<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Trafik Güvenliği Derneği &amp; : Bilim</title>
<link>https://trafikdernegi.com/rss/category/bilim</link>
<description>Trafik Güvenliği Derneği &amp; : Bilim</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>TRAFİK GÜVENLİĞİ DERNEĞİ GENEL MERKEZİ   DERNEK KÜTÜK NO : 06&amp;160&amp;108</dc:rights>

<item>
<title>Marie Curie Biyografisi: Bilim için ölen kadın</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marie-curie-biyografisi-bilim-icin-oelen-kadin</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marie-curie-biyografisi-bilim-icin-oelen-kadin</guid>
<description><![CDATA[ Dünyayı değiştiren insanlar serimizin 12. bölümüne hoş geldiniz. Bu bölümdeki konuğumuz Maria Salomea Skłodowska. Muhteşem bir kadın. Çoğunuz onu, Fransız aksanının biraz değişime uğrattığı ismi ve evlendikten sonra aldığı eşinin soyadı ile tanıyorsunuz. Marie Curie. Onun hikayesi azmin hikayesi. Onun hikayesi hem yoksulluğun, hem zenginliğin, hem acının, hem başarının, hem kadının bilimle yoğrulmasının hem de […]
Marie Curie Biyografisi: Bilim için ölen kadın yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2025/03/marie_curie_websitesi_1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 04:30:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marie, Curie, Biyografisi:, Bilim, için, ölen, kadın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://holosen.org/category/biyografi/">Dünyayı değiştiren insanlar serimizin</a> 12. bölümüne hoş geldiniz. Bu bölümdeki konuğumuz Maria Salomea Skłodowska. Muhteşem bir kadın. Çoğunuz onu, Fransız aksanının biraz değişime uğrattığı ismi ve evlendikten sonra aldığı eşinin soyadı ile tanıyorsunuz. Marie Curie. Onun hikayesi azmin hikayesi. Onun hikayesi hem yoksulluğun, hem zenginliğin, hem acının, hem başarının, hem kadının bilimle yoğrulmasının hem de cinsiyet ayrımcılığı ile savaşmanın hikayesi. Öyle bir kadın ki Marie, tüm insanlığın ondan ilham alması kaçınılmaz. İlklerin kadını. Kendisi Nobel Ödülü kazanan, Avrupa’da doktora yapmış, Paris Üniversitesi’nde ders veren ve aynı üniversitede profesör unvanı alan ilk kadın. Ayrıca iki farklı dalda Nobel Ödülü almış tek kadın. Ve tüm bunları 20. Yy’ın başlarında, cinsiyet ayrımcılığının kol gezdiği, kadınlar ne bilir ne anlar ki dendiği, onlar sadece insan neslinin devamlılığını sağlamak için varlar gözüyle bakıldığı bir dönemde gerçekleştirdi. Nasıl mı? İşte bilim için ölen kadının hikayesi.</p>
<p></p>
<h2><strong>Erken Dönemleri:</strong></h2>
<p>1870’li yıllar, Polonyalı küçük Marie, Ruslar tarafından işgal edilmiş Varşova’da, ailesiyle mütevazı bir hayat yaşıyordu. Okumayı ablasından bile önce daha küçücükken öğrenmişti. 4 çocuğuna bakamadığı için okul yöneticiliğinden ayrılmak zorunda kalan annesi veremden öldüğünde, Marie yaşamının ilk derin acısını yaşamış oldu. Tüm zorluklara rağmen oldukça başarılı bir öğrenciydi. Liseyi birincilikle bitirdi. Ve bu başarısı altın madalya ile ödüllendirildi.</p>
<p>Marie yüksek öğrenim görmeyi çok istiyordu ancak o yıllarda ülkelerinde kadınların üniversiteye gitmesi yasaktı. Rus yetkililerin düşüncelerinden dolayı babasının işine son vermesi yüzünden maddi durumları yurt dışında üniversite okumaya da el vermiyordu. Bu yüzden ablasıyla şöyle bir plan yaptılar. Marie önce ablasının Fransa’da eğitim görmesi için çalışacak ve ona para gönderecekti. Okulu bittikten sonra da ablası onun için aynı şeyi yapacaktı. Ablasını üniversiteye gönderen Marie 7 yıl boyunca çalıştı ve hem ablasına para gönderdi hem de kendisi için para biriktirdi.</p>
<p>O dönemde kadın hakları sadece bir masaldı. Üniversitelerde kadın görmek imkânsızdı ve aynı işi yapsalar bile kadınlar erkeklerden 4 kat daha az kazanıyordu. 1891 yılında ablası mezun olduğunda, 24 yaşına gelmiş olan Marie’ye gelmişti artık sıra. Varşova’dan trene atlayıp Paris’e gitti. Bilimsel çalışmalarına hemen başlamak isteyen Marie, Sorbonne Üniversitesi’nin Fen Fakültesi’ne kaydoldu. Fakat yoksulluk peşini bırakmıyordu. Çoğu günlerini ekmek ve çayla açlık sınırında geçiriyordu. Bir öğrenci mahallesinde tuttuğu çatı katında yoksulluk içinde yaşıyor, masraf olmasın diye kendisine yakacak bile alamıyor, bazen soğuktan tir tir titriyordu. Okula devam edebilmek için laboratuvardaki fırınların başında gözcülük yapıyor bazen de şişeleri yıkıyordu.</p>
<p>2 yıl bu ağır şartlara katlandı. Ne var ki yoksulluk Marie’nin direncini kırmaya yetmedi. Mezun olur olmaz fizikte yüksek lisans yapmak için girdiği sınavda birinci oldu. Bir yıl sonra da matematikte yüksek lisansa başladı. Marie zamanının çoğunu laboratuvarda geçiriyordu. İleride eşi olacak adamla da bir laboratuvar ortamında tanıştı. Pierre Curie. O zamana kadar, Pierre Curie’nin şansı kadınlardan yana hiç yaver gitmemişti. Karşı cinse ön yargı ile bakıyordu. Ona göre dahi denilebilecek kadın yok denecek kadar azdı. Sıradan kadın, bir bilim adamı için ayak bağı olmaktan ileri geçmez diyordu. Fakat Marie, onun bu düşüncelerini tamamıyla değiştirdi, böylece hem bilimsel çalışmalarını hem de hayatlarını 1895 yılında birleştirdiler. Maria Sklodowska artık Marie Curie adını almıştı.</p>
<h2><strong>Çalışmaları:</strong></h2>
<p>Bu genç karı kocanın ortak ilgi alanları radyoaktiviteydi. Marie’nin doktora hocası olan Henri Becquerel, uranyumun kendiliğinden, X ışınına benzeyen ve fotoğraf filmiyle etkileşime girebilen gizemli bir ışın yaydığını keşfetti. Bulduğu şey daha sonra radyoaktivite olarak adlandırılacaktı. Çok geçmeden Curie de toryumun benzer bir ışın yaydığını keşfetti. Daha da önemlisi, bu ışının gücü, fiziksel ya da kimyasal değişimlerden etkilenmiyordu ve sadece elementin miktarına bağlı olarak değişiklik gösteriyordu. Bu Marie’nin şu sonuca varmasına yol açtı: Radyasyonun kaynağı her elementin atomlarının içinde var olan temel bir şey olmalıydı. Bu radikal bir fikirdi ve atomun bölünemez olduğuna dair kalıplaşmış fikri çürütmeye yardımcı oldu.</p>
<p>Ardından, uranyum oksit denilen süper radyoaktif bir maden filizine odaklanarak, Curieler uranyumun bütün radyasyonu tek başına yaratıyor olamayacağını fark etti. Yaptıkları deneylerde uranyum maden filizinde normalin çok daha üzerinde bir ışıma tespit ettiler. Maddenin tüm bileşenlerini hesaba kattıklarında ne olduğunu bilmedikleri sadece 1/1000’lik bir kısım kalıyordu. Ama nasıl olabilirdi ki? Bu yüksek ışımanın sebebi sadece 1/1000’lik bir kısımdan kaynaklanıyorsa bu çok güçlü, aşırı radyoaktif yeni bir element olabilir miydi?</p>
<p>Burada bir araya girmek istedim. Birazdan izleyecekleriniz bizim anlatırken bir çırpıda söylediğimiz şeylerin arka planında nasıl zorlukların yattığını gösteren ve bilim tarihinde yaşanmış en zorlu süreçlerden biri. İşte falanca bilim insanı şunu keşfetti. Filanca bilim insanı bunu yaparak şunu icat etti falan diye anlatıyoruz ya. Dile kolay değil mi? Buldu, keşfetti. Bakın şimdi o keşiflerin ve icatların arka planında nasıl fedakarlıklar, acı, gözyaşı, sabır ve zekâ yatıyor onu izleyeceğiz.</p>
<h2><strong>Polonyum ve Radyumun Keşfi:</strong></h2>
<p>Curieler hemen çalışmalara başladılar. Uranyum maden filizi pahalı bir metaldi ve yalnızca Avusturya’dan sağlanabiliyordu. Kısıtlı mali olanaklarıyla filizi olduğu gibi değil, uranyumu alınmış kalıntısını satın alabileceklerdi. Çünkü yeni elementin kalıntıda olduğuna emindiler. Avusturya hükümeti istenen kalıntıyı taşıma ücreti karşılığında göndermeyi kabul etti.</p>
<p>Curilere bu çalışmalarını yapmaları için bir laboratuvar gerekiyordu. Üniversiteye taleplerini ilettiklerinde onlara ancak tavanı akan, kışın soğuk yazınsa sıcaktan bunaltan derme çatma bir baraka tahsis edebildiler. İşte bu noktada bilim tarihinin en yorucu ve yıpratıcı araştırması başladı. Önce kalıntıyı ocak üzerinde kocaman kazanlarda kaynatıp arındırma işlemiyle başladılar. Eriyik, sürekli karıştırılarak filtreden geçirildi. Kapalı yerde çıkan gaz çoğu kez dayanılamayacak yoğunlukta olduğundan kazanlar, hava koşulları elverdiğinde, üstü açık avluya taşındı.</p>
<p>İki yıl boyunca tonlarca uranyum maden filizini kaynattılar süzdüler ve arındırdılar. Bu sürede sağlıklarını göz ardı ediyorlardı. Üstelik bilim dünyası henüz radyoaktivitenin insan sağlığına nasıl bir zarar verdiğinin farkında değildi. Sonunda az miktarda bizmut bileşiği elde ettiler. Bu bileşimin uranyumdan 300 kat daha aktif olduğu göz önüne alındığında bu bile küçümsenecek bir başarı değildi. 1898’de Toryumun radyoaktif özelliğini keşfeden Marie, ülkesinin adıyla andığı “Polonyum” elementini bulduklarını açıkladı. Fakat sorun henüz tam olarak çözülmüş değildi. Çünkü polonyum çıkarıldıktan sonra geri kalan posanın çok daha güçlü olduğunu gördüler.</p>
<p>Çalışmalara devam ettiler ama tek bir süreçte geriye kalan radyumu, baryumdan ayrıştırmanın yolunu bulamadılar. Baryumu ancak çok ama çok küçük miktarlarda ayrıştırmanın bir yolunu bulabildiler. Teoride baryum tamamen temizlendiğinde geriye sadece radyum kalacaktı. Kristalizasyon yöntemiyle 2 yıl boyunca binlerce küçük kapta baryumu radyumdan ayrıştırmaya çalıştılar. Sonunda bütün bu kaplardan geriye kalan hepsinden arındırılmış maddeyi içeren son kristalizasyon işlemine geldiler. Binlerce buharlaştırma kabından geriye kalan son şey… O tarihi an gelmişti. 8 ton uranyum maden filizi ve 4 yıllık çalışmanın sonucu bu küçücük kâsenin içerisindeydi. Birkaç saat içerisinde kâsenin içerisindeki su buharlaşacak ve sadece saf radyum kalacaktı.</p>
<p>Aradan saatler geçti. Fakat oda neydi? Buharlaşan sudan geriye kalan hiçbir şey yoktu. Sadece bir iz, bir leke kalmıştı. Yıllar süren çalışma, emek, sabır, ter ve gözyaşı yerini bir porselen tabağın dibindeki komik lekeye bırakmıştı. Marie adeta yıkıldı. Günlerce kendine gelemedi. Nasıl böyle bir sonuca vardıklarını anlamaya çalıştı. Radyum neredeydi? O yüksek radyoaktivitenin kaynağı nereye kaybolmuştu? Günler sonra aklına o tabaktaki iz geldi. Acaba bulmayı bekledikleri şey bir tutam tuz kadar bile olmayabilir miydi? Belki de 8 ton uranyum filizinden geriye kalan radyum gözle bile görülemeyecek kadar azdı. Hemen laboratuvarlarına geri döndüler. Saat gecenin bir yarısıydı. Ve işte gördükleri şey… evet evet o gördükleri şey muazzam güzellikteki radyumlarıydı. Curieler şunu anladı. Radyum o kadar güçlü bir radyoaktifliğe sahipti ki o tabakta kalan ve sanki hiçbir şey yokmuş gibi görünen leke aslında uranyumdan 1 milyon kat daha radyoaktif olan radyum elementiydi. İşte tam da bu yüzden çok ama çok azdı.</p>
<h2><strong>Son Dönemler:</strong></h2>
<p>Radyoaktivite konusundaki araştırmalarından ötürü Marie–Pierre Curie çifti ve Henri Becquerel 1903 yılında fizik dalında Nobel Ödülü aldılar. Aynı yıl Marie Curie doktorasını vererek gelişmiş bilim dalında doktorasını alan ilk kadın unvanını aldı. Radyumun kötü dokuların tedavisinde kullanılması fikri de yine o yıllarda tartışılmaya ve hatta uygulanmaya başlandı. Nobel Ödülü çiftin dünyaca tanınmasını sağlarken, maddi açıdan da rahatlattı ve yaptıkları borçları ödemelerini sağladı. Curie çifti, öğretmenlik yapmaya ve deneylerini sürdürmeye devam etti. Aşırı derecede radyasyona maruz kalmaları özelikle elleri ve kolları olmak üzere yaralara yol açmaya başlamıştı. Ancak onlar yılmadan çalışmalarına devam ettiler.</p>
<p>İnsanlığın yararı için sarf ettikleri her türlü keşfi, teklif edilen çeşitli önerilere rağmen geri çevirdiler ve radyumun patentini almayı reddettiler. Oysa kendi keşiflerinin bir gramının ederiyle, bir servet kazanabilirdiler. Ama yapmadılar, hatta şaşkınlıkla şu soruyu sordu Marie; “Radyum bir elementtir, herkesin malıdır. Nasıl bir kişiye ait olabilir?” Bu sözler adeta bir bilim kadınının metalaşmaya, kapitalizme direnişiydi. Maddi çıkarın bilimin ruhuna uymadığının göstergesiydi.</p>
<p>1906 yılında beklenmedik bir kaza bu uyumlu çifti birbirinden ayırdı. Pierre Curie bir at arabasının altında kalarak can verdi. Bu Marie için hayatının en büyük yıkımıydı. Fakat devam etmek zorundaydı. Kocasının Sorbonne’daki görevini devraldı ve tüm eleştirilere rağmen Sorbonne’daki ilk kadın profesör oldu. 1911’de ise, kimya dalında polonyum ve radyumun keşif ve araştırmalarından ötürü ve bir elementin başka bir elemente dönüşebileceğini kanıtlamasıyla Nobel’in ikinci kez sahibi oldu. Böylece tarihte iki defa farklı alanda Nobel Ödülü alan ilk insan oldu. Bugün de iki Nobel Ödülü sahibi olan bir avuç insandan biri.</p>
<p>Ölümüne kadar radyum üzerinde çalışan Marie Curie’nin, insanlığa sağladığı bu faydaların kendisi için ağır bedelleri oldu. 4 Temmuz 1934 yılında kan kanseri nedeniyle Savoy’da hayata gözlerini yumdu. Vücudu aşırı derecede radyasyona maruz kalmış, hemen her organı hasar görmüştü. Bu yüzden ona “Bilim için ölen kadın” denildi.</p>
<p>Marie’nin laboratuvarında çalışırken kullandığı aletlerin bir kısmını bugün Varşova’daki Marie Curie Müzesi’nde görmek mümkün ancak hiçbir zaman yanından ayırmadığı not defteri içerdiği radyasyon nedeniyle Fransa’daki özel bir kasada tutuluyor. Eğer onun el yazmalarına bir göz atmak isteseydiniz, radyoaktif kirlilikten korunmak için koruyucu giysiler giymeniz ve bir feragatname imzalamanız gerekecekti. Madam Curie’nin cenazesi de kurşun kaplı bir tabutla ölüm sebebi olan radyasyonu dışarı geçirmeyecek şekilde muhafaza edilerek toprağa verildi.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Marie Curie’nin bu devrim niteliğindeki çalışmaları fizik ve kimyayı kavramamız için gerekli zemini oluşturdu. Onkoloji, teknoloji, tıp, nükleer fizik ve daha birçok alanda çığır açtı. Radyasyonla ilgili keşifleri, bilimin en büyük sırlarından bazılarını gün ışığına çıkararak yeni bir dönem <a href="https://www.ted.com/talks/shohini_ghose_the_genius_of_marie_curie/transcript?language=tr#t-284292">başlattı.</a></p>
<p>“Şöhretin yozlaştıramadığı tek insan” bu sözler Einstein tarafından Marie Curie için söylendi. Gerçekten de öyleydi. Zorunlu olmadıkça makyaj yapmazdı. Pek takı takmaz, giyimine kuşamına hiç önem vermezdi. Resmi törenlerde giymek üzere siyah, dantelli bir tuvaleti vardı o kadar. Şatafattan, resmiyetten kaçınır, övüldüğü zaman utanırdı.* Hatta bir keresinde kapılarına kadar gelen Amerikalı bir gazeteci bahçede Marie Curie ile karşılaşmış ancak bakımsız görünen bilim kadınını tanıyamamıştı. Madame Curie ise kendisini hizmetçi sanan gazeteciye karşı gayet kibar davranmıştı. Gazeteci daha sonra büyük bir gaf yaptığını fark edecek ve Curie’nin şu sözlerini hayatı boyunca unutamayacaktı. Madame Curie’nin kendisini görmeye gelenlere tek bir mesajı var. “İnsanlara daha az, fikirlere daha fazla ilgi gösterin.”</p>
<p></p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>Marie Curie, Bir Bilim Kadınının Olağanüstü Öyküsü – EVE CURIE</strong></p>
<p><strong>Bilime Yön Verenler – PROF.DR. YÜKSEL ÖZDEMİR</strong></p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Marie_Curie">https://tr.wikipedia.org/wiki/Marie_Curie</a></p>
<p><a href="https://www.imdb.com/title/tt0036126/?ref_=nv_sr_srsg_0">https://www.imdb.com/title/tt0036126/?ref_=nv_sr_srsg_0</a></p>
<p><a href="https://www.ted.com/talks/shohini_ghose_the_genius_of_marie_curie/transcript?language=tr#t-284292">https://www.ted.com/talks/shohini_ghose_the_genius_of_marie_curie/transcript?language=tr#t-284292</a></p>
<p><a href="https://explore.psl.eu/en/discover/virtual-exhibits/marie-curie-1867-1934/warsaw-paris-1867-1891">https://explore.psl.eu/en/discover/virtual-exhibits/marie-curie-1867-1934/warsaw-paris-1867-1891</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/marie-curie-biyografisi-bilim-icin-olen-kadin/">Marie Curie Biyografisi: Bilim için ölen kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Satürn: Güneş sisteminin en fotojenik gezegeni</title>
<link>https://trafikdernegi.com/saturn-gunes-sisteminin-en-fotojenik-gezegeni</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/saturn-gunes-sisteminin-en-fotojenik-gezegeni</guid>
<description><![CDATA[ Güneş sisteminin en fotojenik gezegeni. Gizemli halkalarıyla yüzyıllardır insanlığın merakını uyandıran eşsiz bir gök cismi. Satürn. Adını, Jüpiter’in babası olan, Roma’nın zenginlik ve tarım tanrısından aldı. Mitolojilerde önemli bir karakterdi. Taa Babilli astronomlar bile 2800 yıl önce Satürn’ü sistematik olarak gözlemlediler ve kaydettiler. Teleskoplu gözlemlerde hiçbir gezegen güzellikte onunla yarışamaz. Küçük bir cihazla bile gezegenin […]
Satürn: Güneş sisteminin en fotojenik gezegeni yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn135.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Satürn:, Güneş, sisteminin, fotojenik, gezegeni</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş sisteminin en fotojenik gezegeni. Gizemli halkalarıyla yüzyıllardır insanlığın merakını uyandıran eşsiz bir gök cismi.</p>
<p>Satürn.</p>
<p>Adını, Jüpiter’in babası olan, Roma’nın zenginlik ve tarım tanrısından aldı. Mitolojilerde önemli bir karakterdi. Taa Babilli astronomlar bile 2800 yıl önce Satürn’ü sistematik olarak gözlemlediler ve kaydettiler. Teleskoplu gözlemlerde hiçbir gezegen güzellikte onunla yarışamaz. Küçük bir cihazla bile gezegenin o güzel halka sistemini görebilirsiniz. Uzay sondalarıyla yakından bakarsanız her Satürn fotoğrafının bir kartpostal gibi olduğunu görürsünüz. İnanması güç bir görsel şölen izlersiniz.</p>
<p>Günümüzde herhangi bir teleskoptan baktığınızda Satürn’ün yalnızca kendisini değil, dev uydusu Titan’ı da görebilirsiniz. Gezegen onlarca uyduya sahip. Satürn sistemini ne kadar net görürsek, o kadar çok muamma buluyoruz gibi görünüyor. Uydusu Enceladus’tan fışkıran gayzerlerden tutun da sisli Titan’daki metan göllerine kadar zengin bir bilimsel araştırma sahası sunuyor. Hala gizemlerle dolu.</p>
<p>Bu videoda Satürn’ün en ilginç özelliklerinden<strong> </strong>halka sistemine, dev uydusu Titan’dan uzaydaki bir kartopuna benzeyen Enceladus’a kadar pek çok şeyi inceleyeceğiz. Ayrıca bugüne kadar Satürn sistemini ziyaret etmiş uzay sondalarının keşiflerinden bahsedeceğiz.</p>
<p>Yine harika bir belgesel sizleri bekliyor…</p>
<p></p>
<h2><strong>Satürn’ün Özellikleri</strong></h2>
<p>Satürn Güneş’ten itibaren sayarsanız altıncı sırada. Güneş sisteminin en büyük ikinci gezegeni. Gece gökyüzünde çıplak gözle rahatça fark edilebilen son gezegen. Güneş’ten yaklaşık 1.5 milyar km uzakta olmasına rağmen devasa boyutu onu görülebilir kılıyor. Bu nedenle antik dönemdeki atalarımız bile onun varlığından haberdardı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1234" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1234" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit.jpg" alt="" width="1280" height="583" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit.jpg 1280w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit-300x137.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit-1024x466.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit-768x350.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit-696x317.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit-1068x486.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Solar_system_scale_edit-922x420.jpg 922w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Güneş sistemindeki gezegenler (Boyutları ölçeklendirilmiştir)</figcaption></figure>
<p>Satürn’ün ekvator çapı 120 bin km. Dünya’nın çapının 9 katı.<strong> </strong>Tıpkı Jüpiter gibi o da bir gaz devi. En büyük ikinci gezegen ve içine 760 adet Dünya sığabilir. Ancak boyutuna göre inanılmaz derecede hafif. Kütlesi yalnızca 95 Dünya kütlesi kadar. Yani Güneş sisteminin en az yoğunluğa sahip gezegeni. Cm³ başına sadece 0.69 gram. Bu oran, yoğunluğu 1g/cm³ olan su yoğunluğundan bile daha düşük.</p>
<p>Bu ne demek biliyor musunuz arkadaşlar? Eğer Satürn’den bir parça alıp Dünya’ya getirebilseydik onu küvette yüzdürebilirdik. Ama muhtemelen çok kısa bir sürede suyu dondururdu. Çünkü Satürn’de ortalama sıcaklık -180°C.</p>
<p>Güneş’in etrafındaki bir turunu tamamlaması 29.4 Dünya yılı sürüyor. Kendi ekseni etrafındaki dönüşünü ise 10 saat, 39 dakikada bitiriyor. Hacim ve kütlesine rağmen inanılmaz bir hızda dönüyor. Bu hız sebebiyle gezegen yassılaşıyor ve Güneş sisteminin en basık gezegeni haline geliyor. Halkaları biraz gözümüzü yanıltsa bile teleskopla bakarak siz bile bu sferoit formu fark edebilirsiniz.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1235" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1235" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2.jpg" alt="" width="1316" height="832" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2.jpg 1316w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2-300x190.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2-1024x647.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2-768x486.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2-696x440.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2-1068x675.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Saturn_through_82__telescopereprocessed-2-664x420.jpg 664w" sizes="auto, (max-width: 1316px) 100vw, 1316px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Satürn’ün teleskop görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Satürn, Güneş’e, Jüpiter’den yaklaşık iki kat daha uzak. Dünya’ya göre ise 10 kat uzak. Güneş’e en yakın olduğu nokta 1.3 milyar km. En uzak olduğu nokta ise 1.5 milyar km. Bu da Dünya’nın aldığının ancak %1.2’si kadar bir Güneş ışığı alabiliyor demek. Bu zayıf ışık muazzam hızına rağmen bu gezegene ancak 80 dakikada varabiliyor.</p>
<p>Eksen eğikliği Dünya’nın 23.5 derecelik eğimine benziyor. 26.73 derece. Bu, Dünya gibi Satürn’de de mevsimler olduğu anlamına geliyor. Kütleçekimi ise Dünya’nınkine çok yakın. 0.92 katı.</p>
<h4><strong>Oluşumu</strong></h4>
<p>Peki Satürn nasıl oluştu?</p>
<p>Güneş sistemindeki diğer gezegenler gibi Satürn de Güneş çevresindeki gaz ve toz bulutundan 4.5 milyar yıl önce meydana geldi. Bulutun Güneş’e yakın olan kısımları esas olarak iç gezegenlerin bileşimi olan katı parçacıklar ve daha ağır elementler içeriyordu. Çünkü Güneş rüzgârı çevredeki daha hafif elementleri, yani hidrojeni ve helyumu üfleyerek uzak ve soğuk bölgelere göndermişti. Burada meydana gelen gaz ve toz kümeleri zamanla dev gezegenlere dönüştüler. Bu gezegenler çok kısa sürede, sadece birkaç bin yılda, hafif gazları yakaladılar. Böylece Güneş’e doğru ölüm yürüyüşü yapmalarını engelleyen bir kütleye ve yörüngeye kavuştular.</p>
<p>Dış Güneş sistemini meydana getiren bu gezegenlere bugün “Dev Gezegenler” diyoruz. Bunlar karasal gezegenlerden farklılar. Hacimleri ve kütleleri çok büyük olmasına rağmen yoğunlukları çok düşük. Çünkü ağırlıklı olarak hidrojen ve helyumdan meydana geliyorlar. Daha spesifik olarak Jüpiter ve Satürn’e “Gaz Devleri”, Uranüs ve Neptün’e ise “Buz Devleri” diyebiliriz. Çünkü sonraki videolarda göreceğimiz üzere Uranüs ve Neptün, gaz devlerinden farklı olarak, karbon, kükürt, oksijen ve nitrojen gibi ağır elementleri içerisinde daha fazla barındırıyor. Bu elementler de birleşerek amonyak, su ve metan buzuna dönüşüyor.</p>
<h4><strong>Atmosferi</strong></h4>
<p>Satürn’ün atmosferi; ağırlıklı olarak hidrojen, biraz helyum ve çok az miktarda metan, amonyak, etan ve diğer organik maddelerden oluşuyor. Üst kısmı Jüpiter gibi bulut kuşaklarıyla çevrili ama onun kadar renkli değil. Gezegene soluk ve donuk sarımsı rengini veren kristalleşmiş amonyak bulutlarıyla kaplı.</p>
<p>Bu gezegen Jüpiter’den daha soğuk. Hem Güneş’ten daha uzak olduğu için daha az enerji alıyor hem de ürettiği iç ısısı Jüpiter’den daha düşük. Atmosfer tabakası farklı bölümlerde farklı hızlarda dönüyor. Bu yüzden buradaki rüzgarlar ve jet akımları Jüpiter’inkilere benziyor; hatta onlardan daha hızlı. Ekvatorda esen rüzgarların hızı saatte 1800 km’yi bulabiliyor. Dünya’dakilerin yüzlerce katı. Bu rüzgarlar atmosferde bazı şeritler oluşturuyor fakat üstlerindeki puslu bulutlar sebebiyle onları görmek zor. Ama bundan daha önemlisi buralarda basınç Dünya atmosferindekinin binlerce katı. Öyle ki gazlar sıvıya dönüşüyor.</p>
<h4><strong>Satürn’ün Altıgeni</strong></h4>
<p>Satürn’ün kuzey kutbu ilginç bir atmosferik özelliğe sahip. Güneş sisteminin hiçbir yerinde böyle sıra dışı bir hava olayıyla karşılaşmadık. Altıgen şeklinde bir hava akımı, bir fırtına var. İki Dünya’yı içine alacak kadar büyük.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1236" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1236" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26.jpg" alt="" width="1200" height="1131" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26.jpg 1200w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26-300x283.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26-1024x965.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26-768x724.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26-696x656.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26-1068x1007.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/85c3e5d872371a4906bd93c4f8edad26-446x420.jpg 446w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Satürn’ün kuzey kutbundaki altıgen</figcaption></figure>
<p>Bu ilginç olay ilk defa 1980’lerde keşfedildi. Voyager araçlarının Satürn’e varışıyla birlikte astronomlar, gezegenin kuzey kutbunun üstünde gizemli, altıgen şeklinde bir bulut modeli fark etti. Altıgenin her bir köşesinin uzunluğu, Dünya’nın çapından daha büyüktü. 2004’te Cassini uzay aracı da bu olayı inceledi ve modelin merkezinde, Dünya’daki kasırgalara birebir benzeyen bir anafor olduğunu gösterdi. Ayrıca 2013-2017 yılları arasında bulutun renginin maviden altın rengine dönüştüğü görüldü.</p>
<p>Aynı altıgen güney kutbunda yok. Bilim insanları bu altıgen şeklin ve merkezdeki anaforun sebebini hala anlayamadı. Aslında laboratuvar deneyleriyle benzer şekiller oluşturabiliyor. Mesela dairesel bir sıvı tankının merkezindeki ve çevresindeki sıvılar farklı hızlarda döndürüldüğünde aynı Satürn’deki altıgen model elde edilebiliyor. Ama bu form daha önce bir gök cisminde rastlanan bir şey değil. Demek ki hız farkı ve viskozite parametreleri belirli sınırlar içinde olmadıkça bu şekil oluşamıyor. Bilim insanları gizemi çözmek için çalışmalara devam ediyor.</p>
<h4><strong>Büyük Beyaz Leke</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1237" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1237" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0.jpg" alt="" width="1600" height="900" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0.jpg 1600w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/f43b9c04-36c9-463e-813d-63f460da4585_16-9-aspect-ratio_default_0-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Büyük Beyaz Leke</figcaption></figure>
<p>Satürn’ün bir diğer gizemli özelliği ise her 20 veya 30 yılda bir kuzey yarımküresinde ortaya çıkan “Büyük Beyaz Leke”. Jüpiter’in Büyük Kırmızı Leke’si gibi ama şekli biraz farklı. Yuvarlak değil, uzunlamasına bir leke. Birkaç bin km genişliğinde. Yani Dünya’dan teleskopla görülebilecek kadar büyük. Yüksek hızlı rüzgarlar, bulutun, gezegenin etrafında kalın beyaz bir şerit oluşturmasına neden oluyorlar. Böylece büyüleyici bir görüntü oluşuyor. Ama birkaç ay sonra bu esrarengiz bulut gözden kayboluyor. Gizemi hala çözülemedi. Büyük Beyaz Leke en son 2010’da ortaya çıktı. Dolayısıyla bir başkasını incelemek için biraz beklememiz gerekecek.</p>
<h4><strong>İç Yapısı</strong></h4>
<p>Pek çok diğer gezegen gibi Satürn de katmanlı bir gezegen. Güneş’ten aldığının 2.5 katı bir enerjiyi dışarıya veriyor. Bir gaz devi olarak katı bir yüzeyi yok. Gezegen derinlerde dönen gazlar ve sıvılardan meydana geliyor. Yani bir uzay aracını Satürn’e indiremezsiniz. Yine de oraya bir uzay aracı gönderecek olsanız gezegenin derinliklerindeki aşırı basınç ve sıcaklıklar aracı mahvederdi.</p>
<p>Bilim insanları, Jüpiter’de olduğu gibi, Satürn’ün bulut katmanlarının altında ne olduğu konusunda da emin değil. Amonyak kristallerinin altında su bulutları olduğu düşünülüyor. Onun altında ise bir metalik hidrojen katmanı. Ardından da Dünya’dan biraz daha büyük ve çok daha yoğun bir çekirdek. Bu çekirdekte sıcaklık 11.000°C’ye ulaşıyor.</p>
<p>Satürn, Güneş sistemindeki, sudan daha az yoğun olan tek gezegen demiştim. Buna rağmen bazı bilim insanları, Satürn’ün atmosferinde her yıl binlerce ton elmas oluştuğunu ileri sürüyor. Hipoteze göre, yıldırımlar, metan gazını karbon tozuna dönüştürüyor, bu tozlarda gezegenin çekirdeğine doğru olan yolculuklarında ezilerek elmasa dönüşüyorlar.</p>
<h4><strong>Manyetik Alan</strong></h4>
<p>Gezegenin içerisindeki sıvı metalik hidrojenin oluşturduğu dönen akıntılar, Satürn’de de Jüpiter gibi gezegenden çok uzaklara kadar etkili olan güçlü bir manyetik alan yaratıyor. Jüpiter’inkinden oldukça zayıf olsa da Güneş sistemindeki en büyük ikinci manyetosfer. Ayrıca Dünya’dakinden farklı olarak Satürn’ün manyetik kutupları gezegenin ekseniyle neredeyse mükemmel bir şekilde örtüşüyor. Yani burada pusula kullanmak isteseydiniz, pusulanız, Dünya’daki gibi manyetik kuzeyi değil, gerçek kuzeyi gösterirdi.</p>
<p>Halkalar ve uyduların birçoğu bu devasa manyetosferin içerisinde yer alıyor. Manyetik alanın varlığı Pioneer 11 uzay aracının 1979’daki yakın geçişi sırasında tespit edildi. Güneş rüzgarının şekillendirmesiyle büyük bir balon şeklini alan manyetik alan, Satürn’e yakın bütün gök cisimlerini etkiliyor. Güneş rüzgarıyla etkileşiyor ve gezegenin kutuplarında auroraların oluşmasına yol açıyor.</p>
<p>Satürn’ün kutup ışıkları Jüpiter’inkiler gibi etkileyici bir görsel şölen sunuyor. Gezegenin kutuplarını çevreleyen parlak, sürekli daireler şeklinde ortaya çıkıyor. Bildiğiniz gibi Dünyamızın kutuplarında da aynı fenomen yaşanıyor. Bu fenomene sebep olan şey, Dünya’nın manyetik alanıyla Güneş’ten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi. Aynı etkileşim Satürn’de de var.</p>
<h2><strong>Halka Sistemi</strong></h2>
<p>Şimdi geldik Satürn’ü asıl özel yapan şeye. Halka sistemine.</p>
<p>Hiç kuşkusuz Satürn’ün en dikkat çekici özelliği halkaları. Gezegenin ekvator düzleminde yer alan bu halkalar küçük bir teleskopla bile görülebilir. Satürn’ün halkalarını görmek genellikle kolay. Çünkü halkalar hem çok büyük hem de parlak buz parçacıklarından oluşuyorlar. Ama ihtişamını görmek için oraya bir uzay aracı göndermemiz gerekiyor.</p>
<p>İnsanların çoğu, belirgin halkalarından dolayı Satürn’ü biliyor. Yüzyıllar boyunca astronomlar, Satürn’ün, halkası olan tek gezegen olduğunu düşündüler. Bugün, halkaların tüm gaz devlerini; Jüpiter Satürn, Uranüs ve Neptün’ü çevrelediğini biliyoruz. Ama en net şekilde görülebilecek, parlak, muhteşem halkalara sahip olan tek gezegen Satürn.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1238" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/pia14943-full-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1238" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/pia14943-full-1.jpg" alt="" width="1041" height="537" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/pia14943-full-1.jpg 1041w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/pia14943-full-1-300x155.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/pia14943-full-1-1024x528.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/pia14943-full-1-768x396.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/pia14943-full-1-696x359.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/pia14943-full-1-814x420.jpg 814w" sizes="auto, (max-width: 1041px) 100vw, 1041px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Satürn halkalarının Cassini uzay sondası tarafından çekilmiş görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Mesela şu görüntüye bir bakın. NASA’nın Cassini aracı tarafından çekilmiş bu fotoğraf halkaların muazzam güzelliğini nasıl ortaya çıkarmış.</p>
<p>Peki halkalar nasıl keşfedildi?</p>
<h4><strong>Halkaların Keşfi</strong></h4>
<p>Aslında bu hikaye biraz ilginç. Yüzyıllar boyunca bu halkaların ne olduğunu tam olarak anlayamadık.</p>
<p>Satürn’ün büyük halka sistemini ilk gören kişi Galileo’ydu. Fakat teleskobu çok zayıf olduğundan gördüğü şeyin bir halka olduğunu anlayamadı. Daha ziyade bir büyük gezegenin yanında iki başka cisim, bir tür kulakçık olduğunu zannetmişti. Galileo’dan 45 yıl sonra Christiaan Huygens halkaları yeniden gördüğünde daha doğru bir çıkarımda bulundu. Bu cisim kulakçık falan değildi. Gezegeni çevreleyen bir çeşit disk gibiydi. Onun ardından 1675 yılında Giovanni Domenico Cassini geldi ve bu diskin, aralarında boşluklar olan birden çok çemberden oluştuğunu belirledi. Tek parça bir disk değildi.</p>
<p>Ama Cassini’nin de yanıldığı bir nokta vardı. Uzaktan bakıldığında çemberler, tek parça katı diskler gibi görünüyorlardı. Uzun bir süre onların böyle olduğu düşünüldü. Nihayet 1857’de James Clerk Maxwell bu çemberlerin her birinin, çok küçük, trilyonlarca parçanın birleşiminden oluştuğunu kanıtladı. Bu küçük parçalar su buzuydu. Boyutları genellikle santimetre ölçeğinde olmakla birlikte, milimetrenin binde birinden tutun da 10 metreye kadar değişiklik gösteriyordu. Hatta bazı istisnai olanları dağlar kadar büyük olabiliyordu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1239" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1239" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538.jpg 1280w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-101538-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Satürn’ün halkalarındaki parçalar (temsili)</figcaption></figure>
<h4><strong>Yapısı</strong></h4>
<p>Satürn’ün halkaları 7 gruba ayrılmış. Bu gruplar büyük harflerle etiketlenmiş. Ancak bu etiketleme gezegenden uzaklıklarına göre değil, keşif sıralarına göre alfabetik olarak yapılmış. Ana halkaların adı A, B ve C. Diğer halkalar yani D, E, F ve G halkaları daha soluk ve daha yakın tarihlerde keşfedildiler. Nispeten birbirlerine yakınlar. Fakat A ve B halkalarını ayıran bu boşluğu fark ettiyseniz burada farklı bir durum var. Bu boşluğun adı Cassini Bölgesi. 4700 km genişliğinde. Bir de bu görüntüde gördüğünüz gibi Colombo, Maxwell, Huygens, Encke ve Keeler boşlukları var. Boşluklardan ikisi uyduların yolu süpürüp temizlemesi sonucu oluşmuş. Bu tür boşluk oluşturan uydulara “çoban uydu” deniyor. Diğerleriyse Satürn ve diğer uydular arasındaki kütleçekimsel etkileşimin bir sonucu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1240" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1240" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550.jpg" alt="" width="1280" height="465" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550.jpg 1280w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550-300x109.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550-1024x372.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550-768x279.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550-696x253.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550-1068x388.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Saturns_Rings_PIA03550-1156x420.jpg 1156w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Halkaların isimlendirilmesi</figcaption></figure>
<p>Klasik halka sistemi, Satürn’ün merkezinden 480 bin km öteye dek uzanıyor. Ayrıca ilginç bir şekilde her halka gezegenin etrafında farklı bir hızda dönüyor. Saatte ortalama 50 bin ila 80 bin km hızla dönüyorlar. Bu dönüşler sırasında sürekli birbirleriyle çarpışa çarpışa ufalanıyorlar ve gelecekte de ufalanmaya devam edecekler. Fakat hala kilometrelerce çapa sahip bazı çok büyük parçalar var.</p>
<p>Mesela 2009 yılında Cassini, Satürn’deki ekinoksa şahitlik etti. Halkalara yandan vuran Güneş ışığı gösterdi ki büyük çıkıntılar vardı ve bunlar çok büyük gölgeler oluşturuyordu. Halkalar aslında sandığımız kadar mükemmel diskler değildi. Bazı çok büyük parçalar bu yapıyı bozuyordu. Bütün bunlara rağmen halkaların ortalama kalınlığı şaşırtıcı derecede küçük. Sadece 10 metre.</p>
<p>Böylesine büyük çaplı ama aynı zamanda bu denli de ince bir sistemi göz önünde canlandırmak için çapı 1.2 km olan, ama kalınlığı aynı kalan bir müzik CD’si düşünebilirsiniz. Anlayacağınız halkalardaki madde miktarı aslında çok az. Bütün parçalar toplanabilseydi çapı ancak 600 km olan buzdan bir küre oluştururlardı. Halkalardaki parçaların bir türlü oluşamamış bir uydu ya da Satürn’e çok yaklaşmış bir kuyrukluyıldızın döküntüleri olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Her gezegenin çevresinde, gezegenin kütlesine göre değişen uzaklıkta, Roche sınırı diye bilinen bir sınır var. Bu sınırda ve sınırın altında, gezegenin kütleçekimi nedeniyle oluşan gelgit kuvvetleri öylesine büyük oluyor ki gezegene çok yaklaşan gök cisimleri parçalanıp dağılıyorlar. Parçacıklar bir araya gelip bir bütün oluşturamıyorlar. Satürn’ün halkaları çoğunlukla bu dev gezegenin Roche sınırının içinde yer alıyor.</p>
<p>Halkalar hala birçok gizemi içinde barındırıyor. 1980’lerden beri astronomlar, halkaların içinde karanlık lekeler olduğunu fark ettiler. Bu lekeler daha yakın geçmişteki Cassini görevinde de fotoğraflandı fakat hala ne olduklarını bilmiyoruz.</p>
<h4><strong>Yaşı</strong></h4>
<p>Satürn, 30 yıllık yörüngesinde ilerlerken bazen halkaların hizalanması tam olarak yandan bakıyormuşuz gibi olur ve teleskopla baktığımızda görülmezler. Halkalara tam yandan baktığımızda onları göremeyiz çünkü halkalar aşırı incedir. Bu tür zamanlarda biraz güçlü bir teleskopla halkaların Satürn’ün diski üzerindeki izdüşümlerini koyu bir çizgi gibi görürüz. Halkalar en son 2009’da görülmez olmuşlardı ve bir sonraki gözden kaybolacakları tarih ise 2025.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1241" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1241" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp.jpg" alt="" width="1252" height="1200" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp.jpg 1252w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp-300x288.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp-1024x981.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp-768x736.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp-696x667.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp-1068x1024.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/saturn2004-15_compdp-438x420.jpg 438w" sizes="auto, (max-width: 1252px) 100vw, 1252px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Satürn’ün evreleri</figcaption></figure>
<p>Peki bir gün tamamen ortadan kaybolabilirler mi? Ya da eskiden de var mıydılar?</p>
<p>Halkaların yaşı uzun bir süre gökbilimciler arasında tartışma konusu oldu. Bazı gök bilimciler halkaların yalnızca birkaç 100 milyon yıllık olduğunu ve yok olma süreçlerinin de daha başında olduğunu ileri sürüyordu. Bazı gök bilimciler ise Satürn’ün oluşumu sırasında yani 4.5 milyar yıl önce oluştuğunu düşündüler. Ancak halkalar Satürn’le birlikte oluşmuş olsaydı onların çoktan ortadan kalkmış olması gerekirdi. Çünkü halkaları oluşturan parçacıklar sürekli ve yüksek hızlarda birbirleriyle çarpışıyorlar. Bu çarpışmaların sonucunda da ya Satürn’e düşüyorlar ya da uzaya kaçıyorlar. Ama buna rağmen halkalar hala yerinde duruyor. Demek ki Satürn kadar yaşlı değiller.</p>
<p>2019 başlarında Cassini aracından gelen veriler bütün bu tartışmalara son verdi. Satürn’ün halkaları 50 ila 100 milyon yıl önce oluşmuştu. Yani oldukça gençtiler. Zaten daha yaşlı olsalardı kaybolmasalar bile en azından Güneş rüzgarları tarafından büyük ölçüde karartılırlardı.</p>
<p>Anlayacağınız Satürn’ün halkaları ile aynı zamanda yaşadığımız için şanslıyız, çünkü görünen o ki evren tarihinin büyük bölümünde bu halkalar yoktu. Uzun bir süre daha bu güzelliği seyretmenin keyfine varacağız gibi görünüyor.</p>
<h2><strong>Satürn’ün Uyduları</strong></h2>
<p>Satürn’ün kendisi ve halkaları kadar uyduları da çok etkileyici. Jüpiter gibi Satürn de çok sayıda uyduya sahip. Güncel sayı 83. Sürekli yeni minik uydular keşfedildiği için bundan çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Aslında hem Jüpiter hem de Satürn, minik bir Güneş sistemi gibi.</p>
<p>Uyduların büyük bölümü buzdan. 7’sinin çapı 300 km’den büyük. Bu başlıca uyduların isimleri büyükten küçüğe şöyle:</p>
<p>Titan, Rhea, Iapetus, Dione, Tethys, Enceladus ve Mimas</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1242" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1242" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq.jpg" alt="" width="1952" height="860" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq.jpg 1952w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq-300x132.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq-1024x451.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq-768x338.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq-1536x677.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq-696x307.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq-1068x471.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/moonsFQwVYaTXsAE8GOq-953x420.jpg 953w" sizes="auto, (max-width: 1952px) 100vw, 1952px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Satürn’ün başlıca uyduları</figcaption></figure>
<p>Satürn’ün büyük uyduları, Güneş sisteminin oluşumu sırasında ana gezegenin etrafındaki daha küçük bir bulutsunun parçası olarak biçimlendiler. Toplamda 24 uydu Satürn’le birlikte oluşmuş. Geri kalanların ise yakalanmış asteroitler ya da kuyrukluyıldızlar olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Uyduları genel olarak iki grupta toplayabiliriz. Düzenli ve düzensiz uydular. Düzenli uyduların hepsi gezegenin ekvator düzleminde ve gezegenin kendi ekseni etrafındaki dönüş yönünde dolanıyorlar. Bu yörüngeye prograd (prograde) diyoruz. Düzenli uydular çoğunlukla gezegenin oluşumu esnasındaki gezegensel diskten yani gaz ve toz bulutundan oluşuyor.</p>
<p>Bir de düzensiz uydular var. Bu uydular başka yerde doğup sonradan yakalanıyorlar. Genellikle gezegenin döndüğü yönün aksi yönde dolanıyorlar. Bu yörüngelere ise retrograd (retrograde) diyoruz. Bunlar çoğunlukla gezegenin ekvator düzleminden farklı bir açıya sahipler. Bu retrograd yörüngeye sahip uydular, çoğunlukla astreoit olarak Güneş sisteminde başka bir yerde oluşmuş ve daha sonra gezegenin çekim etkisine yakalanmış cisimler.</p>
<p>Şimdi gelin Satürn’ün uydularını bir inceleyelim.</p>
<h2><strong>Titan</strong></h2>
<h4><strong>Özellikleri</strong></h4>
<p>Güneş sistemindeki büyük uyduların hepsi birbirinden farklı özellikler taşıyan, sıra dışı uydular. Bunların bazılarını Jüpiter videosunda incelemiştik. Satürn’ün uyduları arasında en ilginç olanı ise kuşkusuz Titan.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1243" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1243" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg.jpg" alt="" width="1000" height="750" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg.jpg 1000w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg-300x225.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg-768x576.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg-696x522.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg-560x420.jpg 560w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg-80x60.jpg 80w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cover-r4x3w1000-5dd2d6c115db3-cc7336d234fce4da9839cf80e6779f8d08363649-jpg-265x198.jpg 265w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Satürn ve uydusu Titan</figcaption></figure>
<p>Titan, Güneş sistemindeki en büyük ikinci uydu. Çapı 5150 km. Hatta Merkür gezegeninden bile daha büyük bir çapı var. Titan eğer Güneş’in çevresinde dönüyor olsaydı ona gezegen dememiz gerekecekti.</p>
<p>Bazı uyduların ince bir atmosferi olsa da yoğun bir atmosfere sahip olan tek uydu Titan. Yüzeyi turuncu bir pusla örtülü. Ayrıca Dünya’dan sonra yüzeyinde sıvı bulunduran yegane gök cismi.</p>
<p>Titan’dan gelen ışıkların tayflarından, uydunun azot ağırlıklı bir atmosferi olduğunu uzun zamandır biliyoruz. Uzay araçlarının gözlemlerine göre, atmosferinde %98.4 oranında azot ve %1.4 oranında metan bulunuyor. Güneş sisteminde Dünya’dan başka azot ağırlıklı kalın bir atmosferi olan tek gök cismi Titan. Uydunun yüzey basıncı da yeryüzündekine çok yakın: 1.5 – 2 atmosfer. Yani eğer oraya gidecek olsaydık basınçlı giysi giymemiz gerekmezdi. Ne var ki oksijen yokluğu ve ortalama yüzey sıcaklığı hala büyük bir problem olurdu. Burada hava oldukça soğuk. -180°C.</p>
<h4><strong>Atmosferi ve Jeolojisi</strong></h4>
<p>Ay’dan başka Güneş sisteminde özel olarak incelenen ve bir uzay sondası gönderilerek araştırılan ikinci uydu Titan. Bu sıra dışı uyduya ait bilgilerimizin çoğu, Cassini-Huygens misyonundan geliyor. 2004’te Cassini, Titan’ı kızılötesi ışınlar ve radyo dalgaları ile haritalamaya başladı. Ocak 2005’te ise Cassini’den ayrılan Huygens adlı sonda Titan’a indirildi. Bu araç dış Güneş sisteminde yere indirdiğimiz tek şeydi. Böylece Cassini-Huygens bir yandan atmosferi, bir yandan da yeryüzü şekillerini incelemiş oldu.</p>
<p>Atmosfer çoğunlukla azottan oluşuyordu ve gökte metan ve etandan bulutlar vardı. Titan’ın yüzeyi Dünya yüzeyine çok benzer özellikler taşıyordu. Irmak benzeri yapıların yanı sıra; kıyı şeritleri, dağlar, vadiler, düzlükler ve çöllerde görülen dev kumullar vardı. Ama hepsinden önemlisi Titan’ın yüzeyinde sıvı halde madde bulunuyordu ve bu madde gölleri ve denizleri dolduruyordu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1244" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1244" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare.jpg" alt="" width="1187" height="1131" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare.jpg 1187w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare-300x286.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare-1024x976.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare-768x732.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare-696x663.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare-1068x1018.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ligiea_mare-441x420.jpg 441w" sizes="auto, (max-width: 1187px) 100vw, 1187px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Ligeia Mare Gölü</figcaption></figure>
<p>Mesela Cassini tarafından çekilmiş bu yapay renkli görüntüde, Titan’ın bilinen en büyük ikinci sıvı kütlesini görüyorsunuz. Ligeia Mare. 420 km uzunluğunda ve 8 metre derinliğinde. Etan ve metan gibi sıvı hidrokarbonlarla dolu bir göl. Titan’ın kuzey kutup bölgesini süsleyen birçok gölden biri.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1245" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232.jpg" alt="" width="1257" height="816" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232.jpg 1257w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232-300x195.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232-1024x665.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232-768x499.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232-696x452.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232-1068x693.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-20-103232-647x420.jpg 647w" sizes="auto, (max-width: 1257px) 100vw, 1257px"></a></p>
<p>Şimdi sizden tam şurada<strong> </strong>durduğunuzu hayal etmenizi istiyorum. Yere inmişsiniz de kıyıdan Ligeia Mare’ye bakıyorsunuz.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1246" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419.jpg" alt="" width="1675" height="856" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419.jpg 1675w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419-300x153.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419-1024x523.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419-768x392.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419-1536x785.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419-696x356.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419-1068x546.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ekran-goruntusu-2023-04-17-233419-822x420.jpg 822w" sizes="auto, (max-width: 1675px) 100vw, 1675px"></a></p>
<p>İşte böyle bir manzaranız olurdu. Güneş, bulutlar, gökyüzünün rengi. Bayağı Dünya’dan bir yer gibi. Görüntü öyle olsa da elbette gerçek başka.</p>
<p>Güneş’ten 1.5 milyar km uzakta olan Titan’ın yüzeyinde sıvı madde bulunsa da sıvı halde su yok. Çünkü ortalama sıcaklık daha önce de söylediğim gibi -180°C.</p>
<p>Bildiğiniz gibi Dünya’da bir su döngüsü var. Bulutlardaki su damlaları yere düşer, nehirleri, gölleri ve denizleri doldurur. Bu su yeniden buharlaşıp su buharı olur, atmosfere yükselir ve tekrar su damlası halinde yere düşer. İşte Titan’da da benzer bir döngü var. Ama su yerine metan ve etan yağıyor. Bu yağmurlar metan göllerini dolduruyor. Normal koşullarda gaz halinde olan bu hidrokarbonlar Titan’da sıvı halde. Titan’da görülen soluk, kahverengi-sarımsı renk, havadaki hidrokarbon parçacıklarından kaynaklanıyor. Bir nevi doğal sis gibi. Burada, Dünya’dakilerden daha fazla fosil yakıt rezervi var. Belki Dünya’dakinin 100 katı fazla.</p>
<p>Diğer bir ilginç özellik ise “kum” çölleri. Görünüşü Dünya’daki çöllere benzese de bunlar Dünya’daki çöllerde olduğu gibi kaya parçacıklarından değil, donmuş hidrokarbon parçacıklarından oluşuyor. Ayrıca Titan’da volkanlar da var. Buz volkanları. Kanıtlar kabuğun altında sıvı su ve amonyak olduğunu gösteriyor. Bu amonyak ve suyun karışımından oluşan soğuk lavlar Dünya’dakine hiç benzemiyor. Elinizi anında donduracak cinsten bir şey.</p>
<p>Anlayacağınız Titan, gerçekten de incelemeye değer bir yer. Burada herhangi bir yaşam belirtisine rastlanmadı ancak bu geçmişte de yaşamın ortaya çıkmadığı anlamına gelmiyor. Burada daha önce yaşam olduysa bu, bizim bildiğimiz yaşam formundan farklı olabilir.</p>
<h4><strong>Drangonfly</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1247" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/dragonfly-on-surface.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1247" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/dragonfly-on-surface.jpg" alt="" width="960" height="540" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/dragonfly-on-surface.jpg 960w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/dragonfly-on-surface-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/dragonfly-on-surface-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/dragonfly-on-surface-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/dragonfly-on-surface-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 960px) 100vw, 960px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Dragonfly</figcaption></figure>
<p>NASA, daha detaylı incelemek ve yaşamın kökenini araştırmak için 2027’de Titan’a bir uzay aracı göndermeyi planlıyor. Drangonfly. Titan Dünyamızın eski haline çok benziyor ve Dünya’da yaşamın nasıl ortaya çıkmış olabileceğine dair ipuçları sağlayabilir. Dragonfly isimli araç 7 yıllık bir yolculuktan sonra Titan’a varacak. Drone benzeri bu hava aracı, Mars’ta uçurulan Ingenuity helikopterinden sonra ilk defa bir uyduda güçlü ve tam kontrole sahip atmosferik uçuş gerçekleştirilecek. Araç keşif alanları arasında hareket etmek için dikey kalkışlar ve inişler yapacak. Görev için 1 milyar dolar bütçe ayrıldı.</p>
<h2><strong>Enceladus</strong></h2>
<h4><strong>Özellikleri</strong></h4>
<p>Satürn’ün uyduları arasında detaylı incelenen bir tanesi daha var. Uzaydaki bir kartopuna benzeyen Enceladus.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1249" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/611px-Enceladusstripes_cassini.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1249" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/611px-Enceladusstripes_cassini.jpg" alt="" width="611" height="720" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/611px-Enceladusstripes_cassini.jpg 611w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/611px-Enceladusstripes_cassini-255x300.jpg 255w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/611px-Enceladusstripes_cassini-356x420.jpg 356w" sizes="auto, (max-width: 611px) 100vw, 611px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Enceladus’un Cassini sondası tarafından çekilmiş görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Enceladus büyüleyici bir yer. Satürn’ün en büyük 6. uydusu. Sadece 500 km çapında. Satürn’ün E halkasının içine gizlenmiş olan parlak bir daire. Buzlu yerkabuğu olan, donmuş bir gezegen. Çatlaklarla, derin yarıklarla dolu. Derinliklerinde saklı halde sıvı su bulunuyor. Bu su, yüzeye doğru itiliyor ve devasa gayzerlerden buz parçacıkları şeklinde açığa çıkıyor. Bu buz kristallerinin bir kısmı Satürn’ün halkasının bir parçası haline geliyor. Bir kısmı ise hafif bir kar olarak Enceladus’a geri yağıyor. Bu tür soğuk-buz maddelerin fışkırması olayına buz volkanizması ya da kriyovolkanizma deniyor.</p>
<p>Bu yüzeye fışkıran sular Enceladus’un kraterlerini ve kanyonlarını, Dünya’daki kar yağışının ayak izlerini silmesi gibi yavaşça siliyor. Göksel kar yağışı, Enceladus’u Güneş sistemindeki en beyaz, en yansıtıcı cisim yapıyor.</p>
<h4><strong>Keşfi</strong></h4>
<p>Bu buzul volkanizmasını ilk olarak Cassini uzay aracı 2005 yılında keşfetti. Bilim insanları Enceladus’un Güney Kutbuna baktığında gözlerine inanamadılar. Karlı beyaz yüzeyde sıralı dev gayzerler vardı. 101 farklı gayzer, yüzeyden yüzlerce km yükseğe buz parçacıkları, su ve su buharından oluşan bir karışım püskürtüyordu. Bu buz parçacıkları Satürn’ün E halkasını yaratmıştı.</p>

                

                <div class="td-gallery td-slide-on-2-columns">
                    <div class="post_td_gallery">
                        <div class="td-gallery-slide-top">
                           <div class="td-gallery-title"></div>

                            <div class="td-gallery-controls-wrapper">
                                <div class="td-gallery-slide-count"><span class="td-gallery-slide-item-focus">1</span> - 4</div>
                                <div class="td-gallery-slide-prev-next-but">
                                    <i class="td-icon-left doubleSliderPrevButton"></i>
                                    <i class="td-icon-right doubleSliderNextButton"></i>
                                </div>
                            </div>
                        </div>

                        <div class="td-doubleSlider-1 ">
                            <div class="td-slider">
                                
                    <div class="td-slide-item td-item1">
                        <figure class="td-slide-galery-figure td-slide-popup-gallery">
                            <a class="slide-gallery-image-link" href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ.jpg" title="FFdPEZjXMAU_BpQ" data-caption="" data-description="">
                                <img decoding="async" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ-688x420.jpg" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ-688x420.jpg 688w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ-300x183.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ-1024x625.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ-768x469.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ-1536x938.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ-696x425.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ-1068x652.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/FFdPEZjXMAU_BpQ.jpg 2048w" sizes="(max-width: 688px) 100vw, 688px" alt="">
                            </a>
                            
                        </figure>
                    </div>
                    <div class="td-slide-item td-item2">
                        <figure class="td-slide-galery-figure td-slide-popup-gallery">
                            <a class="slide-gallery-image-link" href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence_2.jpg" title="ence_2" data-caption="" data-description="">
                                <img decoding="async" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence_2-420x420.jpg" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence_2-420x420.jpg 420w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence_2-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence_2-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence_2.jpg 500w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" alt="">
                            </a>
                            
                        </figure>
                    </div>
                    <div class="td-slide-item td-item3">
                        <figure class="td-slide-galery-figure td-slide-popup-gallery">
                            <a class="slide-gallery-image-link" href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-scaled.jpg" title="ence" data-caption="" data-description="">
                                <img decoding="async" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-685x420.jpg" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-685x420.jpg 685w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-300x184.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-1024x628.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-768x471.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-1536x942.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-2048x1256.jpg 2048w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-696x427.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/ence-1068x655.jpg 1068w" sizes="(max-width: 685px) 100vw, 685px" alt="">
                            </a>
                            
                        </figure>
                    </div>
                    <div class="td-slide-item td-item4">
                        <figure class="td-slide-galery-figure td-slide-popup-gallery">
                            <a class="slide-gallery-image-link" href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0.jpg" title="1200x0" data-caption="" data-description="">
                                <img decoding="async" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0-420x420.jpg" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0-420x420.jpg 420w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0-1024x1024.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0-768x768.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0-1068x1068.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200x0.jpg 1200w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" alt="">
                            </a>
                            
                        </figure>
                    </div>
                            </div>
                        </div>

                        <div class="td-doubleSlider-2">
                            <div class="td-slider">
                                
                    <div class="td-button td-item1">
                        <div class="td-border"></div>
                    </div>
                    <div class="td-button td-item2">
                        <div class="td-border"></div>
                    </div>
                    <div class="td-button td-item3">
                        <div class="td-border"></div>
                    </div>
                    <div class="td-button td-item4">
                        <div class="td-border"></div>
                    </div>
                            </div>
                        </div>

                    </div>

                </div>
                
<p>Şu an gördüğünüz görüntüler Enceladus’un Cassini tarafından çekilmiş belki de en etkileyici görüntüleri. Enceladus’un güney kutup bölgesini gösteriyor. Uydunun kabuğundaki çatlaklardan sürekli olarak buzlu parçacıklar fışkırıyor. Soğuk lavlar Güneş tarafından arkadan aydınlatılıyor. Bu da bize yüz milyonlarca km ötemizde gerçekleşen muhteşem bir doğa olayını gösteriyor.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1254" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1254" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa.jpg" alt="" width="1400" height="1400" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa.jpg 1400w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa-1024x1024.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa-768x768.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa-1068x1068.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/small_110405-184745_085148_ny108_nasa-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 1400px) 100vw, 1400px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Damascus Sulcus</figcaption></figure>
<p>Bu görüntüde ise soldan sağa uzanan büyük yarık Damascus Sulcus’u görüyorsunuz. Enceladus’un tuzlu okyanusunun uzaya fışkırdığı çatlaklardan biri.</p>
<h4><strong>Yaşam İhtimali</strong></h4>
<p>Enceladus, Dünya dışı yaşam için uygun bir aday. Çünkü bu minik uyduda yaşam için gerekli hemen her şey var: Enerji kaynağı, su, azot ve organik maddeler. Cassini, gayzerlerden püsküren maddelerin içinde azot, metan, amonyak ve başka bazı organik maddeler olduğunu da gözlemlemişti. Ancak 2017’de yapılan çalışmalar Enceladus’ta zehirli metanol tespit etti. Yine de Enceladus, Güneş sistemindeki yaşam araştırması yapılacak gök cisimleri listesinin başında.</p>
<p>Bilim insanlarının planlarını yapmaya başladıkları şeylerden biri de bir gün Satürn’e gönderilecek bir uzay aracının Enceladus’a bir sonda bırakması; bu sondanın yüzeydeki buzu delerek sıvı su rezervuarlarından birine ulaşması ve orada yaşamın izlerini araştırması. Suyun olduğu yerde mikroorganizma düzeyinde yaşamın bulunma olasılığı hep var. Enceladus’un okyanus tabanında hidrotermal bacalar olabilir. Bildiğiniz gibi hidrotermal bacalar bilim insanlarının Dünya’da yaşamın başlamış olabileceğini düşündükleri yerlerden biri. Eğer bu Enceladus için de geçerliyse, uydu gerçekten de Dünya dışı yaşamın evrimleşmiş olabileceği yerler listesinde kendine ilk sıralarda yer buldu demektir.</p>
<h2><strong>Diğer Uydular</strong></h2>
<p>Satürn’ün en çok incelenen bu iki uydusu dışında daha pek çok uydusu olduğunu söylemiştim. Gezegenlerden büyük uydusu olduğu gibi sadece bir bina boyutlarında olan minicik uyduları da var. Her biri eşsiz bir renk, doku ve yapıya sahip. Bunların bazıları gerçekten enteresan özelliklere sahipler. Kimi patatese benziyor kimi ponza taşına. Kimi Satürn’ün halkalarını bozarken kimi bu halkaların var olmasının sebebi.</p>
<p>Elbette bu uyduların her biri Satürn’le beraber oluşmadı. Birçoğu Satürn’ün yerçekimine kapılan asteroit ya da kuyrukluyıldızlar. Bunların atmosferi yok ve çok küçük oldukları için çok az yerçekimine sahipler. İsimlerini ise Greko-Romen, İnuit, İskandinav ve Galya mitolojilerinin karakterlerinden almışlar.</p>
<h4><strong>Mimas</strong></h4>
<p>Mesela 400 km çapındaki Mimas uydusu, kendi kütleçekimi sayesinde yuvarlak olduğu bilinen en küçük gök cismi. Büyük ölçüde su buzu ve az miktarda kayadan oluşuyor. Eskiden bu yoğunlukta bir gök cisminin küresel hale gelmesi için gereken eşiği 400 km sanıyorduk. Ama 400 km’den daha büyük çapa sahip olup da küresel bir forma kavuşamamış gök cisimlerine de rastladık. Mesela Neptün’ün uydusu Proteus 420 km çapında, Mimas’la benzer bir yoğunluğa sahip, ama yuvarlak değil. Dolayısıyla Mimas’ın hidrostatik dengeye kavuştuğunu söyleyemeyiz.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1255" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Mimas_Cassini.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1255" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Mimas_Cassini.jpg" alt="" width="720" height="720" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Mimas_Cassini.jpg 720w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Mimas_Cassini-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Mimas_Cassini-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Mimas_Cassini-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Mimas_Cassini-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mimas</figcaption></figure>
<p>Mimas, Satürn’ün en geniş iki halkası olan A ve B halkaları arasındaki açıklığı meydana getiren uydu. Uydunun rezonansı, Cassini Bölgesi adı verilen bu boşluktaki parçacıkları temizliyor.</p>
<p>Mimas’ın sağındaki dev krater de diğer bir ilginç özelliği. Herschel adı verilen bu krateri meydana getiren cisim biraz daha büyük olsaydı belki de Mimas’ı parçalayacaktı.</p>
<h4><strong>Hyperion</strong></h4>
<p>Hyperion uydusu ise Satürn’ün en garip görüntülü uydusu. Çoğunlukla su buzu ve az miktarda kayadan meydana gelmiş. Deliklerle dolu olan ve asimetrik şekli ile kocaman, kozmik bir ponza taşını andıran Hyperion, kaotik dönüşüyle de öne çıkıyor. Güneş sisteminde bildiğimiz bu kadar kaotik dönüşe sahip çok az uydu var.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1256" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/729px-Hyperion_false_color.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1256" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/729px-Hyperion_false_color.jpg" alt="" width="729" height="720" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/729px-Hyperion_false_color.jpg 729w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/729px-Hyperion_false_color-300x296.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/729px-Hyperion_false_color-696x687.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/729px-Hyperion_false_color-425x420.jpg 425w" sizes="auto, (max-width: 729px) 100vw, 729px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Hyperion</figcaption></figure>
<p>Aslında düzensiz şekline rağmen hiç de azımsanmayacak boyutları var. 360 x 266 x 205 km boyutlarında. Güneş sisteminde hidrostatik dengede olmayan en büyük cisimlerden biri. Ayrıca inanılmaz düşük bir yoğunluğa sahip. Sadece 0.54g/cm³. Bilim insanları böylesine büyük bir cismin alışılmadık derecede düşük yoğunluğa sahip olmasını, olağandışı süngerimsi görünümüne bağlıyorlar. Hyperion, belki de uzak geçmişte büyük bir darbeyle parçalanmış daha büyük bir cismin parçasıydı.</p>
<h4><strong>Iapetus</strong></h4>
<p>Başka bir ilginç uydumuzun adı Iapetus. 1469 km çapında. Yine çoğunlukla buzdan oluşmuş. Bir bölümü parlak, diğer bölümü karanlık olan enteresan bir yapıya sahip. Kraterli bir yüzeyi var. Ekvator sırtından alınan görüntülerde Güneş sistemindeki en yüksek dağlara sahip olduğu tespit edildi. Güney yarımküresinde yer alan 450 km genişliğindeki çarpma krateri ise ayrı bir gizem.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1257" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Iapetus_as_seen_by_the_Cassini_probe_-_20071008.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1257" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Iapetus_as_seen_by_the_Cassini_probe_-_20071008.jpg" alt="" width="720" height="720" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Iapetus_as_seen_by_the_Cassini_probe_-_20071008.jpg 720w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Iapetus_as_seen_by_the_Cassini_probe_-_20071008-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Iapetus_as_seen_by_the_Cassini_probe_-_20071008-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Iapetus_as_seen_by_the_Cassini_probe_-_20071008-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Iapetus_as_seen_by_the_Cassini_probe_-_20071008-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Iapetus</figcaption></figure>
<p>Iapetus’un yörüngesi de sıra dışı. Satürn’ün üçüncü en büyük uydusu olmasına rağmen mesela Titan’dan çok daha uzakta bir yörüngede dönüyor. Üstelik bu yörünge diğer düzenli uydulara nazaran fazla eğimli. Eğer orada bir üs kurabilseydik Satürn’ün halkalarını çok güzel bir şekilde gözlemleyebilirdik. Çünkü diğer uyduların yörüngesi halkaları ancak yandan gösterebilir.</p>
<h4><strong>Tethys</strong></h4>

                

                <div class="td-gallery td-slide-on-2-columns">
                    <div class="post_td_gallery">
                        <div class="td-gallery-slide-top">
                           <div class="td-gallery-title"></div>

                            <div class="td-gallery-controls-wrapper">
                                <div class="td-gallery-slide-count"><span class="td-gallery-slide-item-focus">1</span> - 2</div>
                                <div class="td-gallery-slide-prev-next-but">
                                    <i class="td-icon-left doubleSliderPrevButton"></i>
                                    <i class="td-icon-right doubleSliderNextButton"></i>
                                </div>
                            </div>
                        </div>

                        <div class="td-doubleSlider-1 ">
                            <div class="td-slider">
                                
                    <div class="td-slide-item td-item1">
                        <figure class="td-slide-galery-figure td-slide-popup-gallery">
                            <a class="slide-gallery-image-link" href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA18317-SaturnMoon-Tethys-Cassini-20150411.jpg" title="720px-PIA18317-SaturnMoon-Tethys-Cassini-20150411" data-caption="Çarpma krateri" data-description="">
                                <img decoding="async" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA18317-SaturnMoon-Tethys-Cassini-20150411-420x420.jpg" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA18317-SaturnMoon-Tethys-Cassini-20150411-420x420.jpg 420w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA18317-SaturnMoon-Tethys-Cassini-20150411-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA18317-SaturnMoon-Tethys-Cassini-20150411-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA18317-SaturnMoon-Tethys-Cassini-20150411-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA18317-SaturnMoon-Tethys-Cassini-20150411.jpg 720w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" alt="">
                            </a>
                            <figcaption class="td-slide-caption td-gallery-slide-content"><div class="td-gallery-slide-copywrite">Çarpma krateri</div></figcaption>
                        </figure>
                    </div>
                    <div class="td-slide-item td-item2">
                        <figure class="td-slide-galery-figure td-slide-popup-gallery">
                            <a class="slide-gallery-image-link" href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA07738_Tethys_mosaic_contrast-enhanced.jpg" title="720px-PIA07738_Tethys_mosaic_contrast-enhanced" data-caption="Graben" data-description="">
                                <img decoding="async" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA07738_Tethys_mosaic_contrast-enhanced-420x420.jpg" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA07738_Tethys_mosaic_contrast-enhanced-420x420.jpg 420w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA07738_Tethys_mosaic_contrast-enhanced-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA07738_Tethys_mosaic_contrast-enhanced-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA07738_Tethys_mosaic_contrast-enhanced-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-PIA07738_Tethys_mosaic_contrast-enhanced.jpg 720w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" alt="">
                            </a>
                            <figcaption class="td-slide-caption td-gallery-slide-content"><div class="td-gallery-slide-copywrite">Graben</div></figcaption>
                        </figure>
                    </div>
                            </div>
                        </div>

                        <div class="td-doubleSlider-2">
                            <div class="td-slider">
                                
                    <div class="td-button td-item1">
                        <div class="td-border"></div>
                    </div>
                    <div class="td-button td-item2">
                        <div class="td-border"></div>
                    </div>
                            </div>
                        </div>

