlarla modifikasyon olmaksızın uyumluluğunu gösteriyor.</p>
<p>Genç mühendisler, tasarımın ilham kaynağının, İstanbul gibi büyük şehirlerde ve dünya genelinde gözlemledikleri ciddi çevresel sorunlar olduğunu söylüyor. Özellikle İstanbul’da denizlerdeki müsilaj sorunlarının ve yoğun CO2 emisyonlarının, şehrin biyolojik çeşitliliğini ve ekosistemini tehdit ettiğini vurguluyorlar.</p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Algbio_Selen-Senal-1-scaled.jpg" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img decoding="async" class="alignleft size-large wp-image-48302" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Algbio_Selen-Senal-1-1024x576.jpg" alt="" width="696"></a></p>
<p>Algbio, 2024 James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı olarak, medya görünürlüğünün yanı sıra projeyi geliştirme ve ticarileştirmede atacağı sonraki adımları desteklemek üzere 5.000 Sterlin’lik ödülün de sahibi oldu. Kazandıkları bu ödülün, projelerini bir sonraki aşamaya taşımak için büyük bir fırsat olacağını söyleyen genç mühendisler, bu fonu, prototiplerini daha da geliştirip test etmek ve tasarımlarını iyileştirmek için kullanmayı planladıklarını, böylelikle bu sürecin, hem ulusal hem de uluslararası pazarda daha güçlü bir konuma gelmelerini sağlayacaklarını belirtiyorlar.</p>
<p>Algbio, 2018 yılında Marmara Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’nden mezun olan, yüksek lisansını Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik üzerine yapmış ve hali hazırda Doktorasını da Yeditepe Üniversitesi Biyoteknoloji üzerine yapan Selen Şenal ve Gebze Teknik Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’nden mezun Ceyda Güneş tarafından tasarlandı.</p>
<p><strong>James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı Selen Şenal</strong> ödüle dair şunları söyledi: “James Dyson Ödülü’ne başvurmamızın temel nedeni, yenilikçi mühendislik çözümlerimizle küresel çevre sorunlarına dikkat çekmek ve bu sorunlara etkili çözümler sunma arzumuzdur. Yarışma, projelerimizi dünya çapında tanıtmak ve daha geniş bir kitleye ulaştırmak için önemli bir fırsat sundu. Yarışma hakkında bilgiyi sosyal medya toplulukları aracılığıyla edinmiştik.”</p>
<p><strong>Dyson jüri temsilci grubunda yer alan Dyson’da Kıdemli Mekatronik Mühendisi Mehmet Akbulut </strong>ise, “Dyson’da dünya problemlerine çözüm bulmaya çalışırken, bir yandan da bu çözümlerin sürdürülebilir, çok yönlü ve az maliyetli olmasına özen gösteriyoruz. Algbio projesi atık sular ve CO2 emisyonları gibi global düzeyde de çok büyük problem olarak gözüken sorunlara çözüm olurken aynı zamanda biyoyakıt ve biyoplastik üretiyor. Ülkemizin böylesine prestijli bir yarışmada böylesine güçlü bir projeyle de boy göstermesi ayrıca mutluluk verici. Ulusal kazananımızı tebrik ediyorum ve ona global yarışmada başarılar diliyorum.” dedi.</p>
<p>Algbio, James Dyson Ödülü’nün bir sonraki aşaması olan,16 Ekim’de Dyson mühendisleri tarafından seçilecek uluslararası İlk 20 listesine kalmaya çalışacak. Ardından 13 Kasım’da da James Dyson tarafından seçilecek uluslararası kazananlar açıklanacak.</p>
<p><strong>Ulusal İkinciler</strong></p>
<p><a href="https://www.jamesdysonaward.org/en-US/2024/project/migrelieve-1" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer"><strong>MigRelieve</strong></a></p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-48323" class="wp-caption alignleft"><a href="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/MigRelieve_Yusuf-Sayin-1.jpg" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img decoding="async" class="size-large wp-image-48323" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/MigRelieve_Yusuf-Sayin-1-560x315.jpg" alt="" width="560"></a><figcaption class="wp-caption-text">Yusuf Sayın’ın projesi olan MigRelieve, Migren ağrılarını doğal yollarla hafifletmeyi hedefliyor.</figcaption></figure>
<p><strong>Problem: </strong>Günümüzde Migren ağrısı çeken insanlar, hayatlarına ve günlük aktivitelerine devam etmede zorluk yaşıyorlar ve ilaca çok fazla bağımlı kalıyorlar.<strong>  </strong></p>
<p><strong>Çözüm: </strong>İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Ürün Tasarımı mezunu Yusuf Sayın’ın icat ettiği MigRelieve, migren ağrısını doğal yollarla hafifletmek ve ilaç bağımlılığını azaltmak için tasarlanmış alternatif bir tıbbi üründür. “C” şekli, soğuk kompres, sıcak kompres ve ritmik titreşim terapisiyle trigeminal ve vagus sinirlerini hedeflerken baş üzerinde stabilite sağlıyor. Trigeminal ve vagus sinirlerini hedef alan sıcak kompres, soğuk kompres ve titreşim terapisi sunuyor. MigRelieve, sıcaklık kontrolü için bir Peltier mekanizmasına ve ısı dağıtımı için alüminyum bir soğutucu ile mini bir titreşim motoruna sahiptir. Mikro denetleyici tabanlı bir platform tarafından çalıştırılıyor ve bir sıcaklık sensörü, lityum polimer pil, LED göstergeler ve termal pedler içeriyor. MigRelieve, migren ağrısını çok yönlü bir yaklaşımla yöneterek yaşam kalitesini artırmayı amaçlıyor.</p>
<p><a href="https://www.jamesdysonaward.org/en-US/2024/project/flexcare" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer"><strong>FlexCare</strong></a></p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-48306" class="wp-caption alignleft"><a href="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/FlexCare_Zeynep-Alkaya-2.jpg" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img decoding="async" class="size-large wp-image-48306" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/FlexCare_Zeynep-Alkaya-2-560x315.jpg" alt="" width="560"></a><figcaption class="wp-caption-text">Zeynep Alkaya’nın geliştirdiği FlexCare, diz problemlerini iyileştirmeye yardımcı oluyor.</figcaption></figure>
<p><strong>Problem: </strong>Dizlerinde problem olan, ameliyatlı veya fizik tedavi seanslarına ihtiyaç duyan insanların tedavi için önemli ölçüde zaman kaybetmesi ve zorluklarla karşılaşması.</p>
<p><strong>Çözüm: </strong>İstanbul Bilgi Üniversitesi Endürstriyel Tasarım bölümünden mezun Zeynep Alkaya’nın geliştirdiği FlexCare, diz hastalıkları için bir diz tedavi kitidir. Tedaviyi hızlandırıyor ve fizik tedaviye kolay erişim sağlıyor. Kit, doktor ve fizyoterapistlerin gözetimi altında stabilizasyon, soğuk terapi ve elektroterapi yöntemlerini birleştiriyor.</p>
<p>FlexCare Diz Tedavisi kiti üç ana tedaviyi entegre ediyor: stabilizasyon, kriyoterapi ve elektroterapi. Stabilizasyon bileşeni, sağlık uzmanları tarafından ayarlanan yerleşik bir mekanizma ve ROM (Eklem Hareket Açıklığı) menteşe sistemi aracılığıyla özelleştirilebilen, patella ve yan bağların etrafında şişirilebilir bir sisteme sahip bir destek içeriyor. Kriyoterapi için bir korse, üst kısım sıcaklığını korurken ciltle temas eden alanı soğutan bir Peltier sistemi barındırıyor. Kontrol cihazı sayesinde hasta tedaviyi başlatabiliyor. Her 15-20 dakikalık seanstan sonra yeniden şarj edilmesi gereken bir lityum pil güç sağlıyor. Elektroterapi, bir elektrot yerleştirme sayfası, elektrotlar, kablolar ve bir cihaz içeriyor. Uzmanlar elektrotları hastanın ihtiyaçlarına göre ayarlıyor; perçinli yüzeyler bunları levha aracılığıyla sabitliyor. Kablolar önceden yüklenmiş parametrelerle cihaza bağlanıyor ve gözetim altında hasta kontrollü ayarlamalara izin veriyor. Pimler, elektrot pozisyonlarını seans sonrasında sabitleyerek gelecekteki kurulumları kolaylaştırıyor.</p>
<p><strong>James Dyson Ödülü Hakkında</strong></p>
<p>James Dyson Ödülü, Sir James Dyson’ın mühendislerin dünyayı değiştirme gücünü gösterme taahhüdünün bir parçasını oluşturuyor. Sir James Dyson’ın mühendislik-eğitim hayır kurumu olan <a href="https://www.jamesdysonfoundation.co.uk/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">James Dyson Vakfı</a> tarafından, bu yıl 29 ülkede yürütülen Ödül, bugüne kadar 400’den fazla icadı 1 milyon Sterlinin üzerinde para ödülüyle desteklemiştir.</p>
<p> </p>
<p><strong><u>Özet</u></strong></p>
<p>Problem çözen bir şey tasarlamanız isteniyor. Bu problem hepimizin günlük hayatta karşılaştığı bir problem olabileceği gibi küresel bir problem de olabilir. Önemli olan, çözümün etkili olması ve dikkate değer bir tasarım düşüncesi göstermesidir.</p>
<p><strong><u>Süreç</u></strong></p>
<p>Başvurular, ilk olarak ulusal düzeyde bir jüri ekibi ve Dyson mühendisleri tarafından değerlendirilir. Her katılımcı ülke bir Ulusal kazanan ve iki Ulusal ikinci seçerek ödüllendirir. Dyson mühendislerinden oluşan bir panel, kazananlar arasından 20 başvurudan oluşan uluslararası İlk 20 listesini seçer. En iyi 20 proje daha sonra Uluslararası kazananları seçen Sir James Dyson tarafından incelenir.</p>
<p><strong><u>Ödül</u></strong></p>
<ul>
<li>Sir James Dyson tarafından seçilen uluslararası kazananlar 30 bin Sterlin’e kadar para ödülü alma hakkı kazanır.</li>
<li>Uluslararası ikinciler 5 bin Sterlin para ödülü alma hakkı kazanır.</li>
<li>Ulusal kazanların her biri 5 bin Sterlin para ödülü alma hakkı kazanır.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Uygunluk kriterleri</strong></p>
<p>Adaylar, lisans veya lisansüstü mühendislik/tasarım ile ilgili bir derse en az bir yarıyıl kayıtlı veya son dört yıl içinde kayıt yaptırmış olmalıdır. Bu dersler, James Dyson Ödülü’ne katılmak için seçilen bir ülke veya bölgedeki bir üniversitede olmalıdır.</p>
<p>Ekip başvuruları söz konusu olduğunda, tüm üyeler James Dyson Ödülü’ne katılmak için seçilen bir ülke veya bölgedeki bir üniversitede lisans veya yüksek lisans programına en az bir sömestr için kayıt yaptırmış veya son dört yıl içinde eğitim almış olmalıdır. En az bir ekip üyesi, mühendislik veya tasarım alanında eğitim görmüş olmalıdır. Seviye 6 veya Seviye 7’de bir başlangıç derecesine katılanlar ve bu dereceyi son dört yılda tamamlayanlar ödüle başvurmaya hak kazanırlar.</p>
<p>Sıkça Sorulan Sorular kısmını James Dyson Ödülü <a href="https://www.jamesdysonaward.org/tr-tr/faq/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">web sitesinde</a> bulabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Geçmiş yıllardan kazananlar</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://www.jamesdysonaward.org/2023/project/the-golden-capsule/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">2023 Uluslararası kazanan – The Golden Capsule (Güney Kore)</a><br>
Afet bölgelerinde kullanılmak üzere tasarlanmış, el işlemi gerektirmeyen bir intravenöz (IV) tedavi cihazı</li>
<li><a href="https://www.jamesdysonaward.org/2023/project/e-coating/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">2023 Sürdürülebilirlik kazananı – E-COATING (Hong Kong)</a><br>
Yüksek soğutma etkisine sahip sürdürülebilir bir dış cephe kaplaması olan ve iklimlendirmenin çevresel maliyetlerini azaltan bir icat</li>
</ul>
<ul>
<li><a href="https://www.jamesdysonaward.org/tr-TR/2022/project/smartheal/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">2022 Uluslararası kazanan – SmartHEAL (Polonya)</a></li>
</ul>
<p>pH seviyesini ölçerek yaranın ne kadar iyi iyileştiğini gösteren, pansumanlar için akıllı bir sensör.</p>
<ul>
<li><a href="https://www.jamesdysonaward.org/tr-TR/2022/project/polyformer-plastic-bottles-to-filament-in-rwanda/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">2022 Sürdürülebilirlik kazananı – Polyformer (Kanada)</a></li>
</ul>
<p>Plastik şişeleri gelişmekte olan ülkeler için uygun fiyatlı 3D yazıcı filamentine dönüştüren bir makine.</p>
<p> </p>
<p><strong>James Dyson Award sosyal medya hesapları</strong></p>
<ul>
<li>Web sitesi: <a href="https://www.jamesdysonaward.org/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">https://www.jamesdysonaward.org/</a></li>
<li>Instagram: <a href="https://www.instagram.com/jamesdysonaward/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">@jamesdysonaward</a></li>
<li>X: <a href="https://twitter.com/jamesdysonaward?lang=en" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">@jamesdysonaward</a></li>
<li>TikTok: <a href="https://www.tiktok.com/@jamesdysonaward" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">@jamesdysonaward</a></li>
<li>LinkedIn: <a href="https://www.linkedin.com/company/james-dyson-award/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">James Dyson Award</a></li>
<li>YouTube: <a href="https://www.youtube.com/channel/UCCmpkX9j9RNtGiJSpicFAHQ" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">com/jamesdysonfoundation</a></li>
</ul>
<p><a href="https://popsci.com.tr/2024-james-dyson-odulu-ulusal-kazanani-belli-oldu/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">2024 James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı Belli Oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gökbilimciler Neden Gökyüzünde Sürekli Aynı Noktaya Bakıyor?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/goekbilimciler-neden-goekyuzunde-surekli-ayni-noktaya-bakiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/goekbilimciler-neden-goekyuzunde-surekli-ayni-noktaya-bakiyor</guid>
<description><![CDATA[ Macellan Bulutları’na neden bu kadar takmış durumdayız? Evren devasa bir yer. Ancak gökbilimciler geceleri gökyüzünün bazı bölümlerine defalarca bakıyor. Örneğin Hubble Uzay Teleskobu’ndan James Webb Uzay Teleskobu (JWUT) ve ötesine kadar pek çok teleskop, Samanyolu galaksisinin hemen yanındaki semavi mahallemizde yer alan iki ufak galaksi olan Macellan Bulutları‘na bakmış. Evrende seçilecek o kadar şey varken bilim […]
Gökbilimciler Neden Gökyüzünde Sürekli Aynı Noktaya Bakıyor? yazısı ilk önce Popular Science üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/eso-lmc-smc-milky-way1-1024x576.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:26:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gökbilimciler, Neden, Gökyüzünde, Sürekli, Aynı, Noktaya, Bakıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<a href="https://popsci.com.tr/gokbilimciler-neden-gokyuzunde-surekli-ayni-noktaya-bakiyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img width="150" height="150" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/eso-lmc-smc-milky-way1-150x150.jpg" alt="Gökbilimciler Neden Gökyüzünde Sürekli Aynı Noktaya Bakıyor?" align="left"></a><p><strong>Macellan Bulutları’na neden bu kadar takmış durumdayız?</strong></p>
<p>Evren devasa bir yer. Ancak gökbilimciler geceleri gökyüzünün bazı bölümlerine defalarca bakıyor. Örneğin <a href="https://popsci.com.tr/?s=hubble" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hubble Uzay Teleskobu’ndan</a> James Webb Uzay Teleskobu <a href="https://popsci.com.tr/?s=james+webb" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">(JWUT)</a> ve ötesine kadar pek çok teleskop, Samanyolu galaksisinin hemen yanındaki semavi mahallemizde yer alan iki ufak galaksi olan <a href="https://www.britannica.com/topic/Magellanic-Cloud" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Macellan Bulutları</a>‘na bakmış. Evrende seçilecek o kadar şey varken bilim insanları neden aynı şeye bu kadar fazla kez bakıyor?</p>
<p>Görünüşe göre göksel bir olgunun tek bir örneğine yönelik fazla miktarda bilgi, aslında gökbilimcilerin tablonun tamamını çok daha iyi anlamasına yardımcı oluyor ve bazı önemli bilimsel ilerlemelere yol açıyor. Özellikle Macellan Bulutları, galaksilerin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğinin (aralarından kıvrılan gaz ve toz, şekillerinin değişmesi ve hatta koca yıldızları birbirleriyle takas etmeleri) yanısıra yıldızların da nasıl oluştuğunu inceleme yönünden mükemmel bir laboratuvar.</p>
<p>Büyük Macellan Bulutu (BMB) ve Küçük Macellan Bulutu (KMB) şeklinde bilinen bu iki Macellan Bulutu, tam da kozmik arka bahçemizde yer alıyor. 150.000 ışık yılından biraz daha uzaktalar. Samanyolu galaksisinin uzak kenarlarının <a href="https://www.space.com/25450-large-magellanic-cloud.html" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">300.000 ışık yılından ötelere uzandığını</a> fark edene kadar kulağa uzak geliyor. Bu arada en yakın tam boyutlu <a href="https://popsci.com.tr/?s=andromeda" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">komşu galaksimiz Andromeda</a>, tam tamına 2,6 milyon ışık yılı uzaklıkta.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-48334" class="wp-caption alignnone"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-48334" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/721196main_721020main_heic1301a_full1-560x424.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">Samanyolu galaksisinin uydu bir galaksisi olan Büyük Macellan Bulutu Dünya’dan yaklaşık 200.000 ışık yılı mesafede, galaksimizin etrafında uzun ve yavaş bir dans yaparak uzayda süzülüyor. İçindeki devasa gaz bulutları yavaşça çökerek yeni yıldızlar meydana getiriyor. Bu yıldızlar da karşılığında, Hubble Uzay Teleskobu’nun çektiği bu görüntüde görülebildiği üzere gaz bulutlarını bir renk cümbüşüyle aydınlatıyor. Görüntü: ESA/NASA/Hubble, <a href="https://www.nasa.gov/image-article/large-magellanic-cloud/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">NASA</a> aracılığıyla</figcaption></figure>
<p>BMB ve KMB, kelimenin tam anlamıyla birbirlerine ve Samanyolu galaksisine dolanmış durumda. <a href="https://astronomy.swin.edu.au/cosmos/M/Magellanic+Stream" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Macellan akıntısı</a> adı verilen yapı, BMB ile ana galaksimiz arasında hareket eden bir gaz tutamı. BMB ve KMB arasında bulunan benzer bir yapı ise <a href="https://www.space.com/25450-large-magellanic-cloud.html" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Macellan köprüsü</a>. Yıldızlar ve diğer maddelerden oluşan bu nehirler, dev galaksimize çok yaklaşırlarsa cüce galaksilerden madde hortumlayan kütleçekimin iş başında olduğunun kanıtı.</p>
<p>Kütleçekim yıldız maddelerinin etrafında hareket ettikçe, gaz ve toz bulutlarından yeni yıldızlar doğuyor. Özellikle aktif birer yıldız oluşum yuvası olan BMB ve KMB, bilim insanlarına <a href="https://www.spitzer.caltech.edu/image/ssc2006-17b1-large-magellanic-cloud-in-the-infrared" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">bir galaksideki yıldız ham maddelerinin nasıl dolaştığını</a> daha yakından inceleme fırsatı sunuyor. Örneğin <a href="https://popsci.com.tr/?s=spitzer+" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Spitzer Uzay Teleskobu</a>‘nun kızılötesi ısıl görüş ile gözlemlediği görüntüler, <a href="https://www.spitzer.caltech.edu/image/ssc2006-17b1-large-magellanic-cloud-in-the-infrared" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">yeni yıldız oluşumunun BMB’deki tozu nerede tükettiğini</a> ve artıkları nereye attığını ortaya çıkarmış.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-48335" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-48335" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/Mellinger_LMCSMC_only_10801-560x315.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">Bu <a href="https://imagine.gsfc.nasa.gov/resources/dict_qz.html#visible" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">görünür ışık</a> mozaiği, Büyük Macellan Bulutu ve Küçük Macellan Bulutu’nu gösteriyor. Yaklaşık 21 dereceyle ayrılan bu iki galaksi, Güney Yarımküre’den karanlık gökyüzüne bakıldığında soluk, parlayan lekeler biçiminde kolayca görülebiliyor. Bize en yakın önemli galaksilerden olan BMB ve KMB, sırasıyla 163.000 ve 200.000 ışık yılı kadar uzakta duruyor. Görüntü: Axel Mellinger, Central Michigan Üniversitesi, <a href="https://imagine.gsfc.nasa.gov/news/11jun13.html" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">NASA</a> aracılığıyla</figcaption></figure>
<p>Gökbilimciler laboratuvarda bir yıldız yapamadığı ve sıkı kontrollü deneyler yürütemediğinden, bunun yerine uzaydaki şeylere mümkün olduğu kadar fazla açıdan bakış atıyorlar. Bir heykelin neden yapıldığını ve nasıl oyulduğunu anlamanız gerektiğini ama ona dokunamadığınızı ve sadece odanın diğer tarafından bakabildiğinizi hayal edin; hakkında nasıl bir şeyler öğreneceğinizi bulmak için yaratıcı olmanız ve farklı açılardan fotoğraflar çekmeniz gerekir.</p>
<p>Gökbilimde ise bu farklı fotoğraf “açıları”, aslında <a href="https://popsci.com.tr/uzay-teleskobu-goruntulerindeki-tum-o-renkler-nereden-geliyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ışığın farklı dalga boylarında</a> yapılan gözlemlerdir. Gökbilimciler bir şeye elektromanyetik tayfın tümüyle bakarak, baktıkları uzay cismi hakkında daha fazla bilgi (çok uzak bir bulmacanın farklı parçalarını) toplarlar. Örneğin <a href="https://popsci.com.tr/?s=jwut" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">JWUT ile yapılan kızılötesi gözlemler</a>, yakınımızda yer alan BMB’deki tozlu yıldız oluşumunun evrenin ilk dönemlerindeki galaksilere göre ne kadar farklı olduğunu gösterirken, <a href="https://popsci.com.tr/?s=chandra" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Chandra X-Işını Teleskobu</a> ile yapılan gözlemlerde de bu <a href="https://chandra.si.edu/blog/node/434" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">bulutlardaki enerjik genç yıldızların işaretleri</a> belirlenmiş.</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="0Ir5TvbMWf"><p><a href="https://popsci.com.tr/teleskoplarin-400-yili-evren-arastirmalarimiza-acilan-bir-pencere/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Teleskopların 400 Yılı: Evren Araştırmalarımıza Açılan Bir Pencere</a></p></blockquote>
<p></p>
<p>Gökbilimcilerin ışıkla oynayarak, uzaktaki bir galaksiyle doğrudan etkileşime girmeden çok daha fazla bilgi topladığı başka bir sürü yöntem var. Örneğin <a href="https://webbtelescope.org/contents/articles/spectroscopy-101--introduction" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">tayfölçüm</a>, ışığı tüm farklı dalga boylarına ayırarak gökbilimcilerin bir cisimden hangi tip ışık geldiğini görmesine ve böylelikle o cismin neden meydana geldiğini belirlemesine olanak sağlıyor; Macellan Bulutları’nda (ve ötesinde), gökbilimciler bir yıldızın içerisinde hangi elementlerin bulunduğunu bu şekilde belirliyor. Bir diğer yöntem olan <a href="https://astrobites.org/2022/10/23/astrobites-guide-to-polarimetry/" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">kutupölçüm</a>, ışığı iki kutuplaşma haline ayırıyor (Dünya’nın gökyüzünden gelen parlak mavi ışığının bir kısmını engelleyen o hoş, <a href="https://www.fostergrant.com/help/product-help/why-polarized-sunglasses" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">polarize güneş gözlükleri gibi</a> bir nevi). Gökbilimciler Macellan Bulutları’nda etraflarını aydınlatan parlak bebek yıldızları <a href="https://ui.adsabs.harvard.edu/abs/1999AJ....118.2280C/abstract" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">gözetlerken kutupölçüm kullanmışlar</a>.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-48336" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-48336" src="https://popsci.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/ssc2006-17b11-560x560.jpg" alt="" width="560"><figcaption class="wp-caption-text">NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu’ndan gelen bu canlı görüntü, Samanyolu galaksimizin uydu bir galaksisi olan Büyük Macellan Bulutu’nu gösteriyor. Görüntü: NASA/JPL-Caltech/M. Meixner (STScI) & SAGE Miras Takımı, <a href="https://www.spitzer.caltech.edu/image/ssc2006-17b1-large-magellanic-cloud-in-the-infrared" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">Spitzer</a> aracılığıyla</figcaption></figure>
<p>Üstelik gökbilimciler teleskoplarıyla aynı cismi ziyaret etmeye devam ederse, bu cismin zamanla nasıl değiştiğini de görebilirler. Galaksiler ve yıldızlar insanlara göre çok daha uzun zaman ölçeklerinde yaşasa da; sadece birkaç yıllık zaman diliminde saptanan ilginç farklılıklar hâlâ sıkça görülüyor. Geçen zaman, Dünya’daki teknolojimizin giderek daha iyi hale gelmesiyle ilave faydalar da sağlıyor; günümüzde teleskoplar, yirmi yıl öncesine göre bile çok daha detaylı şekilde görebiliyorlar.</p>
<p>Gökbilimciler bunun sürecin bir parçası olduğunu biliyor; hatta geçenlerde Macellan Bulutları’nı yeniden ziyaret ettikleri <a href="https://arxiv.org/pdf/2407.19991" data-wpel-link="external" target="_blank" rel="external noopener noreferrer">bir projeye “Evet, Yine Macellan Bulutları” adını vermişler</a>. Aynı eski hedefe atılan bu yeni bakış, bazı yıldızların beklenmedik derecede eski olduğunu ortaya çıkarmış. Ayrıca daha önce fark edilmeyen bazı yeni yapılar da ortaya çıkmış. Macellan Bulutları şimdiye kadar sahip olduğumuz en iyi teleskopların hepsiyle fotoğraflansa da gelecekte başka bir kampanyanın odağında olacakları kesin; dış uzayın gizemleri söz konusu olduğunda, her zaman öğrenecek daha fazla şey ve anlaşılıp rafine edilecek daha fazla detay olacak.</p>
<p><em>Yazar: Briley Lewis/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.</em></p>
<p><a href="https://popsci.com.tr/gokbilimciler-neden-gokyuzunde-surekli-ayni-noktaya-bakiyor/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Gökbilimciler Neden Gökyüzünde Sürekli Aynı Noktaya Bakıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://popsci.com.tr/" data-wpel-link="internal" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Popular Science</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Buğdayda Sarı Pas Hastalığına Dikkat!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bugdayda-sari-pas-hastaligina-dikkat</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bugdayda-sari-pas-hastaligina-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Kuruya ekim yapılan kışlık buğday ekim alanlarında Buğdayda Sarı Pas (Puccinia striiformis) hastalık belirtisi en erken görülen pas türüdür. (Çizgi Pası) Buğday tarlalarında ilkbaharda 10-15 °C hava sıcaklığı ve yüksek nem hastalık için uygun şartları oluşturur. Yaprakların üst yüzeyinde makina dikişi şeklinde ve sarı renkte püstüller görülür. Bu püstüllerden etmenin çevreye dağılımı rüzgarla olur. Hastalığın şiddetli olduğu yıllarda sporlar; başakların kavuz ve kılçıkları üzerinde de görülebilir. Etmen yazı canlı kalabilen yabani buğdaygillerde kışı ise güzlük ekilen buğdaylarda üredospor biçiminde geçirir.

Mücadelesinde;

Kültürel tedbir olarak önce; sık ekim yapılmamalıdır.(Buğday tarımında iyi hazırlanmış alana mibzerle ile ekim tercih edilmelidir.)

Yabancı ot mücadelesi zamanında yapılmalıdır.

Fazla azotlu gübre verilmemeli, (Bitki besleme toprak analizi sonucuna göre yapılmalıdır)

Pasa dayanıklı buğday çeşitleri ile üretim yapılmalı, ara konukçu bitkiler imha edilmelidir.

Kimyasal mücadelesinde ise buğdayda alt yapraklarda ilk belirtiler görüldüğünde ve hava şartları uygun olduğunda (%90 orantılı nem ve 15-20 ºC sıcaklıkta) hastalığa karşı ruhsatlı Bitki koruma Ürünlerinin reçete ettirilerek uygun hava şartlarında uygulama yapılması gerekmektedir.

Üreticilerimizin hasada bir ay kala bitki olgunlaşma dönemine girdiğinden ilaçlama yapmaması gerekmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e2d67943677.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 16:16:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Buğdayda, Sarı, Pas, Hastalığına, Dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Kuruya ekim yapılan kışlık buğday ekim alanlarında <strong>Buğdayda Sarı Pas (</strong><strong><em>Puccinia striiformis</em>) </strong>hastalık belirtisi <strong>en erken görülen pas</strong> türüdür. (<strong>Çizgi Pası</strong>) Buğday tarlalarında ilkbaharda 10-15 °C hava sıcaklığı ve yüksek nem hastalık için uygun şartları oluşturur. <strong>Yaprakların üst yüzeyinde makina dikişi şeklinde ve sarı renkte püstüller görülür.</strong> Bu püstüllerden etmenin çevreye dağılımı rüzgarla olur. Hastalığın şiddetli olduğu yıllarda sporlar; başakların kavuz ve kılçıkları üzerinde de görülebilir. Etmen yazı canlı kalabilen yabani buğdaygillerde kışı ise güzlük ekilen buğdaylarda üredospor biçiminde geçirir.</span></span></p>
<p><span><span>Mücadelesinde;</span></span></p>
<p><span><span><strong>Kültürel tedbir olarak önce; sık ekim yapılmamalıdır</strong>.(Buğday tarımında iyi hazırlanmış alana mibzerle ile ekim tercih edilmelidir.)</span></span></p>
<p><span><span><strong>Yabancı ot mücadelesi zamanında yapılmalı</strong>dır.</span></span></p>
<p><span><span><strong>Fazla azotlu gübre verilmemeli</strong>, (Bitki besleme toprak analizi sonucuna göre yapılmalıdır)</span></span></p>
<p><span><span><strong>Pasa dayanıklı </strong>buğday çeşitleri ile üretim yapılmalı, ara konukçu bitkiler imha edilmelidir.</span></span></p>
<p><span><span><strong>Kimyasal mücadelesinde</strong> ise buğdayda alt yapraklarda ilk belirtiler görüldüğünde ve hava şartları uygun olduğunda (%90 orantılı nem ve 15-20 ºC sıcaklıkta) hastalığa karşı ruhsatlı Bitki koruma Ürünlerinin reçete ettirilerek uygun hava şartlarında uygulama yapılması gerekmektedir.</span></span></p>
<p><span><span><strong>Üreticilerimizin hasada bir ay kala bitki olgunlaşma dönemine girdiğinden ilaçlama yapmaması gerekmektedir.</strong></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fransa&amp;apos;da alarm verildi: 5 binden fazla deniz kestanesi ölü bulundu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/fransada-alarm-verildi-5-binden-fazla-deniz-kestanesi-oelu-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/fransada-alarm-verildi-5-binden-fazla-deniz-kestanesi-oelu-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Fransa&#039;nın denizaşırı topraklarından Hint Okyanusu&#039;ndaki Reunion Adası&#039;nda yaklaşık 2 ayda 5 binden fazla deniz kestanesi ölü bulundu. Uzmanlar, ölümlerin Ada&#039;daki mercan resifinde nitrat ve fosfat kirliliğinin arttığı dönemde yaşandığına dikkati çekiyor.Ada&#039;nın batı kıyısındaki plajlarda &quot;echinothrix diadema&quot; cinsi yüzlerce deniz kestanesinin ölü bulunmasının ardından 24 Temmuz&#039;da alarm verildi.Temmuzdan bu yana Ada&#039;da 5 binden fazla deniz kestanesi ölü bulundu.Bilim insanları, bölgedeki 41 deniz kestanesi yaşam alanının sadece birinde kaydedilen ölümlerin ardından bu deniz canlılarının üzerinde yaptıkları incelemede Ada&#039;da ilk kez görülen bir parazit tespit etti.Deniz kestanelerinin ölümüne yol açan şeyin ne olduğu kesin bilinmemekle birlikte uzmanlar, ölümlerin Ada&#039;daki mercan resifinde nitrat ve fosfat kirliliğinin arttığı dönemde yaşandığına dikkati çekiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rju1l4dYWEC49A_9CX0_-w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 Sep 2024 20:59:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fransada, alarm, verildi:, binden, fazla, deniz, kestanesi, ölü, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rju1l4dYWEC49A_9CX0_-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Fransa'da alarm verildi: 5 binden fazla deniz kestanesi ölü bulundu"><p>Fransa'nın denizaşırı topraklarından Hint Okyanusu'ndaki Reunion Adası'nda yaklaşık 2 ayda 5 binden fazla deniz kestanesi ölü bulundu. Uzmanlar, ölümlerin Ada'daki mercan resifinde nitrat ve fosfat kirliliğinin arttığı dönemde yaşandığına dikkati çekiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Db7gFvMFP0qHLcT6Fli5_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ada'nın batı kıyısındaki plajlarda "echinothrix diadema" cinsi yüzlerce deniz kestanesinin ölü bulunmasının ardından 24 Temmuz'da alarm verildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SCgl8BWfzk6-VBbaZ6jl0A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Temmuzdan bu yana Ada'da 5 binden fazla deniz kestanesi ölü bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SYd4br8S-kuVsIMWtRt58A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, bölgedeki 41 deniz kestanesi yaşam alanının sadece birinde kaydedilen ölümlerin ardından bu deniz canlılarının üzerinde yaptıkları incelemede Ada'da ilk kez görülen bir parazit tespit etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bl85dn2CaUSp3Es-yXSZkg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz kestanelerinin ölümüne yol açan şeyin ne olduğu kesin bilinmemekle birlikte uzmanlar, ölümlerin Ada'daki mercan resifinde nitrat ve fosfat kirliliğinin arttığı dönemde yaşandığına dikkati çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/smqkpg9Bn02jMqQXm1sfzQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aiNwDB2jsUCJF9ywyMMdIg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aDb2CvnowESQ-rTPeuLpDg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eH2dFqAUBUSeThncVlZVUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çimento suya karıştı, binlerce balık öldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cimento-suya-karisti-binlerce-balik-oeldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cimento-suya-karisti-binlerce-balik-oeldu</guid>
<description><![CDATA[ Samsun’da bir akarsu üzerinde yapılan ıslah ve bent çalışmalarında suya çimento karıştı. Suya karışan çimento, binlerce balığın ölümüne neden oldu.Samsun&#039;da, Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından bir akarsu üzerinde yapılan ıslah ve bent projesinde suya karışan çimento, binlerce balığın ölmesine yol açtı.DSİ tarafından 19 Mayıs ilçesinden geçen Engiz Çayı’nda tersip bendi ve ıslah çalışması yürütülüyor. Yapılan bent imalatı sırasında akarsuyun yönlendirilememesi sonucu kullanılan çimento suya karıştı. Çimento ise çayda bulunan balıklarının ölmesine sebep oldu.Bu duruma Fındıklı Mahallesi sakinleri tepki gösterdi.Suyun içerisine giren bir mahalle sakini ise yaklaşık yarım saat içinde 300’e yakın ölü balık topladı.Fındıklı Mahallesi sakini 44 yaşındaki Sunay Aydın, “Bent çalışmasında suyu bir tarafa aktarmadan direkt çimentoyu döküyorlar ve çalışma alanının yaklaşık 3 kilometre aşağısına kadar derede bir tane canlı balık kalmıyor. Binlerce balık ölerek sudan akıp gitti. Bizim şu an burada topladığımız balıklar kenarda kalanlardan ibaret. Binlercesi ölerek aşağı doğru akıp gitti.” diyerek duruma tepki gösterdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ztg9xPzYzUqiMHoQbNSbjw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 Sep 2024 20:59:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çimento, suya, karıştı, binlerce, balık, öldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ztg9xPzYzUqiMHoQbNSbjw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çimento suya karıştı, binlerce balık öldü"><p>Samsun’da bir akarsu üzerinde yapılan ıslah ve bent çalışmalarında suya çimento karıştı. Suya karışan çimento, binlerce balığın ölümüne neden oldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tMJ1iIBZTU2cN3cDP-jphA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Samsun'da, Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından bir akarsu üzerinde yapılan ıslah ve bent projesinde suya karışan çimento, binlerce balığın ölmesine yol açtı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JVYm0pHWW0eINo-UN12U7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>DSİ tarafından 19 Mayıs ilçesinden geçen Engiz Çayı’nda tersip bendi ve ıslah çalışması yürütülüyor. Yapılan bent imalatı sırasında akarsuyun yönlendirilememesi sonucu kullanılan çimento suya karıştı. Çimento ise çayda bulunan balıklarının ölmesine sebep oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/URsB5t43VEmlooc5xvV6fw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu duruma Fındıklı Mahallesi sakinleri tepki gösterdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9S8Pplq3-0-1WGLYcKtPYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suyun içerisine giren bir mahalle sakini ise yaklaşık yarım saat içinde 300’e yakın ölü balık topladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9P1IqI-EK0KQeGoJGkkWCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fındıklı Mahallesi sakini 44 yaşındaki Sunay Aydın, “Bent çalışmasında suyu bir tarafa aktarmadan direkt çimentoyu döküyorlar ve çalışma alanının yaklaşık 3 kilometre aşağısına kadar derede bir tane canlı balık kalmıyor. Binlerce balık ölerek sudan akıp gitti. Bizim şu an burada topladığımız balıklar kenarda kalanlardan ibaret. Binlercesi ölerek aşağı doğru akıp gitti.” diyerek duruma tepki gösterdi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Binlerce balık oksijensiz kalıp öldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/binlerce-balik-oksijensiz-kalip-oeldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/binlerce-balik-oksijensiz-kalip-oeldu</guid>
<description><![CDATA[ Ege Bölgesi’nin en önemli tarımsal su kaynağı Büyük Menderes Havzası Milli Parkı’nın son noktası olan tahliye kanalındaki toplu balık ölümlerinin sebebi belli oldu. Binlerce balığın, sulama sezonunun bitmesiyle baraj kapaklarının kapanması, artan sıcaklıklar ve kuraklığın etkisiyle ana tahliye kanalında sudaki oksijen miktarının azalmasından dolayı öldüğü belirlendi. Balık ölümlerinin başka nedeni olup olmadığının tespiti için ayrıca su ve ölü balık numuneleri alınıp analize gönderildiği kaydedildi.Aydın’ın Söke ilçesine bağlı Büyük Menderes Havzası’nın tahliye kanalında 2 gün önce toplu balık ölümleri gerçekleşti.Büyük Menderes Deltası Milli Parkı’nın tam ortası, yaklaşık 6 kilometre boyunca sazlıklar ölü balıklarla doldu.
Toplu balık ölümlerine Aydın Valiliği el attı. Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, kanaldan incelenmek üzere su ve ölen balıklardan alıp, tahlile gönderdi.Konuyla ilgili olarak valilikten yapılan yazılı açıklamada, binlerce balığın ölüm sebebinin oksijensizlik olduğu ifade edildi.Açıklamada şöyle denildi:
“Söke ilçesindeki tahliye kanalında toplu halde balık ölümlerinin yaşanması haberleri üzerine, ilgili tüm kurumlarımız tarafından gerekli çalışmalar başlatılarak denetime esas numuneler incelenmek üzere yetkili laboratuvarlara gönderilmiştir. Toplu balık ölümleri nedeniyle ilgili yapılan araştırmalar sonucunda; sulama sezonunun bitmesiyle baraj kapaklarının kapanması, artan sıcaklıklar ve kuraklığın etkisiyle ana tahliye kanalında sudaki oksijen miktarının azalması nedenleriyle balık ölümlerinin gerçekleştiği kurum yetkililerince bildirilmiştir. Balık ölümlerinin bu nedenler dışında farklı bir nedenle olup olmadığının belirlenmesi amacıyla su ve ölü balık numuneleri alınarak analize gönderilmiştir. Konu üzerinde hassasiyetle durulmakta ve incelemeler devam etmektedir.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5zKEbfyGKUi3l7lSxDHWPA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 Sep 2024 20:59:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Binlerce, balık, oksijensiz, kalıp, öldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5zKEbfyGKUi3l7lSxDHWPA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Binlerce balık oksijensiz kalıp öldü"><p>Ege Bölgesi’nin en önemli tarımsal su kaynağı Büyük Menderes Havzası Milli Parkı’nın son noktası olan tahliye kanalındaki toplu balık ölümlerinin sebebi belli oldu. Binlerce balığın, sulama sezonunun bitmesiyle baraj kapaklarının kapanması, artan sıcaklıklar ve kuraklığın etkisiyle ana tahliye kanalında sudaki oksijen miktarının azalmasından dolayı öldüğü belirlendi. Balık ölümlerinin başka nedeni olup olmadığının tespiti için ayrıca su ve ölü balık numuneleri alınıp analize gönderildiği kaydedildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-WTYgoMYtEu1o6Pthl6bVQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aydın’ın Söke ilçesine bağlı Büyük Menderes Havzası’nın tahliye kanalında 2 gün önce toplu balık ölümleri gerçekleşti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zDCNSkYCr0qR-BQHWb_8RA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Büyük Menderes Deltası Milli Parkı’nın tam ortası, yaklaşık 6 kilometre boyunca sazlıklar ölü balıklarla doldu.
Toplu balık ölümlerine Aydın Valiliği el attı. Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, kanaldan incelenmek üzere su ve ölen balıklardan alıp, tahlile gönderdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yvmdDIYsHU-GiTiYym7u0A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Konuyla ilgili olarak valilikten yapılan yazılı açıklamada, binlerce balığın ölüm sebebinin oksijensizlik olduğu ifade edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uF_8hQCc-EGKNngyPGL2vg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Açıklamada şöyle denildi:
“Söke ilçesindeki tahliye kanalında toplu halde balık ölümlerinin yaşanması haberleri üzerine, ilgili tüm kurumlarımız tarafından gerekli çalışmalar başlatılarak denetime esas numuneler incelenmek üzere yetkili laboratuvarlara gönderilmiştir. Toplu balık ölümleri nedeniyle ilgili yapılan araştırmalar sonucunda; sulama sezonunun bitmesiyle baraj kapaklarının kapanması, artan sıcaklıklar ve kuraklığın etkisiyle ana tahliye kanalında sudaki oksijen miktarının azalması nedenleriyle balık ölümlerinin gerçekleştiği kurum yetkililerince bildirilmiştir. Balık ölümlerinin bu nedenler dışında farklı bir nedenle olup olmadığının belirlenmesi amacıyla su ve ölü balık numuneleri alınarak analize gönderilmiştir. Konu üzerinde hassasiyetle durulmakta ve incelemeler devam etmektedir.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nuPTMgQ8EkKwTZfrxe67Ew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G9ChejnfmkuTNFHN38jkGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeşil Vatan Türkiye Ağaçlandırma Merkezi&amp;apos;nden Hatıra Ormanları Projesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sehit-ve-gazi-hatira-ormanlari-projesi-basladi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sehit-ve-gazi-hatira-ormanlari-projesi-basladi</guid>
<description><![CDATA[ Yeşil Vatan Türkiye Ağaçlandırma Merkezi, ülkemizin bağımsızlığı ve güvenliği için canlarını feda eden kahraman şehitlerimiz ve gazilerimizin anısını yaşatmak amacıyla büyük bir projeye imza atıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e1abc671222.jpg" length="100603" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 Sep 2024 17:32:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yeşil Vatan Türkiye Ağaçlandırma Merkezi, şehitlerimiz ve gazilerimizin anısını yaşatmak amacıyla "Vatan Kahramanları Derneği Şehit Gazi Hatıra Ormanları" projesini başlattı. Bu proje, her bir kahramanımız adına bir fidan dikilerek hatıra ormanları oluşturmayı hedefliyor. Proje sayesinde, vatan savunmasında fedakarlık yapan kahramanlarımızın isimleri sonsuza kadar yaşatılacak.</p>
<p><strong>Vatanseverlik ve Toplumsal Bellek</strong></p>
<p>Bu anlamlı girişim, kahramanlarımızın fedakarlıklarını ölümsüzleştirmekle kalmayıp, toplumda vatanseverlik duygusunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Her bir fidan, ülkemizin bağımsızlığı için canını feda eden ya da bu yolda gazi olan kahramanlarımız adına büyüyecek ve geleceğe bir miras olarak bırakılacak. Toplumun her kesiminden bireyler, bu projeye katılarak kahramanlarımızın hatıralarını sonsuza dek yaşatabilirler.</p>
<p><strong>Ekolojik Sürdürülebilirlik</strong></p>
<p>Proje aynı zamanda çevresel sürdürülebilirliğe de önemli bir katkı sağlıyor. Şehit Gazi Hatıra Ormanları, erozyonun önlenmesine, su kaynaklarının korunmasına ve hava kalitesinin iyileştirilmesine yardımcı olacak. Ayrıca, bu ağaçlandırma çalışmaları iklim değişikliğiyle mücadelede de etkin bir rol oynayacak.</p>
<p><strong>Destek ve Katılım Çağrısı</strong></p>
<p>Yeşil Vatan Türkiye Ağaçlandırma Merkezi, herkesi bu anlamlı projeye destek vermeye davet ediyor. Bireyler, aileler, sivil toplum kuruluşları ve şirketler, kahramanlarımızın hatırasını yaşatmak için projeye katılım sağlayabilirler. Vatan topraklarımızı koruma ve yeşillendirme yolunda bu projeye katkıda bulunmak, toplumsal bir sorumluluk ve onurlu bir görevdir.</p>
<p><strong>Geleceğe Bırakılan Miras</strong></p>
<p>Hatıra ormanları, gelecek nesillere bırakılacak en değerli miraslardan biridir. Bu ormanlar, sadece doğayı korumakla kalmayıp, kahramanlarımızın fedakarlıklarının unutulmamasını da sağlayacak. Proje kapsamında okullarda yapılacak eğitimler ve bilinçlendirme faaliyetleri ile gençlerimizde hem vatan sevgisi hem de çevre bilinci artırılacak.</p>
<p><strong>Yeşil Vatan'ın Misyonu</strong></p>
<p>Yeşil Vatan Türkiye Ağaçlandırma Merkezi, doğayı koruma bilinci oluşturmak ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla çeşitli projeler yürütmektedir. Doğa ve insan arasındaki dengeyi yeniden tesis etmeyi hedefleyen merkez, bu alanda farkındalık yaratacak eğitim, araştırma ve uygulama çalışmalarını sürdürmektedir. Vatan Kahramanları Derneği çatısı altında faaliyet gösteren merkez, ekosistemi tehdit eden unsurlara karşı mücadele etmek ve biyolojik çeşitliliği korumak için kararlılıkla çalışmalarına devam ediyor.</p>
<p><strong>İletişim</strong></p>
<ul>
<li><strong>Dernek Adresi</strong>: Fidanlık Mah, Adakale Sokak 28 - 9, Çankaya - Ankara</li>
<li><strong>Telefon</strong>: +90 312 434 2752 / 05413136245</li>
<li><strong>E-posta</strong>: <a rel="noopener">dernek@vatankahramanlari.org.tr</a></li>
<li><strong>Bağış Yap – Destek Ol</strong>: Vatan Kahramanları Derneği</li>
<li>Banka Hesabı: IBAN <span>TR88 0001 0012 6297 7751 2050 06</span></li>
</ul>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KARBON VERGİSİ NEDİR?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karbon-vergisi-nedir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karbon-vergisi-nedir</guid>
<description><![CDATA[ Karbon vergisi; ulaşım ve enerji sektöründe kullanılan yakıtların karbon içeriğine uygulanan bir vergi türüdür ]]></description>
<enclosure url="http://storage.googleapis.com/climate-science.appspot.com/tr-v5/C1_9-Details-4-Figure_6_A_Revenue-neutral_Carbon_Tax-01.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:07:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>KARBON, VERGİSİ, NEDİR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Karbon vergisi, ekonomik bir sektör tarafından çevreye salınan her türlü sera gazı veya sera gazı kombinasyonuna uygulanabilir. Kömür, petrol veya doğal gaz gibi hidrokarbon yakıtların kullanımı, karbonun karbon dioksit (CO2) ve diğer karbon bileşiklerine dönüşmesine neden olur. Karbon dioksit, küresel ısınmaya neden olan ve çevre ile insan sağlığına zarar veren, ısıyı hapseden bir sera gazıdır. Bu gerçeklik, enerjiye olan bağımlılığımızın yaşanabilir bir dünya bırakmaya kararlı olduğunu gösteriyor. İlerleyen teknoloji, hayatlarımızı enerjiye bağımlı hale getirmiştir.</p>
<p>Ancak, daha fazla üretim ve tüketim arzusu, yaşam alanımızı gezegenimizi yaşanmaz hale getirecek şekilde etkilemektedir. Son yıllarda yaşanan doğal afetler, dünyanın her zaman doğal afetlerle karşılaştığını ancak artan sıklık ve şiddetteki olayların, insan etkisinin artmasının bir sonucu olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Ortak amaç, yaşanabilir bir dünya yaratmaktır. Bunun için ekonomik güç kavramının hegemonyası altında yapılanların insanlığa ve yaşam alanına verdiği zarara odaklanmalıyız. Küresel ısınmanın yol açtığı iklim krizi, artan sıcaklıklar, ölümler, kuraklık gibi birçok sonucu beraberinde getiriyor.</p>
<p>Bu korkutucu duruma karşı önlem almak amacıyla hükümetler, Paris İklim Anlaşması gibi anlaşmalara imza atmıştır. Avrupa Yeşil Mutabakatı (Karbon Ayak İzi) gibi girişimler, iklimi nötr hale getirmeyi hedeflemektedir. Aynı zamanda, yenilenebilir enerjiye ağırlık vermek de önemlidir. Temel amaç, gelecek nesillere temiz ve yaşanabilir bir dünya bırakmaktır.</p>
<p>Karbon vergisi, fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan sera gazı emisyonlarını azaltmak için etkili bir araçtır. Ekonomistler, karbon vergisinin iklim değişikliğini azaltmanın en verimli ve etkili yolu olduğunu iddia etmektedir. Birçok ülke ve şehir, net sıfır küresel emisyonu gerçekleştirmeyi taahhüt etmiştir.</p>
<p>Karbon vergisi, sınırda karbon düzenleme mekanizması (CBAM) gibi düzenlemelerle birlikte karbon emisyonlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Türkiye'de henüz resmi olarak karbon vergisi uygulaması başlamamış olsa da, çeşitli düzenlemeler üzerinde çalışılmaktadır.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>128 tür bitkisiyle &amp;apos;Koku&amp;apos; yayıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/128-tur-bitkisiyle-koku-yayiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/128-tur-bitkisiyle-koku-yayiyor</guid>
<description><![CDATA[ Konya&#039;da Selçuklu Belediyesi’nin tema parklarından biri olan Seyir Tepesi’ne kazandırılan Koku Bahçesi 128 tür bitki çeşidi ile ziyaretçilere görsel bir şölen sunuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.burokratika.com/images/haber/06112023095711_ce5dfba4edf7bbaa44ba807629ae2bba.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:07:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>128, tür, bitkisiyle, Koku, yayıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Konya'da Selçuklu Belediyesi'nin tema parklarından biri olan Seyir Tepesi'ne kazandırılan Koku Bahçesi 128 tür bitki çeşidi ile yönetilen görsel bir şölen sunuyor. KONYA (İGFA) - Gerçekleştirdiği yatırımlarla ilçeye değer katan Selçuklu Belediyesi şehrin gözde mekanlarından biri olan Seyir Tepesi'ne kısa bir süre önce iki önemli lokasyonu daha ekledi. Selçuklu Seyir Kafe'nin yanı sıra bölgeye kazandırılan Koku Bahçesi de bunlardan biriydi. 7 bin 500 metrekare alana sahip olan Koku Bahçesi'nde 128 tür çiçek bitki çeşidi, 16 adet banklı tag, 8 adet gül tagı ve bin 650 metrekare yürüyüş alanı bulunuyor. Konya'nın en güzel izlenebildiği Selçuklu Seyir Tepesi'ne kazandırılan Koku Bahçesi'nden yoğun ilgi görüyor. Koku Bahçesi'ne uğrayanlar hoş çiçekler arasında huzurlu bir ortamın keyfini çıkarıyor. Selçuklu Seyir Tepesi'nin Konya'nın yeni cazibe merkezleri arasında yerini ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, temiz havası ve yeşil alanlarıyla yetinen şehirlerin stresini atarak güzel vakit geçirdikleri mekana Koku Bahçemiz ile görsel ve koku anlamında güzel bir renk kattıklarını belirtti. Dört mevsimin yaşandığı Türkiye'de bitki çeşitliliği açısından büyük bir zenginliğe sahip olan Başkan Pekyatırmacı, "Türkiye'nin bitki çeşitlerini çeşitlendirmek ve hemşehrilerimizi tanıtmak amacıyla Konya'nın en nezih bölgesinde böyle hoş bir dünyaya kazandırılmış olduk. Açıldığı gün bu yana yoğun ilgi gören bahçemizde hemşehrilerimiz hem farklı çiçek türlerini bir arada görünürken hem de güzel kokuları teneffüs ederek fotoğraf çekinebiliyor" diye konuştu.  </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sivas&amp;apos;ta tıp öğrencilerinden doğa yürüyüşü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sivasta-tip-oegrencilerinden-doga-yuruyusu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sivasta-tip-oegrencilerinden-doga-yuruyusu</guid>
<description><![CDATA[ 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri çerçevesinde Cumhuriyet Üniversitesi Spor Tırmanışı Doğa Sporları ve Arama Kurtarma topluluğu (CÜSDAT) ile Sivas Doğa Sporları ve Arama Kurtarma Kulübü (SİVDAK) tarafından doğa yürüyüşü düzenlendi.SİVAS (İGFA) - Kardeşler Ormanı&#039;nda gerçekleştirilen yürüyüşe Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, SCÜ akademisyenleri, Tıp Fakültesi öğrencileri ile çok sayıda doğasever katılım gösterdi.

Yürüyüş sonrasında açıklama yapan Prof. Dr. Zekeriya Öztemur, &quot;14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri çerçevesinde CÜSDAT ve SİVDAK ile 10 yılı aşkın bir süredir yürüyüş organize ediyoruz. Bu yıl Belediye Başkanımız da bize destek oldular. Bu bağlamda 14 Mart Tıp Bayramı&#039;nı kutluyor, yürüyüşe katılan herkese teşekkür ediyoruz.&quot; dedi.

Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin ise &quot;14 Mart Tıp Bayramı münasebetiyle düzenlenen doğa yürüyüşüne davetinizden dolayı teşekkür ediyoruz. Sizlerin sayesinde bizler de sıhhatli bir güne başladık. Bu vesile ile tüm tıbbiyelilerin Tıp Bayramı&#039;nı tebrik ediyorum. İnsana hizmet eden bir meslek grubu olarak bizler de öğrencilik dönemlerinde öğrencilerimize manevi anlamda destek olmak adına bu organizasyonlara katılarak sizlerle birlikteyiz.&quot; ifadesini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/11032024222913_bc10050f0ac6f422712c99eaf357f86e.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:07:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sivasta, tıp, öğrencilerinden, doğa, yürüyüşü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri çerçevesinde Cumhuriyet Üniversitesi Spor Tırmanışı Doğa Sporları ve Arama Kurtarma topluluğu (CÜSDAT) ile Sivas Doğa Sporları ve Arama Kurtarma Kulübü (SİVDAK) tarafından doğa yürüyüşü düzenlendi.SİVAS (İGFA) - Kardeşler Ormanı'nda gerçekleştirilen yürüyüşe Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, SCÜ akademisyenleri, Tıp Fakültesi öğrencileri ile çok sayıda doğasever katılım gösterdi.

Yürüyüş sonrasında açıklama yapan Prof. Dr. Zekeriya Öztemur, "14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri çerçevesinde CÜSDAT ve SİVDAK ile 10 yılı aşkın bir süredir yürüyüş organize ediyoruz. Bu yıl Belediye Başkanımız da bize destek oldular. Bu bağlamda 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutluyor, yürüyüşe katılan herkese teşekkür ediyoruz." dedi.

Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin ise "14 Mart Tıp Bayramı münasebetiyle düzenlenen doğa yürüyüşüne davetinizden dolayı teşekkür ediyoruz. Sizlerin sayesinde bizler de sıhhatli bir güne başladık. Bu vesile ile tüm tıbbiyelilerin Tıp Bayramı'nı tebrik ediyorum. İnsana hizmet eden bir meslek grubu olarak bizler de öğrencilik dönemlerinde öğrencilerimize manevi anlamda destek olmak adına bu organizasyonlara katılarak sizlerle birlikteyiz." ifadesini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karşıyaka Belediyesi’nden 5 yıllık ‘yeşil’ hamle!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karsiyaka-belediyesinden-5-yillik-yesil-hamle</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karsiyaka-belediyesinden-5-yillik-yesil-hamle</guid>
<description><![CDATA[ Karşıyaka&#039;nın park ve yeşil alanı 1,5 milyon metrekareye ulaştı... ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/karsiyaka-belediyesinden-5-yillik-yesil-hamle-105307-20240314.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:07:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Karşıyaka, Belediyesi’nden, yıllık, ‘yeşil’, hamle</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Gelecek nesillere daha yeşil bir çevre ve daha sağlıklı bir kent bırakmak için çalışan Karşıyaka Belediyesi, son 5 yılda örnek yatırımlara imza attı.

 

Karşıyaka genelinde 2019 yılında 356 olan park sayısı 397’ye; toplam yeşil alan miktarı ise 927 bin 816 metrekareden 1,5 milyon metrekareye çıkarıldı.

 

Karşıyaka Belediyesi; Başkan Dr. Cemil Tugay’ın göreve geldiği 2019 yılından bu yana hayata geçirdiği yatırımlar ile daha yeşil ve sürdürülebilir bir kent yarattı. Çevre ve sosyal yaşam adına büyük değer taşıyan hizmetlere verilen önem, 5 yıl sonunda ulaşılan ciddi artışlarla rakamsal verilere de yansıdı.

 

KENTE NEFES OLAN YATIRIMLAR

Belediye Park ve Bahçeler Müdürlüğü ekipleri tarafından 2019 yılı itibarıyla Karşıyaka’nın farklı mahallelerinde toplam 41 yeni park yapıldı. Böylece ilçedeki park sayısı 356’dan 397’ye çıktı. Kente ve kentlilere nefes olan yeni parkların yanı sıra 80 mevcut parkın da revizyonu yapılarak daha modern hale getirildi. Hayata geçirilen 7 yeni proje ile birlikte, ağaçlandırma alanlarının sayısı 5’ten 12’ye yükseldi. 5 yıl önce 927 bin 816 metrekare olan park ve yeşil alan miktarı ise 1,5 milyon metrekareye ulaştı.

İlçeye 230 bin metrekarelik Kent Ormanı kazandıran ve pek çok farklı alandaki dikimler ile birlikte 5 yılda toplam 100 bin fidanı toprakla buluşturan Karşıyaka Belediyesi, kişi başına düşen yeşil alan miktarını da 3,96 metrekareden 5,46 metrekareye çıkardı.

 

“YEŞİL, ÖNCELİĞİMİZ OLDU”

Bugünden yarına daha yaşanabilir ve çağdaş bir kent bırakmak için çalıştıklarını belirten Karşıyaka Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü Halit Çelik “Park ve yeşil alan projeleri, 5 yıl boyunca Karşıyaka Belediyesi’nin en öncelikli hizmetleri arasında yer almıştır. Bu süreçte Başkanımız Dr. Cemil Tugay’ın öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla her yaştan yurttaşların kent içerisinde keyifle vakit geçirebileceği parklar ve yeşil alanlar yarattık. Hem ilçemizin yeşil varlığını zenginleştirdik hem de iklim kriziyle mücadeleye güçlü bir katkı sunduk. 5 yıl sonunda geldiğimiz noktada Karşıyaka’mızın bugününe ve geleceğine değerli yatırımlar kazandırmış olmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gürer: “Ormanlar sadece ekonomik bir kaynak olarak görülemez”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gurer-ormanlar-sadece-ekonomik-bir-kaynak-olarak-goerulemez</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gurer-ormanlar-sadece-ekonomik-bir-kaynak-olarak-goerulemez</guid>
<description><![CDATA[ CHP Niğde Milletvekili ve TBMM  Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer ormanlarda talan artıyor. Ormanlar yalnız ekonomik bir alan değil yaşam kaynağıdır” dedi .AKP iktidarlarında ormanlarda yaşanan sürecin Meclis Araştırma Komisyon kurularak incelenmesi istedi. ]]></description>
<enclosure url="http://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2024/05/1111111111-fotograf.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:07:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gürer:, “Ormanlar, sadece, ekonomik, bir, kaynak, olarak, görülemez”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer”​Ülkemizdeki orman politikaları, doğanın korunmasından ziyade ekonomik büyümenin önünü açmak adına şekillendirilmekte olup yapılan kamulaştırmalar ve tahsisler bunun somut göstergesidir. Ancak bu yaklaşım, kısa vadeli kazançlar elde etme hırsıyla doğanın uzun vadeli sağlığını ve sürdürülebilirliğini göz ardı etmektedir. Ormanlar, sadece ağaçları kesip satmak, altyapı projeleri, enerji santralleri ve onların iletim hatları, maden ve taş ocakları, turizm vb. nedenlerle kullanıma açmak, bir kaynak olarak görülüyor. Benimsenen bu yaklaşımlar sonucu doğanın bütünsel denge ve ekolojik önemi göz ardı edilmektedir.” dedi</p>
<p>Gürer, “Süreç içinde orman mevzuatı, ormanları korumak yerine ormancılık dışı kullanımları teşvik etmek üzere değiştirilmiştir. Bu değişiklikler, ormanları ekonomik getiri sağlayan faaliyetler için daha elverişli hale getirmeyi amaçlamaktadır. Ancak, bu yaklaşımın sonucunda ormanların sadece odun kaynağı olarak kullanılması değil, aynı zamanda enerji ve madencilik gibi sektörlerin taleplerine de açılmasıdır. ​Ormanlar üzerindeki bu artan baskı ve kullanım, orman dışı alanların hızla artmasına ve ormanların parçalanmasına yol açmaktadır. Ormanların doğal habitatları ve ekosistemleri koruması gereken kritik alanlar, enerji ve madencilik gibi sektörlerin talepleriyle bozulmaktadır. Bu durum, biyoçeşitliliğin azalmasına, toprak erozyonunun artmasına ve iklim değişikliğinin etkilerinin daha da kötüleşmesine yol açmaktadır.” dedi.</p>
<p>SADECE EKONOMİK KAYNAK DEĞİL</p>
<p>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer “​Ülkemizin ormanlarının sadece ekonomik bir kaynak olarak görülmesi doğru değildir. Örneğin, kamu yararı gerekçesiyle gerçekleştirilen orman kamulaştırmaları, genellikle çeşitli altyapı projeleri, maden faaliyetleri, turizm yatırımları gibi endüstriyel ve ticari faaliyetler için yapılmaktadır. Ancak, bu süreçlerin doğaya olan olumsuz etkileri göz ardı edilmektedir. Ormanlar, insanlığın varlığını sürdürmesi için kritik öneme sahip ekosistemlerdir. Ormanlar sadece odun sağlayan birer kaynak değil, aynı zamanda su döngüsünü düzenleyen, karbonu emen ve biyoçeşitliliği destekleyen yaşam alanları olduğu unutulmamalıdır. ​</p>
<p>Ülkemizin orman politikalarının derhal gözden geçirilmesi ve doğanın korunması, sürdürülebilir kullanımının teşvik edilmesi gerekmektedir. Ekonomik büyüme, doğanın yok oluşu pahasına değil, doğayla uyum içinde gerçekleşmelidir. Aksi takdirde, gelecek nesillere miras bırakacağımız yaşanabilir bir çevre bırakma şansımız ortadan kalkacaktır. Orman alanlarının amacı dışında kullanımına yol açan bu uygulamaların araştırılması, sorunların tespit edilerek ivedi bir şekilde orman alanlarının korunmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılması için Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.”</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en temiz havasının ardındaki gizem çözüldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-en-temiz-havasinin-ardindaki-gizem-coezuldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-en-temiz-havasinin-ardindaki-gizem-coezuldu</guid>
<description><![CDATA[ Güney Okyanusu üzerindeki havanın gezegendeki en temiz hava olmasında yağmur ve bulutların önemli bir rol oynadığı ortaya çıktı. Bulutların, yoğun sağanak yağışlar yaratarak havadaki kir parçacıklarını &quot;yıkayabildiği&quot; düşünülüyor.Bilim insanları, Güney Okyanusu üzerindeki havanın gezegendeki en temiz hava olmasında yağmur ve bulutların önemli bir rol oynadığını buldu.  Antarktika bölgesindeki bu okyanus daha az insan etkinliğine sahip olmasına rağmen denizden gelen tuz, rüzgardan gelen toz veya fitoplankton adı verilen küçük bitki benzeri organizmalardan gelen parçacıklar gibi etkenler tarafından kirletiliyor.BULUTLAR VE YAĞMURLAR HAVAYI TEMİZLİYOR  Ancak araştırmacılar, bulutların ve yağmurun Antarktika okyanusunun üzerindeki atmosferi temizlemede önemli bir rol oynadığını söyledi.  Bilim insanları okyanusun üzerindeki farklı bulut desenlerini tespit etmek için yeni nesil uydulardan gelen verileri kullanarak bir bilgisayar programı geliştirdi.BAL PETEĞİ ŞEKLİNDE BULUT  Araştırmacılar özellikle iklim iyileşmesinde önemli bir rol oynadığı bilinen bal peteği şeklindeki bulut desenlerini inceledi.  Bu bulutlardaki petek hücreleri, kapladıkları bölgenin aldığı yağış miktarına bağlı olarak &quot;açık&quot; ya da &quot;kapalı&quot; durumda oluyor.  Bilim insanları en temiz havaya sahip günlerin açık petekli bulutlarla ilişkili olduğunu tespit etti. Bu bulutların, yoğun sağanak yağışlar yaratarak kir parçacıklarını havadan &quot;yıkayabildiği&quot; düşünülüyor.6 KAT FAZLA YAĞMUR ÜRETİYOR  Açık durumdaki bulutların, kabarık beyaz kapalı bulutlara oranla daha fazla nem tutttuğu ve daha fazla yağmur ürettiği ortaya çıkarıldı.  Bilim insanları araştırma yazısında, &quot;Açık petekli bulutların kapalı olanlardan 6 kat daha fazla yağmur ürettiğini tespit ettik&quot; ifadelerine yer verdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7O-9B3rlgE6PF2kcGvy85w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:07:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, temiz, havasının, ardındaki, gizem, çözüldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7O-9B3rlgE6PF2kcGvy85w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en temiz havasının ardındaki gizem çözüldü"></p>
<p>Güney Okyanusu üzerindeki havanın gezegendeki en temiz hava olmasında yağmur ve bulutların önemli bir rol oynadığı ortaya çıktı. Bulutların, yoğun sağanak yağışlar yaratarak havadaki kir parçacıklarını "yıkayabildiği" düşünülüyor.</p>
<p>Bilim insanları, Güney Okyanusu üzerindeki havanın gezegendeki en temiz hava olmasında yağmur ve bulutların önemli bir rol oynadığını buldu. Antarktika bölgesindeki bu okyanus daha az insan etkinliğine sahip olmasına rağmen denizden gelen tuz, rüzgardan gelen toz veya fitoplankton adı verilen küçük bitki benzeri organizmalardan gelen parçacıklar gibi etkenler tarafından kirletiliyor.</p>
<p><strong>BULUTLAR VE YAĞMURLAR HAVAYI TEMİZLİYOR</strong> Ancak araştırmacılar, bulutların ve yağmurun Antarktika okyanusunun üzerindeki atmosferi temizlemede önemli bir rol oynadığını söyledi. Bilim insanları okyanusun üzerindeki farklı bulut desenlerini tespit etmek için yeni nesil uydulardan gelen verileri kullanarak bir bilgisayar programı geliştirdi.</p>
<p><strong>BAL PETEĞİ ŞEKLİNDE BULUT</strong> Araştırmacılar özellikle iklim iyileşmesinde önemli bir rol oynadığı bilinen bal peteği şeklindeki bulut desenlerini inceledi. Bu bulutlardaki petek hücreleri, kapladıkları bölgenin aldığı yağış miktarına bağlı olarak "açık" ya da "kapalı" durumda oluyor. Bilim insanları en temiz havaya sahip günlerin açık petekli bulutlarla ilişkili olduğunu tespit etti. Bu bulutların, yoğun sağanak yağışlar yaratarak kir parçacıklarını havadan "yıkayabildiği" düşünülüyor.</p>
<p><strong>6 KAT FAZLA YAĞMUR ÜRETİYOR</strong> Açık durumdaki bulutların, kabarık beyaz kapalı bulutlara oranla daha fazla nem tutttuğu ve daha fazla yağmur ürettiği ortaya çıkarıldı. Bilim insanları araştırma yazısında, "Açık petekli bulutların kapalı olanlardan 6 kat daha fazla yağmur ürettiğini tespit ettik" ifadelerine yer verdi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karbon ayak izini azaltmamanın  yıllık maliyeti 3.3 milyar Euro</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karbon-ayak-izini-azaltmamanin-yillik-maliyeti-33-milyar-euro</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karbon-ayak-izini-azaltmamanin-yillik-maliyeti-33-milyar-euro</guid>
<description><![CDATA[ Avrupa Birliği&#039;nin iklim değişikliğiyle mücadele çerçevesinde karbon emisyonlarını azaltmak amacıyla getirdiği ‘Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’ (SKDM), 2026’da tamamen hayata geçirilecek ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/26032024154811_18e9cb8de57ae3b1959e2bade9916958.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:07:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Karbon, ayak, izini, azaltmamanın, yıllık, maliyeti, 3.3, milyar, Euro</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

İSTANBUL (İGFA) - AB içinde uygulanan Emisyon Ticaret Sistemi’ne eşdeğer bir karbon fiyatlandırmasının SKDM kapsamına giren ürünlerin ithalatı aşamasında da uygulanması, Türkiye’yi ihracatta önemli bir eşiği geçmeye hazırlıyor.  Hazırlık ve geçiş sürecini kapsayan son 2 yılda emisyon ticaret sistemini kurması gereken Türkiye, sisteme entegre olamazsa ihracatta önemli sıkıntılar yaşayacak.

Yeşil binalar ve sürdürülebilirlik alanında danışmanlık veren Altensis’in Yönetici Ortağı Dr. Emre Ilıcalı, ülkemizin 2023 yılında başlayan hazırlık ve geçiş sürecini tamamlaması için sadece 2 yıl kaldığını, bu sürede emisyon ticaret sistemi kurması ve uyum sağlaması gerektiğini hatırlattı. 

Türkiye'nin SKDM sürecini sorunsuz atlatmak için herhangi bir mali yükümlülüğün söz konusu olmadığı bu dönemde gerekli olan önlemleri almasının elzem olduğuna dikkat çeken Ilıcalı, “Yapılan araştırmalar, karbon maliyetlerinin 2022 yılı düzeyinde kalması durumunda SKDM’nin Türkiye'nin AB-27'ye ihracatına olası etkisinin, yıllık yaklaşık 3.3 milyar euro olarak hesaplandığını gösteriyor. Bu durum, özellikle çimento, elektrik, diğer mineral ürünleri, tarım ve demir-çelik sektörlerinde ihracat gelirinde düşüş yaşanabileceğini bize gösteriyor” değerlendirmesini yaptı.

Enerji yoğun sektörler, nelerle karşılaşacak?

Ilıcalı, bu düzenlemenin başta demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre ve elektrik olmak üzere karbon kaçağı riskinin en yüksek olduğu, enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren sektörlerdeki işletmeleri etkileyeceğini kaydetti. SKDM’nin AB'ye ihracat yapan ülkelerin ürünlerinin pazardaki rekabetçiliğini etkileyebilecek maliyet artışları yaşayacağını ifade eden Ilıcalı, “İhracatçılar, AB'nin karbon düzenlemesine uyum sağlamak için karbon yoğun üretim süreçlerini iyileştirmek, karbon emisyonlarını azaltma yatırımları yapmak veya SKDM kapsamında vergi ödemek gibi ek maliyetlerle karşılaşabilirler” dedi. 

Şirketler için ilk kritik adım, karbon ayak izini ölçmek 

Enerji yoğun sektörlerdeki şirketlerin karbon ayak izlerini ölçmeye başlamasının çok önemli bir adım olacağını vurgulayan Ilıcalı, bunun için piyasada farklı kapsam ve ölçeklere göre hizmet veren birçok yazılım çözümü bulunduğunu belirtti. Ilıcalı, atılması gereken diğer adımları şöyle aktardı: “İkinci adımda şirketler, ölçüm sonuçlarını analiz ettikten sonra üretim süreçlerini daha verimli hale getirmeli ve yenilenebilir enerji kaynakları ile daha az karbon emisyonu üreten teknolojilere yatırım yaparak karbon ayak izlerini azaltmalı. Tedarik zincirindeki karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik stratejilerin geliştirilebilmesi için tedarikçi ve son kullanıcı tarafında da gerekli takip mekanizmasının kurularak bilgi akışının sağlanması önceliklendirilmeli.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fındık Bahçelerinde Yabancı Ot Mücadelesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/findik-bahcelerinde-yabanci-ot-mucadelesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/findik-bahcelerinde-yabanci-ot-mucadelesi</guid>
<description><![CDATA[ Tarımsal üretime zarar veren ve önemli ürün kayıplarına sebep olan hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadele uygun zamanda, uygun dozda ve uygun tarım makine-ekipmanlarıyla uygulandığında olumlu sonuçlar vermekte, bitkisel hastalık, zararlı ve yabancı otlar kontrol altına alınabilmektedir. Aksi halde uygun mücadele metodu kullanılmadığında bitkiler, canlılar ve çevre üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.

Fındık bahçelerindeki yabancı otlar (ısırgan,eğrelti otları,böğürtlen vb.) fındık bitkisinin ihtiyacı olan besin maddelerine ortak olarak, fındığın hem vejatatif olarak gelişimine hem de verimine olumsuz etki göstermektedir. Genelde tek yıllık bitkiler oldukları için topraktaki besin maddelerini daha kolay bünyelerine alabilmektedir. Bu rekabeti ortadan kaldırmak ve topraktaki besin maddelerinin fındık tarafından alınmasını sağlamak amacıyla yabancı otlarla mutlaka mücadele yapmak gerekmektedir.

Öncelikle kültürel ve mekanik mücadele yöntemleri tercih edilmelidir. İstenilmeyen yabancı otlar; tohum oluşumundan önceki dönemlerde sökülerek veya biçilerek yok edilmelidir.

Giresun yöremizin arazi şartları, topoğrafyası ve toprak özellikleri değerlendirildiğinde yabancı otlara karşı kullanılan total herbisit (ısırgan ilacı) kullanımı hassasiyet gerektirmektedir. Özellikle eğimli ve toprak derinliği az olan yüzey alanlarında herbisit kullanımı; yağan yağmurlarla birlikte yüzey akışına sebep olmakta, erozyona maruz kalarak verimli toprak tabakasının akarak yok olmasına neden olmaktadır. Ayrıca fındık için özellikle kurak aylarda toprak neminin azalmasına, su kaybının artmasına, bahçedeki otlar üzerinde yaşayan doğa için faydalı böceklerin yaşam alanlarının yok edilerek, ölümlerine sebep olmaktadır.Su kaynaklarına yakın alanlarda kullanılması durumunda ise kullanılan kimyasalların sulara karışması sonucunda çevre, doğal yaşam ve canlılar üzerinde zararlara yol açmaktadır.

Fındık bahçelerinin tamamına ilaçlı uygulama yapmak yerine sadece yok edilmek istenen yabancı otlara hedef olmalıdır. Kapama şeklinde ilaç uygulaması kesinlikle yapılmamalıdır. Ayrıca arıcıların kovanlarını ilaçlama sahası dışına çıkarmaları gerekmektedir.