                    </div>

                </div>
                
<p>Tethys isimli bu uydu da büyük oranda su buzundan. 1060 km çapında. Neredeyse Enceladus kadar parlak. Çok düşük yoğunluğa sahip. Üzerinde devasa bir çarpma krateri ve graben var. Odysseus isimli bu krater 400 km çapındayken, Ithaca Chasma isimli bu graben 100 km genişliğinde ve 2000 km uzunluğunda. Bu vadinin nasıl oluştuğu bilinmiyor. Bir hipoteze göre, büyük Odysseus kraterine neden olan çarpışma, meydana getirdiği şok dalgasıyla Tethys’in buzlu, kırılgan yüzeyini kırmış ve bu çökmeye neden olmuş olabilir.</p>
<p>Tethys’i gizemli yapan asıl şey kırmızı çizgileri. Bu çizgiler yalnızca birkaç km genişliğinde olmasına rağmen uzunlukları yüzlerce km. Bilim insanları bunların neden kırmızı olduğunu çözmeye çalışıyor.</p>
<h2><strong>Satürn’ün Keşif Tarihi</strong></h2>
<p>Satürn, binlerce yıl önce bile insanların çıplak gözle gözlemleyip kayda geçirdiği bir gezegen. Fakat Satürn’ün halkalarını fark edebilmek için en az 15 mm çapında bir teleskoba ihtiyacımız vardı. Bu yüzden Christiaan Huygens 1655’te onları görene ve 1659’da bunu yayımlayana dek var olduklarının farkında değildik.</p>
<p>Huygens sadece halkaları keşfetmekle kalmadı. Uydusu Titan’ı da keşfetti. Onun ardından Cassini geldi ve bu keşiflere 4 uydu daha ekledi. Iapetus, Rhea, Tethys ve Dione.<strong> </strong>Ayrıca şimdi kendi adıyla andığımız Cassini Bölümü’nü de keşfetmişti.</p>
<p>Sonra aradan epey bir zaman geçti ve 1789 yılında William Herschel bu keşiflere yeni uydular ekledi. Mimas ve Enceladus. Ondan sonra gelenler de yavaş yavaş diğer düzensiz şekilli uyduları keşfettiler.</p>
<h4><strong>Pioneer 11 (1979)</strong></h4>
<p>Bunların hepsi elbette çok önemliydi. Fakat Eylül 1979’da gezegenin bulut tepelerinin 20 bin km yakınından geçen Pioneer 11’in keşfi daha da önemliydi. Pioneer, çözünürlükleri yüzey ayrıntılarını ayırt etmek için çok düşük olmasına rağmen, gezegenin ve uydularından birkaçının görüntülerini çekti.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1260" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/P11F81.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1260" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/P11F81.jpg" alt="" width="597" height="472" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/P11F81.jpg 597w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/P11F81-300x237.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/P11F81-531x420.jpg 531w" sizes="auto, (max-width: 597px) 100vw, 597px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Pioneer 11 tarafından çekilmiş Satürn görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Ayrıca Satürn’ün halkalarını inceledi. Bu inceleme sırasında şunu tespit etti. Halkalardaki karanlık sandığımız boşluklar aslında boşluk değildi. Yüksek faz açısıyla bakıldığında ince ama parlak parçacıklarla doluydu.</p>
<h4><strong>Voyager 1-2 (1980)</strong></h4>
<p>Pioneer’den sonra sahneye Voyager kardeşler çıktı. Bu uzay araçları Güneş sistemini incelemek için NASA tarafından geliştirilmişti. Birbirinin aynısı olan iki uzay aracı da Satürn’ü ziyaret etti.</p>
<p>Önce Voyager 1 sondası, gezegenin, halkalarının ve uydularının ilk yüksek çözünürlüklü görüntülerini gönderdi. Bize çeşitli uyduların yüzey özelliklerini gösterdi. Titan’ın yakınından geçerken uydunun puslu bir görüntüye sahip olduğunu keşfetti. Bu uydunun yüzeyini görünür dalga boylarında keşfetmek imkansızdı. Çünkü kalın bir atmosferi vardı.</p>
<p>Voyager 1’den neredeyse 1 yıl sonra Ağustos 1981’de Voyager 2, Satürn sistemini incelemeye devam etti. Satürn’ün uydularının daha yakın çekim görüntülerini gönderdi. Ayrıca Satürn’ün atmosferindeki ve halkalarındaki değişiklikleri inceledi. Fakat sondanın döndürülebilir kamerasının takılması yüzünden planlanan bazı incelemeler yapılamadı. Uzay aracı Uranüs’e doğru yoluna devam etti.</p>
<p>Voyager kardeşler Satürn’ün halkalarının yakınında ve hatta içinde dönen birkaç yeni uydu da keşfetmişti. Ayrıca halkalardaki Maxwell Boşluğu ve Keeler Boşluğu’nu ilk defa doğrulayan uzay araçları da onlar oldu.</p>
<h4><strong>Cassini-Huygens (2004)</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1261" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Cassini-Huygens_is_installed_to_the_payload_adapter.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1261 size-medium" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Cassini-Huygens_is_installed_to_the_payload_adapter-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Cassini-Huygens_is_installed_to_the_payload_adapter-200x300.jpg 200w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Cassini-Huygens_is_installed_to_the_payload_adapter-683x1024.jpg 683w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Cassini-Huygens_is_installed_to_the_payload_adapter-696x1043.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Cassini-Huygens_is_installed_to_the_payload_adapter-280x420.jpg 280w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/720px-Cassini-Huygens_is_installed_to_the_payload_adapter.jpg 720w" sizes="auto, (max-width: 200px) 100vw, 200px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Cassini-Huygens sondası</figcaption></figure>
<p>1 Temmuz 2004 tarihi Satürn için bir dönüm noktasıydı. Cassini-Huygens uzay aracı, fırlatılmasından 7 yıl sonra gezegene varmıştı. 6.7 metre yüksekliğinde, 4 metre genişliğinde ve 5712 kg ağırlığındaki bu mühendislik şaheseri Florida’nın Cape Canaveral üssünden fırlatılmıştı. Sırf Satürn sistemini incelemek için tasarlanmıştı. Güneş’i, Venüs’ü, Dünya’yı ve Jüpiter’i ziyaret ettikten sonra nihayet Temmuz 2004’te Satürn’ün yörüngesine girmişti.</p>
<p>Satürn hakkındaki bilgilerimizin çok önemli bir kısmını Cassini-Huygens sayesinde elde ettik. Cassini’nin gönderdiği yüksek çözünürlüklü görüntüler inanılmazdı. Bilim insanları Güneş sisteminin bu nadide incisini bu kadar yakından görmenin muazzam hazzını yaşarken bir yandan da çok önemli keşifler yaptı. Mesela Satürn’de 8000 km çaplara varacak kadar büyük fırtınalar vardı. Dünya’dakilerden 1000 kat daha güçlü yıldırımlar vardı. Daha önce görmediğimiz halkalar, bulamadığımız uydular tespit edildi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1262" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1262" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016.jpg" alt="" width="1279" height="651" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016.jpg 1279w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016-300x153.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016-1024x521.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016-768x391.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016-696x354.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016-1068x544.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-8423_20181_1saturn2016-825x420.jpg 825w" sizes="auto, (max-width: 1279px) 100vw, 1279px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Satürn’ün Cassini tarafından yakalanmış görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Özellikle Satürn’ün en büyük uydusu Titan’ın, kızılötesi teknolojisiyle haritalanması bu uydunun jeolojik açıdan Dünya’ya ne kadar benzediğini ortaya koydu. Burada çok büyük metan ve etan gölleri vardı.</p>
<p>Ocak 2005’te Cassini, Huygens sondasını serbest bıraktığında Titan hakkındaki bilgilerimiz daha da arttı. Sonda alçalırken Titan’ın bulutlarını, atmosferini ve yüzeyini inceledi. İndikten sonra iletişim konusunda sıkıntılar yaşansa da yüzeye ilişkin görüntüler göndermeyi başardı.</p>
<p>2006’da ise Cassini, Enceladus’ta çok güzel keşifler yaptı. Enceladus yaşam barındırabilecek özelliklere sahipti. Yüzeyden yüzlerce metre yükseğe fırlayan gayzerler vardı. Bunlar uydunun buz tabakasının altında sıvı su rezervlerinin bulunduğunu doğruluyordu. Ayrıca Satürn’ün halkalarından biri bu fışkırmaların ürünüydü.</p>
<p>2017’de yakıtı azalan Cassini sondası artık görevinin sonuna yaklaşmıştı. Nisan ayında adına “Büyük Final” (The Grand Finale) denilen görevinin son bölümü için talimat verildi. Satürn’ün iç halkaları arasındaki boşluklardan bir dizi tehlikeli geçiş yaptı.<strong> </strong>Halkalara daha önce hiç olmadığı kadar yaklaştı. Hem de saatte 100 bin km bir hızla. Halkalardaki maddelerin arasından Dünya’nın bir fotoğrafını bile çekti.</p>
<p>En sonunda Eylül 2017’de Satürn’ün uydularından birini kirletmemesi için ölüm dalışı yapması talimatı verildi. Gezegenin atmosferine dalarken anteni hala Dünya’ya dönmüş son verileri göndermeye devam ediyordu. Beklenilenden çok daha fazla dayandı ve sonunda bir meteor gibi yandı, parçalandı. Çok duygusal bir andı. Yıllar süren görev artık sona ermişti. Böylece düşüncelerimizde devrim yaratan ve yeni kuramların ortaya atılmasını sağlayan uzay aracı Güneş sisteminin pırlantasıyla birleşerek sonsuza dek onun parçası olmuştu.</p>
<h4><strong>Özel Görüntüler</strong></h4>
<p>Cassini, 20 yıllık görevi boyunca gerçekten çok büyük işler başardı. Gaz devinin etrafında 294 kez turladı. 2.5 milyon komutu yerine getirdi. 7.9 milyar km yol kat etti. 635 gigabayt bilim verisi topladı. Yeni uydular keşfetti. 4000 bilim makalesi yayımlandı. Bu veriler Satürn sistemi hakkındaki bilgimizi sonsuza dek değiştirdi. 453 bin tane de fotoğraf çekmişti.</p>
<p>Size bu görüntüler arasından özellikle bir tanesini göstermek istiyorum. Benim en favori Satürn fotoğrafım.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1263" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1263" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-1024x505.jpg" alt="" width="696" height="343" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-1024x505.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-300x148.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-768x379.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-1536x757.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-2048x1010.jpg 2048w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-696x343.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-1068x527.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-852x420.jpg 852w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/IMG002314-324x160.jpg 324w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">In Saturn’s Shadow</figcaption></figure>
<p>Bu görüntü <strong>(In Saturn’s Shadow)</strong> 15 Eylül 2006’da Cassini tarafından 2.2 milyon km uzaktan yakalandı. Ama sandığınız gibi tek bir fotoğraf değil. 12 saat boyunca çekilen 165 görüntünün birleştirilmesiyle oluşturulmuş muhteşem bir çalışma. Ultraviyole, kızılötesi ve spektral filtreler kullanılarak çekilen görüntülerin dijital olarak birleştirilip gezegenin doğal rengine ayarlanmasıyla oluşturulmuş. Güneş, Satürn’ün arkasında ve parlak halkalarını hiç olmadığı kadar güzel bir şekilde aydınlatmış. Daha önce bilmediğimiz soluk halkalar bile meydana çıkmış.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1264" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1264" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-1536x865.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-2048x1153.jpg 2048w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/PIA17172_fig2-12-746x420.jpg 746w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">The Day the Earth Smiled</figcaption></figure>
<p>Benzer bir görüntü ise <strong>(The Day the Earth Smiled)</strong> 19 Temmuz 2013’te yakalandı. Burada Dünyamızı, Venüs’ü, Mars’ı çok net bir şekilde görebiliyoruz. Dünyamızı bu kadar uzaktan başka bir gezegenin yörüngesinden görmek insana gerçekten değişik hissettiriyor. Koca evrende sadece bir toz zerresi olduğumuzu hatırlatıyor.</p>
<p></p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Satürn gerçekten de sıra dışı bir gezegen. Hepimizin zihnine en çok kazınmış olanı. Eşsiz halkaları onu bizim için ayrı bir konuma yükseltiyor. Elbette yaşam için uygun bir yer değil. Fakat aynı şeyi uyduları için söyleyemeyiz. İç okyanuslara ev sahipliği yapan Enceladus gibi uydular yaşam barındırıyor ya da bir zamanlar barındırmış olabilir. Diğer yandan Titan, yaşamın ortaya çıkışı hakkında önemli bilgiler saklıyor olabilir. Bunların hepsi, gelecek nesillerin, yepyeni uzay görevleriyle ortaya çıkaracağı türden şeyler.</p>
<p>Bakalım bizi daha ne keşifler bekliyor?</p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>Bir Nefeste Evren – COLIN STUART</strong></p>
<p><strong>50 Soruda Evren – ÇAĞLAR SUNAY</strong></p>
<p><strong>Evren 101 – CAROLYN COLLINS PETERSEN</strong></p>
<p><strong>Astronomi for Dummies – STEPHEN P. MARAN</strong></p>
<p><a href="https://solarsystem.nasa.gov/planets/saturn/in-depth/">https://solarsystem.nasa.gov/planets/saturn/in-depth/</a></p>
<p><a href="https://solarsystem.nasa.gov/resources/17777/the-saturn-system-through-the-eyes-of-cassini-e-book/">https://solarsystem.nasa.gov/resources/17777/the-saturn-system-through-the-eyes-of-cassini-e-book/</a></p>
<p><a href="https://solarsystem.nasa.gov/planets/saturn/galleries/?page=0&per_page=25&order=created_at+desc&search=&href_query_params=category%3Dplanets_saturn&button_class=big_more_button&tags=saturn&condition_1=1%3Ais_in_resource_list&category=51">https://solarsystem.nasa.gov/planets/saturn/galleries/?page=0&per_page=25&order=created_at+desc&search=&href_query_params=category%3Dplanets_saturn&button_class=big_more_button&tags=saturn&condition_1=1%3Ais_in_resource_list&category=51</a></p>
<p><a href="https://solarsystem.nasa.gov/missions/cassini/overview/">https://solarsystem.nasa.gov/missions/cassini/overview/</a></p>
<p><a href="https://photojournal.jpl.nasa.gov/mission/cassini">https://photojournal.jpl.nasa.gov/mission/cassini</a></p>
<p><a href="https://nssdc.gsfc.nasa.gov/photo_gallery/photogallery-saturn.html">https://nssdc.gsfc.nasa.gov/photo_gallery/photogallery-saturn.html</a></p>
<p><a href="https://www.jpl.nasa.gov/who-we-are/documentary-series-jpl-and-the-space-age">https://www.jpl.nasa.gov/who-we-are/documentary-series-jpl-and-the-space-age</a></p>
<p><a href="https://www.space.com/18471-how-was-saturn-formed.html">https://www.space.com/18471-how-was-saturn-formed.html</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Saturn">https://en.wikipedia.org/wiki/Saturn</a></p>
<p><a href="https://scopethegalaxy.com/gas-giant-vs-ice-giant/">https://scopethegalaxy.com/gas-giant-vs-ice-giant/</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Saturn%27s_hexagon">https://en.wikipedia.org/wiki/Saturn%27s_hexagon</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Great_White_Spot">https://en.wikipedia.org/wiki/Great_White_Spot</a></p>
<p><a href="https://solarsystem.nasa.gov/missions/cassini/science/magnetosphere/">https://solarsystem.nasa.gov/missions/cassini/science/magnetosphere/</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Magnetosphere_of_Saturn">https://en.wikipedia.org/wiki/Magnetosphere_of_Saturn</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Dragonfly_(spacecraft)">https://en.wikipedia.org/wiki/Dragonfly_(spacecraft)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Mimas_(moon)">https://en.wikipedia.org/wiki/Mimas_(moon)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Hydrostatic_equilibrium">https://en.wikipedia.org/wiki/Hydrostatic_equilibrium</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Hyperion_(moon)">https://en.wikipedia.org/wiki/Hyperion_(moon)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Iapetus_(moon)">https://en.wikipedia.org/wiki/Iapetus_(moon)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Cassini%E2%80%93Huygens">https://en.wikipedia.org/wiki/Cassini%E2%80%93Huygens</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Pioneer_11">https://en.wikipedia.org/wiki/Pioneer_11</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Rings_of_Saturn">https://en.wikipedia.org/wiki/Rings_of_Saturn</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/saturn-gunes-sisteminin-en-fotojenik-gezegeni/">Satürn: Güneş sisteminin en fotojenik gezegeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Leonardo da Vinci Biyografisi: Bin yılın dahisi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/leonardo-da-vinci-biyografisi-bin-yilin-dahisi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/leonardo-da-vinci-biyografisi-bin-yilin-dahisi</guid>
<description><![CDATA[ Dünyayı değiştiren insanlar serimizin 9. bölümüne hoş geldiniz arkadaşlar. Konuğumuz bin yılın dâhisi Leonardo da Vinci. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyenlerin bile adını duyduğu muhteşem bir karakter. Size bir soru: Bir insan en fazla kaç alanda uzmanlaşabilir? Bir, üç, beş? Onun için bu sayılar yetmez. O kadar çok alanda devrimsel çalışmalar yürüttü ki insanın inanası […]
Leonardo da Vinci Biyografisi: Bin yılın dahisi yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/l-intro-1662611736.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Leonardo, Vinci, Biyografisi:, Bin, yılın, dahisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyayı değiştiren insanlar serimizin 9. bölümüne hoş geldiniz arkadaşlar. Konuğumuz bin yılın dâhisi Leonardo da Vinci. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyenlerin bile adını duyduğu muhteşem bir karakter.</p>
<p>Size bir soru: Bir insan en fazla kaç alanda uzmanlaşabilir?</p>
<p>Bir, üç, beş?</p>
<p>Onun için bu sayılar yetmez. O kadar çok alanda devrimsel çalışmalar yürüttü ki insanın inanası gelmiyor. Çünkü o “doğanın sonsuz işleri”nin harikulade örüntülerle dolu bir bütünlük içinde olduğuna inanıyordu. Ve bu işlerin hepsine merak duyuyordu. Beşeri bilimlerle temel bilimleri birleştirme yeteneği Leonardo da Vinci’yi tarihin en yaratıcı hezarfeni yaptı. Bilimsel araştırmaları sanatını, sanatı bilimsel araştırmalarını etkiledi.</p>
<p>Leonardo en temelde kendisini bir bilim insanı ve mühendis olarak görüyordu. Zaman zaman saplantılı bir hal alan tutkuyla mimari, anatomi, fosiller, kuşlar, uçan makineler, heykeller, optik, botanik, jeoloji, kartografi, müzik ve silahlar üzerine çığır açıcı çalışmalar yürüttü.</p>
<p>Ve bir de… Duymuşsunuzdur… Resim yapabiliyordu. Hem de ne yapmak!</p>
<p>Tarihin en ünlü iki resmi onun elinden çıktı.</p>
<p>Son Akşam Yemeği ve Mona Lisa…</p>
<p>Leonardo neredeyse hiç resmi eğitim almamıştı. Dönemin bilim dili diyebileceğimiz Latince’yi çok az okuyup yazabiliyor, uzun bölme işlemlerini zar zor yapıyordu. Fakat fantezinin sınırlarıyla flört edecek denli coşkun bir hayal gücü vardı. Çok meraklıydı. Arkasında bıraktığının ancak 4’te 1’i olan ve mucize eseri günümüze ulaşan 7200 sayfadan fazla not, karalama ve çizim bu hayal gücü ve olağanüstü merak konusunda bize ayrıntılı bilgiler veriyor.</p>
<p>Mesela 1490’larda Milano’da kaleme aldığı bir tanesinde öğrenmeyi kafaya koyduğu şeylerden bazılarını şöyle listelemiş:</p>
<p>-Milano ve çevresinin ölçümünü yap.</p>
<p>-Milano’nun haritasını çiz.</p>
<p>-Aritmetik üstadından üçgeni kareleştirmeyi öğren.</p>
<p>-Humbaracı Giannino’ya Ferrara’daki kulenin duvarlarının nasıl örüldüğünü sor.</p>
<p>-Benedetto Portinari’ye Flandra’da buz üstünde nasıl yürüdüklerini sor.</p>
<p>-Lombard tarzı kanal, kanal havuzu ve değirmen onarımını anlatacak bir hidrolik ustası bul.</p>
<p>-Fransız üstat Giovanni Francese’den söz verdiği üzere Güneş’in büyüklüğünü öğren.</p>
<p>Leonardo, yıllar boyunca tekrar tekrar yapması ve öğrenmesi gereken şeylerin listesini çıkardı. Bizlerin hayatı boyunca aklına bile gelmeyecek şeyleri o kendi kendine sorardı:</p>
<p>-Gökyüzü neden mavidir?</p>
<p>-Neden sudaki balıklar havadaki kuşlardan daha çeviktir? Su havadan daha ağır ve yoğun olduğuna göre tam tersi olması gerekmez mi?</p>
<p>-Ağaçkakanın dili neye benzer?</p>
<p>Bu sorular aslında resim yaparken ya da uçan makineler tasarlarken işine yaramayacaktı. Ama bilmek istiyordu çünkü o Leonardo’ydu. Meraklı, tutkulu ve sürprizlerle dolu Leonardo.</p>
<p>Bu videoda elbette onun bütün eserlerine ve kimliklerine hakkıyla değinmemiz mümkün değil. Bunun için onlarca saatlik video yapmak gerekir. Ayrıca Leonardo’nun yapıtlarından ve notlarından ancak pek azının günümüze kadar ulaşabildiğini de biliyoruz.</p>
<p>O zaman gelin Leonardo’nun çıraklık ve ustalık döneminden öne çıkan eserlerini bir inceleyelim. Resimde Klasizm akımının en önemli temsilcisi haline nasıl geldiğine bir bakalım. Ayrıca sadece sanatçı kimliğine değil, diğer kimliklerine de biraz değinelim.</p>
<p>Bu videoda askeri teknolojilerden anatomiyle ilgili çizimlerine, harita biliminden jeolojiyle ilgili çalışmalarına, tarihin en ünlü resminden 2006 yılında ortaya çıkan kayıp Salvator Mundi tablosuna dek Leonardo’yla ilgili pek çok şeyi inceleyeceğiz.</p>
<p>Bu çalışmaların günümüzden 500 yıl önce yapılmış olduğuna inanamayacaksınız!</p>
<p>Başlıyoruz.</p>
<p></p>
<h2><strong>1-Leonardo’nun Erken Dönemleri</strong></h2>
<h4><strong>1.1-Çocukluğu</strong></h4>
<p>Biyografi serisinde her zaman yaptığımız gibi önce Leonardo’nun da çocukluğuna bir gidelim. Bakalım bin yılın dâhisi nasıl bir çocukluk geçirmiş? Nasıl bir ailesi varmış?</p>
<p>Leonardo şansına evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelmişti. Şansına diyorum çünkü aksi olsaydı en az beş kuşaktır ailesinde doğan tüm ilk erkek çocukları gibi onun da noter olması beklenecekti. Noterlik saygın bir meslekti fakat Leonardo’da bundan çok daha fazlası vardı.</p>
<p>Vinci kelimesi Leonardo’nun doğduğu yer olan Floransa’nın bir kasabasından geliyordu. “Vinci’den Leonardo” anlamında Leonardo da Vinci onun adı olmuştu. Floransa, onun doğduğu yıl olan 1452’de ayrı bir cumhuriyetti.</p>
<p>Babası Piero, 1451 dolaylarında 25 yaşındayken Vinci’ye yerleşmişti. Ertesi yıl bir köylü kızıyla ilişki kurdu. 15 Nisan 1452’de bu ikilinin bir oğlu oldu. Baba tarafı hakkında pek çok bilgimiz olsa da, annesi, ne Leonardo’nun doğum kaydında ne de vaftiz belgesinde bahsedilmeye değer bulunmamıştı. Çünkü bu evlilik dışı bir çocuktu.</p>
<p>2017 yılında ortaya çıkan kayıtlar Leonardo’nun annesinin Caterina Lippi adında, 16 yaşında, öksüz, yetim ve yoksul bir genç kız olduğunu ortaya çıkardı. Caterina farklı bir sosyal sınıfa mensuptu. Piero onunla evlenemezdi çünkü hem sınıf farkı vardı hem de halihazırda varlıklı bir kunduracının kızıyla nişanlıydı. Leonardo’nun doğumunu izleyen 8 ay içerisinde bu kızla evlenecekti.</p>
<p>O dönemin Floransası’nda evlilik dışı doğmak orta sınıf için pek kabul edilebilir bir durum değildi. Evlilik dışı çocuklar bir yandan ailenin bir parçası sayılırken bir yandan da bazen dışlanırlardı. Mesela Leonardo ileride miras konusunda sıkıntılar yaşayacaktı. Babasının üyesi olduğu noterler loncasına girmek konusunda da sıkıntılar çıktı. Ama iyi ki de çıktı yoksa Leonardo bugün bildiğimiz hezarfen olamayabilirdi.</p>
<p>Babasının evliliğinden sonra annesi de evlendi. Böylece Leonardo 5 yaşından itibaren çoğunlukla aylak büyükbabası Antonio’nun yanında, Da Vinci aile evinde yaşamaya başlamıştı. Burada amcası Francesco’da kendisine babalık yaptı.</p>
<h4><strong>1.2-Eğitim Hayatı</strong></h4>
<p>Leonardo iyi bir resmi eğitim almadı. Küçük Leonardo’nun okulu çiftlik evinin çevresindeki tarlalar, kırlar ve ormanlardı. Hocası ise genç amcası Francesco’ydu.</p>
<p>Bu filozof ve aylak amca, yeğenine, doğa üzerine kendi kişisel kuramını aktarıyordu. Onun kuramı, gözlemlerden, kanıtlardan ve doğrulamalardan, ama hepsinden önemlisi, yaratılmış her şeye karşı sevgiden oluşuyordu. Yeğeniyle sık sık ırmak kenarına gidiyor, ormana yürüyor ve böceklerin nasıl başkalaşım geçirdiklerini gösteriyordu. Yazın boylarından büyük tahıl tanelerini sürükleyen karıncaları bakışlarıyla takip ediyorlardı. Kimi zaman amcası, ona bir masal anlatıyordu: sözgelimi, bir karıncayla bir tahıl tanesi arasındaki gizli anlaşma masalını…</p>
<p>Okul çağı geldiğinde Leonardo Abaküs Okulu adıyla da bilinen bir okula gitti. Orada aldığı azıcık ticari matematik eğitimi dışında esasen kendi kendini yetiştirecekti. O kadar çok şeyle ilgileniyordu ki dikkati çok çabuk dağılıyordu. Ardı arkası kesilmeyen soruları ve yorumlarıyla öğretmenini zor durumda bırakıp şaşkına çeviriyordu. Geometride iyiydi fakat dönemin temel cebiri veya denklemler gibi konularda başarılı olamıyordu. Latinceyi de bir türlü adamakıllı öğrenemedi.</p>
<p>Fakat resmi eğitim görmemiş olması onu bir deneyim ve deney tutkununa dönüştürdü. Gelenekçi değil özgür düşünceli biri yaptı. Böylece Orta Çağ dogmalarını kabul ettirmeye yönelik bir eğitimden kurtulmuştu. Otoriteye saygı duymuyor ve genelgeçer bilgiyi sorguluyordu.</p>
<p>Bunun üzerine bir de doğanın mucizelerine yönelik yoğun bir gözlem arzusu ve yeteneği eklenmişti. Leonardo kendini, biçimleri ve gölgeleri şaşılacak bir kesinlikle algılamaya zorluyordu. Kanatların çırpışından insan yüzünde beliren duygulara, özellikle hareketi yakalamak konusunda çok iyiydi. Bu temel üzerine, bazılarını zihninde, bazılarını çizimlerle ve pek azını nesnelerle gerçekleştirdiği deneyler tasarlıyordu.</p>
<p>İşte bu tür tutkuları ve yetenekleri olan bir çocuk için doğulacak iyi bir zamandı. 1452’de Johannes Gutenberg, matbaasını açmıştı. Bu, eğitimsiz Leonardo gibiler için mükemmel kitaplar demekti. Ayrıca İtalya, eşine ender rastlanan savaşsız bir 40 yıllık döneme giriyordu. Osmanlıların Konstantinopolis’i ele geçirmesi de İtalya’ya büyük bir âlim göçüne neden olmuş, bir sürü el yazması getirilmişti. Statü peşinde koşan hamilerden oluşan tüccar sınıfının da gelişimiyle Floransa, Rönesans sanatı ve hümanizminin beşiğine dönüşmüştü.</p>
<p>Rönesans. Yani yeniden doğuş. Adaletin ve cumhuriyetçiliğin yüceltildiği bir dönem. Toplumsal, siyasal ve ekonomik değişimlere yol açan ve yüzyıllarca sürecek olan bilim ve sanat akımı. İşte küçük Leonardo’nun içine doğduğu dönem buydu.</p>
<h4><strong>1.3-İlk Floransa Dönemi</strong></h4>
<p>Evlilik dışı bir çocuk olmasına rağmen Leonardo’nun, 12 yaşına kadar Vinci’de oldukça düzenli bir hayatı oldu. Ancak 1464 yılında bu düzen değişti. Leonardo’nun üvey annesi Albiera, ilk çocuğunu doğururken doğum esnasında bebekle birlikte öldü. Kısa süre önce de Leonardo’nun büyükbabası Antonio ölmüştü. Böylece kendini yalnız hisseden babası, bir meslek sahibi olması için Leonardo’yu Floransa’nın merkezine getirdi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1191" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1191" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff.jpg" alt="" width="1280" height="581" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff.jpg 1280w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff-300x136.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff-1024x465.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff-768x349.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff-696x316.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff-1068x485.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/cb07580114ea02ac0f96c176b66941ff-925x420.jpg 925w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px"></a><figcaption class="wp-caption-text">15. yy Floransa resmi</figcaption></figure>
<p>Leonardo bu karmaşık şehir yaşamını ilk başta sevmedi. Ama zamanla şehir hayatına alışacak ve burada öğrencileri, arkadaşları ve hamileriyle yani onu kollayan ona destek olan insanlarla güzel bir hayat kuracaktı.</p>
<p>1400’lü yıllarda Floransa kadar yaratıcılığı uyaran bir yer daha yoktu. 40 bin nüfusu vardı ve babadan oğula bir monarşi sistemiyle yönetilmiyordu. Floransa ekonomisi; sanat, teknoloji, tasarım, kimya ve ticaretin iç içe geçtiği bir yapıyla gelişmişti. Her sanat dalından ustalar buradaydı. Şehirdeki sanatçıların çoğu aynı zamanda mimardı.</p>
<p>İşte böyle bir şehirde yeni servet sahibi olanlar özgün sanat eserleri sipariş ediyor, lüks ipek giysiler ve altın mücevherler satın alıyor, görkemli konaklar inşa ediyor, sanatçı ve yazarları korumaları altına alıyorlardı. Böylece statülerini sağlamlaştırıyorlardı.</p>
<p>Leonardo’nun ilgisi de çizim yapmak ve cisimlere şekil vermek gibi şeylerdi. Burada kendini keşfetmeye ve tanımaya başlamıştı. Çok meraklı ve gözlemci bir çocuktu. Bu yüzden tam yerine gelmişti. Sokağa çıkıp yalnız başına, sanatçıların ve zanaat ustalarının işliklerinde dolaşıyor, güzel bir resim veya ustaca kullanılan bir alet gördüğünde hemen gidip inceliyordu.</p>
<p>Ayrıca hayvanlar ve bitkiler dünyasındaki araştırmalarını da tek başına sürdürüyordu: Floransa’nın bostanlarında, bahçelerinde ve nehir kıyılarında böcekler, balıklar, kuşlar yakalıyor; bitkiler ve çiçekler topluyordu. Bunları unutmamak, bazı özelliklerini kalıcı olarak saptamak için çizim yapmaya da başlamıştı. Gözlemlerini ve aklına gelen fikirleri not etmek, listeler hazırlamak, karalama ve çizimler yapmak onun için doğal bir alışkanlıktı.</p>
<p>Ancak onun defterindekiler dünyada şimdiye dek görülmüş hiçbir şeye benzemiyordu. Defterleri, insan gözlemciliği ve hayal gücünün kağıt üzerine aktarılmış en hayret verici tezahürü gibiydi. Çünkü Leonardo şeylerin sadece nasıl çalıştığına değil neden çalıştığına da ilgi duyuyordu.</p>
<h4><strong>1.4-Medici Ailesi</strong></h4>
<p>Floransa’da yönetim, siyaset ve kültüre egemen olan olağanüstü derecede varlıklı, banker Medici ailesinin elinde bulunuyordu. Mediciler kıtanın zengin ailelerinin servetlerini yöneterek bu ailelerin en zengini konumuna yükselmişti. 1469’da halk tarafından kendisine Muhteşem lakabı takılmış Lorenzo de’Medici hükümdar oldu. Yaptığı ilk iş büyükbabasının kurduğu Platon Akademisi’ni himayesine almaktı.</p>
<p>Zenginliğini çoğaltmaktan ziyade harcamayı seven bir adamdı. Sanatı yüceltiyor, yenilikçi ve yaratıcı sanatçıları destekliyordu. Ayrıca rakip şehir devletlerle barışçıl bir güç dengesi kurmuştu. Vatandaşları için göz kamaştırıcı gösteriler ve büyük prodüksiyonlu eğlenceler düzenlemek en sevdiği işti. Bütün bunlar başta genç Leonardo olmak üzere hazırlıklarda çalışan birçok sanatçının yaratıcılığını ve hayal gücünü harekete geçiriyordu.</p>
<h2><strong>2-Çıraklığı</strong></h2>
<h4><strong>2.1-Leonardo’nun Karakteri</strong></h4>
<p>Leonardo, hayatı boyunca çekici bir görünüşe sahip, yakışıklı bir adamdı. Güzel giyinmeyi severdi. Ayrıca insanlara ve hayvanlara karşı sevecen ve nazik tavırlarıyla nam salmış, hoşsohbet ve doğa aşığı biriydi. Zamanını çok para kazandıracak işlerde harcamaktansa bilgelik kazanmaya ayırırdı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1192" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/D5ippz4X4AAcmGT.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1192 size-medium" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/D5ippz4X4AAcmGT-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/D5ippz4X4AAcmGT-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/D5ippz4X4AAcmGT-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/D5ippz4X4AAcmGT-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/D5ippz4X4AAcmGT-420x420.jpg 420w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/D5ippz4X4AAcmGT.jpg 699w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Leonardo da Vinci</figcaption></figure>
<p>Hayvanları çok sever, yaşama haklarına saygı duyardı. Özellikle atlara bayılırdı. Kuş satıcılarından kuşları satın alır ve özgür bırakırdı. Ömrünün büyük bir bölümünü vejetaryen olarak geçirdi. Hayatı boyunca evlenmedi. Cinsel yönelimi konusunda elimizde net bir bilgi yok.</p>
<p>Solaktı. Yazılarını, harfler ters yöne bakacak biçimde sayfanın sağından soluna doğru yazıyordu. Normal bir insan ayna tutmadan zar zor okuyabilirdi. Solak olması çizim yöntemini de etkilemişti. Sağdan sola doğru çizerdi. Çoğu ressamın tersine tarama çizgileri sağ alttan başlayarak sol üste giderdi. Bu sayede günümüzde onun resimlerini diğer resimlerden ayırt etmemiz kolaylaşmış oluyor.</p>
<p>Çıraklık döneminde her şey genç Leonardo’nun ilgi alanına giriyordu. Her şeyi okuyordu. Hayal dünyası, el attığı her konuya derinden nüfuz etti. Gözlemle hayal gücünü ustaca birleştirmeyi biliyordu. Bu da onu gelmiş geçmiş en büyük yenilikçi-yaratıcı yapacaktı. Fakat kendi kendini yetiştirmiş olduğu için yöntemsiz çalışıyor, bazen kendini tekrar ediyor, ikincil ya da kolayca elde edilebilecek bilgilerin peşinde zaman yitiriyordu.</p>
<h4><strong>2.2-Verrocchio Usta</strong></h4>
<p>Leonardo 14 yaşındayken babası, ona bir müvekkilinin yanında, Floransa’daki en iyi atölyelerden birini işleten çok yönlü bir sanatçı ve mühendis olan Andrea Del Verrocchio’nun atölyesinde çıraklık ayarladı. Verrocchio, Leonardo’yu sırf babasına iyilik olsun diye değil, gerçekten yetenekli bulduğu için yanına çırak almıştı. Hatta çocuğun yeteneği karşısında hayretler içinde kalmıştı.</p>
<p>Piero’nun noterlik bürosuna yakın bir sokakta bulunan Verrocchio’nun atölyesi, Leonardo için biçilmiş kaftandı. Leonardo geldiğinde atölyede birçok zanaatkar vardı ve Medici ailesi için çok sayıda sanat eseri yapılıyordu. Fakat rafine bir sanat stüdyosundan çok ticari kaygılarla işletilen bir yerdi.</p>
<p>Verrocchio müşfik bir ustaydı. Öğrencileri çıraklık döneminden sonra bile onunla çalışmaya devam ederdi. Bilime, özellikle geometriye çok düşkündü. Yüzey anatomisi, mekanik, çizim teknikleri, ışık ve gölgenin dökümlü kumaşlar gibi materyaller üzerindeki etkisini inceleyen sıkı bir eğitim programı vardı. Atölyedeki başlıca tartışma konuları matematik, anatomi, diseksiyon, eski eserler, müzik ve felsefe gibi konuları içeriyordu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1193" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200px-Bartolomeo_Colleoni_by_Andrea_del_Verrocchio.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1193 size-medium" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200px-Bartolomeo_Colleoni_by_Andrea_del_Verrocchio-300x269.jpg" alt="" width="300" height="269" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200px-Bartolomeo_Colleoni_by_Andrea_del_Verrocchio-300x269.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200px-Bartolomeo_Colleoni_by_Andrea_del_Verrocchio-768x689.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200px-Bartolomeo_Colleoni_by_Andrea_del_Verrocchio-696x624.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200px-Bartolomeo_Colleoni_by_Andrea_del_Verrocchio-468x420.jpg 468w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1200px-Bartolomeo_Colleoni_by_Andrea_del_Verrocchio.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Bartolomeo Colleoni’nin Atlı Heykeli</figcaption></figure>
<p>Leonardo’nun ustası değeri yeterince bilinememiş çok yetenekli bir adamdı. Yaptığı resimler ve heykeller göz kamaştırıcı güzelliğe sahipti. Özellikle “Bartolomeo Colleoni’nin Atlı Heykeli” bir başyapıt olarak hala yerini koruyor. Leonardo abaküs okulunda matematiğin ticarette nasıl kullanılacağını öğrenmişti. Verrocchio’dan ise çok daha kıymetli bir şey öğrendi: Geometrinin büyüleyiciliğini. Oranlarda bir armoni vardı. Matematik doğanın fırça darbesiydi.</p>
<p>Bir gün Floransa Katedrali’nin tepesine iki ton ağırlığında bir küre yerleştirme işi gelmişti. Bu işle birlikte Leonardo’da, optiğe ve ışık ışınlarının geometrisine karşı büyük bir merak ve hayranlık uyanmıştı. Sekiz bakır levhayla kaplanmış yaldızlı, taştan kürenin inşası o dönemde henüz kaynak şalomaları olmadığından farklı bir yöntemle yapılacaktı. Güneş ışığını yüksek ısılı tek noktada toplayacak olan yaklaşık 90 cm genişliğinde içbükey aynalar kullanılarak lehimlenecekti. Işınların doğru açısını hesaplamak ve aynaların eğimlerini buna göre yapmak için geometri bilgisi gerekiyordu. Leonardo “ateş aynaları” adını verdiği bu aynalardan büyülenmişti.</p>
<h4><strong>2.3-İlk Sanat Eseri</strong></h4>
<p>Çıraklık döneminde Leonardo, Leon Battista Alberti’nin “Resim Üzerine” adlı kitabından da çok etkilenmişti. Alberti’ye göre ruhun hareketleri bedenin hareketleri sayesinde bilinir hale gelebilirdi. Leonardo bu yaklaşımı benimseyerek ileride şöyle diyecekti:</p>
<p>“İyi bir ressam aslen iki şey çizmelidir, insan ve onun zihnindeki niyetler. İlki kolay, ikincisi zordur çünkü ikincisinin jestlerle, mimiklerle, kol ve bacak hareketleriyle betimlenmesi gerekir. Hareketler zihinsel devinimleri duyurmalıdır.”</p>
<p>Babası, Leonardo’nun sanatla doğanın harikalarını birleştirme yeteneğinin farkına varmıştı. Hatta bir keresinde oğlunun bu özelliklerinden kazanç bile sağladı. Vinci’de çalışan bir köylü, tahtadan küçük bir kalkan yapmış ve Piero’dan kalkanı Floransa’ya götürüp üzerinin resimlenmesini istemişti.</p>
<p>Piero’nun bu iş için görevlendirdiği oğlu, kalkanın üzerine ateş püskürten, ejderha benzeri korkunç bir canavar imgesi çizmeye karar verdi. Canavara doğal bir görünüm vermek için gerçek kertenkeleler, yılanlar ve yarasalardan parçalar toplamıştı.</p>
<p>Sonunda o kadar etkileyici bir çizim ortaya çıktı ki babası kalkanı almaya geldiğinde loş ışıkta gözüne gerçek gibi gelen canavar çizimi karşısında irkildi. Daha önce bu kadar olağanüstü, bu kadar sıra dışı, eşsiz bir şey hiç görmemişti. Oğlunun eserini kendine saklayıp köylü için başka bir kalkan almaya karar verdi.</p>
<p>O kalkan bugün kayıp. Akıbetinin ne olduğu bilinmiyor. Ticari kafa yapısına sahip babası tarafından çok iyi bir fiyata satıldıktan sonra yüzyıllardır kim bilir kimlerin eline geçti.</p>
<p>Peki Leonardo’nun buradaki ödülü neydi?</p>
<p>Onun ödülü babasının müthiş kalkanı görünce duyduğu korkuydu. Bu bir sanatçı olarak ona yeterdi. Para mühim değildi. Leonardo’nun belki de kayda geçen ilk sanat eserinin hikayesi işte böyleydi.</p>
<h4><strong>2.4-Sfumato Tekniği</strong></h4>
<p>Leonardo bu dönemde sadece hayvan imgelerini değil, nesneleri de resmetmeyi öğreniyordu.</p>
<p>Mesela dökümlü kumaş alıştırmaları sanatsal dehasının en önemli bileşenlerinden birini geliştirmesine yardımcı oldu: Işık ve gölgeyi iki boyutlu bir yüzeyde etkili bir üç boyutluluk yanılsaması yaratacak biçimde kullanma becerisi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1194" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/5567809979_c1a1d31483_b.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1194" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/5567809979_c1a1d31483_b.jpg" alt="" width="914" height="1024" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/5567809979_c1a1d31483_b.jpg 914w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/5567809979_c1a1d31483_b-268x300.jpg 268w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/5567809979_c1a1d31483_b-768x860.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/5567809979_c1a1d31483_b-696x780.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/5567809979_c1a1d31483_b-375x420.jpg 375w" sizes="auto, (max-width: 914px) 100vw, 914px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Da Vinci tarafından çizilmiş dökümlü kumaş resmi</figcaption></figure>
<p>Hayatının ilerleyen dönemlerinde not defterlerinden birine şöyle yazacaktı.</p>
<p>“Ressamın ilk amacı, bir cismi düz bir yüzeyde sanki üç boyutluymuş gibi göstermektir; bunu diğer herkesten daha büyük bir maharetle yapan kimse övgülerin en büyüğüne layıktır. Resim biliminin bu üstün marifeti, ışık ve gölgeden kaynaklanır.”</p>
<p>Leonardo, Verrocchio’nun atölyesinde dökümlü kumaş çizimlerinde ustalaşırken bir yandan da kontur çizgilerini ve keskin köşeleri bulanıklaştırmayı içeren “sfumato” tekniğine öncülük etti. Ressamlar bu tekniği bugün, nesneleri, keskin konturlarla resmetmek yerine gözümüze göründükleri gibi resmetmek için kullanıyor. Leonardo’nun bu meşhur buluşu bazı şeyleri daima hayal gücümüze bırakıyor. Kendi sözleriyle sfumato tekniğini şöyle açıklıyor:</p>
<p>“Işığı ve gölgeleri sert hatlar ve keskin konturlarla resmetmemeli, dumanın havaya karışıp yok olması gibi birbirine karıştırmalısınız.”</p>
<h4><strong>2.5-Romalı Bir Savaşçı</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1195" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Head_of_a_Warrior_-_Da_Vinci_1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1195" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Head_of_a_Warrior_-_Da_Vinci_1-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Head_of_a_Warrior_-_Da_Vinci_1-224x300.jpg 224w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Head_of_a_Warrior_-_Da_Vinci_1-765x1024.jpg 765w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Head_of_a_Warrior_-_Da_Vinci_1-768x1028.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Head_of_a_Warrior_-_Da_Vinci_1-696x932.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Head_of_a_Warrior_-_Da_Vinci_1-314x420.jpg 314w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Head_of_a_Warrior_-_Da_Vinci_1.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 224px) 100vw, 224px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Romalı Bir Savaşçı (Leonardo da Vinci)</figcaption></figure>
<p>Leonardo’nun en meşhur erken dönem çizimi, Milano Dükü’nün Floransa’yı ziyaretinden sonra çizdiği eser. Gösterişli bir miğfer takmış, haşin suratlı Romalı bir savaşçıyı profilden tasvir eden bu çalışma Verrocchio’nun yaptığı bir çizimden yola çıkılarak yapılmış. Boyalı kağıt üzerine sivri uçlu gümüş kalemle çizilmiş. Son derece karmaşık desenler içeren çizimde, savaşçının miğferi aşırı gerçekçi bir kuş kanadı ve Leonardo’nun bayıldığı büklümler ve spirallerle süslenmiş.</p>
<p>Gözlem becerisi hayatı boyunca Leonardo’nun hayal gücünü beslemişti. Sokakları kemerinden sarkan bir defterle dolaşırdı. Yüzleri göze çarpan abartılı özellikler barındıran ve iyi birer model olacaklarını düşündüğü insanları evine yemeğe davet ederdi. Yemekte onların karşısına oturur ve onlara akla hayale gelebilecek en gülünç öyküleri anlatırdı. Tüm jest ve mimiklerini büyük bir dikkatle gözler ve zihnine kaydederdi. Onlar gidince odasına çekilir ve gözlemlerini kağıda dökerdi. Böyle böyle ustalaşıyordu.</p>
<h4><strong>2.6-Gökyüzü Vidası</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1196" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/2-1-768x1062-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1196" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/2-1-768x1062-1-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/2-1-768x1062-1-217x300.jpg 217w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/2-1-768x1062-1-741x1024.jpg 741w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/2-1-768x1062-1-696x962.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/2-1-768x1062-1-304x420.jpg 304w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/2-1-768x1062-1.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 217px) 100vw, 217px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Gökyüzü vidası çiziminin bulunduğu defter sayfası</figcaption></figure>
<p>Leonardo’nun yaratımları sadece kağıt üstünde kalacak şeylerden ibaret değildi. Aslında bir mimar ve mühendis olmak isteğiyle yanıp tutuşuyordu. Mesela genellikle ilk helikopter tasarımı olarak kabul edilen meşhur “Gökyüzü Vidası” çizimi bu isteği hakkında bize önemli bilgiler veriyor. Keten, tel ve bambudan oluşan sarmal mekanizmaya sahip bu aygıtın teoride döne döne havaya yükselebileceğini düşündü. Hatta notlarında “ketenin gözenekleri nişastayla kapatılmıştır” gibi bazı ayrıntılar bile vermişti. Fakat aygıtın bir insan tarafından nasıl uçurulacağı konusunda bir bilgi yoktu. Bu gökyüzü vidası belki de Floransa’da düzenlenen teatral gösterilerde insanları eğlendirmek için tasarlanmıştı.</p>
<h2><strong>3-İlk Resim Çalışmaları</strong></h2>
<h4><strong>3.1-Katkıda Bulunduğu Resimler (Tobias ve Melek – İsa’nın Vaftizi)</strong></h4>
<p>Verrocchio’nun atölyesinde işbirlikçi ve samimi bir ortam vardı. Leonardo bu ortamdan o kadar hoşnuttu ki 1472’de 20 yaşındayken çıraklığı sona erdiğinde bile bir süre daha orada çalışmaya devam etti. Bir yandan da Floransalı ressamlar birliği Compagnia di San Luca’ya kaydolmuştu.</p>
<p>20’li yaşlarının başında Verrocchio’nun atölyesinde iki resme katkıda bulundu: Tobias ve Melek resminde koşturan köpekle, parlak balığın ve İsa’nın Vaftizi resminde en soldaki meleğin çiziminden sorumluydu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1197" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/844px-Workshop_of_Andrea_del_Verrocchio._Tobias_and_the_Angel._33x26cm._1470-75._NG_London.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1197 size-full" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/844px-Workshop_of_Andrea_del_Verrocchio._Tobias_and_the_Angel._33x26cm._1470-75._NG_London.jpg" alt="" width="844" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/844px-Workshop_of_Andrea_del_Verrocchio._Tobias_and_the_Angel._33x26cm._1470-75._NG_London.jpg 844w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/844px-Workshop_of_Andrea_del_Verrocchio._Tobias_and_the_Angel._33x26cm._1470-75._NG_London-234x300.jpg 234w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/844px-Workshop_of_Andrea_del_Verrocchio._Tobias_and_the_Angel._33x26cm._1470-75._NG_London-800x1024.jpg 800w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/844px-Workshop_of_Andrea_del_Verrocchio._Tobias_and_the_Angel._33x26cm._1470-75._NG_London-768x983.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/844px-Workshop_of_Andrea_del_Verrocchio._Tobias_and_the_Angel._33x26cm._1470-75._NG_London-696x891.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/844px-Workshop_of_Andrea_del_Verrocchio._Tobias_and_the_Angel._33x26cm._1470-75._NG_London-328x420.jpg 328w" sizes="auto, (max-width: 844px) 100vw, 844px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Tobias ve Melek</figcaption></figure>
<p>Bir gün Leonardo yine bu melek üzerinde çalışırken yemek vakti gelmişti. Lorenzo isimli arkadaşı yemek yemek yerine dirseklerini masaya, yüzünü de ellerinin arasına koymuş öylece duruyor, kendinden geçmiş bir halde arkadaşını seyrediyordu.</p>
<p>Leonardo’nun meleğinin yanında, daha önce Verrocchio’nun çizdiği bir başka melek vardı ve Lorenzo doğal olarak ikisini karşılaştırma gereği duymuştu.</p>
<p>Arkadaşına şöyle dedi:</p>
<p>“Leonardo biliyor musun, senin çizdiğin melek ustamızın meleğinden daha güzel!”</p>
<p>Leonardo duymamış gibi yaptı.</p>
<p>“Bunu ben söylüyorum sana ama kendisi burada olsa o da söylerdi.”</p>
<p>Öteki öğrenciler eğlencenin ve kızların peşinde koşarken Leonardo, o melekten bir türlü kopamıyordu. Bitmiş olan çizimi ince ince işliyor, zaten kusursuz olan bir çalışmayı daha da kusursuz hale getirmeye uğraşıyordu.</p>
<p>Arkadaşı tekrarladı:</p>
<p>“Leonardo sana söylüyorum: Senin çizdiğin melek, ustamızın meleğinden daha güzel!”</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1198" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/919px-Verrocchio_Leonardo_da_Vinci_-_Battesimo_di_Cristo.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1198" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/919px-Verrocchio_Leonardo_da_Vinci_-_Battesimo_di_Cristo.jpg" alt="" width="919" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/919px-Verrocchio_Leonardo_da_Vinci_-_Battesimo_di_Cristo.jpg 919w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/919px-Verrocchio_Leonardo_da_Vinci_-_Battesimo_di_Cristo-255x300.jpg 255w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/919px-Verrocchio_Leonardo_da_Vinci_-_Battesimo_di_Cristo-871x1024.jpg 871w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/919px-Verrocchio_Leonardo_da_Vinci_-_Battesimo_di_Cristo-768x903.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/919px-Verrocchio_Leonardo_da_Vinci_-_Battesimo_di_Cristo-696x818.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/919px-Verrocchio_Leonardo_da_Vinci_-_Battesimo_di_Cristo-357x420.jpg 357w" sizes="auto, (max-width: 919px) 100vw, 919px"></a><figcaption class="wp-caption-text">İsa’nın Vaftizi</figcaption></figure>
<p>Leonardo tam arkadaşına cevap verecekti ki kapıda ustası Verrocchio’yu gördü. Kollarını kavuşturmuş genç öğrencisinin çalışmasına bakıyordu. Öyle bir anda gelmişti ki, Lorenzo’nun ateşli yorumunu işitmişti. Şimdi de bu saptamanın ne kadar doğru olduğunu kendi gözleriyle görüyordu.</p>
<p>Resmin yanına gitti ve sevgiyle Leonardo’nun omzuna dokunarak o resim üzerinde son kez kullandığı fırçayı eline aldı. Resim sanatından kesin olarak koptuğunu göstermek istercesine fırçayı kırdı. Fırçalara bir daha el sürmemeye karar vermişti. Çünkü boynuz kulağı geçmişti.</p>
<p>Resimdeki iki meleği karşılaştırdığımızda Verrocchio’nun bu hareketinin sebebini anlıyoruz. Kendisinin donuk yüzlü meleği boş gözlerle bakarken Leonardo’nun meleği çok daha gerçekçi bir ifadeye sahip. Verdiği pozda bir dinamizm var. Kıvrık bir dörtte üç profilden görülen meleğin gövdesi hafifçe sola doğru dönerken, boynu sağa dönmüş. Bu da bize şunu gösteriyor. Leonardo resimde hareketi tasvir etmek konusunda daha o zamanlarda uzmanlaşmıştı. Ayrıca bu resimden anlıyoruz ki sfumato tekniğinin o keskin konturları bulanıklaştıran dumansılığı, artık Leonardo sanatının ayırt edici özelliği haline gelmişti.</p>
<h4><strong>3.2-Meryem’e Müjde</strong></h4>
<p>Leonardo’nun, ortak çalışmalarının yanı sıra, 20’li yaşlarında büyük ölçüde tek başına yaptığı en az dört resim var. Şimdi gelin biraz da bunları inceleyelim.</p>
<p>Bunlardan ilki Meryem’e Müjde resmi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1199" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1199" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project.jpg" alt="" width="1280" height="581" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project.jpg 1280w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project-300x136.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project-1024x465.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project-768x349.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project-696x316.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project-1068x485.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1280px-Leonardo_da_Vinci_-_Annunciazione_-_Google_Art_Project-925x420.jpg 925w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Meryem’e Müjde</figcaption></figure>
<p>Melek Cebrail’in, Bakire Meryem’e, İsa Mesih’in annesi olacağını bildirerek onu büyük bir şaşkınlığa uğrattığı anı tasvir ediyor. Bu konu Rönesans’ta son derece popülerdi. Leonardo’nun bu yorumunda Meryem’i görkemli bir köy villasının duvarlarla çevrili bahçesinde başını okuduğu kitaptan kaldırıp Cebrail’e bakarken görüyoruz.</p>
<p>Resim tutkulu olmakla birlikte o denli kusurlarla dolu ki kimi uzmanlar resmin Verrocchio’nun atölyesinde çalışan başka ressamlarla ortak yapıldığını düşünüyor. Ancak çeşitli kanıtlar, resmin buradaki birincil elin Leonardo’ya ait olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Peki nedir bu sorunlu unsurlar?</p>
<p>Mesela hantal bahçe duvarı. Duvarın açık kısmının kenarındaki açı yanlış. Meryem’in dizlerini örten kıyafet esneklikten yoksun. Sandalyenin kolunun Meryem’in üçüncü dizi gibi görünmesi de bir başka problem. Selvi ağaçlarının aynı boyda olması hemen ilk bakışta göze çarpan problemlerden bir diğeri. Ayrıca Meryem’in pozu ve yüz ifadesindeki donukluk onu bir vitrin mankeni gibi göstermiş.</p>
<p>En rahatsız edici kusursa, Meryem’in, önündeki şatafatlı rahleye göre konumlandırılmasındaki tuhaflık. Rahlenin alt kısmı Meryem’e göre izleyiciye bir metre kadar daha yakın. Bu da Meryem’in sağ kolunun fazla uzun görülmesine neden olmuş.</p>
<p>Resim etkileyici olsa da bunun genç bir ressamın çalışması olduğu çok açık. İlerleyen yıllarda Leonardo’nun perspektifle ilgili gözlemlere ve optik üzerine yaptığı çalışmalara ağırlık vererek bu açıklarını kapattığını göreceğiz.</p>
<p>Tabii burada Leonardo’nun anamorfoz diye bilinen, bir eserde kimi unsurların çarpık gözüktüğü ancak farklı bir açıdan bakıldığında düzgün gözüktüğü görsel hile üzerinde denemeler yaptığını da düşünebiliriz. Kısacası bu resim, sergilediği perspektif hileleri yeterince pişmemiş bir dehanın göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Resim günümüzde Uffizi Galerisi, Floransa, İtalya’da bulunuyor.</p>
<h4><strong>3.3-Münih ve Benois Meryemleri</strong></h4>
<p>Şimdi geçelim Meryemlere.</p>
<p>Meryem’i bebek İsa’yla birlikte tasvir eden küçük boyutlu dini resim ve heykeller Verrocchio’nun atölyesinde düzenli olarak üretilen başlıca eserlerdendi. Leonardo’nun bu tür resimlerden en az iki tane yaptığını biliyoruz: Münih Meryemi ve Benois Meryemi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1200" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/828px-Leonardo_da_Vinci_Madonna_of_the_Carnation.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1200" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/828px-Leonardo_da_Vinci_Madonna_of_the_Carnation.jpg" alt="" width="828" height="1079" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/828px-Leonardo_da_Vinci_Madonna_of_the_Carnation.jpg 828w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/828px-Leonardo_da_Vinci_Madonna_of_the_Carnation-230x300.jpg 230w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/828px-Leonardo_da_Vinci_Madonna_of_the_Carnation-786x1024.jpg 786w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/828px-Leonardo_da_Vinci_Madonna_of_the_Carnation-768x1001.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/828px-Leonardo_da_Vinci_Madonna_of_the_Carnation-696x907.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/828px-Leonardo_da_Vinci_Madonna_of_the_Carnation-322x420.jpg 322w" sizes="auto, (max-width: 828px) 100vw, 828px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Münih Meryemi</figcaption></figure>
<p>Her iki resimde de en ilgi çekici unsur, kıpır kıpır tombul bebek İsa. İsa’nın boğum boğum vücudu Leonardo’nun modelleme, ışık ve gölgeyi kullanarak gerçekçi bir üç boyutlu görünüm yaratma konusunda ne kadar geliştiğini gösteriyor. Ayrıca ögelerin ton ve parlaklıklarını değiştirmek için “chiaroscuro” tekniğini kullanmış. Bu teknik renk tonlarını koyulaştırmak yerine siyah pigmentler kullanarak sert ışık-gölge kontrastları oluşturmaya yarıyor. Chiaroscuro tekniğiyle Leonardo ilk kez bir resimde, heykelin hacimliliğiyle boy ölçüşen, kusursuz üç boyutlu formlar yaratmayı başarmış.</p>
<p>Özellikle Benois Meryemi’nde, Leonardo’nun duygular ve gösterilen tepkileri canlı bir biçimde resmetme becerisini görüyoruz. Böylelikle kompozisyonu donmuş bir andan bir hikayeye dönüştürmüş.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1201" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/674px-Leonardo_Madonna_Benois.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1201" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/674px-Leonardo_Madonna_Benois.jpg" alt="" width="674" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/674px-Leonardo_Madonna_Benois.jpg 674w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/674px-Leonardo_Madonna_Benois-187x300.jpg 187w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/674px-Leonardo_Madonna_Benois-639x1024.jpg 639w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/674px-Leonardo_Madonna_Benois-262x420.jpg 262w" sizes="auto, (max-width: 674px) 100vw, 674px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Benois Meryemi</figcaption></figure>
<p>Münih Meryemi adından da anlayabileceğiniz üzere Almanya, Münih’te, Alte Pinakothek sanat müzesinde bulunuyor. Benois Meryemi ise St. Petersburg’da Ermitaj müzesinde sergileniyor.</p>
<h4><strong>3.4-Ginevra de’ Benci</strong></h4>
<p>Leonardo’nun dini temalı olmayan ilk resmi, iğne yapraklı bir ardıç ağacının önünde çizilmiş, parlak yüzlü, melankolik genç bir kadının portresi. İlk bakışta bir nebze yavan ve sıkıcı duruyor. Ancak Ginevra de’ Benci, ışıltılı, lüle lüle saçları ve geleneğin dışına çıkan dörtte üç profilden pozuyla harika Leonardo dokunuşları içeriyor.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1202" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1019px-Leonardo_da_Vinci_-_Ginevra_de_Benci_-_Google_Art_Project.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1202" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1019px-Leonardo_da_Vinci_-_Ginevra_de_Benci_-_Google_Art_Project.jpg" alt="" width="1019" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1019px-Leonardo_da_Vinci_-_Ginevra_de_Benci_-_Google_Art_Project.jpg 1019w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1019px-Leonardo_da_Vinci_-_Ginevra_de_Benci_-_Google_Art_Project-283x300.jpg 283w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1019px-Leonardo_da_Vinci_-_Ginevra_de_Benci_-_Google_Art_Project-966x1024.jpg 966w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1019px-Leonardo_da_Vinci_-_Ginevra_de_Benci_-_Google_Art_Project-768x814.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1019px-Leonardo_da_Vinci_-_Ginevra_de_Benci_-_Google_Art_Project-696x738.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1019px-Leonardo_da_Vinci_-_Ginevra_de_Benci_-_Google_Art_Project-396x420.jpg 396w" sizes="auto, (max-width: 1019px) 100vw, 1019px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Ginevra de’ Benci</figcaption></figure>
<p>Ginevra de’ Benci Floransalı önde gelen bir bankerin kızıydı. 1474 başlarında, 16 yaşındayken, 32 yaşındaki, kısa süre önce dul kalmış Luigi Niccolini’yle evlenmişti. Luigi, 1480 yılı vergi beyannamesinde karısının hasta olduğunu ve uzun süredir tedavi altında olduğunu belirtmişti.</p>
<p>Ginevra, Leonardo’nun sevdiği türden yumuşak bir ışık altında, solgun ve melankolik bir biçimde tasvir edilmiş. Ginevra’nın, bu kendinden geçmişçesine boş gözlerle bakan hali, kocasının bahsettiği fiziksel hastalığından daha derinlere iniyor gibi görünüyor.</p>
<p>Portredeki en dikkat çekici unsur, Ginevra’nın gözleri. Üç boyutlu bir görünüm elde etmek için üzerlerinde titizlikle çalışılmış. Göz kapakları, Ginevra’nın üzerine sinmiş kasveti arttırmış.</p>
<p>Gözlerindeki diğer bir dikkat çekici unsur da Leonardo’nun yağlıboyalarla elde etmeyi başardığı sıvımsı parlaklık. Her iki gözbebeğinin hemen sağında, bize göre sağdan gelen güneş ışığının ışıltısını gösteren minicik bir pırıltı yer alıyor. Aynı pırıltıyı buklelerinde de görüyoruz. Bu kusursuz ışık pırıltısı Leonardo’nun bir diğer ayırıcı özelliği. Bizim her gün gördüğümüz ama üzerinde pek durup düşünmediğimiz bir fenomen.</p>
<p>Leonardo bu resimde gizli duyguları açığa çıkaracak psikolojik bir portre yaratmıştı. Bu ileride onun en önemli sanatsal yeniliklerinden biri haline gelecekti. Bu portre Leonardo’yu 30 yıl kadar sonra tarihin en önemli psikolojik portresinde yani Mona Lisa’da doruk noktasına ulaşacak bir yola sokmuştu.</p>
<p>Ginevra de’ Benci şu anda ABD’nin başkenti Washington’da, Ulusal Sanat Galerisi’nde sergileniyor. Elbette bir Mona Lisa değil. Yanına bile yaklaşamaz. Ama Mona Lisa’yı resmedecek kişinin elinden çıktığı da aşikar.</p>
<h4><strong>3.5-Müneccim Kralların Tapınması</strong></h4>
<p>Leonardo nihayet 1477’de Verrocchio’nun yanından ayrılmış ve kendi atölyesini açmıştı. Fakat bu hamlesi ticari açıdan tam bir fiyasko oldu. Milano’ya gitmesinden önceki beş yıl boyunca bilinen sadece üç sipariş alacaktı ki bunlardan birine hiç başlamadı ve diğer ikisini de yarıda bıraktı. Yine de tamamlamadığı o iki tablo bile itibar kazanmasına ve sanat dünyasını etkilemesine yetecekti.</p>
<p>Bunlardan biri günümüzde Floransa’daki Uffizi Müzesi’nde bulunan Müneccim Kralların Tapınması’ydı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1203" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1203" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project.jpg" alt="" width="1139" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project.jpg 1139w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project-300x284.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project-1024x971.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project-768x728.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project-696x660.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project-1068x1013.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1139px-Leonardo_da_Vinci_-_Adorazione_dei_Magi_-_Google_Art_Project-443x420.jpg 443w" sizes="auto, (max-width: 1139px) 100vw, 1139px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Müneccim Kralların Tapınması</figcaption></figure>
<p>Tamamlanmadan kalmış olan bu resim, sanat tarihindeki en etkili tamamlanmamış resim. Ayrıca 15. yüzyılın en devrimci ve anti-klasik resmiydi. Çığır açıcı ve dudak uçuklatıcı bir deha gösterisiydi.</p>
<p>Tapınma, Mart 1481’de, Leonardo 29 yaşındayken, Floransa surlarının hemen dışındaki San Donato Manastırı tarafından sipariş edilmişti. En geç 30 ay içinde tamamlanması gerekiyordu fakat kötü yapılmış bir sözleşme sonucunda resim tamamlanamadı. İş verildikten 7 ay sonra ödemeler kesildi. Leonardo da çalışmayı bıraktı. Böylelikle tarihin en yaratıcı sanatçılarından biri, kendini, yakacak odun karşılığında saat süslerken, boya için borç alırken ve şarap dilenirken buldu.</p>
<p>Şimdi gelin bu etkileyici çalışmayı bir analiz edelim:</p>
<p>Leonardo, Müneccim Kralların Tapınması için tasarladığı kompozisyonun merkezine Bakire Meryem’le kucağındaki bebek İsa’yı yerleştirmiş. Bebek elini uzatıyor ve anlatı, bu noktadan başlayarak saat yönündeki bir sarmal biçiminde dönüyor. İzleyicinin gözleri bu taşkın girdapla birlikte dönüp dururken, resim sadece tarihi bir an olmanın ötesinde, dramatik bir anlatıya dönüşüyor. İsa, krallardan birinden bir hediye kabul etmekte. Hediyesini az önce vermiş bir diğer kral, başını hürmetle yere eğmiş. Ayrıca resmin en sağında da Leonardo’nun kendisini görüyoruz.</p>
<p>Hepsi hareket eden bir dizi karakteri tasvir etmek bayağı göz korkutucu bir işti. Her biri kendine has bir duruşa ve duygusal duruma sahip olmalıydı. Sonuç baş döndürücü bir drama ve duygu kasırgası oldu. Leonardo bebek İsa’yı ilk defa gören kişilerin her birinin tepkilerini ustalıkla betimleyerek, resmi, izleyicinin de içine kapıldığı bir girdaba dönüştürmüştü.</p>
<p>Leonardo bu eserini ve daha birçok başka eseri tamamlamadan bıraktı. Çünkü altına girdiği bu işler onun gibi bir mükemmeliyetçi için aşırı yorucu bir hale dönüşüyordu. Öyle incelikli öyle harikulade fikirlere sahipti ki bunları hayata hatasız geçirmek olanaksız olduğundan tıkanıp kalmıştı. Eli ona, hayal ettiklerini resmetmek için yetersiz geliyordu. Sanat anlayışı öyle yüceydi ki diğerlerinin birer mucize saydığı şeylerde bile hatalar görüyordu ve bu yüzden başladığı çalışmaların hiçbirini tamamlamadı.</p>
<p>Aslında Leonardo’nun sanata yaklaşımı şuydu:</p>
<p>“Sanat eseri asla bitmez, sadece terk edilir.”</p>
<h4><strong>3.6-Aziz Jerome</strong></h4>
<p>Bir diğer yarım bıraktığı resim ise şu anda Vatikan Müzesi’nde sergilenen Aziz Jerome’du.</p>
<p>Bedenin devinimleriyle ruhun devinimleri arasında bağlantı kurma arzusunu bu resimde açıkça görebiliyoruz. Tamamlanmamış eser, İncil’i Latince’ye çeviren 4. yüzyıl alimi Aziz Jerome’u inzivaya çekildiği çölde tasvir ediyor. Bir deri bir kemik kalmış bitkin aziz, bağışlanmak için yakarırken sanki utanç içinde.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1204" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_Saint_Jerome-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1204" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_Saint_Jerome-1.jpg" alt="" width="750" height="1024" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_Saint_Jerome-1.jpg 750w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_Saint_Jerome-1-220x300.jpg 220w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_Saint_Jerome-1-696x950.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_Saint_Jerome-1-308x420.jpg 308w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Aziz Jerome</figcaption></figure>
<p>Leonardo’nun tüm resimleri psikolojik. İstisnasız hepsi duyguları tasvir etme arzusunu açığa vursa da bu arzunun en yoğun haliyle ortaya çıktığı resmi Aziz Jerome. Bu tablo aynı zamanda Leonardo’nun ilk anatomik çizimi.</p>
<p>Ona göre bir ressamın sinirler, kemikler, kaslar ve tendonların anatomisini bilmesi şarttı. Bu yüzden kadavralar üzerinde diseksiyonlar yaparak anatomik keşiflerini kağıda döküyordu. Aziz Jerome son halini, ilk çizilişinden 20 yıl sonra aldı çünkü Leonardo az önce de bahsettiğim üzere bir sanat eseri için bitti demekten hoşlanmıyordu. Öğrendiği her yeni bilgiyle resimleri üzerinde düzeltmeler yapıyordu. Bu yüzden birçoğunu yıllarca elinin altında tutuyor, üzerlerinde bitmek bilmez rötuşlar yapıyordu.</p>
<p>Büyük deha 30’una yaklaşırken kendini iyice kaybolmuş hissediyordu. Aynı dönemde rakipleri başarıdan başarıya koşmaktaydı. Mesela çağdaşı Botticelli art arda tamamlanmış yapıtlar ortaya koyarak Mediciler’in gözde ressamı haline gelmişti.</p>
<p>Bütün bunlar Leonardo’nun dehasını eksiltmiyordu. Ancak elinde dehasını herkese gösterebileceği çok az şey vardı. Bilinen sanatsal başarıları, iki Verrocchio tablosuna yaptığı harikulade ama ikinci derecede katkılar, atölyede üretilen ve diğerlerinden ayırt etmesi zor birkaç Meryem tasviri, teslim etmediği bir genç kadın portresi ve iki tane tamamlanmamış başyapıt taslağından ibaretti.</p>
<p>Yavaş yavaş tükenen Leonardo için yola koyulma vakti gelmişti.</p>
<h2><strong>4-Ludovico Sforza Himayesi</strong></h2>
<h4><strong>4.1-İlk Milano Dönemi</strong></h4>
<p>30 yaşına girdiği 1482 yılında Leonardo da Vinci, Floransa’dan ayrılıp önündeki 17 yılını geçireceği Milano’ya doğru yola koyuldu. Kendisine eşlik eden bir yol arkadaşı vardı: 15 yaşındaki gelecek vadeden müzisyen Atalante Migliorotti. Migliorotti lir çalmayı Leonardo’dan öğrenmişti ve yıllar içinde onun maiyetine girip çıkacak genç erkeklerden biriydi.</p>
<p>Defterindeki hesaba göre Floransa’yla Milano arası 290 kilometreydi ve kafilenin Milano’ya varması yaklaşık bir hafta sürecekti. Bu, oldukça doğru bir hesaptı. Aracın tekerleğinin her bir dönüşünü sayarak, gidilen mesafeyi ölçen bir tür odometre geliştirmişti ve yolda bu aleti denemiş olabilir. Yola çıkarken Milano’ya yerleşebileceği ihtimalini göz önüne alarak neredeyse tüm eşyasını yanına almıştı. Bunların arasında bir sürü resmin yanı sıra fırın tasarımları, gemicilik ve su aletleriyle ilgili çizimler vardı. Bu da bize daha o yıllarda bile sanatın yanı sıra, mühendislikle ilgilendiğini gösteriyor.</p>
<p>Milano 125 bin nüfusuyla, Floransa’nın 3 katı büyüklüğündeydi. Bir tüccar cumhuriyeti değil, kendilerini dük ilan eden militarist diktatörlerin hüküm sürdüğü bir şehir-devletti. Zamanın Avrupa hükümdarları arasındaki rekabet, sadece askeri güçle sınırlı değildi, aynı zamanda kültürel bir rekabet içindeydiler. Bu yüzden Milano sarayı, kendisini rahata kavuşturacak bir maaş arzulayan Leonardo için biçilmiş kaftandı.</p>
<h4><strong>4.2-Ludovico Sforza</strong></h4>
<p>Leonardo Milano’ya ayak bastığında şehir, Ludovico Sforza’nın yönetimi altındaydı. Acımasız ve pragmatik Ludovico, gaddarlığını, asil, kültürlü ve görgülü devlet adamı imajının arkasına saklıyordu. Resim ve edebiyat dersleri alıyor, önde gelen alim ve sanatçıları Sforza sarayına çekiyordu. Böylece hem kendi itibarını hem de Milano’nun itibarını meşru bir zemine oturtuyordu.</p>
<p>Floransa’nın aksine Milano sokaklarında, usta sanatçılar cirit atmıyordu. Bu durum Milano’yu Leonardo için çok daha bereketli bir toprak haline getiriyordu. Burada kendisinin eşi benzeri yoktu. Bu yüzden dükün yanında işe girmek için hemen bir mektup kaleme aldı.</p>
<p>Üzerinde uzun uzun düşündüğü bu mektupta sanatçı kişiliğinden çok, askeri mühendislik alanında uzman olduğu iddiasını ön plana çıkarmıştı. Böyle yaptı çünkü gücü zorla eline geçiren Sforza hanedanının devamlı bir iç isyan ya da Fransız istilası tehdidiyle karşı karşıya kalabileceğini biliyordu. Bu şekilde Ludovico’nun ilgisini çekebilirdi. Aslında yapabileceğini iddia ettiği şeyler yapmak istedikleriydi. Daha önce ne bir savaşta bulunmuş ne de silah üretmişti. Mektupta bahsettiklerinin hepsi sadece tasarım aşamasında olan şeylerdi. Ama Milano’ya yerleştikten sonra askeri mühendislik sevdasına ciddiyetle eğilecekti.</p>
<h4><strong>4.3-Askeri Mühendis</strong></h4>
<p>Floransa’da yaşadığı dönemde zekice tasarlanmış bazı savaş aletleri çizmişti. Bunlardan biri, kale duvarına tırmanmaya çalışan düşman askerlerinin merdivenlerini devirmek için geliştirilmiş bir mekanizmaydı.<strong> </strong>Kaleyi savunanların duvardaki deliklerden çıkan çubuklara bağlı büyük kolları çekmesi gerekiyordu. Bağlantılı olarak geliştirdiği bir başka fikir, kale duvarının tepesine çıkmayı başaran düşmanları kesip biçmeye yarayan pervane benzeri bir aletti.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1206" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ambrosiana-Codice-Atlantico-Codex-Atlanticus-f-139-recto-1_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1206 size-full" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ambrosiana-Codice-Atlantico-Codex-Atlanticus-f-139-recto-1_2.jpg" alt="" width="1000" height="1196" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ambrosiana-Codice-Atlantico-Codex-Atlanticus-f-139-recto-1_2.jpg 1000w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ambrosiana-Codice-Atlantico-Codex-Atlanticus-f-139-recto-1_2-251x300.jpg 251w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ambrosiana-Codice-Atlantico-Codex-Atlanticus-f-139-recto-1_2-856x1024.jpg 856w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ambrosiana-Codice-Atlantico-Codex-Atlanticus-f-139-recto-1_2-768x919.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ambrosiana-Codice-Atlantico-Codex-Atlanticus-f-139-recto-1_2-696x832.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Ambrosiana-Codice-Atlantico-Codex-Atlanticus-f-139-recto-1_2-351x420.jpg 351w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Askeri mühendislik tasarımı</figcaption></figure>
<p> </p>
<p>Matbaa’nın yaygınlaşması, Leonardo’nun Milano’ya geldikten sonra savaş aletleri üzerine incelemeler yapıp yeni fikirler geliştirmesine yardımcı oldu. Geliştirdiği bazı fikirler için dönemin ünlü bilim insanları ve mühendislerinin kitaplarından yararlandı.</p>
<h4><strong>4.4-Tırpanlı Savaş Arabası</strong></h4>
<p>Bu fikirlerden biri de ürkütücü bir tırpanlı savaş arabasıydı. Tekerleklerden çıkan korkunç döner bıçakları ve önüyle arkasına takılabilen dört bıçaklı döner milleriyle, tam bir ölüm makinesiydi. Leonardo’nun yaptığı bu çizim sadece bir ölüm makinesini tasvir etmekle kalmıyordu. Aynı zamanda muazzam güzellikte bir sanat eseriydi. Dört nala koşan atlar, pelerinli biniciler, vücutları parçalanmış düşmanlar. Hepsi, müzede sergilenmeye layık bir gölgeleme ve modelleme ortaya koyuyordu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1207" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1207 size-full" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot.jpg" alt="" width="1060" height="770" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot.jpg 1060w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot-300x218.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot-1024x744.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot-768x558.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot-696x506.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot-578x420.jpg 578w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/scythed-chariot-324x235.jpg 324w" sizes="auto, (max-width: 1060px) 100vw, 1060px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Tırpanlı Savaş Arabası</figcaption></figure>
<h4><strong>4.5-Dev Arbalet</strong></h4>
<p>Hayalinde canlandırdığı ama gerçeğe dönüşmeyen silahlardan bir diğeri ise yine Milano’da çizdiği dev arbaletti. Otuzdan fazla çizim yapmış ve dişlileri, vidaları, milleri, tetikleri ve diğer mekanizmaları titizlikle detaylandırmıştı. 24 metre uzunluğundaki bu devasa makinenin büyüklüğünü üzerindeki askerden de görebiliyoruz.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1208" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1208" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail.jpg" alt="" width="1239" height="927" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail.jpg 1239w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail-300x224.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail-1024x766.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail-768x575.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail-696x521.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail-1068x799.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail-561x420.jpg 561w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail-80x60.jpg 80w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Codice_Atlantico_-_053v_detail-265x198.jpg 265w" sizes="auto, (max-width: 1239px) 100vw, 1239px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Dev Arbalet</figcaption></figure>
<p>Leonardo bu arbaletle, kirişin gerilme mesafesi ile fırlattığı nesneye uyguladığı kuvvet arasındaki korelasyonu hesaplamaya çalıştı. Çeşitli hesaplamalar yaptıktan sonra kuvvetin, telin gerildiği noktadaki açısıyla orantılı şekilde oluşacağı sonucuna vardı. Fakat bunun tam olarak doğru olmadığı ortaya çıkacaktı. Leonardo trigonometri bilmiyordu, bu yüzden de kuramını geliştiremedi. Ama fikir açısından hatasızlığa yaklaşmıştı.</p>
<h4><strong>4.6-Çarklı Silah (Wheellock)</strong></h4>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonard-rouet.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-1209" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonard-rouet-204x300.jpg" alt="" width="204" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonard-rouet-204x300.jpg 204w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonard-rouet-286x420.jpg 286w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonard-rouet.jpg 408w" sizes="auto, (max-width: 204px) 100vw, 204px"></a>Bunların dışında daha pek çok askeri makine ve silah çizdi. Kaplumbağaya benzer tanklar, buharla çalışan savaş topları gibi bir sürü şey tasarladı. Fakat bildiğimiz kadarıyla Leonardo’nun askeri fikirlerinden sadece biri defter sayfalarından çıkıp savaş alanında yer alabildi. Bu, 1490’larda tasarladığı çarklı silah (wheellock) tı. Çarklı silah, barutun ateşlenmesi için kıvılcım oluşturmanın bir yöntemiydi. Tetik çekildiğinde yay, metal bir çarkı döndürüyordu. Bu çark taşa sürtündükçe barutlu silahı ateşlemeye yetecek kadar kıvılcım üretiyordu. Çarklı silah gerek savaşlarda gerekse kişisel kullanımda yaygınlaşacaktı.</p>
<h4><strong>4.7-İdeal Şehir</strong></h4>
<p>Dük Sforza, büyük dehanın kıymetini tam olarak bilememişti. Leonardo’nun mimari uğraşları da askeri uğraşları gibi, büyük ölçüde asla uygulamaya geçmeyen yaratıcı fikirlerden ibaret kaldı. 1487’de sayfalarca yazıp çizerek, radikal bir şehir konsepti sundu. Bu konseptte sürekli veba salgınlarıyla uğraşan şehirleri, nefes alıp veren organizmalara benzetmişti. Hayal ettiği ütopik şehir iki katmanlıydı: Üst kat tamamen güzellik odaklı tasarlanacak, sadece yayalara açık olacak ve altındaki gizli katta kanallar, temizlik işleri ve lağım sistemi bulunacaktı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1210" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1210" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2.jpg" alt="" width="1210" height="825" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2.jpg 1210w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2-300x205.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2-1024x698.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2-768x524.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2-218x150.jpg 218w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2-696x475.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2-1068x728.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/A1647-Da-Vinci-as-an-architect-Image-6_2-616x420.jpg 616w" sizes="auto, (max-width: 1210px) 100vw, 1210px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Şehir tasarımları</figcaption></figure>
<p>Leonardo’nun bu ileri görüşlü tasarımları kısmen bile olsa hayata geçirilseydi şehirlerin yapısını iyileştirebilir, salgınların yol açtığı kırımları azaltabilir ve tarihi değiştirebilirdi. Ama önemi anlaşılamadı.</p>
<h4><strong>4.8-Emprezaryo</strong></h4>
<p>Neticede Leonardo, Ludovico Sforza’nın maiyetine mimar ya da mühendis sıfatıyla değil, emprezaryo yani gösteri yapımcısı olarak girdi. Bu tür etkinliklerin yapım ve sahneleme aşamaları hem sanatsal hem de teknik pek çok bileşen içeriyordu ve bunların hepsi Leonardo’nun ilgi alanına giriyordu: Sahne tasarımları, kostümler, dekor, müzik, düzenekler, kareografi, alegorik anlatımlar, otomatlar, marifetli aygıtlar.</p>
<p>Bugünden baktığımızda bunlara harcanan zaman daha faydalı işler için kullanılabilirdi diye düşünebiliriz ama o zamanlarda Sforza Sarayı’nda sahnelenen etkinlikler son derece önemli görülüyordu. Bu gösteriler kullandıkları tarihi ve dini imgeler aracılığıyla Sforza Hanedanı’nın yönetimini meşrulaştırmaya yarıyordu. Dolayısıyla bunların yapımcıları da el üstünde tutuluyordu. Eğlenceler zaman zaman bir fikir festivali misali eğitsel bir etkinliğe dahi dönüşebiliyordu. Bilimsel sunumlar, çeşitli sanat dallarının birbirlerine karşı üstünlükleri üzerine münazaralar ve dahiyane aygıtların teşhiri yapılıyordu. Tüm bunlar sonradan Aydınlanma Çağı’nda popülerlik kazanan bilimin halkla buluşması idealinin öncüleriydi.</p>
<p>Görsel ve işitsel bir şölene dönüşen kutlamaların merkezinde “Cennet” adlı şatafatlı bir gösteri yer alıyordu. Gösterinin doruk noktasıysa “Gezegenlerin Dansı” adlı temsildi.</p>
<p>Leonardo “Cennet” yapımıyla büyük bir başarı elde etmişti. Böylece ressam olarak kazandığından daha büyük ve askeri mühendis olarak kazanmayı hayal bile edemeyeceği bir şöhret elde etti. Üstelik kendisi de bu işlerden büyük keyif alıyordu. Adeta hayal alemiyle mekanik düzeneklerin birlikteliğinden doğan fantastik koreografiler oluşturmak için doğmuştu. Sahnede oyuncuları uçuran, yükselip alçalan, yarattığı hareketli görsellikle izleyenlerin nefesini kesen hünerli araçlar yapmak onun için büyük zevkti. Ayrıca bu işlerden bol kazanç sağlıyordu.</p>
<p>Leonardo burada müzikle de ilgileniyordu. Defterlerinde müzik bestesi yer almıyordu ama özgün, fantastik çalgı tasarımlarıyla doluydu. Notayla çalmak ya da söz yazmak yerine, Sforza Sarayı’ndaki icralarında doğaçlamalar yapardı. Kendi özgün tasarımını geliştirmişti. Bu, keman gibi tutulan bir çeşit lirdi. Çalgının beş teli yayla, iki teliyse parmakla çalınmak üzere tasarlanmıştı. Bu çalgı eşliğinde enfes şarkılar söylüyor, bütün prensleri mucizevi şekilde keyfe boğuyordu.</p>
<h4><strong>4.9-Vitruvius Adamı</strong></h4>
<p>Leonardo’nun defterlerinde özellikle erkek bedeni çizimlerine bol miktarda rastlıyoruz. Bunlardan en meşhuru tüm zamanların ikonik imgeleri arasında sayılan “Vitruvius Adamı.”</p>
<p>M.Ö. 80 dolaylarında doğan Marcus Vitruvius Pollia, Sezar’ın komutası altında, Roma ordusunda görev yapmış bir mühendisti. Sonradan mimarlık yapmaya başlayarak İtalya’nın Fano kasabasında bir tapınak üzerinde çalışmıştı. Arkasında bıraktığı en önemli yapıtı yazılı bir eserdi: Mimarlık alanında yazılmış ve klasik antik dönemden günümüze kalan tek kitap olan De Architectura (Mimarlık Üzerine).</p>
<p>Vitruvius’un bu eseri karanlık yüzyıllar boyunca unutulup gitmişti. Ancak 1400’lerinde başlarında yeniden keşfedilip derlenebildi. En son İtalya’da yeni kurulan matbaalardan birinde, 1480’lerin sonunda Latince bir edisyonu basılmıştı. Leonardo defterine, “Kitapçıya gidip Vitruvius’u sor” notunu almıştı.</p>
<p>Vitruvius’un eserini Leonardo için bu denli çekici kılan şey; insan mikrokozmosu ile dünya makrokozmosu arasındaki ilişkiye yaptığı vurguydu. Leonardo gerek sanatı gerek biliminde bu analojiye derinden bağlıydı. O dönemde şu meşhur satırları yazmıştı:</p>
<p>“Eskiler insanı küçük dünya diye anardı; bu ifade gayet yerindedir çünkü insan bedeni dünyaya benzer.”</p>
<p>Vitruvius bu analojiyi tapınak tasarımlarına uyarlamış ve üçüncü kitabının girişinde şöyle yazmıştı:</p>
<p>“Bir tapınağın tasarımı simetriye dayanır. Biçimli bir bedene sahip bir insanda olduğu gibi, bileşenleri arasında kusursuz bir ilişki bulunmalıdır.”</p>
<p>Bu tanımlar Leonardo’ya ilham verdi ve Leonardo, 1489’da başladığı anatomi çalışmalarının bir parçası olarak, benzer bir dizi ölçümü derlemeye koyuldu. Bu da Vitruvius Adamı’nın Leonardo versiyonunu ortaya çıkardı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1211" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/794px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1211" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/794px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour.jpg" alt="" width="794" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/794px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour.jpg 794w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/794px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour-221x300.jpg 221w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/794px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour-753x1024.jpg 753w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/794px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour-768x1045.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/794px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour-696x947.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/794px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_Viatour-309x420.jpg 309w" sizes="auto, (max-width: 794px) 100vw, 794px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Vitruvius Adamı (Leonardo da Vinci)</figcaption></figure>
<p>Vitruvius adamı Leonardo’nun sakalsız bir oto-portresi olabilir. Bunu çizdiğinde 38 yaşındaydı. O dönemde kendisi hakkında yapılan betimlemelere uyuyor.</p>
<p>Bu versiyonu aynı dönemde çizilen diğerlerinden ayıran iki temel fark var. Gerek bilimsel hassaslık gerekse sanatsal üstünlük açısından Leonardo’nunki tamamen farklı bir seviyede. Öncelikle çizgiler taslak gibi değil. Leonardo daha ziyade bir gravür yapıyormuşçasına çizgileri emin bir tavırla kağıda adeta oymuş.</p>
<p>Başlamadan önce, dairenin, karenin tabanına nasıl oturacağını, en ve boydan nasıl dışarı taşacağını kesin şekilde belirlemiş. Bir pergel ve gönye kullanarak, daire ve kareyi çizmiş, ardından adamın ayaklarını bunların üzerine yerleştirmiş. Sonuçta, Vitruvius’un tarifinde olduğu gibi, adamın göbek deliği dairenin tam ortasında, cinsel organları ise karenin tam ortasında yer almış.</p>
<p>Bir diğer önemli detaysa sayfada bulunan notlar. İnsan anatomisi ve vücut oranları hakkında ayrıntılı ölçüm ve ifadelerle dolu.</p>
<p>Günümüzde uzun süre ışığa maruz kalıp solmaması için çok az gösterime çıkarılan eser, Venedik’teki Accademia Sanat Galerisi’nde, kilitli bir odada muhafaza ediliyor.</p>
<h4><strong>4.10-At Heykeli</strong></h4>
<p>Leonardo 1489 ilkbaharında Ludovico Sforza Hanedanı’nın onuruna devasa bir bronz at heykeli yapma işini almıştı. Ludovico’nun sahip olduğu güç, köklü bir hanedandan gelmediğinden ailesinin şanını yüceltip gücünü sağlamlaştıracak anıtsal araçlara ihtiyaç duyuyordu. Leonardo’nun atlı heykel tasarımı tam da bu ihtiyaca cevap verecekti. 75 ton ağırlığında, 7 metre boyunda ve bronzdan yapılacak olan bu at ve binicisi, o güne dek yapılmış en büyük heykel olacaktı.</p>
<p>Hazırlık aşamasında at anatomisini ayrıntılı bir biçimde incelemeye gömülen Leonardo, titiz ölçümler ve diseksiyonlar gerçekleştirdi. Bulgularını notları arasına kaydetti. Birçok şema, tablo, eskiz çizdi. Sonunda Kasım 1493’te kilden tam boy bir model yapmayı başardı ve model bir kutlamada sergilendi. Devasa ve görkemli model, saray şairlerinin övgülerine maslar olacak kadar muazzamdı. Leonardo sonunda bir heykeltıraş ve mühendis olarak da şöhret kazanacaktı. Fakat önce heykelin bitmesi gerekiyordu.</p>
<p>Daha kilden model bitmeden Leonardo, büyük heykelin dökümü için çalışmalara başlamıştı. Büyük bir titizlik ve maharetle plan taslakları üzerinde iki yıldan fazla uğraştı. Döküm işleminde kullanacağı doğru bileşenleri bulmak için farklı malzeme ve karışımlarla deneyler yaptı.</p>
<p>Geleneksel yöntemde büyük bir heykelin dökümü parça parça yapılırdı. Leonardo’nun heykeli de o kadar büyüktü ki böyle yapılması kaçınılmazdı. Ama bu Leonardo’ydu ve kusursuzluk takıntısı burada da baş gösterdi. Heykeli kalıba tek parça olarak dökmeye karar verdi. Defterindeki bir sayfa bu iş için gereken farklı düzeneklerin büyüleyici çizimlerini içeriyordu.</p>
<p>Daha sonra parçalanmaması ve biçimini koruması için kalıbı dıştan bir korse gibi saracak ızgaralı demir bir kafes tasarladı. Bu kafes bile heykelin kendisi gibi bir sanat eseri sayılabilirdi.</p>
<p>Tam her şey hazırlanmış, tarihin en büyük ve en görkemli heykeli bitmeye yaklaşmıştı ki projeye son verildi. Savunma harcamaları sanatsal harcamalara nazaran öncelik kazanmıştı. Fransa kralı İtalya’yı istila edince Ludovico, at heykelinde kullanılacak bronzun, üç savaş topu yapılması için kullanılmasına karar verdi. Böylece bir büyük sanat eseri daha Leonardo’nun gerçekleşmemiş hayaller diyarındaki yerini almış oldu.</p>
<h2><strong>5-Bilim İnsanı Kimliği</strong></h2>
<p>Leonardo yaşamı boyunca pratiği teoriye tercih etmişti. Ta ki 40’larında bu düşüncesi değişmeye başladı. Latince’yi öğrenmeye çok çaba sarf etti ama bir türlü vakıf olamadı. 1500’de Venedik’i ziyaret ettiğinde şehirde yüze yakın basımevi mevcuttu ve toplam 200 milyon kitap basılmıştı. Gutenberg’in Alpleri aşarak İtalya’ya ulaşan matbaa teknolojisi sayesinde ilgi alanlarını genişletebilmişti. Bu sayede resmi bir Latince ya da Yunanca eğitimi almadan bile bilim alanında ciddi bir bilgi birikimine sahip olan ilk büyük Avrupalı düşünür oldu.</p>
<p>1492’de Leonardo’nun sahip olduğu kitap sayısı 40’a yakındı. Askeri makineler, resim, mimari, tarım, müzik, cerrahi, sağlık, Aristotelesçi bilim, Arap fizikçilerin çalışmaları gibi pek çok kaynağa erişimi vardı. 1504’te bu listeye 70 kitap daha eklenecek ve kütüphanesi toplamda 40 bilimsel eser, 50’ye yakın şiir ve edebiyat, 10 sanat ve mimarlık, 8 din ve 3 matematik kitabına ulaşacaktı. Böylece eski Leonardo gitmiş yerine kitaplardan bilgi toplamaya aç olan Leonardo gelmişti. Deney ve teoriyi birleştirmenin daha faydalı olduğunu sonunda anlamıştı.</p>
<p>Leonardo zamanının çok ilerisinde bir düşünürdü. Çıkan sonuçların geçerliliğinden emin olmak için deneylerin tekrar edilmesi ve çeşitlendirilmesi yönündeki tavsiyesi bilimsel yöntemin habercisiydi. Sonuç olarak Bilimsel Devrim’in temelini oluşturan batılı düşünürlerden biri olmuştu.</p>
<h4><strong>5.1-Hareket Yasaları</strong></h4>
<p>Mesela 1490 dolaylarından başlayarak 20 yılı aşkın bir süre boyunca olağanüstü bir gayretle kuşların nasıl uçtuğunu araştırıp insanların uçmasını sağlayacak makineler üzerinde çalıştı. Bu konular üzerine, birçok deftere dağılmış 500’den fazla çizim yaptı. 35 binden fazla kelime yazdı. Doğadaki örüntüleri inceledi ve analojiler kurdu. Bu tasarımların birçoğunu sahne sanatında teatral gösteriler için kullandı.</p>
<p>Bizim aklımıza bile gelmeyen şeyler onun kafasını sürekli meşgul ediyordu. Kuşların kanatlarını yukarı ve aşağı doğru çırparken aynı hızla çırpıp çırpmadığına kadar inceliyordu. Defterine gözlemlerini metodolojik bir disiplin içinde adım adım nasıl sıralayacağını belirleyen komutlar yazardı.</p>
<p>Uçuş ve suyun akışı üzerine yaptığı çalışmalara katkı sağlayan önemli bir gözlemin sonucunda şu çarpıcı keşifleri yapmıştı:</p>
<p>“Su sıkıştırılamaz fakat hava sıkıştırılabilir. Kuşlar kanat çırptıkça havayı aşağı doğru itip daha küçük bir alana sıkıştırır. Sonuç olarak kanat altındaki hava basıncı, kanat üstündeki hava basıncından daha yüksek olur. Hava sıkıştırılamaz olsaydı, kuşlar kanatlarını çırparak havada kalamazdı. Kanadını aşağı doğru çırpışı kuşu yükseğe ve ileri doğru iter. Kanadın havaya uyguladığı basınç miktarı kadar hava da kanada basınç uygular.”</p>
<p>Bu ne biliyor musunuz arkadaşlar?</p>
<p>200 yıl sonra Newton’ın yeniden keşfedip geliştirdiği üçüncü hareket yasası:</p>
<p>“Her etki aynı büyüklükte ve zıt yönde bir tepki doğurur.”</p>
<p>Leonardo bununla da kalmadı. Daha da büyük bir öngörüyle 200 yıldan daha uzun bir süre sonra Bernoulli prensibi olarak bilinmeye başlayacak olan önermeye işaret etti: Havanın (ya da herhangi bir sıvının) akış hızı arttığında, uyguladığı basınç düşüyordu. Hatta bir kuş kanadı kesiti çizerek kanadın üst tarafının altından daha kavisli olduğunu gösterdi. Yani havanın, kanatların kıvrımlı üst yüzeyinden hızla akarken basıncının azalması sayesinde kuşların havada kalabildiğini kavramıştı.</p>
<p>Bu gerçekten o tarih için inanılmaz bir keşifti. Ama Leonardo’nun bu yayımlanmamış karmaşık notlarının içerisinde kaybolup gidecekti.</p>
<p>Yaptığı anatomi ve fizik çalışmaları Leonardo’yu insanların uçmasını sağlayacak kanatlı bir düzenek inşa etmenin mümkün olduğuna inandırmıştı. Bunu başarmak için 1480’lerin sonunda mühendislik, fizik ve anatomiyi birleştirerek çeşitli düzenekler geliştirmeye başlamıştı bile. İlk tasarımı bir yusufçuktan ilham alıyordu. Bir başkası bir yarasadan ilham alırken<strong> </strong>daha pek çoğu doğanın sonsuz çeşitliliğinden faydalanılarak çizilmiş tasarımlardı. Bunların uçabileceğine dair umudu kırıldığı zamanlarda ise planörler tasarladı</p>
<p>Mekanik tasarımları sadece uçan araçlarla sınırlı değildi. Vinçler, spiral dişliler, tekstil sektörü için iğne bileme makineleri, burgu türbinli devridaim makineleri ve kaldıraçlar gibi pek çok tasarımı için yüzlerce sayfa çizim yapmış, notlar almıştı. Hareketin dişliler ve manivelalardan tekerler ve kasnaklara nasıl nakledildiğini göstermek için makineleri kesit görünümleri kullanarak parçalarına ayırmıştı.</p>
<p>Sezgileri Newton’ın 200 yıl sonra tanımlayacağı birinci hareket yasasının da öncüsü oldu. Adına itici güç dediği, bir cisme uygulandığında o cisme ivme kazandıran kuvvet kavramını anlamıştı. Şöyle diyordu:</p>
<p>“Hareket halindeki bir cisim, hareketini aynı şekilde sürdürmek ister. Ama o cismi yavaşlatan tüm etmenleri ortadan kaldırmak gerekir.”</p>
<h4><strong>5.2-Triboloji</strong></h4>
<p>Eğimli bir yüzeyde aşağı kayan bir nesnenin gücünü ölçmek için günümüzde tribometre olarak bildiğimiz aleti ilk kez o tasarladı; bu alet ancak 18. yüzyılda yeniden keşfedilebilecekti. Ayrıca eğimli bir yüzeyi yağladığında sürtünmenin azaldığını gördü; böylelikle mekanik cihazlara yağlama noktaları ekleyen ilk mühendisler arasında yerini aldı. Rulman ve silindir yatakları tasarladı ve sürtünmeyi azaltmaya yönelik bir alaşım üretmek üzere en iyi metal karışımların kaydını tuttu. Bu amaçla “üç birim bakırla yedi birim kalay birlikte eritilmelidir” diyordu ki bu formül kusursuz bir sürtünme önleyici bileşim ortaya çıkarıyordu. Bu da ancak yeniden 1839’da keşfedilebilecekti.</p>
<p>Leonardo, makineler üzerinde yaptığı çalışmalarla, Newton’ınkinin habercisi olan mekanist bir dünya görüşü geliştirmişti. Evrendeki tüm hareketlerin aynı yasalara göre gerçekleştiği sonucuna varmıştı. Avrupa yeni bir bilim çağına girerken, bilim insanı kimliğini giymiş olan Leonardo; astrologlar, simyacılar ve mucizelere inananlarla alay ediyordu.</p>
<h4><strong>5.3-İnsanın Doğası</strong></h4>
<p>Leonardo’ya göre bir ressamın iyi bir anatomist olması şarttı. Bir insan çizerken önce kemiklerini sonra kaslarını ardından derisini çizerdi. Sonra da onu kumaşlara sarardı. Ayrıca psikolojik duyguların fiziksel hareketlere nasıl yansıdığını da araştırır, sinir sisteminin çalışma biçimini merak ederdi. Özellikle Milano’da, anatomi uzmanlarından ders aldı. Kitapları inceledi ve diseksiyon yapmayı öğrendi. Yani ölü insan ve hayvan bedenlerini keserek kasların, kemiklerin ve damarların yapısını araştırıyordu. Vücut oranlarını ölçüp biçti ve bir sürü çizim yaptı. Ayrıca insan beyninin duyu organları aracılığıyla aldığı uyaranları işlemden geçirdiğini ve sinir sistemi yoluyla kaslara tepkiler yolladığını anlamıştı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1212" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1212" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2.jpg" alt="" width="1329" height="867" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2.jpg 1329w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2-300x196.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2-1024x668.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2-768x501.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2-696x454.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2-1068x697.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo-da-Vinci-the-Anatomical-Artist5-2-644x420.jpg 644w" sizes="auto, (max-width: 1329px) 100vw, 1329px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Anatomi çalışmalarından bir bölüm</figcaption></figure>
<p>Notlarına kafasını kurcalayan birçok soruyu not almıştı. Mesela:</p>
<p>“Hangi sinir gözün hareket etmesine yol açar?</p>
<p>“Hangi tendon uyluğun hareket etmesini sağlar?”</p>
<p>“İnsan yaşamı rahim içinde nasıl başlar?”</p>
<p>Gibi yüzlerce soru vardı.</p>
<p>Leonardo yalnızca vücudun her bölümünü her yönden ölçmekle yetinmedi. Bir eklemin hareketinin vücudun diğer bölümlerinde nasıl bir zincirleme etki yarattığını da inceliyordu. Bunun için atölyesinde çalışan asistanlarını ve modellerini hareket ettiriyor, döndürüyor, çömeltiyor, oturtuyor ve yere uzandırıyordu.</p>
<p>Kısacası Leonardo’nun anatomi merakı sonsuzdu ve bu merak sanatına da yansıyacaktı.</p>
<h2><strong>6-Usta Leonardo</strong></h2>
<h4><strong>6.1-Kayalıklar Bakiresi Resimleri</strong></h4>
<p>Leonardo’nun 1482’de Milano’ya ayak bastıktan sonraki 10 senede üstlendiği görevler ağırlıklı olarak sahne gösterileri, yarıda kalan at anıtı için heykeltıraşlık ve kilise tasarımlarında danışmanlık yapmaktan ibaret olmuştu. Ancak yaşamının son günlerine kadar devam edeceği üzere esas yeteneği hep ressamlık oldu.</p>
<p>Şimdi gelin isterseniz Leonardo’nun ustalık eserlerine doğru gittiğimiz bu yolda biraz daha ilerleyelim. Sırada “Kayalıklar Bakiresi” resimleri var.</p>
<p>İlk versiyonun yapımına 1480’lerde başlanmış ve siparişi veren kardeşlik cemiyetiyle ücrette anlaşmazlık yaşandığı için satılmıştı. Günümüzde Paris’teki Louvre Müzesi’nde bulunuyor. İkinci versiyonun yapımına ise 1490’larda başlandı. Bu ise günümüzde Londra’daki National Gallery’de bulunuyor. Bulundukları şehirlerden de anlayabileceğiniz üzere ilk versiyona Paris Versiyonu ikincisine ise Londra versiyonu deniyor.</p>
<h4><strong>6.2-Paris Versiyonu</strong></h4>
<p>Önce Paris versiyonuna bakalım.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1213" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/681px-Leonardo_Da_Vinci_-_Vergine_delle_Rocce_Louvre.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1213" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/681px-Leonardo_Da_Vinci_-_Vergine_delle_Rocce_Louvre.jpg" alt="" width="681" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/681px-Leonardo_Da_Vinci_-_Vergine_delle_Rocce_Louvre.jpg 681w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/681px-Leonardo_Da_Vinci_-_Vergine_delle_Rocce_Louvre-189x300.jpg 189w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/681px-Leonardo_Da_Vinci_-_Vergine_delle_Rocce_Louvre-646x1024.jpg 646w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/681px-Leonardo_Da_Vinci_-_Vergine_delle_Rocce_Louvre-265x420.jpg 265w" sizes="auto, (max-width: 681px) 100vw, 681px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Kayalıklar Bakiresi (Paris Versiyonu)</figcaption></figure>
<p>Bu resimde kıvırcık saçlı, androjen görünümlü, esrarengiz bir edayla duran melek doğrudan sahneden dışarı bakıyor. Bakmamız için çocuk Yahya’yı işaret ederek hikayeyi başlatıyor. Yahya ise bebek İsa’nın karşısında diz çökmüş ve huşuyla ellerini birleştirmiş. Bebek İsa onun bu jestine kutsama işaretiyle karşılık vermiş. Vücudu hareket halinde bükülen Meryem, Yahya’ya bakıyor ve omzunu koruyucu bir şekilde kavrıyor. Diğer eliyse İsa’nın tepesinde duruyor. Eller bir bütün olarak ele alındıklarında, Leonardo’nun başyapıtlarından biri olan Son Akşam Yemeği’ni haber veren bir el hareketleri potpurisine dönüşüyorlar.</p>
<p>Meleğin işaret eden parmağı, ilk versiyonu ikincisinden ayıran ana unsur. Leonardo’nun bu el hareketini ekleyip eklememe meselesiyle çok uğraştığını modern görüntüleme teknikleri sayesinde biliyoruz. Bu eli ilk versiyona eklemeye sonradan karar vermiş. İkinci versiyonda ise hiç kullanmamış. Meryem’in havadaki eliyle bebeğinin başı arasındaki ilişkiyi rahatsız edici bir şekilde bozduğunu düşünmüş olabilir.</p>
<p>Anlatının akışını, resme bir bütünlük hissi veren aydınlatılmış alanlar güçlendiriyor. Leonardo bu başyapıtta, ışıkla gölgenin güçlü bir akış hissi yaratacak şekilde bir araya getirildiği yeni bir sanatsal dönemin kapısını açıyor adeta.</p>
<p>Kayalıklar Bakiresi’nin bu ilk versiyonu Leonardo’nun sahip olduğu bilimsel birikim hakkında da bize çok şey söylüyor. Bu birikimi sanatında kullanmış. Zaten resmin konusu hem Meryem hem de kayalıklar. Mağaraya dair unsurlar jeolojik açıdan şaşılacak bir doğrulukla resmedilmiş. Oluşumların çoğu, bir tortul kayaç olan yıpranmış kumtaşı. Ayrıca bitkiler de botanik ve mevsimsel açılardan doğru.</p>
<p>Leonardo’nun tasavvurunda hem son derece yaratıcı hem de aynı derecede gerçekçi bir görüntü canlandırabilmesi bize tek bir şeyi anlatıyor. Leonardo, jeolojiye de büyük bir ilgi duyuyordu ve bu disiplini iyi kavramıştı.</p>
<h4><strong>6.3-Londra Versiyonu</strong></h4>
<p>Şimdi de Londra versiyonunu bir inceleyelim.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1214" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/701px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_of_the_Rocks_National_Gallery_London.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1214" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/701px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_of_the_Rocks_National_Gallery_London.jpg" alt="" width="701" height="1081" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/701px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_of_the_Rocks_National_Gallery_London.jpg 701w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/701px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_of_the_Rocks_National_Gallery_London-195x300.jpg 195w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/701px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_of_the_Rocks_National_Gallery_London-664x1024.jpg 664w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/701px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_of_the_Rocks_National_Gallery_London-696x1073.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/701px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_of_the_Rocks_National_Gallery_London-272x420.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 701px) 100vw, 701px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Kayalıklar Bakiresi (Londra Versiyonu)</figcaption></figure>
<p>Bu resme baktığımızda meleğin Vaftizci Yahya’yı işaret etmesi dışında Kayalıklar Bakiresi’nin ilk versiyonuna tıpatıp benzediğini görüyoruz. Bir de bu seferkinde melek resimden dışarı, izleyiciye doğru bakmıyor. Hülyalı bakışları sahneye kapılmış halde. Bu sayede anlatı dikkatimizi dağıtmıyor. Bakire Meryem artık rakipsiz ilgi merkezi durumunda. Hareketleri ve duyguları ön planda.</p>
<p>Londra versiyonunda şekillerin modellemesi ve üç boyutluluğu ciddi ölçüde zenginleşmiş. Buna rağmen Leonardo resim için çıraklarını görevlendirmiş olabilir. Çünkü bitkiler ve jeolojik unsurlar ilkinde olduğu kadar gerçeğe uygun değiller. Kayalar sentetik, doğallıktan uzak bir biçimde tasvir edilmiş.</p>
<p>Fakat yine de resmin ağırlıklı olarak Leonardo’nun elinden çıktığını söyleyebiliriz. Mesela insan figürlerinin karakteristik ışıl ışıl lüleleri onun eseri. Ayrıca Leonardo’nun ince yağlıboya katmanları uygulama maharetinin göstergesi olan meleğin yarı şeffaf, incecik gömleği de yine bir başka şaheser. Üzerine vuran güneş ışığının kusursuzluğu da cabası.</p>
<h4><strong>6.4-Erminli Kadın</strong></h4>
<p>Şimdi bir adım daha ilerliyoruz ve sizi Milano portreleriyle tanıştırıyorum.</p>
<p>İlk olarak Erminli Kadın resmine bakalım.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1215" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/803px-Lady_with_an_Ermine_-_Leonardo_da_Vinci_-_Google_Art_Project.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1215" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/803px-Lady_with_an_Ermine_-_Leonardo_da_Vinci_-_Google_Art_Project.jpg" alt="" width="803" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/803px-Lady_with_an_Ermine_-_Leonardo_da_Vinci_-_Google_Art_Project.jpg 803w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/803px-Lady_with_an_Ermine_-_Leonardo_da_Vinci_-_Google_Art_Project-223x300.jpg 223w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/803px-Lady_with_an_Ermine_-_Leonardo_da_Vinci_-_Google_Art_Project-761x1024.jpg 761w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/803px-Lady_with_an_Ermine_-_Leonardo_da_Vinci_-_Google_Art_Project-768x1033.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/803px-Lady_with_an_Ermine_-_Leonardo_da_Vinci_-_Google_Art_Project-696x936.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/803px-Lady_with_an_Ermine_-_Leonardo_da_Vinci_-_Google_Art_Project-312x420.jpg 312w" sizes="auto, (max-width: 803px) 100vw, 803px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Erminli Kadın</figcaption></figure>
<p>Resmin öznesi olan Cecilia Gallerani, Milano’nun eğitimli orta sınıf ailelerinden birine mensup, göz alıcı güzellikte bir kadındı. Milano’nun de facto dükü Ludovico, bu kadının hem zekasına hem de güzelliğine vurulmuştu. 1489 dolaylarında, ilişkilerinin en ateşli döneminde, Leonardo’ya o sırada 15 yaşında olan Cecilia’nın portresini sipariş etti.</p>
<p>Bu, 7 yıldır Milano’da bulunan Leonardo’nun aldığı ilk resim siparişiydi. Ortaya çıkan sonuç çarpıcı ve yenilikçi bir başyapıt olacaktı.</p>
<p>Günümüzde Erminli Kadın adıyla bilinen, ceviz pano üzerine yağlıboya olan bu portre, o kadar yenilikçi, o kadar duygu yüklü ve canlıydı ki, portre sanatının dönüşümde önemli bir rol oynadı. İlk modern portreydi. Avrupa sanatını, poz ve jestler aracılığıyla modelin iç dünyasını yansıtabileceği fikriyle tanıştıran ilk tabloydu. Ayrıca Leonardo, Cecilia’yı geleneksel uygulama olan tam profilden değil, dörtte üç profilden resmetmişti.</p>
<p>Cecilia’nın vücudu solumuza dönükken başı, dikkatini çeken bir şeye bakmak için ani bir hareketle sağımıza doğru dönmüş gibi. Baktığı şey, muhtemelen, ışığın vurduğu yönden gelen Ludovico. Kucağındaki sağlığın ve temizliğin sembolü olan beyaz ermin de kulaklarını kaldırmış, bir şeye dikkat kesilmiş sanki. Bu portrede Ginevra de’ Benci de dahil olmak üzere, dönemin diğer portrelerinde gördüğümüz boş ya da dalgın bakışlardan eser yok; fazlasıyla canlı. Kompozisyonda bir hareketlilik var. Leonardo Cecilia’nın iç ve dış dünyasında yaşanan anlık bir hikayeyi aktarmış.</p>
<p>Leonardo bu resimde Cecilia’nın elinin boğumlarından tutun da örülmüş ve tülle örtülmüş saçına kadar her detaya büyük bir özen göstermiş. Cecilia’nın üzerine vuran ışık yumuşak ve gölgeler titizlikle resmedilmiş. Hatta ana ışık kaynağından bağımsız olarak çeşitli bölgelerin diğer bölgelere yansıttığı ışık bile incelikle işlenmiş. Böylelikle Leonardo’nun bilimsel optik anlayışı, resimdeki üç boyutluluk yanılsamasını güçlendirmiş.</p>
<p>Günümüzde Czartoryski Müzesi’nde, Krakow, Polonya’da bulunan Erminli kadın, Leonardo da Vinci’nin başyapıtlarından biri. Belki de Mona Lisa’dan sonraki en büyüleyici resmi.</p>
<h4><strong>6.5-La Belle Ferronniere</strong></h4>
<p>La Belle Ferronniere adıyla bilinen bu portrenin öznesi ise yüksek ihtimalle Ludovico’nun resmi metresi olarak Cecilia’nın yerini alan Lucrezia Crivelli. Lucrezia da Cecilia gibi Ludovico’ya bir oğul vermişti. Ludovico da onu Leonardo’ya bir portresini yaptırarak ödüllendirdi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1216" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/763px-Leonardo_da_Vinci_attrib-_la_Belle_Ferroniere.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1216" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/763px-Leonardo_da_Vinci_attrib-_la_Belle_Ferroniere.jpg" alt="" width="763" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/763px-Leonardo_da_Vinci_attrib-_la_Belle_Ferroniere.jpg 763w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/763px-Leonardo_da_Vinci_attrib-_la_Belle_Ferroniere-212x300.jpg 212w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/763px-Leonardo_da_Vinci_attrib-_la_Belle_Ferroniere-723x1024.jpg 723w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/763px-Leonardo_da_Vinci_attrib-_la_Belle_Ferroniere-696x985.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/763px-Leonardo_da_Vinci_attrib-_la_Belle_Ferroniere-297x420.jpg 297w" sizes="auto, (max-width: 763px) 100vw, 763px"></a><figcaption class="wp-caption-text">La Belle Ferronniere</figcaption></figure>
<p>Leonardo, az önce bahsettiğim ana ışık kaynağından bağımsız olan yansıyan ışıkları bu tabloda da ustalıkla kullanmış. Bunu en belirgin olarak Lucrezia’nın sol yanağının altında görüyoruz.</p>
<p>Bin yılın dahisi o dönemde, ışığın eğimli bir yüzeye vurduğu açıya göre nasıl değiştiğine dair bilimsel çalışmalar yapmıştı. Defterlerini titiz ölçümler ve açıklamalı şemalarla doldurmuştu.<strong> </strong>O zamana kadar hiçbir ressam, gölge ve ışığı kullanarak insan yüzüne Leonardo’nun ulaştığı mükemmellikte üç boyutlu bir görünüm kazandırmayı başaramamıştı.</p>
<p>Özellikle Lucrezia’nın omuzlarındaki fiyonkların dalgalanışı ve ışığı yakalayışı muazzam. İşlemeler titizlikle resmedilmiş. Bununla beraber La Belle Ferronniere’de, Erminli Kadın’da veya Mona Lisa’da gördüğümüz o pozu bulamıyoruz. Baş dönük olarak resmedilmişse de vücut Leonardo’ya has bir kıvrılmadan yoksun, hareketsiz.</p>
<p>Daha yakından incelemek isterseniz Mona Lisa’yla beraber Louvre Müzesi, Paris’te kendisini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<h4><strong>6.6-Sanatın Bilimi</strong></h4>
<p>Bu iki portreyle birlikte artık görüyoruz ki Leonardo resim sanatında iyice süperstar seviyesine çıkmaya başlamıştı. Yaşayan bir efsane olmuştu adeta. Artık Son Akşam Yemeği ve Mona Lisa gibi resimlerin yolu görünüyordu.</p>
<p>Leonardo resmi, heykelden, müzikten ve şiirden daha üstün görüyordu. Entelektüel uğraşların birbirleriyle kıyaslandığı münazaralar Rönesans İtalyası’nda sık sık yapılırdı. Leonardo bu münazaralarda resmin sadece bir sanat değil, aynı zamanda bir bilim olduğunu iddia ederdi. Bir ressamın ilk amacı nesneleri düz bir yüzeyde üç boyutluymuş gibi göstermek olmalıydı.</p>
<p>Resmin bu üstün marifeti ışık ve gölgeden kaynaklanıyordu. Bunun için ressamın perspektif ve optik ilkelerini kavramış olması gerekirdi. Bu bilimlerin temelinde matematik vardı. Bu alan daha önce kapsamlı bir şekilde araştırılmıştı. Ta Arap matematikçi İbn-i Heysem’den beri perspektifin optik bilimi üzerine kitaplar yazılmış, bunlar Leonardo’nun sanatsal öncelleri tarafından geliştirilmişti.</p>
<p>Resim daha üstündü çünkü görme yeteneği duyuların en yücesiydi. Ayrıca aklın yanı sıra hayal gücünü de kullanmayı gerektiriyordu. Gerçekte var olan manzaralardan, objelerden, yaratıklardan çok daha fazlasını yaratabilmeyi mümkün kılıyordu.</p>
<p>Leonardo bu savlarını desteklemek için bir kitap yazma denemesinde bulundu. Fakat yine o şahsına has mükemmeliyetçiliği kitabı yayımlamaktan alıkoydu. Resim Sanatı ve İnsanın Hareketleri Üzerine isimli çalışmasının üzerinde onlarca yıl düzeltmeler yapmaya devam etti. Dolayısıyla bugün kitabını, defterlerinden parça parça takip edebiliyoruz.</p>
<p>O dönemde çoğu sanatçı Alberti’nin izinden giderek kontur çizgilerinin önceliğine ağırlık veriyordu fakat Leonardo’ya göre gölgeler daha önemliydi. Gerçekten de gölgelerin ustaca kullanımı Leonardo’nun resimlerini dönemin diğer sanatçılarından ayırmıştı.</p>
<p>Doğada bir nesnenin görülebilen kati dış hatları ya da sınırı diye bir şey yoktu. Işıkla karanlık arasında sonsuz varyasyon vardı. Leonardo belli belirsiz dış hatlar kullanımına dayalı sfumato tekniğinin öncüsüydü. Bu tekniği aynı zamanda bilinenle gizemli olan arasındaki bir analoji olarak da kullanıyordu. Hem gözlem hem de matematikten çıkan bu radikal kavrayış Leonardo’nun sanatını farklı kılıyordu.</p>
<p>Leonardo, Floransa’daki ilk günlerinde, Müneccim Kralların Tapınması için yaptığı hazırlık çiziminde perspektifin matematiğiyle epey cebelleşmişti. Perspektif araştırmalarına en büyük katkısı, nesnelerin göreli büyüklüklerini değiştirmekten ziyade renk ve netlikte değişiklikler yaparak derinlik boyutunu da eklemenin yollarını bulmasıydı. Yani bir resimde nesne uzaklaştıkça sadece küçülmemeli, atmosfer ve ışık etkilerinden dolayı rengi de değişmeli, silikleşmeliydi. Ayrıca bu da yetmezdi. Nesne uzaklaştıkça netliği de azalmalıydı. En uzak mesafelerde biçimlerin dış hatları bile muğlaklaşmalıydı.</p>
<p>Usta olmak, öncü olmak bunları gerektiriyordu. Yeni bir yöntem ortaya koymak için gözlem, deney, teori ve deneyimi birleştirmek lazımdı. Leonardo’yu bin yılın dâhisi yapan etmenlerden biri buydu.</p>
<h4><strong>6.7-Son Akşam Yemeği</strong></h4>
<p>Şimdi gelin bin yılın dâhisinin çizdiği en ünlü resimlerden birine, Son Akşam Yemeği’ne bakalım.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1217" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1217" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w.jpg" alt="" width="1200" height="675" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w.jpg 1200w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/1_P5yu2hY_XXnNgW0yv0UT0w-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Son Akşam Yemeği</figcaption></figure>
<p>Bu, bir tuval üzerine yağlı boya değil, bir duvar resmi yani freskti. Ludovico kendisi ve ailesi için kutsal bir mozole yaptırmak istiyordu. Bunun için Milano’nun merkezinde bulunan küçük ama zarif bir kiliseyi yeniden inşa ettirmişti. Santa Maria delle Grazie. Manastırın içerisine de dini içerikli resmin en gözde sahnelerden biri olan Son Akşam Yemeği’ni sipariş etti.</p>
<p>Rönesans İtalyası’nda, bilimsel tartışmalar gibi, sanatsal yaratım da zaman zaman kamusal bir etkinliğe dönüşüyordu. Leonardo Son Akşam Yemeği resmini yaparken, sırf onu çalışırken seyretmek için gelenler olur, bir köşede sessizce oturup izlerlerdi.</p>
<p>Leonardo resmi çizmek için genellikle sabah erkenden gelir, iskeleye tırmanır, gündoğumundan günbatımına kadar fırçayı elinden bırakmaz, yemeyi içmeyi unutur, hiç durmadan resim üzerinde çalışırdı. Ama bazen de bir iki fırça darbesinden sonra işi bırakır bütün günü boş geçirirdi. Çünkü yaratıcılığın ve ilhamın her zaman üzerinde olmadığını biliyordu.</p>
<p>Ludovico sabırsızlansa da ressamın işine çok fazla karışmaması gerektiğini biliyordu. Sabretmek işe yaradı ve ortaya Leonardo’nun dehasının çok çeşitli unsurlarını koyan, tarihteki en büyüleyici ve anlatımcı resim çıktı. Leonardo’nun son derece zekice teknikler kullanarak yarattığı bu kompozisyon, doğal ve yapay perspektifin ustaca birleşiminden oluşuyordu.</p>
<p>Bu yapay perspektif hilelerine birazdan geleceğiz ama ben size önce resmin konusundan ve öznelerinden bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Leonardo Son Akşam Yemeği’nde, İsa’nın, etrafında toplanmış havarilere, “İçinizden biri bana ihanet edecek,” dedikten hemen sonra havarilerin gösterdikleri tepkileri resmetmiş. Her bir an, az önce geçen ve birazdan geçmek üzere olan başka bir anın parçası. Havarilerin her birinde Leonardo’nun duyguları beden hareketleri vasıtasıyla görünür kılmadaki meşhur yeteneğini görüyoruz. Bu, Leonardo’nun sanatının temel özelliklerinden biriydi. Bir anı yakalamakla kalmayıp bir tiyatro kareografisi hazırlamışçasına drama sergileyebiliyordu.</p>
<p>Drama İsa’nın sözünü tamamlamasının akabinde başlıyor. Artık susmuş olan İsa başını eğmiş ama yaptığı açıklama, havuza atılan bir taş misali, dışarıya doğru dalga dalga yayılmış. Böylece anlatımcı bir etki yaratılmış. En soldaki üç havari henüz ilk tepkilerini bitirmemişken, diğerleri karşılık vermeye ya da birbirlerine soru sormaya başlamış bile.</p>
<p>İsa’nın sözleri odada yankılanmaya devam ederken, İncil’de bunu takip eden anlar dramanın bir parçası haline gelmiş. Matta İncil’inde sıradaki ayet şöyle:</p>
<p>“Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, “Ya Rab, beni demek istemedin ya?” dediler.”</p>
<p>Leonardo’ya göre izleyici resme baktığında figürlerin jest ve mimiklerine bakarak onların zihinlerinden neler geçtiğini anlayabilmeliydi. Son Akşam Yemeği bunun sanat tarihindeki en görkemli ve en canlı örneği desek yanlış olmaz.</p>
<p>Soldan beşinci sırada gördüğünüz esmer, çirkin ve kartal burunlu adam, yapılan açıklamanın kendisini kastettiğini bilen Yahuda. Sağ elinde, İsa’ya ihanet etmesi karşılığında ona verilmiş olan gümüş kesesini tutuyor. Geriye kaykılmış ve bir tuzluğu devirmiş halde. Tabii resim yıllar içerisinde tahrip olduğu için bunları çok net seçemiyoruz.</p>
<p>Şimdi şu perspektif meselesine geri dönelim.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/27-1_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1218" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/27-1_2.jpg" alt="" width="896" height="814" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/27-1_2.jpg 896w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/27-1_2-300x273.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/27-1_2-768x698.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/27-1_2-696x632.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/27-1_2-462x420.jpg 462w" sizes="auto, (max-width: 896px) 100vw, 896px"></a></p>
<p>Resmin perspektifinde hilesiz olan tek şey kaçış noktası. Bu geriye giden çizgiler, İsa’nın alnına işaret ediyor. Leonardo yapıt üzerinde çalışmaya başladığında duvarın merkezine ufak bir çivi çakmıştı. Ardından duvarda bu noktadan uzayan ince yarıklar açtı.</p>
<p>Leonardo’nun perspektifi nasıl ustaca manipüle ettiğini anlamak için duvarlarda asılı halılara tekrar bakmanızı istiyorum. Duvar halılarının üst kenarlarındaki çizginin sanki dışarıya, gökyüzüne doğru çıkıp gidecekmiş gibi göründüğünü zannedeceksiniz. Oysa bir kalem koyup baktığınızda az önce de gösterdiğim gibi tam İsa’nın alnına, yani kaçış noktasına gittiğini fark edeceksiniz. Ayrıca Leonardo bunları gerçek yemekhanedeki gerçek duvar halılarıyla aynı hizada görünecek şekilde resmetmiş ve bu durum, resmin, yemeğin yendiği odanın bir parçası olduğu yanılsamasını yaratmış.</p>
<p>Resmin büyüklüğünden dolayı Leonardo burada yapay perspektiften de yararlanmış. Çünkü seyirci resmi cepheden veya yandan görebileceği gibi, önünden yürüyüp geçerken de görebilir. Bu durum Leonardo’nun “karmaşık perspektif” adını verdiği, doğal ve yapay perspektifin bir arada kullanımını gerektiriyordu. Çünkü bu büyüklükte bir resim için bakan göz, yüzeyin tüm kenarlarına eşit uzaklıkta olmayacaktı. Bunu çok iyi biliyordu.</p>
<p>Duvarların ve tavanın kaçış noktasına normalden daha erken vardığı bu hızlandırılmış perspektif, Leonardo’nun yapımcılığını üstlendiği teatral etkinliklerden öğrendiği birçok hileden yalnızca biriydi. Rönesans prodüksiyonlarında sahne, dikdörtgen bir alandan ziyade daha fazla derinlik yanılgısı yaratmak için hızlıca daraltılıp kısaltılabilen bir alandan oluşurdu. İzleyiciye doğru eğimliydi ve sahne dekorunun yapaylığı, Leonardo’nun Son Akşam Yemeği’nde yaptığı gibi süslenmiş bir pervazla gizlenirdi. Bu tür hilelere başvurması, temsiller ve gösteriler üzerindeki çalışmalarının boşa harcanmış zaman olmadığını bize gösteriyor.</p>
<p>Ayrıca resimde ışık konusunda da bir hile var. Resimdeki ışık gerçek yemekhanenin sol duvarındaki yüksek pencereden geliyormuş gibi görünüyor. Resimdeki sağ duvar ve masanın bacaklarındaki gölgelerin kaynağı hep bu gerçek pencereden gelen ışık.</p>
<p>Son Akşam Yemeği, yapıt sanatı açısından yenilikçi, kullanılan yöntemler açısından ise tamamen yenilikçiydi. Tüm bunlar dikkate alındığında bilimsel perspektifle teatral maharetin, akılla hayal gücünün tam Leonardo’ya layık bir karışımıydı.</p>
<p>Fakat tüm bu güzelliklerin yanında bizi üzen bir şey var. Resim sadece 20 yıl sonra pul pul dökülmeye başlamıştı. Resmin kalıcı olmasını sağlayacak bir teknik kullanmayan Leonardo, hocası Verrocchio’dan bu konuda bir ders almamıştı. Yıllar içinde resmi restore etmek için en az 6 büyük girişim olduysa da bunlar durumu daha da kötüleştirdi. 1978 yılında başlayan ve 20 yıl süren son restorasyon çalışması en geniş çaplısıydı ve sadece resmin orijinal haline döndürülmesi için çalışıldı.</p>
<p>Her şeye rağmen sanat tarihinin bu başyapıtı günden güne eriyor ve belki bir gün onu tamamen kaybedebiliriz.</p>
<h2><strong>7-İkinci Floransa Dönemi</strong></h2>
<p>1499 yazında, yeni Fransa Kralı XII. Louis tarafından gönderilen istilacı birlikler Milano’ya girince Leonardo’ya yeniden Floransa yolu göründü. 1500’de Floransa’ya döndüğünde özgüveni sarsılmış, eski canlılık ve neşesini kaybetmiş, hükümeti ve loncalarının kasaları boşalmış bir şehir buldu.</p>
<p>Leonardo 1500’den 1506’ya kadar büyük ölçüde Floransa merkezli bir hayat sürecek ve maiyetiyle birlikte bir kilisede rahat içinde yaşayacaktı. Bu dönem pek çok açıdan yaşamının en verimli dönemiydi. Hatta bu dönemde Osmanlı Sultanı II. Bayezid’e bir mektup yazmış ve Haliç için görkemli bir köprü inşa edebileceğini söylemişti. Ayrıca başka yetenekleri olduğunu da belirtmişti. Fakat Leonardo, İstanbul’a hiçbir zaman gelmedi. Teklifin neden kabul edilmediğini bilmiyoruz ama eğer kabul edilseydi zamanının en görkemli ve en büyük köprüsü olabilir ve 1800’lere kadar kayıkla ulaşım yapılan Pera-İstanbul ulaşımı için büyük kolaylık sağlayabilirdi.</p>
<p>İkinci Floransa döneminde Leonardo, günümüzde kayıp olan “Leda ve Kuğu” resmiyle, en önemli pano resimlerinden ikisi olan “Mona Lisa” ve “Meryem ve Çocuk İsa, Azize Anna ile Birlikte” resimlerine başladı. Ayrıca bir mühendis olarak, binalar için danışmanlık işi bulabiliyor ve Cesare Borgia’nın askeri amaçlarına hizmet ediyordu. Boş zamanlarında da yeniden matematik ve anatomi çalışmalarına gömülüyordu.</p>
<h4><strong>7.1-Azize Anna</strong></h4>
<p>Şimdi geldik Leonardo’nun en büyük başyapıtlarından birine. Bunu sadece ben söylemiyorum. 2012’de Louvre Müzesi’nde açılan sergide bu resim Leonardo da Vinci’nin en büyük başyapıtı olarak sergilendi. “Meryem ve Çocuk İsa Azize Anna ile Birlikte” kısaca “Azize Anna” diyelim.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1219" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/805px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_and_Child_with_St_Anne_C2RMF_retouched.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1219" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/805px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_and_Child_with_St_Anne_C2RMF_retouched.jpg" alt="" width="805" height="1079" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/805px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_and_Child_with_St_Anne_C2RMF_retouched.jpg 805w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/805px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_and_Child_with_St_Anne_C2RMF_retouched-224x300.jpg 224w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/805px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_and_Child_with_St_Anne_C2RMF_retouched-764x1024.jpg 764w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/805px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_and_Child_with_St_Anne_C2RMF_retouched-768x1029.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/805px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_and_Child_with_St_Anne_C2RMF_retouched-696x933.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/805px-Leonardo_da_Vinci_-_Virgin_and_Child_with_St_Anne_C2RMF_retouched-313x420.jpg 313w" sizes="auto, (max-width: 805px) 100vw, 805px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Meryem ve Çocuk İsa Azize Anna ile Birlikte</figcaption></figure>
<p>Leonardo 1500’de Milano’dan Floransa’ya döndüğünde konakladığı kilisedeki keşişler ona, kendisi ve asistanları için 5 oda tahsis ettiler. Keşişler yakınlardaki bir kilise için bir sunak panosu sipariş etmişti. Leonardo bunu öğrenince resmi kendisinin seve seve yapabileceğini söyledi. Bu, “Azize Anna” resmi olacaktı.</p>
<p>Resmin ortasını 1503’te tamamladı ve hiçbir zaman kiliseye teslim etmedi. Hayatının sonuna dek yanında taşıdı ve 10 yıldan uzun bir süre boyunca üzerinde çeşitli düzeltmeler yaptı.</p>
<p>Eser, Leonardo’nun sanatsal dehasının pek çok unsurunu bünyesinde birleştiriyor: Anlatıya dönüştürülmüş bir an, zihinsel durumlarla uyumlu fiziksel hareketler, ışığın dansının muhteşem tasvirleri, zarif sfumato kullanımı ve jeolojiyle renk perspektifi bilgisinin ışığında bir manzara.</p>
<p>İlk dikkatimizi çeken şeylerden biri annesi, Meryem kadar genç görünüyor. Neredeyse abla kardeş gibiler. Oysa Hristiyanlık anlatısına göre Meryem bir mucize eseri doğduğunda Azize Anna, çocuk doğurma yaşını çoktan geçmişti. Leonardo’nun burada Anna’yı genç göstermesinin sebebi, biri üvey olan iki genç anne tarafından büyütülmüş olmasını simgeliyor olabilir.</p>
<p>Resimde Meryem’in sağ kolu, çocuk İsa’yı engelleme çabasıyla uzanmış, koruyucu ama yumuşak bir sevgi ifade ediyor. Ancak İsa kuzuyla oynamakta kararlı, bir bacağı kuzunun boynuna dolanmış, elleriyle ise kafasını tutmuş. Kuzu, İsa’nın çarmıha gerildiğinde çektiği Çile’yi, İsa’nın yazgısını temsil ediyor.</p>
<p>Resmin alt kısmına baktığımızda Leonardo’nun bu resmi de jeolojik olarak ne kadar doğru çizdiğini görüyoruz. Ayrıca arkadaki gök mavisi, parlak ve buğulu katmanları ondan önce hiçbir ressamın yapmadığı şekilde tasvir etmiş. Resim gerçekten de giderek dallanıp budaklanan bir yapıya sahip. Bu parçalar bir yandan da bir bütüne hizmet ediyor. İhtişamı, çarpıcı renk kullanımı ve anlatımdaki hareketlilik dikkatli gözler için fevkalade bir seyirlik sunuyor.</p>
<p>Günümüzde Louvre Müzesi’nde bulunan Azize Anna, Leonardo’nun en karmaşık ve katmanlı panel resmi. Pek çok kişiye göre Mona Lisa’yla eşdeğer hatta düzenlenişi ve içerdiği hareketin daha karmaşık olması itibarıyla ondan bile üstün bir başyapıt.</p>
<h4><strong>7.2-Salvator Mundi</strong></h4>
<p>Leonardo’nun hayatı boyunca yaptığı tabloların önemli bir kısmının kayıp ya da tartışmalı olduğunu biliyoruz. Her şeyi defterlerine yazan Leonardo ne yazık ki bitmiş ya da bitmemiş resimleri hakkında bir liste çıkarmamış. Bunları ancak sözleşmelerden ya da dönemin vakanüvislerinden takip edebiliyoruz.</p>
<p>Şimdi sizi Leonardo’nun kayıp tablolarından en meşhuruyla tanıştırayım. Daha doğrusu eskiden kayıp olan. Çünkü o artık tarihte satılmış en pahalı resim. Karşınızda Latince adıyla “Salvator Mundi.” Türkçesiyle “Dünyaların Kurtarıcısı.” Pazarlama ismiyle “Erkek Mona Lisa.”</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/734px-Leonardo_da_Vinci_Salvator_Mundi_c.1500_oil_on_walnut_45.4_%C3%97_65.6_cm.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1220" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/734px-Leonardo_da_Vinci_Salvator_Mundi_c.1500_oil_on_walnut_45.4_%C3%97_65.6_cm.jpg" alt="" width="734" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/734px-Leonardo_da_Vinci_Salvator_Mundi_c.1500_oil_on_walnut_45.4_×_65.6_cm.jpg 734w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/734px-Leonardo_da_Vinci_Salvator_Mundi_c.1500_oil_on_walnut_45.4_×_65.6_cm-204x300.jpg 204w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/734px-Leonardo_da_Vinci_Salvator_Mundi_c.1500_oil_on_walnut_45.4_×_65.6_cm-696x1024.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/734px-Leonardo_da_Vinci_Salvator_Mundi_c.1500_oil_on_walnut_45.4_×_65.6_cm-285x420.jpg 285w" sizes="auto, (max-width: 734px) 100vw, 734px"></a></p>
<p>Salvator Mundi yeniden keşfedildiğinde sanat dünyasında adeta bir deprem yarattı. 2011’de orijinal Leonardo eserleri arasına giren bu resim, sol elinde kristal bir küre tutarken sağ eliyle kutsama işareti yapan İsa’yı betimliyor.</p>
<p>Salvator Mundi motifi, 1500’lerin başlarında, özellikle Kuzey Avrupalı ressamlar arasında çok popülerdi. Fakat Leonardo’nun versiyonu kendine özgü bazı özellikler taşıyor. Rahatlatıcı ama rahatlatıcı olduğu kadar da rahatsızlık verici bir figür. Gizemli, dik dik bir bakış, gür ve dökümlü bukleler ve Leonardo’nun alametifarikası olan sfumato yumuşaklığı.</p>
<p>Gelin size bu kayıp resmin bulunmasının hikayesini anlatayım. Çünkü bu hikaye resmin kendisinden daha ilginç. Herhalde sanat tarihinde böyle bir hikaye yoktur.</p>
<p>Gidebildiğimiz kadar eskiye gidersek ilk olarak resmin İngiltere Kralları I. ve II. Charleslar’ın koleksiyonlarında kataloglanmış olduğunu buluyoruz. Sonra tablo Buckingham Dükü’ne geçmiş ve en son onun oğlu resmi 1763’te satmış. İşte bu noktada resmin izi kaybolmuş. Ta ki 1900 yılına kadar.</p>
<p>1900’de Britanyalı bir koleksiyoncu resmi satın almış. Tablonun Leonardo’nun elinden çıktığına dair hiçbir fikri yokmuş. Resmi satın aldığında çok zarar görmüş, üstüne boya vurulmuş ve aşırı kalın cilalanmış bir haldeymiş. Yani tanınacak halde değilmiş ve Leonardo’nun öğrencisi Boltraffio tarafından yapıldığı zannediliyormuş. Ama sonra buna bile ihtimal verilmemiş ve Boltraffio’nun yaptığı kopyanın bir kopyası olarak kataloglanmış. Yani Leonardo’nun öğrencisinin öğrencisi tarafından yapılmış bir resim zannedilmiş. Nihayet 1958’de koleksiyoncunun mirasçıları tarafından açık artırmaya çıkarıldığında, 100 dolar bile etmemiş.</p>
<p>Hikaye buradan sonra ilginçleşiyor.</p>
<p>Tablo 2005’te yine satışa çıkarılıyor ve bir grup sanat simsarı ve koleksiyoncu tarafından sadece 1175 dolara satın alınıyor. Bu grup resmin Leonardo’nun öğrencisinin öğrencisi tarafından değil de belki en azından öğrencisi tarafından yapılmış olabileceği ihtimali üzerinde duruyordu. Çünkü öyle bile değerli bir resim olurdu. Hatta Leonardo’nun bizzat kendisi tarafından yapılmış olabilir miydi acaba? Bu çok düşük bir ihtimaldi ama yine de değerlendirilmeliydi.</p>
<p>Böylece ciddi hasar almış olan resmin üzerinde bir konservasyon çalışmasına başlandı. Dianne Modestini, konservasyon sırasında resmin bizzat Leonardo’nun kendisi tarafından yapılmış olabileceğine dair emarelere rastladı. Resmi temizledi. Hatta zarar görmüş bölümlerini yeniden boyadı.</p>
<p>Düşünsenize yıl olmuş 2005. Tüm dünyaya diyorsunuz ki benim elimde yeni ortaya çıkmış bir Leonardo da Vinci resmi var. Elbette günümüzde bile bu tarz iddialarla ortaya çıkan çok sahtekar var. Dolayısıyla böyle bir iddiayı kanıtlamak için grubun elinde çok sağlam deliller olmalıydı.</p>
<p>Bu delilleri bulmak için resim 2008 yılında Londra’daki National Gallery’e getirildi. Birçok akademisyen ve uzman tarafından incelendi. Diğer Leonardo eserleriyle karşılaştırmalar yapıldı. Geçmişi araştırıldı. Kimler tarafından saklandığının tarihsel kayıtlarına bakıldı ama kesin bir sonuca varılamadı. Çünkü Leonardo’nun takipçileri tarafından aynı resmin bir sürü kopyası yapılmıştı.</p>
<p>Sonunda resim Pariste’ki Louvre müzesine getirildi. Burada sanat eserlerini incelemek için kurulmuş son teknoloji bir laboratuvar vardı. Sanat tarihinin belki de en detaylı teknik analizi yapılmaya başlandı. Sherlock Holmes misali didik didik her milimetrekaresi incelendi. Resim temizlendikten sonra, yüksek çözünürlüklü fotoğraflar ve X-ışını analizi sayesinde İsa’nın sağ başparmağının en başta farklı bir şekilde konumlandırılmış olduğu ve bunu değiştirmek için yeni bir boya katmanı sürüldüğü tespit edildi. Bu bir kopyacının ihtiyaç duyacağı türden bir şey değildi.</p>
<p>Ayrıca panonun beyaz astarına yansıtılan kızılötesi ışık, ressamın sfumato bulanıklığına ulaşmak için avcunu İsa’nın sol gözünün üstündeki ıslak boyaya bastırdığını ortaya koydu. Bu son derece ayırt edici bir Leonardo tekniğiydi. Hatta Leonardo’nun diğer eserlerinden alınan parmak izleri bile karşılaştırıldı.</p>
<p>Eser, dönemin diğer Leonardoları’nda olduğu gibi ceviz üstüne, neredeyse yarı şeffaf boyaların pek çok ince katman halinde sürülmesiyle resmedilmişti. Tam da bu noktada birçok uzman bunun orijinal bir Leonardo olduğu konusunda hemfikir oldu.</p>
<p>Sonuç olarak bu grup, 2013 yılında bu resmi İsviçreli bir sanat simsarına 80 milyon dolara satmayı başardı. O simsarsa tabloyu sadece 2 gün sonra bir Rus iş adamına 127 milyon dolara sattı.</p>
<p>Hikaye burada bitmedi.</p>
<p>Resim 2017’de Hong Kong, Londra, San Francisco ve New York’ta sergilendi ve ardından 15 Kasım 2017’de New York’taki Christie’s Müzayedesi’ne çıkarıldı. Burada tablo için yeni bir pazarlama stratejisi uygulandı ve “Erkek Mona Lisa”, “Son Leonardo” gibi isimlerle tanıtıldı.</p>
<p>“Batı medeniyetinin en iyi sanatçısının bir çalışmasına sahip olmak için bu son şanssınız!”</p>
<p>Taktik işe yaradı ve tablo tam 450 milyon dolara satıldı. Bu o zamana kadar bir sanat eseri için ödenen en yüksek fiyattı. Aradan bir süre geçti ve gizemli alıcının Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman olduğu belirlendi.</p>
<p>Ama tablo için bu kadar para ödendikten sonra bile tartışmalar bitmedi. Hala resmin orijinal olduğuna dair şüpheler var.</p>
<p>Şimdi biraz da resmi inceleyelim.</p>
<p>Leonardo versiyonu, diğer Salvator Mundi tablolarından farklı olarak izleyiciyi, değişken duygusal etkileşimlere sokuyor. Buğulu aura ve özellikle dudaklardaki bulanık sfumato çizgileri, psikolojik bir gizem ve her bakışta hafifçe değişiyormuş gibi görünen muğlak bir tebessüm yaratıyor. İsa’nın bize mi yoksa uzaklara mı baktığını anlayamıyoruz.</p>
<p>Leonardo, bir resmin ön planındaki nesneleri iyice belirginleştirerek üç boyutlu bir derinlik yanılgısı yaratabileceğini biliyordu. Burada bunu çok ustaca kullanmış. İsa’nın sağ eli, hatta bize yakın olan iki parmağı daha keskin hatlara sahip. Bu teknik, elin bize doğru hareket ediyormuş ve bizi kutsuyormuş gibi öne çıkmasını sağlıyor.</p>
<p>Resimdeki tek kusur İsa’nın sol elinde tuttuğu kürede. Normalde kürenin arkasındaki elbisenin biçimsel bozukluğa uğramış olmasını beklerdik. Optikle bu kadar haşır neşir olmuş Leonardo’nun bunu bilmemesi imkansızdı. Belki de bunun dikkat dağıtacağını düşündüğü için böyle resmetti.</p>
<p>Salvator Mundi yüzyıllar boyunca çeşitli ressamlar tarafından tekrar tekrar resmedildi. Ama onların arasından biri, çizildikten 500 yıl sonra ortaya çıkıp Hristiyan ikonografisinin nadide çiçeğine dönüştü ve hikayesiyle sanat tarihine damgasını vurdu.</p>
<h4><strong>7.3-Cesare Borgia Himayesi</strong></h4>
<p>Mayıs 1501’de Floransa’nın kaderi değişmek üzereydi. Zalimliğiyle ünlü Valentinois Dükü Cesare Borgia şehre saldıracaktı ki bir anlaşmaya varıldı ve Floransa vergiye bağlandı. Anlaşmanın bir parçası olarak Borgia, şehrin en ünlü sanatçısı ve mühendisi olan Leonardo da Vinci’nin hizmetlerinden yararlanma ayrıcalığına sahip olmuştu.</p>
<p>Borgia, Ağustos 1502’de Leonardo için gösterişli dille yazılmış bir pasaport çıkardı. Bu pasaporta göre Leonardo, Borgia’nın egemenliği altındaki tüm kale ve tahkimatları teftiş etmekle görevlendirildi. Bu hususta istediği yere girebilecek, kendisi ve maiyeti tüm vergilerden muaf tutulacak, kendisine her türlü yardım sağlanacak, emrine istediği sayıda adam verilecek ve Borgia’nın topraklarında olan tüm mühendisler ona bağlanacaktı.</p>
<p>Leonardo işe koyuldu. Sonunda 20 yıldan beri hayalini kurduğu askeri mühendislik heveslerini biraz olsun hayata geçirebilecekti. İlk iş olarak kale duvarlarının kavisli olmasını önerdi. Böylece top güllelerinin etkisi azalacaktı. Bu askeri mühendislik alanına kattığı en kayda değer fikirlerden biriydi. Cesenatico kentinde liman çizimleri yaptı ve kanalların savunmasına yönelik planlar çizdi. Limanın dibinin temizlenmesini emretti. Borgia’nın ordusuna nehirleri aşmalarını sağlayacak köprüler yaptı.</p>
<p>İmola şehrinde bulunduğu sırada savaş sanatına belki de en büyük katkısını yaptı. Manyetik bir pusula ve kendi tasarımı odometresini kullanarak İmola’nın bir haritasını çizdi. Ancak bu, sıradan bir harita değildi. Yenilikçi bir tarza sahip, askeri açıdan oldukça faydalı ve güzel bir çalışmaydı. Harita, sanatla bilimi, Leonardo’nun taklit edilemez tarzıyla birleştirmişti.</p>
<p>Leonardo’nun o dönemde çizdiği haritalar, zaferlerini yıldırım harekatıyla kazanan Borgia’ya büyük fayda sağladı. Leonardo’nun bu hatasız, detaylı ve kolayca okunabilen haritaları adeta yeni bir silah gibiydi.</p>
<p>1503’te Leonardo, Borgia’nın hizmetinden ayrıldı. Çünkü hayata geçirdiği silahların başkaları için nasıl bir kabusa dönüştüğünü görmek onu derinden etkilemişti.</p>
<h2><strong>8-İkinci Milano Dönemi</strong></h2>
<p>Leonardo, babasının vefatından sonra hem üvey kardeşleriyle aynı şehirde olmamak hem de Michelangelo isminde yıldızı yeni parlamış bir sanatçıyla rekabet etmemek için yeniden Milano’ya gitti. Burada Francesco Melzi adında bir erkek evlat edindi. Francesco, önde gelen bir asilzadenin oğluydu. Umut vaat eden bir gençti. Yetenekliydi. Babasının izniyle bir sözleşme yapıldı ve Leonardo tarafından evlat edinildi.</p>
<p>Günümüzden bakıldığında bu karar tuhaf gelebilir ama Melziler için bu, oğullarının dönemin en yaratıcı sanatçısının öğrencisi, mirasçısı ve yazmanı olması için bir fırsattı. Böylece Melzi, Leonardo’nun yıllar önce yanına aldığı Salai ile birlikte kendisinin daimi yoldaşı olmuştu.</p>
<p>1508 sonunda, Milano’da bir bölge kilisesinde, kalacak yeri ve kraldan aldığı düzenli ödemesi bulunan Leonardo için her şey yolundaydı. Artık kalbi ve evi Milano’daydı.</p>
<h4><strong>8.1-Anatomi Çalışmaları</strong></h4>
<p>Burada ilk olarak 1508’den 1513’e kadar ikinci dönem anatomi çalışmaları yaptı. Aslında bu bilimsel çalışmalara, sanatına hizmet etmesi için başlamıştı ama bir süre sonra salt meraktan devam etti. Yoğun anatomi çalışmalarına gömüldüğü bu dönemde 240 çizim yapmış ve kaleme aldığı metinler 13 bin kelimeyi aşmıştı. Bu çizimlerde insan vücudundaki tüm kemikleri, kas gruplarını ve başlıca organları görselleştirip anlattı. Yayımlasaydı en büyük bilimsel zaferi olabilirdi ama o, bilgiyi yayımlamaktan çok, bilginin peşinde koşmakla ilgileniyordu. Bazı keşifleri ancak kendisinden yüzyıllar sonra yeniden bulunabilecekti.</p>
<p>Bu çalışmaların en çarpıcı olanı 100 yaşında ölen ve hayatı boyunca hiç hastalanmayan bir adamın vücudunu incelemesiydi. Bu yaşlı adam, ölümünden birkaç saat önce Leonardo’ya 100 yaşını geçtiğini söylemiş, halsizlik dışında bedeninde hiçbir eksiklik hissetmediğini belirtmişti. Sonunda gerçekten de herhangi bir rahatsızlık göstermeden ölmüştü.</p>
<p>Daha adamın cesedi bile soğumadan Leonardo’nun o tutkulu merak duygusu parladı. Acaba böyle tatlı bir ölümün nedeni ne olabilirdi? Adamın anatomisini çıkarmalıydı. Ama bunu nasıl yapacaktı? Neyse ki onun yaşadığı dönemde Kilise, diseksiyon yapmakla ilgili kati yasağını yumuşatmıştı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1222" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1222" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1.jpg 1920w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/407898-1-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Anatomi çalışmaları</figcaption></figure>
<p>Leonardo bu diseksiyonla ilgili 30 sayfa boyunca kayıt tuttu. Hem bedeni hem de kullandığı aletleri resmetti. Neşteri kullanmada fırçayı kullanmakta olduğu kadar ustaydı. Sağlam bir mideye, üstün çizim becerilerine ve perspektif bilgisine sahip olması onu diğer dâhilerden farklı kılıyordu. Keskin gözlem gücünün, kuvvetli görsel hafızasıyla birleşmesi sayesinde geçmiştekilerden çok daha başarılı çizimler ortaya çıkardı. Elde ettiği sonuçlar, gerek bilim gerek sanat açısından büyük bir başarıydı.</p>
<p>Elindeki basit diseksiyon aletleriyle, herhangi bir muamele görmemiş bedenleri, çürürlerken bile katman katman ayrıştırdı. İlkin yaşlı adamın yüzey kaslarını, ardından deriyi kaldırıp iç kasları ve damarları tasvir etti. Sağ kol ve boyunla başladı, sonra gövdeye geçti. Omurganın kavisli yapısını tarif etti. Ardından karın duvarı, bağırsaklar, mide, karaciğer ve bütün bunları birbirine bağlayan zarları ele aldı.</p>
<p>Günler sonra beden işlemden geçirilemeyecek kadar çürümeye yüz tuttuğu için bacaklara hiç geçemedi. Ama sonrasında muhtemelen 20’den fazla başka diseksiyon yapacak ve anatomi çalışmalarını tamamladığında her bir beden parçası ve uzvunu gayet güzel betimlemiş olacaktı. Özellikle insan omurgasını farklı açılardan kusursuz çizdiği ve tek tek açıklamalar yaptığı sayfa, gerek anatomi gerek ressamlık itibariyle bir başyapıttı.</p>
<h4><strong>8.2-Kalp</strong></h4>
<p>Tüm bu diseksiyonlar esnasında yaptığı en muazzam çalışma kalple ilgili olanıydı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1221" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_-_RCIN_919073_Verso_The_heart_and_coronary_vessels_c.1511-13-1_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1221" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_-_RCIN_919073_Verso_The_heart_and_coronary_vessels_c.1511-13-1_2.jpg" alt="" width="934" height="652" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_-_RCIN_919073_Verso_The_heart_and_coronary_vessels_c.1511-13-1_2.jpg 934w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_-_RCIN_919073_Verso_The_heart_and_coronary_vessels_c.1511-13-1_2-300x209.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_-_RCIN_919073_Verso_The_heart_and_coronary_vessels_c.1511-13-1_2-768x536.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_-_RCIN_919073_Verso_The_heart_and_coronary_vessels_c.1511-13-1_2-696x486.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_-_RCIN_919073_Verso_The_heart_and_coronary_vessels_c.1511-13-1_2-602x420.jpg 602w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/Leonardo_da_Vinci_-_RCIN_919073_Verso_The_heart_and_coronary_vessels_c.1511-13-1_2-100x70.jpg 100w" sizes="auto, (max-width: 934px) 100vw, 934px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Anatomi çalışmaları – Kalp</figcaption></figure>
<p>Leonardo kan sisteminin merkezinde karaciğerin değil, kalbin bulunduğunu tam anlamıyla kavrayan ilk kişilerden biriydi. Defterine “Tüm atardamarlar ve toplardamarlar kalpten çıkar,” diye yazmıştı. Kalbin ruhani, özel bir maddeden değil, bir çeşit kastan oluştuğunu keşfetti. İki değil dört odacıktan oluştuğunu, üst ve alt odacıkların farklı zamanlarda açıldığını, bunları ayıran kapakçıklar olduğunu bulguladı. Hatta o kadar ileri gitti ki aort kapağının çalışma mekanizmasını çözdü. Sistolik akış girdaplarına dair öngörüsünün hatasız olduğu 450 yıl sonra Oxford Üniversitesi’nde doğrulanacaktı. Leonardo işte böyle inanılmaz bir adamdı.</p>
<p>Anatomi çalışmaları zirve noktasına, yaşamın başlangıcını betimleyen çizimlerle ulaştı. Karmakarışık notlarla dolu bir sayfada rahimdeki bir cenin imgesi çizdi. Özellikle dölyatağı atardamarı, dölyolu dolaşım sistemi ve göbek bağındaki kan damarları tasvirleri çığır açıcıydı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1223" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/768d85ab32ed410c3a6130ba6d567e2d_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1223" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/768d85ab32ed410c3a6130ba6d567e2d_2.jpg" alt="" width="722" height="1062" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/768d85ab32ed410c3a6130ba6d567e2d_2.jpg 722w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/768d85ab32ed410c3a6130ba6d567e2d_2-204x300.jpg 204w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/768d85ab32ed410c3a6130ba6d567e2d_2-696x1024.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/768d85ab32ed410c3a6130ba6d567e2d_2-286x420.jpg 286w" sizes="auto, (max-width: 722px) 100vw, 722px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Ana rahmindeki çocuk</figcaption></figure>
<p>Çalışmalarının büyük çoğunluğunda kuramlarını analojiler üzerinden oluşturuyordu. Size defterinden sadece bir örnek vereyim ki ne demek istediğimi daha iyi anlayabilesiniz. Mesela filizlenen bir tohumla yan yana kalp ve atardamarları çizmişti. Kalbi tohuma benzetmiş ve “Damarlardan oluşan ağacı yaratan şey, kalp konumundaki yemiştir,” diye yazmıştı.</p>
<h4><strong>8.3-Jeoloji Çalışmaları</strong></h4>
<p>Bütün bunlar yetmezmiş gibi Leonardo, jeoloji konusunda da çok çeşitli gözlemler yaptı. Doğayı gözlemleyip yorumlama becerisi bazı yönlerden zamanının 200 yıl ilerisinde olduğunu gösteriyordu.  Mesela bir vadinin bir tarafındaki kaya katmanının diğer yakadakiyle aynı sırada tortulaştığını fark etmişti. Nehirlerin neden olduğu erozyondan, vadilerin oluşumuna kadar pek çok konuda inanılmaz tespitlerde bulundu.</p>
<p>Bu gözlemler Leonardo’yu özellikle deniz hayvanları fosillerinin yüksek kaya katmanlarına nasıl ulaştığını düşünmeye sevk etti. Defterinde “Büyük balıklar, istiridyeler, mercanlar, diğer çeşitli kabuklular ve deniz salyangozlarının kemikleri niçin dağ zirvelerinde bulunuyor?” diye sormuştu. Bu konuyla ilgili 3500’den fazla kelime yazdı. Fosillere dair ayrıntılı gözlemlerini anlattı ve İncil’deki Tufan hikayesinin yanlış olduğunu öne sürdü. Dine ve geleneklere tamamen aykırı düşmekten hiç çekinmiyordu.</p>
<p>Leonardo, yeryüzünün kabuğunda muazzam kaymalar ve dalgalanmalar yaşandığını ve bunların dağların yükselmesine yol açtığını da tespit etti. Bu muazzam bir tespitti. Hatta yine o kadar ileri gitti ki bahsettiği bulgular arasında günümüzde “iz fosili” olarak adlandırılan fosil türünü keşfetmesi bile yer alıyor. İz fosili, hayvan kalıntılarından değil, hayvanlar canlıyken tortullarda ayaklarıyla bıraktıkları izler sayesinde oluşuyor. Yani anlayacağınız Leonardo, ortaya çıkması 300 yılı bulacak bir bilimin, fosil izlerini araştıran iknoloji biliminin de öncülerinden biridir diyebiliriz.</p>
<h4><strong>8.4-Astronomi Çalışmaları</strong></h4>
<p>Biraz da astronomi çalışmalarına bakalım.</p>
<p>Leonardo’nun notlarından birinde şu cümle göze çarpıyor:</p>
<p>“Güneş hareket etmiyor.”</p>
<p>Bildiğiniz gibi o dönemde Dünya’nın sabit olduğu ve Güneş dahil her şeyin onun etrafında döndüğü görüşü hakimdi. Ama Leonardo, Dünya’nın pek çok kozmik cisimden sadece biri olduğunu ve merkezi bir konumda olmadığını kavramıştı:</p>
<p>“Dünya ne Güneş’in yörüngesinin merkezindedir ne de evrenin merkezindedir; ona eşlik eden unsurların merkezindedir ve onlarla bağlantılıdır,” diye yazmıştı.</p>
<p>Daha da etkileyici olanı, Ay’ın ışık yaymayıp Güneş ışığını yansıttığını ve Ay’da duran bir kişinin Dünya’nın da aynı şekilde bu ışığı yansıttığını göreceğini anlamıştı. Ayrıca Ay’ın karanlık bölümündeki soluk ışığın Dünya’dan Ay’a yansıyan zayıf ışıktan kaynaklandığını yazdı. Fakat yıldızlar konusunda hatalı bir çıkarımda bulunmuştu. Onların da kendinden ışık yaymayıp sadece Güneş’in ışığını yansıttıklarını düşünmüştü ki bu hatalıydı.</p>
<p>Leonardo öyle bir insandı ki birçok insanın aklına gelmeyen basit sorulara bile cevaplar arıyordu.</p>
<p>Mesela “Gökyüzü neden mavidir?”</p>
<p>Bu soruya çeşitli açıklamalar getirdi. Temelde yanıtı doğruydu:</p>
<p>“Hava, gök mavisi rengini Güneş’in aydınlık veren ışınlarını yakalayan nem parçacıklarından alır. Yüksek bir dağın zirvesine çıkarsanız sizinle dış karanlık arasındaki atmosfer daha incelmiş olacağından tepenizdeki gök, orantısal olarak daha koyu görülecektir. Tırmanılan yükseklik arttıkça bu durum daha da belirginleşir ve sonuçta zifiri karanlığa ulaşılır.”</p>
<p>Her zamanki gibi bu notlarını da geliştirip bir kitaba dönüştürmedi. Kim bilir o kafanın içinde daha neler vardı?</p>
<h4><strong>8.5-Roma Dönemi</strong></h4>
<p>Eylül 1513’te Leonardo, yeni hamileri olacak olan muhteşem Lorenzo’nun oğulları, Papa X. Leo ve onun kardeşi Giuliano’nun himayesine girmek üzere Milano’dan Roma’ya doğru yola çıktı. O sırada Melzi 22, Salai 33 yaşındaydı. Yanında 230 kilo ağırlığında kişisel eşyası vardı. Bu eşyaların arasında 100’den fazla kitap, sayısız defter, anatomik çizimler, bilimsel araç gereçler, sanat malzemeleri, giysiler ve ev eşyaları bulunuyordu. En önemlisi hala takıntılı bir biçimde üzerlerinde çalışıp mükemmelleştirmeye çalıştığı 5-6 resim de bu eşyalar arasındaydı.</p>
<p>Leonardo burada hala bilim ve mühendisliğe resimden daha çok ilgi gösteriyordu. En yoğun ilgi gösterdiği teknolojik mesele aynalardı. Kariyeri boyunca ışığı odaklama ve yönlendirme yöntemleri üzerine 200’e yakın çizim yapmıştı. Arap matematikçi İbn-i Heysem’i incelemişti. Ay’ı daha iyi gözlemlemenin yollarını arıyordu. Fakat asıl ilgilendiği konu hala aynaları kullanarak güneş ışığını odaklayıp ısı elde etmekti. Aynaların bir silah olarak kullanılabileceğini düşünüyordu. Ayrıca metalleri lehimlemek ve devasa kazanları ısıtmak için de kullanılabilirlerdi.</p>
<h4><strong>8.6-Vaftizci Yahya</strong></h4>
<p>Tutkularının peşinde Milano’yla Roma arasında gidip geldiği 1506-1516 yılları arasında Leonardo, ustalık eserlerini ortaya koymuştu. Azize Anna resmini zaten daha önce incelemiştik. Şimdi sırada Vaftizci Yahya var.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1224" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/834px-Leonardo_da_Vinci_-_Saint_John_the_Baptist_C2RMF_retouched.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1224" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/834px-Leonardo_da_Vinci_-_Saint_John_the_Baptist_C2RMF_retouched.jpg" alt="" width="834" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/834px-Leonardo_da_Vinci_-_Saint_John_the_Baptist_C2RMF_retouched.jpg 834w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/834px-Leonardo_da_Vinci_-_Saint_John_the_Baptist_C2RMF_retouched-232x300.jpg 232w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/834px-Leonardo_da_Vinci_-_Saint_John_the_Baptist_C2RMF_retouched-791x1024.jpg 791w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/834px-Leonardo_da_Vinci_-_Saint_John_the_Baptist_C2RMF_retouched-768x995.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/834px-Leonardo_da_Vinci_-_Saint_John_the_Baptist_C2RMF_retouched-696x901.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/834px-Leonardo_da_Vinci_-_Saint_John_the_Baptist_C2RMF_retouched-324x420.jpg 324w" sizes="auto, (max-width: 834px) 100vw, 834px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Vaftizci Yahya</figcaption></figure>
<p>Defterlerindeki eskizlerden, Leonardo’nun Vaftizci Yahya portresi üzerinde 1509’da, henüz Milano’dayken çalıştığını biliyoruz. Ama son dönem resimlerinin çoğu gibi bu resmi de gittiği yerlerde yanında taşıyarak ara ara başına oturarak ilerletti. Azizin; gözleri, ağzı ve el hareketlerine odaklanmıştı. Karanlığın içinden ortaya çıkan bu yakın plan portre, bizimle olanca sertliğiyle yüzleşiyor. Dikkati dağıtabilecek hiçbir manzara ya da ışık yok. Süsleme olarak sadece Leonardo’ya has saç lüleleri bulunuyor.</p>
<p>Yahya, takdiri ilahiyi kabullenme ve onay ifadesiyle parmağıyla göğe işaret ederken, aynı zamanda kendisini aydınlatan ışık kaynağına da işaret ediyor. Böylece ona İncil’de biçilen “Işığa şahitlik etme” görevini de yerine getirmiş oluyor. Leonardo’nun koyu gölgeleri kontrast oluşturacak şekilde çarpıcı ışıklarla yan yana kullandığı chiaroscuro tekniği, sahnenin gizem duygusunu pekiştirmiş. Ayrıca Yahya’nın hakiki ışığa şahitlik etme rolünü de güçlü bir şekilde hissettirmiş.</p>
<p>Dudaklarında ise Leonardo’nun imzası haline gelen gizemli bir tebessüm var. Gülümsemesi hem cinselliği ve baştan çıkarıcılığı hem de ruhaniliği çağrıştırıyor. Bu da resme Yahya’nın androjen görünümüyle birlikte, erotik bir heyecan katmış. Omuzları ve çenesi geniş ama kadınsı. Bu resimde model olarak, narin yüzü ve lüle saçlarıyla bildiğimiz Salai kullanılmış olabilir.</p>
<p>Leonardo hiçbir resmini hata yapacak kadar hızlı yapmazdı. Vaftizci Yahya’da bu yavaşlık onun sfumatosunu daha da zarif kılmış. Konturlar yumuşak, çizgiler bulanık, zor seçilen ışıkla gölge geçişleri alabildiğine ustalıklı. Sadece Yahya’nın elini, Salvator Mundi’deki gibi çok keskin ve belirgin resmettiğini görüyoruz. Leonardo bu tür belirginleştirmelerin nesneyi daha yakın, sanki farklı bir düzlemde gibi göstereceğini iyi biliyordu.</p>
<h2><strong>9-Mona Lisa</strong></h2>
<p>Ve sıra Mona Lisa’ya, tarihin en ünlü resmine geldi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1225" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/725px-Mona_Lisa_by_Leonardo_da_Vinci_from_C2RMF_retouched.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1225" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/725px-Mona_Lisa_by_Leonardo_da_Vinci_from_C2RMF_retouched.jpg" alt="" width="725" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/725px-Mona_Lisa_by_Leonardo_da_Vinci_from_C2RMF_retouched.jpg 725w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/725px-Mona_Lisa_by_Leonardo_da_Vinci_from_C2RMF_retouched-201x300.jpg 201w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/725px-Mona_Lisa_by_Leonardo_da_Vinci_from_C2RMF_retouched-687x1024.jpg 687w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/725px-Mona_Lisa_by_Leonardo_da_Vinci_from_C2RMF_retouched-696x1037.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/725px-Mona_Lisa_by_Leonardo_da_Vinci_from_C2RMF_retouched-282x420.jpg 282w" sizes="auto, (max-width: 725px) 100vw, 725px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mona Lisa</figcaption></figure>
<p>Leonardo resme Cesare Borgia’nın hizmetinden ayrılmasının ardından 1503’te başlamıştı. Bundan sonra neredeyse yaşamı boyunca hep yanında taşıdı ve üzerinde çalışmaya devam etti. Hatta yaşamının son evresinde onu Fransa’ya götürecek ve 1517 yılı boyunca hafif fırça darbeleri ve ince katmanlar eklemeye devam edecekti. Öldüğünde hala atölyesinde duruyor olacaktı.</p>
<h4><strong>9.1-Sipariş</strong></h4>
<p>Lisa del Giocondo. Bu portrede gördüğünüz kadının gerçek adı bu. Tarihin en ünlü ve en değerli resmine konu olan bu kadın 1479’da feodal dönemden bu yana toprak sahibi olan seçkin Gherardini ailesinin önemsiz bir koluna mensuptu. 15 yaşındayken ipek tüccarı Francesco Giocondo’nun ailesine gelin gitmişti. 24 yaşına geldiğinde iki çocuk annesi olan Lisa için Francesco, Leonardo’ya bir portre sipariş etmişti.</p>
<p>Leonardo’nun bu siparişi neden kabul ettiği bilinmiyor. O dönemde çok daha seçkin insanlardan siparişler de alıyordu. Ayrıca kendisini bilimsel çalışmalarına kaptırdığı bir dönemdi. Kabulun sebebi babasının kurduğu ailevi dostluk ilişkileri olabilir. Ama bundan da önemlisi Lisa, pek göz önünde olmayan, sıradan biriydi. Dolayısıyla Leonardo onu istediği gibi, doğal haliyle resmedebilirdi. Saçma sapan isteklerle ve kaprislerle uğraşmak zorunda kalmayacaktı.</p>
<p>Şimdi gelin sizinle tekrar 40 yıl öncesine geri gidelim ve genç Leonardo’nun Ginevra de’Benci’siyle yaşlı Leonardo’nun Mona Lisa’sını bir karşılaştıralım.</p>
<p>Ne gibi farklar görüyorsunuz? Çırak Leonardo’yla usta Leonardo arasında nasıl farklar var?</p>
<p>İki kadın da Floransalı iki kumaş tüccarının taze eşleri. İkisi de dörtte üç profilden, bir nehir manzarası önünde resmedilmiş.</p>
<p>Burada ilk dikkat çeken şey, Leonardo’nun becerilerinin ciddi gelişimi. Ama daha da önemlisi, bir bilim insanı, filozof ve hümanist olarak nasıl olgunlaştığını görüyoruz.</p>
<p>Defterlerinde binlerce sayfa boyunca kaydedilmiş inceleme ve araştırmalar Leonardo’nun hareketi ve duyguyu tasvir etmenin inceliklerini kavramasına yardımcı olmuştu. Bu tabloda Leonardo’nun doyumsuz merakı ve sürekli bir konudan diğerine atlaması, tek bir yapıtta ahenk içinde bir araya gelmiş diyebiliriz. Bilim, resim becerisi, doğaya takıntı, insan psikolojisine dair derin bir içgörü; hepsi bu resimde mevcut ve öyle mükemmel bir denge içinde ki onları neredeyse fark etmiyoruz bile.</p>
<h4><strong>9.2-Yıpranma</strong></h4>
<p>Leonardo tabloyu öylesine bir sipariş olmaktan öte, kendisi ve gelecek tüm kuşaklar için evrensel bir yapıt olarak resmediyordu. Resmi hiç teslim etmedi ve banka kayıtlarına bakılacak olursa resim için hiç para almadı. Hayatının sonuna kadar mükemmelleştirdi, rötuşladı. Uzun yıllar boyunca tablo üzerine defalarca ince yağlı boya katmanları uyguladı. Fakat onun ölümünden sonra Mona Lisa elbette yüzyıllar içerisinde çok yıpranmıştı.</p>
<p>Bugün sırf verniğin çoğunu temizleyerek ve boyanın kendisine dokunmayarak, Mona Lisa’yı orijinal görkemine yaklaştırabiliriz. Ancak resim, taşıdığı bu vernikli koyuluğuyla öylesine büyük bir ikon haline geldi ki en hafif bir temizleme bile çok büyük tartışmalara yol açar. Hatta bazı otoritelere göre Mona Lisa’ya yapılacak bir temizlik işlemi küfür demektir. Yine de olası bir konservasyonla ortaya çıkabilecek sonucu hayal edebilmek için öğrencileri tarafından yapılmış kopyalarına bakabiliriz.</p>
<p>Mesela 2012 yılında temizlenip restore edilen Prado kopyası, verniği sararıp çatlamadan önce orijinal halinin nasıl göründüğüne dair bize bir fikir veriyor. Eğer temizlenseydi Mona Lisa’nın ipek eşarbının saydamlığı ve akıcılığı çok daha zarif bir şekilde ortaya çıkabilirdi.</p>
<h4><strong>9.3-Tablo</strong></h4>
<p>Tabloyu yakından incelediğimizde, Lisa’yı, sütunlarının tabanı kenarlarda zar zor seçilebilen bir terasta otururken görüyoruz. Sanki terasa çıkmışız da o esnada bizi fark etmiş gibi bakıyor. Önünde kavuşturduğu elleri sandalyesinin kolçaklarına dayalı. Bedeni, özellikle elleri alışılmadık ölçüde bize yakın gözüküyor. Sarp dağ manzarası ise hayli geride, sisli ve uzak bir mesafede.</p>
<p>Herkesin kafasını karıştıran konulardan biri Lisa’nın kaşlarının olmaması. Leonardo’nun her bir ince kılı titizlikle resmettiği kaşlar belki de tablo yüzyıllar sonra ilk kez temizlendiğinde silinmiş olabilir. 2007’de yapılan yüksek çözünürlüklü taramalar bu açıklamayı destekler nitelikte.</p>
<p>Şatafatlı bir giyim kuşamı olmasa da Lisa’nın sade giysileri, çarpıcı bir titizlik ve bilimsel bir kusursuzlukla resmedilmiş. Lisa’nın elbisesinin hafifçe kabardığını, ışığın dikey kıvrım ve pilileri yakaladığını görüyoruz. Burada en dikkat çekici unsur, ipeksi bir ışıltıyla dalgalanıp parıldayan hardal-bakır rengi kol yenleri. Leonardo’nun ustası Verrocchio bunları görseydi muhtemelen hayrete düşerdi.</p>
<p>Bir başka güzel detaysa Lisa’nın elbisesinin ön bölümü. Leonardo’nun doğada en sevdiği örüntülerden olan iki sıra iç içe örülmüş sarmalla başlıyor. İki sarmalın arasında ışığı üç boyutlu bir rölyefmişçesine yakalayan iç içe geçmiş altın halkalar var. Hemen altta ise çizmeye bayıldığı ilmekler bulunuyor. Bunlar, her biri iki altıgen büklüm tarafından birbirlerinden ayrılan haç şekillerini oluşturuyor.</p>
<p>Lisa’nın saçlarını erdemliliğine işaret eden incecik bir tül örtmüş. Bu tül öyle şeffaf ki Lisa’nın alnının tepesinde oluşturduğu çizgi olmasa alnına indiğini fark edemezdik. Tülün sağından, saçlarından aşağı nasıl gevşekçe döküldüğüne dikkatle bakarsanız şunu fark edersiniz. Leonardo önce arka plandaki manzarayı resmetmiş sonra tülü neredeyse saydam yağlı boya katmanları kullanarak arka planın üzerine çizmiş. Bu kadar titiz bir çalışma.</p>
<p>Arka plandaki manzara yine Leonardo’nun ustaca yaptığı işlerden biri. Gitgide silikleşen, soluklaşan yer şekilleriyle dolu. Arazinin çorak sarplığı tarih öncesi dönemleri çağrıştırsada, manzara, Lisa’nın sol omzunun hemen üstünde, nehrin iki yakasını birleştiren, zar zor seçilen kemerli bir köprüyle şimdiye bağlanmış.</p>
<p>Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p>Leonardo insan doğasıyla, içinde bulunduğumuz evren arasında bir bağ kurmaya çalışmış. Mona Lisa’nın iç dünyasıyla doğanın ruhu iç içe geçmiş desek yanlış olmaz. Ona farklı açılardan bakmaya çalıştığınızda canlandığını görürsünüz.</p>
<p>Manzara sırf Lisa’ya bir arka plan oluşturmuyor. Burada bir analoji var. Ona doğru akıyor ve adeta onun bir parçası haline geliyor. Yeryüzü şekilleri ve puslu dağlar, Leonardo’nun pek çok yapıtında olduğu gibi, bilimle fantezinin bir karışımı halinde. Mesela şu köprünün altından geçen nehir Lisa’nın sol omzundan dökülen ipek eşarpla birleşiyor ve bir şelale misali zarifçe kıvrılıp bükülmeye başlıyor. Sol taraftaki yol ise Lisa’nın kalbine gidiyor.</p>
<p>Bunun dışında elbisenin ön bölümü de bir şelale gibi dalgalanarak aşağı doğru akıyor. Arka planda ve Lisa’nın elbisesinde göze çarpan aynı tarz çizgiler bir başka analoji. Doğayla insanın bütünleşmesini, kozmik olandan insana akışı tasvir ediyor.</p>
<h4><strong>9.4-Gözler ve Tebessüm</strong></h4>
<p>Leonardo, Mona Lisa tablosunu da La Belle Ferronniere tablosu gibi yer değiştirdiğinizde gözleriyle sizi takip edecek şekilde resmetmiş. Gölgeler ve ışık kullanımındaki ustalığı bu olgunun Mona Lisa’da daha da ön plana çıkmasını sağlamış. Resmin karşısına geçtiğinizde, Lisa’nın size doğru baktığını görürsünüz; sağa sola hareket ettiğinizde yine bakışları doğrudan size yönelmiş gibidir. Bu etki günümüzde Mona Lisa’yla öylesine ilişkilendirildi ki artık ona “Mona Lisa Etkisi” diyoruz.</p>
<p>Leonardo duyguların tezahürlerini ifade etmede ustaydı. Bu hususta Mona Lisa’nın belli belirsiz tebessümü de ayrı bir gizem. Leonardo’nun anatomi çalışmalarının bir ürünü. Ayrıca optik bilgisi sayesinde yakalaması zor bir tebessüm yaratmış. Şimdi sizden dudaklara dikkatle bakmanızı istiyorum. Pek de gülümsemiyor gibi görünüyor değil mi? Ancak dikkatinizi gözlerine, yanaklarına ya da resmin başka bir yerine kaydırdığınızda Lisa’nın gülümsemeye başladığını göreceksiniz. Bir an canlı, neşeli ve ışıltılı iken bir sonraki an kayıtsız ve durgun bir Mona Lisa. Harika değil mi?</p>
<p>Mona Lisa’nın yüzü gerçekten de dünyanın en bilindik yüzü. Yakın gelecekte unutulması da pek mümkün görünmüyor. 1911’de çalınmış olması ve defalarca tahrip edilmek istenmesi gibi olaylar ününü daha da artırdı. Onunla insanlar arasındaki duygusal ilişkiyi güçlendirdi. Bu sayede her yıl altı milyon ziyaretçiyi Louvre Müzesi’ne çekiyor.</p>
<p>En mucizevi olansa sadece bir resim olan Lisa’nın hem bizim hem de kendisinin bilincindeymiş gibi görünmesi. Bu tablo kendine en güvenen ressamların bile dizlerini titretip cesaretini kıracak şekilde yapıldı. Belirli bir kişinin portresi olmanın ötesine geçerek evrensel bir yapıta, içsel yaşamlarımızın tezahürüne dönüştü. Leonardo’nun insan olmanın ne anlama geldiğine dair en derin tefekkürüydü.</p>
<h2><strong>10-Ölümü</strong></h2>
<h4><strong>10.1-Fransa Dönemi</strong></h4>
<p>Leonardo hayatının sonlarına doğru Fransa’ya gitti ve orada Fransa Kralı I. François’nın himayesine girdi. Maiyetine eşlik eden çok sayıda katır onun ev eşyalarını, giysi sandıklarını, elyazmalarını ve hala saplantıyla mükemmelleştirmeye uğraştığı en az üç resmi taşıyordu. Azize Anna, Vaftizci Yahya ve Mona Lisa.</p>
<p>François medeni ve iyi biriydi. Bilgiye son derece açtı. Bilime ve sanata önem verdi. İtalya’yı kasıp kavuran Rönesans’ı Fransa’da da başlatmak istiyordu. Bunu büyük ölçüde başardı da. Geceleri vaktini kendisi için düzenlenen temsiller ve gösterilerle geçirirdi. Leonardo sarayında görevlendirmek için biçilmiş kaftandı.</p>
<p>Zaten Leonardo’yu çok sevmiş, hayranlık beslemiş ve bilgisinden büyülenmişti. Ona huzurlu, oldukça büyük bir malikane tahsis etti ve düzenli bir maaş bağladı. Kralın Baş Ressamı, Mühendisi ve Mimarı unvanı verdi. Hatta Leonardo’nun muhabbetinden o kadar büyük keyif alıyordu ki yılın pek az gününü ondan ayrı geçiriyordu. Leonardo da bu ilgiden büyük keyif alıyor malikanesinde misafirlerini ağırlıyor ve onlara sanat eserlerini gösteriyordu.</p>
<h4><strong>10.2-Son Nefes</strong></h4>
<p>“Nasıl iyi geçirilmiş bir gün mutlu bir uyku getiriyorsa iyi geçirilmiş bir yaşam da mutlu bir ölüm getirir,” diye yazmıştı defterine Leonardo. Ölüm ona 2 Mayıs 1519’da geldi; 67 yaşına gireli daha üç hafta olmamıştı.</p>
<p>Erken dönem biyografistlerinden Giorgio Vasari, Leonardo’nun son anlarını şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Leonardo’ya sık sık sevgi dolu ziyaretlerde bulunmayı alışkanlık haline getiren Kral François, son dualarını tamamlayan rahip odadan çıkarken Leonardo’nun yanına gelir. Leonardo tüm gücünü toplayıp yatakta doğrulur, hastalığını ve hastalığının semptomlarını anlatmaya başlar.</p>
<p>Hemen ardından ölümün habercisi olan şiddetli bir nöbet geçirir. Kral ayağa kalkıp acısını hafifletir umuduyla ve yardım edip rahatlatmak için Leonardo’nun başını tutar. Leonardo, ilahi ruhunun bundan daha büyük bir şerefe erişemeyeceğinin bilincinde olarak Kralın kollarında son nefesini verir.”</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1226" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/967px-Jean-Auguste-Dominique_Ingres_-_Francois_Ier_recoit_les_derniers_soupirs_de_Leonard_de_Vinci_-_PDUT1165_-_Musee_des_Beaux-Arts_de_la_ville_de_Paris.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1226" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/967px-Jean-Auguste-Dominique_Ingres_-_Francois_Ier_recoit_les_derniers_soupirs_de_Leonard_de_Vinci_-_PDUT1165_-_Musee_des_Beaux-Arts_de_la_ville_de_Paris.jpg" alt="" width="967" height="768" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/967px-Jean-Auguste-Dominique_Ingres_-_Francois_Ier_recoit_les_derniers_soupirs_de_Leonard_de_Vinci_-_PDUT1165_-_Musee_des_Beaux-Arts_de_la_ville_de_Paris.jpg 967w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/967px-Jean-Auguste-Dominique_Ingres_-_Francois_Ier_recoit_les_derniers_soupirs_de_Leonard_de_Vinci_-_PDUT1165_-_Musee_des_Beaux-Arts_de_la_ville_de_Paris-300x238.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/967px-Jean-Auguste-Dominique_Ingres_-_Francois_Ier_recoit_les_derniers_soupirs_de_Leonard_de_Vinci_-_PDUT1165_-_Musee_des_Beaux-Arts_de_la_ville_de_Paris-768x610.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/967px-Jean-Auguste-Dominique_Ingres_-_Francois_Ier_recoit_les_derniers_soupirs_de_Leonard_de_Vinci_-_PDUT1165_-_Musee_des_Beaux-Arts_de_la_ville_de_Paris-696x553.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/04/967px-Jean-Auguste-Dominique_Ingres_-_Francois_Ier_recoit_les_derniers_soupirs_de_Leonard_de_Vinci_-_PDUT1165_-_Musee_des_Beaux-Arts_de_la_ville_de_Paris-529x420.jpg 529w" sizes="auto, (max-width: 967px) 100vw, 967px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Leonardo’nun Ölümü (Dominique Ingres)</figcaption></figure>
<p>Bu muhteşem an, sonradan pek çok Leonardo hayranı ressam tarafından resmedildi. Böylece Leonardo’nun ölümünden geriye ona yaraşan ve nefis bir final sahnesi kalmıştı. Konforlu bir ev ortamında, etrafı en sevdiği resimleriyle çevrili, güçlü ve üzerine titreyen bir haminin kollarının arasında.</p>
<p>Mezarı şu anda Saint-Hubert şapelinde, Amboise, Fransa’da bulunuyor.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Ve geldik sonuç kısmına.</p>
<p></p>
<p>Okçuların harap ettiği bir at modeli, yarım bırakılmış bir sürü resim, hiç uçmayan makineler, gitmeyen tanklar, sayfalar dolusu yayımlanmamış dahiyane incelemeler. Bunların bazıları Leonardo’nun karakterinden dolayı bazılarıysa kıymetinin bilinmemesinden ötürü hiç hayata geçirilemedi.</p>
<p>Şüphesiz tamamladığı çalışmaları dehasını kanıtlamaya yeterli. Tüm sanatsal başyapıtları ve anatomik çizimlerinin yanı sıra, tek başına Mona Lisa ya da Son Akşam Yemeği bile buna yeter.</p>
<p>O, gerçek bir dehaydı. Tarihte böyle nitelenmeyi hak eden az sayıda insandan biriydi. Ama şunu unutmayın ki yetenekleri ona bahsedilmiş sihirli bir olgu değildi. Yeteneklerini kendi çabalarıyla geliştirdi. Diğer yandan onun da zayıf yönleri vardı. Fazla mükemmelliyetçiydi. Mükemmel, iyinin düşmanıdır felsefesine sahip değildi. Defterlerinde defalarca tekrar eden şu cümle bize onun felsefesini anlatıyor.</p>
<p>“Sanat eseri asla bitmez, sadece terk edilir.”</p>
<p>Aslında Leonardo varmaktan ziyade yolda olmayı seviyordu. Çünkü her zaman öğrenecek yeni şeyler vardı. Doğadan toplanan bilgilerle bir resmi kusursuzluğa yaklaştıracak fazladan bir fırça darbesi hep olacaktı.</p>
<p>Sanat ve bilim bir bireyin ya da bir toplumun gelişimi için çok önemli. Sanatla ilgilenmek önemli çünkü sanatla yaşayan birinin ufku açılır, hayal gücü genişler. Heykel yapan, resim yapan, müzik eseri besteleyen birinin yaratıcılığı artar. Sonunda bu sizi Leonardo gibi icatlar yapmaya ve doğanın sırlarını keşfetmeye bile götürebilir. Böyle bir toplum geri kalabilir mi?</p>
<p>Leonardo’nun dünyasına daldıktan sonra, bugüne kadar hiç önemsemediğiniz olgulara belki bundan sonra daha fazla dikkat edersiniz. Perde arasından süzülen ışığa, uzaktaki ağaçların yakındakilerle nasıl bir perspektif oluşturduğuna, kuşların nasıl havada kalabildiğine ya da yıldızların nasıl parladığına.</p>
<p>Belki bir planör tasarlamaya, yeni bir harita çizim yöntemi bulmaya veya Mona Lisa’yı yaratmaya yaklaşamazsınız ama Leonardo’dan çok kıymetli bir şey öğrenebilirsiniz:</p>
<blockquote><p>“Günlük hayatta karşılaştığınız olgulara ve içinde yaşadığınız dünyaya tutkulu bir merakla yaklaşmak hayatınızın her anını zenginleştirir.”</p></blockquote>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>Leonardo da Vinci – WALTER ISAACSON</strong></p>
<p><strong>Leonardo da Vinci: Bir Ustanın Portresi – BRUNO NARDINI</strong></p>
<p><strong>Sanat 101 – ERIC GRZYMKOWSKI</strong></p>
<p><a href="https://focus.louvre.fr/fr/la-joconde/comparer/les-examens-scientifiques" target="_blank" rel="noopener">https://focus.louvre.fr/fr/la-joconde/comparer/les-examens-scientifiques</a></p>
<p><a href="https://www.imdb.com/title/tt11225756/" target="_blank" rel="noopener">https://www.imdb.com/title/tt11225756/</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Salvator_Mundi_(Leonardo)">https://en.wikipedia.org/wiki/Salvator_Mundi_(Leonardo)</a></p>
<p><a href="https://www.nga.gov/collection/art-object-page.37636.html">https://www.nga.gov/collection/art-object-page.37636.html</a></p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=NGsUFvwgvCo">https://www.youtube.com/watch?v=NGsUFvwgvCo</a></p>
<h2><strong>Kişiler:</strong></h2>
<p><strong>Piero da Vinci:</strong> Babası</p>
<p><strong>Caterina Lippi:</strong> Annesi</p>
<p><strong>Antonio da Vinci:</strong> Baba tarafından dedesi</p>
<p><strong>Francesco da Vinci:</strong> Amcası</p>
<p><strong>Albiera da Vinci:</strong> Üvey annesi</p>
<p><strong>Antonio di Piero del Vaccha (Accattabriga):</strong> Üvey babası</p>
<p><strong>Lorenzo de’Medici:</strong> 1469 – 1492 arasında hüküm sürmüş Floransalı devlet adamı.</p>
<p><strong>Andrea del Verrocchio:</strong> Leonardo’nun ilk ustası. Floransalı heykeltıraş, kuyumcu ve ressam.</p>
<p><strong>Ludovico Sforza:</strong> Milano Dükü.</p>
<p><strong>Francesco Melzi:</strong> Leonardo’nun evlatlığı</p>
<p><strong>Lorenzo de Credi:</strong> Leonardo’nun Verrocchio’nun atölyesinden arkadaşı, ressam.</p>
<p><a href="https://holosen.org/leonardo-da-vinci-biyografisi-bin-yilin-dahisi/">Leonardo da Vinci Biyografisi: Bin yılın dahisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Jüpiter: Gezegenlerin Kralı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/jupiter-gezegenlerin-krali</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/jupiter-gezegenlerin-krali</guid>
<description><![CDATA[ Enlerin gezegeni. Güneş sistemindeki gezegenlerin kralı. Jüpiter. Gökyüzünde diğer yıldızlardan farklı hareket eden bu gök cismi 2800 yıl önce bile Babilliler tarafından biliniyordu. Onlar için Tanrı Marduk’u temsil ediyordu. Çinliler, onu Sui Yıldızı olarak biliyorlardı. Hindular ona tanrıların dini öğretmeni Brihaspati’nin adını verdiler. Orta Asya Türkleri, Erendiz olarak adlandırdılar. Antik Yunanlar ise onu Zeus’la eşleştirdiler. […]
Jüpiter: Gezegenlerin Kralı yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/894ddd5ae03d128305d35580ad69c70b-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Jüpiter:, Gezegenlerin, Kralı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Enlerin gezegeni. Güneş sistemindeki gezegenlerin kralı. Jüpiter.</p>
<p>Gökyüzünde diğer yıldızlardan farklı hareket eden bu gök cismi 2800 yıl önce bile Babilliler tarafından biliniyordu. Onlar için Tanrı Marduk’u temsil ediyordu. Çinliler, onu Sui Yıldızı olarak biliyorlardı. Hindular ona tanrıların dini öğretmeni Brihaspati’nin adını verdiler. Orta Asya Türkleri, Erendiz olarak adlandırdılar. Antik Yunanlar ise onu Zeus’la eşleştirdiler.</p>
<p>İskenderiyeli Yunan astronom Batlamyus, M.S. 2.yüzyılda yazdığı ünlü eseri Almagest’te Jüpiter’e de yer verdi. Çizdiği yermezkezli evren modeline göre Jüpiter, Dünya etrafındaki yörüngesini 4332 günde tamamlıyordu.</p>
<p></p>
<p>Peki Jüpiter nasıl meydana geldi?</p>
<p>Güneş ışımaya ilk başladığında Güneş rüzgârı, çevredeki hidrojeni ve helyumu üfleyerek uzak ve soğuk bölgelere gönderdi. Buralarda gazdan dev gezegenler, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün oluştu. Bunlar karasal gezegenlerden çok farklıydı. Her şeyden önce bunların hacimleri ve kütleleri çok büyüktü. Fakat ağırlıklı olarak hidrojen ve helyumdan oluştukları için yoğunlukları düşüktü.</p>
<p>İşte bu gezegenlere bugün “Dev Gezegenler” diyoruz.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1168" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1168" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale.jpg" alt="" width="2000" height="684" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale.jpg 2000w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale-300x103.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale-1024x350.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale-768x263.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale-1536x525.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale-696x238.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale-1068x365.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/primary-planets-to-scale-1228x420.jpg 1228w" sizes="auto, (max-width: 2000px) 100vw, 2000px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Dev Gezegenler sağdaki dört gezegeni temsil eder. Sırasıyla Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün. (Sadece boyutlar ölçeklendirilmiştir)</figcaption></figure>
<p>Bu videoda Jüpiter’in en ilginç özelliklerinden, atmosferine, iç yapısından, kocaman uydularına kadar birçok konuyu ele alacağız. Bu uyduların bazıları gezegenlerden bile büyük. Ayrıca bugüne kadar gönderilmiş uzay sondalarına ve bunların ortaya çıkardığı inanılmaz keşiflere bir göz atacağız.</p>
<p>Hazırsanız başlayalım.</p>
<h2><strong>Jüpiter’in Özellikleri</strong></h2>
<p>Güneş sisteminin beşinci gezegeni Jüpiter, adını Roma mitolojisindeki tanrıların kralından aldı. Tanrı Jüpiter, Zeus’un Roma’daki karşılığı. Güneş sisteminde doğan ilk gezegen. Aynı zamanda en büyüğü. O kadar büyük ki kendi teleskobunuzla bakarak bile gezegeni saran yatay bulut kuşaklarını ve kendine has kahverengi-turuncu rengini kolayca görebilirsiniz. Biraz güçlü bir teleskopla bakarak Büyük Kırmızı Lekesi’ni bile fark edebilirsiniz. Tabii arka tarafta değilse.</p>
<p>Bu dev gezegenin bileşimi bize evrenin genel bileşimini anımsatıyor. İçeriği Güneş’in içeriğine çok yakın. Bu yüzden bilim insanları onu olamamış bir yıldız olarak tanımlıyorlar. Eğer kütlesi 80-90 kat daha fazla olsaydı merkezindeki sıcaklık ve basınç nükleer füzyonu başlatıp devam ettirecek kadar yüksek olabilirdi. Bu durumda ışımaya başlardı ve bir yıldız olurdu.</p>
<p>Jüpiter aynı zamanda çok da parlak bir gezegen. Gece gökyüzünde Ay ve Venüs’ten sonraki en parlak cisim. Bu parlaklık büyüklüğünden kaynaklanıyor. Eğer bilgisayar kontrollü bir teleskobunuz varsa Jüpiter’i bazen gündüzleri bile görebilirsiniz. Hatta sıra dışı koşullarda, teleskoba bile ihtiyacınız olmaz. Mavi gökyüzünde çıplak gözle onu bulabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1169" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2.jpg" alt="" width="2000" height="1125" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2.jpg 2000w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/KgX8z86HwiZuE7SM9Ebkcm_2-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 2000px) 100vw, 2000px"></a></p>
<p>Gezegenlerin Kralı, Güneş’e Dünya’nın olduğundan 5 kat daha uzak. Güneş’in etrafında bir tur atması 12 Dünya yılı sürüyor. Ortalama 778 milyon km uzaklıkta. Bu yüzden Dünya’ya gelenin ancak 25’te biri kadar bir Güneş enerjisi alabiliyor.</p>
<p>Hacim ve kütlesinin büyüklüğüne karşın Jüpiter, şaşırtıcı bir şekilde kendi ekseni etrafında Dünya’ya göre çok hızlı dönüyor. Sadece 10 saatte bu dönüşü tamamlıyor. Bu hızlı dönüş Jüpiter’in şeklini Dünya’nınkinden çok daha fazla bozuyor. Amatör astronomlar bile teleskoplarıyla Jüpiter’e baktıklarında, bu kutuplardan basık, ekvatordan şişkin, sferoit formu görebilirler. Jüpiter’in ekvatoral çapıyla kutup çapı arasında 9276 km’lik bir fark var.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1170" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2.jpg 1920w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_04_09_20.Still005_2-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px"></a></p>
<p>Hızlı dönmesi, Jüpiter’in ekvatoruna paralel olan bulut kuşaklarının sürekli değişmesine neden oluyor. Gözlem koşullarına, teleskobunuzun büyüklüğüne, kalitesine ve Jüpiter’deki koşullara bağlı olarak 1 ila 20 arasında bulut kuşaklarını kendiniz bile görebilirsiniz.</p>
<p>Jüpiter’in eksen eğikliği 3,13 derece. Bu yüzden Dünya’daki gibi mevsimlere sahip değil. Çapı 143 bin km. Dünya’nın çapının 11 katı. İçerisine 1321 adet Dünya sığabilir. Ancak kütle bakımından ancak 318 Dünya kütlesine sahip. Yani Jüpiter’in yoğunluğu kayda değer biçimde daha düşük.</p>
<p>Böylesine devasa bir kütlenin doğal olarak kütleçekim kuvveti de yüksek. Dünya’nınkinin 2.5 katı. Yani Dünya yüzeyinde 80 kg gelen biri Jüpiter’de kendisini 200 kg ağırlığındaymış gibi hissederdi. Kütlesi değişmese de ağırlığı Newton cinsinden değişirdi.</p>
<h2><strong>Jüpiter dost mu düşman mı?</strong></h2>
<p>Yakın zamana kadar birçok gökbilimci Jüpiter’i Güneş sisteminin elektrikli süpürgesine benzetti. Güçlü kütleçekim alanı nedeniyle, Dünya’daki yaşamın bir anlamda koruyuculuğunu yaptığını düşündüler. Yani Jüpiter, küçük asteroit ve kuyrukluyıldızları kendine çekerek gezegenimizi koruyordu. Bu da yeryüzündeki yaşamın şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştı.</p>
<p>Fakat son zamanlarda yapılan çalışmalar durumun böyle olmayabileceğini gösterdi. Bazı bilim insanları, Jüpiter’in, İç Güneş sisteminde gerçekleşen Geç Dönem Ağır Bombardımanı’nın baş sorumlusu olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Geç Dönem Ağır Bombardıman, günümüzden yaklaşık olarak 3.8 ila 4.1 milyar yıl önce yaşanmış bir dönem. Bu dönemde Güneş sistemimizin iç yörüngesine doğru asteroit ve kuyrukluyıldız hareketlerinde bir artış yaşandı. Bu artışı açıklamak için pek çok varsayım ortaya konmuş olsa da henüz bunun nedeni üzerinde bir fikir birliğine varılamadı. Bazı astronomlar o dönemde Jüpiter ve Satürn’ün Güneş sisteminin daha iç yörüngelerinde olduğunu ve bu iki gaz devinin dışta bulunan binlerce asteroidin yörüngesini saptırdığını düşünüyor. Bu sapmalar iç gezegenleri bombalamış olabilir.</p>
<p>Yani Jüpiter’in, dost mu düşman mı olduğu belli değil. Bize çarpacak olan cisimleri süpürerek bizi güvende mi tutuyor, yoksa onları bizim için tehlike oluşturabilecek yerlere göndererek bizi tehdit mi ediyor? Muhtemelen her ikisi de.</p>
<p>Ama Jüpiter’in Güneş sisteminde en fazla çarpışma yaşayan gezegen olduğu kesin.</p>
<p>Mesela Shoemaker Levy 9 isimli kuyrukluyıldız, Mart 1993’te gözlemlendi ve Temmuz 1994’te Jüpiter’e çarptı. Bu çarpışma teleskoplu gözlemlerin yapıldığı 400 yıldır gözlenen ilk çarpışmaydı. Jüpiter’in muazzam kütleçekim kuvveti nedeniyle kuyrukluyıldız daha gezegene varmadan dağılıp 21 parçaya ayrıldı. Parçaların gezegene çarptığı bölgede oluşan 12 bin km çaplı karartı aylarca kaldı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1171" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1171" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80.jpg" alt="" width="1200" height="1120" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80.jpg 1200w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80-300x280.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80-1024x956.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80-768x717.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80-696x650.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80-1068x997.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/kcQLraHED5NUivFMhUyQUE-1200-80-450x420.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Shoemaker Levy 9 isimli asteroidin çarpması sonucu oluşan siyah lekeler</figcaption></figure>
<h2><strong>İç yapısı</strong></h2>
<p>Jüpiter’in içeriğinin neredeyse tamamını iki element oluşturuyor: Hidrojen % 86,1 ve helyum % 13,8. Ayrıca eser miktarda su, metan, silikon ve amonyak da bulunuyor.</p>
<p>Bu gaz devinin iç yapısı konusu da oldukça tartışmalı. İç yapısına ilişkin elimizde ayrıntılı veriler yok. Eskiden merkezinde Dünya boyutlarında, katı, kayadan bir çekirdek olduğu düşünülüyordu. Fakat son zamanlarda yapılan keşifler, keskin geçişli bir çekirdekten ziyade; bulanık, sınırları olmayan, katı-sıvı karışımı bir çekirdek olduğunu düşündürüyor. Bu çekirdeğin 30.000°C sıcaklıkta olduğu, sıcaklığın tam merkezde 50.000°C’ye yükseldiği tahmin ediliyor.</p>
<p>Merkezindeki bu ısı kaynağı nedeniyle Jüpiter, Güneş’ten kendisine ulaşan ısının iki katı kadarını uzaya yayıyor. Jüpiter ilk oluştuğunda çapı bugünkünün iki katı kadardı. Ama gezegen yaklaşık 4.5 milyar yıldır her yıl 2 cm kadar küçülüyor. Bu küçülme de gezegenin büyük miktarda ısı üretmesine yol açıyor.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/1520441790-cover-image-l.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1172" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/1520441790-cover-image-l.jpg" alt="" width="1044" height="587" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/1520441790-cover-image-l.jpg 1044w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/1520441790-cover-image-l-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/1520441790-cover-image-l-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/1520441790-cover-image-l-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/1520441790-cover-image-l-696x391.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/1520441790-cover-image-l-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1044px) 100vw, 1044px"></a></p>
<p>Jüpiter’in merkezindeki çekirdeği saran çok yoğun bir hidrojen tabakası var. Buralarda basınç Dünya’daki atmosfer basıncının milyonlarca katı. Sıcaklıksa on binlerce santigrat derece. Normal koşullarda hidrojen bir gaz, metal değil bildiğiniz gibi. Isıyı ve elektriği iletmiyor. Ne var ki Jüpiter’in bu tabakasında aşırı sıcak ve çok yüksek basınç koşullarında, hidrojen çekirdekleri yani protonlar elektronlarından ayrışıyor. Tıpkı bir iyon çorbası halinde bulunuyor. Burada hidrojen, metal özellikleri gösteriyor. Isıyı ve elektriği iletiyor. Hidrojenin bu haline metalik hidrojen deniyor.</p>
<p>Metalik hidrojen tabakasının üstünde ise, yine yüksek basınç altında sıvı hidrojenden oluşan sıcak bir okyanus var. Yaklaşık 20 bin km derinliği olan bu sıvı hidrojen okyanusunun da üzerinde, metan ve amonyak gibi başka gazların da bulunduğu atmosfer yer alıyor.</p>
<h2><strong>Atmosferi</strong></h2>
<p>Bildiğiniz gibi Dünyamızın gazdan atmosferiyle, katı karalar ve sıvı okyanuslar arasında kesin sınırlar var. Birinden diğerine geçiş oldukça keskin. Ama Jüpiter’de böyle sınırlar yok. Sıvı haldeki hidrojenden gaz halindeki atmosfere geçiş aşamalı. Bu atmosfer büyük oranda hidrojen ve helyumdan oluşuyor. Bizim Dünya’dan baktığımızda gördüğümüz, atmosferin üst tabakasındaki renkli bulut kuşakları.</p>
<p>Atmosferin en üst katmanındaki bulutlar üç çeşit:</p>
<p><strong>Birincisi</strong> kristal hâlindeki amonyak ve su parçacıklarından oluşuyor.</p>
<p><strong>İkincisi</strong> amonyak ve sülfür karışımı.</p>
<p><strong>Üçüncüsü</strong> ise su buharı bulutları.</p>
<p>Jüpiter’in atmosferinde bunlardan oluşan dikey ve yatay doğrultuda yoğun bir hareketlilik var. Bu yoğun bulutlar Jüpiter’in içini ve gerçek yapısını gizliyor.</p>
<p>Güneş sistemindeki en kalın atmosfer doğal olarak Jüpiter’inki. Bu atmosfere ilişkin bilgiler 1995’te Galileo uzay aracından gezegene bırakılan atmosfer sondasıyla elde edildi. Atmosferin üst tabakalarında saatteki hızları 600 km’yi bulan rüzgarlar esiyor. Alt tabakalarındaki rüzgâr hızı ise saatte 1500 km’yi bulabiliyor. Bu hareketler, Güneş sistemindeki en muazzam fırtınalara ve girdaplara sebep oluyor.</p>
<p>Bulut tabakasında değişik enlemlerde birbirlerine ters yönde esen bu şiddetli rüzgarlar, kuşakların ana sebebi. Bu kuşaklarda saptanan yıldırımlar, Dünya’dakilere kıyasla bin kat daha güçlü. Ayrıca Jüpiter’in en dikkat çekici yapısı olan Büyük Kırmızı Leke de bu kuşaklardan birinde bulunuyor.</p>
<p>Yüzyıllardır devam eden devasa bir kasırga…</p>
<h2><strong>Büyük Kırmızı Leke</strong></h2>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1173" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1173" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2.jpg" alt="" width="1398" height="578" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2.jpg 1398w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2-300x124.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2-1024x423.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2-768x318.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2-696x288.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2-1068x442.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jpegPIA23606_2-1016x420.jpg 1016w" sizes="auto, (max-width: 1398px) 100vw, 1398px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Büyük Kırmızı Leke’nin Juno Uzay Aracı tarafından çekilmiş görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Jüpiter’in güney yarımküresinde bulunan Büyük Kırmızı Leke, muhteşem büyüklüğüyle yüzyıllardır gökbilimcilerin ilgisini çekti. Şu anda 500 km derinliğinde ve 16 bin km genişliğinde. Sürekli dönen bu sistem bir turunu altı günde tamamlıyor. Rengi ve büyüklüğü değişken. Nasıl oluştuğunu ya da işleyiş mekanizmasını hala tam olarak anlayamadık. Ama Jüpiter’de büyük fırtınaların küçük olanları yutarak büyüdüğünü biliyoruz.</p>
<p>Kırmızı Leke bir zamanlar Dünya’nın 4 katı büyüklüğündeydi. Ancak güncel gözlemler, gitgide küçüldüğünü ortaya çıkardı. Bunun sebebini tam olarak bilmiyoruz. Ama yine de, şu anda bile, bu kırmızı lekenin içinden Dünyamız rahatlıkla geçebilir.</p>
<p>Dünya çapında bir fırtına…</p>
<p>Düşünebiliyor musunuz?</p>
<p>Kırmızı Leke aslında ilk kez 358 yıl önce astronom Giovanni Cassini tarafından gözlemlendi. Fakat belki de çok daha önce oluştu. Bunu bilmiyoruz. Gökbilimciler Jüpiter’de bu kadar uzun ömürlü fırtınalar olmasını onun kendi ekseni etrafındaki hızlı dönüşüne bağlıyorlar.</p>
<p>Jüpiter’in atmosferinde bu denli büyük olmasa da daha birçok beyaz ya da turuncu renkli büyük fırtına sistemi var. Bu dev fırtınaların temel nedeni Jüpiter’in ürettiği ısı. Kızılötesi bölgede yapılan gözlemler, Büyük Kırmızı Leke’nin üzerindeki atmosferin gezegenin diğer tüm bölgelerinden daha sıcak olduğunu ortaya koydu. Bu keşif, Büyük Kırmızı Leke’nin altından çıkan ısının diğer bölgelere göre daha yüksek hızla yukarı taşındığını gösteriyor.</p>
<h2><strong>Manyetik alanı</strong></h2>
<p>Manyetik alan gezegenlerin derininde basıncın çok yüksek olduğu yerlerde yaratılıyor. Bildiğiniz gibi Dünya’nın manyetik alanı, çekirdeğin çevresindeki erimiş demirin çalkalanma hareketi tarafından üretiliyor. Ama Jüpiter’in çekirdeğini saran bir demir tabakası yok. Daha önce bahsettiğim gibi metalik bir hidrojen tabakası var. Bu metalik hidrojen tabakası gezegenin kendi ekseni etrafındaki muazzam dönüş hızıyla birleşince çok güçlü bir manyetik alan yaratıyor. Bu manyetik alan Güneş rüzgarıyla şekilleniyor. Jüpiter’in en yakın uydusu Io’daki büyük volkanlardan yayılan sabit sülfür akıntısının yönünü değiştirecek kadar güçlü. Bu materyal Jüpiter’in kutuplarına da akıyor ve nefes kesici ışık oyunları yaratıyor.</p>
<p>Ortaya çıkan garip şekilli manyetosfer o kadar büyük ve uzun ki Satürn’e kadar uzanıyor. Jüpiter’in manyetik alanı Güneş sistemindeki en büyük nesne. Onu çıplak gözle Dünya’dan görebilseydik Ayımız’dan daha büyük görünecekti.</p>
<p>Jüpiter’in manyetik alanı oraya gönderilen uzay araçları için büyük problem. Aslında Jüpiter çok büyük bir elektron hızlandırıcı. İçindeki her şey radyasyona maruz kalıyor. Bu durum yakınındaki sondaların elektronik devreleri için de ciddi problem oluşturuyor.</p>
<h2><strong>Halka sistemi</strong></h2>
<p>Jüpiter’in diğer bir ilginç özelliği de halka sistemine sahip olması. Aslında bilinenin aksine Satürn, sistemimizdeki halkaya sahip olan tek gezegen değil. Bütün gaz devlerinin ince bir halka sistemi var.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1174" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1174" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2.jpg" alt="" width="1480" height="1276" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2.jpg 1480w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2-300x259.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2-1024x883.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2-768x662.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2-696x600.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2-1068x921.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/imastr082222_01_02_2-487x420.jpg 487w" sizes="auto, (max-width: 1480px) 100vw, 1480px"></a><figcaption class="wp-caption-text">James Webb Teleskobu tarafından çekilmiş bu geniş alan görüntüsünde, Jüpiter’den bir milyon kat daha sönük olan ana halkası görünüyor.</figcaption></figure>
<p>Fakat Gezegenlerin Kralı’nın halkalarını oluşturan parçacıklar bir milimetreden bile küçük boyutlarda. Üstelik Satürn’ün parlak buzul halkalarının aksine, Jüpiter’in halkaları koyu renkli tozlardan oluşuyor. Bu yüzden görmek çok zorlaşıyor.</p>
<p>Bu halkalar, ilk olarak 1979 yılında gezegenin yanından geçen Voyager 1 tarafından keşfedildi. Daha sonra 1995’te Galileo uzay aracı oldukça detaylı bir şekilde halkaların haritasını çıkardı.</p>
<p>Halkalar üç kısma ayrılıyor:</p>
<p>Gezegene çok yakın olan hale halka, ana halka ve çoğunlukla Adrastea, Metis, Amalthea ve Thebe uydularından çıkan tozları içeren ipliksi halkalar.</p>
<h2><strong>Jüpiter’in Uyduları</strong></h2>
<p>Jüpiter ve uyduları aslında başlı başına bir sistem oluşturuyor arkadaşlar. Astronomlar bu sisteme Jovian sistemi demişler.</p>
<p>Tahmin edebileceğiniz gibi Güneş sisteminin bu en büyük gezegeni en yüksek uydu sayısına sahip. 2023 itibariyle keşfedilmiş uyduların güncel sayısı şu an 92. Ama kesin olarak biliyoruz ki bundan çok daha fazlası var. Bu uyduların birçoğu dev gezegenin çekim alanına fazla yaklaşıp yakalanmış küçük asteroitler veya kuyrukluyıldızlardan oluşuyor. Bunların çoğunun çapı 10 km’den bile küçük. Çapı birkaç km olan ve keşfedilmeyi bekleyen daha yüzlerce uydusu olabilir. Ama keşfedilmiş olanların arasında bazıları var ki gezegenlere layık bir ilgiyi hak ediyor.</p>
<p>Özellikle 1610 yılında Galileo tarafından keşfedilen 4 büyük uydu.</p>
<p>7 Ocak 1610’da Galileo, teleskobuyla Jüpiter’e baktığında, çevresinde duran dört parlak nokta gördü. Önce bunların yıldız olduğunu düşündü. Sonraki geceler Jüpiter’i tekrar gözlediğinde, bu noktaların yer değiştirdiğini fark etti. Noktalar Jüpiter’in çevresinde dönüyordu. Yıldız değillerdi. Bu gözlem, o dönemde Dünya’nın evrenin merkezi olduğu ve gökyüzündeki her şeyin yalnızca Dünya’nın çevresinde döndüğü görüşünü yıkan önemli kanıtlardan biri olmuştu.</p>
<p>Galileo’nun bu önemli keşfine ithafen bu uydular bugün Galileo Uyduları olarak anılıyor. Gezegenden uzaklık sırasına göre isimleri:</p>
<p>Io, Europa, Ganymede ve Callisto.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1178" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1.jpg 1920w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/jupiter_1.00_15_21_15.Still006_2-1-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px"></a></p>
<p>Astronomlar Galileo uydularını ölü birer kaya ve buz kütleleri olarak düşünüyordu. Fakat aktif, dinamik dünyalar buldular.</p>
<p>Şimdi gelin Güneş sisteminin bu en ilginç uydularına yakından bakalım. Her biri diğerinden son derece farklı ve inanılmaz sürprizler barındırıyorlar.</p>
<h2><strong>Galileo Uyduları</strong></h2>
<p>Galileo uyduları aslında oldukça büyük. Eğer bu uydular Jüpiter’in değil de Güneş’in çevresinde dönüyor olsaydı, onlara gezegen dememiz gerekirdi. Mesela Ganymede, Merkür’den büyük. Io ve Callisto da Ay’dan büyük. Fakat Jüpiter’e göre küçük kalıyorlar. Bu 4 uydunun her biri neredeyse tam olarak Jüpiter’in ekvator düzleminde yer alıyor. Her biri başka bir dünya. Kimyasal kompozisyonları ve yüzey şekilleri her birine başka bir karakter veriyor.</p>
<h4><strong>Io</strong></h4>
<p>İlk olarak Io’ya bakalım.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1179" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Io_highest_resolution_true_color.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1179" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Io_highest_resolution_true_color.jpg" alt="" width="480" height="480" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Io_highest_resolution_true_color.jpg 480w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Io_highest_resolution_true_color-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Io_highest_resolution_true_color-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Io_highest_resolution_true_color-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 480px) 100vw, 480px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Io’nun Galileo Uzay Aracı tarafından çekilmiş görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Jüpiter’e en yakın uydu olan Io’nun, sarı tonlarında bir rengi var. 3642 km çapında. Ay’dan biraz büyük. Gezegenin etrafındaki dönüşünü yalnızca 42.5 saatte tamamlıyor. Kendi eksenindeki dönüşüyle Jüpiter’in çevresindeki dönüşünü aynı sürede tamamlıyor. Bu nedenle tıpkı Ay gibi, gezegenine sürekli aynı yüzü dönük oluyor. Kütleçekimsel kilit altında.</p>
<p>Mart 1979’da Voyager 1, bu uyduya ilk defa yaklaşıp fotoğrafını çektiğinde, Io’nun çok şaşırtıcı bir özelliği ortaya çıktı. Io’da püsküren yanardağlar vardı. Yaklaşık 20 yıl sonra Jüpiter sisteminde 8 yıl inceleme yapan Galileo uzay aracı da aynı şeyi keşfetti. Io’da 400’ü aşkın etkin yanardağ vardı. Herhangi bir anda bunların 150 kadarı lav püskürtüyordu. Io’nun görünür bir çarpma krateri yoktu çünkü yer altından yüzeye çıkan sıcak lavlar tüm çarpma kraterlerini kapatmıştı.</p>
<p>Io’nun kükürtdioksitten oluşan ince bir atmosferi, yüzeyinde de dev kalderalar ve lav gölleri var. Kütleçekimi az olduğundan, üzerindeki yanardağlar Dünya’dakilerden çok daha yüksek. Bazıları 16 km yüksekliğinde. Bunlardan 300 km yükseğe kadar duman ve gaz püskürüyor. Bu püskürmeler Hubble Uzay Teleskobu’yla bile gözlenebiliyor.</p>
<p>Io, bütün Güneş sisteminde volkanik olarak en etkin gök cismi.</p>
<p>Peki neden böyle?</p>
<p>Neden içi eriyik halde?</p>
<p>Bunun nedeni Io’nun Jüpiter’e çok yakın, elips şeklinde bir yörüngede dönüyor olması. Jüpiter’in muazzam kütleçekim kuvvetiyle diğer uyduların kütleçekimi arasında kalan Io, şiddetli bir gelgit etkisine kapılıyor. Yani lastik gibi uzayıp kısalıyor. Dünya’da gelgit sırasında denizlerin yükselmesi gibi Io, Jüpiter’e en yakın konumdayken katı yüzeyi 100 m kadar yükseliyor. Bu etki de uydunun içindeki maddelerin her tur sırasında sıkışmasına, ısınmasına ve sonra da gevşemesine yol açıyor. Eriyik iç katmanları dışarı çıkıyor. İşte bu etkiler Io’daki 400’den fazla yanardağı etkin tutuyor. Dev sülfür gayzerleri, gökyüzüne doğru yüzlerce km fışkırıyor.</p>
<h4><strong>Europa</strong></h4>
<p>İkinci sırada Europa var.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1180" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Europa-moon-with-margins.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1180" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Europa-moon-with-margins.jpg" alt="" width="480" height="480" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Europa-moon-with-margins.jpg 480w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Europa-moon-with-margins-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Europa-moon-with-margins-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Europa-moon-with-margins-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 480px) 100vw, 480px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Europa’nın Galileo Uzay Aracı tarafından çekilmiş görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Bu uydu, 3120 km çapında. Girintisi çıkıntısı olmayan, neredeyse pürüzsüz buzdan bir yüzeyi var. Tabii yüzlerce çatlağı ve kırıkları saymazsak. Bu haliyle yeryüzündeki donmuş göllerin yüzeyini andırıyor. Ay’dan biraz daha küçük olan bu uydunun yüzey sıcaklığı -160°C kadar.</p>
<p>Buraya ilk baktığınızda yaşam için uygun bir yer olmadığını düşünebilirsiniz fakat gerçekte hiç de öyle bir yer değil. Çünkü Jüpiter’in güçlü kütleçekim kuvveti, bu uydunun da iç kısımlarının ısınmasına yol açıyor. Bu nedenle bilim insanları yüzeydeki buzdan tabakanın ancak 10 ila 20 km kalınlığında olduğunu, onun altındaysa yaklaşık 100 km derinliğinde tuzlu sudan bir okyanusun bulunduğunu tahmin ediyorlar. Eğer bu doğruysa, Europa’da dünya okyanuslarınınkinin iki katı kadar su var demektir. Üstelik bu okyanus kalın buz tabakası sayesinde kozmik ışınlardan korunuyor. Bu sıra dışı durumlar Europa’yı çok özel bir konuma yükseltiyor. Çünkü bildiğiniz gibi su demek, yaşam olasılığı demek.</p>
<p>Hatta bazı bilim insanları Europa’nın okyanus tabanında tıpkı Dünya’dakilere benzeyen hidrotermal bacaların bile olabileceğini tahmin ediyorlar. NASA sırf bu uyduyu incelemek üzere 2024’te Clipper adlı bir uzay aracı gönderecek.</p>
<h4><strong>Ganymede</strong></h4>
<p>Şimdi sırada Ganymede var.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1182" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Ganymede_-_Perijove_34_Composite_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1182" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Ganymede_-_Perijove_34_Composite_2.jpg" alt="" width="480" height="480" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Ganymede_-_Perijove_34_Composite_2.jpg 480w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Ganymede_-_Perijove_34_Composite_2-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Ganymede_-_Perijove_34_Composite_2-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/480px-Ganymede_-_Perijove_34_Composite_2-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 480px) 100vw, 480px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Ganymede’in Juno Uzay Aracı tarafından çekilmiş görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Jüpiter’in üçüncü büyük uydusu, aynı zamanda Güneş sisteminin de en büyük uydusu. Merkür’den bile büyük. 5268 km çapında. Bu uydunun yüzeyinde 2 ila 4 milyar yaşında çarpma kraterleri var. Çok fazla tektonik etkinlik ya da erozyon olmadığı için bu kraterler milyarlarca yıldır korunabilmişler. Göktaşlarının uyduya çarpıp yerkabuğuna gömülerek açtıkları kraterlerden etrafa buzlar saçılmış. Bu yüzden kraterler beyaz lekeler olarak görünüyorlar. Fakat bu uydunun da içi büyük olasılıkla sıcak ve eriyik bir tabakası var. Çünkü zayıf da olsa bir manyetik alanı bulunuyor.</p>
<h4><strong>Callisto</strong></h4>
<p>Ve geldik 4 numaraya.</p>
<p>Dört büyük uydu arasında Jüpiter’e en uzak olanı. Callisto.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1183" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/465px-Callisto_-_July_8_1979_38926064465.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1183" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/465px-Callisto_-_July_8_1979_38926064465.jpg" alt="" width="465" height="480" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/465px-Callisto_-_July_8_1979_38926064465.jpg 465w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/465px-Callisto_-_July_8_1979_38926064465-291x300.jpg 291w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/465px-Callisto_-_July_8_1979_38926064465-407x420.jpg 407w" sizes="auto, (max-width: 465px) 100vw, 465px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Callisto’nun Voyager 2 tarafından çekilmiş görüntüsü</figcaption></figure>
<p>Callisto’nun çok etkileyici bir görüntüsü var. Yüzeyi neredeyse tümüyle kraterlerle kaplı. Bunlar ağır bombardıman döneminde oluşmuş kraterler ve hiç bozulmadan günümüze kadar korunmuşlar. Yüzeyi 4 milyar yıldır hiç değişmemiş</p>
<p>Yüzeyindeki beyaz kraterler muhtemelen kirli buz denilen buz ve kaya karışımından oluşuyor. Bilim insanları yüzeye çarpan asteroitlerin, kuyrukluyıldızların ve büyük göktaşlarının yüzeyin altındaki bu karışımı ortaya çıkardığını düşünüyor. Diğer Galileo uyduları gibi bir iç aktiviteye sahipmiş gibi görünmese de buzdan yerkabuğunun altında bir okyanus bulunması mümkün.</p>
<p>En dikkat çekici bölgesi ise Valhalla krateri. Bu krater Güneş sistemindeki en büyük çok halkalı çarpma krateri. 1900 km’ye kadar uzanan çarpıcı, eşmerkezli halkalardan oluşuyor.</p>
<p>Jüpiter’in bu 4 büyük uydusu hakkında bildiklerimiz hala oldukça sınırlı. Aslında Jüpiter’in kendisiyle ilgili bildiklerimiz de sınırlı. Bu bilgileri bugüne kadar gönderilen bir elin parmaklarını geçmeyen uzay araçları sayesinde keşfettik.</p>
<p>Şimdi gelin bu Jüpiter görevlerine yakından bakalım.</p>
<h2><strong>Jüpiter’e Gönderilen Uzay Araçları</strong></h2>
<p>Jüpiter’e yönelik bakış açımızı değiştiren ilk uzay aracı 1973’te Jüpiter’in yakınından geçen Pioneer 10 oldu. 2023 itibariyle toplam 7 uzay aracı Jüpiter’in yakınından geçti. Yani flyby görevlerdi. 2 uzay aracı ise yörüngesine girdi. Jüpiter dış gezegenler arasında en çok ziyaret edilen gezegen. Bu görevlerin hepsi NASA öncülüğünde gerçekleştirildi. Bazıları ESA gibi uzay ajanslarıyla beraber gerçekleştirildi. 2023 Nisan’ında başlaması beklenen JUICE görevi ise sadece Airbus ve ESA tarafından gerçekleştirilecek.</p>
<p>Dünya’dan Güneş sistemindeki diğer gezegenlere yapılan uçuşlar bildiğiniz gibi yüksek bir enerji maliyetine sahip. Bir uzay aracının Dünya’nın yörüngesinden Jüpiter’e ulaşması, o uzay aracını yerden Dünya yörüngesine çıkarmak için harcanan enerji kadar enerji gerektiriyor. Bu da işleri iyice zorlaştırıyor ve maliyeti artırıyor.</p>
<p>Diğer bir sorun ise gezegenin üzerine inilebilecek katı bir yüzeyinin olmaması. Atmosfere giren herhangi bir sonda eninde sonunda Jüpiter’in içindeki muazzam basınç tarafından bertaraf ediliyor.</p>
<p>Bunlarla birlikte Jüpiter’in çevresindeki yüklü parçacıklarla dolu ortam da uzay sondalarının çalışmasını zorlaştırıyor. Örneğin Pioneer 11’in gezegene en yakın geçişini yaparken tespit ettiği radyasyon seviyesi mühendislerin tahmin ettiğinden 10 kat daha güçlüydü. Neyse ki birkaç küçük aksaklıkla, sonda, radyasyon kuşaklarından geçmeyi başardı. Sonra tasarlanan Voyager uzay araçları bu radyasyona dayanacak şekilde yapıldı.</p>
<h4><strong>Pioneer 10 ve Pioneer 11 (1972-1973)</strong></h4>
<p>Jüpiter’i keşfeden ilk uzay aracı Aralık 1973’te gezegenin yakınından geçen Pioneer 10’du. Ondan 12 ay sonra Pioneer 11 geldi. Pioneer 10, Jüpiter’in ve Galileo uydularının ilk yakın plan görüntülerini çekti. Gezegenin atmosferini inceledi, manyetik alanını saptadı, radyasyon kuşaklarını gözlemledi ve Jüpiter’in çoğunlukla akışkan bir yapıya sahip olduğunu tespit etti.</p>
<p>Pioneer 11 ise 4 Aralık 1974’te Jüpiter’in bulutlarının 34 bin km yakınından geçerek o zamana kadar Jüpiter’e en çok yaklaşan uzay aracı oldu. Büyük Kırmızı Leke’nin çarpıcı görüntülerini gönderdi. Jüpiter’in uçsuz bucaksız kutup bölgelerinin ilk gözlemini yaptı ve Jüpiter’in uydusu Callisto’nun kütlesini belirledi. Bu iki uzay aracı tarafından toplanan bilgiler gelecekteki sondaların tasarımı konusunda bilim insanlarına ve mühendislere çok önemli bilgiler verdi.</p>
<h4><strong>Voyager 1 ve Voyager 2 (1977)</strong></h4>
<p>Pioneerlerden sonra yine NASA tarafından Voyager Programı başlatıldı. Voyager 1, Jüpiter’i fotoğraflamaya Ocak 1979’da başladı ve en yakın geçişini 5 Mart 1979’da Jüpiter’in 349 bin km üstünden geçerek yaptı. Böylece yüksek çözünürlüklü görüntüler çekebildi.</p>
<p>Kısa süre sonra Voyager 1’i Voyager 2 takip etti. 9 Temmuz 1979’da gezegenin bulut tepelerinin 576 bin km üstünden geçti. Jüpiter’in halka sistemini keşfetti ve atmosferinin ilk yakın çekim görüntülerini gönderdi. İrili ufaklı karmaşık fırtınalar, girdaplar gözlemledi. Büyük Kırmızı Leke saat yönünün tersine hareket ediyordu.</p>
<p>Voyager misyonları sayesinde Jüpiter’in küçük uyduları Adrastea, Metis ve Thebe de keşfedildi. Bunlar Jüpiter’in bir uzay aracı tarafından tanımlanan ilk uydularıydı.</p>
<p>Voyagerlar özellikle Galileo uyduları hakkındaki anlayışımızı büyük ölçüde geliştirdi. Io’daki aktif volkanları, Ganymede’deki levha tektoniğine benzer yapıyı ve Callisto’daki çok sayıda krateri tespit ettiler.</p>
<p>Io’daki volkanik aktivitenin keşfi görevin en beklenmedik bulgusuydu. Çünkü Dünya dışında bir gök cismi üzerinde ilk kez aktif bir volkan gözlemlenmişti. Ganymede’in yeni ölçümleri ise, büyüklük bakımından Merkür’ü bile geride bıraktığını gösterdi.</p>
<p>Bir diğer şaşırtıcı bulgu ise Europa’dan geldi. Voyager 1’in gönderdiği düşük çözünürlüklü fotoğraflar uydunun üzerinde birtakım şeritler olduğunu gösteriyordu. Bu şeritler önce tektonik süreçlerin neden olduğu çatlaklar sanıldı fakat daha sonra Voyager 2’den gelen yüksek çözünürlüklü fotoğraflar durumu değiştirdi. Bunlar Dünya’daki göllerin üzerini kaplayan buz kütlelerine benziyordu ve Europa’nın sıvı bir okyanusu olabileceğini düşündürdü. Böylece Europa Dünya dışı yaşam bulundurma ihtimali olan birincil aday haline geldi.</p>
<h4><strong>Ulysses (1990)</strong></h4>
<p>8 Şubat 1992’de sahneye Ulysses uzay sondası çıktı. Ulysses aslında Güneş’in yörüngesine, onu tüm enlemlerde incelemek için gönderilmişti. Fakat Güneş’i tüm enlemlerde incelemek için, sondanın yörünge eğimini değiştirmesi ve Güneş sistemi düzlemini terk etmesi gerekiyordu. Görevi planlayan bilim insanları Güneş etrafındaki istenen yörüngeye ulaşmak için Jüpiter’in kütleçekiminden yararlandı. Böylece Ulysses 80°’lik bir manevra yapmış oldu. Bunu yaparken Jüpiter’in 451 bin km yakınından geçti.</p>
<p>Jüpiter ziyareti sırasında Ulysses, gezegenin manyetosferinin ölçümlerini yaptı. Kamerası olmadığı için görüntü alamadı. Şubat 2004’te Jüpiter’in yakınlarına tekrar geldiğinde yeniden birtakım ölçümler gerçekleştirdi.</p>
<h4><strong>Galileo (1989)</strong></h4>
<p>18 Ekim 1989’da Kennedy Uzay Merkezi’nden gerçekleştirilen fırlatma Jüpiter için çok önemliydi. Galileo uzay aracı 6 yıllık bir yolculuk sonrasında 7 Aralık 1995’te Jüpiter’e vardı. Bu flyby bir araç değildi. Hem Jüpiter’in yörüngesine giren hem de bir dış gezegenin yörüngesinde dönen ilk uzay aracıydı. Galileo sondası 7 yıldan fazla bir süre gezegenin yörüngesinde döndü ve bu dönemde Jüpiter sistemi hakkında büyük miktarda bilgi topladı.</p>
<p>Uzay aracı daha Jüpiter’e varmadan, 1994’te, Comet Shoemaker-Levy 9 kuyrukluyıldızının etkisine tanık oldu. Uzay aracındaki kameralar Jüpiter’in güney yarımküresine saniyede 60 km hızla çarpan parçaları gözlemledi. Bu Dünya dışı bir çarpışmanın ilk doğrudan gözlemiydi.</p>
<p>Galileo aracı sadece Jüpiter’i incelemekle kalmadı. Aynı zamanda tüm büyük uydularını da inceledi. Bu incelemeler sırasında mesela Europa’nın Dünya’da bulunan toplam su miktarından daha fazla su içerek bir yeraltı okyanusuna sahip olduğunu keşfetti. Ganymede ve Callisto uydularının da muhtemelen sıvı bir tuzlu su tabakasına sahip olduğunu düşündürdü. Io uydusundaki volkanları gözlemledi. Buradaki volkanik aktivite Dünya’dakinden 100 kat daha büyüktü. Ayrıca Ganymede’in kendi manyetik alanına sahip olduğunu tespit etti. Bu gerçekten bilim insanlarını çok şaşırttı. Güneş sisteminde kendi manyetik alanı olan ilk ve tek uydu Ganymede oldu.</p>
<p>Bir diğer inceleme alanıysa Jüpiter’in halka sistemiydi. Bu sistem göktaşlarının gezegenin 4 küçük iç uydusuna çarpmasıyla ortaya çıkan tozdan oluşuyordu.</p>
<p>Galileo kendisinden hariç bir de atmosfer sondası taşıyordu. Temmuz 1995’te bu atmosfer sondası salındı ve 7 Aralık 1995’te gezegenin atmosferine girdi. Bu sonda doğal olarak çok yüksek bir sıcaklık ve basınca maruz kaldı. 153°C’lik sıcaklıkta erimeden önce yaklaşık 58 dakika boyunca veri topladı.</p>
<p>Bu veriler Jüpiter’in Dünya’nınkinden çok daha büyük, gök gürültülü fırtınalara sahip olduğunu gösterdi. Ayrıca Jüpiter’in atmosferik elementlerinin oranı Güneş’tekinden biraz farklıydı. Yani Jüpiter oluşumundan bu yana evrim geçirmişti.</p>
<p>Galileo sondasıyla aynı kaderi Galileo uzay aracı da yaşadı. 21 Eylül 2003’te kasıtlı olarak hızla gezegene yönlendirildi. Saniyede 47 km hızla atmosfere girdiğinde yüksek sıcaklık ve basınç Galileo uzay aracını da parçaladı. Bunun yapılmasının sebebi uzay aracının Europa’ya çarpma ihtimaliydi. Europa, sistemimizde yaşam barındırma olasılığı yüksek bir gök cismi olduğu için kirlenmesine izin verilemezdi. Bu ihtimal ortadan kaldırıldı.</p>
<h4><strong>Cassini (1997)</strong></h4>
<p>2000 yılında bu defa Cassini uzay sondası Jüpiter’i ziyaret etti. Cassini aslında Satürn’ü incelemek için tasarlanmıştı fakat astronomlar Jüpiter’i de ziyaret edebileceği bir yörünge tasarladı. Jüpiter’in o zamana kadar çekilmiş en yüksek çözünürlüklü görüntülerini bu sonda gönderdi. En yakın geçişini 30 Aralık 2000 tarihinde yaptı ve birçok bilimsel ölçüm yaptı. Atmosferini inceledi. 6 aylık uçuşu sırasında Jüpiter’in, soluk halkalarının ve uydularının yaklaşık 26 bin görüntüsünü çekti.</p>
<h4><strong>New Horizons (2006)</strong></h4>
<p>2006’da cüce gezegen Plüton’a giden New Horizons sondası Jüpiter’in kütleçekiminden yararlanacaktı. Bu yararlanma esnasında Jüpiter’in fotoğraflarını da çekti. Şubat 2007’de en yakın geçişini gerçekleştirdi.</p>
<p>Bu geçişte Jüpiter’in küçük uydularının hassas ölçümlerini yaptı. Kırmızı Nokta’sını, manyetosferini ve halka sistemini inceledi. Io’daki yanardağları ölçtü. Araç Plüton için tasarlanmış olsa da ilginç bir şekilde Jüpiter hakkında daha fazla veri topladı. Çünkü Plüton çok uzaktı.</p>
<h4><strong>Juno (2011)</strong></h4>
<p>5 Ağustos 2011’de sahneye Juno uzay aracı çıktı. Misyonun amaçlarından biri gezegenin yoğun bulutlarının altını araştırmaktı. İkincisi ise Jüpiter’in, Güneş sistemimizin ve genel olarak evrendeki dev gezegenlerin kökeni ve evrimi hakkındaki soruları yanıtlamaktı. 5 yıllık bir yolculuktan sonra 4 Temmuz 2016’da Jüpiter’in yörüngesine giren ikinci uzay aracı oldu. İlki görevini 2003 yılında tamamlayan Galileo’ydu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1184" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1184" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2.jpg" alt="" width="1080" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2.jpg 1080w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2-1024x1024.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2-768x768.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2-1068x1068.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/02/PIA23605_2-420x420.jpg 420w" sizes="auto, (max-width: 1080px) 100vw, 1080px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Juno’nun çektiği fotoğraflardan biri</figcaption></figure>
<p>Juno, Jüpiter ve uydularının göz kamaştırıcı görüntülerini gönderdi. Kamera teknolojisindeki gelişme fotoğrafların çözünürlüğünü çok arttırmıştı. Kutupların ilk görüntülerini çekti. Güneş sisteminde daha önce görülmemiş hava olaylarını, siklonları kaydetti. Atmosferini ve iç kısımlarını inceledi. Jüpiter’in iç kısmının eşit şekilde karışmadığını buldu. Gezegenin çekirdeğini araştırdı. Bu araştırma Jüpiter’in daha önce düşünüldüğü gibi katı bir çekirdeğe sahip olmadığını ancak kaya parçalarından ve metalik hidrojenden oluşan bulanık, keskin sınırları olmayan bir çekirdeğe sahip olduğunu gösterdi. Ayrıca 4 milyar yıldan uzun bir süre önce Jüpiter’e Dünya kütlesinin 10 katı büyüklüğünde bir cismin çarpmış olabileceğini düşündürdü.</p>
<p>Uzay aracının keşifleri sadece bunlarla kalmadı. Gezegenin yoğun manyetik alanının haritasını çıkardı. Bu manyetik alanın düzensiz ve kaotik olduğunu buldu. Derin atmosferdeki su ve amonyak miktarını ölçtü ve gezegenin auroralarını gözlemledi. Gezegenin dört bir yanında meydana gelen şiddetli, gök gürültülü, şimşekli kasırgaları görüntüledi. Bu görüntüler devrimseldi. Juno’nun keşifleri gerçekten de Jüpiter ve Güneş sistemimizin oluşumu anlayışımızda bir devrim yarattı. Jüpiter’in dev kütlesi orijinal bileşimini korumasına izin vererek bize Güneş sistemimizin tarihini takip etme fırsatı verdi.</p>
<p>Juno’nun görevi aslında Şubat 2018’e kadardı. Ancak şu anda genişletilmiş görevle, Eylül 2025’e kadar Jüpiter sistemi hakkında araştırma yapmaya devam ediyor. Özellikle Jüpiter’in uydularını, soluk halka sistemini araştırıyor. Ayrıca gelecekte gerçekleştirilecek Jüpiter görevleri için de veriler topluyor. Onlara öncülük ediyor. Görevini bitirdikten sonra Galileo uzay aracı gibi o da Jüpiter’in atmosferinin derinliklerine gönderilecek. Böylece Galileo uydularından birine çarpma ihtimali ortadan kaldırılacak.</p>
<h4><strong>Jupiter Icy Moons Explorer JUICE (2023)</strong></h4>
<p>Gelecekte de Jüpiter hakkında yepyeni görevler planlanıyor. Bunlardan en yakını Avrupa Uzay Ajansı yani ESA’nın gerçekleştireceği Jupiter Icy Moons Explorer görevi. Kısaca JUICE adını vermişler. JUICE’in Nisan 2023’te fırlatılması hedefleniyor. İç Güneş sistemindeki bir dizi geçişten sonra 2031’de Jüpiter’e varması bekleniyor.</p>
<p>JUICE Jüpiter’in Galileo uydularından buzlu olanlarını inceleyecek. Ganymede, Callisto ve Europa. Çünkü bu uyduların üçünün de yüzeylerinin altında önemli sıvı kütleleri olduğu düşünülüyor. Yani yaşam barındırıyor olabilirler.</p>
<p>Aralık 2034’te ise uzay aracının yakın plan bilim görevi için Ganymede’in yörüngesine girmesi planlanıyor. Eğer bu gerçekleşirse JUICE, Ay’dan sonra bir gezegenin uydusunun yörüngesine giren ilk uzay aracı olacak. Burada detaylı bir şekilde organik molekülleri ve yaşam için gerekli olan kimyasalları araştıracak.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Jüpiter sistemi gerçekten de Güneş sistemimizin ve dev gezegenlerin oluşumu hakkında birçok sır barındırıyor. Belki yaşamın evrimi hakkında bile. Galileo uydularında yaşam var olabilir. Varsa bu yaşam kim bilir neye benziyor? DNA temelli mi? Yoksa bambaşka bir şey mi?</p>
<p>Evrenimiz hakkında pek çok şeyi aydınlığa kavuşturmak istiyorsak Gezegenlerin Kralı’nı daha çok incelemeliyiz.</p>
<p>Kim bilir o Büyük Kırmızı Leke’nin içinde bizi daha ne bilinmezler bekliyor?</p>
<p></p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>Bir Nefeste Evren – COLIN STUART</strong></p>
<p><strong>50 Soruda Evren – ÇAĞLAR SUNAY</strong></p>
<p><strong>Evren 101 – CAROLYN COLLINS PETERSEN</strong></p>
<p><strong>Astronomi for Dummies – STEPHEN P. MARAN</strong></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter">https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Galilean_moons">https://en.wikipedia.org/wiki/Galilean_moons</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Exploration_of_Jupiter">https://en.wikipedia.org/wiki/Exploration_of_Jupiter</a></p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Ge%C3%A7_D%C3%B6nem_A%C4%9F%C4%B1r_Bombard%C4%B1man">https://tr.wikipedia.org/wiki/Ge%C3%A7_D%C3%B6nem_A%C4%9F%C4%B1r_Bombard%C4%B1man</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Io_(moon)">https://en.wikipedia.org/wiki/Io_(moon)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Callisto_(moon)">https://en.wikipedia.org/wiki/Callisto_(moon)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Europa_(moon)">https://en.wikipedia.org/wiki/Europa_(moon)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Ganymede_(moon)">https://en.wikipedia.org/wiki/Ganymede_(moon)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Valhalla_(crater)">https://en.wikipedia.org/wiki/Valhalla_(crater)</a></p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/J%C3%BCpiter%27in_halkalar%C4%B1">https://tr.wikipedia.org/wiki/J%C3%BCpiter%27in_halkalar%C4%B1</a></p>
<p><a href="https://solarsystem.nasa.gov/missions/galileo/overview/">https://solarsystem.nasa.gov/missions/galileo/overview/</a></p>
<p><a href="https://www.nasa.gov/mission_pages/juno/overview/index.html">https://www.nasa.gov/mission_pages/juno/overview/index.html</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Juno_(spacecraft)">https://en.wikipedia.org/wiki/Juno_(spacecraft)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter_Icy_Moons_Explorer">https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter_Icy_Moons_Explorer</a></p>
<p><a href="https://www2.jpl.nasa.gov/galileo/io/vgrio.html">https://www2.jpl.nasa.gov/galileo/io/vgrio.html</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/jupiter-gezegenlerin-krali/">Jüpiter: Gezegenlerin Kralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Düz Dünya teorisi 2250 yıl önce nasıl çürütüldü?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/duz-dunya-teorisi-2250-yil-oence-nasil-curutuldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/duz-dunya-teorisi-2250-yil-oence-nasil-curutuldu</guid>
<description><![CDATA[ İnsanlar binlerce yıl boyunca Dünya’nın düz olduğunu zannettiler. Aslında bu konuda onları pek de suçlayamayız çünkü geniş ovalara baktıklarında gördükleri düzlükten başka bir şey değildi. Ama hesaba katmadıkları, daha doğrusu bilmedikleri bir şey vardı. Dünya görece oldukça büyük bir küreydi. Bu yüzden kısa mesafelerde yeryüzünün eğriliği fark edilemiyordu. Orta Çağ’daki hatta Antik Çağ’daki en zeki […]
Düz Dünya teorisi 2250 yıl önce nasıl çürütüldü? yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Düz, Dünya, teorisi, 2250, yıl, önce, nasıl, çürütüldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar binlerce yıl boyunca Dünya’nın düz olduğunu zannettiler. Aslında bu konuda onları pek de suçlayamayız çünkü geniş ovalara baktıklarında gördükleri düzlükten başka bir şey değildi. Ama hesaba katmadıkları, daha doğrusu bilmedikleri bir şey vardı. Dünya görece oldukça büyük bir küreydi. Bu yüzden kısa mesafelerde yeryüzünün eğriliği fark edilemiyordu.</p>
<p></p>
<p>Orta Çağ’daki hatta Antik Çağ’daki en zeki insanların bile Dünya’nın düz olduğunu zannettiklerini duymuşsunuzdur. Fakat bu pek de doğru değil. Aslında insanlık Dünya’nın yuvarlak olduğunu 2250 yıl önce bile kanıtladı arkadaşlar. Fakat bu, avam tabaka arasında pek yaygın bir bilgi değildi ve aslına bakarsanız çok da fazla kabul görmedi.</p>
<h2><strong>Evrenin ve Dünya’nın yapısına ilişkin ilk fikirler</strong></h2>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1148" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1.jpg 1920w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/evren_duz_dunya_1-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px"></a></p>
<p>Evrenin yapısına ilişkin ilk fikirlere baktığımızda insanların evreni yarımküre olarak kabul ettiklerini görüyoruz. Buna göre Dünya, üzerinde yarımküre biçiminde bir gökyüzünün bulunduğu düz bir yer olarak düşünülüyordu. Dünya’nın altında bir şey olup olmadığı sorusu kimsenin ilgisini çekmemişti. Çünkü böyle bir soru o zamanlar için saçmaydı.</p>
<h4><strong>Thales</strong></h4>
<p>Ama ilk defa bu soru birine saçma gelmedi. Dünya’nın altında neyin bulunabileceğini ciddi biçimde merak eden biri vardı. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış Miletli Thales. Thales Dünya’nın olmasa bile evrenin küresel bir biçimi olabileceği fikrini ortaya attı. Yani Dünya’nın altında da bir şeyler olmalıydı.</p>
<h4><strong>Anaksimandros</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1150" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b3cc68e2876ffba1ebd1b1c0f8b01eb0.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1150" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b3cc68e2876ffba1ebd1b1c0f8b01eb0.jpg" alt="" width="1000" height="564" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b3cc68e2876ffba1ebd1b1c0f8b01eb0.jpg 1000w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b3cc68e2876ffba1ebd1b1c0f8b01eb0-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b3cc68e2876ffba1ebd1b1c0f8b01eb0-768x433.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b3cc68e2876ffba1ebd1b1c0f8b01eb0-696x393.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b3cc68e2876ffba1ebd1b1c0f8b01eb0-745x420.jpg 745w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Anaksimandros’un evreni</figcaption></figure>
<p>Sonra sahneye Anaksimandros çıktı. Dünya’yı bir silindir şeklinde tasvir etti. Ama boyu kısa, çapı geniş bir silindir. İşte insanlar da bu silindirin düz yüzeylerinden birinde yaşıyordu ve bütün olay Akdeniz çevresinde geçiyordu.</p>
<h4><strong>Pisagor</strong></h4>
<p>Onun ardından Antik İyonya’nın ünlü düşünürlerinden Pisagor geldi ve Dünya’nın yuvarlak olduğuna dair ilk fikirleri ortaya attı. Ay yuvarlak olduğuna göre Dünya da yuvarlak olmalıydı. Ancak Pisagor’un bu sözde temelsiz tespiti pek dikkate alınmadı. Ta ki kendisinden 100 yıl kadar sonra Anaksagoras isimli bir filozof ortaya çıkana dek.</p>
<h4><strong>Anaksagoras</strong></h4>
<p>Anaksagoras Güneş ve Ay tutulmalarının gerçek nedenini ortaya koydu. Ardından bir Ay tutulması sırasında Dünya’nın Ay üzerine düşen gölgesini inceledi. Gölgenin kavisli olmasını Dünya’nın yuvarlak olduğuna dair bir kanıt olarak sundu.</p>
<h4><strong>Aristoteles</strong></h4>
<p>Sonra aradan bir 100 yıl daha geçti ve Antik Çağ’ın en ünlü bilgesi Aristoteles, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ilan etti. Buna kanıt olarak güneye seyahat ettikçe güney yarımküre takım yıldızlarının gökyüzünde daha yükseğe çıkmalarını gösterdi. Yani yeryüzünde konum değiştirdikçe gökyüzündeki yıldızların konumları da değişiyordu. Ayrıca Ay tutulması sırasında Dünya’nın Ay’a vuran gölgesinin yuvarlaklığı Aristo’ya göre de yuvarlak Dünya’nın kanıtıydı.</p>
<p>Kendisinden sonra gelen büyük matematikçi <strong>Öklid</strong> de Aristo’nun bu fikirlerine katıldı.</p>
<p>Bütün bu teorilerin hepsi güzeldi fakat şöyle tam doyurucu bir açıklama, bir kanıt getiremiyorlardı. Ta ki Eratosten isminde bir coğrafyacı filozof sahneye çıkana dek. Eratosten Dünya’nın düz olmadığını ilk defa matematiksel olarak kanıtlayan kişi olacaktı. İşin ilginç tarafı şu ki Eratosten bu bilgiye öyle gemi seyahatleriyle falan değil, Mısır’ın dışına bile çıkmadan ulaşacaktı.</p>
<p>Peki kimdi bu Eratosten ve ne yapmıştı?</p>
<h2><strong>Eratosthenes</strong></h2>
<h4><strong>Eratosten kimdir?</strong></h4>
<p>Eratosten, günümüzde Libya sınırları içerisinde bulunan Kirene şehrinde M.Ö. 276 yılında doğdu. O zamanlarda o coğrafyada Ptolemaios Krallığı hüküm sürüyordu. Tahminen M.Ö. 245 yılında Ptolemaios Kralı, Eratosten’i başkent İskenderiye’ye getirtti. Çünkü İskenderiye Antik Çağ’ın eğitim ve bilim merkeziydi. İskenderiye’nin meşhur kütüphanesi insanlık için muhteşem kaynaklara ev sahipliği yapıyordu. Ama bildiğiniz gibi daha sonra yakıldı.</p>
<p>Eratosten gerçek bir bilgeydi. Coğrafya kelimesini ilk kez kullanan kişiydi. Enlem ve boylam sistemini icat etti. Coğrafi ve kartografik bilgilerini kullanarak paralel ve meridyenlerle yapılmış ilk Dünya haritasını çizdi. O eski dönemde Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığını hesapladı. Hatta Dünya’nın eksen eğikliğini ve çevresini bile hesapladı. Hesapları gerçeğe çok yakındı. Coğrafyayla ilgili çalışmalarının yanı sıra; müziğe, matematiğe, felsefeye ve edebiyata da önemli katkılar yaptı. O kadar saygın biriydi ki İskenderiye kütüphanesinde başkütüphanecilik görevine layık görüldü.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1151" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1151" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene.jpg" alt="" width="1183" height="720" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene.jpg 1183w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene-300x183.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene-1024x623.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene-768x467.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene-696x424.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene-1068x650.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1183px-Mappa_di_Eratostene-690x420.jpg 690w" sizes="auto, (max-width: 1183px) 100vw, 1183px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Eratosthenes’in çizdiği Dünya haritasının rekonstrüksiyonu</figcaption></figure>
<h4><strong>Eratosten Dünya’nın yuvarlak olduğunu nasıl buldu?</strong></h4>
<p>Peki Eratosten taa 2250 yıl önce Dünya’nın yuvarlak olduğunu hatta Dünya’nın çevresinin uzunluğunu nasıl buldu?</p>
<p>Şöyle:</p>
<p>Mısır’ın Asvan şehrine bir ziyarette bulunan Eratosten, yaz gün dönümünde Güneş tam tepedeyken bu şehirde sütunların hiç gölge oluşturmadıklarını gözlemledi. Bu gözlem başkaları tarafından kolaylıkla göz ardı edilebilirdi. Ama bilge Eratosten’in aklına harika bir fikir geldi ve bir sonraki yaz gün dönümünü bekledi. Vakit geldiğinde Asvan’dan epey uzakta olan İskenderiye’de de bir ölçüm yapacaktı.</p>
<p>Eratosten İskenderiye’yle Asvan’ın aynı boylamda olduğunu varsaydı. İki şehir arasındaki mesafenin 5000 stadion yani günümüz ölçü birimine göre yaklaşık 800 km olduğu biliniyordu. Kralın defterdarları tarafından bu ölçüm daha önce yapılmıştı. 1 stadion Antik Çağ’da 160 metre ediyordu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1152" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1152" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1.jpg 1920w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/misir_harita_1-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px"></a><figcaption class="wp-caption-text">İskenderiye ile Asvan arasının 5000 Stadion (stadia) olduğu biliniyordu. Bu ölçü günümüzde 800 km’ye denk geliyor.</figcaption></figure>
<p>Eratosten bir sene sonra İskenderiye’ye döndüğünde orada yere bir kazık saplayıp gölgesini gözlemledi. Gördüğü şey şuydu:</p>
<p>Nasıl oluyorda aynı günün aynı anında Asvan’da dikilen bir sütun gölge yapmıyordu da, bir hayli kuzeydeki İskenderiye’de sopaların gölgesi oluyordu? Buradaki kazık öğle vakti 7° 12′ eğimli bir gölge oluşturuyordu.</p>
<p>Bunun bir sebebi olmalıydı.</p>
<h4><strong>Nasıl olsaydı Dünya düz olurdu?</strong></h4>
<p>Şimdi eski Mısır’ın haritasına tekrar bakalım ve biraz akıl yürütelim arkadaşlar. Haritaya aynı uzunlukta iki sopa diktiğimizi düşünelim. Bunlardan biri İskenderiye, öbürü de Asvan bölgesinde olsun. Ve günün belirli bir anında her iki sopa da Güneş’te hiç gölge yapmıyordu diyelim. Bundan yeryüzünün düz olduğu sonucu çıkardı. Çünkü Güneş yerküremize o kadar uzak ki ışınları yeryüzündeki farklı konumlara bile paralel ulaşır.</p>
<p>Eğer sopanın her ikisi de eşit uzunlukta gölge yapıyor olsaydı bu da aynı kapıya çıkardı. O zaman da diyebilirdik ki Güneş ışınları her iki şehre de aynı açıyla vuruyor. Yani dünya yine düz.</p>
<p>Ama durum bu ikisi de değildi.</p>
<p>İki şehirde yapılan ölçümün sonuçlarının farkı Eratosten için tek bir şeye işaret ediyordu. Dünya kavisliydi yani yuvarlaktı. Çünkü Güneş ışınları her bir şehre farklı bir açıyla vuruyordu.</p>
<h4><strong>Eratosten’in Dünya’nın çevresini hesaplaması</strong></h4>
<p>Eratosten bu deneyle Dünya’nın yuvarlak olduğunu kanıtlamıştı. Ama bu yetmedi. Araştırmasını daha da ileri götürdü.</p>
<p>Dedi ki:</p>
<p>Eğer 800 km’lik bir uzaklık 7° 12′ ölçüsünde bir fark yaratıyorsa, 360° fark oluşması için kaç km gerektiğini hesaplayabilirim. Bu varsayımla İskenderiye ile Asvan’ın arasındaki yay farkı oranının 1/50 olduğunu buldu. 800’ü 50’yle çarpınca, hesaplamaları Eratosten’e Dünya’nın çevresinin yaklaşık 40 bin km olduğu bilgisini verdi. Tabii ben burada anlaşılması için km olarak anlattım ama Eratosten hesaplamalarını km olarak değil antik bir uzunluk ölçüm birimi olan stadion üzerinden yapmıştı. 800 km’nin 5000 stadiona karşılık geldiğini daha önce söylemiştim. Eratosten’in hesabında cevap yaklaşık olarak 250 bin stadion çıkmıştı.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1153" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="2514" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-scaled.jpg 2560w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-300x295.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-1024x1006.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-768x754.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-1536x1509.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-2048x2012.jpg 2048w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-696x684.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-1068x1049.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/harita_4-428x420.jpg 428w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px"></a></p>
<p>Eratosten Dünya’nın çevresinin uzunluğunu çok az bir sapmayla bulmuştu. Gerçek ölçü 40 bin 75 km. Yani anlayacağınız arkadaşlar Antik Yunanlar yalnızca Dünya’nın yuvarlak olduğunu değil aynı zamanda aşağı yukarı ne kadar büyük olduğunu da biliyorlardı.</p>
<h4><strong>Eratosten’in diğer başarıları</strong></h4>
<p>Başkütüphaneci Eratosten’in başarıları sadece bunlarla kalmadı. Birçok önemli el yazmasına ve haritaya erişimi sayesinde bir dünya atlası oluşturdu ve bölgeleri iklimlerine göre ayırdı. İlk kez meridyen çizgilerini çizdi ve 400’den fazla şehrin koordinatlarını belirledi. Bu çalışmaları sayesinde Eratosten, bugün birçok bilim insanı tarafından coğrafya biliminin babası olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Bir başka önemli başarısı da Eratosten Kalburu’nu icat etmesiydi. Eratosten Kalburu asal sayıları tespit etmeye yarayan dahiyane bir yöntemdi.</p>
<p>Algoritma kısaca şöyleydi:</p>
<p>2’den başlayarak her sayı için sırasıyla o sayının katları siliniyordu. Böylece silinmeden kalanlar yani herhangi bir doğal sayının tam katı olmayanlar kalıyor ve bunlar asal sayı olarak adlandırılıyordu.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Sieve_of_Eratosthenes_animation-1.gif"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1155" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Sieve_of_Eratosthenes_animation-1.gif" alt="" width="445" height="369"></a></p>
<h2><strong>Dünya’nın şekli ne zamandan beri biliniyor?</strong></h2>
<p>Aslına bakarsanız Dünya’nın büyüklüğü olmasa bile en azından şeklinin Eratosten’in, hatta Pisagor’un zamanından çok önce bile biliniyor olması ihtimal dahilinde arkadaşlar. M.Ö. 12. yüzyılda yazılmış Çince kitaplarda Ay tutulması gerçekleştiğine dair kayıtlar bulunuyor. Eğer bu eski uygarlıklardan herhangi biri Güneş ışınlarının Ay’a ulaşmasını engelleyen şeyin Dünya olduğunu fark ettiyse, Dünya’nın düz olmadığını da anlamış olabilir. Çünkü videonun başından beri anlattığım üzere Ay tutulması esnasında Dünya’nın Ay’ın üzerine düşen gölgesi açık bir şekilde eğimli.</p>
<h2><strong>Dünya’nın yuvarlak olduğuna dair kanıtlar</strong></h2>
<p>İşte Dünya’nın şeklinin keşfiyle ilgili hikaye kısaca böyle.</p>
<p>Bugün Dünyamızın düz olmadığını, yuvarlak olduğunu, aslında daha doğru bir ifadeyle yassılaşmış küremsi yani kutuplardan basık ekvatordan şişkin kendine has bir şekli olduğunu çok iyi biliyoruz. Ama yine de günümüzde bile kendilerini “Düz Dünyacılar” olarak tanımlayabileceğimiz bir kesim hala ısrarla Dünya’nın düz olduğunu savunuyor.</p>
<p>Şimdi gelin kısaca Dünya’nın küre şeklinde olduğuna dair kanıtlara hızlıca bir göz atalım.</p>
<h4><strong>1-Farklı konumlardaki cisimlerin gölgeleri</strong></h4>
<p>Öncelikle Eratosten’in de ortaya koyduğu üzere Dünya üzerinde aynı anda farklı konumlarda bulunan cisimlerin gölgelerinin farklı açılarda olması başlı başına bir kanıt olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Fakat Düz Dünyacılar bu iddiayı savuşturmak için Güneş’in Dünya’ya çok daha yakın olduğunu söylüyorlar. Böylece Dünya düz olsa bile Güneş farklı konumlarda farklı gölge açıları oluşturabiliyor. Ancak bu geçersiz bir iddia. Çünkü teleskopların büyütme oranından yola çıkarak Güneş’in uzaklığını uzay ajanslarından bağımsız bir şekilde tespit etmemiz bile mümkün. Yani Güneş’in Dünya’ya yakın olmadığını biliyoruz. Dahası, eğer Güneş Dünya’ya Düz Dünyacılar’ın iddia ettiği kadar yakın ve küçük olsaydı, kütleçekim dinamikleri tamamen farklı olurdu; dolayısıyla gezegenimizdeki gelgitler gibi doğa olaylarının yapısı değişirdi. Fizik teorilerinin birçoğu çelişkilerle dolu olurdu.</p>
<h4><strong>2-Teleskopla baktığımız gök cisimlerinin küresel olması</strong></h4>
<p>İkinci olarak Dünya’dan diğer gök cisimlerine teleskopla baktığımızda hepsinin küre şeklinde olduğunu görüyoruz. Güneş gibi yıldızlardan, gaz devi gezegenlere ve Ay’a kadar hemen her gök cismi küresel. Sıradan bir vatandaş bile bir teleskop satın alarak Mars, Jüpiter ve Satürn gibi gezegenleri gözlemleyebilir. Dolayısıyla bütün gezegenler yuvarlakken tek düz gök cisminin Dünya olması ihtimali sizce ne kadar mantıklı?</p>
<h4><strong>3-Ay tutulmaları ve Ay’ın kütleçekim kilidi</strong></h4>
<p>Üçüncü olarak yine video boyunca bahsettiğim Ay tutulması olayını kanıt olarak sunabiliriz. Taa 2500 yıl önce Anaksagoras, hatta 3200 yıl önce Çinliler bile bu olayın farkındaydı.</p>
<p>Bildiğiniz üzere Ay tutulmaları, Dünya’mızın Güneş’le Ay’ın arasında yer aldığı durumda yaşanan bir fenomen. Ay’ın yüzeyindeki karanlık bölüm aslında Dünya’mızın Ay’ın üzerindeki gölgesinden başka bir şey değil. Bu gölge açık bir biçimde kavisli.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1156" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/2007-03-03_-_Lunar_Eclipse_small-43img.gif"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1156" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/2007-03-03_-_Lunar_Eclipse_small-43img.gif" alt="" width="174" height="144"></a><figcaption class="wp-caption-text">Ay tutulması sırasında Dünya’nın gölgesi Ay’ın üzerine düşer.</figcaption></figure>
<p>Peki neden hiçbir zaman Dünya’nın gölgesini düz bir çizgi hâlinde görmüyoruz. Çünkü Dünya düz değil de ondan! Eğer Dünya düz olsaydı, söz konusu gölge eğri olamazdı; hatta kimi zaman dümdüz bir hat halinde Ay’ın ortasından geçen bir çizgi görmeyi beklerdik. Ancak böyle bir şey hiçbir zaman yaşanmadı.</p>
<p>Ayrıca eğer Düz Dünyacılar’ın modeli doğru olsaydı Dünya üzerindeki farklı noktalardan Ay’ın farklı yüzeyleri görülebilir olmalıydı. Eğer Ay, iddia edildiği gibi Dünya’dan çok küçükse, düz Dünya’nın farklı noktalarındaki insanlar Ay’ın farklı yüzlerini görürlerdi. Ancak Dünya’daki herkesin çıplak gözle gözlemlediği üzere Ay’ın hep aynı yüzünü görüyoruz. Çünkü Ay, kütleçekim kilidi adı verilen bir olayın etkisi altında Dünya’ya kilitli. Yani Ay’ın kendi etrafında dönüşü ile Dünya etrafındaki dönüşü neredeyse birebir aynı hızda yaşanıyor. Bu sebepten Dünya üzerinde nereden bakarsak bakalım Ay’ın hep aynı yüzünü görüyoruz.</p>
<h4><strong>4-Güneş’in doğup batması problemi</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1157" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1157" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math.jpg" alt="" width="1920" height="1080" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math.jpg 1920w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/sci-Science-and-Math-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Burada Güneş bir el feneri gibi belli bir yöne doğru ışık saçmaktadır. Fakat gerçekte her yöne ışık saçtığını biliyoruz.</figcaption></figure>
<p>Yine Düz Dünyacılar’ın savunduğu bu model üzerinden gidersek bu modelin Güneş’in doğup batması olgusu üzerinde de çok ciddi problem yarattığını görüyoruz. Bildiğiniz gibi Güneş’in doğup batması dediğimiz olay aslında Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Fakat bu görseldeki gibi Güneş’in, Dünya’nın tamamını değil de, sadece belli bir bölümünü aydınlatabilmesi için, bir el feneri gibi tek yönlü ışık saçması gerekirdi. Fakat Güneş gerçekte, tek bir yöne doğru değil, her yöne doğru ışık saçıyor. Dolayısıyla bu görseldeki gibi bir Dünya modeli gerçek olsaydı, Güneş’in bütün ülkeleri az ya da çok aydınlatmasını beklerdik. Yani Dünya’nın bir yarısı gündüzü yaşarken diğer yarısı da gündoğumu ya da günbatımı ayarında bile olsa aydınlanırdı. Ay ışığından çok daha aydınlık bir gece yaşanırdı. Bununla birlikte Ay’ın geceleri nasıl parladığı da açıklanamazdı.</p>
<h4><strong>5-Ufkun ötesine geçen gemiler</strong></h4>
<p>Beşinci madde ilkokuldan beri Dünya’nın yuvarlak olduğunu açıklamamıza yarayan hemen herkesin bildiği bir olguya dayanıyor. Eğer bir deniz kıyısında, ufka dikkatli bir şekilde bakarsanız, ufuktan size doğru gelen bir geminin birdenbire, bir bütün olarak ortaya çıkmadığını, sanki denizin içinden yükseliyormuş gibi parça parça belirdiğini görürsünüz. Fakat düz Dünya modelinde durum böyle olmazdı. Uzaktaki bir obje yavaş yavaş belirginleşecek olsa bile bir bütün olarak görünürdü. Çünkü insanın çıplak gözle görme mesafesi 20 kilometreyi aşabiliyor. Hâlbuki deniz yüzeyinde görebildiğimiz en uzak mesafe kabaca 4.8 kilometre kadar; çünkü bu mesafeden sonra gezegenimizin şeklinden ötürü cisimler ufkun, yani görüş alanımızın “altında” kalıyor!</p>
<h4><strong>6-Değişen takımyıldızlar</strong></h4>
<p>Gökyüzünde gördüğümüz takımyıldızlar biz konum değiştirdikçe farklılaşıyorlar. Bu gözlemi ilk kez Aristoteles yaptı. Aristo, Ekvator’dan uzaklaştıkça takımyıldızların değiştiği gerçeğinden yola çıkarak Dünya’nın küresel olduğu çıkarımında bulundu. Mısır’a olan yolculuğundan dönüş yaparken: “Mısır ve Kıbrıs’ta, kuzey bölgelerde göremediğim yıldızlar gördüm.” demişti. İşte bu olay, insanlar ancak yuvarlak bir yüzeyde yaşıyorlarsa görülebilecek bir şey. Yani Ekvator’dan ne kadar uzaklaşırsanız bildiğiniz takımyıldızlar da bir o kadar ufuk çizgisine doğru gider ve yerlerine yeni yıldızlar görünmeye başlar. Eğer Düz Dünyacılar haklı olsaydı, Dünya üzerindeki her noktadan birebir aynı gökyüzünü görmemiz gerekirdi. Çünkü yıldızlar yeryüzüne çok ama çok uzaktalar. Güneş’ten binlerce kat daha uzak. Dolayısıyla düz Dünya modelinde konum değiştirsek bile yıldızların konumlarında herhangi bir değişiklik gözleyemezdik.</p>
<h4><strong>7-Gün batımının iki kez görülebilmesi</strong></h4>
<p>Şimdi sizden Birleşik Arap Emirlikleri’nde olduğunuzu hayal etmenizi istiyorum. Dubai’de sahildesiniz ve gün batımını seyrediyorsunuz. Manzara o kadar büyüleyici ki Güneş kaybolduktan sonra üzülüp keşke aynı gün batımını tekrar seyredebilsem diye iç geçiriyorsunuz. Tam o sırada elinde sihirli değnekle gelen bir peri dilediğinizi kabul ediyor ve sizi anında 3 km arkanızdaki Burj Khalifa binasının en üst katına çıkarıyor. Böylece gün batımını bütün güzelliğiyle tekrar seyrediyorsunuz.</p>
<p>Peki bu nasıl mümkün oldu?</p>
<p>Çok basit.</p>
<p>Dünya yuvarlak olduğu için. Doğru yüksekliğe anında çıktınız ve gün batımını tekrar seyrettiniz. Eğer Düz Dünya modeli doğru olsaydı böyle bir şey asla mümkün olmazdı.</p>
<h4><strong>8-Kütleçekim kuvvetinin merkezi</strong></h4>
<p>Bildiğiniz gibi bir kürenin kütle merkezi, kürenin tam merkezinde bulunur. Bu da kütleçekimin sizi yüzeyin neresinde olursanız olun kürenin merkezine doğru çekmeye çalıştığı anlamına gelir. Ancak düz bir Dünya’da kütle merkezi yine merkezde olmak zorunda olduğu için, kenarlara doğru gittikçe üzerinizdeki kütleçekiminin açısı giderek merkeze doğru dönmek zorunda kalırdı. Buna bağlı olarak sınırlara yaklaştıkça, dümdüz yürüyor olsanız bile, sanki dik bir yokuşu tırmanmaya çalışıyormuş gibi bir kuvvet hissederdiniz. Ancak gerçekte işlerin böyle olmadığını biliyoruz. Bir insan düz bir yolu Türkiye’de nasıl yürüyorsa, Avustralya’da da aynı şekilde yürüyor. Çünkü Dünya düz değil.</p>
<h4><strong>9-Birçok ülkenin uzay ajansı tarafından yörüngeye gönderilen uydular</strong></h4>
<p>65 yıldır farklı ülkelerden birçok uzay ajansı yörüngeye uydular gönderdi. Hatta uydu gönderenlerin arasında artık özel şirketler bile var. Bu insansız uzay araçlarının birçoğu hala yörüngede. Bazılarıysa yıldızlararası uzaya kadar gittiler. Bütün bu görevlerde muhteşem Dünya fotoğrafları çekildi ve inanmayacaksınız ama bu fotoğrafların hiçbirinde Dünya düz değil.</p>
<p>Düz Dünyacılar’ın bu konuya itirazları genelde bu fotoğrafların tek bir organizasyondan geldiği savına dayanıyor. NASA’dan. Yani onlara göre NASA binlerce çalışanı ve milyarlarca dolar bütçesiyle hepimize yalan söylüyor. Dünya’nın uzaydan çekilmiş fotoğrafları Photoshop’ta yapılmış. Videolar ise animasyondan başka bir şey değil.</p>
<p>Bu arkadaşlara cevap olarak şunu söyleyebilirim:</p>
<p>Diyelim ki NASA ve astronotlar hepimizi kandırıyor. Peki dünyada 50’den fazla ülkedeki tüm uzay ajansları da mı bu komplonun içinde? Yüzlerce Ay misyonu, onlarca Mars misyonu, binlerce aktif uydu ve bunlar için harcanan yüz milyarlarca dolar para. Hepsi insanlığı Dünya’nın yuvarlak olduğu yalanına inandırmak için mi gerçekleştirildi? Bir ülke de çıkıp sözde gerçek düz Dünya fotoğrafını yayımlama cesaretini gösteremedi mi?</p>
<p>Eğer bu sorulara cevabınız evet ise acilen bir psikiyatri doktoruna görünmenizi tavsiye ediyorum.</p>
<p>Bu kamu spotunu da verdiğimize göre şimdi gelin biz Dünya’nın neden düz bir forma sahip olamadığını inceleyelim.</p>
<h2><strong>Dünya neden düz değildir? Düz olabilir miydi?</strong></h2>
<p>Neden gök cisimleri hep küresel? Hiç düşündünüz mü? Mesela Dünya gerçekten de düz bir şekle sahip olabilir miydi?</p>
<p>Kısa cevap. Hayır. Olamazdı.</p>
<p>Aslında olay sadece kütleçekim dinamiklerinde bitiyor.</p>
<p>Şöyle ki:</p>
<p>Evrendeki her cismin bir kütle çekim etkisi vardır; bizim bile. Uzaydaki maddeler yakınlıklarına bağlı olarak birbirlerine çekim kuvveti uygularlar; bunun sonucunda ise birleşerek küresel bir geometri oluştururlar. Kürenin güzelliği merkezinden yüzeyindeki herhangi bir noktaya olan uzaklığın daima eşit olmasıdır. Yani merkezden küre yüzeyine etkiyen kuvvet her noktada eşittir. Bu yüzden çekim kuvvetiyle bir araya gelen maddeler zamanla küre haline gelmek zorunda kalır. Bir başka deyişle yüzeydeki her nokta yaklaşık olarak merkeze eşit uzaklığa gelene kadar çöker.</p>
<p>Evrenimizde gerçekleşen olayların fizik yasalarının bir sonucu olduğunu biliyoruz. Gezegenler, yeni yıldızların etrafındaki gaz ve toz bulutlarından meydana gelir. Bu gazlar ve toz bulutları çarpıştıkça birleşir ve daha büyük öbekler haline gelirler.</p>
<p>Yeni oluşmaya başlamış bir gezegen çok büyüdüğünde; kütle çekim etkisi, yüzeyin çökmesine neden olacak kadar güçlenir. Bu durumu, içi boş bir karton kutunun üstüne oturduğumuzda kutunun çökmesine benzetebiliriz. İşte yeni oluşan bir gezegende, bu olay tüm yönlerden aynı anda gerçekleşir ve böylelikle yüzeydeki tüm noktalarda çekim kuvveti eşit olur. Gezegen yuvarlak bir şekil alır. Yani kürenin simetrisi, kuvvetler dengesini sağlamak için harika bir ortam sunar.</p>
<p>Mesela disk şeklinde bir gezegen yapsaydınız, yüzeyindeki farklı noktalarda bulunan, farklı çekim kuvvetleri ve farklı yerel iç basınçlar, bir denge durumu oluşturamazdı. Bu yüzden hareketlilik devam eder, yapı bozulur ve zamanla yine küresel hale gelirdi.</p>
<h4><strong>Düzensiz gök cisimleri neden var?</strong></h4>
<p>Yalnız uzaydaki bir cismin küre şeklinde olabilmesi için, cismin belirli bir kütleye ve çapa sahip olması gerekir. Gök taşları ya da kuyruklu yıldızlar gibi küçük olan ve zayıf kütle çekimine sahip cisimlerin şekilleri bu yüzden düzensizdir. Örneğin çapı yaklaşık 950 kilometre olan Ceres cüce gezegeni, küresel bir şekle sahipken,</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1158" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Ceres_-_RC3_-_Haulani_Crater_22381131691_cropped.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1158" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Ceres_-_RC3_-_Haulani_Crater_22381131691_cropped.jpg" alt="" width="852" height="836" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Ceres_-_RC3_-_Haulani_Crater_22381131691_cropped.jpg 852w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Ceres_-_RC3_-_Haulani_Crater_22381131691_cropped-300x294.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Ceres_-_RC3_-_Haulani_Crater_22381131691_cropped-768x754.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Ceres_-_RC3_-_Haulani_Crater_22381131691_cropped-696x683.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Ceres_-_RC3_-_Haulani_Crater_22381131691_cropped-428x420.jpg 428w" sizes="auto, (max-width: 852px) 100vw, 852px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Ceres cüce gezegeni</figcaption></figure>
<p>uzunluğu yaklaşık 34 kilometre olan Eros asteroidinin şekli yer fıstığına benzer.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1159" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1159" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big.jpg" alt="" width="1280" height="960" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big.jpg 1280w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big-300x225.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big-1024x768.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big-768x576.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big-696x522.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big-1068x801.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big-560x420.jpg 560w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big-80x60.jpg 80w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20150306_erosreconstruct_near_big-265x198.jpg 265w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Eros asteroidi</figcaption></figure>
<p>Fakat Dünya’nın ve pek çok büyük kayaç gezegenin de kusursuz bir küre olmadığını biliyoruz. Dağlara, vadilere, bir takım girinti ve çıkıntılara sahipler. Bu yer şekilleri her ne kadar kürenin yapısını bozsa bile kütleçekim dinamiklerine ters değildir. Çünkü bu şekillerin yükseklikleri ve derinlikleri görece oldukça düşüktür. Dünya gibi bir gezegeni bir bowling topu boyutlarına indirebilseydik aslında elimize son derece pürüzsüzmüş gibi gelirdi.</p>
<h4><strong>Yassılaşmış küremsi</strong></h4>
<p>Bununla birlikte gök cisimlerinin şekillerini bozan bir etki daha vardır. Kendi eksenleri etrafındaki dönüşleri. Mesela Dünyamız kendi ekseni etrafında döndükçe, kara ve su kütleleri, bu merkezkaç kuvvetinin bir sonucu olarak merkezden uzaya doğru yönelmek isterler. Fakat yönelemezler çünkü Dünya’nın kütleçekim kuvveti, dönüş boyunca her şeyi yerinde tutabilecek kadar güçlüdür. Sadece bu dönüşün sonucu olarak gezegenimiz ekvatorda biraz daha çıkıntılıdır.</p>
<p>Bununla birlikte, Ay da Dünya’nın şeklini bozar. Ay’ın Dünya üzerinde oluşturduğu gel-git etkisi, okyanusların yükselmesine neden olur. Sadece okyanuslar değil; karalar da gelgit etkisiyle Dünya’nın orta bölgelerinde çok az bir miktar yükselir.</p>
<p>İşte bütün bu etmenlerden dolayı Dünya kusursuz bir küre olamaz. Kutuplardan basık ekvatordan şişkin bir şekil alır. Bu şekle, yassılaşmış küremsi (oblate spheroid) denir. Siz geoit olarak duymuş da olabilirsiniz. Fakat bu şekil uzaydan çekilen Dünya fotoğraflarında çıplak gözle fark edilecek bir şey değildir. Dünyamızın ekvator çapıyla kutup çapı arasında sadece 44 km’lik bir fark vardır.</p>
<p>Anlayacağınız arkadaşlar gezegenlerin ve sistemlerin oluşumları kütleçekim kuvveti tarafından belirlenir. Evrenin dokusu ve kütleçekimi bildiğimiz şekliyle çalıştığı müddetçe bırakın Dünya’nın düz bir gezegen olmasını, evrenin herhangi bir yerinde düz bir gezegenin oluşması bile imkânsız. Evrende bu kadar çok küresel cisim görmemizin sebebi, kürenin harika bir yapı olmasından değil, şartları sağlayan geometrinin küre olmasındandır.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Tarih boyunca insanlar hep hakikatten ziyade kendilerine çekici gelen yalanlara itibar ettiler. Masallara inandılar. Çünkü bunlar eğlenceliydi. İnsanı evrenin merkezine koyup bilinmezlik karşısında teskin ediyordu.</p>
<p>İnsanlar kimi zaman cahilliklerinden dolayı yanıldılar kimi zaman da hakikati kendi inançlarına uydurmaya çalıştılar. Bugün bile sosyal medya mecralarında komplo teorilerinin popüler bilim videolarından daha fazla izlenmesi bu söylediklerimin hala geçerli olduğunu gösteriyor. Fakat bir şeyleri değiştirmek bizim elimizde…</p>
<p></p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>Bir Nefeste Evren – COLIN STUART</strong></p>
<p><strong>Cosmos – CARL SAGAN</strong></p>
<p><strong>Evreka! Bilimin Doğuşu – ANDREW GREGORY</strong></p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Eratosthenes">https://tr.wikipedia.org/wiki/Eratosthenes</a></p>
<p><a href="https://evrimagaci.org/duz-dunya-komplosu-dunya-duz-mu-daha-onemlisi-dunya-duz-olabilir-miydi-4860">https://evrimagaci.org/duz-dunya-komplosu-dunya-duz-mu-daha-onemlisi-dunya-duz-olabilir-miydi-4860</a></p>
<p><a href="https://starchild.gsfc.nasa.gov/docs/StarChild/questions/question54.html">https://starchild.gsfc.nasa.gov/docs/StarChild/questions/question54.html</a></p>
<p><a href="https://evrimagaci.org/kusursuz-kure-12620">https://evrimagaci.org/kusursuz-kure-12620</a></p>
<p><a href="https://evrimagaci.org/dunyanin-sekli-neredeyse-puruzsuz-bir-yassilasmis-kuremsi-2722">https://evrimagaci.org/dunyanin-sekli-neredeyse-puruzsuz-bir-yassilasmis-kuremsi-2722</a></p>
<p><a href="https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/gokcisimleri-neden-yuvarlaktir">https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/gokcisimleri-neden-yuvarlaktir</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/duz-dunya-teorisi-2250-yil-once-nasil-curutuldu/">Düz Dünya teorisi 2250 yıl önce nasıl çürütüldü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mars: Yeni Evimiz</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mars-yeni-evimiz</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mars-yeni-evimiz</guid>
<description><![CDATA[ Güneş sistemindeki gezegenlerin içinde bizi en çok kendine çeken ve büyüleyen gezegen, Mars. Tarih boyunca pek çok şeyi sembolize etti. Yolculuğuna kızıl renginden dolayı savaş ve katliam tanrısı olarak başladı. Kızıl gezegen olarak nitelendirilmesine sebep olan kendine özgü bakırımsı rengi, toprağında yüksek seviyede demir oksit, yani pas bulundurmasından kaynaklanıyor. Adını Roma mitolojisindeki savaş tanrısı Mars’tan […]
Mars: Yeni Evimiz yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1566473597_art-mars-.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mars:, Yeni, Evimiz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş sistemindeki gezegenlerin içinde bizi en çok kendine çeken ve büyüleyen gezegen, Mars.</p>
<p>Tarih boyunca pek çok şeyi sembolize etti. Yolculuğuna kızıl renginden dolayı savaş ve katliam tanrısı olarak başladı. Kızıl gezegen olarak nitelendirilmesine sebep olan kendine özgü bakırımsı rengi, toprağında yüksek seviyede demir oksit, yani pas bulundurmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Adını Roma mitolojisindeki savaş tanrısı Mars’tan aldı. İnsanlar onun için kurbanlar sundular ve bu savaşçı karakteristik modern zamanlara kadar uzandı.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/the-war-of-the-worlds-55.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-1120" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/the-war-of-the-worlds-55-184x300.jpg" alt="" width="184" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/the-war-of-the-worlds-55-184x300.jpg 184w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/the-war-of-the-worlds-55-258x420.jpg 258w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/the-war-of-the-worlds-55.jpg 353w" sizes="auto, (max-width: 184px) 100vw, 184px"></a>İnsanlar bazen de oradan gelecek istilalardan korktular. H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı adlı kitabında Marslılar kana susamış istilacılar olarak resmedildiler. 20.yüzyılda bilimkurgu edebiyatı ve sinema, Mars’ın insanların gözündeki özel konumunu daha da pekiştirdi.</p>
<p>Fakat artık bugün biliyoruz ki Mars’ta bize benzeyen akıllı bir yaşam yok. Orası artık kuru, soğuk bir çöl. Belki bir zamanlar yaşam vardı, bunu bilmiyoruz. Öğrenmeye çalışıyoruz. 60 yıldır onu keşfetmek için bazıları araba boyutunda kaşif araçları <a href="https://mars.nasa.gov/mars-exploration/missions/?page=0&per_page=99&order=date+desc&search=" target="_blank" rel="noopener">yolladık.</a> Geçmişte hakkında pek bir şey bilmiyorduk ama şu an hakkında en çok şey bildiğimiz Dünya dışı gezegen o. Hatta haritaları kıyasladığımızda Mars’ın yüzeyini, Dünya’daki okyanus zeminlerinden bile daha iyi biliyoruz. Ayrıca Mars’a yaptığımız ziyaretlerde, eskiden çok farklı bir gezegen olduğuyla ilgili ciddi kanıtlar bulduk. Bilim insanları Mars’ın yüzeyinin yarısının geçmişte okyanuslarla kaplı olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Bu videoda Mars’ın en ilginç özelliklerinden, uydularına, jeolojik tarihinden, iklimine kadar birçok konuyu ele alacağız. Ayrıca bugüne kadar gerçekleştirilmiş Mars görevlerine ve gelecekte insanlığın Mars hakkındaki planlarına bir göz atacağız. Mars’ta yeni bir dünya yaratmak mümkün mü; bunu inceleyeceğiz.</p>
<p>Hazırsanız başlayalım.</p>
<p></p>
<p>Bu <a href="https://youtu.be/H0gyRaDiOB0" target="_blank" rel="noopener">videonun</a> ve daha önceki videoların yapımına maddi katkı sağlayan kanal üyelerine çok teşekkür ediyorum. Katkılarınız devam edebilmem için çok önemli. Eğer siz de Holosen’in yayınlarına destek vermek istiyorsanız bu ay bir kahve az içerek açıklamadaki linkten kanala katılabilirsiniz.</p>
<h2><strong>Mars ve Dünya Kıyaslaması</strong></h2>
<p>Mars ilk bakışta Dünya’ya çok benziyor. Dağlara, volkanlara, kanyonlara, geniş ovalara, kutup buzullarına, ince bir atmosfere ve zaman zaman da bulutlu bir gökyüzüne sahip. Fakat detaylıca incelediğinizde Dünya’dan farklarını hemen buluyorsunuz. Mars’ın; yüzey su kaynakları, kalın bir atmosferi, manyetik alanı ve levha tektoniği gibi özellikleri yok. Dolayısıyla şu anda gelişmiş yaşam formlarına sahip değil. Ayrıca çarpışmaların oluşturduğu kraterler Dünya’da birkaç taneyken Mars’ta çok daha fazla.</p>
<p>Yüzey şekilleri ne kadar tanıdık görünürse görünsün kızılımsı rengi Mars’ın Dünya gibi bir yer olmadığının bir başka kanıtı. Aslına bakarsanız Mars Dünya’dan epey farklı.</p>
<h2><strong>Mars’ın Özellikleri</strong></h2>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Mars" target="_blank" rel="noopener">Mars,</a> Güneş sistemindeki dördüncü gezegen. Yörüngesi daha basık bir elips şeklinde olduğundan Güneş’e olan uzaklığı dünyaya göre daha fazla değişiyor. Güneş’e en yakın olduğu nokta 206 milyon km. En uzak olduğu nokta ise 248 milyon km. Arada 42 milyon km’lik bir fark var. Dünya’da bu sayı 5 milyon km.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1122" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Earth_size_comparison.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1122" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Earth_size_comparison.jpg" alt="" width="640" height="417" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Earth_size_comparison.jpg 640w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Earth_size_comparison-300x195.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mars ve Dünya’nın büyüklük kıyaslaması</figcaption></figure>
<p>Güneş’e ortalama 228 milyon km uzaklıktaki Mars’tan, Güneş’e doğru düz bir yolculuğa çıksaydık, bu yolculuk saatte 100 km hızla giden bir arabayla yaklaşık 260 yıl, 1000 kilometre hızla giden bir uçaklaysa yaklaşık 26 yıl sürerdi. Güneş’ten çıkan bir ışık fotonu ise Mars’a yaklaşık 13 dakikada varıyor.</p>
<p>Mars’ın Güneş’in etrafındaki bir turu 687 Dünya günü, yani yaklaşık 1.88 Dünya yılı sürüyor. Bu konuda Dünya’yla benzeşmeselerde bir günü oldukça benzeşiyor. Dünya günüyle kıyaslandığında Mars’ın gün uzunluğu 24 saat 37 dakika sürüyor.</p>
<p>Eksen eğikliği yine Dünya’ya çok yakın. 25.19 derece. Böylece Mars’ta da Dünya’da olduğu gibi mevsimler oluşuyor. Bu mevsimler yaklaşık Dünya’dakinin iki katı sürüyor. Ancak Kızıl Gezegen’in kendisini kararlı bir yapıda tutacak Ay gibi büyük bir uydusu olmadığından ekseninin büyük bir salınımı var. 5 milyon yılda bir kutupları Güneş’e doğru 45°lik bir eğime ulaşıyor.</p>
<p>Karasal gezegenlerin sonuncusu olan Mars’ın çapı Dünya’nınkinin yarısı kadar. Ekvatorda 6792 km. Hacmi Dünya hacminin %15’i kadarken, kütlesi Dünya’nın kütlesinin %11’i kadar. Yani yoğunluğu daha düşük.</p>
<p>Kütlesi düşük olduğundan kütleçekim kuvveti de Dünya’dan daha düşük. Mars’ın kütleçekimi Dünya’nınkinin 0.37 katı. Yani Dünya’da 80 kg ağırlığındaki bir insan Mars’ta kendini 30 kg ağırlığındaymış gibi hissederdi. Kütlemiz değişmesede ağırlığımız Newton cinsinden değişirdi.</p>
<h2><strong>Mars’ın Uyduları</strong></h2>
<p>Mars’ın iki uydusu var. Phobos ve Deimos. Phobos korku, Deimos ise dehşet anlamına geliyor. İsimlerini Yunan savaş tanrısı olan Ares’in ikiz oğullarından alıyorlar. Her ikisi de Ağustos 1877’de Amerikalı astronom Asaph Hall tarafından keşfedildi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1123" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Phobos-and-Deimos-to-scale-NASA-Viking-Orbiter.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1123" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Phobos-and-Deimos-to-scale-NASA-Viking-Orbiter.png" alt="" width="740" height="414" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Phobos-and-Deimos-to-scale-NASA-Viking-Orbiter.png 740w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Phobos-and-Deimos-to-scale-NASA-Viking-Orbiter-300x168.png 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Phobos-and-Deimos-to-scale-NASA-Viking-Orbiter-696x389.png 696w" sizes="auto, (max-width: 740px) 100vw, 740px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Phobos ve Deimos büyüklük kıyaslaması</figcaption></figure>
<p>Bu uydular ancak çok güçlü teleskoplarla tespit edilebiliyorlar çünkü minicikler. Phobos’un çapı 22.2 ve Deimos’un çapı sadece 12.6 km. Bu uydular kendi çaplarında birer jeolojik gizem teşkil ediyorlar. Bir olasılık uzak bir geçmişte Mars’ın kütleçekimine kapılarak yörüngesine oturmuş asteroidler olabilirler. Ancak son zamanlarda çok şiddetli bir çarpma sonucu Mars’tan kopmuş olabilecekleri düşüncesini destekleyen kanıtlar da elde edildi.</p>
<p>Phobos, gezegenin çevresinde 7.7 saatte bir dönüyor. Deimos ise bir turunu 1.3 günde tamamlıyor. Her iki uydunun da üzerlerinde değişik büyüklüklerde çarpma kraterleri var.</p>
<h2><strong>Mars’ın Jeolojik Tarihi</strong></h2>
<p>Uzunca bir süre, Mars’ta su bulunması ihtimali bir muammaydı. Mars’ın düşük kütleçekimi ve manyetik alanının olmamasından dolayı atmosfer milyarlarca yıl önce uzaya doğru uçup gitmişti. Böylelikle sıcaklıklar ve atmosferik basınç sıvı suyun var olabileceği seviyenin altına düştü. Mars’ın sularından geriye kalanlar, tozlu yüzeyin altındaki kutup buzulları ve buz yatakları içine hapsoldu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1121" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1121 size-large" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2-1024x512.jpg" alt="" width="696" height="348" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2-1024x512.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2-300x150.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2-768x384.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2-696x348.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2-1068x536.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2-839x420.jpg 839w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_Geo_Topo-2.jpg 1071w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mars’ın yüzey jeolojisi</figcaption></figure>
<p>Mars’ın yüzeyinde çok sayıda çarpma krateri var. Kraterler Ay’da olduğundan çok daha fazla aşınmış. Bilim insanları bu kraterlerin Mars’ta büyük sellere sebep olan su tarafından erozyona uğradığını düşünüyor.</p>
<p>Bölünmüş bir kişiliğe sahip olan bu gezegenin kuzeyi ve güneyi arasındaki tek benzerlik, iki kutbunun da buzlarla kaplı olması. Onun dışında ekvatordan yukarısı inanılmaz derecede düz, ancak aşağı kesimleri dağlarla kaplı. Dünya’dan oldukça küçük bir gezegen olmasına karşın, Güneş sistemindeki en büyük kanyon sistemi ve dağ, Mars’ın yüzeyinde bulunuyor. Bu inanılmaz yer şekillerinin detaylarına birazdan geleceğiz.</p>
<h4><strong>Kabuk</strong></h4>
<p>Mars’ı bilim insanları için özel bir gezegen yapan asıl özelliği, yüzeyinin Dünya yüzeyine çok benziyor oluşu. Mars’ın alanı yeryüzündeki karaların toplamı kadar. Yaklaşık 150 milyon km². Yüz milyonlarca, belki de milyarlarca yıldan beri hiç yağış almayan Mars yüzeyi, Dünya’daki en kuru çölden daha kuru. Ancak yüzeyinde bir zamanlar akarsuların oluşturduğu vadiler hala duruyor. Bu vadilerin yanı sıra, yanardağlar, ovalar, kraterler, kurumuş göl tabanları gibi yeryüzünde görmeye alıştığımız daha birçok yüzey şekli de var. Bu durum, katmanlı tortul kayaların yanı sıra geçmişte sıvı suyun var olduğunu da gösteriyor. Gezegenin kuzey yarımküresi güney yarımküresine göre birkaç km daha alçak. Bu da bir zamanlar kuzey yarımkürenin büyük bölümünü kaplayan bir okyanus olabileceğini düşündürüyor.</p>
<p>Mars’ın kabuğu kuzey yarımkürede ortalama 35 km iken, güney yarımkürede ise 80 km kalınlıkta. Ancak bu kabuk Dünya’daki gibi levhalardan oluşan kırıklı bir yapıda değil. Tek parça ve hareket etmiyor. Kabuğun altında Dünya’nınkinden daha az sıcak, daha kalın ve hareketsiz bir manto tabakasının olduğu tahmin ediliyor.</p>
<h4><strong>Manyetik Alan</strong></h4>
<p>Mars kabuğunun en yaşlı bazı bölümlerindeki mıknatıslanmış kayalar, Mars’ın 4 milyar yıl kadar önce eriyik halde demirden bir çekirdeği olduğunu ve bunun da ürettiği bir manyetik alanın bulunduğunu gösteriyor. Ne var ki şu anda her ikisi de yok. Çekirdek soğuyunca dinamo hareketi durdu ve bu sebeple Mars güçlü manyetik alanını yitirdi. Yani tıpkı Ay’da olduğu gibi Mars’ta da yön bulmak için pusula bir işe yaramıyor.</p>
<p>Manyetik alanın kaybolmasının tek sıkıntısı yön bulmayla ilgili değil. Mars başlangıçta muhtemelen sıcak, nemli ve kalın bir karbondioksit atmosfere sahipti fakat manyetik alan ortadan kaybolunca bu da değişti. Güneş’ten gelen yüklü parçacıklar doğrudan gezegene ulaştığı için Mars’ın kalın atmosferini eritmiş olmalı. Bu da Dünya’daki gibi bir ozon tabakasının gelişememesi ve muhtemel canlı yaşamını olumsuz etkilemesi demek.</p>
<h4><strong>Olympus Mons</strong></h4>
<p>Günümüzde Mars’ta etkin hiçbir yanardağ yok. Mars’taki volkanik etkinliklerin 100 milyon yıl kadar önce durduğu tahmin ediliyor. Fakat bir zamanlar muazzam büyüklükte volkanik etkinlikler deneyimlediğini biliyoruz. Gezegenin kütleçekimi düşük olduğundan, Mars’ın yüzeyindeki dağlar kendi üzerlerine çökmeden Dünya’dakinden çok daha fazla yükselebilmişler.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1124" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Olympus_Mons_3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1124" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Olympus_Mons_3.jpg" alt="" width="600" height="460" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Olympus_Mons_3.jpg 600w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Olympus_Mons_3-300x230.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Olympus_Mons_3-548x420.jpg 548w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Olympus_Mons_3-80x60.jpg 80w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Olympus Mons, Dünya’da olsaydı Almanya kadar bir alan kaplayacaktı</figcaption></figure>
<p>Mars’ın batı yarımküresi, Güneş sisteminin en yüksek yanardağı olan Olympus Mons’a ev sahipliği yapıyor. Olympus Mons, Everest’ten neredeyse üç kat daha fazla, 22 km’lik bir yüksekliğe sahip. Ama Everest gibi dik yamaçlardan oluşmuyor. Yani buraya tırmanması çok daha kolay olurdu. Yanardağın kenarlarındaki eğimi yalnızca beş derece. Bunun sebebi Olympus Mons’un inanılmaz derecede büyük bir alana yayılmış olması. 300 bin km kare’lik alanıyla neredeyse Almanya kadar bir alanı kaplıyor. Yine de eteklerindeyken tepesini görmeyi beklemeyin, çünkü dağ o kadar geniş bir alana yayılmış ki böyle bir durumda tepesi ufuk çizgisinin ötesinde saklanıyor olurdu.</p>
<h4><strong>Valles Marineris</strong></h4>
<p>Mars’ta bulunan volkanların ve tümseklerin oluşumu esnasındaki tektonik baskı yüzeyi çatlatmış. Güneş sistemindeki en büyük kanyonlardan biri olan meşhur Valles Marineris işte böyle bir çatlamanın sonucu. Tharsis Tümseği’nin doğusundan başlayarak Mars ekvatoru boyunca uzanıyor. Mars’ın çevresinin 5’te 1’i kadar.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1125" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1125" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280-1024x1024.jpg" alt="" width="696" height="696" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280-1024x1024.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280-300x300.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280-150x150.jpg 150w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280-768x768.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280-696x696.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280-1068x1068.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280-420x420.jpg 420w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/VallesMarineris_withUSAoutline_1280.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Valles Marineris Dünya’da olsaydı ABD’yi baştan başa yarabilirdi</figcaption></figure>
<p>4000 km uzunluğunda, 200 km genişliğinde ve 7 km derinliğindeki Valles Marineris o kadar uzun ki Dünya’da olsaydı Portekiz’den başlayıp Doğu Anadolu’ya kadar uzanabilirdi. Bu kanyon sistemi aynı zamanda rüzgar erozyonuyla da biçimlenmiş ve bazı kısımlarının akan sularla aşındığına dair birtakım kanıtlar da mevcut.</p>
<h4><strong>Kuzey Kutup Havzası</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1126" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1126" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes-1024x462.jpg" alt="" width="696" height="314" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes-1024x462.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes-300x135.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes-768x346.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes-696x314.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes-1068x481.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes-932x420.jpg 932w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/1280px-Mars_topography_MOLA_dataset_with_poles_HiRes.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mavi ve yeşil bölgeden meydana gelen Kuzey Kutup Havzası Güneş sistemindeki en büyük krater olabilir</figcaption></figure>
<p>Mars’ın yüzeyinde çapı 5 km’den daha büyük 43 bin krater var. Ancak bunlardan en büyüğü Mars’ın kuzey yarımküresinde bulunan ve Kuzey Kutup Havzası olarak bilinen bu büyük havza. Güneş sistemindeki en büyük düzlüklerden biri. Kuzey Kutup Havzası, Mars yüzeyinin %40’ını kaplayacak inanılmaz bir genişliğe sahip. Yaklaşık 10.600 km’ye 8500 km’lik bir çapı var. Bu, gezegenin 6779 km’lik çapından bile daha büyük.</p>
<p>Bilim insanları bu havzanın alçak, düz ve nispeten kratersiz yapısına açıklama olarak tek ve büyük bir çarpma sonucu oluşmuş olabileceğini düşünüyorlar. Eğer durum gerçekten böyleyse Güneş sistemindeki en büyük krater unvanını tartışmasız eline alacak bir yer olduğu kesin. Ancak bu çarpma henüz Uluslararası Astronomi Birliği tarafından teyit edilmiş değil.</p>
<p>Bilgisayar simülasyonları yaklaşık 4 milyar yıl önce Mars’ın % 2’si kütlesinde, yani Plüton büyüklüğünde bir öngezegenin Mars’a çarpmış olabileceğini ve bu çarpmanın Mars yörüngesinde yaklaşık 500 katrilyon tonluk oldukça büyük bir enkaz diski üretmiş olabileceğini düşünüyor. Kuzey Kutup Havzası bu şekilde oluşmuş olabilir. Eğer bu hipotez doğruysa Phobos ve Deimos’u da bu çarpma oluşturmuş olabilir.</p>
<h4><strong>Kutuplar</strong></h4>
<p>Mars’ın kutup takkeleri beyaz, çünkü buralarda buz olduğunu artık biliyoruz. Ama bu, sadece su buzu değil. Kuru buz da denen karbondioksit buzu ile su buzunun bir karışımı. Yaklaşık 20 yıldır Mars’ın çevresinde değişik zamanlarda dönen insan yapımı çok sayıda uydu, gezegenin kutuplarındaki karbondioksit buzunun altında su buzu bulunduğunu da gözledi. Hatta Güney Kutbu’nda kuru buzun altında 20 km uzunluğunda bir göl keşfedildi.</p>
<p>İklimsel nedenlerle iki yılda bir Mars’ın kutuplarındaki buz örtüleri küçülüyor ve geri çekiliyor; sonra yeniden toplanıyor, büyüyor ve genişliyor.</p>
<p>Peki bu suyun kaynağı ne?</p>
<p>Aslına bakarsanız bu sorunun cevabı Dünya’ya su nereden geldi cevabından çok da farklı değil. Mars ve Dünya 4.5 milyar yıl önceki aynı gaz ve toz bulutunun benzer içeriğinden oluştu. Bu gaz bulutu zaten su barındırıyordu. Ayrıca oluşumlarından sonraki bir milyar yıl boyunca iki gezegen de asteroit ve kuyrukluyıldız bombardımanına maruz kaldı. Bu sayede uzaydan da bol miktarda su gelmiş oldu.</p>
<p>Yapılan hesaplamalar Mars’ın kutuplarındaki su buzunun erimesi sonucunda, gezegenin bütün yüzeyini 35 m derinlikte bir suyun kaplayacağını gösteriyor. Fakat Dünya’nın yüzde 71’ini kaplayan okyanus ve denizlerin ortalama 3700 m derinlikte olduğu düşünüldüğünde, bu miktarın gerçekten de çok az olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Bununla birlikte Mars yüzeyinin geçmişte bugünkünden çok farklı olduğu da ortada. Bir zamanlar yüzeyinde göller, ırmaklar ve denizler oluşturacak miktarda su olduğundan bahsetmiştik. Hatta kalın bir atmosferi olduğundan da.</p>
<p>Öyleyse yaşam Mars’ta da ortaya çıkmış olabilir mi? Eğer çıktıysa acaba gezegenin derinliklerine mi çekildi?</p>
<p>Bu sorunların cevabına bakacağız ama önce atmosferine ve iklimine yakından bakmamız gerekiyor.</p>
<h2><strong>Mars’ın Atmosferi ve İklimi</strong></h2>
<h4><strong>Atmosferi</strong></h4>
<p>Mars’ın ince atmosferinin %96’sı karbondioksit, %1.93’ü argon, %1.89’u nitrojenden oluşuyor. Ayrıca eser miktarda oksijen ve su da barındırıyor. Atmosferde asılı duran çeşitli tozlar ve demir oksit parçacıkları nedeniyle Mars’ın gökyüzü gündüzleri sarımsı pembemsi, güneş batarken de soluk mavi renkli oluyor. Sanki Dünya’dakinin tam tersi. Dünya’dan göründüğünden 4 kat küçük görünen Güneş, Mars ufkunda battıktan sonra gökyüzünde iki küçük ay, Phobos ve Deimos beliriyor.</p>
<p>Atmosferi çok ince olan Mars’ın yüzeyindeki atmosfer basıncı da çok düşük. Dünya’dakinin %1’inden bile daha az. 7-8 milibar. Dünya’da bildiğiniz üzere deniz seviyesindeki atmosfer basıncı yaklaşık 1 bar. İşte bu düşük basınç, sıvı su moleküllerinin kolayca gaz haline geçmesine yol açıyor.</p>
<p>Atmosferi ince olmasına karşın, zaman zaman Mars’ta çok şiddetli rüzgarlar esiyor. Bunlar yüzeydeki tozları ve toprağı havalandırıyor ve kısa sürede fırtınaya dönüşüyor. Yaklaşık 3 yılda bir bölgesel olarak başlayan bir fırtına büyüyerek gezegeni tümüyle kaplayan küresel bir fırtınaya dönüşüyor. Bu yaşandığında Mars’ın yüzeyi aylarca görünmez oluyor.</p>
<h4><strong>İklimi</strong></h4>
<p>Mars’taki mevsimler Dünya’dakinden epey farklı. Mars’ın Dünya’dakine çok benzeyen bir eksen eğikliğine sahip olduğunu söylemiştik. Evet, bu durum Dünya’daki gibi mevsimlerin oluşmasına sebep oluyor fakat Mars’a baktığımızda yörüngesinin Dünya’nın neredeyse dairesel olan yörüngesinden daha eliptik olduğunu görüyoruz. Mars’ta gezegen ekseninin eğimi ve yıl boyunca Güneş’e olan uzaklığının ciddi değişimi bir araya gelince Dünya’dakine hiç benzemeyen keskin mevsim geçişleri oluşuyor. Kış boyunca gezegenin atmosferinin 4’te 1’inden fazlası donarak katılaşıyor. Yaz dönemindeyse artan sıcaklık seviyesiyle oluşan kum fırtınaları tüm gezegeni yutacakmışçasına sert geçiyor.</p>
<p>Aslında Mars o yörüngede olması gerektiğinden daha soğuk çünkü Güneş’ten gelen ısıyı tutacak ve gezegene dağıtacak kalın bir atmosferi yok. Kalın bir atmosfer sera etkisi yaratır. Bu da gezegeni ısıtır. Dünya’nın kalın atmosferi sayesinde ortalama sıcaklığı 15°C kadar.</p>
<p>Mars’ta soğuk bir kış gecesinde sıcaklık -150°C’ye düşebilirken, yaz ortasındaki ılık bir gün, ekvatorda yaklaşık 35°C’ye çıkabiliyor. Ama güneşlenmek için hemen heveslenmeyin arkadaşlar. Ortalama sıcaklık -60°C olduğu için genel olarak Dünya’dan oldukça soğuk bir gezegen. Ayrıca Güneş’ten gelen ölümcül radyasyonu da hesaba kattığımızda burası tatil yapılacak bir yer değil. Ama yine de koloni kuramayacağımız anlamına da gelmiyor. Bu konuya videonun sonunda tekrar döneceğiz.</p>
<p>Şimdi gelin geçmişten bugüne gerçekleştirilen Mars görevlerinde önemli kilometre taşlarına birlikte bakalım. Sizi macera dolu bir yolculuğa çıkarayım.</p>
<h2><strong>Mars Görevleri</strong></h2>
<p>Mars ilk kez 4000 yıl önce kayda geçirildi. Kızıl Gezegeni 1610’da ilk defa teleskopla gören Galileo oldu. 19.yüzyıla kadar hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorduk. Fakat 1877’de teleskoplarımız gezegenin özelliklerini gösterecek kadar iyi hale geldiğinde Giovanni Schiaparelli isimli İtalyan bir astronom Mars’ın ilk haritasını çıkardı. Yüzeyinde yoğun doğrusal yapılar vardı. Bu kanallar uzun süre orada yaşayan gelişmiş medeniyetlerin işi olarak görüldü. Ancak ilerleyen yıllarda teknoloji geliştikçe bu kanalların aslında eski teleskopların neden olduğu bir çeşit optik illüzyon olduğu anlaşıldı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1127" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_twin_canals_by_Schiaparelli.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1127" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_twin_canals_by_Schiaparelli.jpg" alt="" width="672" height="400" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_twin_canals_by_Schiaparelli.jpg 672w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_twin_canals_by_Schiaparelli-300x179.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 672px) 100vw, 672px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Schiaparelli’nin var olduğunu düşündüğü kanalları gösteren bir harita</figcaption></figure>
<p>1960’lardan beri Mars’a uzay araçları <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_missions_to_Mars" target="_blank" rel="noopener">gönderiyoruz.</a> Kızıl gezegenin yörüngesinde dönmesi, üstüne inmesi ve yüzeyini incelemesi için kaşif araçlardan oluşan bir donanma gönderdiğimizi söylesek yanlış olmaz. Bu araçlar, Mars’a ilişkin en temel ve önemli bilgileri bize gönderdiler. Başka bir dünyada Güneş’in batışına şahit oldular. Mars’taki toz hortumlarını gördüler; hatta bu araçlar sayesinde kendi gezegenimizi başka bir gezegenin gökyüzünde gördük. İşte bunların hepsi, insanın güçlü merak dürtüsünün kayda değer bir ispatı.</p>
<p>Bütün bu görevlerin en önemli sebebi bildiğiniz gibi orada yaşama dair bir kanıt bulmak. Geçmişte Mars’ta yaşam var mıydı? Varsa neler yaşandı? Peki şu anda var mı? Varsa nerede ve bu nasıl bir yaşam formu? Bizim gibi DNA temelli mi yoksa başka türlü mü? İşte 60 yıldır yapılan Mars görevleri bu önemli soruların yanıtlarını araştırmak için yapılıyor.</p>
<p>Mars’la Dünya, 26 ayda bir birbirlerine en yakın konuma geliyor. Mars’a gönderilecek uzay araçları da hep bu dönemde fırlatılıyor. Yolculuk yaklaşık 7 ay sürüyor. Bugüne kadar gönderilen araçların yarısından fazlası başarısız oldu. Fakat son zamanlarda gerçekleştirilen görevlerde başarı oranı kayda değer biçimde arttı.</p>
<p>1960’larda önce Sovyetler Birliği sonra da ABD, Mars’a uzay araçları göndermeye başladı. Sovyetler Birliği’nin gönderdiği 9 uzay aracının hiçbiri amacına ulaşamadı. Mars’a ulaşan ilk başarılı uzay aracı ABD tarafından gönderilen Mariner 4 oldu.</p>
<h4><strong>Mariner 4 (NASA – 1964) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>1964’te fırlatılan ve Temmuz 1965’te Mars’ın yakınından geçen Mariner 4 adlı uzay sondası, gezegenin ilk yakın plan fotoğraflarını çekti. Bu fotoğraflar sayesinde ilk kez insanlar düş gücünden uzak, çıplak Mars gerçeğiyle karşılaştılar. Mars da tıpkı Ay gibi, kraterlerle dolu bir yüzeyi olan, soğuk ve ıssız bir gezegendi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1128" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/38269_Mars-Mariner-4-flyby-orbiters-more-craters-memnonia-Fossae-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1128" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/38269_Mars-Mariner-4-flyby-orbiters-more-craters-memnonia-Fossae-2.jpg" alt="" width="600" height="529" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/38269_Mars-Mariner-4-flyby-orbiters-more-craters-memnonia-Fossae-2.jpg 600w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/38269_Mars-Mariner-4-flyby-orbiters-more-craters-memnonia-Fossae-2-300x265.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/38269_Mars-Mariner-4-flyby-orbiters-more-craters-memnonia-Fossae-2-476x420.jpg 476w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mariner 4 tarafından çekilmiş bir Mars fotoğrafı</figcaption></figure>
<h4><strong>Mariner 7 (NASA – 1969) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>1969’daysa Mariner 7 gezegenin iki tam disk görüntüsünü çekmeyi başardı. Ekvator ve Güney Kutup Bölgeleri üzerinden geçerek Mars atmosferini ve yüzeyini uzaktan sensörlerle analiz etti. Fotoğraflar Dünya’dan görülen yüzeydeki karanlık bölgelerin 1800’lerden beri yorumlandığı gibi geçmişte akıllı yaşam tarafından yapılmış kanallar olmadığını gösterdi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1129" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_full_disk_approach_view_from_Mariner_7-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1129" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_full_disk_approach_view_from_Mariner_7-1.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_full_disk_approach_view_from_Mariner_7-1.jpg 640w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/Mars_full_disk_approach_view_from_Mariner_7-1-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mariner 7 tarafından çekilmiş bir Mars fotoğrafı</figcaption></figure>
<h4><strong>Mars 2 (USSR – 1971) Kısmen Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>1971’de Sovyetler Birliği’nin gönderdiği Mars 2 adlı uzay aracı ülkenin ilk kısmen başarılı görevi oldu. Uydu kısmı başarıyla Mars yörüngesine girdi. Ancak görevin iniş aracını kapsayan bölümü başarısız oldu. Araç, bilgisayarında meydana gelen bir arıza nedeniyle amacına ulaşamadı ve Kasım 1971’de Mars’a düştü. Ama yine de Dünya dışında bir gezegene inen ilk insan yapımı araç olma unvanını kazandı.</p>
<h4><strong>Mars 3 (USSR – 1971) Kısmen Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>Ondan bir hafta kadar sonra kardeşi Mars 3, gezegene yumuşak iniş yapmayı başaran ilk uzay aracı oldu. Ama indikten 110 saniye sonra onunla da iletişimimiz kesildi. Sadece gri bir görüntü göndermişti. Bu görüntüde hiç detay yoktu.</p>
<h4><strong>Mariner 9 (NASA – 1971) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>1971 Mayıs’ında ABD tarafından gönderilen Mariner 9, Mars’ın ilk yapay uydusu oldu. Yaklaşık 1 yıl boyunca Mars yörüngesinde görev yaptı. Oraya ilk vardığında gezegen çapında büyük bir toz fırtınasıyla karşılaştı. Fırtına bir ay sonra dindiğinde Mariner 9 beklenenden çok farklı bir gezegeni ortaya koydu. Çektiği ayrıntılı fotoğraflarla bütün Mars’ın haritasını çıkardı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1130" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1130" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1-1024x538.jpg" alt="" width="696" height="366" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1-1024x538.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1-300x158.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1-768x403.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1-696x365.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1-1068x561.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1-800x420.jpg 800w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/mars1971_m9-cylmap2-1.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mariner 9 tarafından ortaya çıkarılmış Mars haritası</figcaption></figure>
<p>Mars inanılmaz özellikler barındırıyordu. Dünya’dakilere benzeyen yüzey şekilleri, mesela antik nehir yatakları vardı. Ayrıca devasa volkanlar vardı. Bazıları Everest’ten bile daha yüksekti. Ucu bucağı olmayan kanyonlar vardı. Birisinin uzunluğu 4000 km’yi aşıyordu. Böylece Mars, Ay’la Dünya karışımı bir yer olarak düşünülmeye başlandı.</p>
<h4><strong>Viking 1 ve Viking 2 (NASA – 1975) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>1975’de gönderilen Viking I ve Viking II uzay araçları, biri yörünge aracı biri de iniş aracı olmak üzere ikişer uzay aracından oluşuyordu. Viking kardeşler, Temmuz 1976’da ve Eylül 1976’da Mars’ın değişik bölgelerine indiler. Yörünge araçlarıysa Mars’ın uydusu oldular.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1131" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/611px-Viking_spacecraft.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1131" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/611px-Viking_spacecraft.jpg" alt="" width="611" height="480" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/611px-Viking_spacecraft.jpg 611w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/611px-Viking_spacecraft-300x236.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/611px-Viking_spacecraft-535x420.jpg 535w" sizes="auto, (max-width: 611px) 100vw, 611px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Viking uzay aracı</figcaption></figure>
<p>Viking uzay araçları Mars’a yaşam aramaya gitmişti. Yüzeye indikleri yerde sabit duran bu uzay araçlarında, aslında çok gelişmiş birer kimya laboratuvarı vardı. Araçlardan uzanan robot kollar, çevrelerindeki toprağı kazdı ve topladıkları örnekler üzerinde çeşitli deneyler yaptılar. Ne yazık ki toprağın üst kısmında hiçbir yaşam izine rastlanamadı.</p>
<p>Bulundukları yerde yaşama dair bir sonuç elde edemeselerde, bir zamanlar gezegen yüzeyinde akarsuların, göllerin olduğunu ve gezegene yağmur yağdığını keşfettiler. Ayrıca birçok renkli görsel gönderdiler ve panorama çekim yaptılar.</p>
<p>1970’lerdeki Mars görevlerinden sonra, 1990’lara kadar bir daha Mars’a uzay aracı gönderilmedi.</p>
<h4><strong>Mars Global Surveyor (NASA – 1996) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>1996 Kasımı’nda Mars Global Surveyor uzay aracı fırlatıldı ve Eylül 1997’de Mars yörüngesine yerleşti. Mart 1999’da gezegenin yakın mesafeden haritalamasına başladı. Gezegenin atmosferini, meteorolojik koşullarını, yüzey özelliklerini, yerçekimini, manyetik alanını inceledi. Gezegenin küresel bir manyetik alanı olmadığını keşfetti. Kuzey kutup buz örtüsünün ilk 3 boyutlu görüntülerini çıkardı.</p>
<h4><strong>Mars Pathfinder (NASA – 1996) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1132" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/384_pathfinder.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1132" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/384_pathfinder-236x300.jpg" alt="" width="236" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/384_pathfinder-236x300.jpg 236w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/384_pathfinder-331x420.jpg 331w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/384_pathfinder.jpg 400w" sizes="auto, (max-width: 236px) 100vw, 236px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Pathfinder iniş aracı ve Sojourner gezgini</figcaption></figure>
<p>1996 Aralığı’nda bu defa Pathfinder uzay aracı Mars’a gönderildi. Bu araç Sojourner adlı bir keşif aracını da taşıyordu. Bu hareket edebilen bir araçtı. Bu gezgin, başka bir gezegende dolaşan ilk tekerlekli araç unvanını aldı.</p>
<p>Pathfinder ince Mars atmosferi boyunca inişini yavaşlatmak için bir paraşüt ve çarpmayı hafifletmek için dev bir hava yastığı sistemi kullanmıştı. Daha sonra da kullanılacak olan bu yenilikçi yöntem işe yaradı. Pathfinder 16.500’den fazla görüntü çekti.</p>
<p>Yaklaşık 11 kg ağırlığındaki Sojourner ise bilimsel veriler toplamak için donatılmıştı. Mars atmosferini, iklimini, jeolojisini, kayaların ve toprağının bileşimini analiz etti. 550 adet görüntü gönderdi. Toplanan tüm veriler Mars’ın bir zamanlar sıcak ve nemli bir gezegen olduğunu gösterdi. Görevin başarısı gelecek Mars görevlerinin de önünü açtı.</p>
<h4><strong>Mars Odyssey (NASA – 2001) Devam Ediyor</strong></h4>
<p>2001 yılında, NASA’nın Mars Odyssey yörünge aracı Mars’a ulaştı ve yörüngeye yerleşti. Amacı Mars yüzeyini oluşturan birçok kimyasal element ve mineralin miktar ve dağılımının ilk küresel haritasını çıkarmaktı. 2 yıl boyunca bu hedeflerini başarıyla tamamladı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1133" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1133" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2-1024x634.jpg" alt="" width="696" height="431" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2-1024x634.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2-300x186.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2-768x476.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2-696x431.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2-678x420.jpg 678w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2-356x220.jpg 356w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/PIA13658_homepage_darkened-full2.jpg 1046w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mars Odyssey’den gelen verilerle oluşturulmuş harita</figcaption></figure>
<p>Bu araç sayesinde gezegende büyük oranda hidrojen tespit edildi. Gömülü su buzu olan bölgeler belirlendi. Ayrıca Mars Odyssey’den alınan görüntüler ve diğer ölçümler, kendisinden sonra gelecek kara araçları için potansiyel iniş alanlarının belirlenmesine yardımcı oldu. Hatta olmaya devam ediyor. Yani Odyssey hala aktif çalışıyor ve 22 yılı geride bıraktığı için her sene en uzun Mars görevi rekorunu kırıyor.</p>
<h4><strong>Mars Express (ESA – 2003) Sadece Uydu Devam Ediyor</strong></h4>
<p>2003’te Avrupa Uzay Ajansı’nın fırlattığı Mars Express uzay aracı, ajansın ilk Dünya dışı gezegen göreviydi. Mars Express, bir yörünge aracı ve bir de Beagle 2 adında iniş aracından oluşuyordu.</p>
<p>Yörünge aracı Mars yörüngesine yerleşti ve Beagle 2, aynı gün Mars’ın atmosferine girdi. Ancak, Beagle 2’yle iletişim kurma girişimleri başarısız oldu. İletişim girişimleri Ocak ayı boyunca devam etti, ancak Beagle 2’nin Şubat ortasında kaybolduğu ilan edildi.</p>
<p>Mars Express Yörünge aracı ise, gezegenin güney kutbunda su buzu ve karbondioksit buzu varlığını doğruladı. Ayrıca patlayıcı volkanizmanın ve metan gazının kanıtlarını buldu. Hala görevine devam ediyor.</p>
<h4><strong>Mars Exploration Rovers (NASA – 2003) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>Yine aynı yıl bu kez NASA tarafından Mars Exploration Rovers görevi başlatıldı. Spirit ve Opportunity adlı gezginler Mars’a gönderildi. Her ikisi de Ocak 2004’te farklı konumlarda Mars’a indi. Kilometrelerce yol kat ettiler. Spirit 2010’a kadar, Opportunity ise 2018’e kadar aktif kaldı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1134" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20011201_br_03rover-br.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1134" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20011201_br_03rover-br.jpg" alt="" width="500" height="400" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20011201_br_03rover-br.jpg 500w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/20011201_br_03rover-br-300x240.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Spirit ve Opportunity birbirinin aynısıydı</figcaption></figure>
<p>Misyonun bilimsel amacı, Mars’taki geçmiş su aktivitesine dair kanıtlar aramak ve Mars jeolojisini incelemekti. Bunun için çok çeşitli kayalardan ve topraktan örnekler alındı. Muazzam miktarda bilimsel veri toplandı.</p>
<p>İniş yerlerinden ayrıldıktan sonra, ikiz gezginler Dünya’ya Mars arazisinin yüzbinlerce muhteşem, yüksek çözünürlüklü, tam renkli görüntülerini gönderdi. Dört farklı spektrometre, Mars toprağının kimyasal ve mineralojik yapısı hakkında benzersiz bilgiler toplamamızı mümkün kıldı. İlk defa kullanılan özel kaya aşındırma araçları, kayaların tozlu ve yıpranmış yüzeylerinin içini incelememizi sağladı.</p>
<p>Gezginlerden gelen verilerle, bilim insanları, Mars’ın bir zamanlar suyla dolu olduğuna dair güçlü kanıtlar buldu. Mars’ın geçmişte mikrobiyal yaşamı desteklemiş olabileceğini düşündüren bu koşullar bilim camiasında büyük heyecan yarattı.</p>
<h4><strong>Mars Reconnaissance Orbiter (NASA – 2005) Devam Ediyor</strong></h4>
<p>2005 Ağustos’unda fırlatılan Reconnaissance Orbiter, Mars arazisinin ayrıntılarını olağanüstü bir netlikte izlemek için çok güçlü bir kamera taşıyordu. Bu kamera sayesinde NASA bir yemek tabağı kadar küçük nesneleri bile tespit edebilir hale geldi. Böylece Mars’ın jeolojisi daha ayrıntılı hale geldi. Bu uzay aracı aynı zamanda gelecekteki uzay araçları için güvenli ve bilimsel olarak önemli iniş yerlerinin tespit edilmesinde önemli bir rol oynadı. Ayrıca gezegenler arası internetin ilk kurulumunu gerçekleştirdi. Hala çalışmaya devam ediyor.</p>
<h4><strong>Mars Phoenix (NASA – 2007) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>2007 Ağustosu’nda gönderilen Phoenix adlı uzay aracı sabit bir yüzey istasyonuydu. Phoenix de yaptığı incelemeler sonucunda su buzunun yanı sıra, yüzeyde yaşamın ortaya çıkması için önemli birtakım kimyasal maddeler buldu.</p>
<h4><strong>Mars Science Laboratory (NASA – 2011) Devam Ediyor</strong></h4>
<p>2011 Kasım’ında Science Laboratory göreviyle Mars’a gönderilen yüzey aracı Curiosity şimdiye kadar Mars’a gönderilen en büyük ve en gelişmiş gezgindi. Bu görevde tamamen yeni bir iniş yöntemi test edildi. Önce uzay aracı bir paraşüt vasıtasıyla alçaldı. Ardından yere temastan önceki son saniyelerde iniş sisteminin roketleri ateşlenerek aracın güvenli bir şekilde yere süzülmesi sağlandı. İniş görevi başarıyla tamamlanmıştı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1135" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/curiosity_nasa1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1135" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/curiosity_nasa1.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/curiosity_nasa1.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/curiosity_nasa1-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/curiosity_nasa1-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/curiosity_nasa1-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/curiosity_nasa1-747x420.jpg 747w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Curiosity</figcaption></figure>
<p>Curiosity 2022 itibariyle hala aktif olarak çalışmalarına devam ediyor. 28 km’den fazla yol yaptı. Boş ağırlığı 900 kg olan bu gezgin yaklaşık bir otomobil boyutlarında. Diz hizasındaki engellerin üzerinden tırmanabiliyor. 10 adet gelişmiş bilimsel enstrüman ve 17 kamera taşıyor. Plütonyumun radyoaktif bozunması sayesinde ortaya çıkan ısıyla elektrik üreten bir radyoizotop güç sistemi taşıyor. Böylece önceki görevlerde güneş panelleri Mars tozuyla kaplanıp güçleri tükenen gezginlerin kaderini paylaşmıyor. Güneş ışığından bağımsız olarak daha esnek ve kesintisiz görev yapabiliyor.</p>
<p>Curiosity’nin görevi Mars’ın geçmişte basit yaşam formlarını desteklemek için doğru çevresel koşullara sahip olup olmadığını araştırmak. Bunun için 2 metreden uzun kolunu kullanıyor. Kayaları delip toz halindeki örnekleri analiz ediyor. Böylece milyarlarca yıllık Mars’ın kaya katmanlarına yazılmış tarihini insanlığa sunuyor. Hatta 2022 başlarında yaşamın önemli bileşenlerinden biri olan organik karbon buldu.</p>
<h4><strong>Mars Orbiter Mission (ISRO – 2013) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>Kasım 2013’te bu sefer sahneye Hindistan çıktı. Mangalyaan olarak da adlandırılan Mars Orbiter Misyonu, Hindistan Uzay Araştırmaları Örgütü (ISRO) tarafından başlatıldı. Hindistan’ın ilk gezegenler arası göreviydi. Eylül 2014’te uzay aracı başarılı bir şekilde Mars yörüngesine yerleştirildi. Böylece ISRO, Mars yörüngesine ulaşan dördüncü uzay ajansı oldu. Hindistan, Mars yörüngesine ulaşan ilk Asya ülkesi ve dünyada bunu ilk denemesinde başaran birinci ulus oldu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1136" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/761px-Mars_Orbiter_Mission_Over_Mars_15237158879.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1136" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/761px-Mars_Orbiter_Mission_Over_Mars_15237158879.jpg" alt="" width="761" height="720" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/761px-Mars_Orbiter_Mission_Over_Mars_15237158879.jpg 761w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/761px-Mars_Orbiter_Mission_Over_Mars_15237158879-300x284.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/761px-Mars_Orbiter_Mission_Over_Mars_15237158879-696x659.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/761px-Mars_Orbiter_Mission_Over_Mars_15237158879-444x420.jpg 444w" sizes="auto, (max-width: 761px) 100vw, 761px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Mangalyaan görevini tasvir eden bir illüstrasyon</figcaption></figure>
<p>Misyonun birincil amacı gezegenler arası bir görevin tasarımı, planlaması, yönetimi ve operasyonları için gerekli teknolojileri geliştirmekti. Aslında bu Hindistan’ın kendini geliştirme projesiydi diyebiliriz. İkincil amaç ise, yerli bilimsel araçları kullanarak Mars’ın yüzey özelliklerini, morfolojisini, mineralojisini ve Mars atmosferini keşfetmekti.</p>
<p>Mars Orbiter Misyonu Nisan 2022’de uzay aracının güç kaynakları tükendiği için sona erdi. Araçla iletişim kesildi. 6 aylık planlanan görev, süresini fazlasıyla aşmıştı. 74 milyon dolarlık rekor düşük bir bütçeyle tamamlandı ve bugüne kadar ki en ucuz Mars görevi olmayı başardı.</p>
<h4><strong>MAVEN (NASA – 2013) Devam Ediyor</strong></h4>
<p>Yine 2013 Kasım’ında NASA tarafından Mars yörüngesine gönderilen MAVEN uzay aracı, Kızıl Gezegen’in tarihi boyunca yaşadığı dramatik iklim değişikliğini anlamaya çalıştı. Uzun zaman önce kaybolan kalın atmosfer tabakasının sebeplerini araştırdı. Mars’ın yaşamı destekleyebilecek bir çevreye sahip olup olmadığını anlamaya çalıştı. Hala da bu görevler üzerinde çalışmaya devam ediyor.</p>
<h4><strong>ExoMars (ESA, Roscosmos – 2016) Sadece Uydu Devam Ediyor</strong></h4>
<p>Mart 2016’da fırlatılan Trace Gas Orbiter, ESA ve Roscosmos iş birliğiyle inşa edilen, atmosferik araştırma uydusuydu. ExoMars misyonunun amacı Mars’ta geçmiş yaşam belirtilerini aramak, Mars suyunun ve jeokimyasal ortamının nasıl değiştiğini bulmak, atmosferik eser gazları ve bunların kaynaklarını araştırmaktı. Trace Gas Orbiter’le beraber gönderilen Schiaparelli isimli gezgin iniş esnasında gezegen yüzeyine çakıldı fakat uydu hala çalışmalarına devam ediyor.</p>
<h4><strong>InSight Lander (NASA – 2018) Başarıyla Tamamlandı</strong></h4>
<p>Mayıs 2018’de Mars’a gönderilen InSight adlı sonda sabit bir istasyondu ve gezegenin derin iç kısmını incelemek için tasarlanmıştı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1137" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1137" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie-747x420.jpg 747w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/22109_InSight_deploy_movie.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Insight</figcaption></figure>
<p>InSight, sismik aktiviteyi ölçmek ve gezegenin içinin doğru 3D modellerini sağlamak için Mars yüzeyine sismograf yerleştirdi. 1300’den fazla sismik olayı ölçtü. Böylece Dünya dışı bir gezegende ilk defa deprem kaydedildi. Ayrıca Mars’ın erken jeolojik evrimini inceledi. Bu sayede Güneş sistemindeki karasal gezegenlerinin nasıl oluştuğuna dair veri topladı. Aralık 2022’de aşırı toz nedeniyle şarj olamayan uzay aracının gücü tükendi. Böylece görev sona ermiş oldu.</p>
<h4><strong>Emirates Mars Mission (MBRSC – 2020) Devam Ediyor</strong></h4>
<p>Temmuz 2020’de sahneye bu kez Birleşik Arap Emirlikleri çıktı. Hope isimli Mars misyonunu başlattı. Hope, Şubat 2021’de başarıyla yörüngeye yerleştirildi. Birleşik Arap Emirlikleri Mars’a ulaşan beşinci ülke ve ilk denemesinde Mars’ın yörüngesine başarıyla giren ikinci ülke oldu. Hope, şu an görevi dahilinde Mars atmosferini ve hava durumunu incelemeye devam ediyor. Sadece Mars misyonu olmasının ötesinde Birleşik Arap Emirlikleri tarafından ülke ekonomisine ve nitelikli iş gücüne bir yatırım olarak görülüyor.</p>
<h4><strong>Tianwen-1 (CNSA – 2020) Devam Ediyor</strong></h4>
<p>Yine Temmuz 2020’de başka bir Asya ülkesi kendini gösterdi. <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Tianwen-1">Tianwen-1</a> görevi, Çin Ulusal Uzay Dairesi tarafından başlatıldı. Bir yörünge aracı, bir iniş aracı ve bir gezginden oluşuyordu. Toplam kütlesi yaklaşık beş ton olan uzay aracı, Mars’a fırlatılan en ağır sondalardan biriydi. Uydu aracı Şubat 2021’de yörüngeye yerleştirildi. Zhurong gezgini ise Mayıs 2021’de başarılı bir şekilde gezegene yumuşak iniş yaptı. Böylece Çin, Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra hem Mars yüzeyine yumuşak bir şekilde inen hem de Mars yüzeyinden iletişim kuran üçüncü ulus haline geldi. Hatta ilk denemesinde Mars’ta yörüngeye uydu yerleştiren, iniş gerçekleştiren ve gezinme görevini başaran ilk ülke oldu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1138" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/640px-Zhurong-with-lander-selfie.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1138" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/640px-Zhurong-with-lander-selfie.png" alt="" width="640" height="354" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/640px-Zhurong-with-lander-selfie.png 640w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/640px-Zhurong-with-lander-selfie-300x166.png 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Tianwen 1 göreviyle çekilmiş gerçek fotoğraf</figcaption></figure>
<p>Misyonun bilimsel hedefleri; Mars jeolojisini, iç yapısını, mevcut ve geçmiş su kaynaklarını ve atmosferini araştırmaktı.</p>
<p>Çin bu görevle uzay, iletişim ve kontrol teknolojilerini geliştirmeyi amaçlamıştı. Amacına ulaştı. Mars yüzeyinin ayrıntılı haritası çıkarıldı. Ayrıca Ulusal Uzay Dairesi, uzay aracını başarılı bir şekilde yörüngeye oturttuğu ve gezgini de indirdiği için yeteneklerini ispat etmiş oldu. Yani görev oldukça başarılı oldu diyebiliriz. Şu anda hem uydu hem de gezgin görevine devam ediyor.</p>
<h4><strong>Mars 2020 Mission (NASA – 2020) Devam Ediyor</strong></h4>
<p>Ve son olarak 30 Temmuz 2020’de NASA tarafından fırlatılan Perseverance gezginiyle Ingenuity helikopteri, Mars’a başarıyla fırlatılan son uzay araçları oldular.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1139" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1139" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16-1536x864.jpg 1536w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16-747x420.jpg 747w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/25118_PIA23962-16.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Perseverance gezgini ve Ingenuity helikopteri</figcaption></figure>
<p>Şubat 2021’de gezegene indirilen Perseverance, orta düzeyde yükseltilmiş olmasına rağmen, önceki gezgin Curiosity’le benzer bir tasarıma sahip. Yine bir otomobil boyutunda. Daha uzun süre görev yapabilmesi için nükleer güçle çalışan gezgin, 2 metreden uzun robotik bir kol, kimyasal analiz cihazı, karotlu sondaj, on dokuz kamera ve iki mikrofon taşıyor. Perseverance’ın mikrofon taşıması Mars görevlerinin 50 yıllık tarihinde bir ilk. Artık elimizdeki görüntülere Mars’ın ince atmosferinde yayılan ses dalgaları da eklendi.</p>
<p><a href="https://mars.nasa.gov/mars2020/multimedia/audio/" target="_blank" rel="noopener">Mars’ın ses kayıtları</a></p>
<p>Bu ses dalgaları dünyadakinden daha yavaş hareket ediyor. Saniyede 240 metre. Ayrıca yüksek frekanslı sesler çok hızlı yutuluyor. Tüm bu etmenler, Mars’a giden ve birbirlerinden sadece beş metre uzakta duran iki kişinin sohbet etmesinin zor olacağını gösteriyor.</p>
<p>Gezgin ayrıca başka bir gezegende ilk kez uçan mini helikopter Ingenuity’yi de Mars’a taşıdı. Bu mini helikopter Aralık 2022 itibariyle Mars’ın son derece ince olan atmosferinde 37 başarılı uçuş gerçekleştirdi. Perseverance bu uçuşları kaydetti. Böylece başka bir gezegende başka bir uzay aracını duyan ve görüntüleyen ilk uzay aracı oldu.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=y5niGi4k9vQ" target="_blank" rel="noopener">Helikopterin sesleri ve görüntüleri</a></p>
<p>Mars 2020 misyonu halen devam ediyor. Misyonun temel hedefi Mars’ta yaşam arayışı. Perseverance yalnızca geçmişteki yaşanabilir koşulların işaretlerini aramakla kalmıyor. Şu anki muhtemel mikrobiyal yaşamın belirtilerini de arıyor. Hatta topladığı örnekleri gelecek görevlerle dünyaya göndermek için depoluyor. En dikkat çekici görevlerinden biri de Mars yüzeyinde oksijen üretmek için tasarlanmış bir aleti test ediyor. Böylece gelecekte insanları Mars’a götürme hedefine de katkı sağlıyor. Hatta bu test başarılı oldu. MOXIE Mars’ta yaptığı ilk testte karbondioksitten 5.37 gram oksijen gazı üretti. Üretmeye de devam ediyor. Bu, gelecekte astronotlar için hem solunabilir oksijen hem de hidrojenle birleştirildiği taktirde su bile elde etmeyi sağlayabilir.</p>
<h2><strong>Mars’ta Yaşam Var Mı? (Ya Da Var Mıydı?)</strong></h2>
<p>Günümüzde Mars’ın yüzey koşulları, canlıların yaşaması için uygun değil. Sıcaklık ortalama -60°C. Çok ince olan atmosferinde oksijen çok az bulunuyor. Yüzeydeki basınç da yeryüzündekinin yüzde biri kadar. Yoğun bir atmosferi olmadığından, gezegen sürekli öldürücü kozmik ışınların etkisi altında. Ama belki de en önemlisi Mars’ın yüzeyi Dünya’daki en kuru çölden daha kuru; hem de birkaç milyar yıldır. Ne yazık ki bu koşullar altında yüzeyde sürekli olarak sıvı halde su bulunamıyor. Bu haliyle en dayanıklı bakterilerin bile Mars’ın yüzeyinde yaşaması olanaksız.</p>
<p>60 yıldır devam eden yoğun araştırmalara rağmen, Mars’ta şu ana değin, yaşayan herhangi bir canlıya rastlanamadı. Herhangi bir fosil de bulunamadı.</p>
<p>Ancak gerek gezegenin yüzeyinde görülen gerekse araştırmalarla ortaya çıkartılan birçok çarpıcı olgu geçmişte Mars’ın yüzeyinde bol miktarda su olduğunu hatta yoğun bir atmosferi bulunduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Dolayısıyla Dünya’da bile bazı sıra dışı koşullarda, mesela okyanus tabanlarındaki bacalardan çıkan 100°C’den daha sıcak sularda, Antarktika’da -50°C’den düşük sıcaklıkta kayaların içinde, asit ya da baz düzeyi aşırı yüksek ortamlarda ya da yerin birkaç km altındaki sıcak kayaların içinde yaşayan bakterileri göz önüne alınca, benzer ya da biraz daha dayanıklı birtakım mikroorganizmaların Mars’ta hala yaşıyor olduğunu düşünmek pek de yersiz sayılmaz.</p>
<p>İnsanların Mars’ta yaşayan mikroorganizma arayışları daha uzun süre devam edeceğe benziyor. Büyük olasılıkla bu konudaki açık yanıtı ilerleyen yıllarda Kızıl Gezegen’e gidecek ilk insanlar verecek. Eğer Mars’ta birtakım canlı mikroorganizmalar bulunursa, yapılacak olan ilk şey, tıpkı bizim gibi DNA temelli canlılar olup olmadıklarını incelemek olacaktır. Eğer DNA taşıyorlarsa, bu kez de yaşamın acaba Dünya’da ortaya çıkıp oradan mı Mars’a gittiği, yoksa Mars’ta doğup oradan mı Dünya’ya geldiği araştırılmaya başlanacaktır. Ama DNA taşımayan, yani farklı kökenden canlılar bulunursa, o zaman da yaşamın, evrenin farklı noktalarında da evrimleşebileceği kanıtlanmış olur. Belki de evrendeki canlılık tahmin ettiğimizden çok daha yaygındır.</p>
<h2><strong>Gelecek Mars Görevleri</strong></h2>
<p>Mars gerçekten de binlerce yıldır insanlığın ilgisini çeken bir gezegen oldu. Şu anda 3 gezgin, 1 mini helikopter ve 7 uydu tarafından incelenmeye devam ediyor. Dahası da yolda. ABD, Çin, Avrupa Birliği, Rusya, Hindistan, Japonya ve Kanada gibi ülkelerin yakın zamanda Mars için yepyeni planları var. Bu görevler Mars’tan ve uydularından örnek toplayıp Dünya’ya getirmeyi hatta Mars’a astronot göndermeyi bile hedefliyor. Elon Musk’ın SpaceX’i gibi özel şirketler bile artık Mars konusunda planlar yapıyor.</p>
<p>Peki orada bir koloni kurmak gerçekten mümkün mü? Kursak bile ne tür zorluklarla karşılaşacağız?</p>
<p>Gelin biraz da bunlara bakalım.</p>
<h2><strong>Mars’ta Koloni Kurmak Mümkün Mü?</strong></h2>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-1140" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef-1024x466.jpg" alt="" width="696" height="317" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef-1024x466.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef-300x136.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef-768x349.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef-696x316.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef-1068x486.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef-924x420.jpg 924w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2023/01/b57978ef.jpg 1366w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a></p>
<p>Günler Dünya’dakine benzerlik gösterse de Mars, Güneş’e çok uzak. Bu yüzden Dünya’dakinin sadece %40’ı kadar bir Güneş enerjisi alabiliyor. Bir de Mars’ta oluşan devasa toz fırtınaları da eklenince Güneş’i görmek bir hayli zorlaşıyor. Anlaşılan o ki Mars’ta nükleer enerji kullanmak daha faydalı olabilir.</p>
<p>Mars’ın bir atmosferi bulunsa da Dünya’nın sadece %1’i kadar. Çoğunlukla karbondioksitten oluşması da cabası. Bu yüzden bir üs kuracaksak üssümüzü azot ve oksijenden oluşan yapay bir atmosferle doldurmamız gerekecek.</p>
<p>Ayrıca geniş bir manyetosfer ya da yoğun bir atmosfer olmadığı için uzaydan gelen tüm radyasyonun yarısı yere ulaşıyor. Bu da Mars’ta yaşayacak olanların kanser olma riskini önemli derecede artıracak. Bunun için üssümüzü çok sağlam birtakım önlemler alarak korumamız gerekecek. Ancak ne yaparsak yapalım yine de Dünya’daki korumayı sağlayamayız.</p>
<p>Başka bir sıkıntı ise Mars tozu. Bu toz çok ince ve elektrostatik olarak o kadar yüklü ki her şeye yapışacak. Yaşam alanlarına girmesi ve üste çalışan astronotların ciğerlerine kaçmasının hiç iyi olmayacağını söyleyebiliriz. Sadece ince ve inatçı olduğu için değil aynı zamanda zehirli olduğu için.</p>
<p>Beslenme işini topraksız tarım kullanarak yapmak da en mantıklısı olacak sanırım.</p>
<p>Tüm bu sorunları çözsek bile yer çekiminin düşük olması yepyeni başka problemleri getiriyor. Mars’taki yer çekimi Dünya’nınkinin %37’si kadar. Bu kas erimesi ve kemik kaybı demek.</p>
<p>Hatta kardiyovasküler problemler.</p>
<p>Bu yüzden gün içerisinde sık sık egzersiz yapmak gerekecek. Bir de Mars’ta fazla kalmasak iyi olur. Ne kadar zor ve masraflı olsa da birkaç yılda bir Dünya’ya dönmek sağlıklı kalabilmenin tek yolu. Bu sayede sadece beden sağlığı değil akıl sağlığı da daha stabil kalabilir. En azından işleri tamamen yoluna koyana kadar.</p>
<p>Başlangıçlar hep zordur.</p>
<p>Mars ve Dünya arasında olan milyonlarca kilometre bir başka dezavantaj. Yörüngeleri ancak her iki yılda bir birbirine yakın olacak şekilde. Bu yüzden acil bir durumda Dünya’dan yardım göndermek ayrı bir sıkıntı. Ayrıca zaten insanların ihtiyaç duyduğu suyu, yiyeceği, oksijeni oraya taşımak inanılmaz bir maliyet getirecek. Bu yüzden en azından suyu ve oksijeni orada elde etmenin bir yolunu bulmamız gerekiyor. Bu konuda umut verici çalışmalar var.</p>
<p>Ne olursa olsun eğer yeterince kararlı ve azimli olursak tüm sorunları aşabiliriz.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Mars’a gitmek önemli. Çünkü eğer orada bir yaşam belirtisine rastlarsak yalnız olmadığımızı ya da evrende yalnız olmayabileceğimizi anlayacağız.</p>
<p>Eğer rastlamazsak bu da önemli. Bu sayede biyolojik yaşamın oldukça nadir ortaya çıkan bir kavram olduğunu anlayabiliriz.</p>
<p>İnsanlar içinde bulunduğumuz yüzyılda Mars’a gidebilir, ne var ki Mars’a gitmek Ay’a gitmekten çok daha zor. Ay yalnızca üç günlük mesafede ve 380 bin km uzaklıkta. Mars’a gidiş ise yedi ay sürüyor ve aşılması gereken mesafe 225 milyon km. Bu mesafe robotlar için sorun olmayabilir ama insanlar için gerçekten problem.</p>
<p>Fakat her şey hayal etmekle başlar. Hayal etmek gerçekleştirmek yolunda atılmış en önemli adımlardan birisidir. Uzayda gelecek var, bilim var. Bugün insanlığın yararına olan pek çok teknoloji uzay programlarının bir yan ürünü olarak ortaya çıktı. Belki Mars’ta karbondioksiti geri dönüştürmeyi öğreneceğiz. Dünya’daki iklim değişikliğine bir çare bulacağız. Mesela atıklarımızı %100 geri dönüştürmeyi ve yeniden kullanmayı Mars’ta kurulan kolonimize borçlu olduğumuz bir dönem gelebilir. Bundan da önemlisi Mars görevleriyle insan ırkı tek bir gezegene sıkışıp kalmaktan kurtulabilir.</p>
<p>Mars, yıldızlararası bir medeniyet olma yolunda atılacak en önemli adım.</p>
<p>Tüm bunları gerçekleştirebilmek için önce barış içinde bir dünya inşa etmeliyiz. Sadece birkaç ülkenin değil bütün ulusların uzay yarışına katkı sağlaması gerek. Yeni yılda hepinize savaşların ve salgın hastalıkların olmadığı, aydınlık bir dünya diliyorum. 2023’te Holosen’in yeni videolarına maddi destek sağlamak isterseniz bütçenize zarar vermeden çok küçük miktarlarla <a href="https://www.youtube.com/channel/UCy4BR1769dOmYbuCJCBcqEw/join" target="_blank" rel="noopener">kanala katılabilirsiniz.</a></p>
<p>Mutlu yıllar.</p>
<p></p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>Bir Nefeste Evren – COLIN STUART</strong></p>
<p><strong>50 Soruda Evren – ÇAĞLAR SUNAY</strong></p>
<p><strong>Evren 101 – CAROLYN COLLINS PETERSEN</strong></p>
<p><strong>Astronomi for Dummies – STEPHEN P. MARAN</strong></p>
<p><a href="https://mars.nasa.gov/mars-exploration/missions/?page=0&per_page=99&order=date+desc&search=">https://mars.nasa.gov/mars-exploration/missions/?page=0&per_page=99&order=date+desc&search=</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_missions_to_Mars">https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_missions_to_Mars</a></p>
<p><a href="https://www.britannica.com/place/Olympus-Mons">https://www.britannica.com/place/Olympus-Mons</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Olympus_Mons">https://en.wikipedia.org/wiki/Olympus_Mons</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Valles_Marineris">https://en.wikipedia.org/wiki/Valles_Marineris</a></p>
<p><a href="https://mars.nasa.gov/gallery/atlas/valles-marineris.html">https://mars.nasa.gov/gallery/atlas/valles-marineris.html</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Mars">https://en.wikipedia.org/wiki/Mars</a></p>
<p><a href="https://simple.wikipedia.org/wiki/North_Polar_Basin_(Mars)">https://simple.wikipedia.org/wiki/North_Polar_Basin_(Mars)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Mars_Orbiter_Mission">https://en.wikipedia.org/wiki/Mars_Orbiter_Mission</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/ExoMars#First_launch_(2016)">https://en.wikipedia.org/wiki/ExoMars#First_launch_(2016)</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Emirates_Mars_Mission">https://en.wikipedia.org/wiki/Emirates_Mars_Mission</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Tianwen-1">https://en.wikipedia.org/wiki/Tianwen-1</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Mars_2">https://en.wikipedia.org/wiki/Mars_2</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Mars_3">https://en.wikipedia.org/wiki/Mars_3</a></p>
<p><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Giovanni_Schiaparelli">https://en.wikipedia.org/wiki/Giovanni_Schiaparelli</a></p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Galileo_Galilei">https://tr.wikipedia.org/wiki/Galileo_Galilei</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/mars-yeni-evimiz/">Mars: Yeni Evimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Evrenin sonu nasıl olacak?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/evrenin-sonu-nasil-olacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/evrenin-sonu-nasil-olacak</guid>
<description><![CDATA[ Her şey yaklaşık 13.8 milyar yıl önce başladı. Bir atomdan bile daha küçük olan noktadan genişleyen bir ateş topu ortaya çıktı. Evren… Eğer başlangıcı olan her şeyin bir de sonu varsa evrenimiz de bir gün ölecek demektir. Yani sevdiğiniz, değer verdiğiniz, önemsediğiniz her şey bir gün yok olacak. Perde sonsuza dek kapanacak. Peki, bu ölüm […]
Evrenin sonu nasıl olacak? yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/1646741000_49-adonius-club-p-kosmos-planeti-art-56.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Evrenin, sonu, nasıl, olacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey yaklaşık 13.8 milyar yıl önce başladı. Bir atomdan bile daha küçük olan noktadan genişleyen bir ateş topu ortaya çıktı.</p>
<p>Evren…</p>
<p>Eğer başlangıcı olan her şeyin bir de sonu varsa evrenimiz de bir gün ölecek demektir. Yani sevdiğiniz, değer verdiğiniz, önemsediğiniz her şey bir gün yok olacak. Perde sonsuza dek kapanacak. Peki, bu ölüm ne zaman gerçekleşecek? Daha da önemlisi nasıl gerçekleşecek?</p>
<p>Bilim insanlarının bu sorunun cevabı için bazı hipotezleri var. Gelin bu videoda bunlara kısaca bir bakalım.</p>
<p></p>
<h2><strong>1-Büyük Yırtılma (Big Rip)</strong></h2>
<p>Havaya attığınız bir taş, tahmin edebileceğiniz gibi Dünya’nın kütleçekimi nedeniyle yere düşer. Fakat bir an için, havaya fırlattığınız taşın yere düşmeyip, tam tersine, Dünya tarafından itildiğini ve giderek daha hızlı bir şekilde bir daha geri dönmemek üzere uzaya doğru yol aldığını hayal edin. Tuhaf olurdu değil mi?</p>
<p>Aslına bakarsınız, bu şaşırtıcı durum tam da astronomların evrenimizle ilgili gözlemlediği şey. 1998’de keşfettik ki evrenimiz sürekli genişliyor. Üstelik bu genişlemenin hızı da sürekli artıyor.</p>
<p>Peki, evrenin genişlemesi tıpkı gaz pedalına basıldıkça hızlanan bir araba gibi sürat kazanıyorsa, bu sürati ona veren güç ne?</p>
<p>Bilim insanları galaksileri birbirinden uzaklaştıran bu itici güce “Karanlık Enerji” adını vermişler. Evrenin %70’ini oluşturan bu enerjiye “karanlık” denmesinin nedeni, hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor oluşumuz.</p>
<p>Şimdi…</p>
<p>Eğer karanlık enerji evrenin genişlemesini hızlandırıyorsa uzay daha hızlı bir tempoda esnemeye devam edecek demektir. Daha fazla uzay, daha güçlü karanlık enerji demek olduğu için genişleme sürekli hızlanacak. Nihayetinde ise kontrolden çıkmış şiddetli bir etkiye dönüşecek.</p>
<p>Zamanla yıldızlar arasındaki uzay-zaman dokusu o kadar çok esneyecek ki karanlık maddenin bir arada tutucu etkisi yok olacak ve galaksiler parçalanacak. Yıldızlar ve gezegenleri arasındaki uzay da büyüyecek ve yıldız sistemleri genişlemenin karşısında dağılacak.</p>
<p>Tüm bunların olmasının sebebi kütleçekim kuvvetinin karanlık enerji karşısında zayıf kalıyor oluşu.</p>
<h4><strong>Evrenin Temel Kuvvetleri</strong></h4>
<p>Bildiğiniz gibi evrene hükmeden <a href="https://evrimagaci.org/evrene-hukmeden-kadim-gucler-dogadaki-dort-temel-kuvvet-hangileridir-9552" target="_blank" rel="noopener">dört temel kuvvet</a> var. Bu temel kuvvetler; caddede yürümekten nükleer santralleri çalıştırmaya, yıldızların parlamasından galaksilerin bir arada durmasına kadar her yerde işliyor. Her gün deneyimlediğimiz (ve çoğunun farkında olmadığımız) tüm kuvvetler şu dört temel kuvvete indirgenebilir:</p>
<p>1-Kütleçekim kuvveti</p>
<p>2-Elektromanyetik kuvvet</p>
<p>3-Zayıf nükleer kuvvet</p>
<p>4-Güçlü nükleer kuvvet</p>
<p>Kütleçekim kuvveti evrendeki en zayıf kuvvet. Bu sebeple Büyük Yırtılma senaryosunda ilk önce birbirlerine kütle çekimiyle bağlanan sistemler çökecek. Daha sonra, elektronları atomların çekirdeklerine bağlayan elektromanyetik kuvvet düşecek. Elektronlar ve çekirdekler arasındaki alanın genişlemesi bu gücün önüne geçecek ve atomlar tuzla buz olacak. En sonunda ise proton ve nötronları çekirdekte bir arada tutan güçlü nükleer kuvvet de karanlık enerjinin gücüne karşı koyamayacak. Sonunda evren, sonsuz sayıda başıboş parçacığın birbirine ulaşamayacağı bir yer haline dönüşecek.</p>
<p>Uzun lafın kısası arkadaşlar, evrendeki her şey lime lime olacak. Astronomlar bu olaya “Büyük Yırtılma” (Big Rip) adını vermişler. Eğer evrenin sonu bu şekilde olursa evren geniş ve kocaman bir hiçlik denizine dönüşecek. Büyük yırtılma senaryosunda astronomlar evrenimizin yaklaşık olarak 22 milyar yıl sonra öleceğini tahmin ediyor.</p>
<p>Benim düşünceme göre en mantıklı hipotezlerden biri bu. Aynı zamanda en acıklısı da…</p>
<h2><strong>2-Büyük Donma (Big Freeze)</strong></h2>
<p>Bildiğiniz gibi bütün sistemler zamanla entropi kazanır. Yani düzenden düzensizliğe doğru bir geçiş vardır. Odanıza parfüm sıktığınızda moleküller giderek dağılır ve en sonunda bütün odaya yayılır.</p>
<p>İşte aynı bunun gibi “Büyük Donma” hipotezine göre karanlık enerjinin evreni genişletmesi yüzünden iki trilyon yıl sonra Yerel Grup haricindeki tüm galaksiler gözlemlenebilir evrenimizin dışına çıkacak. Tüm galaksilerin birbirlerinden uzaklaşma hızı ışık hızını aşacak. 100 trilyon yıl içerisinde galaksilerdeki bütün yıldızlar ölecek ve yeni yıldızları oluşturmak için yeterli ham madde olmayacağından yıldız oluşumu duracak.</p>
<p>Evrende, kütlesi en büyük cisimler olarak karadelikler, nötron yıldızları, beyaz cüceler ve kahverengi cüceler kalacak. Toplam madde kütlesinin yüzde 90’ını iyice sönükleşmiş ya da sönükleşmekte olan beyaz cüceler oluşturacak. Sonunda hepsi birer siyah cüceye dönüşecek.</p>
<p>Son yıldızların da sönmesinden sonra Samanyolu ve evrenin her yanı karanlığa bürünecek. Ancak zaman zaman beyaz cücelerden bazıları çevreden topladıkları maddeyle 1.4 Güneş kütlelik sınırı aşıp 1a tipi süpernova yapacak ve kısa bir süre için yakın çevresini aydınlatacak. Yine ender olarak bir kahverengi cüce bir beyaz cüceyle çarpışacak ve bir kırmızı cüce yıldızı oluşacak. Bu cisimler yakın çevresini 10 trilyon yıl kadar daha aydınlatabilecekler.</p>
<p>10<sup>27</sup> yıl sonra galaksilerdeki bütün madde merkezdeki süper kütleli karadeliklerde toplanacak. Ve nihayet 10<sup>40</sup> yıl sonra protonlar ve nötronlar bozunacak ve daha basit atom altı parçacıklara dönüşecek. Böylece evrende yalnızca karadelikler kalacak.</p>
<p>Bu sırada evrenin ortalama sıcaklığı neredeyse mutlak sıfır olacak. Ancak karadelikler de sonsuza dek var olamayacaklar. 10<sup>100 </sup>yıl sonra bütün karadelikler “Hawking Işıması” nedeniyle buharlaşacaklar. Sonunda sadece oldukça seyrelmiş fotonlar kalacak ve bunlar da çözündüğünde evrendeki bütün etkileşim sona erecek ve entropi en yüksek seviyeye ulaşacak.</p>
<p>Bu da bizi acı sona getiriyor. Ölü bir evren.</p>
<h4><strong>Büyük Yırtılma ve Büyük Donma Arasındaki Fark</strong></h4>
<p>Aslında büyük donma ve büyük yırtılma biraz birbirlerine benziyorlar. İkisi de evrenin genişlemesinden kaynaklanan bir ölümü betimliyor.</p>
<p>Aralarındaki temel fark ise şu:</p>
<p>Büyük donma senaryosu, karanlık enerjinin itim kuvvetinin zamanla zayıflayacağını ve evrenin parçalanıp gitmesine müsaade etmeyeceğini öngörüyor. Bunun yerine madde inanılmaz uzun ama sonlu bir sürede ışınıma uğruyor. Her şey cansız, ölü ve soğuk bir hal alıyor.</p>
<h2><strong>3-Büyük Çöküş (Big Crunch)</strong></h2>
<p>İlk iki senaryoda da evrenin karanlık enerjinin itimiyle genişlediğinden bahsettik. Büyük Çöküş senaryosuna göreyse bu genişleme trilyonlarca yıl sonra yavaşlayacak ve hatta durarak tersine dönecek. Eğer evrendeki karanlık enerji zamanla azalırsa kütleçekimi evrene hakim kuvvet haline gelecek. Maddenin yarattığı kütleçekim etkisi evrenin kendi içine çökmesine neden olacak.</p>
<p>Yani adeta filmi geri sarmışsınız gibi her şey 13.8 milyar yıl önceki haline geri dönecek. Galaksiler iç içe geçecek, evren küçülecek ve ısı her yerde birden artmaya başlayacak. Büyük Çöküş’ten yüz bin yıl önce kozmik mikrodalga arkaplan ışıması birçok yıldızın yüzeyinden bile daha sıcak hale gelecek. Dakikalar önceyse atom çekirdekleri parçalanacak ve dev karadelikler her şeyi yutacak. En sonunda Büyük Patlama’yı yaratan o tekillik yeniden meydana gelecek.</p>
<p>Fakat bu hipotezin güzel bir tarafı var. O da şu:</p>
<p>Evren tekillik anına tekrar döndüğünde yeniden patlayarak yepyeni bir evren yaratabilir. Bu da bizi “Büyük Sıçrama” hipotezine getiriyor.</p>
<h2><strong>4-Büyük Sıçrama (Big Bounce)</strong></h2>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1085" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/iRDUOwk8TmquXO5xkRST_WhatsApp_Image_2020-10-18_at_6.32.31_PM-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1085 size-full" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/iRDUOwk8TmquXO5xkRST_WhatsApp_Image_2020-10-18_at_6.32.31_PM-1.jpeg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/iRDUOwk8TmquXO5xkRST_WhatsApp_Image_2020-10-18_at_6.32.31_PM-1.jpeg 640w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/iRDUOwk8TmquXO5xkRST_WhatsApp_Image_2020-10-18_at_6.32.31_PM-1-300x169.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Evrenin sonu (Büyük Sıçrayış)</figcaption></figure>
<p> </p>
<p>Bu senaryoya göre evrenimiz “Büyük Patlama” teorisinin söylediği gibi bir hiçlikten, bir sıfır noktasından var olmadı. Evrenimizin başlangıcındaki tekillik aslında bizden önceki evrenin kendi içine çöküp oluşturduğu tekillikti. Yani bizden önceki evren de kendi içine çöküp yeniden sıçradı ve genişledi. Böylece yeni bir evren meydana geldi.</p>
<p>Eğer bu hipotez doğruysa evrenimiz bizden önce de defalarca kez çöküp tekrar tekrar Büyük Patlama’yla yeni evrenler oluşturdu. Bizden sonra da bunu yapacak. Kısacası Büyük Sıçrama hipotezi evrenin sonsuz bir döngü içerisinde genişleyip çöktüğünü ve bunun sürekli tekrar edeceğini iddia ediyor. Üstelik her yeni evren yepyeni parametrelerle meydana geldiği için hem evrenin ömrü hem de doğa yasaları sürekli değişiyor.</p>
<p>Eğer bu doğruysa bazı evrenlerde bambaşka yapılara sahip canlılar evrimleşebilir ya da canlılık hiç ortaya çıkmayabilir. Hatta gezegenlerin, yıldızların, karadeliklerin hiç olmadığı evrenler bile meydana gelebilir. Bunu, çok sayıda zarı sonsuz kere atmaya benzetebiliriz.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Bu videoda anlattığım tüm hipotezler bilim insanlarının şu anki bilgileriyle ortaya koyduğu olası senaryolar. Karanlık madde ve karanlık enerji hakkındaki bilinmezler gelecekte bu senaryoları değiştirebilir.</p>
<p>Bu videoyu daha iyi anlayabilmeniz için karanlık madde ve karanlık enerji hakkında yayımladığım <a href="https://youtu.be/vC27facg-TQ" target="_blank" rel="noopener">videoya</a> da mutlaka bakmanızı tavsiye ediyorum. Bu iki karanlık güç arasındaki savaş daha milyarlarca yıl devam edecek. Bu da evrenin sonunun nasıl olacağı hakkında bildiklerimizin değişebileceği anlamına geliyor. Elimizdeki senaryolara yenilerini ekleyebiliriz ya da bir tanesi üzerine yoğunlaşabiliriz.</p>
<p>Ama öyle görünüyor ki döngüsel model gerçek olsa bile her şeyin bir sonu var. Şu an içerisinde yaşadığımız evren bir gün tekrar meydana gelecek olsa bile bu bizim türümüzün kesin olarak sonu demektir.</p>
<p>Bu bana biraz garip hissettiriyor arkadaşlar. Size ne hissettirdiğini de merak ettim doğrusu. Yorumlarda düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.</p>
<p>Gerçek olan bir şey varsa o da bu evrenin varlığı. Onun gizemleri üzerine kafa yormak bir ayrıcalık. Bunun tadını çıkaralım…</p>
<p></p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>50 Soruda Evren – ÇAĞLAR SUNAY</strong></p>
<p><strong>Bir Nefeste Evren – COLIN STUART</strong></p>
<p><a href="https://evrimagaci.org/evrene-hukmeden-kadim-gucler-dogadaki-dort-temel-kuvvet-hangileridir-9552" target="_blank" rel="noopener">https://evrimagaci.org/evrene-hukmeden-kadim-gucler-dogadaki-dort-temel-kuvvet-hangileridir-9552</a></p>
<p><a href="https://evrimagaci.org/evrenin-genislemesi-galaksi-kumeleri-neden-birbirinden-uzaklasiyor-4448" target="_blank" rel="noopener">https://evrimagaci.org/evrenin-genislemesi-galaksi-kumeleri-neden-birbirinden-uzaklasiyor-4448</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/evrenin-sonu-nasil-olacak/">Evrenin sonu nasıl olacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zaman neden bazen hızlanır bazen de durur?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/zaman-neden-bazen-hizlanir-bazen-de-durur</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/zaman-neden-bazen-hizlanir-bazen-de-durur</guid>
<description><![CDATA[ Günlerdir gözünüze doğru düzgün uyku girmemiş. Uzun zamandır ağrıyan dişiniz için yeter artık deyip en yakın dişçiden bir randevu alıyorsunuz. Dişçi size 20’lik dişlerinizin sorun yarattığını ve çekilmeleri gerektiğini söyleyip başka bir randevu veriyor. Randevu günü geliyor. Bir sürü uyuşturucu iğneden sonra operasyon başlıyor fakat inatçı dişler bir türlü çıkmak bilmiyor. En sonunda operasyonun bittiğini […]
Zaman neden bazen hızlanır bazen de durur? yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/bersin-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Zaman, neden, bazen, hızlanır, bazen, durur</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerdir gözünüze doğru düzgün uyku girmemiş. Uzun zamandır ağrıyan dişiniz için yeter artık deyip en yakın dişçiden bir randevu alıyorsunuz. Dişçi size 20’lik dişlerinizin sorun yarattığını ve çekilmeleri gerektiğini söyleyip başka bir randevu veriyor.</p>
<p>Randevu günü geliyor. Bir sürü uyuşturucu iğneden sonra operasyon başlıyor fakat inatçı dişler bir türlü çıkmak bilmiyor. En sonunda operasyonun bittiğini öğrenip rahatlıyorsunuz ve evinize gidiyorsunuz.</p>
<p>Aradan geçen birkaç günün sonunda arkadaşlarınız size dişçi randevunuzun nasıl geçtiğini sorduğunda şöyle anlatıyorsunuz:</p>
<p>“Zaman durmuş gibiydi. Bir türlü bitmek bilmedi. Umarım sizin başınıza gelmez.”</p>
<p>Şimdi başka bir gününüze bakalım.</p>
<p>Bir partidesiniz. En sevdiğiniz arkadaşlarınızla beraber çılgınlar gibi eğleniyor, karaoke yapıyor, eskilerden bahsedip kahkahalarla gülüyorsunuz. Yanınızda da sevgiliniz var. Herkes çok mutlu.</p>
<p>Ertesi sabah kahvaltıda sevgilinize şöyle diyorsunuz:</p>
<p>“Ya dün gece zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadım. Keşke hiç bitmeseydi.”</p>
<p>Peki, neden böyle?</p>
<p>Neden güzel anlarımız çabucak bitip giderken, korku dolu ya da stresli anlar uzayıp, hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor?</p>
<p>İç zamanımız, saatlerin gösterdiği zamandan farklı mı işliyor?</p>
<p>Tüm bu soruların cevabını arayacağız arkadaşlar ama önce gelin isterseniz “Zaman nedir?” sorusuna kısa bir cevap vermeye çalışalım. Çünkü iç zamanımızın neden farklı işlediğini anlayabilmemiz için zaman kavramının fizikçiler açısından nasıl tanımlandığını da anlamamız gerekir.</p>
<p></p>
<h2><strong>Zaman nedir?</strong></h2>
<p>Amerikalı mucit ve devlet adamı Benjamin Franklin “Zaman yaşamın hammaddesidir” diye yazmıştı. Alman bilim insanı Albert Einstein ise “Zamanın sadece bir yanılsama” olduğunu söylüyordu. Peki, hangisi haklı?</p>
<p>Belki de ikisi de haklıdır.</p>
<p>Aslında zaman, gezegenlerin ya da saatin, yani bir nesnenin hareketleri değil. Yani zamanın saatle veya hareketin sayılmasıyla ölçülmesi zamanın kendisi değil. Bizim ölçtüklerimiz sadece aralıklar. Mesela; Dünya kendi ekseni etrafında bir tur döndüğünde bir gün geçti deriz ve bugünkü evrensel kabule göre bu dönüşe 24 saat demişiz. Ya da Dünya Güneş’in etrafında bir tur döndüğünde buna da bir yıl deriz.</p>
<p>Peki, şimdi size bir soru.</p>
<p>Neredeyse kesin bir şekilde tahmin edilebilir olan bu hareketler olmasaydı yine zamandan bahsedebilecek miydik?</p>
<p>Değişimi ancak değişmeyen bir şeyle bağlantı kurarsak anlayabiliriz. Dünya Güneş’in etrafında dönüyor, fakat biz dünyanın dönüşünü hissetmiyoruz. Aynı anoloji zaman içinde geçerli. Zaman akar gider ama hissetmeyiz. Benzerliklerin ardıllığı olmak zorundadır. Fakat ardıllık akıldadır.</p>
<p>Öyle görünüyor ki zihin veya akıl olmadan zamandan söz edemeyiz.</p>
<h2><strong>Zaman, Newton ve Einstein</strong></h2>
<p>Zamanı ölçmek için bir zaman noktasına yani bir olayın gerçekleşmesine ihtiyacımız var dedik. Bir zaman aralığı için iki olay olması lazım. Bu sayede olayların ya da değişimlerin düzenli bir dizisi, bir “saat” gibi kullanılabilir. Bir sarkacın salınımları, kum saati, Güneş saati ya da sezyum atomunun titreşimleri ile zamanı ölçebiliriz. İşte tüm bunlar hareketle zaman arasında kopmaz bir bağ olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Peki arkadaşlar, zaman hareketle temelden bağlıysa mutlak mıdır; yoksa gözlemcinin hızına mı bağlıdır?</p>
<p>Newton, iki olay arasındaki zaman aralığının kesin bir şekilde ölçülebileceğini düşünüyordu. İyi bir saat kullanılması koşuluyla kim ölçerse ölçsün, aynı sonuç elde edilebilirdi. Bu yüzden Newton’un mutlak zamanı, alıştığımız gündelik zamanla çok uyuşuyor.</p>
<p>Newton’a göre zaman ilk olarak, hiç durmaksızın ileri doğru akıp giden bir şey. Geçmişe gidip de örneğin doğum tarihinizi biraz ileriye ya da geriye alamazsınız. İkinci olarak ise, mutlak bir şey; herkes ve her hareket eden nesne için değişmeyen bir şey. Yani Newtoncu kuramda zaman, evrensel. Herkes hemen hemen aynı zamanlarda büyüyor ve yaşlanıyor.</p>
<p>Fakat bugün biliyoruz ki durum gerçekte böyle değil.</p>
<p>“Haydaaa. Nasıl durum böyle değil? Herkes aynı zamanın içinde yaşamıyor mu?” dediğinizi duyar gibiyim.</p>
<p>Bana kızmayın. Isaac Newton’a kafa tutan sevgili Albert Einstein böyle diyor.</p>
<p>Diyor ki:</p>
<p>“Zaman görecelidir.”</p>
<p>İyi de bu ne demek?</p>
<h4><strong>Özel ve Genel Görelilik</strong></h4>
<p>Bildiğiniz gibi Einstein, mucize yıl denilen 1905 yılında 4 makale yayımladı. Bu sayede sadece zaman kavramının değil uzay kavramının da göreli olduğu anlaşıldı. Einstein bunu özel ve genel görelilik teorileriyle açıkladı.</p>
<p>Özel görelilik kuramına göre zaman, farklı hızlardaki gözlemciler için farklı akıyor. Genel görelilikte ise kütle çekim kuvveti, uzay-zamanı büküyor; zamanı değiştiriyor; onun hızlı veya yavaş akmasına yol açıyor.</p>
<p>Buradan anlıyoruz ki zamanın değişmesi iki faktöre bağlı:</p>
<p>Birincisi hareket, ikincisi ise kütle çekim kuvveti.</p>
<p>Yani eğer ben hareket etmeye başlarsam zaman benim için başka bir referans noktasına göre farklı akmaya başlayacak. Ya da mesela bir karadeliğin yakınına gidersem kütle çekimi o kadar artacak ki artık zaman benim için dünyadaki bir insana göre farklı akacak.</p>
<p>Bu konuları daha önce yayımladığım <a href="https://youtu.be/tG0-kcNtWLc" target="_blank" rel="noopener">“Zaman nedir?”</a> ve <a href="https://youtu.be/wiFVFyphGmc" target="_blank" rel="noopener">“Zamanda yolculuk mümkün mü?”</a> adlı videolarda konuşmuştuk. Daha detaylı bilgi isteyenler o videolara bakabilirler.</p>
<h2><strong>Zaman neden bazen hızlanır bazen de durur?</strong></h2>
<p>Şimdi.</p>
<p>Buraya kadar zamanı fizik perspektifinden anlamaya çalıştık. Ancak bir de bizim zamanı algılama biçimimiz diye bir şey var. Biraz da bunu konuşalım isterseniz.</p>
<p>Hani videonun başında bazı sorular sordum ya:</p>
<p>“Neden güzel anlar çabucak bitip giderken, korku dolu anlar uzayıp, hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor? Bilincimizin zamanı saatlerin gösterdiği zamandan farklı mı?” gibi sorular sormuştum.</p>
<p>Aslında her insanın kendine özgü bir iç zamanı var. Bu iç zamanımız kendi gizemli yasalarına itaat ediyor. Yani zaman duygusu zihnin son derece rafine bir faaliyeti. Beynin hemen hemen tüm fonksiyonları bu faaliyete katılıyor. Duyu organlarımız, belleğimiz, gelecek planları yapma yetimiz, duygularımız, öz bilinç. Hepsi birlikte etkili oluyorlar ve bu mekanizmalardan sadece bir tanesi bile arızalandığında zaman yaşantımız bozuluyor ya da tamamen ortadan kalkıyor.</p>
<p>Yani arkadaşlar, zaman duygusunun nasıl oluştuğunu araştırmak bilincin içinde heyecanlı bir yolculuğa çıkmak gibi bir şey diyebiliriz. Bunun, içerisinde yaşadığımız kültürle bile ilişkisi var. Çünkü zamanın akışını algılamamızı sağlayan kimi dürtüler doğuştan gelirken bazılarını sonradan öğreniyoruz.</p>
<h2><strong>Aymaralar’ın zaman imgesi</strong></h2>
<p>Örneğin zamana dair bir imge oluşturmak istediğimizde, bizim kültürümüzde geçmişin ardımızda kaldığını söyleriz. Buna karşılık gelecek önden bize doğru gelmektedir. Oysa And Dağları’ndaki bir Kızılderili halkı bunun tam tersini düşünüyor. Aymaralar’a geçmiş sorulduğunda, ileriye bakış yönünü gösteriyorlar. Ne de olsa geçmişte yaşananları zaten bir kez görmüşler. Öte yandan insanlar gelecek karşısında kördür diye düşünüyorlar. Bu yüzden Aymaralar geleceğin arkalarında olduğunu geçmişinse önlerinde durduğunu söylüyorlar.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1094" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/aymara-pueblos-originarios-chile.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1094" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/aymara-pueblos-originarios-chile.jpg" alt="" width="973" height="576" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/aymara-pueblos-originarios-chile.jpg 973w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/aymara-pueblos-originarios-chile-300x178.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/aymara-pueblos-originarios-chile-768x455.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/aymara-pueblos-originarios-chile-696x412.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/aymara-pueblos-originarios-chile-709x420.jpg 709w" sizes="auto, (max-width: 973px) 100vw, 973px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Aymaralar (Güney Amerika)</figcaption></figure>
<p> </p>
<p>Enteresan olansa şu: Aymaralar inandıkları gibi de yaşıyorlar. Onlara göre gelecek görünmez olduğundan gelecek hakkında hiç düşünmüyorlar. Mesela onlara yarını sorsanız bir omuz silkmesiyle karşılaşırsınız. Bir otobüsü ya da geç kalmış bir arkadaşlarını yarım gün boyunca, bize inanılmaz gelen bir soğukkanlılıkla bekleyebiliyorlar.</p>
<p>Çok ilginç değil mi?</p>
<p>Çoğumuz için zaman bizim dışımızda akan bir şey. Yani bizim zamanın üzerinde bir etkimiz yok. Zaman evet var. Orada bir yerde; akıyor ve bizim de zamana uyum sağlamamız gerekiyor diye düşünüyoruz.</p>
<p>Fakat ben zaman kavramına bir de şu açıdan bakacağım:</p>
<p>Bizim zaman diye algıladığımız yalnızca dış dünyanın değil, aynı zamanda bilincimizin de bir fenomeni. Yani iç zamanımızdan bahsediyorum.</p>
<h2><strong>Mağara deneyi</strong></h2>
<p>Hepimizin hayatını yöneten üç farklı saat var.</p>
<p><strong>Birincisi</strong> hayatımızın her yerini kuşatmış olan mekanik ya da dijital saatler. Onlar her yerde ve modern dünyada sürekli onlara bakmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>İkincisi</strong> biyolojik saatimiz. Yani bizim isteğimiz dışında bedensel faaliyetlerimizi kontrol eden saat.</p>
<p><strong>Üçüncüsü</strong> ise iç zamanımız. Yani bilincimizin ürettiği zaman.</p>
<p>İlk iki zaman kavramında bir sıkıntı yok. Birincisi zaten hatasız çalışıyor. İkincisi ise çok az sapma payına sahip. Ama üçüncüsü… işte bizi sıkıntıya sokan o. Ve biz de burada onu inceleyeceğiz.</p>
<p>İç zamanımız öylesine esnek ve öylesine yanıltıcı ki bazen aylarca bile sapabiliyor.</p>
<p>Ne demek istediğimi size bir deneyle anlatayım arkadaşlar:</p>
<h4><strong>Michel Siffre ve mağara deneyi</strong></h4>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1095" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/original.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1095" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/original.jpeg" alt="" width="840" height="703" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/original.jpeg 840w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/original-300x251.jpeg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/original-768x643.jpeg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/original-696x582.jpeg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/10/original-502x420.jpeg 502w" sizes="auto, (max-width: 840px) 100vw, 840px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Michel Siffre mağarada deney çadırında</figcaption></figure>
<p>16 Temmuz 1962’de 23 yaşındaki Fransız bir bilim insanı olan Michel Siffre kendi üzerinde bir deneye girişti. Alplerde bulunan buzullaşmış bir mağaraya, yanına saat almadan indi. Haftalar boyunca gün ışığı olmadan hiçbir şey yapmadığında ne olduğunu bulmak istiyordu.</p>
<p>Dağ yamacının 130 metre derininde kendine bir ev yaptı, yiyecek ve malzeme depoladı ve bir çadır kurdu. Asistanından yukarı çıkabileceği merdiveni geri çekmesini istedi. Deneyi yarıda kesmenin cazibesine kapılmak istemiyordu.</p>
<p>Dışarısıyla tek bağlantısı bir sahra telefonuydu. Ne zaman kalktığını, uyuduğunu, yediğini ve her defasında karanlıkta oturduğunu tahmin ettiği süreyi, bu telefonla bildiriyordu.</p>
<p>Bu buz gibi mağarada yolunu bulabilmek ve notlar almak için ise akülü bir lambanın zayıf ışığından yararlanıyordu. Ancak bu elektrik kaynağı sınırlı olduğu için her zaman kullanamıyordu. Bu yüzden zamanının çoğunu zifiri karanlıkta portatif bir sandalyede oturarak geçiriyordu.</p>
<p>İçeride geçirdiği haftalar boyunca tek arkadaşı bir örümcekti. Mağarada o kadar yalnızdı ki onunla konuşmaya başlamıştı. Bir gün kendi yemeğini örümcekle paylaşmak isteyince o da öldü. Artık tamamen yalnızdı.</p>
<h4><strong>Zaman algısının bozulması</strong></h4>
<p>Siffre içerideki karanlığın ve yalnızlığın etkisiyle zaman duygusunu iyice yitirmişti. Mesela uyandığı anla kahvaltıya başladığı an arasında yarım saat geçtiğini zannediyordu. Fakat yukarıdakiler Siffre’nin telefondan bildirdiği anları ölçünce gerçekte 1.5 saat geçtiğini saptıyorlardı.</p>
<p>Zifiri karanlıkta gece ve gündüz anlamsız sözcüklerdi. Bir defasında öğle yemeği zannettiği bir yemekten sonra kendisini yorgun hissetmiş ve uzanmıştı. Yeniden kendine geldiğinde kısa bir şekerleme yaptığını düşünmüştü. Gerçekte ise asistanları sekiz saatten fazla geçtiğini ölçtüler.</p>
<p>Mağaranın derin sessizliği Siffre’nin kendisini kaybolmuş hissetmesine sebep oluyordu. Uyuyakalma beklentisi biricik eğlencesi haline gelmişti.</p>
<h4><strong>Uykuyla uyanıklık arasındaki fark</strong></h4>
<p>İşte tam bu dönemde çok enteresan bir şey oldu arkadaşlar.</p>
<p>Siffre artık uykuyla uyanıklığı bile birbirinden ayıramaz olmuştu. Fal taşı gibi açılmış gözlerle karanlığın içine baktığında kararsız kalıyordu. Uyuyor muydu? Bir rüyanın içerisinde miydi? Yoksa uyanık mıydı? Böyle durumlar yaşamaya başlamıştı.</p>
<p>Aslında buradaki karışıklık sadece Siffre’nin bilincindeydi. Çünkü bedeninde hala dakik bir saat çalışmaya devam ediyordu. Fakat Siffre’nin biyolojik saatinin ne kadar kusursuz işlediğini sadece dışarıdaki arkadaşları biliyordu. Onların hesaplarına göre Siffre’nin günü düzenli olarak 24.5 saat sürüyordu. Bunun 16 saatini ise uyanık geçiriyordu.</p>
<p>14 Eylül’de mağaraya bir merdiven sarkıtıldığında arkadaşları ellerinde şampanyayla deneyi başarıyla sonuçlandıran Siffre’yi tebrik etmeye hazırlanmışlardı. Siffre şaşa kaldı. Deney nasıl bitmiş olabilirdi? Onun hesabına göre tarih 20 Ağustos olmalıydı.</p>
<p>İyi de aradaki 25 gün nereye gitmişti?</p>
<p>Siffre daha sonra bu deneylerini defalarca tekrarladı. 1972’de Texas’ta NASA’lı bilim insanlarının gözetiminde 205 gün yerin altında yaşadı. Bu defa deneyden sonra belleğinde tam iki ay eksikti.</p>
<h4><strong>Deneyin çıkarımları</strong></h4>
<p>Siffre ve arkadaşları bu deneylerden şu sonuçları çıkardılar.</p>
<p>Biyolojik saatimiz kan basıncı, hormonlar ve mide salgıları gibi şeyleri düzenliyordu. Yorulmamızı ve yeniden dirilmemizi sağlayan şeyler bunlardı. İşte Siffre ve arkadaşları yaptıkları deneylerle insan bedeninin bu biyolojik saatini gün yüzüne çıkarmış oldular. Bu saatin en iyi mekanik saatlerle mükemmel bir uyum içinde çalıştığını keşfettiler. Fakat biyolojik saatimiz bizim hissettiğimiz zaman değildi. Bilinç kendi zamanını üretiyordu. Algıladığımız, düşündüğümüz ve duyumsadığımız her şeyi bu iç zamana göre ölçüyorduk. Siffre’nin biyolojik saati çok iyi çalışıyordu ama iç zamanı, yani bilincindeki saati tamamen farklıydı.</p>
<p>Bu deneyimi aslında biz de her gün yaşıyoruz arkadaşlar. Bazen; “Bu film ne zaman bitti hiç anlamadım” ya da “Bu ders bitmek bilmedi” gibi cümleler kurmamız işte hep bu iç zamanımızın bizi yanıltmasından kaynaklanıyor. O yüzden de her yere koyduğumuz mekanik ya da dijital saatlere ihtiyaç duyuyoruz.</p>
<h2><strong>Zaman aralıkları uzadığında algımız değişir</strong></h2>
<p>Tüm bu deneylerden anladığımız üzere zaman aralıkları ne kadar kısaysa o kadar belirginleşiyorlar. Buna karşılık daha uzun periyotlarda zaman duygumuza güvenemiyoruz. Yani dakikalarla aylar arasında bizim algımız açısından ciddi bir fark var. Özellikle de gece ve gündüz gibi değişimleri göremiyorsak zaman duygusu iyice kayboluyor.</p>
<p>Bununla beraber acı çektiğimiz veya yoğun duygular içerisinde olduğumuz durumlarda kısa zaman aralıkları bile farklı akmış gibi gelebiliyor. Böyle durumlarda tabiri caizse saatin her sarkaç vuruşuna dikkat ediyoruz. Mesela kalp krizi geçiren yakınımız için beklediğimiz ambulans ya da dişçinin dişimizi çekip çıkarmaya çalışması gibi durumlar olduğundan çok daha uzun gibi geliyor. Bitmek bilmiyor. Beyin bu büyük veri bolluğunu daha uzun bir sürenin geçmiş olması gerektiğinin bir işareti olarak algılıyor.</p>
<p>Kendimizi kötü hissettiğimizde içerisinde bulunduğumuz durumun hemen geçeceği umuduna kapılıyoruz. İster bir yerde bekleyelim, ister dişimiz ağrısın fark etmez. Tüm bu durumlarda sürekli zamanı düşünüyoruz. İşte tam da zamanla meşgul olmamız onu daha da uzatıyor. Ancak Siffre’nin deneyinde olduğu gibi zamanla meşgul olmadığımız hatta gün dönümünü bile göremediğimiz bir ortamda aylar kaybolup gidebiliyor.</p>
<h2><strong>İç zamanımız neden sürekli yanılıyor?</strong></h2>
<p>Buraya kadar iç zamanımızın bilincin o sırada neyle meşgul olduğuna bağlı olduğundan bahsettik. İç zamanı yaşamanın beynin son derece karmaşık bir başarımı olduğunu anladık.</p>
<p>Peki doğa bize neredeyse kusursuz çalışan bir biyolojik saat vermişken neden dakikaları ve saatleri beynimizin hatasız algılamasına izin verecek bir mekanizma evrimleşmedi?</p>
<p>Bunun cevabını şöyle verebiliriz:</p>
<p>Doğada milyonlarca yıldır bu türden zaman aralıkları için kronometrik bir düzenlemeye gerek yoktu. Örneğin bir canlının can düşmanları uyurken yiyecek bulmaya çıkması gerekebiliyordu. Bir hayvanın yuvasından sabahın alacakaranlığında mı yoksa öğlen ışığında mı ayrıldığı bir ölüm kalım meselesi olabiliyordu. Ancak ilk yemişini tam olarak saat 4’te mi yoksa bundan 15 dakika sonra mı yediğinin hiçbir önemi yoktu. Fakat modern insan 15 dakika geç yediği yemek yüzünden toplantısına geç kalabilir.</p>
<p>Anlayacağınız arkadaşlar yabanıl hayatta dakikaların ve saatlerin anlamı yok. Geçmişte kabileler halinde yaşayan insan toplulukları da saatlere ve dakikalara itibar etmiyorlardı. Kimi kavimlerin dillerinde bu kadar kısa zaman dilimlerine karşılık düşen sözcükler bile bulunmuyordu. Bu zaman ölçülerine insanlar ancak gelişmiş toplumlarda ihtiyaç duymaya başladılar. Yani dakikaları ve saniyeleri icat etmek zorunda kaldık. Ancak bu icat, insan doğasına aykırıydı. Bu yüzden de bugün zaman sıkıntısı yaşıyoruz.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Zaman konusu bugün hala bilim insanlarının bile üzerinde uzlaşmaya varamadığı gerçekten karmaşık bir konu. Bu videoda zamanı iki farklı açıdan ele aldık. Biri fizik perspektifinden diğeri ise zihin perspektifinden. Fizik perspektifinden bakarsak hareket ve kütle çekimi onu bükebilir. Yani zaman farklı gözlemciler için farklı akabilir. Bununla beraber bizim beyinlerimiz de zamanı farklı algılayabilir. İç zamanımız farklı anlarda farklı işliyor.</p>
<p>Sonuç olarak eğer hiçbir değişimin farkında olmazsak zamanın da farkında olmamız mümkün değil. Dünya’nın Ay’ın ve saatlerin hareketleri bizim zaman algımızın üzerinde önemli bir rol üstleniyor. Eğer Siffre gibi karanlık, boş ve sessiz bir mağarada olsaydınız ne kadar zaman geçtiğini tahmin etme konusunda oldukça başarısız olurdunuz. Zaman bugünkü modern bilimin bize gösterdiğine göre mutlak değil göreceli.</p>
<p>Bu yüzden bu videonun önermesi şu olsun.</p>
<p>Zamanınızı iyi kullanın. Zaman akıp gidiyor ve çok sınırlı. Çoğu zaman elinizde olmasa bile nerede hızlı akıtıp nerede yavaşlatacağınızı da iyi seçin. Çağımızda bilgisayar oyunları gibi şeyler zamanımızı bir kara delik gibi yutuyor. Modern insan hep zamansızlıktan yakınıyor. Fakat asıl sıkıntı zamanımızın yetersiz olması değil. Daha ziyade bu zamanı iyi kullanmasını bilmediğimiz için sorun yaşıyoruz. Umarım bu videoyla iyi bir zaman yatırımı yapmanızı sağlamışımdır.</p>
<p>Yeni bölümde görüşmek üzere…</p>
<p></p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>Yaşamın Ham Maddesi Zaman – STEFAN KLEIN</strong></p>
<p><strong>Nasıl Başladı – RAMAZAN KARAKALE</strong></p>
<p><a href="https://science.howstuffworks.com/science-vs-myth/everyday-myths/time-dilation1.htm">https://science.howstuffworks.com/science-vs-myth/everyday-myths/time-dilation1.htm</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/zaman-neden-bazen-hizlanir-bazen-de-durur/">Zaman neden bazen hızlanır bazen de durur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Galileo Galilei Biyografisi: Modern fiziğin babası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/galileo-galilei-biyografisi-modern-fizigin-babasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/galileo-galilei-biyografisi-modern-fizigin-babasi</guid>
<description><![CDATA[ Sizce Dünya mı Güneş’in etrafında dönüyor yoksa Güneş mi Dünya’nın etrafında? Bu ne biçim soru tabii ki Dünya Güneş’in etrafında dönüyor demeyin. Eğer Yeni Çağ Avrupası’nda yaşasaydınız çok büyük ihtimalle siz de Güneş’in Dünya etrafında döndüğüne inanacaktınız. Galileo Galilei gibi bunun tersine inananlardan olsaydınız bile bunu açıkça dile getiremezdiniz zaten. Kâfirlikle suçlanırdınız ve cezanız ölüm […]
Galileo Galilei Biyografisi: Modern fiziğin babası yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/galileo-box.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Galileo, Galilei, Biyografisi:, Modern, fiziğin, babası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sizce Dünya mı Güneş’in etrafında dönüyor yoksa Güneş mi Dünya’nın etrafında? Bu ne biçim soru tabii ki Dünya Güneş’in etrafında dönüyor demeyin. Eğer Yeni Çağ Avrupası’nda yaşasaydınız çok büyük ihtimalle siz de Güneş’in Dünya etrafında döndüğüne inanacaktınız. Galileo Galilei gibi bunun tersine inananlardan olsaydınız bile bunu açıkça dile getiremezdiniz zaten. Kâfirlikle suçlanırdınız ve cezanız ölüm bile olabilirdi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1035" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/378px-Justus_Sustermans_-_Portrait_of_Galileo_Galilei_1636.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1035" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/378px-Justus_Sustermans_-_Portrait_of_Galileo_Galilei_1636-236x300.jpg" alt="" width="236" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/378px-Justus_Sustermans_-_Portrait_of_Galileo_Galilei_1636-236x300.jpg 236w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/378px-Justus_Sustermans_-_Portrait_of_Galileo_Galilei_1636-331x420.jpg 331w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/378px-Justus_Sustermans_-_Portrait_of_Galileo_Galilei_1636.jpg 378w" sizes="auto, (max-width: 236px) 100vw, 236px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Galileo Galilei</figcaption></figure>
<p>Bilim tarihinde cesur insanların ölümü bile göze alarak hakikati aradığını ve bu yolda zekâ dolu yepyeni keşifler ve icatlar yaptığını görüyoruz. İşte dünyayı değiştiren insanlar serimizin 7.bölümünde bu insanlardan birinin hayat hikâyesine bakacağız arkadaşlar. Galileo Galilei’nin hikâyesine…</p>
<h2><strong>Günümüzle Yeni Çağ Avrupası’nın Farkı</strong></h2>
<p>Bugün aramızdan biri çıkıp da: “Dünya, Güneş’in etrafında dönmüyor, sabit bir şekilde duruyor ve o evrenin merkezidir” dese ne olur?</p>
<p>Herhalde deli olduğumuzu düşünürler değil mi?</p>
<p>Peki, bunu ülkece tanınan bir bilim insanı, bir filozof söylese ne olur? İnfial uyandırır.</p>
<p>Şimdi bir de 17.yüzyıla bakalım isterseniz.</p>
<p>O dönemde ise tam tersi bir durum söz konusuydu. Katolik dünyasında çoğu eğitimli insan ya Aristoteles’in Dünya merkezli görüşünü ya da Tycho’nun Güneş ve Dünya merkezli teorilerinin karışımı olan görüşleri kabul ediyordu. Anlayacağınız evrenin merkezi Dünya’ydı ve Dünya dönmüyordu. Aksine Güneş dahil, her şey onun etrafında dönüyordu. Çünkü görünürde bunun aksine bir kanıt yoktu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1037" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/693px-Ptolemaic_system_PSF.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1037 size-full" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/693px-Ptolemaic_system_PSF.png" alt="" width="693" height="720" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/693px-Ptolemaic_system_PSF.png 693w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/693px-Ptolemaic_system_PSF-289x300.png 289w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/693px-Ptolemaic_system_PSF-404x420.png 404w" sizes="auto, (max-width: 693px) 100vw, 693px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Yermerkezcilik. 17. hatta 18. yüzyıla kadar insanların çoğu Dünya’nın evrenin merkezi olduğuna inanıyordu.</figcaption></figure>
<p>İşte tam bu yüzyılda bir adam çıktı ve dedi ki: “Dünya dönüyor. Sabit falan değil.” Bu cümle Yeni Çağ Avrupası’nda söylenebilecek son sözlerden biriydi ve bunu söylemek yürek istiyordu.</p>
<p>Büyük bilim insanları arasında, hayatı Galileo’nunkinden daha ilginç ve zorlu geçen biri daha yoktur sanırım arkadaşlar. O, sabırlı bir araştırmacı ve muhteşem bir kâşifti. Rönesans’ın bilimsel devrimine büyük katkıda bulundu.</p>
<p>O zaman gelin bu videoda bu büyük bilim insanını yakından tanıyalım.</p>
<p></p>
<h2><strong>Erken Dönemleri</strong></h2>
<h4><strong>Doğumu</strong></h4>
<p>15 Şubat 1564’te Pisa, İtalya’da doğan Galileo Galilei, Floransalı bir soylu olan Vincenzo Galilei’nin en büyük oğluydu. Arno Nehri’nin kıyısında bulunan Pisa, eski ve muhteşem bir kentti. Galileo doğduğunda, kentin katedrali 500 yıllıktı. Pisa’nın en ünlü simgesi ise hemen katedralin yanında dikiliydi. Pisa Kulesi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1038" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1038" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa.jpg" alt="" width="1280" height="640" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa.jpg 1280w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa-300x150.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa-1024x512.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa-768x384.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa-696x348.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa-1068x534.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/HOW-old-is-the-Leaning-Tower-of-Pisa-2018-Leaning-Tower-Pisa-840x420.jpg 840w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Pisa Kulesi ve Katedrali. Pisa, İtalya</figcaption></figure>
<p>Galileo, Rönesans olarak bilinen heyecan verici bir çağda doğmuştu. Avrupa, güzel sanatlar ve bilime yenilenen bir ilgiyle yaklaşıyordu. Bu dönemde; Shakespeare, Michelangelo, Kopernik, Leonardo da Vinci, Descartes ve Montaigne gibi isimler Galileo’yla birlikte Rönesans’ın dehaları olarak isimlerini tarihe yazdırmıştı.</p>
<h4><strong>Çocukluğu ve Ailesi</strong></h4>
<p>Galileo, ailesinin ilk çocuğuydu. Annesi ve babası soylu İtalyan ailelerine mensuptu. Ancak bu durum çiftin varlıklı olduğu anlamına gelmiyordu. Galileo’nun müzisyen babası çok çalışıyordu. Şarkı söylüyor, lavta çalıyor, beste yapıyor ve dersler veriyordu.</p>
<p>Vincenzo müzik teorisiyle ilgili kitaplar da yazıyordu. Ancak bazı kitapları sorun yaratmıştı. Bestecilerden bestelerini yaparken bazı katı kurallara uymaları beklenirdi. Vincenzo bu kuralları sorgulamış hatta nota dizilerinin altına notlar bile eklemişti.</p>
<p>Oğluna bu konuyla ilgili şöyle söyledi:</p>
<p>“Gerçeğe ulaşmak için özgürce sorgulama yapmamın kabul edilmesini isterim.”</p>
<p>Genç Galileo babasını dikkatle dinlemiş olacak ki yıllar sonra kendisi de babası gibi gözü pek ve lafını sakınmayan biri olacaktı arkadaşlar.</p>
<p>Galileo çocukluğunda bile yetenekliydi. Merakının sınırları yoktu. Nasıl çalıştıklarını anlamak için makineleri söker, parçalarını incelerdi. Sonra da bu parçaları kullanarak zekice tasarlanmış küçük oyuncaklar ve hareketli cihazlar yapardı.</p>
<p>Bunun dışında Galileo özel dersler alarak perspektif kullanmayı, yani objeleri üç boyutluymuş gibi çizmeyi de öğrenmişti. Bu yeteneği yıllar sonra çok işine yarayacaktı. Müzikle ilgilenmek ve resim yapmak da Galileo’nun diğer yetenekleri arasındaydı. Babası ona lavta çalmayı öğretmişti. O dönemde bu müzik aleti günümüzün gitarı kadar popülerdi. Galileo için lavta çalmak hayat boyu süren bir tutku oldu.</p>
<p>Genç adam 8 yaşındayken ailesi Toskana bölgesinin başkenti olan Floransa’ya taşındı. Babası kraliyet sarayında müzisyen olarak iyi bir iş bulmuştu. Özel dersleri için bir süre Pisa’da kalan Galileo daha sonra ailesine katıldı.</p>
<p>Floransa’da yaşamanın heyecan verici olduğu bir dönemdi. Kent Rönesans döneminde bilim ve güzel sanatların merkeziydi. Ayrıca Vincenzo’nun saraydaki işi, Galilei ailesinin düklerle ve prenslerle birlikte olmasını sağlıyordu.</p>
<h4><strong>İlköğrenimi</strong></h4>
<p>Galileo 11 yaşına geldiğinde, okula başlaması için bir manastıra gönderildi. Manastırdaki keşişler, ona 1500’lü yıllarda eğitimli bir insanın bilmesi gereken her şeyi öğrettiler. Galileo, Yunan ve Latin dillerinin yanı sıra antik bir konu olan mantık bilimi üzerine de dersler aldı. Bu sayede karmaşık problemleri belli bir yöntemle parçalara ayırarak çözmeyi öğrendi.</p>
<p>Anlayacağınız üzere Galileo burada dini konularda da eğitim aldı. Hatta bu konu öylesine ilgisini çekti ki keşiş olmaya karar verdi. Fakat bu karar Galileo’nun babasının hiç hoşuna gitmedi. Ailedeki erkek çocukların en büyüğü olarak bir gün ailesini geçindirmesi gerekeceğini ve bir keşişin bunu yapamayacağını söyledi. Böylece Galileo’yu manastırdan alarak evlerinin yakınındaki bir okula gönderdi.</p>
<p>Galileo 17 yaşına geldiğinde artık üniversite için hazırdı. O günlerde pek az delikanlının üniversiteye gitme şansı olurdu. Üniversite eğitimine zengin veya soylu ailelerin gücü yeterdi. Buna rağmen Vincenzo, zeki oğlunun en iyi eğitimi almasını istiyordu.</p>
<h2><strong>Üniversite Hayatı</strong></h2>
<p>1581 yılında Galileo, Pisa Üniversitesi’ne kaydoldu. O dönemde doktorlara saygı büyüktü ve aldığı ücretler de gayet iyiydi. O yüzden Galileo’nun babası oğlunun tıp okumasını istedi.</p>
<p>Galileo çok geçmeden üniversitede kendini gösterdi. Kavramlar hakkında tartışmayı severdi. Öğrenmeye meraklıydı ve her şeyi sorgulardı. Hatta bu yüzden bazı öğretmenleri Galileo’yu sevmemişlerdi. Çünkü bilgilerinin sorgulanmasına alışkın değillerdi. Fakat bazıları da tam tersi bu ince zekâdan keyif almışlardı. Okul arkadaşları ise Galileo’yu samimi, sadık ve cömert olarak tanımlıyorlardı. Bu özellikleri gelecekte güçlü arkadaşlıklar kurmasını sağlayacaktı.</p>
<p>Galileo üniversitede, doğanın belirli bir düzen içerisinde işlediğini ve belirli kanunlara tabi olduğunu fark etti. İlerleyen zamanlarda bu kanunların kendine has bir dille yazıldığını söyleyerek şöyle diyecekti:</p>
<p>“İnsan, dilini ve yazıldığı harfleri tanımaya çalışmazsa bu evreni anlayamaz. Evren matematik dilinde yazılmıştır ve harfleri üçgen, daire ve diğer geometrik figürlerden ibarettir. Bunlar olmaksızın bir kelime bile anlayamayız.”</p>
<p>Bu sözlerinden de anlayabileceğiniz üzere Galileo matematik çalışmalarından çok keyif alıyordu arkadaşlar. Diğer insanların aklına bile gelmeyen şeyler hakkında kafa yoruyordu. Mesela bir gün katedraldeyken, tavandan sarkan devasa avizeye gözü takıldı. Avize tamir ediliyordu ve tamirci işini bitirip zinciri bırakınca sallanmaya başlamıştı.</p>
<p>Avizenin belirli bir düzene göre sallandığını fark eden Galileo, nabzını tutarak avizenin sallanma süresini belirledi. Evet, her salınımda avizenin çizdiği yay küçülüyordu ama geçen süre aynıydı. Zamanlamayı değiştiren tek unsur, zinciri uzatmak ya da kısaltmaktı.</p>
<p>Herkes aynı avizeye bakıyordu ama Galileo farklı bir şey görmüştü. Daha 19 yaşındayken bir matematik kanununu keşfetmişti bile.</p>
<p>Sarkaç kanunu.</p>
<p>Galileo bu kanunu kendi evinde de test etti. Tahminlerinin doğruluğundan emin olmak istedi. Doğru çıktı. Hem de her seferinde. Böylece bu prensibi kullanarak modern saatlerin temelini attı ve hekimler tarafından hastaların nabızlarını kontrol etmelerini sağlayan bir araç geliştirmiş oldu.</p>
<p>Matematiğe duyduğu ilgi, Galileo’nun tıp derslerinde geri kalmasına yol açıyordu arkadaşlar. Zaten tıbba hiçbir zaman merak duymamıştı. Böylece 1585’te Pisa’da geçirdiği dört yılın ardından, herhangi bir alanda diploma sahibi olmadan üniversiteden ayrıldı.</p>
<h2><strong>Galileo’nun İlk İcatları ve İlk Kitabı</strong></h2>
<p>Evine dönen Galileo, hem özel hem de herkese açık matematik dersleri vermeye başlamıştı. Bir yandan da araştırmalarına devam ediyordu. Doğayla ilgili yeni gerçekleri ortaya çıkardıkça, bunları kullanabileceği yeni yollar aramaya başlamıştı. Bir anda o çocukluğundaki icatlar yapan genç adam haline geri dönmüştü.</p>
<p>Mesela aylarca suyun doğası üzerine çalışmalar yaparak kendine şu soruları sordu:</p>
<p>Suyun üzerine konan cisimlerin batmasına sebep olan şey neydi?</p>
<p>Şelalelerin aşağı doğru yönelmeye başladığı an neresiydi?</p>
<p>Araştırmaları, Galileo’nun bir pompa sistemi keşfetmesini sağladı. Bu sistem, çiftçilerin nehirden su almalarına ve ürünlerini sulamalarına yardımcı olacaktı.</p>
<p>Bir sonraki icadı ise suyun kaldırma kuvvetini kullanan bir çeşit teraziydi. Terazinin bir yanında içi su dolu bir kap bulunuyordu. Böylece metallerin yoğunluğuna göre bir hesap yapılabiliyordu. Kuyumcular bu teraziye bayılmışlardı. Karışık metalin içinde ne kadar gümüş veya altın olduğunu tam olarak bulabiliyorlardı. Bu keşfi sayesinde Galileo ilk kitabını yazmış oldu: “Küçük terazi”</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/gidrostaticheskie-vesy2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1039" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/gidrostaticheskie-vesy2.jpg" alt="" width="611" height="463" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/gidrostaticheskie-vesy2.jpg 611w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/gidrostaticheskie-vesy2-300x227.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/gidrostaticheskie-vesy2-554x420.jpg 554w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/gidrostaticheskie-vesy2-80x60.jpg 80w" sizes="auto, (max-width: 611px) 100vw, 611px"></a></p>
<h2><strong>Sorgulayan Öğretmen</strong></h2>
<p>Olağanüstü icatlarına dair haberler tüm İtalya’ya yayılınca, Pisa Üniversitesi 1589 yılında matematik dersleri vermesi için Galileo’ya teklifte bulundu arkadaşlar. Bu onun için büyük bir fırsattı. 4 yıl önce diploma almadan üniversiteyi bırakan Galileo şimdi profesör olarak geri dönüyordu.</p>
<p>Üniversitede Galileo’nun, o bilim insanına has sorgulamacı karakteri iyice açığa çıkmaya başlamıştı. Mesela öğretmenlerin giydiği cübbeyi giymeyi reddediyordu. Galileo’ya göre bu bir onur değil, saçma ve rahatsız edici bir şeydi. Cübbelerle dalga geçince üniversite yönetimi maaşını kesti.</p>
<p>O dönemde Avrupa’daki birçok üniversitenin yaptığı gibi Pisa Üniversitesi de eğitimlerinde Antik Yunan filozof Aristoteles’in çalışmalarını esas alıyordu. Aristo; mantık, fizik, biyoloji, zooloji, astronomi, etik, metafizik, psikoloji, dilbilim, ekonomi, siyaset ve retorik gibi birçok konuda eserler vermişti. Modern bilimin gelişimine kadar Avrupa ve İslam coğrafyasındaki bilimsel faaliyetlerin temelini onun çalışmaları oluşturuyordu. Anlayacağınız arkadaşlar, o dönemde evrendeki her sorunun cevabı Aristo’nun çalışmalarında aranıyordu.</p>
<p>Galileo’nun da sınıfında, Aristoteles’in fikirlerini öğretmesi gerekiyordu. Fakat Galileo, Aristoteles’in bazı öğretilerini sorgulayacak cesareti gösterebilmişti.</p>
<p>Örneğin Aristo, ağır nesnelerin hafif olanlara oranla çok daha hızlı düştüğünü söylemişti. Neredeyse 2 bin yıl boyunca bundan şüphe eden tek bir kişi bile olmadı. Bir çekicin bir tüye göre daha hızlı düşmesi insanların aklına yatıyordu. Fakat Galileo, aynı anda yere çarpan farklı boyutlarda dolu taneleri olduğunu görünce tüm nesnelerin aynı hızla düştüğü sonucuna vardı.</p>
<p>Diğer bilim insanları Galileo’nun bu görüşüyle alay ettiler. O kim oluyordu da Aristoteles gibi birinin görüşlerini sorgulayabiliyordu?</p>
<h4><strong>Galileo’nun Deneyi</strong></h4>
<p>Galileo hipotezini doğrulamak için bir deney yapmaya karar verdi. Birkaç profesörle birlikte Pisa’nın eğik kulesinin en tepesine çıktı. Yanında 5 kiloluk bir gülle ve 500 gramlık bir bilye vardı. Eğer Aristo haklıysa gülle bilyeye kıyasla yere 10 kat daha hızlı düşmeliydi. Fakat ikisini aynı anda yere bırakınca bırakın 10 kat hızlı düşmesini, iki cisim neredeyse aynı anda yere çarpmıştı. Galileo bu deneyle hipotezini doğrulamış oldu.</p>
<p>Biz bugün artık biliyoruz ki arkadaşlar hava sürtünmesinin olmadığı bir ortamda kütleleri ne olursa olsun iki cisim aynı anda yere çarpar. Bu deney 1971 yılında Apollo 15 göreviyle yeniden doğrulandı. Hava sürtünmesinin olmadığı bu ortamda, Astronot David Scott, bir çekici ve tüyü aynı anda Ay yüzeyine doğru bıraktı. Galileo’nun öngördüğü gibi iki cisim de aynı anda yüzeye çarptı.</p>
<p>Galileo bunun gibi deneylerle bazı otoritelere göre sorun yaratan adam imajı çizmiş olsa da öğrencileri tarafından çok seviliyordu. Hatta dersleri o kadar kalabalık oluyordu ki bazı öğrenciler ayakta dinlemek zorunda kalıyordu.</p>
<h2><strong>Padua Üniversitesi</strong></h2>
<p>1591 yılında Galileo ile üniversite arasındaki 3 yıllık sözleşmenin sonuna gelindi. Sözleşmenin yenilenmeyeceğini anlayan Galileo istifa etti. Çok kötü bir dönemde işsiz kalmıştı. Babasını yeni kaybetmişti. Bu yüzden ailesini geçindirebileceği bir iş bulmalıydı. Neyse ki kısa süre içinde kendisine Padua Üniversitesi tarafından yeni bir teklif yapıldı. Böylece matematik öğretmeni olarak eski işindeki maaşının iki katıyla öğretmenliğe yeniden başlayacaktı. Fakat Galileo o dönemde o kadar parasız kalmıştı ki arkadaşlar, yeni üniversitesine atla yolculuk edemedi. 160 km’lik yolu yürümek zorunda kaldı.</p>
<p>Galileo Padua’ya vardığında 28 yaşındaydı. Padua Üniversitesi özgür düşünceye önem veriyordu. Burası tam kendisine göreydi. İlerleyen yıllarda Padua’da geçirdiği yılları hayatının en mutlu yılları olarak değerlendirecekti. Burada kısa zamanda matematik bölümünün başına geçti ve 18 yıl boyunca bu makamda kaldı.</p>
<p>Genç asilzadeler, eğitim almak için Avrupa’nın her yanından Padua Üniversitesi’ne akın ediyorlardı. Bu kişiler ülkelerine, Galileo’nun düşüncelerini de götürüyorlardı. Böylece Galileo’nun şöhreti tüm Avrupa’da yayılmaya başlamıştı.</p>
<h2><strong>Yeni Hayatı ve İlk Aşkı</strong></h2>
<p>Şimdi gelin Galileo’nun en mutlu yıllarım dediği bu dönemde biraz da aşk hayatından bahsedeyim size arkadaşlar.</p>
<p>Galileo Padua’da profesörlük yaparken tatil için sık sık Venedik’e giderdi. Burası insanı büyüleyen kanalların olduğu bir şehirdi ve bu kanallarda kayıklarla dolaşılırdı. Şehrin sarayı ise harika sanat eserlerine ev sahipliği yapıyordu.</p>
<p>İşte bu harika şehirdeki tatillerinden birinde Galileo, Marina Gamba isminde bir kadına aşık oldu. Fakat Marina, Galileo’ya nazaran daha aşağı bir toplumsal tabakadan olduğu için evlenmeleri zordu. Üstelik o dönemde bir profesörden beklenen kendisini tamamen çalışmalarına adamasıydı.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen Galileo ve Marina arasında uzun süren bir ilişki yaşandı. Hatta çocuk sahibi bile oldular. İki kızları ve bir oğulları oldu. Galileo ailesinden hiçbir şeyi esirgemedi. Yıllar sonra Padua’dan ayrıldıktan sonra ise Marina’yla ayrılacaklar ve Marina başkasıyla evlenecekti. Buna rağmen Galileo ömrünün geri kalanında Marina’yla dostluğunu sürdürdü.</p>
<p>Bir gün başına gelense Galileo’nun hayatını tepetaklak edecekti. Sıcak bir öğle saatinde iki arkadaşıyla biraz kestirmek için bodrum katındaki bir odayı tercih etmişlerdi. Yakınlardaki mağaradan çıkan zehirli gazlar bir yolunu bulup odaya sızmıştı. Üç arkadaş gazdan zehirlendiler. İkisi hayatını kaybetti ama Galileo hayatta kalmıştı.</p>
<p>Kalmıştı kalmasına fakat haftalarca yataktan çıkamadı. Bu zehirlenme hayatının sonuna dek sağlık sorunları yaşamasına sebep oldu. Ayrıca artık geçindirmesi gereken iki ailesi olduğundan maddi sıkıntılar yaşamaya başlamıştı. Neyse ki buluşları ona biraz para kazandırıyordu.</p>
<h2><strong>Diğer İcatları</strong></h2>
<p>Mesela 1597’de, geometrik ve askeri pergel adı verilen yeni bir alet daha icat etmişti. Kullanan kişi pergeli hafifçe kaydırarak zor matematik problemlerini çözebiliyordu. Gemi yapımcıları pergeli, gemi yapımına başlamadan önce tasarımların ölçeklerini maketler üzerinde test etmek için kullanabiliyor, cephedeki generaller ise ordularını savaş meydanına yerleştirmek ve değişik boyutlarda toplara konulacak barut miktarını belirlemek için kullanıyorlardı.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1041" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_2507-022_944.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1041" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_2507-022_944.jpg" alt="" width="944" height="721" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_2507-022_944.jpg 944w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_2507-022_944-300x229.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_2507-022_944-768x587.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_2507-022_944-696x532.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_2507-022_944-550x420.jpg 550w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_2507-022_944-80x60.jpg 80w" sizes="auto, (max-width: 944px) 100vw, 944px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Galileo’nun pergeli</figcaption></figure>
<p>Bir başka buluşu ise termometrenin ilk örneklerinden biri olmuştu. Bu aletle insanlar ilk defa hava sıcaklığını ölçebildiler.</p>
<p>Galileo’nun bütün çalışmaları sadece icatları üzerine değildi arkadaşlar. Fizik alanında da önemli araştırmalar yapmaya devam etti. Yine aklında, düşen cisimler vardı. Tüm cisimlerin düşüş sırasında hız kazandıklarının farkındaydı fakat tam olarak ne kadarlık bir hız söz konusuydu?</p>
<p>Galileo işte bunu belirleyen matematik kuralını bulmakta kararlıydı.</p>
<p>Önce cisimlerin düşüşünü yavaşlatmak için tahtadan bir rampa yaptı. Rampanın üzerine eşit aralıklarla konulmuş ve uçlarında ziller bulunan ipler bağladı. Sonra metal bir topu rampadan aşağı bıraktı. Top ipleri geçtikçe, çalan ziller, önceden hesaplanmış bir mesafede topun ne kadar ivme kazandığının hesaplamasını sağlıyordu.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_0624-010_944.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1042" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_0624-010_944.jpg" alt="" width="944" height="841" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_0624-010_944.jpg 944w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_0624-010_944-300x267.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_0624-010_944-768x684.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_0624-010_944-696x620.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/8855_3082_0624-010_944-471x420.jpg 471w" sizes="auto, (max-width: 944px) 100vw, 944px"></a></p>
<p>Tüm bu çalışmaların ardından Galileo, harekete dair yeni bir yasayı daha keşfetmişti. Düşen toplar; bir, üç, beş ve yedi oranıyla ivme kazanıyorlardı. Yani kat edilen mesafe geçen sürenin karesiyle orantılıydı. Galileo buna tek sayılar yasası adını verdi. Rampayı biraz daha dikleştirerek yasayı üst üste teste tabi tuttuğunda her seferinde aynı sonucu bulmuştu.</p>
<p>Keskin zekâsı, dünyaya, o güne kadar yaşamış birçok bilim insanından daha fazla katkı sağlamaya başlamıştı. Ama henüz asıl büyük icadını yapmamıştı. Onu yaptığında dünya tarihi bir daha eskisi gibi olmayacaktı.</p>
<h2><strong>Galileo’nun Teleskobu</strong></h2>
<p>1608 yılında Hans Lipperhey adında Hollandalı bir mercek yapımcısı bir tüpün içine, biri dışbükey diğeri içbükey olacak şekilde iki mercek yerleştirdiğinde bunun uzakları yakın gösteren bir alete dönüştüğünü fark etmişti.</p>
<p>Küçük dürbün adı verilen bu tüp ilk çıktığında sadece oyuncak olarak satılıyordu. Fakat Galileo bu haberi öğrendiğinde aletin önemini hemen kavradı. Venedik donanması uzaktaki düşman gemilerini tespit etmek için bu aleti kullanabilirdi. Bir liman kenti olan Venedik, Avrupa’daki en büyük donanmaya sahipti ve bu icat sayesinde en iyi donanmaya da sahip olabilirdi.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1043" class="wp-caption alignright"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/6ab5e05868daf6de41d03495cba33820.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1043" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/6ab5e05868daf6de41d03495cba33820-211x300.jpg" alt="" width="211" height="300" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/6ab5e05868daf6de41d03495cba33820-211x300.jpg 211w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/6ab5e05868daf6de41d03495cba33820-721x1024.jpg 721w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/6ab5e05868daf6de41d03495cba33820-696x989.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/6ab5e05868daf6de41d03495cba33820-296x420.jpg 296w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/6ab5e05868daf6de41d03495cba33820.jpg 736w" sizes="auto, (max-width: 211px) 100vw, 211px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Galileo’nun ilk teleskobu</figcaption></figure>
<p>Galileo hemen kendi dürbününü yapmak için çalışmalara başladı. İlk önce mercek taşlamayı ve cilalamayı öğrendi. Kısa bir süre sonra en az Lipperhey’inki kadar kaliteli bir dürbün yapmayı başardı. Hatta bununla da yetinmedi objeleri 10 kat büyük gösteren daha iyi bir alet yaptı. Buna daha sonra teleskop adı verilecekti. Artık bilimsel ve askeri amaçlarla kullanılmaya hazırdı.</p>
<p>Galileo kentin yöneticilerine yaptığı teleskobunu göstermek için hemen Venedik’e gitti. Yöneticiler sırayla denize baktılar ve teleskop sayesinde çıplak gözle görülenden üç saat önce bile gemileri tespit edebileceklerini fark ettiler. Şaşkına dönmüşlerdi. Galileo bu icadı karşılığında maaşına zam ve Padua Üniversitesi’nde ömür boyu çalışma garantisi aldı.</p>
<h2><strong>Gözlemsel Astronominin Başlangıcı</strong></h2>
<p>Evine döndüğünde mercek parçalarını tekrar tekrar şekillendirerek teleskobunu geliştirmeye devam etti. İnsan gözünden 30 kat daha büyük gösteren bir alet haline gelmişti. Galileo artık teleskobunu gökyüzüne çevirebilirdi.</p>
<p>Önce Ay’a çevirdi teleskobunu…</p>
<p>Onun Aristo’nun söylediği gibi, pürüzsüz, kristal bir küre olmadığını aynı Dünya gibi vadilerden, dağlardan, kraterlerden oluştuğunu gördü.</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1044 size-full" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2.jpg" alt="" width="1000" height="750" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2.jpg 1000w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2-300x225.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2-768x576.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2-696x522.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2-560x420.jpg 560w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2-80x60.jpg 80w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/2-265x198.jpg 265w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px"></a></p>
<p>Sonra Orion Kuşağı’na baktığında çıplak gözle gördüğünden çok daha fazla yıldız olduğunu fark etti…</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/800px-Orion_Belt.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1045 size-full" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/800px-Orion_Belt.jpg" alt="" width="800" height="636" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/800px-Orion_Belt.jpg 800w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/800px-Orion_Belt-300x239.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/800px-Orion_Belt-768x611.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/800px-Orion_Belt-696x553.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/800px-Orion_Belt-528x420.jpg 528w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px"></a></p>
<p>Ama asıl heyecanı gözünü Jüpiter’e çevirdiğinde yaşadı. O an dünyanın değişmesine neden oldu…</p>
<p><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-1046" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-1024x576.jpg" alt="" width="696" height="392" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-1024x576.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-300x169.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-768x432.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-696x392.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-1068x601.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault-747x420.jpg 747w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/maxresdefault.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a></p>
<p>Jüpiter’in çevresinde yıldızlar vardı. Hem de üç tane. Dedi ki: “Bu büyük bir rastlantı olmalı.” Sonraki gece tekrar baktığında yıldızların hareket ettiğini fark etti. Bir hafta sonra ise bu yıldızlara bir dördüncüsü eklenmişti. En sonunda Galileo bunların Jüpiter’in etrafında dönen dört uydusu olduğunu anladı. Yıldız değillerdi.</p>
<p>Bu inanılmaz bir keşifti. 1500 yıldır ilk defa Güneş sistemiyle ilgili yeni bir keşif yapılıyordu. Yüzyıllardır süregelen Aristo öğretileri tamamıyla yanlıştı. Hani Dünya merkezdi. Her şey onun etrafında dönüyordu. O zaman Jüpiter’in etrafında dönen bu uydular neden Dünya’yı merkez almamıştı? Yoksa Dünya merkezde değil miydi?</p>
<p>Kısa bir süre sonra bu savını destekleyecek bir keşif daha yaptı. Teleskobuyla birkaç gece Venüs’ü gözlemlediğinde tıpkı Ay gibi evreleri olduğunu keşfetti. Gezegenin önce küçük bir dilimi, ardından kürenin yarısı ve son olarak da tamamı aydınlanıyordu. Galileo bu evrelerin tek bir açıklaması olabileceğini anladı. Venüs, Güneş’in yörüngesinde dönüyor ve onun ışığını yansıtıyordu.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1047" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-1047" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob-1024x500.jpg" alt="" width="696" height="340" srcset="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob-1024x500.jpg 1024w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob-300x146.jpg 300w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob-768x375.jpg 768w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob-696x340.jpg 696w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob-1068x521.jpg 1068w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob-861x420.jpg 861w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob-533x261.jpg 533w, https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/MAdob.jpg 1250w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px"></a><figcaption class="wp-caption-text">Venüs’ün evreleri</figcaption></figure>
<p>Galileo tüm bu gerçekleri keşfettikten sonra Dünya’nın evrenin merkezi olmadığını anladı. Kopernik’in heliosentrik, yani Güneş merkezli sistemi kesinlikle doğru gibi görünüyordu. Ama o dönemde öyle insanlar vardı ki, bazıları gözleriyle görse bile Jüpiter’in uydularını inkâr etmekten geri durmadılar.</p>
<p>Sonra, Galileo’nun Jüpiter’i incelerken elde ettiği büyük başarı doğal olarak onu Satürn’e bakmaya itti. Ancak teleskobunun gücü Satürn’ü doğru yorumlamasına imkân vermedi. Satürn, Galileo’ya, bir büyük küre ve yanında da ona çok yakın iki küre olmak üzere üç cisimden oluşuyormuş gibi geldi.</p>
<h4><strong>Ay Sallantısı</strong></h4>
<p>Galileo’nun muhteşem keşiflerinin sonuncusu ise Ay sallantısıyla alakalıydı. Ve gerçekten 17.yüzyılda elinde bulunan ilkel teleskopla bu olgunun varlığını keşfetmesi, onun gözlem zekâsını, teleskopla ulaştığı diğer başarılardan çok daha fazla gözler önüne seriyor.</p>
<p>Ay sallantısı şu demek arkadaşlar:</p>
<p>Ay’ın sürekli aynı yüzünün Dünya’ya baktığını biliyoruz. Fakat Ay’ın yüzeyindeki lekelere ve işaretlere ilişkin dikkatli gözlemler yapıldığında görülüyor ki bir aylık periyot içerisinde kısa süreli bir değişim söz konusu. Bu değişim, Ay’ın yüzeyinin işte bu görselde gördüğümüz gibi yüzde 59’unu görmemizi sağlıyor.</p>
<figure aria-describedby="caption-attachment-1048" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/Lunar_libration_with_phase2.gif"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1048" src="https://holosen.org/wp-content/uploads/2022/09/Lunar_libration_with_phase2.gif" alt="" width="356" height="334"></a><figcaption class="wp-caption-text">Ay sallantısı (librasyon)</figcaption></figure>
<p>Galileo bu muhteşem keşiflerinin ardından hemen bir kitap yazmaya koyuldu. Böylece gezegenler, yıldızlar, Ay ve teleskop yapımı hakkında yaptığı çizimleri içeren kitap, Latince “Sidereus Nuncius”, Türkçesiyle “Yıldızlardan Gelen Haber” 1610’da basılmış oldu. Bu kitap astronomik gözlemlere dayalı olarak yayımlanan ilk bilimsel çalışmaydı. Bu kitap gözlemsel astronominin başlangıcıydı.</p>
<h2><strong>Galileo’nun Kiliseyle Ters Düşmesi</strong></h2>
<p>Galileo yaptığı tüm bu keşiflerden sonra kilisenin gözüne iyice batmaya başlamıştı arkadaşlar. Din adamları bu Güneş merkezli evren görüşünün İncil’e ters düştüğünü öne sürdüler. Bu apaçık kâfirlikti. Dönemin bazı âlimleri onun fikirlerini topa tutan kitaplar kaleme aldılar.</p>
<p>O dönemde Katolizmin ağır etkisi altındaki İtalya topraklarında, Papa her türlü yetkiye sahipti. 1600’lü yıllar hem büyük gerilimlerin yaşandığı hem de bilgi tohumlarının atıldığı bir dönemdi. Bir yanda evrenin kilise tarafından dayatılan ve o güne kadar kabul gören anlayışı, diğer yanda ise bilime ışık tutan yepyeni buluşlar vardı. İncil, Dünya’nın yaratıldıktan sonra sabitlendiğini ve sonsuza kadar sabit kalacağını söylüyordu ve Galileo dönemine kadar Aristo danışılacak tek kaynaktı.</p>
<p>Aristo’nun görüşlerine alternatif görüşler getiren ilk bilim insanı Dünya’nın değil Güneş’in merkezde olduğunu ileri süren Polonyalı astronom Nikolas Kopernik’ti. Ardından da Galileo gelip bunu kanıtladığını iddia ediyordu. Ama bu nasıl olabilirdi ki? Yani Dünya’nın kozmik evrendeki yeri önemsiz, alelâde bir yer miydi?</p>
<p>Bu düşünceyi benimseyen ilk gökbilimci aslında ne Kopernik’ti ne de Gelileo’ydu arkadaşlar. Aristocu kapalı evren görüşünden ilk sıyrılan, İtalyan filozof Giordano Bruno’ydu. Bruno Güneş’i, sistemimizin merkezi olarak kabul etmekle kalmamış aynı zamanda evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve evrende Dünya’dan başka birçok gezegenin bulunduğunu söylemişti. İddialarında ısrarlı olunca engizisyon tarafından yargılanmış ve sapkın ilan edilip Roma’da canlı canlı yakılarak idam edilmişti.</p>
<h2><strong>Dünya Sabit Değildir</strong></h2>
<p>İncil’de yazanlarla bilimsel gerçeklerin çelişmemesi gerektiğine inanan Galileo, aslında son derece dindar bir adamdı. Kâfirlik suçlamasının ölümden bile beter olduğunu düşündü. Ama kilise, Dünya’nın sabit olduğu fikrinden vazgeçmiyordu. Dünyanın hareket halinde olması durumunda bunun fark edilebileceğini savunuyorlardı.</p>
<p>Galileo, Dünya’nın, biz fark etmesekte hareket halinde olabileceğini onlara anlatmaya çalıştı. Bizde bugün bunu çok kolay bir şekilde açıklayabiliyoruz arkadaşlar.</p>
<p>Şöyle düşünün; 100 km sabit hızla giden bir trenin içinde gözleriniz kapalı halde hareket etseydiniz o trenin hareket halinde mi yoksa duruyor mu olduğunu anlayamazdınız. Burada trenin sallanması ya da titreşimleri gibi etkenleri yok sayıyoruz tabii ki. İşte Dünya’da Güneş’in etrafında bu şekilde hareket etmesine rağmen çok düşük ivmelerle hareket ettiği için hareketini algılayamayız.</p>
<h2><strong>Zor Zamanlar</strong></h2>
<p>Galileo’nun kiliseyi ikna etmek için gösterdiği bütün bu çabalar boşa gitti. Kilise Galileo’ya Güneş merkezli teorisini terk etmesini emrederek yapılacak her türlü araştırmayı yasakladı. Eğer kurallara uymazsa onun hakkında suç duyurusunda bulunulacak ve Engizisyon Mahkemesi’nde yargılanacaktı. Çaresiz kalan Galileo kilisenin taleplerini kabul etti ve 1616’da Kopernik Teorisi resmen yasaklandı. Ardından Kopernik’in kitabı yasaklı kitaplar listesinde yerini aldı. İlerdeki yedi boyunca Galileo tartışmalardan uzak bir yaşam sürdü. Başka konuları araştırmaya koyuldu. Uzaklara bakmak yerine mikroskobuyla minik canlıları inceledi.</p>
<p>1623’te Galileo’ya heyecan verici haberler ulaştı. Katolik kardinaller, 8.Urban’ı Papa olarak seçmişlerdi. 8.Urban Bilim konusunda daha ileri görüşlüydü ve Galileo’nun çalışmalarına hayrandı.</p>
<p>Galileo bir sonraki yıl kendisine bir ziyarette bulundu. Kopernik’in günmerkezli teorisi konusunda getirilen yasaklamanın kaldırılmasının mümkün olup olmadığını sordu. Urban bunu hemen yapamayacağını fakat Kopernik’in teorisinin tartışmaya açılmasının problem olmayacağını söyledi. Fakat Galileo’yu bir konuda uyardı:</p>
<p>“Söz konusu teoriyi kanıtlanmamış bir iddia şeklinde sunmaya özen göstermelisin.”</p>
<p>Evine dönen Galileo hevesle tüy kalemine sarıldı. Birbiriyle arkadaş olan üç karakter yarattı. Bu karakterler evrenin merkezinde Güneş’in mi yoksa Dünya’nın mı olduğu konusunda bir tartışma yapıyorlardı. Böylece Galileo’nun bir diğer kitabı “İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog” 1632’de Papa ve Engizisyon’un izniyle basıldı.</p>