Bu hususlar göz önünde bulundurularak üreticilerimiz tüm zirai mücadele ilaçlarında olduğu gibi fındık bahçelerinde yabancı ot ilacı kullanımından önce İl/İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerinden teknik bilgi alabilirler. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e2d67943677.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 16:16:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fındık, Bahçelerinde, Yabancı, Mücadelesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Tarımsal üretime zarar veren ve önemli ürün kayıplarına sebep olan hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadele uygun zamanda, uygun dozda ve uygun tarım makine-ekipmanlarıyla uygulandığında olumlu sonuçlar vermekte, bitkisel hastalık, zararlı ve yabancı otlar kontrol altına alınabilmektedir. Aksi halde uygun mücadele metodu kullanılmadığında bitkiler, canlılar ve çevre üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.</span></span></p>
<p><span><span>Fındık bahçelerindeki yabancı otlar (ısırgan,eğrelti otları,böğürtlen vb.) fındık bitkisinin ihtiyacı olan besin maddelerine ortak olarak, fındığın hem vejatatif olarak gelişimine hem de verimine olumsuz etki göstermektedir. Genelde tek yıllık bitkiler oldukları için topraktaki besin maddelerini daha kolay bünyelerine alabilmektedir. Bu rekabeti ortadan kaldırmak ve topraktaki besin maddelerinin fındık tarafından alınmasını sağlamak amacıyla yabancı otlarla mutlaka mücadele yapmak gerekmektedir.</span></span></p>
<p><span><span>Öncelikle kültürel ve mekanik mücadele yöntemleri tercih edilmelidir. İstenilmeyen yabancı otlar; tohum oluşumundan önceki dönemlerde sökülerek veya biçilerek yok edilmelidir.</span></span></p>
<p><span><span>Giresun yöremizin arazi şartları, topoğrafyası ve toprak özellikleri değerlendirildiğinde yabancı otlara karşı kullanılan total herbisit (ısırgan ilacı) kullanımı hassasiyet gerektirmektedir. Özellikle eğimli ve toprak derinliği az olan yüzey alanlarında herbisit kullanımı; yağan yağmurlarla birlikte yüzey akışına sebep olmakta, erozyona maruz kalarak verimli toprak tabakasının akarak yok olmasına neden olmaktadır. Ayrıca fındık için özellikle kurak aylarda toprak neminin azalmasına, su kaybının artmasına, bahçedeki otlar üzerinde yaşayan doğa için faydalı böceklerin yaşam alanlarının yok edilerek, ölümlerine sebep olmaktadır.Su kaynaklarına yakın alanlarda kullanılması durumunda ise kullanılan kimyasalların sulara karışması sonucunda çevre, doğal yaşam ve canlılar üzerinde zararlara yol açmaktadır.</span></span></p>
<p><span><span>Fındık bahçelerinin tamamına ilaçlı uygulama yapmak yerine sadece yok edilmek istenen yabancı otlara hedef olmalıdır. Kapama şeklinde ilaç uygulaması kesinlikle yapılmamalıdır. Ayrıca arıcıların kovanlarını ilaçlama sahası dışına çıkarmaları gerekmektedir.</span></span></p>
<p><span><span>Bu hususlar göz önünde bulundurularak üreticilerimiz tüm zirai mücadele ilaçlarında olduğu gibi fındık bahçelerinde yabancı ot ilacı kullanımından önce İl/İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerinden teknik bilgi alabilirler.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ege Denizi’ne saniyede 30 milyon mikroplastik taşınıyor | Canlılar tehdit altında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ege-denizine-saniyede-30-milyon-mikroplastik-tasiniyor-canlilar-tehdit-altinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ege-denizine-saniyede-30-milyon-mikroplastik-tasiniyor-canlilar-tehdit-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Ege Denizi, Gediz Nehri’nin taşıdığı mikroplastiklerin tehdidi altında. Yapılan son araştırmanın sonuçlarına göre; Ege Denizi&#039;ne, Gediz Nehri&#039;nden saniyede 30 milyon mikroplastik parçacığı taşındığı ortaya çıktı. Prof. Dr. Neval Baycan, Ege Denizi’ndeki canlı yaşamının tehlike altında olduğunu söyledi.TÜBİTAK destekli “Organize Sanayi Bölgeleri Atıksuları ile Yüzey Sularında Mikroplastiklerin ve Mikroplastiklerle Taşınan Mikrokirleticilerin Belirlenmesi ve Taşınmalarının Araştırılması” projesinin ilkbahar dönemi sonuçları belli oldu.
Araştırmanın sonuçlarına göre; Ege Denizi&#039;ne, Gediz Nehri&#039;nden saniyede 30 milyon kadar mikroplastik parçacığı taşındığı ortaya çıktı.İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi&#039;nden (DEÜ) Prof. Dr. Neval Baycan, araştırmanın sonuçlarını yorumladı, Ege Denizi’ndeki tehlikeye dikkat çekti.Mikroplastik kirliliğinin son 10 yılda hızla kazandığını söyleyen Baycan, “Deniz ortamındaki balıklar ya da diğer canlıların bünyelerinde mikroplastiğe rastlanıldığı tespit edildi. Önemli tehditlerden bir tanesi; mikroplastiklerin besin zinciri yoluyla insanlara ve diğer canlılara taşınması.” dedi.Mikroplastik parçacıklarının Ege Denizi&#039;ne taşınmasını önlemek için arıtma tesislerine ek önlemler getirilmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Baycan, şunları söyledi:
“Pek çok yerde yollardan kaynaklı mikroplastikler de yağan yağmur sularıyla veya havada asılı kalan mikroplastiklerin çökelmesiyle de su kaynaklarındaki mikroplastik miktarları artış gösterebiliyor. Numune aldığımız bölgelerde pek çok noktanın aslında büyük makro plastikler açısından da kirli olduğunu tespit ettik. Çok sayıda pet şişenin, plastik poşetin veya tarımda kullanılan birtakım kalıntı maddelerin nehir kenarlarına atıldığını gördük. Bunların parçalanması sonucunda mikroplastikler oluşuyor. Dolayısıyla tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, arıtma tesislerinin iyileştirilmesi ve mikroplastiklerin giderimine yönelik güncellemeler çok önemli.”“İnsan sağlığı ve suda yaşayan canlılar için kirliliklerin özellikle kaynağında azaltılması ve önlenmesi gereklidir. Tek kullanımlık plastiklerin kullanımının sınırlandırılması ve mümkün olduğunca insanlarımızın bilinçlendirilmesi ve bunların etkisi konusunda eğitilmesi son derece önemli.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b3AsnCW2UEii9GCkOxHg-Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ege, Denizi’ne, saniyede, milyon, mikroplastik, taşınıyor, Canlılar, tehdit, altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b3AsnCW2UEii9GCkOxHg-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Ege Denizi’ne saniyede 30 milyon mikroplastik taşınıyor | Canlılar tehdit altında"><p>Ege Denizi, Gediz Nehri’nin taşıdığı mikroplastiklerin tehdidi altında. Yapılan son araştırmanın sonuçlarına göre; Ege Denizi'ne, Gediz Nehri'nden saniyede 30 milyon mikroplastik parçacığı taşındığı ortaya çıktı. Prof. Dr. Neval Baycan, Ege Denizi’ndeki canlı yaşamının tehlike altında olduğunu söyledi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pRV_8Tl65kW1E-zwYMhc8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TÜBİTAK destekli “Organize Sanayi Bölgeleri Atıksuları ile Yüzey Sularında Mikroplastiklerin ve Mikroplastiklerle Taşınan Mikrokirleticilerin Belirlenmesi ve Taşınmalarının Araştırılması” projesinin ilkbahar dönemi sonuçları belli oldu.
Araştırmanın sonuçlarına göre; Ege Denizi'ne, Gediz Nehri'nden saniyede 30 milyon kadar mikroplastik parçacığı taşındığı ortaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1g2rKvhAT0KB1kcrmRgolg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nden (DEÜ) Prof. Dr. Neval Baycan, araştırmanın sonuçlarını yorumladı, Ege Denizi’ndeki tehlikeye dikkat çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-Lfouko8qEiO9Qf5Ch-eHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mikroplastik kirliliğinin son 10 yılda hızla kazandığını söyleyen Baycan, “Deniz ortamındaki balıklar ya da diğer canlıların bünyelerinde mikroplastiğe rastlanıldığı tespit edildi. Önemli tehditlerden bir tanesi; mikroplastiklerin besin zinciri yoluyla insanlara ve diğer canlılara taşınması.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D0wraflVUkOXWkHm8QE8KQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mikroplastik parçacıklarının Ege Denizi'ne taşınmasını önlemek için arıtma tesislerine ek önlemler getirilmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Baycan, şunları söyledi:
“Pek çok yerde yollardan kaynaklı mikroplastikler de yağan yağmur sularıyla veya havada asılı kalan mikroplastiklerin çökelmesiyle de su kaynaklarındaki mikroplastik miktarları artış gösterebiliyor. Numune aldığımız bölgelerde pek çok noktanın aslında büyük makro plastikler açısından da kirli olduğunu tespit ettik. Çok sayıda pet şişenin, plastik poşetin veya tarımda kullanılan birtakım kalıntı maddelerin nehir kenarlarına atıldığını gördük. Bunların parçalanması sonucunda mikroplastikler oluşuyor. Dolayısıyla tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, arıtma tesislerinin iyileştirilmesi ve mikroplastiklerin giderimine yönelik güncellemeler çok önemli.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Uu9m-DdyH0unLxJ96npfeA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“İnsan sağlığı ve suda yaşayan canlılar için kirliliklerin özellikle kaynağında azaltılması ve önlenmesi gereklidir. Tek kullanımlık plastiklerin kullanımının sınırlandırılması ve mümkün olduğunca insanlarımızın bilinçlendirilmesi ve bunların etkisi konusunda eğitilmesi son derece önemli.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyarbakır’da varlıkları bilinen 3 kuş türü ilk kez fotoğraflandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/diyarbakirda-varliklari-bilinen-3-kus-turu-ilk-kez-fotograflandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/diyarbakirda-varliklari-bilinen-3-kus-turu-ilk-kez-fotograflandi</guid>
<description><![CDATA[ Diyarbakır’da varlıkları bilinen ancak daha önce fotoğraflanmamış olan 3 kuş türü, ilk kez görüntülendi. Taşçeviren (arenaria interpres), deniz düdükçünü (phalaropus lobatus) ve büyük flamingonun (phoenicopterus roseus) görüntülenmesiyle ilgili konuşan Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı ve Kuş Bilimci Prof. Dr. Ahmet Kılıç, “Küresel ısınma nedeniyle su bulmakta zorlanan kuşlar, Diyarbakır&#039;daki Kabaklı Göleti&#039;ni bir vaha olarak görüyor.” dedi.Diyarbakır’da varlıkları bilinen ancak daha önce fotoğraflanmamış olan 3 kuş türü olan taşçeviren (arenaria interpres), deniz düdükçünü (phalaropus lobatus) ve büyük flamingoyu (phoenicopterus roseus) ilk kez görüntülendi.
Dicle Üniversitesi yerleşkesinde bulunan ve 200&#039;den fazla kuş türüne ev sahipliği yapan Kabaklı Göleti&#039;nde çekilen görüntüleri değerlendiren Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı ve Kuş Bilimci Prof. Dr. Ahmet Kılıç, Kaya&#039;nın çektiği kuş türlerinin bölgede çok nadir görüldüğünü söyledi.Doğa fotoğrafçısı Selim Kaya’nın çektiği fotoğrafların çok değerli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kılıç, “Dicle Vadisi&#039;nde, Hevsel Bahçeleri civarında, Dicle Nehri kıyısında ve üniversitemiz kampüs alanı içerisinde bulunan Kabaklı Göleti&#039;nde 200&#039;den fazla kuş türünü görüyoruz. Bu durum, alana kuş cenneti alanı kazandırmaktadır. Burada çok nadide türler de var. Bunlardan bazılarını fotoğraflama imkanı olmamıştı. Çünkü fotoğraflama ayrı bir emek ve çalışma alanıdır.” dedi.Fotoğraflanan türler arasında olan taşçevireni “nadide bir tür” olarak niteleyen Kılıç, şunları söyledi:
 “Bu türümüz sığ sularda, kıyıda, taşları çevirerek su altındaki böcekleri, larvaları, tırtılları yiyor. Dolayısıyla bunların aşırı üremesinin önüne geçiyor. Bu davranışından dolayı adlandırmada taşçeviren ismi kullanılmaktadır. Yapılan çalışmada doğa fotoğrafçısı Selim bey, bunu tespit etti ve daha önce bildiğimiz taşçevirenin artık fotoğraflı halini görme şansına ulaştık. Bu Diyarbakır için, Güneydoğu Anadolu Bölgesi için büyük bir kazanç. Önemli bir çalışmadır.”Deniz düdükçünü türünün ise derin olmayan sularda böcekleri avlayarak yaşamını sürdürdüğünü söyleyen Kılıç, “Bulunduğu yerde dönerek, su içinde girdap oluşturuyor. Bu girdaptan dolayı özellikle zemine ulaşamadığı için zemindeki böcekler, su böcekleri, larvalar, tırtıllar yüzeye çıkıyor ve avlanmaya başlıyor. Bu strateji oldukça güzel bir değerlendirme. Bunun da fotoğraflarını maalesef çekememiştik.” dedi.Büyük flamingonun da bölgede çok nadir görülen türlerden olduğunu belirten Prof. Dr. Kılıç, şöyle devam etti:
“Yıllardır biliyoruz. Hatta 50 yıl önceden tespitler vardı. Hepimizin bildiği flamingolar, bölgemizde çok nadir görülen türlerdendir. Daha önce vardı fakat fotoğraf çekme imkanı olmamıştı. Selim Bey bunu da başardı. Değerli bir katkıdır. Bunlar da transit kuşlarımız arasındadır. Yalnızca tuzlu olan lagünlerde, deniz kıyısında ya da tuzlu göllerde yaşar. Diyarbakır&#039;da nadirdirler, çünkü bu bölgede tuzlu göller çok az, bunlar da özellikle kabuklularla beslenirler. Bu su içindeki kabuklular, bunlara o pembe rengi sağlıyor. Çok nadide, özel bir türdür. Küresel ısınma nedeniyle su bulmakta zorlanan kuşlar, Diyarbakır&#039;daki Kabaklı Göleti&#039;ni bir vaha olarak görüyor. Diyarbakır&#039;da çok özel bir potansiyel var. Son zamanlarda yaşadığımız kuraklık ve aşırı sıcaklar, bu hayvanları ciddi biçimde zorluyor. O yüzden çok nadir bulunan bölgelere yoğunlaşmaya başladılar. Çünkü dereler, çaylar kuruyunca Dicle Vadisi&#039;ne, Dicle Nehri&#039;ne veya var olan göletlere geliyorlar. O yüzden bizim bu türleri yaşatabilmemiz; bu bölgedeki su varlığına bağlı. Bulunduğumuz bölge, Basra şehrinin özelliğine dönüyor. Irak&#039;taki, Suriye&#039;deki şehirler gibi bir iklime doğru gidiyoruz. Bunu geciktirmek ya da daha yaşanabilir hale getirebilmek için tedbirler almamız lazım. Ağaçlandırma çok değerlidir. Suyu toplamak çok değerlidir ve suyu yönetmemiz lazım.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l8-_q01v-Ea0QWaEwc-jKg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Diyarbakır’da, varlıkları, bilinen, kuş, türü, ilk, kez, fotoğraflandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l8-_q01v-Ea0QWaEwc-jKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Diyarbakır’da varlıkları bilinen 3 kuş türü ilk kez fotoğraflandı"><p>Diyarbakır’da varlıkları bilinen ancak daha önce fotoğraflanmamış olan 3 kuş türü, ilk kez görüntülendi. Taşçeviren (arenaria interpres), deniz düdükçünü (phalaropus lobatus) ve büyük flamingonun (phoenicopterus roseus) görüntülenmesiyle ilgili konuşan Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı ve Kuş Bilimci Prof. Dr. Ahmet Kılıç, “Küresel ısınma nedeniyle su bulmakta zorlanan kuşlar, Diyarbakır'daki Kabaklı Göleti'ni bir vaha olarak görüyor.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iPcThpySO0Orrz-r3tCjdw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Diyarbakır’da varlıkları bilinen ancak daha önce fotoğraflanmamış olan 3 kuş türü olan taşçeviren (arenaria interpres), deniz düdükçünü (phalaropus lobatus) ve büyük flamingoyu (phoenicopterus roseus) ilk kez görüntülendi.
Dicle Üniversitesi yerleşkesinde bulunan ve 200'den fazla kuş türüne ev sahipliği yapan Kabaklı Göleti'nde çekilen görüntüleri değerlendiren Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı ve Kuş Bilimci Prof. Dr. Ahmet Kılıç, Kaya'nın çektiği kuş türlerinin bölgede çok nadir görüldüğünü söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Fd750FTi3kW0zco6B8S9yA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğa fotoğrafçısı Selim Kaya’nın çektiği fotoğrafların çok değerli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kılıç, “Dicle Vadisi'nde, Hevsel Bahçeleri civarında, Dicle Nehri kıyısında ve üniversitemiz kampüs alanı içerisinde bulunan Kabaklı Göleti'nde 200'den fazla kuş türünü görüyoruz. Bu durum, alana kuş cenneti alanı kazandırmaktadır. Burada çok nadide türler de var. Bunlardan bazılarını fotoğraflama imkanı olmamıştı. Çünkü fotoğraflama ayrı bir emek ve çalışma alanıdır.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XzvkQKf3Dkmf0Iv-Hi0yDQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fotoğraflanan türler arasında olan taşçevireni “nadide bir tür” olarak niteleyen Kılıç, şunları söyledi:
 “Bu türümüz sığ sularda, kıyıda, taşları çevirerek su altındaki böcekleri, larvaları, tırtılları yiyor. Dolayısıyla bunların aşırı üremesinin önüne geçiyor. Bu davranışından dolayı adlandırmada taşçeviren ismi kullanılmaktadır. Yapılan çalışmada doğa fotoğrafçısı Selim bey, bunu tespit etti ve daha önce bildiğimiz taşçevirenin artık fotoğraflı halini görme şansına ulaştık. Bu Diyarbakır için, Güneydoğu Anadolu Bölgesi için büyük bir kazanç. Önemli bir çalışmadır.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kA0GuHiBDkWF4-1OQl0lVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz düdükçünü türünün ise derin olmayan sularda böcekleri avlayarak yaşamını sürdürdüğünü söyleyen Kılıç, “Bulunduğu yerde dönerek, su içinde girdap oluşturuyor. Bu girdaptan dolayı özellikle zemine ulaşamadığı için zemindeki böcekler, su böcekleri, larvalar, tırtıllar yüzeye çıkıyor ve avlanmaya başlıyor. Bu strateji oldukça güzel bir değerlendirme. Bunun da fotoğraflarını maalesef çekememiştik.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z91VmhW-XEyk5IkvG-DxFw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Büyük flamingonun da bölgede çok nadir görülen türlerden olduğunu belirten Prof. Dr. Kılıç, şöyle devam etti:
“Yıllardır biliyoruz. Hatta 50 yıl önceden tespitler vardı. Hepimizin bildiği flamingolar, bölgemizde çok nadir görülen türlerdendir. Daha önce vardı fakat fotoğraf çekme imkanı olmamıştı. Selim Bey bunu da başardı. Değerli bir katkıdır. Bunlar da transit kuşlarımız arasındadır. Yalnızca tuzlu olan lagünlerde, deniz kıyısında ya da tuzlu göllerde yaşar. Diyarbakır'da nadirdirler, çünkü bu bölgede tuzlu göller çok az, bunlar da özellikle kabuklularla beslenirler. Bu su içindeki kabuklular, bunlara o pembe rengi sağlıyor. Çok nadide, özel bir türdür. Küresel ısınma nedeniyle su bulmakta zorlanan kuşlar, Diyarbakır'daki Kabaklı Göleti'ni bir vaha olarak görüyor. Diyarbakır'da çok özel bir potansiyel var. Son zamanlarda yaşadığımız kuraklık ve aşırı sıcaklar, bu hayvanları ciddi biçimde zorluyor. O yüzden çok nadir bulunan bölgelere yoğunlaşmaya başladılar. Çünkü dereler, çaylar kuruyunca Dicle Vadisi'ne, Dicle Nehri'ne veya var olan göletlere geliyorlar. O yüzden bizim bu türleri yaşatabilmemiz; bu bölgedeki su varlığına bağlı. Bulunduğumuz bölge, Basra şehrinin özelliğine dönüyor. Irak'taki, Suriye'deki şehirler gibi bir iklime doğru gidiyoruz. Bunu geciktirmek ya da daha yaşanabilir hale getirebilmek için tedbirler almamız lazım. Ağaçlandırma çok değerlidir. Suyu toplamak çok değerlidir ve suyu yönetmemiz lazım.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w6NCcGC2vk6piKhRgwoZSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fA0B0KAcqkSUD7fHvFKT2w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0YB9-0iYaEG_bjxYwvwKkw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Satın alınan 2 bin gergedan doğaya bırakılacak: Nesilleri tehlikede</title>
<link>https://trafikdernegi.com/satin-alinan-2-bin-gergedan-dogaya-birakilacak-nesilleri-tehlikede</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/satin-alinan-2-bin-gergedan-dogaya-birakilacak-nesilleri-tehlikede</guid>
<description><![CDATA[ Güney Afrika&#039;da bir sivil toplum kuruluşu (STK), ülkede bulunan dünyanın en büyük gergedan çiftliğini satın aldı. STK, çiftliğin içerisindeki 2 bin güney beyaz gergedanını doğaya salacağını açıkladı.Johannesburg merkezli African Parks kuruluşu, yaptığı yazılı açıklamada, ülkenin Botsvana sınırında iflas etme eşiğindeki &quot;Platinium Rhino&quot; çiftliğini satın aldığını duyurdu.Açıklamada, 7 bin 800 hektarlık çiftlikte yaşayan 2 bin beyaz gergedanın yürütülen proje kapsamında 10 yılda doğaya geri döndürüleceği aktarıldı.Sivil toplum kuruluşu, çiftlikte gergedan yetiştirme faaliyetlerine de son vereceğini belirtti.20. yüzyılın başında nesli tükenmek üzere olan güney beyaz gergedanlarının sayısı koruma faaliyetleri sayesinde 2012&#039;de 20 bine kadar ulaştı. Ancak avcılık faaliyetleri yüzünden bu sayı günümüzde 13 bine kadar geriledi.Mevcut gergedan nüfusunun yüzde 80&#039;ine ev sahipliği yapan Güney Afrika&#039;da her yıl yüzlerce gergedan, yüksek maddi değere sahip boynuzları için kaçak avcıların hedefi olmaya devam ediyor.Başta Çin olmak üzere Asya ülkelerinden yoğun rağbet gören yasa dışı gergedan boynuzu ticareti, nesilleri tükenmekte olan gergedan türleri için ciddi tehdit oluşturuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b4PQaynDi0e4G1fXik-asg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Satın, alınan, bin, gergedan, doğaya, bırakılacak:, Nesilleri, tehlikede</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b4PQaynDi0e4G1fXik-asg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Satın alınan 2 bin gergedan doğaya bırakılacak: Nesilleri tehlikede"><p>Güney Afrika'da bir sivil toplum kuruluşu (STK), ülkede bulunan dünyanın en büyük gergedan çiftliğini satın aldı. STK, çiftliğin içerisindeki 2 bin güney beyaz gergedanını doğaya salacağını açıkladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VKIUh4PHNUuk4MO7kEW4Aw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Johannesburg merkezli African Parks kuruluşu, yaptığı yazılı açıklamada, ülkenin Botsvana sınırında iflas etme eşiğindeki "Platinium Rhino" çiftliğini satın aldığını duyurdu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tk_1jH1ti0ii4Fj2wxL2QA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Açıklamada, 7 bin 800 hektarlık çiftlikte yaşayan 2 bin beyaz gergedanın yürütülen proje kapsamında 10 yılda doğaya geri döndürüleceği aktarıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jG2s_phr90KkUFdaicum1Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sivil toplum kuruluşu, çiftlikte gergedan yetiştirme faaliyetlerine de son vereceğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JQfVj_23d0CkLh1ll8IbGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>20. yüzyılın başında nesli tükenmek üzere olan güney beyaz gergedanlarının sayısı koruma faaliyetleri sayesinde 2012'de 20 bine kadar ulaştı. Ancak avcılık faaliyetleri yüzünden bu sayı günümüzde 13 bine kadar geriledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tfQWtE8DoUKS0rZRQNyRfQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mevcut gergedan nüfusunun yüzde 80'ine ev sahipliği yapan Güney Afrika'da her yıl yüzlerce gergedan, yüksek maddi değere sahip boynuzları için kaçak avcıların hedefi olmaya devam ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DUtL5zXV2U-6NZ5C_Z68bg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Başta Çin olmak üzere Asya ülkelerinden yoğun rağbet gören yasa dışı gergedan boynuzu ticareti, nesilleri tükenmekte olan gergedan türleri için ciddi tehdit oluşturuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SOk-D0toy0edry7s6GBSEQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vP5LEhgVw0CadWYwOl3b3Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kAxK4jgTO0eSLz90f3aXMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çıldır Gölü’nde alg patlaması</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cildir-goelunde-alg-patlamasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cildir-goelunde-alg-patlamasi</guid>
<description><![CDATA[ Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük ikinci gölü olan Çıldır Gölü’nde alg patlaması yaşandı. Gölün yüzeyini kaplayan yeşil renkli tabaka, kıyılarda balçık ve peltemsi bir hal aldı.Su kaynaklarının hızla azalması, kirlenme ve sıcaklıklardaki aşırı artış, göllerde dipte biriken mavi - yeşil algleri yüzeye çıkarıyor.  Doğu Anadolu’nun en büyük ikinci gölü olan Çıldır Gölü’nde de suyun rengi yeşile döndü.  Göldeki alg patlamasını görüntüleyen bölgeden vatandaşlar, göl yüzeyini yeşil bir tabakanın kapladığı, su azaldıkça renginin de yeşil olduğunu söyledi.Çıldır Gölü’nün yüzeyini kaplayan yeşil renk, kıyılarda balçık ve peltemsi bir hal almaya başladı.  Ağlarını göle atan balıkçılar, kirlilik nedeniyle ağlarını tekneye çekmekte güçlük yaşadı.  Geçim kaynağı balığa bağlı olan balıkçılar, alg patlaması nedeniyle balık tutamayacaklarını söylediler. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bnbdV3WfvkqjOvBI8ow1Ww.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çıldır, Gölü’nde, alg, patlaması</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bnbdV3WfvkqjOvBI8ow1Ww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çıldır Gölü’nde alg patlaması"><p>Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük ikinci gölü olan Çıldır Gölü’nde alg patlaması yaşandı. Gölün yüzeyini kaplayan yeşil renkli tabaka, kıyılarda balçık ve peltemsi bir hal aldı.</p>Su kaynaklarının hızla azalması, kirlenme ve sıcaklıklardaki aşırı artış, göllerde dipte biriken mavi - yeşil algleri yüzeye çıkarıyor.  Doğu Anadolu’nun en büyük ikinci gölü olan Çıldır Gölü’nde de suyun rengi yeşile döndü.  Göldeki alg patlamasını görüntüleyen bölgeden vatandaşlar, göl yüzeyini yeşil bir tabakanın kapladığı, su azaldıkça renginin de yeşil olduğunu söyledi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LkTZvdjc0EqxFlwfLyxTaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="">Çıldır Gölü’nün yüzeyini kaplayan yeşil renk, kıyılarda balçık ve peltemsi bir hal almaya başladı.  Ağlarını göle atan balıkçılar, kirlilik nedeniyle ağlarını tekneye çekmekte güçlük yaşadı.  Geçim kaynağı balığa bağlı olan balıkçılar, alg patlaması nedeniyle balık tutamayacaklarını söylediler.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Suların çekildiği Arin Gölü&amp;apos;nde tehlike çanları çalıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sularin-cekildigi-arin-goelunde-tehlike-canlari-caliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sularin-cekildigi-arin-goelunde-tehlike-canlari-caliyor</guid>
<description><![CDATA[ Bitlis&#039;in Adilcevaz ilçesi sınırlarında bulunan Arin Gölü kuraklık ve iklim değişikliği nedeniyle duvarlar kalıntıları ile mikrobiyalitlerin ortaya çıkmasına neden oldu.Arin Gölü&#039;nü de kuraklık vurdu.Adilcevaz ilçesi sınırlarında bulunan Arin Gölü kuraklık ve iklim değişikliği nedeniyle gün geçtikçe kuruyor.Kuş cenneti olarak bilinen Arin Gölü&#039;nün suyu çekilince binlerce yıllık duvar kalıntıları ve mikrobiyalitler gün yüzüne çıktı.Taş duvarların ortaya çıkarması Arin Gölü&#039;nde daha önceden bir yerleşim yeri olduğu, hangi kavme ait olduğu bilinmiyor.Nedim Atalay isimli köy sakini, &quot;Kuş cenneti Arin Gölü 200&#039;e yakın kuş türüne ev sahipliği yapıyordu. Maalesef bu görüntüler endişe verici. Göründüğü gibi bu duvarlar neyin nesi bunun araştırılması gerekiyor.&quot; dedi ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kOv8uaUQMUyYSLM3JHhRbw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Suların, çekildiği, Arin, Gölünde, tehlike, çanları, çalıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kOv8uaUQMUyYSLM3JHhRbw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Suların çekildiği Arin Gölü'nde tehlike çanları çalıyor"><p>Bitlis'in Adilcevaz ilçesi sınırlarında bulunan Arin Gölü kuraklık ve iklim değişikliği nedeniyle duvarlar kalıntıları ile mikrobiyalitlerin ortaya çıkmasına neden oldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IEiOrtDxv0qJn644wTONOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Arin Gölü'nü de kuraklık vurdu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G4jgBwm0u0KXLWVigpFa3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adilcevaz ilçesi sınırlarında bulunan Arin Gölü kuraklık ve iklim değişikliği nedeniyle gün geçtikçe kuruyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iRZHRTZYs0ukrd1tDwcFKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuş cenneti olarak bilinen Arin Gölü'nün suyu çekilince binlerce yıllık duvar kalıntıları ve mikrobiyalitler gün yüzüne çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1wX_vTwsxUeCJlbaEwq6zg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Taş duvarların ortaya çıkarması Arin Gölü'nde daha önceden bir yerleşim yeri olduğu, hangi kavme ait olduğu bilinmiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JB-aQEP3XEuY9NW1hyLUFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nedim Atalay isimli köy sakini, "Kuş cenneti Arin Gölü 200'e yakın kuş türüne ev sahipliği yapıyordu. Maalesef bu görüntüler endişe verici. Göründüğü gibi bu duvarlar neyin nesi bunun araştırılması gerekiyor." dedi</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lFGj7DwSVE6qTqkYgsDGqA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vq9m0DzRnUW_eiS1Ii8bSg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakan Özhaseki: BM Habitat Türkiye&amp;apos;de ofis açacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bakan-ozhaseki-bm-habitat-turkiyede-ofis-acacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bakan-ozhaseki-bm-habitat-turkiyede-ofis-acacak</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Birleşmiş Milletler (BM) Habitat&#039;ın Türkiye&#039;de ofis açacağını açıkladı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, New York&#039;ta &quot;Dünya Şehirler Günü ve Sıfır Atık Girişimi Programı Basın Bilgilendirme Toplantısı&quot;nda, BM Genel Kurulu için geldikleri ABD’de daha yaşanabilir bir dünya için temaslar sürdürmeye devam ettiklerini kaydetti.  Bakan Özhaseki, Dünya Şehirler Günü etkinliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın eşi Emine Erdoğan&#039;ın himayesinde Üsküdar Belediyesi ev sahipliğinde İstanbul&#039;da yapılacağını ve BM-Habitat’ın Türkiye&#039;de ofis açacağını ifade etti.  Kentlerin afetlere karşı savunmasız olduğu bir dönemden geçildiğini işaret eden Özhaseki, Dünya Şehirler Günü&#039;nün sürdürülebilirlik konusunda bir ekibi bulunduğunu, bunun da iyi seçilmiş bir konu olduğu değerlendirmesini yaptı.Türkiye&#039;nin Alpler&#039;den Himalayalar&#039;a uzanan hat içerisindeki deprem riskli ülkelerden biri olduğunu ve son yüzyılda Türkiye&#039;de yıkıcı nitelikte 60 depremin meydana geldiğini dile getiren Özhaseki, 6 Şubat&#039;taki, 11 kentte 14 milyon kişiyi etkileyen depremlerde 50 bini aşkın vatandaşın yaşamını yitirdiğini anımsattı.  Depremin etkilediği şehirlerde çok sayıda tarihi eserlerin ve tarihi binaların da zarar gördüğünü aktaran Mehmet Özhaseki, öncelikli amaçlarının yuvalarını kaybeden vatandaşlar için konut inşa etmek olduğunu söyledi.  Halihazırda 200 binden fazla konutun inşasının hızla devam ettiğini, deprem bölgesinde Yerinde Dönüşüm Projesine 250 binden fazla başvuru yapıldığını ifade eden Özhaseki, projeye başvuranların hibelerle, kredilerle destekleneceğini, bu kişilerin kendi evlerini inşa etmelerine yardımcı olunacağını belirtti.  Kahramanmaraş merkezli depremlerin Anadolu&#039;da son bin yılda yaşanan en büyük afet olduğuna işaret eden Özhaseki, bir yandan şehirleri yeniden inşa ettiklerini, diğer yandan da söz konusu konutların güvenilir, dayanaklı olmasına dikkat ettiklerini ve sıfır atık anlayışına uygun &quot;akıllı şehirler&quot; kurmaya çalıştıklarını aktardı.SIFIR ATIK DANIŞMA KURULU&#039;NUN İLK YÜZ YÜZE TOPLANTISI İSTANBUL&#039;DA Sıfır Atık Danışma Kurulu&#039;nun ilk toplantısının BM Habitat İcra Direktörü Maimunah Mohd Sharif&#039;in Türkiye ziyareti sırasında çevrimiçi olarak düzenlendiğini hatırlatan Bakan Özhaseki, kurulun çok sayıda ülkeden katılım olacak ilk yüz yüze toplantısının 1 Kasım&#039;da İstanbul’da yapılacağını açıkladı.  Özhaseki, İstanbul&#039;da açılması planlanan BM Habitat Ofisi&#039;nin, Sıfır Atık Danışma Kurulu’nun çalışmalarına destek ve katkıda bulunacağını belirtti.6 Şubat&#039;taki depremler ve Türkiye&#039;nin doğal afetlerden etkilenen ülkelere yardım faaliyetlerine ilişkin sorularını da yanıtlayan Özhaseki, yeryüzüne çok yakın bir noktada meydana gelen depremin binlerce yıllık tarihe sahip eski şehirleri etkilediğine değindi.  Depremden etkilenen kentlerin zemininin mikro haritalama çalışmalarıyla incelendiğini, inşa edilmesi planlanan yapıların 10 şiddetine kadar dayanıklı ve sağlam olacağını belirten Özhaseki, Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın liderliğinde deprem bölgesinde yuvalarını kaybeden herkese konutlarını en kısa sürede teslim edeceklerini söyledi.  Depremlerin ardından Türkiye&#039;nin kenetlendiğine işaret eden Özhaseki, &quot;Deprem bölgesinde yaşayan çocuklara bisikletlerini gönderen çocuklar gördük. Ve bazı kişilerin Hac vecibelerini erteleyip paralarını deprem bölgesine gönderdiklerine şahit olduk. Depremlerin üzerinden dört ay geçti, bu böyle devam ediyor.&quot; dedi.  Bakan Özhaseki, Türiye&#039;nin gayri safi milli hasılasına oranla dünyada en çok insani yardım yapan ülke sıralamasında birinci olduğunu ve siyasi gündemi bir kenara bırakarak tüm yardıma muhtaç insanlara yardım için ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarının altını çizerek, Türkiye&#039;nin depremden etkilenen Fas ve sel felaketine maruz kalan Libya&#039;ya yardım önerisinde bulunduğunu, her iki ülkenin de istemeleri halinde Türkiye&#039;nin elinden gelen tüm yardımı yapmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dMJOpHjvRkSgCk3oEkRrlQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bakan, Özhaseki:, Habitat, Türkiyede, ofis, açacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dMJOpHjvRkSgCk3oEkRrlQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bakan Özhaseki: BM Habitat Türkiye'de ofis açacak"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Birleşmiş Milletler (BM) Habitat'ın Türkiye'de ofis açacağını açıkladı.</p><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, New York'ta "Dünya Şehirler Günü ve Sıfır Atık Girişimi Programı Basın Bilgilendirme Toplantısı"nda, BM Genel Kurulu için geldikleri ABD’de daha yaşanabilir bir dünya için temaslar sürdürmeye devam ettiklerini kaydetti.  <strong>Bakan Özhaseki, Dünya Şehirler Günü etkinliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde Üsküdar Belediyesi ev sahipliğinde İstanbul'da yapılacağını ve BM-Habitat’ın Türkiye'de ofis açacağını ifade etti.</strong>  Kentlerin afetlere karşı savunmasız olduğu bir dönemden geçildiğini işaret eden Özhaseki, Dünya Şehirler Günü'nün sürdürülebilirlik konusunda bir ekibi bulunduğunu, bunun da iyi seçilmiş bir konu olduğu değerlendirmesini yaptı.</p><p>Türkiye'nin Alpler'den Himalayalar'a uzanan hat içerisindeki deprem riskli ülkelerden biri olduğunu ve son yüzyılda Türkiye'de yıkıcı nitelikte 60 depremin meydana geldiğini dile getiren Özhaseki, 6 Şubat'taki, 11 kentte 14 milyon kişiyi etkileyen depremlerde 50 bini aşkın vatandaşın yaşamını yitirdiğini anımsattı.  Depremin etkilediği şehirlerde çok sayıda tarihi eserlerin ve tarihi binaların da zarar gördüğünü aktaran Mehmet Özhaseki, öncelikli amaçlarının yuvalarını kaybeden vatandaşlar için konut inşa etmek olduğunu söyledi.  Halihazırda 200 binden fazla konutun inşasının hızla devam ettiğini, deprem bölgesinde Yerinde Dönüşüm Projesine 250 binden fazla başvuru yapıldığını ifade eden Özhaseki, projeye başvuranların hibelerle, kredilerle destekleneceğini, bu kişilerin kendi evlerini inşa etmelerine yardımcı olunacağını belirtti.  Kahramanmaraş merkezli depremlerin Anadolu'da son bin yılda yaşanan en büyük afet olduğuna işaret eden Özhaseki, bir yandan şehirleri yeniden inşa ettiklerini, diğer yandan da söz konusu konutların güvenilir, dayanaklı olmasına dikkat ettiklerini ve sıfır atık anlayışına uygun "akıllı şehirler" kurmaya çalıştıklarını aktardı.</p><p><strong>SIFIR ATIK DANIŞMA KURULU'NUN İLK YÜZ YÜZE TOPLANTISI İSTANBUL'DA</strong> </p><p>Sıfır Atık Danışma Kurulu'nun ilk toplantısının BM Habitat İcra Direktörü Maimunah Mohd Sharif'in Türkiye ziyareti sırasında çevrimiçi olarak düzenlendiğini hatırlatan Bakan Özhaseki, kurulun çok sayıda ülkeden katılım olacak ilk yüz yüze toplantısının 1 Kasım'da İstanbul’da yapılacağını açıkladı.  <strong>Özhaseki, İstanbul'da açılması planlanan BM Habitat Ofisi'nin, Sıfır Atık Danışma Kurulu’nun çalışmalarına destek ve katkıda bulunacağını belirtti.</strong></p><p>6 Şubat'taki depremler ve Türkiye'nin doğal afetlerden etkilenen ülkelere yardım faaliyetlerine ilişkin sorularını da yanıtlayan Özhaseki, yeryüzüne çok yakın bir noktada meydana gelen depremin binlerce yıllık tarihe sahip eski şehirleri etkilediğine değindi.  Depremden etkilenen kentlerin zemininin mikro haritalama çalışmalarıyla incelendiğini, inşa edilmesi planlanan yapıların 10 şiddetine kadar dayanıklı ve sağlam olacağını belirten Özhaseki, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde deprem bölgesinde yuvalarını kaybeden herkese konutlarını en kısa sürede teslim edeceklerini söyledi.  Depremlerin ardından Türkiye'nin kenetlendiğine işaret eden Özhaseki, "Deprem bölgesinde yaşayan çocuklara bisikletlerini gönderen çocuklar gördük. Ve bazı kişilerin Hac vecibelerini erteleyip paralarını deprem bölgesine gönderdiklerine şahit olduk. Depremlerin üzerinden dört ay geçti, bu böyle devam ediyor." dedi.  Bakan Özhaseki, Türiye'nin gayri safi milli hasılasına oranla dünyada en çok insani yardım yapan ülke sıralamasında birinci olduğunu ve siyasi gündemi bir kenara bırakarak tüm yardıma muhtaç insanlara yardım için ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarının altını çizerek, Türkiye'nin depremden etkilenen Fas ve sel felaketine maruz kalan Libya'ya yardım önerisinde bulunduğunu, her iki ülkenin de istemeleri halinde Türkiye'nin elinden gelen tüm yardımı yapmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ozon-tabakasindaki-delik-en-buyuk-genisliklerinden-birine-ulasti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ozon-tabakasindaki-delik-en-buyuk-genisliklerinden-birine-ulasti</guid>
<description><![CDATA[ Antarktika kıtası üzerindeki ozon tabakasında oluşan delik, bu yıl en büyük genişliklerinden birine ulaştı. Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından ocakta yayımlanan bir raporda, incelen ozon tabakasının yeniden iyileşmeye başladığı kaydedilmişti.Antarktika üzerindeki ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı.  Avrupa Uzay Ajansı&#039;ndan yapılan açıklamaya göre, Avrupa Birliği Dünya atmosferi gözlem programı Copernicus Sentinel-5P uydusundan 16 Eylül&#039;de alınan görüntüler, Antarktika&#039;daki ozon deliğinin genişliğinin 26 milyon kilometrekareye çıktığını gösterdi.Genişliği ağustostan ekime değişen, eylül ortası ile ekim ortası arasında azami büyüklüğe ulaşan ozon deliği, bu yıl ağustos ayının ortalarından itibaren hızlıca büyüyerek, daha eylül ayı ortasında kaydedilen en büyük ozon deliklerinden biri oldu.BU KADAR HIZLI BÜYÜMESİNİN NEDENİ NE? Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından ocakta yayımlanan bir raporda, incelen ozon tabakasının yeniden iyileşmeye başladığı kaydedilmişti.  Ozon tabakasındaki deliğin bu kadar hızlı büyümesinin, deniz altı yanardağı Tonga&#039;nın Ocak 2022&#039;de faaliyete geçmesiyle ilişkili olabileceği yorumları yapılıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nFaesFiUika6NvKAI6S-5Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ozon, tabakasındaki, delik, büyük, genişliklerinden, birine, ulaştı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nFaesFiUika6NvKAI6S-5Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı"><p>Antarktika kıtası üzerindeki ozon tabakasında oluşan delik, bu yıl en büyük genişliklerinden birine ulaştı. Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından ocakta yayımlanan bir raporda, incelen ozon tabakasının yeniden iyileşmeye başladığı kaydedilmişti.</p>Antarktika üzerindeki ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı.  Avrupa Uzay Ajansı'ndan yapılan açıklamaya göre, Avrupa Birliği Dünya atmosferi gözlem programı Copernicus Sentinel-5P uydusundan 16 Eylül'de alınan görüntüler, Antarktika'daki ozon deliğinin genişliğinin 26 milyon kilometrekareye çıktığını gösterdi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cmHCAoegnEeDGUKG4fKIcQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="Yıllara göre ozon tabakasındaki değişim.">Genişliği ağustostan ekime değişen, eylül ortası ile ekim ortası arasında azami büyüklüğe ulaşan ozon deliği, bu yıl ağustos ayının ortalarından itibaren hızlıca büyüyerek, daha eylül ayı ortasında kaydedilen en büyük ozon deliklerinden biri oldu.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eO1zdFcHD0KIA1ONzCyuGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="Ozon tabakasının son hali."><p><strong>BU KADAR HIZLI BÜYÜMESİNİN NEDENİ NE?</strong> </p><p>Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından ocakta yayımlanan bir raporda, incelen ozon tabakasının yeniden iyileşmeye başladığı kaydedilmişti.  Ozon tabakasındaki deliğin bu kadar hızlı büyümesinin, deniz altı yanardağı Tonga'nın Ocak 2022'de faaliyete geçmesiyle ilişkili olabileceği yorumları yapılıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Küresel ısınma ile gelen yeni tehlike: Sivrisinekler daha ölümcül hale geliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kuresel-isinma-ile-gelen-yeni-tehlike-sivrisinekler-daha-oelumcul-hale-geliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kuresel-isinma-ile-gelen-yeni-tehlike-sivrisinekler-daha-oelumcul-hale-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, küresel ısınmanın sivrisinekleri daha ölümcül bir hale getirdiğini açıkladı. Buna göre, küresel ısınmayla birlikte gelen daha sıcak ve yağışlı hava, bu canlıların ideal ortamlarını oluşturduğundan, sivrisinekler daha dayanıklı hale geliyor. Bu sayede sivrisinekler daha fazla büyüyor, daha uzun yaşıyor ve ölümcül hastalıkları kapma ve yayma yetenekleri de artıyor.Sivrisineklerin farklı türleri dang humması, Zika virüsü, sarı humma, chikungunya virüsü, sıtma ve Batı Nil virüsü gibi oldukça ciddi ve ölümcül bulaşıcı hastalıkları taşıyabiliyor ve bir kişiden alıp diğerine bulaştırabiliyor.Sivrisinek kaynaklı hastalık uzmanları, küresel sıcaklıklar artmaya devam ettikçe, yeni bölgelerde daha sıcak ve nemli havanın görüleceğini açıkladı.Araştırmacılar, sıcaklıklar arttıkça ve sivrisinekler daha önce gelişemedikleri yerlere göç ettikçe, daha geniş erişim alanları ve daha uzun yaşam sürelerinin, i onlara dünyanın yeni bölgelerinde hastalık yaymak için bolca fırsat vereceği konusunda uyardı.Bununla birlikte küresel ısınma, en acil ve politik olarak en çok tartışılan konulardan biridir ve daha önce ılıman olan bölgelerde daha yüksek sıcaklıklara, daha aşırı hava koşullarına ve artan sellere neden olacaktır, bunların hepsi de daha uzun süre ortalıkta kalan daha büyük sivrisinek popülasyonunu teşvik eden faktörlerdir.Küresel ortalama sıcaklıklar 1800&#039;lerin sonlarından bu yana yaklaşık 1,5 derece erece artmış olup, artışların çoğu son 50 yılda meydana geldi. Birleşmiş Milletler&#039;e (BM) göre ise atmosferdeki su buharı miktarı bunun sonucunda her on yılda yaklaşık yüzde bir ila iki oranında arttı.ABD’de yer alan Johns Hopkins Sıtma Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Photini Sinnis, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Sivrisinekler ve sivrisineklerin uzun ömürlülüğü için en önemli şey nemdir. Sera gazları atmosferdeki ısıyı hapsettikçe, Dünya&#039;daki sıcaklıklar yükselir ve bu da göller ve nehirler de dahil olmak üzere karadaki su kaynaklarından buharlaşmanın artmasına neden olur. Ve sıcak hava daha fazla su buharı tutar.” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FWfyWC7RQk2cPbodKFUnqA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Küresel, ısınma, ile, gelen, yeni, tehlike:, Sivrisinekler, daha, ölümcül, hale, geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FWfyWC7RQk2cPbodKFUnqA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Küresel ısınma ile gelen yeni tehlike: Sivrisinekler daha ölümcül hale geliyor"><p>Bilim insanları, küresel ısınmanın sivrisinekleri daha ölümcül bir hale getirdiğini açıkladı. Buna göre, küresel ısınmayla birlikte gelen daha sıcak ve yağışlı hava, bu canlıların ideal ortamlarını oluşturduğundan, sivrisinekler daha dayanıklı hale geliyor. Bu sayede sivrisinekler daha fazla büyüyor, daha uzun yaşıyor ve ölümcül hastalıkları kapma ve yayma yetenekleri de artıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b0BlWcvlZ0uU4OHr_wIKbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sivrisineklerin farklı türleri dang humması, Zika virüsü, sarı humma, chikungunya virüsü, sıtma ve Batı Nil virüsü gibi oldukça ciddi ve ölümcül bulaşıcı hastalıkları taşıyabiliyor ve bir kişiden alıp diğerine bulaştırabiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ECsCVK-NZ0KHCEH-KFVs4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sivrisinek kaynaklı hastalık uzmanları, küresel sıcaklıklar artmaya devam ettikçe, yeni bölgelerde daha sıcak ve nemli havanın görüleceğini açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NczBKGXPoUuZLV2lsZBK3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, sıcaklıklar arttıkça ve sivrisinekler daha önce gelişemedikleri yerlere göç ettikçe, daha geniş erişim alanları ve daha uzun yaşam sürelerinin, i onlara dünyanın yeni bölgelerinde hastalık yaymak için bolca fırsat vereceği konusunda uyardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cZ1tbdjEWEOMzkr4wld7GA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bununla birlikte küresel ısınma, en acil ve politik olarak en çok tartışılan konulardan biridir ve daha önce ılıman olan bölgelerde daha yüksek sıcaklıklara, daha aşırı hava koşullarına ve artan sellere neden olacaktır, bunların hepsi de daha uzun süre ortalıkta kalan daha büyük sivrisinek popülasyonunu teşvik eden faktörlerdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8aeG1iIxi0W3DoLr8Rmmxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Küresel ortalama sıcaklıklar 1800'lerin sonlarından bu yana yaklaşık 1,5 derece erece artmış olup, artışların çoğu son 50 yılda meydana geldi. Birleşmiş Milletler'e (BM) göre ise atmosferdeki su buharı miktarı bunun sonucunda her on yılda yaklaşık yüzde bir ila iki oranında arttı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G7weWj39GE67-A5INfD-vg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD’de yer alan Johns Hopkins Sıtma Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Photini Sinnis, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Sivrisinekler ve sivrisineklerin uzun ömürlülüğü için en önemli şey nemdir. Sera gazları atmosferdeki ısıyı hapsettikçe, Dünya'daki sıcaklıklar yükselir ve bu da göller ve nehirler de dahil olmak üzere karadaki su kaynaklarından buharlaşmanın artmasına neden olur. Ve sıcak hava daha fazla su buharı tutar.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kHmjtA9u70-S46zzcuh54g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Xin4u60I5k6J0nrUK_7I6A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kkTjq-52U0GiinRbnvTHvw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İngiltere&amp;apos;de tek kullanımlık plastik çatal, bıçak ve tabaklar yasaklandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ingilterede-tek-kullanimlik-plastik-catal-bicak-ve-tabaklar-yasaklandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ingilterede-tek-kullanimlik-plastik-catal-bicak-ve-tabaklar-yasaklandi</guid>
<description><![CDATA[ İngiltere&#039;de plastik çatal, bıçak, tabak ve tepsi gibi tek kullanımlık ürünlerle ilgili yasak yürürlüğe girdi.İngiliz hükümeti, bazı tek kullanımlık plastiklere ilişkin yasağın yürürlüğe girmesiyle doğayı plastik atık kirliliğinden korumayı amaçlıyor.   Ancak belediyeler, bazı firmaların değişime hazır olmadığı konusunda uyarılarda bulunuyor.  Yasaklanan tek kullanımlık plastikleri tedarik etmeyi sürdüren işletmeler, para cezasına çarptırılabilecek ve yerel makamlar tarafından denetime tabi tutulabilecek ancak söz konusu uygulama, süpermarketler veya paket servisler tarafından kullanılan plastik ürünleri kapsamayacak.  Benzer yasaklar, İskoçya&#039;da uygulanırken İngiltere&#039;de tek kullanımlık plastik pipetler, karıştırıcılar ve plastik saplı pamuklu çubuklar 2020&#039;de yasaklanmıştı.  İskoçya, Haziran 2022&#039;de işletmeler için tek kullanımlık plastik ürünleri yasaklamıştı.  Galler&#039;de de Aralık 2022&#039;de benzer bir yasa onaylanmış ancak uygulamanın bazı bölümlerinin 2026&#039;ya kadar yürürlüğe giremeyebileceği belirtilmişti.  SADECE YÜZDE 10&#039;U DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR İngiltere&#039;de veriler, her yıl yaklaşık 1,1 milyar tek kullanımlık plastik tabak ve 4,25 milyar çatal bıçak takımı kullanıldığını, bunların sadece yüzde 10&#039;unun kullanıldıktan sonra geri dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor.  Avrupa Birliği (AB), plastik atık miktarını azaltmak için son yıllarda yeni düzenlemeler getirmiş, 2021&#039;de de tek kullanımlık tabak, çatal, bardak ve pipet gibi plastikleri yasaklamıştı.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e6C4K36Tp0enc00Z_PXtsg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İngilterede, tek, kullanımlık, plastik, çatal, bıçak, tabaklar, yasaklandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e6C4K36Tp0enc00Z_PXtsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İngiltere'de tek kullanımlık plastik çatal, bıçak ve tabaklar yasaklandı"><p>İngiltere'de plastik çatal, bıçak, tabak ve tepsi gibi tek kullanımlık ürünlerle ilgili yasak yürürlüğe girdi.</p><p>İngiliz hükümeti, bazı tek kullanımlık plastiklere ilişkin yasağın yürürlüğe girmesiyle doğayı plastik atık kirliliğinden korumayı amaçlıyor.   Ancak belediyeler, bazı firmaların değişime hazır olmadığı konusunda uyarılarda bulunuyor.  Yasaklanan tek kullanımlık plastikleri tedarik etmeyi sürdüren işletmeler, para cezasına çarptırılabilecek ve yerel makamlar tarafından denetime tabi tutulabilecek ancak söz konusu uygulama, süpermarketler veya paket servisler tarafından kullanılan plastik ürünleri kapsamayacak.  Benzer yasaklar, İskoçya'da uygulanırken İngiltere'de tek kullanımlık plastik pipetler, karıştırıcılar ve plastik saplı pamuklu çubuklar 2020'de yasaklanmıştı.  İskoçya, Haziran 2022'de işletmeler için tek kullanımlık plastik ürünleri yasaklamıştı.  Galler'de de Aralık 2022'de benzer bir yasa onaylanmış ancak uygulamanın bazı bölümlerinin 2026'ya kadar yürürlüğe giremeyebileceği belirtilmişti.  <strong>SADECE YÜZDE 10'U DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR</strong> </p><p>İngiltere'de veriler, her yıl yaklaşık 1,1 milyar tek kullanımlık plastik tabak ve 4,25 milyar çatal bıçak takımı kullanıldığını, bunların sadece yüzde 10'unun kullanıldıktan sonra geri dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor.  Avrupa Birliği (AB), plastik atık miktarını azaltmak için son yıllarda yeni düzenlemeler getirmiş, 2021'de de tek kullanımlık tabak, çatal, bardak ve pipet gibi plastikleri yasaklamıştı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adana’da havalimanının yanı çöplüğe döndü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/adanada-havalimaninin-yani-coepluge-doendu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/adanada-havalimaninin-yani-coepluge-doendu</guid>
<description><![CDATA[ Adana Havalimanı’nın yanında bulunan arazi adeta çöplüğe dönmüş durumda. Hem bölgedeki geri dönüşüm tesisinin atıkları hem de vatandaşların attığı çöpler, bölgede halk sağlığını tehdit eder boyuta ulaştı.Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Gülbahçesi ve Yenidam mahallelerinin hemen yanı başında bulunan geri dönüşüm tesisleri, işlerine yaramayan çöpleri yol kenarlarına atıyor.
Adana Havalimanı’nın yanında bulunan boş arazide istiflenen çöpleri gören bilinçsiz vatandaşlar da başta moloz olmak üzere birçok çöpü getirip bu alana atıyor.Bilinçsiz işletmeler ve vatandaşların attığı çöpler yüzünden arazide çöp birikintileri oluşurken bazı kişilerinde alana gelip çöpleri yaktığı görüldü.
Ayrıca çöplerin yola taşması nedeniyle çift şeritli yolda 2 aracın yan yana geçememesi dikkat çekti.Çöplerin arasında fare ve kuş ölülerinin yanı sıra yol kenarında bir köpek ölüsünün olması halk sağlığı tehdidini bir kere daha gözler önüne serdi.Öte yandan boş arazideki çöp dağlarının haricinde mahalleden geçen DSİ’ye ait sulama kanallarının da çöplerle dolduğu görüldü.
Çöp dağları Adana Havalimanı’na inen uçakların iniş güzergahında olduğu için gelen turistlerin ilk gördüğü yer de çöp dağları oluyor.Mahalleli ise yetkililerden çözüm bekliyor.
Bölge sakinlerinden Mehmet Dişkıran, “Buradan geçerken kokudan çok rahatsız oluyoruz. Bu çöpler daha önce kenardaydı ama şu an yola kadar gelmiş.” derken, Reşat Doğan ise, “Biz bu olaydan bıktık usandık, yetkililerden çözüm bekliyoruz. Bu molozlar nedeniyle kaza oluyor ve ateş yakıldığı zaman dumanlar mahalleyi kirletiyor.” ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ffmQ9Kd7l0at5XbkhSCx4g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Adana’da, havalimanının, yanı, çöplüğe, döndü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ffmQ9Kd7l0at5XbkhSCx4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Adana’da havalimanının yanı çöplüğe döndü"><p>Adana Havalimanı’nın yanında bulunan arazi adeta çöplüğe dönmüş durumda. Hem bölgedeki geri dönüşüm tesisinin atıkları hem de vatandaşların attığı çöpler, bölgede halk sağlığını tehdit eder boyuta ulaştı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U2Q10ZwP00amj9dCJswMPQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Gülbahçesi ve Yenidam mahallelerinin hemen yanı başında bulunan geri dönüşüm tesisleri, işlerine yaramayan çöpleri yol kenarlarına atıyor.
Adana Havalimanı’nın yanında bulunan boş arazide istiflenen çöpleri gören bilinçsiz vatandaşlar da başta moloz olmak üzere birçok çöpü getirip bu alana atıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GYvuL-HI90i1hbI5zrA51g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilinçsiz işletmeler ve vatandaşların attığı çöpler yüzünden arazide çöp birikintileri oluşurken bazı kişilerinde alana gelip çöpleri yaktığı görüldü.
Ayrıca çöplerin yola taşması nedeniyle çift şeritli yolda 2 aracın yan yana geçememesi dikkat çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7AURq9JcCECHti_bTlaO0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çöplerin arasında fare ve kuş ölülerinin yanı sıra yol kenarında bir köpek ölüsünün olması halk sağlığı tehdidini bir kere daha gözler önüne serdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lGm4S0jV1EKTc9smhNT0bA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Öte yandan boş arazideki çöp dağlarının haricinde mahalleden geçen DSİ’ye ait sulama kanallarının da çöplerle dolduğu görüldü.
Çöp dağları Adana Havalimanı’na inen uçakların iniş güzergahında olduğu için gelen turistlerin ilk gördüğü yer de çöp dağları oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/45njVMQHdkGrTuRIUtxZSA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mahalleli ise yetkililerden çözüm bekliyor.
Bölge sakinlerinden Mehmet Dişkıran, “Buradan geçerken kokudan çok rahatsız oluyoruz. Bu çöpler daha önce kenardaydı ama şu an yola kadar gelmiş.” derken, Reşat Doğan ise, “Biz bu olaydan bıktık usandık, yetkililerden çözüm bekliyoruz. Bu molozlar nedeniyle kaza oluyor ve ateş yakıldığı zaman dumanlar mahalleyi kirletiyor.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Klr7Heh3CUOUBZasTLeoKA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Van Gölü&amp;apos;nde sular çekildi: Tarihi iskele ve yapı kalıntıları ortaya çıktı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/van-goelunde-sular-cekildi-tarihi-iskele-ve-yapi-kalintilari-ortaya-cikti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/van-goelunde-sular-cekildi-tarihi-iskele-ve-yapi-kalintilari-ortaya-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Son yıllarda kuraklığın etkisiyle Van Gölü kıyılarında yaşanan çekilme sonucu Van&#039;ın Erciş ilçesinde, iskele ve bazı yapı kalıntıları ortaya çıktı.Sıcaklıkların artmasına bağlı buharlaşma ve yağışların azalmasıyla seviyesi düşen Van Gölü&#039;nün kıyı kesimlerinde, asırlar önce su altında kalan yapılar ortaya çıkmaya devam ediyor.Daha önce kale, iskele ve liman kalıntıları ile mezarların ve &quot;su altı peribacaları&quot; olarak adlandırılan mikrobiyalitlerin (dikitler) ortaya çıktığı Erciş ilçesinde, şimdi de Sahilkent Mahallesi&#039;nde Urartular dönemine ait olduğu değerlendirilen bazı yapıların temel ve iskele kalıntıları görünür hale geldi.Van İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Abdurrahman Şahin, Van Müze Müdürü Erol Acar ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, bölgede inceleme yaptı, ortaya çıkan yapıları kayıt altına aldı.Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, Urartular döneminde özellikle Van Gölü Havzası&#039;na birçok kalenin inşa edildiğini söyledi.Erciş&#039;teki Zernaki Tepe&#039;de Urartular dönemine ait kalıntıların olduğunu belirten Çavuşoğlu, şu bilgileri verdi:
&quot;Erciş&#039;te daha önce suyun çekilmesi ile Madavank mevkisinde liman ve yerleşim yeri kalıntılarıyla karşılaşmıştık. Aynı durum Sahilkent Mahallesi&#039;nde karşımıza çıktı. Van Gölü&#039;nün çekilmesiyle Urartular dönemine ait olduğunu değerlendirdiğimiz mimari mekanların temel seviyesindeki kalıntılar ve bir iskele yapısı ortaya çıkmış oldu. Bunun yaklaşık 1 kilometre kuzeyinde Urartu kralı 2. Sarduri tarafından yazılmış Karataş yazıtları var.&quot;Yazıtlarda Erciş&#039;te kurulan bahçelerde sebze ve meyvelerin üretildiğinden bahsedildiğini anlatan Çavuşoğlu, &quot;Tahıl ambarı olarak söyleyebileceğimiz Erciş Ovası&#039;ndan elde edilen buğday, arpa başta olmak üzere birçok tahılın Deliçay Kalesi&#039;nden, Madavank mevkisinden diğer Urartu kalelerine deniz yolu ile taşındığını söylemek mümkün. Buradaki arkeoloji kalıntıları bize, Urartular döneminde Van Gölü sularının çok daha geride olduğunu gösterdi. Bunu ortaya çıkan yapılardan anlamış olduk. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Van Müzesi yetkilileriyle alanda inceleme yaptık. Buranın tescillenmesi için gerekli belgeleme çalışmaları yapılarak kayıt altına alındı.&quot; diye konuştu.Çavuşoğlu, ortaya çıkan yapı kalıntılarının ev ve tahıl deposu olarak kullanıldığını değerlendirdiklerini ifade etti.Bölgedeki kalıntıları inceleyen YYÜ Su Ürünleri Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş ise Van Gölü&#039;nün dünyanın en özel ekosistemlerinden biri olduğunu belirtti.Gölün çekilmesiyle geçmiş uygarlıkların kalıntılarının ortaya çıktığını ifade eden Akkuş, &quot;Erciş&#039;te ortaya çıkan geçmiş yerleşimlere ait izler, aslında Van Gölü&#039;nün barındırdığı sırlardan biri. Van Gölü, tarihinde birçok kez yükselip alçalmış. Bugün sular altında kalan yerler geçmişte aslında insanların yaşam alanlarını oluşturuyordu. Göl yükselince insanların geçmişte yaptıkları evler, yapılar su altında kalmış. Kim bilir Van Gölü içinde nice sırları barındırıyor. Ortaya çıkan bu yapılar bu gizemlerden sadece birini oluşturuyor. Bir dönem balıkların yüzdüğü, balıkçıların ağlarını attıkları alanlar bugün insanların hayvanlarını otlattığı, ürün ektiği yerler durumuna geliyor.&quot; değerlendirmesinde bulundu.Yöre sakinlerinden Mehmet Akif Çelebi de Van Gölü&#039;nün çekilmesiyle ilçenin farklı yerlerinde tarihi yapıların gün yüzüne çıktığını söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NbIA02FsEkCiUYGBv32sJg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Van, Gölünde, sular, çekildi:, Tarihi, iskele, yapı, kalıntıları, ortaya, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NbIA02FsEkCiUYGBv32sJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Van Gölü'nde sular çekildi: Tarihi iskele ve yapı kalıntıları ortaya çıktı"><p>Son yıllarda kuraklığın etkisiyle Van Gölü kıyılarında yaşanan çekilme sonucu Van'ın Erciş ilçesinde, iskele ve bazı yapı kalıntıları ortaya çıktı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HfFZKI3IGkauPuwLVqGCNw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sıcaklıkların artmasına bağlı buharlaşma ve yağışların azalmasıyla seviyesi düşen Van Gölü'nün kıyı kesimlerinde, asırlar önce su altında kalan yapılar ortaya çıkmaya devam ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4tRwVCAouEKd_O2RGWSW-g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha önce kale, iskele ve liman kalıntıları ile mezarların ve "su altı peribacaları" olarak adlandırılan mikrobiyalitlerin (dikitler) ortaya çıktığı Erciş ilçesinde, şimdi de Sahilkent Mahallesi'nde Urartular dönemine ait olduğu değerlendirilen bazı yapıların temel ve iskele kalıntıları görünür hale geldi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j0XXE72w5kKTXrW929D_IQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Van İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Abdurrahman Şahin, Van Müze Müdürü Erol Acar ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, bölgede inceleme yaptı, ortaya çıkan yapıları kayıt altına aldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KGV9folVXEanpLaHS0quzA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, Urartular döneminde özellikle Van Gölü Havzası'na birçok kalenin inşa edildiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gNBbSaZtZkm4ELRTAclj3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Erciş'teki Zernaki Tepe'de Urartular dönemine ait kalıntıların olduğunu belirten Çavuşoğlu, şu bilgileri verdi:
"Erciş'te daha önce suyun çekilmesi ile Madavank mevkisinde liman ve yerleşim yeri kalıntılarıyla karşılaşmıştık. Aynı durum Sahilkent Mahallesi'nde karşımıza çıktı. Van Gölü'nün çekilmesiyle Urartular dönemine ait olduğunu değerlendirdiğimiz mimari mekanların temel seviyesindeki kalıntılar ve bir iskele yapısı ortaya çıkmış oldu. Bunun yaklaşık 1 kilometre kuzeyinde Urartu kralı 2. Sarduri tarafından yazılmış Karataş yazıtları var."</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RahPHxmsYEiwcJcte-YzRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yazıtlarda Erciş'te kurulan bahçelerde sebze ve meyvelerin üretildiğinden bahsedildiğini anlatan Çavuşoğlu, "Tahıl ambarı olarak söyleyebileceğimiz Erciş Ovası'ndan elde edilen buğday, arpa başta olmak üzere birçok tahılın Deliçay Kalesi'nden, Madavank mevkisinden diğer Urartu kalelerine deniz yolu ile taşındığını söylemek mümkün. Buradaki arkeoloji kalıntıları bize, Urartular döneminde Van Gölü sularının çok daha geride olduğunu gösterdi. Bunu ortaya çıkan yapılardan anlamış olduk. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Van Müzesi yetkilileriyle alanda inceleme yaptık. Buranın tescillenmesi için gerekli belgeleme çalışmaları yapılarak kayıt altına alındı." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x0ffzknD2UO26M3ECzpfAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çavuşoğlu, ortaya çıkan yapı kalıntılarının ev ve tahıl deposu olarak kullanıldığını değerlendirdiklerini ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rmlm3qHHjUqGRj0iYC7_XQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgedeki kalıntıları inceleyen YYÜ Su Ürünleri Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş ise Van Gölü'nün dünyanın en özel ekosistemlerinden biri olduğunu belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nPGDOBWr2kqd_GrVh0HHnA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gölün çekilmesiyle geçmiş uygarlıkların kalıntılarının ortaya çıktığını ifade eden Akkuş, "Erciş'te ortaya çıkan geçmiş yerleşimlere ait izler, aslında Van Gölü'nün barındırdığı sırlardan biri. Van Gölü, tarihinde birçok kez yükselip alçalmış. Bugün sular altında kalan yerler geçmişte aslında insanların yaşam alanlarını oluşturuyordu. Göl yükselince insanların geçmişte yaptıkları evler, yapılar su altında kalmış. Kim bilir Van Gölü içinde nice sırları barındırıyor. Ortaya çıkan bu yapılar bu gizemlerden sadece birini oluşturuyor. Bir dönem balıkların yüzdüğü, balıkçıların ağlarını attıkları alanlar bugün insanların hayvanlarını otlattığı, ürün ektiği yerler durumuna geliyor." değerlendirmesinde bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NgqBqfqbb0WRwdMqaulLDA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yöre sakinlerinden Mehmet Akif Çelebi de Van Gölü'nün çekilmesiyle ilçenin farklı yerlerinde tarihi yapıların gün yüzüne çıktığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5xQY4sHMAUe5sbjAsmwOpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k9t5st-eckG7LENz8i1Hlg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N5Xplh-H2kqILdUtLGF8Pg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_gfIX0Cnjki0VtS1OfVshg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Um1zaFmaP06F0xO87ryUuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jQrbv_oFo0Wz6uUHXQE_Pg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BL795dGWD0iKR7TBtofT9Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IAQfkNHfPE-jEZKVbKCiuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j83-ifvv1Eu-jY5hNRKHYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1M2K8Nlnw0SLKwKX_6dK8Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RG9ueDvhC0e9DYm4MSYqvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/y-gccenbgUmQfMFIx-OJ1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yunanistan&amp;apos;da alarm: Tahtakurusu ülkeyi istila ediyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yunanistanda-alarm-tahtakurusu-ulkeyi-istila-ediyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yunanistanda-alarm-tahtakurusu-ulkeyi-istila-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Yunanistan&#039;da özellikle yaz aylarında artış gösteren tahtakurusu tehdidi giderek artıyor.  Yetkililer, tahtakuruları nedeniyle alarm durumuna geçtiklerini belirterek, böceklerin otel, kamp ve apartman dairelerinde görüldüklerini açıkladı.Yunanistan Tahtakurusu İlaçlama Şirketleri Birliği (SEAME) Başkanı Yorgos Lambru, Yunan Radyo ve Televizyon Kurumu ERT&#039;ye yaptığı açıklamada, ülke genelinde özellikle turistik bölgelerde sıkça görülen tahtakuruları nedeniyle &quot;alarm durumuna&quot; geçildiğini belirtti.Tahtakurularının bagaj ve toplu taşıma araçlarıyla kolaylıkla yayılabileceğine dikkati çeken Lambru, böceklerin otel, kamp ve apartman dairelerinde görüldüklerini bildirdi.Lambru, özellikle yaz aylarında artış gösteren tahtakurusu tehdidinin giderek arttığına işaret ederek, halk sağlığının olumsuz etkilenmemesi için ilaç kullanımında dikkatli olunması gerektiği uyarısında bulundu.2024 Paris Olimpiyatları&#039;na ev sahipliği yapacak Fransa&#039;da da hemen her yerde karşılaşılan &quot;tahtakurusu istilası&quot;na ilişkin endişeler artmış, böcek okullarda da görülmüştü.Tahta kurusu, insanların yaşadığı çevrede bulunan ve evlerde sıkça rastlanan bir böcek türüdür. İşte tahta kurusu hakkında bilmeniz gereken bazı temel bilgiler:Adı: Tahta kurusu (Latince: Cimex lectularius), insanların ve diğer memelilerin kanını emen paraziter bir böcek türüdür.
Fiziksel Özellikler: Yetişkin tahta kurusu yaklaşık olarak elma tohumu büyüklüğündedir. Rengi genellikle kahverengi veya koyu kahverengi olabilir. Yataklarda, koltuklarda, perdelerde ve diğer mobilyalarda saklanma eğilimindedirler.Beslenme: Tahtakurusu, kan emerek beslenen bir böcektir. İnsanlar ve diğer memelilerin kanını emerler. İnsanlarda gece boyunca uyurken, yataklarda, koltuklarda ve diğer yerlerde gizlenirler ve konakçılarının kanını emerler.
İnsan Sağlığına Zararları: Tahtakurusu ısırıkları genellikle kaşıntılı ve rahatsız edici olabilir. Bazı insanlar bu ısırıklara alerjik reaksiyonlar gösterebilir ve bu da ciltte şişmeye veya enfeksiyona yol açabilir. Ancak tahtakurusu ısırıkları genellikle sağlık için ciddi bir tehdit oluşturmaz.Tahtakurusu infestasyonları: Tahtakurusu, evlerde veya otellerde istenmeyen bir şekilde bulunabilir ve bu, tahtakurusu infestasyonu olarak adlandırılır. Bu infestasyonlar, yatak odalarında, yorganlarda, yastıklarda ve mobilyalarda bulunan tahtakuruları tarafından tetiklenebilir. İnfestasyonların kontrol edilmesi zordur ve profesyonel böcek ilaçlama hizmetlerine ihtiyaç duyabilir.Tahtakurularından korunmanın en iyi yolu, seyahat ederken otel odalarında ve konaklama yerlerinde dikkatli olmak, kullanılmış mobilyaları dikkatlice kontrol etmek ve tahtakurularını evinize taşımanın önüne geçmektir.NTV içerikleri RSS hizmeti, (Ntv.com.tr, Ntvspor.net, NTV televizyonu) markayla bağlantılı haber siteleri, yazılımlar da dahil olmak üzere sitenin bütün içeriğine ilişkin her türlü telif hakkı, markalar, tasarım hakları, patentler ve (tescil ettirilmiş olsun, olmasın) diğer fikri mülkiyet hakları NTV ya da (başka kullanıcılar da dahil olmak üzere) kendisine ruhsat verenlere (anlaşmalı olduğu haber ajansları, anlaşmalı fotoğraf ajansları, anlaşmalı yapım şirketleri, yazarları, telifli yazarları, işbirliği yaptığı şirketlere) veya kendisine aittir.. NTV’nin RSS ve her türlü içeriklerinin, ticari amaçlı olmayan kişisel kullanımın dışında herhangi bir amaçla kopyalanması, çoğaltılması, yeniden yayımlanması, parçalara ayrılması, tersine mühendisliğe tabi tutmanız, indirilmesi, içeriklerin üzerinde değiştirmeler yapılması, abonelik veya başka türlü şekilde okuyuculara satılması, kaynağın gizlenmesi, başka kaynak eklenmesi, NTV sitelerindeki orijinal hali dışında farklı içeriklere dönüştürülmesi, bir haber sitesinde olduğu gibi kullanılması, radyo ve televizyon gibi yöntemlerle yayımlanması yasaktır. NTV, RSS içeriklerinin, ticari amaçlı olmayan kişisel kullanımın dışında herhangi bir amaçla uyarlamayı, değiştirmeyi ya da bu içerikten yola çıkarak başka bir yapıt üretmeyi kabul etmemektedir. NTV içerikleri üzerine reklam ve mecra tanıtımlar eklemek, başka mecralarla birlikte ortaklık görüntüsü vermek, suçtur. Aykırı hareket eden mecra ve kuruluşlar, bu ilkelerin ve kısıtlamaların tümüne aykırı hareket etmektedir. NTV’nin ticari olmayan kişisel kullanıma açık, yani okuyucularına içerik iletmek için geliştirdiği, kendisine ait internet sitesi, mobil uygulamalar, cep telefonu ve tablet için geliştirdiği özel yazılımlar, uygulamalar ile okuyucusuna haber iletmek için kullandığı RSS haber akışını, ticari gelir için kullanmak FSEK ve ticari yasalara göre suçtur. RSS Haber Akışı NTV’nin tüm içeriğine, güncellenen son haliyle bireysel kullanıcıların ulaşmasını sağlayan iletişim teknolojisidir. NTV, haber kategorilerinde RSS bağlantılarını okuyucuları için açık olarak belirtmekte, okuyucular da bir RSS okuyucu ile istedikleri haberleri takip edebilmektedir. Söz konusu uyarılara aykırı hareket edenler, özel yazılım geliştirenler, bilinçli olarak suç işliyor kabul edilecektir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FfQj6zjRPkWy2BObRwcFVg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yunanistanda, alarm:, Tahtakurusu, ülkeyi, istila, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FfQj6zjRPkWy2BObRwcFVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Yunanistan'da alarm: Tahtakurusu ülkeyi istila ediyor"><p>Yunanistan'da özellikle yaz aylarında artış gösteren tahtakurusu tehdidi giderek artıyor.  Yetkililer, tahtakuruları nedeniyle alarm durumuna geçtiklerini belirterek, böceklerin otel, kamp ve apartman dairelerinde görüldüklerini açıkladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HDDvlp2tJUy90caYq3UtAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yunanistan Tahtakurusu İlaçlama Şirketleri Birliği (SEAME) Başkanı Yorgos Lambru, Yunan Radyo ve Televizyon Kurumu ERT'ye yaptığı açıklamada, ülke genelinde özellikle turistik bölgelerde sıkça görülen tahtakuruları nedeniyle "alarm durumuna" geçildiğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uiF4A6D5JUaUF2AA33Qqvw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tahtakurularının bagaj ve toplu taşıma araçlarıyla kolaylıkla yayılabileceğine dikkati çeken Lambru, böceklerin otel, kamp ve apartman dairelerinde görüldüklerini bildirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WHyPGETxqkmCyUIwR4FOEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lambru, özellikle yaz aylarında artış gösteren tahtakurusu tehdidinin giderek arttığına işaret ederek, halk sağlığının olumsuz etkilenmemesi için ilaç kullanımında dikkatli olunması gerektiği uyarısında bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zXr9620Ml0S3AFwkHdRa6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2024 Paris Olimpiyatları'na ev sahipliği yapacak Fransa'da da hemen her yerde karşılaşılan "tahtakurusu istilası"na ilişkin endişeler artmış, böcek okullarda da görülmüştü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S6lVIt5eikO2ZkjQrHP8Dg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1mOWQPBsFU6da_ir2AkwVQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tahta kurusu, insanların yaşadığı çevrede bulunan ve evlerde sıkça rastlanan bir böcek türüdür. İşte tahta kurusu hakkında bilmeniz gereken bazı temel bilgiler:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7PpbK3YMU0KNrL0VdoSjyQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adı: Tahta kurusu (Latince: Cimex lectularius), insanların ve diğer memelilerin kanını emen paraziter bir böcek türüdür.
Fiziksel Özellikler: Yetişkin tahta kurusu yaklaşık olarak elma tohumu büyüklüğündedir. Rengi genellikle kahverengi veya koyu kahverengi olabilir. Yataklarda, koltuklarda, perdelerde ve diğer mobilyalarda saklanma eğilimindedirler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZTXGb3hLBUa6wQjyW9tjew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beslenme: Tahtakurusu, kan emerek beslenen bir böcektir. İnsanlar ve diğer memelilerin kanını emerler. İnsanlarda gece boyunca uyurken, yataklarda, koltuklarda ve diğer yerlerde gizlenirler ve konakçılarının kanını emerler.
İnsan Sağlığına Zararları: Tahtakurusu ısırıkları genellikle kaşıntılı ve rahatsız edici olabilir. Bazı insanlar bu ısırıklara alerjik reaksiyonlar gösterebilir ve bu da ciltte şişmeye veya enfeksiyona yol açabilir. Ancak tahtakurusu ısırıkları genellikle sağlık için ciddi bir tehdit oluşturmaz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q0dHvNs0BEuxrCQt97SlNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tahtakurusu infestasyonları: Tahtakurusu, evlerde veya otellerde istenmeyen bir şekilde bulunabilir ve bu, tahtakurusu infestasyonu olarak adlandırılır. Bu infestasyonlar, yatak odalarında, yorganlarda, yastıklarda ve mobilyalarda bulunan tahtakuruları tarafından tetiklenebilir. İnfestasyonların kontrol edilmesi zordur ve profesyonel böcek ilaçlama hizmetlerine ihtiyaç duyabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HKnU0r-hF06ZDR_myUeAIA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tahtakurularından korunmanın en iyi yolu, seyahat ederken otel odalarında ve konaklama yerlerinde dikkatli olmak, kullanılmış mobilyaları dikkatlice kontrol etmek ve tahtakurularını evinize taşımanın önüne geçmektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ER2s6Mw_DEWE4ZNVz0eWjg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NTV içerikleri RSS hizmeti, (Ntv.com.tr, Ntvspor.net, NTV televizyonu) markayla bağlantılı haber siteleri, yazılımlar da dahil olmak üzere sitenin bütün içeriğine ilişkin her türlü telif hakkı, markalar, tasarım hakları, patentler ve (tescil ettirilmiş olsun, olmasın) diğer fikri mülkiyet hakları NTV ya da (başka kullanıcılar da dahil olmak üzere) kendisine ruhsat verenlere (anlaşmalı olduğu haber ajansları, anlaşmalı fotoğraf ajansları, anlaşmalı yapım şirketleri, yazarları, telifli yazarları, işbirliği yaptığı şirketlere) veya kendisine aittir.. NTV’nin RSS ve her türlü içeriklerinin, ticari amaçlı olmayan kişisel kullanımın dışında herhangi bir amaçla kopyalanması, çoğaltılması, yeniden yayımlanması, parçalara ayrılması, tersine mühendisliğe tabi tutmanız, indirilmesi, içeriklerin üzerinde değiştirmeler yapılması, abonelik veya başka türlü şekilde okuyuculara satılması, kaynağın gizlenmesi, başka kaynak eklenmesi, NTV sitelerindeki orijinal hali dışında farklı içeriklere dönüştürülmesi, bir haber sitesinde olduğu gibi kullanılması, radyo ve televizyon gibi yöntemlerle yayımlanması yasaktır. NTV, RSS içeriklerinin, ticari amaçlı olmayan kişisel kullanımın dışında herhangi bir amaçla uyarlamayı, değiştirmeyi ya da bu içerikten yola çıkarak başka bir yapıt üretmeyi kabul etmemektedir. NTV içerikleri üzerine reklam ve mecra tanıtımlar eklemek, başka mecralarla birlikte ortaklık görüntüsü vermek, suçtur. Aykırı hareket eden mecra ve kuruluşlar, bu ilkelerin ve kısıtlamaların tümüne aykırı hareket etmektedir. NTV’nin ticari olmayan kişisel kullanıma açık, yani okuyucularına içerik iletmek için geliştirdiği, kendisine ait internet sitesi, mobil uygulamalar, cep telefonu ve tablet için geliştirdiği özel yazılımlar, uygulamalar ile okuyucusuna haber iletmek için kullandığı RSS haber akışını, ticari gelir için kullanmak FSEK ve ticari yasalara göre suçtur. RSS Haber Akışı NTV’nin tüm içeriğine, güncellenen son haliyle bireysel kullanıcıların ulaşmasını sağlayan iletişim teknolojisidir. NTV, haber kategorilerinde RSS bağlantılarını okuyucuları için açık olarak belirtmekte, okuyucular da bir RSS okuyucu ile istedikleri haberleri takip edebilmektedir. Söz konusu uyarılara aykırı hareket edenler, özel yazılım geliştirenler, bilinçli olarak suç işliyor kabul edilecektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TFcfjn5Dr0GiyrcTWK_BQw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/95WgTO7_dEyrTYBDvcUEgQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DyenWlGTMEeSnPGO8E0XyQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya Bankası&amp;apos;ndan 155 milyon dolarlık yeşil dönüşüm kredisine onay</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunya-bankasindan-155-milyon-dolarlik-yesil-doenusum-kredisine-onay</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunya-bankasindan-155-milyon-dolarlik-yesil-doenusum-kredisine-onay</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Bankası, Türkiye&#039;deki şirketlerin yeşil dönüşümünü desteklemek amacıyla kullanılacak 155 milyon dolarlık krediye onay verdi. Kredi kullanımında KOBİ&#039;ler ve orta ölçekli şirketlere öncelik verilecek.Dünya Bankası İcra Direktörleri Kurulu, sermaye finansmanı sağlanması ve özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesi yoluyla Türkiye&#039;deki şirketlerin yeşil dönüşümünü desteklemek ve ülkenin sermaye piyasalarındaki iklim finansmanını artırmak için 155 milyon dolarlık krediyi onayladı.  Kredi tutarları Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) aracılığıyla kullandırılacak ve TSKB de bu fonları Türkiye Yeşil Fonu&#039;nun kısmi sermayelendirmesi için kullanacak.  Türkiye Yeşil Fonu, yeşil şirketler ile yeşil dönüşüm sürecindeki şirketlere sermaye finansmanı sağlayacak. Fon, Türkiye&#039;nin en büyük varlık yönetimi şirketlerinden biri olan Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ (Maxis) ile proje kapsamındaki uygulayıcı kuruluş tarafından yönetilecek. PROJE BÜYÜKLÜĞÜ 405 MİLYON DOLARA ULAŞACAK Projenin toplam büyüklüğünün, Dünya Bankası kredisine ek olarak fon ve yatırım yapılan şirket düzeyinde toplam 250 milyon dolarlık özel sermayenin harekete geçirilmesiyle 405 milyon dolara ulaşması bekleniyor.  Proje, şirketlerin karbondan arınma uygulamalarını ve yeşil teknolojilere yaptıkları yatırımları, Yeşil Fon yoluyla özel sermaye sektörünün geliştirilmesini, finansal sektörün çeşitlendirilmesini, şirketlerin çeşitlendirilmiş uzun vadeli finansmana erişimlerinin geliştirilmesini, yüksek şirket kaldıraç oranlarının düşürülmesini, yeşil dönüşüme ve geliştirilmiş iklim eylemine yönelik finansmanın hızlandırılmasını destekleyecek.  YEŞİL DÖNÜŞÜM ŞİRKETLER İÇİN ÖNEM TAŞIYOR  Dünya Bankası&#039;nın 2022 yılında yayımladığı Ülke İklim ve Kalkınma Raporu&#039;na göre Türkiye&#039;deki şirketleri karbondan arındırmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak, ülkenin yeşil dönüşümüne katkıda bulunmak, büyüme potansiyellerini artırmak ve istihdam yaratmak için yeşil teknolojilere yatırımda bulunması gerekiyor.   Enerji sektörü en büyük karbondioksit emisyon kaynağı olarak belirlenirken bu sektörü imalat sanayisi ve tarım sektörleri izliyor. Türkiye&#039;nin belirlediği yeşil hedeflere ulaşabilmesi için şirketlerin karbondan arınmaları gerekiyor. Aynı zamanda, özellikle AB Yeşil Mutabakatı&#039;nın ardından, şirketlerin büyüme potansiyellerini korumaları için karbondan arınmaları önem taşıyor. Şirketler, yeşil dönüşüme yönelik yatırım ihtiyaçları göz önüne alındığında, bilgi transferiyle birlikte uzun vadeli finansmana da ihtiyaç duyacak.  KOBİ&#039;LERE ÖNCELİK VERİLECEK  Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, Türkiye Yeşil Fonu&#039;nun, özellikle KOBİ&#039;ler ve orta ölçekli şirketler başta olmak üzere yeşil veya yeşil dönüşüm sürecindeki yenilikçi şirketlere yapılan yatırımlara öncelik vereceğini belirterek, şunları kaydetti:  &quot;Proje aynı zamanda yatırım potansiyeli olan kadınları kapsayıcı şirketleri belirleyerek eşitlikçi yatırımları da geliştirecektir. Bu proje sayesinde, Türkiye&#039;nin finans sistemi özel sermayeyi çekerken özel ​​​​​​​sermaye sektörü derinleşecek ve fonlardan faydalanacak. TSKB sermaye piyasası faaliyetleri yoluyla yeşil finansmana öncülük etme kapasitesini artıracak. Şirketler, karbonsuzlaşma süreçleri ve yeşil teknoloji yatırımları için uzun vadeli finansmana erişebilecek. Maxis, yeşil yatırım alanındaki fon yönetimi uzmanlık birikimini derinleştirecek.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KWZF2u-M1ky3xdEnz80Feg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, Bankasından, 155, milyon, dolarlık, yeşil, dönüşüm, kredisine, onay</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KWZF2u-M1ky3xdEnz80Feg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya Bankası'ndan 155 milyon dolarlık yeşil dönüşüm kredisine onay"><p>Dünya Bankası, Türkiye'deki şirketlerin yeşil dönüşümünü desteklemek amacıyla kullanılacak 155 milyon dolarlık krediye onay verdi. Kredi kullanımında KOBİ'ler ve orta ölçekli şirketlere öncelik verilecek.</p><p>Dünya Bankası İcra Direktörleri Kurulu, sermaye finansmanı sağlanması ve özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesi yoluyla Türkiye'deki şirketlerin yeşil dönüşümünü desteklemek ve ülkenin sermaye piyasalarındaki iklim finansmanını artırmak için 155 milyon dolarlık krediyi onayladı.  Kredi tutarları Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) aracılığıyla kullandırılacak ve TSKB de bu fonları Türkiye Yeşil Fonu'nun kısmi sermayelendirmesi için kullanacak.  Türkiye Yeşil Fonu, yeşil şirketler ile yeşil dönüşüm sürecindeki şirketlere sermaye finansmanı sağlayacak. Fon, Türkiye'nin en büyük varlık yönetimi şirketlerinden biri olan Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi AŞ (Maxis) ile proje kapsamındaki uygulayıcı kuruluş tarafından yönetilecek. <strong></strong></p><p><strong>PROJE BÜYÜKLÜĞÜ 405 MİLYON DOLARA ULAŞACAK</strong> </p><p>Projenin toplam büyüklüğünün, Dünya Bankası kredisine ek olarak fon ve yatırım yapılan şirket düzeyinde toplam 250 milyon dolarlık özel sermayenin harekete geçirilmesiyle 405 milyon dolara ulaşması bekleniyor.  Proje, şirketlerin karbondan arınma uygulamalarını ve yeşil teknolojilere yaptıkları yatırımları, Yeşil Fon yoluyla özel sermaye sektörünün geliştirilmesini, finansal sektörün çeşitlendirilmesini, şirketlerin çeşitlendirilmiş uzun vadeli finansmana erişimlerinin geliştirilmesini, yüksek şirket kaldıraç oranlarının düşürülmesini, yeşil dönüşüme ve geliştirilmiş iklim eylemine yönelik finansmanın hızlandırılmasını destekleyecek.  <strong>YEŞİL DÖNÜŞÜM ŞİRKETLER İÇİN ÖNEM TAŞIYOR</strong>  Dünya Bankası'nın 2022 yılında yayımladığı Ülke İklim ve Kalkınma Raporu'na göre Türkiye'deki şirketleri karbondan arındırmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak, ülkenin yeşil dönüşümüne katkıda bulunmak, büyüme potansiyellerini artırmak ve istihdam yaratmak için yeşil teknolojilere yatırımda bulunması gerekiyor.   Enerji sektörü en büyük karbondioksit emisyon kaynağı olarak belirlenirken bu sektörü imalat sanayisi ve tarım sektörleri izliyor. Türkiye'nin belirlediği yeşil hedeflere ulaşabilmesi için şirketlerin karbondan arınmaları gerekiyor. Aynı zamanda, özellikle AB Yeşil Mutabakatı'nın ardından, şirketlerin büyüme potansiyellerini korumaları için karbondan arınmaları önem taşıyor. Şirketler, yeşil dönüşüme yönelik yatırım ihtiyaçları göz önüne alındığında, bilgi transferiyle birlikte uzun vadeli finansmana da ihtiyaç duyacak.  <strong>KOBİ'LERE ÖNCELİK VERİLECEK</strong>  Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, Türkiye Yeşil Fonu'nun, özellikle KOBİ'ler ve orta ölçekli şirketler başta olmak üzere yeşil veya yeşil dönüşüm sürecindeki yenilikçi şirketlere yapılan yatırımlara öncelik vereceğini belirterek, şunları kaydetti:  "Proje aynı zamanda yatırım potansiyeli olan kadınları kapsayıcı şirketleri belirleyerek eşitlikçi yatırımları da geliştirecektir. Bu proje sayesinde, Türkiye'nin finans sistemi özel sermayeyi çekerken özel ​​​​​​​sermaye sektörü derinleşecek ve fonlardan faydalanacak. TSKB sermaye piyasası faaliyetleri yoluyla yeşil finansmana öncülük etme kapasitesini artıracak. Şirketler, karbonsuzlaşma süreçleri ve yeşil teknoloji yatırımları için uzun vadeli finansmana erişebilecek. Maxis, yeşil yatırım alanındaki fon yönetimi uzmanlık birikimini derinleştirecek."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları, dinozorların neslinin tükenme nedenini açıkladı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-dinozorlarin-neslinin-tukenme-nedenini-acikladi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-dinozorlarin-neslinin-tukenme-nedenini-acikladi</guid>
<description><![CDATA[ Belçika&#039;da araştırmacılar 66 milyon yıl önce 10 ila 15 kilometre genişliğindeki bir Asteroidin dünyaya çarpmasıyla birlikte tüm ekosistemin çökmesine ve dinozor türüne ciddi zarar vermiş olabileceğini düşünüyor. Öte yandan Asteroidin çarpmasının ardından havada 2 bin gigaton ağırlığında toz bulutu oluştuğu, bu durumun da yaklaşık 2 yıl boyunca güneşi engelleyerek yeryüzündeki birçok canlıyı etkilediği kaydedildi.Dinozorların neslinin tükenmesine dünyaya çarpan bir asteroidin neden olduğu düşünülüyordu. Araştırmacılar çarpmanın sonucunda düşünülenden daha ağır sonuçları olduğunu belirtti.ASTEROİD&#039;İN ÇARPMASI SONUCU EKOSİSTEM ÇÖKTÜYaklaşık 66 milyon yıl önce 10 ila 15 kilometre genişliğindeki bir asteroit Meksika&#039;nın Yucatan Yarımadası&#039;na çarptığında, etkisi yıkıma neden olmuş, orman yangınları, depremler ve megatsunamileri tetikleyerek bitkilerin ve canlıların gelişmesini sağlayan ekosistemin çökmesine yol açmıştır.Nature Geoscience tarafından yayınlanan yeni bir raporda araştırmacılar, bu diğer etkilerin yüzlerce dinozor türüne ciddi zarar vermiş olabileceğine inanırken, Asteroit çarptığında havaya savrulmuş olabilecek trilyonlarca ton tozun buna sebep olduğunu belirtti.KÜRESEL KIŞA NEDEN OLDUBelçikalı araştırmacılar, silikat tozu ve sülfürden oluşan karanlık bulutların atmosferin etrafında dönerek güneş ışınlarını engellediği ve küresel yüzey sıcaklığının 15 dereceye kadar düşmesine neden olduğu düşünüldüğünden, asteroidin &quot;küresel bir kışa&quot; neden olduğuna inanmaktadır.TOZUN AĞIRLIĞI 2 BİN GİGATON Atmosferi boğan toz miktarının yaklaşık 2.000 gigaton olduğu düşünülüyor. Bu, Everest Dağı&#039;nın ağırlığının 11 katından fazla.Araştırmacılar Kuzey Dakota&#039;daki bir fosil alanında bulunan tortu üzerinde simülasyonlar gerçekleştirdiler.GÜNEŞİ İKİ YILA KADAR ENGELLEDİ Tozun güneşi iki yıla kadar engelleyebileceğini ve potansiyel olarak 15 yıl boyunca atmosferde kalarak bitkiler için fotosentezi kısıtlayabileceğini ve dolayısıyla doğal ekosistemi çökertebileceğini buldular.BİRKAÇ YIL İÇİNDE YAVAŞ YAVAŞ NESLİ TÜKENDİÇalışma, asteroidin şiddetli bir ilk çarpışmaya sahip olmasına rağmen dinozorları hemen öldürmediğini, bunun yerine birkaç yıl içinde yavaş yavaş neslinin tükendiğini gösterdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jPQzkVjhx0qObpg9xEd07g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, dinozorların, neslinin, tükenme, nedenini, açıkladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jPQzkVjhx0qObpg9xEd07g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları, dinozorların neslinin tükenme nedenini açıkladı"><p>Belçika'da araştırmacılar 66 milyon yıl önce 10 ila 15 kilometre genişliğindeki bir Asteroidin dünyaya çarpmasıyla birlikte tüm ekosistemin çökmesine ve dinozor türüne ciddi zarar vermiş olabileceğini düşünüyor. Öte yandan Asteroidin çarpmasının ardından havada 2 bin gigaton ağırlığında toz bulutu oluştuğu, bu durumun da yaklaşık 2 yıl boyunca güneşi engelleyerek yeryüzündeki birçok canlıyı etkilediği kaydedildi.</p><p>Dinozorların neslinin tükenmesine dünyaya çarpan bir asteroidin neden olduğu düşünülüyordu. Araştırmacılar çarpmanın sonucunda düşünülenden daha ağır sonuçları olduğunu belirtti.</p><p><strong>ASTEROİD'İN ÇARPMASI SONUCU EKOSİSTEM ÇÖKTÜ</strong></p><p>Yaklaşık 66 milyon yıl önce 10 ila 15 kilometre genişliğindeki bir asteroit Meksika'nın Yucatan Yarımadası'na çarptığında, etkisi yıkıma neden olmuş, orman yangınları, depremler ve megatsunamileri tetikleyerek bitkilerin ve canlıların gelişmesini sağlayan ekosistemin çökmesine yol açmıştır.</p><p><strong>Nature Geoscience tarafından yayınlanan yeni bir raporda araştırmacılar,</strong> bu diğer etkilerin yüzlerce dinozor türüne ciddi zarar vermiş olabileceğine inanırken, Asteroit çarptığında havaya savrulmuş olabilecek trilyonlarca ton tozun buna sebep olduğunu belirtti.</p><p><strong>KÜRESEL KIŞA NEDEN OLDU</strong></p><p>Belçikalı araştırmacılar, silikat tozu ve sülfürden oluşan karanlık bulutların atmosferin etrafında dönerek güneş ışınlarını engellediği ve küresel yüzey sıcaklığının 15 dereceye kadar düşmesine neden olduğu düşünüldüğünden, asteroidin "küresel bir kışa" neden olduğuna inanmaktadır.</p><p><strong>TOZUN AĞIRLIĞI 2 BİN GİGATON </strong></p><p>Atmosferi boğan toz miktarının yaklaşık 2.000 gigaton olduğu düşünülüyor. Bu, Everest Dağı'nın ağırlığının 11 katından fazla.</p><p>Araştırmacılar Kuzey Dakota'daki bir fosil alanında bulunan tortu üzerinde simülasyonlar gerçekleştirdiler.</p><p><strong>GÜNEŞİ İKİ YILA KADAR ENGELLEDİ</strong></p><p> </p><p>Tozun güneşi iki yıla kadar engelleyebileceğini ve potansiyel olarak 15 yıl boyunca atmosferde kalarak bitkiler için fotosentezi kısıtlayabileceğini ve dolayısıyla doğal ekosistemi çökertebileceğini buldular.</p><p><strong>BİRKAÇ YIL İÇİNDE YAVAŞ YAVAŞ NESLİ TÜKENDİ</strong></p><p>Çalışma, asteroidin şiddetli bir ilk çarpışmaya sahip olmasına rağmen dinozorları hemen öldürmediğini, bunun yerine birkaç yıl içinde yavaş yavaş neslinin tükendiğini gösterdi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları uyarıyor: İnsanlık kırmızı kod iklim acil durumuyla karşı karşıya</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-uyariyor-insanlik-kirmizi-kod-iklim-acil-durumuyla-karsi-karsiya</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-uyariyor-insanlik-kirmizi-kod-iklim-acil-durumuyla-karsi-karsiya</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları 2019&#039;da yapılan iklim acil durumuna ilişkin bir güncelleme yayınladı. Bu güncellemeyle beraber dünyanın yaşamsal belirtilerine yönelik insanlığın ciddi tehditlerle karşı karşıya kalabileceği kaydedildi.Binlerce bilim insanından oluşan koalisyon, 2019 dünya bilim insanlarının iklim acil durumuna ilişkin uyarısını güncelleyerek, dünyanın işgal altındaki yaşamı destekleme kapasitesiyle keşfedilmemiş alana girdiğini belirttiGEZEGENİN YAŞAMSAL BELİRTİLERİNE CİDDİ TEHDİT  The Hill&#039;in haberine göre, raporda imzası bulunan 15,000&#039;den fazla kişi, son dönemde kırılan çok sayıda sıcaklık rekorunun gezegenin &quot;yaşamsal belirtilerine&quot; yönelik ciddi tehditlere işaret ettiğini yazdı. Bu terim, insan nüfusu ve enerji tüketiminden Brezilya Amazon yağmur ormanlarının kaybına kadar uzanan 35 göstergeyi ifade ediyor. Rapora göre, bu yaşamsal göstergelerden yirmisi şu anda rekor düzeyde aşırılık gösteriyor.  2023 KAYITLARA GEÇEN EN SICAK YAZ MEVSİMİYazarlar  2023&#039;ün kayıtlara geçen en sıcak yaz mevsimini yaşadığını ve muhtemelen şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıllar arasında yer alacağını belirtiyor.  Okyanus asitliği, buzul kalınlığı ve Grönland buz kütlesi tüm zamanların en düşük seviyelerine ulaşırken, okyanuslar her zamankinden daha sıcak.Bu da deniz yaşamı kaybından gezegenin halihazırda gördüğü türden yoğun tropikal fırtınalara kadar değişen etkilere yol açabilir.Araştırmalar 2023&#039;te aşırı sıcak hava koşulları dolayısıyla Çin&#039;in kuzeyindeki sel felaketi ve Akdeniz&#039;de çoğunluğu Libyalı binlerce kişinin ölümüne neden olan fırtına gibi alışılmadık bölgelerde tehditlerin ortaya çıktığını gösteriyor.PANDEMİ SONRASI FOSİL YAKUT KULLANIMI ARTTIUyarıda ayrıca, bazı çevrelerdeki &quot;yeşil toparlanma&quot; umutlarına rağmen, COVID-19 yasaklarının kalkmasıyla beraber fosil yakıt kullanımının hızla arttığına dikkat çekiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fj-gZ32UnkyY0-2Nq9ce9A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, uyarıyor:, İnsanlık, kırmızı, kod, iklim, acil, durumuyla, karşı, karşıya</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fj-gZ32UnkyY0-2Nq9ce9A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları uyarıyor: İnsanlık kırmızı kod iklim acil durumuyla karşı karşıya"><p>Bilim insanları 2019'da yapılan iklim acil durumuna ilişkin bir güncelleme yayınladı. Bu güncellemeyle beraber dünyanın yaşamsal belirtilerine yönelik insanlığın ciddi tehditlerle karşı karşıya kalabileceği kaydedildi.</p><p>Binlerce bilim insanından oluşan koalisyon, 2019 dünya bilim insanlarının iklim acil durumuna ilişkin uyarısını güncelleyerek, dünyanın işgal altındaki yaşamı destekleme kapasitesiyle keşfedilmemiş alana girdiğini belirtti</p><p><strong>GEZEGENİN YAŞAMSAL BELİRTİLERİNE CİDDİ TEHDİT</strong>  <strong>The Hill'in haberine göre</strong>, raporda imzası bulunan 15,000'den fazla kişi, son dönemde kırılan çok sayıda sıcaklık rekorunun gezegenin "yaşamsal belirtilerine" yönelik ciddi tehditlere işaret ettiğini yazdı.</p><p> Bu terim, insan nüfusu ve enerji tüketiminden Brezilya Amazon yağmur ormanlarının kaybına kadar uzanan 35 göstergeyi ifade ediyor.</p><p> Rapora göre, bu yaşamsal göstergelerden yirmisi şu anda rekor düzeyde aşırılık gösteriyor.  <strong>2023 KAYITLARA GEÇEN EN SICAK YAZ MEVSİMİ</strong></p><p>Yazarlar  2023'ün kayıtlara geçen en sıcak yaz mevsimini yaşadığını ve muhtemelen şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıllar arasında yer alacağını belirtiyor.  Okyanus asitliği, buzul kalınlığı ve Grönland buz kütlesi tüm zamanların en düşük seviyelerine ulaşırken, okyanuslar her zamankinden daha sıcak.</p><p>Bu da deniz yaşamı kaybından gezegenin halihazırda gördüğü türden yoğun tropikal fırtınalara kadar değişen etkilere yol açabilir.</p><p>Araştırmalar 2023'te aşırı sıcak hava koşulları dolayısıyla Çin'in kuzeyindeki sel felaketi ve Akdeniz'de çoğunluğu Libyalı binlerce kişinin ölümüne neden olan fırtına gibi alışılmadık bölgelerde tehditlerin ortaya çıktığını gösteriyor.</p><p><strong>PANDEMİ SONRASI FOSİL YAKUT KULLANIMI ARTTI</strong></p><p>Uyarıda ayrıca, bazı çevrelerdeki "yeşil toparlanma" umutlarına rağmen, COVID-19 yasaklarının kalkmasıyla beraber fosil yakıt kullanımının hızla arttığına dikkat çekiliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rezerv alan nedir? Rezerv yapı alanı tanımında değişiklik</title>
<link>https://trafikdernegi.com/rezerv-alan-nedir-rezerv-yapi-alani-taniminda-degisiklik</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/rezerv-alan-nedir-rezerv-yapi-alani-taniminda-degisiklik</guid>
<description><![CDATA[ Gündemdeki haberler nedeniyle rezerv yapı ile ilgili araştırmalar başladı. Peki, rezerv alan nedir? Rezerv yapı alanı talebi dosyasında olması gereken evraklar neler?Rezerv yapı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanlardır.  Rezerv yapı alanlarda, Kanunun amacı çerçevesinde fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek ve Kanunda öngörülen amaçlar çerçevesinde kullanılmak üzere;  Riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konut ve işyerleri, Gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama yapılabilir ve bu alanlar yeni yerleşim alanı olarak kullanılabilir.TANIMDA DEĞİŞİKLİĞE GİDİLDİAfet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun&#039;daki &quot;rezerv yapı alanı&quot; tanımında değişikliğe gidildi. Rezerv yapı alanı tanımında yer alan &quot;yeni yerleşim alanı olarak&quot; ibaresi metinden çıkarılırken bu düzenlemenin gerekçesinde, uygulamada açılan davalarda, herhangi bir taşınmazın rezerv yapı alanı olarak belirlenebilmesi için meskun alanlar dışında olması gerektiği yönünde değerlendirme yapılarak hüküm kurulduğu, yerleşim yerlerinde yer alan parsellerin de rezerv yapı alanı olarak belirlenmesinin mümkün olmasının amaçlandığı belirtildi. REZERV YAPI ALANI TALEBİ DOSYASINDA OLMASI GEREKEN EVRAKLAR  Alanın büyüklüğünü de içeren koordinatlı hâlihazır haritası  Alanın uydu görüntüsünü veya ortofoto haritası  Alanda bulunan kamuya ait taşınmazların listesi  Alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporu  Alanın özelliğine göre Bakanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri ihtiva eden dosya ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/R4AqAfJPQEe0v3Pc1GUKmQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Rezerv, alan, nedir, Rezerv, yapı, alanı, tanımında, değişiklik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/R4AqAfJPQEe0v3Pc1GUKmQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Rezerv alan nedir? Rezerv yapı alanı tanımında değişiklik"><p>Gündemdeki haberler nedeniyle rezerv yapı ile ilgili araştırmalar başladı. Peki, rezerv alan nedir? Rezerv yapı alanı talebi dosyasında olması gereken evraklar neler?</p><p>Rezerv yapı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanlardır.  Rezerv yapı alanlarda, Kanunun amacı çerçevesinde fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek ve Kanunda öngörülen amaçlar çerçevesinde kullanılmak üzere;  Riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konut ve işyerleri, Gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama yapılabilir ve bu alanlar yeni yerleşim alanı olarak kullanılabilir.</p><p><strong>TANIMDA DEĞİŞİKLİĞE GİDİLDİ</strong></p><p>Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'daki "rezerv yapı alanı" tanımında değişikliğe gidildi. Rezerv yapı alanı tanımında yer alan "yeni yerleşim alanı olarak" ibaresi metinden çıkarılırken bu düzenlemenin gerekçesinde, uygulamada açılan davalarda, herhangi bir taşınmazın rezerv yapı alanı olarak belirlenebilmesi için meskun alanlar dışında olması gerektiği yönünde değerlendirme yapılarak hüküm kurulduğu, yerleşim yerlerinde yer alan parsellerin de rezerv yapı alanı olarak belirlenmesinin mümkün olmasının amaçlandığı belirtildi. </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q4UmK3lB00mqkqOHzxGlcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt=""><strong>REZERV YAPI ALANI TALEBİ DOSYASINDA OLMASI GEREKEN EVRAKLAR</strong>  Alanın büyüklüğünü de içeren koordinatlı hâlihazır haritası  Alanın uydu görüntüsünü veya ortofoto haritası  Alanda bulunan kamuya ait taşınmazların listesi  Alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporu  Alanın özelliğine göre Bakanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri ihtiva eden dosya]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kızılırmak alarm veriyor: 5 ay arayla çekilen iki drone görüntüsü kuraklığı gözler önüne serdi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kizilirmak-alarm-veriyor-5-ay-arayla-cekilen-iki-drone-goeruntusu-kurakligi-goezler-oenune-serdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kizilirmak-alarm-veriyor-5-ay-arayla-cekilen-iki-drone-goeruntusu-kurakligi-goezler-oenune-serdi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak’ta su seviyesi, gözle görülür derece düştü. Irmağın Kırıkkale’den geçen bölümünde, 5 ay arayla drone ile çekilen iki görüntü, kuraklığı gözler önüne serdi.Son zamanlarda beklenen oranda yağış gerçekleşmemesi ve kuraklığın etkilerinin artması; baraj, göl, gölet gibi kaynaklarda su seviyesinin düşmesine ya da kurumaya yol açıyor.O su kaynaklarından biri de Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak…Bin 355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak&#039;ta suların çekilmesiyle birlikte nehir yatağında adacıklar ortaya çıktı.Yağışların azalmasıyla birlikte, nehirdeki debide büyük düşüş yaşandı.
Kırıkkale’den geçen Kızılırmak’ta, 5 ay arayla çekilen drone görüntüleri de kuraklığı gözler önüne serdi.Yahşihan ilçesinde yaşayan emekli öğretmen Mustafa Durmuş, Kızılırmak nehrinde, suların 1,5 metre çekildiğini ifade ederek, ırmaktan yürüyerek geçilecek duruma geldiğini söyledi.Kızılırmak nehri, İç Anadolu’nun en doğusundaki Sivas’ın İmranlı ilçesinde yer alan Kızıldağ’ın Güney yamaçlarından doğup Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Çankırı, Çorum ve Samsun’dan geçerek Karadeniz’e dökülüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lf60Z9QsYkmFHL9TZhVvFA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kızılırmak, alarm, veriyor:, arayla, çekilen, iki, drone, görüntüsü, kuraklığı, gözler, önüne, serdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lf60Z9QsYkmFHL9TZhVvFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kızılırmak alarm veriyor: 5 ay arayla çekilen iki drone görüntüsü kuraklığı gözler önüne serdi"><p>Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak’ta su seviyesi, gözle görülür derece düştü. Irmağın Kırıkkale’den geçen bölümünde, 5 ay arayla drone ile çekilen iki görüntü, kuraklığı gözler önüne serdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OiDH6d2Ex0OQ7Bdo17I4Kw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son zamanlarda beklenen oranda yağış gerçekleşmemesi ve kuraklığın etkilerinin artması; baraj, göl, gölet gibi kaynaklarda su seviyesinin düşmesine ya da kurumaya yol açıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4trKVZn5AEyjbsOND8o_kw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>O su kaynaklarından biri de Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak…</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pXH3Gt_vYkedN-ONstsCyA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bin 355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak'ta suların çekilmesiyle birlikte nehir yatağında adacıklar ortaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z20sq5Rrs0KOXrzZ60GdOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yağışların azalmasıyla birlikte, nehirdeki debide büyük düşüş yaşandı.
Kırıkkale’den geçen Kızılırmak’ta, 5 ay arayla çekilen drone görüntüleri de kuraklığı gözler önüne serdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OTPbTaLPvka5vONamlk_hg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yahşihan ilçesinde yaşayan emekli öğretmen Mustafa Durmuş, Kızılırmak nehrinde, suların 1,5 metre çekildiğini ifade ederek, ırmaktan yürüyerek geçilecek duruma geldiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lj26jEyY-EibgxYFVziFDQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kızılırmak nehri, İç Anadolu’nun en doğusundaki Sivas’ın İmranlı ilçesinde yer alan Kızıldağ’ın Güney yamaçlarından doğup Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Çankırı, Çorum ve Samsun’dan geçerek Karadeniz’e dökülüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çanakkale&amp;apos;de aşırı kuraklık: Su kullanımına kısıtlama uzatıldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/canakkalede-asiri-kuraklik-su-kullanimina-kisitlama-uzatildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/canakkalede-asiri-kuraklik-su-kullanimina-kisitlama-uzatildi</guid>
<description><![CDATA[ Çanakkale&#039;de yaşanan kuraklık nedeniyle su kullanımına yönelik uygulanan kısıtlamaların 31 Aralık&#039;a kadar uzatıldığı bildirildi.Çanakkale Belediyesi&#039;nden yapılan açıklamada, kentin tek içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan Atikhisar Barajı&#039;nın sürdürülebilirliğini sağlamak, yaşam kaynağı olan suyu korumak adına belediye encümenince tasarrufa yönelik kararlar alındığı açıklandı.  Kuraklık dolayısıyla su tasarrufuna yönelik alınan kararların uygulanmasına devam edildiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:  &quot;Konut ve iş yeri önlerinin ve içlerinin hortumla yıkanmasının yasaklanmasına, yüksek su tüketimi olan sanayi tesislerinde suyun tasarruflu kullanılabilmesi için mevcut kullanımların göz önüne alınarak kısıtlamaya gidilmesine, halı ve kilim yıkamalarının yasaklanmasına, şehir şebeke suyu ile hortumla araba yıkanmasının yasaklanmasına, oto kuaför ve yıkama işletmelerinde su tüketiminin aylık 20 metreküp olarak uygulanmasına, halı yıkama, hamam, tuvalet gibi su tüketimi yüksek olan iş yerlerine ön ödemeli elektronik sayaç takılmasına, yer altı suyu kullanımı varsa mekanik sayaç takma mecburiyetinin getirilmesine, böylece yer altı su kullanımının tespitinin yapılmasına, bahçe sulamalarının sabah ve akşam mümkünse kuyu suyuyla ve yağmurlama/damlama sistemleri kullanılarak yapılmasına, park, bahçe, yeşil alan, tarımsal amaçlı üretim yapılan yerlerde sulamaların kısıtlanmasına, acil sulama ihtiyacı olan yerlerin yağmurlama, damlama sulama ile su kullanımının minimuma indirilmesine karar verilmiştir.&quot;  &quot;Daha önce 31 Ekim tarihine kadar geçerli olan encümen kararlarının, son toplantı kapsamında 31 Aralık&#039;a kadar geçerli olması kararlaştırıldı.&quot; denilen açıklamada, kentin içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılandığı tek kaynak olan 54 milyon 115 bin metreküp kapasiteli Atikhisar Barajı&#039;nda su seviyesinin yüzde 32,5 olduğu duyuruldu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oziRmcJ5FUazLQZ0Pnn-AA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çanakkalede, aşırı, kuraklık:, kullanımına, kısıtlama, uzatıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oziRmcJ5FUazLQZ0Pnn-AA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çanakkale'de aşırı kuraklık: Su kullanımına kısıtlama uzatıldı"><p>Çanakkale'de yaşanan kuraklık nedeniyle su kullanımına yönelik uygulanan kısıtlamaların 31 Aralık'a kadar uzatıldığı bildirildi.</p>Çanakkale Belediyesi'nden yapılan açıklamada, kentin tek içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan Atikhisar Barajı'nın sürdürülebilirliğini sağlamak, yaşam kaynağı olan suyu korumak adına belediye encümenince tasarrufa yönelik kararlar alındığı açıklandı.  Kuraklık dolayısıyla su tasarrufuna yönelik alınan kararların uygulanmasına devam edildiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:  "Konut ve iş yeri önlerinin ve içlerinin hortumla yıkanmasının yasaklanmasına, yüksek su tüketimi olan sanayi tesislerinde suyun tasarruflu kullanılabilmesi için mevcut kullanımların göz önüne alınarak kısıtlamaya gidilmesine, halı ve kilim yıkamalarının yasaklanmasına, şehir şebeke suyu ile hortumla araba yıkanmasının yasaklanmasına, oto kuaför ve yıkama işletmelerinde su tüketiminin aylık 20 metreküp olarak uygulanmasına, halı yıkama, hamam, tuvalet gibi su tüketimi yüksek olan iş yerlerine ön ödemeli elektronik sayaç takılmasına, yer altı suyu kullanımı varsa mekanik sayaç takma mecburiyetinin getirilmesine, böylece yer altı su kullanımının tespitinin yapılmasına, bahçe sulamalarının sabah ve akşam mümkünse kuyu suyuyla ve yağmurlama/damlama sistemleri kullanılarak yapılmasına, park, bahçe, yeşil alan, tarımsal amaçlı üretim yapılan yerlerde sulamaların kısıtlanmasına, acil sulama ihtiyacı olan yerlerin yağmurlama, damlama sulama ile su kullanımının minimuma indirilmesine karar verilmiştir."  "Daha önce 31 Ekim tarihine kadar geçerli olan encümen kararlarının, son toplantı kapsamında 31 Aralık'a kadar geçerli olması kararlaştırıldı." denilen açıklamada, kentin içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılandığı tek kaynak olan 54 milyon 115 bin metreküp kapasiteli Atikhisar Barajı'nda su seviyesinin yüzde 32,5 olduğu duyuruldu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İtalya&amp;apos;da çevreci deniz parkı projesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/italyada-cevreci-deniz-parki-projesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/italyada-cevreci-deniz-parki-projesi</guid>
<description><![CDATA[ İtalya&#039;nın liman kenti Trieste dünyada bir ilki gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Deniz ile karayı buluşturan yenilikçi proje; çevresel ve ekonomik sürdürebilirliğin yanısıra 360 derece yeşil dönüşüm ve dijital bir teknoloji merkezi içeriyor. NTV Milano muhabiri Şeyda Canepa, o projeyi yerinde inceledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JYGCeYkvGUCeEBz3zqP_gg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İtalyada, çevreci, deniz, parkı, projesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JYGCeYkvGUCeEBz3zqP_gg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İtalya'da çevreci deniz parkı projesi"><p>İtalya'nın liman kenti Trieste dünyada bir ilki gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Deniz ile karayı buluşturan yenilikçi proje; çevresel ve ekonomik sürdürebilirliğin yanısıra 360 derece yeşil dönüşüm ve dijital bir teknoloji merkezi içeriyor. NTV Milano muhabiri Şeyda Canepa, o projeyi yerinde inceledi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Büyük Karbon Uçurumu: Milyonlarca ölümden en zengin yüzde 1 sorumlu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/buyuk-karbon-ucurumu-milyonlarca-oelumden-en-zengin-yuzde-1-sorumlu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/buyuk-karbon-ucurumu-milyonlarca-oelumden-en-zengin-yuzde-1-sorumlu</guid>
<description><![CDATA[ İklim adaleti, Birleşik Arap Emirlikleri&#039;nde bugün başlayan Birleşmiş Milletler (BM) Cop28 İklim Zirvesi&#039;nin gündeminin en üst sırasında yer alıyor. Ancak, dünya genelindeki son çalışmalar, küresel hedeflere ulaşmada ciddi bir gerileme olduğunu gösteriyor. Yeni bir rapora göre, dünya nüfusunun en zengin yüzde 1&#039;lik kesimi, en yoksul yüzde 66&#039;lık kesimden daha fazla karbon emisyonundan sorumlu. Bu durum ise yoksul ülkelerde milyonlarca ölümle sonuçlanıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hLDp0N3URUGd9Jn_n41O0g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Büyük, Karbon, Uçurumu:, Milyonlarca, ölümden, zengin, yüzde, sorumlu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hLDp0N3URUGd9Jn_n41O0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Büyük Karbon Uçurumu: Milyonlarca ölümden en zengin yüzde 1 sorumlu"><p>İklim adaleti, Birleşik Arap Emirlikleri'nde bugün başlayan Birleşmiş Milletler (BM) Cop28 İklim Zirvesi'nin gündeminin en üst sırasında yer alıyor. Ancak, dünya genelindeki son çalışmalar, küresel hedeflere ulaşmada ciddi bir gerileme olduğunu gösteriyor. Yeni bir rapora göre, dünya nüfusunun en zengin yüzde 1'lik kesimi, en yoksul yüzde 66'lık kesimden daha fazla karbon emisyonundan sorumlu. Bu durum ise yoksul ülkelerde milyonlarca ölümle sonuçlanıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çevreyi korumaya 140 milyar lira harcandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cevreyi-korumaya-140-milyar-lira-harcandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cevreyi-korumaya-140-milyar-lira-harcandi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;de çevre koruma harcamaları 2022&#039;de yıllık bazda yüzde 111,4 artarak 140,3 milyar lira olarak gerçekleşti.Türkiye İstatistik Kurumu, 2022 yılına ilişkin çevre koruma harcama istatistiklerini açıkladı.  Buna göre, çevre koruma harcamaları, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 111,4 artarak 140,3 milyar liraya çıktı.   Çevre koruma harcamalarının yüzde 70,3&#039;ü mali ve mali olmayan şirketler, yüzde 26,1&#039;i genel devlet ve hane halkına hizmet eden kar amacı olmayan kuruluşlar ve yüzde 3,6&#039;sı da hane halkları tarafından yapıldı.  Bu harcamaların yüzde 60,9&#039;u atık yönetimi hizmetlerinden, yüzde 25,3&#039;ü atık su yönetimi hizmetlerinden, yüzde 4,2&#039;si dış ortam havasını ve iklimi korumadan, yüzde 4&#039;ü biyolojik çeşitliliğin ve peyzajın korunmasından, yüzde 2,4&#039;ü toprak, yer altı, yüzey sularının korunması, kalitesinin iyileştirilmesinden ve yüzde 3,3&#039;ü de diğer çevre koruma konularından oluştu.  33 MİLYAR LİRALIK YATIRIM HARCAMASIÇevre koruma yatırım harcamaları ise 2022&#039;de bir önceki yıla göre yüzde 140,9 artarak 32,7 milyar liraya ulaştı. Bu harcamaların yüzde 84,7&#039;si mali ve mali olmayan şirketler, yüzde 15,3&#039;ü genel devlet ve hane halkına hizmet eden kar amacı olmayan kuruluşlar tarafından yapıldı.  Çevre koruma harcamalarının gayri safi yurt içi hasıla içindeki payı 2021&#039;de yüzde 0,91 iken 2022&#039;de yüzde 0,93 oldu.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EdKiJ4-e0UKHywQImeVoYw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çevreyi, korumaya, 140, milyar, lira, harcandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EdKiJ4-e0UKHywQImeVoYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çevreyi korumaya 140 milyar lira harcandı"><p>Türkiye'de çevre koruma harcamaları 2022'de yıllık bazda yüzde 111,4 artarak 140,3 milyar lira olarak gerçekleşti.</p><p>Türkiye İstatistik Kurumu, 2022 yılına ilişkin çevre koruma harcama istatistiklerini açıkladı.  Buna göre, çevre koruma harcamaları, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 111,4 artarak 140,3 milyar liraya çıktı.   Çevre koruma harcamalarının yüzde 70,3'ü mali ve mali olmayan şirketler, yüzde 26,1'i genel devlet ve hane halkına hizmet eden kar amacı olmayan kuruluşlar ve yüzde 3,6'sı da hane halkları tarafından yapıldı.  Bu harcamaların yüzde 60,9'u atık yönetimi hizmetlerinden, yüzde 25,3'ü atık su yönetimi hizmetlerinden, yüzde 4,2'si dış ortam havasını ve iklimi korumadan, yüzde 4'ü biyolojik çeşitliliğin ve peyzajın korunmasından, yüzde 2,4'ü toprak, yer altı, yüzey sularının korunması, kalitesinin iyileştirilmesinden ve yüzde 3,3'ü de diğer çevre koruma konularından oluştu.  <strong>33 MİLYAR LİRALIK YATIRIM HARCAMASI</strong></p><p>Çevre koruma yatırım harcamaları ise 2022'de bir önceki yıla göre yüzde 140,9 artarak 32,7 milyar liraya ulaştı. Bu harcamaların yüzde 84,7'si mali ve mali olmayan şirketler, yüzde 15,3'ü genel devlet ve hane halkına hizmet eden kar amacı olmayan kuruluşlar tarafından yapıldı.  Çevre koruma harcamalarının gayri safi yurt içi hasıla içindeki payı 2021'de yüzde 0,91 iken 2022'de yüzde 0,93 oldu. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇEVKO&amp;apos;dan NTV&amp;apos;ye ödül</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cevkodan-ntvye-oedul</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cevkodan-ntvye-oedul</guid>