<p>Basıldı basılmasına ancak Papa Galileo’dan günmerkezli evren modelini savunmamasını istemişti. Ama o isteneni yapmadığı için Papa’yı karşısına almış oldu. Böylece Katolik Kilisesi 1632’de Galileo’ya resmen dava açtı. Artık hayatı tehlikedeydi.</p>
<h2><strong>Galileo’nun Engizisyon Mahkemesi’nde Yargılanması</strong></h2>
<p>1633 yılında ilk kez Engizisyon Mahkemesi’nin huzuruna çıkan Galileo direk din düşmanlığı ile suçlanmadı. Ama teorisini savunmamak üzere 17 yıl önce emir verilmişti. Bu yüzden bütün deliller aleyhineydi.  Sorgulamanın ikinci gününde Galileo, kendisini savunmayı bıraktı ve af dilemeye başladı. Onu bekleyen büyük tehlikenin farkına varmıştı. Yaşlıydı, sağlığı kötüydü ve korkmuştu.</p>
<p>Mahkemenin üçüncü gününde kiliseye ve dine karşı suç işlemekten hüküm giydi. Yargıçlar Galileo’nun her türlü cezayı hak ettiğini söylediler. Sonuç gayet açıktı ya işkence görecekti ya da idam edilecekti.</p>
<p>Fakat yargıçlar Kopernik’in teorisinin hatalı olduğunu açıklaması halinde Galileo’nun en kötü cezalardan kurtulabileceğini söylediler.</p>
<p>Galileo çaresizlik içerisinde derin bir acı çekmeye başlamıştı. Mahkemenin dördüncü gününde kendisine imzalaması için bir itirafname verildi. Bu zor anda yüreği burkularak Dünya’nın Güneş etrafında dönmediğini belirten bu belgeyi herkesin huzurunda okumaya başladı. Bilimsel gerçekleri bir bir reddediyordu:</p>
<p>“Ben Floransalı, rahmetli Vincenzo Galilei’nin oğlu yetmiş yaşındaki Galileo. Güneş’in evrenin merkezinde bulunduğu ve Dünya’nın onun etrafında hareket ettiğini savunan bu hatalı görüşten tamamıyla vazgeçiyorum.”</p>
<p>Ertesi gün kilise kararını açıkladı. İbret olsun diye Galileo’yu yine de cezalandırdı. Ömrünün sonuna dek ev hapsine mahkûm edilmişti. Kitabının toplanıp yakılmasına karar verildi. Kitap yazması yasaklandı. Karar meydanlarda okundu. Üniversitelere gönderildi.</p>
<p>O günden sonra evi, hayatı boyunca Galileo’nun hücresi oldu ama suskun kalmaya niyetli değildi. Hareketin ve maddenin fiziği üzerine yazdığı son kitap, İtalya’dan gizlice çıkarıldı ve 1638 yılında Hollanda’da yayımlandı. “İki Yeni Bilim Üzerine Diyaloglar” adlı bu eser geleceğin bilim insanlarına ışık tutacaktı. Kendisi tutsak olsa da Galileo’nun fikirleri dünyanın dört bir köşesine yayılıyordu.</p>
<h2><strong>Ölümü ve Sonrası</strong></h2>
<p>Galileo Galilei 8 Ocak 1642’de ev hapsinin 9.yılında doğal sebeplerden hayata veda etti arkadaşlar. Fakat mirası yaşamaya devam etti. Bıraktığı eserler bilim dünyasına ışık oldu. Geçtiğimiz yüzyılın en önemli bilim insanı Albert Einstein bile Galileo için şöyle demiş:</p>
<p>“Galileo modern fiziğin hatta tüm modern bilimlerin babasıdır.”</p>
<p>İşte Galileo bu kadar önemli bir bilim insanıydı.</p>
<p>1700’lü yıllarda Güneş merkezli sistem görüşü yavaş yavaş kabul görmeye başladı. 1835 yılında ise kilise, Galileo ve Kopernik’in çalışmalarının üstündeki yasakları kaldırdı. 1992’de Papa II. John Paul, Kilise’nin Galileo’ya karşı hatalı davranışı nedeniyle pişmanlık duyduğunu açıkladı.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Ve geldik sonuç kısmına. Galileo yaptığı tüm bu çalışmalarıyla adını tarihe altın harflerle yazdırdı arkadaşlar. Ama yaptığı asıl önemli şey şu:</p>
<p>Bilimsel çalışmalar için üç aşamadan oluşan bir yöntem geliştirdi:</p>
<p>Analiz, matematiksel kanıtlama ve deney.</p>
<p>Bilimsel yöntem adı verilen yöntemi kullanan ilk bilim insanı oydu. Ayrıca bilimin temel sorusunu “niçin”den “nasıl”a çeviren de oydu:</p>
<p>Cisimler bırakıldığında nasıl düşer? Teleskop nasıl daha yakın gösterir?</p>
<p>Onun yaşadığı dönemde “nasıl”ı bulmak için de “niçin” sorusu soruluyordu. Fakat bu şekilde olgu veya olaylar arasında bağ kurmak çok zordu. Dolayısıyla bilimin ilerlemesi de yavaştı.</p>
<p>Kopernik, “Bilimsel Devrim” olarak adlandırılan süreci başlattı. Onun ardından gelen Brahe, Galileo, Kepler ve Newton’la da devrim devam etti. Galileo, gerçekten de bu devrimi devrim yapan, onun içini dolduran bilim insanlarından biriydi. Çünkü o sadece geçmişi derinlemesine incelemekle yetinmeyip, kendi dönemini ve geleceği bile kurgulayarak, Isaac Newton gibi kendinden sonra gelecek bilim insanlarına yol gösterdi. Onlar da bu devrimi devam ettirdi. Zaten Newton da Galileo’ya ve kendinden önceki birçok bilim insanına atıfta bulunarak şöyle demişti:</p>
<p>“Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.”</p>
<p></p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><strong>Fikir Mimarları Dizisi – 18 “Galileo: Dünya’yı Döndüren Adam” – HÜSEYİN GAZİ TOPDEMİR</strong></p>
<p><strong>Büyük Gökbilimciler – ROBERT S. BALL</strong></p>
<p><strong>Bilim Tarihi – JOHN GRIBBIN</strong></p>
<p><a href="https://www.academia.edu/1017912/GALILEONUN_B%C4%B0L%C4%B0MSEL_%C3%87ALI%C5%9EMALARI_%C3%9CZER%C4%B0NE_DE%C4%9EERLEND%C4%B0RME" target="_blank" rel="noopener">https://www.academia.edu/1017912/GALILEONUN_B%C4%B0L%C4%B0MSEL_%C3%87ALI%C5%9EMALARI_%C3%9CZER%C4%B0NE_DE%C4%9EERLEND%C4%B0RME</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/galileo-galilei-biyografisi-modern-fizigin-babasi/">Galileo Galilei Biyografisi: Modern fiziğin babası</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beklenen büyük İstanbul depremi yaşanırsa ne olacak?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/beklenen-buyuk-istanbul-depremi-yasanirsa-ne-olacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/beklenen-buyuk-istanbul-depremi-yasanirsa-ne-olacak</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul depremi bugün mü olacak? Yoksa yarın mı? 1 ay sonra mı? 1 yıl sonra mı? Yoksa 10 yıl sonra mı? Gece mi olacak yoksa gündüz mü? 99 Gölcük Depremi gibi yaz sıcağını mı bekler yoksa 2023 Kahramanmaraş Depremi gibi dondurucu bir kış günü de olabilir mi? Evet çok konuşuldu. Ama konuşulması gerek. Hatta halen […]
Beklenen büyük İstanbul depremi yaşanırsa ne olacak? yazısı ilk önce Holosen üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://holosen.org/wp-content/uploads/2023/12/istanbul-deprem-bolgeleri-haritasi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jan 2025 16:21:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Beklenen, büyük, İstanbul, depremi, yaşanırsa, olacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul depremi bugün mü olacak? Yoksa yarın mı? 1 ay sonra mı? 1 yıl sonra mı? Yoksa 10 yıl sonra mı? Gece mi olacak yoksa gündüz mü? 99 Gölcük Depremi gibi yaz sıcağını mı bekler yoksa 2023 Kahramanmaraş Depremi gibi dondurucu bir kış günü de olabilir mi?</p>
<p>Evet çok konuşuldu. Ama konuşulması gerek. Hatta halen yeteri kadar konuşulmuyor. Ve arada sırada olan küçük depremlerin üzerinden biraz zaman geçtikten sonra da unutuluyor.</p>
<p>Deprem ne zaman olacak, tam nerede olacak ve büyüklüğü ne olacak bilinmez ama bütün bilim insanlarının buluştuğu tek bir ortak nokta var. Mesele İstanbul’da büyük bir deprem olup olmayacağı değil, ne zaman olacağı.</p>
<p>Felaket tellallığı yapıyorum diye kızmayın çünkü bu hayatın bir gerçeği. Ülkemiz dünya deprem haritasına göre oldukça tehlikeli bir konumda. Üstelik İstanbul’da 250, hatta 500 yılı aşkın süredir kırılmayan 4 fayda enerji birikimi söz konusu. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin Marmara’da 7’nin üzerinde bir deprem olacak. Bunları ben söylemiyorum. Uzmanlar ve bilim insanları söylüyor.</p>
<p>Kuzey Marmara fayının henüz kırılmayan bir ucu maalesef İstanbul’da. Kuzey Anadolu fayı 1939 yılındaki Erzincan depreminden beri parça parça kırıldı. 1939 Erzincan 7.8, 1942 Tokat 7, 1943 Samsun 7.2, 1944 Bolu 7.2, 1999 Kocaeli 7.4 ve yine 1999 Düzce 7.2. Adeta yıkılan domino taşları gibi her deprem bir sonrakini tetikledi. Peki sırada İstanbul mu var? Kesin konuşmamakla beraber sırada İstanbul’un olması oldukça yüksek bir ihtimal. Fakat sırada İstanbul olmasa ne fark eder ki? Er ya da geç sırası gelecek.</p>
<p></p>
<h2><strong>Neden Hep İstanbul’dan Bahsediyoruz?</strong></h2>
<p>Peki neden hep İstanbul diyoruz? Başka yerler risk altında değil mi? Elbette risk altında. Bu haritada gördüğünüz kırmızı alanların tamamı 1. derecede risk barındırıyor. 2023 Şubat’ında bu hat üzerindeki her şehrin büyük tehlike altında olduğunu iki büyük deprem felaketiyle acı bir şekilde tecrübe ettik. Fakat İstanbul’un bu kadar çok konuşulmasının başka bir sebebi var. İstanbul depremi ne Gölcük depremine ne de Kahramanmaraş depremlerine benzeyecek.</p>
<p>Bildiğiniz gibi İstanbul Türkiye’nin kalbi. Beyin başkent Ankara olsa da eğer kalp durursa beyne giden kan durur ve tüm vücut fonksiyonları da işlevini kaybeder. İstanbul hem nüfus yoğunluğu ile ön planda, hem de ekonomik anlamda Türkiye’nin lokomotifi olduğu için olası İstanbul depremi tüm ülkeyi krize sokabilir. İşte bu yüzden de İstanbul daha çok konuşuluyor.</p>
<p>99 depreminde merkez üssü olan Gölcük’ten tam 100 km uzakta İstanbul Avcılar’da bile binalar yıkıldı ve yüzlerce kişi yaşamını yitirdi. İstanbul genelinde binlerce bina ağır hasar aldı. Peki Marmara Denizi’nin kuzeyinden geçen fay üzerinde, İstanbul’a 20 km uzaklıkta, belki daha bile yakın gerçekleşebilecek bir büyük depremin yaratabileceği yıkımı ve felaketi tahmin edebiliyor musunuz?</p>
<p>Biraz bundan bahsedelim.</p>
<p>Öncelikle yaptığım araştırmalarda fark ettiğim bir şey var. Sizlerle de paylaşmak istiyorum. Hiçbir bilim insanı ve siyasi, oluşacak bilançonun vahametini tam olarak açıklayabilme cesaretinde bulunamıyor maalesef. Çünkü tablo gerçekten ürkütücü.</p>
<h2><strong>TMMOB Raporu</strong></h2>
<p>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin 2017 yılında yayımladığı İstanbul Deprem Raporuna göre; İstanbul’da yaşanabilecek en kötü senaryo 1509 yılında yaşanan 7.7 büyüklüğündeki depreme benzer bir depremin yaşanması olacaktır. O yıllarda İstanbul ve Galata’daki nüfus yaklaşık 160 bin kişiydi ve 35 bin hane vardı. Ve yaşayan nüfusa göre 1000’de 31’lik bir ölüm oranı yaşandı. Günümüz İstanbul’unda ikameti olmadan yaşayanlar da dahil 20 milyona yakın kişinin yaşadığını düşünürsek, benzer bir deprem benzer bir hasar ile 625 bin can kaybına yol açabilir.</p>
<p>Buna, eski yapı standartlarıyla şimdikilerin aynı olmadığı, eskilerin günümüze göre daha az gelişmiş olduğu gerekçesiyle itiraz edebilirsiniz. Fakat İstanbul’daki tarihi yapılara baktığımızda durumun hiç de böyle olmadığını görüyoruz. Bazıları yüzlerce yıl geçmesine rağmen hâlâ ayakta. Üstelik o yıllarda yapılar şehrin en sağlam ve kayaç zeminleri üzerine yapılıyordu. Günümüze geldiğimizde ise nüfusun hızlı artışı nedeniyle yerleşim her bölgeye yayıldı. Dere yatakları ve gevşek zeminler binalarla doldu. Üstelik binaların kat sayısı arttı. Tüm bu faktörler gelecek benzer bir depremin bilançosunun daha da fazla olacağını açıkça gösteriyor.</p>
<p>Maalesef son günlerde televizyonlarda sözü edilen bazı deprem bilançoları fazlasıyla iyimser kalıyor olabilir. İstanbul’da nüfusun büyük bir kısmı 1. derece deprem bölgesinde yaşıyor. Mevcut yapı stoğunun yaklaşık %50’si kaçak ve %40’ı deprem ömrünü tamamlamış. 99 depreminden yeterince ders almadığımız için yapı denetimleri gerektiği gibi yapılmamış. Ve bu çürük binaların dönüştürülmesi işi hem çok maliyetli hem de çok zaman istiyor.</p>
<p>625 bin can kaybının yaşanacağı bir deprem ne demek? Lütfen bir düşünün. 7.7 büyüklüğündeki olası bir deprem 7.4’lük Gölcük depreminden 3 kat daha güçlü bir deprem demek. Aradaki o 0.3 puanlık fark hiç de küçümsenecek bir rakam değil.</p>
<p>Peki böyle bir deprem olması durumunda neler olabilir gelin bir bakalım. Fakat şunu unutmayın bu en kötü senaryonun yaşanması durumunda olabilecek olanlar.</p>
<h2><strong>Olası En Kötü İstanbul Depremi Senaryosu</strong></h2>
<p>İstanbul’un 1. derece deprem bölgesinde bulunan dayanıksız yapıların çoğu yıkılacak. Marmara Denizi içerisinde oluşabilecek heyelanlar sonucunda tsunami dalgaları depremden hemen sonra kıyılara zarar verecek ve yeni can kayıplarına sebep olacak. İstanbul’un tamamı enkazlardan çıkan toz bulutlarıyla kaplanacak. Elektrikler kesilecek ve mobil iletişim günlerce erişilemeyecek duruma geleceğinden yardım çağrıları gönderilemeyecek. Büyük depremden sonra oluşacak artçı depremler yeni can kayıplarını beraberinde getirecek. Çıkan yangınlar, gaz sızıntıları, elektrik kaçaklarıyla birçok insan hayatını kaybetmeye devam edecek.</p>
<p>Milyonlara varan sayıda insan enkaz altında kaldığı için yeterli kurtarma yardımı kesinlikle sağlanamayacak ve bu yüzden altın değerinde olan ilk saatlerde ağır yaralılar birer birer can verecek. Yıkılan binaların enkazlarından dolayı İstanbul’da yollar neredeyse tamamen kapanacak. Bu durum yardımların ulaşmasını çok daha zor hale getirecek. İnanılmaz bir kaos ortamı oluşacak. Açlık ve susuzluk had safhaya varacak. Eğer kış ise ilk günlerden donarak ölümler başlayacak. Hayatta kalma içgüdüsü bazı kötü niyetli insanların gasp, hırsızlık ve adam öldürmeye varabilecek kadar canileşmesine yol açacak.</p>
<p>Enkazdan çıkarılan yaralılar için hastane ve ilaç imkanları yetersiz kalacak. İnsanlar hastanelerde bile hayatlarını kaybedecek. Sağ kalanlar İstanbul’dan akın akın ayrılacak. Eğer yaz mevsimi ise ölü bedenler sıcağın da etkisiyle dayanılmaz bir koku yayacak. Mikrobik hastalıklar inanılmaz derecede yayılmaya başlayacak. Yüzbinlerce cesedi muhafaza etme ve ayrı ayrı defnetme imkanı olmadığı için toplu mezarlar kazılacak. Bazı insanlar yakınlarının cenazesine hiçbir zaman ulaşamayacak.</p>
<p>İlk haftalarda ülkenin yardım stokları ve maddi imkanları tamamen eriyecek. İlerleyen haftalarda Türk ekonomisi çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak ve devlet dış kaynaklardan yardım talep etmeye başlayacak. Türk lirası çok fazla değer kaybedecek. Enflasyon tavan yapacak. Gıda ve ilaç sadece İstanbul için değil tüm iller için sorun haline gelecek. Kıtlık baş gösterecek. Bazı büyük şirketler depremin yarattığı ekonomik çöküş nedeniyle bir daha toparlanamayacak. Ülkenin bu durumunu fırsat bilen bazı devletler yardım vaatleri altında Türkiye’yi boyunduruğu altına almaya çalışacak.</p>
<h2><strong>Deprem Ne Zaman, Nerede ve Kaç Büyüklüğünde Olabilir?</strong></h2>
<p>Peki büyük İstanbul depremi yaklaşıyor mu? Ne zaman, nerede ve kaç büyüklüğünde olacak? İnanın bana konuşulması gereken konular bunlar değil. Deprem yarın olsa ya da 1 ay sonra, 1 yıl sonra, 5 yıl sonra olsa ne fark eder ki? Eğer hazır değilsek sonuç değişmeyecek. Yine can kayıpları, yaralanmalar ve ekonomik çöküş getirecek. Ama yine de merak ediyorsanız bugünkü <a href="https://holosen.org/category/bilim/">bilim</a>, depremin yerini ve zamanını tespit etmeye yetmiyor maalesef. Ancak geçmişteki depremlerin istatistikleri ve tektonik hareketlerin takip edilmesi sonucu önümüzdeki 30 yıl içerisinde yüzde 70 ihtimalle bir deprem olması ihtimalinden bahseden uzman sayısı hiç de az değil. Ayrıca kırılması beklenen fayın tek seferde kırılması sonucu 7.6 civarı bir deprem, 2 seferde kırılması sonucu ise 7.1 civarı iki deprem olabileceği de söyleniyor.</p>
<p>Bunların haricinde tartışmalara konu olan bir mesele de Kuzey Marmara Fayında meydana gelen küçük depremlerin gelecek büyük depremin enerjisini boşalttığı meselesi. Fakat üzülerek söylüyorum ki bu yanlış. 7 büyüklüğündeki bir depremin enerjisine ulaşabilmesi için 5 büyüklüğünde 900 deprem olması gerekiyor. Artık siz hesap edin ne kadar enerji boşalması yaşanmış olabilir? Enerjinin boşalması bir yana dursun, küçük depremlerin gelecek büyük depremin tarihini daha da öne çektiği konusu büyük oranda kabul görmüş durumda. Yani bunlar apaçık uyarı depremleri.</p>
<h2><strong>Deprem Esnasında Ne Yapmalıyız?</strong></h2>
<p>Peki madem mevzuatta ve bilim insanı konusunda eksiğimiz olmamasına rağmen hala her şey olması gerektiği gibi yapılmıyor, binalar rant uğruna gevşek zeminlere inşa ediliyor, açgözlü müteahhitler daha fazla kazanmak için malzemeden çalıyorsa, biz ne yapabiliriz?</p>
<p>Mesela kendi kendimizi eğitebiliriz.</p>
<p>En başta artık söylemeye bile gerek olmasa da bir deprem çantası edinmemiz gerekiyor. Daha sonra ise açıklama kısmında linkini bulabileceğiniz Afad resmi sitesinde bulunan <a href="https://www.afad.gov.tr/deprem-aninda-neler-yapmalisiniz">deprem esnasında yapılması gerekenler</a> yazısını lütfen bir okuyun. Ben bunların arasından iki maddeye özellikle değinmek istiyorum ki en çok yapılan hataların bunlar olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Birincisi</strong> deprem esnasında sadece birkaç saniye içerisinde terk edebileceğiniz bir pozisyondaysanız bulunduğunuz binayı terk edin. Onun dışında kesinlikle dolgun, mukavemeti güçlü bir eşyanın yanında ana rahmi pozisyonunda yaşam üçgeni oluşturun. Çoğumuz daha önce yıkıcı bir depremle karşılaşmadığımız için sallantıların orta büyüklükteki depremler gibi yavaş yavaş şiddetinin artacağını düşünüyor ve binaların 30-40 saniye sonra yıkılacağı gibi bir yanılgıya düşüyoruz. Halbuki yıkıcı bir deprem aniden ve şiddetli bir şekilde vuracağı için eğer içerisinde bulunduğunuz bina sağlam değilse sadece birkaç saniye içerisinde bile çökme tehlikesi doğuyor. Bu sebeple üst katlardaysanız kaçmanız kesinlikle imkansız olacak ve kaçarken üzerinize çöken beton yığınlarından dolayı ölme riskiniz çok daha fazla artacaktır.</p>
<p><strong>İkincisi</strong> ise depremden sonra eğer sizin durumunuz iyiyse hemen yakınlarınızı aramak için telefona sarılmayın. Böyle bir durumda hemen durum değerlendirmesi yapın ve açacağınız telefonun fayda sağlayacağından emin değilseniz telefonu kullanmayın. Bu sayede gerçekten ihtiyacı olan insanları zor durumda bırakmamış olursunuz. Çünkü bildiğiniz üzere her büyük depremde herkes telefona sarıldığı için GSM operatörlerinin hatları kilitleniyor. Eğer durumunuz acil değilse telefon açmak yerine WhatsApp gibi mesajlaşma uygulamalarını kullanmalısınız. Böylece o esnada yaralanmış ya da yangın gibi bir felaketle karşı karşıya kalmış insanların acil durum hatlarına bağlanabilmesine müsaade etmiş olursunuz.</p>
<h2><strong>Sonuç:</strong></h2>
<p>Dilerim ki beklenen Marmara depremi biraz daha gecikir ve bu süre zarfında özellikle kentsel yenileme projeleri hızlanarak binalar depreme dayanıklı hale getirilir. Umarım son deprem gerçekten eksikliklerimizi anlamak adına bir uyarı görevi görür ve yetkililer önlemlerini alırlar.</p>
<p>Sonuç olarak deprem ne bizim hayatımızın her gününü zindana çevirecek bir korku salmalı ne de hiç kâle almayı gerektirmeyecek kadar önemsizleştirilmeli. Eğer önlemimizi alırsak ve doğru zeminlerde doğru yapı teknikleriyle ve kaliteli malzemeyle yapılan yapılarda yaşarsak endişe etmemizi gerektirecek hiçbir şey kalmaz. Aynı Japonya’da olduğu gibi. Bu uyarı depremlerini hem biz hem de devlet ve kamu kuruluşları bir fırsat bilmeli ve derhal dönüşüm çalışmalarını hızlandırmalıdır. Depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz ama neler yapmamız gerektiğini biliyoruz!</p>
<p></p>
<h2><strong>Kaynaklar ve İleri Okuma:</strong></h2>
<p><a href="https://www.tmmob.org.tr/sites/default/files/rapor_2017_son.pdf">https://www.tmmob.org.tr/sites/default/files/rapor_2017_son.pdf</a></p>
<p><a href="https://www.afad.gov.tr/deprem-aninda-neler-yapmalisiniz">https://www.afad.gov.tr/deprem-aninda-neler-yapmalisiniz</a></p>
<p><a href="https://t24.com.tr/haber/depremin-buyuklugu-ve-siddeti-arasindaki-fark-nedir,841424">https://t24.com.tr/haber/depremin-buyuklugu-ve-siddeti-arasindaki-fark-nedir,841424</a></p>
<p><a href="https://www.trthaber.com/haber/infografik/77-ve-74-arasinda-ne-kadar-fark-var-744520.html" target="_blank" rel="noopener">https://www.trthaber.com/haber/infografik/77-ve-74-arasinda-ne-kadar-fark-var-744520.html</a></p>
<p><a href="https://holosen.org/beklenen-buyuk-istanbul-depremi-yasanirsa-ne-olacak/">Beklenen büyük İstanbul depremi yaşanırsa ne olacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://holosen.org/">Holosen</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Süper bakteri için korkutan uyarı: 40 milyon kişi hayatını kaybedebilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/super-bakteri-icin-korkutan-uyari-40-milyon-kisi-hayatini-kaybedebilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/super-bakteri-icin-korkutan-uyari-40-milyon-kisi-hayatini-kaybedebilir</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmalara göre, antibiyotiklere dirençli bakteriler tehlikeli derecede güçlendi. Bilim insanları, &quot;hastane mikrobu&quot; olarak da bilinen bakteriler sebebiyle 2050 yılına kadar yaklaşık 40 milyon kişinin hayatını kaybedeceğini öngörüyor.Süper bakteri krizi derinleşiyor. 2050 yılına kadar yaklaşık 40 milyon kişi, &quot;Hiçbir ilaç fayda etmeyeceği için.&quot; ölecek.Onlarca ülkeden mikrobiyoloji uzmanlarının oluşturduğu araştırma ekibi, 204 ülkede 30 yıllık hasta kayıtlarını mercek altına aldı.Antibiyotiğe dirençli bakteriler sebebiyle gerçekleşen ölümlerin 70 yaş üstü hastalarda yüzde 80 arttığı tespit edildi.Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada gelecek 25 yıl içerisinde antibiyotiğe dirençli enfeksiyon vakalarının yüzde 70 oranında artacağı vurgulandı.Bu durum, bilinen tüm ilaçlar ve antibiyotikler kullanıldığı halde 39 milyon kişinin hayatını kaybedeceği anlamına geliyor.
Antibiyotiğe karşı en çok direnç geliştiren bakterinin ise MRSA olarak da bilinen Stafilokokus Aureus olduğu, bu enfeksiyon sebebiyle gerçekleşen ölümlerin 1990 ve 2021 yılları arasındaki iki kattan fazla artarak 130 bini aştığı ifade ediliyor.Özellikle yoğun bakımdaki hastalarda &quot;kan zehirlenmesi&quot; gibi ciddi komplikasyonlara hatta ölüme yol açabilen bu bakterilerin,, en güçlü antibiyotiklerle bile zorlukla yok edilebildiği ifade ediliyor.Gereksiz antibiyotik kullanımının, bakterilerin direnç kazanmasını hızlandırdığı biliniyor.Bilim insanları antibiyotiğe dirençli bakterilerin güçlenmesi ile gelecekte en basit enfeksiyonların bile ölümcül hale gelebileceği uyarısında bulunuyor.Küresel ısınma ile birlikte kutup buzlarının içinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan mikropların da yayılabileceği belirtilirken, dirençli bakteri krizinin daha da ciddileşmesinden endişe ediliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T17sXWz7LE-EPgwoVDR5tw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Süper, bakteri, için, korkutan, uyarı:, milyon, kişi, hayatını, kaybedebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T17sXWz7LE-EPgwoVDR5tw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Süper bakteri için korkutan uyarı: 40 milyon kişi hayatını kaybedebilir"><p>Araştırmalara göre, antibiyotiklere dirençli bakteriler tehlikeli derecede güçlendi. Bilim insanları, "hastane mikrobu" olarak da bilinen bakteriler sebebiyle 2050 yılına kadar yaklaşık 40 milyon kişinin hayatını kaybedeceğini öngörüyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ftuma4uw-E-jcrWXkPl3bA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Süper bakteri krizi derinleşiyor. 2050 yılına kadar yaklaşık 40 milyon kişi, "Hiçbir ilaç fayda etmeyeceği için." ölecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lcjLQ-2PTUGl7CYavXP3wQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Onlarca ülkeden mikrobiyoloji uzmanlarının oluşturduğu araştırma ekibi, 204 ülkede 30 yıllık hasta kayıtlarını mercek altına aldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_Cu9TFlrx0CT31ndd80ngA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antibiyotiğe dirençli bakteriler sebebiyle gerçekleşen ölümlerin 70 yaş üstü hastalarda yüzde 80 arttığı tespit edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SkdgO2P2fUyL8qa7BrTVkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada gelecek 25 yıl içerisinde antibiyotiğe dirençli enfeksiyon vakalarının yüzde 70 oranında artacağı vurgulandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eumzjzl_z0WnVMGLzko8eQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu durum, bilinen tüm ilaçlar ve antibiyotikler kullanıldığı halde 39 milyon kişinin hayatını kaybedeceği anlamına geliyor.
Antibiyotiğe karşı en çok direnç geliştiren bakterinin ise MRSA olarak da bilinen Stafilokokus Aureus olduğu, bu enfeksiyon sebebiyle gerçekleşen ölümlerin 1990 ve 2021 yılları arasındaki iki kattan fazla artarak 130 bini aştığı ifade ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vla0cYxxVUK9CKo_U1gpIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle yoğun bakımdaki hastalarda "kan zehirlenmesi" gibi ciddi komplikasyonlara hatta ölüme yol açabilen bu bakterilerin,, en güçlü antibiyotiklerle bile zorlukla yok edilebildiği ifade ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IihSHc2nOEisNwuatIYcQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gereksiz antibiyotik kullanımının, bakterilerin direnç kazanmasını hızlandırdığı biliniyor.Bilim insanları antibiyotiğe dirençli bakterilerin güçlenmesi ile gelecekte en basit enfeksiyonların bile ölümcül hale gelebileceği uyarısında bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7-k1U1cJREaTVUG_AtEprw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Küresel ısınma ile birlikte kutup buzlarının içinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan mikropların da yayılabileceği belirtilirken, dirençli bakteri krizinin daha da ciddileşmesinden endişe ediliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni araştırma: Süper bakteri 39 milyondan fazla insanı öldürecek!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yeni-arastirma-super-bakteri-39-milyondan-fazla-insani-oeldurecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yeni-arastirma-super-bakteri-39-milyondan-fazla-insani-oeldurecek</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir küresel analize göre, &quot;süper bakteriler&quot; 2050 yılına kadar 39 milyondan fazla insanı öldürecek ve özellikle yaşlı insanlar risk altında olacak. İlaç direncine bağlı ölümler, aşılama ve hijyen alanındaki gelişmelerin etkisiyle çok küçük çocuklar arasında azalırken, çalışma yaşlılar için tam tersi bir eğilim olduğunu ortaya koyuyor.Yüzyılın ortasına kadar, dünya genelinde yılda 1,91 milyon insanın doğrudan antimikrobiyal direnç (AMR) nedeniyle öleceği tahmin ediliyor.AMR, bakterilerin evrim geçirerek onlarla savaşmak için kullanılan ilaçların artık işe yaramaması anlamına geliyor.2021&#039;de bu sayı 1,14 milyondu. AMR&#039;nin yıllık 8,2 milyon ölümde rol oynayacağı öngörülüyor.  Lancet&#039;te yayınlanan çalışma, Antimikrobiyal Direnç Üzerine Küresel Araştırma Projesi tarafından yürütüldü ve zaman içindeki AMR eğilimlerinin ilk küresel analizi olarak öne çıkıyor.  MİLYONLARCASI ÖNLENEBİLİRAraştırmacılar, 204 ülke ve bölgeden elde edilen verileri kullanarak 1990&#039;dan 2021&#039;e kadar olan ölüm tahminlerini ve 2050&#039;ye kadar uzanan tahminleri ortaya koydu.  Ayrıca enfeksiyonların daha iyi önlenmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin iyileştirilmesinin yanı sıra yeni antibiyotiklerin üretilmesi yoluyla dünya çapında milyonlarca ölümün önlenebileceğini tespit ettiler.  Çalışmanın yazarı, Washington Üniversitesi Sağlık Ölçümleri Enstitüsü&#039;nden (IHME) Dr. Mohsen Naghavi şunları söyledi:“Antimikrobiyal ilaçlar modern sağlık hizmetlerinin temel taşlarından biri ve bu ilaçlara karşı artan direnç önemli bir endişe kaynağı. Bu bulgular, AMR&#039;nin on yıllardır önemli bir küresel sağlık tehdidi olduğunu ve bu tehdidin giderek büyüdüğünü vurgulamaktadır.” HEDEF YÜZDE 10Küresel liderler bu ay Birleşmiş Mlletler Genel Kurulu sırasında antimikrobiyal direnci görüşmek üzere New York&#039;ta bir araya gelecek.Liderlerin antimikrobiyal dirence karşı önlemlerin artırılmasına ilişkin siyasi bir deklarasyonu yeniden teyit etmeleri beklenirken, kampanyacılar 2030 yılına kadar AMR ölümlerinin yüzde 10 oranında azaltılması hedefini de içermesini umuyor.  Dünyanın dört bir yanındaki kurumlardan 500&#039;den fazla araştırmacının katıldığı çalışmada, 1990 ile 2022 yılları arasında 5 yaş altı çocuklar arasında görülen AMR ölümlerinde 488 binden 193 bine “kayda değer” bir düşüş olduğu tespit edildi. Bu rakamların 2050 yılına kadar tekrar yarıya inmesi bekleniyor.  &quot;70 YAŞ ÜSTÜNDE YÜZDE 146 ARTACAK&quot;Bununla birlikte, küçük çocuklarda enfeksiyona bağlı ölümlerin sayısı azalırken, bu ölümlerin ilaca dirençli bakterilerden kaynaklanma olasılığı giderek artıyor.  Diğer tüm yaş gruplarında da ölüm oranları artış kaydediyor. 70 yaş üstü nüfusta AMR ölümleri otuz yılda yüzde 80 arttı ve 2050 yılına kadar yüzde 146 artarak 512 bin 353&#039;ten 1,3 milyona çıkması bekleniyor.  Hırvatistan&#039;daki North Üniversitesi&#039;nde yardımcı doçent ve IHME&#039;de doçent olan Dr. Tomislav Maestrovic, bu eğilimin hızla yaşlanan nüfusu yansıttığını ve yaşlı insanların enfeksiyona karşı daha savunmasız olduğunu söyledi.REAKSİYONA DAHA YATKINLAR  Maestrovic, “AMR enfeksiyonlarının yaklaşık dörtte üçü, (örneğin hastane enfeksiyonlarıyla) bağlantılı ve hızla yaşlanan nüfus da daha fazla hastane bakımı gerektiriyor” dedi. Yaşlı insanlar diyabet ve kalp hastalığı gibi daha fazla kronik hastalığa sahip. Örneğin, bir IV (damar içi) hat takarsınız, enfekte olur, kana bakteri bulaşır, bu bakterilerin daha dirençli olması muhtemeldir” diye konuştu.  Aşılamanın yaşlı insanlarda genellikle daha az etkili olduğunu çünkü bağışıklık sisteminin yaşla birlikte bozulduğunu ve yaşlı insanların antibiyotiklere reaksiyon göstermeye daha yatkın olduğunu da sözlerine ekledi.  COVID-19 DÖNEMİNDE GEÇİCİ AZALMA YAŞANDI  2021&#039;deki AMR ölümleri 2019&#039;a göre daha düşüktü, ancak araştırmacılar bunun Covid-19 kontrol önlemleri nedeniyle daha az enfeksiyon  yaşandığı için yalnızca geçici bir azalma olabileceğini söyledi.  Çalışma, gelecekte en fazla ölümün Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi Güney Asya ülkelerinin yanı sıra güney ve doğu Asya ile Sahra altı Afrika&#039;nın diğer bölgelerinde meydana geleceğini öngörüyor.  Bu bölgeler halihazırda AMR&#039;de en yüksek büyümenin görüldüğü bölgeler arasında ve genel enfeksiyon bakımının iyileştirilmesi ve antibiyotiklere erişimin genişletilmesinden en büyük faydalardan bazılarını görebilirler. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HT41ENQhRUaXQUUkZMUCgw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yeni, araştırma:, Süper, bakteri, milyondan, fazla, insanı, öldürecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HT41ENQhRUaXQUUkZMUCgw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Yeni araştırma: Süper bakteri 39 milyondan fazla insanı öldürecek!"><p>Yeni bir küresel analize göre, "süper bakteriler" 2050 yılına kadar 39 milyondan fazla insanı öldürecek ve özellikle yaşlı insanlar risk altında olacak. İlaç direncine bağlı ölümler, aşılama ve hijyen alanındaki gelişmelerin etkisiyle çok küçük çocuklar arasında azalırken, çalışma yaşlılar için tam tersi bir eğilim olduğunu ortaya koyuyor.</p><p>Yüzyılın ortasına kadar, dünya genelinde yılda 1,91 milyon insanın doğrudan antimikrobiyal direnç (AMR) nedeniyle öleceği tahmin ediliyor.</p><p>AMR, bakterilerin evrim geçirerek onlarla savaşmak için kullanılan ilaçların artık işe yaramaması anlamına geliyor.</p><p>2021'de bu sayı 1,14 milyondu. AMR'nin yıllık 8,2 milyon ölümde rol oynayacağı öngörülüyor.  Lancet'te yayınlanan çalışma, Antimikrobiyal Direnç Üzerine Küresel Araştırma Projesi tarafından yürütüldü ve zaman içindeki AMR eğilimlerinin ilk küresel analizi olarak öne çıkıyor.  <strong>MİLYONLARCASI ÖNLENEBİLİR</strong></p><p>Araştırmacılar, 204 ülke ve bölgeden elde edilen verileri kullanarak 1990'dan 2021'e kadar olan ölüm tahminlerini ve 2050'ye kadar uzanan tahminleri ortaya koydu.  Ayrıca enfeksiyonların daha iyi önlenmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin iyileştirilmesinin yanı sıra yeni antibiyotiklerin üretilmesi yoluyla dünya çapında milyonlarca ölümün önlenebileceğini tespit ettiler.  Çalışmanın yazarı, Washington Üniversitesi Sağlık Ölçümleri Enstitüsü'nden (IHME) Dr. Mohsen Naghavi şunları söyledi:</p><p>“Antimikrobiyal ilaçlar modern sağlık hizmetlerinin temel taşlarından biri ve bu ilaçlara karşı artan direnç önemli bir endişe kaynağı. Bu bulgular, AMR'nin on yıllardır önemli bir küresel sağlık tehdidi olduğunu ve bu tehdidin giderek büyüdüğünü vurgulamaktadır.” </p><p><strong>HEDEF YÜZDE 10</strong></p><p>Küresel liderler bu ay Birleşmiş Mlletler Genel Kurulu sırasında antimikrobiyal direnci görüşmek üzere New York'ta bir araya gelecek.</p><p>Liderlerin antimikrobiyal dirence karşı önlemlerin artırılmasına ilişkin siyasi bir deklarasyonu yeniden teyit etmeleri beklenirken, kampanyacılar 2030 yılına kadar AMR ölümlerinin yüzde 10 oranında azaltılması hedefini de içermesini umuyor.  Dünyanın dört bir yanındaki kurumlardan 500'den fazla araştırmacının katıldığı çalışmada, 1990 ile 2022 yılları arasında 5 yaş altı çocuklar arasında görülen AMR ölümlerinde 488 binden 193 bine “kayda değer” bir düşüş olduğu tespit edildi. Bu rakamların 2050 yılına kadar tekrar yarıya inmesi bekleniyor.  <strong>"70 YAŞ ÜSTÜNDE YÜZDE 146 ARTACAK"</strong></p><p>Bununla birlikte, küçük çocuklarda enfeksiyona bağlı ölümlerin sayısı azalırken, bu ölümlerin ilaca dirençli bakterilerden kaynaklanma olasılığı giderek artıyor.  Diğer tüm yaş gruplarında da ölüm oranları artış kaydediyor. 70 yaş üstü nüfusta AMR ölümleri otuz yılda yüzde 80 arttı ve 2050 yılına kadar yüzde 146 artarak 512 bin 353'ten 1,3 milyona çıkması bekleniyor.  Hırvatistan'daki North Üniversitesi'nde yardımcı doçent ve IHME'de doçent olan Dr. Tomislav Maestrovic, bu eğilimin hızla yaşlanan nüfusu yansıttığını ve yaşlı insanların enfeksiyona karşı daha savunmasız olduğunu söyledi.</p><strong>REAKSİYONA DAHA YATKINLAR</strong>  Maestrovic, “AMR enfeksiyonlarının yaklaşık dörtte üçü, (örneğin hastane enfeksiyonlarıyla) bağlantılı ve hızla yaşlanan nüfus da daha fazla hastane bakımı gerektiriyor” dedi. Yaşlı insanlar diyabet ve kalp hastalığı gibi daha fazla kronik hastalığa sahip. Örneğin, bir IV (damar içi) hat takarsınız, enfekte olur, kana bakteri bulaşır, bu bakterilerin daha dirençli olması muhtemeldir” diye konuştu.  Aşılamanın yaşlı insanlarda genellikle daha az etkili olduğunu çünkü bağışıklık sisteminin yaşla birlikte bozulduğunu ve yaşlı insanların antibiyotiklere reaksiyon göstermeye daha yatkın olduğunu da sözlerine ekledi.  <strong>COVID-19 DÖNEMİNDE GEÇİCİ AZALMA YAŞANDI</strong>  2021'deki AMR ölümleri 2019'a göre daha düşüktü, ancak araştırmacılar bunun Covid-19 kontrol önlemleri nedeniyle daha az enfeksiyon  yaşandığı için yalnızca geçici bir azalma olabileceğini söyledi.  Çalışma, gelecekte en fazla ölümün Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi Güney Asya ülkelerinin yanı sıra güney ve doğu Asya ile Sahra altı Afrika'nın diğer bölgelerinde meydana geleceğini öngörüyor.  Bu bölgeler halihazırda AMR'de en yüksek büyümenin görüldüğü bölgeler arasında ve genel enfeksiyon bakımının iyileştirilmesi ve antibiyotiklere erişimin genişletilmesinden en büyük faydalardan bazılarını görebilirler.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya alarm veriyor! Doğal afetler 3 bin canlı türünü yok edebilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunya-alarm-veriyor-dogal-afetler-3-bin-canli-turunu-yok-edebilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunya-alarm-veriyor-dogal-afetler-3-bin-canli-turunu-yok-edebilir</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde 3 binden fazla canlı türü, doğal afetler nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Araştırmalar, bu türlerin çoğunun, deprem, kasırga ve volkanik patlama gibi felaketlere karşı savunmasız bölgelerde yaşadığını ortaya koydu. Uzmanlar, acil koruma önlemlerinin alınması gerektiği konusunda uyardı.Sao Paulo Araştırma Vakfı (FAPESP) tarafından finanse edilen bir çalışmada, deprem, kasırga, tsunami ve volkanik patlamalar gibi doğal afetlerin, 3 binden fazla kara omurgalı türünü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı tahmin ediliyor.Çalışmanın baş yazarı Fernando Gonçalves, &quot;Dünya genelinde 8 bin 813 türün çok küçük bir nüfusa ve sınırlı bir yaşam alanına sahip olduğunu tespit ettik. Bu türlerin yüzde 42&#039;si (3 bin 722) son 50 yılda bir veya daha fazla tehlikeli doğal olayın yaşandığı bölgelerde bulunuyor&quot; dedi.Araştırmanın , maksimum bin 100 olgun birey nüfusuna sahip ya da 2 bin 500 kilometrekareden daha küçük bir alanda yaşayan amfibiler, kuşlar, memeliler ve sürüngen türlerini içeriyor. Doğal afetlerin yaşandığı bölgelerde bulunan türler, bu durumdan daha fazla etkileniyor.Adalarda yaşayan türlerin yüzde 70&#039;inin doğal afetlerden etkilendiği vurgulanırken, bu türlerin yüzde 34&#039;ünün Meksika&#039;nın güneyinden Arjantin&#039;in kuzeyine kadar uzanan Neotropik bölgesinde yer aldığı belirtiliyor.Araştırmacılar, tehlike altındaki türlerin korunması için ekolojik koridorlar oluşturulması, esaret altında üreme ve popülasyonların güvenli alanlara taşınması gibi önlemler öneriyor. Bu türlerin korunması, biyoçeşitliliğin sürdürülmesi açısından kritik önem taşıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I9ShSZ88i0qSvXOeTXKBqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, alarm, veriyor, Doğal, afetler, bin, canlı, türünü, yok, edebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I9ShSZ88i0qSvXOeTXKBqQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya alarm veriyor! Doğal afetler 3 bin canlı türünü yok edebilir"><p>Dünya genelinde 3 binden fazla canlı türü, doğal afetler nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Araştırmalar, bu türlerin çoğunun, deprem, kasırga ve volkanik patlama gibi felaketlere karşı savunmasız bölgelerde yaşadığını ortaya koydu. Uzmanlar, acil koruma önlemlerinin alınması gerektiği konusunda uyardı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KThyo3BUskKMXz0zQI4xRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sao Paulo Araştırma Vakfı (FAPESP) tarafından finanse edilen bir çalışmada, deprem, kasırga, tsunami ve volkanik patlamalar gibi doğal afetlerin, 3 binden fazla kara omurgalı türünü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı tahmin ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uFmWBBToPk6j1nCCQPUOaQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın baş yazarı Fernando Gonçalves, "Dünya genelinde 8 bin 813 türün çok küçük bir nüfusa ve sınırlı bir yaşam alanına sahip olduğunu tespit ettik. Bu türlerin yüzde 42'si (3 bin 722) son 50 yılda bir veya daha fazla tehlikeli doğal olayın yaşandığı bölgelerde bulunuyor" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rSjmSthx00apWR-AXpY4YA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın , maksimum bin 100 olgun birey nüfusuna sahip ya da 2 bin 500 kilometrekareden daha küçük bir alanda yaşayan amfibiler, kuşlar, memeliler ve sürüngen türlerini içeriyor. Doğal afetlerin yaşandığı bölgelerde bulunan türler, bu durumdan daha fazla etkileniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/szKMutcZ_0GWT7eR7xeCdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adalarda yaşayan türlerin yüzde 70'inin doğal afetlerden etkilendiği vurgulanırken, bu türlerin yüzde 34'ünün Meksika'nın güneyinden Arjantin'in kuzeyine kadar uzanan Neotropik bölgesinde yer aldığı belirtiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b3FQD8q1tUeqX7gGLG_A2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, tehlike altındaki türlerin korunması için ekolojik koridorlar oluşturulması, esaret altında üreme ve popülasyonların güvenli alanlara taşınması gibi önlemler öneriyor. Bu türlerin korunması, biyoçeşitliliğin sürdürülmesi açısından kritik önem taşıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ay tutulması nasıl, nereden izlenir? Ay tutulmasını izlerken dikkat edilmesi gerekenler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ay-tutulmasi-nasil-nereden-izlenir-ay-tutulmasini-izlerken-dikkat-edilmesi-gerekenler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ay-tutulmasi-nasil-nereden-izlenir-ay-tutulmasini-izlerken-dikkat-edilmesi-gerekenler</guid>
<description><![CDATA[ 18 Eylül’de parçalı Ay tutulması gerçekleşecek. Türkiye saati ile 05.45’te gerçekleşen maksimum tutulma sırasında Ay yuvarlağının %8’i Dünya&#039;nın gölgesinden geçiyor. Peki, Ay tutulması nasıl, nereden izlenir? Ay tutulmasını izlerken dikkat edilmesi gerekenleri derledik.Dünya, Güneş ile Ay arasında yer alır. Yani bu sefer Dünya’nın gölgesi Ay üzerine düşecektir. Ay Dünya etrafındaki yörüngesinde ilerlerken, eğer uygun bir konumda ise, Ay’ın bir kısmı veya tamamı Dünya’nın gölge konisinin içine girecektir. Ay’ın Dünya’nın gölge konisine girip çıkması birkaç saat sürebilir.Ay tutulması, Ay dolunay evresindeyken gerçekleşir. Sırasıyla Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geleceği için Ay tutulmasının Dünya’da geceyi yaşayan yerlerden gözlenebileceği kolaylıkla anlaşılabilir.Ay tutulmasını dilediğiniz gözlem aracı ile gözleyebilirsiniz. Buna çıplak gözle gözlem yapmak da dâhildir. Ancak Güneş tutulmasını uygun bir filtreye sahip gözlem araçları ile izlemeniz gerekir. Çıplak gözle direkt olarak Güneş’e bakmamalısınız.Bu durum Güneş tutulması için de geçerlidir. İsli cam, röntgen filmi, güneş gözlüğü ve benzeri yöntem ve araçlarla Güneş tutulmasına bakılmamalıdır. Aksi hâlde, körlük de dâhil olmak üzere, gözlerinize ciddi zararlar verebilirsiniz. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9d7cyEZhuEOLzRIBw5ZzSw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>tutulması, nasıl, nereden, izlenir, tutulmasını, izlerken, dikkat, edilmesi, gerekenler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9d7cyEZhuEOLzRIBw5ZzSw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ay tutulması nasıl, nereden izlenir? Ay tutulmasını izlerken dikkat edilmesi gerekenler"><p>18 Eylül’de parçalı Ay tutulması gerçekleşecek. Türkiye saati ile 05.45’te gerçekleşen maksimum tutulma sırasında Ay yuvarlağının %8’i Dünya'nın gölgesinden geçiyor. Peki, Ay tutulması nasıl, nereden izlenir? Ay tutulmasını izlerken dikkat edilmesi gerekenleri derledik.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kscru3A600yt81EU4JAojg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya, Güneş ile Ay arasında yer alır. Yani bu sefer Dünya’nın gölgesi Ay üzerine düşecektir. Ay Dünya etrafındaki yörüngesinde ilerlerken, eğer uygun bir konumda ise, Ay’ın bir kısmı veya tamamı Dünya’nın gölge konisinin içine girecektir. Ay’ın Dünya’nın gölge konisine girip çıkması birkaç saat sürebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jnSx0-ErakGSNOU1ok-lbw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ay tutulması, Ay dolunay evresindeyken gerçekleşir. Sırasıyla Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geleceği için Ay tutulmasının Dünya’da geceyi yaşayan yerlerden gözlenebileceği kolaylıkla anlaşılabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-XG5xu8bMUiYuWE7n63pOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ay tutulmasını dilediğiniz gözlem aracı ile gözleyebilirsiniz. Buna çıplak gözle gözlem yapmak da dâhildir. Ancak Güneş tutulmasını uygun bir filtreye sahip gözlem araçları ile izlemeniz gerekir. Çıplak gözle direkt olarak Güneş’e bakmamalısınız.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Fn03cwCdrEqPw9u1HCuVAg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu durum Güneş tutulması için de geçerlidir. İsli cam, röntgen filmi, güneş gözlüğü ve benzeri yöntem ve araçlarla Güneş tutulmasına bakılmamalıdır. Aksi hâlde, körlük de dâhil olmak üzere, gözlerinize ciddi zararlar verebilirsiniz.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA paylaştı: Evrenin sesini dinleyin!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-paylasti-evrenin-sesini-dinleyin</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-paylasti-evrenin-sesini-dinleyin</guid>
<description><![CDATA[ NASA, Chandra X-ışını Gözlemevi&#039;nin 25. yıl dönümüne özel  astronomik verileri sesle deneyimlemenizi sağlayan yeni sonifikasyonlar paylaştı.Çeyrek asır önce, NASA&#039;nın Chandra X-ışını Gözlemevi&#039;nden &quot;ilk ışık&quot; görüntülerini yayınladı.Chandra&#039;nın yüksek çözünürlüklü X-ışını görüntüleme yetenekleri dünyasına bu giriş, Dünya&#039;dan yaklaşık 11 bin ışık yılı uzaklıkta bulunan patlamış bir yıldızın kalıntıları olan Cassiopeia A&#039;nın benzeri görülmemiş görüntüsünü içeriyordu. Yıllar geçtikçe, Chandra&#039;nın Cassiopeia A görüntüleri teleskobun en bilinen görüntülerinden bazıları haline geldi.NASA bu dönüm noktasının yıldönümünü kutlamak için, Cassiopeia A (Cas A) dahil olmak üzere üç görüntünün yeni seslendirmeleri yayınlandı. İşte evrenin sesleri CASSİOPEİA A&#039;NIN SESLİ YÜZÜ Cassiopeia A&#039;nın bu sonifikasyonu, Chandra&#039;nın yanı sıra NASA&#039;nın James Webb, Hubble ve emekli Spitzer uzay teleskoplarından gelen verileri de içeriyor.Tarama, kalıntının merkezindeki üçgen sesle işaretlenmiş nötron yıldızından başlıyor ve dışarı doğru ilerliyor.Chandra&#039;nın X-ışınları ayrıca uzaya doğru genişleyen patlamış yıldızdan kalan kalıntıları da ortaya çıkarıyor. Görüntünün daha parlak kısımları daha yüksek ses ve daha tiz seslerle iletiliyor.Chandra&#039;dan gelen X-ışını verileri değiştirilmiş piyano seslerine eşlenirken, sıcak gaza gömülü ısıtılmış tozu tespit eden Webb ve Spitzer&#039;den gelen kızılötesi veriler çeşitli telli ve üflemeli çalgılara atandı.Hubble&#039;ın tespit ettiği yıldızlar ise crotales veya küçük zillerle çalınıyor.30 DORADUS&#039;UN KOZMİK SENFONİSİBaşka bir yeni seslendirme, Samanyolu&#039;na yakın en büyük ve en parlak yıldız oluşum bölgelerinden biri olan 30 Doradus&#039;un kozmik manzarasını içeriyor. Bu seslendirme yine Chandra&#039;dan gelen X-ışınlarını Webb&#039;den gelen kızılötesi verilerle birleştiriyor.Chandra&#039;nın X-ışınları ve Webb&#039;in kızılötesi verileri birleşerek yıldızların ve gaz bulutlarının çeşitli seslerle temsil edilmesini sağlıyor.Görüntü boyunca sol ve sağa hareket eden sesler, parlaklığa karşılık gelirken, Chandra&#039;nın X-ışınları havadar sentezleyici sesler olarak duyuluyor. Webb&#039;in kızılötesi verileri ise daha soğuk gazları yumuşak, alçak müzikal perdelerle gösteriyor.NGC 6872&#039;NİN GALAKSİ KONÇERTOSU Son sonifikasyon, büyük bir sarmal galaksi olan NGC 6872&#039;nin optik ışık görüntüsünü seslendiriyor.Bu galaksi, Chandra&#039;nın X-ışınları tarafından rüzgar benzeri seslerle temsil edilirken, Hubble verileri galaksinin merkezindeki koyu sesler ve mavi spiral kolları daha yüksek perdeli tonlarla yansıtıyor.Arka plan galaksilerinden gelen kompakt X-ışını kaynakları ise kuş benzeri cıvıltılar yaratıyor. NGC 6872&#039;nin ön plan yıldızı, bir çarpma zili sesiyle eşleştirilmiş.Bu sonifikasyonlar, astronomik verilerin ses aracılığıyla nasıl farklı bir şekilde deneyimlenebileceğini gösterirken, evrenin derinliklerine dair yeni bir perspektif sunuyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rCKguF3jTEeWObXUImxcGQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, paylaştı:, Evrenin, sesini, dinleyin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rCKguF3jTEeWObXUImxcGQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA paylaştı: Evrenin sesini dinleyin!"><p>NASA, Chandra X-ışını Gözlemevi'nin 25. yıl dönümüne özel  astronomik verileri sesle deneyimlemenizi sağlayan yeni sonifikasyonlar paylaştı.</p><p>Çeyrek asır önce, NASA'nın Chandra X-ışını Gözlemevi'nden "ilk ışık" görüntülerini yayınladı.</p><p>Chandra'nın yüksek çözünürlüklü X-ışını görüntüleme yetenekleri dünyasına bu giriş, Dünya'dan yaklaşık 11 bin ışık yılı uzaklıkta bulunan patlamış bir yıldızın kalıntıları olan Cassiopeia A'nın benzeri görülmemiş görüntüsünü içeriyordu. Yıllar geçtikçe, Chandra'nın Cassiopeia A görüntüleri teleskobun en bilinen görüntülerinden bazıları haline geldi.</p><p>NASA bu dönüm noktasının yıldönümünü kutlamak için, Cassiopeia A (Cas A) dahil olmak üzere üç görüntünün yeni seslendirmeleri yayınlandı. </p><p>İşte evrenin sesleri </p><p><strong>CASSİOPEİA A'NIN SESLİ YÜZÜ </strong></p><p>Cassiopeia A'nın bu sonifikasyonu, Chandra'nın yanı sıra NASA'nın James Webb, Hubble ve emekli Spitzer uzay teleskoplarından gelen verileri de içeriyor.</p><p>Tarama, kalıntının merkezindeki üçgen sesle işaretlenmiş nötron yıldızından başlıyor ve dışarı doğru ilerliyor.</p><p>Chandra'nın X-ışınları ayrıca uzaya doğru genişleyen patlamış yıldızdan kalan kalıntıları da ortaya çıkarıyor. Görüntünün daha parlak kısımları daha yüksek ses ve daha tiz seslerle iletiliyor.</p><p>Chandra'dan gelen X-ışını verileri değiştirilmiş piyano seslerine eşlenirken, sıcak gaza gömülü ısıtılmış tozu tespit eden Webb ve Spitzer'den gelen kızılötesi veriler çeşitli telli ve üflemeli çalgılara atandı.</p><p>Hubble'ın tespit ettiği yıldızlar ise crotales veya küçük zillerle çalınıyor.</p><p><strong>30 DORADUS'UN KOZMİK SENFONİSİ</strong></p><p>Başka bir yeni seslendirme, Samanyolu'na yakın en büyük ve en parlak yıldız oluşum bölgelerinden biri olan 30 Doradus'un kozmik manzarasını içeriyor. </p><p>Bu seslendirme yine Chandra'dan gelen X-ışınlarını Webb'den gelen kızılötesi verilerle birleştiriyor.</p><p>Chandra'nın X-ışınları ve Webb'in kızılötesi verileri birleşerek yıldızların ve gaz bulutlarının çeşitli seslerle temsil edilmesini sağlıyor.</p><p>Görüntü boyunca sol ve sağa hareket eden sesler, parlaklığa karşılık gelirken, Chandra'nın X-ışınları havadar sentezleyici sesler olarak duyuluyor. Webb'in kızılötesi verileri ise daha soğuk gazları yumuşak, alçak müzikal perdelerle gösteriyor.</p><p><strong>NGC 6872'NİN GALAKSİ KONÇERTOSU </strong></p><p>Son sonifikasyon, büyük bir sarmal galaksi olan NGC 6872'nin optik ışık görüntüsünü seslendiriyor.</p><p>Bu galaksi, Chandra'nın X-ışınları tarafından rüzgar benzeri seslerle temsil edilirken, Hubble verileri galaksinin merkezindeki koyu sesler ve mavi spiral kolları daha yüksek perdeli tonlarla yansıtıyor.</p><p>Arka plan galaksilerinden gelen kompakt X-ışını kaynakları ise kuş benzeri cıvıltılar yaratıyor. NGC 6872'nin ön plan yıldızı, bir çarpma zili sesiyle eşleştirilmiş.</p><p>Bu sonifikasyonlar, astronomik verilerin ses aracılığıyla nasıl farklı bir şekilde deneyimlenebileceğini gösterirken, evrenin derinliklerine dair yeni bir perspektif sunuyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsanlığı yok oluştan kurtaracak sır: Gizli bir mağarada saklanıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/insanligi-yok-olustan-kurtaracak-sir-gizli-bir-magarada-saklaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/insanligi-yok-olustan-kurtaracak-sir-gizli-bir-magarada-saklaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, insanlığın genetik bilgisini 5 boyutlu bir kristalde depolayarak yok olma tehlikesine karşı yeni bir umut sundu. Southampton Üniversitesi ekibi, milyarlarca yıl boyunca dayanabilecek bu devrim niteliğindeki teknoloji ile gelecekteki nesillere bilgi aktarımını sağlamayı hedefliyor.Southampton Üniversitesi&#039;nden bir araştırma ekibi, insan genomunu bir kristalde depolayarak insanlığı yok olmaktan geri getirme potansiyeline sahip bir teknoloji geliştirdi.Avusturya&#039;nın Hallstatt kentindeki bir tuz mağarasında bulunan kristal, İnsanlığın Hafızası arşivinde saklanıyor.
Araştırmacılara göre bu devrim niteliğindeki veri depolama formatı milyarlarca yıl boyunca varlığını sürdürebilir.
Araştırma ekibi, 5D veri depolama formatının, yüksek sıcaklıklarda bile milyarlarca yıl boyunca kayıpsız bilgi saklayabildiğini belirtti.2014 yılında Guinness Dünya Rekorları&#039;na en dayanıklı veri depolama malzemesi olarak girmeyi başaran kristal, 360 terabayta kadar veri depolama kapasitesine sahip.Araştırma ekibi, kristalin Dünya&#039;daki kimyasal ve termal açıdan en dayanıklı malzemelerden biri olan erimiş kuvarsla eşdeğer olduğunu söyledi. Donma, yangın ve bin dereceye varan sıcaklıklara kadar dayanıklı olduğu belirtildi. Kristalin ayrıca 10 tona kadar doğrudan darbe kuvvetine dayanabildiği ve kozmik radyasyona uzun süre maruz kalmasına rağmen değişmediği söylendi.Profesör Peter Kazansky liderliğindeki ekip, verileri silika içerisinde yer alan ve 20 nanometre kadar küçük özellik boyutlarına sahip nano yapılı boşluklara hassas bir şekilde yazmak için ultra hızlı lazerler kullandı.Henüz genetik bilgi ile sentetik insan yaratmak mümkün olmasa da, 5D kristali, gelecekte bu tür ilerlemeler kaydedildiğinde bilgilerin korunmasını sağlayacak. Prof. Kazansky, 2010 yılında sentetik bir bakterinin yaratıldığını hatırlatarak, &quot;5D hafıza kristali, gelecekte bitkiler ve hayvanlar gibi karmaşık organizmaların geri kazanılmasına olanak tanıyacak&quot; dedi.Kristalin üzerinde, DNA&#039;nın yapı taşları ve genlerin yerleşim düzenleri gibi evrensel elementler işlenmiş durumda. Bu görsel anahtar, kristali bulan kişiye hangi verilerin saklandığı ve nasıl kullanılabileceği konusunda bilgi veriyor.Son olarak, araştırmacılar, &quot;Kristalin içinde saklanan verilerin gelecekte bizden sonraki bir zeka tarafından alınabileceğini düşündük&quot; ifadesinde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4zFenJvyiUiJXZE_bskQmQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İnsanlığı, yok, oluştan, kurtaracak, sır:, Gizli, bir, mağarada, saklanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4zFenJvyiUiJXZE_bskQmQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İnsanlığı yok oluştan kurtaracak sır: Gizli bir mağarada saklanıyor!"><p>Bilim insanları, insanlığın genetik bilgisini 5 boyutlu bir kristalde depolayarak yok olma tehlikesine karşı yeni bir umut sundu. Southampton Üniversitesi ekibi, milyarlarca yıl boyunca dayanabilecek bu devrim niteliğindeki teknoloji ile gelecekteki nesillere bilgi aktarımını sağlamayı hedefliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KP-aKPP1d0GRZ4QDQTVmCw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Southampton Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, insan genomunu bir kristalde depolayarak insanlığı yok olmaktan geri getirme potansiyeline sahip bir teknoloji geliştirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hWsAJlC0-kSTQN9vw_kShw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avusturya'nın Hallstatt kentindeki bir tuz mağarasında bulunan kristal, İnsanlığın Hafızası arşivinde saklanıyor.
Araştırmacılara göre bu devrim niteliğindeki veri depolama formatı milyarlarca yıl boyunca varlığını sürdürebilir.
Araştırma ekibi, 5D veri depolama formatının, yüksek sıcaklıklarda bile milyarlarca yıl boyunca kayıpsız bilgi saklayabildiğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iQ92YQxIj0CbkyrzmNOVRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2014 yılında Guinness Dünya Rekorları'na en dayanıklı veri depolama malzemesi olarak girmeyi başaran kristal, 360 terabayta kadar veri depolama kapasitesine sahip.Araştırma ekibi, kristalin Dünya'daki kimyasal ve termal açıdan en dayanıklı malzemelerden biri olan erimiş kuvarsla eşdeğer olduğunu söyledi. Donma, yangın ve bin dereceye varan sıcaklıklara kadar dayanıklı olduğu belirtildi. Kristalin ayrıca 10 tona kadar doğrudan darbe kuvvetine dayanabildiği ve kozmik radyasyona uzun süre maruz kalmasına rağmen değişmediği söylendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8n1JQCDI3k-PoajGhECkGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Profesör Peter Kazansky liderliğindeki ekip, verileri silika içerisinde yer alan ve 20 nanometre kadar küçük özellik boyutlarına sahip nano yapılı boşluklara hassas bir şekilde yazmak için ultra hızlı lazerler kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I5pHciwHKUepkCrvvsNFyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Henüz genetik bilgi ile sentetik insan yaratmak mümkün olmasa da, 5D kristali, gelecekte bu tür ilerlemeler kaydedildiğinde bilgilerin korunmasını sağlayacak. Prof. Kazansky, 2010 yılında sentetik bir bakterinin yaratıldığını hatırlatarak, "5D hafıza kristali, gelecekte bitkiler ve hayvanlar gibi karmaşık organizmaların geri kazanılmasına olanak tanıyacak" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4WaGSHW5WUGWpNipbJcF0w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kristalin üzerinde, DNA'nın yapı taşları ve genlerin yerleşim düzenleri gibi evrensel elementler işlenmiş durumda. Bu görsel anahtar, kristali bulan kişiye hangi verilerin saklandığı ve nasıl kullanılabileceği konusunda bilgi veriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mwq0L7neNEuYkv4-VbNb2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son olarak, araştırmacılar, "Kristalin içinde saklanan verilerin gelecekte bizden sonraki bir zeka tarafından alınabileceğini düşündük" ifadesinde bulundu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: Ölüm ve yaşamın ötesinde üçüncü bir durum var!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-acikladi-olum-ve-yasamin-oetesinde-ucuncu-bir-durum-var</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-acikladi-olum-ve-yasamin-oetesinde-ucuncu-bir-durum-var</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, ölü bir organizmanın hücrelerinin ölümünden sonra bile işlev gösterebildiği &quot;üçüncü bir hâl&quot; keşfetti. Seattle&#039;daki Washington Üniversitesi&#039;ndeki araştırma ekibi ölü hücrelerin kendi kendine hareket edebilen, kendini onarabilen ve kopyalayabilen yeni yaşam formlarına dönüştüğünü açıkladı.Bilim insanları, yaşam ve ölümün ötesinde &quot;üçüncü bir hâl&quot; olarak adlandırdıkları yeni bir durumu keşfetti.
Geleneksel olarak yaşam ve ölüm, zıt kavramlar olarak görülse de, ölü organizmaların hücrelerinden yeni çok hücreli yaşam formlarının ortaya çıkması bu algıyı değiştirebilir.Toplumda ölüm, bir organizmanın işleyişinin geri dönüşü olmayan şekilde durması olarak kabul ediliyor. Ancak organ bağışı gibi uygulamalar, ölümden sonra bile belirli organ ve hücrelerin işlevlerini sürdürebildiğini gösteriyor.Son araştırmalar, bazı hücrelerin ölümden sonra besin, oksijen, biyoelektrik ve biyokimyasal koşullar sağlandığında yeni işlevler kazanarak çok hücreli organizmalara dönüşme kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu.
Örneğin, ölü kurbağa embriyolarından alınan deri hücreleri, laboratuvar ortamında &quot;ksenobot&quot; adı verilen yeni organizmalara dönüştü.
Bu organizmalar, orijinal biyolojik rollerinin ötesinde davranışlar sergileyerek çevrelerinde hareket edebiliyor.Bilim insanları, insan akciğer hücrelerinin de kendi kendine hareket edebilen &quot;antrobotlar&quot; adı verilen minyatür çok hücreli organizmalara dönüşebildiğini keşfetti.
Bu antrobotlar, yalnızca çevrelerinde gezinmekle kalmıyor, aynı zamanda yaralı nöron hücrelerini onarma yeteneğine de sahip.Araştırma, hücresel sistemlerin esnekliğini ve organizmaların ölüm sonrası dönemde yeni formlara dönüşme yeteneğini gözler önüne seriyor.
Üçüncü hâl, yaşamın ölümle sona ermediği, dönüşüm yoluyla devam edebileceği fikrini güçlendiriyor.Ayrıca, bu durum tıp alanında yeni tedavi olanakları sunuyor. Örneğin, antrobotlar tedavi taşıma veya hasarlı dokuları onarma gibi uygulamalarda kullanılabilir.
Sınırlı bir ömre sahip olmaları, kontrolsüz hücre büyümesini de önleyebilir. Gelecekte, tedavisinde zorlandığımız pek çok konuda daha etkili çözümler geliştirmek mümkün olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DKR8VlnGo0-Bqb5gSxyk8w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, Ölüm, yaşamın, ötesinde, üçüncü, bir, durum, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DKR8VlnGo0-Bqb5gSxyk8w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: Ölüm ve yaşamın ötesinde üçüncü bir durum var!"><p>Bilim insanları, ölü bir organizmanın hücrelerinin ölümünden sonra bile işlev gösterebildiği "üçüncü bir hâl" keşfetti. Seattle'daki Washington Üniversitesi'ndeki araştırma ekibi ölü hücrelerin kendi kendine hareket edebilen, kendini onarabilen ve kopyalayabilen yeni yaşam formlarına dönüştüğünü açıkladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HayvlvK_xEe0ZA2PlKhiwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, yaşam ve ölümün ötesinde "üçüncü bir hâl" olarak adlandırdıkları yeni bir durumu keşfetti.
Geleneksel olarak yaşam ve ölüm, zıt kavramlar olarak görülse de, ölü organizmaların hücrelerinden yeni çok hücreli yaşam formlarının ortaya çıkması bu algıyı değiştirebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SPnxOc_TV02ZvXIS4kU1WQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toplumda ölüm, bir organizmanın işleyişinin geri dönüşü olmayan şekilde durması olarak kabul ediliyor. Ancak organ bağışı gibi uygulamalar, ölümden sonra bile belirli organ ve hücrelerin işlevlerini sürdürebildiğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uyJ8BeCy_0CHNNn67yQIvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son araştırmalar, bazı hücrelerin ölümden sonra besin, oksijen, biyoelektrik ve biyokimyasal koşullar sağlandığında yeni işlevler kazanarak çok hücreli organizmalara dönüşme kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu.
Örneğin, ölü kurbağa embriyolarından alınan deri hücreleri, laboratuvar ortamında "ksenobot" adı verilen yeni organizmalara dönüştü.
Bu organizmalar, orijinal biyolojik rollerinin ötesinde davranışlar sergileyerek çevrelerinde hareket edebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Egk0ZOc7uEG2mI8-2m53wg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, insan akciğer hücrelerinin de kendi kendine hareket edebilen "antrobotlar" adı verilen minyatür çok hücreli organizmalara dönüşebildiğini keşfetti.
Bu antrobotlar, yalnızca çevrelerinde gezinmekle kalmıyor, aynı zamanda yaralı nöron hücrelerini onarma yeteneğine de sahip.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hirK4YeI50mzXAaQBjKU3A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma, hücresel sistemlerin esnekliğini ve organizmaların ölüm sonrası dönemde yeni formlara dönüşme yeteneğini gözler önüne seriyor.
Üçüncü hâl, yaşamın ölümle sona ermediği, dönüşüm yoluyla devam edebileceği fikrini güçlendiriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rv8vLEM2tkerRI5zuup_Zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, bu durum tıp alanında yeni tedavi olanakları sunuyor. Örneğin, antrobotlar tedavi taşıma veya hasarlı dokuları onarma gibi uygulamalarda kullanılabilir.
Sınırlı bir ömre sahip olmaları, kontrolsüz hücre büyümesini de önleyebilir. Gelecekte, tedavisinde zorlandığımız pek çok konuda daha etkili çözümler geliştirmek mümkün olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Piramit teorisi tartışma yarattı: Ses titreşimleri ile mi hareket ettirildi?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/piramit-teorisi-tartisma-yaratti-ses-titresimleri-ile-mi-hareket-ettirildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/piramit-teorisi-tartisma-yaratti-ses-titresimleri-ile-mi-hareket-ettirildi</guid>
<description><![CDATA[ Piramitlerin nasıl yapıldığı hala tartışılırken, bir TikTok kullanıcısının antik piramitlerle ilgili ortaya attığ komplo teorisi tartışmalara neden oldu.Mısır piramitleri, bugün hala bilim insanlarının kafalarının karışmasına neden olan antik dünyanın harikaları olarak görülüyor.Günümüzün teknolojik gelişmeleriyle karşılaştırıldığında ilkel olduğu yaygın olarak bilinen bir toplum , böylesine etkileyici bir başarıyı nasıl başarabildi?İddia edilen &quot;kanıt&quot; bir didgeridoo ( rüzgar enstrümanı) sanatçısının kayaların sesle hareket ettirilebileceğini &quot;kanıtlayan&quot; bir video paylaşmasıyla gündem oldu.Didgeridoo Dude olarak bilinen kullanıcı, TikTok hesabından &quot;Piramitler sesle inşa edildi&quot; başlıklı bir video paylaştı.
Bu videoda, didgeridoo enstrümanını kullanarak bir plastik nesneyi havada hareket ettirdiğini gösterdi.
Yorumlar bölümünde bir kişi Didgeridoo Dude&#039;un bunu bir kayayla yapıp yapamayacağını sordu.TikTok kullanıcısı, videonun devamında bir parça folyo aldığını gösterdi ancak videonun sonunda folyoyu açtığında içinde küçük bir kaya olduğu görüldü. 
Mısır piramitleri, inşaat teknikleri ve kullanılan yöntemler açısından hâlâ pek çok soru barındırıyor. Antik toplumların, günümüz teknolojisiyle karşılaştırıldığında oldukça ilkel olduğu bilinse de, bu dev yapıları nasıl inşa ettikleri büyük bir merak konusu.
Birçok bilim insanı, Mısırlıların kayaları yerden kaldırmak için eğimli rampalar ve diğer fiziksel yöntemler kullandığını düşünüyor.TikTok videosu, birçok kişi tarafından alay konusu oldu. Çoğu izleyici, adamın iddialarını gerçekçi bulmadı ve akustik levitasyonun piramitlerde kullanılan ağır taşlar üzerinde etkili olamayacağını vurguladı.
Özellikle, ses dalgalarının insanları ayaklarından yere serebilecek kadar güçlü olabileceği ancak bu gücün kayaları taşımak için yeterli olmayacağı kaydedildi.
Akustik levitasyon: Ses dalgalarının basıncını kullanarak nesneleri havada asılı tutma yöntemidirGünümüz bilimsel anlayışı, Mısır piramitlerinin nasıl inşa edildiğine dair daha mantıklı ve sağlam açıklamalar sunuyor. Bu tür komplo teorileri, tarih bilimine dair merak uyandırsa da, dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor.
Uzmanlar,  piramitlerin inşasında kullanılan yöntemler hakkında kesin bir yargıya varmak için daha fazla araştırma ve bilimsel inceleme yapılmasının şart olduğunu belirtiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/84xjNFlWLECE98Z83nZ1-w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Piramit, teorisi, tartışma, yarattı:, Ses, titreşimleri, ile, hareket, ettirildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/84xjNFlWLECE98Z83nZ1-w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Piramit teorisi tartışma yarattı: Ses titreşimleri ile mi hareket ettirildi?"><p>Piramitlerin nasıl yapıldığı hala tartışılırken, bir TikTok kullanıcısının antik piramitlerle ilgili ortaya attığ komplo teorisi tartışmalara neden oldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wpl1QU4jvEeB4-wmzUEI2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mısır piramitleri, bugün hala bilim insanlarının kafalarının karışmasına neden olan antik dünyanın harikaları olarak görülüyor.Günümüzün teknolojik gelişmeleriyle karşılaştırıldığında ilkel olduğu yaygın olarak bilinen bir toplum , böylesine etkileyici bir başarıyı nasıl başarabildi?İddia edilen "kanıt" bir didgeridoo ( rüzgar enstrümanı) sanatçısının kayaların sesle hareket ettirilebileceğini "kanıtlayan" bir video paylaşmasıyla gündem oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cDVnamOo-keCJv3sKEobyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Didgeridoo Dude olarak bilinen kullanıcı, TikTok hesabından "Piramitler sesle inşa edildi" başlıklı bir video paylaştı.
Bu videoda, didgeridoo enstrümanını kullanarak bir plastik nesneyi havada hareket ettirdiğini gösterdi.
Yorumlar bölümünde bir kişi Didgeridoo Dude'un bunu bir kayayla yapıp yapamayacağını sordu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OKnHKXVc_0-C89e5XTtZ3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TikTok kullanıcısı, videonun devamında bir parça folyo aldığını gösterdi ancak videonun sonunda folyoyu açtığında içinde küçük bir kaya olduğu görüldü. 
Mısır piramitleri, inşaat teknikleri ve kullanılan yöntemler açısından hâlâ pek çok soru barındırıyor. Antik toplumların, günümüz teknolojisiyle karşılaştırıldığında oldukça ilkel olduğu bilinse de, bu dev yapıları nasıl inşa ettikleri büyük bir merak konusu.
Birçok bilim insanı, Mısırlıların kayaları yerden kaldırmak için eğimli rampalar ve diğer fiziksel yöntemler kullandığını düşünüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YScpN08VIEmcbiU7blgDHQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TikTok videosu, birçok kişi tarafından alay konusu oldu. Çoğu izleyici, adamın iddialarını gerçekçi bulmadı ve akustik levitasyonun piramitlerde kullanılan ağır taşlar üzerinde etkili olamayacağını vurguladı.
Özellikle, ses dalgalarının insanları ayaklarından yere serebilecek kadar güçlü olabileceği ancak bu gücün kayaları taşımak için yeterli olmayacağı kaydedildi.
Akustik levitasyon: Ses dalgalarının basıncını kullanarak nesneleri havada asılı tutma yöntemidir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/klDPW3mA_E2BDuBL0zDtSA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Günümüz bilimsel anlayışı, Mısır piramitlerinin nasıl inşa edildiğine dair daha mantıklı ve sağlam açıklamalar sunuyor. Bu tür komplo teorileri, tarih bilimine dair merak uyandırsa da, dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor.
Uzmanlar,  piramitlerin inşasında kullanılan yöntemler hakkında kesin bir yargıya varmak için daha fazla araştırma ve bilimsel inceleme yapılmasının şart olduğunu belirtiyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Burun akıntısı şikayeti ile gitti, beyninin aktığını öğrendi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/burun-akintisi-sikayeti-ile-gitti-beyninin-aktigini-oegrendi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/burun-akintisi-sikayeti-ile-gitti-beyninin-aktigini-oegrendi</guid>
<description><![CDATA[ İsmi açıklanmayan 20 yaşındaki bir genç, altı yıl boyunca süren burun akıntısının, başından geçirdiği bir kaza sonrası oluşan nadir bir rahatsızlık olan travmatik ensefalosel nedeniyle olduğunu öğrendi. Baş ağrıları ve nöbetlerle mücadele eden hasta, yapılan başarılı bir cerrahi müdahale ile sağlığına kavuştu.İsmi açıklanmayan 20 yaşındaki bir genç başından aldığı darbe sonrası 6 yıldır kronik burun akıntısı, baş ağrısı ve nöbetlerle mücadele ediyordu.
Gencin yaşadığı burun akıntısının, kafatasındaki bir delikten beyninin dışarı sızmasından kaynaklandığını öğrenildi. Başlangıçta basit bir soğuk algınlığı belirtisi olarak değerlendirilen durum, aslında beyin omurilik sıvısının (BOS) sızmasıydı.Görüntüleme sonrası, hastaya travmatik ensefalosel tanısı konuldu. Bu durum, beyin dokusunun kafatasındaki açıklıklardan dışarı çıkmasıyla karakterize edilen nadir bir rahatsızlıktır.
Doğum kusuru olarak bilinen ensefalosel, genellikle kafa veya beyinde bir yaralanma sonrası da gelişebilir.Hasta, yoğun bakımda geçirdiği bir ay sonrasında yapılan MR taramasında kafatasında bir kırık olduğunu ve burun boşluğunda ensefalosel oluştuğunu öğrendi. Beyin cerrahları, kırığın onarılması için ameliyat önerdi, ancak hasta tıbbi bakımı reddetti.İki ay sonra tekrar hastaneye başvuran gence, doktorlar ameliyat için ikna etti ve başarılı bir operasyon gerçekleştirildi. Ameliyat sonrasında, hastanın baş ağrısı, burun akıntısı ve nöbetleri tamamen ortadan kalktı. Kontrol muayenesinde ensefaloselin kapandığı ve oluşan hasarın düzeldiği belirlendi.Doktorlar, travmatik ensefaloselin nadir bir komplikasyon olduğunu ancak bu tür durumlarda hastaların hayati tehlike arz eden sonuçlar nedeniyle dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-3WvHBielEuMGku7m4GLZw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Burun, akıntısı, şikayeti, ile, gitti, beyninin, aktığını, öğrendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-3WvHBielEuMGku7m4GLZw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Burun akıntısı şikayeti ile gitti, beyninin aktığını öğrendi!"><p>İsmi açıklanmayan 20 yaşındaki bir genç, altı yıl boyunca süren burun akıntısının, başından geçirdiği bir kaza sonrası oluşan nadir bir rahatsızlık olan travmatik ensefalosel nedeniyle olduğunu öğrendi. Baş ağrıları ve nöbetlerle mücadele eden hasta, yapılan başarılı bir cerrahi müdahale ile sağlığına kavuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qYzleSfq30abMxpTnsRaRQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İsmi açıklanmayan 20 yaşındaki bir genç başından aldığı darbe sonrası 6 yıldır kronik burun akıntısı, baş ağrısı ve nöbetlerle mücadele ediyordu.
Gencin yaşadığı burun akıntısının, kafatasındaki bir delikten beyninin dışarı sızmasından kaynaklandığını öğrenildi. Başlangıçta basit bir soğuk algınlığı belirtisi olarak değerlendirilen durum, aslında beyin omurilik sıvısının (BOS) sızmasıydı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1Wy4BuqKVkSy6C419e5d_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Görüntüleme sonrası, hastaya travmatik ensefalosel tanısı konuldu. Bu durum, beyin dokusunun kafatasındaki açıklıklardan dışarı çıkmasıyla karakterize edilen nadir bir rahatsızlıktır.
Doğum kusuru olarak bilinen ensefalosel, genellikle kafa veya beyinde bir yaralanma sonrası da gelişebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UFKDcAD4VE674qNzX80L7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hasta, yoğun bakımda geçirdiği bir ay sonrasında yapılan MR taramasında kafatasında bir kırık olduğunu ve burun boşluğunda ensefalosel oluştuğunu öğrendi. Beyin cerrahları, kırığın onarılması için ameliyat önerdi, ancak hasta tıbbi bakımı reddetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RktBJtNMek62TsEGZ0nUxg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İki ay sonra tekrar hastaneye başvuran gence, doktorlar ameliyat için ikna etti ve başarılı bir operasyon gerçekleştirildi. Ameliyat sonrasında, hastanın baş ağrısı, burun akıntısı ve nöbetleri tamamen ortadan kalktı. Kontrol muayenesinde ensefaloselin kapandığı ve oluşan hasarın düzeldiği belirlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kxv65XXHQ0yMKtA4nG0bSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doktorlar, travmatik ensefaloselin nadir bir komplikasyon olduğunu ancak bu tür durumlarda hastaların hayati tehlike arz eden sonuçlar nedeniyle dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dinozorlardan önce yaşamış! Kaya resminde bulunan gizemli hayvan bilim insanlarını şaşırttı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dinozorlardan-oence-yasamis-kaya-resminde-bulunan-gizemli-hayvan-bilim-insanlarini-sasirtti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dinozorlardan-oence-yasamis-kaya-resminde-bulunan-gizemli-hayvan-bilim-insanlarini-sasirtti</guid>
<description><![CDATA[ Güney Afrika kaya sanatında yerli San halkı tarafından tasvir edilen garip bir dişli hayvanın, soyu tükenmiş bir tür olan dicynodontla ilişkili olabileceği keşfedildi. Araştırma, bu tasvirin antik hayvanların bilimsel tanımından en az 10 yıl önce yapıldığını ortaya koyuyor. Çalışma, San halkının fosilleri keşfettiğini ve bu bilgiyi kültürel inançlarıyla birleştirdiğini destekliyor.Yeni bir araştırma, Güney Afrika kaya sanatında yerli San halkı tarafından tasvir edilen garip bir dişli hayvanın, dinozorlardan önce yaşamış ve soyu tükenmiş bir tür olan dicynodontla ilişkili olabileceğini ortaya koydu. PLOS ONE dergisinde yayımlanan çalışmada, 1800&#039;lerin başında, 1821 ile 1835 yılları arasında boyanmış olan Boynuzlu Yılan panelindeki gizemli hayvanın, aşağı doğru dönük dişlere sahip uzun gövdeli bir hayvan olarak tanımlandığını belirtti. Güney Afrika&#039;nın Karoo Havzası&#039;nda, dicynodontlar dahil birçok iyi korunmuş fosil bulunduğu biliniyor. 10 YIL ÖNCESİNE AİT OLABİLİR Sanat eserinin gerçekten bir dicynodonta (dinozorlardan önce soyu tükenmiş bir tür) ait olduğu tespit edilirse, San halkının tasviri, antik hayvanların ilk bilimsel tanımından en az 10 yıl öncesine ait olabilir.  Çalışmanın yazarlarından Julien Benoit, &quot;Resim en geç 1835&#039;te yapılmış, yani bu dicynodont, 1845&#039;te Richard Owen tarafından ilk dicynodontun batılı bilimsel keşfi ve isimlendirilmesinden en az 10 yıl önce tasvir edilmiş&quot; dedi Araştırma, San halkının fosilleri keşfettiği ve bu bilgiyi inanç sistemleriyle birleştirdiğini destekliyor. Ayrıca, bu bulgular, San halkının fosil toplama ve bunları sanat eserlerine dahil etme pratiklerine dair arkeolojik kanıtları güçlendiriyor.  Bilim insanları, yerli halkların paleontoloji bilgisine dair anlayışın henüz yeterince derin olmadığını belirterek, dünyanın dört bir yanındaki yerli kültürlerin fosilleri nasıl yorumladığına dair daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bWCgpg-Eg0SShbBadjXTaA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dinozorlardan, önce, yaşamış, Kaya, resminde, bulunan, gizemli, hayvan, bilim, insanlarını, şaşırttı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bWCgpg-Eg0SShbBadjXTaA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dinozorlardan önce yaşamış! Kaya resminde bulunan gizemli hayvan bilim insanlarını şaşırttı"><p>Güney Afrika kaya sanatında yerli San halkı tarafından tasvir edilen garip bir dişli hayvanın, soyu tükenmiş bir tür olan dicynodontla ilişkili olabileceği keşfedildi. Araştırma, bu tasvirin antik hayvanların bilimsel tanımından en az 10 yıl önce yapıldığını ortaya koyuyor. Çalışma, San halkının fosilleri keşfettiğini ve bu bilgiyi kültürel inançlarıyla birleştirdiğini destekliyor.</p><p>Yeni bir araştırma, Güney Afrika kaya sanatında yerli San halkı tarafından tasvir edilen garip bir dişli hayvanın, dinozorlardan önce yaşamış ve soyu tükenmiş bir tür olan dicynodontla ilişkili olabileceğini ortaya koydu. </p><p>PLOS ONE dergisinde yayımlanan çalışmada, 1800'lerin başında, 1821 ile 1835 yılları arasında boyanmış olan Boynuzlu Yılan panelindeki gizemli hayvanın, aşağı doğru dönük dişlere sahip uzun gövdeli bir hayvan olarak tanımlandığını belirtti. Güney Afrika'nın Karoo Havzası'nda, dicynodontlar dahil birçok iyi korunmuş fosil bulunduğu biliniyor. </p><p><strong>10 YIL ÖNCESİNE AİT OLABİLİR </strong></p><p>Sanat eserinin gerçekten bir dicynodonta (dinozorlardan önce soyu tükenmiş bir tür) ait olduğu tespit edilirse, San halkının tasviri, antik hayvanların ilk bilimsel tanımından en az 10 yıl öncesine ait olabilir.  Çalışmanın yazarlarından Julien Benoit, "Resim en geç 1835'te yapılmış, yani bu dicynodont, 1845'te Richard Owen tarafından ilk dicynodontun batılı bilimsel keşfi ve isimlendirilmesinden en az 10 yıl önce tasvir edilmiş" dedi </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e7V7EtZ7d0KWuztHWDpqFA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">Araştırma, San halkının fosilleri keşfettiği ve bu bilgiyi inanç sistemleriyle birleştirdiğini destekliyor. Ayrıca, bu bulgular, San halkının fosil toplama ve bunları sanat eserlerine dahil etme pratiklerine dair arkeolojik kanıtları güçlendiriyor.  Bilim insanları, yerli halkların paleontoloji bilgisine dair anlayışın henüz yeterince derin olmadığını belirterek, dünyanın dört bir yanındaki yerli kültürlerin fosilleri nasıl yorumladığına dair daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim dünyasında panik yaratan canlı: Bulaşıcı kanser türü üretiyor, yavrularına aktarabiliyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-dunyasinda-panik-yaratan-canli-bulasici-kanser-turu-uretiyor-yavrularina-aktarabiliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-dunyasinda-panik-yaratan-canli-bulasici-kanser-turu-uretiyor-yavrularina-aktarabiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Fransa&#039;daki bilim insanları, kahverengi hidra adlı deniz canlısının kanserli tümörleri yavrularına aktarabildiğini keşfetti. Uzmanlar, bu canlının bulaşıcı kanserlerin doğada yayılmasına neden olabileceğini ve bu durumun ekolojik sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı.Fransa&#039;daki bilim insanları, denizanasına benzer bir yaratık olan kahverengi hidranın (Hydra oligactis), kanserli tümörleri yavrularına aktarabildiğini keşfetti.
Yunan mitolojisindeki göl canavarlarından esinlenerek adlandırılan bu organizmanın, doğada yayılma potansiyeli, ekolojik denge açısından ciddi endişelere yol açıyor.
Araştırmacılar, bu bulaşıcı kanserlerin doğada kontrolsüz yayılması durumunda  olumsuz ekolojik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.Yapılan çalışmalar, kahverengi hidraların yalnızca laboratuvar ortamında kanser geliştirdiğini gösterse de, bu tür tümörlerin son on yılda Avustralya kıyılarındaki Tazmanya canavarlarının neredeyse yok olmasına neden olduğu biliniyor.
Araştırma ekibi, çevresel kirliliğin daha bulaşıcı kanser türlerine yol açabileceğinden endişe ederken, bu hastalığın insanlara etkisinin henüz net olmadığını vurguladı.Çalışmanın baş yazarı Sophie Tissot, insan faaliyetlerinin bu kanserlerin yayılmasına uygun koşullar yaratabileceğini ifade etti.  Yayımlanan çamlışmada, bulaşıcı kanserlerin aşırı beslenmeden kaynaklanabileceği öne sürüldü.Yeni çalışma, kahverengi hidraların iki aydan kısa bir süre içinde kanser oluşturma yeteneğini ortaya koydu. Ekip, kontrol grupları ve hidranın kansere yatkınlığı hakkındaki bilgileri kullanarak, nesiller arası bulaşıcı tümör aktarımının en olası nedeninin bulaşıcı tümör olduğunu belirledi. Tissot ve meslektaşları, bu bulguların insan faaliyetlerinin ekosistemler üzerindeki etkilerini anlamada kritik olduğunu vurguladı. Kahverengi hidranın bulaşıcı kanserleri hakkında yapılan keşiflerin insanlardaki kanser formlarıyla ilgili henüz kesin sonuçlara ulaşılamadığı belirtildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/E4OYkABIIkqgKNnd0iPrAg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, dünyasında, panik, yaratan, canlı:, Bulaşıcı, kanser, türü, üretiyor, yavrularına, aktarabiliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/E4OYkABIIkqgKNnd0iPrAg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim dünyasında panik yaratan canlı: Bulaşıcı kanser türü üretiyor, yavrularına aktarabiliyor!"><p>Fransa'daki bilim insanları, kahverengi hidra adlı deniz canlısının kanserli tümörleri yavrularına aktarabildiğini keşfetti. Uzmanlar, bu canlının bulaşıcı kanserlerin doğada yayılmasına neden olabileceğini ve bu durumun ekolojik sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hnc1W_Cb10GynILACcqS3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fransa'daki bilim insanları, denizanasına benzer bir yaratık olan kahverengi hidranın (Hydra oligactis), kanserli tümörleri yavrularına aktarabildiğini keşfetti.
Yunan mitolojisindeki göl canavarlarından esinlenerek adlandırılan bu organizmanın, doğada yayılma potansiyeli, ekolojik denge açısından ciddi endişelere yol açıyor.
Araştırmacılar, bu bulaşıcı kanserlerin doğada kontrolsüz yayılması durumunda  olumsuz ekolojik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6UlSSKoVoEWph4u1KDrZmw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan çalışmalar, kahverengi hidraların yalnızca laboratuvar ortamında kanser geliştirdiğini gösterse de, bu tür tümörlerin son on yılda Avustralya kıyılarındaki Tazmanya canavarlarının neredeyse yok olmasına neden olduğu biliniyor.
Araştırma ekibi, çevresel kirliliğin daha bulaşıcı kanser türlerine yol açabileceğinden endişe ederken, bu hastalığın insanlara etkisinin henüz net olmadığını vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6y03KUdSLku1FVP0hRKzAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın baş yazarı Sophie Tissot, insan faaliyetlerinin bu kanserlerin yayılmasına uygun koşullar yaratabileceğini ifade etti.  Yayımlanan çamlışmada, bulaşıcı kanserlerin aşırı beslenmeden kaynaklanabileceği öne sürüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K-C-UaAOT0Sv1Ssd9eO7zQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeni çalışma, kahverengi hidraların iki aydan kısa bir süre içinde kanser oluşturma yeteneğini ortaya koydu. Ekip, kontrol grupları ve hidranın kansere yatkınlığı hakkındaki bilgileri kullanarak, nesiller arası bulaşıcı tümör aktarımının en olası nedeninin bulaşıcı tümör olduğunu belirledi. Tissot ve meslektaşları, bu bulguların insan faaliyetlerinin ekosistemler üzerindeki etkilerini anlamada kritik olduğunu vurguladı. Kahverengi hidranın bulaşıcı kanserleri hakkında yapılan keşiflerin insanlardaki kanser formlarıyla ilgili henüz kesin sonuçlara ulaşılamadığı belirtildi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: Dünya&amp;apos;yı ölümcül asteroitlerden kurtarmanın yolu bulundu!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-acikladi-dunyayi-oelumcul-asteroitlerden-kurtarmanin-yolu-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-acikladi-dunyayi-oelumcul-asteroitlerden-kurtarmanin-yolu-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan yeni bir araştırmaya göre, Dünya için potansiyel tehdit oluşturan asteroidleri önlemenin yolu bulunmuş olabilir. Bilim insanlarının X-ışınları kullanarak yaptıkları deneylerde çapları 4 km&#039;ye kadar olan asteroidlerin yönlerinin saptırılabildiği gözlemlendi. Bu yeni buluş, Dünya’yı potansiyel çarpışmalardan koruyabilir ve gelecekte gezegen savunma stratejilerinde kullanılabilir.ABD&#039;nin New Mexico eyaletine bağlı Albuquerque şehrindeki Sandia Ulusal Laboratuvarları&#039;ndan bir ekip, X-ışınlarının devasa asteroitleri yörüngelerinden saptırmanın bir yolu olabileceğini açıkladı.X-ışınları, halihazırda tıbbi tanılamada kullanılan bir teknoloji olarak bilinse de, yeni araştırmalar bu dalgaların insanlığın geleceğini kurtarabileceğini öne sürüyor.Laboratuvar deneylerinde, X-ışınlarının asteroitlerin yüzeyini buharlaştırarak gaz haline dönüştürdüğü ve yörüngelerini etkilediği gözlemlendi. 
Araştırmacılar, çapı 4 km&#039;ye kadar olan asteroitlerin bu yöntemle saptırılabileceğini belirtirken, X-ışınlarının gelecekteki gezegen savunma görevlerinde önemli bir rol oynayabileceğini vurguladı.Nature Physics dergisinde yayımlanan çalışma, X-ışınlarının etkili bir şekilde kullanılmasının, dünya çapında potansiyel yıkım oluşturabilecek asteroid tehditlerine karşı bir önlem sağlayabileceğini ortaya koydu.X-ışınları ile yapılan simülasyonlar, asteroitlerin yüzeyinin ısıtılması yoluyla oluşan buhar bulutunun, asteroidin yörüngesini değiştirebileceğini gösterdi.
Araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları daha büyük asteroitleri içeren simülasyonlara ölçeklendirmeyi planlıyor.Geçmişte yaşanan büyük asteroid çarpışmalarının, iklim değişikliklerine ve büyük yıkımlara yol açtığı dikkate alındığında, uzmanlar bu yeni strateji, gelecekte insanlık için kritik bir savunma mekanizması olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XIFzD3mkLUOVciq4fIEBGg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, Dünyayı, ölümcül, asteroitlerden, kurtarmanın, yolu, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XIFzD3mkLUOVciq4fIEBGg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: Dünya'yı ölümcül asteroitlerden kurtarmanın yolu bulundu!"><p>Yapılan yeni bir araştırmaya göre, Dünya için potansiyel tehdit oluşturan asteroidleri önlemenin yolu bulunmuş olabilir. Bilim insanlarının X-ışınları kullanarak yaptıkları deneylerde çapları 4 km'ye kadar olan asteroidlerin yönlerinin saptırılabildiği gözlemlendi. Bu yeni buluş, Dünya’yı potansiyel çarpışmalardan koruyabilir ve gelecekte gezegen savunma stratejilerinde kullanılabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w6QapuAl9kOwojP_8XQELA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD'nin New Mexico eyaletine bağlı Albuquerque şehrindeki Sandia Ulusal Laboratuvarları'ndan bir ekip, X-ışınlarının devasa asteroitleri yörüngelerinden saptırmanın bir yolu olabileceğini açıkladı.X-ışınları, halihazırda tıbbi tanılamada kullanılan bir teknoloji olarak bilinse de, yeni araştırmalar bu dalgaların insanlığın geleceğini kurtarabileceğini öne sürüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/clw02Ea0jEywASRY8pBZEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Laboratuvar deneylerinde, X-ışınlarının asteroitlerin yüzeyini buharlaştırarak gaz haline dönüştürdüğü ve yörüngelerini etkilediği gözlemlendi. 
Araştırmacılar, çapı 4 km'ye kadar olan asteroitlerin bu yöntemle saptırılabileceğini belirtirken, X-ışınlarının gelecekteki gezegen savunma görevlerinde önemli bir rol oynayabileceğini vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2XD80EGTdEKFexThQ8i1xA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nature Physics dergisinde yayımlanan çalışma, X-ışınlarının etkili bir şekilde kullanılmasının, dünya çapında potansiyel yıkım oluşturabilecek asteroid tehditlerine karşı bir önlem sağlayabileceğini ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d9jVVwHM5k6yKF_vNr1pDQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>X-ışınları ile yapılan simülasyonlar, asteroitlerin yüzeyinin ısıtılması yoluyla oluşan buhar bulutunun, asteroidin yörüngesini değiştirebileceğini gösterdi.
Araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları daha büyük asteroitleri içeren simülasyonlara ölçeklendirmeyi planlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dfZtedUZdk-8nPv99st-Ag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geçmişte yaşanan büyük asteroid çarpışmalarının, iklim değişikliklerine ve büyük yıkımlara yol açtığı dikkate alındığında, uzmanlar bu yeni strateji, gelecekte insanlık için kritik bir savunma mekanizması olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar açıkladı: Çocuklar neden yemek seçiyor?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/uzmanlar-acikladi-cocuklar-neden-yemek-seciyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/uzmanlar-acikladi-cocuklar-neden-yemek-seciyor</guid>
<description><![CDATA[ İngiltere&#039;de yapılan bir araştırmaya göre çocukların yemek seçme huyu, büyük ölçüde genetik etkenlerle şekilleniyor. Çalışmada, 16 aylık çocuklarda yemek seçme huyunun yüzde 60 oranında genetik unsurlarla ilgili olduğu belirlendi.Bilim insanlarına göre, çocuklarının bazı yiyecekleri yemeyi reddetmesi, ebeveynlikten çok genlerle ilgili.  İngiliz bilim insanları, yeni bir çalışma kapsamında 16 aylıkla 13 yaş arasındaki 2 bin 400 tek yumurta ikizinin beslenme alışkanlıklarını inceledi. Araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları çift yumurta ikizlerinin verileriyle karşılaştırdı.   Ebeveynler, yeme davranışına ilişkin soruları çocuklar 16 aylıkken, 3 yaşındayken, 5 yaşındayken ve 13 yaşındayken tekrar yanıtladı.  Yedi yaşında seçicilikte küçük bir zirve oldu, bu yaştan sonra ise hafif bir düşüş olduğu kaydedildi.YÜZDE 60 ORANINDA GENETİKLE İLGİLİ  Çalışmada, 16 aylık çocuklarda yemek seçme davranışının yüzde 60 oranında genetik unsurlarla ilişkili olduğu belirlendi. Bu oran, 3-13 yaş aralığında yüzde 74&#039;e yükseliyor.   Araştırmada, yemek seçme alışkanlığını belirleyen bir diğer unsurun da çevre olduğuna dikkat çekiliyor.Çocukların çevresindeki kişilerin tükettiği yiyeceklerin ya da ailecek yemeğe oturmanın, yemek seçme davranışında etkili olduğuna işaret ediliyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OKlg-gQM-kqsa3cfdaB3Kw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, açıkladı:, Çocuklar, neden, yemek, seçiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OKlg-gQM-kqsa3cfdaB3Kw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanlar açıkladı: Çocuklar neden yemek seçiyor?"><p>İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre çocukların yemek seçme huyu, büyük ölçüde genetik etkenlerle şekilleniyor. Çalışmada, 16 aylık çocuklarda yemek seçme huyunun yüzde 60 oranında genetik unsurlarla ilgili olduğu belirlendi.</p><p>Bilim insanlarına göre, çocuklarının bazı yiyecekleri yemeyi reddetmesi, ebeveynlikten çok genlerle ilgili.  İngiliz bilim insanları, yeni bir çalışma kapsamında 16 aylıkla 13 yaş arasındaki 2 bin 400 tek yumurta ikizinin beslenme alışkanlıklarını inceledi. Araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları çift yumurta ikizlerinin verileriyle karşılaştırdı.   Ebeveynler, yeme davranışına ilişkin soruları çocuklar 16 aylıkken, 3 yaşındayken, 5 yaşındayken ve 13 yaşındayken tekrar yanıtladı.  Yedi yaşında seçicilikte küçük bir zirve oldu, bu yaştan sonra ise hafif bir düşüş olduğu kaydedildi.</p><p><strong>YÜZDE 60 ORANINDA GENETİKLE İLGİLİ</strong>  Çalışmada, 16 aylık çocuklarda yemek seçme davranışının yüzde 60 oranında genetik unsurlarla ilişkili olduğu belirlendi. Bu oran, 3-13 yaş aralığında yüzde 74'e yükseliyor.   Araştırmada, yemek seçme alışkanlığını belirleyen bir diğer unsurun da çevre olduğuna dikkat çekiliyor.</p><p>Çocukların çevresindeki kişilerin tükettiği yiyeceklerin ya da ailecek yemeğe oturmanın, yemek seçme davranışında etkili olduğuna işaret ediliyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ölüm saatinizi tahmin eden uygulama!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/olum-saatinizi-tahmin-eden-uygulama</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/olum-saatinizi-tahmin-eden-uygulama</guid>
<description><![CDATA[ Yapay zeka tarafından geliştirilen yeni bir uygulama ölüm saatiniz tahmin ettiğini ve bunu uzatmanın yollarını söyleyebileceğini iddia etti.Yapay zeka tarafından geliştirilen yeni bir uygulama, kullanıcıların daha sağlıklı seçimler yapmalarını ve daha uzun yaşamalarını teşvik etmek amacıyla ölüm saatlerini tahmin ettiğini iddia etti.  &quot;Ölüm Saati&quot; adı verilen bu uygulama, yıllık 40 dolarlık bir abonelik ücretiyle, mevcut biyolojik yaş ve yaşam tarzını göz önünde bulundurarak kesin ölüm tarihlerine dair tahminlerde bulunuyor.   New York Post’ta yer alan habere göre, uygulamanın temel amacı, insanları sağlıklı yaşam değişiklikleri yapmaya motive etmek.  &quot;ZAMANINDA UYARMAYI HEDEFLİYOR&quot;  Uygulama, ölümle ilgili faktörleri analiz ederek kullanıcıları zamanında uyarmayı hedefliyor.  Kurucu Brent Franson, “Günümüz dünyasında sağlık hizmetleri genellikle tepkiseldir, sorunlar ortaya çıktığında müdahale edilir ve bu genellikle çok geç olur,” dedi. Franson’a göre, Ölüm Saati, bireyleri sağlıklı yaşam ipuçlarıyla donatarak daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmeleri için teşvik ediyor.  Kullanıcılar, uygulama aracılığıyla sağlığa dair çeşitli sorulara yanıt veriyor. Kan testleri, genetik taramalar gibi kişisel sağlık belgelerini yüklemelerine olanak tanınıyor. Kolesterol seviyeleri gibi biyolojik faktörlerin yanı sıra uyku düzeni, ruh sağlığı, günlük oturma süreleri, sigara içme alışkanlıkları ve sosyal hayat gibi yaşam tarzı gibi unsurlarını da kapsıyor.  Ölüm Saati, 18 Eylül’de resmi olarak piyasaya sürüldü. Kullanıcılar, uygulamayı ücretsiz olarak indirip ölüm tarihlerini görebiliyorlar. Ancak, sağlıklarını iyileştirmek ve potansiyel ölüm tarihlerinin ertelenmesi için sunulan uzun yaşam planı için yıllık 40 dolar ödemeleri gerekiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RoqssGKZY0O22rVcG_vpYw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ölüm, saatinizi, tahmin, eden, uygulama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RoqssGKZY0O22rVcG_vpYw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ölüm saatinizi tahmin eden uygulama!"><p>Yapay zeka tarafından geliştirilen yeni bir uygulama ölüm saatiniz tahmin ettiğini ve bunu uzatmanın yollarını söyleyebileceğini iddia etti.</p><p>Yapay zeka tarafından geliştirilen yeni bir uygulama, kullanıcıların daha sağlıklı seçimler yapmalarını ve daha uzun yaşamalarını teşvik etmek amacıyla ölüm saatlerini tahmin ettiğini iddia etti.  "Ölüm Saati" adı verilen bu uygulama, yıllık 40 dolarlık bir abonelik ücretiyle, mevcut biyolojik yaş ve yaşam tarzını göz önünde bulundurarak kesin ölüm tarihlerine dair tahminlerde bulunuyor.   New York Post’ta yer alan habere göre, uygulamanın temel amacı, insanları sağlıklı yaşam değişiklikleri yapmaya motive etmek.  <strong>"ZAMANINDA UYARMAYI HEDEFLİYOR"</strong>  Uygulama, ölümle ilgili faktörleri analiz ederek kullanıcıları zamanında uyarmayı hedefliyor.  Kurucu Brent Franson, “Günümüz dünyasında sağlık hizmetleri genellikle tepkiseldir, sorunlar ortaya çıktığında müdahale edilir ve bu genellikle çok geç olur,” dedi. Franson’a göre, Ölüm Saati, bireyleri sağlıklı yaşam ipuçlarıyla donatarak daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmeleri için teşvik ediyor.  Kullanıcılar, uygulama aracılığıyla sağlığa dair çeşitli sorulara yanıt veriyor. Kan testleri, genetik taramalar gibi kişisel sağlık belgelerini yüklemelerine olanak tanınıyor. Kolesterol seviyeleri gibi biyolojik faktörlerin yanı sıra uyku düzeni, ruh sağlığı, günlük oturma süreleri, sigara içme alışkanlıkları ve sosyal hayat gibi yaşam tarzı gibi unsurlarını da kapsıyor.  Ölüm Saati, 18 Eylül’de resmi olarak piyasaya sürüldü. Kullanıcılar, uygulamayı ücretsiz olarak indirip ölüm tarihlerini görebiliyorlar. Ancak, sağlıklarını iyileştirmek ve potansiyel ölüm tarihlerinin ertelenmesi için sunulan uzun yaşam planı için yıllık 40 dolar ödemeleri gerekiyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nadir görülen &amp;quot;hayalet köpekbalığı&amp;quot;nın yeni bir cinsi keşfedildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nadir-goerulen-hayalet-koepekbaliginin-yeni-bir-cinsi-kesfedildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nadir-goerulen-hayalet-koepekbaliginin-yeni-bir-cinsi-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Yeni Zelanda açıklarında, nadir görülen &quot;hayalet köpekbalığı&quot; cinsinin yeni bir türünü keşfetti. Uzmanlar, yeni balığın fiziksel ve genetik olarak diğer türlerden farklı olduğunu söylerken, insanların hayalet köpekbalıklarıyla karşılaşma ihtimalinin düşük olduğunu belirtti.Yeni Zelanda basınındaki haberlere göre, Yeni Zelanda Ulusal Atmosfer ve Su Enstitüsünden (NIWA) bilim insanları, ülkenin Güney Adası&#039;nın yaklaşık bin kilometre doğusundaki Chatham Rise&#039;da yeni bir balık türü buldu.  Araştırmacılar, nadir görülen &quot;hayalet köpekbalığı&quot; cinsinden olan ve &quot;Harriotta avia&quot; olarak adlandırılan bu yeni balığın, diğer türlerden &quot;fiziksel ve genetik olarak farklı olduğunu&quot; ortaya koydu.  NIWA&#039;dan bilim insanı Brit Finucci, yüz milyonlarca yıldır var olduğu düşünülen bu yeni bulunan balığın kıkırdaktan yapılmış iskelete, büyük gözlere ve yüzgeçlere sahip bulunduğunu, çoğu balığın aksine pulsuz olduğunu aktardı.  İnsanların okyanus tabanında, yaklaşık 2 bin 600 metre derinlikte yaşayan hayalet köpekbalıklarıyla karşılaşma ihtimalinin düşük olduğunu ifade eden Finucci, &quot;Yaşam alanları, onları incelemeyi ve izlemeyi zorlaştırıyor. Bu da biyolojileri veya tehdit durumları hakkında çok fazla şey bilmediğimiz anlamına geliyor ancak bu durum keşifleri daha da heyecan verici hale getiriyor.&quot; şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TENIBeGNRE6QjOcNzUQIHA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 21:43:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Nadir, görülen, hayalet, köpekbalığının, yeni, bir, cinsi, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TENIBeGNRE6QjOcNzUQIHA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nadir görülen " hayalet k yeni bir cinsi ke><p>Bilim insanları, Yeni Zelanda açıklarında, nadir görülen "hayalet köpekbalığı" cinsinin yeni bir türünü keşfetti. Uzmanlar, yeni balığın fiziksel ve genetik olarak diğer türlerden farklı olduğunu söylerken, insanların hayalet köpekbalıklarıyla karşılaşma ihtimalinin düşük olduğunu belirtti.</p>Yeni Zelanda basınındaki haberlere göre, Yeni Zelanda Ulusal Atmosfer ve Su Enstitüsünden (NIWA) bilim insanları, ülkenin Güney Adası'nın yaklaşık bin kilometre doğusundaki Chatham Rise'da yeni bir balık türü buldu.  Araştırmacılar, nadir görülen "hayalet köpekbalığı" cinsinden olan ve "Harriotta avia" olarak adlandırılan bu yeni balığın, diğer türlerden "fiziksel ve genetik olarak farklı olduğunu" ortaya koydu.  NIWA'dan bilim insanı Brit Finucci, yüz milyonlarca yıldır var olduğu düşünülen bu yeni bulunan balığın kıkırdaktan yapılmış iskelete, büyük gözlere ve yüzgeçlere sahip bulunduğunu, çoğu balığın aksine pulsuz olduğunu aktardı.  İnsanların okyanus tabanında, yaklaşık 2 bin 600 metre derinlikte yaşayan hayalet köpekbalıklarıyla karşılaşma ihtimalinin düşük olduğunu ifade eden Finucci, "Yaşam alanları, onları incelemeyi ve izlemeyi zorlaştırıyor. Bu da biyolojileri veya tehdit durumları hakkında çok fazla şey bilmediğimiz anlamına geliyor ancak bu durum keşifleri daha da heyecan verici hale getiriyor." şeklinde konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzayda mahsur kalan NASA astronotları, özel giysilerini değiştirecek</title>
<link>https://trafikdernegi.com/uzayda-mahsur-kalan-nasa-astronotlari-oezel-giysilerini-degistirecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/uzayda-mahsur-kalan-nasa-astronotlari-oezel-giysilerini-degistirecek</guid>
<description><![CDATA[ Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uzayda mahsur kalan astronotların kıyafetleriyle birlikte Starliner kapsülünü dünyaya başarılı bir şekilde indirdi. Şubat 2025&#039;te dünyaya dönmeleri beklenen Astronotların, SpaceX&#039;in Crew-9 uzay aracına özel kıyafetler giyeceği kaydedildi. Crew-9 uzay aracının 24 Eylül&#039;de ISS&#039;e doğru yola çıkması bekleniyor.NASA geçtiğimiz ay düzenlediği bir basın toplantısında Boeing Starliner&#039;ın teknik sorunlar nedeniyle Dünya&#039;ya mürettebatsız olarak geri döneceğini açıklamıştı.
Astronotlar Butch Wilmore ve Suni Williams&#039;ı taşıyan Starliner 5 Haziran&#039;da fırlatılmıştı ve başlangıçta yaklaşık bir hafta içinde geri dönmeleri gerekiyordu.
Ancak yaşanan teknik arızalar nedeniyle Starliner, geçtiğimiz günlerde mürettebatsız olarak dünyaya iniş yaptı.Dünyaya başarılı bir şekilde iniş yapan Starliner kapsülünde her iki astronotun da kıyafetleri yer alıyordu. 
Boeing&#039;in uzay giysilerinin SpaceX uzay araçlarıyla uyumlu olmamasından dolayı yeni kıyafetler giyileceği kaydedildi.SpaceX Crew Dragon uzay aracıyla Dünya&#039;ya dönmeleri beklenen Wilmore ve Williams, en az Şubat 2025&#039;e kadar ISS&#039;te kalacak.
Wilmore ve Williams SpaceX uzay aracıyla dünyaya döneceklerinden dolayı SpaceX&#039;in özel kıyafetlerini de giymek zorunda.Teorik olarak Wilmore ve Williams uzay giysileri olmadan Dünya&#039;ya dönebilirler.
Ancak bu, NASA&#039;nın onları güvende tutmak için ihtiyaç duyduğu verileri toplayamayacağı için hayatlarını tehlikeye atacaktır.
Ayrıca, kabindeki basınç kaybı ve sıcaklık değişimleri de ciddi, yaşamı tehdit eden yaralanmalara neden olabilir.SpaceX Crew-9&#039;un 24 Eylül&#039;de dünyadan ISS&#039;e fırlatılması planlanıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ltF13vDN80OdjgY1dEMPSQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Uzayda, mahsur, kalan, NASA, astronotları, özel, giysilerini, değiştirecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ltF13vDN80OdjgY1dEMPSQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzayda mahsur kalan NASA astronotları, özel giysilerini değiştirecek"><p>Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uzayda mahsur kalan astronotların kıyafetleriyle birlikte Starliner kapsülünü dünyaya başarılı bir şekilde indirdi. Şubat 2025'te dünyaya dönmeleri beklenen Astronotların, SpaceX'in Crew-9 uzay aracına özel kıyafetler giyeceği kaydedildi. Crew-9 uzay aracının 24 Eylül'de ISS'e doğru yola çıkması bekleniyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MXNlVbQ2l0GnllyKeHA-0Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA geçtiğimiz ay düzenlediği bir basın toplantısında Boeing Starliner'ın teknik sorunlar nedeniyle Dünya'ya mürettebatsız olarak geri döneceğini açıklamıştı.
Astronotlar Butch Wilmore ve Suni Williams'ı taşıyan Starliner 5 Haziran'da fırlatılmıştı ve başlangıçta yaklaşık bir hafta içinde geri dönmeleri gerekiyordu.
Ancak yaşanan teknik arızalar nedeniyle Starliner, geçtiğimiz günlerde mürettebatsız olarak dünyaya iniş yaptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DO4ZKBq3JE2bYoBGCXpJfQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünyaya başarılı bir şekilde iniş yapan Starliner kapsülünde her iki astronotun da kıyafetleri yer alıyordu. 
Boeing'in uzay giysilerinin SpaceX uzay araçlarıyla uyumlu olmamasından dolayı yeni kıyafetler giyileceği kaydedildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LyzxjKRATUiswKkgnGb05w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>SpaceX Crew Dragon uzay aracıyla Dünya'ya dönmeleri beklenen Wilmore ve Williams, en az Şubat 2025'e kadar ISS'te kalacak.
Wilmore ve Williams SpaceX uzay aracıyla dünyaya döneceklerinden dolayı SpaceX'in özel kıyafetlerini de giymek zorunda.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e4fxiKVigEWWbUsFF7C0oA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Teorik olarak Wilmore ve Williams uzay giysileri olmadan Dünya'ya dönebilirler.
Ancak bu, NASA'nın onları güvende tutmak için ihtiyaç duyduğu verileri toplayamayacağı için hayatlarını tehlikeye atacaktır.
Ayrıca, kabindeki basınç kaybı ve sıcaklık değişimleri de ciddi, yaşamı tehdit eden yaralanmalara neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WUoE2BeXNEuzuR24YZ5GcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>SpaceX Crew-9'un 24 Eylül'de dünyadan ISS'e fırlatılması planlanıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Duyanlar şaşkına dönüyor: İki kez doğan mucize bebek!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/duyanlar-saskina-doenuyor-iki-kez-dogan-mucize-bebek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/duyanlar-saskina-doenuyor-iki-kez-dogan-mucize-bebek</guid>
<description><![CDATA[ Bir anne oğlunun nadir görülen bir hastalıkla geçirdiği inanılmaz yolculuğu paylaştı. 23 yaşındaki anne oğlunun mucizevi bir şekilde &quot;iki kez doğduğunu söyledi.23 yaşındaki Lisa Coffee, mucizevi bir şekilde oğlunun iki kez doğma hikayesini paylaştı. Luca isimli bebeğinin, bir kez altı aylıkken ve bir kez de neredeyse dokuz aylıkken doğmuş olduğunu açıkladığında bütün dikkatleri üzerine çekti.Lisa’nın hamileliğinin erken dönemlerinde, Luca’ya omurga ve omurilikte bozukluğa yol açan spina bifida teşhisi kondu. Uzmanlar, Luca’nın 27. haftada (altı aylıkken) annesinin rahminden çıkarılmasına ve bir operasyon geçirmesine karar verdi.Operasyonun ardından Luca tekrar anne karnına yerleştirildi ve hamilelik 38. haftaya kadar devam etti.Luca doğduktan sonra Neonatal Yoğun Bakım Ünitesi&#039;nde (NICU) sekiz gün kaldı. Ancak, ailesine Luca’nın yürüyemeyeceği bildirildi. Yenidoğan, beyin ve omuriliğindeki hasarı onarmak için birçok ameliyat geçirdi. Şu an bir yaşında olan Luca, fizik tedavi seanslarıyla ilerleme kaydediyor.Lisa Coffee, &quot;Beyinciği (serebellum) iyileşmeye devam ediyor,&quot; dedi. &quot;Beyninde biraz sıvı var, ancak stabil kaldı, bu yüzden bir drenaj takılmasına gerek kalmadı. Ameliyat ona bir gün yürüme şansı verdiği için son derece minnettarım.&quot; diye konuştu.Sipina bifida, gelişim sırasında omurga ve omuriliğin normal şekilde oluşmamasıyla ortaya çıkıyor. Luca’nın tedavi süreci ve ilerlemesi, ailesine umut veriyor. Bir sonraki MR muayenesi ise Luca iki yaşına geldiğinde yapılacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K8xTI8lvnkWD57FUipfOcg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Duyanlar, şaşkına, dönüyor:, İki, kez, doğan, mucize, bebek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K8xTI8lvnkWD57FUipfOcg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Duyanlar şaşkına dönüyor: İki kez doğan mucize bebek!"><p>Bir anne oğlunun nadir görülen bir hastalıkla geçirdiği inanılmaz yolculuğu paylaştı. 23 yaşındaki anne oğlunun mucizevi bir şekilde "iki kez doğduğunu söyledi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ryC7dYQQu0eJlDK-IX0RQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>23 yaşındaki Lisa Coffee, mucizevi bir şekilde oğlunun iki kez doğma hikayesini paylaştı. Luca isimli bebeğinin, bir kez altı aylıkken ve bir kez de neredeyse dokuz aylıkken doğmuş olduğunu açıkladığında bütün dikkatleri üzerine çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yOQFkenJM06tsVtBZ4CZWw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lisa’nın hamileliğinin erken dönemlerinde, Luca’ya omurga ve omurilikte bozukluğa yol açan spina bifida teşhisi kondu. Uzmanlar, Luca’nın 27. haftada (altı aylıkken) annesinin rahminden çıkarılmasına ve bir operasyon geçirmesine karar verdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i0wvCk92Gki1zWlGTA7F-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Operasyonun ardından Luca tekrar anne karnına yerleştirildi ve hamilelik 38. haftaya kadar devam etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8kLnrH9dmEK8yluxvVNjBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Luca doğduktan sonra Neonatal Yoğun Bakım Ünitesi'nde (NICU) sekiz gün kaldı. Ancak, ailesine Luca’nın yürüyemeyeceği bildirildi. Yenidoğan, beyin ve omuriliğindeki hasarı onarmak için birçok ameliyat geçirdi. Şu an bir yaşında olan Luca, fizik tedavi seanslarıyla ilerleme kaydediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kbAF6mq9rEecHso9snetuQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lisa Coffee, "Beyinciği (serebellum) iyileşmeye devam ediyor," dedi. "Beyninde biraz sıvı var, ancak stabil kaldı, bu yüzden bir drenaj takılmasına gerek kalmadı. Ameliyat ona bir gün yürüme şansı verdiği için son derece minnettarım." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YesOXpNVn0u6cMqon-vgQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sipina bifida, gelişim sırasında omurga ve omuriliğin normal şekilde oluşmamasıyla ortaya çıkıyor. Luca’nın tedavi süreci ve ilerlemesi, ailesine umut veriyor. Bir sonraki MR muayenesi ise Luca iki yaşına geldiğinde yapılacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, Ay için zaman sistemi geliştiriyor: Ay&amp;apos;da saat kaç?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-ay-icin-zaman-sistemi-gelistiriyor-ayda-saat-kac</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-ay-icin-zaman-sistemi-gelistiriyor-ayda-saat-kac</guid>
<description><![CDATA[ NASA, Ay&#039;da kullanılacak standart bir zaman sistemi üzerinde çalışıyor. Koordineli Ay Zamanı (LTC), gelecekteki keşifler için kritik olacak ve güneş sisteminin diğer bölgelerine de uygulanabilecek.NASA, Nisan ayında yayınlanan Beyaz Saray politika direktifinin ardından Ay gezegeni için standart bir zaman sistemi yaratmaya çalışıyor.
Ajansın Uzay İletişim ve Navigasyon (SCaN) programı, gelecekteki Ay keşifleri için çok önemli olacak ve potansiyel olarak güneş sistemimizdeki diğer gök cisimlerine ölçeklendirilebilecek Koordineli Ay Zamanı (LTC) geliştirmek için bu girişime öncülük ediyor.Mevcut analizler Ay&#039;ın yüzeyindeki atomik saatlerin Dünya&#039;ya kıyasla mikrosaniyenin daha hızlı işlediğini gösteriyor.
Ancak bu saatlerin Ay&#039;daki tam konumları henüz belirlenmemiştir.
Önerilen Ay zamanı standardı, Dünya&#039;nın Koordineli Evrensel Zamanının (UTC) hesaplanmasına benzer şekilde, Ay&#039;a yerleştirilen atom saatlerinin ağırlıklı ortalamasına dayanacak.
NASA Genel Merkezi&#039;nde Ay konumu, navigasyon, zamanlama ve standartlar sorumlusu Cheryl Gramling, görünüşte küçük olan bu zaman farklarının önemini, &quot;Işık hızında hareket eden bir şey için 56 mikrosaniye, yaklaşık 168 futbol sahası mesafesini kat etmek için yeterli bir zamandır.&quot; diye açıklamıştır.Bu zaman farklılığı, uygun şekilde hesaba katılmazsa Ay görevleri için önemli konumlandırma hatalarına yol açabilir.
NASA&#039;nın Artemis misyonu Ay&#039;da ve çevresinde sürekli bir varlık oluşturmayı amaçladığından, LTC&#039;nin kurulması gelecekteki Ay kaşiflerinin güvenliği ve başarısı için kritik öneme sahiptir.Ay rölesi geliştirme navigasyon lideri Dr. Ben Ashman, ticari uzay faaliyetleri genişledikçe ve daha fazla ülke Ay&#039;da aktif hale geldikçe zaman standardizasyonuna duyulan ihtiyacın arttığını vurguladı.
Ajansın uzay iletişim operasyonlarını ve navigasyonunu denetleyen NASA&#039;nın SCaN programı, bu ay zaman standardının uygulanmasında kilit bir rol oynayacak.Program şu anda Yakın Uzay Ağı ve Derin Uzay Ağı aracılığıyla 100&#039;den fazla NASA ve NASA dışı görevi desteklemektedir.
Ajans bu hedef doğrultusunda çalışırken, araştırmacılar Ay zamanını belirlemek için en uygun matematiksel modelleri araştırıyor.LTC&#039;nin geliştirilmesi sadece Ay görevleri için çok önemli değil, aynı zamanda Mars&#039;ın ve güneş sistemimizdeki diğer gök cisimlerinin gelecekteki uzun süreli keşifleri için de bir basamak görevi görmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hqxR9RCe90aWSRVDvfOmDg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, için, zaman, sistemi, geliştiriyor:, Ayda, saat, kaç</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hqxR9RCe90aWSRVDvfOmDg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA, Ay için zaman sistemi geliştiriyor: Ay'da saat kaç?"><p>NASA, Ay'da kullanılacak standart bir zaman sistemi üzerinde çalışıyor. Koordineli Ay Zamanı (LTC), gelecekteki keşifler için kritik olacak ve güneş sisteminin diğer bölgelerine de uygulanabilecek.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BhdsDT5OJUaohzdVLo1_zA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, Nisan ayında yayınlanan Beyaz Saray politika direktifinin ardından Ay gezegeni için standart bir zaman sistemi yaratmaya çalışıyor.
Ajansın Uzay İletişim ve Navigasyon (SCaN) programı, gelecekteki Ay keşifleri için çok önemli olacak ve potansiyel olarak güneş sistemimizdeki diğer gök cisimlerine ölçeklendirilebilecek Koordineli Ay Zamanı (LTC) geliştirmek için bu girişime öncülük ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lra4ZlMJzEC_Xrhw23gZ0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mevcut analizler Ay'ın yüzeyindeki atomik saatlerin Dünya'ya kıyasla mikrosaniyenin daha hızlı işlediğini gösteriyor.
Ancak bu saatlerin Ay'daki tam konumları henüz belirlenmemiştir.
Önerilen Ay zamanı standardı, Dünya'nın Koordineli Evrensel Zamanının (UTC) hesaplanmasına benzer şekilde, Ay'a yerleştirilen atom saatlerinin ağırlıklı ortalamasına dayanacak.
NASA Genel Merkezi'nde Ay konumu, navigasyon, zamanlama ve standartlar sorumlusu Cheryl Gramling, görünüşte küçük olan bu zaman farklarının önemini, "Işık hızında hareket eden bir şey için 56 mikrosaniye, yaklaşık 168 futbol sahası mesafesini kat etmek için yeterli bir zamandır." diye açıklamıştır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PdAjBWkmjESv8F6FXF8cqw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu zaman farklılığı, uygun şekilde hesaba katılmazsa Ay görevleri için önemli konumlandırma hatalarına yol açabilir.
NASA'nın Artemis misyonu Ay'da ve çevresinde sürekli bir varlık oluşturmayı amaçladığından, LTC'nin kurulması gelecekteki Ay kaşiflerinin güvenliği ve başarısı için kritik öneme sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xLDpqHmnpkqWKShFZk4DMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ay rölesi geliştirme navigasyon lideri Dr. Ben Ashman, ticari uzay faaliyetleri genişledikçe ve daha fazla ülke Ay'da aktif hale geldikçe zaman standardizasyonuna duyulan ihtiyacın arttığını vurguladı.
Ajansın uzay iletişim operasyonlarını ve navigasyonunu denetleyen NASA'nın SCaN programı, bu ay zaman standardının uygulanmasında kilit bir rol oynayacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ItOCVoltjUCyNcDds3DEKw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Program şu anda Yakın Uzay Ağı ve Derin Uzay Ağı aracılığıyla 100'den fazla NASA ve NASA dışı görevi desteklemektedir.
Ajans bu hedef doğrultusunda çalışırken, araştırmacılar Ay zamanını belirlemek için en uygun matematiksel modelleri araştırıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WpPAGp_NmEe0Zi-Ogb7ZWw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>LTC'nin geliştirilmesi sadece Ay görevleri için çok önemli değil, aynı zamanda Mars'ın ve güneş sistemimizdeki diğer gök cisimlerinin gelecekteki uzun süreli keşifleri için de bir basamak görevi görmektedir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Neandertallere ait ilk kanıt bulundu: Sonlarını sosyal izalasyon mu getirdi?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/neandertallere-ait-ilk-kanit-bulundu-sonlarini-sosyal-izalasyon-mu-getirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/neandertallere-ait-ilk-kanit-bulundu-sonlarini-sosyal-izalasyon-mu-getirdi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanlarının Neandertaller ile ilgili yaptıkları keşifler, insanlık tarihine ışık tutmaya devam ediyor. Yeni yapılan keşiflerde, 50 bin yıl öncesine tarihlenen bir Neandertal mızrak ucunun keşfedildiği bildirildi. Bu keşif, Neandertallerin kemikten aletleri avlanmada kullandığını gösteren ilk kanıt olarak değerlendirildi. Ayrıca, Fransa’daki Grotte Mandrin kaya sığınağında yapılan yeni bir araştırma, Neandertallerin soylarının sosyal izolasyon nedeniyle tükenmiş olabileceğini öne sürdü. Araştırmalar, Neandertallerin 50 bin yıl boyunca birbirinden izole yaşadığını ve bu izolasyonun genetik çeşitliliği azalttığını gösterdi.Bilim insanlarının Neandertaller ile ilgili çalışmaları devam ediyor. Son yapılan araştırmalar sonucunda günümüzden yaklaşık 250 bin yıl önce yaşamış, 40 bin yıl önce soyları tükenmiş  insan türü hakkında iki önemli keşif yapıldı.Yapılan ilk çalışmada bilim insanları, 50 bin yıl öncesine tarihlenen bir Neandertal mızrak ucunun keşfedildiğini duyurdu.
Bu bulgu, Neandertallerin kemikten aletleri avlanmada kullandığını gösteren ilk kanıt olarak değerlendiriliyor.
Kemikten yapılan aletlerin tarih boyunca çeşitli hominin türlerinde kullanıldığı bilinse de, Neandertallerin avlanmada bu tür aletleri kullandığına dair daha önce bir bulgu bulunmamaktaydı.İspanya’daki Abric Romaní kaya sığınağında gerçekleştirilen araştırma sonucu aletin  50 bin yıl öncesine tarihlenen mızrak ucu olduğu belirlendi.
Aletin ucunda mızraklarda görülen darbe izleri ve çatlaklar bulunurken, tahta bir sapa takıldığı da gözlemlendi.Ekip, aletin avlanmada kullanıldığını belirtirken, bazı bilim insanları kemik aletlerin, ellerindeki diğer kaynakların eksikliğinden yapıldığını öne sürüyor.
Makale yazarlarından Paula Mateo-Lomba, Neandertallerin kemikten aletleri kullanmasının çevresel kaynaklar arasında seçim yapma esnekliğini gösterdiğini belirtti. Ancak, kemik aletlerin avcılıkta kullanımı ve neden kemik seçildiği konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.40 bin yıl önce yeryüzünden silinen Neandertallerin  yok oluşun nedenleri uzun zamandır araştırılmakta ve gizemini korumakta. Ancak, Fransa&#039;nın Rhône Vadisi&#039;ndeki Grotte Mandrin kaya sığınağında bulunan kalıntılar bu soruya yeni bir ışık tutabilir.Grotte Mandrin&#039;den 2015 yılında çıkarılan bir Neandertal&#039;in genetiği üzerinde yapılan incelemeler, bu kişinin 45 bin ila 40 bin yıl önce yaşadığını gösterdi. Ancak, genetik veriler, bu Neandertal’in 100 bin yıl önce yaşamış Neandertallerle benzerlikler taşıdığını ortaya koydu. Araştırma ekibi, bu kişinin çok soğuk bir iklimde yaşadığını tespit etti.Araştırmanın başyazarlarından Ludovic Slimak, Thorin adı verilen bu Neandertal&#039;in izole bir hayat sürdüğünü ve diğer Neandertal gruplarıyla gen alışverişinde bulunmadığını belirtti. Slimak, &quot;Thorin&#039;in halkı 50 bin yıl boyunca diğer Neandertal popülasyonlarıyla etkileşimde bulunmadan yaşadı&quot; dedi.Kopenhag Üniversitesi&#039;nden Martin Sikora, Thorin’e en yakın genomun Cebelitarık’tan elde edilen bir kişiye ait olduğunu ve bu kişinin Fransa&#039;ya göç etmiş olabileceğini belirtti. Slimak, &quot;Bu, bilinmeyen bir Akdeniz Neandertal popülasyonunun Avrupa&#039;nın en batı ucundan Rhône Vadisi&#039;ne kadar uzandığını gösteriyor&quot; diye ekledi.Araştırmacılar, Neandertallerin sosyal izolasyonunun genetik çeşitliliği azalttığını ve bu durumun hayatta kalma şansını düşürdüğünü öne sürüyor. Uzun süre izole kalan bir popülasyonun, değişen iklimlere ve patojenlere uyum sağlama yeteneğinin azaldığı  ve bunun da toplumsal gelişimi engellediği belirtildi.Kopenhag Üniversitesi&#039;nden Tharsika Vimala, &quot;Bir popülasyonun diğerleriyle temas halinde olması her zaman iyidir. Uzun süre izole kalmak genetik çeşitliliği sınırlayarak toplumu hem genetik hem de sosyal açıdan zayıflatır&quot; dedi.Sonuç olarak, Neandertallerin soyunun nasıl tükendiğine dair kesin bir bilgiye ulaşmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyulsa da, sosyal izolasyonun önemli bir rol oynamış olabileceği görülüyor. Neandertallerin kendi içlerine kapanarak soylarının tükenmesine neden olmuş olabileceği düşünülüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2BW0Dene_0KgYDrdMoCXQQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Neandertallere, ait, ilk, kanıt, bulundu:, Sonlarını, sosyal, izalasyon, getirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2BW0Dene_0KgYDrdMoCXQQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Neandertallere ait ilk kanıt bulundu: Sonlarını sosyal izalasyon mu getirdi?"><p>Bilim insanlarının Neandertaller ile ilgili yaptıkları keşifler, insanlık tarihine ışık tutmaya devam ediyor. Yeni yapılan keşiflerde, 50 bin yıl öncesine tarihlenen bir Neandertal mızrak ucunun keşfedildiği bildirildi. Bu keşif, Neandertallerin kemikten aletleri avlanmada kullandığını gösteren ilk kanıt olarak değerlendirildi. Ayrıca, Fransa’daki Grotte Mandrin kaya sığınağında yapılan yeni bir araştırma, Neandertallerin soylarının sosyal izolasyon nedeniyle tükenmiş olabileceğini öne sürdü. Araştırmalar, Neandertallerin 50 bin yıl boyunca birbirinden izole yaşadığını ve bu izolasyonun genetik çeşitliliği azalttığını gösterdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T7d1k0Qm1Eu0TpXdYhFkrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanlarının Neandertaller ile ilgili çalışmaları devam ediyor. Son yapılan araştırmalar sonucunda günümüzden yaklaşık 250 bin yıl önce yaşamış, 40 bin yıl önce soyları tükenmiş  insan türü hakkında iki önemli keşif yapıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u__yl74TqEqcdYQjJFjMTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan ilk çalışmada bilim insanları, 50 bin yıl öncesine tarihlenen bir Neandertal mızrak ucunun keşfedildiğini duyurdu.
Bu bulgu, Neandertallerin kemikten aletleri avlanmada kullandığını gösteren ilk kanıt olarak değerlendiriliyor.
Kemikten yapılan aletlerin tarih boyunca çeşitli hominin türlerinde kullanıldığı bilinse de, Neandertallerin avlanmada bu tür aletleri kullandığına dair daha önce bir bulgu bulunmamaktaydı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TPav_PnN60OVaHGWi0vlxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İspanya’daki Abric Romaní kaya sığınağında gerçekleştirilen araştırma sonucu aletin  50 bin yıl öncesine tarihlenen mızrak ucu olduğu belirlendi.
Aletin ucunda mızraklarda görülen darbe izleri ve çatlaklar bulunurken, tahta bir sapa takıldığı da gözlemlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/q3STq-9w_EKRkfcpByhU1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekip, aletin avlanmada kullanıldığını belirtirken, bazı bilim insanları kemik aletlerin, ellerindeki diğer kaynakların eksikliğinden yapıldığını öne sürüyor.
Makale yazarlarından Paula Mateo-Lomba, Neandertallerin kemikten aletleri kullanmasının çevresel kaynaklar arasında seçim yapma esnekliğini gösterdiğini belirtti. Ancak, kemik aletlerin avcılıkta kullanımı ve neden kemik seçildiği konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/r_5X1dUjcEyP-KWOok6ZJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>40 bin yıl önce yeryüzünden silinen Neandertallerin  yok oluşun nedenleri uzun zamandır araştırılmakta ve gizemini korumakta. Ancak, Fransa'nın Rhône Vadisi'ndeki Grotte Mandrin kaya sığınağında bulunan kalıntılar bu soruya yeni bir ışık tutabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/29xpo3EVW028zo-T0AMDbg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Grotte Mandrin'den 2015 yılında çıkarılan bir Neandertal'in genetiği üzerinde yapılan incelemeler, bu kişinin 45 bin ila 40 bin yıl önce yaşadığını gösterdi. Ancak, genetik veriler, bu Neandertal’in 100 bin yıl önce yaşamış Neandertallerle benzerlikler taşıdığını ortaya koydu. Araştırma ekibi, bu kişinin çok soğuk bir iklimde yaşadığını tespit etti.Araştırmanın başyazarlarından Ludovic Slimak, Thorin adı verilen bu Neandertal'in izole bir hayat sürdüğünü ve diğer Neandertal gruplarıyla gen alışverişinde bulunmadığını belirtti. Slimak, "Thorin'in halkı 50 bin yıl boyunca diğer Neandertal popülasyonlarıyla etkileşimde bulunmadan yaşadı" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D_abePZwEEihgQc_7qkN4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kopenhag Üniversitesi'nden Martin Sikora, Thorin’e en yakın genomun Cebelitarık’tan elde edilen bir kişiye ait olduğunu ve bu kişinin Fransa'ya göç etmiş olabileceğini belirtti. Slimak, "Bu, bilinmeyen bir Akdeniz Neandertal popülasyonunun Avrupa'nın en batı ucundan Rhône Vadisi'ne kadar uzandığını gösteriyor" diye ekledi.Araştırmacılar, Neandertallerin sosyal izolasyonunun genetik çeşitliliği azalttığını ve bu durumun hayatta kalma şansını düşürdüğünü öne sürüyor. Uzun süre izole kalan bir popülasyonun, değişen iklimlere ve patojenlere uyum sağlama yeteneğinin azaldığı  ve bunun da toplumsal gelişimi engellediği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iYMIyAaTy0-emyDlZVCE1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kopenhag Üniversitesi'nden Tharsika Vimala, "Bir popülasyonun diğerleriyle temas halinde olması her zaman iyidir. Uzun süre izole kalmak genetik çeşitliliği sınırlayarak toplumu hem genetik hem de sosyal açıdan zayıflatır" dedi.Sonuç olarak, Neandertallerin soyunun nasıl tükendiğine dair kesin bir bilgiye ulaşmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyulsa da, sosyal izolasyonun önemli bir rol oynamış olabileceği görülüyor. Neandertallerin kendi içlerine kapanarak soylarının tükenmesine neden olmuş olabileceği düşünülüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Umutsuzluğun Sıcak Küveti&amp;quot;: İçine giren her şeyi anında öldürüyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/umutsuzlugun-sicak-kuveti-icine-giren-her-seyi-aninda-oelduruyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/umutsuzlugun-sicak-kuveti-icine-giren-her-seyi-aninda-oelduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları genişliği 30 metreyi bulan &quot;dipsiz&quot; bir gölet keşfetti. Aşırı tuzlu su, metan ve hidrojen sülfür içeren zehirli bir karışımdan oluşan bu birikinti, içine giren çoğu canlı için ölümcül. Araştırmacılar, göletin kıyılarının sıcak sularında yüzmeye çalışan canlıların cesetleriyle dolu olduğunu buldu.  Bilim insanları, hayvanların sadece ölmek için buraya geliyor olabileceğini öne sürüyor. Çıplak gözle bakıldığında bulanık bir su birikintisi gibi görünse de dünyanın en ölümcül sularından olan Umutsuzluğun Sıcak Küveti, Meksik Körfezi&#039;nin derinliklerinde gizlenmeye devam ediyor...&quot;Umutsuzluğun Sıcak Küveti&quot; olarak adlandırılan tuhaf yapı çıplak gözle bakıldığında bulanık bir su birikintisi gibi görünse de o kadar ölümcüldür ki, içine giren hemen hemen her şey anında ölür.
Genişliği 30 metreyi bulan &quot;dipsiz&quot; gölet, yalnızca bir avuç canlının yaşayabileceği, aşırı tuzlu su, metan ve hidrojen sülfürden oluşan zehirli bir karışım içeriyor.Su birikintisi 2015 yılında keşfedildiğinde araştırmacılar, kıyılarının sıcak sularda yüzmeye çalışan canlıların cesetleriyle dolu olduğunu buldular.
Umutsuzluğun Sıcak Küveti, Ocean Exploration Trust tarafından Meksika Körfezi&#039;nin derinliklerindeki &quot;soğuk sızıntılar&quot; üzerine yapılan bir araştırma sırasında keşfedildi.
Bu birikinti havuzu, Meksika Körfezi&#039;nin bin metre derinliğinde yer alıyor.Hercules isimli uzaktan kumandalı bir araç kullanan araştırmacılar, deniz tabanından üç metre yüksekte, çoğunlukla minerallerden ve canlı midyelerden oluşan bir alan buldu.
Araştırmacılar, numune almak için ekipmanlarını bu birikinti içinde 19 metreden derine uzatmalarına rağmen, asla dibi bulamadılar.Havuza &quot;Umutsuzluğun Sıcak Küveti&quot; adının verilme nedeni içine giren canlılar için ölümcül olması.
İçerisindeki tuzlu su, çevredeki alandan çok daha sıcak olup 19 dereceye kadar ısınıyor ve içine giren büyük canlılar için ölümcül olabiliyor.Araştırmacılar, tuzlu suda korunmuş çok sayıda yengeç ve eklembacaklının cesedini tespit etti.
Cesetlerin bir kısmı o kadar uzun süre suda kalmıştı ki, üzerleri büyük kaya tuzu kristalleri de dahil olmak üzere mineral birikintilerinden oluşan bir tabaka ile kaplanmıştı.
Araştırmacılar hayvanların sadece ölmek için buraya geliyor olabileceğini öne sürüyor.
Hayvanlar bu &quot;mezarlık&quot; içerisinde sonsuza dek korunuyorlar, temelde burada mumyalanıyorlar.Gezegenin bu tuhaf, düşmanca bölgelerini çevreleyen ekosistemler, yaşama dair bilimsel anlayışımız açısından hayati önem taşıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4sm2FSuSpUieSa8j1Sb3Ew.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Umutsuzluğun, Sıcak, Küveti:, İçine, giren, her, şeyi, anında, öldürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4sm2FSuSpUieSa8j1Sb3Ew.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="" umutsuzlu s k giren her an><p>Bilim insanları genişliği 30 metreyi bulan "dipsiz" bir gölet keşfetti. Aşırı tuzlu su, metan ve hidrojen sülfür içeren zehirli bir karışımdan oluşan bu birikinti, içine giren çoğu canlı için ölümcül. Araştırmacılar, göletin kıyılarının sıcak sularında yüzmeye çalışan canlıların cesetleriyle dolu olduğunu buldu.  Bilim insanları, hayvanların sadece ölmek için buraya geliyor olabileceğini öne sürüyor. Çıplak gözle bakıldığında bulanık bir su birikintisi gibi görünse de dünyanın en ölümcül sularından olan Umutsuzluğun Sıcak Küveti, Meksik Körfezi'nin derinliklerinde gizlenmeye devam ediyor...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O4Bczmls90SFcLm92Lu94g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>"Umutsuzluğun Sıcak Küveti" olarak adlandırılan tuhaf yapı çıplak gözle bakıldığında bulanık bir su birikintisi gibi görünse de o kadar ölümcüldür ki, içine giren hemen hemen her şey anında ölür.
Genişliği 30 metreyi bulan "dipsiz" gölet, yalnızca bir avuç canlının yaşayabileceği, aşırı tuzlu su, metan ve hidrojen sülfürden oluşan zehirli bir karışım içeriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9dGUu0SIsUSGRHbDV3UQqg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Su birikintisi 2015 yılında keşfedildiğinde araştırmacılar, kıyılarının sıcak sularda yüzmeye çalışan canlıların cesetleriyle dolu olduğunu buldular.
Umutsuzluğun Sıcak Küveti, Ocean Exploration Trust tarafından Meksika Körfezi'nin derinliklerindeki "soğuk sızıntılar" üzerine yapılan bir araştırma sırasında keşfedildi.
Bu birikinti havuzu, Meksika Körfezi'nin bin metre derinliğinde yer alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1iQJBbV4eES3bArfGzzfYQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hercules isimli uzaktan kumandalı bir araç kullanan araştırmacılar, deniz tabanından üç metre yüksekte, çoğunlukla minerallerden ve canlı midyelerden oluşan bir alan buldu.
Araştırmacılar, numune almak için ekipmanlarını bu birikinti içinde 19 metreden derine uzatmalarına rağmen, asla dibi bulamadılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u393FNK3PUKj077Tfh3U8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Havuza "Umutsuzluğun Sıcak Küveti" adının verilme nedeni içine giren canlılar için ölümcül olması.
İçerisindeki tuzlu su, çevredeki alandan çok daha sıcak olup 19 dereceye kadar ısınıyor ve içine giren büyük canlılar için ölümcül olabiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b83T3EpKEEqAwHuXRobN-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, tuzlu suda korunmuş çok sayıda yengeç ve eklembacaklının cesedini tespit etti.
Cesetlerin bir kısmı o kadar uzun süre suda kalmıştı ki, üzerleri büyük kaya tuzu kristalleri de dahil olmak üzere mineral birikintilerinden oluşan bir tabaka ile kaplanmıştı.
Araştırmacılar hayvanların sadece ölmek için buraya geliyor olabileceğini öne sürüyor.
Hayvanlar bu "mezarlık" içerisinde sonsuza dek korunuyorlar, temelde burada mumyalanıyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yiQWjphKikWGHgW_cgtq6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gezegenin bu tuhaf, düşmanca bölgelerini çevreleyen ekosistemler, yaşama dair bilimsel anlayışımız açısından hayati önem taşıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en büyük adasından gelen sismik sinyalin gizemi belli oldu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-en-buyuk-adasindan-gelen-sismik-sinyalin-gizemi-belli-oldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-en-buyuk-adasindan-gelen-sismik-sinyalin-gizemi-belli-oldu</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, geçen yıl eylül ayında dünyanın dört bir yanındaki sensörler tarafından kaydedilen sismik sinyalin Grönland&#039;daki tsunami sonucu oluştuğunu tespit etti.BBC&#039;nin haberine göre, bilim insanları Danimarka Donanması&#039;nın iş birliğinde 2023&#039;te 9 gün süren sismik gizemli sinyali inceledi.  Sismik verileri kullanan bilim insanları, sinyalin kaynağının Grönland’ın doğusundaki Dickson Fiyordu olduğunu belirledi. Bunun üzerine uydu görüntüleri ve tsunami öncesi çekilen fiyordun fotoğrafları dahil olmak üzere birçok veri karşılaştırıldı. SEBEBİ MEGA TSUNAMİ  Sonuçta bilim insanları, Dickson Fiyordu’nda 1200 metre yükseklikteki bir dağın zirvesinde bulunan bir yamaçtan eriyen buzulun çökmesi sonucu oluşan devasa heyelanın 9 gün boyunca &quot;Dünya&#039;yı sallayan&quot; tsunamiyi tetiklediği sonucuna ulaştı.  Araştırmada, heyelan nedeniyle 200 metre yüksekliğinde devasa bir dalga meydana geldiği, oluşan bu &quot;mega tsunami&quot;nin dar fiyortta sıkışarak ileri geri gidip gelmesi ile &quot;gizemli&quot; sismik sinyalin oluştuğu kanaatine varıldı.  Bilim insanları, iklim değişikliği etkisiyle Grönland dağlarını destekleyen buzulların erimesinin benzer heyelanları sıklaştırdığını düşünüyor.  Araştırmanın sonuçları Science dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S_tPQQvQl0aX3lsodgLsMQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, büyük, adasından, gelen, sismik, sinyalin, gizemi, belli, oldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S_tPQQvQl0aX3lsodgLsMQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en büyük adasından gelen sismik sinyalin gizemi belli oldu"><p>Bilim insanları, geçen yıl eylül ayında dünyanın dört bir yanındaki sensörler tarafından kaydedilen sismik sinyalin Grönland'daki tsunami sonucu oluştuğunu tespit etti.</p><p>BBC'nin haberine göre, bilim insanları Danimarka Donanması'nın iş birliğinde 2023'te 9 gün süren sismik gizemli sinyali inceledi.  Sismik verileri kullanan bilim insanları, sinyalin kaynağının Grönland’ın doğusundaki Dickson Fiyordu olduğunu belirledi. Bunun üzerine uydu görüntüleri ve tsunami öncesi çekilen fiyordun fotoğrafları dahil olmak üzere birçok veri karşılaştırıldı. </p><p><strong>SEBEBİ MEGA TSUNAMİ </strong> </p><p>Sonuçta bilim insanları, Dickson Fiyordu’nda 1200 metre yükseklikteki bir dağın zirvesinde bulunan bir yamaçtan eriyen buzulun çökmesi sonucu oluşan devasa heyelanın 9 gün boyunca "Dünya'yı sallayan" tsunamiyi tetiklediği sonucuna ulaştı.  Araştırmada, heyelan nedeniyle 200 metre yüksekliğinde devasa bir dalga meydana geldiği, oluşan bu "mega tsunami"nin dar fiyortta sıkışarak ileri geri gidip gelmesi ile "gizemli" sismik sinyalin oluştuğu kanaatine varıldı.  Bilim insanları, iklim değişikliği etkisiyle Grönland dağlarını destekleyen buzulların erimesinin benzer heyelanları sıklaştırdığını düşünüyor.  Araştırmanın sonuçları Science dergisinde yayımlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyet yapmadan kilo vermek artık mümkün: Bilim insanlarından mucizevi keşif</title>
<link>https://trafikdernegi.com/diyet-yapmadan-kilo-vermek-artik-mumkun-bilim-insanlarindan-mucizevi-kesif</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/diyet-yapmadan-kilo-vermek-artik-mumkun-bilim-insanlarindan-mucizevi-kesif</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, PHD2 genini kahverengi yağ dokusundan çıkararak vücudun metabolizmasını hızlandırabileceklerini keşfetti. Bu keşif, diyet yapmadan daha fazla kalori yakılmasına olanak sağlıyor. Ayrıca araştırmalar obezite ve tip 2 diyabet gibi aşırı kiloyla ilişkili hastalıkların tedavisinde yeni yolların önünün açılabileceğini belirtti.Bilim insanları, diyet yapmaya gerek kalmadan vücudun daha fazla kalori yakabileceğini keşfetti. 
Nottingham Trent Üniversitesi&#039;ndeki araştırmacılar, PHD2 geninin kahverengi yağ dokusundan çıkarılmasının, vücut metabolizmasının hızlanmasına neden olduğunu ortaya koydu.Nature Communications dergisinde yayınlanan sonuçlar, geni olmayan farelerin, önemli ölçüde daha fazla yemelerine rağmen, PHD2 genine sahip olanlara göre yüzde 60 daha fazla kalori yaktığını gösterdi.
PHD2 NEDİR?
PHD2, kişiyi soğuk havalarda sıcak tutan bir doku türü olan kahverengi yağın düzenlenmesinde kilit rol oynayan bir gendir.
NTU Bilim ve Teknoloji Okulu&#039;nda araştırmacı olan Dr. Zoi Michailidou, bulguların obezite, tip 2 diyabet ve aşırı kiloyla ilişkili diğer hastalıkların tedavisinde yeni yolların önünü açabileceğini söyledi.
Michailidou, &quot;Genin etkisini azaltmak aşırı kilolar ve tip 2 diyabet arasındaki bağlantıyı koparabilir. Bu bulgular hastalık riski yüksek olan insanlar için çok önemli.&quot; dedi.Dr. Michailidou, henüz erken olmasına ve insanlarda daha fazla araştırma yapılması gerekmesine rağmen, PHD2 genini yağ dokusundan çıkarmanın metabolizmayı artırarak ve sürekli diyet yapmaya gerek kalmadan kilo kaybını sürdürmeye olanak sağlayacağını belirtti.
Bilim insanları, oksijen seviyelerinin deniz seviyesinden daha düşük olduğu zirveler veya dağlar gibi yüksek rakımlarda bulunmanın kişinin metabolizmasını hızlandırabileceğini söyledi.Bu nedenle ekip, araştırmacıların &quot;vücut için bir oksijen sensörü&quot; olarak tanımladıkları PHD2 genini kahverengi yağ dokusundan çıkararak bu yüksek irtifa etkisini taklit edip edemeyeceklerini öğrenmek istedi.
Fareler üzerinde yapılan testler, geni olmayanların önemli ölçüde daha fazla yağ ve kalori yaktığını gösterdikten sonra, araştırmacılar PHD2 geninin etkisini daha iyi anlamak için 5.000&#039;den fazla insanın kanını analiz etti.
PHD2 geni tarafından kodlanan PHD2 proteini seviyelerinin daha fazla göbek yağı taşıyanlarda daha yüksek olduğunu buldular.
Ekip ayrıca bu genin diyabet ve tiroid bozuklukları gibi metabolik hastalık riskinde artışla ilişkili olduğunu keşfetti.Dr. Michailidou son olarak şu ifadeleri kullandı:
&quot;Kahverengi yağ, insanlarda soğuk havaya maruz kaldıklarında daha aktif olan özel bir tür kalori yakıcı dokudur. Yağ hücrelerinin oksijeni algılamasını sağlayan bir proteini ortadan kaldırarak, farelerde ve insan hücrelerinde soğuk sıcaklıklara maruz kalmadıklarında bile kalori yakımının gerçekleşebileceğini gösterebildik.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SnDsEn8xvEOZlx04WrQYCQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Diyet, yapmadan, kilo, vermek, artık, mümkün:, Bilim, insanlarından, mucizevi, keşif</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SnDsEn8xvEOZlx04WrQYCQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Diyet yapmadan kilo vermek artık mümkün: Bilim insanlarından mucizevi keşif"><p>Bilim insanları, PHD2 genini kahverengi yağ dokusundan çıkararak vücudun metabolizmasını hızlandırabileceklerini keşfetti. Bu keşif, diyet yapmadan daha fazla kalori yakılmasına olanak sağlıyor. Ayrıca araştırmalar obezite ve tip 2 diyabet gibi aşırı kiloyla ilişkili hastalıkların tedavisinde yeni yolların önünün açılabileceğini belirtti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OJlEviS73EeQKtWNHnNwew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, diyet yapmaya gerek kalmadan vücudun daha fazla kalori yakabileceğini keşfetti. 
Nottingham Trent Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, PHD2 geninin kahverengi yağ dokusundan çıkarılmasının, vücut metabolizmasının hızlanmasına neden olduğunu ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OOXzFjstPEywCDz0fzSBqA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nature Communications dergisinde yayınlanan sonuçlar, geni olmayan farelerin, önemli ölçüde daha fazla yemelerine rağmen, PHD2 genine sahip olanlara göre yüzde 60 daha fazla kalori yaktığını gösterdi.
PHD2 NEDİR?
PHD2, kişiyi soğuk havalarda sıcak tutan bir doku türü olan kahverengi yağın düzenlenmesinde kilit rol oynayan bir gendir.
NTU Bilim ve Teknoloji Okulu'nda araştırmacı olan Dr. Zoi Michailidou, bulguların obezite, tip 2 diyabet ve aşırı kiloyla ilişkili diğer hastalıkların tedavisinde yeni yolların önünü açabileceğini söyledi.
Michailidou, "Genin etkisini azaltmak aşırı kilolar ve tip 2 diyabet arasındaki bağlantıyı koparabilir. Bu bulgular hastalık riski yüksek olan insanlar için çok önemli." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CU1xpqEO20ChC9FAcycszg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Michailidou, henüz erken olmasına ve insanlarda daha fazla araştırma yapılması gerekmesine rağmen, PHD2 genini yağ dokusundan çıkarmanın metabolizmayı artırarak ve sürekli diyet yapmaya gerek kalmadan kilo kaybını sürdürmeye olanak sağlayacağını belirtti.
Bilim insanları, oksijen seviyelerinin deniz seviyesinden daha düşük olduğu zirveler veya dağlar gibi yüksek rakımlarda bulunmanın kişinin metabolizmasını hızlandırabileceğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MZoE4yInDEOSR8d3muDlJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu nedenle ekip, araştırmacıların "vücut için bir oksijen sensörü" olarak tanımladıkları PHD2 genini kahverengi yağ dokusundan çıkararak bu yüksek irtifa etkisini taklit edip edemeyeceklerini öğrenmek istedi.
Fareler üzerinde yapılan testler, geni olmayanların önemli ölçüde daha fazla yağ ve kalori yaktığını gösterdikten sonra, araştırmacılar PHD2 geninin etkisini daha iyi anlamak için 5.000'den fazla insanın kanını analiz etti.
PHD2 geni tarafından kodlanan PHD2 proteini seviyelerinin daha fazla göbek yağı taşıyanlarda daha yüksek olduğunu buldular.
Ekip ayrıca bu genin diyabet ve tiroid bozuklukları gibi metabolik hastalık riskinde artışla ilişkili olduğunu keşfetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/41PoeJTZHUGrsjilDXE8dA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Michailidou son olarak şu ifadeleri kullandı:
"Kahverengi yağ, insanlarda soğuk havaya maruz kaldıklarında daha aktif olan özel bir tür kalori yakıcı dokudur. Yağ hücrelerinin oksijeni algılamasını sağlayan bir proteini ortadan kaldırarak, farelerde ve insan hücrelerinde soğuk sıcaklıklara maruz kalmadıklarında bile kalori yakımının gerçekleşebileceğini gösterebildik."</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mars&amp;apos;ın yüzeyinin altında gizemli yapılar keşfedildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marsin-yuzeyinin-altinda-gizemli-yapilar-kesfedildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marsin-yuzeyinin-altinda-gizemli-yapilar-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları 2024 Europlanet Bilim Kongresi&#039;nde Mars&#039;ın yeni yerçekimi haritasını sundu. Haritada Mars&#039;ın 1100 kilometre derinliğinde büyük ölçekli gizemli yapılar olduğu ve manto süreçlerinin Olympus Mons gibi büyük volkanları etkilediği ortaya koyuldu.Bilim insanları 2024 Europlanet Bilim Kongresi&#039;nde Mars&#039;ın yeni yerçekimi haritasını sundu.
Harita, Mars&#039;ın çoktan yok olmuş okyanusunun altında yoğun, büyük ölçekli yapıların varlığını ve manto süreçlerinin Güneş Sistemi&#039;ndeki en büyük yanardağ olan Olympus Mons&#039;u etkilediğini gösteriyor.Mars&#039;ın en genç ve en yüksek volkanı olarak bilinen Olympus Mons&#039;un son patlaması 25 milyon yıl önce olmuştur.
Dünyanın en yüksek dağı Everest ile karşılaştırıldığında 3 kat daha yüksekliği bulunmaktadır.
Yeni harita ve analiz, NASA&#039;nın InSIGHT (Sismik Araştırmalar, Jeodezi ve Isı Taşımacılığı ile İç Keşif) görevi de dahil olmak üzere birçok görevden elde edilen verileri içeriyor.
Ayrıca Mars&#039;ın yörüngesinde dolanan uydulardaki küçük sapmalardan elde edilen veriler de kullanılıyor.JGR: Planets dergisinde gelecek ay yayınlanacak makalenin başyazarı Dr. Bart Root, araştırmalardan çıkan sonuçlardan bazılarının jeolojideki önemli bir kavrama ters düştüğünü belirtti. 
Jeologlar eğilme izostasisi adı verilen bir kavramla çalışıyorlar.
Bu kavram, bir gezegenin dış sert tabakasının büyük ölçekli yükleme ve boşaltmalara nasıl tepki verdiğini ortaya koyuyor.
EĞİLMEZ İZOSTASİSİ NEDİR?
Bu katman litosfer olarak adlandırılır ve kabuk ile mantonun en üst kısmından oluşur.
Ağır bir şey litosfere yüklendiğinde, litosfer buna batarak karşılık verir.Dünya&#039;da Grönland buna iyi bir örnektir; devasa buz tabakası aşağı doğru baskı uygular. Küresel ısınma nedeniyle buz tabakaları eridikçe, Grönland yükselir.
Bu aşağı doğru bükülme, etkisi hafif olsa da, genellikle çevredeki alanlarda bir yükselmeye neden olur.
Yük ne kadar büyükse, aşağı doğru bükülme o kadar belirgin olur, ancak bu litosferin gücüne ve esnekliğine de bağlıdır.
Eğilme izostasisi, buzul geri tepmesi, dağ oluşumu ve tortul havza oluşumunu anlamak için kritik bir fikirdir.Yeni makalenin yazarları, bilim insanlarının Mars&#039;ta eğilme izostasisinin nasıl işlediğini yeniden düşünmeleri gerektiğini söylüyor.
Bunun nedeni Güneş Sistemi&#039;ndeki en büyük volkan olan Olympus Mons ve Tharsis Rise ya da Tharsis Montes adı verilen volkanik bölgenin tamamıdır.
Tharsis Montes, diğer üç devasa kalkan volkanı barındıran geniş bir volkanik bölgedir.
Kuzeyden güneye, volkanlar Ascraeus Mons, Pavonis Mons ve Arsia Mons&#039;tur.
Bükülme izostasisi, bu devasa bölgenin gezegenin yüzeyini aşağı doğru zorlaması gerektiğini belirtir.Ancak bunun tersi doğrudur. Tharsis Montes, Mars&#039;ın geri kalan yüzeyinden çok daha yüksektir.NASA&#039;nın InSIGHT aracı da bilim insanlarına Mars&#039;ın yerçekimi hakkında çok şey anlattı ve birlikte, araştırmacıları tüm bunların Mars&#039;ta nasıl işlediğini yeniden gözden geçirmeye zorluyor.
Yazarlar, &quot;Bu, büyük yanardağ ve çevresinin desteğini nasıl anladığımızı yeniden düşünmemiz gerektiği anlamına geliyor. Yüzeyinin yerçekimi sinyali, gezegeni ince bir kabuk olarak kabul eden bir modele iyi uyuyor.&quot; ifadelerini kullandı.
Araştırma, Mars mantosundaki aktif süreçlerin Tharsis Montes&#039;i yukarı doğru yükselttiğini gösteriyor.Araştırmacılar yaklaşık 1750 kilometre genişliğinde ve 1100 kilometre derinlikte bir yeraltı kütlesi buldular.
Bilim insanları, &quot;Mars&#039;ın katmanının derinliklerinde, muhtemelen mantodan yükselen büyük bir kütle var gibi görünüyor. Bu, Mars&#039;ın içinde hala aktif hareketler olabileceğini ve yüzeyde yeni volkanik şeyler oluşturabileceğini gösteriyor.&quot; diye belirtti.
Bunun Tharsis Montes&#039;in altında yükselen ve tüm kütlenin aşağı doğru basıncına karşı koyacak kadar güçlü bir manto dumanı olduğundan şüpheleniliyor.Araştırmacılar &quot;Bu, jeolojik gelecekte aktif volkanizma oluşturmak için bir duman başının şu anda litosfere doğru yukarı doğru aktığını gösteriyor&quot; diye yazdı.
Mars&#039;ın volkanik olarak ne kadar aktif olduğu konusunda tartışmalar var.
10 MİLYON YIL İÇİNDE YENİDEN YÜZEYE ÇIKIYOR
Gezegende aktif volkanik özellikler olmamasına rağmen, araştırmalar Tharsis bölgesinin yakın jeolojik geçmişte son on milyon yıl içinde yeniden yüzeye çıktığını gösteriyor.Araştırmacılar ayrıca başka yerçekimi anomalileri yani normalinden farklı bozuluklar da buldular.
Mars&#039;ın kuzey kutup düzlüklerinin altında gizemli, yoğun yapılar keşfedildi.
Muhtemelen eski bir deniz yatağında biriken kalın, pürüzsüz bir tortu tabakasının altına gömülü anomaliler çevrelerine göre yaklaşık 300-400 kg/m3 daha yoğundur.
Dr. Root, &quot;Bu yoğun yapılar volkanik kökenli olabileceği gibi eski çarpışmalar nedeniyle sıkışmış malzeme de olabilir. Kuzey kutup başlığını çevreleyen alanda tespit ettiğimiz, biri köpek şekline benzeyen, farklı boyutlarda yaklaşık 20 özellik var. Yüzeyde bunlardan hiçbir iz yok gibi görünüyor. Bununla birlikte, yerçekimi verileri sayesinde Mars&#039;ın kuzey yarımküresinin eski tarihine dair önemli bir bakış açısına sahibiz.&quot; dedi.Bu gizemli yapıları ve g ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/siDktfAp3UG-qrvBxdRvhw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marsın, yüzeyinin, altında, gizemli, yapılar, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/siDktfAp3UG-qrvBxdRvhw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Mars'ın yüzeyinin altında gizemli yapılar keşfedildi"><p>Bilim insanları 2024 Europlanet Bilim Kongresi'nde Mars'ın yeni yerçekimi haritasını sundu. Haritada Mars'ın 1100 kilometre derinliğinde büyük ölçekli gizemli yapılar olduğu ve manto süreçlerinin Olympus Mons gibi büyük volkanları etkilediği ortaya koyuldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GMzkVJaWOk6aittKNe1pXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları 2024 Europlanet Bilim Kongresi'nde Mars'ın yeni yerçekimi haritasını sundu.
Harita, Mars'ın çoktan yok olmuş okyanusunun altında yoğun, büyük ölçekli yapıların varlığını ve manto süreçlerinin Güneş Sistemi'ndeki en büyük yanardağ olan Olympus Mons'u etkilediğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xWUi3IU-Y0mrYKbJq2rQIg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mars'ın en genç ve en yüksek volkanı olarak bilinen Olympus Mons'un son patlaması 25 milyon yıl önce olmuştur.
Dünyanın en yüksek dağı Everest ile karşılaştırıldığında 3 kat daha yüksekliği bulunmaktadır.
Yeni harita ve analiz, NASA'nın InSIGHT (Sismik Araştırmalar, Jeodezi ve Isı Taşımacılığı ile İç Keşif) görevi de dahil olmak üzere birçok görevden elde edilen verileri içeriyor.
Ayrıca Mars'ın yörüngesinde dolanan uydulardaki küçük sapmalardan elde edilen veriler de kullanılıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WkdPeIHNJ0e6hYqkG3rF6A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>JGR: Planets dergisinde gelecek ay yayınlanacak makalenin başyazarı Dr. Bart Root, araştırmalardan çıkan sonuçlardan bazılarının jeolojideki önemli bir kavrama ters düştüğünü belirtti. 
Jeologlar eğilme izostasisi adı verilen bir kavramla çalışıyorlar.
Bu kavram, bir gezegenin dış sert tabakasının büyük ölçekli yükleme ve boşaltmalara nasıl tepki verdiğini ortaya koyuyor.
EĞİLMEZ İZOSTASİSİ NEDİR?
Bu katman litosfer olarak adlandırılır ve kabuk ile mantonun en üst kısmından oluşur.
Ağır bir şey litosfere yüklendiğinde, litosfer buna batarak karşılık verir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/a1bSIh_UZEaz4b4pEL5EAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya'da Grönland buna iyi bir örnektir; devasa buz tabakası aşağı doğru baskı uygular. Küresel ısınma nedeniyle buz tabakaları eridikçe, Grönland yükselir.
Bu aşağı doğru bükülme, etkisi hafif olsa da, genellikle çevredeki alanlarda bir yükselmeye neden olur.
Yük ne kadar büyükse, aşağı doğru bükülme o kadar belirgin olur, ancak bu litosferin gücüne ve esnekliğine de bağlıdır.
Eğilme izostasisi, buzul geri tepmesi, dağ oluşumu ve tortul havza oluşumunu anlamak için kritik bir fikirdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bflW5W2E6kWwLfOUrQ2AnA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeni makalenin yazarları, bilim insanlarının Mars'ta eğilme izostasisinin nasıl işlediğini yeniden düşünmeleri gerektiğini söylüyor.
Bunun nedeni Güneş Sistemi'ndeki en büyük volkan olan Olympus Mons ve Tharsis Rise ya da Tharsis Montes adı verilen volkanik bölgenin tamamıdır.
Tharsis Montes, diğer üç devasa kalkan volkanı barındıran geniş bir volkanik bölgedir.
Kuzeyden güneye, volkanlar Ascraeus Mons, Pavonis Mons ve Arsia Mons'tur.
Bükülme izostasisi, bu devasa bölgenin gezegenin yüzeyini aşağı doğru zorlaması gerektiğini belirtir.Ancak bunun tersi doğrudur. Tharsis Montes, Mars'ın geri kalan yüzeyinden çok daha yüksektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3Ub0LKIL5kKGVdhZcA3kRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'nın InSIGHT aracı da bilim insanlarına Mars'ın yerçekimi hakkında çok şey anlattı ve birlikte, araştırmacıları tüm bunların Mars'ta nasıl işlediğini yeniden gözden geçirmeye zorluyor.
Yazarlar, "Bu, büyük yanardağ ve çevresinin desteğini nasıl anladığımızı yeniden düşünmemiz gerektiği anlamına geliyor. Yüzeyinin yerçekimi sinyali, gezegeni ince bir kabuk olarak kabul eden bir modele iyi uyuyor." ifadelerini kullandı.
Araştırma, Mars mantosundaki aktif süreçlerin Tharsis Montes'i yukarı doğru yükselttiğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iOw7V4-jMUmlfMOG3kesEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar yaklaşık 1750 kilometre genişliğinde ve 1100 kilometre derinlikte bir yeraltı kütlesi buldular.
Bilim insanları, "Mars'ın katmanının derinliklerinde, muhtemelen mantodan yükselen büyük bir kütle var gibi görünüyor. Bu, Mars'ın içinde hala aktif hareketler olabileceğini ve yüzeyde yeni volkanik şeyler oluşturabileceğini gösteriyor." diye belirtti.
Bunun Tharsis Montes'in altında yükselen ve tüm kütlenin aşağı doğru basıncına karşı koyacak kadar güçlü bir manto dumanı olduğundan şüpheleniliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_4SmRFSDlEWUbjIdfc4dGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar "Bu, jeolojik gelecekte aktif volkanizma oluşturmak için bir duman başının şu anda litosfere doğru yukarı doğru aktığını gösteriyor" diye yazdı.
Mars'ın volkanik olarak ne kadar aktif olduğu konusunda tartışmalar var.
10 MİLYON YIL İÇİNDE YENİDEN YÜZEYE ÇIKIYOR
Gezegende aktif volkanik özellikler olmamasına rağmen, araştırmalar Tharsis bölgesinin yakın jeolojik geçmişte son on milyon yıl içinde yeniden yüzeye çıktığını gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GqBz_Sz_XEuy4phQ0gDhaQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar ayrıca başka yerçekimi anomalileri yani normalinden farklı bozuluklar da buldular.
Mars'ın kuzey kutup düzlüklerinin altında gizemli, yoğun yapılar keşfedildi.
Muhtemelen eski bir deniz yatağında biriken kalın, pürüzsüz bir tortu tabakasının altına gömülü anomaliler çevrelerine göre yaklaşık 300-400 kg/m3 daha yoğundur.
Dr. Root, "Bu yoğun yapılar volkanik kökenli olabileceği gibi eski çarpışmalar nedeniyle sıkışmış malzeme de olabilir. Kuzey kutup başlığını çevreleyen alanda tespit ettiğimiz, biri köpek şekline benzeyen, farklı boyutlarda yaklaşık 20 özellik var. Yüzeyde bunlardan hiçbir iz yok gibi görünüyor. Bununla birlikte, yerçekimi verileri sayesinde Mars'ın kuzey yarımküresinin eski tarihine dair önemli bir bakış açısına sahibiz." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yvkJoqt-10C6G40AARVhcQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu gizemli yapıları ve genel olarak Mars'ın yerçekimini anlamanın tek yolu daha fazla veri elde etmektir.
Root ve meslektaşları gerekli verileri toplayabilecek Mars Kuantum Yerçekimi (MaQuls) görevini yürütüyor.
MaQuls, sırasıyla Ay'ın ve Dünya'nın yerçekimini haritalayan GRAIL (Gravity Recovery and Interior Laboratory) ve GRACE (Gravity Recovery and Climate Experiment) görevlerinde kullanılan aynı teknolojiye dayanmaktadır.
MaQuls birbirini takip eden ve optik bir bağlantıyla birbirine bağlanan iki uydudan oluşacaktır. 
MaQuIs ile yapılacak gözlemler Mars'ın yeraltını daha iyi keşfetmemizi sağlayacaktır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rfEbCWJNvkGmByvkqqd5_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca Dr. Root, "Misyon, gizemli gizli özellikler hakkında daha fazla bilgi edinmemize ve devam eden manto konveksiyonunu incelememize, ayrıca atmosferik mevsimsel değişiklikler ve yeraltı suyu rezervuarlarının tespiti gibi dinamik yüzey süreçlerini anlamamıza yardımcı olacaktır." dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ESA, Neuraspace uzay trafik yönetim donanımını test ediyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/esa-neuraspace-uzay-trafik-yoenetim-donanimini-test-ediyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/esa-neuraspace-uzay-trafik-yoenetim-donanimini-test-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Portekizli girişim Neuraspace&#039;in uzay trafik yönetimi hizmetlerini test edecek. ESA, Almanya&#039;daki Avrupa Uzay Operasyonları Merkezi&#039;nde bu hizmetleri kendi araçlarına entegre ederek yörüngedeki birleşmeleri değerlendirecek.Avrupa Uzay Ajansı, Portekizli girişim Neuraspace tarafından sunulan uzay trafik yönetimi hizmetlerini test etmeye hazırlanıyor.16 Eylül&#039;de açıklanan bir sözleşme kapsamında ESA&#039;nın Uzay Enkaz Ofisi, Almanya&#039;daki Avrupa Uzay Operasyonları Merkezi&#039;nde (ESOC) birleşmeleri değerlendirmek için Neuraspace hizmetlerini mevcut araçlarıyla entegre edecek.  ESA&#039;nın Uzay Güvenliği Program Ofisi kıdemli çarpışma önleme analisti Klaus Merz yaptığı açıklamada, Neuraspace sözleşmesinin ESA&#039;nın ticari uzay sektörünü destekleme, uzayda sürdürülebilirliği artırma ve gelecekteki yörünge güvenliğine yenilik getirme konusundaki &quot;güçlü kararlılığını gösterdiğini söyledi.Merz, ESA&#039;nın Uzay Güvenliği Programının modern toplumumuzun kritik bileşenlerini tehdit eden uzaydaki tehlikelere odaklandığını da sözlerine ekledi.Merz&#039;e göre ESA, Neuraspace ve diğerlerinin ticari hizmetlerine güvenerek riskleri azaltmayı ve uzay varlıklarının korunmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.Neuraspace CEO&#039;su Chiara Manfletti ESOC ile yapılacak işbirliği hakkında yaptığı açıklamada, &quot;Bu anlaşma hem kurumsal hem de ticari ihtiyaçlar için mevcut çözümümüzü iyileştirme ve geliştirme fırsatı sağlayacak. Aynı zamanda uzun süredir uzayda faaliyet gösteren önemli bir aktör olarak ESA&#039;nın uzmanlığından ve operasyonel içgörülerinden faydalanmamızı sağlayacak.&quot; dedi.NEURASPACE NEDİR?Neuraspace, uzay aracı operatörleri arasında işbirliğini teşvik etmek için geliştirilen uzay trafiği yönetim platformudur.Şirket, Mart ayında yazılımın ücretsiz bir sürümünü yayınlamıştı.Neuraspace 10 Eylül&#039;de Portekiz Hava Kuvvetleri ile uzayda durumsal farkındalık, gözetleme ve izleme üzerine çalıştığını duyurmuştu.Neuraspace ilk optik teleskopunu Portekiz&#039;in Beja kentindeki bir hava üssünde tanıttı.Teleskobun finansmanı Portekiz&#039;in Kurtarma ve Dayanıklılık Planı kapsamında Avrupa Komisyonu tarafından sağlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/szVRFScBIEy-ZZnta7BOUA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>ESA, Neuraspace, uzay, trafik, yönetim, donanımını, test, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/szVRFScBIEy-ZZnta7BOUA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="ESA, Neuraspace uzay trafik yönetim donanımını test ediyor"><p>Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Portekizli girişim Neuraspace'in uzay trafik yönetimi hizmetlerini test edecek. ESA, Almanya'daki Avrupa Uzay Operasyonları Merkezi'nde bu hizmetleri kendi araçlarına entegre ederek yörüngedeki birleşmeleri değerlendirecek.</p><p>Avrupa Uzay Ajansı, Portekizli girişim Neuraspace tarafından sunulan uzay trafik yönetimi hizmetlerini test etmeye hazırlanıyor.</p><p>16 Eylül'de açıklanan bir sözleşme kapsamında ESA'nın Uzay Enkaz Ofisi, Almanya'daki Avrupa Uzay Operasyonları Merkezi'nde (ESOC) birleşmeleri değerlendirmek için Neuraspace hizmetlerini mevcut araçlarıyla entegre edecek.  ESA'nın Uzay Güvenliği Program Ofisi kıdemli çarpışma önleme analisti Klaus Merz yaptığı açıklamada, Neuraspace sözleşmesinin ESA'nın ticari uzay sektörünü destekleme, uzayda sürdürülebilirliği artırma ve gelecekteki yörünge güvenliğine yenilik getirme konusundaki "güçlü kararlılığını gösterdiğini söyledi.</p><p>Merz, ESA'nın Uzay Güvenliği Programının modern toplumumuzun kritik bileşenlerini tehdit eden uzaydaki tehlikelere odaklandığını da sözlerine ekledi.</p><p>Merz'e göre ESA, Neuraspace ve diğerlerinin ticari hizmetlerine güvenerek riskleri azaltmayı ve uzay varlıklarının korunmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.</p><p>Neuraspace CEO'su Chiara Manfletti ESOC ile yapılacak işbirliği hakkında yaptığı açıklamada, "Bu anlaşma hem kurumsal hem de ticari ihtiyaçlar için mevcut çözümümüzü iyileştirme ve geliştirme fırsatı sağlayacak. Aynı zamanda uzun süredir uzayda faaliyet gösteren önemli bir aktör olarak ESA'nın uzmanlığından ve operasyonel içgörülerinden faydalanmamızı sağlayacak." dedi.</p><p><strong>NEURASPACE NEDİR?</strong></p><p>Neuraspace, uzay aracı operatörleri arasında işbirliğini teşvik etmek için geliştirilen uzay trafiği yönetim platformudur.</p><p>Şirket, Mart ayında yazılımın ücretsiz bir sürümünü yayınlamıştı.</p><p>Neuraspace 10 Eylül'de Portekiz Hava Kuvvetleri ile uzayda durumsal farkındalık, gözetleme ve izleme üzerine çalıştığını duyurmuştu.</p><p>Neuraspace ilk optik teleskopunu Portekiz'in Beja kentindeki bir hava üssünde tanıttı.</p><p>Teleskobun finansmanı Portekiz'in Kurtarma ve Dayanıklılık Planı kapsamında Avrupa Komisyonu tarafından sağlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırma: İnsan ve köpek göz göze gelince beyinleri senkronize oluyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/arastirma-insan-ve-koepek-goez-goeze-gelince-beyinleri-senkronize-oluyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/arastirma-insan-ve-koepek-goez-goeze-gelince-beyinleri-senkronize-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar, insanlar ve köpeklerin birbirleriyle göz teması kurdukça aralarındaki senkronizasyon gücünün artabileceğini ortaya koydu.Yeni bir araştırmaya göre köpekler ve insanların beyin aktiviteleri, birbirlerinin gözlerine baktıklarında senkronize olabilir.İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimler sırasında, özellikle beynin ön lobundaki nöronların aktivitesinin senkronize olduğu ve bunun da birbirlerine dikkat ettiklerini gösterdiği bilinmektedir.Araştırmacılar, insanlar ve köpekler arasındaki karşılıklı bakışmanın da benzer bir senkronizasyona neden olabileceğini söylüyor.Advanced Science dergisinde yayınlanan yeni çalışmaya göre, evcil hayvanlar ve insanların bağ kurdukça aralarındaki senkronizasyonun daha da güçlenebileceği ortaya koyuldu. BEYİN SİNYALLERİ ANALİZ EDİLDİÇalışma, 10 beagle cinsi köpeği 5 gün boyunca tanımadıkları insanlarla eşleştirdi ve her ikisinden gelen EEG beyin sinyallerini analiz etti.Bilim insanları, insan ile köpek ikilisinin 5 gün boyunca giderek birbirlerine daha fazla aşina olmasıyla aralarındaki senkronizasyonun gücü arttığını açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wjrn9mJaC0yNsdQ477g7aA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Araştırma:, İnsan, köpek, göz, göze, gelince, beyinleri, senkronize, oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wjrn9mJaC0yNsdQ477g7aA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Araştırma: İnsan ve köpek göz göze gelince beyinleri senkronize oluyor"><p>Araştırmacılar, insanlar ve köpeklerin birbirleriyle göz teması kurdukça aralarındaki senkronizasyon gücünün artabileceğini ortaya koydu.</p><p>Yeni bir araştırmaya göre köpekler ve insanların beyin aktiviteleri, birbirlerinin gözlerine baktıklarında senkronize olabilir.</p><p>İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimler sırasında, özellikle beynin ön lobundaki nöronların aktivitesinin senkronize olduğu ve bunun da birbirlerine dikkat ettiklerini gösterdiği bilinmektedir.</p><p>Araştırmacılar, insanlar ve köpekler arasındaki karşılıklı bakışmanın da benzer bir senkronizasyona neden olabileceğini söylüyor.</p><p><strong>Advanced Science dergisinde yayınlanan yeni çalışmaya göre</strong>, evcil hayvanlar ve insanların bağ kurdukça aralarındaki senkronizasyonun daha da güçlenebileceği ortaya koyuldu. </p><p><strong>BEYİN SİNYALLERİ ANALİZ EDİLDİ</strong></p><p>Çalışma, 10 beagle cinsi köpeği 5 gün boyunca tanımadıkları insanlarla eşleştirdi ve her ikisinden gelen EEG beyin sinyallerini analiz etti.</p><p>Bilim insanları, insan ile köpek ikilisinin 5 gün boyunca giderek birbirlerine daha fazla aşina olmasıyla aralarındaki senkronizasyonun gücü arttığını açıkladı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir zamanlar Dünya da Satürn gibiymiş!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bir-zamanlar-dunya-da-saturn-gibiymis</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bir-zamanlar-dunya-da-saturn-gibiymis</guid>
<description><![CDATA[ Avustralyalı araştırmacılar, Dünya&#039;nın yaklaşık 466 milyon önce Satürn&#039;deki gibi bir halka sistemine sahip olmuş olabileceğini ortaya koydu.Avustralya&#039;daki Monash Üniversitesinde yapılan araştırmada Dünya&#039;nın geçmişini araştırmak üzere meteor kraterleri incelendi.  Araştırmada yaklaşık 466 milyon yıl önce büyük bir asteroidin Dünya&#039;nın sınırlarından geçerken gelgit kuvveti nedeniyle parçalanarak gezegenin etrafında Satürn&#039;deki gibi bir halka sistemi oluşturmuş olabileceği ifade edildi.  Bu halkanın Dünya üzerinde gölge oluşturarak güneş ışığını engellemiş, bunun da küresel soğumaya yol açmış olabileceği belirtildi.  Monash Üniversitesi Yer, Atmosfer ve Çevre Fakültesinden araştırmanın başyazarı Profesör Andy Tomkins, yaptığı açıklamada, &quot;milyonlarca yıl&quot; boyunca bu halkadan gelen malzemenin yavaş yavaş Dünya&#039;ya düştüğünü ve jeolojik kayıtlarda gözlemlenen gök taşı çarpmalarında ani artış yaşandığını bildirdi.  Tomkins, &quot;Bu bulguyu daha da ilgi çekici kılan şey, böyle bir halka sisteminin potansiyel iklim etkileri. Bir halka sisteminin küresel sıcaklıkları etkilemiş olabileceği fikri, Dünya dışı olayların Dünya&#039;nın iklimini nasıl şekillendirmiş olabileceğine dair anlayışımıza yeni bir karmaşıklık ekliyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P8_3sqcTnUy_6QKVoq4_nQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bir, zamanlar, Dünya, Satürn, gibiymiş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P8_3sqcTnUy_6QKVoq4_nQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20240916132008451" class="type:primaryImage" alt="Bir zamanlar Dünya da Satürn gibiymiş!"><p>Avustralyalı araştırmacılar, Dünya'nın yaklaşık 466 milyon önce Satürn'deki gibi bir halka sistemine sahip olmuş olabileceğini ortaya koydu.</p>Avustralya'daki Monash Üniversitesinde yapılan araştırmada Dünya'nın geçmişini araştırmak üzere meteor kraterleri incelendi.  Araştırmada yaklaşık 466 milyon yıl önce büyük bir asteroidin Dünya'nın sınırlarından geçerken gelgit kuvveti nedeniyle parçalanarak gezegenin etrafında Satürn'deki gibi bir halka sistemi oluşturmuş olabileceği ifade edildi.  Bu halkanın Dünya üzerinde gölge oluşturarak güneş ışığını engellemiş, bunun da küresel soğumaya yol açmış olabileceği belirtildi.  Monash Üniversitesi Yer, Atmosfer ve Çevre Fakültesinden araştırmanın başyazarı Profesör Andy Tomkins, yaptığı açıklamada, "milyonlarca yıl" boyunca bu halkadan gelen malzemenin yavaş yavaş Dünya'ya düştüğünü ve jeolojik kayıtlarda gözlemlenen gök taşı çarpmalarında ani artış yaşandığını bildirdi.  Tomkins, "Bu bulguyu daha da ilgi çekici kılan şey, böyle bir halka sisteminin potansiyel iklim etkileri. Bir halka sisteminin küresel sıcaklıkları etkilemiş olabileceği fikri, Dünya dışı olayların Dünya'nın iklimini nasıl şekillendirmiş olabileceğine dair anlayışımıza yeni bir karmaşıklık ekliyor." ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;nın davetsiz misafiri: İkinci bir uyduya ev sahipliği yapacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-davetsiz-misafiri-ikinci-bir-uyduya-ev-sahipligi-yapacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-davetsiz-misafiri-ikinci-bir-uyduya-ev-sahipligi-yapacak</guid>
<description><![CDATA[ Dünya, alışılmadık bir astronomik olaya tanıklık edecek: 2024 PT 5 adlı asteroitin, gezegenimizin atmosferine çarpmak yerine Dünya&#039;nın yörüngesine girerek  &quot;Mini Ay&quot; olarak kalması bekleniyor. Bu ziyaret ile birlikte Dünya’nın kısa bir süre iki uydusu olacak.Dünya, kendisine yaklaşmakta olan bir asteroidin yörüngesine girmeye hazırlanıyor. Yörüngede sıkışacak olan asteroid kısa bir süreliğine &quot;Mini Ay&quot;a dönüşecek ve dünyanın uydusu konumuna gelecek.Gezegene yaklaşan asteroitler bazen atmosfere girmeden uzaklaşıp gidiyor, bazen de Dünya&#039;ya çarparak yanıyor.Fakat bazen gezegenin yörüngesine takılıp kısa süreliğine Ay&#039;a eşlik ediyorlar.NASA&#039;nın fonladığı Asteroit Karasal Etkili Son Uyarı Sistemi (ATLAS) teleskoplarını kullanan gökbilimciler son sınıfta yer alan bir asteroit keşfetti. 2024 PT 5 adı verilen asteroit ,7 Ağustos&#039;ta keşfedildi ve çapı yaklaşık 10 metre olarak ölçüldü.Madrid Complutense Üniversitesi&#039;nden Carlos de la Fuente Marcos ve Raúl de la Fuente Marcos adlı iki gökbilimci, cismin yörüngesini inceledi ve cismin 29 Eylül ile 25 Kasım arasında kısa bir süre Dünya yörüngesinde kalacağı sonucuna vardı.
Daha sonra Güneş&#039;in yörüngesine geri dönecek olan asteroid Güneş Sistemi&#039;ndeki yolculuğuna devam edecek. Başka bir deyişle, Dünya&#039;nın toplam 56.6 gün boyunca iki uydusu olacak.Raúl de la Fuente Marcos, &quot;Yörüngesi Dünya&#039;ya çok benzeyen cisimlerin uzay enkazı olma ihtimali her zaman var,&quot; şeklinde konuştu. Ancak yapılan gözlemlerin, 2024 PT5&#039;in doğallığına şüphe bırakmadığını ekledi.Bununla birlikte, bazı bilim insanları 2024 PT5&#039;in mini uydu olmadığı görüşünde. Mini uyduların Dünya etrafında en az bir tam tur atması gerektiğini ve 2024 PT5&#039;in tam bir yörünge tamamlamadan ayrılacağını belirtiyorlar.Ayrıca, asteroidin Ay&#039;ın bir çarpışmadan kopmuş bir parçası olabileceği öne sürülüyor; ancak bu hipotez kesin olarak doğrulanmış değil.Kasım 2024&#039;te Dünya&#039;nın yörüngesinden ayrılacak olan 2024 PT5&#039;in Ocak 2025&#039;te geri dönmesi bekleniyor. Asteroidin, bu ziyaretinde daha kısa süre kalacağı ve bir sonraki ziyaretinin 2055&#039;te gerçekleşebileceği tahmin ediliyor. Küçük boyutu ve düşük parlaklığı nedeniyle 2024 PT5&#039;in amatör teleskoplarla gözlemlenmesi zor olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dB_i6d6xqEWYgHCH1Q3VzA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, davetsiz, misafiri:, İkinci, bir, uyduya, sahipliği, yapacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dB_i6d6xqEWYgHCH1Q3VzA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya'nın davetsiz misafiri: İkinci bir uyduya ev sahipliği yapacak"><p>Dünya, alışılmadık bir astronomik olaya tanıklık edecek: 2024 PT 5 adlı asteroitin, gezegenimizin atmosferine çarpmak yerine Dünya'nın yörüngesine girerek  "Mini Ay" olarak kalması bekleniyor. Bu ziyaret ile birlikte Dünya’nın kısa bir süre iki uydusu olacak.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Dq3kGFPFQkSOE9ru_9IEMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya, kendisine yaklaşmakta olan bir asteroidin yörüngesine girmeye hazırlanıyor. Yörüngede sıkışacak olan asteroid kısa bir süreliğine "Mini Ay"a dönüşecek ve dünyanın uydusu konumuna gelecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aCM1HI-J-kOHHqbCQjabhg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gezegene yaklaşan asteroitler bazen atmosfere girmeden uzaklaşıp gidiyor, bazen de Dünya'ya çarparak yanıyor.Fakat bazen gezegenin yörüngesine takılıp kısa süreliğine Ay'a eşlik ediyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C2U4OzvcjEyI9_C7I2a_aQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'nın fonladığı Asteroit Karasal Etkili Son Uyarı Sistemi (ATLAS) teleskoplarını kullanan gökbilimciler son sınıfta yer alan bir asteroit keşfetti. 2024 PT 5 adı verilen asteroit ,7 Ağustos'ta keşfedildi ve çapı yaklaşık 10 metre olarak ölçüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Vow2jJ6Kmk2U_V683tQazg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Madrid Complutense Üniversitesi'nden Carlos de la Fuente Marcos ve Raúl de la Fuente Marcos adlı iki gökbilimci, cismin yörüngesini inceledi ve cismin 29 Eylül ile 25 Kasım arasında kısa bir süre Dünya yörüngesinde kalacağı sonucuna vardı.
Daha sonra Güneş'in yörüngesine geri dönecek olan asteroid Güneş Sistemi'ndeki yolculuğuna devam edecek. Başka bir deyişle, Dünya'nın toplam 56.6 gün boyunca iki uydusu olacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SYSj22L4NU-NhPxesbO7ww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Raúl de la Fuente Marcos, "Yörüngesi Dünya'ya çok benzeyen cisimlerin uzay enkazı olma ihtimali her zaman var," şeklinde konuştu. Ancak yapılan gözlemlerin, 2024 PT5'in doğallığına şüphe bırakmadığını ekledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lxi_Wt2Vi0q0yyeWQnKO_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bununla birlikte, bazı bilim insanları 2024 PT5'in mini uydu olmadığı görüşünde. Mini uyduların Dünya etrafında en az bir tam tur atması gerektiğini ve 2024 PT5'in tam bir yörünge tamamlamadan ayrılacağını belirtiyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rfAB073K3Ui6FCEVfslXUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, asteroidin Ay'ın bir çarpışmadan kopmuş bir parçası olabileceği öne sürülüyor; ancak bu hipotez kesin olarak doğrulanmış değil.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ifwnsorsbk-YfqHhfdfwwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kasım 2024'te Dünya'nın yörüngesinden ayrılacak olan 2024 PT5'in Ocak 2025'te geri dönmesi bekleniyor. Asteroidin, bu ziyaretinde daha kısa süre kalacağı ve bir sonraki ziyaretinin 2055'te gerçekleşebileceği tahmin ediliyor. Küçük boyutu ve düşük parlaklığı nedeniyle 2024 PT5'in amatör teleskoplarla gözlemlenmesi zor olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Galaksi Katili&amp;quot; kara delik: Aç bırakarak öldürüyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/galaksi-katili-kara-delik-ac-birakarak-oelduruyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/galaksi-katili-kara-delik-ac-birakarak-oelduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Gökbilimciler süper kütleli bir kara deliğin, kendisini barındıran galaksiyi &quot;açlıktan öldürdüğünü&quot; gözlemledi. James Webb Uzay Teleskobu&#039;ndan elde edilen verilere göre kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumu için gerekli olan gazı yok ederek aç bıraktığı ortaya çıktı.James Webb Uzay Teleskobu, &quot;Galaksi Katili&quot; kara delik keşfetti.Gökbilimciler süper kütleli bir kara deliğin, ev sahibi galaksisini &quot;aç bırakarak&quot; öldürdüğünü gözlemledi.Cambridge Üniversitesi öncülüğündeki uluslararası bir ekip, James Webb Uzay Teleskobu&#039;nu kullanarak, Samanyolu Galaksisi ile aşağı yukarı aynı büyüklükteki bir galaksinin, kara deliğin gerekli yakıtı emmesi nedeniyle artık yeni yıldızlar oluşturamayacağını doğruladı.Veriler, süper kütleli kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumu için gerekli olan gazı yok ederek, galaksileri adeta &quot;öldürdüğünü&quot; ortaya koydu.Büyük Patlama’dan iki milyar yıl sonrasında oluşan ve merkezinde süper kütleli bir kara deliğe sahip olan bu galaksi, &quot;sönmüş&quot; bir haldeydi, yani yeni yıldız oluşumu büyük ölçüde durmuştu.Kara deliğin, galaksiden yüksek hızda gaz fırlattığı ve bu durumun yeni yıldız oluşumunu durdurduğu keşfedildi.Araştırma ekibinin ortak lideri Dr. Francesco D’Eugenio, &quot;Önceki gözlemlerimize dayanarak, bu galaksinin yıldız oluşumunu durdurduğunu biliyorduk ve bunun kara delik ile ilişkili olduğunu tahmin ediyorduk. Ancak Webb’e kadar bu ilişkiyi netleştiremedik&quot; dedi.Bu galaksi, resmi adı GS-10578 olan ancak gözlemci bilim insanı Pablo’dan esinlenerek &quot;Pablo’nun Galaksisi&quot; olarak adlandırılan büyük bir galaksi.Yaklaşık olarak Güneş&#039;in 200 milyar katı kütleye sahip olan bu galaksideki yıldızların çoğu, 12,5 ile 11,5 milyar yıl önce oluşmuş.Çalışmanın diğer bir ortak yazarı Profesör Roberto Maiolino, &quot;Evrenin bu kadar erken döneminde bu kadar büyük bir ‘ölü’ galaksi görmek ilginç. Yıldız oluşumunu durduran süreç hızlı gerçekleşmiş olmalı&quot; dedi.Webb Teleskobu ile yapılan gözlemler, galaksinin saniyede bin kilometre hızla büyük miktarda gaz dışarı attığını gösterdi.Bu hız, gazın galaksinin kütle çekiminden kurtulmasını sağlıyor.Ekip, kara deliğin galaksinin dışına büyük miktarda gaz fırlattığını ve bunun da yeni yıldızların oluşumunu engellediğini tespit etti.D’Eugenio, &quot;Bu galaksiyi öldüren kara delik. Galaksiye gerekli olan &quot;gıdayı &quot;keserek yıldız oluşumunu engelliyor.&quot; dedi.Bu yeni keşif, kara deliklerin galaksiler üzerindeki etkisini daha net bir şekilde ortaya koyarken, bilim dünyası kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumunu nasıl durdurduğunu anlamada bir adım daha ileriye gitmiş oldu.Araştırmacılar, Atacama Büyük Milimetre/Milimetrealtı Dizisi (ALMA) ile yapacakları yeni gözlemlerin, galakside hala yıldız oluşumu için gerekli olan gazın gizlenip gizlenmediğini ve süper kütleli kara deliğin galaksi çevresinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu netleştirmesini bekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AwI1azuc4E2-V-eA05eZQw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Galaksi, Katili, kara, delik:, Aç, bırakarak, öldürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AwI1azuc4E2-V-eA05eZQw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="" galaksi katili kara delik: a b><p>Gökbilimciler süper kütleli bir kara deliğin, kendisini barındıran galaksiyi "açlıktan öldürdüğünü" gözlemledi. James Webb Uzay Teleskobu'ndan elde edilen verilere göre kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumu için gerekli olan gazı yok ederek aç bıraktığı ortaya çıktı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c_OSguPC5kSOfI-GutpupQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>James Webb Uzay Teleskobu, "Galaksi Katili" kara delik keşfetti.Gökbilimciler süper kütleli bir kara deliğin, ev sahibi galaksisini "aç bırakarak" öldürdüğünü gözlemledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/feGfMNFHRkO4LYmzAf57Sw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cambridge Üniversitesi öncülüğündeki uluslararası bir ekip, James Webb Uzay Teleskobu'nu kullanarak, Samanyolu Galaksisi ile aşağı yukarı aynı büyüklükteki bir galaksinin, kara deliğin gerekli yakıtı emmesi nedeniyle artık yeni yıldızlar oluşturamayacağını doğruladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-QeswYrdCUm_lSCAx070LA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Veriler, süper kütleli kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumu için gerekli olan gazı yok ederek, galaksileri adeta "öldürdüğünü" ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LYXEMS2svUiTIPNjMCD6Cw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Büyük Patlama’dan iki milyar yıl sonrasında oluşan ve merkezinde süper kütleli bir kara deliğe sahip olan bu galaksi, "sönmüş" bir haldeydi, yani yeni yıldız oluşumu büyük ölçüde durmuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HTPQuCEfJ0O-K4YOjL_Rwg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kara deliğin, galaksiden yüksek hızda gaz fırlattığı ve bu durumun yeni yıldız oluşumunu durdurduğu keşfedildi.Araştırma ekibinin ortak lideri Dr. Francesco D’Eugenio, "Önceki gözlemlerimize dayanarak, bu galaksinin yıldız oluşumunu durdurduğunu biliyorduk ve bunun kara delik ile ilişkili olduğunu tahmin ediyorduk. Ancak Webb’e kadar bu ilişkiyi netleştiremedik" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z97Jsr7s8ECnJRWip_zcIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu galaksi, resmi adı GS-10578 olan ancak gözlemci bilim insanı Pablo’dan esinlenerek "Pablo’nun Galaksisi" olarak adlandırılan büyük bir galaksi.Yaklaşık olarak Güneş'in 200 milyar katı kütleye sahip olan bu galaksideki yıldızların çoğu, 12,5 ile 11,5 milyar yıl önce oluşmuş.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TmzFPew1x0KmRCRNrBUnTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın diğer bir ortak yazarı Profesör Roberto Maiolino, "Evrenin bu kadar erken döneminde bu kadar büyük bir ‘ölü’ galaksi görmek ilginç. Yıldız oluşumunu durduran süreç hızlı gerçekleşmiş olmalı" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IXD1WwhcbUul5BRa6ZDN7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Webb Teleskobu ile yapılan gözlemler, galaksinin saniyede bin kilometre hızla büyük miktarda gaz dışarı attığını gösterdi.Bu hız, gazın galaksinin kütle çekiminden kurtulmasını sağlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8OQb_0fxF0a0dTS3LDSfGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekip, kara deliğin galaksinin dışına büyük miktarda gaz fırlattığını ve bunun da yeni yıldızların oluşumunu engellediğini tespit etti.D’Eugenio, "Bu galaksiyi öldüren kara delik. Galaksiye gerekli olan "gıdayı "keserek yıldız oluşumunu engelliyor." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cHu2nkaNJEmzYn-XNKVT-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu yeni keşif, kara deliklerin galaksiler üzerindeki etkisini daha net bir şekilde ortaya koyarken, bilim dünyası kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumunu nasıl durdurduğunu anlamada bir adım daha ileriye gitmiş oldu.Araştırmacılar, Atacama Büyük Milimetre/Milimetrealtı Dizisi (ALMA) ile yapacakları yeni gözlemlerin, galakside hala yıldız oluşumu için gerekli olan gazın gizlenip gizlenmediğini ve süper kütleli kara deliğin galaksi çevresinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu netleştirmesini bekliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sitchin&amp;apos;in Anunnakileri: Nibiru&amp;apos;nun Gizemi ve İnsanlık Tarihindeki Rolü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sitchinin-anunnakileri-nibirunun-gizemi-ve-insanlik-tarihindeki-rolu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sitchinin-anunnakileri-nibirunun-gizemi-ve-insanlik-tarihindeki-rolu</guid>
<description><![CDATA[ Zecharia Sitchin&#039;in Anunnaki Teorisi: Nibiru&#039;dan Gelen Tanrılar ve Modern İnsanların Yaratılışı, Dünya Dışından Gelen Varlıkların Mitolojik İzleri Zecharia Sitchin&#039;in İlginç Teorileri ve Tarihî Etkileri ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66ea0104d8017.jpg" length="147360" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 16 Sep 2024 01:22:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Rus-Amerikalı yazar Zecharia Sitchin, 1976 yılında yayımladığı The Twelfth Planet (The Onikinci Gezegen) adlı kitabında, Anunnakilerin çok uzak bir gezegen olan Nibiru'dan gelen dünya dışı varlıklar olduklarını iddia etti. Sitchin'in teorisine göre, Anunnakiler yaklaşık 500.000 yıl önce altın aramak amacıyla Dünya'ya gelmişlerdir. Nibiru'nun varlığı ve bu gezegenin Dünya'ya olan etkileri, Sitchin'in öne sürdüğü ana temalardan biridir.</p>
<p></p>
<p>Sitchin'in iddialarına göre, Anunnakiler Homo erectus'un genetik mühendisliğini yaparak modern insanları yaratmıştır. Bu genetik müdahale, Anunnakilerin köle olarak çalıştırabilecekleri bir insan ırkı üretme amacını taşımaktadır. Sitchin'in teorisine göre, Anunnakiler, Antarktika'daki buzulların erimesine ve Nuh Tufanı'na neden olan felaket nedeniyle Dünya'yı terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu olaylar, Anunnakilerin Dünya üzerindeki üslerinin yeniden inşa edilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Sitchin, Nefilimlerin bu büyük yeniden yapılanma sürecinde daha fazla insana ihtiyaç duyduklarını ve bu nedenle insanlara tarım gibi becerileri öğrettiklerini iddia etmektedir.</p>
<p></p>
<p>Tarihçi Ronald H. Fritze, Sitchin'in görüşlerini eleştirirken, Anunnakilerin eski astronot teorisyenlerinin ileri teknolojiler olmadan imkansız olarak değerlendirdiği piramitler ve diğer anıtsal yapıları inşa ettiklerini belirtmiştir. Sitchin, Anunnakilerin geride insan-uzaylı melezleri bıraktığını ve bu melezlerin bazılarının dünya dışı kökenlerinden habersiz bir şekilde yaşadıklarını öne sürmüştür.</p>
<p></p>
<p>Sitchin, bu mitolojiyi The Stairway to Heaven (1980) ve The Wars of Gods and Men (1985) gibi eserlerinde genişletmiştir. Ayrıca, The End of Days: Armageddon and the Prophecies of the Return (2007) adlı kitabında, Anunnakilerin 2012 yılında, Orta Amerika'nın Uzun Sayım Takvimi'nin sonuna denk bir tarihte Dünya'ya döneceğini öngörmüştür. Bu öngörüler, Sitchin'in çalışmalarının popüler kültürdeki etkilerini ve bu teorilerin nasıl geniş bir ilgi alanı oluşturduğunu göstermektedir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilyeli Kalemin Doğuşu: Bíró’nun Devrim Yaratan İcadı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilyeli-kalemin-dogusu-bironun-devrim-yaratan-icadi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilyeli-kalemin-dogusu-bironun-devrim-yaratan-icadi</guid>
<description><![CDATA[ 1930&#039;ların başında, Macar bir mucit olan László József Bíró, hayatın içinde yer alan basit bir gözlemle devrim niteliğinde bir icadın ilk adımını attı. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e53442bc7f0.jpg" length="54160" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 09:59:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bíró, çocukların bir su birikintisinde misketlerle oynarken bıraktıkları izleri fark etti. Bu gözlem ona önemli bir fikir verdi: Yazı yazmak için neden top şeklinde bir metal uç kullanmıyoruz? İşte bu fikir, günümüzde kullandığımız bilyeli kalemin doğuşuna ilham kaynağı oldu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>László Bíró, bu devrimsel fikrini kimyager kardeşi György Bíró ile paylaştı. Kardeşiyle birlikte, mürekkebin kurumasını önleyen, serbestçe dönen küçük bir bilye mekanizmasına dayalı bir kalem tasarımı üzerinde çalışmaya başladılar. Sayısız deneme ve araştırmanın ardından, mükemmel kombinasyonu buldular: viskoz, çabuk kuruyan bir mürekkep ve bu mürekkebin düzgün akmasını sağlayan bilyeli uç. Bu yeni tasarım, mürekkebin akışını düzenli bir şekilde kontrol ederek, pürüzsüz bir yazı deneyimi sağlıyordu.</p>
<p></p>
<p>İlk Adımlar: Patent ve Sunum</p>
<p></p>
<p>Bíró kardeşler, bu icatlarını 1931'de Budapeşte Uluslararası Fuarı’nda tanıttılar ve 1938'de kalemin patentini aldılar. Ancak, bu noktada kalemin ticari başarısı henüz gerçekleşmedi. 2. Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte kardeşler, Arjantin'e göç etti. Orada bir garajda küçük çaplı üretim yapmaya başladılar. Başlangıçta yüksek üretim maliyetleri ve ürünün bilinmemesi nedeniyle satışlar düşük kalsa da, havacılık sektöründen gelen talep işleri değiştirdi.</p>
<p></p>
<p>İngiliz Hava Kuvvetleri, uçuş esnasında tükenmez mürekkepli kalemlerin akma sorunu yaşamadığını fark etti. Bu özellik, bilyeli kalemi özellikle pilotlar için cazip hale getirdi ve böylece Bíró’nun icadı, geniş çapta kabul gördü. Bu anlaşma, kalemin küresel başarısına giden yolu açtı.</p>
<p></p>
<p>BIC Cristal: Bir Küresel Fenomen</p>
<p></p>
<p>Bíró’nun icadı, 1950’lerin başında BIC şirketinin dikkatini çekti. BIC, bu sade ve etkili kalemin büyük bir ticari potansiyele sahip olduğunu fark etti. 1953 yılında, BIC Cristal adlı kalemi piyasaya sürdüler. Kalemin basit tasarımı, dayanıklılığı ve uygun fiyatı, onu kısa sürede dünya çapında popüler hale getirdi. BIC Cristal, dünya genelinde sadece birkaç yıl içinde milyonlarca satıldı ve bugüne kadar 100 milyardan fazla üretildi.</p>
<p></p>
<p>BIC Cristal, mükemmel bir ergonomiye sahip olması, mürekkebin hızlı kuruması ve akmadan yazma özelliği ile hem iş dünyasında hem de eğitimde vazgeçilmez hale geldi. Günümüzde her gün 20 milyondan fazla BIC Cristal satılmakta olup, bu kalem tüm zamanların en çok satan yazı aracı olma unvanını korumaktadır.</p>
<p></p>
<p>Bir Kültürel İkon Olarak Bilyeli Kalem</p>
<p></p>
<p>Bilyeli kalem, sadece bir yazı aracı olmanın ötesinde, günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Okullarda, ofislerde ve iş yerlerinde, basit ama etkili yapısıyla geniş bir kullanıcı kitlesine hitap etmeye devam ediyor. BIC Cristal’in ergonomik yapısı ve uzun süreli kullanımı, onu büyük firmaların, öğrencilerin ve profesyonel yazarların bir numaralı tercihi haline getirdi.</p>
<p></p>
<p>László Bíró’nun basit bir gözlemden yola çıkarak yaptığı bu buluş, modern yazı kültürünün temel taşlarından biri oldu. Her ne kadar ilk yıllarında çeşitli zorluklarla karşılaşmış olsalar da, Bíró kardeşlerin vizyonu, onların tarihe adlarını yazdırmasını sağladı.</p>
<p></p>
<p>Sonuç</p>
<p></p>
<p>1930’lu yıllarda ortaya çıkan bilyeli kalem, yazı dünyasında devrim yarattı. László Bíró’nun çığır açan bu icadı, mürekkep akma sorununu ortadan kaldırarak yazı yazma sürecini daha pratik ve erişilebilir hale getirdi. Bu basit ama etkili tasarım, BIC şirketinin desteğiyle dünya çapında yayıldı ve günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası oldu. Bugün, bilyeli kalem sadece bir yazı aracı değil, aynı zamanda yaratıcılığın ve buluşların insanlar üzerindeki etkisinin de bir simgesi haline gelmiştir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dijital elbise: Kıyafetleri giyilebilir elektronik cihazlara dönüştüren yarı iletken lifler geliştirildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dijital-elbise-kiyafetleri-giyilebilir-elektronik-cihazlara-doenusturen-yari-iletken-lifler-gelistirildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dijital-elbise-kiyafetleri-giyilebilir-elektronik-cihazlara-doenusturen-yari-iletken-lifler-gelistirildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, kıyafetleri giyilebilir elektronik cihazlara dönüştüren ultra ince yarı iletken lifler geliştirdi ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/elektronik-elbise-kiyafetleri-giyilebilir-elektronik-cihazlara-donusturen-yari-iletken-lifler-gelistirildi-231348-20240323.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dijital, elbise:, Kıyafetleri, giyilebilir, elektronik, cihazlara, dönüştüren, yarı, iletken, lifler, geliştirildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Nanyang Teknoloji Üniversitesi