<description><![CDATA[ Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı&#039;nın (ÇEVKO) düzenlediği &quot;Yeşil Nokta Basın Ödülleri&quot; dün akşam sahiplerini buldu. NTV, yıl boyu yaptığı çevre haberleriyle ödüle layık görüldü. Ödülü NTV sunucusu Buse Yıldırım aldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3Rj2vD7hEewKyyuS7Cp4w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>ÇEVKOdan, NTVye, ödül</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3Rj2vD7hEewKyyuS7Cp4w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="ÇEVKO'dan NTV'ye ödül"><p>Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı'nın (ÇEVKO) düzenlediği "Yeşil Nokta Basın Ödülleri" dün akşam sahiplerini buldu. NTV, yıl boyu yaptığı çevre haberleriyle ödüle layık görüldü. Ödülü NTV sunucusu Buse Yıldırım aldı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Boğaziçi Çevre Ödülleri için geri sayım başladı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bogazici-cevre-odulleri-icin-geri-sayim-basladi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bogazici-cevre-odulleri-icin-geri-sayim-basladi</guid>
<description><![CDATA[ Boğaziçi Çevre Ödülleri 22 Aralık&#039;ta sahiplerini bulacak.22 Aralık Cuma günü düzenlenecek olan ve çevre ve sürdürülebilirlik alanında önemli adımlar atan kurum ve kuruluşların ödül alacağı Boğaziçi Çevre Ödülleri için geri sayım başladı.Boğaziçi Üniversitesi Elektroteknoloji Kulübü (BUEC) tarafından düzenlenen törende geçtiğimiz senelerde Fazıl Say, Demet Evgar, Nil Karaibrahimgil, Manga, Çevko, Tema gibi ünlü isimler ve kurumlar ödül almıştı.Geçtiğimiz yıl düzenlenen ödül töreninde, Yılın Çevreci Medya Kurumu ödülünün sahibi NTV olmuştu. Geceye katılan NTV sunucusu Buse Yıldırım, ödülü BÜ Elektroteknoloji Kulübü Başkanı Sefa Sağdıç’tan aldı.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hofgKj1M-EiHrjd8gNHN4w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Boğaziçi, Çevre, Ödülleri, için, geri, sayım, başladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hofgKj1M-EiHrjd8gNHN4w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Boğaziçi Çevre Ödülleri için geri sayım başladı"><p>Boğaziçi Çevre Ödülleri 22 Aralık'ta sahiplerini bulacak.</p><p><strong>22 Aralık Cuma</strong> günü düzenlenecek olan ve çevre ve sürdürülebilirlik alanında önemli adımlar atan kurum ve kuruluşların ödül alacağı <strong>Boğaziçi Çevre Ödülleri</strong> için geri sayım başladı.</p><p>Boğaziçi Üniversitesi Elektroteknoloji Kulübü (BUEC) tarafından düzenlenen törende geçtiğimiz senelerde Fazıl Say, Demet Evgar, Nil Karaibrahimgil, Manga, Çevko, Tema gibi ünlü isimler ve kurumlar ödül almıştı.</p><p>Geçtiğimiz yıl düzenlenen ödül töreninde,<strong> Yılın Çevreci Medya Kurumu</strong> ödülünün sahibi <strong>NTV</strong> olmuştu. Geceye katılan NTV sunucusu Buse Yıldırım, ödülü BÜ Elektroteknoloji Kulübü Başkanı Sefa Sağdıç’tan aldı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Van Gölü&amp;apos;nde korkutan görüntü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/van-goelunde-korkutan-goeruntu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/van-goelunde-korkutan-goeruntu</guid>
<description><![CDATA[ Dünyanın en büyük sodalı gölü, Türkiye&#039;nin ise en büyük gölü olma özelliğine sahip 1700 metre rakımdaki 3 bin 712 kilometrekarelik Van Gölü&#039;nde yaşanan çekilmeyi son yıllarda çekilen fotoğraf kareleri gözler önüne serdi. Uzmanlar, yeterli yağışların olmaması halinde çekilmenin hızlı bir şekilde devam edeceğini belirtti.Küresel iklim değişikliği ve buna bağlı olarak yaşanan kuraklık, Van Gölü&#039;nü etkilemeye devam ediyor.Son yıllarda yağışların azalması ve aşırı buharlaşma nedeniyle Van Gölü&#039;nde yaşanan çekilme ile birlikte birçok tarihi kalıntı gün yüzüne çıkarken gölde bulunan ve daha önce sular altında olan dünyanın en büyük mikrobiyalitleri de su yüzüne çıktı.Van Gölü&#039;nde çekilmenin en fazla olduğu yerlerden biri de Erciş kıyıları oldu.Daha önce su altında kalan kilometrelerce alan karaya çıktı.Çekilmenin boyutu ise bölgede fotoğrafçılık yapanların karelerine yansıyor.Bölgede 30 yıldır fotoğrafçılık yapan Ferzende Coşar, 15 yıl önce çektiği kareyi aynı mevkide tekrar çekti.Çekilen ilk karede su altında olan bölgede artık otların çıktığını söyleyen Coşar, &quot;Fotoğraf arşivime baktığımda daha önce çektiğim ve bugün çektiğim fotoğraflarda çok fark var. Van Gölü&#039;nün su seviyesi oldukça düşmüş. Özellikle bu alanda çektiğim fotoğraflar ile bugün bu alandaki duruma baktığımda tehlikenin boyutlarını görebiliyorum. Bölgeyi gezerken daha önce görünmeyen mikrobiyalitler ve tarihi mekanlar su seviyesinin düşmesiyle ortaya çıktı. Bu alanda balık avlanıyor ve göle giriliyordu. Bu bölgede bulunan iskelede tekneler vardı. Şimdi baktığımda bu alan tamamen otlarla kaplanmış durumda. Temennimiz bol bol yağışın olması ve su seviyesinin eski haline gelmesidir.&quot; diye konuştu.YYÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş da Van Gölü&#039;nün hızla su kaybettiğini belirtti.Akkuş, &quot;Van Gölü, dünyanın en büyük sodalı gölü, ülkemizin de en büyük gölünü oluşturuyor. Yani yaklaşık 500 kilometrelik kıyı uzunluğuyla beraber adeta bir deniz gibi. Son yıllarda ülkemizde görülen küresel iklim değişimine bağlı olarak Van Gölü hızla su kaybediyor ve kimi yerlerde kıyı çizgisi kilometrelerce geriye doğru gitti. Tabii herkesin aklındaki soru şu, Van Gölü tekrar eski yüzey alanına kavuşacak mı, eskiden olduğu gibi tekrardan suları yükselecek mi? Van Gölü&#039;nün aslında su bütçesi çok basit bir denkleme dayanıyor. Girdiler ve çıktılar. Yani kapalı bir göl olması sebebiyle dışarıya hiçbir akarsuyla beraber su çıktısı yok. Kışın yağan kar yağışı ve yağmur, göle su girdisini sağlıyor. Buharlaşmayla beraber gölden su uzaklaşıyor.&quot; dedi.Havzanın son yıllarda yeteri yağış almadığına dikkat çeken Dr. Akkuş, aralık ayının ortasında olunmasına rağmen halen yeterince yağışın olmadığını ve bu nedenle Van Gölü&#039;ndeki çekilmenin devam edeceğini söyledi.Ocak ve Şubat aylarının da kritik olduğunu belirten Dr. Akkuş, &quot;Havzanın kar yağışı almaması şunu gösteriyor Van Gölü çekilmeye devam edecek. Ümit ediyoruz ki önümüzdeki ocak ve şubat aylarında havza bol kar yağış alır. Çünkü artık mevsimlerin yerleri değişiyor. Kış mevsimine geç giriyoruz, yazı erken karşılıyoruz. Aralık ayındayız ama dışarıda adeta sonbahardan bir hava varmış gibi. Bu nedenle Van Gölü&#039;ndeki çekilme eğer hava şartları böyle giderse bizler Van Gölü&#039;nün biraz daha geriye doğru çekildiğini göreceğiz.&quot; dedi.Göldeki çekilme noktasındaki en hassas alanın gölün kuzey doğusu olan Erciş Körfezi olduğunu da belirten Dr. Akkuş, burada gölün derinliğinin çok sığ olduğunu belirterek, &quot;Burada yarım metrelik bir düşüş bile kilometrelerce karelik alanın açığa çıkmasına sebebiyet veriyor. Van Gölü&#039;nün çekilmesinde en olumsuz etkilenen balıkçılık sektörüdür. Çünkü kıyıdaki limanların bugün birçoğu işlevsiz halde, tekneler adeta limanlarda hapis kalmış. Eğer ocak ve şubat ayılarında havzaya yeterince kar yağışı düşmezse biz bugün suyla kaplı olan yerlerin yaz aylarına doğru geldiğimiz zaman özellikle yaz ayının sonuna doğru daha da geriye çekildiğini, karaya çıktığını göreceğiz. Yani bu önümüzdeki 2 ay havzada kar yağışı hayatı ödeme sahip. Şayet havzada kar yağışı olmazsa biz önümüzdeki yıl özellikle ağustos ayından sonra gölün daha da geriye gittiğine şahitlik edeceğiz.&quot; diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kK6Nieuq6EC5eCplCJK2_Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Van, Gölünde, korkutan, görüntü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kK6Nieuq6EC5eCplCJK2_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Van Gölü'nde korkutan görüntü"><p>Dünyanın en büyük sodalı gölü, Türkiye'nin ise en büyük gölü olma özelliğine sahip 1700 metre rakımdaki 3 bin 712 kilometrekarelik Van Gölü'nde yaşanan çekilmeyi son yıllarda çekilen fotoğraf kareleri gözler önüne serdi. Uzmanlar, yeterli yağışların olmaması halinde çekilmenin hızlı bir şekilde devam edeceğini belirtti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KBamqNmnFky4F8Pf8JaqfA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Küresel iklim değişikliği ve buna bağlı olarak yaşanan kuraklık, Van Gölü'nü etkilemeye devam ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YeDI48ovj0SLfS8HS6z4bQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son yıllarda yağışların azalması ve aşırı buharlaşma nedeniyle Van Gölü'nde yaşanan çekilme ile birlikte birçok tarihi kalıntı gün yüzüne çıkarken gölde bulunan ve daha önce sular altında olan dünyanın en büyük mikrobiyalitleri de su yüzüne çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XF7EBZygd06Xhr3NJgjETQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Van Gölü'nde çekilmenin en fazla olduğu yerlerden biri de Erciş kıyıları oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x-6a9bjLEEy01anAERKYqg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha önce su altında kalan kilometrelerce alan karaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iKJmEZZaA0aChjCpS8bF0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çekilmenin boyutu ise bölgede fotoğrafçılık yapanların karelerine yansıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_7eDnNzBHUmPnxCOYNVXLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgede 30 yıldır fotoğrafçılık yapan Ferzende Coşar, 15 yıl önce çektiği kareyi aynı mevkide tekrar çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bR6_0E-HF0SVkUIUVG9ZaA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çekilen ilk karede su altında olan bölgede artık otların çıktığını söyleyen Coşar, "Fotoğraf arşivime baktığımda daha önce çektiğim ve bugün çektiğim fotoğraflarda çok fark var. Van Gölü'nün su seviyesi oldukça düşmüş. Özellikle bu alanda çektiğim fotoğraflar ile bugün bu alandaki duruma baktığımda tehlikenin boyutlarını görebiliyorum. Bölgeyi gezerken daha önce görünmeyen mikrobiyalitler ve tarihi mekanlar su seviyesinin düşmesiyle ortaya çıktı. Bu alanda balık avlanıyor ve göle giriliyordu. Bu bölgede bulunan iskelede tekneler vardı. Şimdi baktığımda bu alan tamamen otlarla kaplanmış durumda. Temennimiz bol bol yağışın olması ve su seviyesinin eski haline gelmesidir." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FQ0ECVC8xUSDYH2_lNRfdw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>YYÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş da Van Gölü'nün hızla su kaybettiğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0Gqzzjoq802mFJV7nKEnyA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akkuş, "Van Gölü, dünyanın en büyük sodalı gölü, ülkemizin de en büyük gölünü oluşturuyor. Yani yaklaşık 500 kilometrelik kıyı uzunluğuyla beraber adeta bir deniz gibi. Son yıllarda ülkemizde görülen küresel iklim değişimine bağlı olarak Van Gölü hızla su kaybediyor ve kimi yerlerde kıyı çizgisi kilometrelerce geriye doğru gitti. Tabii herkesin aklındaki soru şu, Van Gölü tekrar eski yüzey alanına kavuşacak mı, eskiden olduğu gibi tekrardan suları yükselecek mi? Van Gölü'nün aslında su bütçesi çok basit bir denkleme dayanıyor. Girdiler ve çıktılar. Yani kapalı bir göl olması sebebiyle dışarıya hiçbir akarsuyla beraber su çıktısı yok. Kışın yağan kar yağışı ve yağmur, göle su girdisini sağlıyor. Buharlaşmayla beraber gölden su uzaklaşıyor." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iwCvOq8Eh02bTgxvOxjgNg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Havzanın son yıllarda yeteri yağış almadığına dikkat çeken Dr. Akkuş, aralık ayının ortasında olunmasına rağmen halen yeterince yağışın olmadığını ve bu nedenle Van Gölü'ndeki çekilmenin devam edeceğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3qQoCQ10_Ei_ouXgCEWlyA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ocak ve Şubat aylarının da kritik olduğunu belirten Dr. Akkuş, "Havzanın kar yağışı almaması şunu gösteriyor Van Gölü çekilmeye devam edecek. Ümit ediyoruz ki önümüzdeki ocak ve şubat aylarında havza bol kar yağış alır. Çünkü artık mevsimlerin yerleri değişiyor. Kış mevsimine geç giriyoruz, yazı erken karşılıyoruz. Aralık ayındayız ama dışarıda adeta sonbahardan bir hava varmış gibi. Bu nedenle Van Gölü'ndeki çekilme eğer hava şartları böyle giderse bizler Van Gölü'nün biraz daha geriye doğru çekildiğini göreceğiz." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MWj0AYxKl0yLssVdPNeLGQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Göldeki çekilme noktasındaki en hassas alanın gölün kuzey doğusu olan Erciş Körfezi olduğunu da belirten Dr. Akkuş, burada gölün derinliğinin çok sığ olduğunu belirterek, "Burada yarım metrelik bir düşüş bile kilometrelerce karelik alanın açığa çıkmasına sebebiyet veriyor. Van Gölü'nün çekilmesinde en olumsuz etkilenen balıkçılık sektörüdür. Çünkü kıyıdaki limanların bugün birçoğu işlevsiz halde, tekneler adeta limanlarda hapis kalmış. Eğer ocak ve şubat ayılarında havzaya yeterince kar yağışı düşmezse biz bugün suyla kaplı olan yerlerin yaz aylarına doğru geldiğimiz zaman özellikle yaz ayının sonuna doğru daha da geriye çekildiğini, karaya çıktığını göreceğiz. Yani bu önümüzdeki 2 ay havzada kar yağışı hayatı ödeme sahip. Şayet havzada kar yağışı olmazsa biz önümüzdeki yıl özellikle ağustos ayından sonra gölün daha da geriye gittiğine şahitlik edeceğiz." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xP11P6-0X0ap7Wva9yR6Yg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/plE6dGPrpU6Uji6gvlY53Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aKs2O1UTFEOWy40KzC6vUg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yapay zekanın gündelik alanda kullandığı yerler neler? Yapay zeka gerçekten kötü mü?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yapay-zekanin-gundelik-alanda-kullandigi-yerler-neler-yapay-zeka-gercekten-koetu-mu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yapay-zekanin-gundelik-alanda-kullandigi-yerler-neler-yapay-zeka-gercekten-koetu-mu</guid>
<description><![CDATA[ Artan yapay zeka kullanımlarının ardından, yapay zeka hakkında son zamanlarda oldukça olumsuz haberler ile karşılaşıyoruz. 
Yapay zeka gerçekten kötü mü? yoksa biz mi kötüye kullanıyoruz? Yapay zeka hakkındaki olumsuz manşetlerden sıkıldıysanız bu yazı tam size göre.  Çünkü üretken yapay zekanın dünyamızı daha kötü değil daha iyi hale getirme potansiyelini sergileyen alanları sizler için derledik.Hastalık Teşhisi ve Tedavi: Yapay zeka, medikal görüntüleme analizi yaparak kanser taramalarında, radyoloji ve patoloji gibi alanlarda hızlı ve doğru teşhisler sağlayabilir. New York&#039;taki Mount Sinai Üniversitesi&#039;nden bilim insanları, karaciğer, prostat ve bağırsak kanseri hastalıklarını yüzde 94 doğrulukla önceden haber verebilen derin öğrenme temelli yapay zeka algoritmalarını kullanmayı başardı.
Ayrıca yapay zeka, hastaların genetik verilerini analiz ederek daha kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturabilir. Akıllı cihazlar ve giyilebilir teknolojiler aracılığıyla, yapay zeka hastaların sağlık durumlarını izleyebilir ve ilgili sağlık profesyonellerini uyarabilir.
Kör veya görme engelli insanlara yardımcı olmak amacıyla geliştirilen Be My Eyes uygulaması, günlük görevlerde yardımcı olabilecek çevrimiçi gönüllülerle, görme engelli insanları buluşturuyor.
OpenAI ile işbirliği yaparak insan gönüllüsüyle aynı düzeyde bağlam ve anlayış oluşturabilen bir Sanal Gönüllü oluşturmak için GPT-4 kullanacak.
Görüntü tanıma özelliği ile Sanal Gönüllü, görme engelli kullanıcılara ürünleri tanımlamakla kalmayıp bu konuda sohbet etme imkanı da sunacaktır. Örneğin, kullanıcılar Sanal Gönüllü aracılığıyla demiryolu sistemlerinde gezinip talimatlar alabilecekler.Trafik Akışı ve Güvenlik: Yapay zeka, otonom araçların birbirleriyle ve çevreleriyle etkileşimini optimize ederek trafik kazalarını azaltabilir ve trafik akışını düzenleyebilir.
Sürücü destek sistemleri aracılığıyla sürücülere güvenli sürüş önerileri sunabilir.
Kameralar, lidar, radar ve diğer sensörler aracılığıyla çevrelerini izler. Yapay zeka algoritmaları, bu sensör verilerini analiz ederek aracın çevresini anlamasına yardımcı olur. 
Araçlar, hedefe güvenli ve etkili bir şekilde gitmek için navigasyon sistemleri kullanır. Yapay zeka, aracın konumunu belirleme, rota planlama ve trafiği tahmin etme gibi navigasyon görevlerine yardımcı olabilir.Yapay zeka, aracın çevresindeki durumlara dayanarak sürüş kararları alabilir. Örneğin, diğer araçların hızını tahmin etme, güvenli bir şekilde şerit değiştirme, kavşaklarda doğru manevra yapma gibi kararlar yapabilir.Anlık durumları değerlendirerek acil durumlarda müdahale edebilir.  Ani bir engel ortaya çıkarsa veya bir çarpışma riski algılanırsa, araç hızını ayarlayabilir veya acil durma manevraları yapabilir.Otonom araçlar, deneyimledikçe ve yeni verilerle beslendikçe öğrenen algoritmalar kullanabilir. Bu sayede araçlar, sürüş deneyimlerine dayanarak daha iyi ve güvenli kararlar alabilir.Bu örnekler, otonom araçların yapay zeka kullanarak çeşitli görevleri yerine getirdiği konusunda genel bir fikir sağlar. Otonom araç teknolojisi hala gelişmekte olan bir alan olduğundan, gelecekte daha fazla yenilik ve iyileştirme beklenmektedir.Çeviri Hizmetleri: Yapay zeka, dil engeli olan kişilere gerçek zamanlı çeviri hizmetleri sunabilir. Doğal dil işleme , chatbotlar aracılığıyla müşteri hizmetleri süreçlerini otomatize edebilir ve kullanıcılarla etkileşimde bulunabilir.
İzlanda Dilinin Korunmasıİngilizce ve diğer büyük dillerin hakim olduğu bu dijital dünyada, küçük diller yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu durum İzlanda için özel bir endişe kaynağı. İzlanda&#039;nın yaklaşık 370.000 vatandaşının çoğu İngilizce veya başka bir dil konuşuyor ve bu durum İzlandalıların günlük faaliyetlerinin hızla dijitalleşmesiyle birleştiğinde ülkenin zengin anadilini riske atıyor.Sorun, İzlanda dili için yerel olarak üretilmiş yazılım eksikliğinden ziyade, İzlandalıların her gün kullandıkları sosyal medya, haber veya e-ticaret siteleri gibi küresel yazılım ve uygulamalara İzlanda dilini dahil etmekte yatıyor. Bu nedenle İzlanda hükümeti OpenAI ile işbirliği yaptı ve İzlanda dilinin korunmasına yardımcı olmak için GPT-4 dil modelini kullanmaya başladı. (Bu arada ülkede, diğer dillerden &quot;ödünç kelimeler&quot; almak yerine yeni inovasyonlar için İzlandaca terimler bulan bir Dil Planlama Departmanı da bulunuyor. Örneğin bir bilgisayara &quot;tölva&quot; ya da &quot;sayı kâhini&quot; deniyor.)Yapay zeka, ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemlerini optimize eder. Işık seviyelerini odaların kullanımına bağlı olarak ayarlar.
Yenilenebilir enerji kaynaklarını etkili bir şekilde yönetir. Anlık talep değişikliklerine yanıt verir 
Üretim hattı verimliliğini artırır ve bakım süreçlerini düzenler.Trafik durumunu analiz ederek toplu taşıma ve lojistik yönetimini uygun hale getirir. Şarj istasyonlarını, enerji taleplerini, şarj süreçlerini, ve sensör verilerini kullanarak sulama sistemlerini optimize eder. 
Tarım makinelerinin enerji tüketimini izleyerek çalışma süreçlerini verimli hale getiri ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-ROBKW_V6UGA0sZ6TkOT1w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yapay, zekanın, gündelik, alanda, kullandığı, yerler, neler, Yapay, zeka, gerçekten, kötü, mü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-ROBKW_V6UGA0sZ6TkOT1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Yapay zekanın gündelik alanda kullandığı yerler neler? Yapay zeka gerçekten kötü mü?"><p>Artan yapay zeka kullanımlarının ardından, yapay zeka hakkında son zamanlarda oldukça olumsuz haberler ile karşılaşıyoruz. 
Yapay zeka gerçekten kötü mü? yoksa biz mi kötüye kullanıyoruz? Yapay zeka hakkındaki olumsuz manşetlerden sıkıldıysanız bu yazı tam size göre.  Çünkü üretken yapay zekanın dünyamızı daha kötü değil daha iyi hale getirme potansiyelini sergileyen alanları sizler için derledik.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aZIeIzUqTU-ZvraB_8ZgkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hastalık Teşhisi ve Tedavi: Yapay zeka, medikal görüntüleme analizi yaparak kanser taramalarında, radyoloji ve patoloji gibi alanlarda hızlı ve doğru teşhisler sağlayabilir. New York'taki Mount Sinai Üniversitesi'nden bilim insanları, karaciğer, prostat ve bağırsak kanseri hastalıklarını yüzde 94 doğrulukla önceden haber verebilen derin öğrenme temelli yapay zeka algoritmalarını kullanmayı başardı.
Ayrıca yapay zeka, hastaların genetik verilerini analiz ederek daha kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturabilir. Akıllı cihazlar ve giyilebilir teknolojiler aracılığıyla, yapay zeka hastaların sağlık durumlarını izleyebilir ve ilgili sağlık profesyonellerini uyarabilir.
Kör veya görme engelli insanlara yardımcı olmak amacıyla geliştirilen Be My Eyes uygulaması, günlük görevlerde yardımcı olabilecek çevrimiçi gönüllülerle, görme engelli insanları buluşturuyor.
OpenAI ile işbirliği yaparak insan gönüllüsüyle aynı düzeyde bağlam ve anlayış oluşturabilen bir Sanal Gönüllü oluşturmak için GPT-4 kullanacak.
Görüntü tanıma özelliği ile Sanal Gönüllü, görme engelli kullanıcılara ürünleri tanımlamakla kalmayıp bu konuda sohbet etme imkanı da sunacaktır. Örneğin, kullanıcılar Sanal Gönüllü aracılığıyla demiryolu sistemlerinde gezinip talimatlar alabilecekler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lUUVv05y1US0oHlszaWRWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Trafik Akışı ve Güvenlik: Yapay zeka, otonom araçların birbirleriyle ve çevreleriyle etkileşimini optimize ederek trafik kazalarını azaltabilir ve trafik akışını düzenleyebilir.
Sürücü destek sistemleri aracılığıyla sürücülere güvenli sürüş önerileri sunabilir.
Kameralar, lidar, radar ve diğer sensörler aracılığıyla çevrelerini izler. Yapay zeka algoritmaları, bu sensör verilerini analiz ederek aracın çevresini anlamasına yardımcı olur. 
Araçlar, hedefe güvenli ve etkili bir şekilde gitmek için navigasyon sistemleri kullanır. Yapay zeka, aracın konumunu belirleme, rota planlama ve trafiği tahmin etme gibi navigasyon görevlerine yardımcı olabilir.Yapay zeka, aracın çevresindeki durumlara dayanarak sürüş kararları alabilir. Örneğin, diğer araçların hızını tahmin etme, güvenli bir şekilde şerit değiştirme, kavşaklarda doğru manevra yapma gibi kararlar yapabilir.Anlık durumları değerlendirerek acil durumlarda müdahale edebilir.  Ani bir engel ortaya çıkarsa veya bir çarpışma riski algılanırsa, araç hızını ayarlayabilir veya acil durma manevraları yapabilir.Otonom araçlar, deneyimledikçe ve yeni verilerle beslendikçe öğrenen algoritmalar kullanabilir. Bu sayede araçlar, sürüş deneyimlerine dayanarak daha iyi ve güvenli kararlar alabilir.Bu örnekler, otonom araçların yapay zeka kullanarak çeşitli görevleri yerine getirdiği konusunda genel bir fikir sağlar. Otonom araç teknolojisi hala gelişmekte olan bir alan olduğundan, gelecekte daha fazla yenilik ve iyileştirme beklenmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0Z_7PBD1tE6EXvihYuAnSg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çeviri Hizmetleri: Yapay zeka, dil engeli olan kişilere gerçek zamanlı çeviri hizmetleri sunabilir. Doğal dil işleme , chatbotlar aracılığıyla müşteri hizmetleri süreçlerini otomatize edebilir ve kullanıcılarla etkileşimde bulunabilir.
İzlanda Dilinin Korunmasıİngilizce ve diğer büyük dillerin hakim olduğu bu dijital dünyada, küçük diller yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu durum İzlanda için özel bir endişe kaynağı. İzlanda'nın yaklaşık 370.000 vatandaşının çoğu İngilizce veya başka bir dil konuşuyor ve bu durum İzlandalıların günlük faaliyetlerinin hızla dijitalleşmesiyle birleştiğinde ülkenin zengin anadilini riske atıyor.Sorun, İzlanda dili için yerel olarak üretilmiş yazılım eksikliğinden ziyade, İzlandalıların her gün kullandıkları sosyal medya, haber veya e-ticaret siteleri gibi küresel yazılım ve uygulamalara İzlanda dilini dahil etmekte yatıyor. Bu nedenle İzlanda hükümeti OpenAI ile işbirliği yaptı ve İzlanda dilinin korunmasına yardımcı olmak için GPT-4 dil modelini kullanmaya başladı. (Bu arada ülkede, diğer dillerden "ödünç kelimeler" almak yerine yeni inovasyonlar için İzlandaca terimler bulan bir Dil Planlama Departmanı da bulunuyor. Örneğin bir bilgisayara "tölva" ya da "sayı kâhini" deniyor.)</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ugbr1TfL8Um9qVGtnRT0Yg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapay zeka, ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemlerini optimize eder. Işık seviyelerini odaların kullanımına bağlı olarak ayarlar.
Yenilenebilir enerji kaynaklarını etkili bir şekilde yönetir. Anlık talep değişikliklerine yanıt verir 
Üretim hattı verimliliğini artırır ve bakım süreçlerini düzenler.Trafik durumunu analiz ederek toplu taşıma ve lojistik yönetimini uygun hale getirir. Şarj istasyonlarını, enerji taleplerini, şarj süreçlerini, ve sensör verilerini kullanarak sulama sistemlerini optimize eder. 
Tarım makinelerinin enerji tüketimini izleyerek çalışma süreçlerini verimli hale getirir.Yapay zeka, enerji tasarrufunu ve kaynak kullanımını artırmada önemli bir rol oynar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jCE5LFGEeU-9mtpt-cJaeA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapay zeka, öğrencilerin performansını izler ve öğrenme tarzlarına uygun bireyselleştirilmiş öğrenme materyalleri sunar. Öğrencilerin güçlü ve zayıf yönlerine göre içerikleri adapte edebilir.
Öğrenci çalışmalarını değerlendirir ve hızlı geri bildirim sağlar. Öğrencilerin gelecekteki başarılarını tahmin eder ve öğretmenlere müdahalede bulunma konusunda yardımcı olur.
Yapay zeka destekli sanal ortamlar, öğrencilere interaktif deneyimler sunar. Öğrencilere soruları yanıtlama, konuları açıklama ve öğrencilere rehberlik etme konusunda yardımcı olur.
Yapay zeka, ders materyallerini oluşturmak veya öğrencilere uygun öğrenme kaynakları sağlamak için kullanılabilir. Öğrenci projelerini değerlendirir ve öğrencilere geliştirmeleri için önerilerde bulunur.
Bu örnekler, yapay zekanın eğitimde geniş bir uygulama yelpazesine sahip olduğunu gösterir. Bu teknoloji, öğrencilere daha etkili ve kişiselleştirilmiş bir öğrenme deneyimi sunmak, öğretmenlere destek olmak ve eğitim sistemini geliştirmek için kullanılır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Dx0HGnQx70aerPurKqDIpA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bitki Sağlığı ve Hasat Zamanlaması: Yapay zeka, görsel ve sensör verilerini analiz ederek bitki hastalıklarını tespit edebilir ve hasat zamanlamasını optimize edebilir.Yapay zeka, iklim değişikliği ve doğa koruma gibi önemli konularda çeşitli alanlarda olumlu katkılarda bulunabilir.
Makine öğrenimi, iklim modellerini iyileştirmekte ve iklim değişikliğinin farklı bölgelerdeki etkilerini tahmin etmekte kullanılabilir.
Ayrıca, araştırmacılar yapay zekayı şiddetli fırtınaların ve yükselen deniz seviyelerinin neden olduğu zararları canlandırmak için kullanıyorlar.Dünya Arı Projesi, arı nüfusunun azalmasıyla başa çıkmak için mikrofonlar, kameralar ve sensörler kullanarak veri topluyor. Yapay zeka, bu verileri analiz ederek arıların hayatta kalmasına yardımcı olabilecek örüntüleri ve eğilimleri ortaya çıkarabilir. Yapay zeka ayrıca doğa koruyucularına, uygun mali destek alamayanlara, verileri ekonomik bir şekilde analiz etme imkanı sunarak vahşi yaşamın korunmasına yardımcı olabilir.Ancak, yapay zeka kullanımında etik ve mahremiyet konularının göz önünde bulundurulması önemlidir. Bu teknolojinin etik standartlara uygun ve mahremiyeti koruyan bir şekilde kullanılması gerekmektedir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Davos&amp;apos;ta iklim değişikliği mercek altında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/davosta-iklim-degisikligi-mercek-altinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/davosta-iklim-degisikligi-mercek-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Ekonomik Forumu&#039;na göre iklim değişikliği, önümüzdeki on yılda dünyanın karşı karşıya kalacağı en büyük risklerden biri.Dünya Ekonomik Forumu&#039;nun (WEF) bu hafta İsviçre&#039;nin Davos kentinde düzenlediği yıllık toplantısında iklim krizi ön planda.Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı&#039;nın ardından ve iklim krizinin önümüzdeki on yıldaki en büyük riskler listesinin başında yer almasıyla birlikte hükümetler ve iş dünyası liderleri bazı devasa zorluklarla karşı karşıya kalıyor.
Daha geçen hafta, AB&#039;nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 2023&#039;ün  kaydedilen en sıcak yıl olduğunu ortaya çıkardı.Giderek belirsizleşen bir dünyada derin uluslararası bölünmeler büyürken, iklim değişikliği gibi küresel tehditlere karşı işbirliğinin kolaylaşması pek mümkün görünmüyor.WEF&#039;in geçtiğimiz hafta Davos öncesinde yayınlanan Küresel Riskler raporuna göre, iklim değişikliği dünyanın önümüzdeki on yılda karşı karşıya kalacağı en büyük riskler arasında yer alıyor.
Her ne kadar yanlış bilgi ve dezenformasyon en büyük acil riskler olarak görülse de önümüzdeki 10 yıldaki en ciddi tehditlerin yarısı çevresel.
Buna aşırı hava olayları, dünya sistemlerindeki kritik değişiklikler, biyolojik çeşitlilik kaybı, ekosistem çöküşü ve doğal kaynak kıtlığı da dahil.Ankete katılan 1.400 küresel uzmanın üçte ikisi 2024&#039;te yaşanacak aşırı hava olaylarından endişe duyuyor. 
Raporda ayrıca iklim değişikliği gibi acil küresel konularda işbirliğinin yetersiz olduğu öne sürülüyor.
Liderlere, bu riskleri ele almak için eylemleri yeniden düşünmeleri ve iklim modellemesi veya yeşil geçiş teknolojileri gibi yardımcı olabilecek alanlarda daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulunuyor.Aralık ayında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı&#039;nda,  yenilenebilir enerjinin üç katına çıkarılması ve fosil yakıtlardan uzaklaşmayı içeren anlaşmalar yapılmasının ardından Dünya Ekonomik Forumu iklim değişikliğini ele almanın ve mücadele etmenin önemine dikkat çekti.Doğayı koruma ve iklim değişikliğiyle mücadele stratejisinin yanı sıra karbon nötrlüğüne ulaşmaya yönelik daha somut planlar, bu yılın teması olan &quot;Güveni Yeniden İnşa Etme&quot; ruhuna uygun olarak hükümetlerin özellikle izleyebileceği yollardan biri olabilir.Uluslararası Enerji Ajansı&#039;nın geçtiğimiz hafta yenilenebilir enerjinin kullanıma sunulmasında hızlı bir artış olduğunu ve çevresel yeniliklere olan küresel güvenin arttığını ortaya koymasının ardından, delegelerin odaklanacağı altı ana temadan biri enerji dönüşümü konusu olacak.Davos uzun zamandır &quot;küresel seçkinlerle&quot; yaşanan sorunların simgesi olarak eleştiriliyor .
Aktivistlerin, politikacıların ve süper zenginlerin iklim krizi gibi hayati meseleleri bu tür toplantılarda etkili bir şekilde çözebileceklerine dair inancı çok az.Dünya Ekonomi Formu seçkinlerinin iklim krizinin gerçekleri konusunda tehlikeli derecede kayıtsız olduklarına inanıyorlar.
İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg geçen yıl dünyanın Davos&#039;ta hâlâ iklim acil durumunun ön saflarında yer alan insanlardan ziyade &quot;gezegenin yok edilmesini körükleyen insanları&quot; dinlemesinin &quot;saçma&quot; olduğunu söylemişti.Dünya Ekonomik Formu yıllık toplantısı öncesinde protestolar yaşandı.
Pazar günü Dünya Ekonomi Formu alanına giden yolu kapatarak 18 kilometrelik trafik sıkışıklığına neden olanlar arasında iklim aktivistleri de vardı.
İsviçre Sosyal Demokrat Partisi&#039;nin gençlik kolu JUSO İsviçre Başkanı Nicola Siegrist, &quot;Savaş, faşizm, adaletsizlik ve iklim krizi insanlığı tehdit ederken, en zengin ve en güçlüler kapalı kapılar ardında birbirlerinin sırtını sıvazlıyor&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_m4uj7isi0mGvRJhNHz9ZQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Davosta, iklim, değişikliği, mercek, altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_m4uj7isi0mGvRJhNHz9ZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Davos'ta iklim değişikliği mercek altında"><p>Dünya Ekonomik Forumu'na göre iklim değişikliği, önümüzdeki on yılda dünyanın karşı karşıya kalacağı en büyük risklerden biri.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TfvSuiZRv0GJ2i2rleyjQw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) bu hafta İsviçre'nin Davos kentinde düzenlediği yıllık toplantısında iklim krizi ön planda.Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nın ardından ve iklim krizinin önümüzdeki on yıldaki en büyük riskler listesinin başında yer almasıyla birlikte hükümetler ve iş dünyası liderleri bazı devasa zorluklarla karşı karşıya kalıyor.
Daha geçen hafta, AB'nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, 2023'ün  kaydedilen en sıcak yıl olduğunu ortaya çıkardı.Giderek belirsizleşen bir dünyada derin uluslararası bölünmeler büyürken, iklim değişikliği gibi küresel tehditlere karşı işbirliğinin kolaylaşması pek mümkün görünmüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7JQ63Aw33U2skdfstkcF9A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>WEF'in geçtiğimiz hafta Davos öncesinde yayınlanan Küresel Riskler raporuna göre, iklim değişikliği dünyanın önümüzdeki on yılda karşı karşıya kalacağı en büyük riskler arasında yer alıyor.
Her ne kadar yanlış bilgi ve dezenformasyon en büyük acil riskler olarak görülse de önümüzdeki 10 yıldaki en ciddi tehditlerin yarısı çevresel.
Buna aşırı hava olayları, dünya sistemlerindeki kritik değişiklikler, biyolojik çeşitlilik kaybı, ekosistem çöküşü ve doğal kaynak kıtlığı da dahil.Ankete katılan 1.400 küresel uzmanın üçte ikisi 2024'te yaşanacak aşırı hava olaylarından endişe duyuyor. 
Raporda ayrıca iklim değişikliği gibi acil küresel konularda işbirliğinin yetersiz olduğu öne sürülüyor.
Liderlere, bu riskleri ele almak için eylemleri yeniden düşünmeleri ve iklim modellemesi veya yeşil geçiş teknolojileri gibi yardımcı olabilecek alanlarda daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-3xfgGADU0irrXFj8g6meg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aralık ayında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda,  yenilenebilir enerjinin üç katına çıkarılması ve fosil yakıtlardan uzaklaşmayı içeren anlaşmalar yapılmasının ardından Dünya Ekonomik Forumu iklim değişikliğini ele almanın ve mücadele etmenin önemine dikkat çekti.Doğayı koruma ve iklim değişikliğiyle mücadele stratejisinin yanı sıra karbon nötrlüğüne ulaşmaya yönelik daha somut planlar, bu yılın teması olan "Güveni Yeniden İnşa Etme" ruhuna uygun olarak hükümetlerin özellikle izleyebileceği yollardan biri olabilir.Uluslararası Enerji Ajansı'nın geçtiğimiz hafta yenilenebilir enerjinin kullanıma sunulmasında hızlı bir artış olduğunu ve çevresel yeniliklere olan küresel güvenin arttığını ortaya koymasının ardından, delegelerin odaklanacağı altı ana temadan biri enerji dönüşümü konusu olacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tokALgSyTkW0RGdUo86pSw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Davos uzun zamandır "küresel seçkinlerle" yaşanan sorunların simgesi olarak eleştiriliyor .
Aktivistlerin, politikacıların ve süper zenginlerin iklim krizi gibi hayati meseleleri bu tür toplantılarda etkili bir şekilde çözebileceklerine dair inancı çok az.Dünya Ekonomi Formu seçkinlerinin iklim krizinin gerçekleri konusunda tehlikeli derecede kayıtsız olduklarına inanıyorlar.
İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg geçen yıl dünyanın Davos'ta hâlâ iklim acil durumunun ön saflarında yer alan insanlardan ziyade "gezegenin yok edilmesini körükleyen insanları" dinlemesinin "saçma" olduğunu söylemişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6mwo1aMwiEO-sAlerY3S7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Ekonomik Formu yıllık toplantısı öncesinde protestolar yaşandı.
Pazar günü Dünya Ekonomi Formu alanına giden yolu kapatarak 18 kilometrelik trafik sıkışıklığına neden olanlar arasında iklim aktivistleri de vardı.
İsviçre Sosyal Demokrat Partisi'nin gençlik kolu JUSO İsviçre Başkanı Nicola Siegrist, "Savaş, faşizm, adaletsizlik ve iklim krizi insanlığı tehdit ederken, en zengin ve en güçlüler kapalı kapılar ardında birbirlerinin sırtını sıvazlıyor" dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yerel yönetimlere 17 milyar lira çevre desteği</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yerel-yoenetimlere-17-milyar-lira-cevre-destegi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yerel-yoenetimlere-17-milyar-lira-cevre-destegi</guid>
<description><![CDATA[ İller Bankası aracılığıyla çevre yatırımları için bu yıl yerel yönetimlere 17 milyar 179 milyon lira destek sağlandı.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, İller Bankası (İLBANK) aracılığıyla çevre yatırımları için bu yıl yerel yönetimlere 17 milyar 179 milyon lira destek sağlandığını, önümüzdeki yıl bu alandaki desteği 62 milyar liranın üzerine çıkartmak istediklerini bildirdi.  Özhaseki, yerel yönetimlerin çevre yatırımlarına İLBANK aracılığıyla verdikleri desteklere ilişkin açıklamalarda bulundu. İçme suyu, içme suyu arıtma, atık su şebeke, atık su arıtma, yağmur suyu, yenilenebilir enerji, katı atık tesisleri ve buna benzer birçok iş için İller Bankası tarafından 21 yılda 10 bin 471 projeyi desteklediklerini belirten Özhaseki, bu projelere banka kaynaklarıyla 40 milyar 182 milyon lira, dış finansman kaynakları ile 73 milyar lira olmak üzere 113 milyar 182 milyon liralık destek sağladıklarını kaydetti.  &quot;HEDEF, YEŞİL KALKINMA DEVRİMİ&quot;  Türkiye ve dünyayı tehdit eden iklim değişikliğine karşı yerel yönetimlerle güçlü bir mücadele sürdürüldüğünü anlatan Özhaseki, şöyle devam etti: &quot;Sadece konut ve iş yerlerimizi değil aynı zamanda altyapılarımızı da çevreye duyarlı ve iklim dostu inşa etmekte kararlıyız. Bu anlamda İller Bankamız aracılığıyla yerel yönetimlere çevre yatırımları için bu yıl 17 milyar 179 milyon lira finansman desteğinde bulunduk. 2024 yılı için sadece çevre yatırımlarına sağlanan desteği 62 milyar liranın üzerine çıkartmak istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı&#039;mızın ortaya koydukları 2053 Net Sıfır Emisyon ve Yeşil Kalkınma Devrimi&#039;ne ulaşmak için yerel yönetimlerimizle çalışmaya devam edeceğiz.&quot;   ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N6WPnZPGcUWRppDQtkZjQg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yerel, yönetimlere, milyar, lira, çevre, desteği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N6WPnZPGcUWRppDQtkZjQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both&v=20231224090657939" class="type:primaryImage" alt="Yerel yönetimlere 17 milyar lira çevre desteği"><p>İller Bankası aracılığıyla çevre yatırımları için bu yıl yerel yönetimlere 17 milyar 179 milyon lira destek sağlandı.</p><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, İller Bankası (İLBANK) aracılığıyla çevre yatırımları için bu yıl yerel yönetimlere 17 milyar 179 milyon lira destek sağlandığını, önümüzdeki yıl bu alandaki desteği 62 milyar liranın üzerine çıkartmak istediklerini bildirdi.  Özhaseki, yerel yönetimlerin çevre yatırımlarına İLBANK aracılığıyla verdikleri desteklere ilişkin açıklamalarda bulundu. İçme suyu, içme suyu arıtma, atık su şebeke, atık su arıtma, yağmur suyu, yenilenebilir enerji, katı atık tesisleri ve buna benzer birçok iş için İller Bankası tarafından 21 yılda 10 bin 471 projeyi desteklediklerini belirten Özhaseki, bu projelere banka kaynaklarıyla 40 milyar 182 milyon lira, dış finansman kaynakları ile 73 milyar lira olmak üzere 113 milyar 182 milyon liralık destek sağladıklarını kaydetti.  <strong>"HEDEF, YEŞİL KALKINMA DEVRİMİ"</strong>  Türkiye ve dünyayı tehdit eden iklim değişikliğine karşı yerel yönetimlerle güçlü bir mücadele sürdürüldüğünü anlatan Özhaseki, şöyle devam etti: "Sadece konut ve iş yerlerimizi değil aynı zamanda altyapılarımızı da çevreye duyarlı ve iklim dostu inşa etmekte kararlıyız. Bu anlamda İller Bankamız aracılığıyla yerel yönetimlere çevre yatırımları için bu yıl 17 milyar 179 milyon lira finansman desteğinde bulunduk. 2024 yılı için sadece çevre yatırımlarına sağlanan desteği 62 milyar liranın üzerine çıkartmak istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın ortaya koydukları 2053 Net Sıfır Emisyon ve Yeşil Kalkınma Devrimi'ne ulaşmak için yerel yönetimlerimizle çalışmaya devam edeceğiz." </p><p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Avrupa Merkez Bankası yeşil dönüşüme odaklanıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/avrupa-merkez-bankasi-yesil-doenusume-odaklaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/avrupa-merkez-bankasi-yesil-doenusume-odaklaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Avrupa Merkez Bankası (ECB), yeşil dönüşüm, iklim ve doğayla ilgili risklere odaklanan çalışmalara yoğunlaşacak. AB&#039;nin 2030 karbon düşürme hedeflerine ulaşmayı desteklemek için ECB, çevre yönetim programı başlatacak.ECB, 2024 ve 2025 yıllarında faaliyetlerine yön verecek yeni alanların belirlendiğini ve iklim değişikliği konusundaki çalışmaların genişletilmesi kararı alındığını duyurdu..  Buna göre, ECB, yeşil ekonomiye geçişin etkisi ve riskleri ile özellikle geçiş maliyetleri ve yatırım ihtiyaçları konusunda çalışacak.  İklim değişikliğinin artan etkisi ve daha sıcak bir dünyaya uyum sağlamak için alınan önlemlerin ekonomiyi nasıl etkilediği konusu ile doğa kaybı ve doğanın bozulmasından kaynaklanan riskler, bunların iklim bağlantılı risklerle nasıl etkileşime girdiği ve ekonomi ve finansal sistem üzerindeki etkileri yoluyla ECB&#039;nin çalışmalarını nasıl etkileyebileceği düzenli olarak gözden geçirilecek.  Bu çerçevede, ECB, yeşil ekonomiye geçişte finansmanının etkileri, yeşil yatırım ihtiyaçları, geçiş planları ve yeşil dönüşümün ekonominin işgücü, verimlilik ve büyüme gibi yönlerini nasıl etkilediği konusundaki çalışmalarını artıracak.  Ayrıca, ECB, bu geçişi göz önüne alarak para politikası araçları ve portföyünde daha fazla değişiklik yapılması durumunu araştıracak.AŞIRI HAVA OLAYLARININ ENFLASYONA ETKİSİ ANALİZ EDİLECEKECB, aşırı hava olaylarının enflasyon ve finansal sistem üzerindeki etkisine ve bunun iklim senaryolarına ve makroekonomik tahminlere nasıl dahil edilebileceğine ilişkin analizini derinleştirecek.  İklim değişikliğine uyumun veya uyum eksikliğinin ekonomi ve finans sektörü üzerindeki olası etkisini de değerlendirilecek.  AB&#039;nin 2030 karbon düşürme hedeflerine ulaşmayı desteklemek için ECB, çevre yönetim programı başlatacak.   ​​​​​​​Gelecekteki euro banknot serileri için eko-tasarım ilkeleri de göz önünde bulundurulacak.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VDPvuJyICEC5zhECj6-v8w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Avrupa, Merkez, Bankası, yeşil, dönüşüme, odaklanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VDPvuJyICEC5zhECj6-v8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Avrupa Merkez Bankası yeşil dönüşüme odaklanıyor"><p>Avrupa Merkez Bankası (ECB), yeşil dönüşüm, iklim ve doğayla ilgili risklere odaklanan çalışmalara yoğunlaşacak. AB'nin 2030 karbon düşürme hedeflerine ulaşmayı desteklemek için ECB, çevre yönetim programı başlatacak.</p><p>ECB, 2024 ve 2025 yıllarında faaliyetlerine yön verecek yeni alanların belirlendiğini ve iklim değişikliği konusundaki çalışmaların genişletilmesi kararı alındığını duyurdu..  Buna göre, ECB, yeşil ekonomiye geçişin etkisi ve riskleri ile özellikle geçiş maliyetleri ve yatırım ihtiyaçları konusunda çalışacak.  İklim değişikliğinin artan etkisi ve daha sıcak bir dünyaya uyum sağlamak için alınan önlemlerin ekonomiyi nasıl etkilediği konusu ile doğa kaybı ve doğanın bozulmasından kaynaklanan riskler, bunların iklim bağlantılı risklerle nasıl etkileşime girdiği ve ekonomi ve finansal sistem üzerindeki etkileri yoluyla ECB'nin çalışmalarını nasıl etkileyebileceği düzenli olarak gözden geçirilecek.  Bu çerçevede, ECB, yeşil ekonomiye geçişte finansmanının etkileri, yeşil yatırım ihtiyaçları, geçiş planları ve yeşil dönüşümün ekonominin işgücü, verimlilik ve büyüme gibi yönlerini nasıl etkilediği konusundaki çalışmalarını artıracak.  Ayrıca, ECB, bu geçişi göz önüne alarak para politikası araçları ve portföyünde daha fazla değişiklik yapılması durumunu araştıracak.</p><p><strong>AŞIRI HAVA OLAYLARININ ENFLASYONA ETKİSİ ANALİZ EDİLECEK</strong></p><p>ECB, aşırı hava olaylarının enflasyon ve finansal sistem üzerindeki etkisine ve bunun iklim senaryolarına ve makroekonomik tahminlere nasıl dahil edilebileceğine ilişkin analizini derinleştirecek.  İklim değişikliğine uyumun veya uyum eksikliğinin ekonomi ve finans sektörü üzerindeki olası etkisini de değerlendirilecek.  AB'nin 2030 karbon düşürme hedeflerine ulaşmayı desteklemek için ECB, çevre yönetim programı başlatacak.   ​​​​​​​Gelecekteki euro banknot serileri için eko-tasarım ilkeleri de göz önünde bulundurulacak. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ormanlar için sarmaşık tehdidi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ormanlar-icin-sarmasik-tehdidi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ormanlar-icin-sarmasik-tehdidi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, iklim krizinin küresel ekosisteme yeni ve öngörülemez bir etkisini daha keşfetti. Tropik ormanların her geçengün sarmaşıklarla daha fazla kaplandığı tespit edildi. Zararsız gibi görünen sarmaşıkların ağaçların büyümesini engellediği, bu durumun da ormanları tehdit ettiği belirtiliyor.Bilim insanları dünyanın akciğerlerine yönelik yeni bir tehdit tespit etti. Avustralya&#039;nın Sunshine Coast Üniversitesi uzmanları, küresel ısınmayla birlikte ormanlardaki sarmaşık miktarının hızla arttığını keşfetti. 5 kıtada 44 ülkede yapılan araştırmanın sonuçları endişe verici.  Isınan havayla birlikte ormanlardaki sarmaşıkların katlanarak arttığı, bu durumun ağaçların büyümesini engellediği belirtiliyor. Özellikle düşük rakımlı tropik ormanların tehdit altında bulunduğuna dikkat çekiliyor.  Liana adı verilen tropik sarmaşıkların, küresel ısınmaya çok çabuk adapte olduğu ifade ediliyor. Sarmaşıkların ağaçların boy atıp güneş ışığına ulaşmasına imkan vermediği belirtiliyor.Ancak sarmaşıkların temizlenmesi de çözüm değil. Zira bu bitkiler de orman ekosistemi içinde önemli bir yer tutuyor. Sarmaşıkların toprak verimini arttırdığı ve vahşi yaşam için vazgeçilmez olduğu belirtiliyor.  Küresel ısınmanın acilen kontrol altına alınması çağrısı yapan uzmanlar insanlığın iklim krizinin öngörülemeyen yeni sonuçları ile karşılaşmasının kaçınılmaz olduğu uyarısında bulunuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hmV8_WUInEeLAtCQDh0YOg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ormanlar, için, sarmaşık, tehdidi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hmV8_WUInEeLAtCQDh0YOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Ormanlar için sarmaşık tehdidi"><p>Bilim insanları, iklim krizinin küresel ekosisteme yeni ve öngörülemez bir etkisini daha keşfetti. Tropik ormanların her geçengün sarmaşıklarla daha fazla kaplandığı tespit edildi. Zararsız gibi görünen sarmaşıkların ağaçların büyümesini engellediği, bu durumun da ormanları tehdit ettiği belirtiliyor.</p>Bilim insanları dünyanın akciğerlerine yönelik yeni bir tehdit tespit etti. Avustralya'nın Sunshine Coast Üniversitesi uzmanları, küresel ısınmayla birlikte ormanlardaki sarmaşık miktarının hızla arttığını keşfetti. 5 kıtada 44 ülkede yapılan araştırmanın sonuçları endişe verici.  Isınan havayla birlikte ormanlardaki sarmaşıkların katlanarak arttığı, bu durumun ağaçların büyümesini engellediği belirtiliyor. Özellikle düşük rakımlı tropik ormanların tehdit altında bulunduğuna dikkat çekiliyor.  Liana adı verilen tropik sarmaşıkların, küresel ısınmaya çok çabuk adapte olduğu ifade ediliyor. Sarmaşıkların ağaçların boy atıp güneş ışığına ulaşmasına imkan vermediği belirtiliyor.Ancak sarmaşıkların temizlenmesi de çözüm değil. Zira bu bitkiler de orman ekosistemi içinde önemli bir yer tutuyor. Sarmaşıkların toprak verimini arttırdığı ve vahşi yaşam için vazgeçilmez olduğu belirtiliyor.  Küresel ısınmanın acilen kontrol altına alınması çağrısı yapan uzmanlar insanlığın iklim krizinin öngörülemeyen yeni sonuçları ile karşılaşmasının kaçınılmaz olduğu uyarısında bulunuyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fransa&amp;apos;da olimpiyat hazırlıkları: Koltukar atıklardan üretildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/fransada-olimpiyat-hazirliklari-koltukar-atiklardan-uretildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/fransada-olimpiyat-hazirliklari-koltukar-atiklardan-uretildi</guid>
<description><![CDATA[ Bu yıl yaz olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapmaya hazırlanan Paris&#039;te hazırlık çalışmaları devam ediyor. Hazırlıklar sürerken, oyunlara ev sahipliği yapacak bazı tesisler tamamen geri dönüştürülmüş plastik koltuklarla donatıldı.Fransa&#039;nın Başkenti Paris&#039;te düzenlenecek yaz olimpiyat oyunlarına geri sayım devam ediyor. Ağustos ayındaki oyunlar için hazırlıklar sürerken, oyunlara ev sahipliği yapacak bazı tesisler tamamen geri dönüştürülmüş plastik koltuklarla donatıldı.Bu sayede olimpiyat oyunlarının karbon ayak izinin küçültülmesi hedefleniyor.Olimpiyat komitesi oyunların karbon ayak izini en aza indirmek için işe stadyum koltularından başladı.  İki tesiste bulunan toplam 11 binden fazla plastik koltuk tamamen atıklardan üretildi.  &quot;Kullanım ömürleri çok kısa olmasına karşın doğada yüzyıllarca kalan plastikleri değerlendirmek istedik. Başka bir katkı maddesi kullanmadan, sağlam bir materyal üretmeyi başardık&quot; diye konuşan Fransız yetkililer, 50&#039;den fazla geri dönüşüm firması ile çalıştıklarını belirtti.NASIL ÜRETİLİYOR   Temizlenip, parçalanan plastik atıklar daha sonra Termal sıkıştırma yöntemiyle birleştiriliyor.  Bu teknikle sağlam ve dayanıklı inşaat malzemeleri üretilebiliyor.  Geri dönüştürülmüş plastikten yapılan stadyum koltukları, Badminton, ritmik cimnastik ve paralimpik halter müsabakalarının düzenleneceği salonlarda kullanılacak.  Paris&#039;teki projenin Ağustos ayındaki oyunlar öncesinde daha da genişletilmesi hedefleniyor.PARİS 2024 OLİMPİYATLARI NE ZAMAN DÜZENLENECEKParis 2024 Yaz Olimpiyat Oyunları 26 Temmuz – 11 Ağustos 2024 tarihleri arasında düzenlenecek. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kxNFHk-bPUqPm4rQMnQEUg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fransada, olimpiyat, hazırlıkları:, Koltukar, atıklardan, üretildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kxNFHk-bPUqPm4rQMnQEUg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Fransa'da olimpiyat hazırlıkları: Koltukar atıklardan üretildi"><p>Bu yıl yaz olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapmaya hazırlanan Paris'te hazırlık çalışmaları devam ediyor. Hazırlıklar sürerken, oyunlara ev sahipliği yapacak bazı tesisler tamamen geri dönüştürülmüş plastik koltuklarla donatıldı.</p><p>Fransa'nın Başkenti Paris'te düzenlenecek yaz olimpiyat oyunlarına geri sayım devam ediyor. Ağustos ayındaki oyunlar için hazırlıklar sürerken, oyunlara ev sahipliği yapacak bazı tesisler tamamen geri dönüştürülmüş plastik koltuklarla donatıldı.</p><p>Bu sayede olimpiyat oyunlarının karbon ayak izinin küçültülmesi hedefleniyor.</p><p>Olimpiyat komitesi oyunların karbon ayak izini en aza indirmek için işe stadyum koltularından başladı.  İki tesiste bulunan toplam 11 binden fazla plastik koltuk tamamen atıklardan üretildi.  "Kullanım ömürleri çok kısa olmasına karşın doğada yüzyıllarca kalan plastikleri değerlendirmek istedik. Başka bir katkı maddesi kullanmadan, sağlam bir materyal üretmeyi başardık" diye konuşan Fransız yetkililer, 50'den fazla geri dönüşüm firması ile çalıştıklarını belirtti.</p><p><strong>NASIL ÜRETİLİYOR </strong>  Temizlenip, parçalanan plastik atıklar daha sonra Termal sıkıştırma yöntemiyle birleştiriliyor.  Bu teknikle sağlam ve dayanıklı inşaat malzemeleri üretilebiliyor.  Geri dönüştürülmüş plastikten yapılan stadyum koltukları, Badminton, ritmik cimnastik ve paralimpik halter müsabakalarının düzenleneceği salonlarda kullanılacak.  Paris'teki projenin Ağustos ayındaki oyunlar öncesinde daha da genişletilmesi hedefleniyor.</p><p><strong>PARİS 2024 OLİMPİYATLARI NE ZAMAN DÜZENLENECEK</strong></p><p>Paris 2024 Yaz Olimpiyat Oyunları 26 Temmuz – 11 Ağustos 2024 tarihleri arasında düzenlenecek.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul’da 2023 yılında hava kirliliği yüzde 3 arttı (Hava kirliliğinin en çok arttığı ilçeler)</title>
<link>https://trafikdernegi.com/istanbulda-2023-yilinda-hava-kirliligi-yuzde-3-artti-hava-kirliliginin-en-cok-arttigi-ilceler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/istanbulda-2023-yilinda-hava-kirliligi-yuzde-3-artti-hava-kirliliginin-en-cok-arttigi-ilceler</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul’da hava kirliliği, 2023 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık olarak yüzde 3 arttı. Kentte hava kirliliğinin en çok arttığı ilçe yüzde 69,54’lük oranla Yenibosna oldu. Uzmanlar farklı yakıtların kullanımı ve yoğun trafiğin, hava kirliliğini artırdığına dikkat çekti.İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde yapılan çalışmaya göre, İstanbul’da hava kirliliği 2023’te bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 3 artış gösterdi.  İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros ile Samsun Üniversitesi (SAMÜ) Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi olan İTÜ yüksek lisans öğrencisi Yiğitalp Kara tarafından, İstanbul’da 2022 ile 2023 yıllarındaki hava kirliliği oranına ilişkin çalışma yapıldı.  Bu kapsamda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hava kalitesi ölçüm istasyonlarınca kaydedilen havadaki partikül madde (PM10) oranı incelendi.  Buna göre, İstanbul’da 2022’de ortalama havadaki partikül madde konsantrasyonu 36,003 µg/m3 (mikrogram bölü metreküp) ölçüldü. 2023’te 36,958 µg/m3 olan hava kirliliği önceki yıla göre yaklaşık yüzde 3 arttı.Geçen yıl, İstanbul’da partikül madde hava kirliliğinin en fazla ölçüldüğü istasyon 54,095 µg/m3 ile Kartal oldu. Burayı sırasıyla 53,463 ile Esenyurt, 51,815 ile Mecidiyeköy, 51,662 µg/m3 ile Yenibosna istasyonları takip etti.  Aynı dönemde hava kirliliğinin en az ölçüldüğü istasyon 17,782 µg/m3 ile Büyükada olurken, partikül madde kirliliği Şile istasyonunda 20,632, Kumköy’de 20,865, Sarıyer’de ise 21,837 µg/m3 olarak belirlendi.  İstanbul’da hava kirliliği oranı 2023’te önceki yıla göre 11 istasyonda artarken 13 istasyonda azaldı.  Geçen yıl, 2022’ye oranla hava kirliliğinin en fazla arttığı istasyonlar arasında ilk sırada yüzde 69,54 ile Yenibosna yer aldı. Yenibosna’yı sırasıyla yüzde 19,77 ile Üsküdar-2, yüzde 19,56 ile Bağcılar, yüzde 19,46 ile Başakşehir, yüzde 14,92 ile Kartal, yüzde 12,60 ile Büyükada istasyonları takip etti.  Aynı dönemde ortalama hava kirliliğinin en fazla azaldığı istasyon yüzde 17,71 ile Şile oldu. Şile’yi yüzde 17,36 ile Çatladıkapı, yüzde 11,97 ile Şirinevler, yüzde 11,42 ile Ümraniye 2, yüzde 10,91 ile Maslak, yüzde 10,48 ile Sarıyer istasyonları izledi.İstanbul&#039;da bulunan istasyonların hava kirliliği (PM10) ortalaması şu şekilde oldu:  İstasyon        2022  2023  Değişim yüzdesi  Bağcılar         31,893          38,131          19,56  Başakşehir    35,048          41,869          19,46  Büyükada     15,792          17,782          12,60  Çaltadıkapı   36,922          30,511          -17,36  Esenyurt       51,353          53,463          4,11  Kandilli          29,580          29,127          -1,53  Kartal 47,072          54,095          14,92  Kumköy        20,095          20,865          3,83  Maslak           32,896          29,308          -10,91  Mecidiyeköy 54,089          51,815          -4,20  Sancaktepe  48,160          46,922          -2,57  Sarıyer           24,393          21,837          -10,48  Selimiye        43,147          46,180          7,03  Silivri  31,080          29,665          -4,55  Sultanbeyli   33,819          30,456          -9,94  Sultangazi     49,404          49,240          -0,33  Şile      25,074          20,632          -17,71  Şirinevler      41,126          36,203          -11,97  Tuzla  44,088          47,853          8,54  Ümraniye-1 41,700          42,663          2,31  Ümraniye-2 40,077          35,499          -11,42  Üsküdar-1    27,588          26,235          -4,90  Üsküdar-2    29,199          34,973          19,77  Yenibosna     30,473          51,662          69,54  FARKLI YAKITLARIN KULLANIMI KİRLİLİĞİ ARTIRIYOR  Prof. Dr. Hüseyin Toros, İstanbul hava kirliliği değerlerinin Covid-19 salgını döneminde insan etkinliğinin azalmasıyla düştüğünü söyledi.  Salgının ardından hava kirliliğinin tekrar artmaya başladığını belirten Toros, artan araç sayısı, meteorolojik şartlar, doğal gaz yerine farklı yakıtların kullanımının hava kirliliğini artıran nedenler olduğunu anlattı.  Prof. Dr. Toros, 2023&#039;te havadaki partikül madde kirliliğinin en fazla ölçüldüğü istasyonların Kartal, Esenyurt ve Mecidiyeköy olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:  “İstanbul’da Kartal, Esenyurt, Mecidiyeköy gibi yerlerde trafik yoğunluğu fazla. Bu nedenle kirleticinin etkili olduğunu görüyoruz. Bazı yerlerde ise trafikten ayrı ısınma amaçlı yakılan yakıtlar hava kirliliğine neden olabiliyor. Hava kirliliği dünyanın önemli sorunlarından biri. Birçok hastalığa neden olabiliyor. Hava kirliliğini azaltmak için hepimize görevler düşüyor. Başta yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmayı arttırmamız gerekiyor.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/coMio56j6EWffIMxYmtsjQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İstanbul’da, 2023, yılında, hava, kirliliği, yüzde, arttı, Hava, kirliliğinin, çok, arttığı, ilçeler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/coMio56j6EWffIMxYmtsjQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İstanbul’da 2023 yılında hava kirliliği yüzde 3 arttı (Hava kirliliğinin en çok arttığı ilçeler)"><p>İstanbul’da hava kirliliği, 2023 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık olarak yüzde 3 arttı. Kentte hava kirliliğinin en çok arttığı ilçe yüzde 69,54’lük oranla Yenibosna oldu. Uzmanlar farklı yakıtların kullanımı ve yoğun trafiğin, hava kirliliğini artırdığına dikkat çekti.</p>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde yapılan çalışmaya göre, İstanbul’da hava kirliliği 2023’te bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 3 artış gösterdi.  İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros ile Samsun Üniversitesi (SAMÜ) Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi olan İTÜ yüksek lisans öğrencisi Yiğitalp Kara tarafından, İstanbul’da 2022 ile 2023 yıllarındaki hava kirliliği oranına ilişkin çalışma yapıldı.  Bu kapsamda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hava kalitesi ölçüm istasyonlarınca kaydedilen havadaki partikül madde (PM10) oranı incelendi.  Buna göre, İstanbul’da 2022’de ortalama havadaki partikül madde konsantrasyonu 36,003 µg/m3 (mikrogram bölü metreküp) ölçüldü. 2023’te 36,958 µg/m3 olan hava kirliliği önceki yıla göre yaklaşık yüzde 3 arttı.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iF9Bgr8Z-06taQpgt-wIuQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="">Geçen yıl, İstanbul’da partikül madde hava kirliliğinin en fazla ölçüldüğü istasyon 54,095 µg/m3 ile Kartal oldu. Burayı sırasıyla 53,463 ile Esenyurt, 51,815 ile Mecidiyeköy, 51,662 µg/m3 ile Yenibosna istasyonları takip etti.  Aynı dönemde hava kirliliğinin en az ölçüldüğü istasyon 17,782 µg/m3 ile Büyükada olurken, partikül madde kirliliği Şile istasyonunda 20,632, Kumköy’de 20,865, Sarıyer’de ise 21,837 µg/m3 olarak belirlendi.  İstanbul’da hava kirliliği oranı 2023’te önceki yıla göre 11 istasyonda artarken 13 istasyonda azaldı.  Geçen yıl, 2022’ye oranla hava kirliliğinin en fazla arttığı istasyonlar arasında ilk sırada yüzde 69,54 ile Yenibosna yer aldı. Yenibosna’yı sırasıyla yüzde 19,77 ile Üsküdar-2, yüzde 19,56 ile Bağcılar, yüzde 19,46 ile Başakşehir, yüzde 14,92 ile Kartal, yüzde 12,60 ile Büyükada istasyonları takip etti.  Aynı dönemde ortalama hava kirliliğinin en fazla azaldığı istasyon yüzde 17,71 ile Şile oldu. Şile’yi yüzde 17,36 ile Çatladıkapı, yüzde 11,97 ile Şirinevler, yüzde 11,42 ile Ümraniye 2, yüzde 10,91 ile Maslak, yüzde 10,48 ile Sarıyer istasyonları izledi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sQeqIlBwKkWE5km24pBRNg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="">İstanbul'da bulunan istasyonların hava kirliliği (PM10) ortalaması şu şekilde oldu:  İstasyon        2022  2023  Değişim yüzdesi  Bağcılar         31,893          38,131          19,56  Başakşehir    35,048          41,869          19,46  Büyükada     15,792          17,782          12,60  Çaltadıkapı   36,922          30,511          -17,36  Esenyurt       51,353          53,463          4,11  Kandilli          29,580          29,127          -1,53  Kartal 47,072          54,095          14,92  Kumköy        20,095          20,865          3,83  Maslak           32,896          29,308          -10,91  Mecidiyeköy 54,089          51,815          -4,20  Sancaktepe  48,160          46,922          -2,57  Sarıyer           24,393          21,837          -10,48  Selimiye        43,147          46,180          7,03  Silivri  31,080          29,665          -4,55  Sultanbeyli   33,819          30,456          -9,94  Sultangazi     49,404          49,240          -0,33  Şile      25,074          20,632          -17,71  Şirinevler      41,126          36,203          -11,97  Tuzla  44,088          47,853          8,54  Ümraniye-1 41,700          42,663          2,31  Ümraniye-2 40,077          35,499          -11,42  Üsküdar-1    27,588          26,235          -4,90  Üsküdar-2    29,199          34,973          19,77  Yenibosna     30,473          51,662          69,54  <strong>FARKLI YAKITLARIN KULLANIMI KİRLİLİĞİ ARTIRIYOR</strong>  Prof. Dr. Hüseyin Toros, İstanbul hava kirliliği değerlerinin Covid-19 salgını döneminde insan etkinliğinin azalmasıyla düştüğünü söyledi.  Salgının ardından hava kirliliğinin tekrar artmaya başladığını belirten Toros, artan araç sayısı, meteorolojik şartlar, doğal gaz yerine farklı yakıtların kullanımının hava kirliliğini artıran nedenler olduğunu anlattı.  Prof. Dr. Toros, 2023'te havadaki partikül madde kirliliğinin en fazla ölçüldüğü istasyonların Kartal, Esenyurt ve Mecidiyeköy olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:  “İstanbul’da Kartal, Esenyurt, Mecidiyeköy gibi yerlerde trafik yoğunluğu fazla. Bu nedenle kirleticinin etkili olduğunu görüyoruz. Bazı yerlerde ise trafikten ayrı ısınma amaçlı yakılan yakıtlar hava kirliliğine neden olabiliyor. Hava kirliliği dünyanın önemli sorunlarından biri. Birçok hastalığa neden olabiliyor. Hava kirliliğini azaltmak için hepimize görevler düşüyor. Başta yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmayı arttırmamız gerekiyor.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kızıldeniz&amp;apos;de çevre felaketi endişesi: Kimyasal kirlenme yıllarca sürecek</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kizildenizde-cevre-felaketi-endisesi-kimyasal-kirlenme-yillarca-surecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kizildenizde-cevre-felaketi-endisesi-kimyasal-kirlenme-yillarca-surecek</guid>
<description><![CDATA[ Amonyak ve yağ taşıyan İngiliz gemisi Rubymar&#039;ın batmasının ardından Yemenli yetkililer işbirliği çağrısı yaptı. Husiler tarafından vurulan geminin, Kızıldeniz&#039;de büyük bir çevre felaketi yaratmasından endişe ediliyor.Yemen&#039;deki Husi isyancılarının İngiliz gemisi Rubymar&#039;ı batırmasının ardından çevre felaketi uyarıları devam ediyor.Rubymar adlı geminin büyük miktarda amonyak ve yağ taşıdığı açıklanmıştı.&quot;Bu bir felaket olacak&quot; diyen Yemen&#039;in Taiz vilayetinin Balıkçılık Dairesi Müdürü Wadah el Madhaji, &quot;Tüm canlılar farklı derecelerde etkilenecek. Kimyasal kirlenme yıllarca devam edecek&quot; dedi.Madhaji, kimyasal kirlenmeden kurtulmanın, özellikle de yetersiz bilimsel ve teknolojik kapasiteye sahip Yemen ve komşu ülkeler için çok zor olacağını söyledi.Kızıldeniz Deniz Balıkçılığı Kurumu Başkanı Ahmed Muthanna ise &quot;Buradaki insanlar tek bir gelir kaynağıyla basit bir hayat yaşıyor. Balıkçılık temelde onların tek gelir kaynağı. Çevre kirlendiğinde çok sayıda insanın geçim kaynağı etkilenecektir&quot; diye konuştu.Muthanna, kirliliğin etkilerini azaltmak için geniş bir uluslararası işbirliğine ihtiyaçları olduğuna dikkat çekti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0Jm1E1543Um8Nq0Q3WR5gw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kızıldenizde, çevre, felaketi, endişesi:, Kimyasal, kirlenme, yıllarca, sürecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0Jm1E1543Um8Nq0Q3WR5gw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kızıldeniz'de çevre felaketi endişesi: Kimyasal kirlenme yıllarca sürecek"><p>Amonyak ve yağ taşıyan İngiliz gemisi Rubymar'ın batmasının ardından Yemenli yetkililer işbirliği çağrısı yaptı. Husiler tarafından vurulan geminin, Kızıldeniz'de büyük bir çevre felaketi yaratmasından endişe ediliyor.</p><p>Yemen'deki Husi isyancılarının İngiliz gemisi Rubymar'ı batırmasının ardından çevre felaketi uyarıları devam ediyor.</p><p>Rubymar adlı geminin büyük miktarda amonyak ve yağ taşıdığı açıklanmıştı.</p><p>"Bu bir felaket olacak" diyen Yemen'in Taiz vilayetinin Balıkçılık Dairesi Müdürü Wadah el Madhaji, "Tüm canlılar farklı derecelerde etkilenecek. Kimyasal kirlenme yıllarca devam edecek" dedi.</p><p>Madhaji, kimyasal kirlenmeden kurtulmanın, özellikle de yetersiz bilimsel ve teknolojik kapasiteye sahip Yemen ve komşu ülkeler için çok zor olacağını söyledi.</p><p>Kızıldeniz Deniz Balıkçılığı Kurumu Başkanı Ahmed Muthanna ise "Buradaki insanlar tek bir gelir kaynağıyla basit bir hayat yaşıyor. Balıkçılık temelde onların tek gelir kaynağı. Çevre kirlendiğinde çok sayıda insanın geçim kaynağı etkilenecektir" diye konuştu.</p><p>Muthanna, kirliliğin etkilerini azaltmak için geniş bir uluslararası işbirliğine ihtiyaçları olduğuna dikkat çekti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara Denizi’ndeki tehlike: Canlı yaşamı sona erebilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmara-denizindeki-tehlike-canli-yasami-sona-erebilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmara-denizindeki-tehlike-canli-yasami-sona-erebilir</guid>
<description><![CDATA[ Marmara Denizi’nin derinliklerindeki yaşam tehlike altında. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, özellikle alt tabakalardaki oksijen oranının endişe verici seviyelere gerilediğine dikkat çekti. Gazioğlu yakın bir dönemde, Marmara’nın dip noktalarında oksijen azlığı nedeniyle yaşamın sona erebileceği konusunda uyardı.Marmara Denizi’nde küresel ısınmanın etkisiyle deniz suyunun sıcaklığı artarken, oksijen seviyesi değerleri düşüyor.  Deniz suyundaki ısı artışı ve oksijen seviyesinin düşmesine kirlilik problemi de eklenince denizlerdeki canlı yaşamları tehlikeye giriyor.  İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, Marmara Denizi’nde Karadeniz ve Akdeniz’deki ısınmadan kaynaklı olarak sıcaklık artışı yaşandığını söyledi.  Gazioğlu, “Temel olarak su alışverişini bu iki denizden yapan Marmara Denizi’nde de bu artışlar bir ısınma doğuruyor. Bizim yaptığımız araştırma ve analizlere göre bu sıcaklık artışı ortalama 1 derece civarında.” diye konuştu.“Özellikle derin çukurlarda yaşam seviyesinin çok altında olan oksijen seviyeleri ölçüyoruz, ölçtük. Bunlardaki değişimler onlu yıllarla ifade edilebilir. Son on yıl içerisinde veya son 20 yıl içerisinde kademeli şekilde Marmara Denizi’nde genel olarak bir oksijen azlığından bahsedebiliriz.” Diyen Gazioğlu, şöyle devam etti:  “Ama yaşamı etkileyen en önemli oksijen sıkıntısı üst tabaka suda olan sıkıntılardır. Kimyasal süreçler içerisinde de yukarıdaki suyun az oksijenle gelmesi, suyun kendi içerisinde yaşadığı kimyasal süreçler, ortamdaki oksijen gerek canlılar gerekse kimyasal süreçler sonucunda tükenme gösteriyor. Ama şu anda kritik seviyelere ulaştığımızı söylemek mümkün değil. Bu yıllar içerisinde alacağımız tedbirler ile ileriki yılları kurtarabiliriz. Marmara Denizi’nde genel olarak bir kirlilik problemimiz de var. Geçmiş yıllardaki müsilaja bağlı olarak farkındalığı artan bir konu bu. Bu müsilaj probleminden sonra alınan ‘Marmara Denizi Eylem Planı’ çerçevesindeki kararları biz yeterince uygulayabilecek olursak, önümüzdeki 10 yıl içerisinde, 20 yıl içerisinde daha iyi iyileşmeler bekliyoruz.”  “KÜRESEL DEĞİŞİKLİKLER VE ISIYA BAĞLI OLARAK BU CANLI TRANSFERLERİNİ BEKLİYORUZ”  Küresel ısınma probleminin dünyanın yaşadığı bir süreç olduğuna dikkat çeken Gazioğlu, şunları anlattı:  “Bu ısınma ile birlikte denizlerimizdeki canlı kompozisyonlarının da değişmesini bekliyoruz. Bu denize ait olmayan canlıların bu denizde artık varlığından bahsedilir hale geldiğini biliyoruz. Nadiren de olsa buna yönelik gözlemler yapılıyor. Ama bir canlının o bölgede kalıcı olduğunun göstergesi, balık üzerinden konuşacak olursak yumurta ve larvasından başlayarak o canlıyı da bu bölgede görmeniz gerekiyor. Bu seviyeye ulaşmış bir istilacı çok fazla yok. Bizim enstitü olarak rastladığımız bir tür yok ama çok fazla şekilde balon balığının olduğuna dair duyumlar var. Dediğim gibi, ‘O denizde bu canlı var’ diyebilmemiz için yumurta ve larvasını da görmemiz lazım. Bizim şu anda böyle bir tespitimiz yok ama bu olmayacağını da göstermez. Küresel değişikliklere ve ısıya bağlı olarak bu canlı transferlerini bekliyoruz. Bu canlılar ortaya çıktıkları zaman düşmanları olmuyor biyolojik olarak. Aşırı şekilde ürüyorlar. Diğer canlılar içinde bir tehdit oluşturuyorlar. Şu an için Marmara Denizi’nde bu tür istilacı türlerden bahsetmek mümkün değil.”  Marmara Denizi’ndeki temel sıkıntının Akdeniz ve Karadeniz’den yüksek oranda alışveriş yapması olduğunu dile getiren Gazioğlu, “İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri İşletmeciliği Enstitüsü olarak yaklaşık 30-35 kişilik ekibimizle Marmara Denizi&#039;ni izlemeye gayret ediyoruz. Uzaktan erişim sağladığımız bu şamandıra verilerini özellikle alıyoruz. Marmara Denizi&#039;ndeki değişimlere yönelik olarak mevsimsel olarak fiziksel, biyolojik, kimyasal parametreleri izliyoruz.” diye konuştu.“TEDİR ALINMAZSA CANLI KAYIPLARI OLULABİLİR”  Denizlerdeki canlı türünün devamlılığı için gerekli tedbirlerin uygulanması gerektiğinin altını çizen Gazioğlu, “Marmara Denizi ağırlıklı olarak yarı kapalı bir havza olduğu için buraya gelen her suyun arıtılarak sisteme dahil olması gerekiyor. Bu çok önemli. Arıtma tesislerinin tam kapasite ile çalışması lazım.” dedi.  Marmara’daki temel sorunlarından bir diğerinin de aşırı balıkçılık faaliyetleri olduğunu anlatan Gazioğlu, “Bu aşırı avcılık, balıkçılık stoklarımızın üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Marmara denizi bir ekolojik koridor. Bu bölgenin balıkçılık anlamında ciddi bir koridor olması balıkçılık açısından ciddi bir potansiyeli olduğunu gösteriyor. Balığın planlı bir şekilde avlanması gerekiyor. Buna da sürdürülebilirlik deniyor. Bunun için de Marmara Denizi&#039;nde bazı bölümlerin avcılığa kapatılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.  “Oksijensiz bir yaşamdan bahsetmemiz mümkün değil, denizlerimizde ölçtüğümüz miktar üzerinden konuşacak olursak oksijen miktarı belli bir limitin üzerinde olması gerekiyor ki orada yaşam devam edebi ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CwNfiad1DkejA8Q2eSy_kQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara, Denizi’ndeki, tehlike:, Canlı, yaşamı, sona, erebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CwNfiad1DkejA8Q2eSy_kQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara Denizi’ndeki tehlike: Canlı yaşamı sona erebilir"><p>Marmara Denizi’nin derinliklerindeki yaşam tehlike altında. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, özellikle alt tabakalardaki oksijen oranının endişe verici seviyelere gerilediğine dikkat çekti. Gazioğlu yakın bir dönemde, Marmara’nın dip noktalarında oksijen azlığı nedeniyle yaşamın sona erebileceği konusunda uyardı.</p>Marmara Denizi’nde küresel ısınmanın etkisiyle deniz suyunun sıcaklığı artarken, oksijen seviyesi değerleri düşüyor.  Deniz suyundaki ısı artışı ve oksijen seviyesinin düşmesine kirlilik problemi de eklenince denizlerdeki canlı yaşamları tehlikeye giriyor.  İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, Marmara Denizi’nde Karadeniz ve Akdeniz’deki ısınmadan kaynaklı olarak sıcaklık artışı yaşandığını söyledi.  Gazioğlu, “Temel olarak su alışverişini bu iki denizden yapan Marmara Denizi’nde de bu artışlar bir ısınma doğuruyor. Bizim yaptığımız araştırma ve analizlere göre bu sıcaklık artışı ortalama 1 derece civarında.” diye konuştu.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Yxgkhzupa0aUR6gkHzA5PA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="">“Özellikle derin çukurlarda yaşam seviyesinin çok altında olan oksijen seviyeleri ölçüyoruz, ölçtük. Bunlardaki değişimler onlu yıllarla ifade edilebilir. Son on yıl içerisinde veya son 20 yıl içerisinde kademeli şekilde Marmara Denizi’nde genel olarak bir oksijen azlığından bahsedebiliriz.” Diyen Gazioğlu, şöyle devam etti:  “Ama yaşamı etkileyen en önemli oksijen sıkıntısı üst tabaka suda olan sıkıntılardır. Kimyasal süreçler içerisinde de yukarıdaki suyun az oksijenle gelmesi, suyun kendi içerisinde yaşadığı kimyasal süreçler, ortamdaki oksijen gerek canlılar gerekse kimyasal süreçler sonucunda tükenme gösteriyor. Ama şu anda kritik seviyelere ulaştığımızı söylemek mümkün değil. Bu yıllar içerisinde alacağımız tedbirler ile ileriki yılları kurtarabiliriz. Marmara Denizi’nde genel olarak bir kirlilik problemimiz de var. Geçmiş yıllardaki müsilaja bağlı olarak farkındalığı artan bir konu bu. Bu müsilaj probleminden sonra alınan ‘Marmara Denizi Eylem Planı’ çerçevesindeki kararları biz yeterince uygulayabilecek olursak, önümüzdeki 10 yıl içerisinde, 20 yıl içerisinde daha iyi iyileşmeler bekliyoruz.”  <strong>“KÜRESEL DEĞİŞİKLİKLER VE ISIYA BAĞLI OLARAK BU CANLI TRANSFERLERİNİ BEKLİYORUZ”</strong>  Küresel ısınma probleminin dünyanın yaşadığı bir süreç olduğuna dikkat çeken Gazioğlu, şunları anlattı:  “Bu ısınma ile birlikte denizlerimizdeki canlı kompozisyonlarının da değişmesini bekliyoruz. Bu denize ait olmayan canlıların bu denizde artık varlığından bahsedilir hale geldiğini biliyoruz. Nadiren de olsa buna yönelik gözlemler yapılıyor. Ama bir canlının o bölgede kalıcı olduğunun göstergesi, balık üzerinden konuşacak olursak yumurta ve larvasından başlayarak o canlıyı da bu bölgede görmeniz gerekiyor. Bu seviyeye ulaşmış bir istilacı çok fazla yok. Bizim enstitü olarak rastladığımız bir tür yok ama çok fazla şekilde balon balığının olduğuna dair duyumlar var. Dediğim gibi, ‘O denizde bu canlı var’ diyebilmemiz için yumurta ve larvasını da görmemiz lazım. Bizim şu anda böyle bir tespitimiz yok ama bu olmayacağını da göstermez. Küresel değişikliklere ve ısıya bağlı olarak bu canlı transferlerini bekliyoruz. Bu canlılar ortaya çıktıkları zaman düşmanları olmuyor biyolojik olarak. Aşırı şekilde ürüyorlar. Diğer canlılar içinde bir tehdit oluşturuyorlar. Şu an için Marmara Denizi’nde bu tür istilacı türlerden bahsetmek mümkün değil.”  Marmara Denizi’ndeki temel sıkıntının Akdeniz ve Karadeniz’den yüksek oranda alışveriş yapması olduğunu dile getiren Gazioğlu, “İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri İşletmeciliği Enstitüsü olarak yaklaşık 30-35 kişilik ekibimizle Marmara Denizi'ni izlemeye gayret ediyoruz. Uzaktan erişim sağladığımız bu şamandıra verilerini özellikle alıyoruz. Marmara Denizi'ndeki değişimlere yönelik olarak mevsimsel olarak fiziksel, biyolojik, kimyasal parametreleri izliyoruz.” diye konuştu.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kFV25VWMxEKT9HIdBLSCFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt=""><strong>“TEDİR ALINMAZSA CANLI KAYIPLARI OLULABİLİR”</strong>  Denizlerdeki canlı türünün devamlılığı için gerekli tedbirlerin uygulanması gerektiğinin altını çizen Gazioğlu, “Marmara Denizi ağırlıklı olarak yarı kapalı bir havza olduğu için buraya gelen her suyun arıtılarak sisteme dahil olması gerekiyor. Bu çok önemli. Arıtma tesislerinin tam kapasite ile çalışması lazım.” dedi.  Marmara’daki temel sorunlarından bir diğerinin de aşırı balıkçılık faaliyetleri olduğunu anlatan Gazioğlu, “Bu aşırı avcılık, balıkçılık stoklarımızın üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Marmara denizi bir ekolojik koridor. Bu bölgenin balıkçılık anlamında ciddi bir koridor olması balıkçılık açısından ciddi bir potansiyeli olduğunu gösteriyor. Balığın planlı bir şekilde avlanması gerekiyor. Buna da sürdürülebilirlik deniyor. Bunun için de Marmara Denizi'nde bazı bölümlerin avcılığa kapatılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.  “Oksijensiz bir yaşamdan bahsetmemiz mümkün değil, denizlerimizde ölçtüğümüz miktar üzerinden konuşacak olursak oksijen miktarı belli bir limitin üzerinde olması gerekiyor ki orada yaşam devam edebilsin.” diyen Gazioğlu, Marmara Denizi’nin özellikle alt tabakalarında oksijen düşüklüğü görüldüğünü anlattı.  Gazioğlu, şöyle devam etti:  “Tedbirler eğer alınmayacak olursa ileriki yıllarda oksijen azlığı neticesinde canlı kayıpları da oluşabilir. O yüzden bizim yapmamız gereken kötü gidişi durdurduktan sonra oksijeni nasıl arttırabileceğimiz yönünde çalışmalar yapmamız lazım. Marmara Denizi’nde beslendiği iki kaynak olan Karadeniz ve Akdeniz deki oksijen miktarı da bizim Marmara denizimiz üzerinde önemli etkiye sahip. Marmara Denizi için bir çalışma yaparken diğer denizlerdeki durumlar da bizi çok fazla etkileyecektir. Netice itibari ile direkt olarak bugünden yarına bu oksijenin balıkçılıkla bir ilişkisi yoktur. Bu limit değerlere çok fazla yaklaşılacak olursa orta vadede balıkçılık üzerinde de etkisi olacaktır. Bugün için endişeye kapılmayı gerektirecek bir durum yok. Tedbirlerimizi devam ettirmeliyiz.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Avrupa Parlamentosu, çevre suçlarına ağır cezalar uygulayacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/avrupa-parlamentosu-cevre-suclarina-agir-cezalar-uygulayacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/avrupa-parlamentosu-cevre-suclarina-agir-cezalar-uygulayacak</guid>
<description><![CDATA[ Avrupa Parlamentosu, çevre suçlarına yönelik 10 yıla kadar hapisle sonuçlanabilecek daha sert cezaları onayladı. Tasarı, su kaynaklarının yasadışı tüketilmesi, AB kimyasallar yasasının ciddi ihlalleri, gemilerin neden olduğu kirlilik ve büyük ölçekli orman yangınları ya da hava, su ve toprağın yaygın kirlenmesi sonucu ekosistemlerin tahrip edilmesi gibi suçları hedef alıyor.Avrupa Parlamentosu, yasadışı kereste ticareti gibi çevre suçlarına yönelik 10 yıla kadar hapisle sonuçlanabilecek daha sert cezaları onayladı. Buna göre şirket yöneticilerinin, kurumsal hatalar nedeniyle yargılanması öngörülüyor.  Parlamento raportörü Antonius Manders, &quot;Yeni çevre suçlarının önlenmesi için uyumlaştırılmış ve caydırıcı yaptırımlarla Avrupa Birliği (AB) düzeyinde sınır ötesi suçlarla mücadele etmenin zamanı geldi. Bu anlaşma uyarınca çevreyi kirletenler bedelini ödeyecek&quot; dedi.AB&#039;nin 27 üye ülkesi için geçerli olan mevzuat, su kaynaklarının yasadışı tüketilmesi, AB kimyasallar yasasının ciddi ihlalleri, gemilerin neden olduğu kirlilik ve büyük ölçekli orman yangınları ya da hava, su ve toprağın yaygın kirlenmesi sonucu ekosistemlerin tahrip edilmesi gibi suçları hedef alıyor.  ŞİRKETLER DE YARGILANACAK Manders, 2008 tarihli bir AB direktifini güncelleyen yeni mevzuatın, kirlilikten sorumlu bir şirkette yönetici pozisyonunda bulunan kişilerin yanı sıra, işletmenin kendisinin de yargılanabileceğini söyledi.  Bireyler ve şirket temsilcileri tarafından işlenen çevre suçları, zararın ne kadar uzun süreli, şiddetli veya geri döndürülebilir olduğuna bağlı olarak sekiz yıla kadar hapis ile cezalandırılabilecek. Bir kişinin ölümüne neden olan suçlar 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir.  Ayrıca suçluların, zarar görmüş bir çevrenin rehabilitasyonuna yardımcı olmaları ve tazminat ödemeleri gerekecek.  Şirketler için para cezaları dünya çapındaki yıllık cirolarının yüzde 5&#039;ine ya da alternatif olarak 40 milyon Euro&#039;ya kadar çıkabilecek.Yeni direktif, 499 lehte, 100 aleyhte ve 23 çekimser oyla kabul edildi ve AB Resmi Gazetesinde yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek. Üye devletlerin kuralları kendi ulusal hukuk sistemlerine dahil etmeleri için iki yılları olacak.  Strazburg merkezli parlamentonun Yeşiller üyesi Marie Toussaint, yaptığı açıklamada, AB&#039;nin çevre suçlarıyla mücadelede dünyanın en iddialı mevzuatlarından birini kabul ettiğini ancak bunun yeterince ileri gitmediğini söyledi.  Toussaint, &quot;Konsey&#039;in ciroya dayalı oransal bir miktar yerine şirketler için sabit bir miktar getirmeyi başarması üzücü. Bu, bir şirketin mali durumunu hiç dikkate almayan absürd durumlara yol açacaktır&quot; diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ez6aSxMIHUCtVWZCuki6JA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:34:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Avrupa, Parlamentosu, çevre, suçlarına, ağır, cezalar, uygulayacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ez6aSxMIHUCtVWZCuki6JA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Avrupa Parlamentosu, çevre suçlarına ağır cezalar uygulayacak"><p>Avrupa Parlamentosu, çevre suçlarına yönelik 10 yıla kadar hapisle sonuçlanabilecek daha sert cezaları onayladı. Tasarı, su kaynaklarının yasadışı tüketilmesi, AB kimyasallar yasasının ciddi ihlalleri, gemilerin neden olduğu kirlilik ve büyük ölçekli orman yangınları ya da hava, su ve toprağın yaygın kirlenmesi sonucu ekosistemlerin tahrip edilmesi gibi suçları hedef alıyor.</p><p>Avrupa Parlamentosu, yasadışı kereste ticareti gibi çevre suçlarına yönelik 10 yıla kadar hapisle sonuçlanabilecek daha sert cezaları onayladı. </p><p>Buna göre şirket yöneticilerinin, kurumsal hatalar nedeniyle yargılanması öngörülüyor.  Parlamento raportörü Antonius Manders, "Yeni çevre suçlarının önlenmesi için uyumlaştırılmış ve caydırıcı yaptırımlarla Avrupa Birliği (AB) düzeyinde sınır ötesi suçlarla mücadele etmenin zamanı geldi. Bu anlaşma uyarınca çevreyi kirletenler bedelini ödeyecek" dedi.</p><p>AB'nin 27 üye ülkesi için geçerli olan mevzuat, su kaynaklarının yasadışı tüketilmesi, AB kimyasallar yasasının ciddi ihlalleri, gemilerin neden olduğu kirlilik ve büyük ölçekli orman yangınları ya da hava, su ve toprağın yaygın kirlenmesi sonucu ekosistemlerin tahrip edilmesi gibi suçları hedef alıyor.  <strong>ŞİRKETLER DE YARGILANACAK </strong></p><p>Manders, 2008 tarihli bir AB direktifini güncelleyen yeni mevzuatın, kirlilikten sorumlu bir şirkette yönetici pozisyonunda bulunan kişilerin yanı sıra, işletmenin kendisinin de yargılanabileceğini söyledi.  Bireyler ve şirket temsilcileri tarafından işlenen çevre suçları, zararın ne kadar uzun süreli, şiddetli veya geri döndürülebilir olduğuna bağlı olarak sekiz yıla kadar hapis ile cezalandırılabilecek. </p><p>Bir kişinin ölümüne neden olan suçlar 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir.  Ayrıca suçluların, zarar görmüş bir çevrenin rehabilitasyonuna yardımcı olmaları ve tazminat ödemeleri gerekecek.  Şirketler için para cezaları dünya çapındaki yıllık cirolarının yüzde 5'ine ya da alternatif olarak 40 milyon Euro'ya kadar çıkabilecek.</p><p>Yeni direktif, 499 lehte, 100 aleyhte ve 23 çekimser oyla kabul edildi ve AB Resmi Gazetesinde yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek. Üye devletlerin kuralları kendi ulusal hukuk sistemlerine dahil etmeleri için iki yılları olacak.  Strazburg merkezli parlamentonun Yeşiller üyesi Marie Toussaint, yaptığı açıklamada, AB'nin çevre suçlarıyla mücadelede dünyanın en iddialı mevzuatlarından birini kabul ettiğini ancak bunun yeterince ileri gitmediğini söyledi.  Toussaint, "Konsey'in ciroya dayalı oransal bir miktar yerine şirketler için sabit bir miktar getirmeyi başarması üzücü. Bu, bir şirketin mali durumunu hiç dikkate almayan absürd durumlara yol açacaktır" diye konuştu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul açıklarında endişe yaratan görüntü: Sarayburnu’ndan Bakırköy’e kadar uzanıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/istanbul-aciklarinda-endise-yaratan-goeruntu-sarayburnundan-bakirkoeye-kadar-uzaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/istanbul-aciklarinda-endise-yaratan-goeruntu-sarayburnundan-bakirkoeye-kadar-uzaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Marmara Denizi’nde denizanası istilası yaşanıyor. İstanbul açıklarında havadan çekilen görüntülerde kilometrelerce uzunluktaki denizanası popülasyonunu gözler önüne serdi. Uzmanlar denizanası sayısındaki artışa gerekçe olarak küresel ısınma ve deniz kirliliğini gösterdi.Marmara Denizi’nde sıcaklığın artması ve kirlilik nedeniyle denizanası popülasyonu gözle görülür bir şekilde arttı.Sarayburnu açıklarından Bakırköy açıklarına kadar kilometrelerce uzunluktaki yüzeyde bulunan denizanaları, Marmara Denizi için tehlikenin yaklaştığının ispatı olarak yorumlanıyor.Uzmanlar denizanası popülasyonunun artmasının müsilajı tetikleyeceğini ifade ediyor.İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, “Marmara Denizi uzun yıllardır kirletilmiş bir denizdir. Denizanalarının artışına etken olarak birinci sebep kirliliktir.” dedi.Denizanalarıyla beslenen canlıların endüstriyel balıkçılıkla avlanmasının da bu artışta bir gerekçe olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Okyar, “Küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliği, daha tropik bölgelerde yaşayan türlerin akıntılarla Marmara Denizi’ne gelmesine imkan sağlıyor.” ifadelerini kullandı.Okyar, “İleri biyolojik arıtma olmayınca suyun kalitesini ve ekosistemin dengesini bozacak unsurları suya vermiş oluyorsunuz. Bu da denizanaları popülasyonu için bir fırsattır. Kıyı tahribatının durdurulması gerekiyor. Park yol yapmak adına kıyı ekosisteminin tahrip edilerek doldurulması, denizanalarının larvalarının üremesi için alan oluşturuyor.” diye konuştu.Marmara Denizi’nde 2021 yılında yaşanan müsilaj nedeniyle ekolojik bir felaket yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Okyar, “Her an yeniden yaşayabiliriz çünkü müsilajı oluşturan organizmalar Marmara Denizi&#039;nde mevcut. Uygun şartlar meydana geldiğinde musilaj tekrara görülebilir. Biz bakanlığımız ile olan ortak çalışmamız ile denizanalarının musilajı tetikleyip tetiklemediğine baktık. Denizanaları müsilajın oluşmasında katalizör rolü var. Denizanalarının toplu ölümleri ile birlikte müsilajı destekleyecek şartlar meydana geliyor. Hemen dibimizde lağım çukuru gibi bir ortam olabilir. Marmara Denizi için hiçbir zaman umutsuz değilim çünkü kendini yenileyebilen bir deniz.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ymOUuifZbU-DiIKCEGtbAQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İstanbul, açıklarında, endişe, yaratan, görüntü:, Sarayburnu’ndan, Bakırköy’e, kadar, uzanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ymOUuifZbU-DiIKCEGtbAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İstanbul açıklarında endişe yaratan görüntü: Sarayburnu’ndan Bakırköy’e kadar uzanıyor"><p>Marmara Denizi’nde denizanası istilası yaşanıyor. İstanbul açıklarında havadan çekilen görüntülerde kilometrelerce uzunluktaki denizanası popülasyonunu gözler önüne serdi. Uzmanlar denizanası sayısındaki artışa gerekçe olarak küresel ısınma ve deniz kirliliğini gösterdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/X28DuX5Iek-nXryX7-1GxQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde sıcaklığın artması ve kirlilik nedeniyle denizanası popülasyonu gözle görülür bir şekilde arttı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GM_sSRRmSk6lVXH3Skw9ig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sarayburnu açıklarından Bakırköy açıklarına kadar kilometrelerce uzunluktaki yüzeyde bulunan denizanaları, Marmara Denizi için tehlikenin yaklaştığının ispatı olarak yorumlanıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UKg83uWRdkabOKGjssW7-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzmanlar denizanası popülasyonunun artmasının müsilajı tetikleyeceğini ifade ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6vQIf2LXhkeRnpjXDdiG-g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, “Marmara Denizi uzun yıllardır kirletilmiş bir denizdir. Denizanalarının artışına etken olarak birinci sebep kirliliktir.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/paxcZjCkZkyIyabdJtiqTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denizanalarıyla beslenen canlıların endüstriyel balıkçılıkla avlanmasının da bu artışta bir gerekçe olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Okyar, “Küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliği, daha tropik bölgelerde yaşayan türlerin akıntılarla Marmara Denizi’ne gelmesine imkan sağlıyor.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nVAV6HnFP0yD3MTCELj-9Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Okyar, “İleri biyolojik arıtma olmayınca suyun kalitesini ve ekosistemin dengesini bozacak unsurları suya vermiş oluyorsunuz. Bu da denizanaları popülasyonu için bir fırsattır. Kıyı tahribatının durdurulması gerekiyor. Park yol yapmak adına kıyı ekosisteminin tahrip edilerek doldurulması, denizanalarının larvalarının üremesi için alan oluşturuyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XTe4VTMfQU-hdM7or77K1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde 2021 yılında yaşanan müsilaj nedeniyle ekolojik bir felaket yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Okyar, “Her an yeniden yaşayabiliriz çünkü müsilajı oluşturan organizmalar Marmara Denizi'nde mevcut. Uygun şartlar meydana geldiğinde musilaj tekrara görülebilir. Biz bakanlığımız ile olan ortak çalışmamız ile denizanalarının musilajı tetikleyip tetiklemediğine baktık. Denizanaları müsilajın oluşmasında katalizör rolü var. Denizanalarının toplu ölümleri ile birlikte müsilajı destekleyecek şartlar meydana geliyor. Hemen dibimizde lağım çukuru gibi bir ortam olabilir. Marmara Denizi için hiçbir zaman umutsuz değilim çünkü kendini yenileyebilen bir deniz.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/65YYito35kuMARcX1GGvWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P1vAm-7yoUW2U5WO0zh68A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Işıklar dünya için söndü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/isiklar-dunya-icin-soendu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/isiklar-dunya-icin-soendu</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Dünya Saati&quot; etkinliği kapsamında yüzlerce şehirde simge yapıların ışıkları bir saatliğine söndürüldü. En geniş katılımlı çevre hareketi olan &quot;Dünya Saati&quot; ile iklim krizine dikkat çekmek hedefleniyor.Eyfel, Parthenon Tapınağı, Galata Kulesi... Dünya çapında tarihi ve sembolik önemi bulunan binalar bir saat karanlıkta kaldı.Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından organize edilen &quot;Dünya Saati&quot; etkinliği kapsamında simge yapıların ışıkları kapatıldı.Artan doğa kayıpları ve iklim krizine dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilen etkinliğe dünyanın dört bir yanından yüzlerce şehir katıldı.Hong Kong&#039;da 4 binden fazla binanın ışıkları söndürüldü. Dubai&#039;de sık sık renkli ışık gösterilerine sahne olan dünyanın en yüksek gökdelen Burj Halife de 60 dakika boyunca karanlıkta kaldı.İstanbul&#039;da Galata kulesinin, Ankara&#039;da ise Ata kulenin ışıkları dünya için söndürüldü. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h1YANqlec0-8nh6ScOAIFg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Işıklar, dünya, için, söndü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h1YANqlec0-8nh6ScOAIFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Işıklar dünya için söndü"><p>"Dünya Saati" etkinliği kapsamında yüzlerce şehirde simge yapıların ışıkları bir saatliğine söndürüldü. En geniş katılımlı çevre hareketi olan "Dünya Saati" ile iklim krizine dikkat çekmek hedefleniyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_s8yblEDlkeQMBb1MDQW5Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Eyfel, Parthenon Tapınağı, Galata Kulesi... Dünya çapında tarihi ve sembolik önemi bulunan binalar bir saat karanlıkta kaldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/faaWE_pCOUanpQzUWlKmnQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından organize edilen "Dünya Saati" etkinliği kapsamında simge yapıların ışıkları kapatıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RrBPr_ZHykmPp4taw5GdAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Artan doğa kayıpları ve iklim krizine dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilen etkinliğe dünyanın dört bir yanından yüzlerce şehir katıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/X0a1KLYpWUC_YDP1GbCgqA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hong Kong'da 4 binden fazla binanın ışıkları söndürüldü. Dubai'de sık sık renkli ışık gösterilerine sahne olan dünyanın en yüksek gökdelen Burj Halife de 60 dakika boyunca karanlıkta kaldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7iLivdCFY0-Cg_ZPQF-WjQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul'da Galata kulesinin, Ankara'da ise Ata kulenin ışıkları dünya için söndürüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0WgAZPKeGESd4z8FFQ5WLA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l1SXb1vkkEaYzjaZz9Rlcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f06gYb3acUKl-sjUyB3P5w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f3MuC094zU6F5kZcXAEvfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye’nin en fazla yağış alan ili Rize’de su kaynakları baskı altında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-en-fazla-yagis-alan-ili-rizede-su-kaynaklari-baski-altinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-en-fazla-yagis-alan-ili-rizede-su-kaynaklari-baski-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin en fazla yağış alan ili Rize’de su kaynakları üzerindeki baskı artıyor. Uzmanlar, küresel iklim değişikliğine bağlı olarak yağış rejimindeki değişiklikler ve yaz aylarında nüfus yoğunluğunun artmasıyla birlikte kentte hissedilir derecede kuraklık yaşandığına dikkat çekiyor.En fazla yağışı sonbahar ve kış aylarında alan Rize’de yaz aylarındaki yağışlarda yaşanan düşüşle, depolanma kaynaklarının yetersizliği, çay tarımı ile turistik ziyaretlerle kente gelen 1 milyonu aşkın nüfusun artan su tüketimi, kentte su kesintilerine neden oluyor.
Dönemsel olarak yaşanan kuraklığın çözümü için su kaynaklarının depolanmasının kentteki nüfus artışının dikkate alınarak yapılması konusunda ise uzmanların uyarıları var.Kentte mevsimsel anlamda su sıkıntısı çekildiğini, yaz aylarında artan nüfusun su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığını ifade eden Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Ekoloji ve Ekosistem Uzmanı Prof. Dr. Turan Yüksek, en az yağışın depolanması gerektiğini söyledi.Yüksek, “Rize, Türkiye’nin en çok yağış alan ilidir. Yıllık yağış miktarı göz önüne alındığı zaman yağış miktarında azalma söz konusu değil. Mevsimsel anlamda bir sıkıntımız var. En az yağışın olduğu dönem ilkbahar dönemi, en çok yağışın olduğu dönem ise sonbahar dönemi insanların en fazla suyu tükettiği dönem ilkbaharla yaz aylarıdır. Bu dönem içerisinde Rize il genelindeki yüzey alana düşen yağış geneli ilin ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte ancak yağmurun depolanması gerekiyor.” dedi.
Rize’ye her yıl 1 milyon ziyaretçi geldiğini söyleyen Yüksek, “Bunların da nüfusa dahil edilerek, su kaynaklarının depolanması bu esaslara dikkat alınarak yapılması gerekiyor. Rize’nin mevcut suyu depolama rezervuarları yerleşik nüfusa göre yapılmış. Dolayısıyla mevsimsel olarak gelen nüfus su kaynakları üzerindeki baskısını artırıyor.” diye konuştu.Kuraklık sorununun artan nüfus dikkate alınarak depolama alanlarının yapılmasıyla önüne geçilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Yüksek, şöyle devam etti:
“Rize’nin nüfusu ile ilgili, adrese dayalı nüfusun 350 bin bandında olduğunu kabul edersek, dışarıdan gelen göçer Rizeli dediğimiz, bir bu kadar daha nüfus geliyor. İl Turizm Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre 1 milyonun üzerinde turist kente geliyor. Ama değer bunun çok üzerinde. Bütün değerleri düşündüğünüzde yaklaşık 2 milyon kişinin su tüketim baskısı var.
Bu baskının ilkbahar döneminde başlayıp, kasım ayı sonuna kadar zirveye çıkması ve suyun depolama alanının yetersiz olması asıl sorunumuz. Rize’nin depolanabilir suyla ilgili herhangi bir sorunu yok. Yüzey alanı son derece zengin Rize’nin, su kaynakları ve altyapı imkanları geliştirilirse her vadi için ne kadar ziyaretçi öngörülüyorsa o ziyaretçilerin kalış süreleri esas alınarak su kaynaklarının depolama çalışmalarının ivedilikle yapılması gerekiyor. Eskiden bir köy tabiri ile eskiden köylerde su kesilmeden önce köyün duayenleri ev halkına ‘Varken suyunuzu kaplarınıza doldurun’ derlerdi. Buradaki kap eko sistemde depolama alanlarımızdır.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TLzcqJsaX0Gk_LxcsL8pVw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiye’nin, fazla, yağış, alan, ili, Rize’de, kaynakları, baskı, altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TLzcqJsaX0Gk_LxcsL8pVw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Türkiye’nin en fazla yağış alan ili Rize’de su kaynakları baskı altında"><p>Türkiye’nin en fazla yağış alan ili Rize’de su kaynakları üzerindeki baskı artıyor. Uzmanlar, küresel iklim değişikliğine bağlı olarak yağış rejimindeki değişiklikler ve yaz aylarında nüfus yoğunluğunun artmasıyla birlikte kentte hissedilir derecede kuraklık yaşandığına dikkat çekiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/asoU4X3DckysMvS2YU-mrQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>En fazla yağışı sonbahar ve kış aylarında alan Rize’de yaz aylarındaki yağışlarda yaşanan düşüşle, depolanma kaynaklarının yetersizliği, çay tarımı ile turistik ziyaretlerle kente gelen 1 milyonu aşkın nüfusun artan su tüketimi, kentte su kesintilerine neden oluyor.
Dönemsel olarak yaşanan kuraklığın çözümü için su kaynaklarının depolanmasının kentteki nüfus artışının dikkate alınarak yapılması konusunda ise uzmanların uyarıları var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aIycyvOrlEGxysn7Pd_U9Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kentte mevsimsel anlamda su sıkıntısı çekildiğini, yaz aylarında artan nüfusun su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığını ifade eden Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Ekoloji ve Ekosistem Uzmanı Prof. Dr. Turan Yüksek, en az yağışın depolanması gerektiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8-tgOlrP20KX7pxm-mMnow.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksek, “Rize, Türkiye’nin en çok yağış alan ilidir. Yıllık yağış miktarı göz önüne alındığı zaman yağış miktarında azalma söz konusu değil. Mevsimsel anlamda bir sıkıntımız var. En az yağışın olduğu dönem ilkbahar dönemi, en çok yağışın olduğu dönem ise sonbahar dönemi insanların en fazla suyu tükettiği dönem ilkbaharla yaz aylarıdır. Bu dönem içerisinde Rize il genelindeki yüzey alana düşen yağış geneli ilin ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte ancak yağmurun depolanması gerekiyor.” dedi.
Rize’ye her yıl 1 milyon ziyaretçi geldiğini söyleyen Yüksek, “Bunların da nüfusa dahil edilerek, su kaynaklarının depolanması bu esaslara dikkat alınarak yapılması gerekiyor. Rize’nin mevcut suyu depolama rezervuarları yerleşik nüfusa göre yapılmış. Dolayısıyla mevsimsel olarak gelen nüfus su kaynakları üzerindeki baskısını artırıyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k78B8HuTg0uxxsmc6i3fhQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuraklık sorununun artan nüfus dikkate alınarak depolama alanlarının yapılmasıyla önüne geçilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Yüksek, şöyle devam etti:
“Rize’nin nüfusu ile ilgili, adrese dayalı nüfusun 350 bin bandında olduğunu kabul edersek, dışarıdan gelen göçer Rizeli dediğimiz, bir bu kadar daha nüfus geliyor. İl Turizm Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre 1 milyonun üzerinde turist kente geliyor. Ama değer bunun çok üzerinde. Bütün değerleri düşündüğünüzde yaklaşık 2 milyon kişinin su tüketim baskısı var.
Bu baskının ilkbahar döneminde başlayıp, kasım ayı sonuna kadar zirveye çıkması ve suyun depolama alanının yetersiz olması asıl sorunumuz. Rize’nin depolanabilir suyla ilgili herhangi bir sorunu yok. Yüzey alanı son derece zengin Rize’nin, su kaynakları ve altyapı imkanları geliştirilirse her vadi için ne kadar ziyaretçi öngörülüyorsa o ziyaretçilerin kalış süreleri esas alınarak su kaynaklarının depolama çalışmalarının ivedilikle yapılması gerekiyor. Eskiden bir köy tabiri ile eskiden köylerde su kesilmeden önce köyün duayenleri ev halkına ‘Varken suyunuzu kaplarınıza doldurun’ derlerdi. Buradaki kap eko sistemde depolama alanlarımızdır.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Flamingoların evine moloz yığını döktüler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/flamingolarin-evine-moloz-yigini-doektuler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/flamingolarin-evine-moloz-yigini-doektuler</guid>
<description><![CDATA[ Muğla’nın Milas ve Bodrum ilçeleri arasında her yıl binlerce flamingoya ev sahipliği yapan Tuzla Sulak Alanı ve Tabiat Parkı, moloz yığınlarıyla doldu. Bölgede yollar tahrip edilirken, sulak alan içinde molozlar olduğu görüldü.Muğla’da flamingolara ev sahipliği yapan Tuzla Sulak Alanı’na moloz yığınları döküldü.Milas ilçesine 20 kilometre mesafedeki Boğaziçi Mahallesi sınırlarındaki Tuzla Sulak Alanı ve Tabiat Parkı, flamingo ve farklı türlerden kuşlara ev sahipliği yapıyor.380 hektarlık alanı kaplayan ve besin kaynakları açısından zengin olan sulak alan, her yıl yaklaşık 3 bin flamingoya ev sahipliği yapıyor.Flamingoların her yıl uğrak adresi haline gelen alanın birçok noktasına kişi veya kişilerce moloz döküldü.Dökülen molozlar sulak alan içine dolmaya başlarken, yolların da tahrip edildiği dikkati çekti.
Tepecikler haline gelen hafriyat yığınları alanın farklı noktalarına yayılırken bölgede bulunan bazı yapıların ise kimliği belirsiz kişilerce tahrip edildiği görüldü. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_hqMUetXi0uHIbCAKQbjzQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Flamingoların, evine, moloz, yığını, döktüler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_hqMUetXi0uHIbCAKQbjzQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Flamingoların evine moloz yığını döktüler"><p>Muğla’nın Milas ve Bodrum ilçeleri arasında her yıl binlerce flamingoya ev sahipliği yapan Tuzla Sulak Alanı ve Tabiat Parkı, moloz yığınlarıyla doldu. Bölgede yollar tahrip edilirken, sulak alan içinde molozlar olduğu görüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VwzxGUVVJEaZ2C4W5haSPQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Muğla’da flamingolara ev sahipliği yapan Tuzla Sulak Alanı’na moloz yığınları döküldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ime45iZ7KUywE3G9ox0o7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Milas ilçesine 20 kilometre mesafedeki Boğaziçi Mahallesi sınırlarındaki Tuzla Sulak Alanı ve Tabiat Parkı, flamingo ve farklı türlerden kuşlara ev sahipliği yapıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qlkPKTFK2kWzTMUroo3lXA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>380 hektarlık alanı kaplayan ve besin kaynakları açısından zengin olan sulak alan, her yıl yaklaşık 3 bin flamingoya ev sahipliği yapıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S1x4O6WlNEy4k20abBMdEQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Flamingoların her yıl uğrak adresi haline gelen alanın birçok noktasına kişi veya kişilerce moloz döküldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QpaHi5NlxEu90HBpfEkMlw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dökülen molozlar sulak alan içine dolmaya başlarken, yolların da tahrip edildiği dikkati çekti.
Tepecikler haline gelen hafriyat yığınları alanın farklı noktalarına yayılırken bölgede bulunan bazı yapıların ise kimliği belirsiz kişilerce tahrip edildiği görüldü.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Büyük deney başladı: ODTÜ öğrencileri ve mezunları 3 günde tamamlayacak!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/buyuk-deney-basladi-odtu-oegrencileri-ve-mezunlari-3-gunde-tamamlayacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/buyuk-deney-basladi-odtu-oegrencileri-ve-mezunlari-3-gunde-tamamlayacak</guid>
<description><![CDATA[ Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencileri ve mezunlarının yer aldığı büyük çevre deneyi başladı. Türkiye&#039;nin 28 kıyı ilinde denizlerin sıcaklık, kirlilik ve oksijen durumunu tespit edilecek. Katılımcıların özel üretilmiş cihazlarla denizlerden toplayacağı örneklerden elde edilecek sonuçlar, bilimsel bir makaleyle Türkiye&#039;nin denizlerinin durumuna ışık tutacak.Ülkede yürütülecek en kapsamlı &quot;vatandaş bilimi&quot; projesi niteliğindeki &quot;Denizlerimizin Genç Kaşifleri&quot; ile öğrenciler ve yakınları, bayram tatili için bulundukları kıyı illerinde özel üretilmiş cihazlarla denizlerden örnekler toplamaya başladı.  Gönüllülerle yürütülen deneyle gemiyle aylar sürecek seyrüsefere gerek kalmayacak, 250 bin litre yakıt tasarrufu sağlanacak ve 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izinin de önüne geçilmiş olacak.  ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, üniversite olarak bilim, teknoloji, topluma hizmet ve eğitimdeki başarılarla ülkeye ve dünyaya katkı sağlamak üzere çalışmalarını yürüttüklerini belirterek, &quot;Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz ve ülkenin deniz kenarındaki illerinde, öğrencilerimiz, mezunlarımız ve vatandaşlarımızın katılacağı deneyimizin sonuçlarını 19 Mayıs Atatürk&#039;ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı&#039;nda toplumumuzla paylaşacağız.&quot; dedi.  TÜM GÖNÜLLÜLERİN İMZASIYLA BİLİMSEL BİR MAKALE YAZILACAK  ODTÜ Rektör Danışmanı ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Eren Kalay ise ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi öncülüğünde, Deniz Bilimleri Enstitüsü (DBE) ile Tasarım Fabrikası destekleriyle &quot;Denizlerimizin Genç Kaşifleri&quot; projesinin ülkenin kıyı illerinde dün itibarıyla başlatıldığını duyurdu.  Proje kapsamında, ODTÜ öğrencileri, mezunları ile ailelerinden oluşan katılımcıların denize kıyı olan 28 ilde ölçümler yapmaya başladığını vurgulayan Kalay, &quot;Ortam sıcaklığı, basınç, nemlilik, deniz suyu sıcaklığı ile deniz suyunun pH değeri, elektriksel iletkenliği, çözünmüş oksijen oranı ve bulanıklığı; 3 gün boyunca bayram tatili ile eş zamanlı olarak ölçülecek.&quot; dedi.  Ölçümler için ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü ve Tasarım Fabrikası tarafından özel bir cihaz geliştirildiğini belirten Kalay, şu bilgileri verdi:  &quot;Bu cihazlarla toplanan veriler, ODTÜ Bilim İletişimi Ofisince veri tabanında koordinatlarıyla toplanacak ve araştırmacılar tarafından işlenerek nihai sonuçlar, 7&#039;den 77&#039;ye tüm gönüllü katılımcıların imzasıyla bilimsel bir makale olarak yayımlanacak. Makalede, ilkokul öğrencisi ile emekliliğini yaşayan bir vatandaşımızın adları bu proje sayesinde yan yana yazılabilecek.&quot;  AYLARCA SÜRECEK DENEY ÜÇ GÜNDE TAMAMLANACAK  Projenin ekonomik olarak da büyük bir getirisinin de olduğunu vurgulayan Kalay, şunları söyledi:  &quot;Deniz Bilimleri Enstitüsünün kendi olanaklarıyla bu projeyi gerçekleştirmesi için Bilim-2 isimli araştırma gemisiyle tüm deniz kıyılarını dolaşması; bunun için de yaklaşık 250 bin litre yakıt tüketmesi, milyonlarca liralık bir bütçe gerekecekti. Üstelik bu çalışma, 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izi bırakacaktı.&quot;  Söz konusu araştırmanın gemiyle yapılması halinde aylar süreceğine dikkati çeken Kalay, şöyle konuştu:  &quot;Bunun yerine, bayram tatili vesilesiyle memleketlerinde olacak öğrencilerimiz, kıyı illerinde yaşayan mezunlarımız, aileleri ve yakınlarıyla birlikte gerekli verileri hep birlikte toplayacağız. Bu çapta bir deney Türkiye&#039;de ilk; dünyada da ilk olmasını bekliyoruz.&quot;  Prof. Dr. Kalay, profesyonel olarak deniz bilimleriyle uğraşmayan kişilerin dahil olması sayesinde hem daha çevreci ve çok daha düşük bütçeli hem de geniş katılımlı bir projenin hayata geçirildiğini sözlerine ekledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b38QT9bpa0aESFeGtj4G6Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Büyük, deney, başladı:, ODTÜ, öğrencileri, mezunları, günde, tamamlayacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b38QT9bpa0aESFeGtj4G6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Büyük deney başladı: ODTÜ öğrencileri ve mezunları 3 günde tamamlayacak!"><p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencileri ve mezunlarının yer aldığı büyük çevre deneyi başladı. Türkiye'nin 28 kıyı ilinde denizlerin sıcaklık, kirlilik ve oksijen durumunu tespit edilecek. Katılımcıların özel üretilmiş cihazlarla denizlerden toplayacağı örneklerden elde edilecek sonuçlar, bilimsel bir makaleyle Türkiye'nin denizlerinin durumuna ışık tutacak.</p>Ülkede yürütülecek en kapsamlı "vatandaş bilimi" projesi niteliğindeki "Denizlerimizin Genç Kaşifleri" ile öğrenciler ve yakınları, bayram tatili için bulundukları kıyı illerinde özel üretilmiş cihazlarla denizlerden örnekler toplamaya başladı.  Gönüllülerle yürütülen deneyle gemiyle aylar sürecek seyrüsefere gerek kalmayacak, 250 bin litre yakıt tasarrufu sağlanacak ve 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izinin de önüne geçilmiş olacak.  ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, üniversite olarak bilim, teknoloji, topluma hizmet ve eğitimdeki başarılarla ülkeye ve dünyaya katkı sağlamak üzere çalışmalarını yürüttüklerini belirterek, "Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz ve ülkenin deniz kenarındaki illerinde, öğrencilerimiz, mezunlarımız ve vatandaşlarımızın katılacağı deneyimizin sonuçlarını 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nda toplumumuzla paylaşacağız." dedi.  <strong>TÜM GÖNÜLLÜLERİN İMZASIYLA BİLİMSEL BİR MAKALE YAZILACAK</strong>  ODTÜ Rektör Danışmanı ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Eren Kalay ise ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi öncülüğünde, Deniz Bilimleri Enstitüsü (DBE) ile Tasarım Fabrikası destekleriyle "Denizlerimizin Genç Kaşifleri" projesinin ülkenin kıyı illerinde dün itibarıyla başlatıldığını duyurdu.  Proje kapsamında, ODTÜ öğrencileri, mezunları ile ailelerinden oluşan katılımcıların denize kıyı olan 28 ilde ölçümler yapmaya başladığını vurgulayan Kalay, "Ortam sıcaklığı, basınç, nemlilik, deniz suyu sıcaklığı ile deniz suyunun pH değeri, elektriksel iletkenliği, çözünmüş oksijen oranı ve bulanıklığı; 3 gün boyunca bayram tatili ile eş zamanlı olarak ölçülecek." dedi.  Ölçümler için ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü ve Tasarım Fabrikası tarafından özel bir cihaz geliştirildiğini belirten Kalay, şu bilgileri verdi:  "Bu cihazlarla toplanan veriler, ODTÜ Bilim İletişimi Ofisince veri tabanında koordinatlarıyla toplanacak ve araştırmacılar tarafından işlenerek nihai sonuçlar, 7'den 77'ye tüm gönüllü katılımcıların imzasıyla bilimsel bir makale olarak yayımlanacak. Makalede, ilkokul öğrencisi ile emekliliğini yaşayan bir vatandaşımızın adları bu proje sayesinde yan yana yazılabilecek."  <strong>AYLARCA SÜRECEK DENEY ÜÇ GÜNDE TAMAMLANACAK</strong>  Projenin ekonomik olarak da büyük bir getirisinin de olduğunu vurgulayan Kalay, şunları söyledi:  "Deniz Bilimleri Enstitüsünün kendi olanaklarıyla bu projeyi gerçekleştirmesi için Bilim-2 isimli araştırma gemisiyle tüm deniz kıyılarını dolaşması; bunun için de yaklaşık 250 bin litre yakıt tüketmesi, milyonlarca liralık bir bütçe gerekecekti. Üstelik bu çalışma, 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izi bırakacaktı."  Söz konusu araştırmanın gemiyle yapılması halinde aylar süreceğine dikkati çeken Kalay, şöyle konuştu:  "Bunun yerine, bayram tatili vesilesiyle memleketlerinde olacak öğrencilerimiz, kıyı illerinde yaşayan mezunlarımız, aileleri ve yakınlarıyla birlikte gerekli verileri hep birlikte toplayacağız. Bu çapta bir deney Türkiye'de ilk; dünyada da ilk olmasını bekliyoruz."  Prof. Dr. Kalay, profesyonel olarak deniz bilimleriyle uğraşmayan kişilerin dahil olması sayesinde hem daha çevreci ve çok daha düşük bütçeli hem de geniş katılımlı bir projenin hayata geçirildiğini sözlerine ekledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Batman’da boru hattından sızan petrol dereye karıştı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/batmanda-boru-hattindan-sizan-petrol-dereye-karisti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/batmanda-boru-hattindan-sizan-petrol-dereye-karisti</guid>
<description><![CDATA[ Batman’ın Beşiri ilçesindeki Silivanka petrol sahasındaki boru hattından sızan ham petrol, bölgeden geçen dereye karıştı. Ekipler iki noktada temizlik çalışması başlattı.Batman’da boru hattından sızan petrol, dereye karıştı.Beşiri ilçesi İkiköprü Beldesi’ne bağlı Durucak Köyü yakınlarından geçen derede petrol sızıntısının olduğunu görenler, durumu yetkililere bildirdi.İhbar üzerine bölgeye gelen Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na bağlı ekipler, Silivanka petrol sahasına ait boru hattında sızıntı olduğunu tespit etti.Boru hattında onarım çalışması ve petrolün karıştığı derede iki noktada temizlik çalışması başlatıldı.Dereden vidanjör yardımıyla çekilen ham petrol üretim sahasına geri gönderilirken, sızıntının yer altındaki eski boruların aşınmasından kaynaklandığı belirtildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fPSlHAXPW0WazoWY4untBQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Batman’da, boru, hattından, sızan, petrol, dereye, karıştı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fPSlHAXPW0WazoWY4untBQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Batman’da boru hattından sızan petrol dereye karıştı"><p>Batman’ın Beşiri ilçesindeki Silivanka petrol sahasındaki boru hattından sızan ham petrol, bölgeden geçen dereye karıştı. Ekipler iki noktada temizlik çalışması başlattı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4yyNNLTMdky7IkuCO5APPA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Batman’da boru hattından sızan petrol, dereye karıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mEScNw8QxkyK7MMkHbSFvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beşiri ilçesi İkiköprü Beldesi’ne bağlı Durucak Köyü yakınlarından geçen derede petrol sızıntısının olduğunu görenler, durumu yetkililere bildirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GyImfLcdH0ekuo1hahMhsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İhbar üzerine bölgeye gelen Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na bağlı ekipler, Silivanka petrol sahasına ait boru hattında sızıntı olduğunu tespit etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vJsO97G_wkm4_k5i-UCl7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Boru hattında onarım çalışması ve petrolün karıştığı derede iki noktada temizlik çalışması başlatıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Dj9ZSMdjI0KAy2ygTP4Uyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dereden vidanjör yardımıyla çekilen ham petrol üretim sahasına geri gönderilirken, sızıntının yer altındaki eski boruların aşınmasından kaynaklandığı belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kXEcdAWiwkuAvbwXzBFXPg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yılda sadece 10 gün yaşıyor, koparmanın cezası 387 bin lira</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yilda-sadece-10-gun-yasiyor-koparmanin-cezasi-387-bin-lira</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yilda-sadece-10-gun-yasiyor-koparmanin-cezasi-387-bin-lira</guid>
<description><![CDATA[ Manisa’daki Spil Dağı Milli Parkı’nda senede 1 kez nisan ayında açan ve 10 gün yaşayan Manisa lalesi, havaların ısınmasıyla açtı. Doğaseverler laleleri görebilmek için Spil’e çıkarken, laleyi koparmanın cezası bu yıl 387 bin 142 lira oldu.Manisa ve İzmir arasında farklı flora ve faunasıyla görenleri hayran bırakan Spil Dağı Milli Parkı’nda, baharı müjdeleyen endemik türlerden Manisa laleleri, havaların ısınması ile açmaya başladı.Senede 1 kez nisan ayında açan ve 10 gün boyunca canlı kalabilen laleler, büyük ilgi uyandırıyor.Doğaseverler laleleri canlı görebilmek için Spil’e çıkarken, bulabilenler bol bol fotoğrafını çekiyor.Laleler, Çevre Kanunu’nun koruması altında…Yılda yalnızca 10 gün yaşayabilen Manisa lalesini koparmanın cezası bu yıl 387 bin 142 lira olarak belirlendi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WMDokuunAUimrhhdcpliyA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yılda, sadece, gün, yaşıyor, koparmanın, cezası, 387, bin, lira</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WMDokuunAUimrhhdcpliyA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Yılda sadece 10 gün yaşıyor, koparmanın cezası 387 bin lira"><p>Manisa’daki Spil Dağı Milli Parkı’nda senede 1 kez nisan ayında açan ve 10 gün yaşayan Manisa lalesi, havaların ısınmasıyla açtı. Doğaseverler laleleri görebilmek için Spil’e çıkarken, laleyi koparmanın cezası bu yıl 387 bin 142 lira oldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0T8HbAKcXUaMwO-h_qtH7A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Manisa ve İzmir arasında farklı flora ve faunasıyla görenleri hayran bırakan Spil Dağı Milli Parkı’nda, baharı müjdeleyen endemik türlerden Manisa laleleri, havaların ısınması ile açmaya başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vOrTdRuJ0Eiqdfy9d_kC4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Senede 1 kez nisan ayında açan ve 10 gün boyunca canlı kalabilen laleler, büyük ilgi uyandırıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/faTbZ3EKCESCaLQ63Glayg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğaseverler laleleri canlı görebilmek için Spil’e çıkarken, bulabilenler bol bol fotoğrafını çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DaPzJA3nYkmoUT4qUO-rEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Laleler, Çevre Kanunu’nun koruması altında…</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Fw23q8aqeUCVmuksQVKHAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yılda yalnızca 10 gün yaşayabilen Manisa lalesini koparmanın cezası bu yıl 387 bin 142 lira olarak belirlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W_MPTr1I6Ui0g-uIXnx60Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Piknikçiler Dicle Nehri kıyısını çöplüğe çevirdi: Su kuşları tehdit altında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/piknikciler-dicle-nehri-kiyisini-coepluge-cevirdi-su-kuslari-tehdit-altinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/piknikciler-dicle-nehri-kiyisini-coepluge-cevirdi-su-kuslari-tehdit-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Diyarbakır’da piknikçilerin uğrak noktası Dicle Nehri, çevresine bırakılan atıklar nedeniyle çöplüğe döndü. Bölgenin zengin tabiatını hatırlatan uzmanlar, özellikle plastik kirliliğine dikkat çekti. Uzmanlar son dönemde sayıları azalan su kuşlarının, kirlilikten dolayı tehdit altında olduğunu ifade etti.Diyarbakır’da piknik yapanların uğrak noktalarından Dicle Nehri çevresindeki yeşil alanlar, atıklarla çöplüğe döndü.Nehir kıyısı ve köprü çevresinde piknik yapanların bıraktığı atıklar, insan ve hayvan sağlığını etkilemeye başladı.Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılıç, atıkların büyük bir bölümünün plastik kökenli olduğunu belirterek, “Özellikle plastikler, insanlık için çok ciddi sonuçlara neden olacak. Tabiatta attığımız veya kullandığımız malzemeleri toplamamız lazım. Piknikten sonra malzemeleri uygun yerlere, çöp toplama varillerine getirdiğimiz zaman; bunların toplanması söz konusu. Eğer bunlar tabiatta kalırsa pek çok sorun da beraberinde geliyor.” diye konuştu.Çöplerin zaman içinde mikro ve nano seviyede parçalanıp besin ve solunum yoluyla insanlar başta olmak üzere tüm canlıları tehdit ettiğini ifade eden Kılıç, “İnsan vücudunda nano seviyede, bir milimetrenin milyonda biri büyüklüğünde plastik parçacıklara rastlandı. Bunlar kan yoluyla kalpte, karaciğerde, böbrekte, beyinde birikim yapıyor, çok ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor.” ifadelerini kullandı.Kirliliğin bölgede yaşayan sayısı az türdeki hayvanları da etkilediğini belirten Prof. Dr. Kılıç, “Bazıları kritik sayıda, yeni nesilleri tükenmekte olan türlerimiz var. Bunlar, bu kirlilikten tıpkı insanda olduğu gibi etkileniyor. Bunların da nesilleri tehdit altına girmektedir. Özellikle su kuşları, sudaki kirlilikten çok etkileniyor. Yalıçapkınları var, çok güzel balıkçıl türlerimiz var. Ördeklerimiz var, kıyı kuşlarımız var. Bu kirlilikten bunlar özellikle etkileniyor. Zaten sayıları az, dolayısıyla nesli tükenmeyle de karşı karşıya kalabiliyorlar.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D0FqbLHmtUGXl2aCVkuNCQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Piknikçiler, Dicle, Nehri, kıyısını, çöplüğe, çevirdi:, kuşları, tehdit, altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D0FqbLHmtUGXl2aCVkuNCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Piknikçiler Dicle Nehri kıyısını çöplüğe çevirdi: Su kuşları tehdit altında"><p>Diyarbakır’da piknikçilerin uğrak noktası Dicle Nehri, çevresine bırakılan atıklar nedeniyle çöplüğe döndü. Bölgenin zengin tabiatını hatırlatan uzmanlar, özellikle plastik kirliliğine dikkat çekti. Uzmanlar son dönemde sayıları azalan su kuşlarının, kirlilikten dolayı tehdit altında olduğunu ifade etti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0gmff7n4lE-difCd9mPvfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Diyarbakır’da piknik yapanların uğrak noktalarından Dicle Nehri çevresindeki yeşil alanlar, atıklarla çöplüğe döndü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ytVaXw9aiEqvq7j-YQpaJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nehir kıyısı ve köprü çevresinde piknik yapanların bıraktığı atıklar, insan ve hayvan sağlığını etkilemeye başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Giy9PC0Wnkaah2TXwCDhnw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılıç, atıkların büyük bir bölümünün plastik kökenli olduğunu belirterek, “Özellikle plastikler, insanlık için çok ciddi sonuçlara neden olacak. Tabiatta attığımız veya kullandığımız malzemeleri toplamamız lazım. Piknikten sonra malzemeleri uygun yerlere, çöp toplama varillerine getirdiğimiz zaman; bunların toplanması söz konusu. Eğer bunlar tabiatta kalırsa pek çok sorun da beraberinde geliyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NWSqhifS_EKzLHer33WZ_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çöplerin zaman içinde mikro ve nano seviyede parçalanıp besin ve solunum yoluyla insanlar başta olmak üzere tüm canlıları tehdit ettiğini ifade eden Kılıç, “İnsan vücudunda nano seviyede, bir milimetrenin milyonda biri büyüklüğünde plastik parçacıklara rastlandı. Bunlar kan yoluyla kalpte, karaciğerde, böbrekte, beyinde birikim yapıyor, çok ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TgxnMoU_qkWCutyzAbAasw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kirliliğin bölgede yaşayan sayısı az türdeki hayvanları da etkilediğini belirten Prof. Dr. Kılıç, “Bazıları kritik sayıda, yeni nesilleri tükenmekte olan türlerimiz var. Bunlar, bu kirlilikten tıpkı insanda olduğu gibi etkileniyor. Bunların da nesilleri tehdit altına girmektedir. Özellikle su kuşları, sudaki kirlilikten çok etkileniyor. Yalıçapkınları var, çok güzel balıkçıl türlerimiz var. Ördeklerimiz var, kıyı kuşlarımız var. Bu kirlilikten bunlar özellikle etkileniyor. Zaten sayıları az, dolayısıyla nesli tükenmeyle de karşı karşıya kalabiliyorlar.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jkFTYAWMcUC1B_wQy0iFQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XRiIepzRt02Q2ygVR8HR8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yüzey yarıkları çoğalıyor | Uzmanından obruk uyarısı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yuzey-yariklari-cogaliyor-uzmanindan-obruk-uyarisi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yuzey-yariklari-cogaliyor-uzmanindan-obruk-uyarisi</guid>
<description><![CDATA[ Kuraklıkla birlikte Konya Havzası&#039;ndaki yer altı sularının çekilip toprağın göçmesiyle oluşan obruklar dikkat çekerken ovada yüzey yarıkları da görülmeye başlandı. Uzmanlar, yarıkların kilometrelerce uzunlukta, 5-10 metre genişlikte ve 5-10 metre derinlikte olduğunun altını çizdi. Durumun tehlike arz ettiğini belirten uzmanlar, yüzey yarıklarının obruğun habercisi olduğunu vurguladı.Konya&#039;nın Karapınar ilçesinde yoğunlukla oluşan obrukların yanı sıra yüzey yarıkları da gözlemlenmeye başladı.Konya Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Obruk Araştırma, Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Fetullah Arık, kuraklığın iklim değişikliği nedeniyle oluşan yüzey yarıklarının genellikle obruklarla karıştırıldığını söyledi.Arık, &quot;Yüzey yarıkları, tamamen kuraklıkla ve orada bulunan gevşek malzemeyle ilişkilendirilebilecek bir olay. Bazen kilometrelerce uzunlukta, 5-10 genişlikte, 5-10 metre derinlikte de olabiliyor ve tehlike arz ediyor. Şu anda havzanın kenarlarında özellikle dağlarla ovanın sınırının olduğu bölgelerde, ovadaki kalın alüvyal nitelikteki malzemenin içerisindeki su kaybolduğu için bir bakıma sıkışma gerçekleşiyor. Bu sıkışmadan kaynaklı olarak da dağla ova arasındaki bölgelerde yarıklar meydana geliyor.&quot; diye konuştu.Yüzey yarıklarının kuraklığın işareti olduğunu ifade eden Prof. Dr. Arık, &quot;Ova içerisinde altta yine morfolojik olarak yükseltiler bulunan alanlarda da oluştuğunu görüyoruz. Birçok yerde obrukla da karıştırılıyor. Aslında bu yüzey yarıkları bir bakıma obruğun da habercisi gibi. Çünkü kuraklığın en bariz göstergelerinden birisi.&quot; dedi.Obruk oluşumuna en etken nedenin kuraklık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Arık, &quot;Obruk zaten tek başına bir olay değil. Özellikle iklim değişikliği, kuraklık ve aşırı su talebinin tetiklediği bir olay olduğu için yüzey yarıklarının oluşum mekanizması da hemen hemen aynı kaynaktan geliyor. Dolayısıyla bizim buradaki en önemli başlığımız yine susuzluğumuz, yağışların azlığı, iklim değişikliği, kuraklık, aşırı ve kontrolsüz su tüketimi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5pDEjy78lkKkiNe8XsSm4w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yüzey, yarıkları, çoğalıyor, Uzmanından, obruk, uyarısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5pDEjy78lkKkiNe8XsSm4w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Yüzey yarıkları çoğalıyor | Uzmanından obruk uyarısı"><p>Kuraklıkla birlikte Konya Havzası'ndaki yer altı sularının çekilip toprağın göçmesiyle oluşan obruklar dikkat çekerken ovada yüzey yarıkları da görülmeye başlandı. Uzmanlar, yarıkların kilometrelerce uzunlukta, 5-10 metre genişlikte ve 5-10 metre derinlikte olduğunun altını çizdi. Durumun tehlike arz ettiğini belirten uzmanlar, yüzey yarıklarının obruğun habercisi olduğunu vurguladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x6GG5p5V0ki0KVy5-VikYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Konya'nın Karapınar ilçesinde yoğunlukla oluşan obrukların yanı sıra yüzey yarıkları da gözlemlenmeye başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tnUmbNqgF0qRu23_sLJpEw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Konya Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Obruk Araştırma, Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Fetullah Arık, kuraklığın iklim değişikliği nedeniyle oluşan yüzey yarıklarının genellikle obruklarla karıştırıldığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kZJq385btEaVuz5-VDPjig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Arık, "Yüzey yarıkları, tamamen kuraklıkla ve orada bulunan gevşek malzemeyle ilişkilendirilebilecek bir olay. Bazen kilometrelerce uzunlukta, 5-10 genişlikte, 5-10 metre derinlikte de olabiliyor ve tehlike arz ediyor. Şu anda havzanın kenarlarında özellikle dağlarla ovanın sınırının olduğu bölgelerde, ovadaki kalın alüvyal nitelikteki malzemenin içerisindeki su kaybolduğu için bir bakıma sıkışma gerçekleşiyor. Bu sıkışmadan kaynaklı olarak da dağla ova arasındaki bölgelerde yarıklar meydana geliyor." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SqdWrtFLDEeq23l28MMMIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüzey yarıklarının kuraklığın işareti olduğunu ifade eden Prof. Dr. Arık, "Ova içerisinde altta yine morfolojik olarak yükseltiler bulunan alanlarda da oluştuğunu görüyoruz. Birçok yerde obrukla da karıştırılıyor. Aslında bu yüzey yarıkları bir bakıma obruğun da habercisi gibi. Çünkü kuraklığın en bariz göstergelerinden birisi." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nnPGiHAPTEGqB9rqY1WdUQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Obruk oluşumuna en etken nedenin kuraklık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Arık, "Obruk zaten tek başına bir olay değil. Özellikle iklim değişikliği, kuraklık ve aşırı su talebinin tetiklediği bir olay olduğu için yüzey yarıklarının oluşum mekanizması da hemen hemen aynı kaynaktan geliyor. Dolayısıyla bizim buradaki en önemli başlığımız yine susuzluğumuz, yağışların azlığı, iklim değişikliği, kuraklık, aşırı ve kontrolsüz su tüketimi." ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HcExyOxKx06eHiQp6T_S1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_SZSFDOjTEWbfLflLcw4_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;deki atık su arıtma tesisi sayısı yükseliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyedeki-atik-su-aritma-tesisi-sayisi-yukseliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyedeki-atik-su-aritma-tesisi-sayisi-yukseliyor</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 1213 atık su arıtma tesisi ile ülke nüfusunun yüzde 90,6&#039;sına hizmet verildiğini bildirdi.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Bakanlığın atık su ve katı atık çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu.  Bakanlığın, arıtılmış atık suların yeniden kullanımı konusunda çalışmalar yaptığını belirten Özhaseki, şu bilgileri verdi:  &quot;Bu çerçevede halihazırda yüzde 5,30 olan arıtılmış atık suların yeniden kullanım oranını, 2028 yılında yüzde 11&#039;e çıkarmayı hedefliyoruz. Bakanlık olarak yerleşim yerlerinden kaynaklanan atık suların toplanarak arıtılması, çevre ve insan sağlığının korunmasını amaçlıyoruz.&quot;  Kentsel atık su arıtma tesislerine ilişkin bilgi veren Özhaseki &quot;2002 yılında 145 olan atık su arıtma tesisi sayısını 1213&#039;e çıkardık. 74 ilimizde bulunan tesisler ile ülke nüfusunun yüzde 90,6&#039;sına hizmet veriliyor.&quot; dedi.  Özhaseki, devam eden kentsel atık su arıtma tesisi çalışmalarına ilişkin, &quot;74 ilimizdeki atık su arıtma tesislerinin yanı sıra 3 il merkezinde inşaat, 3 il merkezinde de proje aşamasında çalışmalarımız sürüyor. Mevcut durumda atık su arıtma tesisi olan illerden 3&#039;ünde ileri biyolojik atık su arıtma tesislerimizin inşaat süreci, 3&#039;ünde ise proje süreci devam ediyor.&quot; bilgisini paylaştı.  &quot;DAHA TEMİZ BİR DÜNYA&quot;  Belediye atıklarının insan ve çevre sağlığına etkilerinin en aza indirilip, etkin yönetiminin gerçekleştirilmesi amacıyla, belediyelerin finanse etmekte zorlandıkları atık altyapı projelerinin desteklenmesi için başlatılan Katı Atık Programı (KAP) projesi kapsamında, düzenli depolama tesislerinin yapımına da destek sağlandığını aktaran Özhaseki, bu kapsamda düzenli depolama tesisi bulunmayan yerlere öncelik verildiğini bildirdi.  Özhaseki, şunları kaydetti:  &quot;Katı atıkların çevreye zarar vermeden bertarafını sağlamak üzere düzenli olarak depolanması amacıyla inşa edilen katı atık düzenli depolama tesisi sayısı 2024&#039;ün ilk çeyreğinde 94&#039;e ulaştı. Bu tesisler ile 1248 belediyede 75,9 milyon kişiye yani nüfusun yüzde 94,5&#039;ine hizmet veriliyor. Suyun her damlasının değerlendirilerek ekonomik, sosyal ve çevresel yaşama kazandırılmasını önemsiyoruz. Çevremizi hassasiyetle koruyor, katı atıkları düzenli depoluyoruz. Evlatlarımıza daha sağlıklı ve daha temiz bir dünya emanet edeceğiz.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wprDOD59QEWN2DaNK1NPWA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiyedeki, atık, arıtma, tesisi, sayısı, yükseliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wprDOD59QEWN2DaNK1NPWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Türkiye'deki atık su arıtma tesisi sayısı yükseliyor"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 1213 atık su arıtma tesisi ile ülke nüfusunun yüzde 90,6'sına hizmet verildiğini bildirdi.</p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Bakanlığın atık su ve katı atık çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu.  Bakanlığın, arıtılmış atık suların yeniden kullanımı konusunda çalışmalar yaptığını belirten Özhaseki, şu bilgileri verdi:  "Bu çerçevede halihazırda yüzde 5,30 olan arıtılmış atık suların yeniden kullanım oranını, 2028 yılında yüzde 11'e çıkarmayı hedefliyoruz. Bakanlık olarak yerleşim yerlerinden kaynaklanan atık suların toplanarak arıtılması, çevre ve insan sağlığının korunmasını amaçlıyoruz."  Kentsel atık su arıtma tesislerine ilişkin bilgi veren Özhaseki "2002 yılında 145 olan atık su arıtma tesisi sayısını 1213'e çıkardık. 74 ilimizde bulunan tesisler ile ülke nüfusunun yüzde 90,6'sına hizmet veriliyor." dedi.  Özhaseki, devam eden kentsel atık su arıtma tesisi çalışmalarına ilişkin, "74 ilimizdeki atık su arıtma tesislerinin yanı sıra 3 il merkezinde inşaat, 3 il merkezinde de proje aşamasında çalışmalarımız sürüyor. Mevcut durumda atık su arıtma tesisi olan illerden 3'ünde ileri biyolojik atık su arıtma tesislerimizin inşaat süreci, 3'ünde ise proje süreci devam ediyor." bilgisini paylaştı.  <strong>"DAHA TEMİZ BİR DÜNYA"</strong>  Belediye atıklarının insan ve çevre sağlığına etkilerinin en aza indirilip, etkin yönetiminin gerçekleştirilmesi amacıyla, belediyelerin finanse etmekte zorlandıkları atık altyapı projelerinin desteklenmesi için başlatılan Katı Atık Programı (KAP) projesi kapsamında, düzenli depolama tesislerinin yapımına da destek sağlandığını aktaran Özhaseki, bu kapsamda düzenli depolama tesisi bulunmayan yerlere öncelik verildiğini bildirdi.  Özhaseki, şunları kaydetti:  "Katı atıkların çevreye zarar vermeden bertarafını sağlamak üzere düzenli olarak depolanması amacıyla inşa edilen katı atık düzenli depolama tesisi sayısı 2024'ün ilk çeyreğinde 94'e ulaştı. Bu tesisler ile 1248 belediyede 75,9 milyon kişiye yani nüfusun yüzde 94,5'ine hizmet veriliyor. Suyun her damlasının değerlendirilerek ekonomik, sosyal ve çevresel yaşama kazandırılmasını önemsiyoruz. Çevremizi hassasiyetle koruyor, katı atıkları düzenli depoluyoruz. Evlatlarımıza daha sağlıklı ve daha temiz bir dünya emanet edeceğiz."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Büyük Menderes’te kuraklık tehlikesi: Su kıtlığı kapıda</title>
<link>https://trafikdernegi.com/buyuk-mendereste-kuraklik-tehlikesi-su-kitligi-kapida</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/buyuk-mendereste-kuraklik-tehlikesi-su-kitligi-kapida</guid>
<description><![CDATA[ Büyük Menderes Nehri kuraklık sinyali veriyor. Söke’de Menderes üzerinde yer alan tarihi Taşköprü’de su neredeyse tamamen bitmiş durumda. Uzmanlar, yağışlarda yaşanan düşüşün su kıtlığına yol açabileceği konusunda uyarıyor.Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesi yakınlarında Suçıkan mevkisinde doğan, Denizli, Uşak ve Aydın’dan geçerek Ege Denizi’ne dökülen 584 kilometre uzunluğundaki Büyük Menderes Nehri’nde yağışın az olması nedeniyle kuraklık etkili olmaya başladı.Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, kuruma noktasına gelen nehirde yağışlardaki düşüşlerin su kıtlığına yol açabileceğini söyledi.Uzun süredir yağmayan yağmurun, dün bardaktan boşalırcasına yağsa da Menderes’te etki yaratmadığını söyleyen Sürücü, “Yağmura ve suya hasret kalan çiftçiler baharın girmesiyle birlikte havza boyunca sıralanan tarlalarına Menderes’ten su çektiler. Menderes yatağından çekilen suyla binlerce hektar araziye su basıldı.” dedi.Menderes’in birçok yerinde su kalmadığını anlatan Sürücü, “Menderes’ten yatak sularını çekemeyen bazı çiftçiler, Aydın ve Söke Organize Sanayi bölgelerinden gelen ve içinde olumsuz her şeyi barındıran siyah sıvıyı sulamada kullanmak zorunda kaldıklarını söylediler. Tarımsal sulamalar başladığında zaten yetersiz doluluk oranına sahip baraj suları verilse dahi önümüzdeki aylarda önemli su sıkıntılarının oluşacağı görülmektedir.” şeklinde konuştu.Sudaki sıkıntıların sadece tarımı değil, nehir ekosistemini, ulusal ve uluslararası açıdan tehlike altında çok sayıda canlı türüne ev sahipliği yapan Büyük Menderes Deltası’nın biyolojik çeşitliliğini de olumsuz etkileyeceğini aktaran Sürücü, şöyle devam etti:
“Söke’ye bağlı Sarıkemer’de yerleşimi ikiye bölen Menderes üzerinde yer alan tarihi Taşköprü’de neredeyse su tamamen bitmiş durumda. Bu alanda sular kuruduğundan, tarihi Taşköprü’nün arkasında biriken tonlarca çöp, katı atıklar, ağaç kütükleri, çalı çırpı köprünün kemerlerini tıkamış olduğu ve köprüye ne kadar zarar verdiği net bir şekilde görülmektedir.”“DSİ 21. Bölge Müdürlüğü’nden tarafımıza gönderilen yazıda ‘Büyük Menderes Nehri üzerinde bulunan tarihi Taşköprü’nün memba tarafında biriken malzemeler, makineli çalışma ile alınarak, suyun rahat bir şekilde akışı sağlanmıştır’ denmektedir. Şu anda Taşköprü’de sular kurudu. Çöpler ve atıklar açık bir şekilde görülmektedir. Belki sulu haliyken temizlemek zordu ama şimdi çok kolay ve temizlenecek yer net bir şekilde görülmektedir. Kemerlerin altında bulunan atıklar, kütükler tamamen temizlenerek tekrar sular geldiğinde rahat bir şekilde akışın sağlanması için bir çalışma yapılmalıdır. Ayrıca, çöpleri ve atıkları su yüzeyinde tutan yüzer bariyer sistemi yıllardır bir türlü tamiratı yapılamadığından, yukarı havzadan gelen atıklar Söke regülatörünün önünde birikmeye başlamıştır.”“Umarız sulama mevsimi bitiminde regülatör kapakları açıldığında bu atıklar menderes yoluyla denize gönderilmez. Bir an önce kurumlar arası iş birliğiyle bu çalışmalar başlatılmalıdır.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XX9HgM7DQECEccFfnGVIIQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Büyük, Menderes’te, kuraklık, tehlikesi:, kıtlığı, kapıda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XX9HgM7DQECEccFfnGVIIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Büyük Menderes’te kuraklık tehlikesi: Su kıtlığı kapıda"><p>Büyük Menderes Nehri kuraklık sinyali veriyor. Söke’de Menderes üzerinde yer alan tarihi Taşköprü’de su neredeyse tamamen bitmiş durumda. Uzmanlar, yağışlarda yaşanan düşüşün su kıtlığına yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3mQdDMfQIUq4bvYxAs2thQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesi yakınlarında Suçıkan mevkisinde doğan, Denizli, Uşak ve Aydın’dan geçerek Ege Denizi’ne dökülen 584 kilometre uzunluğundaki Büyük Menderes Nehri’nde yağışın az olması nedeniyle kuraklık etkili olmaya başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d5oQYJtpe0WBNk4nK3CEAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, kuruma noktasına gelen nehirde yağışlardaki düşüşlerin su kıtlığına yol açabileceğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bBSYRHkm0Ua33O_6awr8yA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzun süredir yağmayan yağmurun, dün bardaktan boşalırcasına yağsa da Menderes’te etki yaratmadığını söyleyen Sürücü, “Yağmura ve suya hasret kalan çiftçiler baharın girmesiyle birlikte havza boyunca sıralanan tarlalarına Menderes’ten su çektiler. Menderes yatağından çekilen suyla binlerce hektar araziye su basıldı.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YlOG07x7bk68CPztJ3B_HQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Menderes’in birçok yerinde su kalmadığını anlatan Sürücü, “Menderes’ten yatak sularını çekemeyen bazı çiftçiler, Aydın ve Söke Organize Sanayi bölgelerinden gelen ve içinde olumsuz her şeyi barındıran siyah sıvıyı sulamada kullanmak zorunda kaldıklarını söylediler. Tarımsal sulamalar başladığında zaten yetersiz doluluk oranına sahip baraj suları verilse dahi önümüzdeki aylarda önemli su sıkıntılarının oluşacağı görülmektedir.” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7y4RrCal70-iHaRGVYdBfA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sudaki sıkıntıların sadece tarımı değil, nehir ekosistemini, ulusal ve uluslararası açıdan tehlike altında çok sayıda canlı türüne ev sahipliği yapan Büyük Menderes Deltası’nın biyolojik çeşitliliğini de olumsuz etkileyeceğini aktaran Sürücü, şöyle devam etti:
“Söke’ye bağlı Sarıkemer’de yerleşimi ikiye bölen Menderes üzerinde yer alan tarihi Taşköprü’de neredeyse su tamamen bitmiş durumda. Bu alanda sular kuruduğundan, tarihi Taşköprü’nün arkasında biriken tonlarca çöp, katı atıklar, ağaç kütükleri, çalı çırpı köprünün kemerlerini tıkamış olduğu ve köprüye ne kadar zarar verdiği net bir şekilde görülmektedir.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wu331nWX9UmIISLIw2-NUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“DSİ 21. Bölge Müdürlüğü’nden tarafımıza gönderilen yazıda ‘Büyük Menderes Nehri üzerinde bulunan tarihi Taşköprü’nün memba tarafında biriken malzemeler, makineli çalışma ile alınarak, suyun rahat bir şekilde akışı sağlanmıştır’ denmektedir. Şu anda Taşköprü’de sular kurudu. Çöpler ve atıklar açık bir şekilde görülmektedir. Belki sulu haliyken temizlemek zordu ama şimdi çok kolay ve temizlenecek yer net bir şekilde görülmektedir. Kemerlerin altında bulunan atıklar, kütükler tamamen temizlenerek tekrar sular geldiğinde rahat bir şekilde akışın sağlanması için bir çalışma yapılmalıdır. Ayrıca, çöpleri ve atıkları su yüzeyinde tutan yüzer bariyer sistemi yıllardır bir türlü tamiratı yapılamadığından, yukarı havzadan gelen atıklar Söke regülatörünün önünde birikmeye başlamıştır.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z58LhYCV50uiMbmR_f9zkg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Umarız sulama mevsimi bitiminde regülatör kapakları açıldığında bu atıklar menderes yoluyla denize gönderilmez. Bir an önce kurumlar arası iş birliğiyle bu çalışmalar başlatılmalıdır.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;Sakin şehir&amp;apos; Şavşat&amp;apos;ta, temizlik seferberliği</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sakin-sehir-savsatta-temizlik-seferberligi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sakin-sehir-savsatta-temizlik-seferberligi</guid>
<description><![CDATA[ Artvin&#039;de &#039;sakin şehir&#039; unvanlı ilçe Şavşat&#039;ta belediye öncülüğünde çevre temizliği için seferberlik başlatıldı. Poşetlerle çöp toplayan ilçe halkı, kısa sürede sokak, cadde ve piknik alanlarını temizledi.Şavşat Belediyesi, farkındalık oluşturmak için çevre temizliği seferberliği başlattı. İlçe merkezinde başlayan etkinliğe, Şavşat Belediye Başkanı Durmuş Aydın yanı sıra Şavşat Kaymakamı Kübra Sivaslıoğlu, belediyede görevli personel, öğrenciler, öğretmenler ve halk katıldı. Ellerine aldıkları poşetlerle çöp toplayan katılımcılar, kısa sürede sokak, cadde ve piknik alanlarını temizledi. Etkinlik sonrası öğrencilere ikramda bulunuldu.  &#039;TEMİZ BİR ŞAVŞAT İÇİN EL ELE&#039;  Şavşat Kaymakamı Kübra Sivaslıoğlu, &quot;Şavşat halkının, bütün kamu kurum ve kuruluşlarımızın, bu etkinliğe, 7&#039;den 70&#039;e duyarlılık göstermeleri beni çok mutlu etti. Temiz çevre, temiz toplum. Atıksız bir ilçe ve çöp kirliliğini yenmek için çok güzel bir etkinlik oldu. Piknik ve mesire alanlarına atılan cam ve pet şişe, izmarit, poşet gibi doğada uzun yıllar kalan ve çevreye ciddi zararları olan atıkların atılmamasını istiyorum. Bunu hepimiz isteyince başarılı oluruz. Bu etkinliği düzenleyen Şavşat Belediyemize ve katılım sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum. Temiz bir doğa, temiz bir Şavşat için el ele, gönül gönüle&quot; dedi.  &#039;HER ŞEY TEMİZ BİR ŞAVŞAT İÇİN&#039;  Etkinlik öncesi konuşan Belediye Başkanı Durmuş Aydın da &quot;Bizler bugün yapmış olduğumuz bu etkinlikte gerek çocuklarımıza gerekse bütün halkımıza çevre bilincini oluşturabilmek için bir farkındalık etkinliği yapıyoruz. Her şey temiz bir Şavşat için. Temiz bir Şavşat&#039;ta yaşamak, bizim ve çocuklarımızın en önemli hakkıdır. Bunu sağlamak belediye olarak bizlerin ve de bütün duyarlı vatandaşlarımızın görevidir. Köylere giderken yol kenarlarında ciddi manada çöplerin atıldığını görüyoruz. Bazı mesire yerleri ve piknik alanları, çöp yorgan haline gelmiş durumda. Belediye olarak sorumluluk alanımız dışında olsa da oraların da temiz tutulması konusunda çalışma ve faaliyetlerimiz devam edecektir&quot; diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U_gANAmkoEGffIVd3p19Gw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sakin, şehir, Şavşatta, temizlik, seferberliği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U_gANAmkoEGffIVd3p19Gw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="'Sakin şehir' Şavşat'ta, temizlik seferberliği"><p>Artvin'de 'sakin şehir' unvanlı ilçe Şavşat'ta belediye öncülüğünde çevre temizliği için seferberlik başlatıldı. Poşetlerle çöp toplayan ilçe halkı, kısa sürede sokak, cadde ve piknik alanlarını temizledi.</p><p>Şavşat Belediyesi, farkındalık oluşturmak için çevre temizliği seferberliği başlattı. İlçe merkezinde başlayan etkinliğe, Şavşat Belediye Başkanı Durmuş Aydın yanı sıra Şavşat Kaymakamı Kübra Sivaslıoğlu, belediyede görevli personel, öğrenciler, öğretmenler ve halk katıldı.</p><p> Ellerine aldıkları poşetlerle çöp toplayan katılımcılar, kısa sürede sokak, cadde ve piknik alanlarını temizledi. Etkinlik sonrası öğrencilere ikramda bulunuldu.  <strong>'TEMİZ BİR ŞAVŞAT İÇİN EL ELE'</strong>  Şavşat Kaymakamı Kübra Sivaslıoğlu, "Şavşat halkının, bütün kamu kurum ve kuruluşlarımızın, bu etkinliğe, 7'den 70'e duyarlılık göstermeleri beni çok mutlu etti. Temiz çevre, temiz toplum. Atıksız bir ilçe ve çöp kirliliğini yenmek için çok güzel bir etkinlik oldu. Piknik ve mesire alanlarına atılan cam ve pet şişe, izmarit, poşet gibi doğada uzun yıllar kalan ve çevreye ciddi zararları olan atıkların atılmamasını istiyorum. Bunu hepimiz isteyince başarılı oluruz. Bu etkinliği düzenleyen Şavşat Belediyemize ve katılım sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum. Temiz bir doğa, temiz bir Şavşat için el ele, gönül gönüle" dedi.  <strong>'HER ŞEY TEMİZ BİR ŞAVŞAT İÇİN'</strong>  Etkinlik öncesi konuşan Belediye Başkanı Durmuş Aydın da "Bizler bugün yapmış olduğumuz bu etkinlikte gerek çocuklarımıza gerekse bütün halkımıza çevre bilincini oluşturabilmek için bir farkındalık etkinliği yapıyoruz. Her şey temiz bir Şavşat için. Temiz bir Şavşat'ta yaşamak, bizim ve çocuklarımızın en önemli hakkıdır. Bunu sağlamak belediye olarak bizlerin ve de bütün duyarlı vatandaşlarımızın görevidir. Köylere giderken yol kenarlarında ciddi manada çöplerin atıldığını görüyoruz. Bazı mesire yerleri ve piknik alanları, çöp yorgan haline gelmiş durumda. Belediye olarak sorumluluk alanımız dışında olsa da oraların da temiz tutulması konusunda çalışma ve faaliyetlerimiz devam edecektir" diye konuştu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Koparmanın cezası 387 bin lira, jandarma drone ile koruyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/koparmanin-cezasi-387-bin-lira-jandarma-drone-ile-koruyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/koparmanin-cezasi-387-bin-lira-jandarma-drone-ile-koruyor</guid>
<description><![CDATA[ Afyonkarahisar’da koparılmasının cezası 387 bin lira olan endemik bitki türü Eber Sarısı, drone ile yapılan denetimlerle korunuyor.Afyonkarahisar’da koparıldığında 387 bin 141 lira cezası bulunan endemik bitki türü Eber Sarısı’nın bulunduğu alanlar drone ile kontrol ediliyor.  Eber Sarısı, Bolvadin ve Çay ilçeleri sınırlarındaki Eber Gölü çevresinde bulunan alanlarda yetişiyor.  Koparılması yasak olan Eber Sarısı’na zarar verildiğinde 387 bin 141 lira idari para cezası uygulanıyor.İl Jandarma Komutanlığı Çevre, Doğa ve Hayvanları Koruma Timi ile Doğa Koruma ve Milli Parklar 5. Bölge Müdürlüğü ekipleri, bahar aylarında sarı rengiyle çiçeklenen Eber Sarısı’nın yetiştiği bölgeleri havadan drone ile kontrol ediyor.  Ekipler, çevrenin korunmasına yönelik bilgilendirme de yapıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0qeptOVl10eEEHYueA3y8Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Koparmanın, cezası, 387, bin, lira, jandarma, drone, ile, koruyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0qeptOVl10eEEHYueA3y8Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Koparmanın cezası 387 bin lira, jandarma drone ile koruyor"><p>Afyonkarahisar’da koparılmasının cezası 387 bin lira olan endemik bitki türü Eber Sarısı, drone ile yapılan denetimlerle korunuyor.</p>Afyonkarahisar’da koparıldığında 387 bin 141 lira cezası bulunan endemik bitki türü Eber Sarısı’nın bulunduğu alanlar drone ile kontrol ediliyor.  Eber Sarısı, Bolvadin ve Çay ilçeleri sınırlarındaki Eber Gölü çevresinde bulunan alanlarda yetişiyor.  Koparılması yasak olan Eber Sarısı’na zarar verildiğinde 387 bin 141 lira idari para cezası uygulanıyor.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oqeXiX7ScEaOHbrXzDM6xw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="">İl Jandarma Komutanlığı Çevre, Doğa ve Hayvanları Koruma Timi ile Doğa Koruma ve Milli Parklar 5. Bölge Müdürlüğü ekipleri, bahar aylarında sarı rengiyle çiçeklenen Eber Sarısı’nın yetiştiği bölgeleri havadan drone ile kontrol ediyor.  Ekipler, çevrenin korunmasına yönelik bilgilendirme de yapıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaçak salep soğanı toplayan iki kişiye 774 bin lira para cezası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kacak-salep-sogani-toplayan-iki-kisiye-774-bin-lira-para-cezasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kacak-salep-sogani-toplayan-iki-kisiye-774-bin-lira-para-cezasi</guid>
<description><![CDATA[ Elazığ’da koruma altındaki salep soğanlarını kaçak olarak toplayan 2 kişi, suçüstü yakalandı. Yapılan kontrollerde 30 kilogram salep bitkisi topladığı belirlenen 2 kişiye, 774 bin 282 lira para cezası uygulandı.Elazığ’ın Arıcak ilçesinde koruma altında olan salep soğanlarını kaçak toplayan 2 kişiye 774 bin 282 lira para cezası uygulandı.Doğa Koruma ve Milli Parklar Elazığ Şubesi Müdürlüğü ekiplerince yürütülen doğa koruma ve kontrol faaliyetleri kapsamında ilçe kırsalında salep soğanı toplayan 2 kişi suçüstü yakalandı.Yapılan kontrolde 30 kilogram salep bitkisi topladığı tespit edilen 2 kişiye biyolojik çeşitliliği tahrip etme suçundan 774 bin 282 lira para cezası kesildi.Ekipler, salep soğanlarını tekrar ekimini yaptı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BHcsBYvcWUSvnnd6NOp_GA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kaçak, salep, soğanı, toplayan, iki, kişiye, 774, bin, lira, para, cezası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BHcsBYvcWUSvnnd6NOp_GA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kaçak salep soğanı toplayan iki kişiye 774 bin lira para cezası"><p>Elazığ’da koruma altındaki salep soğanlarını kaçak olarak toplayan 2 kişi, suçüstü yakalandı. Yapılan kontrollerde 30 kilogram salep bitkisi topladığı belirlenen 2 kişiye, 774 bin 282 lira para cezası uygulandı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gCYWBJ2S4kyKIm6yVxMThw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Elazığ’ın Arıcak ilçesinde koruma altında olan salep soğanlarını kaçak toplayan 2 kişiye 774 bin 282 lira para cezası uygulandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/shVJtrdtekKXTx6t1v_phA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğa Koruma ve Milli Parklar Elazığ Şubesi Müdürlüğü ekiplerince yürütülen doğa koruma ve kontrol faaliyetleri kapsamında ilçe kırsalında salep soğanı toplayan 2 kişi suçüstü yakalandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tEC30YmEnEusU3lky5sknQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan kontrolde 30 kilogram salep bitkisi topladığı tespit edilen 2 kişiye biyolojik çeşitliliği tahrip etme suçundan 774 bin 282 lira para cezası kesildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9Oz89fyQTkivUD0VGW4o4A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekipler, salep soğanlarını tekrar ekimini yaptı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Konya’da obruk tehlikesi: Uzmanlardan “Bizi felakete götürür” uyarısı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/konyada-obruk-tehlikesi-uzmanlardan-bizi-felakete-goeturur-uyarisi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/konyada-obruk-tehlikesi-uzmanlardan-bizi-felakete-goeturur-uyarisi</guid>
<description><![CDATA[ Konya Ovası’nda açılan kaçak su kuyuları, obruk riskini artırıyor. Konunun uzmanı akademisyenler, bir gecede açılan kuyular olduğunu ve bu kuyuların kapatılması gerektiğini belirtiyor. Obruk oluşumundaki hızlanmaya dikkat çeken uzmanlar, “Bu bizi felaketlere götürebiliyor.” uyarısında bulundu.Konya Ovası’nda açılan kaçak su kuyuları, bölgedeki obruk tehlikesinin daha da artmasına neden oluyor.
Kaçak su kuyularının obruk riskini artırdığına dikkati çeken konunun uzmanı akademisyenler, bir gecede açılan kuyular olduğunu, bu kuyuların kapatılması gerektiğini belirtiyor.Konya’nın Çumra ilçesine bağlı iki mahallede geçen hafta eş zamanlı olarak 15 obruk oluşması, obruk konusunu tekrar gündeme getirdi.Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Uygulamalı Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halil Kumsar, obrukların yer altında zamanla çözünen kireç taşlarının boşluk oluşturması ve zeminin çökmesiyle oluştuğunu söyledi.
Kumsar, bu tür boşluk içeren yerlerde yerleşim açısından risk oluştuğunu kaydederek, böyle yerlerde depremlerin daha büyük çöküntülerin olmasına neden olduğunu anlattı.Yer altı boşluklarının çok ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve ona göre kent planlaması yapılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Kumsar, “Eş zamanlı oluşan obruklar depremin habercisi olmaz. Onlar lokal, yerel hareketlerdir. Biz bunları kütle hareketleri olarak da tanımlarız. Onlar bir çökme şeklinde doğrudan yer çekimi yetkisiyle aşağıya inerler. Buradaki yer altındaki mağaranın tavanının aşağıya inmesidir. Dolayısıyla onu taşıyacak aşağıdan bir suyun kaldırma kuvveti bile yoktur.” diye konuştu.
Kumsar, yer altı sularının bilinçsiz kullanılmasının obruk oluşum riskini artırdığını belirterek, yağışların az olduğu Konya Ovası’nda da tarımsal sulamada yer altı sularının kullandığına dikkati çekti.
Bölgede DSİ’nin açtığı kuyularda suyun kontrollü şekilde kullanıldığını ancak kaçak kuyuların da açıldığını belirten Kumsar, “Konya Ovası’nda vatandaşın açtığı kayda girmeyen sondajlar da var. Bunların planlı bir şekilde kapatılması lazım. Yer altı suyuyla yapılacak olan sulamalarda özellikle kireç taşı veyahut karbonatlı kayaçların olduğu ortamlarda dikkatli olmak gerekir.” ifadelerini kullandı.Jeoloji Mühendisliği Bölümü Mineraloji-Petrografi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Semiz ise Denizli’nin Çivril ilçesinde 4 yıl önce meydana gelen obrukta bazı bilimsel veriler elde ettiklerini söyledi.
Obruğun mevcut jeolojik çökmenin sonucu meydana geldiğini tespit ettiklerini dile getiren Semiz, şöyle konuştu:
“Buradaki obruk oluşumunun en büyük sebebi bölgedeki su çekimlerinin çok fazla olması diyebiliriz. Bölgede kontrolsüz bir şekilde yer altı suyu kullanımı tespitlerimiz oldu. O bölgenin jeolojik yapısının bu tip oluşumları oluşturulabilecek potansiyele sahip bir bölge olduğunu ortaya koyduk. Buna göre de önlemlerin alınması şeklinde önerilerde bulunduk.”
Doç. Dr. Barış Semiz, karbonatlı kayaçların çok olduğu yerlerde yer altı su seviyesinin düşmesinin obruk oluşumlarını hızlandırabildiğini vurgulayarak, “Kaçak kuyular tespit edilemiyor, 1 gecede kuyuların açıldığını görüyorsunuz. Bu, sonunda bizi böyle felaketlere götürebiliyor.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2YpaV9llLUqVMGugu2-Whg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Konya’da, obruk, tehlikesi:, Uzmanlardan, “Bizi, felakete, götürür”, uyarısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2YpaV9llLUqVMGugu2-Whg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Konya’da obruk tehlikesi: Uzmanlardan “Bizi felakete götürür” uyarısı"><p>Konya Ovası’nda açılan kaçak su kuyuları, obruk riskini artırıyor. Konunun uzmanı akademisyenler, bir gecede açılan kuyular olduğunu ve bu kuyuların kapatılması gerektiğini belirtiyor. Obruk oluşumundaki hızlanmaya dikkat çeken uzmanlar, “Bu bizi felaketlere götürebiliyor.” uyarısında bulundu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uaxZNu1o7EenXSw6DYHYGQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Konya Ovası’nda açılan kaçak su kuyuları, bölgedeki obruk tehlikesinin daha da artmasına neden oluyor.
Kaçak su kuyularının obruk riskini artırdığına dikkati çeken konunun uzmanı akademisyenler, bir gecede açılan kuyular olduğunu, bu kuyuların kapatılması gerektiğini belirtiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yGQN00Suw0SeDnb6nYa2_g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Konya’nın Çumra ilçesine bağlı iki mahallede geçen hafta eş zamanlı olarak 15 obruk oluşması, obruk konusunu tekrar gündeme getirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NiGtINP_0E28xnKL9VvIOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Uygulamalı Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halil Kumsar, obrukların yer altında zamanla çözünen kireç taşlarının boşluk oluşturması ve zeminin çökmesiyle oluştuğunu söyledi.
Kumsar, bu tür boşluk içeren yerlerde yerleşim açısından risk oluştuğunu kaydederek, böyle yerlerde depremlerin daha büyük çöküntülerin olmasına neden olduğunu anlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UY7ALq_IHkG-CTH53LjqYg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yer altı boşluklarının çok ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve ona göre kent planlaması yapılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Kumsar, “Eş zamanlı oluşan obruklar depremin habercisi olmaz. Onlar lokal, yerel hareketlerdir. Biz bunları kütle hareketleri olarak da tanımlarız. Onlar bir çökme şeklinde doğrudan yer çekimi yetkisiyle aşağıya inerler. Buradaki yer altındaki mağaranın tavanının aşağıya inmesidir. Dolayısıyla onu taşıyacak aşağıdan bir suyun kaldırma kuvveti bile yoktur.” diye konuştu.
Kumsar, yer altı sularının bilinçsiz kullanılmasının obruk oluşum riskini artırdığını belirterek, yağışların az olduğu Konya Ovası’nda da tarımsal sulamada yer altı sularının kullandığına dikkati çekti.
Bölgede DSİ’nin açtığı kuyularda suyun kontrollü şekilde kullanıldığını ancak kaçak kuyuların da açıldığını belirten Kumsar, “Konya Ovası’nda vatandaşın açtığı kayda girmeyen sondajlar da var. Bunların planlı bir şekilde kapatılması lazım. Yer altı suyuyla yapılacak olan sulamalarda özellikle kireç taşı veyahut karbonatlı kayaçların olduğu ortamlarda dikkatli olmak gerekir.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ttij14CGg02GIYccwv-g7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Jeoloji Mühendisliği Bölümü Mineraloji-Petrografi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Semiz ise Denizli’nin Çivril ilçesinde 4 yıl önce meydana gelen obrukta bazı bilimsel veriler elde ettiklerini söyledi.
Obruğun mevcut jeolojik çökmenin sonucu meydana geldiğini tespit ettiklerini dile getiren Semiz, şöyle konuştu:
“Buradaki obruk oluşumunun en büyük sebebi bölgedeki su çekimlerinin çok fazla olması diyebiliriz. Bölgede kontrolsüz bir şekilde yer altı suyu kullanımı tespitlerimiz oldu. O bölgenin jeolojik yapısının bu tip oluşumları oluşturulabilecek potansiyele sahip bir bölge olduğunu ortaya koyduk. Buna göre de önlemlerin alınması şeklinde önerilerde bulunduk.”
Doç. Dr. Barış Semiz, karbonatlı kayaçların çok olduğu yerlerde yer altı su seviyesinin düşmesinin obruk oluşumlarını hızlandırabildiğini vurgulayarak, “Kaçak kuyular tespit edilemiyor, 1 gecede kuyuların açıldığını görüyorsunuz. Bu, sonunda bizi böyle felaketlere götürebiliyor.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Teksas&amp;apos;ta fırtına: 7 kişi hayatını kaybetti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/teksasta-firtina-7-kisi-hayatini-kaybetti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/teksasta-firtina-7-kisi-hayatini-kaybetti</guid>
<description><![CDATA[ Teksas&#039;ın Houston kentini vuran şiddetli hava koşullarında ölenlerin sayısı 7&#039;ye çıktı. Fırtınalar, kentteki ağaçları ve elektrik direklerini devirdi, sokaklar kırık camlarla kaplandı.ABD&#039;nin dördüncü büyük kenti olan Houston&#039;ı perşembe günü şiddetli yağmur ve saatte 160 kilometre hıza ulaşan rüzgarlar vurdu.
Kent merkezindeki caddeler patlayan camlarla kaplanırken, devrilen ağaçlar ve elektrik hatları yerleşim alanlarını kirletti.Ulusal Hava Servisi, Cypress banliyösünde bir hortum meydana geldiğini doğruladı.
Houston İtfaiyesi, caddelerdeki devrilen ağaçları kaldırmak için harekete geçti.Yetkililer can kaybının 7&#039;ye yükseldiğini açıklarken Harris İlçe Şerifi Ed Gonzalez, mobil evine yıldırım düşmesi ve evin alev alması sonucu  85 yaşında bir kadının da hayatını kaybettiğini söyledi.Ayrıca 60 yaşındaki bir adamın, fırtınanın vurduğu bölgenin geniş bir bölümünde elektriğin kesilmesinin ardından oksijen tankını çalıştırmak için kamyonetine gittikten sonra tepkisiz bir şekilde bulunduğu ve öldüğü açıklandı.
57 yaşındaki bir adam ise devrilen bir elektrik direğini kaldırmaya çalışırken yere yığıldı ve hayatını kaybetti.Houston Belediye Başkanı John Whitmire, perşembe günü fırtınadan sonra yaptığı açıklamada dört kişinin öldüğünü söylemişti.Petrol ve petrokimya merkezli bir ekonomiye sahip olan ve 2,3 milyon kişinin yaşadığı Houston&#039;daki okullar cuma günü kapatıldı ve zorunlu olmayan çalışanlara evde kalmaları çağrısı yapıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Yug-KjGVvUK0lPr57PekGw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Teksasta, fırtına:, kişi, hayatını, kaybetti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Yug-KjGVvUK0lPr57PekGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Teksas'ta fırtına: 7 kişi hayatını kaybetti"><p>Teksas'ın Houston kentini vuran şiddetli hava koşullarında ölenlerin sayısı 7'ye çıktı. Fırtınalar, kentteki ağaçları ve elektrik direklerini devirdi, sokaklar kırık camlarla kaplandı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/10HpqiyMEUWJehKE5xh5yA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD'nin dördüncü büyük kenti olan Houston'ı perşembe günü şiddetli yağmur ve saatte 160 kilometre hıza ulaşan rüzgarlar vurdu.
Kent merkezindeki caddeler patlayan camlarla kaplanırken, devrilen ağaçlar ve elektrik hatları yerleşim alanlarını kirletti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2DrWbD3L5EmICYiR5j7vkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ulusal Hava Servisi, Cypress banliyösünde bir hortum meydana geldiğini doğruladı.
Houston İtfaiyesi, caddelerdeki devrilen ağaçları kaldırmak için harekete geçti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W4UBE32OPkCiSrmayN4k5Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yetkililer can kaybının 7'ye yükseldiğini açıklarken Harris İlçe Şerifi Ed Gonzalez, mobil evine yıldırım düşmesi ve evin alev alması sonucu  85 yaşında bir kadının da hayatını kaybettiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AC-wddeljEqS37yjU-vxUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca 60 yaşındaki bir adamın, fırtınanın vurduğu bölgenin geniş bir bölümünde elektriğin kesilmesinin ardından oksijen tankını çalıştırmak için kamyonetine gittikten sonra tepkisiz bir şekilde bulunduğu ve öldüğü açıklandı.
57 yaşındaki bir adam ise devrilen bir elektrik direğini kaldırmaya çalışırken yere yığıldı ve hayatını kaybetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K1DAAvYDoUCsWDYiSq2vaQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Houston Belediye Başkanı John Whitmire, perşembe günü fırtınadan sonra yaptığı açıklamada dört kişinin öldüğünü söylemişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pm4Hx99ho0uhTUtwCKzvmA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Petrol ve petrokimya merkezli bir ekonomiye sahip olan ve 2,3 milyon kişinin yaşadığı Houston'daki okullar cuma günü kapatıldı ve zorunlu olmayan çalışanlara evde kalmaları çağrısı yapıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hrtmxzqx20al-Ptcmmmb3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araba lastiği, plastik boru, cam şişe… Bodrum’da denizin dibinden çıkanlar görenler şaşırttı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/araba-lastigi-plastik-boru-cam-sise-bodrumda-denizin-dibinden-cikanlar-goerenler-sasirtti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/araba-lastigi-plastik-boru-cam-sise-bodrumda-denizin-dibinden-cikanlar-goerenler-sasirtti</guid>
<description><![CDATA[ Muğla’nın turizm cenneti ilçelerinden Bodrum’da 10 yıldır düzenlenen deniz dibi temizliğinde dalgıçlar, denizin dibinde 2,5 ton çöp çıkardı. Toplanan atıklar, geri dönüşüm için atık merkezine götürüldü.Bodrum’da denizin gibinden 2,5 ton çöp çıktı.
Bodrum Belediyesi tarafından koyların atıklardan arındırılması amacıyla 10 yıldır düzenlenen deniz dibi temizliğinin ikinci etabı Yalıkavak’ta gerçekleşti.Bir buçuk saat süren deniz dibi temizliğinde dalgıçlar yaklaşık 2.5 ton atık çıkardı.Deniz dibinden araba lastiği, cam şişeler, teneke kutuları, plastik borular gibi bir çok malzeme çıkarıldı.Deniz dibi temizliği etkinliğinde toplanan atıklar, geri dönüşümü yapılmak üzere Konacık Mahallesi’ndeki atık merkezine götürüldü. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DiPp8kBITES5LBDFFjWuIA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Araba, lastiği, plastik, boru, cam, şişe…, Bodrum’da, denizin, dibinden, çıkanlar, görenler, şaşırttı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DiPp8kBITES5LBDFFjWuIA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Araba lastiği, plastik boru, cam şişe… Bodrum’da denizin dibinden çıkanlar görenler şaşırttı"><p>Muğla’nın turizm cenneti ilçelerinden Bodrum’da 10 yıldır düzenlenen deniz dibi temizliğinde dalgıçlar, denizin dibinde 2,5 ton çöp çıkardı. Toplanan atıklar, geri dönüşüm için atık merkezine götürüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wYVeXSqf_0-dwRFeEBpkzQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bodrum’da denizin gibinden 2,5 ton çöp çıktı.
Bodrum Belediyesi tarafından koyların atıklardan arındırılması amacıyla 10 yıldır düzenlenen deniz dibi temizliğinin ikinci etabı Yalıkavak’ta gerçekleşti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f3x3DOUg4UqYJUk-U-HP6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir buçuk saat süren deniz dibi temizliğinde dalgıçlar yaklaşık 2.5 ton atık çıkardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yhjzs1ngn0Kw3Gyrjiwc7A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz dibinden araba lastiği, cam şişeler, teneke kutuları, plastik borular gibi bir çok malzeme çıkarıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8iEE-PhBVEij29qqGN6cqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz dibi temizliği etkinliğinde toplanan atıklar, geri dönüşümü yapılmak üzere Konacık Mahallesi’ndeki atık merkezine götürüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/17bBihO-vUahi7zkkXD2zA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4unkPVSRBky-k37YMVrsYQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zfA1dIVv1UKzqUZNfjm_qg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JPcmEXpPdUyT8NNnwbvM9Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ters lalelere jandarma koruması</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ters-lalelere-jandarma-korumasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ters-lalelere-jandarma-korumasi</guid>
<description><![CDATA[ Muş’ta nadir görülen ters laleler açtı. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü koparılacak her bir ters lale için ceza bedelini 387 bin 141 lira olarak belirledi. Jandarma Komutanlığına bağlı Çevre Doğa ve Hayvanları Koruma Timi, lalelerin korunması için başlarında nöbet tutmaya başladı.Muş merkeze bağlı Karaağaç beldesinde, bin 800 rakımlı Çizmeburun Dağı’nda açan ve nadir görülen ters laleler, jandarma ekipleri tarafından korunuyor.Nesli koruma altında bulunan ters lalelerin soğanlarına zarar verilmemesi için jandarma ekipleri denetimlerini sıklaştırıyor.Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ise koparılan her lale için 387 bin 141 TL idari para cezası kesiyor.Muş Valisi Avni Çakır, Muş&#039;un meşhur Ters Lalesi ve Muş Lalesinin ilkbahar mevsimiyle birlikte ilin birçok noktasında görülebildiğini söyledi.Özellikle nisanın son haftaları ile mayısın ikinci haftasına kadar canlılıklarını koruyan bu endemik bitkilerin korunması gerektiğini vurgulayan Vali Çakır, “Ters lalelerin toplanması, ticarete konu edilmesi ve zarar verilmesi yasak. Jandarmamız bu anlamda bu bitkilerimizin yoğun olduğu bölgelerde görev ifa ediyorlar. Tabi bu konuda Muş’ta da vatandaşlarımızın hassasiyeti artık ciddi alamda oluştu. Çünkü bu Türkiye’de nadir gözüken bitkilerden bir tanesi. İlimizin de dışarıdaki en önemli tanıtım figürlerinden bir tanesi. Bu noktada jandarmamız çalışmalarını sürdürüyor.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P-tUlQxZVUG-BWzuWHvjxA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ters, lalelere, jandarma, koruması</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P-tUlQxZVUG-BWzuWHvjxA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Ters lalelere jandarma koruması"><p>Muş’ta nadir görülen ters laleler açtı. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü koparılacak her bir ters lale için ceza bedelini 387 bin 141 lira olarak belirledi. Jandarma Komutanlığına bağlı Çevre Doğa ve Hayvanları Koruma Timi, lalelerin korunması için başlarında nöbet tutmaya başladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oirSOuqwUkmu2MFGiQxvrg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Muş merkeze bağlı Karaağaç beldesinde, bin 800 rakımlı Çizmeburun Dağı’nda açan ve nadir görülen ters laleler, jandarma ekipleri tarafından korunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XPNdgjC_SE2XPudC41x04g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nesli koruma altında bulunan ters lalelerin soğanlarına zarar verilmemesi için jandarma ekipleri denetimlerini sıklaştırıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5dAGVleGIkGvK65cOHB-IA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ise koparılan her lale için 387 bin 141 TL idari para cezası kesiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l9xr6m-BmUe2a-IoFYrmrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Muş Valisi Avni Çakır, Muş'un meşhur Ters Lalesi ve Muş Lalesinin ilkbahar mevsimiyle birlikte ilin birçok noktasında görülebildiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u8uKTlp3z0GjNTzoCGFPIw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle nisanın son haftaları ile mayısın ikinci haftasına kadar canlılıklarını koruyan bu endemik bitkilerin korunması gerektiğini vurgulayan Vali Çakır, “Ters lalelerin toplanması, ticarete konu edilmesi ve zarar verilmesi yasak. Jandarmamız bu anlamda bu bitkilerimizin yoğun olduğu bölgelerde görev ifa ediyorlar. Tabi bu konuda Muş’ta da vatandaşlarımızın hassasiyeti artık ciddi alamda oluştu. Çünkü bu Türkiye’de nadir gözüken bitkilerden bir tanesi. İlimizin de dışarıdaki en önemli tanıtım figürlerinden bir tanesi. Bu noktada jandarmamız çalışmalarını sürdürüyor.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Dünya Çevre Günü mesajı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cumhurbaskani-erdogandan-dunya-cevre-gunu-mesaji</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cumhurbaskani-erdogandan-dunya-cevre-gunu-mesaji</guid>
<description><![CDATA[ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Çevre Günü nedeniyle yazılı bir mesaj yayımladı. Erdoğan, “Daha yaşanabilir ve yeşil bir dünya, küresel çevre sorunlarının çözüme kavuşturulmasıyla mümkün olabilir.” dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle bir mesaj yayımladı.  Dünya’nın küresel ısınma, çölleşme, biyolojik çeşitliliğin azalması gibi birçok çevre felaketiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Daha yaşanabilir ve yeşil bir dünya, küresel çevre sorunlarının çözüme kavuşturulmasıyla mümkün olabilir.” dedi.  Çevre sorunlarının tüm insanlığın ortak sorunu olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm yolunun uluslararası iş birliğinden geçtiğini ifade etti.  “Daha yeşil, daha temiz bir Türkiye için ülke genelinde atık yönetimi, iklim dostu teknoloji, enerji kaynaklarının kullanımı, hava, su ve toprak kalitesinin iyileştirilmesi, ağaçlandırma kampanyaları ve planlı şehirleşme yönünde önemli çalışmaları hızla sürdürüyoruz.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsan ve çevre sağılığının korunmasında kritik öneme sahip katı atık toplama tesisleri de ülke genelinde yaygınlaştırılmıştır. Sıfır Atık Hareketi bütün dünyanın örnek aldığı bir çevre hareketi ve ekonomik döngü modeli haline gelmiştir.” ifadelerini kullandı.  Kuraklığın giderek daha büyük bir tehdit haline geldiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de yer altı ve yer üstü su kaynaklarını korumak için önemli adımlar atıldığını söyledi.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İçme suyu tesisleri ile son dönemde yaşanan taşkınlardan korunmak için taşkın tesisleri ve atık su arıtma tesislerinin sayısı önemli sayıda artırılmıştır. Diğer yandan yer altı barajları inşa etmekle ilgili çalışmalar da sürdürülmektedir.” dedi.  Erdoğan, “Tabiat varlıklarımızın korunması, planlı şehirleşme çalışmaları, ağaçlandırma seferberlikleri ve çevre kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla gerçekleştirilen projelere de destek vermekteyiz.” ifadelerini kullandı.  Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:  “İçtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın, ayak bastığımız toprağın, bilinçsizce tükettiğimiz kaynakların insanlığın israf yerine, doğaya saygılı, çevreye duyarlı, kanaati esas alan bir tüketim anlayışını yerleştirmek için çabalarımızı sürdürmekteyiz. Bu noktada, aileler ve eğitimciler başta olmak üzere hepimize büyük sorumluluklar düşüyor.  Türkiye Yüzyılı’nın inşası için çevre konusunda da, ilhamını kadim medeniyetimizden alan bir anlayışla çabalarımızı sürdüreceğiz.  Bu günün, çevre sorunları konusundaki toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağlamasını temenni ediyor, gelecek nesillere daha yeşil bir dünya bırakmak için tüm vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağırıyor, en kalbi duygularımla selamlıyorum.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m6Agzlh24kmn-JKcU5ESBA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Cumhurbaşkanı, Erdoğan’dan, Dünya, Çevre, Günü, mesajı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m6Agzlh24kmn-JKcU5ESBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Dünya Çevre Günü mesajı"><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Çevre Günü nedeniyle yazılı bir mesaj yayımladı. Erdoğan, “Daha yaşanabilir ve yeşil bir dünya, küresel çevre sorunlarının çözüme kavuşturulmasıyla mümkün olabilir.” dedi.</p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle bir mesaj yayımladı.  Dünya’nın küresel ısınma, çölleşme, biyolojik çeşitliliğin azalması gibi birçok çevre felaketiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Daha yaşanabilir ve yeşil bir dünya, küresel çevre sorunlarının çözüme kavuşturulmasıyla mümkün olabilir.” dedi.  Çevre sorunlarının tüm insanlığın ortak sorunu olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm yolunun uluslararası iş birliğinden geçtiğini ifade etti.  “Daha yeşil, daha temiz bir Türkiye için ülke genelinde atık yönetimi, iklim dostu teknoloji, enerji kaynaklarının kullanımı, hava, su ve toprak kalitesinin iyileştirilmesi, ağaçlandırma kampanyaları ve planlı şehirleşme yönünde önemli çalışmaları hızla sürdürüyoruz.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsan ve çevre sağılığının korunmasında kritik öneme sahip katı atık toplama tesisleri de ülke genelinde yaygınlaştırılmıştır. Sıfır Atık Hareketi bütün dünyanın örnek aldığı bir çevre hareketi ve ekonomik döngü modeli haline gelmiştir.” ifadelerini kullandı.  Kuraklığın giderek daha büyük bir tehdit haline geldiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de yer altı ve yer üstü su kaynaklarını korumak için önemli adımlar atıldığını söyledi.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İçme suyu tesisleri ile son dönemde yaşanan taşkınlardan korunmak için taşkın tesisleri ve atık su arıtma tesislerinin sayısı önemli sayıda artırılmıştır. Diğer yandan yer altı barajları inşa etmekle ilgili çalışmalar da sürdürülmektedir.” dedi.  Erdoğan, “Tabiat varlıklarımızın korunması, planlı şehirleşme çalışmaları, ağaçlandırma seferberlikleri ve çevre kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla gerçekleştirilen projelere de destek vermekteyiz.” ifadelerini kullandı.  Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:  “İçtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın, ayak bastığımız toprağın, bilinçsizce tükettiğimiz kaynakların insanlığın israf yerine, doğaya saygılı, çevreye duyarlı, kanaati esas alan bir tüketim anlayışını yerleştirmek için çabalarımızı sürdürmekteyiz. Bu noktada, aileler ve eğitimciler başta olmak üzere hepimize büyük sorumluluklar düşüyor.  Türkiye Yüzyılı’nın inşası için çevre konusunda da, ilhamını kadim medeniyetimizden alan bir anlayışla çabalarımızı sürdüreceğiz.  Bu günün, çevre sorunları konusundaki toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağlamasını temenni ediyor, gelecek nesillere daha yeşil bir dünya bırakmak için tüm vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağırıyor, en kalbi duygularımla selamlıyorum.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>El Nino çarpan etkisi yarattı, denizler alarm veriyor: “Etkileri çok büyük olacak”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/el-nino-carpan-etkisi-yaratti-denizler-alarm-veriyor-etkileri-cok-buyuk-olacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/el-nino-carpan-etkisi-yaratti-denizler-alarm-veriyor-etkileri-cok-buyuk-olacak</guid>
<description><![CDATA[ Küresel iklim değişikliğiyle birleşen El Nino, deniz suyu sıcaklıklarında çarpan etkisi yarattı. Türkiye’de yaşanan son El Nino’nun 2014-2016’da yaşandığını anlatan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, “Aradan geçen zaman 10 yıl bile değil ve Akdeniz’de 2 derecelik bir artış görüyoruz. Ege benzer durumda, 2 dereceye yakın bir artış var. Marmara ve Karadeniz’de artışlar 2 derecenin üzerinde.” ifadelerini kullandı. Salihoğlu, bu durumun denizlerin alarm verdiği anlamına geldiğini söyledi.Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, son yaşanan El Nino hava olayının iklim değişikliğiyle birleşerek çarpan etkisi yaptığını ve deniz suyu sıcaklıklarını rekor seviyelere ulaştırdığını bildirdi.  Avrupa Birliği’ne bağlı bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre küresel deniz yüzey suyu sıcaklığının, 1991-2020 ortalamasının üzerinde olduğu ilk 10 aydan 9’u son El Nino, 1&#039;i de 2016 yılındaki El Nino döneminde yaşandı.  Sıcaklığın, ortalamanın en fazla üzerinde olduğu aylar ve sıcaklık farkları şu şekilde sıralandı:  YIL/AY   SICAKLIK FARKI (1991-2020 ORTALAMASINA GÖRE-SANTİGRAT DERECE)  2023/09                0,93  2023/11                0,85  2023/10                0,85  2024/02                0,80  2024/03                0,72  2023/07                0,72  2023/08                0,70  2024/01                0,69  2016/02                0,68  2024/04                0,66  ODTÜ Deniz Bilimleri Ensititüsü’nün analizlerine göre, geçen yılın haziran ayında başlayıp bu yılın nisan ayında sona eren El Nino döneminde Akdeniz’de deniz suyu sıcaklığı ortalaması 23,06 santigrat derece oldu. Bu rakam bir önceki El Nino dönemi olan 2014-2016 yıllarında 21,04; 1997-1998’de 20,98; 1982-1983 yıllarında ise 20,25 santigrat derece ölçüldü.  Ege Denizi’nde son El Nino döneminde 19,97 derece olarak kaydedilen deniz suyu sıcaklığı 2014-2016 arasında 18,11; 1997-1998 yıllarında 18,03; 1982-1983 döneminde ise 17,51 derece oldu.  Marmara’da bu rakamlar son El Nino’dan geriye doğru, 17,21 derece, 14,72 derece, 15,18 derece ve 15,10 santigrat derece şeklinde kaydedildi.  Marmara Denizi ile benzer bir seyir izleyen Karadeniz’de ise son El Nino döneminde deniz suyu sıcaklığı 17,36 derece olurken, geçmişteki El Nino dönemlerinde, sırasıyla 14,47 derece, 15,10 derece ve 14,67 santigrat derece şeklinde ölçüldü.“DENİZLERİMİZ ALARM VERİYOR”  Soruları yanıtlayan Salihoğlu, El Nino döneminin geride kaldığını ancak etkilerinin sürdüğünü, bu hava olayının iklim değişikliğiyle birleşmesiyle de aşırı sıcakların görülmeye başlandığını belirtti.  Bu durumun denizin sadece sıcaklığını değil, ekosistem yapısını ve sağladığı servisleri de baştan sona etkilediğini vurgulayan Salihoğlu, “Bu El Nino’yu daha önceki çok güçlü olanlarıyla karşılaştırdığımızda ulaştığımız deniz suyu sıcaklıkları hepsinin ötesinde, rekor sıcaklıklar. Bu iklim değişikliği ile birleşince topyekun etkisi çok güçlü oldu. Çarpan etkisi yaptı ve sıcaklıkları hiç görmediğimiz rakamlara çıkardı.” dedi.  Akdeniz’deki deniz yüzey suyu sıcaklıklarının önceki El Nino dönemlerinde en fazla 21 derecelere çıkmışken bu kez 23 dereceye ulaştığına dikkati çeken Salihoğlu, şunları söyledi:  “En son gördüğümüz El Nino 2014-2016’daydı, aradan geçen zaman 10 yıl bile değil ve Akdeniz&#039;de 2 derecelik bir artış görüyoruz. Ege benzer durumda, 2 dereceye yakın bir artış var. Marmara ve Karadeniz’de artışlar 2 derecenin üzerinde. Burada gerçekten &#039;Denizlerimiz alarm veriyor.&#039; dedirten bir durum var. İklim değişiyor ve üzerine El Nino eklenince hiç görmediğimiz sıcaklıklar gördük. Bunların ekosistem üzerinde etkileri çok büyük olacak, bunları da göreceğiz.”  “EKOSİSTEMİN ADAPTE OLMASI MÜMKÜN DEĞİL”  Denizlerde sıcaklık artışından en fazla etkilenen bölgelerin Doğu Akdeniz ve Doğu Karadeniz olduğu bilgisini paylaşan Salihoğlu, ısınmanın derin denizleri farklı şekillerde etkilediğini dile getirdi.  Salihoğlu, “Karadeniz’de artık soğuk ara tabakayı göremez olduk, Akdeniz’de de benzer bir durum var, ısınma derin denize yansımış durumda. Ama bunu Karadeniz’deki kadar net görebilmiş değiliz. Marmara Denizi&#039;nde ise çok net çünkü derin denizdeki sular Akdeniz’den geliyor ve burada derindeki değişim çok daha hızlı gerçekleşiyor yani Marmara’da derinde ciddi bir sıcaklık artışı görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.  Halihazırda denizler üzerinde kirlilik, istilacı türler, avcılık gibi birçok baskı bulunduğunu anlatan Salihoğlu, ekosistemin bu denli ani sıcaklık değişimlerine adapte olabilmesinin mümkün olmadığını dile getirdi.Prof. Dr. Salihoğlu, denizlerdeki türler ve biyoçeşitlilik konuşulduğu zaman sadece balıkların düşünülmemesi, fotosentez yapan fitoplanktondan başlayarak bütün ekosistemin ele alınması gerektiğini kaydetti.  Sıcaklık artışlarında fitoplankton gibi mikroskobik bitkilerde ciddi değişimler olabildiğine değinen Salihoğlu, şöyle devam etti:  “Zararlı alg patlamaları olabiliyor y ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wvisfUlcbEWBLYT0eoqp5g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Nino, çarpan, etkisi, yarattı, denizler, alarm, veriyor:, “Etkileri, çok, büyük, olacak”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wvisfUlcbEWBLYT0eoqp5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="El Nino çarpan etkisi yarattı, denizler alarm veriyor: “Etkileri çok büyük olacak”"><p>Küresel iklim değişikliğiyle birleşen El Nino, deniz suyu sıcaklıklarında çarpan etkisi yarattı. Türkiye’de yaşanan son El Nino’nun 2014-2016’da yaşandığını anlatan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, “Aradan geçen zaman 10 yıl bile değil ve Akdeniz’de 2 derecelik bir artış görüyoruz. Ege benzer durumda, 2 dereceye yakın bir artış var. Marmara ve Karadeniz’de artışlar 2 derecenin üzerinde.” ifadelerini kullandı. Salihoğlu, bu durumun denizlerin alarm verdiği anlamına geldiğini söyledi.</p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, son yaşanan El Nino hava olayının iklim değişikliğiyle birleşerek çarpan etkisi yaptığını ve deniz suyu sıcaklıklarını rekor seviyelere ulaştırdığını bildirdi.  Avrupa Birliği’ne bağlı bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre küresel deniz yüzey suyu sıcaklığının, 1991-2020 ortalamasının üzerinde olduğu ilk 10 aydan 9’u son El Nino, 1'i de 2016 yılındaki El Nino döneminde yaşandı.  Sıcaklığın, ortalamanın en fazla üzerinde olduğu aylar ve sıcaklık farkları şu şekilde sıralandı:  <strong>YIL/AY  </strong> <strong>SICAKLIK FARKI</strong> <strong>(1991-2020 ORTALAMASINA GÖRE-SANTİGRAT DERECE)</strong>  2023/09                0,93  2023/11                0,85  2023/10                0,85  2024/02                0,80  2024/03                0,72  2023/07                0,72  2023/08                0,70  2024/01                0,69  2016/02                0,68  2024/04                0,66  ODTÜ Deniz Bilimleri Ensititüsü’nün analizlerine göre, geçen yılın haziran ayında başlayıp bu yılın nisan ayında sona eren El Nino döneminde Akdeniz’de deniz suyu sıcaklığı ortalaması 23,06 santigrat derece oldu. Bu rakam bir önceki El Nino dönemi olan 2014-2016 yıllarında 21,04; 1997-1998’de 20,98; 1982-1983 yıllarında ise 20,25 santigrat derece ölçüldü.  Ege Denizi’nde son El Nino döneminde 19,97 derece olarak kaydedilen deniz suyu sıcaklığı 2014-2016 arasında 18,11; 1997-1998 yıllarında 18,03; 1982-1983 döneminde ise 17,51 derece oldu.  Marmara’da bu rakamlar son El Nino’dan geriye doğru, 17,21 derece, 14,72 derece, 15,18 derece ve 15,10 santigrat derece şeklinde kaydedildi.  Marmara Denizi ile benzer bir seyir izleyen Karadeniz’de ise son El Nino döneminde deniz suyu sıcaklığı 17,36 derece olurken, geçmişteki El Nino dönemlerinde, sırasıyla 14,47 derece, 15,10 derece ve 14,67 santigrat derece şeklinde ölçüldü.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bwqTkYlfVE-HjIbam6dx3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt=""><strong>“DENİZLERİMİZ ALARM VERİYOR”</strong>  Soruları yanıtlayan Salihoğlu, El Nino döneminin geride kaldığını ancak etkilerinin sürdüğünü, bu hava olayının iklim değişikliğiyle birleşmesiyle de aşırı sıcakların görülmeye başlandığını belirtti.  Bu durumun denizin sadece sıcaklığını değil, ekosistem yapısını ve sağladığı servisleri de baştan sona etkilediğini vurgulayan Salihoğlu, “Bu El Nino’yu daha önceki çok güçlü olanlarıyla karşılaştırdığımızda ulaştığımız deniz suyu sıcaklıkları hepsinin ötesinde, rekor sıcaklıklar. Bu iklim değişikliği ile birleşince topyekun etkisi çok güçlü oldu. Çarpan etkisi yaptı ve sıcaklıkları hiç görmediğimiz rakamlara çıkardı.” dedi.  Akdeniz’deki deniz yüzey suyu sıcaklıklarının önceki El Nino dönemlerinde en fazla 21 derecelere çıkmışken bu kez 23 dereceye ulaştığına dikkati çeken Salihoğlu, şunları söyledi:  “En son gördüğümüz El Nino 2014-2016’daydı, aradan geçen zaman 10 yıl bile değil ve Akdeniz'de 2 derecelik bir artış görüyoruz. Ege benzer durumda, 2 dereceye yakın bir artış var. Marmara ve Karadeniz’de artışlar 2 derecenin üzerinde. Burada gerçekten 'Denizlerimiz alarm veriyor.' dedirten bir durum var. İklim değişiyor ve üzerine El Nino eklenince hiç görmediğimiz sıcaklıklar gördük. Bunların ekosistem üzerinde etkileri çok büyük olacak, bunları da göreceğiz.”  <strong>“EKOSİSTEMİN ADAPTE OLMASI MÜMKÜN DEĞİL”</strong>  Denizlerde sıcaklık artışından en fazla etkilenen bölgelerin Doğu Akdeniz ve Doğu Karadeniz olduğu bilgisini paylaşan Salihoğlu, ısınmanın derin denizleri farklı şekillerde etkilediğini dile getirdi.  Salihoğlu, “Karadeniz’de artık soğuk ara tabakayı göremez olduk, Akdeniz’de de benzer bir durum var, ısınma derin denize yansımış durumda. Ama bunu Karadeniz’deki kadar net görebilmiş değiliz. Marmara Denizi'nde ise çok net çünkü derin denizdeki sular Akdeniz’den geliyor ve burada derindeki değişim çok daha hızlı gerçekleşiyor yani Marmara’da derinde ciddi bir sıcaklık artışı görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.  Halihazırda denizler üzerinde kirlilik, istilacı türler, avcılık gibi birçok baskı bulunduğunu anlatan Salihoğlu, ekosistemin bu denli ani sıcaklık değişimlerine adapte olabilmesinin mümkün olmadığını dile getirdi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yDxaQM6lmkO0lBk_F9TnKA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="">Prof. Dr. Salihoğlu, denizlerdeki türler ve biyoçeşitlilik konuşulduğu zaman sadece balıkların düşünülmemesi, fotosentez yapan fitoplanktondan başlayarak bütün ekosistemin ele alınması gerektiğini kaydetti.  Sıcaklık artışlarında fitoplankton gibi mikroskobik bitkilerde ciddi değişimler olabildiğine değinen Salihoğlu, şöyle devam etti:  “Zararlı alg patlamaları olabiliyor ya da müsilaj döneminde gördüğümüz gibi buna yol açan türlerin çoğalması gerçekleşebiliyor. Karadeniz ve Akdeniz’de dönem dönem zehirli alg türlerinin patlama yaptığını görüyoruz. Denizanalarında artışlar görüyoruz. Balık türlerinde ise değişim muazzam, Akdeniz kıyılarında şu anda bulunan balık türlerinin yarısı istilacı türler. Bunlar zaten sıcak sulara adapte olmuş türler olduğu için hemen buraya da adapte oldular. Zaten aşınmış bir habitat, ekosistem var. Yerli ve ekonomik türlerin ise artan sıcaklıklardan dolayı yumurtlama ve doğal göç dönemlerinde değişiklikler yaşanacak.”  Ekosistemi en fazla aşındıran faaliyetin balıkçılık olduğunun altını çizen Barış Salihoğlu, fitoplanktonların, zooplanktonların, balıkların, hatta memelilerin dahi bundan etkilendiğine değindi.  Sıcaklık artışıyla beraber deniz canlılarının kuzeye göç ettiklerini aktaran Salihoğlu, “Bizim gibi kapalı denizlerde türler için kuzeye göçlerin çözüm olduğunu düşünmüyorum. Okyanuslarda daha net gözlemleniyor ama bu da çözüm değil. Çünkü göç eden türler gittikleri bölgeler için yeni türler oluyor ve ekosistem topyekun değişiyor. Bizimki gibi Akdeniz, Karadeniz gibi denizlerde göçler muhakkak olacaktır ama bunlar ekosistemin değişmesi demek ve olumlu bir sonucu olmayacak.” diye konuştu.  Doğal bir olay olan El Nino’nun önüne geçilemeyeceğini ve iklim değişikliği konusunda önlem alınması gerektiğini ifade eden Salihoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:  “İklim değişikliğinden dolayı artan sıcaklıklar insanların eseri, bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Karbon salımını düşürmemiz lazım. Sıcaklık artışını 1,5 derece tutamadık ama en azından 2 derecede tutmamız lazım. İklim değişikliği bir gerçek ve geri çevirmek kolay değil. Denizler için çözüm, diğer baskıları azaltmaktır. Deniz ve kara ekosistemlerini iklime dirençli hale getirmek için avcılık ve kirlilik baskısını azaltmalıyız. Kirlilik, sadece Marmara'nın değil, tüm denizlerimizin sorunu. Balıkçılıkta trol gibi zararlı araçların kullanımına son vermemiz, iklim baskısıyla mücadele eden ekosistemleri desteklememiz gerekiyor. Bu baskıları ortadan kaldırmalıyız ki ekosistemler iklim değişikliklerine direnebilsin, çözüm yolu bu.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ODTÜ, denizlerin röntgenini çekti: 28 ilde büyük çevre deneyi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/odtu-denizlerin-roentgenini-cekti-28-ilde-buyuk-cevre-deneyi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/odtu-denizlerin-roentgenini-cekti-28-ilde-buyuk-cevre-deneyi</guid>
<description><![CDATA[ Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Türk denizlerinin röntgenini çekti. Denize kıyısı olan 28 ilde nisan ayında yapılan deneyin ilk bulgularına göre, deniz yüzeyi sıcaklığı geçen yılın aynı dönemine kıyasla Batı Karadeniz’de 2,3, Marmara’da 1,8, Akdeniz’de 1,5, Ege ve Doğu Karadeniz ise 1 derece yüksek ölçüldü. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, çevre deneyinin ilk sonuçlarıyla ilgili olarak, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi.Türkiye’yi çevreleyen denizlerin sıcaklık, kirlilik ve oksijen durumunu tespit için 28 kıyı ilinde ve KKTC’de öğrenciler, mezunlar ile yakınlarının katılımıyla ülkedeki en büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını açıkladı.Ülkede yürütülen en kapsamlı vatandaş bilimi projesi niteliğindeki Denizlerimizin Genç Kaşifleri ile 7’den 77’ye katılımcılar, Ramazan Bayramı tatilinde bulundukları kıyı illerinde özel üretilmiş cihazlarla denizlerden örnekler topladı.
Gönüllülerle yürütülen deneyle gemiyle aylar sürecek seyrüsefere gerek kalmadan, 250 bin litre yakıt tasarrufu sağlandı, 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izinin de önüne geçildi.ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, Denizlerimizin Genç Kaşifleriprojesinde toplanan verilerin ilk analizlerine yönelik, açıklamalarda bulundu.
ODTÜ’nün nitelikli araştırmacılarıyla bilime yaptığı katkıların yanı sıra, bilimi toplumla buluşturan projelerle öncü rol oynamaya devam ettiğini vurgulayan Kök, Türkiye’de bir üniversite bünyesinde kurulan ilk Bilim İletişimi Ofisi’nin de yine üniversitede yer aldığına dikkati çekti.
Son yıllarda öne çıkan bilim iletişimi yöntemlerinden birisinin vatandaş bilimi olduğunu belirten Kök, bu yöntemle toplumun bilimsel süreçlere katılımının teşvik edildiğini anlattı.
ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından Türkiye’nin deniz kenarı şehirlerinde ve KKTC’de gönüllü araştırma ekipleri kurduklarını söyleyen Kök, bu sayede toplumu bilimle buluştururken, 7’den 77’ye halkın desteği ile aylarca sürecek bir projeyi düşük karbon ayak izi bırakarak gerçekleştirdiklerini kaydetti.Rektör Kök, ülkenin en geniş kapsamlı çevre deneyleri arasında yer alan projede, ODTÜ öğrenci ve mezunları ile yakınlarından oluşan katılımcıların, denize kıyısı olan 28 ilde ve KKTC’de ODTÜ tarafından geliştirilen deney ve ölçüm kitleri aracılığıyla deniz suyunun sıcaklık, tuzluluk, çözünmüş oksijen ve pH verilerini ölçtüğünü belirterek, bu verilerin, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünce (DBE) yapılan deniz suyu kalitesini belirlemeye yönelik bilimsel çalışmalara katkıda bulunmak üzere incelenmeye başlandığını aktardı.Proje için, ODTÜ Tasarım Fabrikası ile DBE araştırmacıları tarafından, denizler için büyük önem arz eden parametreleri dakikalar içinde toplamayı olanaklı kılan Kaşif-1 adlı cihaz geliştirildiğini anlatan Kök, “Bu parametrelerin koordinatlarla beraber merkezi veri tabanında birleştirilerek enstitümüzdeki bilim insanlarının yorumlamaları için hazır hale getirildi.” dedi.
Rektör Kök, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#039;ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk&#039;ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı&#039;nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” diye konuştu.ODTÜ&#039;nün gönüllü araştırmacıların ölçümlerinden toplanan tüm veriler, Bilim İletişimi Ofisi veri tabanında toplanarak derlendi ve ODTÜ DBE ve ODTÜ İklim Merkezi araştırmacıları Prof. Dr. Barış Salihoğlu ve Doktor Öğretim Üyesi Devrim Tezcan tarafından ilk analizleri yapıldı.ODTÜ&#039;nün projeye ilişkin ilk analiz raporunda, şu ifadelere yer verildi:
“ODTÜ DBE tarafından değerlendirilen verilerin ışığında, küresel ısınmanın her yıl kendisini artarak hissettirmesine bir kez daha tanık olmanın yanı sıra bu yıl El Nino&#039;nun da etkisiyle diğer pek çok bölgede olduğu gibi ülkemizde de rekor sıcaklıkların kendini göstermesi bu çalışmayla da onaylanmış oldu.
Türkiye denizlerinde uydu verilerinden hesaplanan nisan ayı ortalama deniz yüzeyi sıcaklık artışı geçen yılın uydu verileriyle kıyaslandı. Buna göre; deniz yüzeyi sıcaklık artışları, Akdeniz&#039;de 1,5 derece Ege&#039;de 1 derece, Marmara Bölgesi&#039;nde 1,8 derece, Batı Karadeniz&#039;de 2,3 derece ve Doğu Karadeniz&#039;de 1 derece yüksek ölçüldü. Deney sonuçlarımız, 2024 yılına ait uydu verilerinin ölçümleriyle de uyumlu çıktı.
Deneyde ölçülen veriler, son 40 yılın uzun dönemli ortalama verisi ile kıyaslandığında, 2024 yılı Nisan ayındaki deniz kıyılarının bulunduğu bölgelerin sıcaklık artışının 1,5-3 derece daha fazla olduğunu doğruladı.
Denizlerimizin Genç Kaşifleri ile değişik bölgelerden gelen ölçümlerde de bu genel yönelime benzer sonuçlar elde edildi. Buna örnek olarak da Mersin&#039;de ortalama sıcaklık 20 derece, Antalya&#039;da 19 derece ve Muğla&#039;da 19 derece sıcaklık gözlemlenirken Giresun&#039;da 15 derece dolayında ölçüldü.”Analiz raporunda, kıyılardaki kirlilik ve biyolojik üretkenlikle ilgili şu değerlendirmeler yapıldı:
“İlk izlenim ola ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U6MdFwiZzU26qVlhE3HIow.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>ODTÜ, denizlerin, röntgenini, çekti:, ilde, büyük, çevre, deneyi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U6MdFwiZzU26qVlhE3HIow.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="ODTÜ, denizlerin röntgenini çekti: 28 ilde büyük çevre deneyi"><p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Türk denizlerinin röntgenini çekti. Denize kıyısı olan 28 ilde nisan ayında yapılan deneyin ilk bulgularına göre, deniz yüzeyi sıcaklığı geçen yılın aynı dönemine kıyasla Batı Karadeniz’de 2,3, Marmara’da 1,8, Akdeniz’de 1,5, Ege ve Doğu Karadeniz ise 1 derece yüksek ölçüldü. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, çevre deneyinin ilk sonuçlarıyla ilgili olarak, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OakHoeYpJEKewU5enpRc3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Türkiye’yi çevreleyen denizlerin sıcaklık, kirlilik ve oksijen durumunu tespit için 28 kıyı ilinde ve KKTC’de öğrenciler, mezunlar ile yakınlarının katılımıyla ülkedeki en büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LuUj_waLz0Kb7hSzeMb7MQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ülkede yürütülen en kapsamlı vatandaş bilimi projesi niteliğindeki Denizlerimizin Genç Kaşifleri ile 7’den 77’ye katılımcılar, Ramazan Bayramı tatilinde bulundukları kıyı illerinde özel üretilmiş cihazlarla denizlerden örnekler topladı.
Gönüllülerle yürütülen deneyle gemiyle aylar sürecek seyrüsefere gerek kalmadan, 250 bin litre yakıt tasarrufu sağlandı, 650 ton karbondioksite karşılık gelen karbon ayak izinin de önüne geçildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Oi-Q8J_YG0y3CHMXnRncZw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, Denizlerimizin Genç Kaşifleriprojesinde toplanan verilerin ilk analizlerine yönelik, açıklamalarda bulundu.
ODTÜ’nün nitelikli araştırmacılarıyla bilime yaptığı katkıların yanı sıra, bilimi toplumla buluşturan projelerle öncü rol oynamaya devam ettiğini vurgulayan Kök, Türkiye’de bir üniversite bünyesinde kurulan ilk Bilim İletişimi Ofisi’nin de yine üniversitede yer aldığına dikkati çekti.
Son yıllarda öne çıkan bilim iletişimi yöntemlerinden birisinin vatandaş bilimi olduğunu belirten Kök, bu yöntemle toplumun bilimsel süreçlere katılımının teşvik edildiğini anlattı.
ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından Türkiye’nin deniz kenarı şehirlerinde ve KKTC’de gönüllü araştırma ekipleri kurduklarını söyleyen Kök, bu sayede toplumu bilimle buluştururken, 7’den 77’ye halkın desteği ile aylarca sürecek bir projeyi düşük karbon ayak izi bırakarak gerçekleştirdiklerini kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WMRI0mpRgEm3-MsvCPIBdQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rektör Kök, ülkenin en geniş kapsamlı çevre deneyleri arasında yer alan projede, ODTÜ öğrenci ve mezunları ile yakınlarından oluşan katılımcıların, denize kıyısı olan 28 ilde ve KKTC’de ODTÜ tarafından geliştirilen deney ve ölçüm kitleri aracılığıyla deniz suyunun sıcaklık, tuzluluk, çözünmüş oksijen ve pH verilerini ölçtüğünü belirterek, bu verilerin, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünce (DBE) yapılan deniz suyu kalitesini belirlemeye yönelik bilimsel çalışmalara katkıda bulunmak üzere incelenmeye başlandığını aktardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CfbJ_g77BEq7bPYWrq4Kmg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proje için, ODTÜ Tasarım Fabrikası ile DBE araştırmacıları tarafından, denizler için büyük önem arz eden parametreleri dakikalar içinde toplamayı olanaklı kılan Kaşif-1 adlı cihaz geliştirildiğini anlatan Kök, “Bu parametrelerin koordinatlarla beraber merkezi veri tabanında birleştirilerek enstitümüzdeki bilim insanlarının yorumlamaları için hazır hale getirildi.” dedi.
Rektör Kök, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RODrgXS3W0OrSQHzBy722Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j7uYmLZM-Ea-uHHRGvnG-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ'nün gönüllü araştırmacıların ölçümlerinden toplanan tüm veriler, Bilim İletişimi Ofisi veri tabanında toplanarak derlendi ve ODTÜ DBE ve ODTÜ İklim Merkezi araştırmacıları Prof. Dr. Barış Salihoğlu ve Doktor Öğretim Üyesi Devrim Tezcan tarafından ilk analizleri yapıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pqguE1iStkuyrH7-SDHWbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ'nün projeye ilişkin ilk analiz raporunda, şu ifadelere yer verildi:
“ODTÜ DBE tarafından değerlendirilen verilerin ışığında, küresel ısınmanın her yıl kendisini artarak hissettirmesine bir kez daha tanık olmanın yanı sıra bu yıl El Nino'nun da etkisiyle diğer pek çok bölgede olduğu gibi ülkemizde de rekor sıcaklıkların kendini göstermesi bu çalışmayla da onaylanmış oldu.
Türkiye denizlerinde uydu verilerinden hesaplanan nisan ayı ortalama deniz yüzeyi sıcaklık artışı geçen yılın uydu verileriyle kıyaslandı. Buna göre; deniz yüzeyi sıcaklık artışları, Akdeniz'de 1,5 derece Ege'de 1 derece, Marmara Bölgesi'nde 1,8 derece, Batı Karadeniz'de 2,3 derece ve Doğu Karadeniz'de 1 derece yüksek ölçüldü. Deney sonuçlarımız, 2024 yılına ait uydu verilerinin ölçümleriyle de uyumlu çıktı.
Deneyde ölçülen veriler, son 40 yılın uzun dönemli ortalama verisi ile kıyaslandığında, 2024 yılı Nisan ayındaki deniz kıyılarının bulunduğu bölgelerin sıcaklık artışının 1,5-3 derece daha fazla olduğunu doğruladı.
Denizlerimizin Genç Kaşifleri ile değişik bölgelerden gelen ölçümlerde de bu genel yönelime benzer sonuçlar elde edildi. Buna örnek olarak da Mersin'de ortalama sıcaklık 20 derece, Antalya'da 19 derece ve Muğla'da 19 derece sıcaklık gözlemlenirken Giresun'da 15 derece dolayında ölçüldü.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ztt6U289U0erHrMaJAfSQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Analiz raporunda, kıyılardaki kirlilik ve biyolojik üretkenlikle ilgili şu değerlendirmeler yapıldı:
“İlk izlenim olarak Karadeniz ve Doğu Akdeniz'in, kıyılarımızda kirlilik ve biyolojik üretkenlikle paralel pH değerleri 8'in altında ölçüldü yani bu bölgelerde daha asidik bir durum gözlemlendi. Örneğin Mersin kıyılarında 7.7, Karadeniz 7.8, Marmara 7.9 civarı değerler olduğu görüldü. Görece daha temiz kıyılara sahip KKTC'de ise daha alkali (8.4 civarı) bir durum gözlemlendi.”
GÜNDÜZ ÖLÇÜLEN OKSİJEN DEĞERLERİ
Raporda, deniz pH durumunun uzun süre ölçüldüğü takdirde iklim değişiminin okyanus asitlenmesi etkisi konusunda da bilgi verici olacağına işaret edilerek, "Gündüz ölçülen oksijen değerleri, yüzey sularında beklendiği üzere üst seviyesinde 6-7 mg/L olduğu görülmüştür." ifadelerine yer verildi.
Tuzluluk değerlerinde farklı denizlerin kendine özgü özelliklerinin ortaya konduğuna dikkat çekilen raporda, şu bulgular yer aldı:
“Örneğin Karadeniz'de 20 birim civarı ölçülen değerlerin Ege ve Akdeniz'de 38 civarı ölçüldüğü görülmüştür. Bahar aylarında görülen tuzluluk değerlerinin beklenenden düşük olması özellikle yüksek nehir girdilerine işaret etmektedir ve ölçümler tüm yıl devam ettiği takdirde mevsimsel değişiklikler gözlemlenebilecektir. Bunun yanında Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz kıyılarında yapılan ölçümlerde coğrafi olarak tutarlılık tespit edildi.”
ODTÜ'lü araştırmacılar, deneyin daha uzun süre ve geniş katılımla yapılması durumunda çok değerli bir veri kaynağının olacağı, hatta iklim çalışmalarına girdi verebilecek düzeye geleceğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ESG4ILj0cU2sErl-MWS1xA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi Direktörü ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Eren Kalay da Denizlerimizin Genç Kaşifleri Projesi kapsamında yapılan ölçümlerin sağladığı bilginin, ekosistem işleyişini öğrenmenin ve tanımanın ilk basamağı olduğunu söyledi.
Deneyin nihai sonuçların tüm gönüllü katılımcıların imzasıyla bilimsel bir makale olarak yayınlanacağını ve bu sayede literatüre de katkı yapılacağını belirten Kalay, "Denizlerimizin Genç Kaşifleri Projesi kapsamında deneylere yaz dönemi boyunca yeni gönüllü katılımcılarla devam edeceğiz. Projenin bir sonraki aşamasında ise bir Avrupa Birliği Projesi kapsamında dünyadaki göllerden sağlanacak verileri farklı ülkelerdeki gönüllülerin desteği ile toplamak istiyoruz." bilgilerini paylaştı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya Çevre Günü: İklim krizi yaşamı tehdit ediyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunya-cevre-gunu-iklim-krizi-yasami-tehdit-ediyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunya-cevre-gunu-iklim-krizi-yasami-tehdit-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ İklim değişikliği ya da uzmanların tanımıyla iklim krizi, insan yaşamını tehdit eden boyuta ulaştı. Dünya Bankası&#039;nın raporuna göre, önlem alınmaması durumunda, iklim değişikliğinin 2050&#039;ye kadar 216 milyondan fazla insanı iç göçe zorlayabilir. Peki bu krizin önüne geçmek için neler yapılmalı? İşte uzman yanıtı... (Haber: Gözda Şahin Kamera: Ozan Özcan-Yunus Özkan) ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fadyo_R6ckqi40dR6kd30w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, Çevre, Günü:, İklim, krizi, yaşamı, tehdit, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fadyo_R6ckqi40dR6kd30w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya Çevre Günü: İklim krizi yaşamı tehdit ediyor"><p>İklim değişikliği ya da uzmanların tanımıyla iklim krizi, insan yaşamını tehdit eden boyuta ulaştı. Dünya Bankası'nın raporuna göre, önlem alınmaması durumunda, iklim değişikliğinin 2050'ye kadar 216 milyondan fazla insanı iç göçe zorlayabilir. Peki bu krizin önüne geçmek için neler yapılmalı? İşte uzman yanıtı... (Haber: Gözda Şahin Kamera: Ozan Özcan-Yunus Özkan)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Saros’ta dip temizliği yapan dalgıçlar &amp;quot;amfora&amp;quot; buldu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sarosta-dip-temizligi-yapan-dalgiclar-amfora-buldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sarosta-dip-temizligi-yapan-dalgiclar-amfora-buldu</guid>
<description><![CDATA[ Edirne&#039;nin Saros Körfezi’ne kıyısı bulunan Enez ilçe limanında 5 Haziran Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında dip temizliği yapıldı. Dalgıçlar, denizden tarihi amfora (antik testi), lastik, yıpranmış ağ, tekne parçaları, plastik, tahta, cam ve evsel atık çıkardı.Dünya Çevre Günü dolayısıyla Enez Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve dalış okulları iş birliğinde düzenlenen etkinlikte 40 öğrenci liman çevresindeki çöpleri toplarken, 5 dalgıç ve sahil güvenlik ekipleri de denizde dip temizliği yaptı.Dalgıçlar, denizden tarihi amfora, lastik, yıpranmış ağ, tekne parçaları, plastik, tahta, cam ve evsel atık çıkardı.Dalgıçların bulduğu amfora ise sahil güvenlik ekiplerinin botuyla limana çıkarılarak, Enez Belediyesi ekiplerine teslim edildi.Enez Kaymakamı Muhammed Emin Tutal, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla farkındalık oluşturmak için etkinlik düzenlediklerini belirterek, &quot;Enez Ortaokulu’ndan 40 öğrencimiz sahil temizliği yaparak çevre bilincini yaşarken, dalış hocalarımız da limanda temizlik yaptı. Dalış eğitmeni Ender Özgen’e, dalgıçlara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LzeLJyQL2EGlo92Clfeg7g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Saros’ta, dip, temizliği, yapan, dalgıçlar, amfora, buldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LzeLJyQL2EGlo92Clfeg7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Saros’ta dip temizliği yapan dalgıçlar " amfora buldu><p>Edirne'nin Saros Körfezi’ne kıyısı bulunan Enez ilçe limanında 5 Haziran Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında dip temizliği yapıldı. Dalgıçlar, denizden tarihi amfora (antik testi), lastik, yıpranmış ağ, tekne parçaları, plastik, tahta, cam ve evsel atık çıkardı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q6rqedtwBEWd_8ArU_EjSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Çevre Günü dolayısıyla Enez Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve dalış okulları iş birliğinde düzenlenen etkinlikte 40 öğrenci liman çevresindeki çöpleri toplarken, 5 dalgıç ve sahil güvenlik ekipleri de denizde dip temizliği yaptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zhSEaMoXzUWP-KQFxrQhgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dalgıçlar, denizden tarihi amfora, lastik, yıpranmış ağ, tekne parçaları, plastik, tahta, cam ve evsel atık çıkardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8UaiQZimokSJTcFODa4dIA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dalgıçların bulduğu amfora ise sahil güvenlik ekiplerinin botuyla limana çıkarılarak, Enez Belediyesi ekiplerine teslim edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OumVRzjGuUOA1ikbjRXthQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Enez Kaymakamı Muhammed Emin Tutal, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla farkındalık oluşturmak için etkinlik düzenlediklerini belirterek, "Enez Ortaokulu’ndan 40 öğrencimiz sahil temizliği yaparak çevre bilincini yaşarken, dalış hocalarımız da limanda temizlik yaptı. Dalış eğitmeni Ender Özgen’e, dalgıçlara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Emine Erdoğan, BM Sıfır Atık Toplantısı&amp;apos;na başkanlık yaptı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/emine-erdogan-bm-sifir-atik-toplantisina-baskanlik-yapti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/emine-erdogan-bm-sifir-atik-toplantisina-baskanlik-yapti</guid>
<description><![CDATA[ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#039;ın eşi Emine Erdoğan, &quot;Birleşmiş Milletler işbirliğinde sıfır atık uygulamasına geçmek isteyen ülke ve kuruluşlara yönelik rehber yayınlar hazırlığına başladık. Öte yandan, dünyanın her yerinde geçerli olacak ve tüm Sıfır Atık uygulamalarını ortaklaştıracak küresel bir sıfır atık standardizasyonu için girişimlerimizi başlatıyoruz.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/30ys4CDrv0SoZu6VWGUVjw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Emine, Erdoğan, Sıfır, Atık, Toplantısına, başkanlık, yaptı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/30ys4CDrv0SoZu6VWGUVjw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Emine Erdoğan, BM Sıfır Atık Toplantısı'na başkanlık yaptı"><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, "Birleşmiş Milletler işbirliğinde sıfır atık uygulamasına geçmek isteyen ülke ve kuruluşlara yönelik rehber yayınlar hazırlığına başladık. Öte yandan, dünyanın her yerinde geçerli olacak ve tüm Sıfır Atık uygulamalarını ortaklaştıracak küresel bir sıfır atık standardizasyonu için girişimlerimizi başlatıyoruz." dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>6,5 yıl önce Marmara Denizi’nin tabanına ekilmişti, şimdi büyüdüler: Bölgede balık türleri arttı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/65-yil-oence-marmara-denizinin-tabanina-ekilmisti-simdi-buyuduler-boelgede-balik-turleri-artti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/65-yil-oence-marmara-denizinin-tabanina-ekilmisti-simdi-buyuduler-boelgede-balik-turleri-artti</guid>
<description><![CDATA[ Marmara Denizi’nde yaklaşık 6,5 yıl önce denizlerde oksijen ve biyoçeşitlilik için büyük önem taşıyan mercanların nakli ve ekimi gerçekleştirildi. Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) de ilan edilen alanda ekilen mercanlar büyüyerek resif oluşturdu, alandaki balık ve diğer deniz canlılarının çeşitliliği arttı.Deniz Yaşamını Koruma Derneği koordinasyonu; TÜBİTAK ve İstanbul Üniversitesi’nin desteğiyle yaklaşık 6.5 yıl önce başlayan çalışma ve hazırlıklarla; denizlerin yağmur ormanları olarak bilinen mercanların; Tavşan Adası ve çevresine, ekimi ve nakline başlanılmıştı.Deniz ve yeryüzündeki oksijenin büyük bir bölümünü üreten, denizlerdeki canlıların yaklaşık yüzde 25’ine ev sahipliği yapan ve iklim değişikliği, aşırı avlanma, kirlilik gibi sebeplerle tehlike altında olan mercan resiflerine yönelik farkındalık yaratmak amacıyla da gerçekleştirilen proje sonrası; Tavşan Adası ve çevresi 2021 yılı Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı kararıyla Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) ilan edilmişti.Deniz Yaşamını Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Narcı, bölgede günümüzde de süren çalışmaların meyvelerini verdiğini, gerçekleştirilen ekimlerin dünya çapında bir başarıya ulaştığını ve bölgedeki balık ve canlı türlerinin arttığını ifade etti.Proje ve bölgenin önemini vurgulayan DYKD Başkanı Narcı, Türkiye Çevre Haftası kapsamında icra edilen ve 2021 yılında Marmara Denizi’nin kirlilik tehdidi ve müsilaj krizi ile karşı karşıya kalmasının ardından Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı kapsamıyla ilan edilen 8 Haziran Marmara Denizi Günü’ne de dikkat çekerek, başta kirlilik ve iklim değişikliği olmak üzere deniz yaşamı için farkındalık oluşturulmasının önemine de değindi.Adaya ve resif çevresine entegre edilen kameralarla mercanlar, bilim insanları ve dernek yetkilileri tarafından kurulan sistemle 7/24 takip ediliyor. Sistemin, yakın dönemde halka da açılarak, internet üzerinden su altı hareketliliğinin izlenebileceği öğrenildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l7XcPp2HeUCkJAuOBRTrBw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>6, 5, yıl, önce, Marmara, Denizi’nin, tabanına, ekilmişti, şimdi, büyüdüler:, Bölgede, balık, türleri, arttı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l7XcPp2HeUCkJAuOBRTrBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="6,5 yıl önce Marmara Denizi’nin tabanına ekilmişti, şimdi büyüdüler: Bölgede balık türleri arttı"><p>Marmara Denizi’nde yaklaşık 6,5 yıl önce denizlerde oksijen ve biyoçeşitlilik için büyük önem taşıyan mercanların nakli ve ekimi gerçekleştirildi. Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) de ilan edilen alanda ekilen mercanlar büyüyerek resif oluşturdu, alandaki balık ve diğer deniz canlılarının çeşitliliği arttı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i413cHRpj0G_GWkKQF6clw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz Yaşamını Koruma Derneği koordinasyonu; TÜBİTAK ve İstanbul Üniversitesi’nin desteğiyle yaklaşık 6.5 yıl önce başlayan çalışma ve hazırlıklarla; denizlerin yağmur ormanları olarak bilinen mercanların; Tavşan Adası ve çevresine, ekimi ve nakline başlanılmıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kjLnyPhGOUu3qbyeGDExCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz ve yeryüzündeki oksijenin büyük bir bölümünü üreten, denizlerdeki canlıların yaklaşık yüzde 25’ine ev sahipliği yapan ve iklim değişikliği, aşırı avlanma, kirlilik gibi sebeplerle tehlike altında olan mercan resiflerine yönelik farkındalık yaratmak amacıyla da gerçekleştirilen proje sonrası; Tavşan Adası ve çevresi 2021 yılı Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı kararıyla Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) ilan edilmişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UhdOkzTGtE2KBAYd41bX8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz Yaşamını Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Narcı, bölgede günümüzde de süren çalışmaların meyvelerini verdiğini, gerçekleştirilen ekimlerin dünya çapında bir başarıya ulaştığını ve bölgedeki balık ve canlı türlerinin arttığını ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RPi5E-0_MUymjK4y6uo2Qw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proje ve bölgenin önemini vurgulayan DYKD Başkanı Narcı, Türkiye Çevre Haftası kapsamında icra edilen ve 2021 yılında Marmara Denizi’nin kirlilik tehdidi ve müsilaj krizi ile karşı karşıya kalmasının ardından Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı kapsamıyla ilan edilen 8 Haziran Marmara Denizi Günü’ne de dikkat çekerek, başta kirlilik ve iklim değişikliği olmak üzere deniz yaşamı için farkındalık oluşturulmasının önemine de değindi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YIYjH7834keizf3xI2HYlg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adaya ve resif çevresine entegre edilen kameralarla mercanlar, bilim insanları ve dernek yetkilileri tarafından kurulan sistemle 7/24 takip ediliyor. Sistemin, yakın dönemde halka da açılarak, internet üzerinden su altı hareketliliğinin izlenebileceği öğrenildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gW2ndNh0E0-OSA9lwlgucw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu 3 aya dikkat! Ani yağışlar ve sel baskınları olabilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bu-3-aya-dikkat-ani-yagislar-ve-sel-baskinlari-olabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bu-3-aya-dikkat-ani-yagislar-ve-sel-baskinlari-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Sıcak hava etkisini göstermeye başlamışken yağışların azlığı ve düzensizliği de kuraklığı tetiklemeye devam ediyor. Uzmanlar, özellikle temmuz, ağustos ve eylül aylarına dikkat çekerek ani yağışların sel şeklinde etkilerini gösterebileceğini vurguladı.Geçen yaz aylarından başlayan El-Nino, bütün dünyayı etkilemeye devam ediyor.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, son 5 aylık kuraklık ve yağış haritalarına bakıldığında yurdun pek çok yerinde kuraklığı görmenin mümkün olduğunu dile getirdi.Kış ve ilkbaharda yağış olmamasının yer altı sularını olumsuz etkilediğini belirten Demir, “Önümüzdeki süreçte hem sıcaklık etkisi hem de kuraklık etkisi gerek insan yaşamını gerekse de tarım üretimi doğrudan etkilemesi oldukça yüksektir. Biz bu süreci değerlendirirken önümüzdeki aylardan haziran, temmuzda yeterli yağışları alırız diye ümit ediyoruz. Veriler gösteriyor ki bu süreç biraz daha devam edecek. Buna yönelik olarak hem tarımsal faaliyetlerde hem de sulama faaliyetlerinde kaynak noktasında ciddi tedbirler almamızı gerektiriyor. Önümüzdeki sürecin bu şekilde devam etmesi insan sağlığı açısından da önemlidir.” şeklinde konuştu.Kurban Bayramı süresince de yağış alma ihtimalinin düşük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yusuf Demir, şöyle devam etti:
&quot;Sadece yağışın olmaması değil, yağışın düzensiz düşmesi de kuraklık sonucu, kuraklığın bir etkisidir. Bunun etkilerini de zaten son günlerde Ankara&#039;daki sel felaketiyle gördük. Önümüzdeki günlerde belli bölgelerde bu noktada dikkatli olmakta fayda var. Özellikle temmuz, ağustos ve eylül ayları bu anlamda çok kritik aylardır. Bu aylarda ani yağışlar sel şeklinde etkilerini gösterebilirler.&quot;Su kaynaklarının doğru planlanması, doğru kullanılması ve tasarruf çağrısı yapan Prof. Dr. Demir, &quot;Su kaynakları noktasında sıkıntı yaşama ihtimalimiz artarak devam ediyor. Önümüzdeki aylarda çıkabilecek su kıtlığı problemlerini minimuma indirmek için bugünden tedbirlerimizi almalıyız. Elimizdeki suyumuzu doğru planlamalı ve doğru kullanmalıyız. Tasarruflu kullanmalıyız ki ağustos, eylül aylarına en azından bu krizi minimum zararla atlatalım. Herkesi suyu planlı ve dikkatli kullanmaya davet ediyorum.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S3LmXXoSuEGbvnzRv2UV8w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>aya, dikkat, Ani, yağışlar, sel, baskınları, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S3LmXXoSuEGbvnzRv2UV8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bu 3 aya dikkat! Ani yağışlar ve sel baskınları olabilir"><p>Sıcak hava etkisini göstermeye başlamışken yağışların azlığı ve düzensizliği de kuraklığı tetiklemeye devam ediyor. Uzmanlar, özellikle temmuz, ağustos ve eylül aylarına dikkat çekerek ani yağışların sel şeklinde etkilerini gösterebileceğini vurguladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8Unu6k488Um57m0CgZeE2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geçen yaz aylarından başlayan El-Nino, bütün dünyayı etkilemeye devam ediyor.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Demir, son 5 aylık kuraklık ve yağış haritalarına bakıldığında yurdun pek çok yerinde kuraklığı görmenin mümkün olduğunu dile getirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/616LcKKehk-wsDTT5rEyiw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kış ve ilkbaharda yağış olmamasının yer altı sularını olumsuz etkilediğini belirten Demir, “Önümüzdeki süreçte hem sıcaklık etkisi hem de kuraklık etkisi gerek insan yaşamını gerekse de tarım üretimi doğrudan etkilemesi oldukça yüksektir. Biz bu süreci değerlendirirken önümüzdeki aylardan haziran, temmuzda yeterli yağışları alırız diye ümit ediyoruz. Veriler gösteriyor ki bu süreç biraz daha devam edecek. Buna yönelik olarak hem tarımsal faaliyetlerde hem de sulama faaliyetlerinde kaynak noktasında ciddi tedbirler almamızı gerektiriyor. Önümüzdeki sürecin bu şekilde devam etmesi insan sağlığı açısından da önemlidir.” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dMyMIXp0U0Kemyy738yOsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kurban Bayramı süresince de yağış alma ihtimalinin düşük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yusuf Demir, şöyle devam etti:
"Sadece yağışın olmaması değil, yağışın düzensiz düşmesi de kuraklık sonucu, kuraklığın bir etkisidir. Bunun etkilerini de zaten son günlerde Ankara'daki sel felaketiyle gördük. Önümüzdeki günlerde belli bölgelerde bu noktada dikkatli olmakta fayda var. Özellikle temmuz, ağustos ve eylül ayları bu anlamda çok kritik aylardır. Bu aylarda ani yağışlar sel şeklinde etkilerini gösterebilirler."</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i6oZzBnyzk63Uwl2U7Xh2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Su kaynaklarının doğru planlanması, doğru kullanılması ve tasarruf çağrısı yapan Prof. Dr. Demir, "Su kaynakları noktasında sıkıntı yaşama ihtimalimiz artarak devam ediyor. Önümüzdeki aylarda çıkabilecek su kıtlığı problemlerini minimuma indirmek için bugünden tedbirlerimizi almalıyız. Elimizdeki suyumuzu doğru planlamalı ve doğru kullanmalıyız. Tasarruflu kullanmalıyız ki ağustos, eylül aylarına en azından bu krizi minimum zararla atlatalım. Herkesi suyu planlı ve dikkatli kullanmaya davet ediyorum.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara Denizi&amp;apos;nden tam 1 saatte çıkarıldı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmara-denizinden-tam-1-saatte-cikarildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmara-denizinden-tam-1-saatte-cikarildi</guid>
<description><![CDATA[ Balıkesir&#039;in Bandırma ilçesinde, Marmara Belediyeler Birliği koordinasyonunda &quot;Marmara Denizi Günü&quot; kapsamında kıyı temizliği yapıldı.Marmara Denizi için bu yıl üçüncüsü düzenlenen etkinlikte, Bandırma sahilinde sadece 1 saat içerisinde 980 kilogram atık toplandı. Atıklar içerisinde cam şişe, ağlar, plastik poşetler, araba lastikleri, kamp sandalyesi, klozet gibi çeşitli atıklar çıkarıldı.Marmara Belediyeler Birliği öncülüğünde &#039;Denizcilik&#039; temasıyla düzenlenen &quot;8 Haziran Marmara Denizi Günü&quot; etkinliklerinde, Bandırma sahilinde kıyı temizliği gerçekleştirildi.Toplanan atıkların yüzde 80&#039;i geri dönüşebilir nitelikte olduğu için geri dönüşüm tesisine gönderildi. Atıkların doğru bir şekilde yönetilmesi sağlanarak, geri dönüşüm sürecine de katkıda bulunuldu.Bandırma sahil bandında düzenlenen farkındalık etkinliğine, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Volkan Karateke, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Bandırma Grup Amirliği&#039;ne bağlı su altı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, AFAD İl Müdürü Orhan Seçkin, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı&#039;na bağlı çevre, doğa ve hayvanları koruma timi, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, üniversiteler, öğrenci kulüpleri katıldı. Denize giren dalgıçlar, dipteki atıkları topladı.Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Volkan Karateke, &quot;8 Haziran Marmara Denizi Günü&quot; kapsamında yapılan çalışmalarla ilgili açıklamalarda bulundu. Karateke, &quot;Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı desteği ve Marmara Belediyeler Birliği (MBB) koordinasyonunda dalış, deniz dibi ve kıyı temizliği düzenledik. Geçtiğimiz yıllarda denizlerimize ve çevreye verdiğimiz zararlardan dolayı müsilaj dediğimiz çevre felaketi ile mücadele ettik.Çevremize verdiğimiz zararlar çok ciddi anlamda etkiliyor. Çevre sorunlarıyla alakalı, bireylerden topluma, yerelden genele kadar sorumluyuz. Üzerimize düşen sorunların üstesinden gelmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Marmara Belediyeler Birliği (MBB) koordinasyonu ile birlikte Marmara Denizi&#039;nin etrafındaki tüm yerel yönetimlerin koordinasyonu ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gelecek nesillere daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre bırakmak üzere çalışmalarımızı hassasiyetle yapıyoruz,&quot; dedi.Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Bandırma Grup Amirliği&#039;ne bağlı su altı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, su içerisinde &quot;Marmara Denizi&#039;nde buluşalım&quot; yazılı pankart açtılar ve 1 saat içerisinde toplanan 980 kilogramlık atıklarla farkındalık adına toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H0yI0bGcoEOTnRlahxr1-Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara, Denizinden, tam, saatte, çıkarıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H0yI0bGcoEOTnRlahxr1-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara Denizi'nden tam 1 saatte çıkarıldı!"><p>Balıkesir'in Bandırma ilçesinde, Marmara Belediyeler Birliği koordinasyonunda "Marmara Denizi Günü" kapsamında kıyı temizliği yapıldı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pbkhBUMTU0-Q-8I0uDz_5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi için bu yıl üçüncüsü düzenlenen etkinlikte, Bandırma sahilinde sadece 1 saat içerisinde 980 kilogram atık toplandı. Atıklar içerisinde cam şişe, ağlar, plastik poşetler, araba lastikleri, kamp sandalyesi, klozet gibi çeşitli atıklar çıkarıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2n8zpzd01EGG7gs6vHsRpw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Belediyeler Birliği öncülüğünde 'Denizcilik' temasıyla düzenlenen "8 Haziran Marmara Denizi Günü" etkinliklerinde, Bandırma sahilinde kıyı temizliği gerçekleştirildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7K4wmpVjBEGdUliVBqEAbw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toplanan atıkların yüzde 80'i geri dönüşebilir nitelikte olduğu için geri dönüşüm tesisine gönderildi. Atıkların doğru bir şekilde yönetilmesi sağlanarak, geri dönüşüm sürecine de katkıda bulunuldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BDBwaGrNo0quqlf_JDnqKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bandırma sahil bandında düzenlenen farkındalık etkinliğine, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Volkan Karateke, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Bandırma Grup Amirliği'ne bağlı su altı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, AFAD İl Müdürü Orhan Seçkin, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı'na bağlı çevre, doğa ve hayvanları koruma timi, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, üniversiteler, öğrenci kulüpleri katıldı. Denize giren dalgıçlar, dipteki atıkları topladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kqnXUxtYmE6kJq79SaomMA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Volkan Karateke, "8 Haziran Marmara Denizi Günü" kapsamında yapılan çalışmalarla ilgili açıklamalarda bulundu. Karateke, "Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı desteği ve Marmara Belediyeler Birliği (MBB) koordinasyonunda dalış, deniz dibi ve kıyı temizliği düzenledik. Geçtiğimiz yıllarda denizlerimize ve çevreye verdiğimiz zararlardan dolayı müsilaj dediğimiz çevre felaketi ile mücadele ettik.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c8MM8OtJSkWDYRM0X-uX_g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevremize verdiğimiz zararlar çok ciddi anlamda etkiliyor. Çevre sorunlarıyla alakalı, bireylerden topluma, yerelden genele kadar sorumluyuz. Üzerimize düşen sorunların üstesinden gelmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Marmara Belediyeler Birliği (MBB) koordinasyonu ile birlikte Marmara Denizi'nin etrafındaki tüm yerel yönetimlerin koordinasyonu ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gelecek nesillere daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre bırakmak üzere çalışmalarımızı hassasiyetle yapıyoruz," dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UGO-PJbVw061jtjZkTHw-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Bandırma Grup Amirliği'ne bağlı su altı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, su içerisinde "Marmara Denizi'nde buluşalım" yazılı pankart açtılar ve 1 saat içerisinde toplanan 980 kilogramlık atıklarla farkındalık adına toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir’de plankton patlaması: İki ilçede denizin rengi değişti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirde-plankton-patlamasi-iki-ilcede-denizin-rengi-degisti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirde-plankton-patlamasi-iki-ilcede-denizin-rengi-degisti</guid>