 

Asopress - Singapur'dan bilim insanları, kumaşlara dokunabilen ultra ince yarı iletken lifler geliştirerek bunları akıllı giyilebilir elektronik cihazlara dönüştürdü. Çalışmaları Nature dergisinde yayımlandı.

 

Güvenilir bir şekilde çalışan yarı iletken lifler oluşturmak için esnek olmaları ve istikrarlı sinyal iletimi için hatasız olmaları gerekir. Ancak mevcut üretim yöntemleri strese ve dengesizliğe neden olarak yarı iletken çekirdeklerde çatlaklara ve deformasyonlara yol açıyordu. Bu da performanslarını olumsuz etkiliyor ve gelişimlerini sınırlıyordu.

Bilim insanları, yeni araştırmada stres ve dengesizliğin nasıl oluştuğunu anlamak için modelleme ve simülasyonlar gerçekleştirdi. Dikkatli malzeme seçimi ve lif üretimi sırasında belirli bir dizi işlemin yapılmasıyla bu zorluğun üstesinden gelinebileceğini keşfettiler.

Bilim insanları mekanik bir tasarım geliştirdiler ve başarılı bir şekilde 100 metreye yayılan saç teli inceliğinde, hatasız lifler ürettiler. Daha da önemlisi, yeni lifler mevcut yöntemler kullanılarak kumaşlara dokunabiliyor.

Araştırma ekibi, elyaflarının yüksek kalitesini ve işlevselliğini göstermek için prototipler geliştirdi. Bunlar arasında, görme engelli bir kişinin bir cep telefonu uygulamasından uyarılar alarak güvenli bir şekilde karşıdan karşıya geçmesine yardımcı olan akıllı bir bere, müze sesli rehberi gibi bilgi alan ve bir kulaklık aracılığıyla bilgileri ileten bir gömlek ve fiziksel aktiviteler sırasında bile kalp atış hızı ölçümü için kullanıcıların bileğine uyum sağlayan esnek bir sensör işlevi gören bir kayışa sahip bir akıllı saat yer alıyor.

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ne kadar ömrünüz kaldı? Yapay zeka uygulaması geleceği ve ölümü öngörmeyi amaçlıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ne-kadar-oemrunuz-kaldi-yapay-zeka-uygulamasi-gelecegi-ve-oelumu-oengoermeyi-amacliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ne-kadar-oemrunuz-kaldi-yapay-zeka-uygulamasi-gelecegi-ve-oelumu-oengoermeyi-amacliyor</guid>
<description><![CDATA[ Life2vec adlı yapay zeka uygulaması insanların gelecekte ne yaşayacaklarını ve ne zaman öleceklerini tahmin etmeyi hedefliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/ne-kadar-omrunuz-kaldi-yapay-zeka-uygulamasi-gelecegi-ve-olumu-ongormeyi-amacliyor-195928-20240321.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>kadar, ömrünüz, kaldı, Yapay, zeka, uygulaması, geleceği, ölümü, öngörmeyi, amaçlıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

 

Asopress - Danimarka'daki araştırmacılar, bir bireyin yaşamının sonuna kadar olan aşamalarını tahmin etmeye yardımcı olmak için bir yapay zeka programı geliştirdi. Program milyonlarca insandan elde edilen verilerden yararlanıyor.

Life2vec'in yaratıcıları, bu program ile bireylerin gelecekte karşılaşacağı sağlık veya sosyal "yaşam olaylarını" tahmin etmek için şablonlar oluşturmak istiyorlar.

Danimarka Teknik Üniversitesi (DTU) profesörü ve Nature Computational Science dergisinde kısa süre önce yayınlanan çalışmanın yazarlarından Sune Lehmann "Bu, insan hayatları hakkında tahminlerde bulunmak için çok genel bir çerçeve. Bu program verilerine sahip olduğu her şeyi tahmin edebilir" diyen konuştu.

 

Lehmann'a göre olasılıklar sonsuz.

"Sağlık sonuçlarını tahmin edebilir. Yani doğurganlığı ya da obeziteyi öngörebilir ya da kimin kansere yakalanıp yakalanmayacağını tahmin edebilir. Ama aynı zamanda çok para kazanıp kazanmayacağınızı da tahmin edebilir" dedi.

Algoritma ChatGPT'ninkine benzer bir süreç kullanıyor. Ancak bunun yerine doğum, eğitim, sosyal yardımlar ve hatta çalışma programları gibi yaşamı etkileyen değişkenleri analiz ediyor.

Ekip, dil işleme algoritmalarını mümkün kılan yenilikleri "ayrıntılı olay dizilerine dayalı olarak insan yaşamlarının evrimini ve öngörülebilirliğini incelemek" için uyarlamaya çalışıyor.

"Bir bakış açısına göre, yaşam basitçe olay dizisidir. İnsanlar doğar, çocuk doktoruna gider, okula başlar, yeni bir yere taşınır, evlenir vs." diyor Lehmann.

Programın açıklanmasıyla birlikte "ölüm hesaplayıcısı" iddiaları hızla yayıldı. Bazı dolandırıcı siteler, genellikle kişisel verilerin gönderilmesi karşılığında, yaşam beklentisi tahmini için yapay zeka programını kullanma teklifleriyle insanları kandırdı.

Araştırmacılar, yazılımın özel olduğu ve şimdilik internette ya da daha geniş bir araştırma topluluğunda kullanılamayacağı konusunda ısrar ediyorlar.

 

Asopress / techxplore]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beynine cip takılan hasta düşünce gücüyle satranç oynadı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/beynine-cip-takilan-hasta-dusunce-gucuyle-satranc-oynadi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/beynine-cip-takilan-hasta-dusunce-gucuyle-satranc-oynadi</guid>
<description><![CDATA[ Elon Musk’ın Neuralink şirketinin beyin cipi taktığı hasta, düşünce gücünü kullanarak satranç oynadı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/felcli-hastaya-beyin-cipi-takildi-hasta-dusunce-ucuyle-satranc-oynadi-131929-20240321.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Beynine, cip, takılan, hasta, düşünce, gücüyle, satranç, oynadı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Thinkmarketingmagazine 

 

Asopress - Elon Musk'ın nöroteknoloji şirketi Neuralink'in beyin çipi taktığı felçli bir hasta düşünce gücünü kullanarak satranç oynadı.

 

Bir dalış kazasında omzundan aşağısı felç olan 29 yaşındaki Noland Arbaugh, dizüstü bilgisayarında satranç oynadı ve Neuralink cihazını kullanarak imleci hareket ettirdi.

Neuralink, beyne yerleştirilecek mikroçipler sayesinde felç ve körlük gibi nörolojik rahatsızlıkları tedavi etmeyi ve engelli kişilerin hayat kalitesini artırmayı hedefliyor.

Musk geçen ay yaptığı açıklamada, Arbaugh'un şirketten bir implant aldığını ve düşüncelerini kullanarak bir bilgisayar faresini kontrol edebildiğini söyledi.

Arbaugh, X'te yayınlanan videoda, "Ameliyat çok kolaydı. Bir gün sonra hastaneden taburcu oldum. Hiçbir bilişsel bozukluğum yok." dedi.

Çip sayesinde oynadığını belirten Arbaugh, "Neuralink bana bunu tekrar yapma olanağı verdi ve 8 saat boyunca aralıksız oynadım." diye konuştu.

Yeni teknolojiyle ilgili deneyimlerini detaylandıran Arbaugh, "İnsanların bunun yolculuğun sonu olduğunu düşünmelerini istemiyorum, daha yapılacak çok iş var ama şimdiden hayatımı değiştirdi" dedi.

İmplant, insanların sadece düşüncelerini kullanarak bir bilgisayar imlecini veya klavyeyi kontrol etmelerini sağlamayı amaçlıyor.

 

Asopress - Euronews]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX&amp;apos;in mega roketi üçüncü test uçuşunda kayboldu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/spacexin-mega-roketi-ucuncu-test-ucusunda-kayboldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/spacexin-mega-roketi-ucuncu-test-ucusunda-kayboldu</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX&#039;in mega roketi perşembe günü test uçuşu için havalandı ancak uzay aracı Dünya&#039;ya geri inerken kayboldu. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/spacexin-mega-roketi-ucuncu-test-ucusunda-kayboldu-182836-20240315.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>SpaceXin, mega, roketi, üçüncü, test, uçuşunda, kayboldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

 

Asopress - SpaceX'in mega roketi perşembe günü bir başka test uçuşu için havalandı ve önceki iki denemeden daha uzağa gitmeyi başardı, ancak uzay aracı Dünya'ya geri inerken kayboldu.

 

Şirket, Meksika sınırı yakınlarındaki Teksas'ın güney ucundan kalkışından yaklaşık bir saat sonra Hint Okyanusu'na iniş hedefine yaklaşırken uzay aracıyla temasın kesildiğini açıkladı.

Geçen yıl yapılan iki test uçuşu da kalkıştan dakikalar sonra patlamalarla sona ermişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DNA&amp;apos;nın gizemi ya da “Önce Söz vardı”</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dnanin-gizemi-ya-da-once-soez-vardi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dnanin-gizemi-ya-da-once-soez-vardi</guid>
<description><![CDATA[ Rus bilim insanları DNA molekülleri üzerinde yaptıkları bir araştırmada, karmaşık genetik programlara sahip bir tür biyobilgisayar olduğumuza dair kanıtlar buldular. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/dnanin-gizemi-ya-da-once-soz-vardi-144544-20240330.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>DNAnın, gizemi, “Önce, Söz, vardı”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Bilim insanları DNA moleküllerinin derinliklerine baktılar ve burada, karmaşık genetik programlara sahip bir tür biyobilgisayar olmamızı sağlayan kodlanmış bilgiler gördüler.

Kuantum Genetiği Enstitüsü uzmanları DNA moleküllerindeki gizemli metni deşifre etmeye çalışıyor. Keşifleri, ilk “Önce Söz'ün var” olduğuna ve bizim vakumlu Süper Beyin nesli olduğumuza giderek daha fazla ikna ediyor.

 

Bilim insanları beklenmedik bir keşifte bulundu. DNA molekülü yalnızca yüz şekli, kulak, göz rengi vb. özelliklerden sorumlu genlerden değil, çoğunlukla kodlanmış metinlerden oluşuyor. Üstelik bu metinler tüm kromozom içeriğinin yüzde 95 ila 99'unu kaplıyor. Sadece yüzde 1 ila 5'i protein sentezleyen diğer genler tarafından kullanılmakta. Kromozomların içerdiği bilginin büyük kısmı bizim için bilinmezliğini hala  korumaya devam etmekte.

Bilim insanlarına göre DNA, bir kitap metni gibidir. Ancak sadece harf harf ve satır satır değil, herhangi bir harften okunabilme özelliğine sahiptir, zira kelimeler arasında kopukluk yoktur. Bu metni birbirini izleyen her harften okumak giderek daha fazla metin üretir. Satır düz ise ters yönde okumak da mümkündür.

Metin zinciri bir küpte olduğu gibi üç boyutlu uzayda açılırsa, her yönde okunur. Metin durağan değildir. Sürekli hareket eder, değişir, çünkü kromozomlarımız nefes alır, hareket eder ve çok sayıda metin üretir.

Moskova Devlet Üniversitesi'ndeki dilbilimciler ve matematikçilerle yapılan çalışmalar, insan konuşmasının, kitap metninin ve DNA dizisinin yapısının matematiksel olarak birbirine yakın olduğunu, yani bunların gerçekten de şimdiye kadar bilmediğimiz dillerdeki metinler olduğunu gösterdi. Hücreler de sizin ve benim gibi birbirleriyle konuşurlar. Genetik aygıtın sonsuz sayıda dili vardır.

 İnsan kendi kendini okuyan bir metindir.

Kromozomlarımız, biyolojik alanlar aracılığıyla -fotonik ve akustik- bir yumurta hücresinden bir organizma inşa etme programını uygular. Yumurtanın içinde gelecekteki organizmanın elektromanyetik bir görüntüsü yaratılır ve toplumsal programı - kaderi - yazılır. Bu, genetik aygıtın keşfedilmemiş bir başka özelliği olup, özellikle biyo-alan çeşitlerinden biri olan ve sadece ışık değil ses de yayabilen lazer alanlarının yardımıyla gerçekleştirilir.

 Darwinci evrim yoluyla DNA'ya kaydedilen programın ortaya çıkması mümkün değildir. Bu kadar büyük miktarda bilgiyi kaydetmek evrenin varoluşundan kat kat daha uzun bir zaman alır.

Bu, ODTÜ binasını tuğla atarak inşa etmeye çalışmak gibi bir şeydir.

Genetik bilgi belli bir mesafeden aktarılabilir, bir DNA molekülü bir alan olarak var olabilir.

Genetik materyal aktarımının basit bir örneği, Ebola virüsü gibi virüslerin vücudumuza girmesidir. Bu "kusursuz anlayış" ilkesi, insan vücuduna sızmayı ve onu içeriden etkilemeyi sağlayan bir tür cihaz yaratmak için kullanılabilir.

 

Asopress - naukatehnika]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;nın jeolojik tarihinde &amp;apos;insan çağı&amp;apos;na yer yok</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-jeolojik-tarihinde-insan-cagina-yer-yok</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-jeolojik-tarihinde-insan-cagina-yer-yok</guid>
<description><![CDATA[ İnsan çağı olarak tarif edilen Antroposen Çağ’ın ilanı önerisi, Jeoloji Bilimleri Birliği tarafından yapılan oylama sonucunda reddedildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/dunyanin-jeolojik-tarihinde-insan-cagina-yer-yok-154941-20240324.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, jeolojik, tarihinde, insan, çağına, yer, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: AFP

 

Asopress - Jeologlardan oluşan bir uzmanlar kurulu, çağımızın tam olarak ne zaman başlamış olabileceği konusunda fikir ayrılığına düştükten sonra, 'insan çağına' Dünya'nın jeolojik zaman çizelgesinde ayrı bir yer vermemeye karar verdi.

 

Bilim insanları, insanoğlunun doğal dünyayı temelden değiştirdiğini ve Dünya'nın varoluşunda yeni bir evrenin başladığını savundu.

15 yıl süren tartışmaların ardından bilim insanlarından oluşan bir ekip, insanoğlunun doğal dünyayı temelden değiştirdiğini ve Dünya'nın varoluşunun yeni bir evresinin -yeni bir çağın- çoktan başladığını savundu.

Artan sera gazları, mikro plastiklerin yayılması, diğer türlerin yok olması ve nükleer testlerden kaynaklanan serpintiler, dünyanın 20. yüzyılın ortalarında Antroposen'e, yani insan çağına girdiğinin kanıtı olarak sunuldu.

Ancak bu öneri Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliği tarafından yapılan oylama sonucunda reddedildi. Alanın en üst organı olan birlik perşembe günü web sitesinde karar ile ilgili bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, "Jeolojik Zaman Ölçeği'nin resmi bir birimi olarak Antroposen Çağ önerisinin reddedilmesi kararı onaylanmıştır" denildi.

Oylama komitesinde yer alan bazı bilim insanları oylamanın yürütülüşü ve yasal sürecin eksikliğine ilişkin iddialarda bulundu. Birlik bu iddiaları reddetti ve sonucu alanın önde gelen uzmanları tarafından "Antroposen önerisinin kesin olarak reddedilmesi" olarak nitelendirdi.

Oylamada dört lehte, 12 aleyhte ve üç çekimser oyun kullanıldığını da sözlerine ekledi.

Buna rağmen, Antroposen yaygın olarak kullanılan bir terim olarak varlığını sürdürüyor

 

'KAÇIRILAN FIRSAT'

2009 yılında bilim insanları, 11.700 yıl önce  buzul çağının sona ermesiyle başlayan Holosen döneminin 1950 civarında yerini Antroposen'e bıraktığı sonucuna varan bir araştırma başlattı.

Bunu göstermek için göllerin katmanlı tortularında bulunan radyoaktif madde izleri, bitki ve hayvanların küresel değişimi ve her yerde bulunan " kalıcı kimyasallar" gibi bir dizi kanıt topladılar.

Ancak karşı çıkanlar, tarımın ortaya çıkışı ve sanayi devrimi gibi belirleyici anlara işaret ederek, insanoğlunun 1950'lerden çok önce gezegeni yeniden şekillendirdiğini savundu.

Antroposen'i savunan ekibin bir parçası olan Martin Head, "sayısız jeolojik işaret" olduğunu söyledi ve sürecin ele alınış biçiminden şikayet etti.

Kanada'daki Brock Üniversitesi'nde yer bilimleri profesörü olan Head AFP'ye yaptığı açıklamada, "Bunun, gezegenimizin 20. yüzyılın ortalarında doğal işleyişini terk ettiği gibi basit bir gerçeği tanımak ve onaylamak için kaçırılmış bir fırsat olduğunu düşünüyorum" dedi.

Antroposen önerisini eleştiren bir çevre bilimci olan Erle Ellis, 'insan çağı'nın gezegende derin değişikliklere yol açtığı konusunda bir anlaşmazlık olmadığını söyledi.

Ancak bilim insanlarının bu etkinin sadece yetmiş yıl önce başlayan bir çağı temsil ettiğine ikna olmadıklarını ekkledi.

 

 

Asopress - phys - AFP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dune: Arrakis&amp;apos;in iklimi bize yaşanabilir ötegezegenler hakkında ne söyleyebilir?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dune-arrakisin-iklimi-bize-yasanabilir-oetegezegenler-hakkinda-ne-soeyleyebilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dune-arrakisin-iklimi-bize-yasanabilir-oetegezegenler-hakkinda-ne-soeyleyebilir</guid>
<description><![CDATA[ Frank Herbert&#039;in Dune&#039;u, merkezinde çevresel bir mesaj barındıran epik bir bilimkurgu hikayesidir. Roman, çeşitli karakterlerin daha yeşil bir dünyaya dönüştürmeyi hayal ettiği çöl gezegeni Arrakis&#039;te geçiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/dune-arrakisin-iklimi-bize-yasanabilir-otegezegen-arayisi-hakkinda-ne-soyleyebilir-210719-20240317.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dune:, Arrakisin, iklimi, bize, yaşanabilir, ötegezegenler, hakkında, söyleyebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Warner Bros

 

Asopress - Araştırmacılar hava tahminlerinde kullanılanlara benzer bir bilgisayar programı olan iklim modelini kullanarak Arrakis'i inceleyip araştırdı. Herbert'in iklim modellerinin varlığından çok önce yarattığı dünyanın oldukça doğru olduğunu ve misafirperver olmasa bile yaşanabilir olduğunu gördü.

Ancak, Arrakis her zaman bir çöl değildi. Dune efsanesine göre, eski bir felaket çölleşmesine neden olana kadar gezegenin %91'i bir zamanlar okyanuslarla kaplıydı. Geriye kalan su, Arrakis'e getirilen istilacı bir tür olan kum alabalığı tarafından daha da yok edildi. Bu alabalıklar çoğaldı ve sıvıyı yeraltının derinliklerindeki boşluklara taşıdı, bu da gezegenin giderek daha kurak hale gelmesine yol açtı.

Arrakis'in çoğu sular altında kaldığında, ortalama sıcaklığın 4°C azalacağını hesapladı. Bunun başlıca nedeni okyanusların atmosfere nem katarak daha fazla kar ve belirli bulut türlerine yol açması ve her ikisinin de güneş enerjisini uzaya geri yansıtmasıdır.

Okyanuslardan çok fazla su buharlaştığı için beklenenin aksine okyanus dünyası 86 kat daha nemli. Bu da çöl Arrakis'te olduğu gibi su artık sınırlı bir kaynak olmadığı için bitkilerin yetişebileceği anlamına geliyor.

 

DAHA NEMLİ BİR DÜNYA DAHA İSTİKRARLI OLUR

Okyanuslar aşırı sıcaklıkları da azaltır, çünkü su karaya göre daha yavaş ısınır ve soğur. (Okyanuslarla çevrili Britanya'da kışların ve yazların nispeten ılıman geçmesinin bir nedeni de budur, oysa iç kesimlerdeki yerler yazın daha sıcak, kışın ise çok soğuk olma eğilimindedir). Bu nedenle bir okyanus gezegeninin iklimi bir çöl dünyasına göre daha istikrarlıdır.

Çöl Arrakis'te sıcaklıklar 70°C veya daha fazlasına ulaşırken, okyanus halindeyken kaydedilen en yüksek sıcaklıklar yaklaşık 45°C. Bu da okyanus Arrakis'inin yaz aylarında bile yaşanabilir olacağı anlamına geliyor. 

Ancak bir dezavantajı var. Büyük ve sıcak okyanuslar kasırgaları tetiklemek için gereken enerji ve nemin çoğunu içereceğinden, tropikal bölgeler büyük kasırgaların etkisi altında kalacaktır.

 

YAŞANABİLİR GEZEGEN ARAYIŞI

Uzak galaksilerde yaşanabilir "ötegezegenler" arayan bilim insanları da bu tür şeyleri aradıklarından, tüm bunlar tamamen hayali bir egzersiz değil. Şu anda, bu tür gezegenleri yalnızca boyut, sıcaklık, mevcut enerji, su barındırma yeteneği ve diğer faktörler açısından Dünya'ya benzer olanları aramak için uzaydaki dev teleskopları kullanarak tespit edebiliyoruz.

 

Çöl dünyalarının evrende muhtemelen Dünya benzeri gezegenlerden daha yaygın olduğunu biliyoruz. Potansiyel olarak yaşamı destekleyen okyanuslara sahip gezegenler genellikle ""Altın kilitler bölgesi"" olarak adlandırılan bölgede bulunacaktır: çok sıcak olmaktan kaçınmak için Güneş'ten yeterince uzak (yani kaynayan sıcak Venüs'ten daha uzak), ancak her şeyin donmasını önlemek için yeterince yakın (yani Jüpiter'in buzlu uydusu Ganymede'den daha yakın).

Yerel yıldızlarına olan uzaklıkları bir gezegen için genel bir ortalama sıcaklık verse de, böyle bir ortalamanın yanıltıcı olabileceğine dikkat etmek de önemlidir. Örneğin, hem çöl hem de okyanus Arrakis yaşanabilir bir ortalama sıcaklığa sahiptir, ancak okyanus gezegenindeki günlük aşırı sıcaklıklar çok daha elverişlidir.

Şu anda en güçlü teleskoplar bile sıcaklıkları bu ayrıntıda algılayamıyor. Ayrıca uzak gezegenlerde anakaraların nasıl düzenlendiğini de ayrıntılı olarak göremiyorlar. Bu da yine ortalamaların yanıltıcı olduğu anlamına gelebilir. Örneğin, araştırmacıların modellediği okyanus Arrakis'i çok yaşanabilir olsa da, karaların çoğu yıl boyunca kar altında kalan kutup bölgelerindedir; bu nedenle üzerinde yaşayabilir toprakların miktarı çok daha azdır.

Bu tür değerlendirmeler, Dünya'nın ekvator merkezli bir süper kıta oluşturacağı öngörülen uzak geleceğimizde önemli olabilir. Bu kıta, gezegeni memelilerin ve diğer canlıların hayatta kalamayacağı kadar sıcak hale getirecek ve potansiyel olarak kitlesel yok oluşa yol açacaktır.

Evrendeki en olası yaşanabilir gezegenler muhtemelen çöllerse, bunlar yaşamı mümkün kılmak için önemli teknolojik çözümler ve kaynaklar gerektiren çok uç ortamlar olacaktır - örneğin çöl dünyaları muhtemelen oksijen açısından zengin bir atmosfere sahip olmayacaktır.

Ama bu insanları denemekten alıkoymayacaktır. Örneğin, Elon Musk ve SpaceX'in en yakın çöl dünyamız olan Mars'ta bir koloni oluşturmak gibi büyük hedefleri var. Ancak karşılaşacakları pek çok zorluk, uygarlığın beşiği olarak kendi Dünyamızın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor - özellikle de okyanus zengini dünyalar umduğumuz kadar bol olmayabilir. İnsanlar eninde sonunda başka dünyaları kolonileştirirlerse, muhtemelen Dune'daki karakterlerle aynı sorunların çoğuyla uğraşmak zorunda kalacaklar.

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Büyük yer değiştirme teorisi’ nedir?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/buyuk-yer-degistirme-teorisi-nedir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/buyuk-yer-degistirme-teorisi-nedir</guid>
<description><![CDATA[ Kökenleri 19. yüzyılın başlarına kadar uzanan &quot;büyük yer değiştirme teorisi&quot;, Yahudilerin ve bazı Avrupalı elitlerin, beyaz Amerikalıları ve Avrupalıları, başta Asyalılar ve Afrikalılar olmak üzere Avrupa kökenli olmayan insanlarla değiştirmek için komplo kurduklarını iddia etmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/buyuk-yer-degistirme-teorisi-nedir-164057-20240316.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>‘Büyük, yer, değiştirme, teorisi’, nedir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Pixabay

 

Asopress - 1892'de İngiliz-Avustralyalı yazar ve politikacı Charles Pearson, beyazların "uyandıklarında kendilerini aşağılanmış, itilip kakılmış ve hatta belki de bir kenara itilmiş olarak bulacakları" uyarısında bulundu. O dönemde Avrupa'ya yönelik yoğun göçmen akını bu korkuların bazılarını besledi ve "beyazların yok olma kaygısı" ile sonuçlandı. Bu durum ABD'de 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında göçü hedef alan politikalara yol açmıştır.

Zaman içinde beyazların korkularını körükleyen bir dizi yanlış fikir bu komplonun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Fransa'da antisemitik bir hareketin lideri olan gazeteci Édouard Drumont, 19. yüzyılın sonlarında Yahudilerin Fransız kültürünü nasıl yok edeceğini kurgulayan makaleler yazmıştır. 1909 yılında İtalyan şair ve Benito Mussolini'nin destekçisi Filippo Tommaso Marinetti, savaş ve faşizmin dünya için tek çare olduğunu savundu. Faşizm, o zaman da şimdi de beyazların egemenliğini sağlamak için çalıştı.

Bunu, " yetersiz " olduğu düşünülen Siyahların, akıl hastalarının ve diğer marjinal grupların zorla kısırlaştırılmasını destekleyen  ırkçı bir teori olan öjeni hareketi izledi.

Birleşik Devletler hükümetinin devrilmesine ilişkin kurgusal bir fütüristik anlatım olan 1978 tarihli "( The Turner Diaries) Turner Günlükleri" adlı kitap da beyaz milliyetçi fikirlere destek verdi.

Bunlar bir araya geldiğinde, çok çeşitli beyaz üstünlükçü, yabancı düşmanı ve göçmen karşıtı komplo teorilerini kendine çeken küresel bir hareket ortaya çıktı. Bu teoriler ilk olarak Fransız Renaud Camus'nün 2010 tarihli "Büyük Yer Değiştirme" adlı kitabında detaylandırılmıştır.

Camus, etnik Fransızların ve beyaz Avrupalıların fiziksel, kültürel ve siyasi olarak beyaz olmayanlar tarafından değiştirilmekte olduğunu savunmuştur. Liberal göç politikalarının ve beyaz doğum oranlarındaki dramatik düşüşün Avrupa medeniyetini ve geleneklerini tehdit ettiğine inanıyordu.

 

BU KOMPLO TEORİSİ NEDEN ÖNEMLİ?

Bu yanlış fikirler, ABD ve Avrupa'nın bazı bölgelerinde terör saldırılarına, devlet şiddetine ve propaganda kampanyalarına katkıda bulunan beyaz ırkın üstünlüğünü savunan görüşlerin yayılmasına neden oldu.

11 Ağustos 2017'de Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde düzenlenen "Sağı Birleştir" mitinginde beyaz milliyetçiler "Yerimizi alamayacaksınız" ve "Yahudiler yerimizi alamayacak" sloganları attı. 2019 baharında Belçikalı siyasetçi Dries Van Langenhove sosyal medyada defalarca ""Yerimizden ediliyoruz"" paylaşımında bulundu.

Son yıllarda, beyaz olmayan göçmenler yabancı düşmanlığının hedefi haline geldi. Özellikle Meksika'dan gelen göçmenler, Amerikan şehirlerine suç faaliyetleri getirmekle suçlanıyor. Göçmenler ayrıca ABD'ye uyuşturucu kaçakçılığı yapmakla da suçlanmaktadır. Gerçek şu ki, göçmenler ABD'de doğanlara kıyasla çok daha az suç işlemektedir.

 

TEORİNİN ETKİSİ VE NEFRETİN YAYILMASI

Yirmi yıldan kısa bir süre içinde teori, Fransız nüfusunun %60'ının bazı yönlerine inandığı önemli bir fikir haline geldi. Anket sonuçlarına göre, bu kişiler yerlerinin değiştirilebileceği konusunda endişeli ya da en azından kaygılı. İngiltere ve ABD'de ankete katılanların yaklaşık üçte biri beyazların yerini sistematik olarak beyaz olmayan göçmenlerin aldığına inanıyor. ABD'de bazıları bunun sonucunda Amerika'nın kültürünü ve kimliğini kaybedebileceğinden korkuyor.

 

Komplo teorilerinin farkında olmak ve nefrete karşı durmak, toplumların aşırı yabancı düşmanlığı, ırkçı söylemler, beyaz üstünlüğünün yükselişi ve masum insanların mağduriyetiyle başa çıkmasına yardımcı olabilir.

 

Asopress / phys

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni araştırmalar evrenimizde karanlık madde olmadığını gösteriyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yeni-arastirmalar-evrenimizde-karanlik-madde-olmadigini-goesteriyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yeni-arastirmalar-evrenimizde-karanlik-madde-olmadigini-goesteriyor</guid>
<description><![CDATA[ The Astrophysical Journal&#039;da yayınlanan bir çalışma, aslında karanlık maddeye evrende  olmadığını göstererek mevcut evren modeline meydan okuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/yeni-arastirmalar-evrenimizde-karanlik-madde-olmadigini-gosteriyor-013815-20240316.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yeni, araştırmalar, evrenimizde, karanlık, madde, olmadığını, gösteriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: NSF / D. Berry

 

Asopress - Evrenin yapısına ilişkin mevcut teorik model, onun normal madde, karanlık enerji ve karanlık maddeden oluştuğu yönündedir. Ottawa Üniversitesi'nde yapılan yeni bir çalışma buna meydan okuyor.

Kozmolojide "karanlık madde" terimi, ışıkla ya da elektromanyetik alanla etkileşime girmeyen ya da yalnızca kütleçekim kuvvetiyle açıklanabilen her şeyi tanımlar. Onu göremiyoruz, neyden yapıldığını da bilmiyoruz ama galaksilerin, gezegenlerin ve yıldızların nasıl davrandığını anlamamıza yardımcı oluyor.

Fen Fakültesi'nde fizik profesörü olan Rajendra Gupta, bu sonuca ulaşmak için değişken bağlantı sabitleri (CCC) ve "yorgun ışık" (TL) teorilerinin bir kombinasyonunu (CCC+TL modeli) kullandı.

Bu model, doğa kuvvetlerinin uzay-zaman içinde nasıl azaldığı ve ışığın uzun bir mesafe kat ettiğinde enerji kaybettiği ile ilgili iki fikri birleştiriyor. Bu model test edilmiş ve galaksilerin nasıl yayıldıklarının ve erken evrenden gelen ışığın nasıl dönüştüğünün anlaşılması gibi çeşitli gözlemlerle örtüştüğü görülmüştür.

Bu keşif, evrenin kabaca %27'sinin karanlık maddeden ve %5'inden azının sıradan maddeden oluştuğunu, geri kalanının ise karanlık enerji olduğunu öne süren hakim anlayışa meydan okuyor.

 

EVRENDE KARANLIK MADDE VARLIĞINA DUYULAN İHTİYACIN SORGULANMASI

Rajendra Gupta, "Çalışmanın bulguları, evrenin yaşının 26,7 milyar yıl olduğuna ilişkin önceki çalışmamız evrenin var olmak için karanlık maddeye ihtiyaç duymadığını keşfetmemizi sağladığını doğruluyor" diye açıklıyor.

"Standart kozmolojide, evrenin hızlanan genişlemesinin karanlık enerjiden kaynaklandığı söylenir, ancak aslında karanlık enerjiden değil, genişledikçe güç kaybetmekte olan çevre kuvvetlerinden kaynaklanmaktadır."

"Kırmızıya kayma" ışığın spektrumun kırmızı kısmına doğru kayması anlamına gelir. Araştırmacı, düşük kırmızıya kaymalarda galaksilerin dağılımı ve yüksek kırmızıya kaymalarda literatürdeki ses ufkunun açısal boyutuyla ilgili son makalelerden elde edilen verileri analiz etti.

Rajendra Gupta, " Karanlık maddenin varlığını sorgulayan birkaç makale var, ancak benim bildiğim kadarıyla, doğrulamak için zamanımız olan temel evrenbilimsel gözlemlerle tutarlı olmakla birlikte karanlık maddenin varlığını ortadan kaldıran ilk makale benimkidir" diyor.

Evrende karanlık maddeye duyulan ihtiyacı sorgulayan ve yeni bir evren modeli için kanıt sağlayan bu çalışma, evrenin temel özelliklerini keşfetmek için yeni yollar açıyor.

 

Asopress / phys

 

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Laboratuvarda ilk kez oluşturulan fil kök hücreleri mamutları geri getirmeyi hedefliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/laboratuvarda-ilk-kez-olusturulan-fil-koek-hucreleri-mamutlari-geri-getirmeyi-hedefliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/laboratuvarda-ilk-kez-olusturulan-fil-koek-hucreleri-mamutlari-geri-getirmeyi-hedefliyor</guid>
<description><![CDATA[ Soyu tükenmiş soydaşına tıpatıp benzeyen bir mamut melezi yaratmayı hedefleyen bir grup bilim insanının yürüttüğü çalışmada önemli bir yol alındı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/laboratuvarda-ilk-kez-olusturulan-fil-kok-hucreleri-mamutlari-geri-getirmeyi-hedefliyor-181332-20240311.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Laboratuvarda, ilk, kez, oluşturulan, fil, kök, hücreleri, mamutları, geri, getirmeyi, hedefliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

Asopress - Günlük yaşamımızda, Dünya'da daha önce var olan yaşamın birçok dönemine dair sürekli hatırlatıcılar bulunmaktadır.

 

390 milyon yıl önce sıra dışı ağaçların yetiştiği bilinen en eski fosilleşmiş orman gibi, kayalar ve toprak bizden önceki çağlara ait yaşama dair kanıtları muhafaza etmektedir.

Fosiller, binlerce yıl boyunca var olan ve zaman içinde yok olan yaşam çeşitliliğini gözler önüne sererken, mezarlar da yüzyıllar önce hayal bile edilemeyecek zorluklarla yaşamış insanların hikayelerini anlatır.

Nesli tükenmiş canlıları hayata döndürmek imkânsız gibi görünse de, bilim insanları belki de çok uzak olmayan bir gelecekte geri dönüşü mümkün kılabilecek buluşlara imza atıyor.

 

GELECEĞE DÖNÜŞ

Genetik mühendisliği, Dünya üzerinde 4.000 yıldır dolaşmayan bir dev olan yünlü mamutun yeniden yaşatmayı vadeden iddialı bir planı gerçekleştirmeye doğru bir adım daha kaydetti.

CNN’den Ashley Strickland’ın haberine göre, soyu tükenmiş soydaşına tıpatıp benzeyen bir mamut melezi yaratmayı hedefleyen Dallas merkezli Colossal Biosciences firması bünyesinde bir grup bilim insanının yürüttüğü çalışmada önemli bir yol alındı. Çalışma bir Asya filinden alınan hücrelerin laboratuvar ortamından yeniden programlanması olarak ifade edildi. Bu tür, yünlü mamutun yaşayan en yakın akrabasıdır.

Çalışmanın arkasındaki şirket Colossal Biosciences, Nature dergisine verdiği demeçte, kuzey beyaz gergedanı (Ceratotherium simum cottoni) gibi tehdit altındaki türler de dahil olmak üzere çeşitli memelilerin hücrelerinden uyarılmış pluripotent kök hücreler yapılmış olmasına rağmen, fil hücrelerinin yeniden programlanmasının özellikle zor olduğunu söyledi.

Araştırmacılar, fillerin deri hücrelerini embriyonik benzeri bir duruma geri döndürmek için diğer türlerde kullanılan yöntemleri birleştirerek başarılı oldular. Bilim insanları, oluşturdukları dört hücre hattını, mamutları geri getirmenin ilk adımı olan yünlü mamuta çok benzer bir şey elde etmek için bir Asya filinin genomunu değiştirmek için gereken genetik ayarlamaları test etmek için kullanmayı planladıklarını söylüyorlar

Modifiye edilmiş hücreler, sonunda melez mamutun yünlü bir kürk yetiştirmesine ve Kuzey Kutbu'nda hayatta kalmak için gereken diğer özellikleri geliştirmesine yardımcı olmak için kullanılabilir.

Proje ekibi, yünlü mamutun yeniden canlandırılmasının, dünya ısındıkça risk altında olan hassas Kuzey Kutbu tundrasının eski haline dönmesine yardımcı olabileceğine inanıyor.

 

Haber Merkezi

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pentagon&amp;apos;dan UFO raporu: ABD uzaylıları veya UFO teknolojisini halktan saklamıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/pentagondan-ufo-raporu-abd-uzaylilari-veya-ufo-teknolojisini-halktan-saklamiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/pentagondan-ufo-raporu-abd-uzaylilari-veya-ufo-teknolojisini-halktan-saklamiyor</guid>
<description><![CDATA[ Savunma Bakanlığı, hükümetin tersine mühendislik teknolojisine ilişkin rapor ve iddiaları &#039;yanlış&#039; olarak nitelendiren bir rapor yayınladı ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/abd-uzaylilari-veya-ufo-teknolojisini-halktan-saklamiyor-124452-20240309.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Pentagondan, UFO, raporu:, ABD, uzaylıları, veya, UFO, teknolojisini, halktan, saklamıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf:  Science History Images

 

Asopress - Savunma Bakanlığı'nın bir raporuna göre ABD uzaylı teknolojisini ya da dünya dışı varlıkları halktan gizlemiyor.

 

Pentagon, 2022 yılında "anormal, tanımlanamayan uzay, hava, su altı ve transmedya nesneleri" dahil olmak üzere tehditleri tespit etmek üzere kurulan bir hükümet ofisi olan All-Domain Anomaly Resolution Office (AARO) tarafından yürütülen bir soruşturmanın bulgularını cuma günü yayınladı.

 

Guardian’da yer alan habere göre, raporda uzaylı teknolojisi ve dünya dışı varlıklarla ilgili popüler kültür inançlarına da değinildi. Raporda, Popüler kültürde yaygın bir tema olan “ABD hükümetinin dünya dışı birçok uzay aracını ve biyolojik kalıntıları ele geçirdiği, ele geçirilen teknolojiyi tersine çevirmek için bir program veya programlar yürüttüğü ve 1940'lardan bu yana bu çabayı ABD kongresinden ve Amerikan halkından gizlemek için komplo kurduğu” yönünde bir inancın olduğu belirtildi.

 

"Televizyon programlarının, kitapların, filmlerin ve çok sayıda internet ve sosyal medya içeriğinin çoğalması, büyük olasılıkla bu konudaki kamuoyu tartışmalarını etkilemiş ve nüfusun bazı kesimlerinde bu inançları güçlendirmiştir."

"ABD hükümetinin ilgili tüm hassas programlarına tam erişim hakkı verilen" AARO araştırmacıları, 1945'ten bu yana tüm resmi hükümet soruşturmalarını inceledi. Rapora göre, müfettişler gizli ve gizli olmayan arşivleri araştırdı, yaklaşık 30 görüşme gerçekleştirdi. Kontrollü ve özel erişimli programların gözetiminden sorumlu istihbarat topluluğu ve savunma bakanlığı yetkilileriyle işbirliği yaptı.

Rapora göre, AARO "herhangi bir ABD hükümeti soruşturmasının, akademik destekli araştırmanın veya resmi inceleme panelinin bir UAP [açıklanamayan anormal fenomen] gözleminin dünya dışı teknolojiyi temsil ettiğini doğruladığına dair hiçbir kanıt" bulamadı.

Rapor, sensörlerin ve görsel gözlemlerin kusurlu olduğunu, vakaların büyük çoğunluğunun eyleme geçirilebilir verilerden yoksun olduğunu ve mevcut verilerin sınırlı ya da düşük kaliteli olduğunu da ekledi. Raporda ayrıca bu tür programlar için kaynakların ve personelin büyük ölçüde düzensiz ve dağınık olduğu ve raporların büyük çoğunluğunun "neredeyse kesinlikle" yanlış tanımlamanın sonucu olduğu belirtildi.

Ayrıca raporda "ABD hükümetinin ve özel şirketlerin dünya dışı teknolojiyi tersine mühendislikle geliştirdiği iddiaları için ampirik bir kanıt" bulunamamıştır.

Raporda, ABD hükümetinin uzaylı teknolojisinin tersine mühendisliğini yaptığı yönündeki rapor ve iddialara da değinilerek şöyle denildi "AARO, bugüne kadar varolan tüm bilgilere dayanarak, dünya dışı teknolojinin tersine mühendisliğine dahil olduğu veya bununla ilgili olduğu iddia edilen belirli kişileri, bilinen yerleri, teknolojik testleri ve belgeleri içeren iddiaların doğru olmadığını tespit etmiştir."

 

Geçtiğimiz Temmuz ayında eski bir ABD istihbarat yetkilisi, ABD hükümetinin düşen UFO'lar üzerinde tersine mühendislik yapmaya çalışan "on yıllarca süren" gizli bir UFO programı yürüttüğünü iddia etmişti. Bir savunma bakanlığı ajansında 2023 yılına kadar açıklanamayan anormal fenomenlerin (UAP) analizini yöneten David Grusch, kongredeki duruşmasında Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesine "insan olmayan" varlıkların bulunduğunu iddia etti.

Rapor, vardığı sonuçlara rağmen, hükümetin bir noktada uzaylı teknolojisini tersine mühendislikle geliştirmek için bir program düşündüğünü ortaya koydu. Kona Blue adı verilen program, İç Güvenlik Bakanlığı'na önerilmiş ve ABD hükümetinin uzaylı teknolojisini gizlediğine inanan kişiler tarafından desteklenmiştir.

"Bu öneri DHS'de ilk etapta bir miktar ilgi gördü, öyle ki bu programı desteklemek için resmi olarak 35 Prospektif Özel Erişim Programı (PSAP) talep edildi, ancak sonunda DHS liderliği tarafından liyakatten yoksun olduğu için reddedildi" denilen raporda, programın destekçilerinin iddialarını desteklemek için hiçbir zaman ampirik kanıt sunmadıkları belirtildi.

Raporda, AARO müfettişlerinin ABD şirketlerinin "dünya dışı teknolojiye sahip olduklarına" dair hiçbir kanıt bulamadıkları ve eski bir askeri yetkilinin dünya dışı bir uzay aracına dokunduğunu iddia eden bir görüşmecinin iddiasının "doğru olmadığı belirtildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gökbilimciler derin uzayda &amp;apos;kaynayan okyanusa sahip gezegen’ tespit etti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/goekbilimciler-derin-uzayda-kaynayan-okyanusa-sahip-gezegen-tespit-etti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/goekbilimciler-derin-uzayda-kaynayan-okyanusa-sahip-gezegen-tespit-etti</guid>
<description><![CDATA[ James Webb teleskobu tarafından yapılan önemli keşif, gezegenin yüzeyindeki koşullar konusunda anlaşmazlığa yol açtı ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gokbilimciler-derin-uzayda-kaynayan-okyanusa-sahip-gezegen-tespit-etti-155218-20240308.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gökbilimciler, derin, uzayda, kaynayan, okyanusa, sahip, gezegen’, tespit, etti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Amanda Smith

 

Asopress - Gökbilimciler, yaşanabilir koşullara sahip gezegen arayışını devam ettirirken, tamamen suyla kaplı olabilecek uzak bir uzak gezegeni gözlemlediler.

 

Guardian'da yer alan habere göre, NASA'nın James Webb uzay teleskobu tarafından yapılan gözlemler, Dünya'nın iki katı yarıçapa sahip ve yaklaşık 70 ışık yılı uzaklıkta bulunan öte gezegenin atmosferinde su buharı, metan ve karbondioksitin kimyasal izlerini ortaya çıkardı. Cambridge Üniversitesi'nden araştırmacılara göre, bu kimyasal karışım, okyanusun tüm yüzeyi kaplayacağı bir su dünyası ve hidrojen açısından zengin bir atmosfer ile tutarlı; ancak sakin ve davetkar bir deniz manzarası tasavvur etmiyorlar.

Analizi yürüten Prof Nikku Madhusudhan, "Okyanusun sıcaklığı 100 derecenin üzerinde veya daha fazla olabilir" dedi. Yüksek atmosferik basınçta, bu kadar sıcak bir okyanus hâlâ sıvı olabilir ancak yaşanabilir olup olmadığı belli değil" diye ekledi.

Ancak TOI-70 d olarak bilinen aynı dış gezegen üzerinde başka gözlemler yapan Kanadalı bir ekip tarafından  bu yorum tartışılıyor . Kanadalı ekip aynı atmosferik kimyasalları tespit ettiler, ancak gezegenin sıvı su için çok sıcak olacağını (muhtemelen 4.000°C) ve bunun yerine inanılmaz derecede yoğun bir hidrojen ve su buharı atmosferiyle kaplı kayalık bir yüzeye sahip olabileceğini savundular.

Bu son gözlemler James Webb'in güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin doğasına dair sunduğu çarpıcı içgörüleri gözler önüne seriyor. Teleskop, mevcut kimyasal elementlerin ayrıntılı dökümünü vermek için yörüngedeki gezegenlerin atmosferlerinden filtrelenen yıldız ışığını yakalıyor. Gökbilimciler bundan yola çıkarak bir gezegenin yüzeyindeki koşulların ve orada yaşamın hayatta kalma olasılığının bir resmini oluşturabilirler.

TOI-270 d'nin okyanusuna ilişkin kanıt, temel kimyanın hidrojen açısından zengin bir atmosferde doğal olarak oluşması gerektiğini öngördüğü amonyak yokluğuna dayanmaktadır. Ancak amonyak suda hızlı çözünür ve bu nedenle aşağıda bir okyanus olsaydı atmosferde tükenirdi. Madhusudhan, "Yorumlardan biri, gezegenin hidrojen açısından zengin bir atmosfer altında su okyanusuna sahip, sözde 'hycean' bir dünya olduğu yönünde" dedi.

Açık Üniversite'den gökbilimci olan ve son çalışmaya dahil olmayan Dr Jo Barstow ise atmosferdeki su buharının bolluğunu belirlemek için yapılacak daha fazla gözlemin, bir okyanus olasılığının açıklığa kavuşturulmasına yardımcı olacağını söyledi. "İki ekibin aynı veri setine bakıp aynı kimyasal yapıyı ortaya çıkarması gerçekten büyüleyici" diye ekledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuyruklu insanlar mı? Hayır, bu eski bir genetik mutasyon yüzünden</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kuyruklu-insanlar-mi-hayir-bu-eski-bir-genetik-mutasyon-yuzunden</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kuyruklu-insanlar-mi-hayir-bu-eski-bir-genetik-mutasyon-yuzunden</guid>
<description><![CDATA[ Yönetmen James Cameron&#039;un &quot;Avatar&quot; filmleri, kuyrukları dışında insanlara benzeyen aşırı büyük mavi varlıklarla dolu. Peki , primat soyundaki evrimsel öncülerimizin sahip olduğu göz önüne alındığında, neden türümüzün kuyruğu yok? ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/kuyruklu-insanlar-mi-hayir-bu-eski-genetik-mutasyon-yuzunden-172244-20240303.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kuyruklu, insanlar, mı, Hayır, eski, bir, genetik, mutasyon, yüzünden</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: gorillatrips

Asopress - Bilim insanları, bizlerin ve maymun atalarımızın kuyruksuz durumunun ardındaki genetik mekanizmanın ne olabileceğini belirlediler: embriyonik gelişimde etkili olan bir gendeki mutasyon. Kuyruk, yarım milyar yıldan fazla bir süredir çoğu omurgalının bir özelliğiydi ve atalarımız ağaçlardan yere doğru indiklerinde kuyruk kaybının avantajlar sunmuş olabileceğini söylediler.

Araştırmacılar iki primat grubunun DNA'sını karşılaştırdılar: kuyrukları olan maymunlar ve kuyruğu olmayan hominoidler (insanlar ve maymunlar). Hominoidler mevcut olan ancak maymunlarda bulunmayan TBXT adlı bir gende mutasyon buldular. Araştırmacılar bu mutasyonun etkilerini test etmek için laboratuvar farelerinin genetiğini bu özelliğe sahip olacak şekilde değiştirdiler. Genetiği değiştirilen farelerin kuyruğu ya küçültüldü ya da hiç kuyruğu kalmadı.

Nature dergisinde yayınlanan çalışmaya öncülük eden sistem biyoloğu Itai Yanai, "Atalarımızda kuyruk kaybına neden olan genetik mekanizma için ilk defa makul bir senaryo öneriyoruz. Bu kadar küçük bir genetik değişikliğin bu kadar büyük bir anatomik değişime neden olabilmesi şaşırtıcı" dedi.

Araştırmanın baş yazarı Harvard Üniversitesi'nden genetikçi ve sistem biyoloğu Bo Xia, kuyruğun yokluğunun ortograd (dik) hareket ve sonuçta iki ayaklılık için vücudu daha iyi dengelemiş olabileceğini söyledi.

Araştırmacılara göre kuyruk kaybına yol açan mutasyon, yaklaşık 25 milyon yıl önce meydana geldi. Türümüz Homo sapiens yaklaşık 300.000 yıl önce ortaya çıktı.

Maymunlara ve insanlara yol açan evrimsel soy, babunları ve makakları içeren günümüzün Eski Dünya maymunlarına yol açan soydan ayrıldı. Günümüzde hominoidler arasında insanlar, "büyük maymunlar" (şempanzeler, bonobolar, goriller, orangutanlar) ve "küçük maymunlar" (gibonlar) yer alıyor. Proconsul adı verilen bilinen en eski hominoid kuyruksuzdu.

Hominoidler daha az sayıda kuyruk omurunun oluşumunu sağlayarak dış kuyruğunu kaybettiler. İnsanlarda kuyruk izleri kalır. Omurganın tabanında kuyruk sokumu veya kuyruk kemiği adı verilen bir kemik, kuyruk omurlarının kaynaşmış kalıntılarından oluşur.

Pek çok omurgalı için kuyruk, hareket (balıkların ve balinaların itiş gücünü düşünün) ve savunma (kuyruklarını sopalarla veya sivri uçlarla kullanan dinozorlarda olduğu gibi) gibi işlevlerde yardımcı olmuştur. Bazı maymunların ve diğer bazı hayvanların, ağaç dalları gibi nesneleri kavrayabilen kavrayıcı kuyrukları vardır.

Yanai, "Ağaçlarda yaşadığınızda kuyruk avantajlı olabilir. Ancak karaya geçiş yaptığınızda bu daha büyük bir sorumluluk haline gelebilir" dedi.

Kuyruksuz hareket ederek elde edilen avantajların bir bedeli var gibi görünüyor. Genler vücutta birden fazla fonksiyona katkıda bulunabileceğinden, bir alanda avantaj sağlayan mutasyonlar diğerinde zararlı olabilir.

İnsanların kuyruklarla evrimleşip evrimleşemeyeceğini düşünmek ilginç bir düşünce deneyidir. Ne yazık ki "Avatar"ın Na'vi halkı bilim kurgu.

Xia, "James Cameron'un 'Avatar'ının hayranıyım; bu çok güzel bir dünya ve Na'vi halkı doğrudan iletişim için kuyruklarını kullanıyor." dedi. "James'e neden Na'vi halkını kuyruklu yarattığını sormayı umuyorum."

 

Bu makale Reuters’ten kısaltılarak alınmıştır

  ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırma:  Orangutanlar yaralarını tedavi etmek için şifalı bitki kullanıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/arastirma-orangutanlar-yaralarini-tedavi-etmek-icin-sifali-bitki-kullaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/arastirma-orangutanlar-yaralarini-tedavi-etmek-icin-sifali-bitki-kullaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, vahşi bir orangutanın yarasını tedavi etmek için şifalı bir bitki kullandığını tespit etti. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/arastirma-orangutanlar-yaralarini-tedavi-etmek-icin-sifali-bitki-kullaniyor-190852-20240503.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Araştırma:, Orangutanlar, yaralarını, tedavi, etmek, için, şifalı, bitki, kullanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Suaq Vakfı / AP

 

Asopress - Perşembe günü yayınlanan araştırmaya göre, bir orangutan tropik bir bitkiden elde ettiği ilaçla yarasını tedavi etti.

Araştırmacılar orangutanın Güneydoğu Asya'da insanlar tarafından ağrı ve iltihap tedavisinde kullanılan şifalı bir bitkinin yapraklarını koparıp çiğnediğini gözlemledi. Yetişkin erkek orangutan daha sonra bitki sularını sağ yanağındaki bir yaraya uygulamak için parmaklarını kullandı. Daha sonra çiğnenmiş bitkiyi açık yaraya bir bandaj gibi bastırdı.

Daha önce yapılan araştırmalar, kendilerini iyileştirmek için ormanlarda ilaç arayan birkaç büyük maymun türünü belgelemişti, ancak bilim insanları bir hayvanın kendisini bu şekilde tedavi ettiğini daha önce gözlemlememişti.

Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü'nden biyolog Isabelle Laumer, “İlk kez vahşi bir hayvanın oldukça güçlü bir şifalı bitkiyi doğrudan yarasına uyguladığını gözlemledik” dedi.

Orangutanın ilgi çekici davranışı, 2022 yılında Endonezya'nın Medan kentindeki Suaq Projesi'nde saha araştırmacısı ve yazarlardan biri olan Ulil Azhari tarafından kaydedildi. Fotoğraflar, hayvanın yarasının bir ay içinde herhangi bir sorun olmadan kapandığını gösteriyor.

Emory Üniversitesi biyoloğu Jacobus de Roode, “Bu tek bir gözlem,” dedi. “Ancak genellikle yeni davranışları tek bir gözlemle başlayarak öğreniriz.”

“Orangutan büyük olasılıkla kendi kendini tedavi etti” diyen de Roode, orangutanın bitkiyi sadece yaraya uyguladığını ve başka bir vücut bölgesine uygulamadığını da sözlerine ekledi.

Orangutanın başka bir hayvanla kavga ederken yaralandığını düşünüyor.

Bilim insanları daha önce de diğer primatların kendilerini tedavi etmek için bitkileri kullandığını kaydetmişti.

Dian Fossey Goril Fonu'nun başkanı Tara Stoinski, “Eğer bu davranış yaşayan en yakın akrabalarımızdan bazılarında varsa, bu bize tıbbın ilk olarak nasıl evrimleştiği hakkında bilgi verebilir” dedi.

 

Asopress - AP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gizemli Roma dodecahedronu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gizemli-roma-dodecahedronu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gizemli-roma-dodecahedronu</guid>
<description><![CDATA[ İngiltere’deki arkeolojik kazılarda bulunan Roma dönemine ait gizemli nesnelerin sırrı hala çözülmüş değil. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gizemli-roma-dodecahedronu-140801-20240429.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gizemli, Roma, dodecahedronu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Norton Disney Tarih ve Arkeoloji Grubu

Asopress - Dodecahedron’un Roma literatüründe bilinen hiçbir tanımı veya çizimi yoktur, bu da amacını belirsiz kılmaktadır

Roma döneminden kalma, bilinen bir amacı ya da kullanımı olmayan 12 kenarlı içi boş nesneler, arkeolojinin en büyük muammalarından biri olarak biliniyor.

Britanya'da bu gizemli dodecahedronlardan şimdiye kadar sadece 33 tane bulundu. Yakın zamanda 1.700 yıl yeraltında kaldıktan sonra amatör bir arkeoloji kazısı sırasında ortaya çıkarılan bir tanesi, bir tarih festivalinin parçası olarak Lincoln'de halka açık olarak sergilenecek.

Lincoln yakınlarındaki Norton Disney'de 2023 yazında bulunan eser, 8 cm boyunda ve 254 gr ağırlığıyla türünün şimdiye kadar bulunan en büyük örneklerinden biri.

Gizemli nesneyi bulan Norton Disney Tarih ve Arkeoloji Grubu'nun sekreteri Richard Parker, tarihçilerin kapsamlı araştırmalara rağmen bu nesnelerin ne olduğunu bulmaya yaklaşamadıklarını söyledi.

“Romalıların bunu ne için kullanmış olabileceklerini düşünürken hayal gücümüz harekete geçiyor. Büyü, ritüeller ya da din - belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz,” dedi.

Roma literatüründe dodecahedronların bilinen bir tanımı ya da çizimi yok, bu da amaçlarını belirsiz kılıyor.

Norton Disney grubu, nesnelerin standart bir boyutta olmamasının ölçüm cihazları olmadığının işareti olduğunu, aşınma belirtileri göstermediklerini, bu nedenle alet olarak kullanılmadıklarını düşündüklerini söyledi.

“Dodecahedronu yapmak için büyük miktarda zaman, enerji ve beceri harcandı, bu yüzden sıradan amaçlar için kullanılmadı” diye ekledi.

Bakır alaşımından yapılmış olan Norton Disney dodecahedronu Midlands'da bulunan tek örnek. Mükemmel durumda, hasarsız ve yüksek standartlarda işlenmiş.

Parker, eserin bir tepenin üzerinde, eski büyük bir çukurun içinde bulunduğunu ve oraya bilinçli olarak yerleştirilmiş gibi göründüğünü söyledi.

Objeyi ortaya çıkaran amatör arkeologlar bu yaz bölgeye geri dönerek objenin neden orada bulunduğuna dair daha fazla ipucu bulmaya çalışmayı planlıyor.

Norton Disney dodecahedronu Nottinghamshire'daki Newark Müzesi'nde bulunan Ulusal İç Savaş Merkezi'nde sergilenmektedir.

 

Asopress - The Guardian - BBC]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Telsa 3.000’den fazla Cybertruck’u geri çağırıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/telsa-3000den-fazla-cybertrucku-geri-cagiriyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/telsa-3000den-fazla-cybertrucku-geri-cagiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Tesla, hatalı pedal nedeniyle 3.000&#039;den fazla  Cybertruck&#039;u geri çağırıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/telsa-3000den-fazla-cybertrucku-geri-cagiriyor-190234-20240419.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Telsa, 3.000’den, fazla, Cybertruck’u, geri, çağırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

Asopress - Tesla, gaz pedalının sıkışarak potansiyel olarak aracın istemeden hızlanmasına ve çarpışma riskini artırmasına neden olabileceğini keşfettikten sonra yaklaşık 2024 model Cybertruck'ları geri çağırıyor

Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi'ne (NHTSA) yapılan bir başvuru, gaz pedalı pedinin yerinden çıkabileceği ve iç döşeme tarafından sıkışabileceği ortaya çıkınca 2024 model Cybertruck'ları geri çağırma kararı verildi.

NHTSA'ya göre geri çağırma, 13 Kasım 2023 ile 4 Nisan 2024 arasında üretilen 2024 model Cybertruck'ları kapsıyor.

Tesla, gaz pedalı tertibatını ücretsiz olarak değiştireceğini veya onaracağını söyledi.

Otomobil üreticisi, fütüristik Cybertruck pikaplarının ilk düzinesini kasım ayında, orijinal programın iki yıl gerisinde müşterilere teslim etti. Büyük ölçekli üretimin ne zaman başlayabileceği konusunda belirsizlik devam ediyor.

Musk, şirketin Ekim ayındaki üçüncü çeyrek konferans görüşmesi sırasında "Cybertruck ile kendi mezarımızı kazdık" diyerek aracı seri üretmenin zorluklarına değindi.

 

Asopress - abc]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Google’dan yeni ürün: Arm tabanlı veri merkezi işlemcisi Axion</title>
<link>https://trafikdernegi.com/googledan-yeni-urun-arm-tabanli-veri-merkezi-islemcisi-axion</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/googledan-yeni-urun-arm-tabanli-veri-merkezi-islemcisi-axion</guid>
<description><![CDATA[ Google Arm tabanlı veri merkezi işlemcisi Axion&#039;un  ayrıntılarını açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/googledan-iki-yeni-urun-arm-tabanli-veri-merkezi-islemci-ve-yapay-zeka-cipi-152515-20240409.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Google’dan, yeni, ürün:, Arm, tabanlı, veri, merkezi, işlemcisi, Axion</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: techspot

 

Asopress - Google veri merkezi Arm tabanlı veri merkezi işlemcisi ve  yapay zeka çiplerinin yeni bir versiyonunun ayrıntılarını açıkladı.

Google'ın geliştirdiği işlemci birimleri (TPU'lar) Nvidia  tarafından üretilen gelişmiş yapay zeka çiplerine alternatif olabilecek birkaç üründen biri olsa da, geliştiriciler bu ürünlere yalnızca Google'ın Bulut Platformu üzerinden erişebiliyor.

Google, Axion adı verilen Arm tabanlı merkezi işlem birimini (CPU) Bulut Platformu üzerinden sunmayı planlıyor. Şirket, yeni ürünün x86 çiplerine ve buluttaki genel amaçlı Arm çiplerine göre daha üstün performansa sahip olduğunu söyledi.

Google Cloud'un bilgi işlem ve yapay öğrenme altyapısından sorumlu başkan yardımcısı Mark Lohmeyer, "Müşterilerin mevcut iş yüklerini Arm'a taşımalarını kolaylaştırıyoruz," dedi. "Axion açık temeller üzerine inşa edilmiştir, Arm'ı her yerde kullanan müşteriler, uygulamalarını yeniden tasarlamadan veya yeniden yazmadan Axion'u kolayca kullanabilirler."

Amazon.com ve Microsoft (MSFT.O) gibi rakip bulut operatörleri, sundukları bilgi işlem hizmetlerini farklılaştırmanın bir yolu olarak Arm CPU'lar üretti. Google, YouTube, yapay zeka ve akıllı telefonları için başka özel çipler üretti ancak bir CPU üretmedi.

Yeni TPU v5p yongasının 8.960 çiplik bölmeler halinde çalışacak şekilde üretildiği ve önceki nesil TPU'lara göre iki kat daha fazla performans elde ettiği açıklandı. Google, panelin optimum performansta çalışmasını sağlamak için sıvı soğutma kullanıyor.

Axion yongası, "genel amaçlı Arm yongalarından %30, Intel (INTC.O) ve Advanced Micro Devices (AMD.O) tarafından üretilen mevcut nesil x86 yongalarından ise %50 daha iyi performans sunuyor.

Axion, Google Cloud'daki YouTube reklamları gibi çeşitli Google hizmetlerinde kullanılıyor. Şirket bu tür kullanımları genişletmeyi ve "bu yılın ilerleyen dönemlerinde" halka sunmayı planlıyor. TPU v5p salı günü Google'ın Bulut Platformu üzerinden genel kullanıma sunuldu.

 

Asopress- Reuters]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Samsung, iki katlanabilir telefon modelini temmuzda piyasaya sürecek’</title>
<link>https://trafikdernegi.com/samsung-iki-katlanabilir-telefon-modelini-temmuzda-piyasaya-surecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/samsung-iki-katlanabilir-telefon-modelini-temmuzda-piyasaya-surecek</guid>
<description><![CDATA[ Teknoloji devi Samsung’un, temmuz başında piyasaya iki katlanabilir telefonu süreceği iddia edildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/samsung-iki-katlanabilir-telefon-modelini-temmuzda-piyasaya-surecek-203730-20240406.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>‘Samsung, iki, katlanabilir, telefon, modelini, temmuzda, piyasaya, sürecek’</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: bgr

 

Asopress - Samsung daha ucuz katlanabilir Galaxy telefonlarını piyasaya sürmeye hazır olabilir

Samsung'un Galaxy S24 ve Galaxy A55 telefonları piyasaya çıktıktan sonraki en büyük odak noktası katlanabilir cihazlar. Koreli teknoloji şirketinin Galaxy Z Fold 6 ve Flip 6 telefonlarını temmuz ayı başında, Paris'teki Yaz Olimpiyat Oyunları öncesinde görücüye çıkarması bekleniyor.

Samsung'un Galaxy Z Fold 6'nın daha uygun fiyatlı bir versiyonunu piyasaya süreceğine dair haberler de giderek artıyor. Yakın tarihli bir haber doğruysa, telefon Kore'de 1.000 doların altında bir fiyata satışa sunulacak. Ayrıca, başka habere göre Galaxy Z Fold 6, eskisinden daha ince ve daha hafif olacak.

Peki ya Samsung 2024'te bir değil iki uygun fiyatlı katlanabilir cihaz piyasaya sürerse? Asya'dan gelen bir söylenti, her iki telefonun da Samsung'un Hayran Sürümü (FE) serisinin bir parçası olabileceğini öne sürüyor. Yani Samsung, amiral gemisi modellerinin daha ucuz versiyonları olacak Galaxy Z Fold FE ve Flip FE telefonlarını piyasaya sürecek.

Bunlar aynı yıl piyasaya sürülen Galaxy S amiral gemilerinin daha uygun fiyatlı varyantları.

İsim seçimleri gibi, basına sızan özelliklere dair bilgiler sızdırılıdı. Galaxy Z Flip FE'nin 8 GB depolama alanı ve en az 256 GB depolama alanıyla eşleştirilmiş bir Snapdragon 7 işlemciye sahip olacağı düşünülüyor. Ayrıca katlanabilir kapaklı cihazın boyutları da sızdırılmış durumda. Bilgiler doğruysa, Flip FE açıldığında 165,2 x 71,9 x 6,9 mm ölçülerinde olabilir.

 

Asopress - bgr]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tam güneş tutulması güzergahında değil misiniz? Pazartesi günkü tam güneş tutulmasını hala izleme imkanınız var</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tam-gunes-tutulmasi-guzergahinda-degil-misiniz-pazartesi-gunku-tam-gunes-tutulmasini-hala-izleme-imkaniniz-var</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tam-gunes-tutulmasi-guzergahinda-degil-misiniz-pazartesi-gunku-tam-gunes-tutulmasini-hala-izleme-imkaniniz-var</guid>
<description><![CDATA[ 8 Nisan pazartesi günü gerçekleşecek olan tam güneş tutulması Kanada’nın doğusundan Meksika’nın pasifik kıyısına kadar olan alanda izlenile bilinecek. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/tam-gunes-tutulmasi-guzergahinda-degil-misiniz-pazartesi-gunku-tam-gunes-tutulmasini-hala-izleme-imkaniniz-var-145819-20240404.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Tam, güneş, tutulması, güzergahında, değil, misiniz, Pazartesi, günkü, tam, güneş, tutulmasını, hala, izleme, imkanınız, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

 

 

Asopress - Tam güneş tutulmasının gerçekleşeceği yolun yakınında değilseniz ya da bulutlar görüşünüzü engelliyorsa, tam güneş tutulmasını yine de internetten izleyebilirsiniz.

 

Meksika'nın Pasifik kıyısından Kanada'nın doğusuna kadar uzanan dar bir alanda yaşayan on milyonlarca kişi, pazartesi günü gökyüzüne bakarak ayın güneşi örtmesiyle gündüzün alacakaranlığa dönüşmesini izleyebilecek.

 

Göz hasarını önlemek için tutulma gözlükleri takmak şart. Koruyucu gözlüklerden kurtulmanın güvenli olduğu tek zaman tam tutulma ya da birkaç dakikalık tam karanlık zamandır.

 

Tutulma sırasında bulutların altında kalırsanız ya da tutulma yoluna seyahat edemezseniz işte size bazı alternatifler:

 

NASA tutulmanın gerçekleştiği farklı şehirlerden canlı yayın yapacak

 

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, saat 13:00'ten itibaren NASA TV'den ve internet üzerinden Güneş'in tam yörüngesindeki çeşitli şehirlerden birkaç saatlik yayınlar yapacak. Bilim insanları ve uzay istasyonu astronotlarının da yer alacağı yayınlarda uzay ajansı güneşin teleskop görüntülerini gösterecek.

 

Tam güneş tutulmasını buradan izleyebilirsiniz. NASA

 

Asopress - AP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilincin kökenine dair tartışma: Ya her şeyin bir ruhu ve zihni varsa</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilincin-koekenine-dair-tartisma-ya-her-seyin-bir-ruhu-ve-zihni-varsa</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilincin-koekenine-dair-tartisma-ya-her-seyin-bir-ruhu-ve-zihni-varsa</guid>
<description><![CDATA[ Bilincin kaynağına dair tartışmalar devam ederken, bilincin beynin bir fonksiyonu olduğunu savunanların karşısında her şeyin bir bilincinin olduğuna inanalar yer alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/bilincin-kokenine-dair-tartisma-ya-her-seyin-bir-ruhu-ve-zihni-varsa-202353-20240330.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilincin, kökenine, dair, tartışma:, her, şeyin, bir, ruhu, zihni, varsa</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Ulia Koltyrina / Adobe

 

Asopress - Bilinçli misiniz? Yoksa bilinç sadece beyninizin yarattığı bir illüzyon mu? Bu kesinlikle ilginç bir soruşturmanın konusu.

Ya dünyamızdaki her şeyin bir ruhu ve zihni varsa? Ya her masa, sandalye ve bitki bilinçli bir düşünce akışına sahipse?

İlk kez 16. yüzyılın sonlarında Francesco Patrizi tarafından ortaya atılan bir teori olan Panpsişizm'in ardındaki temel fikir budur. Bilimin 1920'lerde bu teoriyi terk etmesinden bu yana yaklaşık yüz yıl geçti, ancak teori şimdi yeniden canlanmaya başladı.

Bu teorinin neden yeniden popülerlik kazandığını anlamak için insan bilim insanlarının şimdiye kadar karşılaştığı en zor muammalardan birine bakmamız gerekiyor: bilincin nereden geldiği.

Bilim insanları yüz yılı aşkın bir süredir bu zor sorunun cevabını bulmaya çalışıyor. Sinirbilim, psikoloji ve kuantum fiziğindeki gelişmeler çok yol kat etmiş olsa da hala kesin bir cevabımız yok.

Tartışma, en basit sistemlerde bile yaygın bir bilinç olduğu fikrini ortaya atan İtalyan sinirbilimci ve psikiyatrist Giulio Tononi'nin çalışmaları sayesinde yeniden ivme kazanıyor. Tononi ve Amerikalı nörobilimci Christof Koch, organize madde yığınlarının olduğu her yerde bilincin de olacağını ileri sürüyor.  

Bazı bilim insanlarına göre, bilinç dediğimiz şey sadece beyninizin bir oyunu olabilir.

Bu temel fikir, şu anda oturduğunuz sandalye gibi gruplanmış madde yığınlarının bir bilinç akışına sahip olabileceğini öne sürmekte. Bilim insanları henüz bu konuda hemfikir değil. Pek çok kişi bunun sadece bilinci ve bilincin nasıl oluştuğunu anlamaya yönelik bir çaba olduğunu düşünmekte.

Panpsişizmin ardındaki ana fikir, bilinç için beyin gerekmediği ve var olan her şeyin varlığının bilincinde olabileceği. Dolayısıyla her şeyin farklı deneyimlere sahip olduğu inancına dayanıyor. Ancak burada inananlar ve inanmayanlardan daha fazlası var.

Sheffield Üniversitesi'nde felsefe profesörü olan Keith Frankish, Popular Mechanics'e yaptığı açıklamada, bilincin sadece kendi zihnimizin bir yanılsaması olduğuna inandığını söyledi.

 

Asopress - bgr

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzaylı uygarlıklarla temas kuramamamızın sebebi yoksa Süper Yapay Zeka mı?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/uzayli-uygarliklarla-temas-kuramamamizin-sebebi-yoksa-super-yapay-zeka-mi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/uzayli-uygarliklarla-temas-kuramamamizin-sebebi-yoksa-super-yapay-zeka-mi</guid>
<description><![CDATA[ Süper Yapay Zeka’nın yalnızca uygarlığımızın değil, var olması muhtemel diğer uygarlıkların gelecekteki seyri için büyük bir tehdit oluşturabileceğine inanmak için bir çok neden var. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/uzayli-uygarliklarla-temas-kuramamamizin-sebebi-yoksa-super-yapay-zeka-mi-135440-20240512.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Uzaylı, uygarlıklarla, temas, kuramamamızın, sebebi, yoksa, Süper, Yapay, Zeka, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: NASA/James Webb Teleskopu

 

Asopress - Yapay zeka son birkaç yılda şaşırtıcı bir hızla ilerledi. Kimi bilim insanları artık sadece insan zekasını aşmakla kalmayacak, aynı zamanda insanların öğrenme hızlarına da bağlı olmayacak bir yapay zeka türü olan yapay süper zekanın geliştirilmesini hedefliyor.

Peki ya bu dönüm noktası sadece kayda değer bir başarı değilse? Ya aynı zamanda tüm uygarlıkların devamlılığını engelleyecek kadar zorlu bir darboğazı temsil ediyorsa?

Bu fikir, kısa süre önce Acta Astronautica'da yayınlanan bir araştırma makalesinin merkezinde yer alıyor. Yapay zeka evrenin "büyük filtresi" olabilir mi?  Aşılması o kadar zor bir eşik ki, çoğu yaşamın uzay yolculuğu yapan uygarlıklara dönüşmesini engellen temel faktöre dönüşebilir mi?

Bu, dünya dışı zekâ arayışının (SETI) neden galaksinin başka yerlerinde ileri teknik uygarlıkların izlerini henüz tespit edemediğimizi açıklayabilecek bir kavramdır.

Büyük filtre hipotezi nihayetinde Fermi Paradoksu'na önerilen bir çözümdür. Bu, milyarlarca potansiyel olarak yaşanabilir gezegene ev sahipliği yapacak kadar geniş ve eski bir evrende, neden yabancı uygarlıklara dair herhangi bir işaretle karşılaşamadığımızı sorgular. Hipotez, uygarlıkların evrimsel zaman çizelgesinde, uzay yolculuğu yapan varlıklara dönüşmelerini engelleyen aşılamaz engellerle karşı karşıya olduğunu öne sürüyor.

ASI'nin varlığı böyle bir filtre potansiyel olarak ortaya çıkarıyor olabilir. Yapay zekanın ASI'ye yol açma potansiyeli taşıyan hızlı ilerlemesi, bir uygarlığın gelişimindeki kritik bir aşama ile kesişebilir. Tek gezegenli bir türden çok gezegenli bir türe geçiş.

Yapay zekanın, bizim onu kontrol etme ya da güneş sistemimizi sürdürülebilir bir şekilde keşfetme yeteneğimizden çok daha hızlı ilerleme kaydetmesi, var olan uygarlıkların sürdürülebilirliğine dair çözümsüz bir paradoksu ortaya çıkarmakta.  

Yapay zeka ve özellikle de ASI ile ilgili zorluk, onun özerk, kendi kendini güçlendiren ve geliştiren doğasında yatmaktadır. Kendi yeteneklerini, Yapay zeka olmadan kendi evrimsel zaman çizelgelerimizi aşan bir hızda geliştirme potansiyeline sahiptir.

Bir şeylerin kötü gitme potansiyeli muazzamdır ve hem biyolojik hem de Yapay zeka uygarlıklarının çok gezegenli olma şansını elde edemeden çöküşüne yol açabilir. Örneğin, uluslar birbirleriyle rekabet eden otonom Yapay zeka sistemlerine giderek daha fazla önem ve güç verirse, askeri yetenekler benzeri görülmemiş bir ölçekte öldürmek ve yok etmek için kullanılabilir. Bu durum, Yapay zeka sistemlerinin kendileri de dahil olmak üzere, potansiyel olarak tüm medeniyetimizin yok olmasına yol açabilir.

Bu senaryoda, teknolojik bir uygarlığın tipik ömrünün 100 yıldan daha az olabileceğini tahmin ediyorum. Bu da kabaca yıldızlar arasında sinyal alıp yayınlayabilme (1960) ile Dünya'da ASI'nin tahmini ortaya çıkışı (2040) arasındaki süreye denk geliyor. Bu, milyarlarca yıllık kozmik zaman ölçeğine göre endişe verici derecede kısa bir süredir.

Bu tahmin, Samanyolu'ndaki aktif, iletişim kurabilen dünya dışı uygarlıkların sayısını tahmin etmeye çalışan Drake denkleminin iyimser versiyonlarına yerleştirildiğinde, herhangi bir zamanda, orada sadece bir avuç akıllı uygarlık olduğunu göstermektedir. Dahası, bizim gibi, nispeten mütevazı teknolojik faaliyetleri onları tespit etmeyi oldukça zorlaştırabilir.

 

Uyandırma çağrısı

Bu araştırma sadece potansiyel kıyamete dair uyarıcı bir hikaye değildir. İnsanlığın, askeri sistemler de dahil olmak üzere Yapay zekanın gelişimine rehberlik edecek sağlam düzenleyici çerçeveler oluşturması için bir uyandırma çağrısı niteliğindedir.

Bu sadece Yapay zekanın Dünya'da kötü niyetli kullanımını önlemekle ilgili değil; aynı zamanda Yapay zekanın evriminin türümüzün uzun vadeli hayatta kalmasıyla uyumlu olmasını sağlamakla da ilgili. Apollo projesinin parlak günlerinden bu yana uykuda olan, ancak son zamanlarda özel şirketler tarafından yapılan ilerlemelerle yeniden alevlenen bir hedef olan çok gezegenli bir toplum haline gelmek için mümkün olan en kısa sürede daha fazla kaynak ayırmamız gerektiğini öne sürüyor.

Tarihçi Yuval Noah Harari'nin de belirttiği gibi, tarihte hiçbir şey bizi gezegenimize bilinçli olmayan, süper zeki varlıklar getirmenin etkisine hazırlamadı. Son zamanlarda, otonom Yapay Zeka karar verme mekanizmasının sonuçları, alanın önde gelen liderlerinin, sorumlu bir kontrol ve düzenleme biçimi getirilinceye kadar Yapay zekanın geliştirilmesi konusunda bir moratoryum çağrısında bulunmalarına yol açtı.

Ancak her ülke katı kurallara ve düzenlemelere uymayı kabul etse bile, haydut organizasyonları dizginlemek zor olacaktır.

Otonom Yapay zekanın askeri savunma sistemlerine entegrasyonu, özellikle endişe verici bir alan olmalıdır. İnsanların, insan müdahalesi olmadan yararlı görevleri çok daha hızlı ve etkili bir şekilde yerine getirebildikleri için, giderek daha yetenekli hale gelen sistemlere gönüllü olarak önemli ölçüde alan bırakacaklarına dair kanıtlar zaten var. Bu nedenle hükümetler, yakın zamanda Gazze'de yıkıcı bir şekilde gösterildiği gibi, yapay zekanın sunduğu stratejik avantajlar göz önüne alındığında, bu alanda düzenleme yapma konusunda isteksiz davranmaktadır.

Bu da otonom silahların etik sınırların ötesinde faaliyet gösterdiği ve uluslararası hukuktan kaçtığı bir uçuruma tehlikeli bir şekilde yaklaştığımız anlamına geliyor. Böyle bir dünyada, taktiksel bir avantaj elde etmek için gücü Yapay Zeka sistemlerine teslim etmek, istemeden hızla tırmanan, son derece yıkıcı olaylar zincirini başlatabilir. Göz açıp kapayıncaya kadar, gezegenimizin kolektif zekası yok olabilir.

İnsanlık teknolojik yörüngesinde çok önemli bir noktada bulunuyor. Şu andaki eylemlerimiz, kalıcı bir yıldızlararası uygarlık mı olacağımızı yoksa kendi yarattıklarımızın ortaya çıkardığı zorluklara mı yenik düşeceğimizi belirleyebilir.

SETI'yi gelecekteki gelişimimizi inceleyebileceğimiz bir mercek olarak kullanmak, yapay zekanın geleceğine ilişkin tartışmaya yeni bir boyut katıyor. Yıldızlara ulaştığımızda, bunu diğer medeniyetler için bir ibret hikayesi olarak değil, bir umut ışığı olarak -yapay zeka ile birlikte gelişmeyi öğrenmiş bir tür olarak- yapmamızı sağlamak hepimizin görevidir.

 

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atmosferi olan bir gezegen keşfedildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/atmosferi-olan-bir-gezegen-kesfedildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/atmosferi-olan-bir-gezegen-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Gökbilimciler atmosferi olan kayalık gezegenlerin yıllarca izini sürdükten sonra bir tane buldular ama keşfedilen gezegen insan yaşamı için uygun değil. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/atmosferi-olan-bir-gezegen-kasfedildi-190514-20240509.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Atmosferi, olan, bir, gezegen, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Ralf Crawford

 

Asopress - Gökbilimciler yıllardır güneş sistemimizin ötesinde atmosferi olan kayalık gezegenler aradılar. Sonunda bir tane bulmuş gibi görünüyorlar. Ancak görünüşe göre erimiş kayadan oluşan bir yüzeye sahip olan bu cehennem gibi gezegen, yaşanabilirlik için hiç umut vermiyor.

 

Araştırmacılar çarşamba günü gezegenin bir "süper-Dünya" -gezegenimizden önemli ölçüde büyük ama Neptün'den küçük kayalık bir dünya- olduğunu ve her 18 saatte bir yörüngesini tamamlayarak güneşimizden daha sönük ve biraz daha az kütleli bir yıldızın tehlikeli bir şekilde yakınında döndüğünü söyledi.

 

James Webb Uzay Teleskobuyla yapılan kızılötesi gözlemler, gezegende geniş bir magma okyanusundan salınan gazlar tarafından sürekli olarak yenilenen, yetersiz de olsa önemli bir atmosferinin olduğuna işaret etmekte.

 

Nature dergisinde yayınlanan çalışmanın başyazarı Renyu Hu,, "Atmosferi muhtemelen karbondioksit veya karbonmonoksit açısından zengindir, ancak su buharı ve sülfür dioksit gibi başka gazlar da içerebilir. Mevcut gözlemler atmosferin bileşimini tam olarak belirleyemiyor" dedi

 

Webb verileri atmosferin kalınlığını da netleştirmedi. Hu, atmosferin Dünya'nınki kadar yoğun olabileceğini ya da zehirli atmosferi güneş sistemimizdeki en yoğun atmosfer olan Venüs'ünkinden bile daha yoğun olabileceğini söyledi.

 

55 Cancri e ya da Janssen olarak adlandırılan gezegen, Dünya'dan yaklaşık 8,8 kat daha büyük ve çapı gezegenimizin yaklaşık iki katı.

 

Çalışmanın ortak yazarı Brice-Olivier Demory, güneş sistemimizin ötesindeki gezegenler için kullanılan terimi kullanarak, "Gerçekten de bu, bilinen en sıcak kayalık dış gezegenlerden biri ama galaksimizde bir tatil noktası için muhtemelen daha iyi yerler vardır" dedi.

 

Ekip, kayalık gezegeni kaplayan gazların, iç kısımdan fokurdayarak dışarı çıktığını düşünüyor. Yüksek sıcaklık ve yıldızdan gelen yoğun radyasyon nedeniyle birincil atmosfer çoktan yok olmuş olmalı.

 

Ancak magma okyanusu tarafından sürekli olarak yenilenen ikincil bir atmosfer olabilir. Magma sadece kristaller ve sıvı kayadan ibaret değildir, içinde çok miktarda çözünmüş gazı da barındırır.

 

Gezegen yaşanabilir olmak için çok sıcak olsa da geçmişte magma okyanuslarıyla kaplı olduğu düşünülen erken Dünya, Venüs ve Mars'a dair içgörüler sağlayabilir. Hu, "Nihayetinde, kayalık bir gezegenin gaz açısından zengin bir atmosferi sürdürmesini mümkün kılan koşulları anlamak istiyoruz: yaşanabilir bir gezegen için anahtar bileşeni" dedi.

 

Asopress – Reuters - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir füzyon olarak karmaşık bilinç ve bellek olgularına yeni bakış</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bir-fuzyon-olarak-karmasik-bilinc-ve-bellek-olgularina-yeni-bakis</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bir-fuzyon-olarak-karmasik-bilinc-ve-bellek-olgularina-yeni-bakis</guid>
<description><![CDATA[ İki bilim insanı, iki nörobilim teorisini entegre ederek yaptıkları bir çalışma, karmaşık bilinç ve bellek olgularına dair yeni bir bakış açısı sunuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/bir-fuzyon-olarak-bilinc-karmasik-bilinc-ve-bellek-olgularina-yeni-bakis-133019-20240509.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bir, füzyon, olarak, karmaşık, bilinç, bellek, olgularına, yeni, bakış</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Ladina Hösli / Zürih Üniversitesi

 

Asopress - Uluslararası Psikiyatri Araştırmaları Dergisi'nde yayınlanan yeni bir makalede, MX Biotech'ten Dr. Gerard Marx ve Kudüs İbrani Üniversitesi'nden Prof. Chaim Gilon, iki önemli nörobilim teorisinin yenilikçi bir entegrasyonunu sunuyor: Küresel Nöronal Ağ (GNW) hipotezi ve Üçlü Bellek Mekanizması.

"Küresel Nöronal Ağ (GNW) Hipotezi ve Üçlü Bellek Mekanizmasının Bir Füzyonu Olarak 'Bilinç'" başlıklı çalışma, karmaşık bilinç ve bellek olgularına yeni bakış açıları getiriyor.

Araştırma, bilinç çalışmalarında uzun süredir aşılamaz olduğu düşünülen önemli bir zorluğun üstesinden geliyor. Dr. Marx ve Prof. Gilon, bilgisayar tabanlı Bilgi Teorisi'nin nöral hafızayı anlamak için yeterli bir çerçeve sağladığı fikrine karşı çıkarak, hafızanın bilinci şekillendirmede çok önemli bir rol oynadığını öne sürüyor.

Nöral ağ içinde depolanan duygusal içeriğin standart bilgisayar verilerinden farklı olduğunu, nöral hafızanın temelini oluşturduğunu ve bilinçli deneyime derinlik ve önem kattığını iddia ediyorlar.

Araştırmacılar, beynin yaşanmış anıları nasıl yarattığını daha iyi anlamak için Küresel Nöronal Çalışma Alanı (GNW) teorisini Üçlü Bellek Mekanizması ile bütünleştirmeyi öneriyor. Modellerinde, bireysel nöronların karmaşık elektro-kimyasal faaliyetlerinin beynin yapısal birimleri tarafından birleştirildiğini ve duygusal hafıza yoluyla bilinci kolaylaştıran birleşik bir ağ oluşturduğunu öne sürüyorlar.

Çalışmanın kilit bulguları arasında, Küresel Nöronal Çalışma Alanı (GNW) tarafından desteklenen, beynin anatomik bölgeleri boyunca birbirine bağlı bilgi akışını vurgulayan bir "beyin bulutu" kavramı önerisi de yer alıyor.

Nöronların, hücre dışı matris içindeki duygusal durumları kodlamak için eser metal katyonları ve nörotransmitterleri kullandığı nöral hafıza için üçlü bir mekanizma da tanımlanmıştır.

Çalışma ayrıca, karmaşık organizmalarda nöral hafıza ve bilincin gelişiminde bakteriyel kimyasal sinyal süreçlerinin evrimsel öneminin altını çiziyor.

Araştırma, biyokimyasal bir mercekle, yaşamın bellek evrimi yoluyla bilince nasıl geçtiğini aydınlatıyor. Bakteriyel kimyasal iletişimden primat bilincine kadar nöral ağ sinyalizasyonunun ilerlemesini haritalandıran çalışma, hafıza, bilinç ve evrim arasındaki karmaşık etkileşimi keşfetmek için kapsamlı bir çerçeve sunuyor.

 

Arka plan

"Üçlü hafıza mekanizması üzerine yaptığımız araştırma, nöronların, nöral hücre dışı matrisin, mikro metallerin ve nörotransmitterlerin hafıza oluşumu, depolanması ve geri getirilmesindeki işbirlikçi rollerini inceliyor.

"Matris içinde bağlanan bazı metallerin yapısını değiştirebildiğini ve hafızanın temel birimleri olarak hizmet eden kompleksler oluşturduğunu keşfettik. Bu metal kompleksleri nörotransmitterlerle etkileşime girerek duygusal hafıza birimlerinin oluşmasını sağlıyor. Bu hafıza birimleri toplu olarak beyinde bilgi depolamak için bir çerçeve oluşturur.

" Bu mekanizma, metal seviyelerindeki bozuklukların hafıza işlevlerini potansiyel olarak nasıl etkileyebileceğine ışık tutuyor. Ayrıca, Alzheimer ve otizm gibi rahatsızlıkların vücut tarafından kullanılan metallerin düzensizliği ile bağlantılı olabileceğini düşünüyoruz.

Araştırmacılar, "Bu karmaşık ilişkilerin anlaşılması, hafıza oluşumu ve hafızanın geri kazanılması süreçleri hakkında fikir vererek, kısa süreli hafıza kaybından daha ciddi hafıza bozukluklarına kadar çeşitli durumların anlaşılmasına yardımcı olacaktır" diyor.

 

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güneş sistemimizin muhtemel yok edicisi “beyaz cüceler” üzerine yapılan çalışma dünyanın geleceğine ışık tutuyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gunes-sistemimizin-muhtemel-yok-edicisi-beyaz-cuceler-uzerine-yapilan-calisma-dunyanin-gelecegine-isik-tutuyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gunes-sistemimizin-muhtemel-yok-edicisi-beyaz-cuceler-uzerine-yapilan-calisma-dunyanin-gelecegine-isik-tutuyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, 17 yıldır yürüttükleri araştırmalarda “gezegen katili” olarak da bilinen “beyaz cüceler” hakkında çarpıcı bilgilere ulaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gunes-sistemimizin-muhtemel-yok-edicisi-beyaz-cuceler-uzerine-yapilan-calisma-dunyanin-muhtemel-gelecegine-isik-tutuyor-233430-20240409.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Güneş, sistemimizin, muhtemel, yok, edicisi, “beyaz, cüceler”, üzerine, yapılan, çalışma, dünyanın, geleceğine, ışık, tutuyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: J. da Silva

 

Asopress - Warwick ve diğer üniversitelerden bilim insanları, beyaz cücelerin (tüm yakıtlarını tüketmiş olan yıldızların son hali) bizim güneş sistemimiz gibi gezegen sistemleri üzerindeki etkilerini incelediler.

Araştırmaların ulaştığı bulgulara göre beyaz cücelerin kendi yakıtlarının tamamını yok eden devasa çekim gücü, daha küçük gezegenleri parçalıyor

Bu durum dünyanın sonuna işaret ediyor ama tam olarak bildiğimiz gibi değil.

Asteroitler, uydular ve gezegenler bir beyaz cüceye yaklaştıklarında, cücenin devasa kütleçekimi onları gittikçe daha küçük parçalara ayırır ve bu parçalar çarpışmaya devam ederek sonunda toza dönüşür.

Araştırmacılar, Dünya'nın beyaz cüce haline gelmeden önce muhtemelen ev sahibi yıldızımız Güneş tarafından yutulacağını söylüyor. Mars ve Jüpiter arasındaki asteroitler ve Jüpiter'in uyduları da dahil olmak üzere güneş sistemimizin geri kalanı, nihayetinde beyaz yıldız formunda Güneş tarafından parçalanabilir.

Çalışmayı yürüten Tayland'daki Naresuan Üniversitesi'nden Dr. Amornrat Aungwerojwit şunları söyledi: "Önceki araştırmalar asteroitlerin, uyduların ve gezegenlerin beyaz cücelere yaklaştıklarında, bunların devasa kütleçekiminin bu küçük gezegenleri giderek daha küçük parçalara ayırdığını göstermişti."

Bu parçalar arasındaki çarpışmalar sonunda onları toz haline getiriyor ve bu tozlar da beyaz cücenin içine düşerek araştırmacıların orijinal gezegensel cisimlerin ne tür bir malzemeden yapıldığını belirlemelerini sağlıyor.

Warwick Üniversitesi Fizik Bölümü'nden Prof Boris Gaensicke şunları söyledi: "Bir beyaz bir cücenin etrafında dönen asteroitlerin, uyduların ve hatta gezegenlerin enkazını tespit edebilmemiz oldukça şaşırtıcı, bizim çalışmamız ise bu sistemlerin davranışlarının birkaç yıl içinde hızla değişebileceğini gösteriyor.

"Çalışmalarımızda doğru yolda olduğumuzu düşünsek de, bu sistemlerin kaderi hayal edebileceğimizden çok daha karmaşık."

Bilim insanları yeni araştırma için 17 yıl boyunca yıldızların parlaklığındaki değişimleri inceleyerek bu cisimlerin nasıl bozulduğuna ışık tuttular. Hepsi birbirinden çok farklı davranan üç farklı beyaz cüceye odaklandılar.

İncelenen ilk beyaz cüce - ZTF J0328-1219 olarak biliniyor son birkaç yıldır istikrarlı ve "uslu" görünüyordu, ancak bilim insanları 2010 yılı civarında büyük bir felaket yaşandığına dair kanıtlar buldular.

Başka bir yıldızın - ZTF J0923+4236 olarak biliniyor. Her iki ayda bir düzensiz olarak sönükleştiği ve bu sönükleşme durumları sırasında, tekrar parlamadan önce düzensiz değişkenlik gösterdiği görüldü.

Analiz edilen üçüncü beyaz cüce olan WD 1145+017'nin 2015 yılında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından teorik tahminlere yakın davrandığı, geçişlerin sayı, şekil ve derinliklerinde büyük farklılıklar olduğu gözlemlendi. Şaşırtıcı bir şekilde bu son çalışmada geçişler artık tamamen ortadan kalkmış olduğu tespit edildi.

Gaensicke, " Sistem, feci çarpışmaların ürettiği toz dağıldıkça, çok yavaş bir şekilde daha parlak hale geliyor" dedi. "Bu geçişlerin öngörülemeyen doğası gökbilimcileri çıldırtabilir. Bir dakika oradalar, bir dakika sonra yoklar. Bu da içinde bulundukları kaotik duruma işaret ediyor."

Gaensicke, kendi güneş sistemimizin kaderi sorulduğunda şunları söyledi: "Üzücü haber şu ki, Dünya bir beyaz cüce haline gelmeden önce muhtemelen genişleyen bir güneş tarafından yutulacak. Güneş sisteminin geri kalanı için, Mars ve Jüpiter arasında bulunan bazı asteroitler ve belki de Jüpiter'in bazı uyduları yer değiştirebilir ve incelemekte olduğumuz parçalanma sürecinden geçmek için nihai beyaz cüceye yeterince yaklaşabilir."

 

Asopress – The Guardian]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Evren gerçekten düşman uzaylılarla dolu bir &amp;apos;karanlık orman&amp;apos; mı?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/evren-gercekten-dusman-uzaylilarla-dolu-bir-karanlik-orman-mi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/evren-gercekten-dusman-uzaylilarla-dolu-bir-karanlik-orman-mi</guid>
<description><![CDATA[ Evrende bizimkinin dışında uygarlıkların var olup olmadığı, çağlar boyunca merak konusu olmuştur. Netfilx’te yakın zamanda yayınlanan 3 cisim problemi adlı dizi uzak bir gezegenden dünyamızı istila etmek için yola çıkan istilacıları konu alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/evren-gercekten-dusman-uzaylilarla-dolu-bir-karanlik-orman-mi-215810-20240405.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Evren, gerçekten, düşman, uzaylılarla, dolu, bir, karanlık, orman, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: 3 Cisim Problemi

 

Asopress - Uzaylıların Dünya ile temasa geçtiğine inanmak için iyi bir nedenimiz yok. Komplo teorileri ve sığırlara zarar verdiklerine dair bazı garip raporlar var elbette ama hiçbiri inandırıcı değil.

Fizikçi Enrico Fermi’nin 1950'lerde ortaya attığı ve günümüzde "Fermi Paradoksu" olarak bilinen bulmaca formülasyonu, dünya dışı yaşam arayışında ve uzaya sinyal göndererek mesajlaşmada hala kilit öneme sahip.

Dünya yaklaşık 4,5 milyar yaşında ve yaşam en az 3,5 milyar yaşında. Paradoks, evrenin ölçeği göz önüne alındığında, yaşam için elverişli koşulların birçok kez meydana gelmiş olmasının muhtemel olduğunu söylemekte. Peki herkes nerede?

Dışarıda bir yerlerde yaşam olması gerektiğine inanmak için iyi nedenlerimiz var, ancak kimse bizi ziyarete gelmedi.

Netflix'in 3 Cisim Problemi adlı dizisinin ilk bölümünde Ye Wenjie karakteri bu sorunla boğuşuyor. Bir radyo gözlemevinde çalışan Ye Wenjie, gönderdiği mesajlara sonunda uzaylı bir uygarlığın üyesinden cevap alır. cevabı gönderen pasifist olduğunu ve mesaja yanıt vermemesini, aksi takdirde Dünya'nın saldırıya uğrayacağını söylemektedir.

Nihayetinde dizi Fermi Paradoksu'na ayrıntılı ve zarif bir çözüm sunacak, ancak ikinci sezona kadar beklememiz gerekecek.

Dilerseniz Cixin Liu'nun serisinin ikinci kitabı olan Karanlık Orman'ı da okuyabilirsiniz. Spoiler vermeden, kitapta ortaya konan açıklama şu şekilde ilerliyor: "Evren karanlık bir ormandır. Her uygarlık, ağaçların arasında bir hayalet gibi dolaşan, yolunu tıkayan dalları nazikçe kenara iten ve ses çıkarmadan ilerlemeye çalışan silahlı bir avcıdır."

Nihayetinde herkes herkesten saklanıyor. Teknolojik ilerlemenin farklı oranları, süregelen bir güç dengesini imkansız hale getirmekte ve en hızlı ilerleyen uygarlıkları diğerlerini yok edebilecek bir konumda bırakmaktadır.

Bu sürekli tehditkar ortamda, hayatta kalma oyununu en iyi oynayanlar en uzun süre hayatta kalanlar olacak.

Liu, "olası tüm evrenlerin en kötüsü" dediği şeyi tasvir etmiştir. Liu, evrenimizin gerçek bir karanlık orman olduğunu, her yerde sessizlik ve avcılıktan oluşan bir hayatta kalma stratejisinin hakim olduğunu söylemiyor. Ancak böyle bir evrenin mümkün ve ilginç olduğunu belirtiyor.

Karanlık orman teorisi aynı zamanda batıdaki bilimsel tartışmalarda yaşanan endişelerden uzaklaşıp doğrudan tehdit endişelerine yönelme eğilimini güçlendirecek kadar akla yatkındır.

Bunun, astrobiyologlar Kelly Smith ve John Traphagan tarafından 2020 yılında önerilen ilk temasta ne yapılması gerektiğine dair protokolde potansiyel etkisini görebiliriz. Astrobiyologlar "Önce hiçbir şey yapmayın," sonucuna varıyorlar. Bir şey yapmak felakete yol açabilir. Gelen mesajlara cevap vermek Dünya'nın yerini ele verir ki bu da kötü bir fikirdir. Düşünce basitçe ilk temasın uygarlık düzeyinde yüksek bir risk içereceğidir.

Karanlık orman teorisinin neredeyse kesinlikle yanlış olması ilginçtir. Ya da en azından bizim evrenimizde yanlıştır. Bu teori, Darwinci bir doğal seleksiyon sürecinin, hayatta kalmak için bir rekabetin var olduğu bir sürecin işlediği senaryosuna dayanır.

Darwin'in hayatta kalmak için rekabet açıklaması bulgulara dayanır. Buna karşın, uzaylıların davranışları ile diğer uygarlıklar içinde veya arasındaki rekabet hakkında kesinlikle hiçbir bilgimiz yoktur. Doğal seçilimin grup düzeyinde işleyen seleksiyon sürecinin, medeniyetler düzeyinde işleyebileceği fikrini kabul etsek bile, bu iyi bir bilimden ziyade eğlenceli bir tahmindir.

Evrenin Darwinci evrime uygun olarak işlediğini varsaysak bile, bu argüman tartışmaya açıktır. Hiçbir gerçek orman karanlık orman gibi değildir. Bunlar birlikte evrimin gerçekleştiği gürültülü yerlerdir.

Canlılar tek başlarına değil, karşılıklı bağımlılık içinde birlikte evrimleşirler. Parazitler ana taşıyıcılara, çiçekler tozlaşma için kuşlara bağımlıdır. Bir ormandaki her canlı böceklere bağlıdır. Karşılıklı bağlılık kötü, acımasız ve kısa süren karşılaşmalara yol açsa da başka biçimler de alabilir. Dünyamızdaki ormanlar bu şekilde çalışır.

Canlılar tek başlarına değil, karşılıklı bağımlılık içinde birlikte evrimleşirler. Parazitler taşıyıcıya, çiçekler döllenme için kuşlara bağımlıdır. Bir ormandaki her canlı böceklere bağlıdır. Karşılıklı bağlılık beraberinde acımasız, sert ve kısa süren mücadeleleri getirse de başka biçimler de alabilir. Dünyamızdaki ormanlar bu şekilde çalışır.

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gizli modda gezinmek sizi sandığınız kadar korumaz</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gizli-modda-gezinmek-sizi-sandiginiz-kadar-korumaz</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gizli-modda-gezinmek-sizi-sandiginiz-kadar-korumaz</guid>
<description><![CDATA[ Arama motorlarının yaygın bir özelliği olan “gizli mod”da gezinme seçeneğinin kullanıcıların gizliliğini ne kadar sağladığı merak konusu. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gizli-modda-gezinmek-sizi-sandiginiz-kadar-korumaz-142234-20240403.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gizli, modda, gezinmek, sizi, sandığınız, kadar, korumaz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

 

Asopress - Google'ın yaygın olarak kullanılan Chrome tarayıcısında " Gizli " olarak bilinen özel tarama modu yaklaşık on yıldır mevcut. Gizli modun çalışma şeklini içeren yasal bir uzlaşma, yaygın olarak kullanılan bu ayarın üzerine dikkatleri yeniden çekti.