<description><![CDATA[ İzmir’in iki ilçesinde denizin rengi değişti. Karşıyaka’da denizin rengi yeşile dönerken, Balçova’da ise kahverengi oldu. Prof. Dr. Doğan Yaşar, denizdeki renk değişiminin plankton patlamasından kaynaklandığını söyledi. Plankton patlamalarının, denizde yaşayan canlılara zarar verebileceğini ifaden eden Yaşar, 1955 yılında aynı bölgede binlerce balığın ölümüyle sonuçlanan çevre felaketini hatırlatıp, önlem alınması çağrısında bulundu.İzmir’in iki ilçesinde denizin rengi değişti.
Karşıyaka ilçesindeki Mavişehir Balıkçı Barınağı civarında, denizin rengi yeşile döndü.Renk değişimi sahil boyunca fark edilirken, bir başka renk değişimi de Balçova ilçesindeki Çakalburnu Dalyanı mevkisinde yaşandı.
Burada da denizin renginin kahverengiye döndüğü gözlemlenirken, etrafa ise kötü bir kokunun yayılması dikkat çekti.Deniz Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, renk değişimlerinin plankton patlamaları nedeniyle yaşandığını söyledi.Renk değişimleriyle beraber kötü bir kokunun da yayıldığını aktaran Doğan Yaşar, “Bu renk değişimleri, tamamen planktonlar; yani mikroorganizmalar nedeniyle oluşuyor. Karşıyaka’da yeşil renk, burada gördüğünüz gibi kırmızımtrak bir renk. Ciddi anlamda bir koku da var şu anda.” dedi.“Deniz suyunda her litrede yaklaşık 1 milyon organizma vardır. Bunlar sıcaklık ve kirlilikle beraber artarak deniz suyunda yaklaşık 2 milyonlara çıkar. 2 milyonlara çıkınca ortamda oksijen bırakmaz bunlar ve ölürler. Mavi, yeşil, kırmızımtırak ya da beyaz görürsünüz bazen. Bunlar, bu türlere göre değişir bu renkler; yani planktonların ölüleri nedeniyle oluşan bir renk bu.” diye konuşan Yaşar, şöyle devam etti:
“Bizim maalesef ülkemizin en büyük sorunlarından bir tanesi şu anda denizlerin foseptik olarak kullanılması. Türkiye denizlerinde ilk defa 1955 yılında İzmir iç gölgesinde müthiş bir plankton patlaması olmuştur. Sonuçta binlerce balık ölmüştür.”“Fabrikalar maalesef arıtmaları çalıştırmıyorlar.” diyen Doğan Yaşar, bu nedenle denizlerde kirliliğin meydana geldiğini söyledi.Plankton patlamalarının denizde yaşayan canlılara zarar verebileceğini ifaden eden Doğan Yaşar, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz sene toplu balık ölümleri oldu bu taraflarda. Ortamda oksijen kalmayınca, ölünce bu planktonlar, bunların bazıları zehirlidir. Balık bunları yerse ölür; yani doğrudan herkese, bütün canlılara etkisi var. Tek bir iş var. Bu kadar çok zor olmaması lazım. Arıtma testleri çalıştırılmalı hepsi bu.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TrsX17pwjUmD9noNJwZ3DQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir’de, plankton, patlaması:, İki, ilçede, denizin, rengi, değişti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TrsX17pwjUmD9noNJwZ3DQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir’de plankton patlaması: İki ilçede denizin rengi değişti"><p>İzmir’in iki ilçesinde denizin rengi değişti. Karşıyaka’da denizin rengi yeşile dönerken, Balçova’da ise kahverengi oldu. Prof. Dr. Doğan Yaşar, denizdeki renk değişiminin plankton patlamasından kaynaklandığını söyledi. Plankton patlamalarının, denizde yaşayan canlılara zarar verebileceğini ifaden eden Yaşar, 1955 yılında aynı bölgede binlerce balığın ölümüyle sonuçlanan çevre felaketini hatırlatıp, önlem alınması çağrısında bulundu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yIreXw52F0mTk6LYkkomPQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir’in iki ilçesinde denizin rengi değişti.
Karşıyaka ilçesindeki Mavişehir Balıkçı Barınağı civarında, denizin rengi yeşile döndü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3J-FDXaVwkeUnLD7s_qiyQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Renk değişimi sahil boyunca fark edilirken, bir başka renk değişimi de Balçova ilçesindeki Çakalburnu Dalyanı mevkisinde yaşandı.
Burada da denizin renginin kahverengiye döndüğü gözlemlenirken, etrafa ise kötü bir kokunun yayılması dikkat çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J7uRHGLi30ylV5k3FzrGHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, renk değişimlerinin plankton patlamaları nedeniyle yaşandığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FDHODV0qDEed8fV4C7o6UQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Renk değişimleriyle beraber kötü bir kokunun da yayıldığını aktaran Doğan Yaşar, “Bu renk değişimleri, tamamen planktonlar; yani mikroorganizmalar nedeniyle oluşuyor. Karşıyaka’da yeşil renk, burada gördüğünüz gibi kırmızımtrak bir renk. Ciddi anlamda bir koku da var şu anda.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uakw_nUBNUSaRUMLR3UZLg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Deniz suyunda her litrede yaklaşık 1 milyon organizma vardır. Bunlar sıcaklık ve kirlilikle beraber artarak deniz suyunda yaklaşık 2 milyonlara çıkar. 2 milyonlara çıkınca ortamda oksijen bırakmaz bunlar ve ölürler. Mavi, yeşil, kırmızımtırak ya da beyaz görürsünüz bazen. Bunlar, bu türlere göre değişir bu renkler; yani planktonların ölüleri nedeniyle oluşan bir renk bu.” diye konuşan Yaşar, şöyle devam etti:
“Bizim maalesef ülkemizin en büyük sorunlarından bir tanesi şu anda denizlerin foseptik olarak kullanılması. Türkiye denizlerinde ilk defa 1955 yılında İzmir iç gölgesinde müthiş bir plankton patlaması olmuştur. Sonuçta binlerce balık ölmüştür.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CAlvHcw6rU-zYqI3e-Xz3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Fabrikalar maalesef arıtmaları çalıştırmıyorlar.” diyen Doğan Yaşar, bu nedenle denizlerde kirliliğin meydana geldiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Jr_B6pYD4EWd3Y_vwKKgvQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Plankton patlamalarının denizde yaşayan canlılara zarar verebileceğini ifaden eden Doğan Yaşar, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz sene toplu balık ölümleri oldu bu taraflarda. Ortamda oksijen kalmayınca, ölünce bu planktonlar, bunların bazıları zehirlidir. Balık bunları yerse ölür; yani doğrudan herkese, bütün canlılara etkisi var. Tek bir iş var. Bu kadar çok zor olmaması lazım. Arıtma testleri çalıştırılmalı hepsi bu.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_QjM-RDHo0-PRgIrrnyi-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Avusturya&amp;apos;da &amp;quot;doğa yasası&amp;quot; krizi: Başbakan, iklim bakanı hakkında suç duyurusunda bulunacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/avusturyada-doga-yasasi-krizi-basbakan-iklim-bakani-hakkinda-suc-duyurusunda-bulunacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/avusturyada-doga-yasasi-krizi-basbakan-iklim-bakani-hakkinda-suc-duyurusunda-bulunacak</guid>
<description><![CDATA[ Avusturya&#039;nın Yeşiller üyesi İklim Bakanı Leonore Gewessler&#039;in,  AB Doğa Restorasyon Yasası&#039;na desteği, iktidardaki muhafakazar Halk Partisi&#039;ni kızdırdı. Parti Genel Sekreteri Christian Stocker, Gewessler&#039;in anayasaya aykırı hareket ettiğine dair şüphe olduğunu söyledi. Başbakan Karl Nehammer de Avrupa Mahkemesi&#039;ne şikayette bulunacağını bildirdi.Avusturya&#039;nın muhafazakârları, Avrupa Birliği &quot;doğa yasa tasarısına karşı Avrupa Adalet Divanı&#039;nda yasal işlem başlatma sözü verdi.Çevre bakanı, şansölye ve hükümete rağmen tasarının kabul edilmesine yardımcı oldu.  AB çevre bakanları bugün, 27 ülkeden oluşan blokta bozulan ekosistemlerin onarılmasını amaçlayan önemli bir tasarıyı onayladı.  Avusturya&#039;nın Yeşiller üyesi İklim Bakanı Leonore Gewessler&#039;in desteği, AB&#039;nin Doğa Restorasyon Yasası&#039;nın geçmesi için gereken çoğunluğu elde etmesine yardımcı oldu ancak ülkesinin iktidardaki muhafazakarları Halk Partisi&#039;ni (OeVP) kızdırdı.  Sağcı Başbakan Karl Nehammer, hükümetin &quot;hukuksuz&quot; bir oylamaya karşı Avrupa mahkemesine şikayette bulunacağını söyledi.  &quot;Hiç kimse hukukun üstünde değildir&quot; diyen başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, Gewessler hakkında Avusturya&#039;da &quot;görevi kötüye kullanma&quot; iddiasıyla ayrı bir suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi.&quot;GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA ANLAMINA GELİR&quot;OeVP Genel Sekreteri Christian Stocker, yaptığı açıklamada, &quot;Leonore Gewessler&#039;in hukuka aykırı ve bilerek anayasaya aykırı hareket ettiğine dair bir şüphe var. Bu görevi kötüye kullanma anlamına gelir&quot; dedi.  Gewessler ise tasarıyı destekleme yönündeki &quot;cesur&quot; kararının yasal olduğunu belirterek, &quot;Bugünkü karar doğa için bir zaferdir&quot; diye konuştu.Tasarı, AB&#039;nin iklim hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmayı amaçlayan bir dizi yasa olan &quot;Yeşil Anlaşma&quot; kapsamındaki çevresel hedeflerinin merkezi bir parçası, ancak bazı çiftçiler bunun geçim kaynaklarını tehdit ettiğini söylüyor.  Mevzuat, bloğun bozulmuş kara ve deniz ekosistemlerinin en az yüzde 20&#039;sini, özellikle de karbonu yakalama ve depolama ve doğal afetlerin etkisini önleme ve azaltma potansiyeli en yüksek olanları restore etmek için bağlayıcı hedefler getirmesi gerektiğini söylüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KUflcYwuQkSjvBhgjzMZVw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Avusturyada, doğa, yasası, krizi:, Başbakan, iklim, bakanı, hakkında, suç, duyurusunda, bulunacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KUflcYwuQkSjvBhgjzMZVw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both&v=20240617115904148" class="type:primaryImage" alt="Avusturya'da " do yasas krizi: ba iklim bakan hakk su duyurusunda bulunacak><p>Avusturya'nın Yeşiller üyesi İklim Bakanı Leonore Gewessler'in,  AB Doğa Restorasyon Yasası'na desteği, iktidardaki muhafakazar Halk Partisi'ni kızdırdı. Parti Genel Sekreteri Christian Stocker, Gewessler'in anayasaya aykırı hareket ettiğine dair şüphe olduğunu söyledi. Başbakan Karl Nehammer de Avrupa Mahkemesi'ne şikayette bulunacağını bildirdi.</p><p>Avusturya'nın muhafazakârları, Avrupa Birliği "doğa yasa tasarısına karşı Avrupa Adalet Divanı'nda yasal işlem başlatma sözü verdi.</p><p>Çevre bakanı, şansölye ve hükümete rağmen tasarının kabul edilmesine yardımcı oldu.  AB çevre bakanları bugün, 27 ülkeden oluşan blokta bozulan ekosistemlerin onarılmasını amaçlayan önemli bir tasarıyı onayladı.  Avusturya'nın Yeşiller üyesi İklim Bakanı Leonore Gewessler'in desteği, AB'nin Doğa Restorasyon Yasası'nın geçmesi için gereken çoğunluğu elde etmesine yardımcı oldu ancak ülkesinin iktidardaki muhafazakarları Halk Partisi'ni (OeVP) kızdırdı.  Sağcı Başbakan Karl Nehammer, hükümetin "hukuksuz" bir oylamaya karşı Avrupa mahkemesine şikayette bulunacağını söyledi.  "Hiç kimse hukukun üstünde değildir" diyen başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, Gewessler hakkında Avusturya'da "görevi kötüye kullanma" iddiasıyla ayrı bir suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi.</p><p><strong>"GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA ANLAMINA GELİR"</strong></p><p>OeVP Genel Sekreteri Christian Stocker, yaptığı açıklamada, "Leonore Gewessler'in hukuka aykırı ve bilerek anayasaya aykırı hareket ettiğine dair bir şüphe var. Bu görevi kötüye kullanma anlamına gelir" dedi.  Gewessler ise tasarıyı destekleme yönündeki "cesur" kararının yasal olduğunu belirterek, "Bugünkü karar doğa için bir zaferdir" diye konuştu.</p><p>Tasarı, AB'nin iklim hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmayı amaçlayan bir dizi yasa olan "Yeşil Anlaşma" kapsamındaki çevresel hedeflerinin merkezi bir parçası, ancak bazı çiftçiler bunun geçim kaynaklarını tehdit ettiğini söylüyor.  Mevzuat, bloğun bozulmuş kara ve deniz ekosistemlerinin en az yüzde 20'sini, özellikle de karbonu yakalama ve depolama ve doğal afetlerin etkisini önleme ve azaltma potansiyeli en yüksek olanları restore etmek için bağlayıcı hedefler getirmesi gerektiğini söylüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara’da müsilaj şüphesi: Numuneler TÜBİTAK’a gönderildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmarada-musilaj-suphesi-numuneler-tubitaka-goenderildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmarada-musilaj-suphesi-numuneler-tubitaka-goenderildi</guid>
<description><![CDATA[ İzmit Körfezi’nin Başiskele sahilinde denizde parça parça beyaz tabakalar görüldü. Belediyeye bağlı ekipler, tabakalardan müsilaj şüphesiyle numune aldı. Numuneler, TÜBİTAK-MAM tarafından incelenecek.Marmara Denizi’nin doğu ucunda yer alan İzmit Körfezi’nin Başiskele ilçesindeki Seymen Sahili kısmında denizde küçük çaplı, parça parça beyaz tabakalar görüldü.Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı’na bağlı ekipler, müsilaj benzeri tabakalardan numune alarak incelenmesi amacıyla TÜBİTAK-MAM’a gönderdi.Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül, Marmara Denizi’nde müsilaj oluşumunun devam edip etmediği hakkında açıklamalarda bulundu.Prof. Dr. Ergül, müsilaj tehlikesinin devam ettiğini, bu durumun bir süreç olduğunu ancak kapsamlı tedbirler ile müsilaj tehlikesinin giderilebileceğini anlattı.Prof. Dr. Ergül, Başiskele ilçesindeki Seymen Sahili&#039;nde görülen tabakalar hakkında, “Marmara Denizi’nde yer yer rastladığımız müsilaj oluşumları ve birikimleri henüz çok yoğun halde değiller. Muhtemelen akıntıların sürüklemiş olduğu ve yoğunlaştırdığı birikimler. O şekilde görünür hale geliyorlar. Bunların potansiyel olarak oluşumları mümkün ama fizikokimyasal koşulların uygun olması lazım, atmosferik koşulların, hava sıcaklığının, su sıcaklığının uygun olması lazım. Çok sıcağı sevmiyorlar. Dolayısıyla da yaz mevsiminde ilerleyen dönemlerde azalmalarını bekleriz. Ancak Marmara Denizi potansiyel olarak bu üretimi yapabilecek ham maddeyi taşıyor.” diye konuştu.Marmara Denizi’nde müsilaj tehlikesinin geçmediğini anlatan Ergül, şunları söyledi:
“Marmara Denizi&#039;nin etrafında yaklaşık olarak 25 milyon insan yaşıyor. Bunların deşarjlarının yanı sıra ilave olarak tarımsal atıklar, belki endüstriyi de dahil edebiliriz; Marmara, bunların hepsinin buluştuğu küçük bir iç deniz. Dolayısıyla da bu atık yükünü kaldırmakta zorlandığını hepimizin çok bariz olarak 2021&#039;de yaşanan oluşumda gördük. O bakımdan iyileştirmeyle ilgili verilen mücadelelere, çabalara herkesin destek olması gerekiyor.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6XOx-qOzokaXp5H2wPlDQg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara’da, müsilaj, şüphesi:, Numuneler, TÜBİTAK’a, gönderildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6XOx-qOzokaXp5H2wPlDQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara’da müsilaj şüphesi: Numuneler TÜBİTAK’a gönderildi"><p>İzmit Körfezi’nin Başiskele sahilinde denizde parça parça beyaz tabakalar görüldü. Belediyeye bağlı ekipler, tabakalardan müsilaj şüphesiyle numune aldı. Numuneler, TÜBİTAK-MAM tarafından incelenecek.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MBt_1S68L0CALhdQxZWkFw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nin doğu ucunda yer alan İzmit Körfezi’nin Başiskele ilçesindeki Seymen Sahili kısmında denizde küçük çaplı, parça parça beyaz tabakalar görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n9FsKNoq1EiuZPXNz8yokw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı’na bağlı ekipler, müsilaj benzeri tabakalardan numune alarak incelenmesi amacıyla TÜBİTAK-MAM’a gönderdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EQrwyhbTuUihjK9M7ztYpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül, Marmara Denizi’nde müsilaj oluşumunun devam edip etmediği hakkında açıklamalarda bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rwyGXJWozUOL4syXrKzkeg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Prof. Dr. Ergül, müsilaj tehlikesinin devam ettiğini, bu durumun bir süreç olduğunu ancak kapsamlı tedbirler ile müsilaj tehlikesinin giderilebileceğini anlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IINGmKHwlEqpmzywNnEC0Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Prof. Dr. Ergül, Başiskele ilçesindeki Seymen Sahili'nde görülen tabakalar hakkında, “Marmara Denizi’nde yer yer rastladığımız müsilaj oluşumları ve birikimleri henüz çok yoğun halde değiller. Muhtemelen akıntıların sürüklemiş olduğu ve yoğunlaştırdığı birikimler. O şekilde görünür hale geliyorlar. Bunların potansiyel olarak oluşumları mümkün ama fizikokimyasal koşulların uygun olması lazım, atmosferik koşulların, hava sıcaklığının, su sıcaklığının uygun olması lazım. Çok sıcağı sevmiyorlar. Dolayısıyla da yaz mevsiminde ilerleyen dönemlerde azalmalarını bekleriz. Ancak Marmara Denizi potansiyel olarak bu üretimi yapabilecek ham maddeyi taşıyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5efz5dc8v0-KC9VeqFLOiw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nde müsilaj tehlikesinin geçmediğini anlatan Ergül, şunları söyledi:
“Marmara Denizi'nin etrafında yaklaşık olarak 25 milyon insan yaşıyor. Bunların deşarjlarının yanı sıra ilave olarak tarımsal atıklar, belki endüstriyi de dahil edebiliriz; Marmara, bunların hepsinin buluştuğu küçük bir iç deniz. Dolayısıyla da bu atık yükünü kaldırmakta zorlandığını hepimizin çok bariz olarak 2021'de yaşanan oluşumda gördük. O bakımdan iyileştirmeyle ilgili verilen mücadelelere, çabalara herkesin destek olması gerekiyor.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara’yı bekleyen tehlike: En son Midilli Adası’nda görüldü, yönü Marmara Denizi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmarayi-bekleyen-tehlike-en-son-midilli-adasinda-goeruldu-yoenu-marmara-denizi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmarayi-bekleyen-tehlike-en-son-midilli-adasinda-goeruldu-yoenu-marmara-denizi</guid>
<description><![CDATA[ Kızıldeniz’den Akdeniz’e oradan da Ege Denizi’ne ulaşan istilacı balon balığı, Marmara’da da görüldü. Bir başka istilacı tür olan aslan balığı ise son olarak Midilli Adası açıklarında tespit edildi. Aslan balığı, sıcaklık bariyeri nedeniyle Marmara’ya giriş yapamıyor. Uzmanlar sıcaklık farkının azalması halinde bu istilacı türün de Marmara’ya giriş yapabileceği konusunda uyarıyor.8 Haziran Marmara Denizi Günü kapsamında, biliminsanları ve STK temsilcileri Marmara Denizi’nin mevcut durumuyla, kirlilik, iklim değişikliği gibi faktörlerin olası tehditlerini tartıştı.
Denizdeki canlı popülasyonu, oksijen durumu; sıcaklık ve müsilaj gibi birçok konunun da tartışıldığı etkinlikte Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Gönülal da bir konuşma yaptı.
Doç. Dr. Gönülal konuşmasında, Marmara Denizi’ndeki yabancı tür tehlikesine dikkat çekti.Gönülal, Kızıldeniz ve Akdeniz’den gelen türlerin denizdeki sıcaklık artışları sebebiyle Marmara Denizi ve Karadeniz’e yönelebileceklerini ifade ederken; balon balığı ve aslan balığı gibi zehirli türler konusunda da uyarılarda bulundu.
İstilacı türlerin en fazla Doğu Akdeniz’i etkilediğini anlatan Gönülal, “Akdeniz&#039;de Kuzey Ege&#039;de nispeten Güney Ege’de yabancı tür sayısının çok daha fazla olmasını bekliyoruz. Tamam böyle ama; bu türler düşünün Süveyş Kanalı’ndan gelen bir balık türü yüzerek 5 yılda ya da 1 yılda çok rahat bir şekilde Marmara’ya ulaşabiliyorlar. Eskiden bu kadar fazla sayı yoktu, şimdi daha fazla. Sebebi ise çok açık küresel ısınma.” ifadelerini kullandı.Gönülal şöyle devam etti:
“Bu canlılar Kızıldeniz’den geliyor; bu deniz bizim denizlerimize göre çok daha fazla sıcak bir deniz. Siz sıcaklık farkını azaltırsanız ki normalde çocukluğumuzda Marmara’da çoğumuz yüzdük, soğuk diye hatırlardık. Kızılzdeniz’de siz sıcaklık farkını azaltırsanız, bu canlılar sıcaklık farkına aldırış etmeden eskiden belki Muğla’ya kadar gelebiliyorlardı artık Marmara’ya kadar gelebiliyorlar. Buna artık biz Marmara’nın Akdenizleşmesi hatta artık bu türler Marmara’yı geçip Karadeniz’e geçiyorlar, Karadeniz’in de Akdenizleşmesi süreci diyoruz.”Balon balığının Marmara’ya ulaştığını anlatan Gönülal, “Aslan balığının ise en son Midilli Adası bölgesinde kaydı var. Şu an bilim insanlarının söylediği Aslan balığının yukarı doğru çıkmasını engelleyen tek şey sıcaklık bariyeri, ama bu sıcaklık farkı gitgide azalırsa sıcaklık artışı bu şekilde devam ederse, Aslan Balığı’nın Marmara’ya girmemesi için hiçbir sebep yok.” dedi.Gönülal, şunları söyledi:
“Zehirli bir balık türü ve dokunduğunuz anda panzehiri de yok. Baya bir sıkıntı yaşayacağız. Umarım gelmez. İklim uzmanı değilim; ama bilim insanları tarafından modellemeler yapılıyor, 1970&#039;ten günümüze olan sıcaklık ve tuzluluk verilerini baz alarak önümüzdeki 20 yılda 50 yılda neler olacağı tahmin ediliyor. Veriler, çok açıkça sıcaklığın artacağını gösteriyor. Bu sadece Marmara ya da Ege’nin sorunu değil bnütün dünyada sıcaklıklar artmaya başaldı. Kuzey Kutbu’ndaki buzullar eriyor deniz seviyesi yükseliyor. Bu tabii ki Marmara’yı da etkileyecek.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TgWz7sOOqUC92jdZxJUcBg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara’yı, bekleyen, tehlike:, son, Midilli, Adası’nda, görüldü, yönü, Marmara, Denizi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TgWz7sOOqUC92jdZxJUcBg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara’yı bekleyen tehlike: En son Midilli Adası’nda görüldü, yönü Marmara Denizi"><p>Kızıldeniz’den Akdeniz’e oradan da Ege Denizi’ne ulaşan istilacı balon balığı, Marmara’da da görüldü. Bir başka istilacı tür olan aslan balığı ise son olarak Midilli Adası açıklarında tespit edildi. Aslan balığı, sıcaklık bariyeri nedeniyle Marmara’ya giriş yapamıyor. Uzmanlar sıcaklık farkının azalması halinde bu istilacı türün de Marmara’ya giriş yapabileceği konusunda uyarıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RHxN092HtU6FlUS157a53Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>8 Haziran Marmara Denizi Günü kapsamında, biliminsanları ve STK temsilcileri Marmara Denizi’nin mevcut durumuyla, kirlilik, iklim değişikliği gibi faktörlerin olası tehditlerini tartıştı.
Denizdeki canlı popülasyonu, oksijen durumu; sıcaklık ve müsilaj gibi birçok konunun da tartışıldığı etkinlikte Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Gönülal da bir konuşma yaptı.
Doç. Dr. Gönülal konuşmasında, Marmara Denizi’ndeki yabancı tür tehlikesine dikkat çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bo2QvdyyDEW1oiZVg_8w2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gönülal, Kızıldeniz ve Akdeniz’den gelen türlerin denizdeki sıcaklık artışları sebebiyle Marmara Denizi ve Karadeniz’e yönelebileceklerini ifade ederken; balon balığı ve aslan balığı gibi zehirli türler konusunda da uyarılarda bulundu.
İstilacı türlerin en fazla Doğu Akdeniz’i etkilediğini anlatan Gönülal, “Akdeniz'de Kuzey Ege'de nispeten Güney Ege’de yabancı tür sayısının çok daha fazla olmasını bekliyoruz. Tamam böyle ama; bu türler düşünün Süveyş Kanalı’ndan gelen bir balık türü yüzerek 5 yılda ya da 1 yılda çok rahat bir şekilde Marmara’ya ulaşabiliyorlar. Eskiden bu kadar fazla sayı yoktu, şimdi daha fazla. Sebebi ise çok açık küresel ısınma.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Nv8Tm-J8M0a8tD4xaR_P4w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gönülal şöyle devam etti:
“Bu canlılar Kızıldeniz’den geliyor; bu deniz bizim denizlerimize göre çok daha fazla sıcak bir deniz. Siz sıcaklık farkını azaltırsanız ki normalde çocukluğumuzda Marmara’da çoğumuz yüzdük, soğuk diye hatırlardık. Kızılzdeniz’de siz sıcaklık farkını azaltırsanız, bu canlılar sıcaklık farkına aldırış etmeden eskiden belki Muğla’ya kadar gelebiliyorlardı artık Marmara’ya kadar gelebiliyorlar. Buna artık biz Marmara’nın Akdenizleşmesi hatta artık bu türler Marmara’yı geçip Karadeniz’e geçiyorlar, Karadeniz’in de Akdenizleşmesi süreci diyoruz.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/igcc67fn4EugIQPtkVHYPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balon balığının Marmara’ya ulaştığını anlatan Gönülal, “Aslan balığının ise en son Midilli Adası bölgesinde kaydı var. Şu an bilim insanlarının söylediği Aslan balığının yukarı doğru çıkmasını engelleyen tek şey sıcaklık bariyeri, ama bu sıcaklık farkı gitgide azalırsa sıcaklık artışı bu şekilde devam ederse, Aslan Balığı’nın Marmara’ya girmemesi için hiçbir sebep yok.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GbrxA3nlZEiHNZ-H7Vyptg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gönülal, şunları söyledi:
“Zehirli bir balık türü ve dokunduğunuz anda panzehiri de yok. Baya bir sıkıntı yaşayacağız. Umarım gelmez. İklim uzmanı değilim; ama bilim insanları tarafından modellemeler yapılıyor, 1970'ten günümüze olan sıcaklık ve tuzluluk verilerini baz alarak önümüzdeki 20 yılda 50 yılda neler olacağı tahmin ediliyor. Veriler, çok açıkça sıcaklığın artacağını gösteriyor. Bu sadece Marmara ya da Ege’nin sorunu değil bnütün dünyada sıcaklıklar artmaya başaldı. Kuzey Kutbu’ndaki buzullar eriyor deniz seviyesi yükseliyor. Bu tabii ki Marmara’yı da etkileyecek.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TsEOwO-LhkKiEf_fkI479A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jVj73GpR20Cw0SF2a2qYxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Vtg97iQaG0WrnSedisH7Nw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rgFAx8_otUqYSGBOWKVBjw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakan Yumaklı: Bu yıl 51 çeşit bitki tescil edildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bakan-yumakli-bu-yil-51-cesit-bitki-tescil-edildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bakan-yumakli-bu-yil-51-cesit-bitki-tescil-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yerli bitki ıslahı ve geliştirme çalışmalarının sürdüğünü belirterek, &quot;Bu yıl 51, toplamda ise 1004 bitki çeşidini tescil ederek geleceğimize değer kattık.&quot; dedi.Bakan Yumaklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) enstitülerindeki yerli bitki ıslahı ve geliştirme çalışmaları hakkında bilgi verdi.  Söz konusu çalışmalara TAGEM bünyesindeki laboratuvalarda devam edildiğini bildiren Yumaklı, &quot;Bu yıl 51 toplamda ise 1004 bitki çeşidini tescil ederek geleceğimize değer kattık. Cömert Anadolu topraklarını yerli, milli ve sertifikalı bitkilerimizin tohumlarıyla buluşturmayı sürdüreceğiz.&quot; değerlendirmesinde bulundu.  Yumaklı, paylaşımında kullandığı görselde, ülkede kullanılan tohumların yüzde 97&#039;sinin Türkiye&#039;de üretildiğini ve 117 ülkeye tohum ihraç edildiğini bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/flZGVTnSsU-0nyJrXQQwAA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bakan, Yumaklı:, yıl, çeşit, bitki, tescil, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/flZGVTnSsU-0nyJrXQQwAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bakan Yumaklı: Bu yıl 51 çeşit bitki tescil edildi"><p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yerli bitki ıslahı ve geliştirme çalışmalarının sürdüğünü belirterek, "Bu yıl 51, toplamda ise 1004 bitki çeşidini tescil ederek geleceğimize değer kattık." dedi.</p>Bakan Yumaklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) enstitülerindeki yerli bitki ıslahı ve geliştirme çalışmaları hakkında bilgi verdi.  Söz konusu çalışmalara TAGEM bünyesindeki laboratuvalarda devam edildiğini bildiren Yumaklı, "Bu yıl 51 toplamda ise 1004 bitki çeşidini tescil ederek geleceğimize değer kattık. Cömert Anadolu topraklarını yerli, milli ve sertifikalı bitkilerimizin tohumlarıyla buluşturmayı sürdüreceğiz." değerlendirmesinde bulundu.  Yumaklı, paylaşımında kullandığı görselde, ülkede kullanılan tohumların yüzde 97'sinin Türkiye'de üretildiğini ve 117 ülkeye tohum ihraç edildiğini bildirdi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sivas&amp;apos;ta tedirgin eden görüntü! Yetkililerden &amp;quot;uzak durun&amp;quot; çağrısı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sivasta-tedirgin-eden-goeruntu-yetkililerden-uzak-durun-cagrisi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sivasta-tedirgin-eden-goeruntu-yetkililerden-uzak-durun-cagrisi</guid>
<description><![CDATA[ Sivas’ın Gürün ilçe merkezinden geçen Tohma çayında yaşanan toplu balık ölümleri çevre sakinlerini tedirgin ederken, yetkililer çaydan uzak durun çağrısında bulundu.Sivas’ın Gürün ilçesinde şehir merkezinden geçen Tohma çayında 2 gündün toplu balık ölümleri yaşanıyor. İrili ufaklı binlerce balık su yüzeyine çıktı, çay kenarında toplandı.Balık ölümlerinden çay üzerindeki balık çiftlikleri de etkilendi.Gürün Belediyesi ve Gürün Kaymakamlığından yapılan duyurularda; suya girilmemesi, suyla tarla sulanmaması, hayvanlara verilmemesi, tutulan balıkların yenmemesi istendi. Gürün Belediyesi ekipleri halk sağlığı açısından ölü balıkları topladı.Konuyla ilgili açıklama yapan Gürün Belediye Başkanı Nami Çiftçi, iki gündür toplu balık ölümleri yaşandığına dikkat çekerek, “Biz ölen balıkları hastalıklara neden olmaması için toplattık.Ölümlerin nedeni henüz bilmiyoruz. Ancak ölümlere; düşen su seviyesi, artan su sıcaklığıyla birlikte suda ki oksijen oranının azılmasının neden olabileceğini düşünüyoruz. Biz vatandaşlarımızı çaydan uzak durmaları, çaydan hayvanlara su verilmemesi, toplanan balıkların tüketilmemesi hususunda uyardık. Balıkların ölüm nedeninin anlaşılabilmesi için numuneler alındı. Tatilin bitmesinin hemen ardından incelemeler yapılarak ölümlerin nedenini anlamış olacağız” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Umjdtr96WEiDY7f5rGMKrQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sivasta, tedirgin, eden, görüntü, Yetkililerden, uzak, durun, çağrısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Umjdtr96WEiDY7f5rGMKrQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sivas'ta tedirgin eden görüntü! Yetkililerden " uzak durun><p>Sivas’ın Gürün ilçe merkezinden geçen Tohma çayında yaşanan toplu balık ölümleri çevre sakinlerini tedirgin ederken, yetkililer çaydan uzak durun çağrısında bulundu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ENYXCi5svUKk0dnYz3ajig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sivas’ın Gürün ilçesinde şehir merkezinden geçen Tohma çayında 2 gündün toplu balık ölümleri yaşanıyor. İrili ufaklı binlerce balık su yüzeyine çıktı, çay kenarında toplandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dhE3aUde4U-ogDoB_C6JZA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balık ölümlerinden çay üzerindeki balık çiftlikleri de etkilendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dQaXLOfj4kuUWCpDALjcHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gürün Belediyesi ve Gürün Kaymakamlığından yapılan duyurularda; suya girilmemesi, suyla tarla sulanmaması, hayvanlara verilmemesi, tutulan balıkların yenmemesi istendi. Gürün Belediyesi ekipleri halk sağlığı açısından ölü balıkları topladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yUmrhh68HEu2AgVIWBywvg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Konuyla ilgili açıklama yapan Gürün Belediye Başkanı Nami Çiftçi, iki gündür toplu balık ölümleri yaşandığına dikkat çekerek, “Biz ölen balıkları hastalıklara neden olmaması için toplattık.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UoepYDD2M06Cw_CBojgwQQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ölümlerin nedeni henüz bilmiyoruz. Ancak ölümlere; düşen su seviyesi, artan su sıcaklığıyla birlikte suda ki oksijen oranının azılmasının neden olabileceğini düşünüyoruz. Biz vatandaşlarımızı çaydan uzak durmaları, çaydan hayvanlara su verilmemesi, toplanan balıkların tüketilmemesi hususunda uyardık. Balıkların ölüm nedeninin anlaşılabilmesi için numuneler alındı. Tatilin bitmesinin hemen ardından incelemeler yapılarak ölümlerin nedenini anlamış olacağız” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Avrupa Birliği kritik doğa yasasını kabul etti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/avrupa-birligi-kritik-doga-yasasini-kabul-etti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/avrupa-birligi-kritik-doga-yasasini-kabul-etti</guid>
<description><![CDATA[ Avrupa Birliği, Lüksemburg&#039;da yapılan kritik oylama sonucu dönüm noktası niteliğinde olarak görülen &quot;Doğa Restorasyon Yasası&quot;nı kabul etti. Yasanın hedefi, 10 yılın sonuna kadar Avrupa Birliği&#039;nin kara ve denizlerinin en az yüzde 20&#039;sini restore etmek.Avrupa Birliği, dönüm noktası niteliğinde bir doğa yasasını kabul etti.The Guardian gazetesinin bildirdiğine göre bıçak sırtı bir oylamanın ardından yasanın kabul edilmesi, çiftçilerin şiddetli protestolarından ürken üye ülkeler arasında aylardır süren çıkmazı sona erdirecek.Ancak teklifin kurtarıcısı olarak gösterilen Avusturya&#039;nın son dakikada yaptığı fikir değişikliği, ülkeyi siyasi kaosa sürükledi ve iktidardaki merkez sağ ÖVP, Yeşiller üyesi iklim bakanı hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.  Avrupa Yeşil Anlaşmasının en tartışmalı ayağı olduğu kanıtlanan ve son engelde neredeyse başarısız olan Doğa Restorasyon Yasası, 10 yılın sonuna kadar Avrupa Birliği&#039;nin kara ve denizlerinin en az yüzde 20&#039;sini restore etme hedefi koyuyor.Milletvekilleri ve hükümetler, aşırı sağcı partilerin sandalye kazandığı ve yeşil partilerin kaybettiği Avrupa seçimlerinden önceki aylarda öneriyi sulandırmıştı. Ancak verilen tavizlere rağmen, destekçiler bugün Lüksemburg&#039;da yapılan oylamada yeterli sayıda üye ülkeyi &quot;zar zor&quot; ikna edebildi.Avrupa Parlamentosu&#039;nun yasa ile ilgili müzakerelerine liderlik eden İspanya&#039;dan merkez sol milletvekili Cesar Luena, &quot;Bugün, doğayı sadece korumak ve muhafaza etmekten aktif bir şekilde restore etmeye geçiş yaptığımız Avrupa için önemli bir gün&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oT-fjNDdB0eKUnGV_OK1wQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Avrupa, Birliği, kritik, doğa, yasasını, kabul, etti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oT-fjNDdB0eKUnGV_OK1wQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Avrupa Birliği kritik doğa yasasını kabul etti"><p>Avrupa Birliği, Lüksemburg'da yapılan kritik oylama sonucu dönüm noktası niteliğinde olarak görülen "Doğa Restorasyon Yasası"nı kabul etti. Yasanın hedefi, 10 yılın sonuna kadar Avrupa Birliği'nin kara ve denizlerinin en az yüzde 20'sini restore etmek.</p><p>Avrupa Birliği, dönüm noktası niteliğinde bir doğa yasasını kabul etti.</p><p>The Guardian gazetesinin bildirdiğine göre bıçak sırtı bir oylamanın ardından yasanın kabul edilmesi, çiftçilerin şiddetli protestolarından ürken üye ülkeler arasında aylardır süren çıkmazı sona erdirecek.</p><p>Ancak teklifin kurtarıcısı olarak gösterilen Avusturya'nın son dakikada yaptığı fikir değişikliği, ülkeyi siyasi kaosa sürükledi ve iktidardaki merkez sağ ÖVP, Yeşiller üyesi iklim bakanı hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.  Avrupa Yeşil Anlaşmasının en tartışmalı ayağı olduğu kanıtlanan ve son engelde neredeyse başarısız olan Doğa Restorasyon Yasası, 10 yılın sonuna kadar Avrupa Birliği'nin kara ve denizlerinin en az yüzde 20'sini restore etme hedefi koyuyor.</p><p>Milletvekilleri ve hükümetler, aşırı sağcı partilerin sandalye kazandığı ve yeşil partilerin kaybettiği Avrupa seçimlerinden önceki aylarda öneriyi sulandırmıştı. </p><p>Ancak verilen tavizlere rağmen, destekçiler bugün Lüksemburg'da yapılan oylamada yeterli sayıda üye ülkeyi "zar zor" ikna edebildi.</p><p>Avrupa Parlamentosu'nun yasa ile ilgili müzakerelerine liderlik eden İspanya'dan merkez sol milletvekili Cesar Luena, "Bugün, doğayı sadece korumak ve muhafaza etmekten aktif bir şekilde restore etmeye geçiş yaptığımız Avrupa için önemli bir gün" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sıfır atık projesi hayata geçiyor | Depozito iade sistemi: Biriken paralar alışverişte kullanılabilecek</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sifir-atik-projesi-hayata-geciyor-depozito-iade-sistemi-biriken-paralar-alisveriste-kullanilabilecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sifir-atik-projesi-hayata-geciyor-depozito-iade-sistemi-biriken-paralar-alisveriste-kullanilabilecek</guid>
<description><![CDATA[ Yeni yılda Türkiye genelinde başlayacak geri dönüşüme para iadesinin testi Ankara Kızılcahamam&#039;da yapılıyor. Tek kullanımlık şişeler makinelere atılıyor. Karşılığında 25 kuruş alınıyor. Sıfır Atık Projesi kapsamında, hayata geçirilecek &quot;Depozito Yönetim Sistemi&quot;nin 1 Ocak 2025&#039;te başlaması planlanıyor. Bakanlık, ilk etapta 5 bin noktada iade sistemi kurmayı planlıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/692Do8NBEEifbMkcGGwPtw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sıfır, atık, projesi, hayata, geçiyor, Depozito, iade, sistemi:, Biriken, paralar, alışverişte, kullanılabilecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/692Do8NBEEifbMkcGGwPtw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sıfır atık projesi hayata geçiyor | Depozito iade sistemi: Biriken paralar alışverişte kullanılabilecek"><p>Yeni yılda Türkiye genelinde başlayacak geri dönüşüme para iadesinin testi Ankara Kızılcahamam'da yapılıyor. Tek kullanımlık şişeler makinelere atılıyor. Karşılığında 25 kuruş alınıyor. Sıfır Atık Projesi kapsamında, hayata geçirilecek "Depozito Yönetim Sistemi"nin 1 Ocak 2025'te başlaması planlanıyor. Bakanlık, ilk etapta 5 bin noktada iade sistemi kurmayı planlıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Marmara’yı bekleyen ekolojik felaket: “Tekrarı kesin, Marmara’nın başının üstünde kılıç gibi sallanıyor”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marmarayi-bekleyen-ekolojik-felaket-tekrari-kesin-marmaranin-basinin-ustunde-kilic-gibi-sallaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marmarayi-bekleyen-ekolojik-felaket-tekrari-kesin-marmaranin-basinin-ustunde-kilic-gibi-sallaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Müsilaj riski, Marmara Denizi’nin başının üstünde kılıç gibi sallanmaya devam edecek. Bu tehlikenin tekrarı kesin.” dedi. Müsilajın, ekolojik bir felaket olduğunu söyleyen Sarı, “Bu kirlilik devam ederse, ekosistemine ömür biçemeyeceğimiz Marmara Denizi, her gün, biraz daha bozulacak. Biraz daha Marmara Denizi&#039;nden yararlanamaz hale geleceğiz. Balıklar azalacak.” ifadelerini kullandı.Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’ndeki kirliliğin her geçen gün artarak, daha da tehlikeli boyuta geldiğini söyledi.2021 yılında yaşanan müsilaj sonrası 22 madden oluşan Marmara Eylem Planı’nın hazırlanıp, imzalandığını hatırlatan Prof. Dr. Sarı, “Marmara Denizi, 2021 yılında müsilaj felaketiyle karşılaştı. İlk kez karşılaşmadı. Daha önce de pek çok kez müsilaj ortaya çıkmıştı. Ama büyük boyutu ile 2021 yılında karşılaştık. Sonrasında tüm tarafları bir araya gelerek müsilajla ilgili 22 ayrı maddeden oluşan eylem planı hazırlanıp, imzalandı.” ifadelerini kullandı.22 maddeden oluşan eylem planının 14 maddesinin Marmara’daki kirlilik yükünün azaltılmasıyla ilgili olduğunu dile getiren Sarı, “Marmara Denizi’nin kirlilik yükünü azaltmadan müsilajdan kurtulma şansımız yok. Çünkü müsilaj bir sonuç. Küresel iklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki artış, birinci faktördür. Orijinal yapısına müdahale edemediğimiz bu denizin, yoğun şekilde kirletilmemesi gerekiyordu.” diye konuştu.Marmara Denizi çevresindeki nüfus yoğunluğu ve sanayileşmeye dikkat çeken Sarı, yeni bir müsilaj riski ile karşı karşıya olunduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
&quot;Marmara’nın çevresinde 25 milyon insan yaşıyor. Bunların atıklarının sadece yarısını arıtıyoruz. Geri kalan yarısını ne yazık ki denize boca etmeye devam ediyoruz. Diğer taraftan Türkiye’nin yarısına hizmet sunan bir endüstri içerisinde, onun atıkları da denize gidiyor. Tarımsal atıklar, denizcilik atıkları. Bunlar hep birlikte Marmara Denizi’ne boca edilmeye devam ediyor.
2021 yılında ne kadar kirletiyorsak, Marmara Denizi’ni şu anda da o kadar kirletiyoruz. 22 maddeden oluşan eylem planının 14’ü, denizin kirlilik yükünü azaltmakla ilgiliydi. Ama bunu yapamadık. Yapamadığımız için bu müsilaj riski, Marmara Denizi’nin başının üstünde kılıç gibi sallanmaya devam edecek.
Bu tehlikenin tekrarı kesin. Müsilaj, zamanı meçhul bir ekolojik felaket bizim için. Bilim, veriye göre çalışır. Veriye bakıyoruz. Eğer Marmara Denizi’nin çevresindeki yerel yönetimlere bakarsak, hiçbirisi de zikretmiyor. Sanayi kuruluşlarına sorarsak, kontrolü yapan kamu yöneticilerine, onların da mükemmel şekilde denetim faaliyetlerini yerine getirdiklerini söylediklerine şahit oluyoruz.
Bu kirlilik devam ederse, ekosistemine ömür biçemeyeceğimiz Marmara Denizi, her gün, biraz daha bozulacak. Biraz daha Marmara Denizi’nden yararlanamaz hale geleceğiz. Balıklar azalacak. Denize girme noktasında daha çok risk var. Şu anda yaşadığımız gibi. Bu yüzden denizdeki kirliliği mutlaka ve mutlaka azaltmamız gerekiyor.”Marmara Denizi&#039;ndeki balık türlerinin yok olmaya başladığına da dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sarı, şöyle devam etti:
“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle, müsilajdan önceki balık türlerinin, müsilajdan sonra nasıl bir durumda olduğunu tespit etmek için ‘Marmara Projesi’ adı altında bir proje yürüttü. O projenin sonuçlarına göre, Marmara Denizi’nde müsilaj öncesine göre balık bolluğunda yüzde 25 düzeyine ulaşan azalma oldu.
Müsilajdan önce 4 balığımız varsa, sonrasında 3 balığımız kalmış. Balıklarımız azalmış. Türleri de azalmış. Daha çok pelajik balıklar. Soframıza gelen hamsi, istavrit, lüfer, sardalya, kolyoz gibi, palamut gibi balıklar bağlamında yüzde 25 düzeyde bir azalma var. Dipteki müsilaj etkisiyle, oksijenin azalması yüzünden köpek balığı ve vatoz balıkları ise derinlerden kıyılara doğru gelmiş.
Bunların miktarında da bir artış görüyoruz. Halbuki onların sürekli balıkçı ağından çıkmasının nedeni bollukları artmadı. Derinlerde oksijen kalmadığı için daha sığ kısımlara geldi. Bu yüzden de ağlarla daha çok karşılaşmaya başlamış olur.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEbc_CPJukCR_Ld0dzAsmA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marmara’yı, bekleyen, ekolojik, felaket:, “Tekrarı, kesin, Marmara’nın, başının, üstünde, kılıç, gibi, sallanıyor”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEbc_CPJukCR_Ld0dzAsmA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Marmara’yı bekleyen ekolojik felaket: “Tekrarı kesin, Marmara’nın başının üstünde kılıç gibi sallanıyor”"><p>Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Müsilaj riski, Marmara Denizi’nin başının üstünde kılıç gibi sallanmaya devam edecek. Bu tehlikenin tekrarı kesin.” dedi. Müsilajın, ekolojik bir felaket olduğunu söyleyen Sarı, “Bu kirlilik devam ederse, ekosistemine ömür biçemeyeceğimiz Marmara Denizi, her gün, biraz daha bozulacak. Biraz daha Marmara Denizi'nden yararlanamaz hale geleceğiz. Balıklar azalacak.” ifadelerini kullandı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8KhAM58sKkyrTPQq9FkDlw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’ndeki kirliliğin her geçen gün artarak, daha da tehlikeli boyuta geldiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1GSbHsA6K02Spz_GLLUDVA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2021 yılında yaşanan müsilaj sonrası 22 madden oluşan Marmara Eylem Planı’nın hazırlanıp, imzalandığını hatırlatan Prof. Dr. Sarı, “Marmara Denizi, 2021 yılında müsilaj felaketiyle karşılaştı. İlk kez karşılaşmadı. Daha önce de pek çok kez müsilaj ortaya çıkmıştı. Ama büyük boyutu ile 2021 yılında karşılaştık. Sonrasında tüm tarafları bir araya gelerek müsilajla ilgili 22 ayrı maddeden oluşan eylem planı hazırlanıp, imzalandı.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/juKBJMqKzkOXoSLnSWgMwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>22 maddeden oluşan eylem planının 14 maddesinin Marmara’daki kirlilik yükünün azaltılmasıyla ilgili olduğunu dile getiren Sarı, “Marmara Denizi’nin kirlilik yükünü azaltmadan müsilajdan kurtulma şansımız yok. Çünkü müsilaj bir sonuç. Küresel iklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki artış, birinci faktördür. Orijinal yapısına müdahale edemediğimiz bu denizin, yoğun şekilde kirletilmemesi gerekiyordu.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7PqQjMc6YkKOAu_I_F9FNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi çevresindeki nüfus yoğunluğu ve sanayileşmeye dikkat çeken Sarı, yeni bir müsilaj riski ile karşı karşıya olunduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Marmara’nın çevresinde 25 milyon insan yaşıyor. Bunların atıklarının sadece yarısını arıtıyoruz. Geri kalan yarısını ne yazık ki denize boca etmeye devam ediyoruz. Diğer taraftan Türkiye’nin yarısına hizmet sunan bir endüstri içerisinde, onun atıkları da denize gidiyor. Tarımsal atıklar, denizcilik atıkları. Bunlar hep birlikte Marmara Denizi’ne boca edilmeye devam ediyor.
2021 yılında ne kadar kirletiyorsak, Marmara Denizi’ni şu anda da o kadar kirletiyoruz. 22 maddeden oluşan eylem planının 14’ü, denizin kirlilik yükünü azaltmakla ilgiliydi. Ama bunu yapamadık. Yapamadığımız için bu müsilaj riski, Marmara Denizi’nin başının üstünde kılıç gibi sallanmaya devam edecek.
Bu tehlikenin tekrarı kesin. Müsilaj, zamanı meçhul bir ekolojik felaket bizim için. Bilim, veriye göre çalışır. Veriye bakıyoruz. Eğer Marmara Denizi’nin çevresindeki yerel yönetimlere bakarsak, hiçbirisi de zikretmiyor. Sanayi kuruluşlarına sorarsak, kontrolü yapan kamu yöneticilerine, onların da mükemmel şekilde denetim faaliyetlerini yerine getirdiklerini söylediklerine şahit oluyoruz.
Bu kirlilik devam ederse, ekosistemine ömür biçemeyeceğimiz Marmara Denizi, her gün, biraz daha bozulacak. Biraz daha Marmara Denizi’nden yararlanamaz hale geleceğiz. Balıklar azalacak. Denize girme noktasında daha çok risk var. Şu anda yaşadığımız gibi. Bu yüzden denizdeki kirliliği mutlaka ve mutlaka azaltmamız gerekiyor.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Upr6clc_rUuElTA5APWwyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi'ndeki balık türlerinin yok olmaya başladığına da dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sarı, şöyle devam etti:
“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle, müsilajdan önceki balık türlerinin, müsilajdan sonra nasıl bir durumda olduğunu tespit etmek için ‘Marmara Projesi’ adı altında bir proje yürüttü. O projenin sonuçlarına göre, Marmara Denizi’nde müsilaj öncesine göre balık bolluğunda yüzde 25 düzeyine ulaşan azalma oldu.
Müsilajdan önce 4 balığımız varsa, sonrasında 3 balığımız kalmış. Balıklarımız azalmış. Türleri de azalmış. Daha çok pelajik balıklar. Soframıza gelen hamsi, istavrit, lüfer, sardalya, kolyoz gibi, palamut gibi balıklar bağlamında yüzde 25 düzeyde bir azalma var. Dipteki müsilaj etkisiyle, oksijenin azalması yüzünden köpek balığı ve vatoz balıkları ise derinlerden kıyılara doğru gelmiş.
Bunların miktarında da bir artış görüyoruz. Halbuki onların sürekli balıkçı ağından çıkmasının nedeni bollukları artmadı. Derinlerde oksijen kalmadığı için daha sığ kısımlara geldi. Bu yüzden de ağlarla daha çok karşılaşmaya başlamış olur.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;nin dünyaca ünlü sahilinde üzen görüntüler! &amp;quot;Yüzerken köpük gibi ve şeffaf plastikler üzerimize geliyor&amp;quot;</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-dunyaca-unlu-sahilinde-uzen-goeruntuler-yuzerken-koepuk-gibi-ve-seffaf-plastikler-uzerimize-geliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-dunyaca-unlu-sahilinde-uzen-goeruntuler-yuzerken-koepuk-gibi-ve-seffaf-plastikler-uzerimize-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Antalya&#039;nın Konyaaltı Sahili&#039;nin devamındaki Sarısu Plajı&#039;nda, son günlerde plastik kirliliği yaşanıyor. Denize girenler yüzdükleri sırada ağızlarına plastik parçacıklarının girdiğinden yakınıyor. Sahil boyu plastik atıklarla kirlenen Sarısu&#039;da, açıkta demirli gemilerden şüphe ediliyor.Antalya&#039;nın Konyaaltı ilçe sınırlarındaki Konyaaltı Sahili&#039;nin devamında, Antalya Limanı&#039;ndan sonraki alanda bulunan Sarısu Plajı&#039;nda son günlerde ciddi plastik kirliliği ortaya çıktı.Plajda dalgaların vurduğu alanlarda denizden geldiği belirtilen plastik atıklar, deniz yüzeyinde yüzenlerin ağzına geliyor.Naylon parçacıkları ve diğer plastik atıkların vücutlarına yapıştığını ve ağızlarına girdiğini belirten yerli ve yabancı tatilciler, deniz yüzeyinde bayramdan sonra ortaya çıkan plastik kirliliğinin nedeninin açıkta demirlemiş gemilerden kaynaklanmış olabileceğini söylüyor.Uzun yıllardır Sarısu&#039;da, her sabah denize girdiğini belirten yerleşik Rus Viktor Bikkenev, bayram öncesi çok temiz olan Sarısu&#039;daki denizde, bayramdan sonra özellikle son 1 haftadır ciddi plastik atığı görmeye başladıklarını söyledi.Buna yol açan şeyin ne olduğunu bilmediğini, ancak açıkta demirlemiş gemilerden kaynaklanabileceğini anlatan Bikkenev, &quot;Yüzerken ağzımıza, yüzümüze plastik atıkların parçacıkları çarpıyor. O yüzden artık burada denize giremiyoruz. Bu durumdan herkes şikayetçi. Antalya&#039;ya yakışmıyor. Doğamızı temiz tutmalıyız, inşallah temizlenir&quot; dedi.Antalyalı Seyfettin Oral, &quot;Bugün geldim ve denizin içi gerçekten çok berbat. İçinde atıklar var, gemiden mi atıldı bilemiyorum. Sahiller yine aynı şekilde berbat. Girilecek gibi değil. Antalya&#039;yı, Konyaaltı Sarısu&#039;yu övüyorlar ama bazı problemler var&quot; diye konuştu.Feride Oral ise &quot;Yüzerken torunumla köpük gibi ve şeffaf plastikler insanların üstüne üstüne geliyor. Az önce çıktık denizden, çok var. Böyle pislik olunca gelmek istemiyoruz. Etrafta çok kirlilik var&quot; dedi.Bir yaz okulunun öğrencilerini her sabah Sarısu Sahili&#039;ne getiren Rus öğretmen Tatyana Malahova, sahilin son günlerde aşırı kirlendiğini, plastik atıkların çoğaldığını belirtti. Malahova, deniz yüzeyinde özellikle parçalar halindeki plastik atıklar yüzünden öğrencilerin yüzemediğini, artık başka plajlara gideceklerini söyledi. Öğrenciler de yüzerken karşılaştıkları, vücutlarına ve ağızlarına gelen plastik parça atıklarla ilgili şikayetlerini dile getirdi.Denizdeki kirliliğin yanı sıra, vatandaşların kumsala ve hemen yanındaki ormana bıraktığı çöpler de dikkat çekiyor.Sahil boyunca kumsalda her türlü atığı görmek mümkün. Ayrıca ağaçların yanlarında yakılmış mangallar ve atıkları da rahatsız edici boyutta gözleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DHGShRjvy0GwLSPxmu0eJQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiyenin, dünyaca, ünlü, sahilinde, üzen, görüntüler, Yüzerken, köpük, gibi, şeffaf, plastikler, üzerimize, geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DHGShRjvy0GwLSPxmu0eJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Türkiye'nin dünyaca ünlü sahilinde üzen görüntüler! " y k gibi ve plastikler geliyor><p>Antalya'nın Konyaaltı Sahili'nin devamındaki Sarısu Plajı'nda, son günlerde plastik kirliliği yaşanıyor. Denize girenler yüzdükleri sırada ağızlarına plastik parçacıklarının girdiğinden yakınıyor. Sahil boyu plastik atıklarla kirlenen Sarısu'da, açıkta demirli gemilerden şüphe ediliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rLVuO50gZ0-BGA6rq7KDpw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya'nın Konyaaltı ilçe sınırlarındaki Konyaaltı Sahili'nin devamında, Antalya Limanı'ndan sonraki alanda bulunan Sarısu Plajı'nda son günlerde ciddi plastik kirliliği ortaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QjKbNe4DXkKEyGWxNjHLnQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Plajda dalgaların vurduğu alanlarda denizden geldiği belirtilen plastik atıklar, deniz yüzeyinde yüzenlerin ağzına geliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nMJkw7sJp0yPrRMbKheKPg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Naylon parçacıkları ve diğer plastik atıkların vücutlarına yapıştığını ve ağızlarına girdiğini belirten yerli ve yabancı tatilciler, deniz yüzeyinde bayramdan sonra ortaya çıkan plastik kirliliğinin nedeninin açıkta demirlemiş gemilerden kaynaklanmış olabileceğini söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/emIpEIznBEy9C68uH0mNhA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzun yıllardır Sarısu'da, her sabah denize girdiğini belirten yerleşik Rus Viktor Bikkenev, bayram öncesi çok temiz olan Sarısu'daki denizde, bayramdan sonra özellikle son 1 haftadır ciddi plastik atığı görmeye başladıklarını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B01Ce27wHE-LNQokQSpgQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Buna yol açan şeyin ne olduğunu bilmediğini, ancak açıkta demirlemiş gemilerden kaynaklanabileceğini anlatan Bikkenev, "Yüzerken ağzımıza, yüzümüze plastik atıkların parçacıkları çarpıyor. O yüzden artık burada denize giremiyoruz. Bu durumdan herkes şikayetçi. Antalya'ya yakışmıyor. Doğamızı temiz tutmalıyız, inşallah temizlenir" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pgTSeR631UeP4m7deBhWzw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalyalı Seyfettin Oral, "Bugün geldim ve denizin içi gerçekten çok berbat. İçinde atıklar var, gemiden mi atıldı bilemiyorum. Sahiller yine aynı şekilde berbat. Girilecek gibi değil. Antalya'yı, Konyaaltı Sarısu'yu övüyorlar ama bazı problemler var" diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tiAwZDWiaUmLB8ENVI0tqA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Feride Oral ise "Yüzerken torunumla köpük gibi ve şeffaf plastikler insanların üstüne üstüne geliyor. Az önce çıktık denizden, çok var. Böyle pislik olunca gelmek istemiyoruz. Etrafta çok kirlilik var" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0MCyjBZNw0eRPp0VGABxeA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir yaz okulunun öğrencilerini her sabah Sarısu Sahili'ne getiren Rus öğretmen Tatyana Malahova, sahilin son günlerde aşırı kirlendiğini, plastik atıkların çoğaldığını belirtti. Malahova, deniz yüzeyinde özellikle parçalar halindeki plastik atıklar yüzünden öğrencilerin yüzemediğini, artık başka plajlara gideceklerini söyledi. Öğrenciler de yüzerken karşılaştıkları, vücutlarına ve ağızlarına gelen plastik parça atıklarla ilgili şikayetlerini dile getirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qqdLo5cNyE6KqPW0gyVwBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denizdeki kirliliğin yanı sıra, vatandaşların kumsala ve hemen yanındaki ormana bıraktığı çöpler de dikkat çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z-1Ds2-mP0Ow4siTJ8WUAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sahil boyunca kumsalda her türlü atığı görmek mümkün. Ayrıca ağaçların yanlarında yakılmış mangallar ve atıkları da rahatsız edici boyutta gözleniyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki: Marmara’da ekolojik felaket kapıda bekliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakani-mehmet-ozhaseki-marmarada-ekolojik-felaket-kapida-bekliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakani-mehmet-ozhaseki-marmarada-ekolojik-felaket-kapida-bekliyor</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Marmara Denizi Eylem Planı’nın doğru ve kararlı bir şekilde uygulanmaması durumunda müsilaj gibi ekolojik bir felaketin kapıda beklediğini söyleyerek, “Marmara her gün biraz daha kirlenip bozulmaya devam ediyor.” dedi.Marmara Deniz Eylem Planı Koordinasyon Kurulu 4. Toplantısı, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleşti.
Toplantıda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Marmara Denizi’ndeki müsilaj tehlikesinin sürdüğünü söyledi.Kurulun, 2021 yılında Marmara Denizi’nde baş gösteren müsilaj sorununun çözüme kavuşturulması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kurulduğunu ve bugün 4’üncü toplantılarını gerçekleştireceklerini bildiren Özhaseki, Marmara’daki müsilaja yol açan nedenlerin belli olduğunu kaydetti.
Özhaseki, iklim değişikliği sebebiyle tüm atmosfer ve dünya yüzeyinde sıcaklığın arttığını belirterek, “Bu sıcaklık artışının tüm gezegenimizde yol açmış olduğu afetlere hepimiz vakıfız. İkinci olarak ileri biyolojik arıtma tesislerinde arıtılmayan atık sular ve tarımsal gübre kaynaklı olarak Marmara&#039;ya yoğun şekilde azot ve fosfor yayılımı olduğunu biliyoruz.” diye konuştu.Marmara Denizi’nin 24 milyonu aşkın bir nüfusa ev sahipliği yaptığını anlatan Özhaseki, şunları söyledi:
“Böyle büyük bir nüfusu barındıran Marmara Denizi havzasının korunması için bu büyük nüfusun atıklarını bilimsel şekilde de yönetmemiz icap ediyor. Marmara Denizimizi bilimsel gereklilikler çerçevesinde korumak ve baş gösteren müsilajı kontrol altına almak adına 6 Haziran 2021&#039;de 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı hazırlanmıştı. Bunun ardından bakanlığımız koordinasyonunda valilikler ve belediyelerimizle birlikte yürütülen özverili çalışmalar neticesinde deniz yüzeyindeki müsilajı bir ay gibi bir süre içerisinde temizlemiştik.”
Özhaseski, müsilajın yeniden görülmemesi için denize atık su deşarj eden tesisleri kalabalık bir ekiple sıkı bir şekilde denetim altında tutmaya devam ettiklerini söyledi.Bugüne kadar yürüttükleri çalışmalara değinen Özhaseki, şöyle konuştu:
“2021 yılından bu yana yürüttüğümüz çalışmalara baktığımızda Marmara&#039;nın geleceğinin koruma altına alınması adına 21 bilim insanımızın katılımıyla bilim ve teknik kurulu oluşturuldu. Marmara Denizi&#039;nin çevresel durumunu iyileştirmek ve müsilajın tekrarını önlemek için 2021-24 Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı hazırlandı. Ayrı bir kararla Marmara Denizi&#039;ni özel çevre koruma bölgesi ilan ettik. Hocalarımızın hazırlamış olduğu 22 maddelik bir eylem planımız vardı. Bunun 14 tanesi kirlilik yükünün azaltılmasıyla ilgili. Kirlilik yükünü azaltmadan müsilaj ve bazı tehditlerden kurtulma şansımız ne yazık ki yok. Çünkü müsilaj nihayetinde bir sonuç. Eğer eylem planımız doğru ve kararlı bir şekilde uygulanmazsa, müsilaj gibi ekolojilk bir felaket kapıda bekliyor. Marmara her gün biraz daha kirlenip bozulmaya devam ediyor. Başta balık türleri olmak üzere ekocanlılık gittikçe azalıyor ve zayıflıyor.”Bakan Özhaseki, bu toplantıdaki amacın kurumların neler yaptığını görmek olduğunu vurgulayarak, bununla ilgili bir sunum yapılacağını kaydetti.
Özhaseki, “Amaç hiç kimseyi suçlamak değil, suçlu aramak değil. Öyle bir derdimiz yok. Çünkü bu ayrı bir konu. Burada doğru tespitler yapıp sonra yol haritamızı belirleyip eylem planını doğru bir şekilde en hızlı vaziyette uygulamak durumundayız. Bunun için bir aradayız. Amacımız Marmara Denizi&#039;ni eski güzel haline, yeniden el birliğiyle kavuşturabilmek. Neler yapabiliriz, kime ne görev düşüyor? Bizim işçilerimize düşen bir görev varsa her an bunu yapmaya da hazırız.” dedi.
Yapacakları toplantıların tertemiz bir Marmara Denizi&#039;ni ortaya çıkarmaya vesile olacağını dile getiren Özhaseki, “İstişare edeceğiz, konuşacağız, yardımlaşacağız ve el birliğiyle bu sorunu çözeceğiz.” ifadesini kullandı.
Toplantıda İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Marmara Denizi&#039;ne kıyısı olan illerin valileri, belediye başkanları, Marmara Deniz Eylem Planı Koordinasyon Kurulu üyeleri, akademisyenler ve bakanlık bürokratları yer aldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEbc_CPJukCR_Ld0dzAsmA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çevre, Şehircilik, İklim, Değişikliği, Bakanı, Mehmet, Özhaseki:, Marmara’da, ekolojik, felaket, kapıda, bekliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEbc_CPJukCR_Ld0dzAsmA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki: Marmara’da ekolojik felaket kapıda bekliyor"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Marmara Denizi Eylem Planı’nın doğru ve kararlı bir şekilde uygulanmaması durumunda müsilaj gibi ekolojik bir felaketin kapıda beklediğini söyleyerek, “Marmara her gün biraz daha kirlenip bozulmaya devam ediyor.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lVKY8R1blkCNxFovnrsa1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Deniz Eylem Planı Koordinasyon Kurulu 4. Toplantısı, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleşti.
Toplantıda konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Marmara Denizi’ndeki müsilaj tehlikesinin sürdüğünü söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fTSqkakctUurRurKXB1pew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kurulun, 2021 yılında Marmara Denizi’nde baş gösteren müsilaj sorununun çözüme kavuşturulması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kurulduğunu ve bugün 4’üncü toplantılarını gerçekleştireceklerini bildiren Özhaseki, Marmara’daki müsilaja yol açan nedenlerin belli olduğunu kaydetti.
Özhaseki, iklim değişikliği sebebiyle tüm atmosfer ve dünya yüzeyinde sıcaklığın arttığını belirterek, “Bu sıcaklık artışının tüm gezegenimizde yol açmış olduğu afetlere hepimiz vakıfız. İkinci olarak ileri biyolojik arıtma tesislerinde arıtılmayan atık sular ve tarımsal gübre kaynaklı olarak Marmara'ya yoğun şekilde azot ve fosfor yayılımı olduğunu biliyoruz.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6kEMcuCYFUWZ_N1CPlgFcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Marmara Denizi’nin 24 milyonu aşkın bir nüfusa ev sahipliği yaptığını anlatan Özhaseki, şunları söyledi:
“Böyle büyük bir nüfusu barındıran Marmara Denizi havzasının korunması için bu büyük nüfusun atıklarını bilimsel şekilde de yönetmemiz icap ediyor. Marmara Denizimizi bilimsel gereklilikler çerçevesinde korumak ve baş gösteren müsilajı kontrol altına almak adına 6 Haziran 2021'de 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı hazırlanmıştı. Bunun ardından bakanlığımız koordinasyonunda valilikler ve belediyelerimizle birlikte yürütülen özverili çalışmalar neticesinde deniz yüzeyindeki müsilajı bir ay gibi bir süre içerisinde temizlemiştik.”
Özhaseski, müsilajın yeniden görülmemesi için denize atık su deşarj eden tesisleri kalabalık bir ekiple sıkı bir şekilde denetim altında tutmaya devam ettiklerini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OTEgWU1F6UCTs81vnqDodw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bugüne kadar yürüttükleri çalışmalara değinen Özhaseki, şöyle konuştu:
“2021 yılından bu yana yürüttüğümüz çalışmalara baktığımızda Marmara'nın geleceğinin koruma altına alınması adına 21 bilim insanımızın katılımıyla bilim ve teknik kurulu oluşturuldu. Marmara Denizi'nin çevresel durumunu iyileştirmek ve müsilajın tekrarını önlemek için 2021-24 Marmara Denizi Bütünleşik Stratejik Planı hazırlandı. Ayrı bir kararla Marmara Denizi'ni özel çevre koruma bölgesi ilan ettik. Hocalarımızın hazırlamış olduğu 22 maddelik bir eylem planımız vardı. Bunun 14 tanesi kirlilik yükünün azaltılmasıyla ilgili. Kirlilik yükünü azaltmadan müsilaj ve bazı tehditlerden kurtulma şansımız ne yazık ki yok. Çünkü müsilaj nihayetinde bir sonuç. Eğer eylem planımız doğru ve kararlı bir şekilde uygulanmazsa, müsilaj gibi ekolojilk bir felaket kapıda bekliyor. Marmara her gün biraz daha kirlenip bozulmaya devam ediyor. Başta balık türleri olmak üzere ekocanlılık gittikçe azalıyor ve zayıflıyor.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Vt72Zl9wFEa9bqNIYpn2ZA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bakan Özhaseki, bu toplantıdaki amacın kurumların neler yaptığını görmek olduğunu vurgulayarak, bununla ilgili bir sunum yapılacağını kaydetti.
Özhaseki, “Amaç hiç kimseyi suçlamak değil, suçlu aramak değil. Öyle bir derdimiz yok. Çünkü bu ayrı bir konu. Burada doğru tespitler yapıp sonra yol haritamızı belirleyip eylem planını doğru bir şekilde en hızlı vaziyette uygulamak durumundayız. Bunun için bir aradayız. Amacımız Marmara Denizi'ni eski güzel haline, yeniden el birliğiyle kavuşturabilmek. Neler yapabiliriz, kime ne görev düşüyor? Bizim işçilerimize düşen bir görev varsa her an bunu yapmaya da hazırız.” dedi.
Yapacakları toplantıların tertemiz bir Marmara Denizi'ni ortaya çıkarmaya vesile olacağını dile getiren Özhaseki, “İstişare edeceğiz, konuşacağız, yardımlaşacağız ve el birliğiyle bu sorunu çözeceğiz.” ifadesini kullandı.
Toplantıda İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Marmara Denizi'ne kıyısı olan illerin valileri, belediye başkanları, Marmara Deniz Eylem Planı Koordinasyon Kurulu üyeleri, akademisyenler ve bakanlık bürokratları yer aldı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bayram tatilinde İstanbul&amp;apos;da hava kirliliği yüzde 55 azaldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bayram-tatilinde-istanbulda-hava-kirliligi-yuzde-55-azaldi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bayram-tatilinde-istanbulda-hava-kirliligi-yuzde-55-azaldi</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul&#039;da 9 günlük Kurban Bayramı tatilinde hava kirliliği oranı, bir önceki 9 güne göre yüzde 55 azaldı.Bayram tatilini şehir dışında veya memleketlerinde geçirmek isteyen vatandaşlar İstanbul&#039;u boşaltırken, bu durum hava kalitesinin iyileşmesine, kirliliğin azalmasına neden oldu.  İstanbul&#039;daki 36 hava kalite ölçüm istasyonlarından derlenen verilere göre, İstanbul&#039;da partikül madde (PM10) hava kirliliği değeri 6-14 Haziran&#039;da 44,26 olarak kaydedildi. Kurban Bayramı tatili boyunca ise bu değer 19,95&#039;e düştü.  Buna göre, İstanbul&#039;da bayram tatilinde hava kirliliği oranı, bir önceki 9 güne göre yüzde 55 azaldı.  &quot;HAVA KİRLİLİĞİ, GÖRÜNMEYEN SİNSİ KATİL&quot;  İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, hava kirliliğinin görünmeyen sinsi katil olduğunu söyledi.  Dünya Sağlık Teşkilatına göre her 10 kişiden 9&#039;unun sağlıklı hava soluyamadığını belirten Toros, bu durumun büyük risk oluşturduğunu kaydetti.  Prof. Dr. Toros, İstanbul&#039;da hava kirliliğinin en önemli sorunlardan biri olduğunu vurguladı.  Bayram tatilinde birçok kişinin kentten ayrıldığını, bu durumun da şehirde trafiğin azalmasına neden olduğunu anlatan Toros, &quot;İstanbul hava kalitesi değerlerine göre, 6-14 Haziran yani bayramdan 9 gün öncesiyle, 15-23 Haziran arasında yani 9 günlük bayram tatilinde İstanbul genelinde partikül madde yoğunlukları yüzde 55 iyileşme sağladı. Bu değer son derece önemli bir değer.&quot; ifadelerini kullandı.  Toros, bu durumun kalıcı olmasının önemine değinerek, &quot;İstanbul&#039;daki araç sayısı yaklaşık 5,5 milyon. İstanbul&#039;daki araç sayısını aşağı doğru çektiğimiz takdirde bu veriler gösteriyor ki hava kirliliği gerçekten çok düşük değerlere ulaşacaktır.&quot; diye konuştu.  &quot;BAYRAMDA İSTANBUL&#039;UN BÜTÜN İLÇELERİNDE HAVA KALİTESİ OLDUKÇA İYİYDİ&quot;  Hava kalitesinin trafik, sanayi ve ısınmadan etkilendiğine dikkati çeken Toros, şöyle devam etti:  &quot;Yaz aylarında ısınma yok. Dolayısıyla sadece sanayi ve ulaşım var. Mayıs ile haziran verilerini karşılaştırdığımız zaman aslında haziran ayında ısınma olmamasına, havaların sıcak geçmesine rağmen mayıs ayına göre hava kirliliğinin arttığını görüyoruz. Burada da meteorolojik şartlar etkin. Haziran ayında yüksek basınç hakimdi. Yüksek basınç sisteminin hava kirliliğini artırdığı görülüyor. Ancak geçmiş yıllardaki bayram tatillerindeki sürece göre hava kirliliğinde yüzde 55&#039;lere varan oranda iyileşme rastladığımız bir durum değil. Bayramda İstanbul&#039;un bütün ilçelerinde hava kalitesi oldukça iyiydi.&quot;  Toros, hava kalitesini arttırmak için herkesin mücadele etmesinin önemli olduğunun altını çizdi.  Çevre farkındalığı ve çevreyi koruma faaliyetlerinin önemli olduğuna işaret eden Toros, hava kirliliği ile mücadelede hükümetlerin, sanayi kuruluşlarının, toplulukların ve bireylerin kaynakları verimli kullanarak, israfı azaltarak ve yenilenebilir enerji ile yeşil teknolojileri kullanarak hava kalitesini iyileştirebileceğini sözlerine ekledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eDFCGfhkgEyH3UhKb7YgOw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bayram, tatilinde, İstanbulda, hava, kirliliği, yüzde, azaldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eDFCGfhkgEyH3UhKb7YgOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bayram tatilinde İstanbul'da hava kirliliği yüzde 55 azaldı"><p>İstanbul'da 9 günlük Kurban Bayramı tatilinde hava kirliliği oranı, bir önceki 9 güne göre yüzde 55 azaldı.</p>Bayram tatilini şehir dışında veya memleketlerinde geçirmek isteyen vatandaşlar İstanbul'u boşaltırken, bu durum hava kalitesinin iyileşmesine, kirliliğin azalmasına neden oldu.  İstanbul'daki 36 hava kalite ölçüm istasyonlarından derlenen verilere göre, İstanbul'da partikül madde (PM10) hava kirliliği değeri 6-14 Haziran'da 44,26 olarak kaydedildi. Kurban Bayramı tatili boyunca ise bu değer 19,95'e düştü.  Buna göre, İstanbul'da bayram tatilinde hava kirliliği oranı, bir önceki 9 güne göre yüzde 55 azaldı.  <strong>"HAVA KİRLİLİĞİ, GÖRÜNMEYEN SİNSİ KATİL"</strong>  İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, hava kirliliğinin görünmeyen sinsi katil olduğunu söyledi.  Dünya Sağlık Teşkilatına göre her 10 kişiden 9'unun sağlıklı hava soluyamadığını belirten Toros, bu durumun büyük risk oluşturduğunu kaydetti.  Prof. Dr. Toros, İstanbul'da hava kirliliğinin en önemli sorunlardan biri olduğunu vurguladı.  Bayram tatilinde birçok kişinin kentten ayrıldığını, bu durumun da şehirde trafiğin azalmasına neden olduğunu anlatan Toros, "İstanbul hava kalitesi değerlerine göre, 6-14 Haziran yani bayramdan 9 gün öncesiyle, 15-23 Haziran arasında yani 9 günlük bayram tatilinde İstanbul genelinde partikül madde yoğunlukları yüzde 55 iyileşme sağladı. Bu değer son derece önemli bir değer." ifadelerini kullandı.  Toros, bu durumun kalıcı olmasının önemine değinerek, "İstanbul'daki araç sayısı yaklaşık 5,5 milyon. İstanbul'daki araç sayısını aşağı doğru çektiğimiz takdirde bu veriler gösteriyor ki hava kirliliği gerçekten çok düşük değerlere ulaşacaktır." diye konuştu.  <strong>"BAYRAMDA İSTANBUL'UN BÜTÜN İLÇELERİNDE HAVA KALİTESİ OLDUKÇA İYİYDİ"</strong>  Hava kalitesinin trafik, sanayi ve ısınmadan etkilendiğine dikkati çeken Toros, şöyle devam etti:  "Yaz aylarında ısınma yok. Dolayısıyla sadece sanayi ve ulaşım var. Mayıs ile haziran verilerini karşılaştırdığımız zaman aslında haziran ayında ısınma olmamasına, havaların sıcak geçmesine rağmen mayıs ayına göre hava kirliliğinin arttığını görüyoruz. Burada da meteorolojik şartlar etkin. Haziran ayında yüksek basınç hakimdi. Yüksek basınç sisteminin hava kirliliğini artırdığı görülüyor. Ancak geçmiş yıllardaki bayram tatillerindeki sürece göre hava kirliliğinde yüzde 55'lere varan oranda iyileşme rastladığımız bir durum değil. Bayramda İstanbul'un bütün ilçelerinde hava kalitesi oldukça iyiydi."  Toros, hava kalitesini arttırmak için herkesin mücadele etmesinin önemli olduğunun altını çizdi.  Çevre farkındalığı ve çevreyi koruma faaliyetlerinin önemli olduğuna işaret eden Toros, hava kirliliği ile mücadelede hükümetlerin, sanayi kuruluşlarının, toplulukların ve bireylerin kaynakları verimli kullanarak, israfı azaltarak ve yenilenebilir enerji ile yeşil teknolojileri kullanarak hava kalitesini iyileştirebileceğini sözlerine ekledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kopenhag&amp;apos;da çöp toplayan turistlere ödül verilecek</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kopenhagda-coep-toplayan-turistlere-oedul-verilecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kopenhagda-coep-toplayan-turistlere-oedul-verilecek</guid>
<description><![CDATA[ Danimarka&#039;nın başkenti Kopenhag&#039;da, turizmin neden olduğu çevre kirliliğiyle mücadele için çöp toplayan turistlere ödül verilecek.Kopenhag Turizm Ofisi&#039;nden yapılan açıklamada turistlere, çevre dostu aktivitelere katılmaları halinde, ücretsiz yemek ve aktivite ödülleri verileceği belirtildi.Bu aktiviteler arasında toplu ulaşım ya da bisiklet kullanma gibi etkinlikler yer alacak.Karşılığında turistler yemek, kahve veya kano kiralamak için hediye kuponu talep edebilecek.Uygulama 15 Temmuz&#039;da başlayacak.Proje 11 Ağustos&#039;a kadar sürecek. İlk uygulama başarılı olursa yılın geri kalanında da devam edecek.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G0YjNcyj-kC75MGQOMkU9w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kopenhagda, çöp, toplayan, turistlere, ödül, verilecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G0YjNcyj-kC75MGQOMkU9w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kopenhag'da çöp toplayan turistlere ödül verilecek"><p>Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da, turizmin neden olduğu çevre kirliliğiyle mücadele için çöp toplayan turistlere ödül verilecek.</p><p>Kopenhag Turizm Ofisi'nden yapılan açıklamada turistlere, çevre dostu aktivitelere katılmaları halinde, ücretsiz yemek ve aktivite ödülleri verileceği belirtildi.</p><p>Bu aktiviteler arasında toplu ulaşım ya da bisiklet kullanma gibi etkinlikler yer alacak.</p><p>Karşılığında turistler yemek, kahve veya kano kiralamak için hediye kuponu talep edebilecek.</p><p>Uygulama 15 Temmuz'da başlayacak.</p><p>Proje 11 Ağustos'a kadar sürecek. İlk uygulama başarılı olursa yılın geri kalanında da devam edecek. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fransa&amp;apos;da tarım protestolarına polisten göz yaşartıcı gazla müdahale</title>
<link>https://trafikdernegi.com/fransada-tarim-protestolarina-polisten-goez-yasartici-gazla-mudahale</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/fransada-tarim-protestolarina-polisten-goez-yasartici-gazla-mudahale</guid>
<description><![CDATA[ Tarımsal kullanım için su rezervuarları inşa edilmesine karşı çıkan ve Fransa&#039;nın batısında toplanan iklim aktivistleri, polis müdahalesine maruz kaldı. Protestolar, yasaklanmasına rağmen ikinci gününde de devam etti.Fransız çevreciler, tarımsal sanayi uygulamalarına yönelik protestoların ikinci gününde polis müdahalesi ile karşılaştı.
Polis, ülkenin batısında toplanan ve tarımsal kullanım için su rezervuarları inşa edilmesine karşı çıkan iklim aktivistlerine karşı göz yaşartıcı gaz kullandı.Fransız AFP haber ajansının bildirdiğine göre bugün La Rochelle&#039;deki bir limanda yürüyüşe geçen protestocular yoğun çevik kuvvet polisiyle karşılaştı.Havza karşıtı binlerce kişi dün protesto için toplanmış, ancak yetkililer gösterileri yasaklamış ve projenin planlandığı Saint-Sauvant bölgesinde polis güçlerini konuşlandırmıştı.Batıdaki Deux-Sevres departmanında yer alan ve Fransız devleti tarafından büyük ölçüde finanse edilen havzalar, giderek kuraklaşan yaz aylarında ekinleri sulamak amacıyla kışın su depolamak üzere tasarlandı.Rezervuarların yeraltı suyunun yüzeye pompalanmasıyla doldurulması amaçlanıyor ancak muhalifler, kış döneminde yeterli kar ve yağmur yağışı olmaması halinde bu rezervuarların işe yaramayacağını söylüyor.Ayrıca yeraltı suyunun açıkta depolanmasının buharlaşmaya, yosun ve bakteriler tarafından potansiyel kirlenmeye maruz bıraktığı belirtiliyor.Mart 2023&#039;te benzer bir projeye karşı düzenlenen protestolarda, aynı bölgedeki Sainte-Soline şantiyesine ulaşmaya çalışan protestocular polis tarafından püskürtülürken, birkaçı ağır olmak üzere çok sayıda kişi yaralanmıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fc4ToE2bOEKChZ7noCm0Gg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fransada, tarım, protestolarına, polisten, göz, yaşartıcı, gazla, müdahale</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fc4ToE2bOEKChZ7noCm0Gg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Fransa'da tarım protestolarına polisten göz yaşartıcı gazla müdahale"><p>Tarımsal kullanım için su rezervuarları inşa edilmesine karşı çıkan ve Fransa'nın batısında toplanan iklim aktivistleri, polis müdahalesine maruz kaldı. Protestolar, yasaklanmasına rağmen ikinci gününde de devam etti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HlSXc7Rk2ki-RP8OhyWTlw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fransız çevreciler, tarımsal sanayi uygulamalarına yönelik protestoların ikinci gününde polis müdahalesi ile karşılaştı.
Polis, ülkenin batısında toplanan ve tarımsal kullanım için su rezervuarları inşa edilmesine karşı çıkan iklim aktivistlerine karşı göz yaşartıcı gaz kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UfcbtHfpxkGfCOF2pPb5qQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fransız AFP haber ajansının bildirdiğine göre bugün La Rochelle'deki bir limanda yürüyüşe geçen protestocular yoğun çevik kuvvet polisiyle karşılaştı.Havza karşıtı binlerce kişi dün protesto için toplanmış, ancak yetkililer gösterileri yasaklamış ve projenin planlandığı Saint-Sauvant bölgesinde polis güçlerini konuşlandırmıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/t_K5ONkG_EWDYnkynC0aDg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Batıdaki Deux-Sevres departmanında yer alan ve Fransız devleti tarafından büyük ölçüde finanse edilen havzalar, giderek kuraklaşan yaz aylarında ekinleri sulamak amacıyla kışın su depolamak üzere tasarlandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1MqFXDH3Lk6UxjYgNlPphA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rezervuarların yeraltı suyunun yüzeye pompalanmasıyla doldurulması amaçlanıyor ancak muhalifler, kış döneminde yeterli kar ve yağmur yağışı olmaması halinde bu rezervuarların işe yaramayacağını söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XWhUEcZqbEeONz7T-fctwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca yeraltı suyunun açıkta depolanmasının buharlaşmaya, yosun ve bakteriler tarafından potansiyel kirlenmeye maruz bıraktığı belirtiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FcZVgdVEKESRG25a2LyHTA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mart 2023'te benzer bir projeye karşı düzenlenen protestolarda, aynı bölgedeki Sainte-Soline şantiyesine ulaşmaya çalışan protestocular polis tarafından püskürtülürken, birkaçı ağır olmak üzere çok sayıda kişi yaralanmıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3z6oHXSPNUmz7Fy1qXhBUg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Deniz kabuklarında fiberglas tehlikesi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/deniz-kabuklarinda-fiberglas-tehlikesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/deniz-kabuklarinda-fiberglas-tehlikesi</guid>
<description><![CDATA[ Denizlerde plastik kirliliği endişesi her geçen gün artarken İngiliz bilim insanlarından cam elyafı uyarısı geldi. Eski teknelerden denizlere yayılan cam elyafı parçacıklarının midye ve istiridye gibi kabuklularda biriktiği tespit edildi.İngiltere&#039;de yapılan son testlerde, deniz kabuklularında çok miktarda fiberglas yani cam elyafı tespit edildi.   İngiltere&#039;nin güney sahillerinden toplanan İstiridye ve midyeleri güçlü mikroskoplarla inceleyen bilim insanları çok miktarda cam elyafı parçacığına rastladıklarını söylüyor.1 KİLOGRAMDA 11 BİNDEN FAZLA   1 kilogram deniz kabuklusunun içinde 11 binden fazla mikroskopik cam parçacığı tespit edildi.  Uzmanlar plastik gibi cam elyafı parçacıkların da enflamasyona yol açabileceği konusunda uyarıyor. Bunun insan sağlığına etkilerini henüz bilemdiklerini belirten uzmanlar &quot;Şimdi asıl soru bunun hangi düzeyde sorun teşkil ettiği&quot; sorusuna yanıt arıyor. 1960 YILINDAN BU YANA   Güçlü, hafif ve ucuz olması sebebiyle 1960&#039;lardan beri tekne yapımında fiberglas tercih ediliyor. Ancak kullanılmayan ve terk edilen tekneler, çevre kirliliğine yol açıyor.  Bu cam liflerinden üretilmiş fiberglas, birçok katmanı özel bir reçine ile birleştirildiğinde tekne üretimi için ideal malzemeyi oluşturuyor. Ancak eski tekneler terk edildiğinde ya da tamir edildiğinde küçük parçaları suya karışıp ufalanıyor.   Suyu filtre eden kabuklu deniz canlılarının plastiğin yanı sıra cam elyafı parçacıklarını da biriktirdiğine dikkat çekiliyor.  Midye ve istiridye yemekte henüz bir sakınca olmadığını söyleyen bilim insanları bu konuda daha fazla araştırma gerektiğine vurgu yapıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uWvx6hKr8EKKcCdgVzrHgA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Deniz, kabuklarında, fiberglas, tehlikesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uWvx6hKr8EKKcCdgVzrHgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Deniz kabuklarında fiberglas tehlikesi!"><p>Denizlerde plastik kirliliği endişesi her geçen gün artarken İngiliz bilim insanlarından cam elyafı uyarısı geldi. Eski teknelerden denizlere yayılan cam elyafı parçacıklarının midye ve istiridye gibi kabuklularda biriktiği tespit edildi.</p><p>İngiltere'de yapılan son testlerde, deniz kabuklularında çok miktarda fiberglas yani cam elyafı tespit edildi.   İngiltere'nin güney sahillerinden toplanan İstiridye ve midyeleri güçlü mikroskoplarla inceleyen bilim insanları çok miktarda cam elyafı parçacığına rastladıklarını söylüyor.</p><p><strong>1 KİLOGRAMDA 11 BİNDEN FAZLA</strong>   1 kilogram deniz kabuklusunun içinde 11 binden fazla mikroskopik cam parçacığı tespit edildi.  Uzmanlar plastik gibi cam elyafı parçacıkların da enflamasyona yol açabileceği konusunda uyarıyor. Bunun insan sağlığına etkilerini henüz bilemdiklerini belirten uzmanlar "Şimdi asıl soru bunun hangi düzeyde sorun teşkil ettiği" sorusuna yanıt arıyor.</p><p><strong> 1960 YILINDAN BU YANA </strong>  Güçlü, hafif ve ucuz olması sebebiyle 1960'lardan beri tekne yapımında fiberglas tercih ediliyor. Ancak kullanılmayan ve terk edilen tekneler, çevre kirliliğine yol açıyor.  Bu cam liflerinden üretilmiş fiberglas, birçok katmanı özel bir reçine ile birleştirildiğinde tekne üretimi için ideal malzemeyi oluşturuyor. Ancak eski tekneler terk edildiğinde ya da tamir edildiğinde küçük parçaları suya karışıp ufalanıyor.   Suyu filtre eden kabuklu deniz canlılarının plastiğin yanı sıra cam elyafı parçacıklarını da biriktirdiğine dikkat çekiliyor.  Midye ve istiridye yemekte henüz bir sakınca olmadığını söyleyen bilim insanları bu konuda daha fazla araştırma gerektiğine vurgu yapıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karadeniz’de denizin rengi değişti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karadenizde-denizin-rengi-degisti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karadenizde-denizin-rengi-degisti</guid>
<description><![CDATA[ Karadeniz&#039;deki aşırı yağışlar deniz rengini değiştirdi. Denizin mavi rengi çamura bulandı.Karadeniz Bölgesi&#039;nde son günlerde meydana gelen aşırı yağışlar, su taşkınlarına neden olarak bölgedeki doğal güzellikleri etkiledi.  Karasu Irmağı ve Akliman sahiliyle birleşen sel suları, denizin rengini maviden kahverengine çevirdi.  Akliman sahilinde, sel sularının getirdiği çamur ve toprak, deniz yüzeyinde belirgin bir bulanıklık oluşturdu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5rQ5p9qKUUuaajDuc6uvmg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Karadeniz’de, denizin, rengi, değişti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5rQ5p9qKUUuaajDuc6uvmg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Karadeniz’de denizin rengi değişti"><p>Karadeniz'deki aşırı yağışlar deniz rengini değiştirdi. Denizin mavi rengi çamura bulandı.</p>Karadeniz Bölgesi'nde son günlerde meydana gelen aşırı yağışlar, su taşkınlarına neden olarak bölgedeki doğal güzellikleri etkiledi.  Karasu Irmağı ve Akliman sahiliyle birleşen sel suları, denizin rengini maviden kahverengine çevirdi.  Akliman sahilinde, sel sularının getirdiği çamur ve toprak, deniz yüzeyinde belirgin bir bulanıklık oluşturdu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çinli bilim insanları mercanları korumak için vatoz robot geliştirdi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cinli-bilim-insanlari-mercanlari-korumak-icin-vatoz-robot-gelistirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cinli-bilim-insanlari-mercanlari-korumak-icin-vatoz-robot-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ Çin&#039;de mercan kayalıklarının korunabilmesi için vatoz şeklinde bir robot geliştirildi. Çinli bilim insanları, deniz canlılarıyla kolay uyum sağladığı için robotun daha sağlıklı veriler toplabileceğine dikkat çekiyor.Çinli bilim insanları  mercan resiflerinin korunması için Vatoz şeklinde robot geliştirdi.Öne ve arkaya yüzebilen, dalabilen ve  keskin dönüşler yapan robot  parende de atabiliyor.   Çinli bilim insanları, deniz canlılarıyla kolay uyum sağladığı için robotun daha sağlıklı veriler toplabileceğine dikkat çekiyor  Dünyadaki mercan resifleri küresel ısınmanın tehdidi altında. Uzmanlar, mercan resiflerinin yok olmasıyla deniz canlıları çeşitliliğinin de azalacağına dikkat çekiyor.  Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi, iklim değişikliği nedeniyle dünyadaki mercan resiflerinin dörtte birinin beyazlaştığı uyarısı yapıyor.   Uzmanlar mercan resiflerinin korunabilmesi için sera etkisi yaratan gazların salımının azaltılması gerektiğini söylüyor.   Birleşmiş Milletler çevre programı küresel ısınmaya karşı sert önlemler alınmaması halinde 2050&#039;ye kadar mercan resiflerinin yüzde 90&#039;nın yok olabileceği uyarısında bulunuyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rBmoF5j6sEKA1CIRIahEvg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çinli, bilim, insanları, mercanları, korumak, için, vatoz, robot, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rBmoF5j6sEKA1CIRIahEvg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çinli bilim insanları mercanları korumak için vatoz robot geliştirdi"><p>Çin'de mercan kayalıklarının korunabilmesi için vatoz şeklinde bir robot geliştirildi. Çinli bilim insanları, deniz canlılarıyla kolay uyum sağladığı için robotun daha sağlıklı veriler toplabileceğine dikkat çekiyor.</p><p>Çinli bilim insanları  mercan resiflerinin korunması için Vatoz şeklinde robot geliştirdi.</p><p>Öne ve arkaya yüzebilen, dalabilen ve  keskin dönüşler yapan robot  parende de atabiliyor.   Çinli bilim insanları, deniz canlılarıyla kolay uyum sağladığı için robotun daha sağlıklı veriler toplabileceğine dikkat çekiyor  Dünyadaki mercan resifleri küresel ısınmanın tehdidi altında. Uzmanlar, mercan resiflerinin yok olmasıyla deniz canlıları çeşitliliğinin de azalacağına dikkat çekiyor.  Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi, iklim değişikliği nedeniyle dünyadaki mercan resiflerinin dörtte birinin beyazlaştığı uyarısı yapıyor.   Uzmanlar mercan resiflerinin korunabilmesi için sera etkisi yaratan gazların salımının azaltılması gerektiğini söylüyor.   Birleşmiş Milletler çevre programı küresel ısınmaya karşı sert önlemler alınmaması halinde 2050'ye kadar mercan resiflerinin yüzde 90'nın yok olabileceği uyarısında bulunuyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya için büyük tehlike! Sular oksijen kaybediyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunya-icin-buyuk-tehlike-sular-oksijen-kaybediyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunya-icin-buyuk-tehlike-sular-oksijen-kaybediyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelindeki su kütlelerindeki çözünmüş oksijen miktarı hızla azalıyor ve bilim insanları bunun Dünya&#039;nın yaşam destek sistemi için en büyük risklerden biri olduğunu  belirtiyor.Dünyanın su ekosis­temlerinde her geçen yıl oksijen kaybı yaşanıyor. Bu durum Dünya&#039;nın ekolojik dengesi için ciddi bir tehdit oluşturuyor.Bilim insanları, sucul ekosistemlerdeki bu oksijen azalmasının, tatlı su göllerinden okyanuslara kadar geniş bir yelpazede yaşayan canlıların hayatını tehlikeye attığını belirtiyor.Kevin Rose liderliğindeki Rensselaer Polytechnic Enstitüsü&#039;ndeki bir ekip, bu durumu Dünya&#039;nın gezegensel sınırları içine dahil etmek gerektiğini savunuyor.
Gezegensel sınırlar, Dünya&#039;nın yaşam destek sistemi için kritik olan belirli çevresel sınırları tanımlar; şimdiye kadar iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı gibi süreçler bu kategoride değerlendirilmişti.Oksijensizleşme, ekosistemler üzerindeki diğer bu tür süreçlere benzer şekilde ciddi etkilere neden olabilir.
Su kütlelerindeki çözünmüş oksijen eksikliği, sıcak suların daha az oksijen tutabilmesi, sera gazı emisyonlarının artması ve su sıcaklıklarının yükselmesi gibi faktörlerle ilişkilendiriliyor.Bu durum, özellikle tarımsal ve endüstriyel atıkların suya karışmasıyla tetiklenen alg patlamaları ve bakteri çoğalmasının artmasına neden olabilir. Bu patlamalar, mevcut oksijeni hızla tüketebilir ve sucul yaşamı ciddi şekilde tehdit edebilir.Araştırmacılar, oksijensizleşmenin önlenmesi veya azaltılması için sera gazı emisyonlarının azaltılması, besin akışının kontrol altına alınması gibi önlemlerin alınması gerektiğini vurguluyor. Bunun yanı sıra, sucul ekosistemlerdeki bu tehlikenin küresel ölçekte bir anlayış ve eylem gerektirdiği ifade ediliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YAG3h8GYcU6Pemgl0kjdcg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, için, büyük, tehlike, Sular, oksijen, kaybediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YAG3h8GYcU6Pemgl0kjdcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya için büyük tehlike! Sular oksijen kaybediyor"><p>Dünya genelindeki su kütlelerindeki çözünmüş oksijen miktarı hızla azalıyor ve bilim insanları bunun Dünya'nın yaşam destek sistemi için en büyük risklerden biri olduğunu  belirtiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/McWk1UICX0m4Dh62aVa_jg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünyanın su ekosis­temlerinde her geçen yıl oksijen kaybı yaşanıyor. Bu durum Dünya'nın ekolojik dengesi için ciddi bir tehdit oluşturuyor.Bilim insanları, sucul ekosistemlerdeki bu oksijen azalmasının, tatlı su göllerinden okyanuslara kadar geniş bir yelpazede yaşayan canlıların hayatını tehlikeye attığını belirtiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e4tHOviz_UuebSBIo8yvZA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kevin Rose liderliğindeki Rensselaer Polytechnic Enstitüsü'ndeki bir ekip, bu durumu Dünya'nın gezegensel sınırları içine dahil etmek gerektiğini savunuyor.
Gezegensel sınırlar, Dünya'nın yaşam destek sistemi için kritik olan belirli çevresel sınırları tanımlar; şimdiye kadar iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı gibi süreçler bu kategoride değerlendirilmişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f6NmUio0skyo_g5qcORO7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Oksijensizleşme, ekosistemler üzerindeki diğer bu tür süreçlere benzer şekilde ciddi etkilere neden olabilir.
Su kütlelerindeki çözünmüş oksijen eksikliği, sıcak suların daha az oksijen tutabilmesi, sera gazı emisyonlarının artması ve su sıcaklıklarının yükselmesi gibi faktörlerle ilişkilendiriliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i3ROoJ9FR0W_vSluoUgWDg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu durum, özellikle tarımsal ve endüstriyel atıkların suya karışmasıyla tetiklenen alg patlamaları ve bakteri çoğalmasının artmasına neden olabilir. Bu patlamalar, mevcut oksijeni hızla tüketebilir ve sucul yaşamı ciddi şekilde tehdit edebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J-Y4v8AB1UmvamIaH5copQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, oksijensizleşmenin önlenmesi veya azaltılması için sera gazı emisyonlarının azaltılması, besin akışının kontrol altına alınması gibi önlemlerin alınması gerektiğini vurguluyor. Bunun yanı sıra, sucul ekosistemlerdeki bu tehlikenin küresel ölçekte bir anlayış ve eylem gerektirdiği ifade ediliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyaca ünlü Phaselis’te tepki çeken görüntü: “Medeniyetten uzaklaşmış insanların eseri”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyaca-unlu-phaseliste-tepki-ceken-goeruntu-medeniyetten-uzaklasmis-insanlarin-eseri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyaca-unlu-phaseliste-tepki-ceken-goeruntu-medeniyetten-uzaklasmis-insanlarin-eseri</guid>
<description><![CDATA[ Antalya’nın en çok rağbet gören turistik merkezlerinden dünyaca ünlü Phaselis sahilinde ziyaretçilerin ardında bıraktığı çöp yığınları tepki çekti. Plajdaki kirliliği cep telefonu kamerasıyla kaydeden bir vatandaş, “Bu pisliği, insanımızın ne kadar medenilikten uzaklaştığını görmek, insanın içini acıtıyor. Bir kişi çöp bırakmış, diğerleri de ona uygun çöplerini bırakıp gitmiş.” diye konuştu.Antalya’nın Likya döneminin önemli antik kentlerinden olan Kemer ilçesine bağlı, iki koydaki kumsallarıyla da her yaz binlerce yerli ve yabancı tatilciyi ağırlayan Phaselis’te tepki çeken görüntüler ortaya çıktı.Önceki gün antik kent ve sahiline giden Rabia Albay Baltacıoğlu, duyarsız kişilerin sahile bırakıp, gittiği çöp yığınlarıyla karşılaştı.Phaselis Antik Kenti’ne girişin ücretli olduğunu belirten Baltacıoğlu, “Burası, Phaselis Antik Kenti. Girişte kuyruk bekliyorsunuz, içeri girince için acıyor. Bu pisliği, insanımızın ne kadar medenilikten uzaklaştığını görmek, insanın içini acıtıyor. Bir kişi çöp bırakmış, diğerleri de ona uygun çöplerini bırakıp gitmiş. Phaselis Antik Kenti, bu yaz yoğunluktan girip keyif yapamadığımız, milattan önce kurulan hamamı, agorası, tiyatrosu ile liman kent. 21’inci yüzyılda medeniyetten uzaklaşmış insanların eseri, çöp ve plastik yığınlarıyla geldiği durum.” diyerek tepki gösterdi.Karşılaştığı kirlilik nedeniyle çok üzüldüğünü, otoparkın, ağaçların dibi ve birçok yerin çöple dolu olduğunu söyleyen Rabia Alpay Baltacıoğlu, “Temizlik sıfır. Geçen sene de kapıdaki görevlilere söyledim, ‘Anons edin, insanlar çöpleri bırakmasın’ diye. ‘Gelenler bakanlığa şikayet ediyor, onun için anons edemiyoruz’ dediler. Ne yazık ki ören yeri diye vandal insanlar bu hale getirmiş. Bu sene bir başka kirlilik var. Phaselis girişinde bazen 2 kilometre ana caddeye kadar kuyruk oluyor.” şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FxqcMUyydk60rtfV644oeQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyaca, ünlü, Phaselis’te, tepki, çeken, görüntü:, “Medeniyetten, uzaklaşmış, insanların, eseri”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FxqcMUyydk60rtfV644oeQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyaca ünlü Phaselis’te tepki çeken görüntü: “Medeniyetten uzaklaşmış insanların eseri”"><p>Antalya’nın en çok rağbet gören turistik merkezlerinden dünyaca ünlü Phaselis sahilinde ziyaretçilerin ardında bıraktığı çöp yığınları tepki çekti. Plajdaki kirliliği cep telefonu kamerasıyla kaydeden bir vatandaş, “Bu pisliği, insanımızın ne kadar medenilikten uzaklaştığını görmek, insanın içini acıtıyor. Bir kişi çöp bırakmış, diğerleri de ona uygun çöplerini bırakıp gitmiş.” diye konuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HjX31T5Kk0SIIwBdNHuEpw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya’nın Likya döneminin önemli antik kentlerinden olan Kemer ilçesine bağlı, iki koydaki kumsallarıyla da her yaz binlerce yerli ve yabancı tatilciyi ağırlayan Phaselis’te tepki çeken görüntüler ortaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xiMmI9qQoUmu1XkAWw53iA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Önceki gün antik kent ve sahiline giden Rabia Albay Baltacıoğlu, duyarsız kişilerin sahile bırakıp, gittiği çöp yığınlarıyla karşılaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4A263YiMT0-cZteX0YSubQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Phaselis Antik Kenti’ne girişin ücretli olduğunu belirten Baltacıoğlu, “Burası, Phaselis Antik Kenti. Girişte kuyruk bekliyorsunuz, içeri girince için acıyor. Bu pisliği, insanımızın ne kadar medenilikten uzaklaştığını görmek, insanın içini acıtıyor. Bir kişi çöp bırakmış, diğerleri de ona uygun çöplerini bırakıp gitmiş. Phaselis Antik Kenti, bu yaz yoğunluktan girip keyif yapamadığımız, milattan önce kurulan hamamı, agorası, tiyatrosu ile liman kent. 21’inci yüzyılda medeniyetten uzaklaşmış insanların eseri, çöp ve plastik yığınlarıyla geldiği durum.” diyerek tepki gösterdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sLstO8ukXU-6tYtio1Q4Ow.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karşılaştığı kirlilik nedeniyle çok üzüldüğünü, otoparkın, ağaçların dibi ve birçok yerin çöple dolu olduğunu söyleyen Rabia Alpay Baltacıoğlu, “Temizlik sıfır. Geçen sene de kapıdaki görevlilere söyledim, ‘Anons edin, insanlar çöpleri bırakmasın’ diye. ‘Gelenler bakanlığa şikayet ediyor, onun için anons edemiyoruz’ dediler. Ne yazık ki ören yeri diye vandal insanlar bu hale getirmiş. Bu sene bir başka kirlilik var. Phaselis girişinde bazen 2 kilometre ana caddeye kadar kuyruk oluyor.” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Of2oa2sV6U6uYscZel3HQw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yuQZ548Wq0KuQFq5PBODcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IRc23gT8kU2dXmvFu738Tw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ODTÜ’den endişelendiren tespit: “Kritik eşik aşıldı, Marmara komada!”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/odtuden-endiselendiren-tespit-kritik-esik-asildi-marmara-komada</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/odtuden-endiselendiren-tespit-kritik-esik-asildi-marmara-komada</guid>
<description><![CDATA[ ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yücel, Marmara Denizi’nin ilk 30 metresi hariç ciddi oksijen azlığı çektiğini söyledi. Marmara Denizi’nin komada olduğunu anlatan Yücel, “Oksijen özellikle ilk 30 metreden sonra hipoksi eşiği dediğimiz, bir balığın giremeyeceği seviyede düşük.” diye konuştu.ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Bilim 2 gemisi ile 8 bilim insanının katıldığı ve 4 gün süren 2024 Marmara Denizi seferlerinin ilk bölümünü geçtiğimiz günlerde tamamladı.Isınma, kirlilik, oksijen değerleri, akıntı yönleri gibi birçok parametrenin incelendiği sefer sonrasında gemide soruları yanıtlayan Yücel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yürüttükleri Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) projesi kapsamında özellikle müsilaj krizinden beri artan sıklıktaki deniz seferleriyle, Marmara Denizi&#039;nin oşinografik durumunu takip ettiklerini belirtti.Düzenledikleri son seferde özellikle Doğu Marmara’ya odaklandıklarını bildiren Yücel, “İlk bulgularımızda özellikle oksijende durum hiç ama hiç iç açıcı değil, hala Marmara ilk 30 metresi hariç ciddi oksijen azlığı çeken, komada bir yer. Oksijen özellikle ilk 30 metreden sonra hipoksi eşiği dediğimiz, bir balığın giremeyeceği seviyede düşük. Ardından 150-200 metreye eriştiğinizde neredeyse ölçmekte zorlandığımız, çok çok az seviyelerde oksijen var.” dedi.
Daha önce, özellikle Doğu Marmara’da 600 ila 800 metre bandındaki Akdeniz suyunun Marmara’ya az da olsa bir nefes verdiğini ve oksijen değerlerini bir nebze de olsa artırdığını belirten Yücel, son seferde buna rastlamadıklarını, denizlerdeki ısınmanın bu sonucu doğurmuş olabileceğini ifade etti.Önceki yıllara göre Marmara Denizi’nin çok fazla ısınıp yorulduğunu, mayıs sonu itibarıyla da alg patlamalarıyla sistemin hırpalandığını dile getiren Yücel, “Geçen yılki seferimizde eylül ayında ölçtüğümüz yaz sonu değerlerini şimdiden ölçmüşüz ve geçmişiz bile. Yaz süresince bunun artacağını düşünüyoruz. Deniz suyu sıcaklıkları bu yıl rekorlar kırdı. Temmuz, ağustos, eylül aylarında bu rekorların yenilenmesi olası. Şimdiden Doğu Marmara&#039;da deniz suyu sıcaklığını 26, İzmit Körfezi’nde 27 derece ölçtük ki bu bölgelerde son 40 yılın ortalaması 24-25 derecelerdir.” diye konuştu.
Deniz suyu sıcaklığındaki artışın daha az oksijen çözülebilmesine ve kirlilik artışına neden olduğunu aktaran Yücel, sıcaklık, oksijensizleşme ve kirliliğin kısır bir döngü içinde birbirini beslediği tespitini paylaştı.Yücel, kirliliğin boyutu hakkında şunları söyledi:
“Özellikle son yıllarda çok yoğun veri topladığımız için çok net konuşabilirim. Marmara’da azot, fosfor kirliliği artarak devam ediyor, birikim devam ediyor, trendlerde azalmayı bırakın herhangi bir durma gözlemlemedik. Marmara&#039;da çok ciddi bir biyolojik üretim hali sürmekte. Üretim değerleri Karadeniz&#039;in 3-4 katı. Esas 3-4 hafta önceki biyolojik üretim patlamasını geride bıraktık, şimdi sistem nispeten yazla ilgili bir denge durumuna ulaştı. Marmara çok üretken, aşırı azot ve fosfor yüklü.”Denizde oksijenin azaldığı noktada hayatın bittiği gibi bir algı bulunsa da tek hücreli yaşamın sürdüğünü, mikrobiyal canlıların solunum yapmaya devam ettiğini anlatan Yücel, söz konusu canlıların bu solunumu nitrat denilen, azotun oksijen bağlı formuyla yaptıkları bilgisini verdi.
Doğu Marmara’da da 200 metreden sonra nitrat seviyelerinin düştüğüne ve oksijen azaldıkça nitratın da azalmaya başladığına değinen Yücel, termodinamik teoriye göre oksijen ve nitrat tükendiğinde mikrobiyal yaşamın sülfat soluyarak hidrojen sülfür gazı ortaya çıkaracağını işaret etti.
MARMOD projesi sayesinde böyle bir trendi Doğu Marmara&#039;da tespit ettiklerini vurgulayan Yücel, şu uyarılarda bulundu:
“Bu bir felaket anlamına geliyor. Bu bütün besin sisteminin, besin ağının çökmesi demek. Hidrojen sülfürlü sular dipte birikmeye başladığı anda yavaş yavaş kötüleşmeyle beraber önlem alınmazsa yukarı doğru çıkacak. Bu, koku yapması, hidrojen sülfürlü suların kıyıya vurması demek. Üstteki 30 metrelik oksijenli suyla birleştiği zaman yeni müsilajımsı, göze hoş gelmeyen, halk sağlığı açısından müthiş tehdit oluşturan, balıkçılık için bambaşka tehdit oluşturan, turizmi çökertecek bir fenomen olacak. Hidrojen sülfür İzmit Körfezi dışında, Marmara&#039;da henüz yok, henüz oluşuma başlamadı ama son 3 yıldaki gidişat sürerse, önümüzdeki 4 ya da 5 yıl içerisinde Doğu Marmara&#039;daki nitratın tükeneceğini biz MARMOD verileriyle görüyoruz.”
Marmara’nın sorununun azot ve fosfor yükü olduğunu hatırlatan Yücel, bu yükün önemli bir kısmının tarımsal girdiler ve şehirlerin arıtılmamış, az arıtılmış veya en ileri seviyede arıtılmamış atık sularının Marmara ile buluşmasından kaynaklandığını, acil olarak harekete geçilmesi gereken konuların başında da bu iki sorunun geldiği değerlendirmesini paylaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XN4jLdqH4EWDFcW4a67DJA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>ODTÜ’den, endişelendiren, tespit:, “Kritik, eşik, aşıldı, Marmara, komada”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XN4jLdqH4EWDFcW4a67DJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="ODTÜ’den endişelendiren tespit: “Kritik eşik aşıldı, Marmara komada!”"><p>ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yücel, Marmara Denizi’nin ilk 30 metresi hariç ciddi oksijen azlığı çektiğini söyledi. Marmara Denizi’nin komada olduğunu anlatan Yücel, “Oksijen özellikle ilk 30 metreden sonra hipoksi eşiği dediğimiz, bir balığın giremeyeceği seviyede düşük.” diye konuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eYzVzrpwLEyP0ZTYPWIGHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Bilim 2 gemisi ile 8 bilim insanının katıldığı ve 4 gün süren 2024 Marmara Denizi seferlerinin ilk bölümünü geçtiğimiz günlerde tamamladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/82FiwHQS7kSN1__pRPbYKA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Isınma, kirlilik, oksijen değerleri, akıntı yönleri gibi birçok parametrenin incelendiği sefer sonrasında gemide soruları yanıtlayan Yücel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yürüttükleri Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) projesi kapsamında özellikle müsilaj krizinden beri artan sıklıktaki deniz seferleriyle, Marmara Denizi'nin oşinografik durumunu takip ettiklerini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LVbhh34aNUKmP7wSgou_2w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düzenledikleri son seferde özellikle Doğu Marmara’ya odaklandıklarını bildiren Yücel, “İlk bulgularımızda özellikle oksijende durum hiç ama hiç iç açıcı değil, hala Marmara ilk 30 metresi hariç ciddi oksijen azlığı çeken, komada bir yer. Oksijen özellikle ilk 30 metreden sonra hipoksi eşiği dediğimiz, bir balığın giremeyeceği seviyede düşük. Ardından 150-200 metreye eriştiğinizde neredeyse ölçmekte zorlandığımız, çok çok az seviyelerde oksijen var.” dedi.
Daha önce, özellikle Doğu Marmara’da 600 ila 800 metre bandındaki Akdeniz suyunun Marmara’ya az da olsa bir nefes verdiğini ve oksijen değerlerini bir nebze de olsa artırdığını belirten Yücel, son seferde buna rastlamadıklarını, denizlerdeki ısınmanın bu sonucu doğurmuş olabileceğini ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5c5h8duf90-ZVgKm3v6Q8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Önceki yıllara göre Marmara Denizi’nin çok fazla ısınıp yorulduğunu, mayıs sonu itibarıyla da alg patlamalarıyla sistemin hırpalandığını dile getiren Yücel, “Geçen yılki seferimizde eylül ayında ölçtüğümüz yaz sonu değerlerini şimdiden ölçmüşüz ve geçmişiz bile. Yaz süresince bunun artacağını düşünüyoruz. Deniz suyu sıcaklıkları bu yıl rekorlar kırdı. Temmuz, ağustos, eylül aylarında bu rekorların yenilenmesi olası. Şimdiden Doğu Marmara'da deniz suyu sıcaklığını 26, İzmit Körfezi’nde 27 derece ölçtük ki bu bölgelerde son 40 yılın ortalaması 24-25 derecelerdir.” diye konuştu.
Deniz suyu sıcaklığındaki artışın daha az oksijen çözülebilmesine ve kirlilik artışına neden olduğunu aktaran Yücel, sıcaklık, oksijensizleşme ve kirliliğin kısır bir döngü içinde birbirini beslediği tespitini paylaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/apjFKsSrJkSLrGfXYg5nxg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yücel, kirliliğin boyutu hakkında şunları söyledi:
“Özellikle son yıllarda çok yoğun veri topladığımız için çok net konuşabilirim. Marmara’da azot, fosfor kirliliği artarak devam ediyor, birikim devam ediyor, trendlerde azalmayı bırakın herhangi bir durma gözlemlemedik. Marmara'da çok ciddi bir biyolojik üretim hali sürmekte. Üretim değerleri Karadeniz'in 3-4 katı. Esas 3-4 hafta önceki biyolojik üretim patlamasını geride bıraktık, şimdi sistem nispeten yazla ilgili bir denge durumuna ulaştı. Marmara çok üretken, aşırı azot ve fosfor yüklü.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0Kl5l_K1vU69LKwWyplenw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denizde oksijenin azaldığı noktada hayatın bittiği gibi bir algı bulunsa da tek hücreli yaşamın sürdüğünü, mikrobiyal canlıların solunum yapmaya devam ettiğini anlatan Yücel, söz konusu canlıların bu solunumu nitrat denilen, azotun oksijen bağlı formuyla yaptıkları bilgisini verdi.
Doğu Marmara’da da 200 metreden sonra nitrat seviyelerinin düştüğüne ve oksijen azaldıkça nitratın da azalmaya başladığına değinen Yücel, termodinamik teoriye göre oksijen ve nitrat tükendiğinde mikrobiyal yaşamın sülfat soluyarak hidrojen sülfür gazı ortaya çıkaracağını işaret etti.
MARMOD projesi sayesinde böyle bir trendi Doğu Marmara'da tespit ettiklerini vurgulayan Yücel, şu uyarılarda bulundu:
“Bu bir felaket anlamına geliyor. Bu bütün besin sisteminin, besin ağının çökmesi demek. Hidrojen sülfürlü sular dipte birikmeye başladığı anda yavaş yavaş kötüleşmeyle beraber önlem alınmazsa yukarı doğru çıkacak. Bu, koku yapması, hidrojen sülfürlü suların kıyıya vurması demek. Üstteki 30 metrelik oksijenli suyla birleştiği zaman yeni müsilajımsı, göze hoş gelmeyen, halk sağlığı açısından müthiş tehdit oluşturan, balıkçılık için bambaşka tehdit oluşturan, turizmi çökertecek bir fenomen olacak. Hidrojen sülfür İzmit Körfezi dışında, Marmara'da henüz yok, henüz oluşuma başlamadı ama son 3 yıldaki gidişat sürerse, önümüzdeki 4 ya da 5 yıl içerisinde Doğu Marmara'daki nitratın tükeneceğini biz MARMOD verileriyle görüyoruz.”
Marmara’nın sorununun azot ve fosfor yükü olduğunu hatırlatan Yücel, bu yükün önemli bir kısmının tarımsal girdiler ve şehirlerin arıtılmamış, az arıtılmış veya en ileri seviyede arıtılmamış atık sularının Marmara ile buluşmasından kaynaklandığını, acil olarak harekete geçilmesi gereken konuların başında da bu iki sorunun geldiği değerlendirmesini paylaştı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eğirdir Gölü’nün bölünmesine 1,2 kilometre kaldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/egirdir-goelunun-boelunmesine-12-kilometre-kaldi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/egirdir-goelunun-boelunmesine-12-kilometre-kaldi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin önemli tatlısu göllerinden Eğirdir Gölü, kuraklık ve kirlilik tehdidi altında... Eğirdir Gölü’nün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’ndaki su genişliği, 1,8 kilometreden 1,2 kilometreye geriledi. Bu alandaki derinlik bazı noktalarda, 50-60 santimetreye kadar düştü. Uzmanlar, gölün bölünmesinin yok olma sürecini hızlandıracağı konusunda uyarıda bulundu.Kuraklık ve kirlilik tehdidi altındaki Eğirdir Gölü’nün bölünmesine 1,2 kilometre kaldı.Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi&#039;nden emekli akademisyen ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, gölün en dar noktası olan Kemer Boğazı’ndaki kuraklık tehlikesinin arttığına dikkat çekti.
Eğirdir Gölü’nün en dar noktası olan Gelendost-Yenice ile Senirkent-Akkeçili arasındaki Kemer Boğazı’nın kurumasıyla kamışlık, sazlık istilasının yaşanabileceğini söyleyen Dr. Kesici, önlem alınmaz, kuruma devam ederse gölün bu noktadan ikiye bölüneceği uyarısında bulundu.Bu bölümün Eğirdir Gölü’nün en dar noktası olduğunu ifade eden Dr. Kesici, “Karşı taraf gölün doğusu. Gelendost kısmı ile bulunduğumuz batı kısmı arasında daha önce yaklaşık 2 kilometreye yakın mesafe vardı. Fakat su seviyesi azaldı.” dedi.Bu bölgenin göldeki en az su seviyesine sahip bölge olduğunu dile getiren Kesici, “Kıyılardan başlayan ve gölün ortasında gördüğümüz büyük adacıklarla birlikte sazlık adaları nedeniyle göl tamamen ikiye ayrılma durumunda.” dedi.
Kesici şöyle devam etti:
“Ekim aylarında suyun tamamen çekildiği dönemlerde bataklık olmasa karşı kıyıya yürüyerek geçmek de mümkün. Mutlak suretle bu sazlıkların bakımlarının, gençleştirmelerinin yapılması gerekiyor. Dip kısımları açıldığı zaman, hiç olmazsa suyun sirkülasyonu olacaktır. Burada erozyon ve diğer nedenlerle oluşan toprak birikimi engellenmiş olacaktır. Ve aynı zamanda da gölün temizlenmesine katkıda bulunmuş olunacaktır.”Gölün rakım olarak en yüksek tarafının da burası olduğunu dile getiren Dr. Kesici, “Şehir merkezinin olduğu yerle buranın arasında en az 10 metrelik kot farkı var. En az seviye, burada; en yüksek seviye gölün Eğirdir kesiminde. Zaten bu kısmına gölün Hoyran kesimi diyoruz. Aşağı kısmı gölün Eğirdir kısmı oluyor. Topografik özelliğinden dolayı en az su seviyesinin olduğu ve en hassas yerlerden biri. Buranın mutlak suretle eski haline dönüştürülmesi gerekiyor. Çünkü göl bölündüğü zaman daha çabuk yok olacaktır ve buharlaşma artacaktır. Zaten en büyük sorunlardan biri de gölün seviyesinin azalmasıyla artan aşırı buharlaşma. O nedenle bu bölgede bu sazlıklarla ilgili iyileştirmelerin mutlaka yapılması gerekiyor.” diye konuştu.Bu noktadaki derinliğin 1,5 metreyi geçmediğini de anlatan Dr. Erol Kesici, “Bazı yerlerde ise 50-60 santimetre. Ama tamamen bataklıklaşmış bir alan olarak görmekteyiz. Şurada gördüğümüz sarılık, yerlere baktığımız zaman bataklık alandır. Çok fazla su seviyesi kalmadı. Balıkçılar, küçük tekneyle bile daha zor geçebiliyor.” ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LRDuBPzYn0mPdypjYKiEJA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Eğirdir, Gölü’nün, bölünmesine, 1, 2, kilometre, kaldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LRDuBPzYn0mPdypjYKiEJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Eğirdir Gölü’nün bölünmesine 1,2 kilometre kaldı"><p>Türkiye’nin önemli tatlısu göllerinden Eğirdir Gölü, kuraklık ve kirlilik tehdidi altında... Eğirdir Gölü’nün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’ndaki su genişliği, 1,8 kilometreden 1,2 kilometreye geriledi. Bu alandaki derinlik bazı noktalarda, 50-60 santimetreye kadar düştü. Uzmanlar, gölün bölünmesinin yok olma sürecini hızlandıracağı konusunda uyarıda bulundu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5xRgajLvYEeL9TvgMUNGQQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuraklık ve kirlilik tehdidi altındaki Eğirdir Gölü’nün bölünmesine 1,2 kilometre kaldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w_ULaTR9uUKrsyOljoivAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi'nden emekli akademisyen ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, gölün en dar noktası olan Kemer Boğazı’ndaki kuraklık tehlikesinin arttığına dikkat çekti.