 

ABD’de federal bir mahkemede hazırlanan mutabakat, Chrome'da Gizli modu kullanan kullanıcıların internette gezinirken daha fazla gizlilik elde etmelerini sağlamak için düzenlendi.

 

GİZLİ GEZİNME ASLINDA NE YAPAR

Tarayıcınızın gizli modunu açtığınızda, bunu yeni bir başlangıç olarak düşünün.

Yani tarayıcı kişiselleştirmenin hiçbir avantajı burada olmayacaktır: Geçmişinize dayalı öneriler olmayacak, otomatik tanımlama büyük ölçüde kullanılamayacak ve hesaplarınızda yeniden oturum açmanız gerekecek.

Mozilla Vakfı'na göre, gizli pencerenizi kapattığınız anda internet tarayıcınız tarama geçmişini ve bu oturum sırasında oluşturulmuş tüm çerezleri siler. Tarayıcınız nerede olduğunuzu hatırlamaz veya herhangi bir forma doldurduğunuz herhangi bir bilgiyi saklamaz.

Bu tür bir deneyimin kullanım alanları vardır. Örneğin, sağlık hizmetleri gibi daha hassas konulardaki aramaların tarama geçmişinizde görünmemesini sağlamak (bu da ilgili reklamların görünmeye başlamasına neden olabilir). Kütüphane veya otel, iş merkezi gibi halka açık bağlantılarda gezinirken veya hesaplara giriş yaparken daha fazla koruma isteyebilirsiniz.

 

GİZLİ GEZİNME NE YAPMAZ

Gizli tarama modunun amacının bir web sitesini ziyaret ettiğiniz gerçeğini örtmek değil, o siteyi cihazınızdan ziyaret ettiğiniz gerçeğini örtmek olduğunu unutmayın.

Gizli modlar genellikle ziyaret ettiğiniz web sitelerinin IP adresiniz aracılığıyla konumunuzu görmesini engellemez ve internet servis sağlayıcınızın etkinliklerinizi kaydetmesini durdurmaz. Mozilla Vakfı, IP adresiniz görünür olduğu sürece, hangi modda gezindiğinizden bağımsız olarak kimliğinizin ve faaliyetlerinizin arama motorlarına ve üçüncü taraflara tamamen açık kalacağını söylüyor.

Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için, Google kısa bir süre önce, arama devini yasadışı gözetim yapmakla suçlayan bir davaya ilişkin anlaşmanın bir parçası olarak internette gezinmek için gizli modu kullanan kişilerden toplanan kişisel bilgileri içeren milyarlarca kaydı temizlemeyi kabul etti. Ayrıca, insanların verilerinin toplaması hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak için hizmet şartlarında daha belirgin açıklamalar eklemek zorunda kaldı.

 

30 Temmuz'da yapılacak bir duruşmada federal mahkemenin anlaşmayı onaylaması 

 

Asopress - AP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim Türkiye Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği Gaziantep&amp;apos;te yapılacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-turkiye-yamactepe-goekyuzu-goezlem-senligi-gaziantepte-yapilacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-turkiye-yamactepe-goekyuzu-goezlem-senligi-gaziantepte-yapilacak</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin bilim ve teknoloji alanında hayallerine sınır koymayan, meraklı ve keşfetmeye açık çocuklarını bilimle buluşturan Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı &quot;Teknoloji geliştiren bir Türkiye&quot; hedefiyle Türkiye’nin dört bir yanına bilim ve teknoloji yaymaya devam ediyor.Uzay ve gökyüzü meraklıları için Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ve Şahinbey Belediyesi tarafından ilk kez düzenlenecek olan Bilim Türkiye Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği 10-11-12 Ağustos tarihlerinde Gaziantep&#039;te gerçekleştirilecek.  Gaziantep’in Şahinbey Belediyesi&#039;ne ait Yamaçtepe Bilim Kampı programında gerçekleştirilecek olan organizasyonda astronomi ve bilim temalı olmak üzere; Gece Teleskop ile Gök Cisimleri Gözlemi, Meteor Yağmuru Gözlemi, Gündüz Teleskop ile Güneş Gözlemi, Bilim Atölyeleri, Astronomi Söyleşileri etkinlikleri yer alacak. Ayrıca hepsi birbirinden farklı aktivite alanları da olacak. Türkiye genelinde 81 ilden başvuruya açık olan gözlem şenliğinde konaklamalı olarak başvuru yapılabiliyor ve konaklama için bungalov ev veya çadır olarak iki farklı alternatif bulunuyor.Bungalov evlere başvurular bireysel olarak alınarak 8 kişilik bungalov evlere yerleşim yapılıyor.  Çadır başvuruları ise çadır sayısı ile ve en fazla 4 kişilik yapılabiliyor. Çadırların temini ve kurulumu da katılımcılara ait oluyor.Gözlem şenliğine katılımcılar kendi fotoğraf makinesi, teleskop, kamera, dizüstü bilgisayar vb. gözlem donanımlarını getirerek serbestçe kullanabiliyorlar.  Kontenjanın sınırlı sayıda olduğu Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği&#039;ne 16 yaş altı katılımcılar bir veli refakatinde katılabiliyor.18-25 Temmuz tarihleri arasında alınan başvuruların tamamlanmasının ardından yapılacak kura ile de kesin kayıtlar belirleniyor olacak.Işığın izinde, uzayın peşinde, Gökyüzü Gözlem Şenliği&#039;nde buluşmak için www.bilimturkiye.org adresini ziyaret edebilirsiniz.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KfRXCdE-yE2Xmf7vA-cVbw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, Türkiye, Yamaçtepe, Gökyüzü, Gözlem, Şenliği, Gaziantepte, yapılacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KfRXCdE-yE2Xmf7vA-cVbw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim Türkiye Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği Gaziantep'te yapılacak"><p>Türkiye'nin bilim ve teknoloji alanında hayallerine sınır koymayan, meraklı ve keşfetmeye açık çocuklarını bilimle buluşturan Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı "Teknoloji geliştiren bir Türkiye" hedefiyle Türkiye’nin dört bir yanına bilim ve teknoloji yaymaya devam ediyor.</p><p>Uzay ve gökyüzü meraklıları için Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ve Şahinbey Belediyesi tarafından ilk kez düzenlenecek olan Bilim Türkiye Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği 10-11-12 Ağustos tarihlerinde Gaziantep'te gerçekleştirilecek.  Gaziantep’in Şahinbey Belediyesi'ne ait Yamaçtepe Bilim Kampı programında gerçekleştirilecek olan organizasyonda astronomi ve bilim temalı olmak üzere; Gece Teleskop ile Gök Cisimleri Gözlemi, Meteor Yağmuru Gözlemi, Gündüz Teleskop ile Güneş Gözlemi, Bilim Atölyeleri, Astronomi Söyleşileri etkinlikleri yer alacak. Ayrıca hepsi birbirinden farklı aktivite alanları da olacak. </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-iydzFR3GUyVBY4vUiVI-Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p>Türkiye genelinde 81 ilden başvuruya açık olan gözlem şenliğinde konaklamalı olarak başvuru yapılabiliyor ve konaklama için bungalov ev veya çadır olarak iki farklı alternatif bulunuyor.</p><p>Bungalov evlere başvurular bireysel olarak alınarak 8 kişilik bungalov evlere yerleşim yapılıyor.  Çadır başvuruları ise çadır sayısı ile ve en fazla 4 kişilik yapılabiliyor. Çadırların temini ve kurulumu da katılımcılara ait oluyor.</p><p>Gözlem şenliğine katılımcılar kendi fotoğraf makinesi, teleskop, kamera, dizüstü bilgisayar vb. gözlem donanımlarını getirerek serbestçe kullanabiliyorlar.  Kontenjanın sınırlı sayıda olduğu Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği'ne 16 yaş altı katılımcılar bir veli refakatinde katılabiliyor.</p><p>18-25 Temmuz tarihleri arasında alınan başvuruların tamamlanmasının ardından yapılacak kura ile de kesin kayıtlar belirleniyor olacak.</p><p>Işığın izinde, uzayın peşinde, Gökyüzü Gözlem Şenliği'nde buluşmak için www.bilimturkiye.org adresini ziyaret edebilirsiniz. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarından önemli keşif! Dünyayı etkileyen Güneş fırtınaları öngörülebilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlarindan-oenemli-kesif-dunyayi-etkileyen-gunes-firtinalari-oengoerulebilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlarindan-oenemli-kesif-dunyayi-etkileyen-gunes-firtinalari-oengoerulebilir</guid>
<description><![CDATA[ Dünya üzerindeki tüm teknolik aletleri etkileyen Güneş fırtınaları ile ilgili yeni bir keşif yapıldı. Bilim insanlarına göre fırtınalar artık öngörülebilir.Bilim insanları, Güneş fırtınalarının Dünya üzerindeki teknolojik sistemlere zarar verebilecek potansiyelini öngörebilmek için önemli bir keşif yaptılar.
Yeni yapılan araştırmaya göre,  Güneş&#039;ten çıkan taçküre kütle atımları (CME&#039;ler) olarak bilinen büyük kütleli plazma patlamalarının, geçmişe göre çok daha isabetli bir şekilde tahmin edilmesini sağlayacak teknikler geliştirildi.Aberystwyth Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar,  CME&#039;lerin ne zaman meydana gelebileceği konusunda daha doğru tahminler yapmanın, bu tür zararlı Güneş fırtınalarına karşı altyapımızı korumamıza yardımcı olabileceğini vurguladı.Bu gelişme ile CME&#039;lerin Güneş&#039;ten ayrılmadan önce nasıl ve ne zaman Dünya&#039;ya ulaşacağı konusunda daha iyi öncü uyarılar sağlanacak.Araştırmacılar, Güneş&#039;in &quot;aktif bölge&quot; olarak adlandırılan manyetik olarak güçlü bölgelerinde CME&#039;lerin nasıl oluştuğunu inceleyerek bu ilerlemeleri sağladı. Manyetik alanın gücünün yükseklikle nasıl değiştiğini ölçerek, CME&#039;lerin başlangıç noktasını ve gerçek hızını daha doğru bir şekilde tahmin edebildiklerini belirtti.Araştırmanın baş yazarı Harshita Gandhi, &quot;Manyetik alanın dengesizleştiği kritik yükseklik noktalarını belirleyerek, CME&#039;lerin başlangıcını önceden görebiliyoruz. Bu bilgiler, CME&#039;lerin gerçek hızlarını üç boyutlu bir geometrik modelle ölçerek daha kesin tahminler yapmamıza olanak tanıyor&quot; dedi.
Bu keşifler, potansiyel olarak yıkıcı olan Güneş fırtınalarının etkilerini önceden tahmin ederek, altyapımızı bu tür olaylara karşı hazırlamak için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kxc_-ksa7E67KUvhjjHcuQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarından, önemli, keşif, Dünyayı, etkileyen, Güneş, fırtınaları, öngörülebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kxc_-ksa7E67KUvhjjHcuQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarından önemli keşif! Dünyayı etkileyen Güneş fırtınaları öngörülebilir"><p>Dünya üzerindeki tüm teknolik aletleri etkileyen Güneş fırtınaları ile ilgili yeni bir keşif yapıldı. Bilim insanlarına göre fırtınalar artık öngörülebilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZX6kuh7XX0m2ozcelh3cmA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, Güneş fırtınalarının Dünya üzerindeki teknolojik sistemlere zarar verebilecek potansiyelini öngörebilmek için önemli bir keşif yaptılar.
Yeni yapılan araştırmaya göre,  Güneş'ten çıkan taçküre kütle atımları (CME'ler) olarak bilinen büyük kütleli plazma patlamalarının, geçmişe göre çok daha isabetli bir şekilde tahmin edilmesini sağlayacak teknikler geliştirildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EuZQmcCZj0ecidJj3mrdaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aberystwyth Üniversitesi'nden araştırmacılar,  CME'lerin ne zaman meydana gelebileceği konusunda daha doğru tahminler yapmanın, bu tür zararlı Güneş fırtınalarına karşı altyapımızı korumamıza yardımcı olabileceğini vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cBzFokhGBkGK8t3J0S3O6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu gelişme ile CME'lerin Güneş'ten ayrılmadan önce nasıl ve ne zaman Dünya'ya ulaşacağı konusunda daha iyi öncü uyarılar sağlanacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kDQ9Qs6FIUOWkfP9fD6OJw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, Güneş'in "aktif bölge" olarak adlandırılan manyetik olarak güçlü bölgelerinde CME'lerin nasıl oluştuğunu inceleyerek bu ilerlemeleri sağladı. Manyetik alanın gücünün yükseklikle nasıl değiştiğini ölçerek, CME'lerin başlangıç noktasını ve gerçek hızını daha doğru bir şekilde tahmin edebildiklerini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wKQDD5HlrkG90sieet9RpQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın baş yazarı Harshita Gandhi, "Manyetik alanın dengesizleştiği kritik yükseklik noktalarını belirleyerek, CME'lerin başlangıcını önceden görebiliyoruz. Bu bilgiler, CME'lerin gerçek hızlarını üç boyutlu bir geometrik modelle ölçerek daha kesin tahminler yapmamıza olanak tanıyor" dedi.
Bu keşifler, potansiyel olarak yıkıcı olan Güneş fırtınalarının etkilerini önceden tahmin ederek, altyapımızı bu tür olaylara karşı hazırlamak için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nil Nehri&amp;apos;nin derinliklerinde beklenmedik keşif: Tutankamon&amp;apos;un büyükbabasının gizemli mirası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nil-nehrinin-derinliklerinde-beklenmedik-kesif-tutankamonun-buyukbabasinin-gizemli-mirasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nil-nehrinin-derinliklerinde-beklenmedik-kesif-tutankamonun-buyukbabasinin-gizemli-mirasi</guid>
<description><![CDATA[ Arkeologlar, Nil Nehri&#039;de yaptıkları keşifler sırasından deniz dibine gömülü halde Tutankamon&#039;un büyükbabası ve bir kaç eski Mısır firavununun yer aldığı antik oymalar keşfetti. Bulunan levhalarda, Muhteşem Amenhotep olarak da bilinen ve Kral Tut&#039;un atası olan Kral  III. Amenhotep gibi kralların başarılarını belirten hiyeroglif yazıtlar olduğu öğrenildi.Arkeologlar, Nil Nehri&#039;nin derinliklerinde yaptıkları araştırmalar sırasında beklenmedik bir keşifte bulundu.1970&#039;li yıllarda Asvan kentinde meydana gelen selde kaybolan eserleri ararken nehrin dibinde dev taş levhalara rastladılar.Levhalarda, Kral Tutankhamun&#039;un atası olan Kral III . Amenhotep de dahil olmak üzere, kralların başarılarını anlatan hiyeroglif yazıların yer aldığı öğrenildi. Taş üzerindeki oymalarda ayrıca M.Ö. 14. Yüzyılın başlarında hüküm süren ve Büyük Gize Sfenksi&#039;ni restore etmesiyle hatırlanan Kral Thutmose IV&#039;ten de bahsedildiği belirtildi.Taşı keşfeden ekip üyeleri, oymaların iyi durumda olmasına şaşırdıklarını ve gelecekte daha fazla eser bulmayı umduklarını ifade etti. 1960 yılında bölgede antik eserler bulunmuş ancak daha sonra Aswan&#039;daki Aswan Yüksek Barajı&#039;nın inşası nedeniyle kaybolmuştuAraştırmacılar, keşfettikleri eserleri belgelemek için sualtı fotoğrafçılığı ve film çekme teknikleri kullandılar.
Görüntülerin fotogrametri yöntemiyle üç boyutlu modelleri oluşturuldu; bu teknik, resimlerden yüzey ölçümlerini doğru bir şekilde üç boyutlu bir versiyona dönüştürmek için kullanılır.Ekip ilk bulguların ardından, bölgede keşfedilmesi gereken başka oymalar olduğunu da düşünüyor. Araştırmacılar bulguların, mimari ve sanatsal başarılarıyla ünlü 18. Hanedan döneminin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağını düşünüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vwBf9a_PMkeJ5MaccvEuPA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Nil, Nehrinin, derinliklerinde, beklenmedik, keşif:, Tutankamonun, büyükbabasının, gizemli, mirası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vwBf9a_PMkeJ5MaccvEuPA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nil Nehri'nin derinliklerinde beklenmedik keşif: Tutankamon'un büyükbabasının gizemli mirası"><p>Arkeologlar, Nil Nehri'de yaptıkları keşifler sırasından deniz dibine gömülü halde Tutankamon'un büyükbabası ve bir kaç eski Mısır firavununun yer aldığı antik oymalar keşfetti. Bulunan levhalarda, Muhteşem Amenhotep olarak da bilinen ve Kral Tut'un atası olan Kral  III. Amenhotep gibi kralların başarılarını belirten hiyeroglif yazıtlar olduğu öğrenildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yEWW-jEXV0CuG9ttzdpi-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Arkeologlar, Nil Nehri'nin derinliklerinde yaptıkları araştırmalar sırasında beklenmedik bir keşifte bulundu.1970'li yıllarda Asvan kentinde meydana gelen selde kaybolan eserleri ararken nehrin dibinde dev taş levhalara rastladılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tI7GVpNPQU-VtrfHbMFvLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Levhalarda, Kral Tutankhamun'un atası olan Kral III . Amenhotep de dahil olmak üzere, kralların başarılarını anlatan hiyeroglif yazıların yer aldığı öğrenildi. Taş üzerindeki oymalarda ayrıca M.Ö. 14. Yüzyılın başlarında hüküm süren ve Büyük Gize Sfenksi'ni restore etmesiyle hatırlanan Kral Thutmose IV'ten de bahsedildiği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w4a5fyxoLkyjc23iIjfKMA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Taşı keşfeden ekip üyeleri, oymaların iyi durumda olmasına şaşırdıklarını ve gelecekte daha fazla eser bulmayı umduklarını ifade etti. 1960 yılında bölgede antik eserler bulunmuş ancak daha sonra Aswan'daki Aswan Yüksek Barajı'nın inşası nedeniyle kaybolmuştu</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0mlkL2y0T0mpKXTBWiGzeg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, keşfettikleri eserleri belgelemek için sualtı fotoğrafçılığı ve film çekme teknikleri kullandılar.
Görüntülerin fotogrametri yöntemiyle üç boyutlu modelleri oluşturuldu; bu teknik, resimlerden yüzey ölçümlerini doğru bir şekilde üç boyutlu bir versiyona dönüştürmek için kullanılır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nOPGjSHAAU-U7z1G9BAl0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekip ilk bulguların ardından, bölgede keşfedilmesi gereken başka oymalar olduğunu da düşünüyor. Araştırmacılar bulguların, mimari ve sanatsal başarılarıyla ünlü 18. Hanedan döneminin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağını düşünüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Komodo ejderlerinin silahı! Dişlerinde demir kaplama tespit edildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/komodo-ejderlerinin-silahi-dislerinde-demir-kaplama-tespit-edildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/komodo-ejderlerinin-silahi-dislerinde-demir-kaplama-tespit-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Komodo ejderlerinin dişlerinin tırtıklı uç kısımlarının demirden tabakayla kaplı olduğunu keşfetti.  Avlarını rahatça parçalamalarına yardımcı olduğu beliritlen bu özelliğin daha önce hiçbir etçil sürüngende tespit edilmediğini vurguladı.İngiltere&#039;deki King&#039;s College London&#039;dan araştırmacılar, gelişmiş kimyasal ve yapısal görüntüleme teknikleri kullanarak, dünyanın en büyük kertenkelesi olarak kabul edilen Komodo ejderinin dişlerine ilişkin yeni bilgiye ulaştı.Bilim insanları, yaptıkları incelemeler sonucu, türün dişlerinin uçlarında bulunan tırtıklı kısımların demir açısından oldukça zengin bir tabakayla kaplı olduğunu ortaya çıkardı.  Aralarında monitör kertenkeleleri ve bazı timsah türlerinin bulunduğu birçok sürüngenin dişlerinde de bir miktar demir bulunduğunu belirten araştırmacılar, bu tabakanın, diğer sürüngenlerden farklı olarak Komodo ejderinin dişlerinin uç kısımlarında yoğunlaştığını, dişi turuncu renge boyadığını ve dişin keskinliğini korumada yardımcı olduğunu kaydetti.BAŞKA HİÇBİR ETÇİL SÜRÜNGENDE YOK   Bilim insanları, bu özelliğin, Komodo ejderinin avını rahatça parçalamasına yardımcı olduğuna dikkati çekerek, bunun daha önce hiçbir etçil sürüngende tespit edilmediğini vurguladı.  Komodo ejderleri, dünyada sadece Endonezya&#039;nın türle aynı adı taşıyan milli parkında ve Flores ile bazı adalarında bulunuyor.  Uluslararası Doğayı Koruma Birliğinin verilerine göre, doğada sadece 3 bin 458 Komodo ejderi kaldı.  Boyları 3 metreye ve ağırlıkları da 90 kilograma kadar çıkabilen sürüngenler, insan faaliyetleri ve iklim değişikliğinin yaşam alanlarını yok etmesi nedeniyle tehlike altında.  Çalışmanın detaylarına &quot;Nature Ecology &amp; Evolution&quot; dergisinde yer verildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hVc-20MLUUajhLejUp4rMQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Komodo, ejderlerinin, silahı, Dişlerinde, demir, kaplama, tespit, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hVc-20MLUUajhLejUp4rMQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Komodo ejderlerinin silahı! Dişlerinde demir kaplama tespit edildi"><p>Bilim insanları, Komodo ejderlerinin dişlerinin tırtıklı uç kısımlarının demirden tabakayla kaplı olduğunu keşfetti.  Avlarını rahatça parçalamalarına yardımcı olduğu beliritlen bu özelliğin daha önce hiçbir etçil sürüngende tespit edilmediğini vurguladı.</p><p>İngiltere'deki King's College London'dan araştırmacılar, gelişmiş kimyasal ve yapısal görüntüleme teknikleri kullanarak, dünyanın en büyük kertenkelesi olarak kabul edilen Komodo ejderinin dişlerine ilişkin yeni bilgiye ulaştı.</p><p>Bilim insanları, yaptıkları incelemeler sonucu, türün dişlerinin uçlarında bulunan tırtıklı kısımların demir açısından oldukça zengin bir tabakayla kaplı olduğunu ortaya çıkardı.  Aralarında monitör kertenkeleleri ve bazı timsah türlerinin bulunduğu birçok sürüngenin dişlerinde de bir miktar demir bulunduğunu belirten araştırmacılar, bu tabakanın, diğer sürüngenlerden farklı olarak Komodo ejderinin dişlerinin uç kısımlarında yoğunlaştığını, dişi turuncu renge boyadığını ve dişin keskinliğini korumada yardımcı olduğunu kaydetti.</p><p><strong>BAŞKA HİÇBİR ETÇİL SÜRÜNGENDE YOK </strong>  Bilim insanları, bu özelliğin, Komodo ejderinin avını rahatça parçalamasına yardımcı olduğuna dikkati çekerek, bunun daha önce hiçbir etçil sürüngende tespit edilmediğini vurguladı.  Komodo ejderleri, dünyada sadece Endonezya'nın türle aynı adı taşıyan milli parkında ve Flores ile bazı adalarında bulunuyor.  Uluslararası Doğayı Koruma Birliğinin verilerine göre, doğada sadece 3 bin 458 Komodo ejderi kaldı.  Boyları 3 metreye ve ağırlıkları da 90 kilograma kadar çıkabilen sürüngenler, insan faaliyetleri ve iklim değişikliğinin yaşam alanlarını yok etmesi nedeniyle tehlike altında.  Çalışmanın detaylarına "Nature Ecology & Evolution" dergisinde yer verildi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>125 milyon yıllık otçul dinozor keşfedildi: Bölgede bulunan en eksiksiz fosil!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/125-milyon-yillik-otcul-dinozor-kesfedildi-boelgede-bulunan-en-eksiksiz-fosil</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/125-milyon-yillik-otcul-dinozor-kesfedildi-boelgede-bulunan-en-eksiksiz-fosil</guid>
<description><![CDATA[ Birleşik Krallık&#039;ta yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen büyük otçul bir dinozor türü keşfedildi. Wight Adası&#039;nda bulunan kalıntılar, ülkede son yüzyılda bulunan en eksiksiz dinozor fosili oldu.Birleşik Krallık&#039;ın Wight Adası&#039;nda yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tespit edilen otçul bir dinozor türü keşfedildi. Araştırmacılar, toplamda 149 kemiğe sahip olan örneğin, Birleşik Krallık&#039;ta bir asırdır keşfedilen en eksiksiz dinozor olduğunu söyledi.  Adını hayatını kaybeden eski fosil avcısı Nick Chase ve bulunduğu yer olan Compton Körfezi kayalıklarından alan &quot;Comptonatus chasei&quot;nin Afrika fili ağırlığında olduğu belirtildi.  Araştırmacılar kafatası, dişler, omurga ve bacak kemiklerinin yanı sıra &quot;yaklaşık bir yemek tabağı büyüklüğünde&quot; bir kasık kalça kemiği de dahil olmak üzere fosilin her parçasını analiz etti. Analizler sonucunda diğer bulunan türlerden farklı olduğu tespit edildi.ADA MÜZESİNİN BİR PARÇASI   Comptonatus örneği artık Wight Adası&#039;ndaki Sandown&#039;da bulunan Dinozor Adası müzesindeki koleksiyonun bir parçası.  Müzede küratör olarak görev yapan Dr. Martin Munt, &quot;Adanın kayalıklarında ve koleksiyonunda daha pek çok yeni tarih öncesi canlı türünün keşfedilmesini dört gözle bekleyebiliriz&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cxZVbCfkEkCAFN9RgsrkqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>125, milyon, yıllık, otçul, dinozor, keşfedildi:, Bölgede, bulunan, eksiksiz, fosil</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cxZVbCfkEkCAFN9RgsrkqQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20240724132853427" class="type:primaryImage" alt="125 milyon yıllık otçul dinozor keşfedildi: Bölgede bulunan en eksiksiz fosil!"><p>Birleşik Krallık'ta yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen büyük otçul bir dinozor türü keşfedildi. Wight Adası'nda bulunan kalıntılar, ülkede son yüzyılda bulunan en eksiksiz dinozor fosili oldu.</p><p>Birleşik Krallık'ın Wight Adası'nda yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tespit edilen otçul bir dinozor türü keşfedildi. </p><p>Araştırmacılar, toplamda 149 kemiğe sahip olan örneğin, Birleşik Krallık'ta bir asırdır keşfedilen en eksiksiz dinozor olduğunu söyledi.  Adını hayatını kaybeden eski fosil avcısı Nick Chase ve bulunduğu yer olan Compton Körfezi kayalıklarından alan "Comptonatus chasei"nin Afrika fili ağırlığında olduğu belirtildi.  Araştırmacılar kafatası, dişler, omurga ve bacak kemiklerinin yanı sıra "yaklaşık bir yemek tabağı büyüklüğünde" bir kasık kalça kemiği de dahil olmak üzere fosilin her parçasını analiz etti. Analizler sonucunda diğer bulunan türlerden farklı olduğu tespit edildi.</p><p><strong>ADA MÜZESİNİN BİR PARÇASI </strong>  Comptonatus örneği artık Wight Adası'ndaki Sandown'da bulunan Dinozor Adası müzesindeki koleksiyonun bir parçası.  Müzede küratör olarak görev yapan Dr. Martin Munt, "Adanın kayalıklarında ve koleksiyonunda daha pek çok yeni tarih öncesi canlı türünün keşfedilmesini dört gözle bekleyebiliriz" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX ve NASA önümüzdeki ay Crew&amp;9 görevini başlatacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/spacex-ve-nasa-oenumuzdeki-ay-crew-9-goerevini-baslatacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/spacex-ve-nasa-oenumuzdeki-ay-crew-9-goerevini-baslatacak</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX ve NASA, Crew-9 misyonunu 18 Ağustos&#039;tan önce Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;na (ISS) fırlatmayı planladıklarını duyurdu.NASA ve SpaceX, önümüzdeki ay Crew-9 görevine başlayacaklarını açıkladı.Duyuru, Federal Havacılık İdaresi&#039;nin SpaceX&#039;in Falcon 9 roketinin bu ayın başlarında nadir görülen bir uçuş ortası arızası nedeniyle yere çakılmasının ardından uzaya dönmesine izin vermesinin ardından yapıldı.  İLK ARIZASINI YAŞAMIŞTI Dünyanın en sık kullanılan roketi olan Falcon 9, bir roketin uzayda parçalanarak Starlink uydularından oluşan yükünü imha etmesinin ardından yere indirilmişti.Bu, küresel uzay endüstrisinin güvendiği bir roketin yedi yılı aşkın süredir yaşadığı ilk arıza olmuştu.  NASA ve SpaceX, NASA astronotları Zena Cardman, Nick Hague, Stephanie Wilson ve Roscosmos kozmonotu Alexander Gorbunov ile birlikte Falcon 9 roketinin üzerindeki SpaceX Dragon uzay aracıyla ISS&#039;e dokuzuncu görevine başlayacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bwPZzpHurESjzKMPiEZb1Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>SpaceX, NASA, önümüzdeki, Crew-9, görevini, başlatacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bwPZzpHurESjzKMPiEZb1Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX ve NASA önümüzdeki ay Crew-9 görevini başlatacak"><p>SpaceX ve NASA, Crew-9 misyonunu 18 Ağustos'tan önce Uluslararası Uzay İstasyonu'na (ISS) fırlatmayı planladıklarını duyurdu.</p><p>NASA ve SpaceX, önümüzdeki ay Crew-9 görevine başlayacaklarını açıkladı.</p><p>Duyuru, Federal Havacılık İdaresi'nin SpaceX'in Falcon 9 roketinin bu ayın başlarında nadir görülen bir uçuş ortası arızası nedeniyle yere çakılmasının ardından uzaya dönmesine izin vermesinin ardından yapıldı.  </p><p><strong>İLK ARIZASINI YAŞAMIŞTI</strong> </p><p>Dünyanın en sık kullanılan roketi olan Falcon 9, bir roketin uzayda parçalanarak Starlink uydularından oluşan yükünü imha etmesinin ardından yere indirilmişti.</p><p>Bu, küresel uzay endüstrisinin güvendiği bir roketin yedi yılı aşkın süredir yaşadığı ilk arıza olmuştu.  NASA ve SpaceX, NASA astronotları Zena Cardman, Nick Hague, Stephanie Wilson ve Roscosmos kozmonotu Alexander Gorbunov ile birlikte Falcon 9 roketinin üzerindeki SpaceX Dragon uzay aracıyla ISS'e dokuzuncu görevine başlayacak.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, mahsur kalan astronotlar için dönüş tarihi veremiyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-mahsur-kalan-astronotlar-icin-doenus-tarihi-veremiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-mahsur-kalan-astronotlar-icin-doenus-tarihi-veremiyor</guid>
<description><![CDATA[ Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda (ISS) mahsur kalan astronot Butch Wilmore ve Suni Williams&#039;ın Boeing Starliner kapsülündeki itici arızaları ve helyum sızıntıları nedeniyle ISS&#039;te daha uzun süre kalacağı öğrenildi. Mühendisler arızaları incelemeye devam ederken, NASA ise henüz bir dönüş tarihi veremedi.NASA, dönüşü 1 aydan fazla süren ve ISS&#039;te mahsur kalan iki astronotun Boeing kapsüllerindeki arıza giderilene kadar istasyonda kalacağını söyledi.Astronot Butch Wilmore ve Suni Williams&#039;ın yörüngedeki laboratuarı yaklaşık bir hafta ziyaret etmeleri ve Haziran ortasında geri dönmeleri gerekiyordu.
Ancak Boeing&#039;in yeni Starliner kapsülündeki itici arızaları ve helyum sızıntıları onları ISS&#039;te mahsur bıraktı.
Devam eden araştırmalara ve testlere rağmen, henüz kesin bir dönüş tarihi belirlenmedi.NASA&#039;nın ticari mürettebat program yöneticisi Steve Stich, bir dönüş tarihi veremeyeceklerini söyledi.
Amacın Wilmore ve Williams&#039;ı Starliner&#039;a geri getirmek olduğunu sözlerine ekleyen Stich, &quot;Hazır olduğumuzda eve döneceğiz&quot; diye konuştu.Öncelikli hedef Wilmore ve Williams&#039;ı Starliner ile geri getirmek olsa da NASA, SpaceX&#039;in Dragon kapsülünü yedek bir seçenek olarak kullanmanın değerlendirildiğini belirtti.Mühendisler geçen hafta New Mexico çölünde yedek bir itici üzerinde testlerini tamamladılar ve Starliner&#039;ın kenetlenmesinden önce neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışmak için onu parçalara ayıracaklar.
Boeing&#039;den Mark Nappi, ekibin daha fazla veri toplamak için bu hafta sonu uzay istasyonuna kenetlenmiş haldeyken kapsülün iticilerini test edeceğini söyledi.Kapsülün kalkıştan bir gün sonra, 6 Haziran&#039;da uzay istasyonuna yaklaşırken beş iticisi arızalanmıştı.
O zamandan beri dördü yeniden çalıştırıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o21c1x3ob0SNGutBbz5M2w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, mahsur, kalan, astronotlar, için, dönüş, tarihi, veremiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o21c1x3ob0SNGutBbz5M2w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA, mahsur kalan astronotlar için dönüş tarihi veremiyor"><p>Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) mahsur kalan astronot Butch Wilmore ve Suni Williams'ın Boeing Starliner kapsülündeki itici arızaları ve helyum sızıntıları nedeniyle ISS'te daha uzun süre kalacağı öğrenildi. Mühendisler arızaları incelemeye devam ederken, NASA ise henüz bir dönüş tarihi veremedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8DrqWqfnJEi3oskmTmubRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, dönüşü 1 aydan fazla süren ve ISS'te mahsur kalan iki astronotun Boeing kapsüllerindeki arıza giderilene kadar istasyonda kalacağını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ivQQwjnoOUy4kLuVxc6_zg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Astronot Butch Wilmore ve Suni Williams'ın yörüngedeki laboratuarı yaklaşık bir hafta ziyaret etmeleri ve Haziran ortasında geri dönmeleri gerekiyordu.
Ancak Boeing'in yeni Starliner kapsülündeki itici arızaları ve helyum sızıntıları onları ISS'te mahsur bıraktı.
Devam eden araştırmalara ve testlere rağmen, henüz kesin bir dönüş tarihi belirlenmedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/E9bFJbUntkGsxbUmupepDA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'nın ticari mürettebat program yöneticisi Steve Stich, bir dönüş tarihi veremeyeceklerini söyledi.
Amacın Wilmore ve Williams'ı Starliner'a geri getirmek olduğunu sözlerine ekleyen Stich, "Hazır olduğumuzda eve döneceğiz" diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6m1yLSErEkGGfWUKQAILUg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Öncelikli hedef Wilmore ve Williams'ı Starliner ile geri getirmek olsa da NASA, SpaceX'in Dragon kapsülünü yedek bir seçenek olarak kullanmanın değerlendirildiğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SdzAKvvkyUSvL8EoPEE1dg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mühendisler geçen hafta New Mexico çölünde yedek bir itici üzerinde testlerini tamamladılar ve Starliner'ın kenetlenmesinden önce neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışmak için onu parçalara ayıracaklar.
Boeing'den Mark Nappi, ekibin daha fazla veri toplamak için bu hafta sonu uzay istasyonuna kenetlenmiş haldeyken kapsülün iticilerini test edeceğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7O6F2zdkEkaq7b5ZXXBdWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kapsülün kalkıştan bir gün sonra, 6 Haziran'da uzay istasyonuna yaklaşırken beş iticisi arızalanmıştı.
O zamandan beri dördü yeniden çalıştırıldı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA projeyi iptal etti, bilim dünyası karıştı: VIPER için binlerce imza toplandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-projeyi-iptal-etti-bilim-dunyasi-karisti-viper-icin-binlerce-imza-toplandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-projeyi-iptal-etti-bilim-dunyasi-karisti-viper-icin-binlerce-imza-toplandi</guid>
<description><![CDATA[ NASA, Ay&#039;ın güney kutbunda su buzunu araştırmayı amaçlayan 450 milyon dolarlık VIPER görevini yüksek maliyetler nedeniyle iptal etti. Bilim insanları, görevin önemini vurgulayan binlerce mektup göndererek kararın geri, alınması için ABD hükümetine baskı kurduğu vurgulandı. Gezegen Bilimi Enstitüsü&#039;nde kıdemli bir bilim adamı olan Norbert Schörghofer VIPER görevinin iptalini &quot;bilim için büyük bir kayıp&quot; olarak nitelendirdi.NASA, geçtiğimiz hafta VIPER isimli 450 milyon dolarlık keşif aracının görevini iptal ettiğini duyurmuştu.
NASA yetkililerine göre bunun nedeni VIPER&#039;ın maliyetlerinin çok yükselmiş olması.
Gezici araç zaten tamamen inşa edilmişti, ancak uzaya çıkmaya uygun olduğunu kanıtlayacak daha önemli testlerin yapılmasının çok pahalı olduğu düşünüldü.Bu kararın ardından bilim insanları VIPER görevinin iptal edilmesine duydukları öfkeyi dile getirirken, bazıları da kararın geri alınması için ABD hükümetine baskı yapıyor.
Kongre&#039;ye açık bir mektup kaleme alan uzay bilimciler, milletvekillerinden NASA&#039;nın &quot;benzeri görülmemiş ve savunulamaz&quot; görev iptalini reddetmelerini talep etti.Scientific American&#039;ın haberine göre, son olarak 1,000&#039;in üzerinde imza toplandığı bildirilen mektupta, &quot;NASA&#039;nın 17 Temmuz&#039;da VIPER Ay gezgini görevini durdurma niyetinde olduğuna dair şok edici açıklamasından derin endişe duyuyoruz. VIPER çığır açan bir Amerikan projesi ve Ay&#039;ın yüzeyindeki ve altındaki su buzunun kökenini ve dağılımını karakterize eden ilk NASA görevi olacaktı.&quot; ifadeleri kullanıldı.
VIPER Şeklinde Delik NASA, VIPER&#039;ın artan maliyetlerinin, mürettebatlı bir Ay görevi öncesinde özel ortaklar tarafından sunulan yetenekleri göstermeyi amaçlayan Ay&#039;a yönelik diğer ticari faydalı yük görevlerini tehdit ettiğini savundu.Ancak alandaki pek çok kişi NASA&#039;nın açıklamasına inanmıyor ve görevin hedeflerinin es geçilemeyecek kadar önemli olduğunu savunuyor.
Central Florida Üniversitesi&#039;nden gezegen bilimci Phil Metzger Scientific American&#039;a verdiği demeçte, &quot;Şok oldum ve dehşete kapıldım. Bu belki de NASA&#039;nın uzayı geliştirmek için tasarladığı en önemli görevdi&quot; dedi.
Gezegen Bilimi Enstitüsü&#039;nde kıdemli bir bilim adamı olan Norbert Schörghofer ise VIPER&#039;ın iptalini &quot;bilim için büyük bir kayıp&quot; olarak nitelendirdi.VIPER&#039;IN GÖREVİ NEYDİ?
Volatiles Investigating Polar Exploration Rover&#039;ın (VIPER) amacı buz ve diğer kaynakları aramak için Ay&#039;ın güney kutbunu keşfetmekti.Proje, daha sonra Artemis programı kapsamında Amerikalı astronotlar tarafından planlanan mürettebat görevlerinin önünü açmayı amaçlıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VEcqbjiffE27M9IoQDOXuA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, projeyi, iptal, etti, bilim, dünyası, karıştı:, VIPER, için, binlerce, imza, toplandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VEcqbjiffE27M9IoQDOXuA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA projeyi iptal etti, bilim dünyası karıştı: VIPER için binlerce imza toplandı"><p>NASA, Ay'ın güney kutbunda su buzunu araştırmayı amaçlayan 450 milyon dolarlık VIPER görevini yüksek maliyetler nedeniyle iptal etti. Bilim insanları, görevin önemini vurgulayan binlerce mektup göndererek kararın geri, alınması için ABD hükümetine baskı kurduğu vurgulandı. Gezegen Bilimi Enstitüsü'nde kıdemli bir bilim adamı olan Norbert Schörghofer VIPER görevinin iptalini "bilim için büyük bir kayıp" olarak nitelendirdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9IIfo18_rUyN6SgICw1eAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, geçtiğimiz hafta VIPER isimli 450 milyon dolarlık keşif aracının görevini iptal ettiğini duyurmuştu.
NASA yetkililerine göre bunun nedeni VIPER'ın maliyetlerinin çok yükselmiş olması.
Gezici araç zaten tamamen inşa edilmişti, ancak uzaya çıkmaya uygun olduğunu kanıtlayacak daha önemli testlerin yapılmasının çok pahalı olduğu düşünüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SO0wGIl90EyzqaJrUc00yg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu kararın ardından bilim insanları VIPER görevinin iptal edilmesine duydukları öfkeyi dile getirirken, bazıları da kararın geri alınması için ABD hükümetine baskı yapıyor.
Kongre'ye açık bir mektup kaleme alan uzay bilimciler, milletvekillerinden NASA'nın "benzeri görülmemiş ve savunulamaz" görev iptalini reddetmelerini talep etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YbthfeoliE6lFWL6U2xi_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Scientific American'ın haberine göre, son olarak 1,000'in üzerinde imza toplandığı bildirilen mektupta, "NASA'nın 17 Temmuz'da VIPER Ay gezgini görevini durdurma niyetinde olduğuna dair şok edici açıklamasından derin endişe duyuyoruz. VIPER çığır açan bir Amerikan projesi ve Ay'ın yüzeyindeki ve altındaki su buzunun kökenini ve dağılımını karakterize eden ilk NASA görevi olacaktı." ifadeleri kullanıldı.
VIPER Şeklinde Delik NASA, VIPER'ın artan maliyetlerinin, mürettebatlı bir Ay görevi öncesinde özel ortaklar tarafından sunulan yetenekleri göstermeyi amaçlayan Ay'a yönelik diğer ticari faydalı yük görevlerini tehdit ettiğini savundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5OWSPMhNTUyii_fs0HD85w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak alandaki pek çok kişi NASA'nın açıklamasına inanmıyor ve görevin hedeflerinin es geçilemeyecek kadar önemli olduğunu savunuyor.
Central Florida Üniversitesi'nden gezegen bilimci Phil Metzger Scientific American'a verdiği demeçte, "Şok oldum ve dehşete kapıldım. Bu belki de NASA'nın uzayı geliştirmek için tasarladığı en önemli görevdi" dedi.
Gezegen Bilimi Enstitüsü'nde kıdemli bir bilim adamı olan Norbert Schörghofer ise VIPER'ın iptalini "bilim için büyük bir kayıp" olarak nitelendirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5nfKbmTmIE62EX_Jc_norQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>VIPER'IN GÖREVİ NEYDİ?
Volatiles Investigating Polar Exploration Rover'ın (VIPER) amacı buz ve diğer kaynakları aramak için Ay'ın güney kutbunu keşfetmekti.Proje, daha sonra Artemis programı kapsamında Amerikalı astronotlar tarafından planlanan mürettebat görevlerinin önünü açmayı amaçlıyordu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarından yeni araştırma: Orman yangınları beyin üzerinde de olumsuz etkisi yaratıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlarindan-yeni-arastirma-orman-yanginlari-beyin-uzerinde-de-olumsuz-etkisi-yaratiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlarindan-yeni-arastirma-orman-yanginlari-beyin-uzerinde-de-olumsuz-etkisi-yaratiyor</guid>
<description><![CDATA[ ABD&#039;li araştırmacılar, insan beyninin, hava kirliliğine yol açan etkenler arasında en çok orman yangınından kaynaklı dumandan olumsuz etkilenebileceğini ortaya koydu.ABD&#039;de yapılan ve bulguları Alzaymır Derneği Uluslararası Konferansı&#039;nda sunulan araştırmada, orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artışın, demans teşhisi olasılığını yaklaşık yüzde 21 artırdığı tespit edildi.  Washington ile Pennsylvania üniversitelerinden bilim insanları, 2009-2019 arasında Güney Kaliforniya&#039;da yaşayan 1.2 milyon yetişkinin sağlık kayıtlarını inceledi.  Araştırmacılar, insanların 3 yıl süreyle hava kirliliğine neden olan ince parçacık PM 2,5&#039;e (çapı 2,5 mikrometreden küçük olan ince partikül madde) ne kadar maruz kaldığını hesaplamak için hava kalitesi verilerini kullandı.  Orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artış için demans teşhisi olasılığının da yaklaşık yüzde 21 arttığını kaydeden araştırmacılar, hava kirliliğine sebep olan diğer faktörlere maruz kalma yoğunluğundaki her 3 mikrogramlık artışın ise bu hastalığına yakalanma oranını yüzde 3 oranında arttırdığını belirtti.  Araştırmacılar, söz konusu verilerin, orman yangını kaynaklı hava kirliliğinin beyin fonksiyonları üzerindeki olumsuz etkisinin daha yüksek olduğu anlamına gelebileceğini ortaya koydu.  Alzaymır Derneği bilim sorumlusu Maria Carrillo, yaz aylarında artan orman yangınlarıyla birlikte, bulguları desteklemek için daha çok çalışma yapılması gerektiğini vurgulayarak, &quot;Özellikle de demansın en yaygın türü olan Alzheimer riskinin, sağlıksız havadan kaçınmakta zorlanabilecek düşük gelirli nüfus için daha yüksek olduğu düşünüldüğünde, bu daha da önemli.&quot; ifadesini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CMRMP8hTpE-XXQ4_Qf3lnA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarından, yeni, araştırma:, Orman, yangınları, beyin, üzerinde, olumsuz, etkisi, yaratıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CMRMP8hTpE-XXQ4_Qf3lnA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarından yeni araştırma: Orman yangınları beyin üzerinde de olumsuz etkisi yaratıyor"><p>ABD'li araştırmacılar, insan beyninin, hava kirliliğine yol açan etkenler arasında en çok orman yangınından kaynaklı dumandan olumsuz etkilenebileceğini ortaya koydu.</p>ABD'de yapılan ve bulguları Alzaymır Derneği Uluslararası Konferansı'nda sunulan araştırmada, orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artışın, demans teşhisi olasılığını yaklaşık yüzde 21 artırdığı tespit edildi.  Washington ile Pennsylvania üniversitelerinden bilim insanları, 2009-2019 arasında Güney Kaliforniya'da yaşayan 1.2 milyon yetişkinin sağlık kayıtlarını inceledi.  Araştırmacılar, insanların 3 yıl süreyle hava kirliliğine neden olan ince parçacık PM 2,5'e (çapı 2,5 mikrometreden küçük olan ince partikül madde) ne kadar maruz kaldığını hesaplamak için hava kalitesi verilerini kullandı.  Orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artış için demans teşhisi olasılığının da yaklaşık yüzde 21 arttığını kaydeden araştırmacılar, hava kirliliğine sebep olan diğer faktörlere maruz kalma yoğunluğundaki her 3 mikrogramlık artışın ise bu hastalığına yakalanma oranını yüzde 3 oranında arttırdığını belirtti.  Araştırmacılar, söz konusu verilerin, orman yangını kaynaklı hava kirliliğinin beyin fonksiyonları üzerindeki olumsuz etkisinin daha yüksek olduğu anlamına gelebileceğini ortaya koydu.  Alzaymır Derneği bilim sorumlusu Maria Carrillo, yaz aylarında artan orman yangınlarıyla birlikte, bulguları desteklemek için daha çok çalışma yapılması gerektiğini vurgulayarak, "Özellikle de demansın en yaygın türü olan Alzheimer riskinin, sağlıksız havadan kaçınmakta zorlanabilecek düşük gelirli nüfus için daha yüksek olduğu düşünüldüğünde, bu daha da önemli." ifadesini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;nın yaşam tarihi yeniden yazılıyor: 2.1 milyar yıl öncesine ait fosil bulundu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-yasam-tarihi-yeniden-yaziliyor-21-milyar-yil-oencesine-ait-fosil-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-yasam-tarihi-yeniden-yaziliyor-21-milyar-yil-oencesine-ait-fosil-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Gabon&#039;da yapılan bir keşif, tarihi bir buçuk milyar yıl geriye götürebilir. Kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.Dünyada yaşamın geçmişi sanılandan çok daha eski olabilir.  Gabon&#039;da kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.  Franceville kenti yakınlarında 2010&#039;da, karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşünülen 250 fosil benzeri kalıntı bulunmuştu.2.1 milyar yıl öncesine tarihlenen bu kalıntıların karmaşık canlılara ait olup olmadığı konusunda tartışmalar sürerken, yeni bulgular ortaya çıktı.  Birleşik Krallık&#039;taki Cardiff Üniversitesi araştırmacıları, kalıntıların bulunduğu alandaki kayalarda, yaşama elverişliliğin göstergesi olan oksijen ve fosfor gibi maddeler bulunduğunu tespit etti. Keşif, bulunan kalıntıların gerçekten de karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşüncesini güçlendirdi.   Çok hücreli ve sporlar aracılığıyla üreyen organizmaların yaşam alanının sadece bölgedeki bir iç denizle sınırlı kaldığı ve Dünya çapına yayılmadığı ifade ediliyor.  Bazı bilim insanları ise açıklamalara şüpheyle yaklaşıyor. Uzmanlar ise besin çeşitliliğinin karmaşık yaşamın ortaya çıkması için tek koşul olmadığı görüşünde.  Halıhazırda bilinen en eski çok hücreli karmaşık canlılar 635 milyon yıl öncesine tarihlendirilmişti.Franceville deki keşfin teyit edilmesiyle birlikte, karmaşık yaşamın evrimi 1.5 milyar yıl geriye sıçrayabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_alT7pQ-WkeQgFk6GBDRPw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, yaşam, tarihi, yeniden, yazılıyor:, 2.1, milyar, yıl, öncesine, ait, fosil, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_alT7pQ-WkeQgFk6GBDRPw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya'nın yaşam tarihi yeniden yazılıyor: 2.1 milyar yıl öncesine ait fosil bulundu"><p>Gabon'da yapılan bir keşif, tarihi bir buçuk milyar yıl geriye götürebilir. Kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.</p><p>Dünyada yaşamın geçmişi sanılandan çok daha eski olabilir.  Gabon'da kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.  Franceville kenti yakınlarında 2010'da, karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşünülen 250 fosil benzeri kalıntı bulunmuştu.</p><p>2.1 milyar yıl öncesine tarihlenen bu kalıntıların karmaşık canlılara ait olup olmadığı konusunda tartışmalar sürerken, yeni bulgular ortaya çıktı.  Birleşik Krallık'taki Cardiff Üniversitesi araştırmacıları, kalıntıların bulunduğu alandaki kayalarda, yaşama elverişliliğin göstergesi olan oksijen ve fosfor gibi maddeler bulunduğunu tespit etti. Keşif, bulunan kalıntıların gerçekten de karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşüncesini güçlendirdi.   Çok hücreli ve sporlar aracılığıyla üreyen organizmaların yaşam alanının sadece bölgedeki bir iç denizle sınırlı kaldığı ve Dünya çapına yayılmadığı ifade ediliyor.  Bazı bilim insanları ise açıklamalara şüpheyle yaklaşıyor. Uzmanlar ise besin çeşitliliğinin karmaşık yaşamın ortaya çıkması için tek koşul olmadığı görüşünde.  Halıhazırda bilinen en eski çok hücreli karmaşık canlılar 635 milyon yıl öncesine tarihlendirilmişti.</p><p>Franceville deki keşfin teyit edilmesiyle birlikte, karmaşık yaşamın evrimi 1.5 milyar yıl geriye sıçrayabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin&amp;apos;de yapay zeka temelli buluş sayısı 378 bin oldu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cinde-yapay-zeka-temelli-bulus-sayisi-378-bin-oldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cinde-yapay-zeka-temelli-bulus-sayisi-378-bin-oldu</guid>
<description><![CDATA[ Çin&#039;de yapay zeka temelli buluş patentlerinin sayısının 2023&#039;te 378 bine ulaştığı duyuruldu.Xinhua ajansının haberine göre, Çin Ulusal Fikri Mülkiyet İdaresinin (CNIPA) üst düzey yetkililerinden Gı Şu, başkent Pekin&#039;de düzenlenen basın toplantısında konuya dair açıklamalarda bulundu.  Gı, Çin&#039;de yapay zeka temelli buluş patentlerinin sayısının 2023 sonunda önceki yıla kıyasla yüzde 40&#039;tan fazla artarak 378 bine ulaştığını söyledi.  Çin&#039;in temel dijital ekonomi sektörlerinde onaylanan patentlerin sayısının 406 bine yükseldiğini ifade eden Gı, bunun ülkedeki toplam buluş patentlerinin yüzde 45&#039;ini oluşturduğunu kaydetti.  Gı, Çin&#039;deki temel dijital ekonomi sektörlerinin, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10&#039;una katkıda bulunduğu kaydetti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fwCrD7vItU6qVYeedv8EdQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çinde, yapay, zeka, temelli, buluş, sayısı, 378, bin, oldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fwCrD7vItU6qVYeedv8EdQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin'de yapay zeka temelli buluş sayısı 378 bin oldu"><p>Çin'de yapay zeka temelli buluş patentlerinin sayısının 2023'te 378 bine ulaştığı duyuruldu.</p>Xinhua ajansının haberine göre, Çin Ulusal Fikri Mülkiyet İdaresinin (CNIPA) üst düzey yetkililerinden Gı Şu, başkent Pekin'de düzenlenen basın toplantısında konuya dair açıklamalarda bulundu.  Gı, Çin'de yapay zeka temelli buluş patentlerinin sayısının 2023 sonunda önceki yıla kıyasla yüzde 40'tan fazla artarak 378 bine ulaştığını söyledi.  Çin'in temel dijital ekonomi sektörlerinde onaylanan patentlerin sayısının 406 bine yükseldiğini ifade eden Gı, bunun ülkedeki toplam buluş patentlerinin yüzde 45'ini oluşturduğunu kaydetti.  Gı, Çin'deki temel dijital ekonomi sektörlerinin, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10'una katkıda bulunduğu kaydetti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dişi köpek balıklarında dikkat çeken keşif! Tek başlarına üreyebiliyorlar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/disi-koepek-baliklarinda-dikkat-ceken-kesif-tek-baslarina-ureyebiliyorlar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/disi-koepek-baliklarinda-dikkat-ceken-kesif-tek-baslarina-ureyebiliyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, ilk kez nesli tükenmekte olan bir köpekbalığı türünün döllenme olmadan üreyebildiğini keşfetti. Araştırmacılar, esaret altında tutulan iki dişi köpekbalığının 2020&#039;den bu yana her yıl eşeysiz olarak üreyebildiğini tespit etti. Bilim dünyasında partenogenez olarak bilinen bu durum, 15 binden fazla türde görülmekle birlikte tam olarak anlaşılamamıştır.İtalyan araştırmacılar, nesli tükenmekte olan bir köpekbalığı türünde ilk kez döllenme olmadan üreme vakasına rastladı.  Scientific Reports&#039;ta yayınlanan bulgular, Akdeniz ve diğer sıcak sularda yaşayan ve yasadışı balıkçılık nedeniyle tehdit altında olan bir tür olan &quot;Mustelus mustelus&quot; cinsi yassı köpek balığında ilk kez görüldü.2020&#039;DEN BERİ EŞEYSİZ ÜRÜYORLAR  Araştırmacılar, esaret altında tutulan iki dişi M. mustelus köpekbalığının 2020&#039;den bu yana her yıl partenogenez özellikler -bir dişinin yumurtayı döllemek için sperme ihtiyaç duymadan eşeysiz olarak üreyebilmesi- sergilediğini tespit etti.  18 yaşındaki iki köpekbalığı 2010 yılından bu yana Sardinya&#039;daki Cala Gonone Akvaryumu&#039;nda bulunuyor.   Çalışmanın yazarları, “Bu bulgu, dikkat çekici bir şekilde, partenogenezin bu köpekbalıklarında her yıl iki dişi arasında dönüşümlü olarak gerçekleşebileceğini ortaya koyuyor ve uzun süreli sperm depolanmasını kesin bir şekilde dışlıyor” diye yazdı. GÖZLEMLEMEK İÇİN ESARET ALTINA ALINMALI  Döngüsel partenogenez, 15 binden fazla türde görülmekle birlikte tam olarak anlaşılamamıştır. Omurgasızlarda omurgalılardan daha yaygın olan partenogenez, memelilerde henüz görülmemiştir.   Araştırmacılar, vahşi doğadaki köpekbalıklarının bu fenomeni anlamak için zorluklar teşkil ettiğini, ancak esaret altındaki koşulların uzun süreli izleme için ideal olduğunu belirtti.   Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya&#039;daki akvaryumlar son yirmi yılda diğer köpekbalığı türlerinde de bu olguyu belgelemiştir. 13 YIL BOYUNCA GÖZLEMLENDİ  Çalışmaya göre, sığ sularda bulunan ve potansiyel olarak 25 yıla kadar yaşayabilen orta büyüklükte bir köpekbalığı olan M. mustelus, nesli tehlike altında olarak sınıflandırılıyor ve tahminler, nüfusun önümüzdeki birkaç on yıl içinde yarıya kadar düşebileceğini gösteriyor.  Çalışmada 18 yaşındaki iki dişi köpekbalığı 13 yıl boyunca akvaryumda erkeklerin varlığı olmadan izlendi.   Araştırmacılar, yavruların DNA&#039;larını inceleyerek, annelerin uzun süreli sperm depolaması nedeniyle gebe kaldıkları ihtimalini eledi.  Yazarlar ayrıca akvaryumda partenogenez sonucu doğan köpekbalıklarından sadece birinin bugün hala hayatta olduğunu belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U1gQxY-ur0Wp_VX2TaJ9WQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dişi, köpek, balıklarında, dikkat, çeken, keşif, Tek, başlarına, üreyebiliyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U1gQxY-ur0Wp_VX2TaJ9WQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dişi köpek balıklarında dikkat çeken keşif! Tek başlarına üreyebiliyorlar"><p>Bilim insanları, ilk kez nesli tükenmekte olan bir köpekbalığı türünün döllenme olmadan üreyebildiğini keşfetti. Araştırmacılar, esaret altında tutulan iki dişi köpekbalığının 2020'den bu yana her yıl eşeysiz olarak üreyebildiğini tespit etti. Bilim dünyasında partenogenez olarak bilinen bu durum, 15 binden fazla türde görülmekle birlikte tam olarak anlaşılamamıştır.</p><p>İtalyan araştırmacılar, nesli tükenmekte olan bir köpekbalığı türünde ilk kez döllenme olmadan üreme vakasına rastladı.  Scientific Reports'ta yayınlanan bulgular, Akdeniz ve diğer sıcak sularda yaşayan ve yasadışı balıkçılık nedeniyle tehdit altında olan bir tür olan "Mustelus mustelus" cinsi yassı köpek balığında ilk kez görüldü.</p><p><strong>2020'DEN BERİ EŞEYSİZ ÜRÜYORLAR</strong>  Araştırmacılar, esaret altında tutulan iki dişi M. mustelus köpekbalığının 2020'den bu yana her yıl partenogenez özellikler -bir dişinin yumurtayı döllemek için sperme ihtiyaç duymadan eşeysiz olarak üreyebilmesi- sergilediğini tespit etti.  18 yaşındaki iki köpekbalığı 2010 yılından bu yana Sardinya'daki Cala Gonone Akvaryumu'nda bulunuyor.   Çalışmanın yazarları, “Bu bulgu, dikkat çekici bir şekilde, partenogenezin bu köpekbalıklarında her yıl iki dişi arasında dönüşümlü olarak gerçekleşebileceğini ortaya koyuyor ve uzun süreli sperm depolanmasını kesin bir şekilde dışlıyor” diye yazdı.</p><p><strong> GÖZLEMLEMEK İÇİN ESARET ALTINA ALINMALI</strong>  Döngüsel partenogenez, 15 binden fazla türde görülmekle birlikte tam olarak anlaşılamamıştır. Omurgasızlarda omurgalılardan daha yaygın olan partenogenez, memelilerde henüz görülmemiştir.   Araştırmacılar, vahşi doğadaki köpekbalıklarının bu fenomeni anlamak için zorluklar teşkil ettiğini, ancak esaret altındaki koşulların uzun süreli izleme için ideal olduğunu belirtti.   Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya'daki akvaryumlar son yirmi yılda diğer köpekbalığı türlerinde de bu olguyu belgelemiştir.</p><p><strong> 13 YIL BOYUNCA GÖZLEMLENDİ</strong>  Çalışmaya göre, sığ sularda bulunan ve potansiyel olarak 25 yıla kadar yaşayabilen orta büyüklükte bir köpekbalığı olan M. mustelus, nesli tehlike altında olarak sınıflandırılıyor ve tahminler, nüfusun önümüzdeki birkaç on yıl içinde yarıya kadar düşebileceğini gösteriyor.  Çalışmada 18 yaşındaki iki dişi köpekbalığı 13 yıl boyunca akvaryumda erkeklerin varlığı olmadan izlendi.   Araştırmacılar, yavruların DNA'larını inceleyerek, annelerin uzun süreli sperm depolaması nedeniyle gebe kaldıkları ihtimalini eledi.  Yazarlar ayrıca akvaryumda partenogenez sonucu doğan köpekbalıklarından sadece birinin bugün hala hayatta olduğunu belirtti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;da yaşamın bilinenden daha önce başlamış olabileceğine dair kanıtlar keşfedildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyada-yasamin-bilinenden-daha-oence-baslamis-olabilecegine-dair-kanitlar-kesfedildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyada-yasamin-bilinenden-daha-oence-baslamis-olabilecegine-dair-kanitlar-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Dünya&#039;daki canlı yaşamın, bilinenden 1,5 milyar yıl önce başlamış olabileceğine dair yeni kanıtlar buldu.BBC&#039;nin haberine göre, Gabon&#039;un Franceville şehrinde araştırma yapan bilim insanları, kayalarda 2,1 milyar yıl öncesine ait olası canlı yaşamının çevresel koşullarını gösteren kanıtlar keşfetti.  Bilim insanları, bu olası canlı organizmalara dair bulguların, bir iç denizle sınırlı kaldığını, küresel olarak yayılmadığını ve yok olduğunu belirtti.  Söz konusu bilim insanlarının yaşamın daha önce başlamış olabileceğine dair teorisinin aksine, Dünya&#039;da yaşamın 635 milyon yıl önce başladığı konusunda yaygın kanaat var.  2,1 MİLYAR YIL ÖNCE OLUŞAN UYGUN ORTAM CANLI ORGANİZMALARA EV SAHİPLİĞİ YAPMIŞ OLABİLİR Cardiff Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ernest Chi Fru liderliğindeki uluslararası bilim insanları ekibi, Franceville&#039;de 10 yıl önce bulunan ve fosil olup olmadığı halen tartışılan, &quot;Franceville biyotası&quot; adı verilen oluşumların etrafındaki kayaların, oksijen ve fosfor gibi yaşamı destekleyebilecek besinleri içerip içermediğini inceledi.  Çalışmanın, Dünya&#039;da yaşamı başlatan süreçlerle ilgili fikirlerin kanıtlanmasına yardımcı olacağını belirten Chi Fru, &quot;Biz diyoruz ki bakın burada fosiller var, oksijen var, bu ilk karmaşık canlı organizmaların ortaya çıkmasını tetikledi. 635 milyon yıl önce Kambriyen Dönemi&#039;ndeki sürecin aynısını görüyoruz.&quot; dedi.  Araştırmada, iki kıta levhasının su altında çarpışması sonucu oluşan volkanik aktivitelerin &quot;besin açısından zengin, sığ bir iç deniz&quot; oluşturduğu, bunun da oksijen ve fosfor seviyelerini artırdığı kaydedildi.  OLUŞAN MUHTEMEL YAŞAM FORMLARI BUGÜNKÜ CIVIK MANTARA BENZİYOR OLABİLİR Dr. Chi Fru, bu korunaklı ortamın fotosentezin oluşumunu sağlayarak oksijen artışına imkan verdiğini belirterek, oksijen bolluğunun da söz konusu döneme ait fosillerde görülen, basit yaşam formlarında gözlemlenen büyümeyi sağlayacak enerjiyi meydana getirmiş olabileceğini kaydetti.  Araştırmacı, teorilerinin doğru çıkması halinde bu yaşam formlarının sporlarla üreyen, beyin içermeyen, tek hücreli bir organizma olan cıvık mantara benziyor olabileceğini söyledi.  Öte yandan bazı bilim insanları bu görüşlere katılmıyor ve ilave kanıtların gerekli olduğunu vurguluyor.  Araştırmada yer almayan, University College London&#039;dan (UCL) Prof. Dr. Graham Shields, bu konuda çekinceleri olduğunu belirterek &quot;2,1 milyar yıl önce daha yüksek besinlerin olduğu fikrine karşı değilim ancak bunun karmaşık yaşam oluşturmak için çeşitliliğe yol açabileceğine ikna olmuş değilim.&quot; ifadelerini kullandı.  Araştırma &quot;Precambrian Research&quot; dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B1uy_um3cEqH0HL7A5qNXw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyada, yaşamın, bilinenden, daha, önce, başlamış, olabileceğine, dair, kanıtlar, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B1uy_um3cEqH0HL7A5qNXw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya'da yaşamın bilinenden daha önce başlamış olabileceğine dair kanıtlar keşfedildi"><p>Bilim insanları, Dünya'daki canlı yaşamın, bilinenden 1,5 milyar yıl önce başlamış olabileceğine dair yeni kanıtlar buldu.</p><p>BBC'nin haberine göre, Gabon'un Franceville şehrinde araştırma yapan bilim insanları, kayalarda 2,1 milyar yıl öncesine ait olası canlı yaşamının çevresel koşullarını gösteren kanıtlar keşfetti.  Bilim insanları, bu olası canlı organizmalara dair bulguların, bir iç denizle sınırlı kaldığını, küresel olarak yayılmadığını ve yok olduğunu belirtti.  Söz konusu bilim insanlarının yaşamın daha önce başlamış olabileceğine dair teorisinin aksine, Dünya'da yaşamın 635 milyon yıl önce başladığı konusunda yaygın kanaat var.  <strong>2,1 MİLYAR YIL ÖNCE OLUŞAN UYGUN ORTAM CANLI ORGANİZMALARA EV SAHİPLİĞİ YAPMIŞ OLABİLİR</strong> </p><p>Cardiff Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ernest Chi Fru liderliğindeki uluslararası bilim insanları ekibi, Franceville'de 10 yıl önce bulunan ve fosil olup olmadığı halen tartışılan, "Franceville biyotası" adı verilen oluşumların etrafındaki kayaların, oksijen ve fosfor gibi yaşamı destekleyebilecek besinleri içerip içermediğini inceledi.  Çalışmanın, Dünya'da yaşamı başlatan süreçlerle ilgili fikirlerin kanıtlanmasına yardımcı olacağını belirten Chi Fru, "Biz diyoruz ki bakın burada fosiller var, oksijen var, bu ilk karmaşık canlı organizmaların ortaya çıkmasını tetikledi. 635 milyon yıl önce Kambriyen Dönemi'ndeki sürecin aynısını görüyoruz." dedi.  Araştırmada, iki kıta levhasının su altında çarpışması sonucu oluşan volkanik aktivitelerin "besin açısından zengin, sığ bir iç deniz" oluşturduğu, bunun da oksijen ve fosfor seviyelerini artırdığı kaydedildi.  <strong>OLUŞAN MUHTEMEL YAŞAM FORMLARI BUGÜNKÜ CIVIK MANTARA BENZİYOR OLABİLİR</strong> </p><p>Dr. Chi Fru, bu korunaklı ortamın fotosentezin oluşumunu sağlayarak oksijen artışına imkan verdiğini belirterek, oksijen bolluğunun da söz konusu döneme ait fosillerde görülen, basit yaşam formlarında gözlemlenen büyümeyi sağlayacak enerjiyi meydana getirmiş olabileceğini kaydetti.  Araştırmacı, teorilerinin doğru çıkması halinde bu yaşam formlarının sporlarla üreyen, beyin içermeyen, tek hücreli bir organizma olan cıvık mantara benziyor olabileceğini söyledi.  Öte yandan bazı bilim insanları bu görüşlere katılmıyor ve ilave kanıtların gerekli olduğunu vurguluyor.  Araştırmada yer almayan, University College London'dan (UCL) Prof. Dr. Graham Shields, bu konuda çekinceleri olduğunu belirterek "2,1 milyar yıl önce daha yüksek besinlerin olduğu fikrine karşı değilim ancak bunun karmaşık yaşam oluşturmak için çeşitliliğe yol açabileceğine ikna olmuş değilim." ifadelerini kullandı.  Araştırma "Precambrian Research" dergisinde yayımlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mucize tedavi vadedenlere dikkat! Bel fıtığına çare ararken sağlığından oldu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mucize-tedavi-vadedenlere-dikkat-bel-fitigina-care-ararken-sagligindan-oldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mucize-tedavi-vadedenlere-dikkat-bel-fitigina-care-ararken-sagligindan-oldu</guid>
<description><![CDATA[ Hastalıklarına alternatif uygulamalarla hızlı, basit görünen çözümler arayanlar ne yazık ki şifa bulmak isterken mağdur oluyorlar. Onlardan biri olan Melek Koşkaya&#039;ya doktoru, bel fıtığı nedeniyle ameliyat olmasını söyledi ancak o; kendisini tek seansta ayağa kaldıracağını söyleyenlere inandı. Bilim dışı yöntem sonrası fıtığı patladı, acısı katlandı. İşte ayrıntılar... (Haber: Melike Şahin Kamera: Kenan Kızılağaç) ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rrnArIchTkmmWHQcpkZVuw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mucize, tedavi, vadedenlere, dikkat, Bel, fıtığına, çare, ararken, sağlığından, oldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rrnArIchTkmmWHQcpkZVuw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Mucize tedavi vadedenlere dikkat! Bel fıtığına çare ararken sağlığından oldu"><p>Hastalıklarına alternatif uygulamalarla hızlı, basit görünen çözümler arayanlar ne yazık ki şifa bulmak isterken mağdur oluyorlar. Onlardan biri olan Melek Koşkaya'ya doktoru, bel fıtığı nedeniyle ameliyat olmasını söyledi ancak o; kendisini tek seansta ayağa kaldıracağını söyleyenlere inandı. Bilim dışı yöntem sonrası fıtığı patladı, acısı katlandı. İşte ayrıntılar... (Haber: Melike Şahin Kamera: Kenan Kızılağaç)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kayseri&amp;apos;de 12 ülkeden 75 bilim insanı Kültepe&amp;apos;yi konuştu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kayseride-12-ulkeden-75-bilim-insani-kultepeyi-konustu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kayseride-12-ulkeden-75-bilim-insani-kultepeyi-konustu</guid>
<description><![CDATA[ Anadolu insanının yazıyla buluştuğu Kültepe Kaniş/Karum Höyüğü&#039;nde düzenlenen 6. Uluslararası Kültepe Toplantısı&#039;na 12 ülkeden 75 bilim insanı katıldı.Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Kültepe Kazı Başkanlığı iş birliğinde Kültepe Ziyaretçi Merkezi bahçesinde gerçekleştirilen toplantıya ilişkin AA muhabirine konuşan Kültepe Kaniş-Karum Höyüğü Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, farklı ülkelerden toplantıya katılanların Kültepe&#039;de bulunmuş tabletler, buluntular ya da sonuçlar üzerinde çalışmış uzman isimler olduğunu söyledi.  Toplantıda 36 sözlü bildiri, 9 poster bildiri sunulduğunu aktaran Kulakoğlu, &quot;Buraya gelenler 75 kişiden fazla ama diğer taraftan da sadece bunları dinlemeye, izlemeye gelen arkeologlar, antropologlar ve farklı dallardan bilim insanları da toplantıyı izliyor. Kültepe&#039;de yapmamızın sebebi, Kültepe&#039;nin havasını koklamadan burayı anlayamazsınız. Örneğin Kültepe&#039;nin ne kadar büyük olduğunu burayı görmeden anlayamazsınız.&quot; diye konuştu.  Toplantıda çeşitli konuları ele aldıklarını anlatan Kulakoğlu, &quot;Bu seneki toplantılarımızda bizim için çok kritik olan iklim değişikliğini ve iklimin insan, kültür, politika üzerindeki etkilerini tartışıyoruz. Bunun yanında tabii ki kazılarda yeni bulunan sonuçları da paylaşıyoruz. Daha önce düzenlediğimiz 5 toplantının kitabını da yayınladık. Dolayısıyla biz bu yaptığımız çalışmaları aynı zamanda toplumla ve akademiyle de paylaşıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı.  Kulakoğlu, toplantıya Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, Fransa, Avusturya, İtalya, Japonya, Güney Kore, Suriye, Irak ve İran&#039;dan sadece Kültepe alanında çalışan bilim insanının katıldığını kaydetti.  Asurca üzerine araştırma yapan Hamburg Üniversitesinden filolog Prof. Dr. Cecile Michel de Kültepe toplantılarını önemsediğini, tabletlerden bildiği ailelerin yaşadığı yerleri görmenin kendisini heyecanlandırdığını aktardı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N-OCg4FSnkOPMFJhkE7Ycw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kayseride, ülkeden, bilim, insanı, Kültepeyi, konuştu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N-OCg4FSnkOPMFJhkE7Ycw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kayseri'de 12 ülkeden 75 bilim insanı Kültepe'yi konuştu"><p>Anadolu insanının yazıyla buluştuğu Kültepe Kaniş/Karum Höyüğü'nde düzenlenen 6. Uluslararası Kültepe Toplantısı'na 12 ülkeden 75 bilim insanı katıldı.</p>Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Kültepe Kazı Başkanlığı iş birliğinde Kültepe Ziyaretçi Merkezi bahçesinde gerçekleştirilen toplantıya ilişkin AA muhabirine konuşan Kültepe Kaniş-Karum Höyüğü Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, farklı ülkelerden toplantıya katılanların Kültepe'de bulunmuş tabletler, buluntular ya da sonuçlar üzerinde çalışmış uzman isimler olduğunu söyledi.  Toplantıda 36 sözlü bildiri, 9 poster bildiri sunulduğunu aktaran Kulakoğlu, "Buraya gelenler 75 kişiden fazla ama diğer taraftan da sadece bunları dinlemeye, izlemeye gelen arkeologlar, antropologlar ve farklı dallardan bilim insanları da toplantıyı izliyor. Kültepe'de yapmamızın sebebi, Kültepe'nin havasını koklamadan burayı anlayamazsınız. Örneğin Kültepe'nin ne kadar büyük olduğunu burayı görmeden anlayamazsınız." diye konuştu.  Toplantıda çeşitli konuları ele aldıklarını anlatan Kulakoğlu, "Bu seneki toplantılarımızda bizim için çok kritik olan iklim değişikliğini ve iklimin insan, kültür, politika üzerindeki etkilerini tartışıyoruz. Bunun yanında tabii ki kazılarda yeni bulunan sonuçları da paylaşıyoruz. Daha önce düzenlediğimiz 5 toplantının kitabını da yayınladık. Dolayısıyla biz bu yaptığımız çalışmaları aynı zamanda toplumla ve akademiyle de paylaşıyoruz." ifadelerini kullandı.  Kulakoğlu, toplantıya Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, Fransa, Avusturya, İtalya, Japonya, Güney Kore, Suriye, Irak ve İran'dan sadece Kültepe alanında çalışan bilim insanının katıldığını kaydetti.  Asurca üzerine araştırma yapan Hamburg Üniversitesinden filolog Prof. Dr. Cecile Michel de Kültepe toplantılarını önemsediğini, tabletlerden bildiği ailelerin yaşadığı yerleri görmenin kendisini heyecanlandırdığını aktardı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nesli tükenmekte olan hayvanlar Ay&amp;apos;a gönderilecek</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nesli-tukenmekte-olan-hayvanlar-aya-goenderilecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nesli-tukenmekte-olan-hayvanlar-aya-goenderilecek</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Dünya&#039;daki zengin hayvan çeşitliliğini korumak için Ay&#039;a bir &quot;biyolojik depo&quot; yerleştirmek istiyor. Bu deponun, Ay&#039;ın özellikle kutup bölgelerinde, güneş ışığı almayan kraterlerin bulunduğu, çok soğuk bir alana yerleştirilmesi öneriliyor. Biyolojik depoda nesli tükenme tehdidi altındaki milyonlarca hayvan türüne ait dondurulmuş hücreler yer alacak.Elon Musk gibi girişimciler, küresel bir iklim felaketinden kurtulmayı sağlamak için insanları Ay&#039;a veya Mars&#039;a göndermek istiyor.  Peki böyle bir felaket durumunda gezegenimizin yaban hayatı ne olacak?  Bilim insanları, Dünya&#039;daki zengin hayvan çeşitliliğini korumak için Ay&#039;a bir &quot;biyolojik depo&quot; yerleştirmeyi önererek bu soruya bir cevap bulmuş olabilir.5 KAT DAHA PAHALI OLACAK  Biyolojik depoda memelilerden sürüngenlere, kuşlara ve amfibilere kadar milyonlarca hayvan türüne ait dondurulmuş hücreler yer alacak.  Dünya&#039;daki yaşamın yok olması durumunda, bu hücreler klonlanarak yeni yaşam yaratılması mümkün olabilir. Bu yaşam Dünya&#039;da, Ay&#039;da veya başka bir gezegende ortaya çıkabilir.  Bilim insanları Ay&#039;da kurulacak bir biyolojik deponun tam maliyetini tahmin edemese de Dünya&#039;dakinden beş kat daha pahalı olacağını, ancak bakımının daha ucuz olacağını öne sürüyor.2 MİLYON TÜR YOK OLABİLİR  Ortalama 388 bin 200 kilometre uzaklıktaki Ay, Dünya&#039;daki tüm hayvanları yok edebilecek bir iklim çöküşünden sağ çıkabilecek kadar uzak.  Aynı zamanda Dünya&#039;daki gibi elektriğe ihtiyaç duymadan hayvan hücresi örneklerini dondurabilecek kadar soğuk. Bilim insanları, &quot;biyolojik depolama alanının&quot; Ay&#039;ın özellikle kutup bölgelerinde, çok soğuk bir alana yerleştirilmesini öneriyor.   Geçtiğimiz yılın kasım ayında yayınlanan bir araştırmaya göre, hem hayvanlar hem de bitkiler dahil olmak üzere 2 milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZdeyNq21lkuOZUSM1MrbtQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:48:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Nesli, tükenmekte, olan, hayvanlar, Aya, gönderilecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZdeyNq21lkuOZUSM1MrbtQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nesli tükenmekte olan hayvanlar Ay'a gönderilecek"><p>Bilim insanları, Dünya'daki zengin hayvan çeşitliliğini korumak için Ay'a bir "biyolojik depo" yerleştirmek istiyor. Bu deponun, Ay'ın özellikle kutup bölgelerinde, güneş ışığı almayan kraterlerin bulunduğu, çok soğuk bir alana yerleştirilmesi öneriliyor. Biyolojik depoda nesli tükenme tehdidi altındaki milyonlarca hayvan türüne ait dondurulmuş hücreler yer alacak.</p><p>Elon Musk gibi girişimciler, küresel bir iklim felaketinden kurtulmayı sağlamak için insanları Ay'a veya Mars'a göndermek istiyor.  Peki böyle bir felaket durumunda gezegenimizin yaban hayatı ne olacak?  Bilim insanları, Dünya'daki zengin hayvan çeşitliliğini korumak için Ay'a bir "biyolojik depo" yerleştirmeyi önererek bu soruya bir cevap bulmuş olabilir.</p><p><strong>5 KAT DAHA PAHALI OLACAK</strong>  Biyolojik depoda memelilerden sürüngenlere, kuşlara ve amfibilere kadar milyonlarca hayvan türüne ait dondurulmuş hücreler yer alacak.  Dünya'daki yaşamın yok olması durumunda, bu hücreler klonlanarak yeni yaşam yaratılması mümkün olabilir. Bu yaşam Dünya'da, Ay'da veya başka bir gezegende ortaya çıkabilir.  Bilim insanları Ay'da kurulacak bir biyolojik deponun tam maliyetini tahmin edemese de Dünya'dakinden beş kat daha pahalı olacağını, ancak bakımının daha ucuz olacağını öne sürüyor.</p><p><strong>2 MİLYON TÜR YOK OLABİLİR</strong>  Ortalama 388 bin 200 kilometre uzaklıktaki Ay, Dünya'daki tüm hayvanları yok edebilecek bir iklim çöküşünden sağ çıkabilecek kadar uzak.  Aynı zamanda Dünya'daki gibi elektriğe ihtiyaç duymadan hayvan hücresi örneklerini dondurabilecek kadar soğuk. Bilim insanları, "biyolojik depolama alanının" Ay'ın özellikle kutup bölgelerinde, çok soğuk bir alana yerleştirilmesini öneriyor.   Geçtiğimiz yılın kasım ayında yayınlanan bir araştırmaya göre, hem hayvanlar hem de bitkiler dahil olmak üzere 2 milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mark Zuckerberg eşinin heykelini yaptırdı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mark-zuckerberg-esinin-heykelini-yaptirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mark-zuckerberg-esinin-heykelini-yaptirdi</guid>
<description><![CDATA[ Meta&#039;nın kurucusu Mark Zuckerberg sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımla gündeme geldi. Milyarder, eşi Priscilla&#039;nın heykelini yaptırdı.Facebook, WhatsApp ve Instagram&#039;ın çatı şirketi Meta CEO&#039;su Mark Zuckerberg, eşinin heykelini yaptırdı.Sık sık servetiyle adından söz ettiren 40 yaşındaki milyarder, sosyal medya hesabında heykelinin yanında poz veren eşini paylaştı.Sanat eseri, Daniel Arsham tarafından yapıldı ve üç çocuk annesi Chan&#039;i rüzgarda savrulan gümüş bir giysi içinde tasvir ediyor.
Zuckerberg, &quot;Eşinin heykelini yapma geleneğini geri getiriyoruz&quot; notunu düştü.Chan de heykelini &quot;Beni asla özlemeyeceksin&quot; notuyla paylaştı.Çift, 2003 yılında Harvard&#039;da okurken bir partide tanıştı. 2012de dünayevine giren çifti Maxima, August ve Aurelia adında üç kız çocuğu bulunuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/v5MF-uPK4kuK3NQKZjG0kg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mark, Zuckerberg, eşinin, heykelini, yaptırdı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/v5MF-uPK4kuK3NQKZjG0kg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Mark Zuckerberg eşinin heykelini yaptırdı"><p>Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımla gündeme geldi. Milyarder, eşi Priscilla'nın heykelini yaptırdı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IB-Z4Vper02BIxJWdrr4vg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Facebook, WhatsApp ve Instagram'ın çatı şirketi Meta CEO'su Mark Zuckerberg, eşinin heykelini yaptırdı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tnmVg7qeb0yz1SKQWUt75A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sık sık servetiyle adından söz ettiren 40 yaşındaki milyarder, sosyal medya hesabında heykelinin yanında poz veren eşini paylaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AM3wMmFnXUKfgk73h5Atyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sanat eseri, Daniel Arsham tarafından yapıldı ve üç çocuk annesi Chan'i rüzgarda savrulan gümüş bir giysi içinde tasvir ediyor.
Zuckerberg, "Eşinin heykelini yapma geleneğini geri getiriyoruz" notunu düştü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kFvFkAUbFUG6oqZILTwgTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Chan de heykelini "Beni asla özlemeyeceksin" notuyla paylaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BkaQds0HEkyZNkWHmEj6VQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çift, 2003 yılında Harvard'da okurken bir partide tanıştı. 2012de dünayevine giren çifti Maxima, August ve Aurelia adında üç kız çocuğu bulunuyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Perseid meteor yağmuru eşsiz görüntüleri ortaya çıkardı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/perseid-meteor-yagmuru-essiz-goeruntuleri-ortaya-cikardi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/perseid-meteor-yagmuru-essiz-goeruntuleri-ortaya-cikardi</guid>
<description><![CDATA[ Her yıl Ağustos ayında Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin dünya atmosferine girmesiyle oluşan perseid meteor yağmuru, bu yıl da geceyi aydınlattı. Manisa&#039;daki Sardes Antik Kenti&#039;nden yakalanan görüntüler eşsiz manzaralara sahne oldu.Manisa&#039;nın Salihli ilçesinde bulunan ve her yıl binlerce turistin ziyaretine uğrayan Sardes Antik Kenti, yılın en önemli gökyüzü olaylarından biri olan perseid meteor yağmuruyla beraber eşsiz görüntülere sahne oldu.Şehrin ışıklarından uzak bir noktada bulunması nedeniyle astrofotoğraf meraklılarının da ilgisini çeken Sardes Antik Kenti&#039;ndeki Artemis Tapınağı ve Gymnasium, samanyolu galaksisi ve perseid meteor yağmurunun buluşma noktası oldu.Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin her yıl ağustos ayında dünya atmosferine girmesiyle oluşan perseid meteor yağmuru bu adı gökyüzünde görünür saçılma noktası Perseus Takımyıldızı&#039;na denk geldiği için alıyor.Perseid meteor yağmuru 11 Ağustos&#039;u 12&#039;sine bağlayan gece başladı.
NASA, Türkiye&#039;den de gözlemlenebilen meteorlar için saatte yaklaşık 100 meteor beklediğini açıklamıştı.&quot;Perseid meteor yağmuru&quot; Bolu&#039;nun Gerede ilçesindeki Seviller Yaylası&#039;nda da gözlemlendi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k03UuZDUZ0m2drxrwh2kiQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Perseid, meteor, yağmuru, eşsiz, görüntüleri, ortaya, çıkardı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k03UuZDUZ0m2drxrwh2kiQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Perseid meteor yağmuru eşsiz görüntüleri ortaya çıkardı"><p>Her yıl Ağustos ayında Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin dünya atmosferine girmesiyle oluşan perseid meteor yağmuru, bu yıl da geceyi aydınlattı. Manisa'daki Sardes Antik Kenti'nden yakalanan görüntüler eşsiz manzaralara sahne oldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2GsKG7ItC0Kv9Tf2OXwNIA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Manisa'nın Salihli ilçesinde bulunan ve her yıl binlerce turistin ziyaretine uğrayan Sardes Antik Kenti, yılın en önemli gökyüzü olaylarından biri olan perseid meteor yağmuruyla beraber eşsiz görüntülere sahne oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RnM8h31yP0qoLzxqu1cEmQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şehrin ışıklarından uzak bir noktada bulunması nedeniyle astrofotoğraf meraklılarının da ilgisini çeken Sardes Antik Kenti'ndeki Artemis Tapınağı ve Gymnasium, samanyolu galaksisi ve perseid meteor yağmurunun buluşma noktası oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0_XxcL02KESLgLqPLyP17Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin her yıl ağustos ayında dünya atmosferine girmesiyle oluşan perseid meteor yağmuru bu adı gökyüzünde görünür saçılma noktası Perseus Takımyıldızı'na denk geldiği için alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5fYPbJXMtEyI2X2GKAUVFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CHiEIAjumUiqkf1sM7Grcw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4oMOCV7cIEehzDLEjsfKug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RTGS3rzhbkydLtu9uoJwlA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wwoT26tJkUa-G4mTmfILXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/315ShiG5K0q8PBYBTzYSoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Perseid meteor yağmuru 11 Ağustos'u 12'sine bağlayan gece başladı.
NASA, Türkiye'den de gözlemlenebilen meteorlar için saatte yaklaşık 100 meteor beklediğini açıklamıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W9egt7KSnE22D7zNFlImyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>"Perseid meteor yağmuru" Bolu'nun Gerede ilçesindeki Seviller Yaylası'nda da gözlemlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nqhZXH5bZ0uUX2_zBrKMvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YBv7HR7WXEiZ3kjPGPK8gQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LOFYrlHRhEyMFWMAc4d3Bw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın sonu geldiğinde bu 5 ülke ayakta kalacak! İşte kimsenin bilmediği kaçış noktası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-sonu-geldiginde-bu-5-ulke-ayakta-kalacak-iste-kimsenin-bilmedigi-kacis-noktasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-sonu-geldiginde-bu-5-ulke-ayakta-kalacak-iste-kimsenin-bilmedigi-kacis-noktasi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde nüfusun artması, küresel ısınma, salgın hastalıklar gibi insan uygarlığının çöküşünü hızlandırabilecek birçok faktör yıllardır konuşuluyor. Bilim insanları son yaptıkları araştırmalarda olası bir kıyamet senaryosunda bile ayakta durmayı başarabilecek ülkeleri sıraladı.Bilim insanları dünyanın sonunun yakın olduğunu ortaya koyan yeni bir araştırma yayınladı. Ortaya çıkan sonuç herkesi şaşırttı.Bilim insanları yıllardır küresel bir çöküş yaşanması halinde nerelere kaçılabileceği konusunda büyük çaplı ve ciddi araştırmalar yapıyor. Bilim insanları, dünyanın küresel çöküşü durumunda sığınabilecek en güvenli ülkeleri belirledi.Bu ülkeler arasında, Yeni Zelanda, İzlanda, İngiltere ve İrlanda ile Avustralya&#039;nın Tazmanya eyaleti yer alıyor. Yeni Zelanda jeotermal ve hidroelektrik enerjiye, bol tarım arazisine ve düşük nüfus yoğunluğuna sahip olması nedeniyle bu listede ilk sırada yer aldı.Araştırmacılar, birbirine karmaşık ağlarla bağlı enerji temelli küresel ekonominin neden olduğu çevresel hasar nedeniyle insan uygarlığının “tehlikeli bir durumda” olduğunu söyledi. Uzmanlar şiddetli bir finansal kriz, küresel ısınmanın etkileri, doğanın tahribatı, Covid-19&#039;dan daha kötü bir pandemi veya bunların bir kombinasyonunun küresel bir çöküşün ortaya çıkabileceğini belirtti.Hangi ülkelerin böyle bir çöküşe karşı daha dirençli olacağını değerlendirmek için ülkeler, nüfusları için gıda yetiştirme, sınırlarını istenmeyen kitlesel göçlerden koruma, elektrik şebekeleri ve bazı üretim yeteneklerine göre sıralandı. Ilıman bölgelerdeki ve çoğunlukla düşük nüfus yoğunluğuna sahip adalar ilk sırayı aldı.Bununla birlikte bilim insanları, çalışmalarının dayanıklılığı artırmak için ülkelerin iyileştirmesi gereken faktörleri vurguladığını söyledi.Ekonomik verimliliğe değer veren küreselleşmiş bir toplumun dayanıklılığa zarar verdiğini ve gıda ve diğer hayati sektörlerde yedek kapasitenin bulunması gerektiğini söyledi.Sustainability dergisinde yayınlanan çalışmada, milyarderlerin kıyamete hazırlık olarak Yeni Zelanda&#039;da sığınaklar için arazi satın aldıkları bildirildi. İngiltere&#039;deki Anglia Ruskin Üniversitesi Küresel Sürdürülebilirlik Enstitüsü&#039;nden Prof. Dr. Aled Jones, “Yeni Zelanda&#039;nın listemizde olmasına şaşırmadık. Sınırları kolayca korunabileceği ve iklimin ılıman olduğu bölgelerin en güvenli yerler olduğu sonucuna vardık. Dolayısıyla, geriye dönüp bakıldığında, üzerlerinde büyük adaların listede başı çektiği oldukça açık” dedi.
İNGİLTERE&#039;NİN LİSTEDE OLMASI ŞAŞIRTICI
Jones sözlerine şöyle devam etti:“İngiltere&#039;nin olası bir felakete karşı güçlü çıkması bizi oldukça şaşırttı. Ülke, yoğun bir nüfusa ve geleneksel olarak dış kaynaklı üretime sahip. Şu anda kendi yiyeceğinin yalnızca yüzde 50&#039;sini üretiyor. Ancak şoklara dayanma potansiyeli var.”Araştırmanın yazarları, aynı zamanda çevresel yıkım, sınırlı kaynaklar ve nüfus artışı nedeniyle dünyanın geleceğinin büyük bir tehdit altında vurguladı.
&quot;CANKURTARAN SANDALLARI&quot;Diğer taraftan araştırmacılar, &quot;korkunç toplumsal çöküşlerden etkilenmeyen” ve bu nedenle nüfuslarını önemli ölçüde koruyabilen yerleri &quot;cankurtaran sandalları&quot; olarak tanımlandı.
&quot;TÜM FELAKETLERİN AYNI ANDA YAŞANMAMASI İÇİN BİR NEDEN YOK&quot;Jones, “Büyük küresel gıda kayıpları, bir finansal kriz ve bir pandemi son yıllarda art arda meydana geldi. Bunlar aynı anda gerçekleşmediği için şanslıyız. Ancak, tüm bunların aynı yıl gerçekleşmemesi için gerçek bir neden yok” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8fOcBUQ27ky2z5EwDBEwWA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, sonu, geldiğinde, ülke, ayakta, kalacak, İşte, kimsenin, bilmediği, kaçış, noktası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8fOcBUQ27ky2z5EwDBEwWA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın sonu geldiğinde bu 5 ülke ayakta kalacak! İşte kimsenin bilmediği kaçış noktası"><p>Dünya genelinde nüfusun artması, küresel ısınma, salgın hastalıklar gibi insan uygarlığının çöküşünü hızlandırabilecek birçok faktör yıllardır konuşuluyor. Bilim insanları son yaptıkları araştırmalarda olası bir kıyamet senaryosunda bile ayakta durmayı başarabilecek ülkeleri sıraladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xScXNGZUH0Cre9Nnemx5KA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları dünyanın sonunun yakın olduğunu ortaya koyan yeni bir araştırma yayınladı. Ortaya çıkan sonuç herkesi şaşırttı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/L6E_WGxILkyGegOXb_8ezA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları yıllardır küresel bir çöküş yaşanması halinde nerelere kaçılabileceği konusunda büyük çaplı ve ciddi araştırmalar yapıyor. Bilim insanları, dünyanın küresel çöküşü durumunda sığınabilecek en güvenli ülkeleri belirledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/buDehMje5kiQlay3M9K-HQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu ülkeler arasında, Yeni Zelanda, İzlanda, İngiltere ve İrlanda ile Avustralya'nın Tazmanya eyaleti yer alıyor. Yeni Zelanda jeotermal ve hidroelektrik enerjiye, bol tarım arazisine ve düşük nüfus yoğunluğuna sahip olması nedeniyle bu listede ilk sırada yer aldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7V1Pf9UU1UaypxtfXLbDZw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, birbirine karmaşık ağlarla bağlı enerji temelli küresel ekonominin neden olduğu çevresel hasar nedeniyle insan uygarlığının “tehlikeli bir durumda” olduğunu söyledi. Uzmanlar şiddetli bir finansal kriz, küresel ısınmanın etkileri, doğanın tahribatı, Covid-19'dan daha kötü bir pandemi veya bunların bir kombinasyonunun küresel bir çöküşün ortaya çıkabileceğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/q56hCaqc9EC88keIgYzhMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hangi ülkelerin böyle bir çöküşe karşı daha dirençli olacağını değerlendirmek için ülkeler, nüfusları için gıda yetiştirme, sınırlarını istenmeyen kitlesel göçlerden koruma, elektrik şebekeleri ve bazı üretim yeteneklerine göre sıralandı. Ilıman bölgelerdeki ve çoğunlukla düşük nüfus yoğunluğuna sahip adalar ilk sırayı aldı.Bununla birlikte bilim insanları, çalışmalarının dayanıklılığı artırmak için ülkelerin iyileştirmesi gereken faktörleri vurguladığını söyledi.Ekonomik verimliliğe değer veren küreselleşmiş bir toplumun dayanıklılığa zarar verdiğini ve gıda ve diğer hayati sektörlerde yedek kapasitenin bulunması gerektiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4ee14uBsdUCu3mupFNfpuA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sustainability dergisinde yayınlanan çalışmada, milyarderlerin kıyamete hazırlık olarak Yeni Zelanda'da sığınaklar için arazi satın aldıkları bildirildi. İngiltere'deki Anglia Ruskin Üniversitesi Küresel Sürdürülebilirlik Enstitüsü'nden Prof. Dr. Aled Jones, “Yeni Zelanda'nın listemizde olmasına şaşırmadık. Sınırları kolayca korunabileceği ve iklimin ılıman olduğu bölgelerin en güvenli yerler olduğu sonucuna vardık. Dolayısıyla, geriye dönüp bakıldığında, üzerlerinde büyük adaların listede başı çektiği oldukça açık” dedi.
İNGİLTERE'NİN LİSTEDE OLMASI ŞAŞIRTICI
Jones sözlerine şöyle devam etti:“İngiltere'nin olası bir felakete karşı güçlü çıkması bizi oldukça şaşırttı. Ülke, yoğun bir nüfusa ve geleneksel olarak dış kaynaklı üretime sahip. Şu anda kendi yiyeceğinin yalnızca yüzde 50'sini üretiyor. Ancak şoklara dayanma potansiyeli var.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PLzOs_ouwkiA7zPh5T7zZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın yazarları, aynı zamanda çevresel yıkım, sınırlı kaynaklar ve nüfus artışı nedeniyle dünyanın geleceğinin büyük bir tehdit altında vurguladı.
"CANKURTARAN SANDALLARI"Diğer taraftan araştırmacılar, "korkunç toplumsal çöküşlerden etkilenmeyen” ve bu nedenle nüfuslarını önemli ölçüde koruyabilen yerleri "cankurtaran sandalları" olarak tanımlandı.
"TÜM FELAKETLERİN AYNI ANDA YAŞANMAMASI İÇİN BİR NEDEN YOK"Jones, “Büyük küresel gıda kayıpları, bir finansal kriz ve bir pandemi son yıllarda art arda meydana geldi. Bunlar aynı anda gerçekleşmediği için şanslıyız. Ancak, tüm bunların aynı yıl gerçekleşmemesi için gerçek bir neden yok” diye konuştu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar açıkladı: Neandertaller sandığımızdan akıllı mıydı?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/uzmanlar-acikladi-neandertaller-sandigimizdan-akilli-miydi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/uzmanlar-acikladi-neandertaller-sandigimizdan-akilli-miydi</guid>
<description><![CDATA[ Neandertallerin düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren &quot;şaşırtıcı&quot; yeni kanıtlar ortaya çıktı. Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olduğu inancına meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu.Arkeologlar, Neandertallerin daha önce düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren &quot;şaşırtıcı&quot; yeni kanıtlar ortaya çıkardı.  İspanya&#039;daki Pirene Dağları yakınlarında yapılan kazılarda, taş aletler ve hayvan kemikleri de dahil olmak üzere 29 binden fazla eser bulundu. Bu bulgular antik primatların yetenekli ve zeki avcılar olduğunu gösteriyor.ÖZEL ALETLER GELİŞTİRDİLER  Kazı alanında bulunan hayvan kemikleri, atalarımızın öğünlerini bulundukları çevreye göre planladıklarını ve bizon gibi büyük hayvanları veya tavşan gibi daha küçük hayvanları öldürmek için özel aletler geliştirdiklerini gösteriyor.   Araştırmacılar, &quot;Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olarak ününe meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu&quot; dedi.  Bölgede Neandertallerin yaşadığı çok sayıda mağara ve kaya sığınağı bulunuyor.KÜÇÜK HAYVANLARI DA AVLIYORLARDI  Baş yazar Dr. Sofia Samper Carro, &quot;Bulduğumuz hayvan kemikleri, onların çevredeki faunayı başarıyla kullandıklarını, kızıl geyik, at ve bizon avladıklarını, ayrıca tatlı su kaplumbağaları ve tavşanları yediklerini gösteriyor ki bu da Neandertaller için nadiren düşünülen bir planlamayı ima ediyor&quot; diye konuştu.  Araştırmacılara göre bu yeni bulgular, Neandertallerin yalnızca at ve gergedan gibi büyük hayvanları avladığı yönündeki yaygın inanışa meydan okuyor.  Dr. Samper Carro, &quot;Bulduğumuz kemiklerde bulunan kesik izleri sayesinde, Neandertallerin küçük hayvanları avlayabildiğine dair doğrudan kanıt elde ettik&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iYy63ZY8f0WPmgB0NGTvtw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, açıkladı:, Neandertaller, sandığımızdan, akıllı, mıydı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iYy63ZY8f0WPmgB0NGTvtw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanlar açıkladı: Neandertaller sandığımızdan akıllı mıydı?"><p>Neandertallerin düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren "şaşırtıcı" yeni kanıtlar ortaya çıktı. Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olduğu inancına meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu.</p><p>Arkeologlar, Neandertallerin daha önce düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren "şaşırtıcı" yeni kanıtlar ortaya çıkardı.  İspanya'daki Pirene Dağları yakınlarında yapılan kazılarda, taş aletler ve hayvan kemikleri de dahil olmak üzere 29 binden fazla eser bulundu. Bu bulgular antik primatların yetenekli ve zeki avcılar olduğunu gösteriyor.</p><p><strong>ÖZEL ALETLER GELİŞTİRDİLER</strong>  Kazı alanında bulunan hayvan kemikleri, atalarımızın öğünlerini bulundukları çevreye göre planladıklarını ve bizon gibi büyük hayvanları veya tavşan gibi daha küçük hayvanları öldürmek için özel aletler geliştirdiklerini gösteriyor.   Araştırmacılar, "Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olarak ününe meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu" dedi.  Bölgede Neandertallerin yaşadığı çok sayıda mağara ve kaya sığınağı bulunuyor.</p><p><strong>KÜÇÜK HAYVANLARI DA AVLIYORLARDI</strong>  Baş yazar Dr. Sofia Samper Carro, "Bulduğumuz hayvan kemikleri, onların çevredeki faunayı başarıyla kullandıklarını, kızıl geyik, at ve bizon avladıklarını, ayrıca tatlı su kaplumbağaları ve tavşanları yediklerini gösteriyor ki bu da Neandertaller için nadiren düşünülen bir planlamayı ima ediyor" diye konuştu.  Araştırmacılara göre bu yeni bulgular, Neandertallerin yalnızca at ve gergedan gibi büyük hayvanları avladığı yönündeki yaygın inanışa meydan okuyor.  Dr. Samper Carro, "Bulduğumuz kemiklerde bulunan kesik izleri sayesinde, Neandertallerin küçük hayvanları avlayabildiğine dair doğrudan kanıt elde ettik" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çığır açan keşif! Beyin her anının üç kopyasını saklıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cigir-acan-kesif-beyin-her-aninin-uc-kopyasini-sakliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cigir-acan-kesif-beyin-her-aninin-uc-kopyasini-sakliyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir çalışma beynin bir anıyı üç kere kopyaladığını ortaya çıkardı. Çalışma, beyinlerin tek bir anıyı depolamak için üç farklı nöron seti kullandığını tespit etti. Bulgular, travmatik olaylar yaşayan kişilerin zorlu anılarının yarattığı etkiyi azaltmaya yarayabilir. Temel olarak, bir anı beyinde ne kadar uzun süre depolanmışsa, onu değiştirmek o kadar zor oluyor.Science adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmada, beynin anıları kaydetme süreci ve zaman içindeki değişimi detaylı bir şekilde masaya yatırıldı.Basel Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, farelerin beyinlerini görüntüleyerek yeni bir anı oluştuğunda neler yaşandığını izledi.
Bilim insanları, kemirgen beyinlerinin anıyı kaydetmek için üç farklı nöron setini harekete geçirdiğini buldu.
Deneyimleri hafızaya kaydetmek, farklı durumlarda nasıl tepki verileceğini öğrenmek açısından önem arz ediyor.Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampustaki üç ayrı nöron grubu tarafından kaydedildiğini ortaya çıkardı.
Bu nöron grupları embriyo gelişiminin farklı dönemlerinde oluşuyor.
Erken dönemlerde oluşan nöronların kaydettiği bir anıya ulaşmanın ilk başta zor olduğu saptandı.
Bu anılar zaman içinde güçlenirken, söz konusu hücreler uzun süreli hafıza açısından kritik önem arz ediyor.Embriyo gelişiminin en son aşamalarında oluşan nöronlar, anıları ilk başta çok güçlü bir şekilde kaydetse de zaman içinde silikleşiyorlar.Görüntüleme çalışması, yeni hafızanın erken doğan nöronlara depolandığında, başlangıçta hatırlanmasının zor olduğunu, ancak zaman geçtikçe güçlendiğini ortaya koydu.Bununla birlikte, araştırmacılar çalışmalarının travmatik bir olaydan zarar görmüş kişilerin tedavisi için çıkarımlar yapabileceğini düşünüyor.
Bunun nedeni, çalışmalarının beyindeki anıları nasıl değiştirebileceğini göstermesi.
Temel olarak, bir anı beyinde ne kadar uzun süre depolanmışsa, onu değiştirmek o kadar zor olur.Çalışmanın baş yazarı Vilde Kveim, &quot;Hatıraların beyinde ne kadar dinamik bir şekilde depolandığı, beynin muazzam hafıza kapasitesinin temelini oluşturan esnekliğinin kanıtıdır&quot; diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sDDPkR9Jl0S80FD118eYRg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çığır, açan, keşif, Beyin, her, anının, üç, kopyasını, saklıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sDDPkR9Jl0S80FD118eYRg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çığır açan keşif! Beyin her anının üç kopyasını saklıyor"><p>Yeni bir çalışma beynin bir anıyı üç kere kopyaladığını ortaya çıkardı. Çalışma, beyinlerin tek bir anıyı depolamak için üç farklı nöron seti kullandığını tespit etti. Bulgular, travmatik olaylar yaşayan kişilerin zorlu anılarının yarattığı etkiyi azaltmaya yarayabilir. Temel olarak, bir anı beyinde ne kadar uzun süre depolanmışsa, onu değiştirmek o kadar zor oluyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HSgbwJJFOESI3WzsGcNOdg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Science adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmada, beynin anıları kaydetme süreci ve zaman içindeki değişimi detaylı bir şekilde masaya yatırıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xHXDX8BYz0CYFyGHjKuNng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Basel Üniversitesi'nden araştırmacılar, farelerin beyinlerini görüntüleyerek yeni bir anı oluştuğunda neler yaşandığını izledi.
Bilim insanları, kemirgen beyinlerinin anıyı kaydetmek için üç farklı nöron setini harekete geçirdiğini buldu.
Deneyimleri hafızaya kaydetmek, farklı durumlarda nasıl tepki verileceğini öğrenmek açısından önem arz ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WiLmgW0qIEmA2to5JYYkOA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampustaki üç ayrı nöron grubu tarafından kaydedildiğini ortaya çıkardı.
Bu nöron grupları embriyo gelişiminin farklı dönemlerinde oluşuyor.
Erken dönemlerde oluşan nöronların kaydettiği bir anıya ulaşmanın ilk başta zor olduğu saptandı.
Bu anılar zaman içinde güçlenirken, söz konusu hücreler uzun süreli hafıza açısından kritik önem arz ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UnY7ivCkHkqoMAPk0sIGMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Embriyo gelişiminin en son aşamalarında oluşan nöronlar, anıları ilk başta çok güçlü bir şekilde kaydetse de zaman içinde silikleşiyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J9R2pWvL8UyPAsQi_hadhw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Görüntüleme çalışması, yeni hafızanın erken doğan nöronlara depolandığında, başlangıçta hatırlanmasının zor olduğunu, ancak zaman geçtikçe güçlendiğini ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hjqcaYrYaUyNMD8QVBBrNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bununla birlikte, araştırmacılar çalışmalarının travmatik bir olaydan zarar görmüş kişilerin tedavisi için çıkarımlar yapabileceğini düşünüyor.
Bunun nedeni, çalışmalarının beyindeki anıları nasıl değiştirebileceğini göstermesi.
Temel olarak, bir anı beyinde ne kadar uzun süre depolanmışsa, onu değiştirmek o kadar zor olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3Zo1FnRO4EuULiZ00TTB2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın baş yazarı Vilde Kveim, "Hatıraların beyinde ne kadar dinamik bir şekilde depolandığı, beynin muazzam hafıza kapasitesinin temelini oluşturan esnekliğinin kanıtıdır" diye konuştu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>En büyük genoma sahip hayvan: İnsandan 30 kat daha büyük</title>
<link>https://trafikdernegi.com/en-buyuk-genoma-sahip-hayvan-insandan-30-kat-daha-buyuk</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/en-buyuk-genoma-sahip-hayvan-insandan-30-kat-daha-buyuk</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Dünya üzerindeki en büyük hayvan genomunu keşfetti. Bu devasa genetik kod, karada yaşamaya uygun hale gelme sürecinde olan, hem suda hem de havada yaşayan eski bir tatlı su omurgalısı olan akciğerli balıklara ait.Bilim insanları, Dünya üzerindeki en büyük hayvan genomunu keşfetti. Güney Amerika akciğerli balığı (Lepidosiren paradoxa), 90 gigabaz uzunluğunda devasa genetik yapısıyla, tüm hayvan genomları arasında rekor kırdı.Almanya&#039;nın Konstanz Üniversitesi&#039;nden evrimsel biyolog Axel Meyer, &quot;Bu türün DNA&#039;sı, 90 gigabazdan fazla uzunluğa sahip. Bu, önceki rekoru elinde bulunduran Avustralya akciğerli balığının genomunun iki katından daha uzun,&quot; dedi.Güney Amerika akciğerli balığının 19 kromozomundan 18&#039;i, her biri neredeyse 3 milyar baz içeren insan genomunun tamamından daha büyük. Bu da söz konusu genomun insan genomunun yaklaşık 30 katı uzunluğuna eşit geliyor.  Benzer bir çalışma, Afrika akciğerli balığı (Protopterus annectens) üzerinde de gerçekleştirildi ve bu balığın genetik yapısının da oldukça uzun olduğu belirlendi. Bu bulgular, akciğerli balıkların evrimsel geçmişi ve tetrapodlar olarak bilinen dört uzuvlu omurgalıların ataları hakkında yeni bilgiler sağlıyor.SEBEBİ SIÇRAYAN GENLER  Meyer ve ekibi, Lepidosiren&#039;in genomunun büyük olmasının sebebinin &quot;sıçrayan genler&quot; olarak bilinen ve genomda hareket edebilen genetik elemanlar olduğunu belirledi.   Bu düzensiz diziler kendilerini kopyalayabilir ve genomda hareket edebilir; bu durum bulundukları organizmanın zararına olabilir ; ancak aynı zamanda hızlı genetik değişimlere de yol açabilirler .  Araştırma ayrıca, bu genetik elemanların neden aktif olduklarını ve bu durumun tetrapodların evrimindeki rolünü anlamamıza yardımcı olabilecek ipuçları sağlıyor. Geçmişte yapılan araştırmalar, benzer &quot;sıçrayan genlerin&quot; coelacanth gibi fosil canlılarda da önemli bir rol oynadığını göstermişti.Meyer, genomun oldukça kararlı olduğunu ve akciğerli balıkların genetik yapısının muhafazakâr kaldığını belirtti. Bu durum, bilim insanlarına tetrapodların ataları olan lob yüzgeçli balıkların kromozom yapısını yeniden inşa etme fırsatı sundu.  Araştırma ekibi, akciğerli balıkların kromozom düzeyindeki genetik kaynaklarının, omurgalıların evrimindeki ana geçişler ve karasal yaşama geçiş hakkında daha derinlemesine bilgi edinmemizi sağlayacağını belirtiyor. Elde edilen bulgular, ayrıca, bu eski canlıların evrimsel yolculukları ve genetik çeşitlilikleri hakkında daha fazla keşif yapılmasını mümkün kılacak.AKCİĞERLİ BALIKLAR: EVRİMİN ESKİ TANIKLARI  Akciğerli balıklar, hem suda hem de havada oksijen alabilen eski bir balık grubudur. Yaklaşık 400 milyon yıl önce evrimleşmiş bu canlılar, tetrapodlar olarak bilinen dört uzuvlu omurgalıların ataları olarak kabul edilir. Hem solungaçları hem de akciğerleri kullanarak nefes alabilirler, bu da onlara oksijen seviyeleri düşük ortamlarda hayatta kalma yeteneği kazandırır.  Bu balıkların yüzgeçleri, karasal yaşama geçişte önemli bir rol oynayabilir. Günümüzde Afrika, Güney Amerika ve Avustralya&#039;da yaşayan üç türü bulunmaktadır. Akciğerli balıklar, evrimsel süreçleri ve karasal yaşama geçişi anlamak için kritik bilgiler sunan “yaşayan fosiller” olarak kabul edilirler.GENOM NEDİR?Genom, bir organizmanın tüm genetik materyalini ifade eden terimdir. Bu, bir organizmanın DNA&#039;sındaki tüm genleri ve bu genlerin arasındaki düzenleyici bölgeleri içerir. Genom, organizmanın genetik bilgi bankasıdır ve bu bilgiler, hücresel fonksiyonları, gelişim süreçlerini ve biyolojik özellikleri belirler. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AsNj9qo5GkylQrdEHwvmvg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>büyük, genoma, sahip, hayvan:, İnsandan, kat, daha, büyük</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AsNj9qo5GkylQrdEHwvmvg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="En büyük genoma sahip hayvan: İnsandan 30 kat daha büyük"><p>Bilim insanları, Dünya üzerindeki en büyük hayvan genomunu keşfetti. Bu devasa genetik kod, karada yaşamaya uygun hale gelme sürecinde olan, hem suda hem de havada yaşayan eski bir tatlı su omurgalısı olan akciğerli balıklara ait.</p><p>Bilim insanları, Dünya üzerindeki en büyük hayvan genomunu keşfetti. Güney Amerika akciğerli balığı (Lepidosiren paradoxa), 90 gigabaz uzunluğunda devasa genetik yapısıyla, tüm hayvan genomları arasında rekor kırdı.</p><p>Almanya'nın Konstanz Üniversitesi'nden evrimsel biyolog Axel Meyer, "Bu türün DNA'sı, 90 gigabazdan fazla uzunluğa sahip. Bu, önceki rekoru elinde bulunduran Avustralya akciğerli balığının genomunun iki katından daha uzun," dedi.</p><p>Güney Amerika akciğerli balığının 19 kromozomundan 18'i, her biri neredeyse 3 milyar baz içeren insan genomunun tamamından daha büyük. Bu da söz konusu genomun insan genomunun yaklaşık 30 katı uzunluğuna eşit geliyor.  Benzer bir çalışma, Afrika akciğerli balığı (Protopterus annectens) üzerinde de gerçekleştirildi ve bu balığın genetik yapısının da oldukça uzun olduğu belirlendi. Bu bulgular, akciğerli balıkların evrimsel geçmişi ve tetrapodlar olarak bilinen dört uzuvlu omurgalıların ataları hakkında yeni bilgiler sağlıyor.</p><p><strong>SEBEBİ SIÇRAYAN GENLER</strong>  Meyer ve ekibi, Lepidosiren'in genomunun büyük olmasının sebebinin "sıçrayan genler" olarak bilinen ve genomda hareket edebilen genetik elemanlar olduğunu belirledi.   Bu düzensiz diziler kendilerini kopyalayabilir ve genomda hareket edebilir; bu durum bulundukları organizmanın zararına olabilir ; ancak aynı zamanda hızlı genetik değişimlere de yol açabilirler .  Araştırma ayrıca, bu genetik elemanların neden aktif olduklarını ve bu durumun tetrapodların evrimindeki rolünü anlamamıza yardımcı olabilecek ipuçları sağlıyor. Geçmişte yapılan araştırmalar, benzer "sıçrayan genlerin" coelacanth gibi fosil canlılarda da önemli bir rol oynadığını göstermişti.</p><p>Meyer, genomun oldukça kararlı olduğunu ve akciğerli balıkların genetik yapısının muhafazakâr kaldığını belirtti. Bu durum, bilim insanlarına tetrapodların ataları olan lob yüzgeçli balıkların kromozom yapısını yeniden inşa etme fırsatı sundu.  Araştırma ekibi, akciğerli balıkların kromozom düzeyindeki genetik kaynaklarının, omurgalıların evrimindeki ana geçişler ve karasal yaşama geçiş hakkında daha derinlemesine bilgi edinmemizi sağlayacağını belirtiyor. Elde edilen bulgular, ayrıca, bu eski canlıların evrimsel yolculukları ve genetik çeşitlilikleri hakkında daha fazla keşif yapılmasını mümkün kılacak.</p><p><strong>AKCİĞERLİ BALIKLAR: EVRİMİN ESKİ TANIKLARI</strong>  Akciğerli balıklar, hem suda hem de havada oksijen alabilen eski bir balık grubudur. Yaklaşık 400 milyon yıl önce evrimleşmiş bu canlılar, tetrapodlar olarak bilinen dört uzuvlu omurgalıların ataları olarak kabul edilir. Hem solungaçları hem de akciğerleri kullanarak nefes alabilirler, bu da onlara oksijen seviyeleri düşük ortamlarda hayatta kalma yeteneği kazandırır.  Bu balıkların yüzgeçleri, karasal yaşama geçişte önemli bir rol oynayabilir. Günümüzde Afrika, Güney Amerika ve Avustralya'da yaşayan üç türü bulunmaktadır. Akciğerli balıklar, evrimsel süreçleri ve karasal yaşama geçişi anlamak için kritik bilgiler sunan “yaşayan fosiller” olarak kabul edilirler.</p><p><strong>GENOM NEDİR?</strong></p><p>Genom, bir organizmanın tüm genetik materyalini ifade eden terimdir. Bu, bir organizmanın DNA'sındaki tüm genleri ve bu genlerin arasındaki düzenleyici bölgeleri içerir. Genom, organizmanın genetik bilgi bankasıdır ve bu bilgiler, hücresel fonksiyonları, gelişim süreçlerini ve biyolojik özellikleri belirler.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alzheimer hakkında yeni teori: Beyin hastalığı olmayabilir!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/alzheimer-hakkinda-yeni-teori-beyin-hastaligi-olmayabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/alzheimer-hakkinda-yeni-teori-beyin-hastaligi-olmayabilir</guid>
<description><![CDATA[ Alzheimer hastalığının tedavi ve neyin sebep olduğunu hâlâ tam olarak bilmezken  Scince Alert’te yayınlanan bir makalede, Alzheimer hastalığının klasik olarak kabul edildiği gibi bir beyin hastalığı olmayabileceği, bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması anlamına gelen otoimmün hastalık olabileceği öne sürüldü.Bilim insanları, Alzheimer hastalığı üzerinde yıllardır süren araştırmalarında beta-amiloid adı verilen proteinin beyne zarar veren kümelerinin oluşumunu önlemeye odaklandılar. Ancak bu yaklaşım, şu ana kadar başarılı bir tedaviye dönüşmedi. Toronto Üniversitesi Sağlık Ağı&#039;na bağlı Krembil Beyin Enstitüsü&#039;ndeki araştırmacılar, Alzheimer hastalığını yeniden değerlendiren bir teori geliştirdi.Araştırmacılar, Alzheimer&#039;ın beyin hastalığı olmayabileceğini, beynin içindeki bağışıklık sisteminin bir bozukluğu olduğunu öne sürdü. Beyindeki bağışıklık sistemi, yaraları onarmak ve enfeksiyonlara karşı mücadele etmek için çalışır.
Ancak, beta-amiloid proteininin beyin hücrelerine istemsizce saldırarak Alzheimer&#039;a yol açtığı düşünülüyor.
Bu süreçte, beyin hücreleri zararlı bakteri gibi algılanarak bağışıklık sistemi tarafından hedef alınıyor.Bu yeni teori ie Alzheimer bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması anlamına gelen Otoimmün hastalık sınıfına girebilir. Bu da  mevcut tedavi yöntemlerinin yetersiz kalabileceği anlamına geliyor. 
Ayrıca otoimmün hastalıklarda kullanılan ilaçların Alzheimer üzerinde etkili olmayabileceği belirtiliyor.
Ancak, beyindeki diğer bağışıklık düzenleyici yolları hedeflemenin hastalığa karşı yeni ve etkili tedavi yöntemlerine ulaşılmasına olanak sağlayabileceği düşünülüyor.Bunun yanı sıra, Alzheimer&#039;ın başka teorileri de var. Bazı bilim insanları, hastalığın mitokondri adı verilen hücresel yapıların işlev bozukluğundan kaynaklandığını, bazıları ise ağız bakterilerinin suçlu olduğunu öne sürüyor. Diğer bir teori ise beyindeki metallerin anormal şekilde işlenmesinin hastalığa yol açabileceğini savunuyor.Alzheimer, dünya çapında 50 milyondan fazla insanı etkileyen bir halk sağlığı krizi olarak kabul ediliyor. Her üç saniyede bir yeni bir teşhis konan bu hastalık, yenilikçi araştırmalar ve yeni tedavi yaklaşımlarına ihtiyaç duyuyor. Alzheimer&#039;ın nedenlerini ve tedavi yöntemlerini anlamak, hastalıkla yaşayan insanlara ve ailelerine yardımcı olmak açısından büyük önem taşıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3pnQ-7MgUqzvIU3ansiZw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Alzheimer, hakkında, yeni, teori:, Beyin, hastalığı, olmayabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3pnQ-7MgUqzvIU3ansiZw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Alzheimer hakkında yeni teori: Beyin hastalığı olmayabilir!"><p>Alzheimer hastalığının tedavi ve neyin sebep olduğunu hâlâ tam olarak bilmezken  Scince Alert’te yayınlanan bir makalede, Alzheimer hastalığının klasik olarak kabul edildiği gibi bir beyin hastalığı olmayabileceği, bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması anlamına gelen otoimmün hastalık olabileceği öne sürüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DzSBdI_FYUiRH0UfCqMBBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, Alzheimer hastalığı üzerinde yıllardır süren araştırmalarında beta-amiloid adı verilen proteinin beyne zarar veren kümelerinin oluşumunu önlemeye odaklandılar. Ancak bu yaklaşım, şu ana kadar başarılı bir tedaviye dönüşmedi. Toronto Üniversitesi Sağlık Ağı'na bağlı Krembil Beyin Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, Alzheimer hastalığını yeniden değerlendiren bir teori geliştirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tVrz9aVf1EaXzn7Atchliw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, Alzheimer'ın beyin hastalığı olmayabileceğini, beynin içindeki bağışıklık sisteminin bir bozukluğu olduğunu öne sürdü. Beyindeki bağışıklık sistemi, yaraları onarmak ve enfeksiyonlara karşı mücadele etmek için çalışır.
Ancak, beta-amiloid proteininin beyin hücrelerine istemsizce saldırarak Alzheimer'a yol açtığı düşünülüyor.
Bu süreçte, beyin hücreleri zararlı bakteri gibi algılanarak bağışıklık sistemi tarafından hedef alınıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ak2IcGDyrUa16UPZLlkG3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu yeni teori ie Alzheimer bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması anlamına gelen Otoimmün hastalık sınıfına girebilir. Bu da  mevcut tedavi yöntemlerinin yetersiz kalabileceği anlamına geliyor. 
Ayrıca otoimmün hastalıklarda kullanılan ilaçların Alzheimer üzerinde etkili olmayabileceği belirtiliyor.
Ancak, beyindeki diğer bağışıklık düzenleyici yolları hedeflemenin hastalığa karşı yeni ve etkili tedavi yöntemlerine ulaşılmasına olanak sağlayabileceği düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4ASHNK_lCkGwnUTEzA9hCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bunun yanı sıra, Alzheimer'ın başka teorileri de var. Bazı bilim insanları, hastalığın mitokondri adı verilen hücresel yapıların işlev bozukluğundan kaynaklandığını, bazıları ise ağız bakterilerinin suçlu olduğunu öne sürüyor. Diğer bir teori ise beyindeki metallerin anormal şekilde işlenmesinin hastalığa yol açabileceğini savunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7Pv4SY8Mu0efGZip4O0t2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Alzheimer, dünya çapında 50 milyondan fazla insanı etkileyen bir halk sağlığı krizi olarak kabul ediliyor. Her üç saniyede bir yeni bir teşhis konan bu hastalık, yenilikçi araştırmalar ve yeni tedavi yaklaşımlarına ihtiyaç duyuyor. Alzheimer'ın nedenlerini ve tedavi yöntemlerini anlamak, hastalıkla yaşayan insanlara ve ailelerine yardımcı olmak açısından büyük önem taşıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü? Uzmanlardan yeni çalışma</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yaslanmayi-tersine-cevirmek-mumkun-mu-uzmanlardan-yeni-calisma</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yaslanmayi-tersine-cevirmek-mumkun-mu-uzmanlardan-yeni-calisma</guid>
<description><![CDATA[ Binlerce yıldır insan genomunda bulunan DNA&#039;ya sahip kadim virüsler, yaşa bağlı pek çok hastalığın nedeni olabilir. Bilim insanları, &quot;retroelementler&quot; olarak bilinen bu viral DNA&#039;yı kullanarak insan hücrelerinin yaşını &#039;yüksek doğrulukla&#039; tahmin edebileceklerini ilk kez kanıtladılar.Peki yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü?Bilim insanları, insan genomunda binlerce yıldır var olan kadim virüslerin yaşlanmayı tersine cevirme sürecinde rol oynayabileceğini öne sürdü. Yapılan yeni araştırma, &quot;retroelementler&quot; olarak bilinen bu viral DNA&#039;nın, bir kişinin hücrelerinin yaşını  yüksek doğrulukla tahmin edebileceğini gösterdi.Son yıllarda, retroelementlerden gelen bu  &quot;önemsiz&quot; olarak görülen DNA parçalarının uyku düzeni, hafıza oluşumu ve bipolar bozukluk gibi çeşitli sağlık durumlarıyla ilişkilendirildiği bulunmuştu.  Şimdi, bilim insanları bu antik viral DNA&#039;yı kullanarak yaşlanma sürecini takip edebilen yeni bir biyolojik saat geliştirdi.Araştırmacılar, retroelementlerden elde edilen verilerle bir kişinin yaşını tahmin edebildiklerini ve bu bilgilerin yaşlanma koşullarını tersine çeviren yeni antiviral tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor.
HIV virüsü ve AIDS&#039;le mücadelede kullanılanlara benzer yeni antiretroviral tedavilerin bir gün yaşlanma belirtilerini tersine çevirmeye yardımcı olabileceğine inanıyorlar.Çalışma, DNA’daki kimyasal değişikliklerin izlenmesiyle yaş hesaplama yönteminin geliştirilmesine odaklanıyor. Özellikle, DNA&#039;daki metilasyon işlemi ve retroelementler üzerindeki kimyasal değişikliklerin yaşla ilişkili hastalıklarla bağlantılı olduğu görülüyor.Weill Cornell Üniversitesi’nden araştırmacılar, &quot;Retro-Age&quot; olarak adlandırılan bu yeni yaş hesaplama tekniğinin, yaşa bağlı rahatsızlıklar için gelecekte tedavi seçenekleri sunabileceğini vurguladı. Ayrıca, HIV veya başka virüslerle mücadele etmeyen bireylerde de yaşlanma karşıtı etkilerin ortaya çıkıp çıkmayacağını belirlemek için daha fazla çalışma yapılması gerektiği ifade edildi.Araştırmanın sonuçları, yaşlanmanın biyolojik yönlerini daha iyi anlamak ve yaşlanmayı geriletmek için potansiyel tedavi yöntemlerini keşfetmek adına umut verici bulgular sundu. Ekip, gelecekte PrEP tedavisi gibi uzun vadeli çalışmalarla, HIV negatif bireylerde antiretroviral ilaçların yaşlanma üzerindeki etkilerini incelemeyi planlıyor.
*Temas Öncesi Profilaksi (PrEP): Temas öncesi profilaksi, hastalığa neden olan bir ajana, genellikle bir virüse henüz maruz kalmamış kişilerde hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla ilaçların kullanılmasıdır. Terim tipik olarak HIV/AIDS&#039;in önlenmesi için bir strateji olarak bazı antiviral ilaçların kullanımına atıfta bulunur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Je9rXqjBFEeeV95BpVza9A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yaşlanmayı, tersine, çevirmek, mümkün, mü, Uzmanlardan, yeni, çalışma</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Je9rXqjBFEeeV95BpVza9A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü? Uzmanlardan yeni çalışma"><p>Binlerce yıldır insan genomunda bulunan DNA'ya sahip kadim virüsler, yaşa bağlı pek çok hastalığın nedeni olabilir. Bilim insanları, "retroelementler" olarak bilinen bu viral DNA'yı kullanarak insan hücrelerinin yaşını 'yüksek doğrulukla' tahmin edebileceklerini ilk kez kanıtladılar.Peki yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-igmiaIHBE285xqXr0Qkkw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, insan genomunda binlerce yıldır var olan kadim virüslerin yaşlanmayı tersine cevirme sürecinde rol oynayabileceğini öne sürdü. Yapılan yeni araştırma, "retroelementler" olarak bilinen bu viral DNA'nın, bir kişinin hücrelerinin yaşını  yüksek doğrulukla tahmin edebileceğini gösterdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OeBMgABmFkGYeqZTy0WlQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son yıllarda, retroelementlerden gelen bu  "önemsiz" olarak görülen DNA parçalarının uyku düzeni, hafıza oluşumu ve bipolar bozukluk gibi çeşitli sağlık durumlarıyla ilişkilendirildiği bulunmuştu.  Şimdi, bilim insanları bu antik viral DNA'yı kullanarak yaşlanma sürecini takip edebilen yeni bir biyolojik saat geliştirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RCyk972kdUitr8Y9Oi4aTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, retroelementlerden elde edilen verilerle bir kişinin yaşını tahmin edebildiklerini ve bu bilgilerin yaşlanma koşullarını tersine çeviren yeni antiviral tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor.
HIV virüsü ve AIDS'le mücadelede kullanılanlara benzer yeni antiretroviral tedavilerin bir gün yaşlanma belirtilerini tersine çevirmeye yardımcı olabileceğine inanıyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6OuFKzfZSka64Rs6KWcRRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışma, DNA’daki kimyasal değişikliklerin izlenmesiyle yaş hesaplama yönteminin geliştirilmesine odaklanıyor. Özellikle, DNA'daki metilasyon işlemi ve retroelementler üzerindeki kimyasal değişikliklerin yaşla ilişkili hastalıklarla bağlantılı olduğu görülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EmYojzm9gkuNUAKhDZ7rkg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Weill Cornell Üniversitesi’nden araştırmacılar, "Retro-Age" olarak adlandırılan bu yeni yaş hesaplama tekniğinin, yaşa bağlı rahatsızlıklar için gelecekte tedavi seçenekleri sunabileceğini vurguladı. Ayrıca, HIV veya başka virüslerle mücadele etmeyen bireylerde de yaşlanma karşıtı etkilerin ortaya çıkıp çıkmayacağını belirlemek için daha fazla çalışma yapılması gerektiği ifade edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mUGptARSR0ODa39ecnlcgw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın sonuçları, yaşlanmanın biyolojik yönlerini daha iyi anlamak ve yaşlanmayı geriletmek için potansiyel tedavi yöntemlerini keşfetmek adına umut verici bulgular sundu. Ekip, gelecekte PrEP tedavisi gibi uzun vadeli çalışmalarla, HIV negatif bireylerde antiretroviral ilaçların yaşlanma üzerindeki etkilerini incelemeyi planlıyor.
*Temas Öncesi Profilaksi (PrEP): Temas öncesi profilaksi, hastalığa neden olan bir ajana, genellikle bir virüse henüz maruz kalmamış kişilerde hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla ilaçların kullanılmasıdır. Terim tipik olarak HIV/AIDS'in önlenmesi için bir strateji olarak bazı antiviral ilaçların kullanımına atıfta bulunur.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kambur balinalar ile ilgli şaşırtıcı keşif: Avlanırken alet yapıp kullanıyorla</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kambur-balinalar-ile-ilgli-sasirtici-kesif-avlanirken-alet-yapip-kullaniyorla</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kambur-balinalar-ile-ilgli-sasirtici-kesif-avlanirken-alet-yapip-kullaniyorla</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar, kambur balinaların, suyu karmaşık baloncuk ağına dönüştürüp bir alet gibi kullanarak avlandıklarını keşfetti.Kambur balinaların avlanırken &quot;alet yapıp kullandığı&quot; tespit edildi  Hawaii Deniz Biyolojisi Enstitüsündeki Deniz Memelileri Araştırma Programından ve Alaska Balina Vakfından araştırmacılar, Alaska&#039;da dronlar ve yerleştirdikleri takip cihazlarıyla kambur balinaların davranışlarını inceledi.  Araştırmacılar, kambur balinaların kril adlı deniz canlılarını avlamak için &quot;karmaşık baloncuklar&quot; oluşturduklarını gözlemlediklerini ve balinaların bu baloncuklarla oluşturdukları ağın boyutunu, derinliğini ve aralarındaki mesafeyi aktif olarak kontrol ettiğini belirledi.  Bu davranışın kambur balinalara özgü olduğunu ifade eden uzmanlar, bu teknikle balinaların &quot;fazla enerji sarf etmeden tek seferde 7 kat daha çok av yakalayabileceği&quot; tahmininde bulundu.  Araştırmacılar, bu davranışla, kambur balinaların &quot;avlanmak için kendi aletini yapan ve kullanan nadir hayvanlar&quot; grubuna dahil olduğunu kaydetti.  Araştırmanın sonuçları &quot;Royal Society Open Science&quot; dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K8UURRCzF0Gkp_maNYzWCg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kambur, balinalar, ile, ilgli, şaşırtıcı, keşif:, Avlanırken, alet, yapıp, kullanıyorla</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K8UURRCzF0Gkp_maNYzWCg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kambur balinalar ile ilgli şaşırtıcı keşif: Avlanırken alet yapıp kullanıyorla"><p>Araştırmacılar, kambur balinaların, suyu karmaşık baloncuk ağına dönüştürüp bir alet gibi kullanarak avlandıklarını keşfetti.</p>Kambur balinaların avlanırken "alet yapıp kullandığı" tespit edildi  Hawaii Deniz Biyolojisi Enstitüsündeki Deniz Memelileri Araştırma Programından ve Alaska Balina Vakfından araştırmacılar, Alaska'da dronlar ve yerleştirdikleri takip cihazlarıyla kambur balinaların davranışlarını inceledi.  Araştırmacılar, kambur balinaların kril adlı deniz canlılarını avlamak için "karmaşık baloncuklar" oluşturduklarını gözlemlediklerini ve balinaların bu baloncuklarla oluşturdukları ağın boyutunu, derinliğini ve aralarındaki mesafeyi aktif olarak kontrol ettiğini belirledi.  Bu davranışın kambur balinalara özgü olduğunu ifade eden uzmanlar, bu teknikle balinaların "fazla enerji sarf etmeden tek seferde 7 kat daha çok av yakalayabileceği" tahmininde bulundu.  Araştırmacılar, bu davranışla, kambur balinaların "avlanmak için kendi aletini yapan ve kullanan nadir hayvanlar" grubuna dahil olduğunu kaydetti.  Araştırmanın sonuçları "Royal Society Open Science" dergisinde yayımlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Lücid rüyalar ve gerçek hayat: İki alemin birleşmesi mümkün mü?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/lucid-ruyalar-ve-gercek-hayat-iki-alemin-birlesmesi-mumkun-mu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/lucid-ruyalar-ve-gercek-hayat-iki-alemin-birlesmesi-mumkun-mu</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, lücid rüyalar aracılığıyla sanal araçları kontrol etmenin ve gerçek dünyadaki nesneleri harekete geçirmenin mümkün olduğunu öne sürdü. Araştırmalar, uykudayken sorunları çözme, sanat veya müzik yapma gibi çeşitli becerilerin geliştirilmesini sağlayan bu tekniklerin gelecekte daha yaygın hale gelebileceğini gösteriyor.Lücid rüyalar, rüya gören kişinin rüya gördüğünün farkında olduğu ve bunu yaparken düşüncelerini ve duygularını tanıyabildiği bir bilinç durumunu ifade ediyor. Uzmanlar, bu tür rüyaların içeriğini uyanık hayatlara aktarmayı mümkün kılacak teknikler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.REMspace Inc&#039;in kurucusu ve CEO&#039;su Michael Raduga, “Er ya da geç herkesin lucid rüya görmesini sağlayacak yöntemler olacak. Biz, iki dünyayı birbirine bağlamanın yollarını arıyoruz” dedi.Son dönemde yapılan araştırmalar, lücid rüya sırasında müzik ritimlerini gerçek dünyadaki cihazlara iletmenin ve sanal araçları kontrol etmenin mümkün olduğunu ortaya koydu. Örneğin, rüya gören kişilerin kas hareketlerini kullanarak bir su ısıtıcısını çalıştırmaları sağlandı. Ayrıca, lücid rüyada sanal bir arabayo sürmek için kas aktivasyonları kullanıldığı gösterildi.Geçmişte, rüya sırasında sesli veya ışıklı sinyallerle temel matematiksel hesaplamalar yapmanın mümkün olduğu kanıtlanmıştı. Şimdi ise, bu tekniklerin daha ileri düzeyde uygulanarak rüya içeriğinin gerçek dünyaya aktarılması üzerine çalışmalar yapılıyor.Bilim insanları, lücid rüyaların daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını ve günlük yaşantıya daha fazla entegre edilmesini hedefliyor. Swansea Üniversitesi&#039;nden Laura Roklicer, yaratıcı yazarlara lücid rüyaları öğretmenin, yazılarının kalitesini artırabileceğine inanıyor. Yazarların rüya eğitimi sonrası ürettikleri öykülerin kalitesinde belirgin bir artış gözlemlendi.Ancak, lücid rüyaların kontrolü halen zorlu bir süreç. Araştırmacılar, daha fazla insanın lücid rüyaları deneyimleyebilmesi için yöntemler geliştirmeye devam ediyor. Ayrıca, lücid rüyaların felçli hastalar için fiziksel iyileşmeye yardımcı olabileceği ve atletik performansı artırabileceği düşünülüyor.Lücid rüyaların bilimsel araştırmaları, bu deneyimlerin hem yaratıcı süreçler hem de günlük yaşam üzerinde potansiyel etkilerini ortaya koyuyor. Gelecekte, bu alandaki gelişmelerin insan beyninin ve bilinçaltının daha verimli kullanılmasına olanak tanıyabileceği öngörülüyor.İnsanların berrak rüya görmelerine yardımcı olmak için çeşitli egzersizler tasarlanmıştır ve araştırmacılar başka egzersizler de geliştirmektedir.Rüya günlüğü tutma: Her sabah uyanır uyanmaz rüyalarınızla ilgili hatırladığınız her şeyi yazın veya aynı şeyi yapmak için bir ses kayıt cihazı kullanın. Bunu yapmak rüyalarınıza aşina olmanıza yardımcı olarak uykuya daldığınızda onların daha fazla farkına varmanızı sağlayabilir.Gerçeklik testi: Uyanıkken yapılan bu egzersiz, beyni rüyalar ve gerçekler arasında daha iyi ayrım yapması için eğitir ve bu da uykuya daldığınızda berraklığı artırabilir. Gün boyunca düzenli aralıklarla durun ve çevrenizde rüya gördüğünüze işaret edebilecek olağan dışı herhangi bir şey olup olmadığını dikkatlice değerlendirin.Niyet belirleme: Bazı insanlar lüsid rüyalarının sıklığını sadece kendilerine rüyaları sırasında farkına varacaklarını söyleyerek, örneğin “uyuduğumda rüya gördüğümü hatırlayacağım” gibi bir cümleyi tekrarlayarak artırabilirler.Yatağa geri dönün: Çoğu rüya, gecenin ikinci yarısında daha yaygın olan REM uykusu sırasında meydana gelir. Kendinizi her zamanki saatinizden bir saat kadar önce uyandırmak için bir çalar saat ayarlayarak ve ardından uykuya geri dönerek, doğrudan bir rüyaya dalma şansınızı artırabilirsiniz. Kendinize o rüyada berrak olacağınızı söylemek de bunu başarmanıza yardımcı olabilir.Dış uyarım: Lüsid rüyalar sırasında insanlarla iletişim kurmak için tasarlanan birçok yeni çalışma, kişinin rüyasında farkına varması ve geri sinyal vermesi için bir ipucu olarak REM uykusu sırasında hafif titreşim, elektrik stimülasyonu veya yanıp sönen ışıklar kullanmıştır. Bu yöntemlerden bazıları da lüsid rüyaların sıklığını artırmak için bir araç olarak araştırılmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/67gQ6UEMHESwBwRz0p3qwg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Lücid, rüyalar, gerçek, hayat:, İki, alemin, birleşmesi, mümkün, mü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/67gQ6UEMHESwBwRz0p3qwg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Lücid rüyalar ve gerçek hayat: İki alemin birleşmesi mümkün mü?"><p>Bilim insanları, lücid rüyalar aracılığıyla sanal araçları kontrol etmenin ve gerçek dünyadaki nesneleri harekete geçirmenin mümkün olduğunu öne sürdü. Araştırmalar, uykudayken sorunları çözme, sanat veya müzik yapma gibi çeşitli becerilerin geliştirilmesini sağlayan bu tekniklerin gelecekte daha yaygın hale gelebileceğini gösteriyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2GyaXHIJtkCQAz7iNivP9g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lücid rüyalar, rüya gören kişinin rüya gördüğünün farkında olduğu ve bunu yaparken düşüncelerini ve duygularını tanıyabildiği bir bilinç durumunu ifade ediyor. Uzmanlar, bu tür rüyaların içeriğini uyanık hayatlara aktarmayı mümkün kılacak teknikler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ysn-1Vzw3E6A3p9d-7WqMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>REMspace Inc'in kurucusu ve CEO'su Michael Raduga, “Er ya da geç herkesin lucid rüya görmesini sağlayacak yöntemler olacak. Biz, iki dünyayı birbirine bağlamanın yollarını arıyoruz” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W06nob4-BUyHJVGNtvIzpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son dönemde yapılan araştırmalar, lücid rüya sırasında müzik ritimlerini gerçek dünyadaki cihazlara iletmenin ve sanal araçları kontrol etmenin mümkün olduğunu ortaya koydu. Örneğin, rüya gören kişilerin kas hareketlerini kullanarak bir su ısıtıcısını çalıştırmaları sağlandı. Ayrıca, lücid rüyada sanal bir arabayo sürmek için kas aktivasyonları kullanıldığı gösterildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8A_X3IsfxUOO5B2r6QCYyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geçmişte, rüya sırasında sesli veya ışıklı sinyallerle temel matematiksel hesaplamalar yapmanın mümkün olduğu kanıtlanmıştı. Şimdi ise, bu tekniklerin daha ileri düzeyde uygulanarak rüya içeriğinin gerçek dünyaya aktarılması üzerine çalışmalar yapılıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sfMCbvHBYEunGiA_BXxRMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, lücid rüyaların daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını ve günlük yaşantıya daha fazla entegre edilmesini hedefliyor. Swansea Üniversitesi'nden Laura Roklicer, yaratıcı yazarlara lücid rüyaları öğretmenin, yazılarının kalitesini artırabileceğine inanıyor. Yazarların rüya eğitimi sonrası ürettikleri öykülerin kalitesinde belirgin bir artış gözlemlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5WN4AO2kGEuiWvaNTqsBzg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak, lücid rüyaların kontrolü halen zorlu bir süreç. Araştırmacılar, daha fazla insanın lücid rüyaları deneyimleyebilmesi için yöntemler geliştirmeye devam ediyor. Ayrıca, lücid rüyaların felçli hastalar için fiziksel iyileşmeye yardımcı olabileceği ve atletik performansı artırabileceği düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6-4W9vk6eUG_FuulDwSQVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lücid rüyaların bilimsel araştırmaları, bu deneyimlerin hem yaratıcı süreçler hem de günlük yaşam üzerinde potansiyel etkilerini ortaya koyuyor. Gelecekte, bu alandaki gelişmelerin insan beyninin ve bilinçaltının daha verimli kullanılmasına olanak tanıyabileceği öngörülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ioEhFEmYSEWU9UEof52FOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İnsanların berrak rüya görmelerine yardımcı olmak için çeşitli egzersizler tasarlanmıştır ve araştırmacılar başka egzersizler de geliştirmektedir.Rüya günlüğü tutma: Her sabah uyanır uyanmaz rüyalarınızla ilgili hatırladığınız her şeyi yazın veya aynı şeyi yapmak için bir ses kayıt cihazı kullanın. Bunu yapmak rüyalarınıza aşina olmanıza yardımcı olarak uykuya daldığınızda onların daha fazla farkına varmanızı sağlayabilir.Gerçeklik testi: Uyanıkken yapılan bu egzersiz, beyni rüyalar ve gerçekler arasında daha iyi ayrım yapması için eğitir ve bu da uykuya daldığınızda berraklığı artırabilir. Gün boyunca düzenli aralıklarla durun ve çevrenizde rüya gördüğünüze işaret edebilecek olağan dışı herhangi bir şey olup olmadığını dikkatlice değerlendirin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bvJ_2lXFfECCBQqtBHrc7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Niyet belirleme: Bazı insanlar lüsid rüyalarının sıklığını sadece kendilerine rüyaları sırasında farkına varacaklarını söyleyerek, örneğin “uyuduğumda rüya gördüğümü hatırlayacağım” gibi bir cümleyi tekrarlayarak artırabilirler.Yatağa geri dönün: Çoğu rüya, gecenin ikinci yarısında daha yaygın olan REM uykusu sırasında meydana gelir. Kendinizi her zamanki saatinizden bir saat kadar önce uyandırmak için bir çalar saat ayarlayarak ve ardından uykuya geri dönerek, doğrudan bir rüyaya dalma şansınızı artırabilirsiniz. Kendinize o rüyada berrak olacağınızı söylemek de bunu başarmanıza yardımcı olabilir.Dış uyarım: Lüsid rüyalar sırasında insanlarla iletişim kurmak için tasarlanan birçok yeni çalışma, kişinin rüyasında farkına varması ve geri sinyal vermesi için bir ipucu olarak REM uykusu sırasında hafif titreşim, elektrik stimülasyonu veya yanıp sönen ışıklar kullanmıştır. Bu yöntemlerden bazıları da lüsid rüyaların sıklığını artırmak için bir araç olarak araştırılmaktadır.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarını şaşırtan vaka: Beyninin yüzde 90&amp;apos;ı olmayan adam!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlarini-sasirtan-vaka-beyninin-yuzde-90i-olmayan-adam</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlarini-sasirtan-vaka-beyninin-yuzde-90i-olmayan-adam</guid>
<description><![CDATA[ Beyninin yüzde 90&#039;ı eksik olmasına rağmen nispeten normal ve sağlıklı bir hayat yaşayan bir adam, bilim dünyasını şaşkına çevirdi.  Bu durum beyin ve bilinç hakkında mevcut anlayışların sorgulanmasıyla bilim dünyasında geniş bir etki yarattı.Beynimizin yalnızca yüzde 10&#039;unu kullandığımız efsanesi bilim insanları tarafından kesin bir dille çürütüldü, ancak beyin hakkında hâlâ bilmediğimiz çok şey var.Bilim insanlarının onlarca yıldır kafasını karıştıran bir vaka da bunların başında geliyor.Yıllar önce kimliği bilinmeyen Fransız bir adamın beyninin yüzde 90&#039;ının eksik olduğu ancak normal bir yaşam sürdüğü tespit edildi.
Bu durum, beyin ve insan bilinci hakkında var olan bilgileri yeniden sorgulamaya yol açtı.2007 yılında The Lancet dergisinde yayımlanan bu hikaye, bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. 44 yaşındaki adam bacağında güçsüzlük hissi yaşaması üzerine doktora gitti. Yapılan muayenede, beyninin büyük bir kısmının kayıp olduğu ve kafatasının sıvı ile dolu olduğu belirlendi. Bu durum hidrosefali olarak biliniyor.Bilişsel psikolog Axel Cleeremans, adamın normal bir yaşam sürdüğünü, bir ailesi ve işi bulunduğunu belirtti. Adamın IQ testi 84 olarak ölçüldü. Normal aralığın biraz altında ancak bu durum adamın yaşamını etkilemedi.Çocukken bir stentle tedavi edilen adamın, stent çıkarıldıktan sonra beyninin büyük kısmı aşınmıştı. Beyin taramalarında, beyin dokusunun büyük kısmının sıvı ile dolduğu ve tahrip olduğu gözlemlendi.Cleeremans bu durumu  &quot;Beyin, bilinçle doğmuyor. Bilinç tekrar tekrar öğreniliyor. Daha sade bir ifadeyle; beyin, bir şekilde yaşamanın ve öğrenmenin yolunu buluyor&quot; ifadeleriyle açıklıyor. 
Beynin sürekli ve bilinçsizce kendi etkinliğini kendisine yeniden tanımlamayı öğrendiğini ve bu açıklamaların bilinçli deneyimin temelini oluşturduğunu iddia ediyor.Bu durum, bilincin beyinle ilişkisi hakkındaki mevcut teorileri sorgulamaya yol açtı. Bilim insanları, belirli beyin bölgelerinin bilinçten sorumlu olmadığına dair yeni teoriler geliştirdi. Ayrıca, yetişkin beyinlerinin yaralanma durumunda farklı bölümlerin yeni roller üstlenebileceği öne sürülmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gZ3MHdb2uEyody3dee4Dqg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarını, şaşırtan, vaka:, Beyninin, yüzde, 90ı, olmayan, adam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gZ3MHdb2uEyody3dee4Dqg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarını şaşırtan vaka: Beyninin yüzde 90'ı olmayan adam!"><p>Beyninin yüzde 90'ı eksik olmasına rağmen nispeten normal ve sağlıklı bir hayat yaşayan bir adam, bilim dünyasını şaşkına çevirdi.  Bu durum beyin ve bilinç hakkında mevcut anlayışların sorgulanmasıyla bilim dünyasında geniş bir etki yarattı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HHUTruDlzkKSlmXmJowbPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beynimizin yalnızca yüzde 10'unu kullandığımız efsanesi bilim insanları tarafından kesin bir dille çürütüldü, ancak beyin hakkında hâlâ bilmediğimiz çok şey var.Bilim insanlarının onlarca yıldır kafasını karıştıran bir vaka da bunların başında geliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dDWRz1FeLUO2lOJ8czV7Mw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yıllar önce kimliği bilinmeyen Fransız bir adamın beyninin yüzde 90'ının eksik olduğu ancak normal bir yaşam sürdüğü tespit edildi.
Bu durum, beyin ve insan bilinci hakkında var olan bilgileri yeniden sorgulamaya yol açtı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bKlWw4th7UC79MSouY6K2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2007 yılında The Lancet dergisinde yayımlanan bu hikaye, bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. 44 yaşındaki adam bacağında güçsüzlük hissi yaşaması üzerine doktora gitti. Yapılan muayenede, beyninin büyük bir kısmının kayıp olduğu ve kafatasının sıvı ile dolu olduğu belirlendi. Bu durum hidrosefali olarak biliniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/akN-QbrCc0SWQ77DXFoCdQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilişsel psikolog Axel Cleeremans, adamın normal bir yaşam sürdüğünü, bir ailesi ve işi bulunduğunu belirtti. Adamın IQ testi 84 olarak ölçüldü. Normal aralığın biraz altında ancak bu durum adamın yaşamını etkilemedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PLoC_CTMfEuFeAVeYiQSRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çocukken bir stentle tedavi edilen adamın, stent çıkarıldıktan sonra beyninin büyük kısmı aşınmıştı. Beyin taramalarında, beyin dokusunun büyük kısmının sıvı ile dolduğu ve tahrip olduğu gözlemlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qequClKMnEK0qVZC054zMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cleeremans bu durumu  "Beyin, bilinçle doğmuyor. Bilinç tekrar tekrar öğreniliyor. Daha sade bir ifadeyle; beyin, bir şekilde yaşamanın ve öğrenmenin yolunu buluyor" ifadeleriyle açıklıyor. 
Beynin sürekli ve bilinçsizce kendi etkinliğini kendisine yeniden tanımlamayı öğrendiğini ve bu açıklamaların bilinçli deneyimin temelini oluşturduğunu iddia ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rZST0SOWZU2SsIQn7GJmxA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu durum, bilincin beyinle ilişkisi hakkındaki mevcut teorileri sorgulamaya yol açtı. Bilim insanları, belirli beyin bölgelerinin bilinçten sorumlu olmadığına dair yeni teoriler geliştirdi. Ayrıca, yetişkin beyinlerinin yaralanma durumunda farklı bölümlerin yeni roller üstlenebileceği öne sürülmektedir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ay keşif aracı doğruladı: 4,5 milyar yıl önce magma okyanusu ile kaplıydı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ay-kesif-araci-dogruladi-45-milyar-yil-oence-magma-okyanusu-ile-kapliydi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ay-kesif-araci-dogruladi-45-milyar-yil-oence-magma-okyanusu-ile-kapliydi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları Dünya&#039;nın uydusu Ay ile ilgli yeni bir keşifte bulundu. Ay&#039;ın güney kutbuna inen Hindistan keşif aracı Ay&#039;ın güney kutbunun bir zamanlar erimiş kayalardan oluşan bir magma okyanusu olduğunu doğruladı.Bilim insanları Ay&#039;ın güney kutbunun bir zamanlar erimiş kayalardan oluşan bir magma okyanusu olduğunu keşfetti.BBC&#039;nin haberine göre, Ay&#039;ın güney kutbuna inen Hindistan&#039;a ait Chandrayaan-3 uzay keşif aracının bulguları, Ay&#039;ın oluşma dönemlerinde söz konusu bölgede magmadan oluşan bir okyanus olduğunu doğruladı.Ay&#039;ın 4,5 milyar yıl önceki oluşum dönemlerinde erimiş kaya ve madenlerden oluşan magma okyanuslarıyla kaplı olduğuna yönelik &quot;Ay Magma Okyanusu Kuramı&quot; mevcut.Bilim insanları, Ay&#039;ın oluşumunu izleyen dönemde soğumaya başladığını ve &quot;ferroan anortozit&quot; adı verilen, Ay&#039;dan getirilen kaya örneklerinde sıklıkla bulunan daha hafif bir mineralin yüzeye çıktığını düşünüyor.Ağustos 2023&#039;te, Chandrayaan-3&#039;ün iniş aracı Vikram&#039;ın Ay yüzeyine bıraktığı, Hintçede &quot;bilgelik&quot; anlamına gelen Pragyaan tekerlekli keşif aracındaki, &quot;Alfa Parçacığı X-ışını Spektrometresi&quot; adı verilen bir araçla 23 ölçüm yapıldı.Ölçümleri inceleyen bilim insanları, Chandrayaan-3 uzay aracının Ay&#039;a iniş yaptığı daha önce keşfedilmemiş bölgede, &quot;ferroan anortozit&quot; bulunduğunu tespit etti.Hindistan&#039;ın Gujarat eyaletinin Ahmedabad kentindeki Fiziksel Araştırma Laboratuvarı (PRL) çalışanı, araştırmanın yazarlarından Prof. Dr. Santosh Vadawale, bulgularının Ay&#039;ın oluşumuna yönelik kuramları destekler nitelikte olduğunu belirtti.Ölçümlerde &quot;ferroan anortozit&quot; yanında, magnezyum da tespit edildi.Ekip, magnezyumun Ay&#039;ın derinliklerinde bulunduğunu, 4 milyar yıl önce göktaşı çarpmasıyla oluştuğu düşünülen ve Praygam gezgini tarafından araştırılan alana 350 kilometre uzaklıktaki, 2 bin 500 kilometre çapında, yaklaşık 8 kilometre derinlikteki Güney Kutbu-Aitken Havzası&#039;ndan gelmiş olabileceğini vurguladı.PRL Direktörü Prof. Dr. Anil Bhardwaj, &quot;(Bulunan magnezyum), bu havzaya büyük bir asteroitin çarpması sonucu saçılan maddelerden olabilir. Bu süreçte (asteroit) Ay&#039;ın daha derin bir bölümünü de kazdı.&quot; ifadesini kullandı.Chandrayaan-3&#039;ün Pragyaan aracı Ağustos 2023&#039;te Ay&#039;ın güneyindeki 70 derece enlemlerde 10 gün süren araştırmalar yapmıştı.Hindistan&#039;ın misyonundan önce, ABD&#039;nin Apollo programıyla, Ay&#039;ın orta enlemlerinde magma okyanuslarının ana kanıtı bulunmuş, Dünya&#039;ya &quot;ferroan anortozit&quot; içeren kaya örnekleri getirilmişti.Araştırmanın sonuçları Nature dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i6SRN83jtkOHw1XTSMrSqw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>keşif, aracı, doğruladı:, 4, 5, milyar, yıl, önce, magma, okyanusu, ile, kaplıydı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i6SRN83jtkOHw1XTSMrSqw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ay keşif aracı doğruladı: 4,5 milyar yıl önce magma okyanusu ile kaplıydı!"><p>Bilim insanları Dünya'nın uydusu Ay ile ilgli yeni bir keşifte bulundu. Ay'ın güney kutbuna inen Hindistan keşif aracı Ay'ın güney kutbunun bir zamanlar erimiş kayalardan oluşan bir magma okyanusu olduğunu doğruladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1AzHL4452EGQ_rgpRDwgSw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları Ay'ın güney kutbunun bir zamanlar erimiş kayalardan oluşan bir magma okyanusu olduğunu keşfetti.BBC'nin haberine göre, Ay'ın güney kutbuna inen Hindistan'a ait Chandrayaan-3 uzay keşif aracının bulguları, Ay'ın oluşma dönemlerinde söz konusu bölgede magmadan oluşan bir okyanus olduğunu doğruladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1zBhpbRWBkyvvbMxjYP46A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ay'ın 4,5 milyar yıl önceki oluşum dönemlerinde erimiş kaya ve madenlerden oluşan magma okyanuslarıyla kaplı olduğuna yönelik "Ay Magma Okyanusu Kuramı" mevcut.Bilim insanları, Ay'ın oluşumunu izleyen dönemde soğumaya başladığını ve "ferroan anortozit" adı verilen, Ay'dan getirilen kaya örneklerinde sıklıkla bulunan daha hafif bir mineralin yüzeye çıktığını düşünüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ko8fHH2Lek6vmOs4PU6szQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ağustos 2023'te, Chandrayaan-3'ün iniş aracı Vikram'ın Ay yüzeyine bıraktığı, Hintçede "bilgelik" anlamına gelen Pragyaan tekerlekli keşif aracındaki, "Alfa Parçacığı X-ışını Spektrometresi" adı verilen bir araçla 23 ölçüm yapıldı.Ölçümleri inceleyen bilim insanları, Chandrayaan-3 uzay aracının Ay'a iniş yaptığı daha önce keşfedilmemiş bölgede, "ferroan anortozit" bulunduğunu tespit etti.Hindistan'ın Gujarat eyaletinin Ahmedabad kentindeki Fiziksel Araştırma Laboratuvarı (PRL) çalışanı, araştırmanın yazarlarından Prof. Dr. Santosh Vadawale, bulgularının Ay'ın oluşumuna yönelik kuramları destekler nitelikte olduğunu belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TFwG_ABMN0S9eg_QYN_Iuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ölçümlerde "ferroan anortozit" yanında, magnezyum da tespit edildi.Ekip, magnezyumun Ay'ın derinliklerinde bulunduğunu, 4 milyar yıl önce göktaşı çarpmasıyla oluştuğu düşünülen ve Praygam gezgini tarafından araştırılan alana 350 kilometre uzaklıktaki, 2 bin 500 kilometre çapında, yaklaşık 8 kilometre derinlikteki Güney Kutbu-Aitken Havzası'ndan gelmiş olabileceğini vurguladı.PRL Direktörü Prof. Dr. Anil Bhardwaj, "(Bulunan magnezyum), bu havzaya büyük bir asteroitin çarpması sonucu saçılan maddelerden olabilir. Bu süreçte (asteroit) Ay'ın daha derin bir bölümünü de kazdı." ifadesini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yr92vJPOkESRRA6PvG1gfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Chandrayaan-3'ün Pragyaan aracı Ağustos 2023'te Ay'ın güneyindeki 70 derece enlemlerde 10 gün süren araştırmalar yapmıştı.Hindistan'ın misyonundan önce, ABD'nin Apollo programıyla, Ay'ın orta enlemlerinde magma okyanuslarının ana kanıtı bulunmuş, Dünya'ya "ferroan anortozit" içeren kaya örnekleri getirilmişti.Araştırmanın sonuçları Nature dergisinde yayımlandı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sol elini kullananlar daha mı zeki?  Dünyanın en ünlü solakları ve başarıları</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sol-elini-kullananlar-daha-mi-zeki-dunyanin-en-unlu-solaklari-ve-basarilari</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sol-elini-kullananlar-daha-mi-zeki-dunyanin-en-unlu-solaklari-ve-basarilari</guid>
<description><![CDATA[ Son yıllarda yapılan araştırmalar, solakların bazı bilişsel yeteneklerde sağlaklardan farklılık gösterebileceğini ortaya koydu. Ancak, bu farklılıkların zekâ düzeyini etkileyip etkilemediği konusunda bilim dünyasında henüz net bir görüş birliği yok. Ancak solak insanlar nüfusun genelinde yüzde 10’luk bir azınlık iken, beceri ve zekaları ile bu oranın üzerinde bir performans gösteriyor. İşte solaklarla ilgili bilinmesi gerekenler...Solakların zekâ düzeyinin sağlaklardan farklı olup olmadığı sorusu, oldukça karmaşık bir konu.
Bilimsel araştırmalar, solakların ve sağlakların bilişsel yetenekleri ve zekâları arasında genel bir fark olduğunu kesin olarak kanıtlamış değil.Ancak, bazı araştırmalar solak bireylerin belirli bilişsel becerilerde ve düşünme tarzlarında farklılık gösterebileceğini ortaya koymuş olabilir. 
Yaratıcılık ve problem çözme becerileri açısından bazı çalışmalar solakların avantajlı olabileceğini belirtse de, bu bulgular genel zekâ farklarını kesin olarak göstermemektedir. Zekâ, genetik, çevresel etmenler ve bireysel deneyimlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenir.
Solak insanlar nüfusun genelinde yüzde 10’luk bir azınlık iken, beceri ve zekaları ile bu oranın üzerinde bir performans gösteriyor... işte başarıları ile gündem olmuş ünlü solaklar.Solakların zekasını nakde çevirme konusunda sağ elini kullananlara göre daha başarılı olduğu bugün bilinen bir gerçek. Microsoft&#039;un sahibi Bill Gates ve Apple&#039;ın kurucusu Steve Jobs ile dünyanın en ünlü televizyoncusu sayılan Oprah Winfrey de birer solak. Dünya zenginler listesindeki solakların oranı genel nüfustaki solak oranından 2,5 kat fazla.Solakların sporda daha başarılı olduğu artık olimpik anlamda kabul edilen bir gerçek. Örneğin, ünlü eskrim şampiyonu Race Imboden, olimpiyatlarında 198 sağlak arasından sıyrılarak şampiyon oldu.
Dünya futbolunda da en yetenekli ve pahalı yıldızlar Pele, Maradona, Messi gibi ismlerin sol ayaklı olduğunu bilemeyen yok. Amerika&#039;da beyzbol oyuncularının en değerlisi olan atıcıların yüzde 25&#039;i solak. En çok kazanan 10 atıcının ise 6’sı solak.
22 Grand Slam şampiyonluğuna ulaşarak tenis tarihinin en büyük oyuncularından biri olmuştur Rafael Nadal&#039;da ünlü solaklar arasında.Ünlüler cephesinde de solak olmanın başka bir güzelliği var.  Oyunculuğu ve güzelliği ile altın çağını yaşayan Jennifer Lawrence bir solak. Dünyanın en güzel kadınlarından Scarlett Johansonn, Nicole Kidman, Angelina Jolie, Julia Roberts ve Tina Fey gibi isimlerde solaklar arasında yer alıyor. Hollywood&#039;un ünlü erkekleri arasında da solaklar baş köşede. Jim Carrey, Tom Cruise, Charlie Chaplin, Robert De Niro, Morgan Freeman ilk akla gelenler.Solaklar aynı zamanda müzik dünyasını da büyük başarılara imza attı. Kendileri için özel enstrümanlar üretilen solak sanatçılar arasında Jimi Hendrix Kurt Cobain, Paul McCartney, Justin Bieber, Eminem, Ricky Martin, Sting gibi isimlar yer alıyor.Solakların farklı sosyal zekası ve yaratıcı özellikleri siyaset alanında da kendini gösteriyor. ABD tarihindeki başkanların bir çoğu solaktı. ABD başkanları arasında solakların oranı yüzde 23’ün üzerinde. Barack Obama, Bill Clinton, George W. Bush  Gerald Ford ve Harry Trumanen ünlü solak başkanlar olarak tarihe damga vurdu. İngiltere’de de iki dönem başbakanlık yapanlık yapan David Cameron da solak.Albert Einstein, Mozart, Beethoven, Napolyon Bonapart, Leonardo da Vinci, Sezar, Josh Holloway, Fidel Castro, Michelangelo, Isaac Newton, Picasso, Marilyn Monroe, Muhammed Ali Clay, Mark Twain, Ronald Reagan, Bob Dylan, Benjamin Franklin, John F. Kennedy ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JDR8hL4K80yCCCojWcJ9oA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sol, elini, kullananlar, daha, mı, zeki, Dünyanın, ünlü, solakları, başarıları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JDR8hL4K80yCCCojWcJ9oA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sol elini kullananlar daha mı zeki?  Dünyanın en ünlü solakları ve başarıları"><p>Son yıllarda yapılan araştırmalar, solakların bazı bilişsel yeteneklerde sağlaklardan farklılık gösterebileceğini ortaya koydu. Ancak, bu farklılıkların zekâ düzeyini etkileyip etkilemediği konusunda bilim dünyasında henüz net bir görüş birliği yok. Ancak solak insanlar nüfusun genelinde yüzde 10’luk bir azınlık iken, beceri ve zekaları ile bu oranın üzerinde bir performans gösteriyor. İşte solaklarla ilgili bilinmesi gerekenler...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RE6ZAB4ppk-oHkrtZfcJnA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solakların zekâ düzeyinin sağlaklardan farklı olup olmadığı sorusu, oldukça karmaşık bir konu.
Bilimsel araştırmalar, solakların ve sağlakların bilişsel yetenekleri ve zekâları arasında genel bir fark olduğunu kesin olarak kanıtlamış değil.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-MQLz3i0R0G58uJmIPpt3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak, bazı araştırmalar solak bireylerin belirli bilişsel becerilerde ve düşünme tarzlarında farklılık gösterebileceğini ortaya koymuş olabilir. 
Yaratıcılık ve problem çözme becerileri açısından bazı çalışmalar solakların avantajlı olabileceğini belirtse de, bu bulgular genel zekâ farklarını kesin olarak göstermemektedir. Zekâ, genetik, çevresel etmenler ve bireysel deneyimlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenir.
Solak insanlar nüfusun genelinde yüzde 10’luk bir azınlık iken, beceri ve zekaları ile bu oranın üzerinde bir performans gösteriyor... işte başarıları ile gündem olmuş ünlü solaklar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eT4kgHxRX06nqJNPERh2aQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solakların zekasını nakde çevirme konusunda sağ elini kullananlara göre daha başarılı olduğu bugün bilinen bir gerçek. Microsoft'un sahibi Bill Gates ve Apple'ın kurucusu Steve Jobs ile dünyanın en ünlü televizyoncusu sayılan Oprah Winfrey de birer solak. Dünya zenginler listesindeki solakların oranı genel nüfustaki solak oranından 2,5 kat fazla.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pp3QZAJYgUCIsDcuKDzbrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solakların sporda daha başarılı olduğu artık olimpik anlamda kabul edilen bir gerçek. Örneğin, ünlü eskrim şampiyonu Race Imboden, olimpiyatlarında 198 sağlak arasından sıyrılarak şampiyon oldu.
Dünya futbolunda da en yetenekli ve pahalı yıldızlar Pele, Maradona, Messi gibi ismlerin sol ayaklı olduğunu bilemeyen yok. Amerika'da beyzbol oyuncularının en değerlisi olan atıcıların yüzde 25'i solak. En çok kazanan 10 atıcının ise 6’sı solak.
22 Grand Slam şampiyonluğuna ulaşarak tenis tarihinin en büyük oyuncularından biri olmuştur Rafael Nadal'da ünlü solaklar arasında.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D6FtPUFYbkCNs-Gp2wulcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ünlüler cephesinde de solak olmanın başka bir güzelliği var.  Oyunculuğu ve güzelliği ile altın çağını yaşayan Jennifer Lawrence bir solak. Dünyanın en güzel kadınlarından Scarlett Johansonn, Nicole Kidman, Angelina Jolie, Julia Roberts ve Tina Fey gibi isimlerde solaklar arasında yer alıyor. Hollywood'un ünlü erkekleri arasında da solaklar baş köşede. Jim Carrey, Tom Cruise, Charlie Chaplin, Robert De Niro, Morgan Freeman ilk akla gelenler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-xa0OVD2Lk-j8XJdemRu4Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solaklar aynı zamanda müzik dünyasını da büyük başarılara imza attı. Kendileri için özel enstrümanlar üretilen solak sanatçılar arasında Jimi Hendrix Kurt Cobain, Paul McCartney, Justin Bieber, Eminem, Ricky Martin, Sting gibi isimlar yer alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LuIDpmMvGEG7zPlicoYyeg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solakların farklı sosyal zekası ve yaratıcı özellikleri siyaset alanında da kendini gösteriyor. ABD tarihindeki başkanların bir çoğu solaktı. ABD başkanları arasında solakların oranı yüzde 23’ün üzerinde. Barack Obama, Bill Clinton, George W. Bush  Gerald Ford ve Harry Trumanen ünlü solak başkanlar olarak tarihe damga vurdu. İngiltere’de de iki dönem başbakanlık yapanlık yapan David Cameron da solak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BBwaXjSMDU2-2iPBXpztPA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Albert Einstein, Mozart, Beethoven, Napolyon Bonapart, Leonardo da Vinci, Sezar, Josh Holloway, Fidel Castro, Michelangelo, Isaac Newton, Picasso, Marilyn Monroe, Muhammed Ali Clay, Mark Twain, Ronald Reagan, Bob Dylan, Benjamin Franklin, John F. Kennedy</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kutup Yıldızı ilk kez yakından görüntülendi! Yüzeyi beneklerle kaplı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kutup-yildizi-ilk-kez-yakindan-goeruntulendi-yuzeyi-beneklerle-kapli</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kutup-yildizi-ilk-kez-yakindan-goeruntulendi-yuzeyi-beneklerle-kapli</guid>
<description><![CDATA[ Kutup Yıldızı&#039;nın boyutu ve görünümü hakkında yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Bilim insanları Kutup Yıldızı&#039;nın üstünde karanlık ve değişken benekler olduğunu tespit etti. Polaris olarak da bilinen yıldızı detaylıca inceleyen araştırmacılar, ilk kez bir değişen yıldızın yüzeyinin nasıl göründüğünü ortaya koydu.Kuzey Kutbu&#039;nun tam üstündeki Kutup Yıldızı aslında üç yıldızdan oluşan bir sistemden meydana geliyor. Bunların en parlağı ise Polaris. Polaris&#039;in parlaklığı 4 günlük bir döngüde artıp azalıyor.  Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi&#039;nden bilim insanları Polaris&#039;i inceledi.  Ekip, yıldızın etrafında dönen yoldaşının yörüngesini başarıyla takip etti ve Polaris&#039;in atışlarına göre boyutundaki değişimi ölçtü.İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİGüneş&#039;in yaklaşık 5 katı kütleye ve 46 katı çapa sahip yıldızla ilgili en şaşırtıcı bulgu yüzey dokusu oldu.  Polaris&#039;i detaylıca inceleyen bilim insanları, ilk kez bir değişen yıldızın yüzeyinin nasıl göründüğünü belirledi.  Görüntüleri Polaris&#039;in yüzeyinde zamanla değişen, yer yer parlak ve karanlık büyük benekleri ortaya çıkardı.  Bilim insanları bu lekelerin, yıldızın dönüşündeki değişimle bağlantılı olabileceğini düşünüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-sfWMCSLcEixtN44XlpmbQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kutup, Yıldızı, ilk, kez, yakından, görüntülendi, Yüzeyi, beneklerle, kaplı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-sfWMCSLcEixtN44XlpmbQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kutup Yıldızı ilk kez yakından görüntülendi! Yüzeyi beneklerle kaplı"><p>Kutup Yıldızı'nın boyutu ve görünümü hakkında yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Bilim insanları Kutup Yıldızı'nın üstünde karanlık ve değişken benekler olduğunu tespit etti. Polaris olarak da bilinen yıldızı detaylıca inceleyen araştırmacılar, ilk kez bir değişen yıldızın yüzeyinin nasıl göründüğünü ortaya koydu.</p>Kuzey Kutbu'nun tam üstündeki Kutup Yıldızı aslında üç yıldızdan oluşan bir sistemden meydana geliyor. Bunların en parlağı ise Polaris. Polaris'in parlaklığı 4 günlük bir döngüde artıp azalıyor.  Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi'nden bilim insanları Polaris'i inceledi.  Ekip, yıldızın etrafında dönen yoldaşının yörüngesini başarıyla takip etti ve Polaris'in atışlarına göre boyutundaki değişimi ölçtü.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AXnB9EM_cUym8Qzl6H-XIQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="Nisan 2021" de y b parlak ve karanl noktalar ortaya polaris sahte renkli g><p><strong>İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİ</strong></p><p>Güneş'in yaklaşık 5 katı kütleye ve 46 katı çapa sahip yıldızla ilgili en şaşırtıcı bulgu yüzey dokusu oldu.  Polaris'i detaylıca inceleyen bilim insanları, ilk kez bir değişen yıldızın yüzeyinin nasıl göründüğünü belirledi.  Görüntüleri Polaris'in yüzeyinde zamanla değişen, yer yer parlak ve karanlık büyük benekleri ortaya çıkardı.  Bilim insanları bu lekelerin, yıldızın dönüşündeki değişimle bağlantılı olabileceğini düşünüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dev avları yutan pitonların kalbi nasıl dayanıyor? İnsan hastalıkları için çözüm olabilir!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dev-avlari-yutan-pitonlarin-kalbi-nasil-dayaniyor-insan-hastaliklari-icin-coezum-olabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dev-avlari-yutan-pitonlarin-kalbi-nasil-dayaniyor-insan-hastaliklari-icin-coezum-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanlarının yürüttüğü yeni bir çalışma, pitonların kalplerinin kendilerinden çok daha büyük hayvanları sindirirken nasıl dayanabildiğini ortaya koydu. Araştırma, insanların yaşadığı kalp sorunlarına yönelik potansiyel tedavi yöntemlerini işaret ediyor.Afrika, Güney Asya ve Avustralya&#039;da yaşayan pitonlar, büyük avları tek seferde yutma yetenekleriyle tanınıyor. Bu yılanlar, gıda bulmanın zor olduğu bölgelerde uzun süre aç kalabiliyor ve ardından büyük miktarda yemek tüketebiliyorlar. Ancak, pitonların bu süreçte kalplerinin nasıl etkilendiği hakkında bilgi sınırlıydı.  Colorado Boulder Üniversitesi&#039;nden Leslie Leinwand, &quot;Pitonlar, vahşi doğada yemek yemeden aylar hatta bir yıl geçirebilir ve sonra kendi vücut kütlelerinden daha büyük bir şey tüketebilirler. Ancak yine de kalp ve diğer organları olumsuz etkilenmeden bu süreci tamamlarlar,&quot; dedi.   Leinwand ve ekibi, bu fenomeni araştırmak üzere kraliyet pitonu (Python regius) türünün kalbini inceledi. Çalışmada, 28 gün boyunca yemek yemeyen pitonlara, vücut kütlelerinin yüzde 25’ine eşit olan fareler yedirildi. Diğer bir grup piton ise aç bırakıldı.  Yemek yiyen pitonların kalbinin, 24 saat içinde yüzde 25 büyüdüğü ve kalp kasını oluşturan iplikçiklerin, aç kalan pitonlara kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha fazla kuvvetle kasıldığı gözlemlendi. Bu iplikçikler, yemek yemeyen pitonlardakine göre daha az gergin bulunmuştu. Ayrıca, yemek yiyen pitonların metabolizmasının hızlandığı ve bazı gen ifadelerinin değiştiği tespit edildi.&quot;BÜYÜYÜP TEKRAR KÜÇÜLÜYOR&quot;  Bilim insanları, pitonların iki hafta kadar sonra sindirme sürecini tamamladıklarında, tüm organlarının normale döndüğünü ve sadece kalbin biraz daha büyük kaldığını belirledi. Leinwand, &quot;Pitonların uzun süre aç kalabilmeleri ve büyük öğünleri aralıklı olarak tüketebilmeleri, hayatta kalmaları açısından kritik önemde. Vücutlarındaki organlar, yemek yedikten sonra hızlı bir şekilde büyüyüp, sindirimden sonra yeniden küçülüyor,&quot; diyor.  Bu çalışma, pitonların zorlayıcı durumlarda kalbinin sertleşmediğini gösterdi. Bilim insanları, bu mekanizmanın insan kalp hastalıklarının tedavisinde nasıl kullanılabileceğini araştırmayı umuyor. Leinwand, &quot;Pitonların kalbindeki bu sağlıklı biyolojik mekanizmayı uygulayabilirsek, kalp hastalarına önemli yardımlarda bulunabiliriz,&quot; diyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QOVcXrj1WUe7fCU5gz-EPQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dev, avları, yutan, pitonların, kalbi, nasıl, dayanıyor, İnsan, hastalıkları, için, çözüm, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QOVcXrj1WUe7fCU5gz-EPQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dev avları yutan pitonların kalbi nasıl dayanıyor? İnsan hastalıkları için çözüm olabilir!"><p>Bilim insanlarının yürüttüğü yeni bir çalışma, pitonların kalplerinin kendilerinden çok daha büyük hayvanları sindirirken nasıl dayanabildiğini ortaya koydu. Araştırma, insanların yaşadığı kalp sorunlarına yönelik potansiyel tedavi yöntemlerini işaret ediyor.</p><p>Afrika, Güney Asya ve Avustralya'da yaşayan pitonlar, büyük avları tek seferde yutma yetenekleriyle tanınıyor. Bu yılanlar, gıda bulmanın zor olduğu bölgelerde uzun süre aç kalabiliyor ve ardından büyük miktarda yemek tüketebiliyorlar. Ancak, pitonların bu süreçte kalplerinin nasıl etkilendiği hakkında bilgi sınırlıydı.  Colorado Boulder Üniversitesi'nden Leslie Leinwand, "Pitonlar, vahşi doğada yemek yemeden aylar hatta bir yıl geçirebilir ve sonra kendi vücut kütlelerinden daha büyük bir şey tüketebilirler. Ancak yine de kalp ve diğer organları olumsuz etkilenmeden bu süreci tamamlarlar," dedi.   Leinwand ve ekibi, bu fenomeni araştırmak üzere kraliyet pitonu (Python regius) türünün kalbini inceledi. Çalışmada, 28 gün boyunca yemek yemeyen pitonlara, vücut kütlelerinin yüzde 25’ine eşit olan fareler yedirildi. Diğer bir grup piton ise aç bırakıldı.  Yemek yiyen pitonların kalbinin, 24 saat içinde yüzde 25 büyüdüğü ve kalp kasını oluşturan iplikçiklerin, aç kalan pitonlara kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha fazla kuvvetle kasıldığı gözlemlendi. Bu iplikçikler, yemek yemeyen pitonlardakine göre daha az gergin bulunmuştu. Ayrıca, yemek yiyen pitonların metabolizmasının hızlandığı ve bazı gen ifadelerinin değiştiği tespit edildi.</p><p><strong>"BÜYÜYÜP TEKRAR KÜÇÜLÜYOR"</strong>  Bilim insanları, pitonların iki hafta kadar sonra sindirme sürecini tamamladıklarında, tüm organlarının normale döndüğünü ve sadece kalbin biraz daha büyük kaldığını belirledi. Leinwand, "Pitonların uzun süre aç kalabilmeleri ve büyük öğünleri aralıklı olarak tüketebilmeleri, hayatta kalmaları açısından kritik önemde. Vücutlarındaki organlar, yemek yedikten sonra hızlı bir şekilde büyüyüp, sindirimden sonra yeniden küçülüyor," diyor.  Bu çalışma, pitonların zorlayıcı durumlarda kalbinin sertleşmediğini gösterdi. Bilim insanları, bu mekanizmanın insan kalp hastalıklarının tedavisinde nasıl kullanılabileceğini araştırmayı umuyor. Leinwand, "Pitonların kalbindeki bu sağlıklı biyolojik mekanizmayı uygulayabilirsek, kalp hastalarına önemli yardımlarda bulunabiliriz," diyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İlk hücrelerin evriminde yağmur suyunun rolü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ilk-hucrelerin-evriminde-yagmur-suyunun-rolu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ilk-hucrelerin-evriminde-yagmur-suyunun-rolu</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, ilk hücrelerin oluşumunda yağmur suyunun kritik bir rolü olabileceğini tespit etti.Protohücrelerin yani ilk hücrelerin nasıl oluştuğu ve yaşamın çeşitlenmesine nasıl zemin hazırladığı, bilim dünyasının en önemli sorularından biri olarak kabul ediliyor.Pek çok bilim insanı, bu ilk hücrelerde DNA değil, yalnızca RNA bulunduğunu öngörüyor. RNA, genellikle tek sarmallı olup bilgi depolama işlevi görebilmesinin yanı sıra proteinler gibi katlanabilir ve diğer molekülleri birleştirebilir. İlk hücrelerin, RNA, protein ve lipit içerdiği ve bu moleküller arasında alışveriş yaparak çoğaldığı tahmin ediliyor. Birer damlacık olduğu düşünülen bu hücrelerin, bugünkü gelişmiş versiyonları gibi hücre zarı yoktu.  Laboratuvar deneylerinde, zarsız protohücreler arasındaki genetik alışverişin çok hızlı olduğu gözlemlendi. Bu durum, tüm hücrelerin kısa sürede birbirinin kopyası olmasına neden olabilirdi. Ancak, bu hızlı RNA alışverişinin evrimi engelleyeceği ve evrim sürecinin bireyler arasındaki genetik farklılığa dayanması gerektiği ortaya çıktı.  Chicago Üniversitesi&#039;nden Dr. Aman Agrawal, &quot;Moleküller sürekli yer değiştirirse, kısa sürede tüm hücreler birbirine benzer hale gelir ve evrim gerçekleşmez çünkü ortaya tıpatıp aynı klonlar çıkar&quot; diyor.&quot;YAĞMUR SUYU ÇÖZÜM GETİRDİ&quot;  Dr. Agrawal ve ekibi, Science Advances dergisinde yayımladıkları araştırmada yağmur suyunun bu soruna çözüm getirdiğini duyurdu. Laboratuvar deneylerinde, RNA ve diğer kimyasalların arıtılmış suyla birleştiğinde RNA damlacıklarının birkaç gün boyunca sabit kaldığı gözlemlendi.Önceki çalışmalarda, bu damlacıklar birkaç dakika içinde birleşiyordu. Yağmur altında yapılan deneylerde ise suyun, protohücrelerin etrafında koruyucu bir kalkan oluşturduğu ve bu kalkanın genetik değişim ve evrimi mümkün kıldığı kaydedildi.  Dr. Agrawal, &quot;Bu damlacıkların etrafında bir ağ oluştuğunu düşünebilirsiniz,&quot; diyor. Araştırmacılar, birkaç günlük sürenin, ilk hücrelerin mutasyon ve evrim geçirmesi için yeterli olduğunu belirtiyor.  Matthew Tirrell, araştırmanın bulgularını &quot;Bu özgün ve yenilikçi bir gözlem&quot; şeklinde değerlendiriyor. Bilim insanları, yaklaşık 3,8 milyar yıl önce Dünya&#039;nın daha asidik yağmurlara sahip olduğunu tahmin ederek asidik suyla yaptıkları testlerde aynı sonuca ulaştı.  Dr. Agrawal, &quot;Kullandığımız moleküller, sadece birer modeldir ve fizik kuralları aynı kalacaktır,&quot; diyerek ekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UeeB-m-NikeQygmQqOT2TA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İlk, hücrelerin, evriminde, yağmur, suyunun, rolü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UeeB-m-NikeQygmQqOT2TA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İlk hücrelerin evriminde yağmur suyunun rolü"><p>Bilim insanları, ilk hücrelerin oluşumunda yağmur suyunun kritik bir rolü olabileceğini tespit etti.</p><p>Protohücrelerin yani ilk hücrelerin nasıl oluştuğu ve yaşamın çeşitlenmesine nasıl zemin hazırladığı, bilim dünyasının en önemli sorularından biri olarak kabul ediliyor.</p><p>Pek çok bilim insanı, bu ilk hücrelerde DNA değil, yalnızca RNA bulunduğunu öngörüyor. RNA, genellikle tek sarmallı olup bilgi depolama işlevi görebilmesinin yanı sıra proteinler gibi katlanabilir ve diğer molekülleri birleştirebilir. İlk hücrelerin, RNA, protein ve lipit içerdiği ve bu moleküller arasında alışveriş yaparak çoğaldığı tahmin ediliyor. Birer damlacık olduğu düşünülen bu hücrelerin, bugünkü gelişmiş versiyonları gibi hücre zarı yoktu.  Laboratuvar deneylerinde, zarsız protohücreler arasındaki genetik alışverişin çok hızlı olduğu gözlemlendi. Bu durum, tüm hücrelerin kısa sürede birbirinin kopyası olmasına neden olabilirdi. Ancak, bu hızlı RNA alışverişinin evrimi engelleyeceği ve evrim sürecinin bireyler arasındaki genetik farklılığa dayanması gerektiği ortaya çıktı.  Chicago Üniversitesi'nden Dr. Aman Agrawal, "Moleküller sürekli yer değiştirirse, kısa sürede tüm hücreler birbirine benzer hale gelir ve evrim gerçekleşmez çünkü ortaya tıpatıp aynı klonlar çıkar" diyor.</p><p><strong>"YAĞMUR SUYU ÇÖZÜM GETİRDİ"</strong>  Dr. Agrawal ve ekibi, Science Advances dergisinde yayımladıkları araştırmada yağmur suyunun bu soruna çözüm getirdiğini duyurdu. Laboratuvar deneylerinde, RNA ve diğer kimyasalların arıtılmış suyla birleştiğinde RNA damlacıklarının birkaç gün boyunca sabit kaldığı gözlemlendi.</p><p>Önceki çalışmalarda, bu damlacıklar birkaç dakika içinde birleşiyordu. Yağmur altında yapılan deneylerde ise suyun, protohücrelerin etrafında koruyucu bir kalkan oluşturduğu ve bu kalkanın genetik değişim ve evrimi mümkün kıldığı kaydedildi.  Dr. Agrawal, "Bu damlacıkların etrafında bir ağ oluştuğunu düşünebilirsiniz," diyor. Araştırmacılar, birkaç günlük sürenin, ilk hücrelerin mutasyon ve evrim geçirmesi için yeterli olduğunu belirtiyor.  Matthew Tirrell, araştırmanın bulgularını "Bu özgün ve yenilikçi bir gözlem" şeklinde değerlendiriyor. Bilim insanları, yaklaşık 3,8 milyar yıl önce Dünya'nın daha asidik yağmurlara sahip olduğunu tahmin ederek asidik suyla yaptıkları testlerde aynı sonuca ulaştı.  Dr. Agrawal, "Kullandığımız moleküller, sadece birer modeldir ve fizik kuralları aynı kalacaktır," diyerek ekliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuzey Işıkları&amp;apos;nın ardındaki gerçek: Doğa harikası mı tehlike mi?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kuzey-isiklarinin-ardindaki-gercek-doga-harikasi-mi-tehlike-mi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kuzey-isiklarinin-ardindaki-gercek-doga-harikasi-mi-tehlike-mi</guid>
<description><![CDATA[ Aurora Borealis yani Kuzey Işıkları, binlerce yıldır insanlığı hayrete düşüren, gece gökyüzünde parlayan ışıkların muhteşem bir gösterisidir. Kuzey Işıkları, dünyanın dört bir yanında görülürken, 2024 yılında son yıllara kıyasla daha fazla ülkede gözlemlendi. Peki Kuzey Işıkları nasıl oluşuyor? Ve onları nasıl görebilirsiniz?Kuzey Işıkları -veya Aurora Borealis- gece gökyüzünde parlak, dönen ışık perdeleri olarak görünür ve renkleri yeşilden pembeye ve kızıla kadar değişir.
Güney Işıkları (Aurora Australis) Güney Kutbu&#039;na yakın enlemlerde görülür.
Bir auroranın en alçak noktası genellikle Dünya yüzeyinden 80 kilometre yukarıdadır. En yüksek noktası ise Dünya yüzeyinden 800 kilometre yukarıda olabilir.Kuzey ve Güney Işıkları, Güneş&#039;ten gelen yüklü parçacıkların Dünya atmosferindeki gazlara çarpmasıyla oluşur.
En etkileyici auroralar, Güneş&#039;in &quot;koronal kütle atımları&quot; adı verilen çok büyük parçacık bulutları yaymasıyla meydana gelir.
Greenwich&#039;teki Kraliyet Gözlemevi&#039;nden Doktor Affelia Wibisono, &quot;Bunu Güneş&#039;in büyük bir hapşırığı olarak hayal edin. Bir milyon tona kadar yüklü parçacık içerebilir&quot; diye konuştu.Kuzey Işıkları 2024 yılında dünya üzerinde çok fazla ülkede görüldü.
Birmingham Üniversitesi&#039;nde uzay ortamı profesörü olan Sean Elvidge&#039;e göre, bu durum 2003&#039;ten bu yana meydana gelen en büyük jeomanyetik fırtınadan kaynaklanıyor.
2024 fırtınası o kadar güçlüydü ki, gece gökyüzünü aydınlatmanın yanı sıra, dünyanın dört bir yanındaki uyduları ve elektrik şebekelerini de etkiledi.Farklı gazlar enerjilendirildiğinde farklı renkler üretir.
Dünya atmosferinde en yaygın bulunan iki gaz azot ve oksijendir. Oksijen atomları yeşil renkte parlar - Kuzey Işıkları&#039;nda en sık görülen renk.
Azot atomları mor, mavi ve pembe renkler yayar. Bu renkler daha az görülür çünkü nitrojen atomlarının enerjilendirilmesi oksijen atomlarından daha zordur.
Sadece gerçekten büyük bir güneş parçacığı püskürmesi bu tür bir görüntü üretir.Kuzey Işıkları, İskandinavya, Grönland, Alaska, Kanada ve Rusya gibi Kuzey Kutbu&#039;na yakın bölgelerde en sık görülüyor.Ekinoks dönemlerinde (Mart-Nisan ve Eylül-Ekim) daha fazla Kuzey Işıkları gösterisi oluyor çünkü bu dönemlerde daha fazla manyetik fırtına oluyor.
Güney Işıkları, Kuzey Işıkları kadar sık ​​görülür ve genellikle Antarktika&#039;nın her yerinde görülür.
Ancak Güney Kutbu&#039;na yakın enlemlerde nispeten az sayıda insan yaşadığı için Kuzey Işıkları kadar iyi bilinmemektedir.Kuzey Işıkları&#039;nın bilimsel adı olan Aurora Borealis, adını Roma şafak tanrıçası Aurora ve Yunan kuzey rüzgarı tanrısı Boreas&#039;tan almaktadır.
Güney Işıkları&#039;nın bilimsel adı, Yunan güney rüzgarı tanrısı Auster&#039;den esinlenerek Aurora Australis&#039;tir.Kuzey Işıkları en iyi geceleri ve gökyüzünün açık olduğu zamanlarda görülebilir.
Uzay havasını tahmin etmek için yapay zekayı kullanan Northumbria Üniversitesi araştırmacılarından Andy Smith&#039;e göre, &quot;En parlak auroralar genellikle yerel saatle 23:00 ile gece yarısı arasında görülür.&quot;
Bunların çıplak gözle bakıldığında fotoğraf ve videoda olduğu kadar parlak görünmeyeceğini unutmayın.
Profesyonel fotoğrafçılar genellikle kameralarını daha fazla ışık alacak ve gösterileri daha muhteşem gösterecek şekilde ayarlarlar.Kuzey Işıkları, Dünya&#039;nın kuzey kutbunun etrafında aurora bölgesi adı verilen oval bir alanda oluşur.
Aurora kuşağındaki alanlar arasında Norveç&#039;in kuzeyi, İsveç, Finlandiya, İzlanda, Grönland ve Kanada, ABD&#039;nin Alaska eyaletinin kuzeyi ve Rusya&#039;nın kuzey Sibirya&#039;sı yer alıyor.
En güvenilir yerler İskandinavya, İzlanda ve Kanada gibi yerler olarak görülüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yhhq5n8jdUmXFhxUVEfyuQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kuzey, Işıklarının, ardındaki, gerçek:, Doğa, harikası, mı, tehlike, mi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yhhq5n8jdUmXFhxUVEfyuQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kuzey Işıkları'nın ardındaki gerçek: Doğa harikası mı tehlike mi?"><p>Aurora Borealis yani Kuzey Işıkları, binlerce yıldır insanlığı hayrete düşüren, gece gökyüzünde parlayan ışıkların muhteşem bir gösterisidir. Kuzey Işıkları, dünyanın dört bir yanında görülürken, 2024 yılında son yıllara kıyasla daha fazla ülkede gözlemlendi. Peki Kuzey Işıkları nasıl oluşuyor? Ve onları nasıl görebilirsiniz?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7Ijed6_RcUqhKgOwsaNn6A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları -veya Aurora Borealis- gece gökyüzünde parlak, dönen ışık perdeleri olarak görünür ve renkleri yeşilden pembeye ve kızıla kadar değişir.
Güney Işıkları (Aurora Australis) Güney Kutbu'na yakın enlemlerde görülür.
Bir auroranın en alçak noktası genellikle Dünya yüzeyinden 80 kilometre yukarıdadır. En yüksek noktası ise Dünya yüzeyinden 800 kilometre yukarıda olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lAnXY4-HfkCnYWq_sAu81A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey ve Güney Işıkları, Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların Dünya atmosferindeki gazlara çarpmasıyla oluşur.
En etkileyici auroralar, Güneş'in "koronal kütle atımları" adı verilen çok büyük parçacık bulutları yaymasıyla meydana gelir.
Greenwich'teki Kraliyet Gözlemevi'nden Doktor Affelia Wibisono, "Bunu Güneş'in büyük bir hapşırığı olarak hayal edin. Bir milyon tona kadar yüklü parçacık içerebilir" diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FjooNa-WtEOcDIbHOF6raA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları 2024 yılında dünya üzerinde çok fazla ülkede görüldü.
Birmingham Üniversitesi'nde uzay ortamı profesörü olan Sean Elvidge'e göre, bu durum 2003'ten bu yana meydana gelen en büyük jeomanyetik fırtınadan kaynaklanıyor.
2024 fırtınası o kadar güçlüydü ki, gece gökyüzünü aydınlatmanın yanı sıra, dünyanın dört bir yanındaki uyduları ve elektrik şebekelerini de etkiledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aJ3eyTjuzkKZuayyqBOt7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Farklı gazlar enerjilendirildiğinde farklı renkler üretir.
Dünya atmosferinde en yaygın bulunan iki gaz azot ve oksijendir. Oksijen atomları yeşil renkte parlar - Kuzey Işıkları'nda en sık görülen renk.
Azot atomları mor, mavi ve pembe renkler yayar. Bu renkler daha az görülür çünkü nitrojen atomlarının enerjilendirilmesi oksijen atomlarından daha zordur.
Sadece gerçekten büyük bir güneş parçacığı püskürmesi bu tür bir görüntü üretir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fVpyXjfl_06Iknnx-dne1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları, İskandinavya, Grönland, Alaska, Kanada ve Rusya gibi Kuzey Kutbu'na yakın bölgelerde en sık görülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vij8q04Pl02mtcsVFiwOrA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekinoks dönemlerinde (Mart-Nisan ve Eylül-Ekim) daha fazla Kuzey Işıkları gösterisi oluyor çünkü bu dönemlerde daha fazla manyetik fırtına oluyor.
Güney Işıkları, Kuzey Işıkları kadar sık ​​görülür ve genellikle Antarktika'nın her yerinde görülür.
Ancak Güney Kutbu'na yakın enlemlerde nispeten az sayıda insan yaşadığı için Kuzey Işıkları kadar iyi bilinmemektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_118W2w7E0e4LdRVBoY3iA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları'nın bilimsel adı olan Aurora Borealis, adını Roma şafak tanrıçası Aurora ve Yunan kuzey rüzgarı tanrısı Boreas'tan almaktadır.
Güney Işıkları'nın bilimsel adı, Yunan güney rüzgarı tanrısı Auster'den esinlenerek Aurora Australis'tir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wTSqUEy5uUSyY2vnkU5g2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları en iyi geceleri ve gökyüzünün açık olduğu zamanlarda görülebilir.
Uzay havasını tahmin etmek için yapay zekayı kullanan Northumbria Üniversitesi araştırmacılarından Andy Smith'e göre, "En parlak auroralar genellikle yerel saatle 23:00 ile gece yarısı arasında görülür."
Bunların çıplak gözle bakıldığında fotoğraf ve videoda olduğu kadar parlak görünmeyeceğini unutmayın.
Profesyonel fotoğrafçılar genellikle kameralarını daha fazla ışık alacak ve gösterileri daha muhteşem gösterecek şekilde ayarlarlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7xxyqtXk5UKFqtmIFAq9MQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları, Dünya'nın kuzey kutbunun etrafında aurora bölgesi adı verilen oval bir alanda oluşur.
Aurora kuşağındaki alanlar arasında Norveç'in kuzeyi, İsveç, Finlandiya, İzlanda, Grönland ve Kanada, ABD'nin Alaska eyaletinin kuzeyi ve Rusya'nın kuzey Sibirya'sı yer alıyor.
En güvenilir yerler İskandinavya, İzlanda ve Kanada gibi yerler olarak görülüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar açıkladı: Stres saçları beyazlatır mı?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/uzmanlar-acikladi-stres-saclari-beyazlatir-mi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/uzmanlar-acikladi-stres-saclari-beyazlatir-mi</guid>
<description><![CDATA[ Beyazlayan saçlar, yaşlılığın ilk sinyalleri olarak kabul edilse de bazen genç yaşlarda da beyaz saç telleriyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Peki, saçlarınızın erken beyazlamasının sebebi stres olabilir mi? Bu konuda bugüne kadar birçok araştırma yapıldı; son çalışmalar ise buna net bir yanıt veriyor.Beyazlayan saçlar genellikle yaşlılığın ilk işareti olarak kabul edilse de, genç yaşlarda da beyaz saç telleri görmek mümkün olabilir. Bu erken beyazlamanın bir nedeni stres olabilir.SAÇLARIN BEYAZLAMASI VE YAŞLANMA Saçların beyazlaması genellikle yaşlanma sürecinin bir parçasıdır. Saçların rengi, saç köklerinde bulunan melanin adı verilen pigmentler tarafından belirlenir. Melanin üretimi yaşla birlikte azalabilir, bu da saçların renginin grileşmesine veya beyazlamasına neden olabilir.Stres, vücudun kimyasal ve biyolojik süreçlerini etkileyebilir ve bu da saç rengini değiştirebilir. Stres, saç köklerindeki melanin üretimini etkileyebilir, bu da saçların beyazlamasına yol açabilir.Daha önceki araştırmalarda, araştırmacılar katılımcılardan saç renkleri ve stres seviyeleri hakkında anket doldurmalarını istemiş ve daha sonra bunlar arasında bağlantı olup olmadığını görmek istemişlerdi.Örneğin, 2016 yılında yayınlanan bir çalışmada , bilim insanları bin100&#039;den fazla Türk gencini kapsayan bir anket yapmış ve erken yaşta saçlarının beyazladığını bildiren 315 kişinin stres seviyelerinin, saçlarının beyazlamadığını bildirenlere göre daha yüksek olduğunu keşfetmişlerdir.2020&#039;de yayınlanan bir fare çalışması araştırmayı bir adım öteye taşıdı. Araştırmacılar bu çalışmada farelere çeşitli şekillerde stres uyguladılar, bunlara &quot;savaş ya da kaç&quot; tepkisi uyandıran acı biber benzeri bir kimyasal enjekte etmek de dahildi. Bu, farelerin stres hormonu norepinefrin salgılamasına neden oldu, bu da fare kürküne pigment eklemekle ilgili kök hücrelerin saç köklerini tüketti. Daha sonra farelerin tüyleri griye döndü.Harvard Üniversitesi&#039;nde kök hücre ve rejeneratif biyoloji profesörü ve bu araştırmanın yazarlarından Ya-Chieh Hsu, araştırmacıların laboratuvarda yüksek seviyede norepinefrinin insan kök hücreleri üzerinde de benzer etkiler gösterdiğini ve bunun stres hormonunun insanlarda saç beyazlaması ile bağlantılı olduğu fikrini desteklediğini söyledi.Ancak Dr. Hsu, bu konuda insanlar üzerinde araştırma yapmanın zor olduğunu, çünkü araştırmacıların hayvanlarda veya hücrelerde yapabildikleri gibi insanlarda yapay olarak yüksek stres tepkileri oluşturamayacağını söyledi.2021&#039;de yayınlanan küçük bir insan çalışması, anlatıyı ilerletti. Araştırmacılar, en azından biraz beyazlamış 14 gönüllüden çeşitli saç telleri kopardılar. Saç tellerinin çoğu tamamen griydi, bazıları kısmen griydi ve bazıları hiç grileşmemişti.
Bilim insanları daha sonra saç tellerinin yüksek çözünürlüklü dijital görüntülerini oluşturdular ve saçın ne kadar hızlı uzadığına dair tahminleri kullanarak her bir saç telinin ne zaman grileştiğini hesapladılar. Katılımcılardan geçtiğimiz yıl yaşadıkları stresli deneyimleri bir zaman çizelgesinde işaretlemeleri ve sıralamalarını istediler. Araştırmacılar, bir saç telinin griye döndüğü zamanın sıklıkla gönüllünün bir önceki yıldaki en stresli anına karşılık geldiğini buldular.Dr. Mirmirani, bu tür ön araştırmaların saç beyazlamasına neden olan stresle ilgili değişiklikleri belirlemeye devam etmesi halinde, bir gün saçları yeniden renklendirebilecek tedavilere yol açabileceğini söyledi.Chicago Üniversitesi&#039;nde dermatoloji doçenti olan Dr. Victoria Barbosa ise, çoğu insan için saç beyazlamasının ana nedeninin genetik olduğunu belirtti. Genç yaşta saçları beyazlayan bir ebeveyniniz varsa, sizin de beyazlama olasılığınız yüksek olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zOHiePclxkW5qT_KL_s-LQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, açıkladı:, Stres, saçları, beyazlatır, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zOHiePclxkW5qT_KL_s-LQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanlar açıkladı: Stres saçları beyazlatır mı?"><p>Beyazlayan saçlar, yaşlılığın ilk sinyalleri olarak kabul edilse de bazen genç yaşlarda da beyaz saç telleriyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Peki, saçlarınızın erken beyazlamasının sebebi stres olabilir mi? Bu konuda bugüne kadar birçok araştırma yapıldı; son çalışmalar ise buna net bir yanıt veriyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4dMmzJCyFEOzjn9q7_xJbg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beyazlayan saçlar genellikle yaşlılığın ilk işareti olarak kabul edilse de, genç yaşlarda da beyaz saç telleri görmek mümkün olabilir. Bu erken beyazlamanın bir nedeni stres olabilir.SAÇLARIN BEYAZLAMASI VE YAŞLANMA Saçların beyazlaması genellikle yaşlanma sürecinin bir parçasıdır. Saçların rengi, saç köklerinde bulunan melanin adı verilen pigmentler tarafından belirlenir. Melanin üretimi yaşla birlikte azalabilir, bu da saçların renginin grileşmesine veya beyazlamasına neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4APzDldTC0CZUig1HryJIA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Stres, vücudun kimyasal ve biyolojik süreçlerini etkileyebilir ve bu da saç rengini değiştirebilir. Stres, saç köklerindeki melanin üretimini etkileyebilir, bu da saçların beyazlamasına yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RF83MpT_eUmN8bhNPR9WLg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha önceki araştırmalarda, araştırmacılar katılımcılardan saç renkleri ve stres seviyeleri hakkında anket doldurmalarını istemiş ve daha sonra bunlar arasında bağlantı olup olmadığını görmek istemişlerdi.Örneğin, 2016 yılında yayınlanan bir çalışmada , bilim insanları bin100'den fazla Türk gencini kapsayan bir anket yapmış ve erken yaşta saçlarının beyazladığını bildiren 315 kişinin stres seviyelerinin, saçlarının beyazlamadığını bildirenlere göre daha yüksek olduğunu keşfetmişlerdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I7YzA_y5XUqntp6F7D4iug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2020'de yayınlanan bir fare çalışması araştırmayı bir adım öteye taşıdı. Araştırmacılar bu çalışmada farelere çeşitli şekillerde stres uyguladılar, bunlara "savaş ya da kaç" tepkisi uyandıran acı biber benzeri bir kimyasal enjekte etmek de dahildi. Bu, farelerin stres hormonu norepinefrin salgılamasına neden oldu, bu da fare kürküne pigment eklemekle ilgili kök hücrelerin saç köklerini tüketti. Daha sonra farelerin tüyleri griye döndü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G1xpvrQO2kKzLAKyD7dfsA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Harvard Üniversitesi'nde kök hücre ve rejeneratif biyoloji profesörü ve bu araştırmanın yazarlarından Ya-Chieh Hsu, araştırmacıların laboratuvarda yüksek seviyede norepinefrinin insan kök hücreleri üzerinde de benzer etkiler gösterdiğini ve bunun stres hormonunun insanlarda saç beyazlaması ile bağlantılı olduğu fikrini desteklediğini söyledi.Ancak Dr. Hsu, bu konuda insanlar üzerinde araştırma yapmanın zor olduğunu, çünkü araştırmacıların hayvanlarda veya hücrelerde yapabildikleri gibi insanlarda yapay olarak yüksek stres tepkileri oluşturamayacağını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8nyDoYpt8kewnyfWi5h2-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2021'de yayınlanan küçük bir insan çalışması, anlatıyı ilerletti. Araştırmacılar, en azından biraz beyazlamış 14 gönüllüden çeşitli saç telleri kopardılar. Saç tellerinin çoğu tamamen griydi, bazıları kısmen griydi ve bazıları hiç grileşmemişti.
Bilim insanları daha sonra saç tellerinin yüksek çözünürlüklü dijital görüntülerini oluşturdular ve saçın ne kadar hızlı uzadığına dair tahminleri kullanarak her bir saç telinin ne zaman grileştiğini hesapladılar. Katılımcılardan geçtiğimiz yıl yaşadıkları stresli deneyimleri bir zaman çizelgesinde işaretlemeleri ve sıralamalarını istediler. Araştırmacılar, bir saç telinin griye döndüğü zamanın sıklıkla gönüllünün bir önceki yıldaki en stresli anına karşılık geldiğini buldular.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bL74wICxu0ml6nU59Na-Tg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Mirmirani, bu tür ön araştırmaların saç beyazlamasına neden olan stresle ilgili değişiklikleri belirlemeye devam etmesi halinde, bir gün saçları yeniden renklendirebilecek tedavilere yol açabileceğini söyledi.Chicago Üniversitesi'nde dermatoloji doçenti olan Dr. Victoria Barbosa ise, çoğu insan için saç beyazlamasının ana nedeninin genetik olduğunu belirtti. Genç yaşta saçları beyazlayan bir ebeveyniniz varsa, sizin de beyazlama olasılığınız yüksek olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en büyük ikinci elması bulundu: Değeri 1 milyar lira</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-en-buyuk-ikinci-elmasi-bulundu-degeri-1-milyar-lira</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-en-buyuk-ikinci-elmasi-bulundu-degeri-1-milyar-lira</guid>
<description><![CDATA[ Botsvana&#039;da dünyanın en büyük ikinci elması bulundu. 2 bin 492 karatlık devasa elmas Karowe Elmas Madeni&#039;nde x-ray algılama teknolojisi kullanılarak keşfedildi. Taş, karat bakımından 1905 yılında Güney Afrika&#039;da keşfedilen 3 bin 16 karatlık Cullinan Elması&#039;ndan sonra ikinci sırada yer alıyor. İngiliz Financial Times gazetesi uzmanlara dayanarak taşa 40 milyon dolar (yaklaşık 1 milyar 36 milyon TL) fiyat biçti.Kanadalı madencilik şirketi Lucara Diamond, Botsvana&#039;da dünyanın en büyük ikinci elması olan 2 bin 492 karatlık devasa bir elmas keşfedildiğini duyurdu.İngiliz Financial Times gazetesi uzmanlara dayanarak taşa 40 milyon dolar (yaklaşık 1 milyar 36 milyon TL) fiyat biçti.  Şirket tarafından yapılan açıklamada, elmasın Botsvana&#039;nın kuzeydoğusundaki Karowe Elmas Madeni&#039;nde x-ray algılama teknolojisi kullanılarak keşfedildiği belirtildi.EN BÜYÜK ELMAS 3 BİN KARAT  Lucara, buluntu için bir değer vermedi veya kalitesinden bahsetmedi. Ancak taş, karat bakımından 1905 yılında Güney Afrika&#039;da keşfedilen 3 bin 16 karatlık Cullinan Elması&#039;ndan sonra ikinci sırada yer alıyor.  Lucara Başkanı William Lamb yaptığı açıklamada, “2 bin 492 karatlık bu olağanüstü elması bulduğumuz için çok mutluyuz” dedi.  Şirket tarafından yayınlanan resimler elmasın bir avuç içi kadar büyük olduğunu gösteriyor.EN BÜYÜK KABA ELMASLARDAN BİRİ  Açıklamada, bu buluntunun “şimdiye kadar ortaya çıkarılan en büyük kaba elmaslardan biri” olduğu belirtildi.  Perşembe günü açıklanan bulgudan önce Botsvana&#039;da keşfedilen en büyük elmas, 2019 yılında Lucara tarafından Karowe madeninde çıkarılan ve Sewelo adı verilen 1 bin 758 karatlık bir taştı.  Lucara 2021 yılında Botsvana&#039;da aynı x-ray teknolojisini kullanarak 1 bin 174 karatlık bir elmas taşı bulmuştu.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QCt6ynChqUm9oACBqdieSA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, büyük, ikinci, elması, bulundu:, Değeri, milyar, lira</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QCt6ynChqUm9oACBqdieSA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en büyük ikinci elması bulundu: Değeri 1 milyar lira"><p>Botsvana'da dünyanın en büyük ikinci elması bulundu. 2 bin 492 karatlık devasa elmas Karowe Elmas Madeni'nde x-ray algılama teknolojisi kullanılarak keşfedildi. Taş, karat bakımından 1905 yılında Güney Afrika'da keşfedilen 3 bin 16 karatlık Cullinan Elması'ndan sonra ikinci sırada yer alıyor. İngiliz Financial Times gazetesi uzmanlara dayanarak taşa 40 milyon dolar (yaklaşık 1 milyar 36 milyon TL) fiyat biçti.</p><p>Kanadalı madencilik şirketi Lucara Diamond, Botsvana'da dünyanın en büyük ikinci elması olan 2 bin 492 karatlık devasa bir elmas keşfedildiğini duyurdu.</p><p>İngiliz Financial Times gazetesi uzmanlara dayanarak taşa 40 milyon dolar (yaklaşık 1 milyar 36 milyon TL) fiyat biçti.  Şirket tarafından yapılan açıklamada, elmasın Botsvana'nın kuzeydoğusundaki Karowe Elmas Madeni'nde x-ray algılama teknolojisi kullanılarak keşfedildiği belirtildi.</p><p><strong>EN BÜYÜK ELMAS 3 BİN KARAT</strong>  Lucara, buluntu için bir değer vermedi veya kalitesinden bahsetmedi. Ancak taş, karat bakımından 1905 yılında Güney Afrika'da keşfedilen 3 bin 16 karatlık Cullinan Elması'ndan sonra ikinci sırada yer alıyor.  Lucara Başkanı William Lamb yaptığı açıklamada, “2 bin 492 karatlık bu olağanüstü elması bulduğumuz için çok mutluyuz” dedi.  Şirket tarafından yayınlanan resimler elmasın bir avuç içi kadar büyük olduğunu gösteriyor.</p><p><strong>EN BÜYÜK KABA ELMASLARDAN BİRİ</strong>  Açıklamada, bu buluntunun “şimdiye kadar ortaya çıkarılan en büyük kaba elmaslardan biri” olduğu belirtildi.  Perşembe günü açıklanan bulgudan önce Botsvana'da keşfedilen en büyük elmas, 2019 yılında Lucara tarafından Karowe madeninde çıkarılan ve Sewelo adı verilen 1 bin 758 karatlık bir taştı.  Lucara 2021 yılında Botsvana'da aynı x-ray teknolojisini kullanarak 1 bin 174 karatlık bir elmas taşı bulmuştu. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>17. yüzyıldan kalma mumyalarda ilginç keşif: Beyinlerinde kokain bulundu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/17-yuzyildan-kalma-mumyalarda-ilginc-kesif-beyinlerinde-kokain-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/17-yuzyildan-kalma-mumyalarda-ilginc-kesif-beyinlerinde-kokain-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ İtalya&#039;da 17. yüzyıldan kalma bir mezarda gömülü iki kişinin beyin dokularında bulunan kokain izlerine rastlandı. Koka bitkisinin Avrupa&#039;daki kullanımının düşündüğünden çok daha eskiye dayandığını gösteren bu bulgu, kokainin Avrupa&#039;da 19. yüzyıldan önce nasıl ve ne zaman yayıldığını anlamak için yeni bir ışık tutuyor.Araştırmacılar, İtalya&#039;da 17. yüzyıldan kalma bir mezarda gömülü iki kişiden alınan mumyalanmış beyin dokularında kokain izlerine rastladı.  Koka bitkisinden elde edilen kokainin Avrupa&#039;da yaygın olarak bulunmasının 19. yüzyılda, bitkiden kimyasal işlem kullanılarak elde edilmesiyle başladığı düşünülüyordu.AVRUPA&#039;DA 200 YIL ÖNCE BAŞLAŞMIŞ OLABİLİR   Ancak bu yeni keşif, koka bitkisinin ve kokain uyuşturucusunun Avrupa&#039;daki kullanımına yeni bir ışık tutuyor. Uyuşturucunun nasıl kullanıldığının, nasıl elde edildiğinin ve Avrupa&#039;da ve dünya genelinde ne kadar popüler olduğunun araştırılmasına yönelik yeni yollar açabilir.  Yeni arkeotoksikoloji, Avrupa kıtasında kokain kullanımını neredeyse iki yüzyıl geriye götürüyor.Journal of Archaeological Science dergisinde yayınlanan makaleye göre bu, koka bitkisinin (bilimsel adı Erythroxylum spp.) 1600&#039;lü yıllarda Avrupa&#039;da bulunduğuna dair ilk kanıt. Beyin dokuları, Milano şehrinde bulunan bir hastanenin (Ospedale Maggiore) ölen hastaları olan iki kişinin mumyalanmış kalıntılarından alındı. Hastanenin toplumun dışlanmış kesimlerinden gelen insanlara hizmet verdiği biliniyor.  Kayıtlara göre, hastanenin bitişiğindeki bir kilisede Ca&#039; Granda mahzeni olarak adlandırılan ve 17. yüzyıl boyunca hastanede vefat eden hastaların gömüldüğü bir yer vardı.  Tahminlere göre mahzende, hayatını kaybeden ve buraya gömülen 10 binden fazla kişiye ait yaklaşık 2.9 milyon kemik bulunmaktadır.  Bu kalıntılardan, o dönemde yaşayan insanların toksikolojik alışkanlıklarını bulmak için bir çalışma yapıldı.KOKA BİTKİSİ BİLEŞENLERİNE RASTLANDI  İki bireyin kalıntılarından alınan beyin dokularında koka bitkisinin aktif bileşenlerine rastlanmıştır, bu da bu bileşenlerin bireyler tarafından hayattayken alındığına işaret etmektedir.  Hastanenin tedavi amacıyla bu bitkiyi kullandığına dair bir kanıt olmadığı için hastaların, ilaç veya keyif amacıyla kendi başlarına kokain tüketmiş olması muhtemel görünüyor. Araştırmacılar makalede &quot;Korunmuş insan beyinleri üzerinde yapılan toksikolojik analizler, Erythroxylum cinsi bitkisinin 19. yüzyıldan önce Avrupa&#039;da kullanıldığına dair ilk kanıtları ortaya koyarak, bitkinin varlığına dair anlayışımızı neredeyse iki yüzyıl geriye götürdü&quot; ifadelerine yer verdi. Yeni araştırma, kokainin sanılandan çok daha önce Avrupa&#039;da yaygınlaştığı ihtimalini öne çıkarsa da durum aslında böyle olmayabilir.  İncelenen cesetlerin yaşadığı dönemde İspanya&#039;nın kontrolündeki Milano, özellikle Amerika&#039;dan egzotik bitkiler ihraç ediyordu. Bu nedenle kokain tüketimi İspanya&#039;da, kıtanın geri kalanından önce yaygınlaşmış olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kq-ZcZmrlkG_dZedJn6jXA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>17., yüzyıldan, kalma, mumyalarda, ilginç, keşif:, Beyinlerinde, kokain, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kq-ZcZmrlkG_dZedJn6jXA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="17. yüzyıldan kalma mumyalarda ilginç keşif: Beyinlerinde kokain bulundu"><p>İtalya'da 17. yüzyıldan kalma bir mezarda gömülü iki kişinin beyin dokularında bulunan kokain izlerine rastlandı. Koka bitkisinin Avrupa'daki kullanımının düşündüğünden çok daha eskiye dayandığını gösteren bu bulgu, kokainin Avrupa'da 19. yüzyıldan önce nasıl ve ne zaman yayıldığını anlamak için yeni bir ışık tutuyor.</p><p>Araştırmacılar, İtalya'da 17. yüzyıldan kalma bir mezarda gömülü iki kişiden alınan mumyalanmış beyin dokularında kokain izlerine rastladı.  Koka bitkisinden elde edilen kokainin Avrupa'da yaygın olarak bulunmasının 19. yüzyılda, bitkiden kimyasal işlem kullanılarak elde edilmesiyle başladığı düşünülüyordu.</p><p><strong>AVRUPA'DA 200 YIL ÖNCE BAŞLAŞMIŞ OLABİLİR </strong>  Ancak bu yeni keşif, koka bitkisinin ve kokain uyuşturucusunun Avrupa'daki kullanımına yeni bir ışık tutuyor. Uyuşturucunun nasıl kullanıldığının, nasıl elde edildiğinin ve Avrupa'da ve dünya genelinde ne kadar popüler olduğunun araştırılmasına yönelik yeni yollar açabilir.  Yeni arkeotoksikoloji, Avrupa kıtasında kokain kullanımını neredeyse iki yüzyıl geriye götürüyor.</p><p>Journal of Archaeological Science dergisinde yayınlanan makaleye göre bu, koka bitkisinin (bilimsel adı Erythroxylum spp.) 1600'lü yıllarda Avrupa'da bulunduğuna dair ilk kanıt. </p><p>Beyin dokuları, Milano şehrinde bulunan bir hastanenin (Ospedale Maggiore) ölen hastaları olan iki kişinin mumyalanmış kalıntılarından alındı. Hastanenin toplumun dışlanmış kesimlerinden gelen insanlara hizmet verdiği biliniyor.  Kayıtlara göre, hastanenin bitişiğindeki bir kilisede Ca' Granda mahzeni olarak adlandırılan ve 17. yüzyıl boyunca hastanede vefat eden hastaların gömüldüğü bir yer vardı.  Tahminlere göre mahzende, hayatını kaybeden ve buraya gömülen 10 binden fazla kişiye ait yaklaşık 2.9 milyon kemik bulunmaktadır.  Bu kalıntılardan, o dönemde yaşayan insanların toksikolojik alışkanlıklarını bulmak için bir çalışma yapıldı.</p><p><strong>KOKA BİTKİSİ BİLEŞENLERİNE RASTLANDI</strong>  İki bireyin kalıntılarından alınan beyin dokularında koka bitkisinin aktif bileşenlerine rastlanmıştır, bu da bu bileşenlerin bireyler tarafından hayattayken alındığına işaret etmektedir.  Hastanenin tedavi amacıyla bu bitkiyi kullandığına dair bir kanıt olmadığı için hastaların, ilaç veya keyif amacıyla kendi başlarına kokain tüketmiş olması muhtemel görünüyor. </p><p>Araştırmacılar makalede "Korunmuş insan beyinleri üzerinde yapılan toksikolojik analizler, Erythroxylum cinsi bitkisinin 19. yüzyıldan önce Avrupa'da kullanıldığına dair ilk kanıtları ortaya koyarak, bitkinin varlığına dair anlayışımızı neredeyse iki yüzyıl geriye götürdü" ifadelerine yer verdi. </p><p>Yeni araştırma, kokainin sanılandan çok daha önce Avrupa'da yaygınlaştığı ihtimalini öne çıkarsa da durum aslında böyle olmayabilir.  İncelenen cesetlerin yaşadığı dönemde İspanya'nın kontrolündeki Milano, özellikle Amerika'dan egzotik bitkiler ihraç ediyordu. Bu nedenle kokain tüketimi İspanya'da, kıtanın geri kalanından önce yaygınlaşmış olabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, EXCITE teleskobunu fırlatmaya hazırlanıyor: Sürekli gözlem yapacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-excite-teleskobunu-firlatmaya-hazirlaniyor-surekli-goezlem-yapacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-excite-teleskobunu-firlatmaya-hazirlaniyor-surekli-goezlem-yapacak</guid>
<description><![CDATA[ NASA, EXCITE teleskobunu Antarktika&#039;dan fırlatarak, uzayın sınırındaki ötegezegenlerin atmosferlerini incelemeyi hedefliyor. Helyum dolu bir balonla Dünya atmosferinin yüzde 99,5&#039;inin üzerine çıkarılacak teleskop, sürekli gözlemler yapacak. Bu görev, James Webb Uzay Teleskobu gibi pahalı gözlemevlerine alternatif olarak, güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin atmosferik yapısını ve dinamiklerini daha iyi anlamak için önemli veriler sunacak.NASA&#039;daki bilim insanları EXCITE Misyonu&#039;nun uzayın sınırından uzak ötegezegenlerin atmosferlerini incelemek üzere Antarktika&#039;dan fırlatılmaya hazırlandığını açıkladı.
Teleskobu Dünya atmosferinin yüzde 99,5&#039;inin üzerine çıkaracak olan helyum dolu bir balonun üzerinde yer alan EXCITE&#039;ın ilk olarak bu sonbaharda bir dizi test uçuşu gerçekleştirmesi ve ardından belirlenen görevi için Antarktika&#039;dan fırlatılması planlanıyor.Uzay ajansından yapılan açıklamaya göre EXCITE, Dünya&#039;nın Güney Kutbu&#039;nun üzerinde kalacak şekilde tasarlandı, böylece uzak Jüpiter benzeri dış gezegenlerin sürekli gözlemlerini gerçekleştirebilecek.
James Webb Uzay Teleskobu (JWST) gibi mevcut uzay tabanlı gözlemevlerini kullanarak bu tür gözlemler yapmanın maliyetli olduğu, bu nedenle EXCITE görevinin güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin atmosferik bileşimini ve dinamiklerini daha iyi anlamayı ve karakterize etmeyi uman bilim insanlarına özellikle değerli veriler sunabileceği tahmin ediliyor.
NASA&#039;nın Greenbelt, Maryland&#039;deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi&#039;nde görevin baş araştırmacısı olan Peter Nagler, &quot;EXCITE, dünya yıldızının yörüngesinde döndüğü süre boyunca veri toplayarak bize bir gezegenin atmosferinin ve sıcaklığının üç boyutlu bir resmini verebilir. Bu tür ölçümlerden daha önce sadece birkaçı yapıldı. Bir gezegeni birkaç gün boyunca izleyebilecek konumda çok kararlı bir teleskop gerektiriyorlar.&quot; diye konuştu.Uzay teleskopları, Dünya atmosferinin yer tabanlı gözlemevlerine getirdiği sınırlamalar nedeniyle önemli avantajlar sunuyor.
Ne yazık ki James Webb Uzay Teleskobu, Hubble Uzay Teleskobu ve Spitzer Uzay Teleskobu gibi karmaşık gözlemevlerini tasarlamak, inşa etmek ve fırlatmak zaman alıcı ve maliyetlidir.
NASA, EXCITE ile diğer uzay gözlemevlerinde kullanılanlara benzer bir kızılötesi teleskobu 132.000 ft yüksekliğe uçurarak maliyetleri düşürebileceğini ve veri toplama verimliliğini arttırabileceğini söylüyor.
EXCITE ekibi üyesi ve Maryland Üniversitesi, Baltimore County ve NASA Goddard&#039;da araştırmacı bilim insanı olan Kyle Helson, &quot;Kutupta, inceleyeceğimiz yıldızlar batmıyor, bu nedenle gözlemlerimiz kesintiye uğramayacak&quot; dedi.EXCITE&#039;ın ilk görevi, Antarktika&#039;daki Columbia Bilimsel Balon Tesisi&#039;nden havalandıktan sonra onu yaklaşık iki hafta havada tutacak.
EXCITE, bu süre zarfında sıcak Jüpiterler olarak bilinen bir gezegen sınıfını gözlemleyecek.
EXCITE ekibi, bir görev başarısızlığı yaşanmaması halinde, araçlarının dış gezegen atmosferlerine ilişkin mevcut verileri önemli ölçüde artırabileceğine inanıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TsgxjA_F7UK7T43vN2Nrbg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, EXCITE, teleskobunu, fırlatmaya, hazırlanıyor:, Sürekli, gözlem, yapacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TsgxjA_F7UK7T43vN2Nrbg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA, EXCITE teleskobunu fırlatmaya hazırlanıyor: Sürekli gözlem yapacak"><p>NASA, EXCITE teleskobunu Antarktika'dan fırlatarak, uzayın sınırındaki ötegezegenlerin atmosferlerini incelemeyi hedefliyor. Helyum dolu bir balonla Dünya atmosferinin yüzde 99,5'inin üzerine çıkarılacak teleskop, sürekli gözlemler yapacak. Bu görev, James Webb Uzay Teleskobu gibi pahalı gözlemevlerine alternatif olarak, güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin atmosferik yapısını ve dinamiklerini daha iyi anlamak için önemli veriler sunacak.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eWtkyZABv0CXEio7tFjLiQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'daki bilim insanları EXCITE Misyonu'nun uzayın sınırından uzak ötegezegenlerin atmosferlerini incelemek üzere Antarktika'dan fırlatılmaya hazırlandığını açıkladı.
Teleskobu Dünya atmosferinin yüzde 99,5'inin üzerine çıkaracak olan helyum dolu bir balonun üzerinde yer alan EXCITE'ın ilk olarak bu sonbaharda bir dizi test uçuşu gerçekleştirmesi ve ardından belirlenen görevi için Antarktika'dan fırlatılması planlanıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LVmiGli2jUCoBwpIiVDP0A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzay ajansından yapılan açıklamaya göre EXCITE, Dünya'nın Güney Kutbu'nun üzerinde kalacak şekilde tasarlandı, böylece uzak Jüpiter benzeri dış gezegenlerin sürekli gözlemlerini gerçekleştirebilecek.
James Webb Uzay Teleskobu (JWST) gibi mevcut uzay tabanlı gözlemevlerini kullanarak bu tür gözlemler yapmanın maliyetli olduğu, bu nedenle EXCITE görevinin güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin atmosferik bileşimini ve dinamiklerini daha iyi anlamayı ve karakterize etmeyi uman bilim insanlarına özellikle değerli veriler sunabileceği tahmin ediliyor.
NASA'nın Greenbelt, Maryland'deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde görevin baş araştırmacısı olan Peter Nagler, "EXCITE, dünya yıldızının yörüngesinde döndüğü süre boyunca veri toplayarak bize bir gezegenin atmosferinin ve sıcaklığının üç boyutlu bir resmini verebilir. Bu tür ölçümlerden daha önce sadece birkaçı yapıldı. Bir gezegeni birkaç gün boyunca izleyebilecek konumda çok kararlı bir teleskop gerektiriyorlar." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cpLKPpmThEyYvMDoVQ-amA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzay teleskopları, Dünya atmosferinin yer tabanlı gözlemevlerine getirdiği sınırlamalar nedeniyle önemli avantajlar sunuyor.
Ne yazık ki James Webb Uzay Teleskobu, Hubble Uzay Teleskobu ve Spitzer Uzay Teleskobu gibi karmaşık gözlemevlerini tasarlamak, inşa etmek ve fırlatmak zaman alıcı ve maliyetlidir.
NASA, EXCITE ile diğer uzay gözlemevlerinde kullanılanlara benzer bir kızılötesi teleskobu 132.000 ft yüksekliğe uçurarak maliyetleri düşürebileceğini ve veri toplama verimliliğini arttırabileceğini söylüyor.
EXCITE ekibi üyesi ve Maryland Üniversitesi, Baltimore County ve NASA Goddard'da araştırmacı bilim insanı olan Kyle Helson, "Kutupta, inceleyeceğimiz yıldızlar batmıyor, bu nedenle gözlemlerimiz kesintiye uğramayacak" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JbSdenP940ac3pF3uebFpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>EXCITE'ın ilk görevi, Antarktika'daki Columbia Bilimsel Balon Tesisi'nden havalandıktan sonra onu yaklaşık iki hafta havada tutacak.
EXCITE, bu süre zarfında sıcak Jüpiterler olarak bilinen bir gezegen sınıfını gözlemleyecek.
EXCITE ekibi, bir görev başarısızlığı yaşanmaması halinde, araçlarının dış gezegen atmosferlerine ilişkin mevcut verileri önemli ölçüde artırabileceğine inanıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Japonya Uzay Ajansı &amp;quot;Ay sondası&amp;quot; görevini sonlandırdı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/japonya-uzay-ajansi-ay-sondasi-goerevini-sonlandirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/japonya-uzay-ajansi-ay-sondasi-goerevini-sonlandirdi</guid>
<description><![CDATA[ Japonya Uzay Ajansı (JAXA), mürettebatsız uzay aracı SLIM ile iletişimin kesilmesinin ardından Ay sondası operasyonunu sonlandırdığını açıkladı.Japonya uzay ajansı, geçen hafta mürettebatsız uzay gemisi SLIM ile iletişimini kaybettikten sonra Ay&#039;a iniş operasyonunu sona erdirdiğini açıkladı.
İniş hassasiyeti nedeniyle &quot;Ay Keskin Nişancısı&quot; olarak adlandırılan uzay aracı, Ay&#039;ı Araştırmak için sekiz ay önce yere inmişti ve Japonya&#039;yı yumuşak bir Ay inişi gerçekleştiren beşinci ülke yapmıştı.Japonya Havacılık ve Uzay Keşif Ajansı (JAXA), 6 haftanın ardından geçen hafta iletişim kurmaya çalıştıktan sonra SLIM&#039;den yanıt alınamadığını duyurdu.
JAXA, operasyonun başlatılmasından yaklaşık bir yıl sonra yaptığı açıklamada, &quot;SLIM ile iletişimi yeniden kurma ihtimalinin olmadığına karar verdik ve 23 Ağustos saat 22:40 civarında SLIM faaliyetini durdurmak için bir komut gönderdik.&quot; dedi.
İnsansız uzay aracının Ocak ayındaki inişi başarılıydı, ancak güneş panellerinin yanlış yöne bakmasına neden olan garip bir açıyla gezegene iniş yaptı.
Güneşin açısı değiştikçe, iki gün boyunca geri bildirimlerde bulundu ve yüksek özellikli bir kamerayla bir kraterin bilimsel gözlemlerini gerçekleştirdi.SLIM uzay aracı, biri vericili iki sonda ve Ay yüzeyinde bir kaplumbağa gibi hareket ederek Dünya&#039;ya görüntü gönderen bir mini rover taşıyordu.
SLIM&#039;in görevi, indiği kraterde erişilebilir olduğuna inanılan Ay&#039;ın genellikle kabuğunun altındaki derin iç katmanı incelemeyi amaçlıyordu.
Japonya&#039;nın bu misyonda elde ettiği Ay&#039;a ilişkin gözlem ve veriler, ABD liderliğinde sürdürülen &quot;Artemis&quot; projesinde kullanılacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AagO5VsZ8kq84oORv1ArMw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Japonya, Uzay, Ajansı, Ay, sondası, görevini, sonlandırdı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AagO5VsZ8kq84oORv1ArMw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Japonya Uzay Ajansı " ay sondas g sonland><p>Japonya Uzay Ajansı (JAXA), mürettebatsız uzay aracı SLIM ile iletişimin kesilmesinin ardından Ay sondası operasyonunu sonlandırdığını açıkladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KKCMpiWf8Eysw3OdWQSmSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Japonya uzay ajansı, geçen hafta mürettebatsız uzay gemisi SLIM ile iletişimini kaybettikten sonra Ay'a iniş operasyonunu sona erdirdiğini açıkladı.
İniş hassasiyeti nedeniyle "Ay Keskin Nişancısı" olarak adlandırılan uzay aracı, Ay'ı Araştırmak için sekiz ay önce yere inmişti ve Japonya'yı yumuşak bir Ay inişi gerçekleştiren beşinci ülke yapmıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Fl5_dHUKD0SJjGnS2qjeiQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Japonya Havacılık ve Uzay Keşif Ajansı (JAXA), 6 haftanın ardından geçen hafta iletişim kurmaya çalıştıktan sonra SLIM'den yanıt alınamadığını duyurdu.
JAXA, operasyonun başlatılmasından yaklaşık bir yıl sonra yaptığı açıklamada, "SLIM ile iletişimi yeniden kurma ihtimalinin olmadığına karar verdik ve 23 Ağustos saat 22:40 civarında SLIM faaliyetini durdurmak için bir komut gönderdik." dedi.
İnsansız uzay aracının Ocak ayındaki inişi başarılıydı, ancak güneş panellerinin yanlış yöne bakmasına neden olan garip bir açıyla gezegene iniş yaptı.
Güneşin açısı değiştikçe, iki gün boyunca geri bildirimlerde bulundu ve yüksek özellikli bir kamerayla bir kraterin bilimsel gözlemlerini gerçekleştirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3pLagKQ7kux8Qklm1Ix2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>SLIM uzay aracı, biri vericili iki sonda ve Ay yüzeyinde bir kaplumbağa gibi hareket ederek Dünya'ya görüntü gönderen bir mini rover taşıyordu.
SLIM'in görevi, indiği kraterde erişilebilir olduğuna inanılan Ay'ın genellikle kabuğunun altındaki derin iç katmanı incelemeyi amaçlıyordu.
Japonya'nın bu misyonda elde ettiği Ay'a ilişkin gözlem ve veriler, ABD liderliğinde sürdürülen "Artemis" projesinde kullanılacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX, Polaris Dawn göreviyle yeni rekoru hedefliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/spacex-polaris-dawn-goereviyle-yeni-rekoru-hedefliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/spacex-polaris-dawn-goereviyle-yeni-rekoru-hedefliyor</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX, Polaris Dawn göreviyle dört astronotu uzaya gönderiyor. Mürettebatta yer alan iki kadın astronot, 1966&#039;dan bu yana kırılamayan çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası rekorunu kırmayı hedefliyor.SpaceX, ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmek üzere dört astronotu uzaya göndermeye hazırlanıyor.Mürettebatta yer alan iki kadın astronotun uzay uçuş rekoru kıracağı Polaris Dawn görevinin SpaceX Falcon 9 roketiyle 27 Ağustos tarihinde NASA&#039;nın Kennedy Uzay Merkezi&#039;nden fırlatılması planlanıyor.YENİ REKOR KIRILMAYA ÇALIŞILACAKDört gün sürmesi planlanan misynda 1966 yılından bu yana kırılamayan &quot;çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası rekorunun kırılması bekleniyor.Ayrıca ABD&#039;li uzay ajansının geliştirdiği özel kıyafetlerle astronotların uzay yürüyüşü yapacakları da kaydedildi.1400 KİLOMETREYİ HEDEFLİYORMürettebat, ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi ve Apollo döneminden bu yana mürettebatlı tüm uzay araçlarından daha yüksek bir irtifada, yani yaklaşık 1.400 kilometre yükseklikte uçmayı hedefliyor.Görev, 2021&#039;deki özel Inspiration4 yörünge görevini de finanse eden ve yöneten milyarder Jared Isaacman tarafından finanse ediliyor ve yönetiliyor.Polaris Dawn&#039;ın dört kişilik mürettebatında her ikisi de SpaceX mühendisi olan kadın görev uzmanları Sarah Gillis ve Anna Menon ile erkek pilot Scott &quot;Kidd&quot; Poteet yer alıyor.621 KİLOMETREYE ULAŞMIŞTINASA ve Harvard-Smithsonian Astrofizik Enstitüsü&#039;nden uzay istatistikleri takipçisi Jonathan McDowell&#039;a göre, Gillis ve Menon&#039;dan önce çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası uçuşunu yapan kadın, STS-31 görevinde 621 kilometreyi ulaşan NASA astronotu Kathryn Sullivan&#039;dı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/urL9BXwyg0yz15hh10kndQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>SpaceX, Polaris, Dawn, göreviyle, yeni, rekoru, hedefliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/urL9BXwyg0yz15hh10kndQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX, Polaris Dawn göreviyle yeni rekoru hedefliyor"><p>SpaceX, Polaris Dawn göreviyle dört astronotu uzaya gönderiyor. Mürettebatta yer alan iki kadın astronot, 1966'dan bu yana kırılamayan çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası rekorunu kırmayı hedefliyor.</p><p>SpaceX, ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmek üzere dört astronotu uzaya göndermeye hazırlanıyor.</p><p>Mürettebatta yer alan iki kadın astronotun uzay uçuş rekoru kıracağı Polaris Dawn görevinin SpaceX Falcon 9 roketiyle 27 Ağustos tarihinde NASA'nın Kennedy Uzay Merkezi'nden fırlatılması planlanıyor.</p><p><strong>YENİ REKOR KIRILMAYA ÇALIŞILACAK</strong></p><p>Dört gün sürmesi planlanan misynda 1966 yılından bu yana kırılamayan "çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası rekorunun kırılması bekleniyor.</p><p>Ayrıca ABD'li uzay ajansının geliştirdiği özel kıyafetlerle astronotların uzay yürüyüşü yapacakları da kaydedildi.</p><p><strong>1400 KİLOMETREYİ HEDEFLİYOR</strong></p><p>Mürettebat, ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi ve Apollo döneminden bu yana mürettebatlı tüm uzay araçlarından daha yüksek bir irtifada, yani yaklaşık 1.400 kilometre yükseklikte uçmayı hedefliyor.</p><p>Görev, 2021'deki özel Inspiration4 yörünge görevini de finanse eden ve yöneten milyarder Jared Isaacman tarafından finanse ediliyor ve yönetiliyor.</p><p>Polaris Dawn'ın dört kişilik mürettebatında her ikisi de SpaceX mühendisi olan kadın görev uzmanları Sarah Gillis ve Anna Menon ile erkek pilot Scott "Kidd" Poteet yer alıyor.</p><p><strong>621 KİLOMETREYE ULAŞMIŞTI</strong></p><p>NASA ve Harvard-Smithsonian Astrofizik Enstitüsü'nden uzay istatistikleri takipçisi Jonathan McDowell'a göre, Gillis ve Menon'dan önce çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası uçuşunu yapan kadın, STS-31 görevinde 621 kilometreyi ulaşan NASA astronotu Kathryn Sullivan'dı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: Komada bilinç açık olabilir!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-acikladi-komada-bilinc-acik-olabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-acikladi-komada-bilinc-acik-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan yeni bir araştırma, komadaki hastaların bilinç açıklığını ve beyin aktivitelerini değerlendirebileceğini gösterdi. Araştırma sonucunda komadaki bazı hastaların bilincinin açık olabileceği ve acı hissedebildikleri ortaya çıktı.Kanada’da yapılan bir araştırma, kızılötesi teknolojisinin komadaki hastaların bilinç durumunu ve beyin aktivitelerini ortaya çıkarabildiğini gösterdi. Western Üniversitesi&#039;nden nörobilimci Dr. Karnig Kazazian’ın liderliğindeki çalışmada, kızılötesi teknolojisi kullanılarak yoğun bakım hastalarının beyin aktiviteleri detaylı bir şekilde incelendi.  Çalışmada, sağlıklı bireyler üzerinde yapılan deneylerde yüzlerce kızılötesi bağlantısına sahip bir başlık kullanıldı. Önce sağlıklı bireylerde denenen başlık, beynin farklı bölgelerinin verilen komutlara nasıl tepki verdiğini tespit etti. Daha sonra aynı teknoloji üç yoğun bakım hastasında da denendi.  Dr. Kazazian, bu teknolojinin yoğun bakım servislerinde tedavi ve bakım yaklaşımlarını önemli ölçüde değiştirebileceğinin altını çiziyor.  Nihai amaçlarının, tepkisiz görünen her hastada kızılötesi teknolojisi kullanarak sadece davranışlarını değil, aynı zamanda bilinç açıklığını ve beyin aktivitelerini de görmek olduğunu belirten Kazazian, ileride hangi hastaların komadan uyanacağını tahmin etmek için de bu teknolojiyi kullanmayı umduklarını ifade etti.  Bu bulgular, komadaki hastaların iyileşme süreçlerini daha iyi anlamak ve tedavi yöntemlerini kişiselleştirmek için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F9x1No-KikyyoV1P6x1huQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, Komada, bilinç, açık, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F9x1No-KikyyoV1P6x1huQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: Komada bilinç açık olabilir!"><p>Yapılan yeni bir araştırma, komadaki hastaların bilinç açıklığını ve beyin aktivitelerini değerlendirebileceğini gösterdi. Araştırma sonucunda komadaki bazı hastaların bilincinin açık olabileceği ve acı hissedebildikleri ortaya çıktı.</p><p>Kanada’da yapılan bir araştırma, kızılötesi teknolojisinin komadaki hastaların bilinç durumunu ve beyin aktivitelerini ortaya çıkarabildiğini gösterdi. Western Üniversitesi'nden nörobilimci Dr. Karnig Kazazian’ın liderliğindeki çalışmada, kızılötesi teknolojisi kullanılarak yoğun bakım hastalarının beyin aktiviteleri detaylı bir şekilde incelendi.  Çalışmada, sağlıklı bireyler üzerinde yapılan deneylerde yüzlerce kızılötesi bağlantısına sahip bir başlık kullanıldı. Önce sağlıklı bireylerde denenen başlık, beynin farklı bölgelerinin verilen komutlara nasıl tepki verdiğini tespit etti. Daha sonra aynı teknoloji üç yoğun bakım hastasında da denendi.  Dr. Kazazian, bu teknolojinin yoğun bakım servislerinde tedavi ve bakım yaklaşımlarını önemli ölçüde değiştirebileceğinin altını çiziyor.  Nihai amaçlarının, tepkisiz görünen her hastada kızılötesi teknolojisi kullanarak sadece davranışlarını değil, aynı zamanda bilinç açıklığını ve beyin aktivitelerini de görmek olduğunu belirten Kazazian, ileride hangi hastaların komadan uyanacağını tahmin etmek için de bu teknolojiyi kullanmayı umduklarını ifade etti.  Bu bulgular, komadaki hastaların iyileşme süreçlerini daha iyi anlamak ve tedavi yöntemlerini kişiselleştirmek için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dinazorlarla ilgili şaşırtan keşif: 6 bin kilometre uzaklıktaki ayak izleri eşleşti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dinazorlarla-ilgili-sasirtan-kesif-6-bin-kilometre-uzakliktaki-ayak-izleri-eslesti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dinazorlarla-ilgili-sasirtan-kesif-6-bin-kilometre-uzakliktaki-ayak-izleri-eslesti</guid>