Eğirdir Gölü’nün en dar noktası olan Gelendost-Yenice ile Senirkent-Akkeçili arasındaki Kemer Boğazı’nın kurumasıyla kamışlık, sazlık istilasının yaşanabileceğini söyleyen Dr. Kesici, önlem alınmaz, kuruma devam ederse gölün bu noktadan ikiye bölüneceği uyarısında bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Juk0BAPH5kq4MHNRh4SYAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu bölümün Eğirdir Gölü’nün en dar noktası olduğunu ifade eden Dr. Kesici, “Karşı taraf gölün doğusu. Gelendost kısmı ile bulunduğumuz batı kısmı arasında daha önce yaklaşık 2 kilometreye yakın mesafe vardı. Fakat su seviyesi azaldı.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0lbsOJTh0kasf-yc_HDdCw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu bölgenin göldeki en az su seviyesine sahip bölge olduğunu dile getiren Kesici, “Kıyılardan başlayan ve gölün ortasında gördüğümüz büyük adacıklarla birlikte sazlık adaları nedeniyle göl tamamen ikiye ayrılma durumunda.” dedi.
Kesici şöyle devam etti:
“Ekim aylarında suyun tamamen çekildiği dönemlerde bataklık olmasa karşı kıyıya yürüyerek geçmek de mümkün. Mutlak suretle bu sazlıkların bakımlarının, gençleştirmelerinin yapılması gerekiyor. Dip kısımları açıldığı zaman, hiç olmazsa suyun sirkülasyonu olacaktır. Burada erozyon ve diğer nedenlerle oluşan toprak birikimi engellenmiş olacaktır. Ve aynı zamanda da gölün temizlenmesine katkıda bulunmuş olunacaktır.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qRNW-2hlpk-FMdEuv6nUEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gölün rakım olarak en yüksek tarafının da burası olduğunu dile getiren Dr. Kesici, “Şehir merkezinin olduğu yerle buranın arasında en az 10 metrelik kot farkı var. En az seviye, burada; en yüksek seviye gölün Eğirdir kesiminde. Zaten bu kısmına gölün Hoyran kesimi diyoruz. Aşağı kısmı gölün Eğirdir kısmı oluyor. Topografik özelliğinden dolayı en az su seviyesinin olduğu ve en hassas yerlerden biri. Buranın mutlak suretle eski haline dönüştürülmesi gerekiyor. Çünkü göl bölündüğü zaman daha çabuk yok olacaktır ve buharlaşma artacaktır. Zaten en büyük sorunlardan biri de gölün seviyesinin azalmasıyla artan aşırı buharlaşma. O nedenle bu bölgede bu sazlıklarla ilgili iyileştirmelerin mutlaka yapılması gerekiyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H0SmbOd75Ua4mvz_cqfAsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu noktadaki derinliğin 1,5 metreyi geçmediğini de anlatan Dr. Erol Kesici, “Bazı yerlerde ise 50-60 santimetre. Ama tamamen bataklıklaşmış bir alan olarak görmekteyiz. Şurada gördüğümüz sarılık, yerlere baktığımız zaman bataklık alandır. Çok fazla su seviyesi kalmadı. Balıkçılar, küçük tekneyle bile daha zor geçebiliyor.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir’de endişe yaratan görüntü: Yüzlerce ölü balık kıyıya vurdu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirde-endise-yaratan-goeruntu-yuzlerce-oelu-balik-kiyiya-vurdu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirde-endise-yaratan-goeruntu-yuzlerce-oelu-balik-kiyiya-vurdu</guid>
<description><![CDATA[ İzmir’in Bayraklı ilçesinde ölü balıklar sahile vurdu. Bölgede kirlilik ve ölü balıklar nedeniyle pis bir koku oluştu, sinekler çoğaldı. Kıyıya vuran ölü balıkları görenler, durumdan tedirgin oldu.Bayraklı sahilinde kıyıya çupra ve levrek başta olmak üzere her boydan yüzlerce ölü balık vurdu.Ölü balıklar ve deniz yüzeyindeki kirlilik ilçede pis bir kokuya neden oldu, sinekler de çoğaldı.Ölü balıkları görenler, durumdan tedirgin olurken, İzmir Büyükşehir Belediyesi Deniz Koruma Şube Müdürlüğü ekipleri denizdeki ölü balıkları toplamak için çalışma başlattı.Bayraklı bölgesinde ağır bir koku olduğunu söyleyen Ahmet Husalar, “Motor kullanıyorum ve devamlı bu yoldan gelip geçiyorum. Son zamanlarda kokuda inanılmaz bir artış var. Medeniyetin başkenti İzmir’de insanlar balık yiyemiyor ama balık kokusunu belediye ücretsiz olarak insanlara dağıtıyor. İnşallah bir an önce sorunu çözerler. Koku kışın da ara ara duyuluyor ama yaz aylarında katlanılamayacak bir şekilde oluyor. Hizmet bekliyoruz, başka bir şey beklemiyoruz.” ifadelerini kullandı.Sahilde yürüyüş yapan Rıdvan Şinasi ise “Doğma büyüme buralıyım. Çocukken, 1960&#039;lı yılların başında burada denize girerdik, çok güzeldi, plaj gibiydi. Hatta körfezde yunusların yüzdüğünü görürdük, kaplumbağaların olduğunu biliyorum. Hiçbiri kalmadı.” dedi.Şinasi şöyle devam etti:
“‘Körfez, kendi kendini temizliyor’ diyorlardı demek ki, böyle bir şey yok. Bu görüntü kirliliğin sonucu. Ölü, irili ufaklı balıklar var, kötü bir görüntü. Körfezde böyle bir görüntünün olması üzüyor. Baktığınızda suyun ne kadar kirli olduğu gözüküyor. İlgililer çok acil önlem almaları lazım, körfezin hali felaket.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rkVgw16ujEKm5rIYIknTcw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir’de, endişe, yaratan, görüntü:, Yüzlerce, ölü, balık, kıyıya, vurdu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rkVgw16ujEKm5rIYIknTcw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir’de endişe yaratan görüntü: Yüzlerce ölü balık kıyıya vurdu"><p>İzmir’in Bayraklı ilçesinde ölü balıklar sahile vurdu. Bölgede kirlilik ve ölü balıklar nedeniyle pis bir koku oluştu, sinekler çoğaldı. Kıyıya vuran ölü balıkları görenler, durumdan tedirgin oldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/af4MoETsfU-TfYiwP_AuMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bayraklı sahilinde kıyıya çupra ve levrek başta olmak üzere her boydan yüzlerce ölü balık vurdu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MzBoWYWQXUaiWGBj1NAdUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ölü balıklar ve deniz yüzeyindeki kirlilik ilçede pis bir kokuya neden oldu, sinekler de çoğaldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZpQXqYeV1kq8t5ICzuY46w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ölü balıkları görenler, durumdan tedirgin olurken, İzmir Büyükşehir Belediyesi Deniz Koruma Şube Müdürlüğü ekipleri denizdeki ölü balıkları toplamak için çalışma başlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eha0YPv2RUqkPwOYgyQaUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bayraklı bölgesinde ağır bir koku olduğunu söyleyen Ahmet Husalar, “Motor kullanıyorum ve devamlı bu yoldan gelip geçiyorum. Son zamanlarda kokuda inanılmaz bir artış var. Medeniyetin başkenti İzmir’de insanlar balık yiyemiyor ama balık kokusunu belediye ücretsiz olarak insanlara dağıtıyor. İnşallah bir an önce sorunu çözerler. Koku kışın da ara ara duyuluyor ama yaz aylarında katlanılamayacak bir şekilde oluyor. Hizmet bekliyoruz, başka bir şey beklemiyoruz.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8Yd-EwK-tUCFT0nrDouzqw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sahilde yürüyüş yapan Rıdvan Şinasi ise “Doğma büyüme buralıyım. Çocukken, 1960'lı yılların başında burada denize girerdik, çok güzeldi, plaj gibiydi. Hatta körfezde yunusların yüzdüğünü görürdük, kaplumbağaların olduğunu biliyorum. Hiçbiri kalmadı.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K572tqhWyUeCxN82sswNiA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şinasi şöyle devam etti:
“‘Körfez, kendi kendini temizliyor’ diyorlardı demek ki, böyle bir şey yok. Bu görüntü kirliliğin sonucu. Ölü, irili ufaklı balıklar var, kötü bir görüntü. Körfezde böyle bir görüntünün olması üzüyor. Baktığınızda suyun ne kadar kirli olduğu gözüküyor. İlgililer çok acil önlem almaları lazım, körfezin hali felaket.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cgGoR4PZD0KGJL6P5xBvhQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>En sinsi afet: Sıcak hava | Bugünün sıcakları yarının soğuğu olacak!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/en-sinsi-afet-sicak-hava-bugunun-sicaklari-yarinin-sogugu-olacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/en-sinsi-afet-sicak-hava-bugunun-sicaklari-yarinin-sogugu-olacak</guid>
<description><![CDATA[ Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, küresel iklim değişikliğinin yol açtığı tehditlere ilişkin bir yazı kaleme aldı. Dünya genelinde birçok bölgede sıcaklık rekorları kırıldığını anımsatan Birpınar, buna bağlı olarak deniz seviyesinde yükselmeler yaşandığını belirterek, sahiller ve ada yerleşim yerlerinin sular altında kalmasının mevcut haritaların değişimine yol açtığını ifade etti.Günlük yaşamımızı doğrudan etkilemesine rağmen, dünya gündeminde yeterince yer bulamayan küresel ısınma ve iklim değişikliği yaşadığımız çağın en sinsi afeti olarak değerlendiriliyor. İklim değişikliğine bağlı, olağanüstü yağış, fırtına, kuraklık, beklenmedik hava olayları haberlere konu olurken, görünmeyen tehdit sıcak hava dalgası hayatın her alanını olumsuz etkiliyor. Sağlıktan, eğitime, tarımdan enerjiye, ekonomiden, kitlesel göçlere hatta ülke sınırlarının değişimine kadar başta insanlar olmak üzere tüm canlıları tehdit ediyor.  Kabullenelim, yaşadığımız gezegen, insan kaynaklı faaliyetlerden dolayı iklim değişikliği tehdidiyle karşı karşıya. Halihazırda yaşadığımız sıcaklıklar dönemsel olduğu iddia edilse bile üretilen sera gazı emisyonlarının bu denli seyretmesi halinde çok uzak olmayan bir zamanda bugünkü aşırı sıcaklık yarının yeni normali olacak. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz?  Paris İklim Anlaşması, yüzyılın ortasına kadar küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla +1,5℃ tutmayı amaçlıyordu ama Avrupa İklim Servisi verilerine göre daha bugünden, bu seviyenin halihazırda +1,6℃’ye çıktığı tespit edildi.  O yüzden yeni normallere hazırlıklı olanlar kazançlı çıkarken bu tehdidi görmezden gelenler ne yazık ki büyük bedeller ödemek zorunda kalacak. Bu nedenle BM Genel Sekreteri Guterres’in 24 Temmuz 2024 tarihinde tüm tarafları “Aşırı Sıcaklarla Mücadele” noktasında ortak eylemde bulunmaya yönelik çağrısını faydalı görüyorum. Zira aşırı sıcaklar, iklim değişikliği etmenli en büyük tehdit olabilir.  Yine hatırlatmakta fayda var; bizleri bunaltan ve çok sıcak olarak ifade ettiğimiz şu günler, önümüzdeki yüzyılın en serin yaz günleri olmaya da aday. Yani bugünün sıcakları yarının soğuğu olacak. Söz konusu durumu komplo olarak değerlendirenler için uluslararası sıcaklık ölçüm istatistiklerine göz atalım.  Örneğin, Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ) tarafından 2024 Mart ayında yayımlanan “2023 Küresel İklim Görünümü” Raporuna göre 2023 yılı kayıtlardaki en sıcak yıl olarak tespit edildi. Rapora göre küresel ortalama sıcaklık değerinin sanayi öncesi döneme kıyasla +1,43℃ daha yüksek seyrettiği, 2015-2023 dönemini kapsayan son 9 yıllık periyodun ise kayıtlardaki en sıcak yıllar olduğu belirtildi. Yine, DMÖ’nün 2024 Haziran tarihli “Yıllıktan Onyıllığa İklim Güncellemesi (2024-2028)” adlı yayınında ise önümüzdeki 5 yıllık sürecin tamamında küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme kıyasla +1,5℃ üzerinde seyretme olasılığının yüzde 47, aynı dönem içerisinde en az 1 yıl boyunca sıcaklığın +1,5℃ üzerinde seyretme olasılığının ise yüzde 80 olduğu raporlandı.  Avrupa İklim Servisi Copernicus tarafından Temmuz 2024 tarihinde yayınlanan çalışmada ise son 12 aylık süreçte (Temmuz 2023-Haziran 2024) küresel sıcaklık değerinin sanayi öncesi döneme kıyasla +1,64℃ daha yüksek olduğu raporlandı. Çalışmaya göre Haziran 2024, tarihteki en sıcak Haziran olarak kayıtlara geçmiştir. Bu dönemde İtalya, Yunanistan ve Türkiye’de hayatı olumsuz etkileyen aşırı sıcaklar yaşandı.  DÜNYANIN EN SICAK GÜNÜ 22 TEMMUZ’DA YAŞANDI  Günlük bazda da birçok bölgede sıcaklık rekorları yaşandı. İspanya ve İtalya’nın bazı bölgelerinde 45℃ aşan sıcaklıklar kayıtlardaki en yüksek değerler olarak ölçüldü. Avrupa İlkim servisi Copernicus verilerine göre temmuz ayında da üst üste günlük bazda rekor sıcaklıklara tanık olduk. 21 Temmuz 2024 tarihi ortalama yüzey sıcaklığı açısından kayıtların yapıldığı zaman içerisinde şu anki dünyanın en sıcak günü olarak tescillendi. NASA tarafından daha sonra 22 Temmuz 2024 tarihinin 21 Temmuz’da yaşanan sıcaklık değerini aşarak yeni rekoru tazelediği belirlendi.  IPCC ve NASA uzmanları sera gazı emisyonlarındaki artışların sıcak hava dalga sayı ve şiddetinde daha büyük artışlara yol açacağına inanıyorlar. Bu tezi destekleyen NASA araştırmalarına göre son 40 yıllık süreçte ABD’de sıcak hava dalga sayılarında aylık bazda 2’den 4’e çıkarak ikiye katlandığı belirlendi.ISINDIKÇA KLİMA AÇIYORUZ, KLİMA AÇTIKÇA ISINIYORUZ  Artan sıcaklıklarla mücadele noktasında soğutucu kullanımı her geçen gün artış göstermekte, bu durum küresel bazda enerji kullanımını da yükseltmektedir.   Uluslararası Enerji Ajansı “2023 Küresel Elektrik Piyasası” Raporuna göre küresel bazda tüketilen elektriğin yüzde 10’u soğutma alanında kullanılıyor. Sıcakların artış gösterdiği yaz dönemlerinde sıcak bölgelerde elektrik enerjisi ihtiyacı % 50 artış gösterebiliyor.   Yüksek talep hem dağıtım şebekesi altyapısı hem de enerji üretimi üzerinde ciddi baskılar oluşturuyor. Yine Çin’de Şangay sakinlerinin istenen düzeyde serinletilebilmesi için bir saatte en az 800 ton kömü ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eUhxrF5iS0yNMzVpzS2XhA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>sinsi, afet:, Sıcak, hava, Bugünün, sıcakları, yarının, soğuğu, olacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eUhxrF5iS0yNMzVpzS2XhA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="En sinsi afet: Sıcak hava | Bugünün sıcakları yarının soğuğu olacak!"><p>Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, küresel iklim değişikliğinin yol açtığı tehditlere ilişkin bir yazı kaleme aldı. Dünya genelinde birçok bölgede sıcaklık rekorları kırıldığını anımsatan Birpınar, buna bağlı olarak deniz seviyesinde yükselmeler yaşandığını belirterek, sahiller ve ada yerleşim yerlerinin sular altında kalmasının mevcut haritaların değişimine yol açtığını ifade etti.</p>Günlük yaşamımızı doğrudan etkilemesine rağmen, dünya gündeminde yeterince yer bulamayan küresel ısınma ve iklim değişikliği yaşadığımız çağın en sinsi afeti olarak değerlendiriliyor. İklim değişikliğine bağlı, olağanüstü yağış, fırtına, kuraklık, beklenmedik hava olayları haberlere konu olurken, görünmeyen tehdit sıcak hava dalgası hayatın her alanını olumsuz etkiliyor. Sağlıktan, eğitime, tarımdan enerjiye, ekonomiden, kitlesel göçlere hatta ülke sınırlarının değişimine kadar başta insanlar olmak üzere tüm canlıları tehdit ediyor.  Kabullenelim, yaşadığımız gezegen, insan kaynaklı faaliyetlerden dolayı iklim değişikliği tehdidiyle karşı karşıya. Halihazırda yaşadığımız sıcaklıklar dönemsel olduğu iddia edilse bile üretilen sera gazı emisyonlarının bu denli seyretmesi halinde çok uzak olmayan bir zamanda bugünkü aşırı sıcaklık yarının yeni normali olacak. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz?  Paris İklim Anlaşması, yüzyılın ortasına kadar küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla +1,5℃ tutmayı amaçlıyordu ama Avrupa İklim Servisi verilerine göre daha bugünden, bu seviyenin halihazırda +1,6℃’ye çıktığı tespit edildi.  O yüzden yeni normallere hazırlıklı olanlar kazançlı çıkarken bu tehdidi görmezden gelenler ne yazık ki büyük bedeller ödemek zorunda kalacak. Bu nedenle BM Genel Sekreteri Guterres’in 24 Temmuz 2024 tarihinde tüm tarafları “Aşırı Sıcaklarla Mücadele” noktasında ortak eylemde bulunmaya yönelik çağrısını faydalı görüyorum. Zira aşırı sıcaklar, iklim değişikliği etmenli en büyük tehdit olabilir.  Yine hatırlatmakta fayda var; bizleri bunaltan ve çok sıcak olarak ifade ettiğimiz şu günler, önümüzdeki yüzyılın en serin yaz günleri olmaya da aday. Yani bugünün sıcakları yarının soğuğu olacak. Söz konusu durumu komplo olarak değerlendirenler için uluslararası sıcaklık ölçüm istatistiklerine göz atalım.  Örneğin, Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ) tarafından 2024 Mart ayında yayımlanan “2023 Küresel İklim Görünümü” Raporuna göre 2023 yılı kayıtlardaki en sıcak yıl olarak tespit edildi. Rapora göre küresel ortalama sıcaklık değerinin sanayi öncesi döneme kıyasla +1,43℃ daha yüksek seyrettiği, 2015-2023 dönemini kapsayan son 9 yıllık periyodun ise kayıtlardaki en sıcak yıllar olduğu belirtildi. Yine, DMÖ’nün 2024 Haziran tarihli “Yıllıktan Onyıllığa İklim Güncellemesi (2024-2028)” adlı yayınında ise önümüzdeki 5 yıllık sürecin tamamında küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme kıyasla +1,5℃ üzerinde seyretme olasılığının yüzde 47, aynı dönem içerisinde en az 1 yıl boyunca sıcaklığın +1,5℃ üzerinde seyretme olasılığının ise yüzde 80 olduğu raporlandı.  Avrupa İklim Servisi Copernicus tarafından Temmuz 2024 tarihinde yayınlanan çalışmada ise son 12 aylık süreçte (Temmuz 2023-Haziran 2024) küresel sıcaklık değerinin sanayi öncesi döneme kıyasla +1,64℃ daha yüksek olduğu raporlandı. Çalışmaya göre Haziran 2024, tarihteki en sıcak Haziran olarak kayıtlara geçmiştir. Bu dönemde İtalya, Yunanistan ve Türkiye’de hayatı olumsuz etkileyen aşırı sıcaklar yaşandı.  <strong>DÜNYANIN EN SICAK GÜNÜ 22 TEMMUZ’DA YAŞANDI</strong>  Günlük bazda da birçok bölgede sıcaklık rekorları yaşandı. İspanya ve İtalya’nın bazı bölgelerinde 45℃ aşan sıcaklıklar kayıtlardaki en yüksek değerler olarak ölçüldü. Avrupa İlkim servisi Copernicus verilerine göre temmuz ayında da üst üste günlük bazda rekor sıcaklıklara tanık olduk. 21 Temmuz 2024 tarihi ortalama yüzey sıcaklığı açısından kayıtların yapıldığı zaman içerisinde şu anki dünyanın en sıcak günü olarak tescillendi. NASA tarafından daha sonra 22 Temmuz 2024 tarihinin 21 Temmuz’da yaşanan sıcaklık değerini aşarak yeni rekoru tazelediği belirlendi.  IPCC ve NASA uzmanları sera gazı emisyonlarındaki artışların sıcak hava dalga sayı ve şiddetinde daha büyük artışlara yol açacağına inanıyorlar. Bu tezi destekleyen NASA araştırmalarına göre son 40 yıllık süreçte ABD’de sıcak hava dalga sayılarında aylık bazda 2’den 4’e çıkarak ikiye katlandığı belirlendi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/r88lj_79M0atdD1y5ruj8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt="Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar"><strong>ISINDIKÇA KLİMA AÇIYORUZ, KLİMA AÇTIKÇA ISINIYORUZ</strong>  Artan sıcaklıklarla mücadele noktasında soğutucu kullanımı her geçen gün artış göstermekte, bu durum küresel bazda enerji kullanımını da yükseltmektedir.   Uluslararası Enerji Ajansı “2023 Küresel Elektrik Piyasası” Raporuna göre küresel bazda tüketilen elektriğin yüzde 10’u soğutma alanında kullanılıyor. Sıcakların artış gösterdiği yaz dönemlerinde sıcak bölgelerde elektrik enerjisi ihtiyacı % 50 artış gösterebiliyor.   Yüksek talep hem dağıtım şebekesi altyapısı hem de enerji üretimi üzerinde ciddi baskılar oluşturuyor. Yine Çin’de Şangay sakinlerinin istenen düzeyde serinletilebilmesi için bir saatte en az 800 ton kömür kullanımı gerekiyor. Buradan da görüleceği üzere artan emisyonlar sıcak hava dalgalarını daha da artırırken, sıcaklarla mücadele için daha çok enerji ihtiyacı oluşuyor, herhangi bir kesinti yaşanmaması adına da ne yazık ki daha çok fosil yakıt kullanılarak havaya verilen sera gazı emisyonlarında yükselmeye sebebiyet verilerek zarar boyutu artıyor. Yine UAE değerlendirmelerine göre soğutma sektörü küresel bazda salınan sera gazı emisyonlarının yüzde 3’ünden sorumlu durumda. Soğutucuların hem kullandıkları enerjinin üretiminden dolayı hem de soğutma gazı olarak kullanılan ve karbondioksitten daha yüksek küresel ısınma potansiyeline sahip gazları kullanması hiç şüphesiz soğutma sektörünün kümülatif sera etkisini daha da yükseltmektedir.  Esasında bu durum yaşam tarzlarımızdaki değişikliğin de bir göstergesi. Anadolu insanı geçmiş zamanlarda, sıcak mevsimlerde daha serin olan yayla gibi alanlara çıkıyor, kışın da daha sıcak alanlarda kalarak enerji ihtiyacını asgari düzeyde tutardı. Ancak günümüzde bu durumun tersine şahit oluyoruz. Sıcak mevsimlerde daha sıcak alanlara, soğuk mevsimlerde de daha soğuk alanlara gidiyor ve gerek ısınma gerekse de serinleme ihtiyacımızı karşılamak için ilave araç/ekipman ve daha yüksek enerji tüketiyoruz.   <strong>EN ÖLÜMCÜL AFET SICAK HAVA </strong>  İklim değişikliğinin etkileri ile yaşanan kuraklık, aşırı sıcak ve yağış gibi etmenlerin doğrudan veya dolaylı etkileri dolayısıyla yaşanan can kayıpları her geçen gün artış gösteriyor. Dünya Meteoroloji Örgütünün 2021 tarihli “Aşırı Hava Olayları, İklim ve Su Kaynaklı Afetlerin” yol açtığı zararları içeren Raporunda 1970-2020 yılları arasında gerçekleşen afetler dolayısıyla 2 milyonu aşkın can kaybının yaşandığı, oluşan ekonomik hasarın ise 4 trilyon Amerikan dolarını aştığı belirtilmiştir. Raporda her 10 kayıptan 9’unun, ekonomik hasarın da %60’ının gelişmekte olan ekonomilerde görüldüğüne ayrıca dikkat çekilmiştir.   Dünya Meteoroloji Örgütü, diğer bir çalışması olan “İklim Değişikliği ve Sağlık” isimli 2023 Raporunda; iklim değişikliği etmenli afetlerden en ölümcül olanının sıcak hava dalgaları olduğunu vurgulamıştır. Benzer şekilde, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2000-2019 yılları arasında yıllık bazda sıcaklığa bağlı olarak yaklaşık 489.000 can kaybının meydana geldiği, bu sayının  ve %45'inin Asya, %36'sının ise Avrupa'da gerçekleştiği ifade edilmiştir.   Sıcak hava dalgaları Afrika’da sıcaklıkların 49℃, Çin’de 52℃, ABD’de ise 46℃ aşan değerlere ulaşmasına yol açtı. Kuzey Afrika'daki sıcaklık değerleri 44-49 ℃ arasında değişirken, ABD'nin güneyinde 100 milyonun üzerinde insanı etkileyen sıcak hava dalgası nedeniyle 46,7℃ dereceyi bulan değerler ölçüldü. Çin'in Sanbao bölgesinde ise sıcaklık 16 Temmuz'da 52,2℃ ile rekor kırdı. Ortadoğu’da benzer bir durum hakim olup Kuveyt’te 51℃, Dubai’de ise 43℃’ler ölçülürken, özellikle de Dubai’de yüksek nemin etkisi ile birlikte hissedilen sıcaklık 62℃ olarak kayıtlarda yerini aldı.  <strong>KAR DEĞİL SICAK TATİLİ!</strong>  Geçmişte çocukluğumuzda yaşadığımız, kışın yoğun kar yağışı nedeniyle eğitime verilen ara artık yerine sıcak tatiline bırakacak. Sıcak havalar hayat kalitesini olumsuz etkilediği gibi ciddi sağlık riskleri de beraberinde getiriyor. Özellikle gelişme çağındaki çocuklar kırılgan gruplar içerisinde yer alıyor. Aşırı sıcaklar içinde bulunduğumuz yıl içerisinde kırılgan yapıdaki çocukları korumak adına Dünya genelinde 80 milyon öğrenciyi eğitimden uzak bıraktı.  2024 yılı Haziran ayında yaşanan yüksek sıcaklıklar dolayısıyla  ABD’nin  Massachusetts Eyaletinin başkenti Boston şehrinde havalandırma sistemlerinin yetersiz olduğu bazı okulların tatil edilmesine yol açtı. Bangladeş genelinde 2023 Haziran ayında olduğu gibi 2024 Nisan’da da görülen ve normalin 16℃ üzerinde seyreden yüksek sıcaklıklar 33 milyon öğrenci için okulların tatil edilmesine neden oldu. Güney Sudan’da Mayıs 2024’te yaşanan ve 45℃’yi aşan sıcak hava dalgası 2 hafta boyunca okulların tatil edilmesi ile sonuçlandı. Pakistan, Hindistan ve Filipinlerde de benzer durumlar yaşandı.  <strong>İŞÇİLER GECE ÇALIŞACAK</strong>  Artan sıcaklar iş verimi üzerinde de olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2019 tarihli “Sıcaklık Artışının Çalışma Performansı Üzerine Etkileri” konulu Raporuna göre 24-26℃’yi aşan sıcaklıkların iş verimini düşürdüğü, 33–34°C'de orta yoğunlukta çalışan bir işçinin yüzde 50 fiziksel performans kaybı yaşayacağı ki bu değerin dış ortamda çalışanlarda sağlık sorunlarına da yol açabileceği belirtilmektedir. Raporda ayrıca, küresel sıcaklık artışının yüzyılın sonuna kadar +1,5℃ ile sınırlandırılması varsayımında dahi 2030 yılına kadar dünya çapında 80 milyon tam zamanlı işe eşdeğer bir üretkenlik olan toplam çalışma saatlerinin yüzde 2,2’lik kısmının kaybedileceği (ki burada tarım ve inşaat gibi dış ortam çalışmalarının günün serin zamanlarında yapılacağı varsayımının yapıldığı, aksi takdirde kaybın 136 milyon tam zamanlı üretkenlik eşdeğeri olan toplam çalışma saatlerinin yüzde 3,8 değerine çıkacağı), sıcaklık etkisi dolayısıyla iş üretkenliğinde yaşanan ekonomik kaybın 1994 yılında 280 milyar Amerikan doları eşdeğerinde iken bu değerin 2030 yılında küresel ekonomiye 2,4 trilyon Amerikan doları tutarında bir zarar vereceğine dikkat çekilmiştir.  Yine ILO tarafından 2024 yılında yayınlanan “Çalışma Alanında Sıcaklık: Güvenlik ve Sağlık açısından Çıkarılan Dersler” konulu Raporunda küresel ölçekte çalışanların yüzde 70’ine tekabül eden 2,41 milyar çalışanın aşırı sıcaklığa maruz kaldığı, bu durumun 22,8 milyon ölümcül olmayan kazaya sebebiyet verdiği ve 19bin de can kaybının yaşandığına dikkat çekilmiştir. Bölgesel olarak ele aldığımızda Afrika’da çalışanların yüzde 93’ü, Ortadoğu’da çalışanların %84’ü, Asya ve Pasifik’te çalışanların %75’inin aşırı sıcaklara maruz kaldığı belirtilen Raporda; 2000-2020 arasında ülkemizin de yer aldığı Avrupa ve Orta Asya’da aşırı sıcaklığa maruz kalma oranının dünya ortalamasının 2 katını geçerek yüzde 17,3 ile en çok artışın yaşandığı bölgelerden biri olduğu ifade edilmiştir.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H1OdqBC_DUaIHKaVxjyOVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt=""><strong>DENİZ SEVİYESİ YÜKSELİYOR, HARİTALAR DEĞİŞİYOR, KAVİMLER GÖÇÜ BAŞLIYOR</strong>  Dünyamızın dörtte üçünü kaplayan sular sıcaklık döngüsünde de önemli bir role sahiptir. Suyun ısı tutma kapasitesi havanınkinden fazla olduğundan dolayı atmosfere salınan ısının yaklaşık yüzde 90’ı okyanus ve denizler tarafından tutulmaktadır. Bu durum bir yandan küresel bazda sıcaklıkların çok fazla artmasını önlerken diğer taraftan denizlerin ısınmasına yol açarak deniz ekosisteminin zarar görmesine ve yıkıcı fırtınaların artmasına yol açmaktadır. Bununla birlikte, denizlerde yaşanan aşırı ısınma suyun genleşmesi ile birlikte deniz suyu seviyesinde yükselmelere yol açmakta ve buzulların daha çabuk erimesini tetiklemektedir. Bu durumda, sahil kıyıları ve özellikle ada yerleşim yerlerinin sular altında kalması ve mevcut haritaların değişimine yol açmaktadır. Bu değişim, milyonlarca insanı etkileyecek kuraklıkla birleşince kitlesel göçlere sebep olacak. Birleşmiş Milletler iklim göçünün Doğu’dan Batıya, Güneyden Kuzey’e doğru olmasını öngörmektedir.  Dünya Meteoroloji Örgütü’nün “2023 Küresel İklim Görünümü” Raporuna göre 2023 yılında kayıtların başladığı son 63 yıllık süreçteki en yüksek okyanus sıcaklık değerine ulaşılmıştır. Aynı şekilde, Avrupa İklim Servisi Copernicus değerlendirmelerine göre 2023 yazında Ülkemizi sınırlayan Akdeniz’de görülen sıcak hava dalgaları dolayısıyla deniz suyu sıcaklığının normalin 5,5℃ üzerinde seyrettiği belirlenmiştir.  <strong>KURAKLIK, SU VE GIDA KRİZİNİ TETİKLİYOR</strong>  Aşırı sıcak hava dalgaları, su ve gıda arz güvenliği için de büyük bir risk barındırıyor. Sinsi bir afet olarak değerlendirilen kuraklık bu etkinin en görünür halidir. BM Tarım ve Gıda Örgütü’nün (FAO) 2023 tarihli “Afetlerin Tarım ve Gıda Güvenliği Üzerindeki Etkisi” konulu Raporunda yer alan değerlendirmelerine göre yüksek sıcaklığın hakim olduğu gün sayısı 1980-2010 dönemine kıyasla günümüzde yaşanan daha uzun sıcak hava dalgaları ve kuraklık etkisiyle ilave 1,27 milyon insanın gıda güvensizliği yaşayacağı belirtiliyor. Aynı Raporda, gelişen teknolojiye rağmen Batı Avrupa’da 2022 yılında görülen kuraklığın ürün veriminde yüzde 45, buğday ve pirinç veriminde ise yüzde 30’ a varan düşüşlere neden olduğuna dikkat çekilmiştir.  Yine NASA tarafından 2016 yılında yürütülen bir çalışmada aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Akdeniz ülkelerinde 1998-2012 döneminde yaşanan kuraklığın son 900 yılın en şiddetlisi olduğu ortaya kondu.  <strong>SICAKLIK ARTTIKÇA ORMAN YANGINLARI ARTIYOR</strong>  Aşırı sıcaklar ve kuru hava iklim değişikliği ile mücadelede en büyük potansiyele sahip ormanlar için de büyük bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel sıcaklık artış değerine bağlı olarak yangın sezonlarının daha da uzayabileceği ve yanan alan miktarının daha da artabileceği Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) uyarıları arasında yer alıyor. Diğer bir ifadeyle, İklim Değişikliği orman yangınlarının şiddetini ve etkisini yükseltiyor. Yapılan değerlendirmelere göre küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme kıyasla +1.5 C derece olması halinde Akdeniz Havzası yaz dönemlerinde olması muhtemel orman yangınlarında yanan alanlarda %41’lik artış, sıcaklık artışının +2C olması halinde yanan alanlarda %62’lik artış ve sıcaklık artışının +3C derece olması halinde ise yanan alanlardaki %97’lik bir artış bekleniyor.  <strong>TÜRKİYE, TEHLİKE ÇEMBERİNDE</strong>  Bulunduğumuz coğrafya, yani Akdeniz Havzası iklim değişikliğinin etkilerine karşı en kırılgan bölgelerden bir tanesidir. NASA tarafından 2016 yılında yürütülen bir çalışmaya göre aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Akdeniz ülkelerinde 1998-2012 döneminde yaşanan kuraklığın son 900 yılın en şiddetlisi olduğu ortaya kondu. Bir önceki kuraklığın ise 1560-1640 döneminde bölgeyi etkilediği, anılan zamanda bölgede hüküm süren Osmanlı Devleti’nin kuraklıktan oldukça etkilendiği ve bu durumun Cihan Devletinin çöküşünü hızlandıran faktörlerden biri olarak iddia edilmektedir.  Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) “2023 Türkiye” değerlendirmelerine göre 2023 yılı ortalama sıcaklığı uzun yıllar ortalama sıcaklık değerlerinden +1,3℃ derece daha yüksek seyretti. Bu değer 10 yıllık periyotlarda giderek artan bir şekilde kendisini gösterdi. 1980-1990 döneminde ortalama sıcaklık 12,7°C gerçekleşirken bu değer 1991-2001 döneminde 13,1°C, 2002-2012 döneminde 13,6°C ve son olarak 2013-2023 döneminde ise 14,3°C olarak 190-1990 döneminden +1,7℃ daha yüksek olarak kayıtlara geçti.  Yine MGM verilerine göre 2024 Haziran ayı kayıtlardaki, diğer bir söylem ile son 53 yıllık periyodun, en sıcak ayı oldu; öyle ki, bu ayın sıcaklık ortalaması uzun dönem ortalamasının +3,4℃ üzerinde gerçekleşti.  Üç tarafı denizlerle kaplı Türkiye’nin, olası deniz sularının yükselmesinde kıyı şeridindeki yaşam olumsuz etkilenmenin yanı sıra iç bölgelerde yaşanacak kuraklık ve orman yangınları da önümüzdeki dönemin maalesef afet olasılık listesinde yer almaktadır. Ayrıca ülkemizin uluslararası alanda yaşanması beklenen kitlesel iklim göç güzergahında olması nedeniyle gıda ve su kaynaklarını daha da önemli hale getirecektir.  <strong>ACİL ÖNLEMLER ALINMALI!</strong>  Artan sıcaklar, bilinçsiz yer altı ve yerüstü su kullanımı, tarımsal ürün deseninde vahşi sulama ve yer altı sularının bilinçsizce kullanımı da kuraklık riskini artıran faktörlerin başında geliyor. MGM değerlendirmelerine göre ülkemizin iç, güney ve batı kesimleri aşırı kuraklık tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor. Birçok ilimizde barajlar şimdiden alarm seviyesine ulaşmış durumda. Bu durumun içinde bulunduğumuz günlerde su ve gıda arz güvenliğini ciddi bir şekilde etkileyeceği aşikar.  Söz konusu gelişmeleri ardı ardına sayınca, kötümser bir tablo çizdiğimi düşünebilirsiniz ancak söz konusu sıcaklık afeti sinsice içimize nüfuz ederken söz konusu felaketler zincirleme gelişini yok soymak vurdum duymazlık olur. Başlarken söylediğim gibi, bu felaketlerden kurtulmak için topyekün önlem almamız gerekiyor, 7’den 70’ye bilinçlenmeli ve kurumsal alt yapımızı hazırlamayız. Tedbir kuldan takdir Allah’tan!]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Oksijen seviyesi düştü, deniz köpürdü: “Buradaki durum müsilajdan beter, durum çok ciddi”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/oksijen-seviyesi-dustu-deniz-koepurdu-buradaki-durum-musilajdan-beter-durum-cok-ciddi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/oksijen-seviyesi-dustu-deniz-koepurdu-buradaki-durum-musilajdan-beter-durum-cok-ciddi</guid>
<description><![CDATA[ Doğu Akdeniz’de kirlilik artıyor. Mersin’deki Yenişehir sahili boyunca kirliliğe bağlı köpüklenmeler oluştuğu görüldü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Mersin’de yaşanan kirliliği “Müsilajdan beter.” diyerek yorumladı. Mersin Körfezi’ndeki durumun ürkütücü boyutlara ulaştığını ifade eden Salihoğlu, “Gerçekten durum çok ciddi. Deniz sistemlerini ortadan kaldırıyoruz, tabiri caizse denizleri komaya sokuyoruz.” diye konuştu.Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Mersin Körfezi’nde kirlilik seviyesinin artması nedeniyle meydana gelen köpüklenme için “Müsilajdan beter.” yorumunda bulundu.Mersin Körfezi’nde 1 aydır kıyıya yakın bölgelerde deniz yüzeyinde köpüklenme görülürken suda görüş mesafesinde de azalma yaşanıyor.
Yenişehir sahili boyunca görülen köpüklenme hakkında konuşan Salihoğlu, Mersin Körfezi’ni Doğu Akdeniz’de kirliliğin en yoğun görüldüğü bölgelerden biri olarak nitelendirdi.Körfezin kıyılarında şu anda gözle görülür bir kirlilik olduğunu ve buradaki durumun neredeyse Marmara Denizi ile eş değer hale geldiğini aktaran Salihoğlu, “Şu anda Mersin Körfezi’nde denize baktığınızda ancak 1,5 metreyi görebiliyorsunuz. Işık geçirgenliği oldukça düşmüş, çok kirli bir suyla karşı karşıyayız ve bu kirlilik oksijen seviyelerini de düşürüyor. Deniz yüzeyinde köpüklü yapılar, yoğun alg patlamaları var. Şu anda içine girdiğimiz deniz sağlıklı ve keyif veren bir deniz değil. Kirli ve bulanık bir denizle karşı karşıyayız.” diye konuştu.Özellikle belli türdeki alglerin yoğun üremesi sonrası, fiziksel olarak akıntı ve rüzgarla bu köpüklenmenin oluştuğunu anlatan Salihoğlu, şöyle devam etti:
“Buradaki durum müsilajdan beter çünkü gerçekten inanılmaz bir kirlilik yükü var, şehir kirliliği çok yüksek. Yaz döneminde nüfus artışıyla birlikte evsel atıklar çok yükselmiş durumda. Büyük nehirlerden, örneğin Seyhan Nehri’nden, çok ciddi bir kirlilik girdisi var. Tarımsal ve endüstriyel kökenli kirlilik de çok yüksek.”
Kirliliğin ana kaynağının karasal girdiler olduğunu, şehir deşarjları ile etkisiz veya yetersiz çalışan arıtma tesislerinin de önemli bir rol oynadığını kaydeden Salihoğlu, nehirlerden gelen yayılı kaynaklı kirlilik yükünün de yüksek seviyede ve tarımsal ve endüstriyel uygulamalardan kaynaklandığını bildirdi.
Mersin Körfezi’ndeki durumun ürkütücü boyutlara ulaştığını ifade eden Salihoğlu, denizin durumuyla ilgili kullanılan kriterlere göre buranın çok kötü veya aşırı kötü seviyelerde olduğu tespitini paylaştı.
Salihoğlu, suyun geçirgenliğinin yani insanların suyu görme kapasitesinin çok düşük, azot ve fosfor yüklerinin ise çok yüksek olduğunu, bu durumun fitoplanktonu aşırı seviyede artırdığını vurguladı.Açık bir deniz olan Akdeniz’deki akıntı sisteminin şu anda bu körfezleri temizleyebilecek durumda olmadığı değerlendirmesinde bulunan Salihoğlu, şunları söyledi:
“Gerçekten durum çok ciddi. Deniz sistemlerini ortadan kaldırıyoruz, tabiri caizse denizleri komaya sokuyoruz. Sıcaklıklar da çok artmış durumda. Yaptığımız ölçümlerde, Mersin şehri kıyılarında deniz suyu sıcaklıkları 34 dereceleri gösteriyor. İklim değişikliğinin ve sıcaklıkların baskısı çok yüksek ve hiç görülmemiş seviyelerde bir kirlilikle denizlere yükleniyoruz. Aynı zamanda balıkçılık faaliyetleri de hiçbir şekilde sürdürülebilir değil.”
Enstitü olarak Mersin Büyükşehir Belediyesi ile “Temiz Akdeniz İçin Ekosistem Tabanlı İzleme ve Yönetim Planı Projesi” yürüttükleri bilgisini veren Salihoğlu, farkındalık oluşturmaya çalıştıkları bu çalışmada belli bir seviyeye geldiklerini ancak bunun yeterli olmadığını, durumun ciddiyetinin artık herkes tarafından anlaşılması gerektiğini dile getirdi.Akdeniz’in temiz ve parlak deniziyle ünlendiğini ancak Mersin sahillerinin bu standartlardan uzak olduğunu ifade eden Salihoğlu, kirliliğin dış etkenlerden değil insan davranışlarından kaynaklandığını belirtti.
Bölgedeki nüfus artışının altını çizen Salihoğlu, turizmin yoğun olduğu her bölgede insan kullanımından dolayı ortaya büyük bir atık yükü çıktığından ve bu atıkların doğru yönetilmesi gerektiğinden bahsetti.
Salihoğlu, şu tavsiyelerde bulundu:
“Kirliliğin geniş bir alanı kaplaması söz konusu. Şu anda çoğu atık, basit bir ön arıtmadan sonra tüm azot ve fosfor yüküyle birlikte denize ulaşmakta. Bunların önüne geçmemiz, bir seferberlik yaklaşımıyla denizlerin üstüne düşmemiz, denizlere daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor. Bir an önce denizlere olan kirliliği azaltmak için bir araya gelmemiz, koruma alanları ilan etmemiz lazım. İyi tarım uygulamalarına geçilmesi ve daha iyi planlama yapılması, endüstriyel atıkların mutlaka arıtılarak nehirlere verilmesi şart. Aksi halde, sosyal, ekonomik ve ekolojik kayıplarımız çok fazla olacak.” ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WcYdD8H-gEOXfrHVvpj0cQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Oksijen, seviyesi, düştü, deniz, köpürdü:, “Buradaki, durum, müsilajdan, beter, durum, çok, ciddi”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WcYdD8H-gEOXfrHVvpj0cQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Oksijen seviyesi düştü, deniz köpürdü: “Buradaki durum müsilajdan beter, durum çok ciddi”"><p>Doğu Akdeniz’de kirlilik artıyor. Mersin’deki Yenişehir sahili boyunca kirliliğe bağlı köpüklenmeler oluştuğu görüldü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Mersin’de yaşanan kirliliği “Müsilajdan beter.” diyerek yorumladı. Mersin Körfezi’ndeki durumun ürkütücü boyutlara ulaştığını ifade eden Salihoğlu, “Gerçekten durum çok ciddi. Deniz sistemlerini ortadan kaldırıyoruz, tabiri caizse denizleri komaya sokuyoruz.” diye konuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZVhEnJUFX0yTjDoqrIGqKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Mersin Körfezi’nde kirlilik seviyesinin artması nedeniyle meydana gelen köpüklenme için “Müsilajdan beter.” yorumunda bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P9L1oSfLJ0qMumyd_Bo58A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mersin Körfezi’nde 1 aydır kıyıya yakın bölgelerde deniz yüzeyinde köpüklenme görülürken suda görüş mesafesinde de azalma yaşanıyor.
Yenişehir sahili boyunca görülen köpüklenme hakkında konuşan Salihoğlu, Mersin Körfezi’ni Doğu Akdeniz’de kirliliğin en yoğun görüldüğü bölgelerden biri olarak nitelendirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y3BB709vjkm86H6NF-2F7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfezin kıyılarında şu anda gözle görülür bir kirlilik olduğunu ve buradaki durumun neredeyse Marmara Denizi ile eş değer hale geldiğini aktaran Salihoğlu, “Şu anda Mersin Körfezi’nde denize baktığınızda ancak 1,5 metreyi görebiliyorsunuz. Işık geçirgenliği oldukça düşmüş, çok kirli bir suyla karşı karşıyayız ve bu kirlilik oksijen seviyelerini de düşürüyor. Deniz yüzeyinde köpüklü yapılar, yoğun alg patlamaları var. Şu anda içine girdiğimiz deniz sağlıklı ve keyif veren bir deniz değil. Kirli ve bulanık bir denizle karşı karşıyayız.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x3ahzI0Ku06iwfEtfRFtKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle belli türdeki alglerin yoğun üremesi sonrası, fiziksel olarak akıntı ve rüzgarla bu köpüklenmenin oluştuğunu anlatan Salihoğlu, şöyle devam etti:
“Buradaki durum müsilajdan beter çünkü gerçekten inanılmaz bir kirlilik yükü var, şehir kirliliği çok yüksek. Yaz döneminde nüfus artışıyla birlikte evsel atıklar çok yükselmiş durumda. Büyük nehirlerden, örneğin Seyhan Nehri’nden, çok ciddi bir kirlilik girdisi var. Tarımsal ve endüstriyel kökenli kirlilik de çok yüksek.”
Kirliliğin ana kaynağının karasal girdiler olduğunu, şehir deşarjları ile etkisiz veya yetersiz çalışan arıtma tesislerinin de önemli bir rol oynadığını kaydeden Salihoğlu, nehirlerden gelen yayılı kaynaklı kirlilik yükünün de yüksek seviyede ve tarımsal ve endüstriyel uygulamalardan kaynaklandığını bildirdi.
Mersin Körfezi’ndeki durumun ürkütücü boyutlara ulaştığını ifade eden Salihoğlu, denizin durumuyla ilgili kullanılan kriterlere göre buranın çok kötü veya aşırı kötü seviyelerde olduğu tespitini paylaştı.
Salihoğlu, suyun geçirgenliğinin yani insanların suyu görme kapasitesinin çok düşük, azot ve fosfor yüklerinin ise çok yüksek olduğunu, bu durumun fitoplanktonu aşırı seviyede artırdığını vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IzJCchhIWk6Al_SELSmaag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Açık bir deniz olan Akdeniz’deki akıntı sisteminin şu anda bu körfezleri temizleyebilecek durumda olmadığı değerlendirmesinde bulunan Salihoğlu, şunları söyledi:
“Gerçekten durum çok ciddi. Deniz sistemlerini ortadan kaldırıyoruz, tabiri caizse denizleri komaya sokuyoruz. Sıcaklıklar da çok artmış durumda. Yaptığımız ölçümlerde, Mersin şehri kıyılarında deniz suyu sıcaklıkları 34 dereceleri gösteriyor. İklim değişikliğinin ve sıcaklıkların baskısı çok yüksek ve hiç görülmemiş seviyelerde bir kirlilikle denizlere yükleniyoruz. Aynı zamanda balıkçılık faaliyetleri de hiçbir şekilde sürdürülebilir değil.”
Enstitü olarak Mersin Büyükşehir Belediyesi ile “Temiz Akdeniz İçin Ekosistem Tabanlı İzleme ve Yönetim Planı Projesi” yürüttükleri bilgisini veren Salihoğlu, farkındalık oluşturmaya çalıştıkları bu çalışmada belli bir seviyeye geldiklerini ancak bunun yeterli olmadığını, durumun ciddiyetinin artık herkes tarafından anlaşılması gerektiğini dile getirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QA9uZhFQvk-DulH5J5Bb2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akdeniz’in temiz ve parlak deniziyle ünlendiğini ancak Mersin sahillerinin bu standartlardan uzak olduğunu ifade eden Salihoğlu, kirliliğin dış etkenlerden değil insan davranışlarından kaynaklandığını belirtti.
Bölgedeki nüfus artışının altını çizen Salihoğlu, turizmin yoğun olduğu her bölgede insan kullanımından dolayı ortaya büyük bir atık yükü çıktığından ve bu atıkların doğru yönetilmesi gerektiğinden bahsetti.
Salihoğlu, şu tavsiyelerde bulundu:
“Kirliliğin geniş bir alanı kaplaması söz konusu. Şu anda çoğu atık, basit bir ön arıtmadan sonra tüm azot ve fosfor yüküyle birlikte denize ulaşmakta. Bunların önüne geçmemiz, bir seferberlik yaklaşımıyla denizlerin üstüne düşmemiz, denizlere daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor. Bir an önce denizlere olan kirliliği azaltmak için bir araya gelmemiz, koruma alanları ilan etmemiz lazım. İyi tarım uygulamalarına geçilmesi ve daha iyi planlama yapılması, endüstriyel atıkların mutlaka arıtılarak nehirlere verilmesi şart. Aksi halde, sosyal, ekonomik ve ekolojik kayıplarımız çok fazla olacak.”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir&amp;apos;deki kötü koku ve balık ölümlerinin sebebi açıklandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirdeki-koetu-koku-ve-balik-oelumlerinin-sebebi-aciklandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirdeki-koetu-koku-ve-balik-oelumlerinin-sebebi-aciklandi</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediyesi, Körfez&#039;de görülen balık ölümleri ve kötü kokunun deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi sonucu tek hücreli canlı (plankton) popülasyonun artışından kaynaklandığını bildirdi.Deniz suyu sıcaklığının küresel ısınma ve iklim değişikliği etkisiyle artarak 29 dereceye ulaştığı, bu ortamın da &quot;Dinoflagellate Gymnodinium&quot; cinsi tek hücreli canlıların (planktonların) popülasyonunda ani artışları beraberinde getirdiği bertilen açıklamada, sudaki oksijen oranının düşmesiyle başlayan plankton ölümlerinin ise kötü kokuya neden olduğu ifade edildi.  Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:  &quot;Ayrıca bu canlıların popülasyonundaki aşırı artış, bulundukları suyun yüzeyinin kızılımsı-kahverengi bir görünüme bürünmesine de neden olmaktadır. Bununla birlikte plankton patlamasıyla sudaki çözünmüş oksijen miktarının oldukça azalmasının balıkların ölümüne sebebiyet verdiği düşünülmektedir. İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı tarafından gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Deniz Koruma Şube Müdürlüğümüz de hem deniz süpürgesi hem de karadan temizlik çalışması yapmaktadır.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vZ7dmx5pcUqhUF5o2HGzgQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmirdeki, kötü, koku, balık, ölümlerinin, sebebi, açıklandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vZ7dmx5pcUqhUF5o2HGzgQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir'deki kötü koku ve balık ölümlerinin sebebi açıklandı"><p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Körfez'de görülen balık ölümleri ve kötü kokunun deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi sonucu tek hücreli canlı (plankton) popülasyonun artışından kaynaklandığını bildirdi.</p>Deniz suyu sıcaklığının küresel ısınma ve iklim değişikliği etkisiyle artarak 29 dereceye ulaştığı, bu ortamın da "Dinoflagellate Gymnodinium" cinsi tek hücreli canlıların (planktonların) popülasyonunda ani artışları beraberinde getirdiği bertilen açıklamada, sudaki oksijen oranının düşmesiyle başlayan plankton ölümlerinin ise kötü kokuya neden olduğu ifade edildi.  Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:  "Ayrıca bu canlıların popülasyonundaki aşırı artış, bulundukları suyun yüzeyinin kızılımsı-kahverengi bir görünüme bürünmesine de neden olmaktadır. Bununla birlikte plankton patlamasıyla sudaki çözünmüş oksijen miktarının oldukça azalmasının balıkların ölümüne sebebiyet verdiği düşünülmektedir. İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı tarafından gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Deniz Koruma Şube Müdürlüğümüz de hem deniz süpürgesi hem de karadan temizlik çalışması yapmaktadır."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Türkiye’nin Maldivleri” tekne işgali altında: “Her gün 6 bin kişi geliyor! Koy, koyluktan çıktı”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-maldivleri-tekne-isgali-altinda-her-gun-6-bin-kisi-geliyor-koy-koyluktan-cikti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-maldivleri-tekne-isgali-altinda-her-gun-6-bin-kisi-geliyor-koy-koyluktan-cikti</guid>
<description><![CDATA[ “Türkiye’nin Maldivleri” olarak nitelendirilen Antalya’daki Suluada, her gün yüzlerce kişinin taşındığı tur teknelerinin işgali altında… Adrasan Sahili’nde denize girecek yer kalmayacak şekilde kıyıya demirleyip kişi başı 800 liradan tur müşterisi alan teknecilerden, otelciler ve tatilcilerin yanı sıra tekne sahipleri de dert yanıyor.640 kilometre sahil bandında 233’ü plaj ve 5 marina ile Türkiye’de mavi bayrak listesinde birinciliğini koruyan Antalya, el değmemiş bakir koylarıyla da dikkat çekiyor.Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turist ağırlayan kentte yaz tatilinin en çok ilgi gören doğal değerlerinden biri de Kumluca ilçesindeki Suluada.Suluada, Akdeniz açıklarında başta Adrasan olmak üzere Çıralı, Olimpos, Mavikent gibi yöredeki diğer tatil beldelerinden yoğun tekne turları alıyor.Biri 50, diğeri 120 metre bembeyaz kumulu ve turkuaz renkli suyuyla iki plaja sahip adaya, günde 200’e yakın tekne tur düzenliyor.Turlar Adrasan koyundan çıkış ve tekrar aynı yere akşam saatlerinde dönüş olarak planlanıyor.
Kişi başı ücreti 800-1000 lira arasında değişiyor.Kumu ve suyunun rengiyle Maldivler’e benzetilen adanın günlük ziyaretçi sayısı 6 bini buluyor.
Ziyaretçiler 45 dakika süren tur sırasında Gelidonya Feneri gibi bölgenin tarihi değeri olan Adrasan Deniz Feneri’ni de görme imkanı buluyor.
Ada, ismini de kaynak tatlı suyundan alıyor.
Ana karayla bağı bulunmayan adanın, denizin dibinden tatlı su damarıyla ana karadan gelen tatlı suya sahip olduğu ifade ediliyor.Doğal beyaz kumuyla ziyaretçilere Maldivler’e gitmiş gibi tatil imkanı sunan ada, bugünlerde güzelliklerinin yanı sıra bozulmaya başlayan doğal yapısı ve etrafını saran teknelerin bıraktığı çöpler, kapasitesinin üzerindeki yoğunlukla ve sintine atığıyla anılır oldu.
Tatilciler konakladıkları otelin hemen karşısındaki sahilden denize girmek istiyor ancak yanaşan yüzlerce tekneden yüzecek yer bulamadığı için 1 kilometre kadar yürümek zorunda kalıyor.
Bu durumu otel işletmecilerine şikayet olarak götüren tatilci, sorun yaşadığını anlattığı işletmeci tekne sahipleriyle karşı karşıya geliyor.Bölgede tekne işletmecileri tarafından 3 kooperatif kuruldu.
Tura katılmak isteyen tatilciler, bir liman ya da iskele olmadığı için yarı bellerine kadar denize girerek tekneye binmekten dert yanıyor. Bazı çocuklu tatilcilerin, binmek için tekneden uzatılan küçük iskelede uzun uğraşlar verdikleri görüldü.
Düzensizlik, otel işletmeleri, tekneciler ve bölgedeki tatilcilerin ortak derdi.
Adrasan Sahili’nin uygun olan kısmına yapılacak bir liman ya da iskelenin hem kıyıdaki işgali çözeceğini hem de bir düzen getireceğini belirten tekne sahipleri, çözüm beklediklerini belirtti.Bölgede daha önceleri inceleme yapan ve rapor hazırlayan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, bölgenin kaderine terk edildiğini ve tekne işgaline uğradığını söyledi.
İşin kontrolsüz şekilde büyüdüğünü belirten Prof. Dr. Gökoğlu, “Adrasan koyunun her yeri tekne oldu. Türkiye’nin en güzel koylarından biriydi. Koyun 3’te 2’sini tekneler kaplıyor. Teknelerin çok olması sintine, petrol, yağ ve atık anlamında kirliliğe neden oluyor. Adrasan koyu koyluktan çıktı.” dedi.
Günde 6 bin ziyaretçinin çok ciddi bir sayı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Adanın etrafını 6 bin kişi sarsa yüzecek yer kalmaz. Üzülüyorum. Hiçbir şey planlı yapılmıyor. Ne koparabilirsek ülkenin bir yerinden, onun peşinde herkes.” diye konuştu.Adrasan’da otel işletmeciliği yapan aynı zamanda Adrasan Gelişim Derneği Başkanı Serkan Konuralp, teknelerin ilk başlarda sayılarının 30-40 civarı olduğunu ve daha kontrollü olduğunu söyledi. Ancak bugünlerde kontrolün elden çıktığını belirten Konuralp, “Suluada’nın çok meşhur olmasıyla günde iki tur düzenlenir oldu. Kabaca günde 6 bin kişi adayı görmeye geliyor. 180 tekne var burada. Kontrol edilememesi bizi çok üzüyor. Şu an fiziki şartlarımız yetersiz. Daha iyi bir toplama alanına ihtiyaç var. Yüzme alanı da çok daraldı. Konuklar buraya yüzmek için geliyor. Yüzemiyor ve şikayet ediyorlar.” dedi.
Konuralp, Suluada’nın bu yoğunlukla doğal dengesinin de bozulduğunu söyledi.Suluada’ya her gün tur düzenleyen tekne işletmecisi ve Özadrasan Çıralı Kooperatifi Başkan Yardımcısı Mert Can Bayer de durumdan memnun olmadığını belirtti.
Bayer, tur için gelenlerin kalabalıktan şikayetçi olduğunu, bu nedenle adanın daha sakin yerlerine gitmeye çalıştığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Misafirleri olabildiğince en sakin yere götürmek istiyoruz. ‘Kalabalık, tekneler çok yoğun’ deniliyor. İskelemiz olsaydı tekne sayısının artmasının önüne geçilirdi. Sahil dolana kadar tekne almaya çalışıyorlar. Devam ediyor sayı artmaya. Biz de memnun değiliz tekne sayısının artmasından. Hatta yeni tekne alanlar da bu durumdan memnun değil. Kontrolsüz artış oldu. İmkanı olanlar büyüttü. Bu sürdürülebilir bir turizm için uygun değil. Bir iskele yapılması lazım.”
Teknelerin plaja yanaşıp müşteri almalarını da hoş karşılamadığını belirten Bayer, “Özellikle otel işletmeleri bunu istem ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uW14UeNgXUucb5SwYK81ew.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>“Türkiye’nin, Maldivleri”, tekne, işgali, altında:, “Her, gün, bin, kişi, geliyor, Koy, koyluktan, çıktı”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uW14UeNgXUucb5SwYK81ew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="“Türkiye’nin Maldivleri” tekne işgali altında: “Her gün 6 bin kişi geliyor! Koy, koyluktan çıktı”"><p>“Türkiye’nin Maldivleri” olarak nitelendirilen Antalya’daki Suluada, her gün yüzlerce kişinin taşındığı tur teknelerinin işgali altında… Adrasan Sahili’nde denize girecek yer kalmayacak şekilde kıyıya demirleyip kişi başı 800 liradan tur müşterisi alan teknecilerden, otelciler ve tatilcilerin yanı sıra tekne sahipleri de dert yanıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oP1pOBdtd0Orx-QHoMUStg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>640 kilometre sahil bandında 233’ü plaj ve 5 marina ile Türkiye’de mavi bayrak listesinde birinciliğini koruyan Antalya, el değmemiş bakir koylarıyla da dikkat çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P1QuzC59skiDFuls-KlDYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turist ağırlayan kentte yaz tatilinin en çok ilgi gören doğal değerlerinden biri de Kumluca ilçesindeki Suluada.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aw28GujSwEWavEiBuW2SWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suluada, Akdeniz açıklarında başta Adrasan olmak üzere Çıralı, Olimpos, Mavikent gibi yöredeki diğer tatil beldelerinden yoğun tekne turları alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EDJbd_OQ9E2VuQQoh9iWGA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Biri 50, diğeri 120 metre bembeyaz kumulu ve turkuaz renkli suyuyla iki plaja sahip adaya, günde 200’e yakın tekne tur düzenliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZlTgudiVv0eU1Opeff3LLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Turlar Adrasan koyundan çıkış ve tekrar aynı yere akşam saatlerinde dönüş olarak planlanıyor.
Kişi başı ücreti 800-1000 lira arasında değişiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MgFBo6ZavkixcXC80zZwGQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kumu ve suyunun rengiyle Maldivler’e benzetilen adanın günlük ziyaretçi sayısı 6 bini buluyor.
Ziyaretçiler 45 dakika süren tur sırasında Gelidonya Feneri gibi bölgenin tarihi değeri olan Adrasan Deniz Feneri’ni de görme imkanı buluyor.
Ada, ismini de kaynak tatlı suyundan alıyor.
Ana karayla bağı bulunmayan adanın, denizin dibinden tatlı su damarıyla ana karadan gelen tatlı suya sahip olduğu ifade ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KM0a3EkE8Uyn4EqrHdshVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğal beyaz kumuyla ziyaretçilere Maldivler’e gitmiş gibi tatil imkanı sunan ada, bugünlerde güzelliklerinin yanı sıra bozulmaya başlayan doğal yapısı ve etrafını saran teknelerin bıraktığı çöpler, kapasitesinin üzerindeki yoğunlukla ve sintine atığıyla anılır oldu.
Tatilciler konakladıkları otelin hemen karşısındaki sahilden denize girmek istiyor ancak yanaşan yüzlerce tekneden yüzecek yer bulamadığı için 1 kilometre kadar yürümek zorunda kalıyor.
Bu durumu otel işletmecilerine şikayet olarak götüren tatilci, sorun yaşadığını anlattığı işletmeci tekne sahipleriyle karşı karşıya geliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h6l3WZtTmk-HZV0SODBx8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgede tekne işletmecileri tarafından 3 kooperatif kuruldu.
Tura katılmak isteyen tatilciler, bir liman ya da iskele olmadığı için yarı bellerine kadar denize girerek tekneye binmekten dert yanıyor. Bazı çocuklu tatilcilerin, binmek için tekneden uzatılan küçük iskelede uzun uğraşlar verdikleri görüldü.
Düzensizlik, otel işletmeleri, tekneciler ve bölgedeki tatilcilerin ortak derdi.
Adrasan Sahili’nin uygun olan kısmına yapılacak bir liman ya da iskelenin hem kıyıdaki işgali çözeceğini hem de bir düzen getireceğini belirten tekne sahipleri, çözüm beklediklerini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Eabpdl7-wEWGNTuqr_fyEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgede daha önceleri inceleme yapan ve rapor hazırlayan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, bölgenin kaderine terk edildiğini ve tekne işgaline uğradığını söyledi.
İşin kontrolsüz şekilde büyüdüğünü belirten Prof. Dr. Gökoğlu, “Adrasan koyunun her yeri tekne oldu. Türkiye’nin en güzel koylarından biriydi. Koyun 3’te 2’sini tekneler kaplıyor. Teknelerin çok olması sintine, petrol, yağ ve atık anlamında kirliliğe neden oluyor. Adrasan koyu koyluktan çıktı.” dedi.
Günde 6 bin ziyaretçinin çok ciddi bir sayı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Adanın etrafını 6 bin kişi sarsa yüzecek yer kalmaz. Üzülüyorum. Hiçbir şey planlı yapılmıyor. Ne koparabilirsek ülkenin bir yerinden, onun peşinde herkes.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4Ke3_7MovECo5p9Ufex4fg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adrasan’da otel işletmeciliği yapan aynı zamanda Adrasan Gelişim Derneği Başkanı Serkan Konuralp, teknelerin ilk başlarda sayılarının 30-40 civarı olduğunu ve daha kontrollü olduğunu söyledi. Ancak bugünlerde kontrolün elden çıktığını belirten Konuralp, “Suluada’nın çok meşhur olmasıyla günde iki tur düzenlenir oldu. Kabaca günde 6 bin kişi adayı görmeye geliyor. 180 tekne var burada. Kontrol edilememesi bizi çok üzüyor. Şu an fiziki şartlarımız yetersiz. Daha iyi bir toplama alanına ihtiyaç var. Yüzme alanı da çok daraldı. Konuklar buraya yüzmek için geliyor. Yüzemiyor ve şikayet ediyorlar.” dedi.
Konuralp, Suluada’nın bu yoğunlukla doğal dengesinin de bozulduğunu söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Evj-xCYeqE-9kVin40OYbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suluada’ya her gün tur düzenleyen tekne işletmecisi ve Özadrasan Çıralı Kooperatifi Başkan Yardımcısı Mert Can Bayer de durumdan memnun olmadığını belirtti.
Bayer, tur için gelenlerin kalabalıktan şikayetçi olduğunu, bu nedenle adanın daha sakin yerlerine gitmeye çalıştığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Misafirleri olabildiğince en sakin yere götürmek istiyoruz. ‘Kalabalık, tekneler çok yoğun’ deniliyor. İskelemiz olsaydı tekne sayısının artmasının önüne geçilirdi. Sahil dolana kadar tekne almaya çalışıyorlar. Devam ediyor sayı artmaya. Biz de memnun değiliz tekne sayısının artmasından. Hatta yeni tekne alanlar da bu durumdan memnun değil. Kontrolsüz artış oldu. İmkanı olanlar büyüttü. Bu sürdürülebilir bir turizm için uygun değil. Bir iskele yapılması lazım.”
Teknelerin plaja yanaşıp müşteri almalarını da hoş karşılamadığını belirten Bayer, “Özellikle otel işletmeleri bunu istemiyor. Tekne alanı eskiden 100 metreyken şimdi 800 metreyi geçti.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b_Yweb0BkkCn2O7-Xi-APg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suluada’ya ilk defa gideceğini belirten Damla Can da tekneye yarı beline kadar suya girerek binebildi. Fotoğraflarda çok güzel göründüğü için merak ettiğini belirten Can, “Bir iskele olsa daha iyi olurdu. Az önce gördüm birilerini, çok zor bindiler tekneye. Dalgadan ıslanmazdık en azından.” diye konuştu.
Ailesiyle birlikte Adrasan’da bir otelde konaklayan ve denize girmek için sahile gelen Fatih Özler de teknelerden denize giremediği için sitem etti.
Metrelerce yürüdüğünü ve tatilin işkenceye döndüğünü belirten Özler, “Teknelerden denize giremiyoruz. Yürüyoruz. Sahilin yarıdan fazlasını tekneler kaplamış. İlk defa geliyorum ve böyle bir şey görmedim. Tur için de 800 lira istiyorlar. Çok pahalı.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir’de endişelendiren görüntü: Deniz yeşile döndü!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirde-endiselendiren-goeruntu-deniz-yesile-doendu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirde-endiselendiren-goeruntu-deniz-yesile-doendu</guid>
<description><![CDATA[ İzmir’de körfezin rengi kirlilik nedeniyle yeşile döndü. Körfezde balık ölümleri de sürüyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Suzer, ölümlerin nedeninin oksijensizlik ve solungaçlardaki tıkanmalardan kaynaklandığını söyledi.İzmir Körfezi’nde Bayraklı ilçesi sahilinde görülen balık ölümleri ve kötü koku, yayılarak Karşıyaka sahiline ulaştı.Kentte 20 Ağustos’ta Bayraklı ilçesi Turan mevkisi sahiline ölü balıkların vurması ve kötü koku sorununun ortaya çıkması sonrası İzmir Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin denizde başlattığı temizlik çalışması devam ediyor.Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerinin aldığı su ve ölü balık numuneleri üzerinde laboratuvar incelemesinin de sürdüğü belirtildi.Deniz suyu renginin yeşil ve kahverengiye döndüğü körfezde balık ölümleri bugün Karşıyaka ilçesi Bostanlı sahiline kadar yayıldı. Çok sayıda ölü balığın deniz yüzeyine çıktığı ve sahile vurduğu görüldü.Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Suzer, 1999 yılından itibaren İzmir Körfezi’nde çalışmalar yürüttüklerini belirtti.Körfezde bir arıtma sisteminin bulunduğunu ancak şu anda nüfus yoğunluğunun çok fazla olduğunu aktaran Suzer, şunları kaydetti:
“Buna bağlı olarak da evsel ve endüstriyel kirlilikler var. Körfezde şu anda azot ve fosfor besin elementleri de yüksek seviyede bulunuyor. Yüksek sıcaklıkla birlikte mikro alglerin patlamasına sebep oluyor. Bunlar aşırı ürediği zaman da sudaki oksijen dip seviyesine iniyor. Bunlar da balık ölümlerine kadar gidebiliyor. Çünkü suda şu anda oksijen azlığı var. Sıcaklıkla birlikte oksijen satürasyonu da düşmekte. Körfezimizde özellikle iç körfezde akıntı sistemi çok yavaş olduğu için bu tür olaylar görülüyor. Oksijensizlikten ve solungaçlardaki tıkanmalardan kaynaklanıyor bu ölümler. Bu, tabii ki kirliliğin bir etkisi.”Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı ve Deniz Biyoloğu Prof. Dr. Ergün Taşkın da yaptıkları çalışmalarda “İzmir Körfezi&#039;nin Türkiye&#039;nin su kalitesi olarak en düşük yerlerinden bir tanesi olduğunu belirlediklerini” söyledi.Buradaki balık ölümlerinin de asıl nedeninin kirliliğe bağlı oksijen eksikliği olduğunu dile getiren Taşkın, sıcak havanın da bunda etkili olduğunu ifade etti.Turan Mahallesi Muhtarı Nursel Ölmez ise balık ölümlerine bağlı olarak bölgede yoğun bir kokunun oluştuğunu, ölü balıkların bir an önce toplanmasını istediklerini belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uOYqiNsPqESkCDCeVBsX1w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir’de, endişelendiren, görüntü:, Deniz, yeşile, döndü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uOYqiNsPqESkCDCeVBsX1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir’de endişelendiren görüntü: Deniz yeşile döndü!"><p>İzmir’de körfezin rengi kirlilik nedeniyle yeşile döndü. Körfezde balık ölümleri de sürüyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Suzer, ölümlerin nedeninin oksijensizlik ve solungaçlardaki tıkanmalardan kaynaklandığını söyledi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3DZl9q1vO0-uTb-dIxNuxA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi’nde Bayraklı ilçesi sahilinde görülen balık ölümleri ve kötü koku, yayılarak Karşıyaka sahiline ulaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/X_NRHtNOwEabcpcKdUKCVQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kentte 20 Ağustos’ta Bayraklı ilçesi Turan mevkisi sahiline ölü balıkların vurması ve kötü koku sorununun ortaya çıkması sonrası İzmir Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin denizde başlattığı temizlik çalışması devam ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l8Kxp7zRE0q-XrL7KlHthA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerinin aldığı su ve ölü balık numuneleri üzerinde laboratuvar incelemesinin de sürdüğü belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3fhfdhTtsEWtEQKVw0IeAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz suyu renginin yeşil ve kahverengiye döndüğü körfezde balık ölümleri bugün Karşıyaka ilçesi Bostanlı sahiline kadar yayıldı. Çok sayıda ölü balığın deniz yüzeyine çıktığı ve sahile vurduğu görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/74rEdvy_60uC3M04uS4RXQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Suzer, 1999 yılından itibaren İzmir Körfezi’nde çalışmalar yürüttüklerini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/em4LpLqx6Uez412Wq-68bg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfezde bir arıtma sisteminin bulunduğunu ancak şu anda nüfus yoğunluğunun çok fazla olduğunu aktaran Suzer, şunları kaydetti:
“Buna bağlı olarak da evsel ve endüstriyel kirlilikler var. Körfezde şu anda azot ve fosfor besin elementleri de yüksek seviyede bulunuyor. Yüksek sıcaklıkla birlikte mikro alglerin patlamasına sebep oluyor. Bunlar aşırı ürediği zaman da sudaki oksijen dip seviyesine iniyor. Bunlar da balık ölümlerine kadar gidebiliyor. Çünkü suda şu anda oksijen azlığı var. Sıcaklıkla birlikte oksijen satürasyonu da düşmekte. Körfezimizde özellikle iç körfezde akıntı sistemi çok yavaş olduğu için bu tür olaylar görülüyor. Oksijensizlikten ve solungaçlardaki tıkanmalardan kaynaklanıyor bu ölümler. Bu, tabii ki kirliliğin bir etkisi.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CyaXsd-LnEKWKGvk_q2ABQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı ve Deniz Biyoloğu Prof. Dr. Ergün Taşkın da yaptıkları çalışmalarda “İzmir Körfezi'nin Türkiye'nin su kalitesi olarak en düşük yerlerinden bir tanesi olduğunu belirlediklerini” söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SCUn0NuTUk-_9QnNswZUfQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Buradaki balık ölümlerinin de asıl nedeninin kirliliğe bağlı oksijen eksikliği olduğunu dile getiren Taşkın, sıcak havanın da bunda etkili olduğunu ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MiZa5QKNPku36LZeC5-fJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Turan Mahallesi Muhtarı Nursel Ölmez ise balık ölümlerine bağlı olarak bölgede yoğun bir kokunun oluştuğunu, ölü balıkların bir an önce toplanmasını istediklerini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jNu0X7IsgUuT6xZewZfF7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3nVQxQhLME6bYJEEnkD0lg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S7xYZt7e10OomEVuF03V9w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tZIzcloJMUiMuUe4Ztjfaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeşilırmak’ta toplu balık ölümleri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yesilirmakta-toplu-balik-oelumleri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yesilirmakta-toplu-balik-oelumleri</guid>
<description><![CDATA[ Amasya’da Yeşilırmak Nehri’nde toplu balık ölümleri yaşandı. Balıklar ile sudan numune alınırken, ölümlerin ilk belirlemelere göre çözünmüş oksijen yetersizliğinden kaynaklandığı belirtildi.Yeşilırmak Nehri’nin geçtiği Amasya’nın 55 Evler Mahallesi’ndeki Ataşehir mevkisinde balık ölümleri yaşandı.
Su yüzeyine çıkan ölü balıkları gören mahalleli, durumu polise bildirdi.İhbarla bölgeye gelen ekipler, incelemenin ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikli İl Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne haber verdi.
Ekipler, hem nehirden hem de balıklardan numune aldı.İlk belirlemelere göre balık ölümlerinin çözünmüş oksijen yetersizliğinden kaynaklandığı belirtildi.
Bu durumun da debinin düşük olması ve yüksek sıcaklıktan yaşanabileceği bildirildi.Kesin sonuçlar, numunelerin incelenmesinin ardından ortaya çıkacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Crl5kPorME-pSA_wvZFyhw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yeşilırmak’ta, toplu, balık, ölümleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Crl5kPorME-pSA_wvZFyhw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Yeşilırmak’ta toplu balık ölümleri"><p>Amasya’da Yeşilırmak Nehri’nde toplu balık ölümleri yaşandı. Balıklar ile sudan numune alınırken, ölümlerin ilk belirlemelere göre çözünmüş oksijen yetersizliğinden kaynaklandığı belirtildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TuiiWZMoPk-gdRSlyuG8Ig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeşilırmak Nehri’nin geçtiği Amasya’nın 55 Evler Mahallesi’ndeki Ataşehir mevkisinde balık ölümleri yaşandı.
Su yüzeyine çıkan ölü balıkları gören mahalleli, durumu polise bildirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9ppO2G5CxEqM52WDdyPAAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İhbarla bölgeye gelen ekipler, incelemenin ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikli İl Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne haber verdi.
Ekipler, hem nehirden hem de balıklardan numune aldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/biWTGFBG0k2CD0UEcCg-dA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İlk belirlemelere göre balık ölümlerinin çözünmüş oksijen yetersizliğinden kaynaklandığı belirtildi.
Bu durumun da debinin düşük olması ve yüksek sıcaklıktan yaşanabileceği bildirildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wlHxYuMxV0qo6gSyOuMq8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kesin sonuçlar, numunelerin incelenmesinin ardından ortaya çıkacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay: Körfezde yüzmeyi vadedemem</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmir-buyuksehir-belediye-baskani-cemil-tugay-koerfezde-yuzmeyi-vadedemem</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmir-buyuksehir-belediye-baskani-cemil-tugay-koerfezde-yuzmeyi-vadedemem</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Körfezi’ndeki kirlilikle ilgili açıklama yaptı. Tugay, “5 yılın sonunda körfezimizde yüzmeyi vadedemem ama bugüne oranla çok daha temiz bir körfezi bırakmayı vadedebilirim.” ifadelerini kullandı.İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Egemenlik Evi Çetin Emeç Toplantı Salonu’nda İzmir Körfezi’nde yaşanan balık önemleriyle ilgili basın toplantısı düzenledi.Tugay, olayın yaşanmasından itibaren bilim insanları ve büyükşehir belediyesinin ilgili birimleriyle çalışma yapmaya başladıklarını anlattı.
Körfezin ağır bir kirlilik yaşadığını, balık ölümlerinin de bunun sonucu olduğunu belirten Tugay, şöyle devam etti:
“1965 yılından bu yana körfez kirlenmekte, bu yeni bir durum değil. Yıllar içerisinde derelerle körfezimize evsel, endüstriyel ve bir miktarda tarımsal atıklar taşınıyor. İşin son noktasına gelinmiş gibi görünüyor. Bununla yüzleşmemiz gerektiğini, çözüm için ortak bir çaba içinde olmamız gerektiğini söylüyorum. Körfezde yaşanan renk değişikliği ve balık ölümleri plankton denilen bir mikroorganizma türünün denizde aniden çoğalmasıyla ortaya çıktı. Bunların gemilerle taşındığını ve iklim değişikliğiyle körfez içinde baskın haline geldiğini söyleyebiliriz.”Körfez kirliliğini siyasetin üstünde bir sorun olarak gördüğünü belirten Tugay, yaşanan çevre felaketi karşısında tüm kurumlarla işbirliği yapılması gerektiğini dile getirdi.
İzmir Körfezi’nde yaşanan sorunların son 10 yıldır arttığına dikkati çeken Tugay, şöyle devam etti:
“2000 yılında yapılan kanun ve yönetmelik değişikliğinin ardından deniz ve iç sulardan birinci derecede sorumlu Çevre Şehircilik ve İklim Değişliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığıdır. Belediyeler ve diğer kurumlara kadro ve müdahale yetkisi verilmiş değil. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU körfez konusunda icracı olamıyor. İç körfezde milyonlarca ton çamur birikmiş durumda. Bu çamuru almak istesek büyükşehir belediyesinin belli bir metreye kadar çalışma yetkisi var. Körfezde su akımını değiştirecek sirkülasyon kanalını yapma yetkisi de bakanlığa ait.”Körfezin takibi için bilim kurulu kuracaklarını aktaran Tugay, sudaki değerleri de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun internet sitesinden İzmirlilerle paylaşacaklarını ifade etti.
İzmir Körfezi’ni İzmirlilerle kurtaracaklarını belirten Tugay, “Bunun için insanların körfezi kirletmemek adına azami dikkat etmelerini istiyorum. Biz de yetkilerimizi kullanarak denetimlerimizi sürdüreceğiz. Hata yapan kurum ve kişileri afişe edeceğiz hem de yetkimiz çerçevesinde cezalandıracağız. 5 yılın sonunda körfezimizde yüzmeyi vadedemem ama bugüne oranla çok daha temiz bir körfezi bırakmayı vadedebilirim. Bunu İzmirlilerle yapacağız.” ifadelerini kullandı.Bir basın mensubunun, körfezde balık tutulmasına yönelik sorusuna Tugay, şöyle yanıt verdi:
“Detaylı bir mikrobiyolojik çalışma bana ulaşmadı. Körfezden balık tutulmasını doğru bulmuyorum. Özellikle iç körfezden tutmak doğru değil. Hıfzıssıhha kararına göre yasak, bundan sonra bununla ilgili de önlem almalıyız. Körfezde insan sağlığıyla ilgili bir mikrop türü yok. Bu kirliliği gidermezsek ilerde bunları da yaşayabiliriz.”
Körfezde yaşanan balık ölümleriyle ilgili bakanlıkları aramayı düşünüp düşünmediği sorulan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu olay olmadan önce bakanlarla görüşmek istediğini ilgili kurumlara ilettiğini, eylül ayı başında görüşeceklerine dair dönüşlerin olduğunu, körfezin temizliği için elini uzatacağını ve o elin boşta kalmayacağına inandığını kaydetti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-I2d1td7q0S8FjD6fcVDMA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir, Büyükşehir, Belediye, Başkanı, Cemil, Tugay:, Körfezde, yüzmeyi, vadedemem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-I2d1td7q0S8FjD6fcVDMA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay: Körfezde yüzmeyi vadedemem"><p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Körfezi’ndeki kirlilikle ilgili açıklama yaptı. Tugay, “5 yılın sonunda körfezimizde yüzmeyi vadedemem ama bugüne oranla çok daha temiz bir körfezi bırakmayı vadedebilirim.” ifadelerini kullandı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lTir3rBUdUuFdDFKEaamPg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Egemenlik Evi Çetin Emeç Toplantı Salonu’nda İzmir Körfezi’nde yaşanan balık önemleriyle ilgili basın toplantısı düzenledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lehz3TEZ0E64oPLZbFl4gQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tugay, olayın yaşanmasından itibaren bilim insanları ve büyükşehir belediyesinin ilgili birimleriyle çalışma yapmaya başladıklarını anlattı.
Körfezin ağır bir kirlilik yaşadığını, balık ölümlerinin de bunun sonucu olduğunu belirten Tugay, şöyle devam etti:
“1965 yılından bu yana körfez kirlenmekte, bu yeni bir durum değil. Yıllar içerisinde derelerle körfezimize evsel, endüstriyel ve bir miktarda tarımsal atıklar taşınıyor. İşin son noktasına gelinmiş gibi görünüyor. Bununla yüzleşmemiz gerektiğini, çözüm için ortak bir çaba içinde olmamız gerektiğini söylüyorum. Körfezde yaşanan renk değişikliği ve balık ölümleri plankton denilen bir mikroorganizma türünün denizde aniden çoğalmasıyla ortaya çıktı. Bunların gemilerle taşındığını ve iklim değişikliğiyle körfez içinde baskın haline geldiğini söyleyebiliriz.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jlXMsHP2nk-luhoRrWxzKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfez kirliliğini siyasetin üstünde bir sorun olarak gördüğünü belirten Tugay, yaşanan çevre felaketi karşısında tüm kurumlarla işbirliği yapılması gerektiğini dile getirdi.
İzmir Körfezi’nde yaşanan sorunların son 10 yıldır arttığına dikkati çeken Tugay, şöyle devam etti:
“2000 yılında yapılan kanun ve yönetmelik değişikliğinin ardından deniz ve iç sulardan birinci derecede sorumlu Çevre Şehircilik ve İklim Değişliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığıdır. Belediyeler ve diğer kurumlara kadro ve müdahale yetkisi verilmiş değil. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU körfez konusunda icracı olamıyor. İç körfezde milyonlarca ton çamur birikmiş durumda. Bu çamuru almak istesek büyükşehir belediyesinin belli bir metreye kadar çalışma yetkisi var. Körfezde su akımını değiştirecek sirkülasyon kanalını yapma yetkisi de bakanlığa ait.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_V_dtQ_BbUmhnKZpjExXvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfezin takibi için bilim kurulu kuracaklarını aktaran Tugay, sudaki değerleri de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun internet sitesinden İzmirlilerle paylaşacaklarını ifade etti.
İzmir Körfezi’ni İzmirlilerle kurtaracaklarını belirten Tugay, “Bunun için insanların körfezi kirletmemek adına azami dikkat etmelerini istiyorum. Biz de yetkilerimizi kullanarak denetimlerimizi sürdüreceğiz. Hata yapan kurum ve kişileri afişe edeceğiz hem de yetkimiz çerçevesinde cezalandıracağız. 5 yılın sonunda körfezimizde yüzmeyi vadedemem ama bugüne oranla çok daha temiz bir körfezi bırakmayı vadedebilirim. Bunu İzmirlilerle yapacağız.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H-OR4na3_0af4hyYJrKHfA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir basın mensubunun, körfezde balık tutulmasına yönelik sorusuna Tugay, şöyle yanıt verdi:
“Detaylı bir mikrobiyolojik çalışma bana ulaşmadı. Körfezden balık tutulmasını doğru bulmuyorum. Özellikle iç körfezden tutmak doğru değil. Hıfzıssıhha kararına göre yasak, bundan sonra bununla ilgili de önlem almalıyız. Körfezde insan sağlığıyla ilgili bir mikrop türü yok. Bu kirliliği gidermezsek ilerde bunları da yaşayabiliriz.”
Körfezde yaşanan balık ölümleriyle ilgili bakanlıkları aramayı düşünüp düşünmediği sorulan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu olay olmadan önce bakanlarla görüşmek istediğini ilgili kurumlara ilettiğini, eylül ayı başında görüşeceklerine dair dönüşlerin olduğunu, körfezin temizliği için elini uzatacağını ve o elin boşta kalmayacağına inandığını kaydetti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Körfezin bir bölümü yeşile büründü: İzmir Körfezi’ndeki ölümlere ayrıntılı inceleme</title>
<link>https://trafikdernegi.com/koerfezin-bir-boelumu-yesile-burundu-izmir-koerfezindeki-oelumlere-ayrintili-inceleme</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/koerfezin-bir-boelumu-yesile-burundu-izmir-koerfezindeki-oelumlere-ayrintili-inceleme</guid>
<description><![CDATA[ Toplu balık ölümleri ve kötü kokuyla gündeme gelen İzmir Körfezi’nde ayrıntılı inceleme başlatıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin ilk belirlemelerine göre körfezdeki toplu ölümlerin nedeni organizmalardaki ciddi artış sebebiyle çözünmüş oksijen miktarının düşmesi… Körfezde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı süpürge teknesi temizlik çalışmalarını sürdürürken Bayraklı sahiline 4 hidrosoft pompa kurdu. Pompaların, çektikleri suyu filtreleyerek yeniden denize deşarj ettikleri, bu yolla su içindeki oksijen oranının da artırılmasının hedeflendiği belirtildi.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri, Kötü koku ve balık ölümleriyle gündeme gelen İzmir Körfezi’nde ayrıntılı inceleme başlattı.İzmir’de 20 Ağustos günü Bayraklı ilçesi Turan mevkisi sahiline ölü balıkların vurması ve kötü koku sorununun ortaya çıkması sonrası kirlilik kaynağının tespiti ve kirliliğin önüne geçilmesi için çalışmalar sürüyor.Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın körfezde daha ayrıntılı inceleme yapılacağı açıklamasının ardından bakanlık merkez teşkilatına bağlı uzman ekipler ile Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı, Bayraklı ilçesinden denize dökülen Manda Çayı’nda göreve başladı.Ekipler, çaydan alınan su numunelerini bölgede hazır bulunan Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı’na yönlendirdi.
Ekiplerin körfeze akan Bostanlı, Bayraklı, Laka, Arap ve Balçova dereleri, Manda ve Meles çayları ve Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ile Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi arıtma tesislerinden de numuneler alacağı belirtildi.Çalışmalarla ilgili gazetecilere bilgi veren Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ÇED İzleme ve Çevre Denetimi Daire Başkanı Barış Ecevit Akgün, balık ölümlerine ilişkin il müdürlüğünce yürütülen çalışmalara katkı sağlamak amacıyla bakanlığın merkez denetim ekipleriyle laboratuvarı bölgeye yönlendirdiklerini söyledi.
Balık ölümlerinin ardından denizde çeşitli derinlik ve açıklıklardan numuneler alındığını kaydeden Akgün, şunları kaydetti:
“Burada körfeze girişi bulunan 7 büyük derenin getirmiş olduğu kirlilik yükünün tespitine ilişkin bir çalışma yürüteceğiz. İl müdürlüğümüz tarafından zaten bölgedeki bütün kaynaklar düzenli olarak denetleniyor. Sürekli atık su izleme sistemleri vasıtasıyla debisi 5 bin metreküpün üzerinde olan 36 atık su arıtma tesisi verilerini online olarak izliyoruz. Ama mevzuat kapsamında bu izleme sistemlerini bulundurması gerekmeyen atık su kaynaklarını da mobil su ve atık su laboratuvarımızda numuneleri almak suretiyle denetleyeceğiz.”Akgün, ilk tespitlere göre bölgede bulunan organizmalardaki ciddi artış sebebiyle çözünmüş oksijen miktarının düştüğünü, birikmiş kirliliğin balık ölümlerine neden olduğunun görüldüğünü ancak kapsamlı değerlendirmeyi analiz sonuçlarına göre yapabileceklerini ifade etti.İZSU&#039;ya ait Narlıdere ve Çiğli arıtma tesislerinden de önceki günlerde numuneler alındığını aktaran Akgün, analiz sonuçlarının henüz çıkmadığını, bu tesislerde de inceleme yapacaklarını sözlerine ekledi.
Bu arada ekiplerin numune aldığı Manda Çayı üzerinde ölü balıkların bulunduğu gözlendi.Balık ölümlerinin görüldüğü körfezde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı süpürge teknesi temizlik çalışmalarını sürdürürken İZSU ekiplerinin de Bornova deresinin denize döküldüğü noktada dip çamurlarını iş makineleriyle temizledikleri görüldü.İtfaiye Daire Başkanlığı ekipleri ise Bayraklı sahiline 4 hidrosoft pompa kurdu. Pompaların, çektikleri suyu filtreleyerek yeniden denize deşarj ettikleri, bu yolla su içindeki oksijen oranının da artırılmasının hedeflendiği belirtildi.TÜBİTAK MARMARA Araştırma Gemisi&#039;nin de İzmir Körfezi&#039;nde çeşitli noktalarda inceleme yaptığı gözleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4kvFq9Xjyk6k__mgZz2izw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Körfezin, bir, bölümü, yeşile, büründü:, İzmir, Körfezi’ndeki, ölümlere, ayrıntılı, inceleme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4kvFq9Xjyk6k__mgZz2izw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Körfezin bir bölümü yeşile büründü: İzmir Körfezi’ndeki ölümlere ayrıntılı inceleme"><p>Toplu balık ölümleri ve kötü kokuyla gündeme gelen İzmir Körfezi’nde ayrıntılı inceleme başlatıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin ilk belirlemelerine göre körfezdeki toplu ölümlerin nedeni organizmalardaki ciddi artış sebebiyle çözünmüş oksijen miktarının düşmesi… Körfezde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı süpürge teknesi temizlik çalışmalarını sürdürürken Bayraklı sahiline 4 hidrosoft pompa kurdu. Pompaların, çektikleri suyu filtreleyerek yeniden denize deşarj ettikleri, bu yolla su içindeki oksijen oranının da artırılmasının hedeflendiği belirtildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JGW_HTnpbE6BLN1UnNkgoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekipleri, Kötü koku ve balık ölümleriyle gündeme gelen İzmir Körfezi’nde ayrıntılı inceleme başlattı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T0u-lo8YlEWVleBQ4C-zew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir’de 20 Ağustos günü Bayraklı ilçesi Turan mevkisi sahiline ölü balıkların vurması ve kötü koku sorununun ortaya çıkması sonrası kirlilik kaynağının tespiti ve kirliliğin önüne geçilmesi için çalışmalar sürüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SXZaEU3DZUCELzfbk9PPTA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın körfezde daha ayrıntılı inceleme yapılacağı açıklamasının ardından bakanlık merkez teşkilatına bağlı uzman ekipler ile Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı, Bayraklı ilçesinden denize dökülen Manda Çayı’nda göreve başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_qobONaMqU-iR5YshGRO2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekipler, çaydan alınan su numunelerini bölgede hazır bulunan Mobil Su ve Atık Su Analiz Laboratuvarı’na yönlendirdi.
Ekiplerin körfeze akan Bostanlı, Bayraklı, Laka, Arap ve Balçova dereleri, Manda ve Meles çayları ve Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ile Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi arıtma tesislerinden de numuneler alacağı belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YHKd-BJwv0qTop_3rOXr-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmalarla ilgili gazetecilere bilgi veren Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ÇED İzleme ve Çevre Denetimi Daire Başkanı Barış Ecevit Akgün, balık ölümlerine ilişkin il müdürlüğünce yürütülen çalışmalara katkı sağlamak amacıyla bakanlığın merkez denetim ekipleriyle laboratuvarı bölgeye yönlendirdiklerini söyledi.
Balık ölümlerinin ardından denizde çeşitli derinlik ve açıklıklardan numuneler alındığını kaydeden Akgün, şunları kaydetti:
“Burada körfeze girişi bulunan 7 büyük derenin getirmiş olduğu kirlilik yükünün tespitine ilişkin bir çalışma yürüteceğiz. İl müdürlüğümüz tarafından zaten bölgedeki bütün kaynaklar düzenli olarak denetleniyor. Sürekli atık su izleme sistemleri vasıtasıyla debisi 5 bin metreküpün üzerinde olan 36 atık su arıtma tesisi verilerini online olarak izliyoruz. Ama mevzuat kapsamında bu izleme sistemlerini bulundurması gerekmeyen atık su kaynaklarını da mobil su ve atık su laboratuvarımızda numuneleri almak suretiyle denetleyeceğiz.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UN7n4tv0m0SnjgHYaeLp6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akgün, ilk tespitlere göre bölgede bulunan organizmalardaki ciddi artış sebebiyle çözünmüş oksijen miktarının düştüğünü, birikmiş kirliliğin balık ölümlerine neden olduğunun görüldüğünü ancak kapsamlı değerlendirmeyi analiz sonuçlarına göre yapabileceklerini ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_2fgImRVs0mlaVXValcadg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İZSU'ya ait Narlıdere ve Çiğli arıtma tesislerinden de önceki günlerde numuneler alındığını aktaran Akgün, analiz sonuçlarının henüz çıkmadığını, bu tesislerde de inceleme yapacaklarını sözlerine ekledi.
Bu arada ekiplerin numune aldığı Manda Çayı üzerinde ölü balıkların bulunduğu gözlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uWtFlbp-CUKr0q4Dh2V17Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balık ölümlerinin görüldüğü körfezde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı süpürge teknesi temizlik çalışmalarını sürdürürken İZSU ekiplerinin de Bornova deresinin denize döküldüğü noktada dip çamurlarını iş makineleriyle temizledikleri görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q6ATucshC06hJGxnO8-rKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İtfaiye Daire Başkanlığı ekipleri ise Bayraklı sahiline 4 hidrosoft pompa kurdu. Pompaların, çektikleri suyu filtreleyerek yeniden denize deşarj ettikleri, bu yolla su içindeki oksijen oranının da artırılmasının hedeflendiği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6rSoX96FVUS85qSuGKlFLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TÜBİTAK MARMARA Araştırma Gemisi'nin de İzmir Körfezi'nde çeşitli noktalarda inceleme yaptığı gözleniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7eo6jLTR-keqDonsO9-3hQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IgCl2LYKs0K82Vf5QidHFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Deniz kirliliğine karşı 9 noktada 14 deniz süpürgesi görevde</title>
<link>https://trafikdernegi.com/deniz-kirliligine-karsi-9-noktada-14-deniz-supurgesi-goerevde</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/deniz-kirliligine-karsi-9-noktada-14-deniz-supurgesi-goerevde</guid>
<description><![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı’nın çalışmalarıyla yurdun 9 farklı noktasında faaliyete alınan 14 deniz süpürgesi, deniz yüzeyini tarayarak temizlik yapıyor. Deniz süpürgeleri, topladığı atıkların bertarafını da sağlıyor.İzmir Körfezi’nde yaşanan balık ölümleri ve şehre yayılan kötü koku deniz kirliliğini yeniden gündeme getirirken, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı, denizlerdeki atıkların toplanması için çalışma başlattı.
Türkiye Çevre Ajansı’nın, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 9 farklı bölgede faaliyete geçirdiği 14 deniz süpürgesi, su yüzeyini tarayarak temizliyor, topladığı atıkların da bertarafını sağlıyor.Deniz kirliliğinin öneminin giderek artan bir konu olduğuna dikkat çeken Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, “Sanayi atıkları, evsel atıklar veya atık yönetimin iyi bir şekilde planlanmaması, aynı şekilde deniz trafiğinin etkili bir şekilde denetlenmemesi veyahut vatandaşlarımızın bireysel amaçlı deniz kullanımlarına dikkat etmemesi sonucunda ciddi bir deniz kirliliği riskiyle karşı karşıyayız.” dedi.
Prof. Dr. Pirinççi, Türkiye Çevre Ajansı tarafından deniz kirliliğine yönelik farklı projelerin hayata geçirildiğini, bunlarda birinin de deniz süpürgeleri olduğunu belirtti.
Tüm projelerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte çalıştıklarının altını çizen Prof. Dr. Pirinççi, “İstanbul başta olmak üzere 9 farklı bölgemizde, deniz süpürgesi diye tabir ettiğimiz 14 adet deniz yüzeyini temizleme aracı faaliyet halinde. İstanbul&#039;un yanı sıra İzmir Körfezi, Bursa, Bandırma, Erdek, Muğla, Mersin gibi bölgelerde şu an deniz yüzeyi temizleme araçlarımız aktif bir şekilde operasyon yürütüyor.” ifadelerini kullandı.Deniz süpürgeleriyle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Pirinççi, “Bu araçlar belli bir mekanizmanın harekete geçmesiyle deniz yüzeyini tarıyor, başta çöpler olmak üzere atıkları biriktirip kendi haznesine alarak deniz suyunu tekrar geri bırakıyor. Dolayısıyla buradan toplanan çöpler de yine atık merkezlerine götürülüp bertaraf ediliyor. Dolayısıyla deniz yüzeyindeki çöplerin temizlenmesi noktasında etkili bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Toplanan atıklar görenleri şaşırtıyor. Neler toplandığını görseniz. Plastikler en dikkat çekici şeyler ama bebek bezlerinden tutun da normal şartlar altında denizle ilişkisi olmasını düşünemeyeceğimiz atıkların toplandığını da görüyoruz.” dedi.Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum&#039;un çevre konusundaki hassasiyetine vurgu yaparak Türkiye Çevre Ajansı olarak her türlü deniz aracını denetlediklerini, denizi kirletenlere cezai yaptırım uyguladıklarını ve farkındalık eğitimleri verdiklerini söyledi.
Prof. Dr. Pirinççi, “Aslında iki amacımız var. Birincisi, krizin etkilerini hızlı bir şekilde ortadan kaldırmak. Çöpse çöpün etkili bir şekilde toplanması, o çöpe neden olan kaynakların ortadan kaldırılması, gerekirse yaptırım uygulanması. İkinci aşamada ise bir daha o deniz kirliliğine neden olan faktörlerin ortaya çıkmaması için gerekli girişimlerde bulunulması.” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u3BSLy6OWU6gr8NNYMwXrQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Deniz, kirliliğine, karşı, noktada, deniz, süpürgesi, görevde</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u3BSLy6OWU6gr8NNYMwXrQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Deniz kirliliğine karşı 9 noktada 14 deniz süpürgesi görevde"><p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı’nın çalışmalarıyla yurdun 9 farklı noktasında faaliyete alınan 14 deniz süpürgesi, deniz yüzeyini tarayarak temizlik yapıyor. Deniz süpürgeleri, topladığı atıkların bertarafını da sağlıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hikf1QGFdkWqh35_2H4aow.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi’nde yaşanan balık ölümleri ve şehre yayılan kötü koku deniz kirliliğini yeniden gündeme getirirken, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı, denizlerdeki atıkların toplanması için çalışma başlattı.
Türkiye Çevre Ajansı’nın, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 9 farklı bölgede faaliyete geçirdiği 14 deniz süpürgesi, su yüzeyini tarayarak temizliyor, topladığı atıkların da bertarafını sağlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PSfqFrtwEUSzwalqwzizzg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz kirliliğinin öneminin giderek artan bir konu olduğuna dikkat çeken Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, “Sanayi atıkları, evsel atıklar veya atık yönetimin iyi bir şekilde planlanmaması, aynı şekilde deniz trafiğinin etkili bir şekilde denetlenmemesi veyahut vatandaşlarımızın bireysel amaçlı deniz kullanımlarına dikkat etmemesi sonucunda ciddi bir deniz kirliliği riskiyle karşı karşıyayız.” dedi.
Prof. Dr. Pirinççi, Türkiye Çevre Ajansı tarafından deniz kirliliğine yönelik farklı projelerin hayata geçirildiğini, bunlarda birinin de deniz süpürgeleri olduğunu belirtti.
Tüm projelerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte çalıştıklarının altını çizen Prof. Dr. Pirinççi, “İstanbul başta olmak üzere 9 farklı bölgemizde, deniz süpürgesi diye tabir ettiğimiz 14 adet deniz yüzeyini temizleme aracı faaliyet halinde. İstanbul'un yanı sıra İzmir Körfezi, Bursa, Bandırma, Erdek, Muğla, Mersin gibi bölgelerde şu an deniz yüzeyi temizleme araçlarımız aktif bir şekilde operasyon yürütüyor.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zIwTwFus3Uemas6Tf3QiBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deniz süpürgeleriyle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Pirinççi, “Bu araçlar belli bir mekanizmanın harekete geçmesiyle deniz yüzeyini tarıyor, başta çöpler olmak üzere atıkları biriktirip kendi haznesine alarak deniz suyunu tekrar geri bırakıyor. Dolayısıyla buradan toplanan çöpler de yine atık merkezlerine götürülüp bertaraf ediliyor. Dolayısıyla deniz yüzeyindeki çöplerin temizlenmesi noktasında etkili bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Toplanan atıklar görenleri şaşırtıyor. Neler toplandığını görseniz. Plastikler en dikkat çekici şeyler ama bebek bezlerinden tutun da normal şartlar altında denizle ilişkisi olmasını düşünemeyeceğimiz atıkların toplandığını da görüyoruz.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kGIM51xFpUKXN3LVd4e_gw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un çevre konusundaki hassasiyetine vurgu yaparak Türkiye Çevre Ajansı olarak her türlü deniz aracını denetlediklerini, denizi kirletenlere cezai yaptırım uyguladıklarını ve farkındalık eğitimleri verdiklerini söyledi.
Prof. Dr. Pirinççi, “Aslında iki amacımız var. Birincisi, krizin etkilerini hızlı bir şekilde ortadan kaldırmak. Çöpse çöpün etkili bir şekilde toplanması, o çöpe neden olan kaynakların ortadan kaldırılması, gerekirse yaptırım uygulanması. İkinci aşamada ise bir daha o deniz kirliliğine neden olan faktörlerin ortaya çıkmaması için gerekli girişimlerde bulunulması.” diye konuştu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkülere konu olan dere balık ölümleriyle gündemde</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkulere-konu-olan-dere-balik-oelumleriyle-gundemde</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkulere-konu-olan-dere-balik-oelumleriyle-gundemde</guid>
<description><![CDATA[ Giresun ile Gümüşhane sınırında bulunan ve türkülere konu olan Gelevera Deresi, bu kez balık ölümleriyle gündeme geldi. Vatandaşlar, suyun renginin kızıla döndüğü deredeki ölümlerin sebebinin araştırılmasını istiyor.Akılbaba Dağı’ndan doğan ve türkülere konu olan Gelevera Deresi’nde son günlerde yaşanan balık ölümleri vatandaşları korkutuyor.Dereyi besleyen küçük derelerde de yoğun balık ölümlerinin olduğu görülürken çevre sakinleri bölgede bulunan maden şirketinin derelere siyanür akıttığını iddia etti.Suyun renginin kızıla döndüğü Gelevera Deresi’nde yaşanan toplu balık ölümlerinin nedeninin araştırılmasını isteyen vatandaşlar iddiaların da soruşturularak gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve bu çevre felaketinin bir an önce sona erdirilmesini istedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LSe-NozK1EWhMx-r9yY7wg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkülere, konu, olan, dere, balık, ölümleriyle, gündemde</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LSe-NozK1EWhMx-r9yY7wg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Türkülere konu olan dere balık ölümleriyle gündemde"><p>Giresun ile Gümüşhane sınırında bulunan ve türkülere konu olan Gelevera Deresi, bu kez balık ölümleriyle gündeme geldi. Vatandaşlar, suyun renginin kızıla döndüğü deredeki ölümlerin sebebinin araştırılmasını istiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/axJpSuDmbkKHeuxzuAnsCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akılbaba Dağı’ndan doğan ve türkülere konu olan Gelevera Deresi’nde son günlerde yaşanan balık ölümleri vatandaşları korkutuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SZQnjKBz2U-_NEVvSBKSKw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dereyi besleyen küçük derelerde de yoğun balık ölümlerinin olduğu görülürken çevre sakinleri bölgede bulunan maden şirketinin derelere siyanür akıttığını iddia etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CWF0rfQpSk2ggAdZJVJcQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suyun renginin kızıla döndüğü Gelevera Deresi’nde yaşanan toplu balık ölümlerinin nedeninin araştırılmasını isteyen vatandaşlar iddiaların da soruşturularak gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve bu çevre felaketinin bir an önce sona erdirilmesini istedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NoGsUGKsSU2Qogmafm96nA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Antalya’da bir göl, otopark oldu! 19 yıllık adım adım değişim uydu fotoğraflarında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/antalyada-bir-goel-otopark-oldu-19-yillik-adim-adim-degisim-uydu-fotograflarinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/antalyada-bir-goel-otopark-oldu-19-yillik-adim-adim-degisim-uydu-fotograflarinda</guid>
<description><![CDATA[ Antalya’daki Adrasan Koyu kıyısında yer alan endemik bitki, kuş ve balık türlerinin olduğu göl, 19 yılda kurudu. Çevresinde kaçak yapıların yükseldiği gölün bir kısmı bu süre içinde doldurularak, tur araçlarına otopark yapıldı. Gölün yıllar içinde otoparka dönüşmesi, uydu fotoğraflarıyla da görüntülendi. Akdeniz Üniversitesi&#039;nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Orada bir doğal yaşam vardı, yok edildi. Gölün yatağı doldurulup herkes kendine bir arsa çıkarma peşinde.” diye konuştu.Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Adrasan’da bir göl, tur araçlarının otoparkına dönüştü.Antalya’nın önemli turistik koylarından Adrasan, bir süredir kıyıya demirleyen tekneler tarafından işgal edilmiş durumda.
Hem turizmciler hem de turistlerin şikayetçi olduğu tekne yoğunluğundan, yeni tekneler alarak Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Suluada’ya tur düzenleyen tekne sahipleri de dertli.
Tekne krizi çözüme kavuşamazken bölgedeki önemli doğal gölün de kuruyup imara açıldığı ortaya çıktı.Yaklaşık 250 dönümlük gölün zamanla kurumasına göz yumulduğu ve çevresinin doldurularak kaçak yapıların yükseldiğini aktaran turizmciler, gölün bir kısmının da tur operatörlerine ait araçlar için otopark haline getirildiğini söyledi.
Gölün yaşadığı değişim, uydu fotoğraflarıyla görüntülendi.2005 yılında uydu fotoğraflarında yeşilliği ve canlılığıyla dikkati çeken göl, 2013 yılına kadar canlılığını korudu.2019 yılında otopark olarak ayrılan yere tur otobüslerinin park yaptığı ve giderek otopark alanının genişlediği dikkati çekti.
2024 yılı Ocak ayında çekilen son uydu fotoğrafında ise gölün tamamen kuruduğu, sazlıklarla kaplandığı ve yeşil görüntüsünün kahverengiye döndüğü görüldü.Ayrıca otoparkın da genişlediği ve tur otobüslerinin de park alanında yoğunlaştığı dikkati çekti.Bölgedeki endemik bitki türleri, çeşitli kuş türleri ile gölde üreyen balıkların da yok olduğunu anlatan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, duruma üzüldüğünü ifade etti.
Yağışlarla karadan taşınan malzemenin zamanla gölü doldurduğunu belirten Prof. Dr. Gökoğlu, “Sazlık, bataklıklar oluşmaya başladı. Orada daha önceden yılan balıkları, çipura, dil balıkları, levrek, barbun, lahos balıkları giriş çıkış yapabiliyordu. İnsanlar ranta saldırdığı için bir kısmı dolduruldu. Orada bir doğal yaşam vardı, yok edildi. Gölün yatağı doldurulup herkes kendine bir arsa çıkarma peşinde.” diye konuştu.20 yıl önce bir proje için bölgede inceleme yaptığını, gölün kurumasının ve yapılaşmanın önüne geçecek şekilde bir doğal yaşam parkı haline getirmek amacıyla çalışmalar yaptıklarını da anlatan Prof. Dr. Gökoğlu, “Kenarları ağaçlandırıp koşu parkurları yapılması için çalışma yapmıştık. O proje olsaydı çok iyi olacaktı. Denizel ekosistem için o göl denizi de besleyecekti. Yağma edilmeyecekti. Sazlıklara geceleri kuşlar gelip tünerdi. Her şeyi yok ettik orada. Binalar yapılıyor şimdilerde.” ifadelerini kullandı.Bölgede uzun süredir turizmcilik yapan Adrasan Gelişim Derneği Başkanı Serkan Konuralp da gölün yok edilmesine tepki gösterdi.
Tur otobüslerine park yeri yapmak için gölün bir kısmının doldurulduğunu belirten Konuralp, “Tur otobüsleri için daha başka bir uygulama yapılsaydı orayı kaybetmezdik. Geçici bir çözüm oldu tur otobüsleri için ama gölü kaybettik. Adrasan’da genel yapılaşma sorunu var. Yöneticiler geçici çözümlerle günü kurtarıyor.” diye konuştu.Endemik türleri inceleyen uzmanların Avrupa’nın birçok ülkesinden göl için bölgeye geldiğini de kaydeden Başkan Konuralp, “Konuklarımız hem bitkileri hem de kuş türlerini incelerdi. Daha değerli bir turizmdi. Endemik türler artık yok. Koylar çok güzel ama kontrolsüzce kullandığımız için o da değerini yitirdi.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6f-BSwVrNESsNeSUspbzZQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Antalya’da, bir, göl, otopark, oldu, yıllık, adım, adım, değişim, uydu, fotoğraflarında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6f-BSwVrNESsNeSUspbzZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Antalya’da bir göl, otopark oldu! 19 yıllık adım adım değişim uydu fotoğraflarında"><p>Antalya’daki Adrasan Koyu kıyısında yer alan endemik bitki, kuş ve balık türlerinin olduğu göl, 19 yılda kurudu. Çevresinde kaçak yapıların yükseldiği gölün bir kısmı bu süre içinde doldurularak, tur araçlarına otopark yapıldı. Gölün yıllar içinde otoparka dönüşmesi, uydu fotoğraflarıyla da görüntülendi. Akdeniz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Orada bir doğal yaşam vardı, yok edildi. Gölün yatağı doldurulup herkes kendine bir arsa çıkarma peşinde.” diye konuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2af5iSZT_UuT7xFJ-AcxgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Adrasan’da bir göl, tur araçlarının otoparkına dönüştü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JbyE5sBS00y6n5ZteAjRqw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya’nın önemli turistik koylarından Adrasan, bir süredir kıyıya demirleyen tekneler tarafından işgal edilmiş durumda.
Hem turizmciler hem de turistlerin şikayetçi olduğu tekne yoğunluğundan, yeni tekneler alarak Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Suluada’ya tur düzenleyen tekne sahipleri de dertli.
Tekne krizi çözüme kavuşamazken bölgedeki önemli doğal gölün de kuruyup imara açıldığı ortaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/g-ZV4rMbUE-KvuLuNK-Qmw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaklaşık 250 dönümlük gölün zamanla kurumasına göz yumulduğu ve çevresinin doldurularak kaçak yapıların yükseldiğini aktaran turizmciler, gölün bir kısmının da tur operatörlerine ait araçlar için otopark haline getirildiğini söyledi.
Gölün yaşadığı değişim, uydu fotoğraflarıyla görüntülendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kuyn23Wf4kyNI-cr7kz-Nw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2005 yılında uydu fotoğraflarında yeşilliği ve canlılığıyla dikkati çeken göl, 2013 yılına kadar canlılığını korudu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/inXof1_JjUm-vTjHLSMsFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2019 yılında otopark olarak ayrılan yere tur otobüslerinin park yaptığı ve giderek otopark alanının genişlediği dikkati çekti.
2024 yılı Ocak ayında çekilen son uydu fotoğrafında ise gölün tamamen kuruduğu, sazlıklarla kaplandığı ve yeşil görüntüsünün kahverengiye döndüğü görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bSqtT_ftTkqeTmD_pIQmaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca otoparkın da genişlediği ve tur otobüslerinin de park alanında yoğunlaştığı dikkati çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W9z0db2qN0-iFNCrR04_BA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgedeki endemik bitki türleri, çeşitli kuş türleri ile gölde üreyen balıkların da yok olduğunu anlatan Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, duruma üzüldüğünü ifade etti.
Yağışlarla karadan taşınan malzemenin zamanla gölü doldurduğunu belirten Prof. Dr. Gökoğlu, “Sazlık, bataklıklar oluşmaya başladı. Orada daha önceden yılan balıkları, çipura, dil balıkları, levrek, barbun, lahos balıkları giriş çıkış yapabiliyordu. İnsanlar ranta saldırdığı için bir kısmı dolduruldu. Orada bir doğal yaşam vardı, yok edildi. Gölün yatağı doldurulup herkes kendine bir arsa çıkarma peşinde.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wKakaHhVjkqmXi4rSaKtcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>20 yıl önce bir proje için bölgede inceleme yaptığını, gölün kurumasının ve yapılaşmanın önüne geçecek şekilde bir doğal yaşam parkı haline getirmek amacıyla çalışmalar yaptıklarını da anlatan Prof. Dr. Gökoğlu, “Kenarları ağaçlandırıp koşu parkurları yapılması için çalışma yapmıştık. O proje olsaydı çok iyi olacaktı. Denizel ekosistem için o göl denizi de besleyecekti. Yağma edilmeyecekti. Sazlıklara geceleri kuşlar gelip tünerdi. Her şeyi yok ettik orada. Binalar yapılıyor şimdilerde.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G0HOy3QUskCXl70VBgxcEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bölgede uzun süredir turizmcilik yapan Adrasan Gelişim Derneği Başkanı Serkan Konuralp da gölün yok edilmesine tepki gösterdi.
Tur otobüslerine park yeri yapmak için gölün bir kısmının doldurulduğunu belirten Konuralp, “Tur otobüsleri için daha başka bir uygulama yapılsaydı orayı kaybetmezdik. Geçici bir çözüm oldu tur otobüsleri için ama gölü kaybettik. Adrasan’da genel yapılaşma sorunu var. Yöneticiler geçici çözümlerle günü kurtarıyor.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eNnGxQvBIUKxLEfv5Eq9HA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Endemik türleri inceleyen uzmanların Avrupa’nın birçok ülkesinden göl için bölgeye geldiğini de kaydeden Başkan Konuralp, “Konuklarımız hem bitkileri hem de kuş türlerini incelerdi. Daha değerli bir turizmdi. Endemik türler artık yok. Koylar çok güzel ama kontrolsüzce kullandığımız için o da değerini yitirdi.” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İzmir’de belediyeye 1,8 milyon lira kirlilik cezası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/izmirde-belediyeye-18-milyon-lira-kirlilik-cezasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/izmirde-belediyeye-18-milyon-lira-kirlilik-cezasi</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Körfezi’nde balık ölümleri sürüyor. Körfezde yaşanan çevre felaketine ilişkin ekiplerin çalışmaları sürerken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bölgedeki incelemelerini tamamladı. Bakanlık, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne 1,8 milyon lira para cezası kesilmesine karar verdi.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İzmir Körfezi&#039;ndeki kirlilik ve balık ölümleri nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesine 1 milyon 858 bin Türk lirası para cezası uygulandığını ve sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi.Bakanlıktan yapılan açıklamada, İzmir Körfezi&#039;nde meydana gelen kirlilik ve balık ölümlerinin ardından inceleme başlatıldığı, Bakanlığa bağlı uzman ekiplerle mobil su ve atık su laboratuvarının bölgeye sevk edildiği hatırlatıldı.Körfez&#039;e dökülen derelerden ve atık su arıtma tesislerinin çıkışlarından numuneler alındığı belirtilen açıklamada, analizler sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğüne bağlı Çiğli Kentsel Atıksu Arıtma Tesisi ile Güneybatı Atıksu Arıtma Tesislerinin, &quot;çevre mevzuatında belirtilen standartların üzerinde&quot; kirli suları İzmir Körfezi&#039;ne deşarj ettiklerinin belirlendiği aktarıldı.Açıklamada &quot;İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğüne 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında 1 milyon 858 bin 610 Türk lirası idari ceza uygulandı. Ayrıca sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu.&quot; bilgisi verildi.İzmir Körfezi&#039;nde dün de deniz suyu renginin yeşil ve kahverengiye döndüğünün ve Karşıyaka ilçesi Aksoy Mahallesi civarında çok sayıda ölü balığın deniz yüzeyine çıktığının görüldüğü kaydedildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h6L0qmXyuk2DOy53jkIF3g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:33:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İzmir’de, belediyeye, 1, 8, milyon, lira, kirlilik, cezası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h6L0qmXyuk2DOy53jkIF3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İzmir’de belediyeye 1,8 milyon lira kirlilik cezası"><p>İzmir Körfezi’nde balık ölümleri sürüyor. Körfezde yaşanan çevre felaketine ilişkin ekiplerin çalışmaları sürerken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bölgedeki incelemelerini tamamladı. Bakanlık, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne 1,8 milyon lira para cezası kesilmesine karar verdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UnbFrGWA3U6nckExTuUXOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İzmir Körfezi'ndeki kirlilik ve balık ölümleri nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesine 1 milyon 858 bin Türk lirası para cezası uygulandığını ve sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kzfwCFS7IkGAnuLIpbPikA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bakanlıktan yapılan açıklamada, İzmir Körfezi'nde meydana gelen kirlilik ve balık ölümlerinin ardından inceleme başlatıldığı, Bakanlığa bağlı uzman ekiplerle mobil su ve atık su laboratuvarının bölgeye sevk edildiği hatırlatıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KdJEWgwXv0CXoA-COEPZOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Körfez'e dökülen derelerden ve atık su arıtma tesislerinin çıkışlarından numuneler alındığı belirtilen açıklamada, analizler sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğüne bağlı Çiğli Kentsel Atıksu Arıtma Tesisi ile Güneybatı Atıksu Arıtma Tesislerinin, "çevre mevzuatında belirtilen standartların üzerinde" kirli suları İzmir Körfezi'ne deşarj ettiklerinin belirlendiği aktarıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Tmer_wOiUEuARYISlLGBTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Açıklamada "İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğüne 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında 1 milyon 858 bin 610 Türk lirası idari ceza uygulandı. Ayrıca sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu." bilgisi verildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bzb3crM5d0O1a34uo92uag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İzmir Körfezi'nde dün de deniz suyu renginin yeşil ve kahverengiye döndüğünün ve Karşıyaka ilçesi Aksoy Mahallesi civarında çok sayıda ölü balığın deniz yüzeyine çıktığının görüldüğü kaydedildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/R2qRZ31DFU27skNYGsS7xQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İletişim Başkanı Altun, Daily Express&amp;apos;e yazdı: Sürdürülebilir gelecek vizyonu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/iletisim-baskani-altun-daily-expresse-yazdi-surdurulebilir-gelecek-vizyonu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/iletisim-baskani-altun-daily-expresse-yazdi-surdurulebilir-gelecek-vizyonu</guid>
<description><![CDATA[ Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Daily Express gazetesinde “Türkiye&#039;nin Sürdürülebilir Gelecek Vizyonu” konulu bir makale kaleme aldı.Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun makalesinde &quot;Gelecek nesillere daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya bırakmakla mesulüz.&quot; dedi.   Türkiye&#039;nin üzerine düşeni yaptığını, bölgesinde de sürdürülebilir uygulamalar oluşturmaya çalıştığını belirtti. Türkiye&#039;nin son yıllarda yenilenebilir kaynakları kullanımı ve enerji verimliliğinde büyük ilerleme kaydettiğini, dünya orman varlığı sıralamasında 46 dan 2020 yılında 27. sıraya yükseldiğini, su kaynaklarının verimli kullanımına önem verildiğini anlattı.  Sıfır atık projesiyle geri dönüşüm oranı 2017 yılında yüzde 13 iken, 2022 yılında yüzde 30&#039;a ulaştığına dikkat çekti.   Sürdürebilir ekonomi konusunda uluslararası işbirliği gerektiğine vurgu yaparak &quot;G20 Konferansı tam olarak bunun için mükemmel bir fırsat sunmaktadır.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5BmS051zjUivhyobvC7knQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Sep 2024 20:59:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İletişim, Başkanı, Altun, Daily, Expresse, yazdı:, Sürdürülebilir, gelecek, vizyonu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5BmS051zjUivhyobvC7knQ.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" class="type:primaryImage" alt="İletişim Başkanı Altun, Daily Express'e yazdı: Sürdürülebilir gelecek vizyonu"></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Daily Express gazetesinde “Türkiye'nin Sürdürülebilir Gelecek Vizyonu” konulu bir makale kaleme aldı.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun makalesinde "Gelecek nesillere daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya bırakmakla mesulüz." dedi. Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığını, bölgesinde de sürdürülebilir uygulamalar oluşturmaya çalıştığını belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin son yıllarda yenilenebilir kaynakları kullanımı ve enerji verimliliğinde büyük ilerleme kaydettiğini, dünya orman varlığı sıralamasında 46 dan 2020 yılında 27. sıraya yükseldiğini, su kaynaklarının verimli kullanımına önem verildiğini anlattı. Sıfır atık projesiyle geri dönüşüm oranı 2017 yılında yüzde 13 iken, 2022 yılında yüzde 30'a ulaştığına dikkat çekti. Sürdürebilir ekonomi konusunda uluslararası işbirliği gerektiğine vurgu yaparak "G20 Konferansı tam olarak bunun için mükemmel bir fırsat sunmaktadır." dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fındık Bakteriyel Yanıklık Hastalığına Karşı Alınacak Önlemler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/findik-bakteriyel-yaniklik-hastaligina-karsi-alinacak-onlemler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/findik-bakteriyel-yaniklik-hastaligina-karsi-alinacak-onlemler</guid>
<description><![CDATA[ Üreticilerden gelen yoğun şikâyetler ve Giresun İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü teknik elemanlarının yapmış olduğu saha çalışmalarında bölgemizde fındık bahçelerinde yer yer kurumalar görülmüş olup,  bu arazlar incelendiğinde ‘Fındık Bakteriyel Yanıklık Hastalığı’ olduğu tespit edildi.

Hastalık etmeni bir bakteri olup, bulaşık üretim materyali ile bir bölgeden diğerine taşınabilmektedir. Bitkiden bitkiye yağmur, rüzgar ve budama aletleri ile yayılır. Hastalık tomurcuklarda ölüme, yapraklarda ve zuruflarda lekelere, sürgün, dal ve gövdede kanserlere sebep olmaktadır. Yapraklarda yuvarlak veya çok köşeli, çapları genellikle 1-2 mm olan lekeler oluşur. Yeni oluşan lekeler başlangıçta donuk, sarımsı yeşil renkte olup, zamanla kırmızımsı kahverengine dönüşebilir.

Sürgünler ve dallarda boyuna çatlaklarla beraber kanserler oluşabilir. Sürgünler incelendiğinde; kabuğun hafifçe çökük ve kırmızımsı mor bir renkte olduğu ve bu bölgelerdeki kabuk kaldırıldığında, altındaki dokunun kırmızımsı kahverengi bir renk aldığı görülebilir. Yapraklar bu dallar üzerinde kıvrılarak kurur ve asılı kalır. Eğer kanserler genç ağaçlarda gövdeyi kuşatırsa, ağaçların ölümüne sebep olabilir.

Hastalık etmeni zuruflar üzerinde koyu kahverengi veya siyah renkte küçük lekeler oluşturur. Meyve kabuğu üzerinde oluşturduğu lekeler ise yüzeysel, yuvarlak ve kahverengidir. Hastalığa etkili kimyasal bir madde bulunmamakta olup, fındık bahçelerinde aşağıda belirtilen kültürel önlemlerin alınması gerekmektedir:

-Taban suyu yüksek ve su tutan toprakların bulunduğu yerlerde bahçe tesis edilmemelidir.

-Gübreleme ve zamanında ve tekniğine uygun yapılmalıdır.

-Bahçe tesis edilirken sağlıklı fidanlar seçilmeli ve sonbaharda dikim yapılmalıdır.

-Hastalıklı sürgünler ve dallar enfekteli kısmın altından sağlam dokudan kesilerek bahçeden uzaklaştırılmalı ve bunlar yakılarak imha edilmeli, 

-Budamada kullanılan aletler bir ocaktan diğerine geçerken % 10&#039;luk çamaşır suyuna daldırılarak dezenfekte edilmelidir.

Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyen üreticilerin; Giresun İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğüne ve İlçe Müdürlüklerine müracaat edebilirler. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e2d67943677.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 Sep 2024 16:16:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fındık, Bakteriyel, Yanıklık, Hastalığına, Karşı, Alınacak, Önlemler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Üreticilerden gelen yoğun şikâyetler ve Giresun İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü teknik elemanlarının yapmış olduğu saha çalışmalarında bölgemizde fındık bahçelerinde yer yer kurumalar görülmüş olup,  bu arazlar incelendiğinde <strong>‘Fındık Bakteriyel Yanıklık Hastalığı’</strong> olduğu tespit edildi.</span></span></p>
<p><span><span>Hastalık etmeni bir bakteri olup, bulaşık üretim materyali ile bir bölgeden diğerine taşınabilmektedir. Bitkiden bitkiye yağmur, rüzgar ve budama aletleri ile yayılır. Hastalık tomurcuklarda ölüme, yapraklarda ve zuruflarda lekelere, sürgün, dal ve gövdede kanserlere sebep olmaktadır. Yapraklarda yuvarlak veya çok köşeli, çapları genellikle 1-2 mm olan lekeler oluşur. Yeni oluşan lekeler başlangıçta donuk, sarımsı yeşil renkte olup, zamanla kırmızımsı kahverengine dönüşebilir.</span></span></p>
<p><span><span>Sürgünler ve dallarda boyuna çatlaklarla beraber kanserler oluşabilir. Sürgünler incelendiğinde; kabuğun hafifçe çökük ve kırmızımsı mor bir renkte olduğu ve bu bölgelerdeki kabuk kaldırıldığında, altındaki dokunun kırmızımsı kahverengi bir renk aldığı görülebilir. Yapraklar bu dallar üzerinde kıvrılarak kurur ve asılı kalır. Eğer kanserler genç ağaçlarda gövdeyi kuşatırsa, ağaçların ölümüne sebep olabilir.</span></span></p>
<p><span><span>Hastalık etmeni zuruflar üzerinde koyu kahverengi veya siyah renkte küçük lekeler oluşturur. Meyve kabuğu üzerinde oluşturduğu lekeler ise yüzeysel, yuvarlak ve kahverengidir. Hastalığa etkili kimyasal bir madde bulunmamakta olup, fındık bahçelerinde aşağıda belirtilen kültürel önlemlerin alınması gerekmektedir:</span></span></p>
<p><span><span>-Taban suyu yüksek ve su tutan toprakların bulunduğu yerlerde bahçe tesis edilmemelidir.</span></span></p>
<p><span><span>-Gübreleme ve zamanında ve tekniğine uygun yapılmalıdır.</span></span></p>
<p><span><span>-Bahçe tesis edilirken sağlıklı fidanlar seçilmeli ve sonbaharda dikim yapılmalıdır.</span></span></p>
<p><span><span><strong>-Hastalıklı sürgünler ve dallar enfekteli kısmın altından sağlam dokudan kesilerek bahçeden uzaklaştırılmalı ve bunlar yakılarak imha edilmeli, </strong></span></span></p>
<p><span><span><strong>-Budamada kullanılan aletler bir ocaktan diğerine geçerken % 10'luk çamaşır suyuna daldırılarak dezenfekte edilmelidir.</strong></span></span></p>
<p><span><span>Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyen üreticilerin; Giresun İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğüne ve İlçe Müdürlüklerine müracaat edebilirler.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Akbelen Ormanı: Kamulaştırma ve İptal Süreci</title>
<link>https://trafikdernegi.com/keyfi-siyasetin-gucu-politik-manevra-sahasi-olarak-akbelen-ormani</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/keyfi-siyasetin-gucu-politik-manevra-sahasi-olarak-akbelen-ormani</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’de Çevre Politikalarının Siyasi Dinamikleri: Akbelen Ormanı’nın Kamulaştırılması ve İptali Sürecinin Analizi ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/03/Akbelen-Ormani.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 Sep 2024 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Keyfi, siyasetin, gücü:, Politik, manevra, sahası, olarak, Akbelen, Ormanı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>**Başlık: Akbelen Ormanı ve Siyasi Keyfilik: Türkiye'de Çevre Politikalarının Araştırılması**</p>
<p></p>
<p>Bu araştırma, Türkiye’de çevre politikalarının ve doğal alanların yönetiminin nasıl siyasi etkiler ve keyfiliklerle şekillendiğini incelemektedir. Özellikle, Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin kamulaştırılması ve ardından bu kararın iptali süreci detaylı olarak ele alınacaktır. Araştırma, bu olayın arka planındaki siyasi dinamikleri ve çevre politikalarının yerel ve ulusal düzeydeki etkilerini değerlendirmektedir.</p>
<p></p>
<p>Türkiye’de çevre politikaları, genellikle siyasi hesaplar ve seçim stratejileriyle şekillenmektedir. Bu çalışmada, Akbelen Ormanı örneği üzerinden, doğal alanların nasıl seçim malzemesi haline geldiği ve bu süreçte ortaya çıkan keyfi yönetim uygulamaları incelenecektir. Araştırmanın amacı, bu tür uygulamaların çevre koruma üzerindeki etkilerini analiz etmektir.</p>
<p></p>
<p><strong>Yöntem:</strong></p>
<p></p>
<p>Bu araştırma, Akbelen Ormanı ile ilgili kararların resmi belgeleri, medya raporları ve ilgili kişi ve kurumların açıklamaları üzerinden nitel bir analiz yapmaktadır. Ayrıca, kamuoyu tepkileri ve siyasi süreçler üzerine yapılan gözlemler de araştırmanın verilerini oluşturmaktadır.</p>
<p></p>
<p><strong>Bulgular:</strong></p>
<p></p>
<p>11 Mart 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan Resmi Gazete kararında, Milas’ta Akbelen Ormanı çevresindeki 190 parsellik tarım arazisinin linyit madeni sahası olarak kullanılmak üzere kamulaştırılması öngörülmüştür. Ancak, iki gün sonra yayımlanan başka bir Cumhurbaşkanı kararıyla bu kamulaştırma iptal edilmiştir. İptalin ardından, AKP’nin Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Prof. Dr. Aydın Ayaydın’ın bu kararın iptali için girişimde bulunduğu ortaya çıkmıştır. Ayaydın, Erdoğan’a bu kararın gözden geçirilmesini talep ettiğini belirtmiştir.</p>
<p></p>
<p><strong>Tartışma:</strong></p>
<p></p>
<p>Bu süreç, çevre politikalarının nasıl siyasi çıkarlar doğrultusunda şekillendirildiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Ayaydın’ın, seçim öncesinde çevre konusundaki hassasiyetini öne sürmesi, siyasi hesapların çevre politikalarını nasıl etkilediğini gözler önüne sermektedir. Ayrıca, Erdoğan’ın karar değişikliği, yerel seçim stratejileriyle doğrudan bağlantılı olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p></p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p></p>
<p>Akbelen Ormanı örneği, çevre politikalarının ve doğal alanların yönetiminin siyasi hesaplar ve keyfi yönetim uygulamalarıyla nasıl şekillendirildiğini göstermektedir. Çevre koruma politikalarının daha sistematik ve şeffaf bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Yerel ve ulusal düzeyde çevre yönetimi üzerine yapılan bu tür araştırmalar, politikaların etkinliğini ve adaletini değerlendirmek için kritik öneme sahiptir.</p>
<p></p>
<p><strong>Anahtar Kelimeler:</strong></p>
<p></p>
<p>Akbelen Ormanı, çevre politikaları, kamulaştırma, siyasi keyfilik, Türkiye, doğal alan yönetimi</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kayısı Ağaçlarında Görülen Monilya Hastalığına Karşı İlaçlama</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kayisi-agaclarinda-goerulen-monilya-hastaligina-karsi-ilaclama</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kayisi-agaclarinda-goerulen-monilya-hastaligina-karsi-ilaclama</guid>
<description><![CDATA[ Kayısı ağaçlarında görülen monilya  hastalığına karşı ilaçlama zamanı gelmiştir. 

Hastalığı yapan etmen bir fungus olup, hastalık meyve ağaçlarının çiçek, sürgün ve meyveleri üzerinde zarar yapar. Hastalanan çiçekler kahverengileşir ve mumyalaşarak uzun süre dal üzerinde kalır ve zamk çıkararak dala yapışır. Küçük meyvelerde hastalık belirtisi çiçek dökümünden sonra ortaya çıkar. Bu meyveler enfeksiyonu çiçek döneminde alır. Hastalık sürgünlere yine çiçekten geçer. Hasta sürgünler esmerleşerek kurur, kuruyan sürgünlerde zamk salgısı görülür. Kalın sürgünlerde ise kapanmayan kanser yaraları oluşur.

Kayısıda özellikle olgun meyve enfeksiyonları önemli zarar yapar. Meyvelerin üzerindeki misel kitlesi meyveyi buruşturur ve ileri dönemde tamamen kurutur. Kuruyan meyveler dalda asılı kalır. Böyle meyvelere mumya denir.

Bu hastalık ile mücadelede;

1- Çiçeklerin  % 5-10 açtığında yani çiçeklenme başlangıcında,

2- Çiçeklerin  %90-100 açıldığında yani tam çiçeklenme döneminde

Sistemik  veya koruyucu fungusitlerden biri ile ilaçlama yapılmalıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e2d67943677.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 02 Sep 2024 16:16:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kayısı, Ağaçlarında, Görülen, Monilya, Hastalığına, Karşı, İlaçlama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Kayısı ağaçlarında görülen monilya  hastalığına karşı ilaçlama zamanı gelmiştir. </span></span></p>
<p><span><span>Hastalığı yapan etmen bir fungus olup, hastalık meyve ağaçlarının çiçek, sürgün ve meyveleri üzerinde zarar yapar. Hastalanan çiçekler kahverengileşir ve mumyalaşarak uzun süre dal üzerinde kalır ve zamk çıkararak dala yapışır. Küçük meyvelerde hastalık belirtisi çiçek dökümünden sonra ortaya çıkar. Bu meyveler enfeksiyonu çiçek döneminde alır. Hastalık sürgünlere yine çiçekten geçer. Hasta sürgünler esmerleşerek kurur, kuruyan sürgünlerde zamk salgısı görülür. Kalın sürgünlerde ise kapanmayan kanser yaraları oluşur.</span></span></p>
<p><span><span>Kayısıda özellikle olgun meyve enfeksiyonları önemli zarar yapar. Meyvelerin üzerindeki misel kitlesi meyveyi buruşturur ve ileri dönemde tamamen kurutur. Kuruyan meyveler dalda asılı kalır. Böyle meyvelere mumya denir.</span></span></p>
<p><span><span>Bu hastalık ile mücadelede;</span></span></p>
<p><span><span>1- Çiçeklerin  % 5-10 açtığında yani çiçeklenme başlangıcında,</span></span></p>
<p><span><span>2- Çiçeklerin  %90-100 açıldığında yani tam çiçeklenme döneminde</span></span></p>
<p><span><span>Sistemik  veya koruyucu fungusitlerden biri ile ilaçlama yapılmalıdır.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ceviz Antraknozuna Karşı İlaçlama</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ceviz-antraknozuna-karsi-ilaclama</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ceviz-antraknozuna-karsi-ilaclama</guid>
<description><![CDATA[ Ceviz antraknozuna karşı ilaçlama zamanı gelmiştir. Ceviz antraknozu hastalığı ağacın yapraklarının kuruyarak dökülmesine ve meyveler üzerinde koyu lekeler oluşturarak zayıf meyve oluşmasına neden olmaktadır.

Hastalıklı meyvelerin yeşil kabukları kaldırıldığında sert kabukları üzerinde de koyu lekeler görülür  ve böyle meyveler depolama sırasında çabuk çürür.

Bu hastalıkla mücadele zamanları:

1.ilaçlama zamanı: Tomurcukların yeni patlamaya başladığı ,yaprakçıkların kedi kulağı olduğu dönem

2. ilaçlama zamanı: Yapraklardaki yaprakçıkların yarı büyüklüğünü aldığı dönem

3.ilaçlama zamanı: Meyveler fındık büyüklüğündeyken

4.ilaçlama zamanı : Meteorolojik koşullara ve ilacın etki süresine göre ilaçlama yapılmalıdır ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e1abc671222.jpg" length="100603" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Sep 2024 16:16:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ceviz, Antraknozuna, Karşı, İlaçlama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Ceviz antraknozuna karşı ilaçlama zamanı gelmiştir. Ceviz antraknozu hastalığı ağacın yapraklarının kuruyarak dökülmesine ve meyveler üzerinde koyu lekeler oluşturarak zayıf meyve oluşmasına neden olmaktadır.</span></span></p>
<p><span><span>Hastalıklı meyvelerin yeşil kabukları kaldırıldığında sert kabukları üzerinde de koyu lekeler görülür  ve böyle meyveler depolama sırasında çabuk çürür.</span></span></p>
<p><span><span><strong>Bu hastalıkla mücadele zamanları:</strong></span></span></p>
<p><span><span><strong>1.ilaçlama zamanı:</strong> Tomurcukların yeni patlamaya başladığı ,yaprakçıkların kedi kulağı olduğu dönem</span></span></p>
<p><span><span><strong>2. ilaçlama zamanı:</strong> Yapraklardaki yaprakçıkların yarı büyüklüğünü aldığı dönem</span></span></p>
<p><span><span><strong>3.ilaçlama zamanı:</strong> Meyveler fındık büyüklüğündeyken</span></span></p>
<p><span><span><strong>4.ilaçlama zamanı :</strong> Meteorolojik koşullara ve ilacın etki süresine göre ilaçlama yapılmalıdır</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EÜ yeşil alan miktarını artırmayı sürdürüyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/eu-yesil-alan-miktarini-artirmayi-surduruyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/eu-yesil-alan-miktarini-artirmayi-surduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeşil ve sürdürülebilir kampüs çalışmaları ile dikkat çeken ve bu konuda dünyanın sayılı üniversiteleri arasında yer alan Ege Üniversitesinde kampüs alanlarının daha etkin ve verimli kullanılmasına yönelik yeşillendirme ve peyzaj çalışmaları devam ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/02042024122306_e8ce73d335fb8920b1a9612d22242484.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 Aug 2024 17:07:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>EÜ, yeşil, alan, miktarını, artırmayı, sürdürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yeşil ve sürdürülebilir kampüs çalışmaları ile dikkat çeken ve bu konuda dünyanın sayılı üniversiteleri arasında yer alan Ege Üniversitesinde kampüs alanlarının daha etkin ve verimli kullanılmasına yönelik yeşillendirme ve peyzaj çalışmaları devam ediyor. Bu kapsamda, Ege Üniversitesi kampüs metro girişinde yürütülen peyzaj çalışmaları tamamlandı. .</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yeşil alan düzenlemeleriyle çehresi değişen alanı gezerek, öğrencilerle sohbet etti. Rektör Prof. Dr. Budak, “Yeşil Kampüs ilkemiz doğrultusunda, kampüsümüzün farklı noktalarına yeni yeşil alanlar kazandırıyoruz. Öğrencilerimizin bu alanlarda yaşam kalitelerini artırdıklarını görmekten ve geçirdikleri zamanın keyfini bizimle paylaşmalarından büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesini Türkiye’nin en sürdürülebilir ve en güzel kampüslerinden birisi haline getirmeyi hedef edindiklerini ifade eden Prof. Dr. Budak, “Yeşil alanlar, yaşam kalitesinin en önemli göstergelerinden birini oluşturuyor. Bizler de öğrencilerimizin huzurlu, kaliteli ve yeşil kampüs ortamında zaman geçirmeleri için tüm çalışmalarımızı bu yönde oluşturduk ve son dönemde de yeşil alan miktarı bakımından önemli bir sıçrama kaydettik. Özellikle tam kurumsal akredite, öğrenci odaklı, araştırma üniversitemizin kampüsü,  İzmir’in merkezinde adeta akciğer işlevi üstleniyor.</p>
<p>Ege Üniversitesi olarak, tüm birimlerimizle yeşil alan miktarını artırarak,  kaynakları etkin ve verimli kullanıp,  sürdürülebilirlik ilkelerini bir kültür haline getirdik. Ülkemizin çevreye duyarlı, yaya öncelikli, erişilebilir, engelsiz, model kampüsü olarak tam dijital, dört mevsim yeşil bir üniversite kampüsü felsefesiyle çalışmalarımızı bugüne kadar aralıksız sürdürdük ve sürdürmeye devam edeceğiz. Tüm bu çalışmalarımızın sonucunda 2023 yılında Greenmetric Dünya Yeşil Üniversiteler sıralamasında bin 183 dünya üniversitesi arasında 96’ncı, ülkemizdeki devlet üniversiteleri arasında 4’üncü sırada yer alarak bölgeminiz en yeşil ve sürdürülebilir üniversitesi olmayı başardık. Yaptığımız çalışmalar ile bölgesel ve ulusal ölçekte model oluyoruz. 25-26 Nisan 2024 tarihleri arasında Üniversitemiz ev sahipliğinde ‘Greenmetric Türkiye Ulusal Çalıştayı’nı düzenleyeceğiz” dedi. Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gaziemir’deki Nükleer Atık Skandalı: Çevresel Adaletsizlik ve Halk Sağlığına Tehdit</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gaziemirdeki-nukleer-atik-skandali-cevresel-adaletsizlik-ve-halk-sagligina-tehdit</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gaziemirdeki-nukleer-atik-skandali-cevresel-adaletsizlik-ve-halk-sagligina-tehdit</guid>
<description><![CDATA[ İzmir Gaziemir’de gömülü nükleer atıkların varlığı, Türkiye’de çevre sorunlarının en ciddi ve göz ardı edilen vakalarından biridir. 2007 yılında tesadüfen keşfedilen bu atıklar, yasal sınırın 7.291 katı üzerinde radyasyon yaymaktadır. 500 bin tondan fazla olduğu tahmin edilen atıkların, Türkiye’nin nükleer enerji kullanmadığı göz önüne alındığında, yurtdışından getirildiği neredeyse kesinlik kazanmıştır. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e04386edf28.jpg" length="128320" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Jun 2024 14:07:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>2007 yılında keşfedilen ve yasal sınırların binlerce kat üzerinde radyasyon yayan nükleer atıklar, halk sağlığı ve çevre için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Yıllardır süren temizlik çabalarına rağmen, sorunun çözülmemiş olması, yalnızca Türkiye’nin değil, küresel kapitalizmin çevreye ve insan sağlığına karşı umursamaz tutumunu da ortaya koymaktadır. Bu çalışma, nükleer atıkların yarattığı riskleri, çevresel adaletsizlikleri ve sermayenin doğa ile insan hayatına karşı ihmalini detaylı bir şekilde ele almaktadır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><strong>Anahtar Kelimeler:</strong></p>
<p>Nükleer atık, çevre adaleti, İzmir, Gaziemir, halk sağlığı</p>
<p></p>
<p></p>
<h3>1. Giriş</h3>
<p></p>
<p>İzmir Gaziemir’de gömülü nükleer atıkların varlığı, Türkiye’nin en ciddi ve göz ardı edilen çevre sorunlarından biridir. 2007 yılında rastlantı sonucu keşfedilen bu atıklar, yasal sınırın 7.291 katı üzerinde radyasyon yaymaktadır. Tahmini olarak 500 bin tondan fazla olan bu atıkların, Türkiye’de nükleer enerji kullanılmıyor olması nedeniyle yurtdışından getirildiği düşünülmektedir. Ancak bu atıkların kaynağı, ne zaman ve nasıl getirildiği gibi kritik bilgiler hâlâ açıklığa kavuşmamıştır.</p>
<p></p>
<h3>2. Nükleer Atıkların İzmir Gaziemir’e Getirilmesi ve Keşfi</h3>
<p></p>
<p>Gaziemir’deki atıklar, eski bir kurşun fabrikasının arazisinde hissedarlar arasındaki bir anlaşmazlık sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Türkiye’de bu kadar tehlikeli atıkların kontrolsüz bir şekilde gömülebilmesi, denetim mekanizmalarının yetersizliğini ve sermayenin çevre üzerindeki olumsuz etkisini net bir şekilde göstermektedir. Gemi söküm ve ağır sanayi gibi sektörlerdeki atıkların kontrolsüz bir şekilde doğaya bırakılması, halk sağlığını tehdit eden kapitalist sistemin çevresel adaletsizliklerini derinleştirmektedir.</p>
<p></p>
<h3>3. Çevresel ve Halk Sağlığına Etkiler</h3>
<p></p>
<p>Nükleer atıkların en büyük tehlikesi, bölge halkı üzerindeki sağlık riskleridir. Yaydıkları radyasyon, solunum yolu hastalıklarından kansere kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açabilir. İzmir’deki artan kanser vakaları, bu risklerin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Ocak 2023’te İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Gaziemir Belediyesi tarafından başlatılan temizlik çalışmaları devam etse de, bölgedeki halk bu tehdit ile yaşamaya devam etmektedir.</p>
<p></p>
<h3>4. Küresel Çevre Adaletsizliği</h3>
<p></p>
<p>Gaziemir’deki nükleer atık sorunu, küresel çevre adaletsizliğinin somut bir örneğidir. Gelişmiş ülkeler, enerji üretimi ve tüketim taleplerini karşılamak için gelişmekte olan ülkeleri adeta birer çöplük olarak kullanmaktadır. İzmir’in üçüncü büyük şehri olan Gaziemir’de yaşayan halk, küresel kapitalizmin çıkarları uğruna hiçe sayılmakta ve yaşam kaliteleri tehlikeye atılmaktadır.</p>
<p></p>
<h4>4.1. Doğaya Karşı Adaletsizlik</h4>
<p></p>
<p>Bu atıklar sadece insan sağlığını değil, aynı zamanda doğayı da tehdit etmektedir. Yağmur sularıyla yer altına sızan tehlikeli maddeler, çevredeki tarım alanlarına ve hayvancılığa zarar vermektedir. Bölge halkı, bu tehlikeler karşısında çaresiz kalmış durumdadır ve bu da plansız şehirleşme ve çevre politikalarının yetersizliğini gözler önüne sermektedir.</p>
<p></p>
<h4>4.2. Katılımcı Demokrasi Eksikliği</h4>
<p></p>
<p>Nükleer atık krizinin çözümü, Türkiye’de çevre politikalarına halkın katılımının ne kadar sınırlı olduğunu göstermektedir. 2007’den bu yana temizlik çalışmalarında somut bir adım atılmamış olması, demokratik süreçlerin eksikliğine işaret etmektedir. Halk, bu konuda bilgilendirilmemekte ve çevreyi ilgilendiren karar alma süreçlerinden dışlanmaktadır. Bu da kapitalist sistemin sosyal ve çevresel adaletsizliklerini derinleştirmektedir.</p>
<p></p>
<h3>5. Çevre Mücadelesi ve Hukuki Süreç</h3>
<p></p>
<p>Gaziemir’deki nükleer atıkların temizlenmesi için yürütülen mücadele, sadece yerel yönetimlerin sorunu olmamıştır. 2021 yılında Gaziemir Belediye Başkanı’nın başlattığı her cuma alanda durma eylemi, bu sorunun yeniden gündeme taşınmasını sağlamıştır. 2023 yılında kurulan “İzmir’in Çernobil’i Temizlensin Komisyonu”, yetkililere 14 soru yönelterek somut adımlar talep etmiştir, ancak bu sorulara verilen yanıtlar belirsizliğini korumaktadır.</p>
<p></p>
<h3>6. Sonuç ve Öneriler</h3>
<p></p>
<p>Gaziemir’deki nükleer atık sorunu, sadece İzmir’in değil, küresel çevre politikalarının başarısızlığını da ortaya koymaktadır. Yıllardır süren bu çevre felaketi, kapitalizmin çevresel, sosyal ve ekonomik adaletsizliklerini açıkça göstermektedir. Atıkların bilimsel yöntemlerle temizlenmesi ve halk sağlığını koruma amaçlı kanser taramalarının yapılması gerekmektedir. Bu süreç, yalnızca Türkiye için değil, küresel çevre adaleti mücadelesi için de önemli bir adımdır.</p>
<p></p>
<p><strong>Öneriler:</strong></p>
<p></p>
<p>1. Nükleer atıkların bilimsel yöntemlerle temizlenmesi ve bu sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesi.</p>
<p>2. Gaziemir halkına yönelik sağlık taramalarının yapılması ve bölge sakinlerinin sağlık hizmetlerine erişiminin artırılması.</p>
<p>3. Gelişmiş ülkelerin çevreye zarar veren atıklarını başka ülkelere göndermelerinin engellenmesi için uluslararası denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi.</p>
<p>4. Çevresel süreçlere halkın katılımını artıracak demokratik mekanizmaların oluşturulması.</p>
<p></p>
<h3>Kaynakça</h3>
<p></p>
<p>- Gaziemir Belediyesi Resmi Web Sitesi, 2021.</p>
<p>- İzmir Büyükşehir Belediyesi, “İzmir’in Çernobil’i Temizlensin Komisyonu Raporu,” 2023.</p>
<p>- Greenpeace, “Nuclear Waste Management,” 2022.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maden oligarşisi: İliç’ten sonra Artvin’e SSR Mining zehiri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/maden-oligarsisi-ilicten-sonra-artvine-ssr-mining-zehiri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/maden-oligarsisi-ilicten-sonra-artvine-ssr-mining-zehiri</guid>
<description><![CDATA[ Maden oligarşisi: İliç’ten sonra Artvin’e SSR Mining zehiri ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/pelin_cengiz_img-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Maden, oligarşisi:, İliç’ten, sonra, Artvin’e, SSR, Mining, zehiri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeş</strong><strong>il Artvin Derne</strong><strong>ği Başkanı </strong><strong>Nur Ne</strong><strong>şe Karahan, </strong><strong>“</strong><strong>Artvin</strong><strong>’</strong><strong>de Cerattepe</strong><strong>’</strong><strong>de Cengiz Holding</strong><strong>’</strong><strong>i ve Hod Köyü’nde SSR Mining</strong><strong>’</strong><strong>i frenlemeye çalışıyoruz. Yerel seçimlerde buraları kazanırlarsa artık fren tutmaz” diyor. </strong> Erzincan’ın İliç ilçesindeki Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde liç yığın alanının kayması sonucu toprak altında kalan dokuz işçinin bulunmasına ilişkin bir arpa boyu yol alınamazken, bölgedeki çevresel riskler de bertaraf edilebilmiş değil. Yaşanan facianın ardından şirketin çevre izinleri ve üretim lisansı iptal edilirken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin çeşitli açılışlara katılmayı tercih ederek maden bölgesine dokuz gün sonra teşrif etmesi de meseleye yaklaşımı gösteriyor. Facia tüm boyutlarıyla gözümüzün önünde dururken, madenci şirketin ortaklık yapısına ve Türkiye’de diğer projesine de mercek tutmakta fayda var. Zira, bu ortalık yapısı ve diğer projeler gelecekte bizleri nelerin beklediğinin habercisi. Kamuoyunda bu aralar sıkça yer aldı ancak yine de şirketlerin ortaklık yapısını hatırlayalım.</p>
<ul>
<li>Anagold Madencilik, 2000 yılında kuruldu. Anagold Madencilik, faaliyetlerine yüzde 80 ortağı olan ABD-Kanada ortaklığındaki SSR Mining ve Çalık Holding şirketlerinden biri olan Lidya Madencilik ortaklığında devam ediyor.</li>
<li>Lidya Madencilik, Çalık Holding’in Kanadalı Alacer Gold ile 2009 yılında işbirliğini gerçekleştirmesinden sonra 2010 yılında faaliyetlerine başlayan bir şirket olarak biliniyor.</li>
<li>Kanada-Vancouver merkezli SSR Mining’in (<a href="https://www.ssrmining.com/operations/">https://www.ssrmining.com/operations/</a>) 2020 yılında satın aldığı ABD-Denver merkezli Alacer Gold üzerinden Çalık Holding ile birlikte ortak dört projesi daha bulunuyor.</li>
<li>SSR Mining, Türkiye’deki altın arama ve üretim faaliyetlerini Alacer Gold üzerinden yürütürken, Çalık Grubu’na bağlı olan Lidya Madencilik Türkiye’deki diğer operasyonlarını (<a href="https://www.lidyamadencilik.com/portfoy">https://www.lidyamadencilik.com/portfoy</a>) Anagold Madencilik, Artmin Madencilik, Polimetal, Bakırtepe, Tunçpınar şirketleriyle gerçekleştiriyor.</li>
</ul>
<p>30 yılı aşkın süredir Artvin’de Cerattepe’de önce Kanadalı İnmet Mining’e daha sonra Cengiz Holding’e karşı direnenler bir yandan da SSR Mining’in altın madenciliğine karşı mücadele veriyor. Kanada-ABD ortaklığındaki SSR Mining, Çalık Holding bünyesindeki Artmin Madencilik üzerinden Artvin'deki altın-bakır cevherleşme projesi Hod Maden'in de sahibi.</p>
<blockquote><strong>Ş</strong><strong>u anda </strong><strong>ş</strong><strong>irket, k</strong><strong>öy okuluna yerleşmiş durumda, yolları ve trafo merkezlerini inşa ediyor. Yukarı Maden ve Aşağı Maden köyleri tehdit altında. İlk ruhsatı 2015</strong><strong>’</strong><strong>te 1,93 hektar için “ÇED Gerekli Değildir” kararıyla aldılar. Daha sonra toplam proje alanı 8 bin 600 hektara çıkarıldı.</strong></blockquote>
<p>SSR Mining’in (<a href="https://www.ssrmining.com/operations/development/hod-maden/">https://www.ssrmining.com/operations/development/hod-maden/</a>) sitesinde yer alan bilgilere göre, 8 Mayıs 2023’te Hod Maden Projesi'nin yüzde 40'a kadar hissesi ve operasyonel kontrolü Lidya Madencilik’ten SSR Mining tarafından satın alındı. Böylece, Artvin’deki projenin kontrolü ve çoğunluk hissesi SSR Mining’e geçmiş oldu. Lidya Madencilik’in (<a href="https://www.lidyamadencilik.com/projeler/hod-maden">https://www.lidyamadencilik.com/projeler/hod-maden</a>) sitesinde yer alan bilgilere göre, 2018 yılında yayınlanan Ön Fizibilite Raporu yeraltı madencilik yöntemiyle 11 yıl maden ömür boyunca yüksek tenörlü altın içeren bakır konsantresi üretileceğini öngörüyor. SSR Mining’in Hod Maden Projesi’yle ilgili, “yüksek getirili, kısa vadeli ve risksiz büyüme projesi” ifadelerinin yer alması epeyce manidar. Dünyanın maden oligarşilerinin Türkiye’nin doğasına, yaşam alanlarına, emekçilerine bakış açısını gayet net şekilde özetliyor. Artvin’de uzun yıllardır insanüstü bir çabayla Cerattepe’de altın madenciliğinin yanı sıra diğer talan ve rant projelerine karşı mücadele veren Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan’a, Hod Maden ile ilgili son durumu sordum. Karahan, “Artvin’de Cerattepe’de Cengiz Holding’i ve Hod Köyü’nde SSR Mining’i frenlemeye çalışıyoruz. Yerel seçimlerde buraları kazanırlarsa artık fren tutmaz” diyor. Peki, Artvin’de şu sıralarda neler oluyor, Karahan’ın anlatımlarından aktaralım: “Cerattepe’de şu anda tünel sistemiyle bakırı çıkarıyorlar. Altın yüzeyde olduğu için açık kazıya geçmek istiyorlar, bunun için turizm alanını daralttılar. Şehirle bağlantılı şekilde özellikle üst mahallelerde patlatmalar sebebiyle yüzeyde hareketlenmeler var, heyelan riski taşıyor. Turizm alanının daraltmasına ilişkin dava açtık, Danıştay yürütmeyi durdurma verdi, süreç bir üst mahkemede devam ediyor.</p>
<blockquote><strong>Türkiye'nin emeği de doğası </strong><strong>da emperyalist </strong><strong>şirketler ve yerli işbirlikçileri eliyle yıllarca yağmalandı, daha da yağmalanmak isteniyor. </strong><strong>Ü</strong><strong>lke topraklarının yerli ve yabancı sermayeli maden şirketleri arasında paylaştırılması, emperyalist sermaye güçlerinin taleplerine göre yasal düzenlemeler, ayrıcalıklar ve teşvikler sunulması ciddi bir kaynak transferi ve mü</strong><strong>lks</strong><strong>üzleştirme stratejisinin temelinde yer alıyor.</strong></blockquote>
<p>Hod’da ise durum şöyle: Burada ortadan bir nehir geçiyor, yanında Deriner Barajı var. Burada siyanürlü madencilik yapıldığında Deriner Barajı, Artvin, Borça, Karadeniz derken kirlilik uluslararası sulara taşınacak. Burası ekoloji açıdan çok zengin bir vadi ancak, şu ana kadar sıyırdıkları toprağı bu vadiye doldurdular. Şu anda şirket, köy okuluna yerleşmiş durumda, yolları ve trafo merkezlerini inşa ediyor. Yukarı Maden ve Aşağı Maden köyleri tehdit altında. İlk ruhsatı 2015’te 1,93 hektar için “ÇED Gerekli Değildir” kararıyla aldılar. Daha sonra toplam proje alanı 8 bin 600 hektara çıkarıldı. 700 küsür araziyi kamulaştırmaya çalışıyorlar, bir kısmı sahipleri tarafından verildi, diğerlerinin davaları sürüyor.” Türkiye'nin emeği de doğası da emperyalist şirketler ve yerli işbirlikçileri eliyle yıllarca yağmalandı, daha da yağmalanmak isteniyor.</p>
<blockquote><strong>Ü</strong><strong>lke topraklarının yerli ve yabancı sermayeli maden şirketleri arasında paylaştırılması, emperyalist sermaye güçlerinin taleplerine göre yasal düzenlemeler, ayrıcalıklar ve teşvikler sunulması ciddi bir kaynak transferi ve mü</strong><strong>lks</strong><strong>üzleştirme stratejisinin temelinde yer alıyor.</strong></blockquote>
<p>Buna ideolojiler üzeri bir yerden dayanışma ve birlik içinde “dur” demek zorundayız. Erzincan’da çok içimiz yandı, Artvin’de aynı acıların yaşanmaması için zararın neresinden dönülürse tüm ülke için kârdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Murat Kurum’un Kanal İstanbul sessizliği ne anlatıyor?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/murat-kurumunkanal-istanbulsessizligi-ne-anlatiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/murat-kurumunkanal-istanbulsessizligi-ne-anlatiyor</guid>
<description><![CDATA[ Murat Kurum’un Kanal İstanbul sessizliği ne anlatıyor? ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/01/kanal-istanbul-YS0L_cover.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Murat, Kurum’un Kanal, İstanbul sessizliği, anlatıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Murat Kurum’un, seçim vaatlerini ve projelerini açıkladığı İstanbul vizyon tanıtım toplantısında Kanal İstanbul’dan hiç bahsetmemesi tesadüf mü? Mesela Kurum, seçildiği takdirde, İBB’nin yeniden Kanal İstanbul’un inşası için iktidarla uyumlu bir işbirliği içinde olacaklarına dair neden en ufak bir açıklama yapmıyor?</strong> Türkiye gündemi 31 Mart yerel seçimlerine kilitlenmiş durumda. AKP açısından kelimenin tam manasıyla İstanbul’u almak, Türkiye’yi almak anlamına gelecek. Bu seçimlere damgasını vuracak kentlerin başında gelen İstanbul’a hem iktidar hem de muhalefetin farklı kanatları talip. İstanbul Belediye Başkanlığı yarışında CHP’nin mevcut İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve AKP’nin eski Çevre, Şehircilik, İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un ardından İYİ Parti İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, “Ben de varım” dedi. Anketlerdeki oy oranları değişim gösterir mi ya da seçmen davranışları nereye doğru evrilir onu şimdiden bilmek zor ancak, 31 Mart’a kadar özellikle İstanbul’da gündemi belirleyecek konular aşağı yukarı belli. İstanbul özelinde seçim meydanlarında en çok konuşulacak konulardan birinin Kanal İstanbul olacağını şimdiden söylemek mümkün. Bunun ilk emarelerini bu hafta yapılan konuşmalarda da gördük. 2009’da Beylikdüzü CHP İlçe Başkanlığı ile siyaset hayatına atılan Ekrem İmamoğlu, 2014 yerel seçimlerinde Beylikdüzü’ne Belediye Başkanı seçildi. Ardından bu kariyer onu 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna taşıdı. Murat Kurum ise Kasım 2009’da TOKİ’ye bağlı Emlak Konut GYO’nun Genel Müdürü oldu. Kurum, siyasete ilk kez 2018’de o dönemki adıyla Çevre ve Şehircilik Bakanı, yeni adıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak girdi. Bu görevde tam 5 yıl kaldı, pek çok tartışmalı karara imza attı. Buğra Kavuncu’dan da kısaca bahsedecek olursak, kamuoyu Kavuncu'nun ismini, Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı 2019 yerel seçimlerinde, o dönemki CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile uyumlu çalışmasıyla duymuştu. İmamoğlu için o dönemki seçim çalışmalarına destek verdi. Daha sonra 2023 genel seçimlerinde milletvekili oldu. Hatırlanacağı üzere, Kanal İstanbul projesi ilk kez 27 Nisan 2011'de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2011 genel seçimleri öncesinde kamuoyuna açıklandı. Bu proje 13 yıl boyunca içerik ve boyut değiştirse de gündemden hiç düşmedi, muhalefetle iktidar arasında bıçak sırtı tartışmaların önemli gündem başlıklarından biri oldu. <strong>Seçmen davranışlarını olumlu etkilemediği ya da seçim meydanlarında projeden bahsetmenin artık oya tahvil olmadığı AKP nezdinde denenerek görüldü.</strong> <strong>Yıllar içinde Kanal İstanbul projesiyle ilgili görülen en temel tespit şu ki, kamuoyunda yarattığı alerjiyle artık bu projeden bahsetmenin yurttaş nezdinde oy değeri olmaması.</strong> <strong>Geçen hafta İmamoğlu ve Kurum arasında geçen Kanal İstanbul polemiği de bunun en net göstergesi.</strong> <strong>Murat Kurum’un, seçim vaatlerini ve projelerini açıkladığı İstanbul vizyon tanıtım toplantısında Kanal İstanbul’dan hiç bahsetmemesi tesadüf mü?</strong> <strong>Mesela Kurum, seçildiği takdirde, İBB’nin yeniden Kanal İstanbul’un inşası için iktidarla uyumlu bir işbirliği içinde olacaklarına dair neden en ufak bir açıklama yapmıyor?</strong> Geçen hafta yurttaşlarla sohbetinde Kurum, “Birçok mega projemiz olacak” deyince, gazeteciler de haklı olarak, “Mega projelerden biri de Kanal İstanbul mu?” diye sordu. İstanbul projesi hakkında, "İstanbul'un gündeminde olmayan hiçbir şey bizim gündemimizde olmayacak dedik. İstanbul halkı neyi istiyorsa, neyi bekliyorsa biz de hep onların isteği ve dilekleri doğrultusunda çalışacağız ve bu beklentileri karşılayacak projeler yapacağız. Öncelik sıralaması olacak” dedi. Bu sözler elbette İmamoğlu’na da soruldu. İmamoğlu, “Seçimler nelere muktedir, oy almak nelere muktedir. Bu kadar hararet niye böyle bir anda söndü? Yani hep milletin dediği olur. Doğru söylüyor, milletin gündeminde ne varsa o olur. Milletin gücü, sandığın gücü, bir anda bu tür iradenin kendinde olmadığı, yöneticilerin bir anda sesini kısabiliyor. Dün söylediklerinin tersini söyleyebiliyorlar” cevabı verdi.</p>
<blockquote><strong>Murat Kurum, her ne kadar bugünlerde “halkın istemediği bir şey gündemimizde olmayacak” dese de kısa bir arşiv taramasıyla geçmiş dönemlerde ısrarla bu projenin tamamlanacağından bahsettiğini görebiliriz.</strong></blockquote>
<p>Arşiv unutmaz derler ya, Kurum, her ne kadar bugünlerde “halkın istemediği bir şey gündemimizde olmayacak” dese de kısa bir arşiv taramasıyla geçmiş dönemlerde ısrarla bu projenin tamamlanacağından bahsettiğini görebiliriz. Arşivlerde çok eskiye değil, daha yakın geçmişe gidelim. Kanal İstanbul Projesi için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yeterli bulunduktan sonra 23 Aralık 2019'da askıya çıkarılarak kamuoyunun görüşüne açıldı. Raporun askıda olduğu 10 gün boyunca projenin iptalini isteyen yurttaşlar, İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na bağlı il müdürlükleri önünde uzun kuyruklar oluşturarak itiraz dilekçesi verdi. 17 Ocak 2020’de Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Kanal İstanbul’un ÇED Raporu'nu onayladıklarını açıklayarak, “ÇED sürecini, planlama sürecini bakanlığımızın yürüttüğü, yine uygulama süreçlerinde imar uygulamalarının bakanlığımız nezdinde yapılacağı ve asrın projesi diyeceğimiz Boğaziçi'ni, İstanbul Boğazı'nı koruma ve kurtarma projesidir. Boğazımızın özgürlük projesidir. İstanbul'umuzun medeniyet projelerinden bir tanesidir. Kanal İstanbul projesi içerisinde de hem akıllı şehir uygulamalarını gerçekleştireceğiz hem de kanalın iki yakasında 500 bin nüfusunu aşmayacak, yatay şehirleşme örneği gösterecek, örnek bir şehircilik modelini uygulayacağız” ifadelerini kullandı. Kurum’un bu açıklamalarına karşı İmamoğlu, Kanal İstanbul’un felaket, ihanet ve cinayet projesi olduğuna dikkat çekerek, projenin derhal iptal edilmesi çağrısında bulunmuştu. Karşılıklı söz düellosu bir süre böyle devam etti. İmamoğlu’nun projenin "İstanbul'un su kaynaklarını yok edeceğini" belirtmesi üzerine, Kurum, Mart 2021’de "İstanbul'un su kaybı yaşayacağı iddiası kesinlikle bilimsel değildir, tamamıyla gerçek dışıdır” ifadelerini kullanmıştı. Kurum, Kasım 2021’de Kanal İstanbul projesine gelen eleştirilere, "Kanal İstanbul'u kime sordunuz diyenlere cevabımız şu; milletimize sorduk. Yüzyılın en büyük, Cumhuriyet tarihinin en muazzam projesi Kanal İstanbul'u defalarca anlattım. Kanal İstanbul, Cumhurbaşkanımızın milletinin onayına sunduğu, milletin de onay verdiği büyük bir projedir. Yüzde 52'si yeşil alanlardan oluşan Türkiye'nin en çevreci şehircilik projesidir. Yapacağımız rezerv konutlarla İstanbul'u depreme hazırlayan büyük bir dönüşüm projesidir” yanıtını vermişti. Proje son olarak, TMMOB’nin açtığı yürütmeyi durdurma davasına karşı Danıştay’ın yeniden bilirkişi atama kararıyla gündemde. AKP’nin kurduğu rant, talan, israf düzeni artık bu çılgınlığı kendinden menkul projeyi vaatler arasında ağıza alamayacak hâle getirmiş.</p>
<blockquote><strong>Kanal güzergahındaki araziler 8-10 kere el değiştirdi, fiyatlar astronomik yerlere fırladı, Arap sermayesi arsa kapatma yarışına girdi, hepsi birer lojistik faciası yaratacak köprüler ballandırılarak anlatıldı, göstermelik temel atma törenleri düzenlendi.</strong></blockquote>
<p>Kanal güzergahındaki araziler 8-10 kere el değiştirdi, fiyatlar astronomik yerlere fırladı, Arap sermayesi arsa kapatma yarışına girdi, hepsi birer lojistik faciası yaratacak köprüler ballandırılarak anlatıldı, göstermelik temel atma törenleri düzenlendi. Bölgeyi Araplara rant dağıtım aracına dönüştürmek dışında çivi çakılmamış bir inatlaşma oyun alanına döndürdüler, burada yaşayanlar açısından pek çok mağduriyet yarattılar. <strong>Kanal İstanbul projesinin toplam maliyeti resmi olarak 15 milyar dolar olarak açıklandı. O dönemde bunun karşılığı 75 milyar TL idi. Bugün itibariyle dolar kurunu 30 TL olarak alırsanız maliyet kabaca 450 milyar TL’ye geldiğini görebiliriz.</strong> Sonuç, bu projeye bugüne kadar ne ciddi bir yatırımcı çıktı ne de yerli ya da yabancı kaynak bulunabildi. Tek amaç, İBB kaynaklarının bu projeye aktarılabilmesinin yolunu bulabilmek. Bunun için bu kez projeden bahsetmeyerek bunu yapmaya çalışacaklar gibi görünüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hatay&amp;apos;ın talihsizliği</title>
<link>https://trafikdernegi.com/hatayin-talihsizligi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/hatayin-talihsizligi</guid>
<description><![CDATA[ Hatay&#039;da Altyapı Eksiklikleri, İnsan Hakları İhlalleri ve Çevresel Tahribat: Depremin Yıldönümünde Yaşanan Sorunlar ve Genel Değerlendirme ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2024/02/pelin_cengiz_img-2.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 18:40:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Antakya, Teksas’a, döndü:, Tüm, insan, hakları, ihlal, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hatay'ın Altyapı Eksiklikleri, İnsan Hakları İhlalleri ve Çevresel Tahribat: Durumun Genel Değerlendirmesi</strong></p>
<p>Hatay, son dönemde büyük bir krizle karşı karşıya kalmış durumda. Altyapı eksiklikleri, insan hakları ihlalleri ve çevresel tahribat, kentin yaşadığı bu krizin temel bileşenleridir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Şubat depreminin yıldönümünde Hatay hakkında yaptığı açıklamalar, mevcut durumun ciddiyetini gözler önüne serdi. Erdoğan'ın "Hatay'a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı" şeklindeki sözleri, bölgenin yaşadığı sıkıntıları vurgulamaktadır. Bu açıklamaların ardından, Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu tarafından hazırlanan rapor, devletin bir yıl boyunca Hatay'da yeterli adımları atmadığını ve gerekli destekleri sağlamadığını ortaya koymuştur.</p>
<p>Rapor, Hatay'daki temel insan haklarının ihlali ve yaşam koşullarının kötüleşmesi konusundaki endişeleri detaylandırmaktadır. Kentteki ekolojik sorunlar, mülkiyet haklarının ihlali ve toksik maddelerin varlığı gibi konular raporda öne çıkmaktadır. Tarım alanlarına yapılan toplu konut projeleri ve zeytinliklerin üzerine dökülen enkazlar, kentin ekolojik dengesini bozmuş ve doğal kaynakların yok olmasına neden olmuştur.</p>
<blockquote><strong>"İnsanların mülkiyet hakları rezerv alanlarla ihlal edilmiş durumda. Asbest ve toksik maddelerle ilgili tehlikeler sürüyor. Zeytinliklere ve tarım alanlarına toplu konut projeleri yapılıyor. Zeytinliklerin üzerine enkazların döküldüğünü tespit ettik."</strong></blockquote>
<h3><strong>Antakya'nın Ekolojik Yıkımı ve Şantiye Dönüşümü</strong></h3>
<p>Antakya’daki ekolojik tahribat da dikkat çekicidir. Müfettişler, mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ve toksik maddelerin çevreyi tehdit ettiğini bildirmektedir. Tarım alanlarına yapılan projeler ve zeytinliklerin tahribatı, kentin doğal yapısını olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, bölgedeki taş ocakları ve moloz döküm sahalarının sayısındaki artış, ekolojik dengeyi bozmuş ve doğal kaynakları tahrip etmiştir.</p>
<blockquote><strong>"Yıkıntı atıkları ve döküm sahaları sayısı Hatay genelinde 38'e çıktı. Uzunbağ, Narlıca ve Samandağ Deniz Stadyumu moloz depolama alanlarında döküm ve ayrıştırma sürüyor. Depremin hemen sonrasında olduğu gibi halen ayrıştırma sadece demir ve diğer ticari metaller için yapılıyor."</strong></blockquote>
<p>Bir yılı aşkın bir süredir çözüme kavuşturulamayan sorunlar arasında temiz suya erişim, hijyen problemleri ve kamulaştırma süreçleri yer almaktadır. Özellikle içme suyu sıkıntısı ve hijyen problemleri halkın yaşam kalitesini etkilemekte ve kamulaştırmaların adil olmayan bir şekilde yürütülmesi ciddi endişelere yol açmaktadır. Enkaz kaldırma ve moloz döküm faaliyetlerinin yönetmeliklere uygun yapılmaması, sağlık sorunlarına ve solunum yetmezliğine yol açmaktadır.</p>
<p>Genel olarak, Hatay’daki mevcut durum, hem ekolojik hem de sosyal açıdan büyük bir kriz yaşandığını göstermektedir. Bu kriz, bölgenin doğal ve insan kaynaklarının korunması açısından önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Hatay’ın bu zorlu süreçten nasıl çıkacağı, alınacak önlemler ve yapılacak reformlarla doğrudan ilişkilidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>