<description><![CDATA[ Southern Methodist Üniversitesi&#039;nde (SMU) yapılan araştırma sonucu, Afrika ve Güney Amerika kıtalarında bulunan 260&#039;den fazla dinozor ayak izinin birbirlerinden yaklaşık 6 bin kilometre uzakta olmalarına rağmen eşleştiği keşfedildi.Southern Methodist Üniversitesi&#039;nin (SMU) internet sitesinde yayımlanan çalışmada, dinozorların yaklaşık 120 milyon yıl önce Erken Kretase döneminde Brezilya ve Kamerun arasında yürüdükleri saptandı.  Pangea (süperkıta) ayrıldıktan sonra aralarında yaklaşık 6 bin kilometre oluşan Atlantik Okyanusu&#039;nun iki ucundaki kıtada birbiriyle eşlesen 260&#039;den fazla dinozor ayak izine rastlandı.  Araştırmacılar, eşleşen ayak izlerinin yanı sıra Brezilya&#039;nın Borborema bölgesi ve Kamerun&#039;un kuzeyinde benzer havza, nehir ve göl oluşumlarına dair kanıtlar buldu.  Çalışmayı yürüten araştırmacılardan Diana Vineyard, bulunan ayak izi fosillerinin çoğunun üç parmaklı teropod dinozorlara, bazılarının ise dört ayaklı sauropodlar ve kuş kalçalı ornithischianlara ait olduğunu belirtti.  Çalışmanın başaraştırmacısı Louis Jacobs, ayak izlerinin yaş, şekil ve jeolojik durum olarak birbirlerine oldukça benzediğini kaydetti.  Ayak izlerinin eski göl ve nehirlerin tabanlarındaki alüvyon ve çamur katmanlarında fosilleştiğini belirten Jacobs, dinozorların bugün Güney Amerika ve Afrika olarak bilinen iki kıta arasındaki bu jeolojik bölgeyi iki kıta arasındaki geçit hattı olarak kullandığını ifade etti.  DAVRANIŞ VE ALIŞKANLIKLARINA IŞIK TUTUYOR  Dinozor fosilleri ile ayak izlerinin, milyonlarca yıl önce gezegende dolaşan türlerle ilgili eşsiz bilgiler sunduğunu belirten Jacobs, kalıntıların, dinozorların yaşam alanlarına ve beslenme alışkanlıkları gibi detaylara ışık tuttuğunu vurguladı.  Jacobs, &quot;Ayak izleri dinozor davranışlarının, nasıl yürüdükleri ya da koştuklarının, kiminle ve hangi ortamda yürüdüklerinin, ne yöne gittiklerinin ve bunu yaparken nerede olduklarının kanıtıdır.&quot; ifadesini kullandı.  O dönemde yağış seviyelerinin, yoğun bitki örtüsüne sahip tropikal yağmur ormanı tipi alanların oluşmasına yardımcı olduğunu aktaran Jacobs, hayvanların, hem günümüz Afrika&#039;sından hem de Güney Amerika&#039;dan havzalara geldiğini ve nüfuslarının karıştığını aktardı.  Jacobs, süperkıta Pangea&#039;nın ayrılması sonucu kıtaların birbirinden uzaklaşmasının, evrimin temel itici gücü olan genetik süreklilikte kırılmaya neden olduğunu söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m4KQGxtANkaXwMnenURjtQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dinazorlarla, ilgili, şaşırtan, keşif:, bin, kilometre, uzaklıktaki, ayak, izleri, eşleşti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m4KQGxtANkaXwMnenURjtQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dinazorlarla ilgili şaşırtan keşif: 6 bin kilometre uzaklıktaki ayak izleri eşleşti"><p>Southern Methodist Üniversitesi'nde (SMU) yapılan araştırma sonucu, Afrika ve Güney Amerika kıtalarında bulunan 260'den fazla dinozor ayak izinin birbirlerinden yaklaşık 6 bin kilometre uzakta olmalarına rağmen eşleştiği keşfedildi.</p>Southern Methodist Üniversitesi'nin (SMU) internet sitesinde yayımlanan çalışmada, dinozorların yaklaşık 120 milyon yıl önce Erken Kretase döneminde Brezilya ve Kamerun arasında yürüdükleri saptandı.  Pangea (süperkıta) ayrıldıktan sonra aralarında yaklaşık 6 bin kilometre oluşan Atlantik Okyanusu'nun iki ucundaki kıtada birbiriyle eşlesen 260'den fazla dinozor ayak izine rastlandı.  Araştırmacılar, eşleşen ayak izlerinin yanı sıra Brezilya'nın Borborema bölgesi ve Kamerun'un kuzeyinde benzer havza, nehir ve göl oluşumlarına dair kanıtlar buldu.  Çalışmayı yürüten araştırmacılardan Diana Vineyard, bulunan ayak izi fosillerinin çoğunun üç parmaklı teropod dinozorlara, bazılarının ise dört ayaklı sauropodlar ve kuş kalçalı ornithischianlara ait olduğunu belirtti.  Çalışmanın başaraştırmacısı Louis Jacobs, ayak izlerinin yaş, şekil ve jeolojik durum olarak birbirlerine oldukça benzediğini kaydetti.  Ayak izlerinin eski göl ve nehirlerin tabanlarındaki alüvyon ve çamur katmanlarında fosilleştiğini belirten Jacobs, dinozorların bugün Güney Amerika ve Afrika olarak bilinen iki kıta arasındaki bu jeolojik bölgeyi iki kıta arasındaki geçit hattı olarak kullandığını ifade etti.  <strong>DAVRANIŞ VE ALIŞKANLIKLARINA IŞIK TUTUYOR</strong>  Dinozor fosilleri ile ayak izlerinin, milyonlarca yıl önce gezegende dolaşan türlerle ilgili eşsiz bilgiler sunduğunu belirten Jacobs, kalıntıların, dinozorların yaşam alanlarına ve beslenme alışkanlıkları gibi detaylara ışık tuttuğunu vurguladı.  Jacobs, "Ayak izleri dinozor davranışlarının, nasıl yürüdükleri ya da koştuklarının, kiminle ve hangi ortamda yürüdüklerinin, ne yöne gittiklerinin ve bunu yaparken nerede olduklarının kanıtıdır." ifadesini kullandı.  O dönemde yağış seviyelerinin, yoğun bitki örtüsüne sahip tropikal yağmur ormanı tipi alanların oluşmasına yardımcı olduğunu aktaran Jacobs, hayvanların, hem günümüz Afrika'sından hem de Güney Amerika'dan havzalara geldiğini ve nüfuslarının karıştığını aktardı.  Jacobs, süperkıta Pangea'nın ayrılması sonucu kıtaların birbirinden uzaklaşmasının, evrimin temel itici gücü olan genetik süreklilikte kırılmaya neden olduğunu söyledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;daki tüm göllerden daha büyük: Antik Mars gölü keşfi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyadaki-tum-goellerden-daha-buyuk-antik-mars-goelu-kesfi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyadaki-tum-goellerden-daha-buyuk-antik-mars-goelu-kesfi</guid>
<description><![CDATA[ Mars&#039;ta Eridania Gölü adı verilen antik bir gölün, Dünya&#039;daki tüm göllerden daha büyük olduğu keşfedildi. Avrupa Uzay Ajansı&#039;na göre, Caralis Kaosu&#039;ndaki bu göl milyarlarca yıl önce 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplıyordu ve Hazar Denizi&#039;nden üç kat daha büyüktü. Bu keşif, Mars&#039;ın geçmişte su açısından zengin olduğunu ve devasa su kütlelerine ev sahipliği yaptığını gösteriyor.Mars Dünya&#039;nın sadece yarısı büyüklüğünde olabilir, ancak kısmen Mars&#039;ın düşük yerçekimi nedeniyle jeolojik özellikleri büyüktür.
Kızıl dünya, gezegenimizdekilerden çok daha büyük kanyonlara ve volkanlara sahiptir.
Şimdi Mars&#039;ın antik göllerinden birinin Dünya&#039;da bilinen tüm göllerden daha büyük olduğuna dair kanıtlar var.Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Mars Express yörünge aracının Caralis Kaosu adı verilen bir bölgedeki antik göl yatağının yeni görüntülerini elde ettiğini duyurdu.
Milyarlarca yıl önce su içerdiği tahmin edilen bu göl yatağı, bir zamanlar 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplıyordu.
Hazar Denizi Dünya&#039;nın en büyük iç su kütlesidir. Yaklaşık 1.200 km uzunluğu ve 320 km genişliği bulunuyor.Mars&#039;ta geniş bir antik göl Milyarlarca yıldır kuru olan antik göl yatağı yükseltilmiş tepeciklerle dolu.
Bilim insanları bunların Mars rüzgarlarının tozu savurmasıyla oluştuğunu söylüyor. 
Ardından Mars&#039;ın yüzeyinden su kaybolduğunda toz tekrar kuruduğu için bugün gördüğümüz tepecikleri oluşturuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jgoUfMCW10CHMMv-PfTE9Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyadaki, tüm, göllerden, daha, büyük:, Antik, Mars, gölü, keşfi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jgoUfMCW10CHMMv-PfTE9Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya'daki tüm göllerden daha büyük: Antik Mars gölü keşfi"><p>Mars'ta Eridania Gölü adı verilen antik bir gölün, Dünya'daki tüm göllerden daha büyük olduğu keşfedildi. Avrupa Uzay Ajansı'na göre, Caralis Kaosu'ndaki bu göl milyarlarca yıl önce 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplıyordu ve Hazar Denizi'nden üç kat daha büyüktü. Bu keşif, Mars'ın geçmişte su açısından zengin olduğunu ve devasa su kütlelerine ev sahipliği yaptığını gösteriyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3BIlcWgS8UOGgQxaOaU0DA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mars Dünya'nın sadece yarısı büyüklüğünde olabilir, ancak kısmen Mars'ın düşük yerçekimi nedeniyle jeolojik özellikleri büyüktür.
Kızıl dünya, gezegenimizdekilerden çok daha büyük kanyonlara ve volkanlara sahiptir.
Şimdi Mars'ın antik göllerinden birinin Dünya'da bilinen tüm göllerden daha büyük olduğuna dair kanıtlar var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i4Vmxiy9Wk2vhFSwRLQbgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Mars Express yörünge aracının Caralis Kaosu adı verilen bir bölgedeki antik göl yatağının yeni görüntülerini elde ettiğini duyurdu.
Milyarlarca yıl önce su içerdiği tahmin edilen bu göl yatağı, bir zamanlar 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplıyordu.
Hazar Denizi Dünya'nın en büyük iç su kütlesidir. Yaklaşık 1.200 km uzunluğu ve 320 km genişliği bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_1erpQylOUieH8xneaIegg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mars'ta geniş bir antik göl Milyarlarca yıldır kuru olan antik göl yatağı yükseltilmiş tepeciklerle dolu.
Bilim insanları bunların Mars rüzgarlarının tozu savurmasıyla oluştuğunu söylüyor. 
Ardından Mars'ın yüzeyinden su kaybolduğunda toz tekrar kuruduğu için bugün gördüğümüz tepecikleri oluşturuyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Y kromozomu yavaş yavaş azalıyor: Erkek cinsiyeti yok mu oluyor?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/y-kromozomu-yavas-yavas-azaliyor-erkek-cinsiyeti-yok-mu-oluyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/y-kromozomu-yavas-yavas-azaliyor-erkek-cinsiyeti-yok-mu-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeni yapılan bir araştırma göre, memelilerde cinsiyet belirleyici rol oynayan Y kromozomu birkaç milyon yıl içinde tamamen yok olabilir.Y kromozomu, insanlarda ve birçok diğer canlıda erkek cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynayan bir kromozom türüdür. İnsanlarda cinsiyet, XX (dişi) ve XY (erkek) kromozom çiftleri ile belirlenir. Y kromozomu, erkeklerde tek bir X kromozomuna karşılık gelen bir X ve bir Y kromozomunun bulunmasını sağlar.İnsan ve diğer memelilerin cinsiyeti, kromozomlardaki Y geni tarafından belirlenir. Ancak yapılan son araştırmalar Y kromozomunun dejenerasyona uğradığını ve birkaç milyon yıl içinde yok olabileceğini ortaya koydu. Bu da yeni bir cinsiyet geni gelişmediği takdirde erkeklerin ve daha sonra insanlığın yok olmasına yol açabilir.Ancak bilimsel araştırmalar Y kromozomunu kaybettikten sonra da hayatta kalmayı başaran türler olduğunu gösteriyor.Örneğin dikenli fareler, Y kromozomunu kaybettikten sonra yeni bir erkek belirleyici gen geliştirerek türlerin devam ettirmeyi başardı. 2022 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırma, bu türlerde yeni bir cinsiyet geninin evrimleştiğini göstermiştir. Bu bulgular, Y kromozomunun kaybı durumunda insanlık için olası bir çözüm sunabilir.Araştırmacılara göre, Y kromozomunun gelecekteki yokluğu, insan türü için çeşitli senaryoları beraberinde getirebilir. Yeni bir cinsiyet belirleyici gen evrimleşirse, insan türünün devamı mümkün olabilir. Ancak bu süreç çeşitli riskler taşıyor ve farklı bölgelerde farklı genetik sistemlerin gelişmesi olası.
Bu durum, gelecekte farklı insan türlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. 11 milyon yıl sonra, Dünya’da farklı insan türleri görmek ya da belki de hiç insan türü bulamamak mümkün olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HpJ_3LoNIEi_Dq-UOcq0aQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>kromozomu, yavaş, yavaş, azalıyor:, Erkek, cinsiyeti, yok, oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HpJ_3LoNIEi_Dq-UOcq0aQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Y kromozomu yavaş yavaş azalıyor: Erkek cinsiyeti yok mu oluyor?"><p>Yeni yapılan bir araştırma göre, memelilerde cinsiyet belirleyici rol oynayan Y kromozomu birkaç milyon yıl içinde tamamen yok olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0nb3d_YV1kOyl-H3yrKt_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Y kromozomu, insanlarda ve birçok diğer canlıda erkek cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynayan bir kromozom türüdür. İnsanlarda cinsiyet, XX (dişi) ve XY (erkek) kromozom çiftleri ile belirlenir. Y kromozomu, erkeklerde tek bir X kromozomuna karşılık gelen bir X ve bir Y kromozomunun bulunmasını sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/adwJkPzWck6bdqRVcF9feA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İnsan ve diğer memelilerin cinsiyeti, kromozomlardaki Y geni tarafından belirlenir. Ancak yapılan son araştırmalar Y kromozomunun dejenerasyona uğradığını ve birkaç milyon yıl içinde yok olabileceğini ortaya koydu. Bu da yeni bir cinsiyet geni gelişmediği takdirde erkeklerin ve daha sonra insanlığın yok olmasına yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FM5v7xm4kEOZO2I791tCOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak bilimsel araştırmalar Y kromozomunu kaybettikten sonra da hayatta kalmayı başaran türler olduğunu gösteriyor.Örneğin dikenli fareler, Y kromozomunu kaybettikten sonra yeni bir erkek belirleyici gen geliştirerek türlerin devam ettirmeyi başardı. 2022 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırma, bu türlerde yeni bir cinsiyet geninin evrimleştiğini göstermiştir. Bu bulgular, Y kromozomunun kaybı durumunda insanlık için olası bir çözüm sunabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LN95z7tfCUKFY_OOYtuQHg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılara göre, Y kromozomunun gelecekteki yokluğu, insan türü için çeşitli senaryoları beraberinde getirebilir. Yeni bir cinsiyet belirleyici gen evrimleşirse, insan türünün devamı mümkün olabilir. Ancak bu süreç çeşitli riskler taşıyor ve farklı bölgelerde farklı genetik sistemlerin gelişmesi olası.
Bu durum, gelecekte farklı insan türlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. 11 milyon yıl sonra, Dünya’da farklı insan türleri görmek ya da belki de hiç insan türü bulamamak mümkün olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ağustos ayında dikkat çeken bilimsel gelişmeler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/agustos-ayinda-dikkat-ceken-bilimsel-gelismeler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/agustos-ayinda-dikkat-ceken-bilimsel-gelismeler</guid>
<description><![CDATA[ Bilim ve teknoloji dünyasında ortaya çıkan türlü keşif, yenilik ve atılım, evrenin bilinmeyen taraflarını açığa çıkarıyor ve ufuk açmaya devam ediyor. Ağustosta, suyu &quot;alet&quot; gibi kullanarak avlanan kambur balinalar, 2 yaş altı çocuklarda otizm tespiti için yapay zekadan faydalanılması ve insanların iki hızlı yaşlanma dalgası yaşaması gibi birçok keşif ile gelişme basına yansıdı.
İşte ağustosta dünyada meydana gelen önemli bilimsel gelişmeleri ve keşifler.ABD Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA) &quot;Mars Insight Lander&quot; isimli keşif aracının Mars&#039;ta ulaştığı bulgular üzerinde yeni analizler yapan bilim insanları, Mars&#039;ın kayalık dış kabuğunun içinde sıvı su rezervuarı buldu.Yeni bulgular ışığında sıvı suyun &quot;sismik sinyallerine&quot; ulaşıldığı Mars&#039;ta daha önce donmuş su ve buhar belirtilerinin de bulunduğu anımsatıldı.California Berkeley Üniversitesi&#039;nden Michael Manga, Dünya&#039;da su ararken aynı teknikleri kullandıklarını ifade ederek, &quot;Su, bir gezegenin oluşumunu şekillendiren en önemli moleküldür. Ulaştığımız yeni bulgular &#039;Mars&#039;taki su nereye gitti?&#039; sorusunun cevabı olabilir.&quot; dedi.Kambur balinaların kril adlı deniz canlılarını avlamak için &quot;karmaşık baloncuklar&quot; oluşturduklarını gözlemleyen araştırmacılar, balinaların bu baloncuklarla oluşturdukları ağın boyutunu, derinliğini ve aralarındaki mesafeyi aktif olarak kontrol ettiğini belirledi.Bu davranışın kambur balinalara özgü olduğunu ifade eden uzmanlar, bu teknikle balinaların &quot;fazla enerji sarf etmeden tek seferde 7 kat daha çok av yakalayabileceği&quot; tahmininde bulundu.Araştırmacılar, bu davranışla, kambur balinaların &quot;avlanmak için kendi aletini yapan ve kullanan nadir hayvanlar&quot; grubuna dahil olduğunu kaydetti.Bilim insanları, 66 milyon yıl önce çarparak uçamayan dinozorlar da dahil Dünya&#039;daki canlıların yüzde 75&#039;ini yok eden &quot;Chicxulub&quot; adı verilen asteroitin, Jüpiter&#039;in yörüngesinin dışında oluştuğunu ve karbon içeren nadir bir tür olduğunu tespit etti.Söz konusu asteroitin, C-tipi denilen karbonlu kondrit türü nadir bir asteroit olduğunu keşfeden araştırmacılar, çarpmanın oluşturduğu yeryüzü katmanından alınan örneklerde eser miktarda rutenyum metali de buldu.C-tipi asteroitlerin Dünya&#039;ya ilk 1 milyar yıl boyunca çarptığı ve yaşamın oluşmasına yardımcı olabilecek su ve organik molekülleri sağladığı düşünülüyor.Stanford Üniversitesinde yapılan araştırmada, yaşlanmanın yavaş ve sabit bir hızla ilerlemediği, 44 ve 60 yaşına gelindiğinde yaşla ilgili sorunların hızlandığı keşfedildi.İnsanlarda aniden ortaya çıkan kırışıklıklar, ağrı ve sızılardaki artış ve bir gecede çökme hissinin sebebi 44 ve 60 yaşlarında yaşanan yaşlanma dalgalarından kaynaklanıyor.İlk değişiklik dalgasının, kardiyovasküler hastalıklarla bağlantılı moleküllerle, kafein, alkol ile lipitleri metabolize etme yeteneğinde yaşandığı, ikincinin ise bağışıklık sisteminde, karbonhidrat metabolizması ve böbrek fonksiyonlarında görüldüğü tespit edildi.Deri ve kas yaşlanmasıyla bağlantılı moleküllerde, her iki değişim döneminde de sorunlar yaşandığı görüldü.Yapılan araştırmayla, yapay zeka türü olan makine öğreniminin, 2 yaş altı çocuklarda Otizm Spektrum Bozukluğu (ASD) tespitini yüzde 78,5 oranında doğru yaptığı belirlendi.Otizm teşhisi olan ve olmayan toplamda 30 bin 630 çocuğun verisi kullanılarak 24 ay altındaki çocuklarda gözlemlenebilecek 28 özelliğe odaklanılan araştırmanın sonuçları, makine öğreniminin çocuklarda otizme sahip olma ya da olmama tespitini iki yaş altı çocuklarda yüzde 78,5 oranında doğru yaptığını gösterdi.Araştırmacılardan Kristiina Tammimies, mevcut bilgiler kullanılarak yapay zeka modeli yardımıyla &quot;otizm olasılığı yüksek olan bireyleri daha erken tespit etmek ve böylece daha erken yardım almalarını sağlamanın mümkün olabileceğine&quot; işaret etti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lvd_zklwPkCGsksa8gz0Pg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ağustos, ayında, dikkat, çeken, bilimsel, gelişmeler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lvd_zklwPkCGsksa8gz0Pg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ağustos ayında dikkat çeken bilimsel gelişmeler"><p>Bilim ve teknoloji dünyasında ortaya çıkan türlü keşif, yenilik ve atılım, evrenin bilinmeyen taraflarını açığa çıkarıyor ve ufuk açmaya devam ediyor. Ağustosta, suyu "alet" gibi kullanarak avlanan kambur balinalar, 2 yaş altı çocuklarda otizm tespiti için yapay zekadan faydalanılması ve insanların iki hızlı yaşlanma dalgası yaşaması gibi birçok keşif ile gelişme basına yansıdı.
İşte ağustosta dünyada meydana gelen önemli bilimsel gelişmeleri ve keşifler.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-8Nuax8dgUm1ipVtOQpO3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA) "Mars Insight Lander" isimli keşif aracının Mars'ta ulaştığı bulgular üzerinde yeni analizler yapan bilim insanları, Mars'ın kayalık dış kabuğunun içinde sıvı su rezervuarı buldu.Yeni bulgular ışığında sıvı suyun "sismik sinyallerine" ulaşıldığı Mars'ta daha önce donmuş su ve buhar belirtilerinin de bulunduğu anımsatıldı.California Berkeley Üniversitesi'nden Michael Manga, Dünya'da su ararken aynı teknikleri kullandıklarını ifade ederek, "Su, bir gezegenin oluşumunu şekillendiren en önemli moleküldür. Ulaştığımız yeni bulgular 'Mars'taki su nereye gitti?' sorusunun cevabı olabilir." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jGjDTzXZd0uPXrr0rw1-iA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kambur balinaların kril adlı deniz canlılarını avlamak için "karmaşık baloncuklar" oluşturduklarını gözlemleyen araştırmacılar, balinaların bu baloncuklarla oluşturdukları ağın boyutunu, derinliğini ve aralarındaki mesafeyi aktif olarak kontrol ettiğini belirledi.Bu davranışın kambur balinalara özgü olduğunu ifade eden uzmanlar, bu teknikle balinaların "fazla enerji sarf etmeden tek seferde 7 kat daha çok av yakalayabileceği" tahmininde bulundu.Araştırmacılar, bu davranışla, kambur balinaların "avlanmak için kendi aletini yapan ve kullanan nadir hayvanlar" grubuna dahil olduğunu kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/COAzbS-IWUGVCA_8vqllWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, 66 milyon yıl önce çarparak uçamayan dinozorlar da dahil Dünya'daki canlıların yüzde 75'ini yok eden "Chicxulub" adı verilen asteroitin, Jüpiter'in yörüngesinin dışında oluştuğunu ve karbon içeren nadir bir tür olduğunu tespit etti.Söz konusu asteroitin, C-tipi denilen karbonlu kondrit türü nadir bir asteroit olduğunu keşfeden araştırmacılar, çarpmanın oluşturduğu yeryüzü katmanından alınan örneklerde eser miktarda rutenyum metali de buldu.C-tipi asteroitlerin Dünya'ya ilk 1 milyar yıl boyunca çarptığı ve yaşamın oluşmasına yardımcı olabilecek su ve organik molekülleri sağladığı düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xBdCcxlHCUuZWG2Hrt5T5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Stanford Üniversitesinde yapılan araştırmada, yaşlanmanın yavaş ve sabit bir hızla ilerlemediği, 44 ve 60 yaşına gelindiğinde yaşla ilgili sorunların hızlandığı keşfedildi.İnsanlarda aniden ortaya çıkan kırışıklıklar, ağrı ve sızılardaki artış ve bir gecede çökme hissinin sebebi 44 ve 60 yaşlarında yaşanan yaşlanma dalgalarından kaynaklanıyor.İlk değişiklik dalgasının, kardiyovasküler hastalıklarla bağlantılı moleküllerle, kafein, alkol ile lipitleri metabolize etme yeteneğinde yaşandığı, ikincinin ise bağışıklık sisteminde, karbonhidrat metabolizması ve böbrek fonksiyonlarında görüldüğü tespit edildi.Deri ve kas yaşlanmasıyla bağlantılı moleküllerde, her iki değişim döneminde de sorunlar yaşandığı görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2PZCKDeTcESh4wfKaspetw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan araştırmayla, yapay zeka türü olan makine öğreniminin, 2 yaş altı çocuklarda Otizm Spektrum Bozukluğu (ASD) tespitini yüzde 78,5 oranında doğru yaptığı belirlendi.Otizm teşhisi olan ve olmayan toplamda 30 bin 630 çocuğun verisi kullanılarak 24 ay altındaki çocuklarda gözlemlenebilecek 28 özelliğe odaklanılan araştırmanın sonuçları, makine öğreniminin çocuklarda otizme sahip olma ya da olmama tespitini iki yaş altı çocuklarda yüzde 78,5 oranında doğru yaptığını gösterdi.Araştırmacılardan Kristiina Tammimies, mevcut bilgiler kullanılarak yapay zeka modeli yardımıyla "otizm olasılığı yüksek olan bireyleri daha erken tespit etmek ve böylece daha erken yardım almalarını sağlamanın mümkün olabileceğine" işaret etti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İsviçre&amp;apos;de çığır açan çikolata üretimi: Şeker yok, israf yok!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/isvicrede-cigir-acan-cikolata-uretimi-seker-yok-israf-yok</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/isvicrede-cigir-acan-cikolata-uretimi-seker-yok-israf-yok</guid>
<description><![CDATA[ İsviçreli bilim insanları, kakao meyvesinin tamamını kullanarak ve şeker eklemeden çikolata üretmenin yeni bir yolunu keşfetti. Bu yöntem, meyve israfını önlerken çikolata fiyatlarında değişiklik olup olmayacağı sorusunu gündeme getirdi.İsviçre&#039;de yapılan yeni bir araştırma, kakao meyvesinin tamamını kullanarak şeker eklemeden çikolata üretmenin yolunu buldu.BBC Türkçe&#039;nin haberine göre, Zürih&#039;teki Federal Teknoloji Enstitüsü&#039;nde çalışan bilim insanları, çikolata üretiminde üretiminde kakao meyvesinin posası, suyu ve meyve içi kullanıldı. Geleneksel üretimde neredeyse bir bal kabağı büyüklüğündeki meyve çürümeye terk ediliyordu.Kim Mishra liderliğindeki ekip, kakao meyvesinin tatlı suyu ile posasını birleştirerek, şeker ihtiyacını ortadan kaldıran tatlı bir kakao jeli elde etti. Bu yeni yöntemde, kakao meyvesinin neredeyse tüm parçaları kullanılarak israfın önüne geçiliyor. Geleneksel yöntemlerde meyve çürümeye terk edilirken, bu yenilikçi metod sayesinde her parça değerlendirilmiş oluyor.Kim Mishra, meyvenin ananasa yakın tatlı suyunun bu süreçte kilit rol oynadığını belirtti. Yüzde 14 şeker içeren meyve suyu, konsantre bir şurup haline getirilerek kakao posası ile birleştiriliyor ve tatlı bir jel elde ediliyor.İsviçreli çikolata üreticileri birliği Chocosuisse&#039;in direktörü Roger Wehrli, bu yeni üretim metodunun kakao meyvesinden “daha iyi fiyatlar elde etme” açısından ilgi çekici olduğunu vurguladı.Ancak, Kim Mishra, şekerin sübvanse edilmeye devam etmesi nedeniyle kakao posası ve suyunun daha pahalı olduğunu ve bu nedenle yeni çikolatanın şu anda daha yüksek bir fiyatla sunulabileceğini belirtti.Bu yenilikçi yöntem, çikolata üretiminde hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli değişiklikler getirebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RWGH4pWtak2zdsVbEWQQng.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İsviçrede, çığır, açan, çikolata, üretimi:, Şeker, yok, israf, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RWGH4pWtak2zdsVbEWQQng.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İsviçre'de çığır açan çikolata üretimi: Şeker yok, israf yok!"><p>İsviçreli bilim insanları, kakao meyvesinin tamamını kullanarak ve şeker eklemeden çikolata üretmenin yeni bir yolunu keşfetti. Bu yöntem, meyve israfını önlerken çikolata fiyatlarında değişiklik olup olmayacağı sorusunu gündeme getirdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/--KqUy2VxEmrrBidPAEssw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İsviçre'de yapılan yeni bir araştırma, kakao meyvesinin tamamını kullanarak şeker eklemeden çikolata üretmenin yolunu buldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z8yWREbgXkGVMKnTh0mv3Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>BBC Türkçe'nin haberine göre, Zürih'teki Federal Teknoloji Enstitüsü'nde çalışan bilim insanları, çikolata üretiminde üretiminde kakao meyvesinin posası, suyu ve meyve içi kullanıldı. Geleneksel üretimde neredeyse bir bal kabağı büyüklüğündeki meyve çürümeye terk ediliyordu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O3s0c0L1g0Oq81TR45wyBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kim Mishra liderliğindeki ekip, kakao meyvesinin tatlı suyu ile posasını birleştirerek, şeker ihtiyacını ortadan kaldıran tatlı bir kakao jeli elde etti. Bu yeni yöntemde, kakao meyvesinin neredeyse tüm parçaları kullanılarak israfın önüne geçiliyor. Geleneksel yöntemlerde meyve çürümeye terk edilirken, bu yenilikçi metod sayesinde her parça değerlendirilmiş oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VvRbn9EO8EiHoV6c_OfzCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kim Mishra, meyvenin ananasa yakın tatlı suyunun bu süreçte kilit rol oynadığını belirtti. Yüzde 14 şeker içeren meyve suyu, konsantre bir şurup haline getirilerek kakao posası ile birleştiriliyor ve tatlı bir jel elde ediliyor.İsviçreli çikolata üreticileri birliği Chocosuisse'in direktörü Roger Wehrli, bu yeni üretim metodunun kakao meyvesinden “daha iyi fiyatlar elde etme” açısından ilgi çekici olduğunu vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SrPn4fF_FUW74Q-Yq1FnFQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak, Kim Mishra, şekerin sübvanse edilmeye devam etmesi nedeniyle kakao posası ve suyunun daha pahalı olduğunu ve bu nedenle yeni çikolatanın şu anda daha yüksek bir fiyatla sunulabileceğini belirtti.Bu yenilikçi yöntem, çikolata üretiminde hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli değişiklikler getirebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nesilleri böyle tükendi! Hem timsahlar, hem köpek balıkları tarafından avlanmışlar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nesilleri-boeyle-tukendi-hem-timsahlar-hem-koepek-baliklari-tarafindan-avlanmislar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nesilleri-boeyle-tukendi-hem-timsahlar-hem-koepek-baliklari-tarafindan-avlanmislar</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar, Miyosen Dönemi&#039;nde denizineği familyasından dugongların hem timsahlar hem de kaplan köpek balıkları tarafından avlanmış olabileceğini ortaya koydu.İsviçre&#039;deki Zürih Üniversitesinden araştırmacılar, Venezuela&#039;nın kuzeyinde keşfedilen denizineği türü dugongun, nesli tükenen Culebratherium cinsine ait iskeletini inceledi.  İskeletin üzerinde 3 çeşit ısırık izi tespit eden araştırmacılar, bu diş izlerinin şekil ve derinlikleri nedeniyle timsahımsı bir hayvan ve kaplan köpek balığına ait olabileceğini ortaya koydu.  Araştırmacılar, Miyosen Dönemi&#039;nde 11-23 milyon yıl önce, timsahın dugonga saldırarak yaralamış olabileceğini ve parçalamak amacıyla başka bir yere sürüklemesinin ardından kaplan köpek balığının dugonga saldırmış olabileceğini kaydetti.  Araştırmanın yazarlarından Aldo Benites-Palomino, yaptığı açıklamada, &quot;Bugün, avcıların öldürdüğü avların başka hayvanlar tarafından tüketildiğini sıkça görüyoruz fakat bu davranışın fosil kaynağı nadir bulunur.&quot; ifadesini kullandı.  Benites-Palomino, &quot;Bulgularımız, Miyosen Dönemi&#039;nde karmaşık avcı-av ilişkilerine nadir bir bakış açısı sağlıyor ve birden çok avcının aynı avdan beslendiğine dair birkaç kayıttan birini ortaya koyuyor.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IB0ddnZ7hEiiSHDBErLu4g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Nesilleri, böyle, tükendi, Hem, timsahlar, hem, köpek, balıkları, tarafından, avlanmışlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IB0ddnZ7hEiiSHDBErLu4g.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nesilleri böyle tükendi! Hem timsahlar, hem köpek balıkları tarafından avlanmışlar"><p>Araştırmacılar, Miyosen Dönemi'nde denizineği familyasından dugongların hem timsahlar hem de kaplan köpek balıkları tarafından avlanmış olabileceğini ortaya koydu.</p>İsviçre'deki Zürih Üniversitesinden araştırmacılar, Venezuela'nın kuzeyinde keşfedilen denizineği türü dugongun, nesli tükenen Culebratherium cinsine ait iskeletini inceledi.  İskeletin üzerinde 3 çeşit ısırık izi tespit eden araştırmacılar, bu diş izlerinin şekil ve derinlikleri nedeniyle timsahımsı bir hayvan ve kaplan köpek balığına ait olabileceğini ortaya koydu.  Araştırmacılar, Miyosen Dönemi'nde 11-23 milyon yıl önce, timsahın dugonga saldırarak yaralamış olabileceğini ve parçalamak amacıyla başka bir yere sürüklemesinin ardından kaplan köpek balığının dugonga saldırmış olabileceğini kaydetti.  Araştırmanın yazarlarından Aldo Benites-Palomino, yaptığı açıklamada, "Bugün, avcıların öldürdüğü avların başka hayvanlar tarafından tüketildiğini sıkça görüyoruz fakat bu davranışın fosil kaynağı nadir bulunur." ifadesini kullandı.  Benites-Palomino, "Bulgularımız, Miyosen Dönemi'nde karmaşık avcı-av ilişkilerine nadir bir bakış açısı sağlıyor ve birden çok avcının aynı avdan beslendiğine dair birkaç kayıttan birini ortaya koyuyor." değerlendirmesinde bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tarantulanın beynini ele geçirdi! Dizilere konu olan zombi mantarı böyle görüntülendi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tarantulanin-beynini-ele-gecirdi-dizilere-konu-olan-zombi-mantari-boeyle-goeruntulendi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tarantulanin-beynini-ele-gecirdi-dizilere-konu-olan-zombi-mantari-boeyle-goeruntulendi</guid>
<description><![CDATA[ Peru&#039;da Amazon Ormanları&#039;nda saha araştırmacılığı yapan Chris Ketola, &quot;Zombi mantarı&quot; bulaşmış ölü bir tarantulaya rastladığı anları sosyal medya hesabından paylaştı. Video, zombi mantarı endişesini tekrar gündeme getirdi.&quot;Zombi mantarı&quot; olarak adlandırılan kordiseps, özellikle video oyunu ve aynı adlı popüler dizi The Last of Us ile birlikte gündeme gelmişti.  Peru&#039;nun Amazon Ormanları&#039;nda yapılan bir araştırmada, &quot;zombi mantarı&quot; olarak bilinen kordisepsin tarantulalar üzerindeki etkisi belgelendi.  Araştırmacı Chris Ketola, enfekte olmuş bir tarantulayı ve mantarın etkilerini videoya kaydetti.  Ketola, Instagram&#039;da paylaştığı videoda, “Mantar sinir sistemini ele geçirdi ve tarantulayı bu yere gelmeye zorladı&quot; dedi. Ketola, mantarın daha sonra tarantulanın vücudundan çıktığını ve yeni hedefler aradığını belirtti.  Bu keşfin korkunç ama aynı zamanda inanılmaz olduğunu belirten araştırmacı, bunun şimdiye kadar gördüğü üçüncü tarantula örneği olduğunu ekledi.  Bilim insanları, kordisepsin konakçının zihnini ve motor fonksiyonlarını nasıl etkilediğini ise henüz tam olarak anlamış değil.  Kordiseps mantarı, sinir sistemini ele geçirdiği omurgasızların vücudunu içeriden tüketerek büyür. Tarantulaların beynini ve motor fonksiyonlarını kontrol altına alan mantar, konakçıyı belirli bir noktaya sürükler ve öldüğünde sporları vücuttan dışarı fırlatarak yeni hedeflere yayılmasını sağlar. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EOsuTWKR-kWHatDRkHk0Vw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Tarantulanın, beynini, ele, geçirdi, Dizilere, konu, olan, zombi, mantarı, böyle, görüntülendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EOsuTWKR-kWHatDRkHk0Vw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Tarantulanın beynini ele geçirdi! Dizilere konu olan zombi mantarı böyle görüntülendi"><p>Peru'da Amazon Ormanları'nda saha araştırmacılığı yapan Chris Ketola, "Zombi mantarı" bulaşmış ölü bir tarantulaya rastladığı anları sosyal medya hesabından paylaştı. Video, zombi mantarı endişesini tekrar gündeme getirdi.</p><p>"Zombi mantarı" olarak adlandırılan kordiseps, özellikle video oyunu ve aynı adlı popüler dizi The Last of Us ile birlikte gündeme gelmişti.  Peru'nun Amazon Ormanları'nda yapılan bir araştırmada, "zombi mantarı" olarak bilinen kordisepsin tarantulalar üzerindeki etkisi belgelendi.  Araştırmacı Chris Ketola, enfekte olmuş bir tarantulayı ve mantarın etkilerini videoya kaydetti.  Ketola, Instagram'da paylaştığı videoda, “Mantar sinir sistemini ele geçirdi ve tarantulayı bu yere gelmeye zorladı" dedi. Ketola, mantarın daha sonra tarantulanın vücudundan çıktığını ve yeni hedefler aradığını belirtti.  Bu keşfin korkunç ama aynı zamanda inanılmaz olduğunu belirten araştırmacı, bunun şimdiye kadar gördüğü üçüncü tarantula örneği olduğunu ekledi.  Bilim insanları, kordisepsin konakçının zihnini ve motor fonksiyonlarını nasıl etkilediğini ise henüz tam olarak anlamış değil.  Kordiseps mantarı, sinir sistemini ele geçirdiği omurgasızların vücudunu içeriden tüketerek büyür. Tarantulaların beynini ve motor fonksiyonlarını kontrol altına alan mantar, konakçıyı belirli bir noktaya sürükler ve öldüğünde sporları vücuttan dışarı fırlatarak yeni hedeflere yayılmasını sağlar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları uyardı: &amp;quot;Yaşlı insanlardan sağlık tavsiyesi almayın&amp;quot;</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-uyardi-yasli-insanlardan-saglik-tavsiyesi-almayin</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-uyardi-yasli-insanlardan-saglik-tavsiyesi-almayin</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar hala bazı insanların neden yüz yaşından uzun yaşadığını anlamaya çalışıyor. Ancak bilim insanları, uzun yaşam konusunda yüz yaşını geçmiş insanlardan tavsiye almaktan kaçınmanın en iyisi olabileceği konusunda uyarıyor. Uzmanlar ayrıca, yüz yılı aşkın bir ömrün iki ana teori ile açıklanabileceğini ileri sürüyor. Bu durum da akıllara uzun bir ömrün sırrı şans mı genetik mi sorularını getirdi?Dünyanın en yaşlı insanı Maria Branyas Morera&#039;nın 117 yaşında ölmesi, pek çok kişiyi olağanüstü uzun bir yaşamın sırlarını düşünmeye sevk etmiş olabilir.
Ancak bilim insanları, uzun yaşam konusunda yüz yaşını geçmiş insanlardan tavsiye almaktan kaçınmanın en iyisi olabileceğini söylüyor.Guinness Dünya Rekorları sitesine göre Branyas, &quot;düzen, huzur, aile ve arkadaşlarla iyi ilişkiler, doğayla temas, duygusal istikrar, endişe ve pişmanlık olmaması, bolca pozitiflik ve toksik insanlardan uzak durma&quot; sayesinde uzun bir yaşam sürdüğüne inanıyordu.
Ancak Brighton Üniversitesi&#039;nde biyogerontoloji profesörü olan Richard Faragher, bazı insanların neden 100 yaşından uzun yaşadığının hala belirli bir nedeni olmadığını söyledi.Faragher, iki ana teori olduğunu aktardı.
Birinci teori, bazı bireylerin esasen sadece şanslı olması. Başka bir deyişle, yüz yaşını geçmiş kişilerin belirli alışkanlıkları olması uzun bir yaşam sürecekleri anlamına gelmiyor.
İkinci teoriye göre ise, yüz yaşını geçen kişilerin daha uzun yaşamalarını sağlayan belirli genetik özelliklere sahip olması. Yani genetikleri sayesinde daha dayanıklı oldukları düşünülüyor.Faragher, her iki teorinin de aynı uyarıyı doğurduğunu söyleyerek, &quot;Asla, asla yüz yaşını geçmiş birinden sağlık ve yaşam tarzı ipuçları almayın&quot; diye konuştu.
Yüz yılı aşkın süre yaşamış insanların genelde egzersiz yapmadıklarını belirten Faragher, diyetlerinin de çoğu zaman oldukça sağlıksız olduğunu ve bazı yüz yaşını geçmiş kişilerin aynı zamanda sigara içtiğini aktardı.Bireysel düzeyde bir miktar şans, bazı insanların neden 100 yaşından uzun yaşadığını açıklamaya yardımcı olabilir.
Uzmanlar sağlık hizmetleri ve hijyendeki iyileştirmeler de dahil olmak üzere, yaşam beklentisini iyileştirmeye yardımcı olabilecek dış faktörler de olduğunu söylüyor.
Yüz yaşını geçen kişilerle ilgili haberler genellikle iyimser olsa da, bu kişilerin uzun yıllar yalnız yaşamak gibi zorluklarla da karşı karşıya kaldıklarını unutmamak gerek. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LwzpHVimOUGtjviN1z3xgQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, uyardı:, Yaşlı, insanlardan, sağlık, tavsiyesi, almayın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LwzpHVimOUGtjviN1z3xgQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları uyardı: " ya insanlardan sa tavsiyesi almay><p>Araştırmacılar hala bazı insanların neden yüz yaşından uzun yaşadığını anlamaya çalışıyor. Ancak bilim insanları, uzun yaşam konusunda yüz yaşını geçmiş insanlardan tavsiye almaktan kaçınmanın en iyisi olabileceği konusunda uyarıyor. Uzmanlar ayrıca, yüz yılı aşkın bir ömrün iki ana teori ile açıklanabileceğini ileri sürüyor. Bu durum da akıllara uzun bir ömrün sırrı şans mı genetik mi sorularını getirdi?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B8ViNvUm1kuJEb6rbipvCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünyanın en yaşlı insanı Maria Branyas Morera'nın 117 yaşında ölmesi, pek çok kişiyi olağanüstü uzun bir yaşamın sırlarını düşünmeye sevk etmiş olabilir.
Ancak bilim insanları, uzun yaşam konusunda yüz yaşını geçmiş insanlardan tavsiye almaktan kaçınmanın en iyisi olabileceğini söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Hpd3G19oPk2VBV73Lah7hQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Guinness Dünya Rekorları sitesine göre Branyas, "düzen, huzur, aile ve arkadaşlarla iyi ilişkiler, doğayla temas, duygusal istikrar, endişe ve pişmanlık olmaması, bolca pozitiflik ve toksik insanlardan uzak durma" sayesinde uzun bir yaşam sürdüğüne inanıyordu.
Ancak Brighton Üniversitesi'nde biyogerontoloji profesörü olan Richard Faragher, bazı insanların neden 100 yaşından uzun yaşadığının hala belirli bir nedeni olmadığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7quVr3dpyUy7H_LrZP_bdg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Faragher, iki ana teori olduğunu aktardı.
Birinci teori, bazı bireylerin esasen sadece şanslı olması. Başka bir deyişle, yüz yaşını geçmiş kişilerin belirli alışkanlıkları olması uzun bir yaşam sürecekleri anlamına gelmiyor.
İkinci teoriye göre ise, yüz yaşını geçen kişilerin daha uzun yaşamalarını sağlayan belirli genetik özelliklere sahip olması. Yani genetikleri sayesinde daha dayanıklı oldukları düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KHifiqROoUCBD7Hev2aw4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Faragher, her iki teorinin de aynı uyarıyı doğurduğunu söyleyerek, "Asla, asla yüz yaşını geçmiş birinden sağlık ve yaşam tarzı ipuçları almayın" diye konuştu.
Yüz yılı aşkın süre yaşamış insanların genelde egzersiz yapmadıklarını belirten Faragher, diyetlerinin de çoğu zaman oldukça sağlıksız olduğunu ve bazı yüz yaşını geçmiş kişilerin aynı zamanda sigara içtiğini aktardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zpNS1BIkG0uylUqCQ3JaVQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bireysel düzeyde bir miktar şans, bazı insanların neden 100 yaşından uzun yaşadığını açıklamaya yardımcı olabilir.
Uzmanlar sağlık hizmetleri ve hijyendeki iyileştirmeler de dahil olmak üzere, yaşam beklentisini iyileştirmeye yardımcı olabilecek dış faktörler de olduğunu söylüyor.
Yüz yaşını geçen kişilerle ilgili haberler genellikle iyimser olsa da, bu kişilerin uzun yıllar yalnız yaşamak gibi zorluklarla da karşı karşıya kaldıklarını unutmamak gerek.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İngiltere&amp;apos;nin gençleri Avrupa&amp;apos;nın geri kalanına göre daha mutsuz</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ingilterenin-gencleri-avrupanin-geri-kalanina-goere-daha-mutsuz</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ingilterenin-gencleri-avrupanin-geri-kalanina-goere-daha-mutsuz</guid>
<description><![CDATA[ Children&#039;s Society tarafından yapılan araştırmaya göre, İngiltere’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyeti Avrupa&#039;daki diğer ülkelere kıyasla daha düşük. Araştırmada, günde 500&#039;den fazla çocuğun anksiyete nedeniyle İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ruh sağlığı hizmetlerine yönlendirildiği ortaya koyuldu.Gençler hakkında araştırmalar yürüten Children&#039;s Society, İngiltere&#039;de bir araştırma yaptı.Araştırmada, İngiltere’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyetinin Avrupa&#039;daki diğer ülkelere göre daha düşük olduğu kaydedildi. Durumun, İngiliz gençler için “mutluluk durgunluğu” olarak tanımlandığı belirtildi.Children&#039;s Society tarafından yapılan analiz, İngiltere’nin, 27 ülke arasında yaşam memnuniyeti açısından Avrupa sıralamasında en altta yer aldığını ortaya koyuyor.Ülkede, 15 yaşındakilerin yüzde 25&#039;i düşük yaşam memnuniyeti bildirirken, aynı yaştaki Hollandalı çocukların yüzde 7&#039;sinin bu oranın ankete katılan ülkeler arasında en düşük seviyede olduğunu belirtildi.   Dezavantajlı geçmişe sahip çocuklar gibi İngiliz kız çocukları da bu durumdan özellikle etkilenirken, gıda yoksulluğu da düşük refah rakamlarının ardındaki önemli bir neden olarak vurgulandı.   “ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR’’   Children&#039;s Society&#039;nin CEO&#039;su Mark Russell, araştırmanın sonucunu, “Alarm zilleri çalıyor&quot; sözleriyle tanımladı.Rapora göre, 2021-2022&#039;de 10-15 yaş arası çocukların bir bütün olarak hayatlarından, arkadaşlarından, dış görünüşlerinden, okullarından ve okul ödevlerinden duydukları mutluluğa ilişkin ortalama puanları 2009-2010&#039;a kıyasla önemli ölçüde düşüktü.Düşük yaşam memnuniyeti düzeyleri, İngiltere’deki 15 yaşındakiler arasında Finlandiya, Danimarka, Romanya, Portekiz, Hırvatistan ve Macaristan&#039;daki akranlarına göre en az iki kat daha yüksek.  Çalışmada 2021-2022 İngiltere Boylamsal Hanehalkı Araştırması ve 2022 OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Pisa) verileri kullanıldı.  &quot;ÇOCUKLAR VE GENÇLER DAHA İYİSİNİ HAK EDİYOR&quot;  Raporda, “Çocuklar ve gençler daha iyisini hak ediyor. Çocukların refahındaki düşüşü tersine çevirmek için kararlı eylem ve ulusal liderliğe ihtiyaç var. Bu deneyimlerin bir boşlukta yaşanmadığını biliyoruz&quot; denildi.Pandeminin, artan yoksulluk seviyeleri, gençlerin güvenliğine ilişkin endişeler, iklim acil durumu ve diğer streslerin, gençlerin yaşamlarını zorladığını bildiren raporda, &quot;Mutlu ve tatmin edici bir çocukluk deneyimi yaşamalarını engelleyebilmektedir” ifadeleri yer aldı.Hollandalı gençler, destekleyici ebeveynler, düşük eşitsizlik, otoriter olmayan ancak öğrencilerin duygularını kabul eden öğretmenler ve yüksek düzeyde kendi kaderini tayin etme (örneğin okula bisikletle gitme ve eve ne zaman dönüleceğine karar verme hakkı) ile birkaç yıldır dünyanın en mutlu gençleri arasında yer alıyor.  500&#039;DEN FAZLA ÇOCUĞUN ANKSİYETE ŞİKAYETİ  Geçtiğimiz günlerde İngiliz The Guardian gazetesi, İngiltere&#039;de günde 500&#039;den fazla çocuğun anksiyete nedeniyle İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ruh sağlığı hizmetlerine yönlendirildiğini ve bu oranın pandemi başlamadan önceki oranın iki katından fazla olduğunu ortaya koydu.  Children&#039;s Society, birçok ebeveynin çocuklarına temel ihtiyaçları sağlamakta zorlandığını belirtti.   Her beş ebeveyn ve bakıcıdan birinin günlük sıcak yemek almakta güçlük çektiğini neredeyse dörtte birinin sıcak bir kışlık mont alamadığını ve dörtte birinden biraz fazlasının günlük taze meyve ve sebze sağlamakta zorlandığını tespit etti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vewdb6FUR0Co9jutoyyi3Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İngilterenin, gençleri, Avrupanın, geri, kalanına, göre, daha, mutsuz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vewdb6FUR0Co9jutoyyi3Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İngiltere'nin gençleri Avrupa'nın geri kalanına göre daha mutsuz"><p>Children's Society tarafından yapılan araştırmaya göre, İngiltere’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyeti Avrupa'daki diğer ülkelere kıyasla daha düşük. Araştırmada, günde 500'den fazla çocuğun anksiyete nedeniyle İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ruh sağlığı hizmetlerine yönlendirildiği ortaya koyuldu.</p><p>Gençler hakkında araştırmalar yürüten Children's Society, İngiltere'de bir araştırma yaptı.</p><p>Araştırmada, İngiltere’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyetinin Avrupa'daki diğer ülkelere göre daha düşük olduğu kaydedildi. </p><p>Durumun, İngiliz gençler için “mutluluk durgunluğu” olarak tanımlandığı belirtildi.</p><p>Children's Society tarafından yapılan analiz, İngiltere’nin, 27 ülke arasında yaşam memnuniyeti açısından Avrupa sıralamasında en altta yer aldığını ortaya koyuyor.</p><p>Ülkede, 15 yaşındakilerin yüzde 25'i düşük yaşam memnuniyeti bildirirken, aynı yaştaki Hollandalı çocukların yüzde 7'sinin bu oranın ankete katılan ülkeler arasında en düşük seviyede olduğunu belirtildi.   Dezavantajlı geçmişe sahip çocuklar gibi İngiliz kız çocukları da bu durumdan özellikle etkilenirken, gıda yoksulluğu da düşük refah rakamlarının ardındaki önemli bir neden olarak vurgulandı.   <strong>“ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR’’</strong>   Children's Society'nin CEO'su Mark Russell, araştırmanın sonucunu, “Alarm zilleri çalıyor" sözleriyle tanımladı.</p><p>Rapora göre, 2021-2022'de 10-15 yaş arası çocukların bir bütün olarak hayatlarından, arkadaşlarından, dış görünüşlerinden, okullarından ve okul ödevlerinden duydukları mutluluğa ilişkin ortalama puanları 2009-2010'a kıyasla önemli ölçüde düşüktü.</p><p>Düşük yaşam memnuniyeti düzeyleri, İngiltere’deki 15 yaşındakiler arasında Finlandiya, Danimarka, Romanya, Portekiz, Hırvatistan ve Macaristan'daki akranlarına göre en az iki kat daha yüksek.  Çalışmada 2021-2022 İngiltere Boylamsal Hanehalkı Araştırması ve 2022 OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Pisa) verileri kullanıldı.  <strong>"ÇOCUKLAR VE GENÇLER DAHA İYİSİNİ HAK EDİYOR"</strong>  Raporda, “Çocuklar ve gençler daha iyisini hak ediyor. Çocukların refahındaki düşüşü tersine çevirmek için kararlı eylem ve ulusal liderliğe ihtiyaç var. Bu deneyimlerin bir boşlukta yaşanmadığını biliyoruz" denildi.</p><p>Pandeminin, artan yoksulluk seviyeleri, gençlerin güvenliğine ilişkin endişeler, iklim acil durumu ve diğer streslerin, gençlerin yaşamlarını zorladığını bildiren raporda, "Mutlu ve tatmin edici bir çocukluk deneyimi yaşamalarını engelleyebilmektedir” ifadeleri yer aldı.</p><p>Hollandalı gençler, destekleyici ebeveynler, düşük eşitsizlik, otoriter olmayan ancak öğrencilerin duygularını kabul eden öğretmenler ve yüksek düzeyde kendi kaderini tayin etme (örneğin okula bisikletle gitme ve eve ne zaman dönüleceğine karar verme hakkı) ile birkaç yıldır dünyanın en mutlu gençleri arasında yer alıyor.  <strong>500'DEN FAZLA ÇOCUĞUN ANKSİYETE ŞİKAYETİ</strong>  Geçtiğimiz günlerde İngiliz The Guardian gazetesi, İngiltere'de günde 500'den fazla çocuğun anksiyete nedeniyle İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ruh sağlığı hizmetlerine yönlendirildiğini ve bu oranın pandemi başlamadan önceki oranın iki katından fazla olduğunu ortaya koydu.  Children's Society, birçok ebeveynin çocuklarına temel ihtiyaçları sağlamakta zorlandığını belirtti.   Her beş ebeveyn ve bakıcıdan birinin günlük sıcak yemek almakta güçlük çektiğini neredeyse dörtte birinin sıcak bir kışlık mont alamadığını ve dörtte birinden biraz fazlasının günlük taze meyve ve sebze sağlamakta zorlandığını tespit etti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Palyaço balıkları kendi türüne karşı saldırgan davranıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/palyaco-baliklari-kendi-turune-karsi-saldirgan-davraniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/palyaco-baliklari-kendi-turune-karsi-saldirgan-davraniyor</guid>
<description><![CDATA[ Japon bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre, palyaço balıklarının kendi türlerine karşı saldırgan davrandığı ortaya çıktı. Yapılan araştırmada bilim insanları, sıradan palyaço balığının akranlarını tanımasına yardımcı olan şeyin sadece dikey çizgilerin varlığı değil, aynı zamanda sayıları olduğunu keşfetti.Japonya&#039;da bulunan Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü&#039;nde araştırmacılar, palyaço balıklarının kendi türlerine karşı saldırgan davrandığı ortaya çıkardı.   Japon bilim insanları Latince adı amphiprion ocellaris olan palyaço balığı türünü inceledi.   Çalışma kapsamında, daha önce farklı palyaço balığı türleriyle karşılaşmamış genç palyaço balıklar özel olarak tasarlanmış bir su tankına yerleştirildi.  Tankta hem amphiprion ocellaris türü hem de diğer palyaço balığı türlerinin örnekleri bulunuyordu.  Araştırma sonucunda, beyaz dikey çizgilere sahip palyaço balıklarının, kendi türlerinden olan balıklara karşı daha agresif bir tutum sergilediği ortaya çıktı.   ÇİZGİLERİ SAYARAK AYIRT EDİYORLAR   Çalışmayı yürüten bilim insanlarından Kina Hayaşi, amphiprion ocellaris balıklarının diğer palyaço balıklarının üzerindeki çizgileri sayarak, bu balıkların aynı türden olup olmadığını ayırt edebildiklerini belirtti.  Bu balıklar, çizgisi olmayan ya da yalnızca tek çizgiye sahip diğer palyaço balıklarına karşı benzer bir saldırganlık göstermedi.  Hayaşi, &quot;Bu deney, beyaz dikey çizgilerin, palyaço balıkları arasında tür ayrımını yapmada ve davranışsal tepkilerde önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor&quot; şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1j0hKyb8xU6wFeJZLxpIXQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Palyaço, balıkları, kendi, türüne, karşı, saldırgan, davranıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1j0hKyb8xU6wFeJZLxpIXQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Palyaço balıkları kendi türüne karşı saldırgan davranıyor!"><p>Japon bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre, palyaço balıklarının kendi türlerine karşı saldırgan davrandığı ortaya çıktı. Yapılan araştırmada bilim insanları, sıradan palyaço balığının akranlarını tanımasına yardımcı olan şeyin sadece dikey çizgilerin varlığı değil, aynı zamanda sayıları olduğunu keşfetti.</p><p>Japonya'da bulunan Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nde araştırmacılar, palyaço balıklarının kendi türlerine karşı saldırgan davrandığı ortaya çıkardı.   Japon bilim insanları Latince adı amphiprion ocellaris olan palyaço balığı türünü inceledi.   Çalışma kapsamında, daha önce farklı palyaço balığı türleriyle karşılaşmamış genç palyaço balıklar özel olarak tasarlanmış bir su tankına yerleştirildi.  Tankta hem amphiprion ocellaris türü hem de diğer palyaço balığı türlerinin örnekleri bulunuyordu.  Araştırma sonucunda, beyaz dikey çizgilere sahip palyaço balıklarının, kendi türlerinden olan balıklara karşı daha agresif bir tutum sergilediği ortaya çıktı.   <strong>ÇİZGİLERİ SAYARAK AYIRT EDİYORLAR</strong>   Çalışmayı yürüten bilim insanlarından Kina Hayaşi, amphiprion ocellaris balıklarının diğer palyaço balıklarının üzerindeki çizgileri sayarak, bu balıkların aynı türden olup olmadığını ayırt edebildiklerini belirtti.  Bu balıklar, çizgisi olmayan ya da yalnızca tek çizgiye sahip diğer palyaço balıklarına karşı benzer bir saldırganlık göstermedi.  Hayaşi, "Bu deney, beyaz dikey çizgilerin, palyaço balıkları arasında tür ayrımını yapmada ve davranışsal tepkilerde önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor" şeklinde konuştu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İlk insanların denizaşırı yolculukları sanılandan daha eski</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ilk-insanlarin-denizasiri-yolculuklari-sanilandan-daha-eski</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ilk-insanlarin-denizasiri-yolculuklari-sanilandan-daha-eski</guid>
<description><![CDATA[ Endonezya’daki bir mağarada yapılan kazılarda, insanların Pasifik Adaları’na 50 bin yıldan daha önce ulaştığı ortaya çıktı.  Uluslararası bir araştırma ekibi, bu bulguların eski denizcilerin göç yolları ve uyum becerileri hakkında yeni bilgiler sunduğunu belirtti.Yeni yapılan arkeolojik kazılarda, ilk insanların Pasifik bölgesine 50 bin yıldan daha önce geldiğine dair kalıntılar bulundu. Independent&#039;ın haberine göre Endonezya&#039;da bir mağarada keşfedilen, ağaç reçinesinden yapılmış bir nesne, Homo sapienslerin bu adalara ne zaman ve nasıl göç ettiğini, kullandıkları rotaları ve yeni ortamdaki zorluklara nasıl ayak uydurduklarını ortaya çıkardı. ULUSLARARASI EKİP BİRLİKTE ÇALIŞTI Yeni Zelanda, Batı Papua ve Endonezya&#039;dan bilim insanlarının dahil olduğu uluslararası ekip, türünün Afrika dışındaki en eski örneği olan reçinenin ateş yakmakta, gemi inşa etmekte veya taştan aletler yapmakta kullanıldığını düşünüyor. Antiquity isimli akademik dergide yayımlanan araştırma, bulguların yağmur ormanlarında yaşamak üzere deniz yolculuğu yaparak, Asya&#039;dan Pasifik Adaları&#039;na cesur geçişler yapan ilk insanların uyum becerilerine dair bilinenlere katkı sunduğunu belirtiyor.Araştırmanın ortak yazarları, bu bulguların insanların zorlayıcı koşullara uyum sağlamasının ve esnekliğinin önemli bir örneği olduğunu belirtti. AVCILIKTA DA BAŞARILILARDI Önceki bulgular, bu eski denizcilerin günümüz Pasifik Adaları’nda yaşayan yerli insanların ortak ataları olduğunu gösterse de, deniz yoluyla yayılmalarının zaman ve konumu konusunda kesin bilgiler bulunmuyordu. Yakın zamanda doğu Endonezya’daki Mololo Mağarası’nda yapılan kazılar, hayvan kemikleri, taştan eserler, deniz kabukları ve kömür gibi buluntuların yanı sıra insan yerleşimi katmanlarını da ortaya çıkardı.Mololo halkının keseli hayvanlar, büyük yarasalar ve yerde yaşayan kuşlarla beslenmiş olabileceğine dair ipuçları veren hayvan kemikleri, bölgedeki ilk insanların sadece denizcilikte değil, avcılıkta da başarılı olduklarını gösteriyor.50 BİN YILDAN DAHA ÖNCE  Mağaranın en derin katmanları, bölgeye insanların en az 55 bin yıl önce yerleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Yeni araştırma, bu tarih öncesi denizcilerin 50 bin yıldan daha önce Batı Papua açıklarındaki adalara ulaşmak için ekvator boyunca seyahat ettiklerini ortaya koyuyor.Bu, insanların 65 bin yıl önce Batı Papua&#039;yı Avustralya&#039;ya bağlayan tarih öncesi Sahul kıtasına yerleşmiş olabileceği anlamına geliyor.  Bilim insanları &quot;Deniz yolculuğu simülasyonları, bu dönemde Raja Ampat Adaları&#039;ndan Yeni Gine&#039;ye doğru bir kuzey ekvator rotasının Sahul&#039;e yayılmak için uygun bir geçit olduğunu gösteriyor&quot; yazdı.Arkeolojik alanda daha fazla kazı çalışmasıyla, ilk insanların Pasifik&#039;e ve Avustralya&#039;ya doğru ilerlemek için seçtiği zamanla rotayı net bir şekilde belirlemek mümkün olabilir ve onların bu bölgelerdeki dev memelilerin neslinin tükenmesine etki edip etmediği açığa çıkabilir.  Öte yandan, bilim insanları bu rotayla göç edenlerin Denisova ve Homo sapien atalara sahip kişiler olabileceğini düşünüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PZK4FcXCvkmq4Zohg2kSxw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İlk, insanların, denizaşırı, yolculukları, sanılandan, daha, eski</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PZK4FcXCvkmq4Zohg2kSxw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İlk insanların denizaşırı yolculukları sanılandan daha eski"><p>Endonezya’daki bir mağarada yapılan kazılarda, insanların Pasifik Adaları’na 50 bin yıldan daha önce ulaştığı ortaya çıktı.  Uluslararası bir araştırma ekibi, bu bulguların eski denizcilerin göç yolları ve uyum becerileri hakkında yeni bilgiler sunduğunu belirtti.</p><p>Yeni yapılan arkeolojik kazılarda, ilk insanların Pasifik bölgesine 50 bin yıldan daha önce geldiğine dair kalıntılar bulundu. </p><p>Independent'ın haberine göre Endonezya'da bir mağarada keşfedilen, ağaç reçinesinden yapılmış bir nesne, Homo sapienslerin bu adalara ne zaman ve nasıl göç ettiğini, kullandıkları rotaları ve yeni ortamdaki zorluklara nasıl ayak uydurduklarını ortaya çıkardı. </p><p><strong>ULUSLARARASI EKİP BİRLİKTE ÇALIŞTI </strong></p><p>Yeni Zelanda, Batı Papua ve Endonezya'dan bilim insanlarının dahil olduğu uluslararası ekip, türünün Afrika dışındaki en eski örneği olan reçinenin ateş yakmakta, gemi inşa etmekte veya taştan aletler yapmakta kullanıldığını düşünüyor. </p><p>Antiquity isimli akademik dergide yayımlanan araştırma, bulguların yağmur ormanlarında yaşamak üzere deniz yolculuğu yaparak, Asya'dan Pasifik Adaları'na cesur geçişler yapan ilk insanların uyum becerilerine dair bilinenlere katkı sunduğunu belirtiyor.</p><p>Araştırmanın ortak yazarları, bu bulguların insanların zorlayıcı koşullara uyum sağlamasının ve esnekliğinin önemli bir örneği olduğunu belirtti. </p><p><b>AVCILIKTA DA BAŞARILILARDI </b></p><p>Önceki bulgular, bu eski denizcilerin günümüz Pasifik Adaları’nda yaşayan yerli insanların ortak ataları olduğunu gösterse de, deniz yoluyla yayılmalarının zaman ve konumu konusunda kesin bilgiler bulunmuyordu.</p><p> Yakın zamanda doğu Endonezya’daki Mololo Mağarası’nda yapılan kazılar, hayvan kemikleri, taştan eserler, deniz kabukları ve kömür gibi buluntuların yanı sıra insan yerleşimi katmanlarını da ortaya çıkardı.</p><p>Mololo halkının keseli hayvanlar, büyük yarasalar ve yerde yaşayan kuşlarla beslenmiş olabileceğine dair ipuçları veren hayvan kemikleri, bölgedeki ilk insanların sadece denizcilikte değil, avcılıkta da başarılı olduklarını gösteriyor.</p><p><strong>50 BİN YILDAN DAHA ÖNCE </strong></p><p> </p><p>Mağaranın en derin katmanları, bölgeye insanların en az 55 bin yıl önce yerleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Yeni araştırma, bu tarih öncesi denizcilerin 50 bin yıldan daha önce Batı Papua açıklarındaki adalara ulaşmak için ekvator boyunca seyahat ettiklerini ortaya koyuyor.</p><p>Bu, insanların 65 bin yıl önce Batı Papua'yı Avustralya'ya bağlayan tarih öncesi Sahul kıtasına yerleşmiş olabileceği anlamına geliyor.  Bilim insanları "Deniz yolculuğu simülasyonları, bu dönemde Raja Ampat Adaları'ndan Yeni Gine'ye doğru bir kuzey ekvator rotasının Sahul'e yayılmak için uygun bir geçit olduğunu gösteriyor" yazdı.</p><p>Arkeolojik alanda daha fazla kazı çalışmasıyla, ilk insanların Pasifik'e ve Avustralya'ya doğru ilerlemek için seçtiği zamanla rotayı net bir şekilde belirlemek mümkün olabilir ve onların bu bölgelerdeki dev memelilerin neslinin tükenmesine etki edip etmediği açığa çıkabilir.  Öte yandan, bilim insanları bu rotayla göç edenlerin Denisova ve Homo sapien atalara sahip kişiler olabileceğini düşünüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: Bilge insanların ortak özellikleri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-acikladi-bilge-insanlarin-ortak-oezellikleri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-acikladi-bilge-insanlarin-ortak-oezellikleri</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları 12 ülkeden katılımcılarla yaptıkları araştırma kapsamında bilge kişide aranan özelliklerin kültürler arasına tutarlılık gösterdiğini ortaya çıkardı. Araştırma sonucunda bir kişiyi bilge yapan kriterlerin neler olduğu belirlendi. İşte bilge kişilerin özellikleri.Bilim insanları, 12 ülkeden katılımcılarla yaptıkları yeni bir araştırmada bilgeliği tanımlayan iki ana kriteri belirledi.Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan farklı 16 gruptan 2 bin 707 katılımcıyla gerçekleştirildi.
Çalışmanın başyazarı Kanada&#039;daki Waterloo Üniversitesi&#039;nden Maksim Rudnev, “Şaşırtıcı şekilde” bilgeliğin iki ana kategoride değerlendirildiğini belirtti.Çalışmaya, Amerika&#039;dan ABD, Kanada, Ekvador ve Peru; Asya&#039;dan Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore; Afrika&#039;dan Fas ve Güney Afrika; Avrupa&#039;dan ise Slovakya&#039;dan araştırmacılar katkı sağladı.
Katılımcılar arasında bilim insanları, politikacılar ve eğitmenler de yer aldı.Araştırma, bilgeliği iki ana kategoride inceledi. Düşünsel yönelim ve sosyo-duygulsa kategori. 
Düşünsel yönelim kategorisi, mantıklı düşünme, duygu kontrolü ve bilginin pratikte uygulanması gibi özellikleri içeriyor.Sosyo-duygusal farkındalık kategorisinde, başkalarının duygularını önemseme ve sosyal bağlama dikkat etme gibi özellikler yer alıyor.Waterloo Üniversitesi&#039;nden Igor Grossmann, bilgeliğin genellikle düşünsel yönelimle ilişkilendirildiğini ve sosyo-duygusal yetkinliğin bunu telafi edemediğini vurguladı.
Grossmann, “Bilgeliğin her iki boyutu da paralel çalışsa bile insanlar bilgeliği daha çok düşünsel yönelimle ilişkilendiriyor,” dedi.Araştırma, dünya genelindeki insanların liderleri, eğitimcileri ve etkili kişileri nasıl gördüğüne dair bilgi de sağlıyor.Araştırmadaki örneklerden biri de Cumhuriyetçi lider Donald Trump&#039;la ABD Başkanı Joe Biden arasındaki çekişme. ABD&#039;de Kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde Joe Biden ile Donald Trump canlı yayında tartışma yapmıştı. Biden&#039;ın yayın performnası uzun süre konuşulmuş ve Biden adaylıktan çekilerek yerini yardımıcısı Kamala Harris&#039;e bıraktı. Grossmann, Biden&#039;ın sosyo-duygusal açıdan daha yetkin olarak algılandığını ancak bilişsel açıdan zayıf bulunmasının, Trump&#039;ın tartışmayı kazanmış gibi görünmesine neden olduğunu belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YIhNDyzkb0iBzdJ4z5q-7A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, Bilge, insanların, ortak, özellikleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YIhNDyzkb0iBzdJ4z5q-7A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: Bilge insanların ortak özellikleri"><p>Bilim insanları 12 ülkeden katılımcılarla yaptıkları araştırma kapsamında bilge kişide aranan özelliklerin kültürler arasına tutarlılık gösterdiğini ortaya çıkardı. Araştırma sonucunda bir kişiyi bilge yapan kriterlerin neler olduğu belirlendi. İşte bilge kişilerin özellikleri.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Yai8LJeLTka8fB4rfUuxEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, 12 ülkeden katılımcılarla yaptıkları yeni bir araştırmada bilgeliği tanımlayan iki ana kriteri belirledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ldb5FUtVwESmc7WfiyJ3Bg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan farklı 16 gruptan 2 bin 707 katılımcıyla gerçekleştirildi.
Çalışmanın başyazarı Kanada'daki Waterloo Üniversitesi'nden Maksim Rudnev, “Şaşırtıcı şekilde” bilgeliğin iki ana kategoride değerlendirildiğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/E2_xJBCVV0KZH3Ha53PwtA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmaya, Amerika'dan ABD, Kanada, Ekvador ve Peru; Asya'dan Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore; Afrika'dan Fas ve Güney Afrika; Avrupa'dan ise Slovakya'dan araştırmacılar katkı sağladı.
Katılımcılar arasında bilim insanları, politikacılar ve eğitmenler de yer aldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wk94On7M_UmWeibEtPwYig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma, bilgeliği iki ana kategoride inceledi. Düşünsel yönelim ve sosyo-duygulsa kategori. 
Düşünsel yönelim kategorisi, mantıklı düşünme, duygu kontrolü ve bilginin pratikte uygulanması gibi özellikleri içeriyor.Sosyo-duygusal farkındalık kategorisinde, başkalarının duygularını önemseme ve sosyal bağlama dikkat etme gibi özellikler yer alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cvYEq2E4aUqmXaR0juXv9g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Waterloo Üniversitesi'nden Igor Grossmann, bilgeliğin genellikle düşünsel yönelimle ilişkilendirildiğini ve sosyo-duygusal yetkinliğin bunu telafi edemediğini vurguladı.
Grossmann, “Bilgeliğin her iki boyutu da paralel çalışsa bile insanlar bilgeliği daha çok düşünsel yönelimle ilişkilendiriyor,” dedi.Araştırma, dünya genelindeki insanların liderleri, eğitimcileri ve etkili kişileri nasıl gördüğüne dair bilgi de sağlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LG0wqbpX80uAluEtDuq7EA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmadaki örneklerden biri de Cumhuriyetçi lider Donald Trump'la ABD Başkanı Joe Biden arasındaki çekişme. ABD'de Kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde Joe Biden ile Donald Trump canlı yayında tartışma yapmıştı. Biden'ın yayın performnası uzun süre konuşulmuş ve Biden adaylıktan çekilerek yerini yardımıcısı Kamala Harris'e bıraktı. Grossmann, Biden'ın sosyo-duygusal açıdan daha yetkin olarak algılandığını ancak bilişsel açıdan zayıf bulunmasının, Trump'ın tartışmayı kazanmış gibi görünmesine neden olduğunu belirtti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sosyoekonomik eşitsizlik beyninizi yaşlandırıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sosyoekonomik-esitsizlik-beyninizi-yaslandiriyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sosyoekonomik-esitsizlik-beyninizi-yaslandiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Şili&#039;de yapılan bir araştırmaya göre, beyin yaşı kronolojik yaştan daha büyük olabilir. Araştırmacılar bunun en büyük sebeplerinin hava kirliliği ve sosyoekonomik eşitsizlik olduğunu belirtti.Şili’deki Adolfo Ibanez Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, beyin yaşınız kronolojik yaşınızdan daha büyük olabilir.Çalışmanın baş yazarı olan nöroloji uzmanı Agustin Ibanez, “Beynin yaşlanması sadece yıllarla ilgili değil. Nerede, nasıl yaşadığınızla, sosyoekonomik seviyenizle, çevrenizdeki kirlilikle de ilgili” dedi.Araştırma kapsamında Türkiye&#039;nin de aralarında bulunduğu 15 ülkenden bazılıkarı sağlıklı, bazıları demans hastası olan 5 bin 306 katılımcının beyin verileri incelendi.Beyin bölgelerinin birbiriyle etkileşime girme derecesinin bir ölçüsü olan karmaşık bir işlevsel bağlantı biçimini değerlendirerek beyin yaşlanmasına baktılar.İşlevsel bağlantının yaşla birlikte azaldığı belirtilirken, cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu Latin Amerika ülkelerinde kadınların beyin yaşlarıyla kronolojik yaşları arasındaki farkın, bu ülkelerdeki erkeklere kıyasla daha fazla olduğu görüldü. Demans hastalığı olan kişilerin de daha büyük beyin yaşı farklılıklarına sahip oldukları belirlendi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2Jeas719rUKCLPe5331VlA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sosyoekonomik, eşitsizlik, beyninizi, yaşlandırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2Jeas719rUKCLPe5331VlA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sosyoekonomik eşitsizlik beyninizi yaşlandırıyor!"><p>Şili'de yapılan bir araştırmaya göre, beyin yaşı kronolojik yaştan daha büyük olabilir. Araştırmacılar bunun en büyük sebeplerinin hava kirliliği ve sosyoekonomik eşitsizlik olduğunu belirtti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xszhtEcFpUu4NIrDN1d3Ig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şili’deki Adolfo Ibanez Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, beyin yaşınız kronolojik yaşınızdan daha büyük olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RTZc8VdLj0S84ss4_dJgvw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın baş yazarı olan nöroloji uzmanı Agustin Ibanez, “Beynin yaşlanması sadece yıllarla ilgili değil. Nerede, nasıl yaşadığınızla, sosyoekonomik seviyenizle, çevrenizdeki kirlilikle de ilgili” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AvVa9YwAXkimkg5nNG7emQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma kapsamında Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 15 ülkenden bazılıkarı sağlıklı, bazıları demans hastası olan 5 bin 306 katılımcının beyin verileri incelendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5mMVQ2JD3U6cEyuPdCwuIw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beyin bölgelerinin birbiriyle etkileşime girme derecesinin bir ölçüsü olan karmaşık bir işlevsel bağlantı biçimini değerlendirerek beyin yaşlanmasına baktılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nCJPr57a9kirj3j1OdGzzQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İşlevsel bağlantının yaşla birlikte azaldığı belirtilirken, cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu Latin Amerika ülkelerinde kadınların beyin yaşlarıyla kronolojik yaşları arasındaki farkın, bu ülkelerdeki erkeklere kıyasla daha fazla olduğu görüldü. Demans hastalığı olan kişilerin de daha büyük beyin yaşı farklılıklarına sahip oldukları belirlendi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Okyanusun dibinde yeni keşif: 20 yeni tür adayı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/okyanusun-dibinde-yeni-kesif-20-yeni-tur-adayi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/okyanusun-dibinde-yeni-kesif-20-yeni-tur-adayi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 71&#039;ini kaplamasına rağmen sadece nadir bir kısmı keşfedilebilen okyanusların derin sularında yeni zenginlikler ortaya çıkıyor. Deniz tabanını haritalandırmak için yapılan bir keşif gezisi sırasında yeni türde canlılar keşfedildi.Okyanuslar Dünya&#039;nın yaklaşık yüzde 71&#039;ini oluşturuyor. Beş ana okyanus olan Pasifik, Atlantik, Hint, Arktik ve Güney Okyanusları vahşi yaşamın tam olarak yüzde 94&#039;ünü barındırıyor. Ancak, bu okyanusların sadece yüzde 5&#039;i keşfedilebildi.
Deniz tabanının keşfedilmemiş kısımlarını haritalandırmak için yapılan bir keşif gezisi sırasında ise Şili açıklarında yeni bir deniz dağı ve bilim için 20 yeni potansiyel tür keşfedildi.Schmidt Okyanus Enstitüsü&#039;nün çalışanları, güvenilir uzaktan kumandalı su araçları SuBastian ile isimsiz ve keşfedilmemiş bir denizin dibinde araştırma yaparken iki uçan spagetti canavarı tespit ettiler.Bilim dünyasında &quot;Bathyphysa conifera&quot; olarak bilinen uçan spagetti canavarı bir tür sifonofordur, bu da onu “uzun telli şey” yapıyor. Diğer nadir gözlemler arasında Güney Pasifik&#039;te ilk kez kaydedilen ve 2016&#039;dan beri bilinmesine rağmen henüz kimse toplamadığı için tanımlanamayan ve resmi olarak adlandırılamayan Casper ahtapotu da vardı.Ayrıca, 1800&#039;lerin sonlarında toplanan örneklere dayanarak sadece üç türü bilinen ve çok nadir bir cins olan canlı bir Promachoteuthis kalamarının ilk görüntülerini de yakaladılar. Bu cins şimdiye kadar sadece ağlardan çıkarılan cansız örneklerine dayanarak incelenebildi.Keşif gezisi 28 gün sürdü ve Nazca Sırtı&#039;nın uluslararası sularındaki, şu anda deniz koruma alanı olarak belirlenmesi düşünülen bir sualtı dağ zincirindeki 10 denizdağını kapsadı.
Araştırma, Schmidt Okyanus Enstitüsü tarafından Ocean Census ve New Hampshire Üniversitesi Kıyı ve Okyanus Haritalama Merkezi/Ortak Hidrografi Merkezi ile ortaklaşa yürütüldü.Ocean Census Bilim Direktörü Prof. Alex David Rogers, IFLScience&#039;a
“Güneydoğu Pasifik&#039;teki deniz dağları, bugüne kadar başka hiçbir yerde bulunmayan türlerle olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yaptığını belirtti.
Rogers açıklamasında, &quot;Schmidt Okyanus Enstitüsü ekibi tarafından desteklenen taksonomistlerimizin Falkor&#039;da (da) yürüttükleri çalışmalar, daha önce hiç haritalanmamış ya da insan gözüyle görülmemiş olanlar da dahil olmak üzere, bu sualtı dağlarındaki olağanüstü yaşam formlarının dağılımına ilişkin anlayışımızı önemli ölçüde geliştirecektir.” ifadelerini kullandı.Keşif gezisi sırasında ortaya çıkarılan ve daha önce bilinmeyen sualtı dağı 3 bin109 metre yüksekliğinde olup gelişen bir derin deniz ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Gemideki haritalama teknolojileri arazinin yapısını not ederken, su altı robotu SuBastian da ne bulabileceklerini görmek için sünger bahçeleri ve antik mercanlar arasında dolaştı.
En dikkat çekici buluntulardan biri, yaklaşık üç tenis kortu büyüklüğünde eski bir mercan bahçesiydi.  Çok sayıda keşif gezisi yapılan sırtlarda 10 deniz dağında 20 potansiyel yeni canlı türü topladılar.Araştırmanın baş yazarı, bilim insanı ve Schmidt Okyanus Enstitüsü Deniz Teknisyeni Tomer Ketter, “Bölgeye yaptığımız üçüncü keşif gezisini tamamladıktan sonra Nazca ve Salas y Gómez Sırtlarında yaklaşık 25 deniz dibini keşfettik” dedi.
Bulguların ekosistemin olağanüstü çeşitliliğini vurguladığını belirtirken, aynı zamanda deniz dibi ekosistemlerinin birbirine nasıl bağlı olduğuna dair anlayışımızdaki boşlukları ortaya koyduğunu söyledi.
Ketter, &quot;Bu keşif gezilerinden elde edilen verilerin gelecekteki politikaları bilgilendirmeye yardımcı olacağını ve bu bozulmamış ortamları gelecek nesiller için koruyacağını umuyoruz.” diyerek sözlerine devam etti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9auXd4ZTEUCKmBXkOMqqqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Okyanusun, dibinde, yeni, keşif:, yeni, tür, adayı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9auXd4ZTEUCKmBXkOMqqqQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Okyanusun dibinde yeni keşif: 20 yeni tür adayı!"><p>Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 71'ini kaplamasına rağmen sadece nadir bir kısmı keşfedilebilen okyanusların derin sularında yeni zenginlikler ortaya çıkıyor. Deniz tabanını haritalandırmak için yapılan bir keşif gezisi sırasında yeni türde canlılar keşfedildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aLuipfzXtUi1PKaX0N6_Jg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Okyanuslar Dünya'nın yaklaşık yüzde 71'ini oluşturuyor. Beş ana okyanus olan Pasifik, Atlantik, Hint, Arktik ve Güney Okyanusları vahşi yaşamın tam olarak yüzde 94'ünü barındırıyor. Ancak, bu okyanusların sadece yüzde 5'i keşfedilebildi.
Deniz tabanının keşfedilmemiş kısımlarını haritalandırmak için yapılan bir keşif gezisi sırasında ise Şili açıklarında yeni bir deniz dağı ve bilim için 20 yeni potansiyel tür keşfedildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Mwl48c3qNU-tmorW_sFeJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Schmidt Okyanus Enstitüsü'nün çalışanları, güvenilir uzaktan kumandalı su araçları SuBastian ile isimsiz ve keşfedilmemiş bir denizin dibinde araştırma yaparken iki uçan spagetti canavarı tespit ettiler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/njOB4P4UdkGDqISHInZIaQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim dünyasında "Bathyphysa conifera" olarak bilinen uçan spagetti canavarı bir tür sifonofordur, bu da onu “uzun telli şey” yapıyor. Diğer nadir gözlemler arasında Güney Pasifik'te ilk kez kaydedilen ve 2016'dan beri bilinmesine rağmen henüz kimse toplamadığı için tanımlanamayan ve resmi olarak adlandırılamayan Casper ahtapotu da vardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iDVUXITqK0-M6BCugSDtyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, 1800'lerin sonlarında toplanan örneklere dayanarak sadece üç türü bilinen ve çok nadir bir cins olan canlı bir Promachoteuthis kalamarının ilk görüntülerini de yakaladılar. Bu cins şimdiye kadar sadece ağlardan çıkarılan cansız örneklerine dayanarak incelenebildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w7VgG2iblUaja9ByMMM9Rg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Keşif gezisi 28 gün sürdü ve Nazca Sırtı'nın uluslararası sularındaki, şu anda deniz koruma alanı olarak belirlenmesi düşünülen bir sualtı dağ zincirindeki 10 denizdağını kapsadı.
Araştırma, Schmidt Okyanus Enstitüsü tarafından Ocean Census ve New Hampshire Üniversitesi Kıyı ve Okyanus Haritalama Merkezi/Ortak Hidrografi Merkezi ile ortaklaşa yürütüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5Mfqdza97Emyx3GTSUA6Fg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ocean Census Bilim Direktörü Prof. Alex David Rogers, IFLScience'a
“Güneydoğu Pasifik'teki deniz dağları, bugüne kadar başka hiçbir yerde bulunmayan türlerle olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yaptığını belirtti.
Rogers açıklamasında, "Schmidt Okyanus Enstitüsü ekibi tarafından desteklenen taksonomistlerimizin Falkor'da (da) yürüttükleri çalışmalar, daha önce hiç haritalanmamış ya da insan gözüyle görülmemiş olanlar da dahil olmak üzere, bu sualtı dağlarındaki olağanüstü yaşam formlarının dağılımına ilişkin anlayışımızı önemli ölçüde geliştirecektir.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fOKws4rimU6zAfYUSMV23w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Keşif gezisi sırasında ortaya çıkarılan ve daha önce bilinmeyen sualtı dağı 3 bin109 metre yüksekliğinde olup gelişen bir derin deniz ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Gemideki haritalama teknolojileri arazinin yapısını not ederken, su altı robotu SuBastian da ne bulabileceklerini görmek için sünger bahçeleri ve antik mercanlar arasında dolaştı.
En dikkat çekici buluntulardan biri, yaklaşık üç tenis kortu büyüklüğünde eski bir mercan bahçesiydi.  Çok sayıda keşif gezisi yapılan sırtlarda 10 deniz dağında 20 potansiyel yeni canlı türü topladılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K7fSx9IJok-72tPkmotOlg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın baş yazarı, bilim insanı ve Schmidt Okyanus Enstitüsü Deniz Teknisyeni Tomer Ketter, “Bölgeye yaptığımız üçüncü keşif gezisini tamamladıktan sonra Nazca ve Salas y Gómez Sırtlarında yaklaşık 25 deniz dibini keşfettik” dedi.
Bulguların ekosistemin olağanüstü çeşitliliğini vurguladığını belirtirken, aynı zamanda deniz dibi ekosistemlerinin birbirine nasıl bağlı olduğuna dair anlayışımızdaki boşlukları ortaya koyduğunu söyledi.
Ketter, "Bu keşif gezilerinden elde edilen verilerin gelecekteki politikaları bilgilendirmeye yardımcı olacağını ve bu bozulmamış ortamları gelecek nesiller için koruyacağını umuyoruz.” diyerek sözlerine devam etti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tıpkı insanlar gibi birbirlerine isim veriyorlar! Yalnızca 3 hayvan türünde görüldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tipki-insanlar-gibi-birbirlerine-isim-veriyorlar-yalnizca-3-hayvan-turunde-goeruldu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tipki-insanlar-gibi-birbirlerine-isim-veriyorlar-yalnizca-3-hayvan-turunde-goeruldu</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmalara göre, daha önce fillerde ve yunuslarda da var olduğu düşünülen ve hayvanlarda nadir olan bir özellik  Marmoset maymunlarında da görüldü. Araştırmalar sonucu Marmoset maymunlarının birbirlerini adlandırmak için özel çağrılar kullandığı tespit edildi.Kişisel isimler insan dilinin evrensel bir özelliği, ancak diğer türlerde çok az benzerleri var.  Daha önce sadece insanlarda, yunuslarda ve fillerde var olduğu düşünülülen popülasyondaki diğer bireyleri isimlendirmek, Marmoset maymunlarında da görüldü.  Uzmanlar bunun yalnızca seçkin bir sosyal hayvan grubunda görülen epey gelişmiş bir bilişsel yetenek olduğunu söylüyor.   ÖZEL ÇAĞRILAR KULLANIYORLARPerşembe günü Science bilimsel dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, maymunların birbirlerini adlandırmak için phee-çağrıları adı verilen özel çağrıları kullandığı görülüyor.  Bilim insanları marmoset çiftleri arasındaki doğal konuşmaların yanı sıra maymunlar ve bir bilgisayar sistemi arasındaki etkileşimleri de kaydetti. Maymunlar belirli bireylere hitap etmek için phee-çağrılarını kullanma eğilimindeydi.  Ayrıca, bir marmosetin bir çağrının kendisine yöneltildiğini ayırt edebildiğini ve yöneltildiğinde daha doğru yanıt verdiğini buldular.  Hebrew Üniversitesi&#039;nden çalışmanın ortak yazarı David Omer, &quot;Bu çağrılar daha önce düşünüldüğü gibi sadece kendini konumlandırmak için kullanılmıyor. Marmosetler bu özel çağrıları belirli bireyleri nitelemek ve onlara hitap etmek için kullanıyor&quot; diyor.&quot;LEHÇE KULLANIMINA BENZİYOR&quot;  Bir marmoset grubu içindeki aile üyelerinin farklı bireylere hitap etmek için benzer nitelikteki sesleri ve farklı adları kodlamak için benzer ses özelliklerini kullandığı tespit edildi.  Araştırmacılar, bunun insanlarda isim ve lehçe kullanımına benzer göründüğünü söyledi.  İsim öğrenme, kan bağı olmayan yetişkin marmosetler arasında bile gerçekleşiyor gibi görünüyor.  Bilim insanları, marmosetlerin kendi aile gruplarının diğer üyelerinden hem ses niteliklerini hem de lehçeleri öğreniyor olabileceğini söyledi.  Bu benzersiz davranışın, marmosetlerin görüş mesafesinin genellikle sınırlı olduğu sık yağmur ormanı habitatlarında bağlantıda kalmalarını sağlamak için evrimleşmiş olabileceğinden şüpheleniyorlar.  Birbirlerine adla seslenmeleri, sosyal bağlarını sürdürmelerine ve grup bütünlüğünü korumalarına katkı sunuyor olabilir.  Dr. Omer, &quot;Marmosetler küçük tek eşli aile grupları halinde yaşıyor ve tıpkı insanlar gibi yavrularına birlikte bakıyorlar&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-QTSAkClH0m6QOsMpJxCWQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Tıpkı, insanlar, gibi, birbirlerine, isim, veriyorlar, Yalnızca, hayvan, türünde, görüldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-QTSAkClH0m6QOsMpJxCWQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20240830125607864" class="type:primaryImage" alt="Tıpkı insanlar gibi birbirlerine isim veriyorlar! Yalnızca 3 hayvan türünde görüldü"><p>Araştırmalara göre, daha önce fillerde ve yunuslarda da var olduğu düşünülen ve hayvanlarda nadir olan bir özellik  Marmoset maymunlarında da görüldü. Araştırmalar sonucu Marmoset maymunlarının birbirlerini adlandırmak için özel çağrılar kullandığı tespit edildi.</p><p>Kişisel isimler insan dilinin evrensel bir özelliği, ancak diğer türlerde çok az benzerleri var.  Daha önce sadece insanlarda, yunuslarda ve fillerde var olduğu düşünülülen popülasyondaki diğer bireyleri isimlendirmek, Marmoset maymunlarında da görüldü.  Uzmanlar bunun yalnızca seçkin bir sosyal hayvan grubunda görülen epey gelişmiş bir bilişsel yetenek olduğunu söylüyor.   <strong>ÖZEL ÇAĞRILAR KULLANIYORLAR</strong></p><p>Perşembe günü Science bilimsel dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, maymunların birbirlerini adlandırmak için phee-çağrıları adı verilen özel çağrıları kullandığı görülüyor.  Bilim insanları marmoset çiftleri arasındaki doğal konuşmaların yanı sıra maymunlar ve bir bilgisayar sistemi arasındaki etkileşimleri de kaydetti. Maymunlar belirli bireylere hitap etmek için phee-çağrılarını kullanma eğilimindeydi.  Ayrıca, bir marmosetin bir çağrının kendisine yöneltildiğini ayırt edebildiğini ve yöneltildiğinde daha doğru yanıt verdiğini buldular.  Hebrew Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı David Omer, "Bu çağrılar daha önce düşünüldüğü gibi sadece kendini konumlandırmak için kullanılmıyor. Marmosetler bu özel çağrıları belirli bireyleri nitelemek ve onlara hitap etmek için kullanıyor" diyor.</p><p><strong>"LEHÇE KULLANIMINA BENZİYOR"</strong>  Bir marmoset grubu içindeki aile üyelerinin farklı bireylere hitap etmek için benzer nitelikteki sesleri ve farklı adları kodlamak için benzer ses özelliklerini kullandığı tespit edildi.  Araştırmacılar, bunun insanlarda isim ve lehçe kullanımına benzer göründüğünü söyledi.  İsim öğrenme, kan bağı olmayan yetişkin marmosetler arasında bile gerçekleşiyor gibi görünüyor.  Bilim insanları, marmosetlerin kendi aile gruplarının diğer üyelerinden hem ses niteliklerini hem de lehçeleri öğreniyor olabileceğini söyledi.  Bu benzersiz davranışın, marmosetlerin görüş mesafesinin genellikle sınırlı olduğu sık yağmur ormanı habitatlarında bağlantıda kalmalarını sağlamak için evrimleşmiş olabileceğinden şüpheleniyorlar.  Birbirlerine adla seslenmeleri, sosyal bağlarını sürdürmelerine ve grup bütünlüğünü korumalarına katkı sunuyor olabilir.  Dr. Omer, "Marmosetler küçük tek eşli aile grupları halinde yaşıyor ve tıpkı insanlar gibi yavrularına birlikte bakıyorlar" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA&amp;apos;dan &amp;quot;yer çekimi&amp;quot; kadar önemli keşif: Dünya&amp;apos;nın çevresindeki elektriksel alan ilk kez ölçüldü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasadan-yer-cekimi-kadar-oenemli-kesif-dunyanin-cevresindeki-elektriksel-alan-ilk-kez-oelculdu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasadan-yer-cekimi-kadar-oenemli-kesif-dunyanin-cevresindeki-elektriksel-alan-ilk-kez-oelculdu</guid>
<description><![CDATA[ NASA 60 yılın ardından Dünya&#039;yı çevreleyen elektriksel alanı tespit etti. Açıklamada bu alanın yer çekimi ve manyetik alan kadar önemli olduğu vurgulandı.Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), yıllar süren aramaların ardından Dünya&#039;yı çevreleyen elektriksel alanı tespit ettiklerini duyurdu.   Ambipolar denen alanın yer çekimi ve manyetik alan kadar önemli olduğu belirtildi.   1960&#039;lardan bu yana, Dünya&#039;nın etrafında bir elektriksel alanın bulunduğu öne sürülüyordu. Atmosferdeki atomların 250 kilometreye kadar yükseklikte negatif yüklü elektronlara ve pozitif yüklü iyonlara ayrışması nedeniyle ambipolar alanının bu yükseklikte başladığı tahmin ediliyordu. Ancak bu alanın varlığı bugüne kadar kanıtlanamamıştı.  NASA&#039;nın Endurance görevinden araştırmacılar, Kuzey Kutbu yakınlarından fırlatılan bir roketle ilk kez ambipolar alanı tespit edip kuvvetini ölçtü.  Mayıs 2022&#039;de Svalbard&#039;dan fırlatılan roket, 768 kilometre yüksekliğe çıkarak 19 dakika sonra Grönland Denizi&#039;ne düştü. Araç, yaklaşık 518 kilometre yükseklikte elektrik potansiyelinde 0,55 voltluk bir değişim kaydetti. &quot;SAAT PİLİ KADAR GÜÇLÜ&quot;Nature dergisinde yayımlanan bulgular, kutup rüzgarlarının arkasındaki süreci aydınlattı. Makalenin başyazarı Glyn Collinson, &quot;Yarım volt neredeyse hiçbir şey değil; sadece bir saat pili kadar güçlü&quot; şeklinde açıklama yaptı. &quot;Ama kutup rüzgarını açıklayan doğru miktar bu&quot; dedi.  Araştırmaya göre, hidrojenden oluşan iyonlar, kutup rüzgarında en çok bulunan parçacık türü. Bu iyonlar, ambipolar alan tarafından yer çekiminden 10,6 kat daha güçlü bir dış kuvvete maruz kalıyor.&quot;YER ÇEKİMİNE KARŞI KOYMAK İÇİN YETERLİ&quot;Collinson, bu durumu &quot;Atmosferi uzaya doğru kaldıran bir taşıma bandı gibi&quot; olarak tanımlıyor. Çalışmanın ortak yazarı Alex Glocer ise, &quot;Bu, yer çekimine karşı koymak, hatta parçacıkları süpersonik hızlarda uzaya fırlatmak için fazlasıyla yeterli&quot; açıklamasında bulundu.  Bilim insanları ayrıca bu yarım voltluk alanın, Dünya&#039;nın üst atmosferindeki iyonosfer tabakasını da şekillendirdiğini belirledi.   Oksijen iyonlarının da ambipolar alanın etkisiyle yükseldiği ve iyonosferin üst kısımlarındaki yoğunluğu yüzde 271 oranında artırdığı ortaya kondu.MARS VE VENÜS&#039;TE DE OLABİLİR  Endurance görevinden bilim insanları, ambipolar alanın atmosferi henüz bilinmeyen şekillerde de etkiliyor olabileceğini ifade ediyor.Ayrıca, bu tür bir alanın Mars ve Venüs gibi gezegenlerde de bulunabileceği düşünülüyor. Collinson, &quot;Atmosferi olan herhangi bir gezegenin ambipolar alanı da olmalı&quot; şeklinde açıklama yaptı.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dhCHutz2FE6FFj04AWjpbQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASAdan, yer, çekimi, kadar, önemli, keşif:, Dünyanın, çevresindeki, elektriksel, alan, ilk, kez, ölçüldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dhCHutz2FE6FFj04AWjpbQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA'dan " yer kadar ke d elektriksel alan ilk kez><p>NASA 60 yılın ardından Dünya'yı çevreleyen elektriksel alanı tespit etti. Açıklamada bu alanın yer çekimi ve manyetik alan kadar önemli olduğu vurgulandı.</p><p>Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), yıllar süren aramaların ardından Dünya'yı çevreleyen elektriksel alanı tespit ettiklerini duyurdu.   Ambipolar denen alanın yer çekimi ve manyetik alan kadar önemli olduğu belirtildi.   1960'lardan bu yana, Dünya'nın etrafında bir elektriksel alanın bulunduğu öne sürülüyordu. Atmosferdeki atomların 250 kilometreye kadar yükseklikte negatif yüklü elektronlara ve pozitif yüklü iyonlara ayrışması nedeniyle ambipolar alanının bu yükseklikte başladığı tahmin ediliyordu. Ancak bu alanın varlığı bugüne kadar kanıtlanamamıştı.  NASA'nın Endurance görevinden araştırmacılar, Kuzey Kutbu yakınlarından fırlatılan bir roketle ilk kez ambipolar alanı tespit edip kuvvetini ölçtü.  Mayıs 2022'de Svalbard'dan fırlatılan roket, 768 kilometre yüksekliğe çıkarak 19 dakika sonra Grönland Denizi'ne düştü. Araç, yaklaşık 518 kilometre yükseklikte elektrik potansiyelinde 0,55 voltluk bir değişim kaydetti. </p><p><strong>"SAAT PİLİ KADAR GÜÇLÜ"</strong></p><p>Nature dergisinde yayımlanan bulgular, kutup rüzgarlarının arkasındaki süreci aydınlattı. Makalenin başyazarı Glyn Collinson, "Yarım volt neredeyse hiçbir şey değil; sadece bir saat pili kadar güçlü" şeklinde açıklama yaptı. "Ama kutup rüzgarını açıklayan doğru miktar bu" dedi.  Araştırmaya göre, hidrojenden oluşan iyonlar, kutup rüzgarında en çok bulunan parçacık türü. Bu iyonlar, ambipolar alan tarafından yer çekiminden 10,6 kat daha güçlü bir dış kuvvete maruz kalıyor.</p><p><strong>"YER ÇEKİMİNE KARŞI KOYMAK İÇİN YETERLİ"</strong></p><p>Collinson, bu durumu "Atmosferi uzaya doğru kaldıran bir taşıma bandı gibi" olarak tanımlıyor. Çalışmanın ortak yazarı Alex Glocer ise, "Bu, yer çekimine karşı koymak, hatta parçacıkları süpersonik hızlarda uzaya fırlatmak için fazlasıyla yeterli" açıklamasında bulundu.  Bilim insanları ayrıca bu yarım voltluk alanın, Dünya'nın üst atmosferindeki iyonosfer tabakasını da şekillendirdiğini belirledi.   Oksijen iyonlarının da ambipolar alanın etkisiyle yükseldiği ve iyonosferin üst kısımlarındaki yoğunluğu yüzde 271 oranında artırdığı ortaya kondu.</p><p><strong>MARS VE VENÜS'TE DE OLABİLİR</strong>  Endurance görevinden bilim insanları, ambipolar alanın atmosferi henüz bilinmeyen şekillerde de etkiliyor olabileceğini ifade ediyor.</p><p>Ayrıca, bu tür bir alanın Mars ve Venüs gibi gezegenlerde de bulunabileceği düşünülüyor. Collinson, "Atmosferi olan herhangi bir gezegenin ambipolar alanı da olmalı" şeklinde açıklama yaptı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eriyen buzullardaki tehlike: Bin 700 yeni antik virüs gözlemlendi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/eriyen-buzullardaki-tehlike-bin-700-yeni-antik-virus-goezlemlendi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/eriyen-buzullardaki-tehlike-bin-700-yeni-antik-virus-goezlemlendi</guid>
<description><![CDATA[ Çin&#039;in batısındaki Tibet Platosu&#039;nda bulunan Guliya Buzulu&#039;nda yapılan araştırmada, derinliklerde 1.700&#039;den fazla antik virüs keşfedildi. Bu virüslerin çoğu bilim dünyası tarafından daha önce hiç gözlemlenmemişti.Dünya genelinde iklim değişikliği nedeniyle buzulların erimesi, bilinmeyen patojenlerin ortaya çıkabileceği ve potansiyel olarak ölümcül salgınların tetiklenebileceği endişelerini artırıyor. Araştırmacılar, Çin&#039;in batısındaki Tibet Platosu&#039;nda bulunan Guliya Buzulu&#039;ndan çıkarılan 300 metre uzunluğundaki buz çekirdeğinde 41 bin yıl öncesine tarihlenen virüsleri incelediler.  Araştırmacıların çalışmalarını yayınlamasından bir gün sonra, rapçi ve oyuncu Chris &quot;Ludacris&quot; Bridges, Alaska&#039;daki bir buzulun eriyen suyunu içtiği bir videoyu paylaştı.Videonun TikTok ve Instagram&#039;da milyonlarca kez izlenmesi , adamın arıtılmamış buzul suyu içerek hayatını riske attığı yönünde endişelere yol açtı.&quot;ELDE EDİLEBİLECEK EN TEMİZ SU&quot;  Büyük ilgi gören videonun ardından buzul bilimcisi,  beklenenin tersine buzul suyunun &quot;elde edilebilecek en temiz su&quot; olduğunu ve Ludacris&#039;in sağlık durumunun iyi olduğunu belirtti.Ancak, dünyanın başka yerlerinde de eriyen donmuş topraklardan ölümcül patojenler ortaya çıktı ve bu durum olası bir salgın korkusunu körükledi.2016&#039;da Sibirya&#039;da dondurulmuş bir hayvan leşinden şarbon sporları yayılmış ve bir çocuğun ölümüne neden olmuştu.  Ohio State Üniversitesi tarafından yürütülen son araştırmada, bulunan 1.700 virüsün insan sağlığına tehdit oluşturmadığı açıklandı. Bu virüsler sadece arkeleri ve bakterileri enfekte edebiliyor, insanları, hayvanları veya bitkileri hasta edemiyor. Ancak bu virüslerin incelenmesi, Dünya&#039;nın iklimsel tarihine ışık tutuyor ve gelecekteki mikrobiyal toplulukların nasıl olabileceğini anlamamıza yardımcı olabilir.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n3J-7kTp30OUsutRyZGurg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Eriyen, buzullardaki, tehlike:, Bin, 700, yeni, antik, virüs, gözlemlendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n3J-7kTp30OUsutRyZGurg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Eriyen buzullardaki tehlike: Bin 700 yeni antik virüs gözlemlendi!"><p>Çin'in batısındaki Tibet Platosu'nda bulunan Guliya Buzulu'nda yapılan araştırmada, derinliklerde 1.700'den fazla antik virüs keşfedildi. Bu virüslerin çoğu bilim dünyası tarafından daha önce hiç gözlemlenmemişti.</p><p>Dünya genelinde iklim değişikliği nedeniyle buzulların erimesi, bilinmeyen patojenlerin ortaya çıkabileceği ve potansiyel olarak ölümcül salgınların tetiklenebileceği endişelerini artırıyor.</p><p> Araştırmacılar, Çin'in batısındaki Tibet Platosu'nda bulunan Guliya Buzulu'ndan çıkarılan 300 metre uzunluğundaki buz çekirdeğinde 41 bin yıl öncesine tarihlenen virüsleri incelediler.  Araştırmacıların çalışmalarını yayınlamasından bir gün sonra, rapçi ve oyuncu Chris "Ludacris" Bridges, Alaska'daki bir buzulun eriyen suyunu içtiği bir videoyu paylaştı.</p><p>Videonun TikTok ve Instagram'da milyonlarca kez izlenmesi , adamın arıtılmamış buzul suyu içerek hayatını riske attığı yönünde endişelere yol açtı.</p><p><strong>"ELDE EDİLEBİLECEK EN TEMİZ SU"</strong>  Büyük ilgi gören videonun ardından buzul bilimcisi,  beklenenin tersine buzul suyunun "elde edilebilecek en temiz su" olduğunu ve Ludacris'in sağlık durumunun iyi olduğunu belirtti.</p><p>Ancak, dünyanın başka yerlerinde de eriyen donmuş topraklardan ölümcül patojenler ortaya çıktı ve bu durum olası bir salgın korkusunu körükledi.</p><p>2016'da Sibirya'da dondurulmuş bir hayvan leşinden şarbon sporları yayılmış ve bir çocuğun ölümüne neden olmuştu.  Ohio State Üniversitesi tarafından yürütülen son araştırmada, bulunan 1.700 virüsün insan sağlığına tehdit oluşturmadığı açıklandı. Bu virüsler sadece arkeleri ve bakterileri enfekte edebiliyor, insanları, hayvanları veya bitkileri hasta edemiyor. </p><p>Ancak bu virüslerin incelenmesi, Dünya'nın iklimsel tarihine ışık tutuyor ve gelecekteki mikrobiyal toplulukların nasıl olabileceğini anlamamıza yardımcı olabilir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Starliner&amp;apos;dan gelen &amp;quot;tuhaf ses&amp;quot;: NASA sesin kaynağını açıkladı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/starlinerdan-gelen-tuhaf-ses-nasa-sesin-kaynagini-acikladi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/starlinerdan-gelen-tuhaf-ses-nasa-sesin-kaynagini-acikladi</guid>
<description><![CDATA[ Starliner uzay aracıyla haziranda Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;na (UUİ) giden Butch Wilmore&#039;un Starliner&#039;dan &quot;tuhaf sesler&quot; geldiğini söylemesinin ardından NASA, seslerin sebebine ilişkin açıklama yaptı.ABD&#039;li havacılık devi Boeing&#039;e ait Starliner mekiği ile 5 Haziran&#039;da uzaya gönderilen daha sonra teknik aksaklıklar nedeniyle uzayda mahsur kalan NASA astronotlarından Butch Wilmore Starliner kapsülünden &quot;tuhaf sesler&quot; geldiğini söylemişti.  ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), Wilmore&#039;un araçtan garip sesler geldiğini bildirmesinin ardından, söz konusu seslere neyin sebep olduğunu açıkladı.  Havacılık şirketi garip gürültünün Boeing Starliner&#039;daki hoparlörler ile yanaştığı ISS arasındaki bir geri besleme sorunu olduğunu açıkladı.  NASA&#039;nın X hesabında yaptığı açıklamada, &quot;Uzay istasyonu ses sistemi karmaşıktır, birden fazla uzay aracı ve modülün birbirine bağlanmasına izin verir ve gürültü ve geri bildirim yaşanması yaygındır.&quot; dedi. 6 EYLÜL&#039;DE DÖNÜYOR Boeing, 2 ertelemenin ardından 5 Haziran&#039;da 2 NASA astronotunu taşıyan Starliner mekiğini ilk kez uzaya yollamıştı. Helyum sızıntısı tespit edilen mekikte yapılan incelemelere rağmen sorunun kaynağı bir türlü bulunamamış ve aracın Dünya&#039;ya dönüşü 4 kez ertelenmişti.  Aracın cuma günü mürettebatsız olarak Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;ndan ayrılması bekleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6mKKrrKZ_0euRsc3FbkMeA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Starlinerdan, gelen, tuhaf, ses:, NASA, sesin, kaynağını, açıkladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6mKKrrKZ_0euRsc3FbkMeA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Starliner'dan gelen " tuhaf ses nasa sesin kayna a><p>Starliner uzay aracıyla haziranda Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) giden Butch Wilmore'un Starliner'dan "tuhaf sesler" geldiğini söylemesinin ardından NASA, seslerin sebebine ilişkin açıklama yaptı.</p><p>ABD'li havacılık devi Boeing'e ait Starliner mekiği ile 5 Haziran'da uzaya gönderilen daha sonra teknik aksaklıklar nedeniyle uzayda mahsur kalan NASA astronotlarından Butch Wilmore Starliner kapsülünden "tuhaf sesler" geldiğini söylemişti.  ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), Wilmore'un araçtan garip sesler geldiğini bildirmesinin ardından, söz konusu seslere neyin sebep olduğunu açıkladı.  Havacılık şirketi garip gürültünün Boeing Starliner'daki hoparlörler ile yanaştığı ISS arasındaki bir geri besleme sorunu olduğunu açıkladı.  NASA'nın X hesabında yaptığı açıklamada, "Uzay istasyonu ses sistemi karmaşıktır, birden fazla uzay aracı ve modülün birbirine bağlanmasına izin verir ve gürültü ve geri bildirim yaşanması yaygındır." dedi. </p><p><strong>6 EYLÜL'DE DÖNÜYOR </strong></p><p>Boeing, 2 ertelemenin ardından 5 Haziran'da 2 NASA astronotunu taşıyan Starliner mekiğini ilk kez uzaya yollamıştı. Helyum sızıntısı tespit edilen mekikte yapılan incelemelere rağmen sorunun kaynağı bir türlü bulunamamış ve aracın Dünya'ya dönüşü 4 kez ertelenmişti.  Aracın cuma günü mürettebatsız olarak Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan ayrılması bekleniyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en güçlü adamı araştırıldı, bilim dünyası şaşkına döndü!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-en-guclu-adami-arastirildi-bilim-dunyasi-saskina-doendu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-en-guclu-adami-arastirildi-bilim-dunyasi-saskina-doendu</guid>
<description><![CDATA[ Britanyalı halterci Eddie Hall&#039;un kas yapısı üzerine yapılan yeni bir araştırma, bacaktaki üç ince kasın ağırlık kaldırmadaki kritik önemini ortaya çıkardı. Loughborough Üniversitesi&#039;nin çalışması, Hall&#039;un kaslarının beklenmedik derecede büyüdüğünü ve bu kasların ağırlık kaldırma performansında önemli bir rol oynadığını gösterdi.Dünyanın en güçlü insanlarından biri olarak tanınan Britanyalı halterci Eddie Hall, 2017&#039;de Dünyanın En Güçlü Adamı yarışmasını kazanmış ve 2016&#039;dan 2020&#039;ye kadar tarihin en ağır deadlift rekorunu elinde tutmuştu. Ancak, Hall&#039;un başarıları sadece kuvvetiyle değil, aynı zamanda bacaktaki kas yapısıyla da dikkat çekiyor.  Birleşik Krallık&#039;taki Loughborough Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, Hall&#039;un kas yapısını inceleyerek ilginç bulgulara ulaştı.Journal of Applied Physiology adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmada, Hall&#039;un yanı sıra sporcular, düzenli antrenman yapan ve yapmayan 200&#039;den fazla kişi üzerine araştırma yapıldı.&quot;YÜZDE 202 DAHA BÜYÜK&quot;  Araştırmacılar Hall&#039;un bacağındaki bir grup kasın diğerlerine kıyasla beklenmedik derecede büyüdüğünü gözlemledi.   Sartorius, gracilis ve semitendinosus adlı ince ve uzun bu üç kas, güç antrenmanı yapmayan erkeklere kıyasla Hall&#039;da yüzde 140 ila yüzde 202 daha büyüktü.EN FAZLA İNCE KAS GRUBU GELİŞİYOR   Prof. Jonathan Folland, diz ve kalçadaki kasların daha fazla gelişmesini beklediklerini ancak en büyük ilerlemenin bacaktaki ince kas grubunda gerçekleşmesinin şaşırtıcı olduğunu belirtti.  Prof. Folland, bu kasların bilimsel açıdan az ilgi gördüğünü ve ne kadar önemli olduklarının tam olarak bilinmediğini ifade etti. &quot;Ancak, yıllarca ağır yükler kaldıran birinde bu kasların gelişmesini görmek gerçekten ilginçti. Bu kaslar, çok ağır yükleri kaldırıp taşımada düşündüğümüzden daha önemli olabilir&quot; dedi.  Araştırmacılar, ayrıca uyluğun ön kısmındaki quadriceps femoris adlı 4 kasın iki kat ve bu kasların bağlandığı tendonun sadece yüzde 30 daha büyük olduğunu kaydetti.   Bu bulgular, kasların tendonlardan çok daha değişime açık olduğunu gösteriyor.  Çalışmanın bir diğer yazarı Dr. Tom Balshaw, &quot;Sonuçlar, kas sisteminin adapte olmaya ne kadar açık olduğunu ve Eddie&#039;nin en çok çalıştırdığı kasların en büyük gelişimi gösterdiğini ortaya koyuyor,&quot; dedi.  Eddie Hall, vücuduna uyguladığı kuvvetlerin kaslar ve tendonlar üzerindeki etkilerini öğrenmenin çok ilginç olduğunu belirtti.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xgThIwJ-0Uq_ZFTDOyNjmw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, güçlü, adamı, araştırıldı, bilim, dünyası, şaşkına, döndü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xgThIwJ-0Uq_ZFTDOyNjmw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en güçlü adamı araştırıldı, bilim dünyası şaşkına döndü!"><p>Britanyalı halterci Eddie Hall'un kas yapısı üzerine yapılan yeni bir araştırma, bacaktaki üç ince kasın ağırlık kaldırmadaki kritik önemini ortaya çıkardı. Loughborough Üniversitesi'nin çalışması, Hall'un kaslarının beklenmedik derecede büyüdüğünü ve bu kasların ağırlık kaldırma performansında önemli bir rol oynadığını gösterdi.</p><p>Dünyanın en güçlü insanlarından biri olarak tanınan Britanyalı halterci Eddie Hall, 2017'de Dünyanın En Güçlü Adamı yarışmasını kazanmış ve 2016'dan 2020'ye kadar tarihin en ağır deadlift rekorunu elinde tutmuştu. Ancak, Hall'un başarıları sadece kuvvetiyle değil, aynı zamanda bacaktaki kas yapısıyla da dikkat çekiyor.  Birleşik Krallık'taki Loughborough Üniversitesi'nden araştırmacılar, Hall'un kas yapısını inceleyerek ilginç bulgulara ulaştı.</p><p>Journal of Applied Physiology adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmada, Hall'un yanı sıra sporcular, düzenli antrenman yapan ve yapmayan 200'den fazla kişi üzerine araştırma yapıldı.</p><p><strong>"YÜZDE 202 DAHA BÜYÜK"</strong>  Araştırmacılar Hall'un bacağındaki bir grup kasın diğerlerine kıyasla beklenmedik derecede büyüdüğünü gözlemledi.   Sartorius, gracilis ve semitendinosus adlı ince ve uzun bu üç kas, güç antrenmanı yapmayan erkeklere kıyasla Hall'da yüzde 140 ila yüzde 202 daha büyüktü.</p><p><strong>EN FAZLA İNCE KAS GRUBU GELİŞİYOR</strong>   Prof. Jonathan Folland, diz ve kalçadaki kasların daha fazla gelişmesini beklediklerini ancak en büyük ilerlemenin bacaktaki ince kas grubunda gerçekleşmesinin şaşırtıcı olduğunu belirtti.  Prof. Folland, bu kasların bilimsel açıdan az ilgi gördüğünü ve ne kadar önemli olduklarının tam olarak bilinmediğini ifade etti. "Ancak, yıllarca ağır yükler kaldıran birinde bu kasların gelişmesini görmek gerçekten ilginçti. Bu kaslar, çok ağır yükleri kaldırıp taşımada düşündüğümüzden daha önemli olabilir" dedi.  Araştırmacılar, ayrıca uyluğun ön kısmındaki quadriceps femoris adlı 4 kasın iki kat ve bu kasların bağlandığı tendonun sadece yüzde 30 daha büyük olduğunu kaydetti.   Bu bulgular, kasların tendonlardan çok daha değişime açık olduğunu gösteriyor.  Çalışmanın bir diğer yazarı Dr. Tom Balshaw, "Sonuçlar, kas sisteminin adapte olmaya ne kadar açık olduğunu ve Eddie'nin en çok çalıştırdığı kasların en büyük gelişimi gösterdiğini ortaya koyuyor," dedi.  Eddie Hall, vücuduna uyguladığı kuvvetlerin kaslar ve tendonlar üzerindeki etkilerini öğrenmenin çok ilginç olduğunu belirtti. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları geliştirdi: Bu robotu mantarlar kontrol ediyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-gelistirdi-bu-robotu-mantarlar-kontrol-ediyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-gelistirdi-bu-robotu-mantarlar-kontrol-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Yarı mantar yarı bilgisayar olan “biyohibrit robotlar”, mantarların elektrik sinyallerini dijital komutlara dönüştürerek daha sürdürülebilir robotlar inşa etme konusunda umut verici bir ilerleme kaydetti. Cornell Üniversitesi araştırmacıları, doğadan esinlenen ve doğayla bütünleşen yeni robotlar geliştiriyor.Bilim insanları, mantarların sinir sisteminden gelen sinyallere yanıt olarak hareket eden bir robot geliştirdi. Araştırma Science Robotics dergisinde yayımlandı. Bu yeni tür “biyohibrit” robot, denizyıldızına benziyor. Beş bacağını kasıp ahşap bir zeminde ilerlerken pillerle çalışmıyor ya da prize takılı değil, bunun yerine mantarlardan gelen sinyallerle kontrol ediliyor.National Geographic&#039;in bildirdiğine göre yeni robot, mantarlarla kontrol edilen bir başka tekerlekli robotla birlikte Cornell Üniversitesi araştırmacıları tarafından doğadan esinlenen ve doğayla bütünleşen robotlar yaratmak üzere geliştirildi.   “Biyohibrit robotik” olarak adlandırılan bu alan, robotlar yaratmak için bitki, hayvan ve mantar hücrelerini sentetik malzemelerle birleştiren nispeten yeni bir alan. Fare nöronlarından yapılan minik biyohibrit robotlar yürüyebiliyor ve yüzebiliyor, denizanası hücreleri kullanılarak okyanus keşfi için yüzme robotları oluşturuldu ve sıçan kas hücrelerinden yürüyen ve dönebilen bir robot yapıldı. New Atlas haber sitesine göre birkaç on yıllık insan mühendisliği, milyarlarca yıllık evrimle rekabet edemez, bu nedenle tekerleği yeniden icat etmek yerine doğanın versiyonlarını sentetik sistemlere dahil etmek genellikle daha iyidir.İKİ VERSİYONUNU İNŞA ETTİLER  Mantarlar, kök sistemleri olan miselyumları aracılığıyla gönderilen elektrik sinyallerini kullanarak algılar ve iletişim kurarlar. Böylece ekip miselyumu doğrudan bir robotun elektronik aksamına yerleştirerek makineyi çalıştırmak için bu doğal sinyallerden yararlandı.  Araştırmacılar, miselyumdan gelen elektrofizyolojik aktiviteyi doğru bir şekilde kaydeden, işleyen ve robotun anlayabileceği dijital bir sinyale dönüştüren bir elektrik arayüzü oluşturdu. Aktüatörlere gönderildiğinde robot, kendisi de ışık gibi çevresel değişikliklere yanıt olarak sinyaller gönderen mantara yanıt olarak hareket ediyor.  Ekip bu biyohibrit robotların iki versiyonunu inşa etti. Biri nispeten basit görünümlü tekerlekli bir ünite, diğeri ise yumuşak bacaklı örümcek şeklinde. Her iki durumda da, hareket etmesi için bacaklara ya da tekerleklere sinyal göndermeden önce ışığa ve diğer uyaranlara yanıt verebileceği bir Petri kabı mantarı üstte oturuyor.  Her iki robot türü de daha sonra üç deneyden geçirildi. İlk olarak, robotlar misellerden gelen sinyallerdeki doğal sürekli artışlara göre hareket etti. İkinci deneyde, bilim insanları mantarların üzerine ultraviyole ışık tutarak hareket etme şekillerini değiştirmelerini sağladı. Ve son olarak ekip, robotu elle kontrol etmeleri gerektiğinde mantar sinyalini tamamen geçersiz kılabileceklerini gösterebildi.&quot;TOPRAK KİMYASINI ALGILAYABİLİR&quot;  Şimdiye kadar test edilen tek doğrudan uyarıcı ışık olsa da, ekip gelecekteki versiyonların kimyasal imzalar gibi birden fazla girdiyi içerebileceğini söylüyor. Buradaki fikir, canlı sistemlerin doğal olarak ışık, ısı ve basınç gibi birden fazla girdiye yanıt vermede harika olduğu, sentetik versiyonların ise her biri için ayrı, özel sensörlere ihtiyaç duyacağı.  Çalışmanın kıdemli yazarı Rob Shepherd, “Bu makale, robotların özerklik seviyelerini artırmak için çevresel algılama ve komut sinyalleri sağlamak üzere mantar krallığını kullanacak olanların ilki” dedi.  Shephard, “Gelecekteki robotlar için potansiyel, ekinlerde toprak kimyasını algılamak ve örneğin ne zaman daha fazla gübre ekleneceğine karar vermek, belki de zararlı alg patlamaları gibi tarımın aşağı yönlü etkilerini azaltmak olabilir” diye ekledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_gz4c0pD9UKrVrpI9JccXg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, geliştirdi:, robotu, mantarlar, kontrol, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_gz4c0pD9UKrVrpI9JccXg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları geliştirdi: Bu robotu mantarlar kontrol ediyor"><p>Yarı mantar yarı bilgisayar olan “biyohibrit robotlar”, mantarların elektrik sinyallerini dijital komutlara dönüştürerek daha sürdürülebilir robotlar inşa etme konusunda umut verici bir ilerleme kaydetti. Cornell Üniversitesi araştırmacıları, doğadan esinlenen ve doğayla bütünleşen yeni robotlar geliştiriyor.</p><p>Bilim insanları, mantarların sinir sisteminden gelen sinyallere yanıt olarak hareket eden bir robot geliştirdi. Araştırma Science Robotics dergisinde yayımlandı. </p><p>Bu yeni tür “biyohibrit” robot, denizyıldızına benziyor. </p><p>Beş bacağını kasıp ahşap bir zeminde ilerlerken pillerle çalışmıyor ya da prize takılı değil, bunun yerine mantarlardan gelen sinyallerle kontrol ediliyor.</p><p>National Geographic'in bildirdiğine göre yeni robot, mantarlarla kontrol edilen bir başka tekerlekli robotla birlikte Cornell Üniversitesi araştırmacıları tarafından doğadan esinlenen ve doğayla bütünleşen robotlar yaratmak üzere geliştirildi.   “Biyohibrit robotik” olarak adlandırılan bu alan, robotlar yaratmak için bitki, hayvan ve mantar hücrelerini sentetik malzemelerle birleştiren nispeten yeni bir alan. </p><p>Fare nöronlarından yapılan minik biyohibrit robotlar yürüyebiliyor ve yüzebiliyor, denizanası hücreleri kullanılarak okyanus keşfi için yüzme robotları oluşturuldu ve sıçan kas hücrelerinden yürüyen ve dönebilen bir robot yapıldı. </p><p>New Atlas haber sitesine göre birkaç on yıllık insan mühendisliği, milyarlarca yıllık evrimle rekabet edemez, bu nedenle tekerleği yeniden icat etmek yerine doğanın versiyonlarını sentetik sistemlere dahil etmek genellikle daha iyidir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4VbFVYN3y0WSUomtBhoqGw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>İKİ VERSİYONUNU İNŞA ETTİLER</strong>  Mantarlar, kök sistemleri olan miselyumları aracılığıyla gönderilen elektrik sinyallerini kullanarak algılar ve iletişim kurarlar. Böylece ekip miselyumu doğrudan bir robotun elektronik aksamına yerleştirerek makineyi çalıştırmak için bu doğal sinyallerden yararlandı.  Araştırmacılar, miselyumdan gelen elektrofizyolojik aktiviteyi doğru bir şekilde kaydeden, işleyen ve robotun anlayabileceği dijital bir sinyale dönüştüren bir elektrik arayüzü oluşturdu. Aktüatörlere gönderildiğinde robot, kendisi de ışık gibi çevresel değişikliklere yanıt olarak sinyaller gönderen mantara yanıt olarak hareket ediyor.  Ekip bu biyohibrit robotların iki versiyonunu inşa etti. Biri nispeten basit görünümlü tekerlekli bir ünite, diğeri ise yumuşak bacaklı örümcek şeklinde. Her iki durumda da, hareket etmesi için bacaklara ya da tekerleklere sinyal göndermeden önce ışığa ve diğer uyaranlara yanıt verebileceği bir Petri kabı mantarı üstte oturuyor.  Her iki robot türü de daha sonra üç deneyden geçirildi. İlk olarak, robotlar misellerden gelen sinyallerdeki doğal sürekli artışlara göre hareket etti. İkinci deneyde, bilim insanları mantarların üzerine ultraviyole ışık tutarak hareket etme şekillerini değiştirmelerini sağladı. Ve son olarak ekip, robotu elle kontrol etmeleri gerektiğinde mantar sinyalini tamamen geçersiz kılabileceklerini gösterebildi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K01aaIToJk2Epb40MswcEw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>"TOPRAK KİMYASINI ALGILAYABİLİR"</strong>  Şimdiye kadar test edilen tek doğrudan uyarıcı ışık olsa da, ekip gelecekteki versiyonların kimyasal imzalar gibi birden fazla girdiyi içerebileceğini söylüyor. Buradaki fikir, canlı sistemlerin doğal olarak ışık, ısı ve basınç gibi birden fazla girdiye yanıt vermede harika olduğu, sentetik versiyonların ise her biri için ayrı, özel sensörlere ihtiyaç duyacağı.  Çalışmanın kıdemli yazarı Rob Shepherd, “Bu makale, robotların özerklik seviyelerini artırmak için çevresel algılama ve komut sinyalleri sağlamak üzere mantar krallığını kullanacak olanların ilki” dedi.  Shephard, “Gelecekteki robotlar için potansiyel, ekinlerde toprak kimyasını algılamak ve örneğin ne zaman daha fazla gübre ekleneceğine karar vermek, belki de zararlı alg patlamaları gibi tarımın aşağı yönlü etkilerini azaltmak olabilir” diye ekledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayvanat bahçesinin altında gizemli keşif: 2 bin yıllık mezarlar ortaya çıktı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/hayvanat-bahcesinin-altinda-gizemli-kesif-2-bin-yillik-mezarlar-ortaya-cikti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/hayvanat-bahcesinin-altinda-gizemli-kesif-2-bin-yillik-mezarlar-ortaya-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Arkeologların yaptı kazı çalışmalarında, Çin&#039;in güneydoğusundaki Guangdong eyaletindeki bir hayvanat bahçesinde çeşitli tarihsel dönemlere ait yaklaşık 150 mezar ortaya çıktı.Çin merkezli haber ajansı  Xinhua&#039;a göre, ilk olarak 2024 yılının nisan-temmuz ayları arasında keşfedilen mezarların, 2 bin 100 yılı aşkın bir zaman dilimine ait olduğunu bildirdi.   Haberde, Mezarların dördünün MÖ 206-MS 220 yılları arasındaki Han Hanedanlığı dönemine, sekizinin MS 265-589 yılları arasındaki Jin ve Güney Hanedanlığı dönemine, 15 tanesinin ise MS 618-907 yılları arasındaki Tang Hanedanlığı dönemine ait olduğu söylendi.   120&#039;den fazla mezarınsa MS 1368&#039;le MS 1911 arasında Çin&#039;e hükmeden Ming ve Çing Hanedanlarına ait bilgisi yer aldı.   Araştırmacılar, modern Çin&#039;in ilk yıllarını oluşturan daha yakın tarihli Çin Cumhuriyeti (1912-1949) döneminden de 48 mezar taşını ortaya çıkardı.  Mezarların çoğunun, özellikle de Ming ve Çing çağlarından kalanların, tutarlı bir aralık düzeni izlemesi tüm alanın iyi organize edilmiş ve planlanmış bir mezarlığın parçası olduğuna işaret ediyor.&quot;ÇOK İYİ KORUNMUŞ&quot;  Birden fazla çağda kullanılan düzenli mezar yerleri, insanların geçmişine dair önemli kayıtlar oluşturuyor.  Dünyanın farklı yerlerinde bu tür mezarlıklarda kazı yapan araştırmacılar, diğer arkeolojik alanlarla karşılaştırıldığında maddi kültürün burada çok daha iyi korunduğunu tespit etti.  Örneğin, son kazı alanında yaklaşık 1300 metrekarelik bir bölgede 200&#039;e yakın çömlek parçasının yanı sıra porselen, bronz, yeşim taşı ve boncuk süslemeler keşfedildi.   Bu eserler, Çin&#039;in yıllar içinde sosyal, siyasi, ekonomik ve ideolojik yöneliminde yaşanmış değişimlere dair önemli bilgiler açığa çıkarabilir.1956&#039;DAN BERİ DEVAM EDİYOR   Kazılar, hayvanat bahçesinin 1956&#039;daki inşaatından bu yana devam ediyor ve araştırmacılar kazı alanında yaklaşık 30 konumda 500&#039;e yakın kadim mezar keşfetti.  Halihazırda en önemli bulgular arasında, neredeyse hiç zarar görmemiş 10 metre uzunluğunda bir Doğu Kin Hanedanı (MS 317-420) mezarı yer alıyor ve araştırmacılar o dönemden bugüne, en büyük ve en iyi korunmuş mezarın bu olduğunu söylüyor.  Güney Hanedanlarına ait biraz daha küçük bir mezar, henüz kimliği belirlenmemiş bir çiftin ortak mezar yeri olarak dikkat çekiyor.  Araştırmacılar, son kazıda çıkarılan mezarlarının &quot;daha sıkı bir dağılım&quot; izlediği için diğerlerinden ayrıştığını söylüyor.KÜLTÜREL BİLGİ SAĞLIYOR  Önemli keşifler arasında neredeyse hiç zarar görmemiş bir Doğu Kin Hanedanı mezarı ve Güney Hanedanlarına ait iyi korunmuş bir mezar yer alıyor.  Araştırmacılar, bu keşfin Kin ve Güney Hanedanlarında inşaat teknolojilerinin daha iyi anlaşılmasının önünü açabileceğini umuyor.  Bilim insanları, son kazıda keşfedilen iki önemli mezarın daha detaylı çalışılmasının Guangzhou&#039;da Altı Hanedan dönemindeki mezar şekilleri, aşamaları ve cenaze törenleriyle ilgili geleneklerin ortaya çıkarılmasını sağlayabileceğini ifade ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3weIMKgxYUSZyv1GO4LQKA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Hayvanat, bahçesinin, altında, gizemli, keşif:, bin, yıllık, mezarlar, ortaya, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3weIMKgxYUSZyv1GO4LQKA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Hayvanat bahçesinin altında gizemli keşif: 2 bin yıllık mezarlar ortaya çıktı"><p>Arkeologların yaptı kazı çalışmalarında, Çin'in güneydoğusundaki Guangdong eyaletindeki bir hayvanat bahçesinde çeşitli tarihsel dönemlere ait yaklaşık 150 mezar ortaya çıktı.</p><p>Çin merkezli haber ajansı  Xinhua'a göre, ilk olarak 2024 yılının nisan-temmuz ayları arasında keşfedilen mezarların, 2 bin 100 yılı aşkın bir zaman dilimine ait olduğunu bildirdi.   Haberde, Mezarların dördünün MÖ 206-MS 220 yılları arasındaki Han Hanedanlığı dönemine, sekizinin MS 265-589 yılları arasındaki Jin ve Güney Hanedanlığı dönemine, 15 tanesinin ise MS 618-907 yılları arasındaki Tang Hanedanlığı dönemine ait olduğu söylendi.   120'den fazla mezarınsa MS 1368'le MS 1911 arasında Çin'e hükmeden Ming ve Çing Hanedanlarına ait bilgisi yer aldı.   Araştırmacılar, modern Çin'in ilk yıllarını oluşturan daha yakın tarihli Çin Cumhuriyeti (1912-1949) döneminden de 48 mezar taşını ortaya çıkardı.  Mezarların çoğunun, özellikle de Ming ve Çing çağlarından kalanların, tutarlı bir aralık düzeni izlemesi tüm alanın iyi organize edilmiş ve planlanmış bir mezarlığın parçası olduğuna işaret ediyor.</p><p><strong>"ÇOK İYİ KORUNMUŞ"</strong>  Birden fazla çağda kullanılan düzenli mezar yerleri, insanların geçmişine dair önemli kayıtlar oluşturuyor.  Dünyanın farklı yerlerinde bu tür mezarlıklarda kazı yapan araştırmacılar, diğer arkeolojik alanlarla karşılaştırıldığında maddi kültürün burada çok daha iyi korunduğunu tespit etti.  Örneğin, son kazı alanında yaklaşık 1300 metrekarelik bir bölgede 200'e yakın çömlek parçasının yanı sıra porselen, bronz, yeşim taşı ve boncuk süslemeler keşfedildi.   Bu eserler, Çin'in yıllar içinde sosyal, siyasi, ekonomik ve ideolojik yöneliminde yaşanmış değişimlere dair önemli bilgiler açığa çıkarabilir.</p><p><strong>1956'DAN BERİ DEVAM EDİYOR </strong>  Kazılar, hayvanat bahçesinin 1956'daki inşaatından bu yana devam ediyor ve araştırmacılar kazı alanında yaklaşık 30 konumda 500'e yakın kadim mezar keşfetti.  Halihazırda en önemli bulgular arasında, neredeyse hiç zarar görmemiş 10 metre uzunluğunda bir Doğu Kin Hanedanı (MS 317-420) mezarı yer alıyor ve araştırmacılar o dönemden bugüne, en büyük ve en iyi korunmuş mezarın bu olduğunu söylüyor.  Güney Hanedanlarına ait biraz daha küçük bir mezar, henüz kimliği belirlenmemiş bir çiftin ortak mezar yeri olarak dikkat çekiyor.  Araştırmacılar, son kazıda çıkarılan mezarlarının "daha sıkı bir dağılım" izlediği için diğerlerinden ayrıştığını söylüyor.</p><p><strong>KÜLTÜREL BİLGİ SAĞLIYOR</strong>  Önemli keşifler arasında neredeyse hiç zarar görmemiş bir Doğu Kin Hanedanı mezarı ve Güney Hanedanlarına ait iyi korunmuş bir mezar yer alıyor.  Araştırmacılar, bu keşfin Kin ve Güney Hanedanlarında inşaat teknolojilerinin daha iyi anlaşılmasının önünü açabileceğini umuyor.  Bilim insanları, son kazıda keşfedilen iki önemli mezarın daha detaylı çalışılmasının Guangzhou'da Altı Hanedan dönemindeki mezar şekilleri, aşamaları ve cenaze törenleriyle ilgili geleneklerin ortaya çıkarılmasını sağlayabileceğini ifade ediyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nesli tükenen canlılar yeniden hayat buluyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nesli-tukenen-canlilar-yeniden-hayat-buluyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nesli-tukenen-canlilar-yeniden-hayat-buluyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları soyu tükenmiş türleri yeniden diriltmenin eşiğine geldi. Bilim insanlarına göre, yünlü mamut, dodo ve thylacine gibi  türlerin de aralarında bulunduğu 6 tür yakında aramıza dönebilir.Bilimin gelişimiyle birlikte nesli tükenmiş canlıların aramıza dönmesi an meselesi sayılıyor. Bu kapsamda ise yeniden diriltilebilecek 6 canlı türünü sizler için derledik.Bilim insanları soyu tükenmiş türleri yeniden diriltmenin eşiğine geldi. “Yok olmaktan kurtarma” şirketleri ve bilim insanlarına göre, yünlü mamut, dodo ve thylacine (Tazmanya kaplanı olarak da bilinir) gibi sembolik türler yakında yeniden yeryüzüne çıkabilir.Yok oluşu engelleme, kayıp türlerden alınan DNA örnekleriyle başlar. Bu bazen genomun(kalıtım birimi) tamamıdır; bazen de soyu tükenmiş türden alınan genler yaşayan bir hayvanın genomuna eklenebilir. Daha sonra, nükleer transfer olarak bilinen bir süreçte, araştırmacılar bu diziyi yakın akraba, yaşayan bir türden alınan ve orijinal DNA&#039;nın çıkarıldığı bir yumurta hücresine yerleştirir. Ortaya çıkan hayvan genetik olarak soyu tükenmiş olana benzer.
Bilim insanları halihazırda en az bir soyu dirillttiler. 2003 yılında İspanya&#039;daki araştırmacılar, 2000 yılında soyu tükenen bucardo (Capra pyrenaica pyrenaica) adlı bir Pirene dağ keçisi alt türü için nükleer transfer gerçekleştirdi. Bir yavru bucardo doğdu, ancak sadece birkaç dakika sonra bir akciğer kusuru nedeniyle öldü.
Nesli tükenme bilimi, o zamandan bu yana ilerleme kaydetti ve nesli tükenmiş bazı türleri tekrar görmemiz on yıldan az sürebilir.Yünlü mamutlar (Mammuthus primigenius) 300 bin ila 10 bin yıl önce, son buzul çağında (2,6 milyon ila 11 bin 700 yıl önce) yaşamışlardır. Ancak küçük, izole bir popülasyon Wrangel Adası&#039;nda yaklaşık 4 bin yıl öncesine kadar hayatta kalmıştır.
Ana popülasyon günümüz Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika&#039;sı boyunca uzanan tundralarda dolaşıyordu. Buzul çağının sonunda iklimde meydana gelen bir değişim, insan avcılığı ve popülasyondaki genetik çeşitliliğin azalmasıyla birlikte yünlü mamutları yok olmaya sürüklemiş olabilir.Kuzey Kutbu&#039;ndaki permafrost, yünlü mamutların leşlerini ve hatta genomlarının 3 boyutlu yapısını korumuştur. Bu, bilim insanlarının iyi korunmuş DNA&#039;ları çıkarabileceği ve potansiyel olarak orijinal hayvanlarınkine benzeyen bir genetik dizilim oluşturabileceği anlamına geliyor.
Bu da araştırmacıların modern bir fil yumurta hücresi ile nükleer transfer gerçekleştirerek yünlü mamuta benzer bir türün ortaya çıkartmalarını sağlayabilir.
Son gelişmeler, yünlü mamut neslinin yok oluştan kurtarılmasının giderek yaklaştığını gösteriyor; ABD merkezli nesli tükenme şirketi Colossal Biosciences, 2028 yılına kadar ilk “mamut” buzağılarını üreteceğini iddia ediyor.Dodo (Raphus cucullatus), Madagaskar açıklarında bir ada olan Mauritius&#039;a özgü büyük, uçamayan bir kuş türüydü. Dodoların soyu 17. yüzyılda Avrupa kolonizasyonunun doğrudan bir sonucu olarak tükendi ve bu nedenle insan kaynaklı yok oluşun bir simgesi haline geldi.
Mauritius hükümetine göre, 1598 yılında Mauritius&#039;a gelen sömürgeciler yanlarında fareler, kediler ve hatta maymunlar da dahil olmak üzere bir dizi yerli olmayan tür getirdiler. Bu hayvanlar dodo yuvalarındaki yumurta ve yavruları yağmalayarak adadaki kuş sayısını sadece birkaç yıl içinde kritik seviyelere indirdi. Ormansızlaşma ve insanların dodoları avlamasıyla birlikte, tür 1681 yılında tamamen yok oldu.Bugün, dodo DNA&#039;sı doğal tarih müzesi örneklerinde varlığını sürdürüyor. 2022 yılında bilim insanları, Danimarka&#039;daki bir koleksiyonda bulunan olağanüstü korunmuş bir örneği kullanarak ilk dodo genomunu bir araya getirdi. Ancak türün yeniden hayata döndürülebilmesi için önünde birkaç engel bulunuyor.
Colossal Biosciences CEO&#039;su ve kurucu ortağı Ben Lamm, Live Science&#039;a yaptığı açıklamada, bu engeller arasında dodonun DNA dizilimine genetik çeşitlilik kazandırma ihtiyacının da bulunduğunu, böylece bir klon popülasyonu oluşmayacağını söyledi. Lamm&#039;a göre işin iyi tarafı, kuşun DNA&#039;sının bir yumurta içinde bağımsız olarak bulunması nedeniyle, bir dodoyu gebe bırakmanın yünlü mamut ya da thylacine&#039;den çok daha hızlı ve kolay olması bekleniyor.Tazmanya kaplanı ya da thylacine (Thylacinus cynocephalus), sırtının alt kısmında çizgileri olan kurt benzeri, etobur bir keselidir. Bir zamanlar, şimdiki Avustralya&#039;nın her yerinde yaşıyordu. Tür, 2 bin ila 3 bin yıl önce anakaradan kayboldu, ancak Tazmanya adasında bir popülasyon varlığını sürdürdü.
19. yüzyılın sonlarında, Tazmanya&#039;daki ilk Avrupalı yerleşimciler, insanların çiftlik hayvanlarının doymak bilmez yırtıcıları olarak algıladıkları thylacine&#039;ler için bir ödül koydular. Ardından gelen katliamlar thylacine&#039;lerin soyunun tükenmesine neden olmuş ve son birey 1936 yılında bir hayvanat bahçesinde ölmüştür.Avustralya&#039;daki Melbourne Üniversitesi&#039;nde genetik ve gelişim biyolojisi profesörü olan Andrew Pask BBC Future&#039;a yaptığı açıklamada, Thylacinelerin yeniden hayata döndürmek için iyi bir aday olduğunu çünkü DNA elde etmek için çok sayıda  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aeD_Utq8hUmkj2r7Qx-6Eg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Nesli, tükenen, canlılar, yeniden, hayat, buluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aeD_Utq8hUmkj2r7Qx-6Eg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nesli tükenen canlılar yeniden hayat buluyor"><p>Bilim insanları soyu tükenmiş türleri yeniden diriltmenin eşiğine geldi. Bilim insanlarına göre, yünlü mamut, dodo ve thylacine gibi  türlerin de aralarında bulunduğu 6 tür yakında aramıza dönebilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HG2NXsJtN026jGTptUrDug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilimin gelişimiyle birlikte nesli tükenmiş canlıların aramıza dönmesi an meselesi sayılıyor. Bu kapsamda ise yeniden diriltilebilecek 6 canlı türünü sizler için derledik.Bilim insanları soyu tükenmiş türleri yeniden diriltmenin eşiğine geldi. “Yok olmaktan kurtarma” şirketleri ve bilim insanlarına göre, yünlü mamut, dodo ve thylacine (Tazmanya kaplanı olarak da bilinir) gibi sembolik türler yakında yeniden yeryüzüne çıkabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TdkhVTMTPEiLTWnpnb9y6w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yok oluşu engelleme, kayıp türlerden alınan DNA örnekleriyle başlar. Bu bazen genomun(kalıtım birimi) tamamıdır; bazen de soyu tükenmiş türden alınan genler yaşayan bir hayvanın genomuna eklenebilir. Daha sonra, nükleer transfer olarak bilinen bir süreçte, araştırmacılar bu diziyi yakın akraba, yaşayan bir türden alınan ve orijinal DNA'nın çıkarıldığı bir yumurta hücresine yerleştirir. Ortaya çıkan hayvan genetik olarak soyu tükenmiş olana benzer.
Bilim insanları halihazırda en az bir soyu dirillttiler. 2003 yılında İspanya'daki araştırmacılar, 2000 yılında soyu tükenen bucardo (Capra pyrenaica pyrenaica) adlı bir Pirene dağ keçisi alt türü için nükleer transfer gerçekleştirdi. Bir yavru bucardo doğdu, ancak sadece birkaç dakika sonra bir akciğer kusuru nedeniyle öldü.
Nesli tükenme bilimi, o zamandan bu yana ilerleme kaydetti ve nesli tükenmiş bazı türleri tekrar görmemiz on yıldan az sürebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_eoE8eXgz0ChVi16YVh_dg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yünlü mamutlar (Mammuthus primigenius) 300 bin ila 10 bin yıl önce, son buzul çağında (2,6 milyon ila 11 bin 700 yıl önce) yaşamışlardır. Ancak küçük, izole bir popülasyon Wrangel Adası'nda yaklaşık 4 bin yıl öncesine kadar hayatta kalmıştır.
Ana popülasyon günümüz Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika'sı boyunca uzanan tundralarda dolaşıyordu. Buzul çağının sonunda iklimde meydana gelen bir değişim, insan avcılığı ve popülasyondaki genetik çeşitliliğin azalmasıyla birlikte yünlü mamutları yok olmaya sürüklemiş olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bn1d4qDCMEu0I8OM8ocoTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Kutbu'ndaki permafrost, yünlü mamutların leşlerini ve hatta genomlarının 3 boyutlu yapısını korumuştur. Bu, bilim insanlarının iyi korunmuş DNA'ları çıkarabileceği ve potansiyel olarak orijinal hayvanlarınkine benzeyen bir genetik dizilim oluşturabileceği anlamına geliyor.
Bu da araştırmacıların modern bir fil yumurta hücresi ile nükleer transfer gerçekleştirerek yünlü mamuta benzer bir türün ortaya çıkartmalarını sağlayabilir.
Son gelişmeler, yünlü mamut neslinin yok oluştan kurtarılmasının giderek yaklaştığını gösteriyor; ABD merkezli nesli tükenme şirketi Colossal Biosciences, 2028 yılına kadar ilk “mamut” buzağılarını üreteceğini iddia ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KRZv6-3-mkyYekusWr7cew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dodo (Raphus cucullatus), Madagaskar açıklarında bir ada olan Mauritius'a özgü büyük, uçamayan bir kuş türüydü. Dodoların soyu 17. yüzyılda Avrupa kolonizasyonunun doğrudan bir sonucu olarak tükendi ve bu nedenle insan kaynaklı yok oluşun bir simgesi haline geldi.
Mauritius hükümetine göre, 1598 yılında Mauritius'a gelen sömürgeciler yanlarında fareler, kediler ve hatta maymunlar da dahil olmak üzere bir dizi yerli olmayan tür getirdiler. Bu hayvanlar dodo yuvalarındaki yumurta ve yavruları yağmalayarak adadaki kuş sayısını sadece birkaç yıl içinde kritik seviyelere indirdi. Ormansızlaşma ve insanların dodoları avlamasıyla birlikte, tür 1681 yılında tamamen yok oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2n-vpcCa6kaM_cAENmCHZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bugün, dodo DNA'sı doğal tarih müzesi örneklerinde varlığını sürdürüyor. 2022 yılında bilim insanları, Danimarka'daki bir koleksiyonda bulunan olağanüstü korunmuş bir örneği kullanarak ilk dodo genomunu bir araya getirdi. Ancak türün yeniden hayata döndürülebilmesi için önünde birkaç engel bulunuyor.
Colossal Biosciences CEO'su ve kurucu ortağı Ben Lamm, Live Science'a yaptığı açıklamada, bu engeller arasında dodonun DNA dizilimine genetik çeşitlilik kazandırma ihtiyacının da bulunduğunu, böylece bir klon popülasyonu oluşmayacağını söyledi. Lamm'a göre işin iyi tarafı, kuşun DNA'sının bir yumurta içinde bağımsız olarak bulunması nedeniyle, bir dodoyu gebe bırakmanın yünlü mamut ya da thylacine'den çok daha hızlı ve kolay olması bekleniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BqMKCU8Q_UShhI3bmwJSKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tazmanya kaplanı ya da thylacine (Thylacinus cynocephalus), sırtının alt kısmında çizgileri olan kurt benzeri, etobur bir keselidir. Bir zamanlar, şimdiki Avustralya'nın her yerinde yaşıyordu. Tür, 2 bin ila 3 bin yıl önce anakaradan kayboldu, ancak Tazmanya adasında bir popülasyon varlığını sürdürdü.
19. yüzyılın sonlarında, Tazmanya'daki ilk Avrupalı yerleşimciler, insanların çiftlik hayvanlarının doymak bilmez yırtıcıları olarak algıladıkları thylacine'ler için bir ödül koydular. Ardından gelen katliamlar thylacine'lerin soyunun tükenmesine neden olmuş ve son birey 1936 yılında bir hayvanat bahçesinde ölmüştür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MNSYVMJAT06cDXJ979A60g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avustralya'daki Melbourne Üniversitesi'nde genetik ve gelişim biyolojisi profesörü olan Andrew Pask BBC Future'a yaptığı açıklamada, Thylacinelerin yeniden hayata döndürmek için iyi bir aday olduğunu çünkü DNA elde etmek için çok sayıda sağlam örnek bulunduğunu söyledi.
Colossal Biosciences ile yok oluşun ortadan kaldırılması konusunda çalışan Pask, “Her büyük müze koleksiyonunda bir tane olmasını istedi, bu yüzden dünya çapında yüzlerce örnek var ve bazıları olağanüstü korunmuş durumda” dedi.
Ancak DNA çok parçalı, yani işlevsel bir dizilim elde etmek için çok fazla düzenleme gerekiyor. Pask ve meslektaşları 2017 yılında tam bir thylacine genomunu diziledi ve 2023 yılında araştırmacılar bir Tazmanya kaplanından RNA çıkardı. Ancak Pask, yavru bir thylacine doğmadan önce aşılması gereken daha pek çok zorluk olduğunu söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1Oi8-EOMS0ycn9v7Zjgk2w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Smithsonian Enstitüsü'ne göre, yolcu güvercin (Ectopistes migratorius) bir zamanlar Kuzey Amerika'daki en bol kuş türüydü ve 17. yüzyıldan önce bugünkü ABD'deki toplam kuş nüfusunun yüzde 25 ila yüzde 40'ını oluşturuyordu. Avrupalı yerleşimciler güvercinleri et için avladılar ve kuşların yaşam alanlarını giderek yok ederek soylarının tükenmesine neden oldular.
Audubon Society'ye göre, yolcu güvercinleri büyük sürüler halinde seyahat ediyor ve ortaklaşa ürüyorlardı, bu da onları avlanmaya karşı son derece savunmasız hale getiriyordu. Martha Washington'ın onuruna Martha adı verilen bir dişi ve bilinen son posta güvercini, 1914 yılında öldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QYKdR-a4gk2hXm9YSfDR7A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Müzelerde, bilim insanlarının DNA'larını çıkardığı ve sıraladığı düzinelerce doldurulmuş posta güvercini örneği bulunuyor. Ancak DNA o kadar parçalanmış durumda ki, araştırmacıların yolcu güvercini orijinal haliyle geri getirmesi pek olası görünmüyor.
Bunun yerine biyoteknoloji şirketi Revive  Restore, günümüz kuyruksuz güvercinlerinin (Patagioenas fasciata) genomuna yolcu güvercin DNA'sı parçacıkları ekleyerek nesli tükenmiş türe benzeyen kuşlar üretmeyi planlıyor. Şirket, web sitesine göre, 2025 yılında ilk güvercin neslini yumurtadan çıkarmayı ve kısa süre sonra vahşi doğaya deneme amaçlı salmaya başlamayı hedefliyor.
Başarılı olması halinde şirket, projenin “genomik müdahalenin potansiyelini göstereceğini ve Kuzey Amerika'nın doğu ormanlarının ekolojisini restore etmeye yardımcı olacağını” söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GjxBRG7Gu0-D7BV4Q-wgjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaban öküzleri (Bos primigenius), evcil inekler (Bos taurus) de dahil olmak üzere tüm modern sığırların vahşi atalarıdır. Bilinen en eski fosilleri yaklaşık 700 bin yıl öncesine ait olan bu hayvanlar, binlerce yıl boyunca Kuzey Afrika, Asya ve neredeyse tüm Avrupa'ya yayılmış dev, boynuzlu hayvanlardır.
Yaban öküzleri, son buzul çağı sona erdikten sonra Avrupa'da kalan en büyük karasal memelilerdi, ancak insanlar aşırı avlanma ve habitat tahribatı yoluyla onların soyunu tüketti. Bilinen son yaban öküzü 1627 yılında Polonya'nın Jaktorów Ormanı'nda öldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J4EFh7cfpk6DSsj-S0G5xQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaban öküzlerinin “tür diriltimi” için devam eden çabalar, genetik mühendisliği gerektirmediği için diğer soyu tükenmiş türler için yapılanlardan farklıdır. Yaban öküzlerinin DNA'larının çoğu modern sığır ırklarında yaşamaya devam ediyor ve bu da araştırmacıları geri-üreme adı verilen alternatif bir yöntem denemeye sevk ediyor. Geri üreme, yaban öküzlerininkine benzeyen fiziksel özelliklere ve davranışlara sahip ineklerin seçilmesini ve yetiştirilmesini içerir.
Bir ekolog olan ve yaban öküzü projesini yöneten Taurus Vakfı'nın direktörü Ronald Goderie, Live Science'a yaptığı açıklamada, bunların öncelikle nispeten vahşi koşullarda tutulan Güney Avrupa ırkları olduğunu söyledi. Goderie, merkezi Hollanda'da bulunan projenin altı nesilden fazla inek ürettiğini ve yaban öküzü benzeri bir inek üretmeye “çok yaklaştığını” söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S0lilkPi5ESoq8NGT8xB1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Quagga (Equus quagga quagga), en yaygın dağılım gösteren zebra türü olan ova zebrasının (Equus quagga) soyu tükenmiş bir alt türüdür. Quaggalar Güney Afrika'ya endemikti ve arka taraflarında diğer zebralara göre daha az çizgileri vardı. Sıra dışı postları nedeniyle avcılar ve diğer hayvanlarla rekabet etmeden çiftlik hayvanlarını otlatmak isteyen çiftçiler tarafından hedef alındılar.
19'uncu yüzyıldaki amansız zulüm, quaggaların vahşi doğada soyunun tükenmesine neden oldu ve tutsak edilen son quagga 1883 yılında öldü. University College London'a (UCL) göre, sadece yedi quagga iskeleti kalmıştır ve bu da onları dünyadaki en nadir iskeletler haline getirmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8SBj3hPdm0mi1qADzWscsQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaban öküzünün yeniden yetiştirilmesinde olduğu gibi, quaggayı hayata döndürme çabaları genetik mühendisliği içermiyor. Güney Afrika'daki Quagga Projesi, 1987'den bu yana, projenin web sitesine göre “en azından quagga'nın karakteristik çizgili deseninden sorumlu genleri elde etmek için” tür için normalden daha az çizgili ova zebralarını seçici olarak yetiştirdi.
Ancak UCL'ye göre proje tartışmalı, eleştirmenler ortaya çıkan hayvanın hala bir ova zebrası olacağını ve paranın diğer koruma projelerine harcanmasının daha iyi olacağını savunuyor. UCL'ye göre bunun yerine, bir iskeletin kemik iliğinden ya da bir tahnit örneğinden DNA çıkararak ve daha sonra bunu bir zebra yumurta hücresine enjekte ederek quaggaları klonlamak mümkün olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yatmadan 12 saat önce bir bardak bile içmeyin! Uyku kalitesini bozup, hastalıkları tetikliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yatmadan-12-saat-oence-bir-bardak-bile-icmeyin-uyku-kalitesini-bozup-hastaliklari-tetikliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yatmadan-12-saat-oence-bir-bardak-bile-icmeyin-uyku-kalitesini-bozup-hastaliklari-tetikliyor</guid>
<description><![CDATA[ Sağlıklı ve yeterli uyku hem bedensel hem de zihinsel açıdan dinç olmayı sağlayan en önemli faktörler arasında. Az uyumak, çok uyumak, sık uyanmak, dinç kalkamamak gibi durumlar ise kendiliğinden düzelebilecek basit nedenlerden kaynaklanabildiği gibi psikiyatrik ya da başka bir tıbbi sorunun habercisi de olabilir. Uyku alanında önde gelen uzmanlardan olan Profesör Matthew Walker kaliteli uykunun adımlarını açıkladı. İşte uzmanından kaliteli uyku için yapmanız gereken 6 şey...Uykunun insanın yaşam kalitesini olumlu etkilediğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma var.
Öyle ki bilim insanları artık uykunun faydalarının ne olduğu sorusuna odaklanmak yerine, uykunun fayda sağlamadığı herhangi bir alan olup olmadığını araştırmaya başladı.Uyku, kardiyovasküler sağlık da dahil olmak üzere genel sağlığın korunmasında önemli bir rol oynar. Uyku eksikliği, yüksek tansiyon, Tip 2 diyabet, obezite ve özellikle kalp hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.Yeterince uyumadığımızda, vücudumuz stres hormonlarının seviyelerini artırarak tepki verir ve bu da kalp hastalığına yol açtığı bilinen bir etken olan iltihaplanmaya neden olabilir.Uyku alanında önde gelen uzmanlardan  ABD&#039;de University of California Berkeley&#039;de sinir bilimi ve psikoloji bölümü öğretim üyesi olan Profesör Matthew Walker milyonlarca insanın verilerini inceleyerek yazdığı kitabında &quot;Uyku, dünya üzerinde var olan en demokratik ve en ucuz sağlık sistemi&quot; diyor.Uykusuzluk durumunda ise ciddi sıkıntılar baş gösteriyor. Ancak uykunun tüm faydasına rağmen uykuya dalmak her zaman çok da kolay olmuyor.Peki kaliteli bir uyku için neler yapılabilir? İşte Profesör Walker&#039;ın iyi bir uyku için önerileri:İyi bir uyku düzenini oturtmanın ilk adımı her gün aynı saatte yatmak ve aynı saatte kalkmak. 
Bunlar içinde de en önemlisi kalkma saatinizi alışkanlığa dönüştürmek.
Çünkü, her gün aynı saatte kalkmak günün sonunda aynı saatlerde uykunuzun gelmesine yardımcı olur.Vücudun biyoritminin düzenlenmesinde büyük önem taşıyan melatonin hormonunun salgılanması için karanlık bir ortamın sağlanması gerekir.
Yatmadan bir saat önce bulunduğunuz odayı loşlaştırın.
Melatonin salgılanmasını olumsuz etkileyen bir diğer etken de elektronik cihazların ekranından gelen mavi ışık.
Uyumadan en az bir saat önce elektronik cihaz kullanmayı bırakın.İyi bir uykunun yolu, uyuduğunuz ortamın serin olmasından geçiyor.
Çünkü, dinlendirici bir uyku için beynimiz ve bedenimizin sıcaklığının normalden 1 derece daha düşük olması gerekir.
Dolayısıyla yattığınız odanın ideal sıcaklığı 18 derece civarında olmalı.Eğer uykuya dalmak için geçirdiğiniz süre 20 dakikayı aşıyorsa, yataktan çıkın ve uykunuz gelene kadar başka bir odada bir şeylerle uğraşın.
Mesela kitap okuyun, televizyon izleyin. Ancak bu işleri yatağınızda yapmayın.
Yatağınızda uyumak dışında başka bir faaliyette bulunmamamız beyninizin burayı uykuyla bağdaştırmasına yardımcı olur, bu da uyku kalitenizi artırır.Pekçok insan gün içerisinde yüksek miktarlarda kola, kafein ve tein gibi sinir sistemini uyaran maddeler tüketir.
Profesör Walker, kahvenin içinde yer alan kafeinin 12 saate kadar vücudunuzda kaldığını hatırlatıyor.
Yani siz her ne kadar uykudan birkaç saat önce kahve içmediğinizi düşünseniz de daha erken saatlerde tükettiğiniz kafein vücudunuzda aktif kalmayı sürdürüyor.
Profesör Walker uykudan 12 saat önce bu maddeleri almayı kesmenizi öneriyor.Genel kanının aksine, alkol rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olmaz.
Aksine uykudan önce yüksek miktarda alkol tüketimi uyku kalitenizi çok ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ed9JThj-P0u1mxOBLW1rZw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yatmadan, saat, önce, bir, bardak, bile, içmeyin, Uyku, kalitesini, bozup, hastalıkları, tetikliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ed9JThj-P0u1mxOBLW1rZw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Yatmadan 12 saat önce bir bardak bile içmeyin! Uyku kalitesini bozup, hastalıkları tetikliyor"><p>Sağlıklı ve yeterli uyku hem bedensel hem de zihinsel açıdan dinç olmayı sağlayan en önemli faktörler arasında. Az uyumak, çok uyumak, sık uyanmak, dinç kalkamamak gibi durumlar ise kendiliğinden düzelebilecek basit nedenlerden kaynaklanabildiği gibi psikiyatrik ya da başka bir tıbbi sorunun habercisi de olabilir. Uyku alanında önde gelen uzmanlardan olan Profesör Matthew Walker kaliteli uykunun adımlarını açıkladı. İşte uzmanından kaliteli uyku için yapmanız gereken 6 şey...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dxjtbHGoJ0aNlEDhaAZAWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uykunun insanın yaşam kalitesini olumlu etkilediğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma var.
Öyle ki bilim insanları artık uykunun faydalarının ne olduğu sorusuna odaklanmak yerine, uykunun fayda sağlamadığı herhangi bir alan olup olmadığını araştırmaya başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SpTKQEe2r0OrhaL9sGRlDw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyku, kardiyovasküler sağlık da dahil olmak üzere genel sağlığın korunmasında önemli bir rol oynar. Uyku eksikliği, yüksek tansiyon, Tip 2 diyabet, obezite ve özellikle kalp hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.Yeterince uyumadığımızda, vücudumuz stres hormonlarının seviyelerini artırarak tepki verir ve bu da kalp hastalığına yol açtığı bilinen bir etken olan iltihaplanmaya neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fC-LuLX-2UKTfOltUlLboQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyku alanında önde gelen uzmanlardan  ABD'de University of California Berkeley'de sinir bilimi ve psikoloji bölümü öğretim üyesi olan Profesör Matthew Walker milyonlarca insanın verilerini inceleyerek yazdığı kitabında "Uyku, dünya üzerinde var olan en demokratik ve en ucuz sağlık sistemi" diyor.Uykusuzluk durumunda ise ciddi sıkıntılar baş gösteriyor. Ancak uykunun tüm faydasına rağmen uykuya dalmak her zaman çok da kolay olmuyor.Peki kaliteli bir uyku için neler yapılabilir? İşte Profesör Walker'ın iyi bir uyku için önerileri:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0lG2nC45z0CZfzt7kn2EQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İyi bir uyku düzenini oturtmanın ilk adımı her gün aynı saatte yatmak ve aynı saatte kalkmak. 
Bunlar içinde de en önemlisi kalkma saatinizi alışkanlığa dönüştürmek.
Çünkü, her gün aynı saatte kalkmak günün sonunda aynı saatlerde uykunuzun gelmesine yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eAswiRMc1UKlpZ8x7P5UOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vücudun biyoritminin düzenlenmesinde büyük önem taşıyan melatonin hormonunun salgılanması için karanlık bir ortamın sağlanması gerekir.
Yatmadan bir saat önce bulunduğunuz odayı loşlaştırın.
Melatonin salgılanmasını olumsuz etkileyen bir diğer etken de elektronik cihazların ekranından gelen mavi ışık.
Uyumadan en az bir saat önce elektronik cihaz kullanmayı bırakın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f6aPzBvfgkGPWUEnvDfpcQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İyi bir uykunun yolu, uyuduğunuz ortamın serin olmasından geçiyor.
Çünkü, dinlendirici bir uyku için beynimiz ve bedenimizin sıcaklığının normalden 1 derece daha düşük olması gerekir.
Dolayısıyla yattığınız odanın ideal sıcaklığı 18 derece civarında olmalı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mEDt3TRVU0-SSX3DhwsVXA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Eğer uykuya dalmak için geçirdiğiniz süre 20 dakikayı aşıyorsa, yataktan çıkın ve uykunuz gelene kadar başka bir odada bir şeylerle uğraşın.
Mesela kitap okuyun, televizyon izleyin. Ancak bu işleri yatağınızda yapmayın.
Yatağınızda uyumak dışında başka bir faaliyette bulunmamamız beyninizin burayı uykuyla bağdaştırmasına yardımcı olur, bu da uyku kalitenizi artırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k46zJmQ5AkO4Njp6AeEQig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekçok insan gün içerisinde yüksek miktarlarda kola, kafein ve tein gibi sinir sistemini uyaran maddeler tüketir.
Profesör Walker, kahvenin içinde yer alan kafeinin 12 saate kadar vücudunuzda kaldığını hatırlatıyor.
Yani siz her ne kadar uykudan birkaç saat önce kahve içmediğinizi düşünseniz de daha erken saatlerde tükettiğiniz kafein vücudunuzda aktif kalmayı sürdürüyor.
Profesör Walker uykudan 12 saat önce bu maddeleri almayı kesmenizi öneriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lCj2w3JSZEKBcvl5SgeWBQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genel kanının aksine, alkol rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olmaz.
Aksine uykudan önce yüksek miktarda alkol tüketimi uyku kalitenizi çok ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Boeing ve NASA Starliner&amp;apos;ı mürettebatı olmadan dünyaya getirmeye hazırlanıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/boeing-ve-nasa-starlineri-murettebati-olmadan-dunyaya-getirmeye-hazirlaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/boeing-ve-nasa-starlineri-murettebati-olmadan-dunyaya-getirmeye-hazirlaniyor</guid>
<description><![CDATA[ NASA ve Boeing, Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda (ISS) mahsur kalan astronotların Starliner kapsülünü mürettebatsız şekilde dünyaya getirmeye hazırlanıyor. Öte yandan astronot Butch Wilmore ve Suni Williams&#039;ın SpaceX&#039;in kapsülüyle Şubat 2025&#039;te dünyaya dönüş yapması bekleniyor.NASA yetkilileri, 6 Eylül Cuma günü Starliner kapsülünü mürettebatsız şekilde dünyaya geri getirmeye hazırlanıyor.
Starliner yarın akşam kenetlenme girişiminde bulunacak.
Her şey planlandığı gibi giderse, uzay aracı yaklaşık 6 saat sürecek bir yolculuğun sonunda New Mexico&#039;daki White Sands Uzay Limanı&#039;na inecek.Bu son gelişmeler Boeing yapımı Starliner için sorunlu bir ilk mürettebatlı görevi sona erdirecek.
Bu görevin, aracın Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;na gidip gelen astronotlar için düzenli bir taşıyıcı olarak faaliyete geçmesinden önceki son sertifikasyon görevi olması gerekiyordu.
Ancak 6 Haziran&#039;da aracın istasyona yanaşmaya çalışmasından kısa bir süre önce, uzay aracının iticilerinden bazılarında yaşanan sorunlar ve tahrik sistemlerindeki birkaç helyum sızıntısı gibi teknik sorunlar ortaya çıktı.
Araçtaki iki astronot, Butch Wilmore ve Suni Williams, Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;na güvenli bir şekilde bindiler.
Ancak NASA ve Boeing mühendisleri anomalilerin temel nedenini belirlemeye çalışırken, astronotlar uzayda mahsur kaldı ve görev süreleri birkaç ay uzadı.Hem yerde replika donanım kullanılarak hem de yörüngede haftalarca süren testlerin ardından NASA 24 Ağustos&#039;ta Starliner&#039;ın Dünya&#039;ya boş dönmesine karar verdi ve Wilmore ile Williams bunun yerine Şubat 2025&#039;te bir SpaceX kapsülü kullanarak eve döneceğini açıkladı.
Dönüş yolculuğunun ISS&#039;den normal dönüş görevlerinden önemli bir farkı olacak, o da Starliner&#039;ın istasyondan hızla yukarı ve uzağa hareket etmek için &quot;koparma yanışı&quot; adı verilen bir manevra yapacak olması.
Aslında her biri saniyede sadece 0,1 metre yörünge hızına sahip 12 küçük yanmadan oluşan bu manevrada iticiler istasyona yaklaşırken olduğundan daha kısa bir süre boyunca titreşecek.NASA&#039;nın ticari mürettebat program yöneticisi Steve Stich bir basın toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, &quot;Bu koparma yanmasını seçmemizin nedeni aracı istasyondan daha hızlı uzaklaştırmasıdır. Mürettebat gemide olmadan, gerektiğinde manuel kontrolü ele alabilecek şekilde, ayrılma yanmasını yaptığımızda hesaba katmamız gereken çok daha az değişken var ve bu da aracı eve dönüş yörüngesine çok daha erken sokmamızı sağlıyor.&quot;Bir sonraki kritik hamle ise, Starliner&#039;ı Dünya atmosferine sokacak ve White Sands&#039;e doğru yola çıkaracak olan 60 saniyelik yörünge dışı yanma olacak.
Uzay aracı yere yumuşak bir iniş yapmak için paraşütleri ve hava yastıklarını açacak.
Stich &quot;İyi bir yanma bekliyoruz ve çok fazla yedekliliğimiz var ve güvenli bir giriş yapmak için buna güveniyoruz.&quot; diye ekledi.
NASA ve Boeing uzay aracının performansını uçuş sonrası birkaç ay boyunca analiz edecekler, ancak Stich ekiplerin şimdiden sistemde değişiklikler yapmayı ya da aracın uzay ajansı tarafından tam olarak onaylanması için ek testler yapmayı düşündüklerini söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5vBc9kxeUUeMfsQ3XX6Yjg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Boeing, NASA, Starlinerı, mürettebatı, olmadan, dünyaya, getirmeye, hazırlanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5vBc9kxeUUeMfsQ3XX6Yjg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Boeing ve NASA Starliner'ı mürettebatı olmadan dünyaya getirmeye hazırlanıyor"><p>NASA ve Boeing, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) mahsur kalan astronotların Starliner kapsülünü mürettebatsız şekilde dünyaya getirmeye hazırlanıyor. Öte yandan astronot Butch Wilmore ve Suni Williams'ın SpaceX'in kapsülüyle Şubat 2025'te dünyaya dönüş yapması bekleniyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Zpxe1ktTT0K05Kbv-dd--w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA yetkilileri, 6 Eylül Cuma günü Starliner kapsülünü mürettebatsız şekilde dünyaya geri getirmeye hazırlanıyor.
Starliner yarın akşam kenetlenme girişiminde bulunacak.
Her şey planlandığı gibi giderse, uzay aracı yaklaşık 6 saat sürecek bir yolculuğun sonunda New Mexico'daki White Sands Uzay Limanı'na inecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NMDF19EzE0ueMMDL3kjbpA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu son gelişmeler Boeing yapımı Starliner için sorunlu bir ilk mürettebatlı görevi sona erdirecek.
Bu görevin, aracın Uluslararası Uzay İstasyonu'na gidip gelen astronotlar için düzenli bir taşıyıcı olarak faaliyete geçmesinden önceki son sertifikasyon görevi olması gerekiyordu.
Ancak 6 Haziran'da aracın istasyona yanaşmaya çalışmasından kısa bir süre önce, uzay aracının iticilerinden bazılarında yaşanan sorunlar ve tahrik sistemlerindeki birkaç helyum sızıntısı gibi teknik sorunlar ortaya çıktı.
Araçtaki iki astronot, Butch Wilmore ve Suni Williams, Uluslararası Uzay İstasyonu'na güvenli bir şekilde bindiler.
Ancak NASA ve Boeing mühendisleri anomalilerin temel nedenini belirlemeye çalışırken, astronotlar uzayda mahsur kaldı ve görev süreleri birkaç ay uzadı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ogqFrJB8UUmJnyz4Yu5YYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hem yerde replika donanım kullanılarak hem de yörüngede haftalarca süren testlerin ardından NASA 24 Ağustos'ta Starliner'ın Dünya'ya boş dönmesine karar verdi ve Wilmore ile Williams bunun yerine Şubat 2025'te bir SpaceX kapsülü kullanarak eve döneceğini açıkladı.
Dönüş yolculuğunun ISS'den normal dönüş görevlerinden önemli bir farkı olacak, o da Starliner'ın istasyondan hızla yukarı ve uzağa hareket etmek için "koparma yanışı" adı verilen bir manevra yapacak olması.
Aslında her biri saniyede sadece 0,1 metre yörünge hızına sahip 12 küçük yanmadan oluşan bu manevrada iticiler istasyona yaklaşırken olduğundan daha kısa bir süre boyunca titreşecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f2sMOfiYlUCuacwUxzhHxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'nın ticari mürettebat program yöneticisi Steve Stich bir basın toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, "Bu koparma yanmasını seçmemizin nedeni aracı istasyondan daha hızlı uzaklaştırmasıdır. Mürettebat gemide olmadan, gerektiğinde manuel kontrolü ele alabilecek şekilde, ayrılma yanmasını yaptığımızda hesaba katmamız gereken çok daha az değişken var ve bu da aracı eve dönüş yörüngesine çok daha erken sokmamızı sağlıyor."</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Nf_0iV0u00-3jjMDw9PaeQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir sonraki kritik hamle ise, Starliner'ı Dünya atmosferine sokacak ve White Sands'e doğru yola çıkaracak olan 60 saniyelik yörünge dışı yanma olacak.
Uzay aracı yere yumuşak bir iniş yapmak için paraşütleri ve hava yastıklarını açacak.
Stich "İyi bir yanma bekliyoruz ve çok fazla yedekliliğimiz var ve güvenli bir giriş yapmak için buna güveniyoruz." diye ekledi.
NASA ve Boeing uzay aracının performansını uçuş sonrası birkaç ay boyunca analiz edecekler, ancak Stich ekiplerin şimdiden sistemde değişiklikler yapmayı ya da aracın uzay ajansı tarafından tam olarak onaylanması için ek testler yapmayı düşündüklerini söyledi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA alarma geçti: Uzayda mahsur kalan astronotlar gizemli sesler duyduğunu bildirdi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-alarma-gecti-uzayda-mahsur-kalan-astronotlar-gizemli-sesler-duydugunu-bildirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-alarma-gecti-uzayda-mahsur-kalan-astronotlar-gizemli-sesler-duydugunu-bildirdi</guid>
<description><![CDATA[ Boeing&#039;in Starliner kapsülü, Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda (ISS) teknik sorunlar yaşarken, kapsülden gelen tuhaf sesler astronotları alarma geçirdi. NASA Starliner kapsülündeki ürpertici sesin kaynağını açıkladı.Teknik sorunlarla boğuşan ve astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda mahsur kalan Boeing&#039;in Starliner kapsülü Cumartesi günü çok tuhaf sesler çıkararak astronotları alarma geçirdi.
NASA astronotu Butch Wilmore telsizle görev kontrol merkezine &quot;Starliner hakkında bir sorum var. Hoparlörden garip bir ses geliyor... Bunu neyin yaptığını bilmiyorum.&quot; dedi.Yayınlanan bir kayıtta ortaya çıktığı üzere ses, kenetlenmiş modülden geliyordu ve sonar pinglerine güçlü bir benzerlik taşıyordu.
Eski ISS astronotu Chris Hadfield, X&#039;te (eski adıyla Twitter) bunun bir uzay aracında duymak için alışılmadık bir ses olduğunu söyledi.
Kapsülün ne kadar sorunlu olduğu göz önüne alındığında, bu ses biraz endişe vericiydi.
NASA&#039;DAN AÇIKLAMA
Şu anda Starline itici sorunları ve helyum sızıntıları nedeniyle NASA astronotu Sunita Williams ile birlikte mahsur kalan Wilmore, NASA&#039;dan sesin kaynağını araştırmasını talep etti.
NASA sonuca ulaştı ve ses neyse ki endişelenecek bir şey olmadığını açıkladı.NASA, Space News&#039;ten Jeff Foust&#039;a gönderdiği e-postada şunları söyledi:
&quot;Boeing&#039;in Starliner uzay aracındaki bir hoparlörden gelen ve Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;ndaki NASA astronotu Butch Wilmore tarafından duyulan titreşimli ses kesildi. Hoparlörden gelen geri bildirim, uzay istasyonu ile Starliner arasındaki bir ses konfigürasyonunun sonucuydu,&quot;
Uzay istasyonu ses sistemi karmaşıktır, birden fazla uzay aracı ve modülün birbirine bağlanmasına izin verir ve gürültü ve geri bildirim yaşanması yaygındır.
Mürettebattan iletişim sisteminden kaynaklanan sesler duyduklarında görev kontrol ile irtibata geçmeleri istenir.
Wilmore&#039;un bildirdiği hoparlör geri bildiriminin mürettebat, Starliner ya da istasyon operasyonları üzerinde teknik bir etkisi yoktur, buna Starliner&#039;ın 6 Eylül Cuma gününden önce istasyondan ayrılmaması da dahildir.&quot;Wilmore ve Williams, Şubat 2025&#039;te Dünya&#039;ya dönmesi planlanan 71/72 seferinin resmi üyeleri olarak çalışacakları ISS&#039;de mahsur kalmaya devam edecekler. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ltF13vDN80OdjgY1dEMPSQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, alarma, geçti:, Uzayda, mahsur, kalan, astronotlar, gizemli, sesler, duyduğunu, bildirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ltF13vDN80OdjgY1dEMPSQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA alarma geçti: Uzayda mahsur kalan astronotlar gizemli sesler duyduğunu bildirdi"><p>Boeing'in Starliner kapsülü, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) teknik sorunlar yaşarken, kapsülden gelen tuhaf sesler astronotları alarma geçirdi. NASA Starliner kapsülündeki ürpertici sesin kaynağını açıkladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ovojezLKRkW28dMg2WIYJw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Teknik sorunlarla boğuşan ve astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu'nda mahsur kalan Boeing'in Starliner kapsülü Cumartesi günü çok tuhaf sesler çıkararak astronotları alarma geçirdi.
NASA astronotu Butch Wilmore telsizle görev kontrol merkezine "Starliner hakkında bir sorum var. Hoparlörden garip bir ses geliyor... Bunu neyin yaptığını bilmiyorum." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tBMvnxfvPEmJ6BKsofWhNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yayınlanan bir kayıtta ortaya çıktığı üzere ses, kenetlenmiş modülden geliyordu ve sonar pinglerine güçlü bir benzerlik taşıyordu.
Eski ISS astronotu Chris Hadfield, X'te (eski adıyla Twitter) bunun bir uzay aracında duymak için alışılmadık bir ses olduğunu söyledi.
Kapsülün ne kadar sorunlu olduğu göz önüne alındığında, bu ses biraz endişe vericiydi.
NASA'DAN AÇIKLAMA
Şu anda Starline itici sorunları ve helyum sızıntıları nedeniyle NASA astronotu Sunita Williams ile birlikte mahsur kalan Wilmore, NASA'dan sesin kaynağını araştırmasını talep etti.
NASA sonuca ulaştı ve ses neyse ki endişelenecek bir şey olmadığını açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7RrKTjZulEOIFJtzxuQHBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, Space News'ten Jeff Foust'a gönderdiği e-postada şunları söyledi:
"Boeing'in Starliner uzay aracındaki bir hoparlörden gelen ve Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki NASA astronotu Butch Wilmore tarafından duyulan titreşimli ses kesildi. Hoparlörden gelen geri bildirim, uzay istasyonu ile Starliner arasındaki bir ses konfigürasyonunun sonucuydu,"
Uzay istasyonu ses sistemi karmaşıktır, birden fazla uzay aracı ve modülün birbirine bağlanmasına izin verir ve gürültü ve geri bildirim yaşanması yaygındır.
Mürettebattan iletişim sisteminden kaynaklanan sesler duyduklarında görev kontrol ile irtibata geçmeleri istenir.
Wilmore'un bildirdiği hoparlör geri bildiriminin mürettebat, Starliner ya da istasyon operasyonları üzerinde teknik bir etkisi yoktur, buna Starliner'ın 6 Eylül Cuma gününden önce istasyondan ayrılmaması da dahildir."</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D_24KT7hVEanzsJMdT30iQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Wilmore ve Williams, Şubat 2025'te Dünya'ya dönmesi planlanan 71/72 seferinin resmi üyeleri olarak çalışacakları ISS'de mahsur kalmaya devam edecekler.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alman devinden &amp;quot;geride kalıyoruz&amp;quot; itirafı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/alman-devinden-geride-kaliyoruz-itirafi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/alman-devinden-geride-kaliyoruz-itirafi</guid>
<description><![CDATA[ Almanya&#039;nın dijital teknolojilerin araştırılması ve kullanımı konusunda diğer ülkelere kıyasla çok geride kaldığı bildirildi.Alman Kamu Kalkınma Bankası (KfW), uluslararası karşılaştırmada Almanya&#039;nın dijitalleşmedeki konumuna yönelik raporunu yayınladı.  Raporda, dijital teknolojilerin araştırılması ve geliştirilmesinin Almanya&#039;nın güçlü olduğu bir alan olmadığı belirtilerek, Çin, ABD ve Japonya gibi dijital teknolojide önde gelen ülkelerle karşılaştırıldığında Almanya&#039;nın daha az bilimsel yayın ve patent ürettiği kaydedildi.  Çin ve ABD&#039;nin, Almanya&#039;nın sırasıyla 6 ve 4 katı kadar dijital teknolojilerle ilgili bilimsel çalışma yayınladığı ifade edilen raporda, dijital dönüşüm alanındaki patent başvurularında Japonya&#039;nın başı çektiği, bu ülkeyi ABD&#039;nin izlediği aktarıldı.  KfW&#039;nin raporunda, Almanya&#039;nın dijital teknolojilere dayalı malları yurt dışına sattığından daha fazla ithal ettiği de belirtilerek, &quot;Dijital teknolojilerin uygulanması söz konusu olduğunda Alman şirketleri, dijitalleşmeye yapılan nispeten düşük yatırımlar nedeniyle AB&#039;nin ancak orta sıralarında yer almaktadır.&quot; ifadeleri yer aldı.  Raporda, Covid-19&#039;un ardından KOBİ&#039;lerde dijitalleşme harcamalarının önemli ölçüde artmasının cesaret verici olduğuna işaret edilerek, başarılı bir dijital dönüşüm için akademik araştırmaların güçlendirilmesi, iş desteğinin daha da geliştirilmesi ve bilgi transferinin iyileştirilmesi gerektiği vurgulandı.  Ayrıca raporda, ekonomi politikası tedbirleriyle ilgili olarak, finansman ve stratejik yönelim gibi belirli dijitalleşme engellerinin masaya yatırılması gerektiği de kaydedildi.  Almanya&#039;nın dijital teknolojilerin araştırılması ve kullanımında lider ülkeleri yakalamak için çok sabırlı olması gerektiği ifade edilen raporda, &quot;Almanya&#039;da dijital dönüşüm başarısız olursa, refahta önemli kayıplar yaşanma riski var.&quot; uyarısında bulunuldu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AKvF1FwpikWTNE0Uh6r-xg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Alman, devinden, geride, kalıyoruz, itirafı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AKvF1FwpikWTNE0Uh6r-xg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Alman devinden " geride kal itiraf><p>Almanya'nın dijital teknolojilerin araştırılması ve kullanımı konusunda diğer ülkelere kıyasla çok geride kaldığı bildirildi.</p>Alman Kamu Kalkınma Bankası (KfW), uluslararası karşılaştırmada Almanya'nın dijitalleşmedeki konumuna yönelik raporunu yayınladı.  Raporda, dijital teknolojilerin araştırılması ve geliştirilmesinin Almanya'nın güçlü olduğu bir alan olmadığı belirtilerek, Çin, ABD ve Japonya gibi dijital teknolojide önde gelen ülkelerle karşılaştırıldığında Almanya'nın daha az bilimsel yayın ve patent ürettiği kaydedildi.  Çin ve ABD'nin, Almanya'nın sırasıyla 6 ve 4 katı kadar dijital teknolojilerle ilgili bilimsel çalışma yayınladığı ifade edilen raporda, dijital dönüşüm alanındaki patent başvurularında Japonya'nın başı çektiği, bu ülkeyi ABD'nin izlediği aktarıldı.  KfW'nin raporunda, Almanya'nın dijital teknolojilere dayalı malları yurt dışına sattığından daha fazla ithal ettiği de belirtilerek, "Dijital teknolojilerin uygulanması söz konusu olduğunda Alman şirketleri, dijitalleşmeye yapılan nispeten düşük yatırımlar nedeniyle AB'nin ancak orta sıralarında yer almaktadır." ifadeleri yer aldı.  Raporda, Covid-19'un ardından KOBİ'lerde dijitalleşme harcamalarının önemli ölçüde artmasının cesaret verici olduğuna işaret edilerek, başarılı bir dijital dönüşüm için akademik araştırmaların güçlendirilmesi, iş desteğinin daha da geliştirilmesi ve bilgi transferinin iyileştirilmesi gerektiği vurgulandı.  Ayrıca raporda, ekonomi politikası tedbirleriyle ilgili olarak, finansman ve stratejik yönelim gibi belirli dijitalleşme engellerinin masaya yatırılması gerektiği de kaydedildi.  Almanya'nın dijital teknolojilerin araştırılması ve kullanımında lider ülkeleri yakalamak için çok sabırlı olması gerektiği ifade edilen raporda, "Almanya'da dijital dönüşüm başarısız olursa, refahta önemli kayıplar yaşanma riski var." uyarısında bulunuldu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Jüpiter&amp;apos;in uydusu dev çarpışmaya sahne oldu:Dinozorları yok eden asteroitten daha büyük!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/jupiterin-uydusu-dev-carpismaya-sahne-oldudinozorlari-yok-eden-asteroitten-daha-buyuk</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/jupiterin-uydusu-dev-carpismaya-sahne-oldudinozorlari-yok-eden-asteroitten-daha-buyuk</guid>
<description><![CDATA[ Jüpiter&#039;in uydusu Ganymede&#039;e, gezegeni kendi ekseninde sallayacak büyüklükte bir asteroitin çarptığı keşfedildi. Çarpışmanın etkisi belirsizken, asteroitin dinozorları yok eden kayadan 20 kat büyük olduğu söylendi.Güneş Sistemi&#039;nin en büyük uydusu Ganymede&#039;e dinozorları öldüren kayadan daha büyük bir asteroit çarptığı ortaya çıktı.
Bilim insanları, çarpışmanın uydunun kendi ekseninde sallanmasına neden olmuş olabileceğini söylüyor.Araştırmalar, Ganymede&#039;in, 66 milyon yıl önce Dünya&#039;ya çarparak dinozorların saltanatına son veren kayadan 20 kat daha büyük bir antik asteroit tarafından vurulduğunu gösteriyor.Yıkıcı çarpışma 4 milyar yıl önce gerçekleşti ve Jüpiter&#039;in bilinen yaklaşık 100 uydusundan biri olan Ganymede&#039;nin, çarpma kraterinin gaz devinden neredeyse doğrudan uzağa bakacak şekilde dönmesine neden oldu.Bilgisayar modellerine göre asteroit büyük olasılıkla 297 kilometre  genişliğindeydi ve 60-90 derecelik bir açıyla çarptı. Çarpışma bin 609 kilometre genişliğinde bir başlangıç krateri yaratmıştı. Bu krater çarpışmanın etkisiyle savrulan kaya ve tozun geri düşmesiyle kısmen dolmuştu.
Japonya&#039;daki Kobe Üniversitesi&#039;nde gezegen bilimci olan Dr. Naoyuki Hirata, Ganymede&#039;nin yüzeyini kaplayan belirgin olukların uzun zamandır dev asteroit çarpışmasının yarattığı çoklu eşmerkezli halkaların kalıntıları olarak kabul edildiğini söyledi. Ancak çarpmanın ne kadar büyük olduğunun ve Jovian uydusu üzerinde nasıl bir etki yarattığının belirsiz olduğunu söyledi.Scientific Reports&#039;ta yazan Hirata, karık sisteminin merkezinin Jüpiter&#039;den neredeyse doğrudan uzağa nasıl işaret ettiğini anlatıyor. Bu durum, Ganymede&#039;ye çarpan asteroitin çarpma bölgesine fazladan ağırlık ekleyerek uydunun dengesini bozması ve kendi ekseni etrafında dönmesine neden olması halinde ortaya çıkabilir.
Hirata&#039;nın bilgisayar simülasyonları, Ganymede&#039;ye çarpan asteroitin, çarpma bölgesi her zaman ayın uzak tarafında olacak şekilde dönmesine neden olmasıyla durumun böyle olabileceğini doğruluyor.
Dünya&#039;nın uydusu gibi, Ganymede de Jüpiter&#039;e gelgitsel olarak kilitlenmiş durumda, yani gaz devine sürekli aynı yüzünü gösteriyor.Uzmanlar çarpışmanın, 4 bin 828 kilometreden fazla genişliğiyle Merkür&#039;den daha büyük olan Ganymede üzerinde dramatik etkileri olabileceğini söyledi. 
Hirata, çarpışmanın “orijinal yüzeyi tamamen ortadan kaldıracağını” ve bilim insanlarının gizli bir tuzlu su okyanusu içerdiğine inandıkları ayın iç kısmını etkileyeceğini belirtti.
Hirata, alternatif açıklamaları göz ardı etmiyor ancak teorisinin lehinde ya da aleyhinde daha fazla kanıt, geçen yıl Jüpiter ve uydularına doğru yola çıkan Avrupa Uzay Ajansı&#039;nın Juice sondasından gelebilir.
Uzay aracı görevinin bir parçası olarak Jüpiter&#039;in uydularında yaşam için gerekli olan su ve enerji kaynaklarını arıyor.Leicester Üniversitesi&#039;nde gezegen bilimci olan Profesör Leigh Fletcher, Jüpiter&#039;in uydularındaki eski arazilerin milyarlarca yıllık bombardımana tanıklık ettiğini ve bunun bugün hala görülebildiğini söyledi.
Fletcher, uydu yüzeylerinde birbiriyle örtüşen tüm bu olayları anlamlandırmanın zor olduğunu söyleyerek, “Bu, bilgisayar simülasyonları aracılığıyla saati geri sarmak ve Ganymede&#039;deki yara izlerinin dağılımı için bir açıklama aramak için temiz bir girişim” sözlerini kullandı.Juice misyonunun Ganymede&#039;i daha fazla keşfetmek için iyi bir donanıma sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
Fletcher, “Sadece yüzey kırılmasının şimdiye kadar elde edilen en iyi görüntülerini üretmekle kalmayacak, aynı zamanda Ganymede&#039;in şekli veya yerçekimi alanındaki bu çarpma ve yeniden yönlendirmenin kalıntıları Juice&#039;un araç paketi tarafından keşfedilebilir. Juice gözlemleri bu &#039;çarpma ve yeniden yönlendirme&#039; hipotezi üzerinde mükemmel yeni kısıtlamalar sağlayacaktır” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ikVJQRVFU0Wv3HTgMTxbAA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Jüpiterin, uydusu, dev, çarpışmaya, sahne, oldu:Dinozorları, yok, eden, asteroitten, daha, büyük</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ikVJQRVFU0Wv3HTgMTxbAA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Jüpiter'in uydusu dev çarpışmaya sahne oldu:Dinozorları yok eden asteroitten daha büyük!"><p>Jüpiter'in uydusu Ganymede'e, gezegeni kendi ekseninde sallayacak büyüklükte bir asteroitin çarptığı keşfedildi. Çarpışmanın etkisi belirsizken, asteroitin dinozorları yok eden kayadan 20 kat büyük olduğu söylendi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eQeE8ZWZtUCXnEfKkW3ZMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güneş Sistemi'nin en büyük uydusu Ganymede'e dinozorları öldüren kayadan daha büyük bir asteroit çarptığı ortaya çıktı.
Bilim insanları, çarpışmanın uydunun kendi ekseninde sallanmasına neden olmuş olabileceğini söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RszddlCx5UqIzY5PXODuhg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmalar, Ganymede'in, 66 milyon yıl önce Dünya'ya çarparak dinozorların saltanatına son veren kayadan 20 kat daha büyük bir antik asteroit tarafından vurulduğunu gösteriyor.Yıkıcı çarpışma 4 milyar yıl önce gerçekleşti ve Jüpiter'in bilinen yaklaşık 100 uydusundan biri olan Ganymede'nin, çarpma kraterinin gaz devinden neredeyse doğrudan uzağa bakacak şekilde dönmesine neden oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lBd52b6vsUeyAKT1dW368A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilgisayar modellerine göre asteroit büyük olasılıkla 297 kilometre  genişliğindeydi ve 60-90 derecelik bir açıyla çarptı. Çarpışma bin 609 kilometre genişliğinde bir başlangıç krateri yaratmıştı. Bu krater çarpışmanın etkisiyle savrulan kaya ve tozun geri düşmesiyle kısmen dolmuştu.
Japonya'daki Kobe Üniversitesi'nde gezegen bilimci olan Dr. Naoyuki Hirata, Ganymede'nin yüzeyini kaplayan belirgin olukların uzun zamandır dev asteroit çarpışmasının yarattığı çoklu eşmerkezli halkaların kalıntıları olarak kabul edildiğini söyledi. Ancak çarpmanın ne kadar büyük olduğunun ve Jovian uydusu üzerinde nasıl bir etki yarattığının belirsiz olduğunu söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zpinhgGpvke1igCjKu3wUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Scientific Reports'ta yazan Hirata, karık sisteminin merkezinin Jüpiter'den neredeyse doğrudan uzağa nasıl işaret ettiğini anlatıyor. Bu durum, Ganymede'ye çarpan asteroitin çarpma bölgesine fazladan ağırlık ekleyerek uydunun dengesini bozması ve kendi ekseni etrafında dönmesine neden olması halinde ortaya çıkabilir.
Hirata'nın bilgisayar simülasyonları, Ganymede'ye çarpan asteroitin, çarpma bölgesi her zaman ayın uzak tarafında olacak şekilde dönmesine neden olmasıyla durumun böyle olabileceğini doğruluyor.
Dünya'nın uydusu gibi, Ganymede de Jüpiter'e gelgitsel olarak kilitlenmiş durumda, yani gaz devine sürekli aynı yüzünü gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GFlvfDyXdEWga8IykYbbqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzmanlar çarpışmanın, 4 bin 828 kilometreden fazla genişliğiyle Merkür'den daha büyük olan Ganymede üzerinde dramatik etkileri olabileceğini söyledi. 
Hirata, çarpışmanın “orijinal yüzeyi tamamen ortadan kaldıracağını” ve bilim insanlarının gizli bir tuzlu su okyanusu içerdiğine inandıkları ayın iç kısmını etkileyeceğini belirtti.
Hirata, alternatif açıklamaları göz ardı etmiyor ancak teorisinin lehinde ya da aleyhinde daha fazla kanıt, geçen yıl Jüpiter ve uydularına doğru yola çıkan Avrupa Uzay Ajansı'nın Juice sondasından gelebilir.
Uzay aracı görevinin bir parçası olarak Jüpiter'in uydularında yaşam için gerekli olan su ve enerji kaynaklarını arıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uPefaAUGY0StKKDXgalhmg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Leicester Üniversitesi'nde gezegen bilimci olan Profesör Leigh Fletcher, Jüpiter'in uydularındaki eski arazilerin milyarlarca yıllık bombardımana tanıklık ettiğini ve bunun bugün hala görülebildiğini söyledi.
Fletcher, uydu yüzeylerinde birbiriyle örtüşen tüm bu olayları anlamlandırmanın zor olduğunu söyleyerek, “Bu, bilgisayar simülasyonları aracılığıyla saati geri sarmak ve Ganymede'deki yara izlerinin dağılımı için bir açıklama aramak için temiz bir girişim” sözlerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rSqre-2cCEyrl01Zmx0bIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Juice misyonunun Ganymede'i daha fazla keşfetmek için iyi bir donanıma sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
Fletcher, “Sadece yüzey kırılmasının şimdiye kadar elde edilen en iyi görüntülerini üretmekle kalmayacak, aynı zamanda Ganymede'in şekli veya yerçekimi alanındaki bu çarpma ve yeniden yönlendirmenin kalıntıları Juice'un araç paketi tarafından keşfedilebilir. Juice gözlemleri bu 'çarpma ve yeniden yönlendirme' hipotezi üzerinde mükemmel yeni kısıtlamalar sağlayacaktır” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin&amp;apos;den tarihi Mars görevi: Örnekler getirmeyi hedefliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cinden-tarihi-mars-goerevi-ornekler-getirmeyi-hedefliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cinden-tarihi-mars-goerevi-ornekler-getirmeyi-hedefliyor</guid>
<description><![CDATA[ Çin, Mars’tan örnekler getirmeyi hedefleyen Tianwen-3 misyonunu 2028&#039;de başlatmayı planlıyor. İki fırlatma ile gerçekleşecek görevde, Mars’tan kaya ve toprak numuneleri toplanıp Dünya’ya getirilecek.Çin, Mars&#039;tan topladığı örnekleri dünyaya getirmeyi hedeflediği projesini açıkladı.Çin&#039;in resmi haber ajansı Xinhua&#039;nın haberine göre, Çinli bir uzay uzmanı yaptığı açıklamada, Çin&#039;in Mars&#039;tan örnekler getirmeyi amaçlayan Tianwen-3 misyonunu 2028 civarında iki fırlatmayla gerçekleştirmeyi planladığını söyledi.Çin&#039;in Mars&#039;tan numune getirme misyonunun baş tasarımcısı Liu Jizhong, Çin&#039;in doğusundaki Anhui Eyaletinde bulunan Huangshan Şehrinin Tunxi kentinde düzenlenen 2. Uluslararası Derin Uzay Keşif Konferansında ayrıntıları açıkladı.Mars görevi, Mars&#039;tan kaya ve toprak örnekleri toplayıp daha sonra Dünya&#039;ya getirmek üzere tasarlanmış iki ayrı uzay aracı fırlatmasından oluşacak.Pekin&#039;in Tianwen-2 görevi önümüzdeki yıl asteroit keşfine başlayacak, 2028 civarında Mars&#039;a Tianwen-3  ve ardından 2030&#039;da Jüpiter sistemini keşfedecek Tianwen-4 görevi başlayacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BmNuPIAM8ES1EFvSOH_1hw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çinden, tarihi, Mars, görevi:, Örnekler, getirmeyi, hedefliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BmNuPIAM8ES1EFvSOH_1hw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin'den tarihi Mars görevi: Örnekler getirmeyi hedefliyor"><p>Çin, Mars’tan örnekler getirmeyi hedefleyen Tianwen-3 misyonunu 2028'de başlatmayı planlıyor. İki fırlatma ile gerçekleşecek görevde, Mars’tan kaya ve toprak numuneleri toplanıp Dünya’ya getirilecek.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HD4pt6EFCEWyMBsrYdIaHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çin, Mars'tan topladığı örnekleri dünyaya getirmeyi hedeflediği projesini açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EiZmpaOBkUCv4tsQtkRBsQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çin'in resmi haber ajansı Xinhua'nın haberine göre, Çinli bir uzay uzmanı yaptığı açıklamada, Çin'in Mars'tan örnekler getirmeyi amaçlayan Tianwen-3 misyonunu 2028 civarında iki fırlatmayla gerçekleştirmeyi planladığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5Qxcs-rcZ0W4yIs6GSoM5A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çin'in Mars'tan numune getirme misyonunun baş tasarımcısı Liu Jizhong, Çin'in doğusundaki Anhui Eyaletinde bulunan Huangshan Şehrinin Tunxi kentinde düzenlenen 2. Uluslararası Derin Uzay Keşif Konferansında ayrıntıları açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ew5zHk6nYEuBkTwBAFjCRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mars görevi, Mars'tan kaya ve toprak örnekleri toplayıp daha sonra Dünya'ya getirmek üzere tasarlanmış iki ayrı uzay aracı fırlatmasından oluşacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XimylvXKl0Kq8Vppk54Clw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekin'in Tianwen-2 görevi önümüzdeki yıl asteroit keşfine başlayacak, 2028 civarında Mars'a Tianwen-3  ve ardından 2030'da Jüpiter sistemini keşfedecek Tianwen-4 görevi başlayacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gençlerin para ve boş zaman tercihleri: Z kuşağında cinsiyete göre belirgin farklar ortaya çıktı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/genclerin-para-ve-bos-zaman-tercihleri-z-kusaginda-cinsiyete-goere-belirgin-farklar-ortaya-cikti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/genclerin-para-ve-bos-zaman-tercihleri-z-kusaginda-cinsiyete-goere-belirgin-farklar-ortaya-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Yayımlanan yeni rapora göre, Z kuşağındaki erkek ve kadınların para harcama alışkanlıkları ve boş zaman aktivitelerinde önemli farklılıklar ortaya çıktı. Bulgular arasında, kadınların sosyal medyada daha fazla zaman geçirdiği yer alırken erkeklerin oyun ve haber içeriği tüketiminde öne çıktığı belirtildi.Son yıllarda Z kuşağının &quot;para algısı bozukluğu&quot; yaşadığı bilinse de, yeni bir araştırma genç erkek ve kadınların para harcama alışkanlıkları ve boş zaman aktivitelerinde belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koydu.Morning Consult tarafından ağustos ayında yayımlanan rapora ve Independent&#039;da yer alan habere göre , Z kuşağı (1997-2012 doğumlular) erkek ve kadınlarının para harcama ve boş zaman aktivitelerinde önemli farklar var.  Araştırmada, genç erkek ve kadınlar arasındaki temel farklardan biri sosyal medya kullanımı olarak belirlendi.TikTok ve Pinterest gibi uygulamalar Z kuşağı kadınları arasında daha popülerken, erkekler Reddit ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformları tercih ediyor. Ayrıca, kadınların erkeklere oranla daha fazla Instagram kullandığı görüldü.Rapora göre, Z kuşağı kadınlarının sosyal medyayla etkileşimde topluluğa önem verdiği ve &quot;yakın arkadaşlık, hediye verme ve başkalarının ihtiyaçlarını kendisinin önüne koyma&quot; gibi topluluk ideallerini benimsediği vurgulandı.
Yayın platformlarında, Z kuşağı kadınlarının izleme süreleri erkek akranlarından biraz daha yüksek. Kadınlar arasında Netflix, Hulu ve Disney+ tercih edilirken, erkekler Apple TV+ ve Twitch.tv&#039;yi daha çok kullanıyor.Oyun oynamak Z kuşağı erkeklerinin hayatında büyük bir yer tutuyor. Araştırmaya göre, Z kuşağı erkeklerinin yüzde 77&#039;si haftada en az bir kez konsol oyunu, yüzde 67&#039;si ise bilgisayar oyunu oynuyor. Bu oran, oyun oynadığını belirten Z kuşağı kadınlarından önemli ölçüde daha yüksek.Haber tüketiminde ise Z kuşağı erkeklerinin çevrimiçi haber içeriği tüketiminde kadınları geçtiği belirlendi. Genç erkekler, çoğu haber kaynağıyla etkileşimde kadınlardan önde yer alıyor.
Bu bulgular, Z kuşağının harcama alışkanlıklarına dair daha önce yapılan araştırmaları destekliyor. Mayıs ayında Intuit Credit Karma&#039;nın isteğiyle Qualtrics tarafından hazırlanan bir rapor, genç yetişkinlerin neredeyse yarısının &quot;para algısı bozukluğu&quot; yaşadığını ve ekonomik durumlarına dair çarpık bir bakış açısına sahip olduğunu ortaya koymuştu.Z kuşağı ve Y kuşağındaki bireylerin büyük bir kısmı maddi güvensizlikle mücadele ettiğini belirtmişti. 18 yaşından büyük 1006 ABD&#039;li yetişkinle yapılan ankette, katılımcıların yüzde 29&#039;u ekonomik durumlarını sık sık başkalarıyla karşılaştırdığını ve bunun yetersizlik ve özgüvensizlik hislerini tetiklediğini ifade etmişti.
Bu hisler özellikle Z kuşağının yüzde 43&#039;ü ve Y kuşağının yüzde 41&#039;inde gözlemlenmişti.
Z kuşağının yüzde 48&#039;i ve Y kuşağının yüzde 59&#039;u geride kalmış hissettiklerini belirtmesine rağmen, ankete katılanların yüzde 59&#039;u ekonomik açıdan güvende hissettiklerini söylemişti. Bu durum, bireylerin kendilerine dair algılarıyla gerçeklikleri arasındaki ayrımı işaret ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wcm0AA66PUCh9HfX2sxu_A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gençlerin, para, boş, zaman, tercihleri:, kuşağında, cinsiyete, göre, belirgin, farklar, ortaya, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wcm0AA66PUCh9HfX2sxu_A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Gençlerin para ve boş zaman tercihleri: Z kuşağında cinsiyete göre belirgin farklar ortaya çıktı"><p>Yayımlanan yeni rapora göre, Z kuşağındaki erkek ve kadınların para harcama alışkanlıkları ve boş zaman aktivitelerinde önemli farklılıklar ortaya çıktı. Bulgular arasında, kadınların sosyal medyada daha fazla zaman geçirdiği yer alırken erkeklerin oyun ve haber içeriği tüketiminde öne çıktığı belirtildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3lShyLNHLUq_rAmPnwBc-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son yıllarda Z kuşağının "para algısı bozukluğu" yaşadığı bilinse de, yeni bir araştırma genç erkek ve kadınların para harcama alışkanlıkları ve boş zaman aktivitelerinde belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cILB6tz8pUupeRRH4vapPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Morning Consult tarafından ağustos ayında yayımlanan rapora ve Independent'da yer alan habere göre , Z kuşağı (1997-2012 doğumlular) erkek ve kadınlarının para harcama ve boş zaman aktivitelerinde önemli farklar var.  Araştırmada, genç erkek ve kadınlar arasındaki temel farklardan biri sosyal medya kullanımı olarak belirlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oT6ze5Us_kmM0a5t-fv8Zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TikTok ve Pinterest gibi uygulamalar Z kuşağı kadınları arasında daha popülerken, erkekler Reddit ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformları tercih ediyor. Ayrıca, kadınların erkeklere oranla daha fazla Instagram kullandığı görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-KLtUUe900y4yBlCyaaWbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rapora göre, Z kuşağı kadınlarının sosyal medyayla etkileşimde topluluğa önem verdiği ve "yakın arkadaşlık, hediye verme ve başkalarının ihtiyaçlarını kendisinin önüne koyma" gibi topluluk ideallerini benimsediği vurgulandı.
Yayın platformlarında, Z kuşağı kadınlarının izleme süreleri erkek akranlarından biraz daha yüksek. Kadınlar arasında Netflix, Hulu ve Disney+ tercih edilirken, erkekler Apple TV+ ve Twitch.tv'yi daha çok kullanıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CNTd-laJYkKEy7934L6m2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Oyun oynamak Z kuşağı erkeklerinin hayatında büyük bir yer tutuyor. Araştırmaya göre, Z kuşağı erkeklerinin yüzde 77'si haftada en az bir kez konsol oyunu, yüzde 67'si ise bilgisayar oyunu oynuyor. Bu oran, oyun oynadığını belirten Z kuşağı kadınlarından önemli ölçüde daha yüksek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5ukvINFNjUiOGzCRngMzAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Haber tüketiminde ise Z kuşağı erkeklerinin çevrimiçi haber içeriği tüketiminde kadınları geçtiği belirlendi. Genç erkekler, çoğu haber kaynağıyla etkileşimde kadınlardan önde yer alıyor.
Bu bulgular, Z kuşağının harcama alışkanlıklarına dair daha önce yapılan araştırmaları destekliyor. Mayıs ayında Intuit Credit Karma'nın isteğiyle Qualtrics tarafından hazırlanan bir rapor, genç yetişkinlerin neredeyse yarısının "para algısı bozukluğu" yaşadığını ve ekonomik durumlarına dair çarpık bir bakış açısına sahip olduğunu ortaya koymuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DMwX1yq2GUuX3r18gepHYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Z kuşağı ve Y kuşağındaki bireylerin büyük bir kısmı maddi güvensizlikle mücadele ettiğini belirtmişti. 18 yaşından büyük 1006 ABD'li yetişkinle yapılan ankette, katılımcıların yüzde 29'u ekonomik durumlarını sık sık başkalarıyla karşılaştırdığını ve bunun yetersizlik ve özgüvensizlik hislerini tetiklediğini ifade etmişti.
Bu hisler özellikle Z kuşağının yüzde 43'ü ve Y kuşağının yüzde 41'inde gözlemlenmişti.
Z kuşağının yüzde 48'i ve Y kuşağının yüzde 59'u geride kalmış hissettiklerini belirtmesine rağmen, ankete katılanların yüzde 59'u ekonomik açıdan güvende hissettiklerini söylemişti. Bu durum, bireylerin kendilerine dair algılarıyla gerçeklikleri arasındaki ayrımı işaret ediyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ABD, İngiltere ve AB yapay zeka standartları konusunda anlaşma imzalayacak</title>
<link>https://trafikdernegi.com/abd-ingiltere-ve-ab-yapay-zeka-standartlari-konusunda-anlasma-imzalayacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/abd-ingiltere-ve-ab-yapay-zeka-standartlari-konusunda-anlasma-imzalayacak</guid>
<description><![CDATA[ ABD, İngiltere ve AB&#039;nin, yapay zeka kullanımına ilişkin ilk yasal bağlayıcılığı olan uluslararası anlaşmayı imzalaması bekleniyor. Sözleşmenin Kanada, Japonya ve Avusturalya&#039;nın da dahil olduğu 50&#039;den fazla ülke tarafından hazırlandığı kaydedildi.Dünyanın ilk uluslararası yapay zeka anlşaması yakın zamanda imzalanmaya hazırlanıyor.Financial Times&#039;ın Perşembe günü bildirdiğine göre, ABD, İngiltere ve AB&#039;nin yapay zekanın kullanımına ilişkin yasal bağlayıcılığı olan ilk uluslararası anlaşmayı imzalaması bekleniyor. Üç ülkenin Perşembe günü Avrupa Konseyi&#039;nin yapay zeka sözleşmesini imzalayacağı belirtilirken, sözleşmenin Kanada, Japonya ve Avustralya dahil 50&#039;den fazla ülke tarafından iki yıldan fazla bir süredir hazırlandığı da kaydedildi. Üst düzey bir Biden yönetimi yetkilisinin verdiği demeçte, ABD&#039;nin yapay zeka teknolojilerinin insan haklarına ve demokratik değerlere saygıyı desteklemesini sağlamaya kararlı olduğunu ve Avrupa Konseyi&#039;nin bu alandaki kilit katma değerini gördüğünü söyledi.Habere göre İngiltere Teknoloji Bakanı Peter Kyle, “Bu, küresel çapta gerçek dişlere sahip ilk proje ve aynı zamanda çok farklı ulusları bir araya getiriyor” dedi.Avrupa Konseyi&#039;nin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü ele alan yapay zeka çerçeve sözleşmesi, Yapay Zeka Komitesi (CAI) tarafından hazırlandı. CAI, sözleşmenin taslağını Mart ayında tamamladı.Bunu takiben, sözleşme 17 Mayıs&#039;ta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edildi ve 5 Eylül&#039;de Vilnius&#039;ta imzaya açılacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I9i8q9x9g0GDWrxdRqIxQg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>ABD, İngiltere, yapay, zeka, standartları, konusunda, anlaşma, imzalayacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I9i8q9x9g0GDWrxdRqIxQg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="ABD, İngiltere ve AB yapay zeka standartları konusunda anlaşma imzalayacak"><p>ABD, İngiltere ve AB'nin, yapay zeka kullanımına ilişkin ilk yasal bağlayıcılığı olan uluslararası anlaşmayı imzalaması bekleniyor. Sözleşmenin Kanada, Japonya ve Avusturalya'nın da dahil olduğu 50'den fazla ülke tarafından hazırlandığı kaydedildi.</p><p>Dünyanın ilk uluslararası yapay zeka anlşaması yakın zamanda imzalanmaya hazırlanıyor.</p><p><strong>Financial Times'ın Perşembe günü bildirdiğine göre,</strong> ABD, İngiltere ve AB'nin yapay zekanın kullanımına ilişkin yasal bağlayıcılığı olan ilk uluslararası anlaşmayı imzalaması bekleniyor.</p><p> Üç ülkenin Perşembe günü Avrupa Konseyi'nin yapay zeka sözleşmesini imzalayacağı belirtilirken, sözleşmenin Kanada, Japonya ve Avustralya dahil 50'den fazla ülke tarafından iki yıldan fazla bir süredir hazırlandığı da kaydedildi.</p><p> Üst düzey bir Biden yönetimi yetkilisinin verdiği demeçte, ABD'nin yapay zeka teknolojilerinin insan haklarına ve demokratik değerlere saygıyı desteklemesini sağlamaya kararlı olduğunu ve Avrupa Konseyi'nin bu alandaki kilit katma değerini gördüğünü söyledi.</p><p>Habere göre İngiltere Teknoloji Bakanı Peter Kyle, “Bu, küresel çapta gerçek dişlere sahip ilk proje ve aynı zamanda çok farklı ulusları bir araya getiriyor” dedi.</p><p>Avrupa Konseyi'nin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü ele alan yapay zeka çerçeve sözleşmesi, Yapay Zeka Komitesi (CAI) tarafından hazırlandı. </p><p>CAI, sözleşmenin taslağını Mart ayında tamamladı.</p><p>Bunu takiben, sözleşme 17 Mayıs'ta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edildi ve 5 Eylül'de Vilnius'ta imzaya açılacak.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, soru işaretine benzeyen galaksinin ikizini keşfetti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-soru-isaretine-benzeyen-galaksinin-ikizini-kesfetti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-soru-isaretine-benzeyen-galaksinin-ikizini-kesfetti</guid>
<description><![CDATA[ James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz yıl keşfettiği soru işaretine benzeyen galaksinin ardından, milyarlarca ışık yılı uzaklıkta benzer bir galaksiye daha rastladı. Bu keşif, galaksilerin evrimi hakkında yeni ipuçları sunuyor.James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz yıl soru işaretine benzeyen bir galaksi tespit etmişti. Webb bir başka soru işaretli galaksiye rastladı ve araştırmacılar milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bir galakside bile yıldız oluşumunun nerede gerçekleştiğini tespit etmek için Webb&#039;in NIRISS cihazını da kullandılar.NASA ile Avrupalı ve Kanadalı bilim insanları tarafından inşa edilen bir kızılötesi teleskop olan Webb, MACS-J0417.5-1154 galaksi kümesinin soru işaretine benzeyen görüntüsünü yakaladı. Saint Mary&#039;s Üniversitesi&#039;nden gökbilimci Vicente Estrada-Carpenter &quot;Galaksilerde yıldız oluşumunun ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleştiğini bilmek, galaksilerin evrenin tarihi boyunca nasıl evrimleştiğini anlamak için çok önemlidir. Soru İşareti Çifti&#039;ndeki her iki galaksi de, muhtemelen iki galaksinin çarpışmasından kaynaklanan gazın bir sonucu olarak, birkaç kompakt bölgede aktif yıldız oluşumu gösteriyor. Ancak her iki galaksinin de şekli çok bozulmuş görünmüyor, bu nedenle muhtemelen birbirleriyle etkileşimlerinin başlangıcını görüyoruz.&quot; dedi. Araştırma, Monthly Notices of the Royal Astronomical Society dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WHzYwjhNBEuGlq2CFTd-Qw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, soru, işaretine, benzeyen, galaksinin, ikizini, keşfetti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WHzYwjhNBEuGlq2CFTd-Qw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA, soru işaretine benzeyen galaksinin ikizini keşfetti"><p>James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz yıl keşfettiği soru işaretine benzeyen galaksinin ardından, milyarlarca ışık yılı uzaklıkta benzer bir galaksiye daha rastladı. Bu keşif, galaksilerin evrimi hakkında yeni ipuçları sunuyor.</p><p>James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz yıl soru işaretine benzeyen bir galaksi tespit etmişti. </p><p>Webb bir başka soru işaretli galaksiye rastladı ve araştırmacılar milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bir galakside bile yıldız oluşumunun nerede gerçekleştiğini tespit etmek için Webb'in NIRISS cihazını da kullandılar.</p><p>NASA ile Avrupalı ve Kanadalı bilim insanları tarafından inşa edilen bir kızılötesi teleskop olan Webb, MACS-J0417.5-1154 galaksi kümesinin soru işaretine benzeyen görüntüsünü yakaladı. </p><p>Saint Mary's Üniversitesi'nden gökbilimci Vicente Estrada-Carpenter "Galaksilerde yıldız oluşumunun ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleştiğini bilmek, galaksilerin evrenin tarihi boyunca nasıl evrimleştiğini anlamak için çok önemlidir. Soru İşareti Çifti'ndeki her iki galaksi de, muhtemelen iki galaksinin çarpışmasından kaynaklanan gazın bir sonucu olarak, birkaç kompakt bölgede aktif yıldız oluşumu gösteriyor. Ancak her iki galaksinin de şekli çok bozulmuş görünmüyor, bu nedenle muhtemelen birbirleriyle etkileşimlerinin başlangıcını görüyoruz." dedi. </p><p><strong>Araştırma, Monthly Notices of the Royal Astronomical Society dergisinde yayımlandı.</strong></p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7BOKZtPrw06VvppzeYoZgA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arianespace gözlem uydusunu başarıyla yörüngeye fırlattı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/arianespace-goezlem-uydusunu-basariyla-yoerungeye-firlatti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/arianespace-goezlem-uydusunu-basariyla-yoerungeye-firlatti</guid>
<description><![CDATA[ Arianespace, son Vega roketi Sentinel-2C gözlem uydusunu başarıyla fırlattı. Uydu, Avrupa Birliği’nin Copernicus programı kapsamında Dünya&#039;nın çevresel gözlemi için kullanılacak.Arianespace son Vega roketini fırlatarak Sentinel-2C uydusunu Avrupa Birliği&#039;nin Dünya&#039;nın çevresini gözlemlemeye yönelik Copernicus programı kapsamında yörüngeye yerleştirdi.  Yayınlanan görüntülere göre, daha büyük araçların aksine yan tarafına bağlanmış iticilere sahip olmayan ince tek gövdeli roket, 4 Eylül&#039;de Fransız Guyanası&#039;ndaki fırlatma üssünden fırlatıldı.12 YILLIK GÖREVİ SONA ERDİFırlatma, İtalyan Avio tarafından tasarlanan küçük fırlatma aracının 12 yıllık kariyerini sona erdirdi.Airbus Defence &amp; Space tarafından inşa edilen Sentinel-2C, Copernicus programı kapsamında faaliyet gösteren bir çift uydunun parçası olan Sentinel-2A&#039;nın yerini alacak.ACİL DURUMLARI İNCELEMEK İÇİN KULLANILACAKAvrupa Komisyonu Copernicus birimi başkanı Mauro Facchini fırlatmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada Sentinel-2C&#039;nin ormansızlaşma, kentsel gelişim ve orman yangınları, seller veya volkanik patlamalar gibi acil durumları incelemek için kullanılacağını söyledi.Projede AB&#039;ye ortak olan Avrupa Uzay Ajansı, Copernicus&#039;un dünyanın en büyük çevresel izleme uydusu olduğunu söyledi.Programın altı Sentinel uydu ailesi birlikte, karbondioksitten dalga yüksekliğine veya kara ve okyanusların sıcaklıklarına kadar gezegenin hayati verilerini okumayı amaçlıyor.2022&#039;de Copernicus Sentinel-2 uydu görüntüleri İtalya&#039;nın Po Vadisi&#039;ndeki ciddi kuraklık hasarını ortaya çıkarmıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yUbPOqZsbUKMsm8NIfi3Jw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Arianespace, gözlem, uydusunu, başarıyla, yörüngeye, fırlattı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yUbPOqZsbUKMsm8NIfi3Jw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Arianespace gözlem uydusunu başarıyla yörüngeye fırlattı"><p>Arianespace, son Vega roketi Sentinel-2C gözlem uydusunu başarıyla fırlattı. Uydu, Avrupa Birliği’nin Copernicus programı kapsamında Dünya'nın çevresel gözlemi için kullanılacak.</p><p>Arianespace son Vega roketini fırlatarak Sentinel-2C uydusunu Avrupa Birliği'nin Dünya'nın çevresini gözlemlemeye yönelik Copernicus programı kapsamında yörüngeye yerleştirdi.  Yayınlanan görüntülere göre, daha büyük araçların aksine yan tarafına bağlanmış iticilere sahip olmayan ince tek gövdeli roket, 4 Eylül'de Fransız Guyanası'ndaki fırlatma üssünden fırlatıldı.</p><p><strong>12 YILLIK GÖREVİ SONA ERDİ</strong></p><p>Fırlatma, İtalyan Avio tarafından tasarlanan küçük fırlatma aracının 12 yıllık kariyerini sona erdirdi.</p><p>Airbus Defence & Space tarafından inşa edilen Sentinel-2C, Copernicus programı kapsamında faaliyet gösteren bir çift uydunun parçası olan Sentinel-2A'nın yerini alacak.</p><p><strong>ACİL DURUMLARI İNCELEMEK İÇİN KULLANILACAK</strong></p><p>Avrupa Komisyonu Copernicus birimi başkanı Mauro Facchini fırlatmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada Sentinel-2C'nin ormansızlaşma, kentsel gelişim ve orman yangınları, seller veya volkanik patlamalar gibi acil durumları incelemek için kullanılacağını söyledi.</p><p>Projede AB'ye ortak olan Avrupa Uzay Ajansı, Copernicus'un dünyanın en büyük çevresel izleme uydusu olduğunu söyledi.</p><p>Programın altı Sentinel uydu ailesi birlikte, karbondioksitten dalga yüksekliğine veya kara ve okyanusların sıcaklıklarına kadar gezegenin hayati verilerini okumayı amaçlıyor.</p><p>2022'de Copernicus Sentinel-2 uydu görüntüleri İtalya'nın Po Vadisi'ndeki ciddi kuraklık hasarını ortaya çıkarmıştı.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iMxVWg3wf0qafIboJggKng.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>200 litre suyu temizleyebiliyorlar: Kabuklu deniz canlıları kıyılara yeniden kazandırılacak!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/200-litre-suyu-temizleyebiliyorlar-kabuklu-deniz-canlilari-kiyilara-yeniden-kazandirilacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/200-litre-suyu-temizleyebiliyorlar-kabuklu-deniz-canlilari-kiyilara-yeniden-kazandirilacak</guid>
<description><![CDATA[ Bir yaban hayatı projesi, kabuklu deniz hayvanlarını Doğu Yorkshire kıyılarına yeniden kazandırmak için Avrupa Yerli istiridyesi üzerinde yeni bir teknik kullanıyor. Proje kapsamında uzmanlar, aşırı avlanma, hastalıklar ve su kalitesinin düşmesi gibi sebeplerle yok olan türü yeniden döndürmeyi hedefliyorlar.Bir yaban hayatı projesi, kabuklu deniz hayvanlarını Doğu Yorkshire kıyılarına yeniden kazandırmak için yeni bir teknik kullanılmaya başlandı.Yorkshire ve Lincolnshire yaban hayatı vakıfları ile açık deniz rüzgar şirketi Orsted arasındaki bir iş birliği olan Wilder Humber, önümüzdeki beş yıl içinde 500 bin yerli Avrupa yassı istiridyesini Humber Halici&#039;ne yeniden kazandırmayı hedefliyor.BİR ZAMANLAR GEMİCİLİK İÇİN TEHLİKEYDİKurum tarafından, istiridye larvalarının deniz tarağı kabuklarıyla dolu bir tanka yerleştirildiği yeni bir yöntem test ediliyor.Larvalar kabuklara tutunuyor ve daha sonra Humber&#039;a bırakılmadan önce büyümeleri için Spurn Point&#039;teki bir istiridye yuvasına aktarılıyor.  Wilder Humber, halicin bir zamanlar gemicilik için tehlike olarak listelenecek kadar büyük, gelişen bir istiridye resifine ev sahipliği yaptığını söyledi.Aşırı avlanma, hastalıklar ve su kalitesinin düşmesi bu türün azalmasına neden oldu.200 LİTRE SUYU TEMİZLEYEBİLİYORLAR İstiridyeler kirlilikle mücadelenin bir yolu olarak kullanılıyor. Tek bir yetişkin istiridye günde 200 litre suyu filtreleyip temizleyebiliyor.İstiridye yatakları oluştuğunda suyun temizlenmesinin yanı sıra diğer deniz canlılarına da yaşam alanı sağlayacak.&quot;ÇIĞIR AÇAN PROJE&quot; Larvaları tedarik eden The Oyster Restoration Company&#039;nin CEO&#039;su Doktor Nik Sachlikidis, &quot;çığır açan projenin&quot; İngiltere&#039;de türünün ilk örneği olduğunu &quot;Biyolojik çeşitliliği önemli ölçüde artıracak ölçeklenebilir kara ve deniz konuşlandırmasına doğru önemli bir adım atıyoruz&quot; sözleriyle dile getirdi.Sachlikidis, sözlerine &quot;Yerli istiridyelerin deniz ekolojisine olan olumlu etkisi çok derindir ve birlikte, gelecekte daha sağlıklı ve dayanıklı bir çevre sağlamak için daha fazla yerli istiridye restorasyon projesinin önünü açıyoruz.&quot; diye devam etti.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DFgAKoYyYESRtHSXyJ63RQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>200, litre, suyu, temizleyebiliyorlar:, Kabuklu, deniz, canlıları, kıyılara, yeniden, kazandırılacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DFgAKoYyYESRtHSXyJ63RQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="200 litre suyu temizleyebiliyorlar: Kabuklu deniz canlıları kıyılara yeniden kazandırılacak!"><p>Bir yaban hayatı projesi, kabuklu deniz hayvanlarını Doğu Yorkshire kıyılarına yeniden kazandırmak için Avrupa Yerli istiridyesi üzerinde yeni bir teknik kullanıyor. Proje kapsamında uzmanlar, aşırı avlanma, hastalıklar ve su kalitesinin düşmesi gibi sebeplerle yok olan türü yeniden döndürmeyi hedefliyorlar.</p><p>Bir yaban hayatı projesi, kabuklu deniz hayvanlarını Doğu Yorkshire kıyılarına yeniden kazandırmak için yeni bir teknik kullanılmaya başlandı.</p><p>Yorkshire ve Lincolnshire yaban hayatı vakıfları ile açık deniz rüzgar şirketi Orsted arasındaki bir iş birliği olan Wilder Humber, önümüzdeki beş yıl içinde 500 bin yerli Avrupa yassı istiridyesini Humber Halici'ne yeniden kazandırmayı hedefliyor.</p><p><strong>BİR ZAMANLAR GEMİCİLİK İÇİN TEHLİKEYDİ</strong></p><p>Kurum tarafından, istiridye larvalarının deniz tarağı kabuklarıyla dolu bir tanka yerleştirildiği yeni bir yöntem test ediliyor.</p><p>Larvalar kabuklara tutunuyor ve daha sonra Humber'a bırakılmadan önce büyümeleri için Spurn Point'teki bir istiridye yuvasına aktarılıyor.  Wilder Humber, halicin bir zamanlar gemicilik için tehlike olarak listelenecek kadar büyük, gelişen bir istiridye resifine ev sahipliği yaptığını söyledi.</p><p>Aşırı avlanma, hastalıklar ve su kalitesinin düşmesi bu türün azalmasına neden oldu.</p><p><strong>200 LİTRE SUYU TEMİZLEYEBİLİYORLAR</strong> </p><p>İstiridyeler kirlilikle mücadelenin bir yolu olarak kullanılıyor. Tek bir yetişkin istiridye günde 200 litre suyu filtreleyip temizleyebiliyor.</p><p>İstiridye yatakları oluştuğunda suyun temizlenmesinin yanı sıra diğer deniz canlılarına da yaşam alanı sağlayacak.</p><p><strong>"ÇIĞIR AÇAN PROJE"</strong> </p><p>Larvaları tedarik eden The Oyster Restoration Company'nin CEO'su Doktor Nik Sachlikidis, "çığır açan projenin" İngiltere'de türünün ilk örneği olduğunu "Biyolojik çeşitliliği önemli ölçüde artıracak ölçeklenebilir kara ve deniz konuşlandırmasına doğru önemli bir adım atıyoruz" sözleriyle dile getirdi.</p><p>Sachlikidis, sözlerine "Yerli istiridyelerin deniz ekolojisine olan olumlu etkisi çok derindir ve birlikte, gelecekte daha sağlıklı ve dayanıklı bir çevre sağlamak için daha fazla yerli istiridye restorasyon projesinin önünü açıyoruz." diye devam etti. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzayda mahsur kalan astronotlar için radyasyon tehlikesi: &amp;quot;Kanser riskinde artışa neden olabilir&amp;quot;</title>
<link>https://trafikdernegi.com/uzayda-mahsur-kalan-astronotlar-icin-radyasyon-tehlikesi-kanser-riskinde-artisa-neden-olabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/uzayda-mahsur-kalan-astronotlar-icin-radyasyon-tehlikesi-kanser-riskinde-artisa-neden-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ NASA astronotları Barry Wilmore ve Suni Williams, Starliner kapsülünde yaşanan sorunlar nedeniyle Şubat 2025&#039;e kadar Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda (ISS) mahsur kalmış durumda. Haziran ayından beri uzayda yaşayan astronotların uzun süreli kalışı, radyasyona maruz kalma risklerini de akıllara getirdi. Bu durumun kanser ve diğer sağlık sorunlarına yol açabileceği kaydedildi.İki NASA astronotu ISS&#039;te aylarca sürecek plansız kalışlarına hazırlanırken, radyasyona maruz kalma risklerini de arttırıyor olabilirler.
Boeing&#039;in Starliner&#039;ının ilk mürettebatlı test uçuşunu gerçekleştiren Barry Wilmore ve Suni Williams, 5 Haziran&#039;da ISS&#039;e doğru yola çıktılar ve uzayda sadece bir hafta kalmaları gerekiyordu.
Ancak uzay aracında ortaya çıkan bazı sorunlar, Space X&#039;in Crew-9 Dragon uzay aracıyla dönüşlerini Şubat 2025&#039;e erteledi.Uzay radyasyonu Dünya&#039;da yaşanan radyasyondan farklıdır. NASA&#039;ya göre uzayda üç farklı radyasyon türü bulunuyor.
Bunlar; Dünya&#039;nın manyetik alanında hapsolmuş parçacıklar, güneş patlamalarından kaynaklanan parçacıklar ve galaktik kozmik ışınlar.
Dünya, manyetosfer adı verilen ve insanları zararlı uzay radyasyonundan koruyan bir manyetik alan sistemi ile çevrilidir.
Bununla birlikte, bir kişinin irtifası ne kadar yüksekse, maruz kaldığı radyasyon dozu da o kadar yüksek olur.Cleveland&#039;daki Case Western Reserve Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı Dr. Stanton Gerson ABC News&#039;e verdiği demeçte &quot;Bu normal büyüklükte bir mertebe. NASA&#039;ya göre, uzun süreli maruziyet nedeniyle astronotlar radyasyon hastalığı için önemli bir risk altında olabilir ve yaşam boyu kanser, merkezi sinir sistemi etkileri ve dejeneratif hastalıklar açısından daha yüksek bir riske sahip olabilirler. ISS&#039;nin bulunduğu alçak dünya yörüngesinde astronotlar, Dünya&#039;yı derin uzayın radyasyon maruziyetinden koruyan manyetosfer tarafından en azından kısmen korunmaktadır,&quot; diye konuştu.
ALTI AYDA 80 İLA 160 MSV RADYASYON ALIYOR
2017 NASA raporuna göre, ISS&#039;teki mürettebat altı aylık kalış süresince ortalama 80 Milisievert (mSv) ila 160 mSv radyasyon alıyor.
Milisievert (mSv), vücut tarafından ne kadar radyasyon emildiğini gösteren bir ölçü birimidir.
Federal uzay ajansı, radyasyonun türü farklı olsa da, 1 mSv uzay radyasyonunun kabaca üç göğüs röntgeni çekmekle aynı olduğunu söyledi.NASA, buna kıyasla, Dünya&#039;daki bir kişinin her yıl sadece arka plan radyasyonundan ortalama 2 mSv aldığını söyledi.
Gerson, NASA&#039;nın astronotlar Dünya&#039;ya döndükten sonra onları kontrol etme konusunda iyi bir iş çıkardığını, çünkü ajansın ve diğer araştırmacıların radyasyonun vücudu nasıl etkilediği ve hangi işaretlerin aranması gerektiği konusunda daha fazla şey öğrendiğini de sözlerine ekledi.Dr. Baylor College of Medicine&#039;ın Uzay Sağlığı için Translasyonel Araştırma Enstitüsü&#039;nde baş bilim sorumlusu olarak görev yapan Dr. Rihana Bokhari ise, &quot;Astronotlar, ISS yörüngesinde sıkışmış radyasyon alanlarından geçtiği için Dünya&#039;dakilerden daha fazla radyasyona maruz kalıyorlar. Butch ve Suni, ISS&#039;te bulundukları için vücut sistemleri üzerinde ciddi etkilere neden olacak kadar radyasyona maruz kalmayacaklar, ancak Dünya&#039;dakinden daha fazla radyasyona uzun süre maruz kalmak kanser riskinde artışa neden olabilir.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OgrplCC63ka3hxY_5yHTlg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Uzayda, mahsur, kalan, astronotlar, için, radyasyon, tehlikesi:, Kanser, riskinde, artışa, neden, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OgrplCC63ka3hxY_5yHTlg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzayda mahsur kalan astronotlar için radyasyon tehlikesi: " kanser riskinde art neden olabilir><p>NASA astronotları Barry Wilmore ve Suni Williams, Starliner kapsülünde yaşanan sorunlar nedeniyle Şubat 2025'e kadar Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) mahsur kalmış durumda. Haziran ayından beri uzayda yaşayan astronotların uzun süreli kalışı, radyasyona maruz kalma risklerini de akıllara getirdi. Bu durumun kanser ve diğer sağlık sorunlarına yol açabileceği kaydedildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UNVwa26x20alQBHXcUq5hw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İki NASA astronotu ISS'te aylarca sürecek plansız kalışlarına hazırlanırken, radyasyona maruz kalma risklerini de arttırıyor olabilirler.
Boeing'in Starliner'ının ilk mürettebatlı test uçuşunu gerçekleştiren Barry Wilmore ve Suni Williams, 5 Haziran'da ISS'e doğru yola çıktılar ve uzayda sadece bir hafta kalmaları gerekiyordu.
Ancak uzay aracında ortaya çıkan bazı sorunlar, Space X'in Crew-9 Dragon uzay aracıyla dönüşlerini Şubat 2025'e erteledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zuBMKk0Tpke7FfxTffx1iQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzay radyasyonu Dünya'da yaşanan radyasyondan farklıdır. NASA'ya göre uzayda üç farklı radyasyon türü bulunuyor.
Bunlar; Dünya'nın manyetik alanında hapsolmuş parçacıklar, güneş patlamalarından kaynaklanan parçacıklar ve galaktik kozmik ışınlar.
Dünya, manyetosfer adı verilen ve insanları zararlı uzay radyasyonundan koruyan bir manyetik alan sistemi ile çevrilidir.
Bununla birlikte, bir kişinin irtifası ne kadar yüksekse, maruz kaldığı radyasyon dozu da o kadar yüksek olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ht-YE4hgC0eQNt6-ebOwLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cleveland'daki Case Western Reserve Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı Dr. Stanton Gerson ABC News'e verdiği demeçte "Bu normal büyüklükte bir mertebe. NASA'ya göre, uzun süreli maruziyet nedeniyle astronotlar radyasyon hastalığı için önemli bir risk altında olabilir ve yaşam boyu kanser, merkezi sinir sistemi etkileri ve dejeneratif hastalıklar açısından daha yüksek bir riske sahip olabilirler. ISS'nin bulunduğu alçak dünya yörüngesinde astronotlar, Dünya'yı derin uzayın radyasyon maruziyetinden koruyan manyetosfer tarafından en azından kısmen korunmaktadır," diye konuştu.
ALTI AYDA 80 İLA 160 MSV RADYASYON ALIYOR
2017 NASA raporuna göre, ISS'teki mürettebat altı aylık kalış süresince ortalama 80 Milisievert (mSv) ila 160 mSv radyasyon alıyor.
Milisievert (mSv), vücut tarafından ne kadar radyasyon emildiğini gösteren bir ölçü birimidir.
Federal uzay ajansı, radyasyonun türü farklı olsa da, 1 mSv uzay radyasyonunun kabaca üç göğüs röntgeni çekmekle aynı olduğunu söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/obFblliUrECVLK5qwQGjYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, buna kıyasla, Dünya'daki bir kişinin her yıl sadece arka plan radyasyonundan ortalama 2 mSv aldığını söyledi.
Gerson, NASA'nın astronotlar Dünya'ya döndükten sonra onları kontrol etme konusunda iyi bir iş çıkardığını, çünkü ajansın ve diğer araştırmacıların radyasyonun vücudu nasıl etkilediği ve hangi işaretlerin aranması gerektiği konusunda daha fazla şey öğrendiğini de sözlerine ekledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IItq6466GUSoK1NeTFsAYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Baylor College of Medicine'ın Uzay Sağlığı için Translasyonel Araştırma Enstitüsü'nde baş bilim sorumlusu olarak görev yapan Dr. Rihana Bokhari ise, "Astronotlar, ISS yörüngesinde sıkışmış radyasyon alanlarından geçtiği için Dünya'dakilerden daha fazla radyasyona maruz kalıyorlar. Butch ve Suni, ISS'te bulundukları için vücut sistemleri üzerinde ciddi etkilere neden olacak kadar radyasyona maruz kalmayacaklar, ancak Dünya'dakinden daha fazla radyasyona uzun süre maruz kalmak kanser riskinde artışa neden olabilir." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/s9fxTxBwBkqHqxjghX139A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lPFk9Nj-B0Wzey8lx8yhvg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim dünyasında çığır açan gelişme: Zaman artık daha isabetli ölçülecek!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-dunyasinda-cigir-acan-gelisme-zaman-artik-daha-isabetli-oelculecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-dunyasinda-cigir-acan-gelisme-zaman-artik-daha-isabetli-oelculecek</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, en doğru zaman hesabını yapacak nükleer bir saat prototipi geliştirdi.Bilim insanları nükleer saatler üzerinde uzun süredir çalışmalarını sürdürüyor. Önünde zorlu engellerin bulunduğu bu çığır açacak çalışmada ilk prototip üretildi. Temel bileşenleri belirlenerek ilk prototipi başarıyla geliştirilen nükleer saatin zamanı daha yüksek hassasiyetle ölçme potansiyeline sahip olacağı belirtildi. Nükleer saatler, uzun süredir bilimsel araştırmaların odağındaydı, ancak çeşitli zorluklarla karşılaşılıyordu.100 BİN KAT DAHA KÜÇÜKAtom saatleri, atomdaki elektronların enerji durumlarındaki değişikliklere dayanarak çalışmakta. Atomlar, bu enerji geçişleri sırasında belirli bir frekansta enerji yayar. Bu frekansın ölçülmesi, atom saatlerinin doğruluğunu belirler. Geleneksel atom saatlerinde genellikle sezyum atomları kullanılırken, stronsiyum elementinin daha hassas sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir.  Nükleer saatler ise zamanı atom çekirdeğindeki enerji değişimlerine dayanarak ölçmeyi amaçlamaktadır. Atom çekirdeği, atomdan yaklaşık 100 bin kat daha küçük bir yapı olduğundan, bu enerji değişimlerinin daha hassas ölçümler yapılmasını sağlayabileceği düşünülmektedir.TORYUM-229 İZOTOPU  Ancak, bilim insanlarının karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, atom çekirdeklerinin enerji durumlarını değiştirememeleriydi. Bu sorunu aşmak için toryum elementinin toryum-229 izotopuna odaklanıldı. Toryum-229&#039;un çekirdeğindeki enerji değişimlerinin daha az enerji gerektirdiği ve dolayısıyla daha uygun bir seçenek olduğu belirlendi.  Bu yıl, araştırmacılar toryum-229&#039;un çekirdeğinde enerji durumunu değiştirmeyi başardı. Şimdi, bu başarının ardından, Nature dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, ilk nükleer saat prototipi geliştirildi. Ekip, kalsiyum florürden bir kristal yaparak içine toryum atomlarının çekirdeklerini yerleştirdi. Ardından, bu kristali stronsiyum temelli bir atom saatine entegre ederek ultraviyole ışığa maruz bıraktılar.  Bu prototip, mevcut atom saatlerinden daha isabetli ölçümler yapma potansiyeline sahip olmasına rağmen, henüz tam anlamıyla istenilen hassasiyete ulaşılmadı. Ekip, prototipin temel bileşenlerini içerdiğini ve gelecekte önemli ilerlemeler kaydedileceğini belirtiyor.ULTRA YÜKSEK HASSAS ZAMAN  Viyana Teknik Üniversitesi&#039;nden Thorsten Schumm, bu ilk prototipin toryumun zamanı ultra yüksek hassasiyetle ölçmek için kullanılabileceğini kanıtladığını ifade etti. Schumm, teknik geliştirme çalışmalarının devam ettiğini ve büyük engellerin beklenmediğini belirtti.  Fizikçi Jun Ye, bu gelişmeyi &quot;Milyarlarca yıl boyunca çalışsa bile bir saniyeyi kaçırmayan bir kol saati düşünün. Henüz bu noktada değiliz, ancak bu araştırma bizi o hassasiyet seviyesine yaklaştırıyor&quot; şeklinde değerlendirdi.3 YIL İÇERİNDE ATOM SAATLERİNİ GEÇECEK  Nükleer saatlerin, GPS ve internet hızında iyileşmelere ve evrenin gizemlerinin çözülmesine katkıda bulunabileceği öngörülüyor. Ekip, nükleer saatlerin, atom saatlerine kıyasla daha az elektriksel ve manyetik alan etkilerine duyarlı olduğunu ve toryum-229&#039;un nükleer geçiş frekansının daha yüksek olduğunu belirtiyor. Araştırmacılar, önümüzdeki iki ila üç yıl içinde nükleer saatlerin atom saatlerini geçmesini bekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gl9iyvJS6kOyYMlqr-B5lg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, dünyasında, çığır, açan, gelişme:, Zaman, artık, daha, isabetli, ölçülecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gl9iyvJS6kOyYMlqr-B5lg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim dünyasında çığır açan gelişme: Zaman artık daha isabetli ölçülecek!"><p>Bilim insanları, en doğru zaman hesabını yapacak nükleer bir saat prototipi geliştirdi.</p><p>Bilim insanları nükleer saatler üzerinde uzun süredir çalışmalarını sürdürüyor. Önünde zorlu engellerin bulunduğu bu çığır açacak çalışmada ilk prototip üretildi. </p><p>Temel bileşenleri belirlenerek ilk prototipi başarıyla geliştirilen nükleer saatin zamanı daha yüksek hassasiyetle ölçme potansiyeline sahip olacağı belirtildi. </p><p>Nükleer saatler, uzun süredir bilimsel araştırmaların odağındaydı, ancak çeşitli zorluklarla karşılaşılıyordu.</p><p><strong>100 BİN KAT DAHA KÜÇÜK</strong></p><p>Atom saatleri, atomdaki elektronların enerji durumlarındaki değişikliklere dayanarak çalışmakta. Atomlar, bu enerji geçişleri sırasında belirli bir frekansta enerji yayar. Bu frekansın ölçülmesi, atom saatlerinin doğruluğunu belirler. Geleneksel atom saatlerinde genellikle sezyum atomları kullanılırken, stronsiyum elementinin daha hassas sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir.  Nükleer saatler ise zamanı atom çekirdeğindeki enerji değişimlerine dayanarak ölçmeyi amaçlamaktadır. Atom çekirdeği, atomdan yaklaşık 100 bin kat daha küçük bir yapı olduğundan, bu enerji değişimlerinin daha hassas ölçümler yapılmasını sağlayabileceği düşünülmektedir.</p><p><strong>TORYUM-229 İZOTOPU</strong>  Ancak, bilim insanlarının karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, atom çekirdeklerinin enerji durumlarını değiştirememeleriydi. Bu sorunu aşmak için toryum elementinin toryum-229 izotopuna odaklanıldı. Toryum-229'un çekirdeğindeki enerji değişimlerinin daha az enerji gerektirdiği ve dolayısıyla daha uygun bir seçenek olduğu belirlendi.  Bu yıl, araştırmacılar toryum-229'un çekirdeğinde enerji durumunu değiştirmeyi başardı. Şimdi, bu başarının ardından, Nature dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, ilk nükleer saat prototipi geliştirildi. Ekip, kalsiyum florürden bir kristal yaparak içine toryum atomlarının çekirdeklerini yerleştirdi. Ardından, bu kristali stronsiyum temelli bir atom saatine entegre ederek ultraviyole ışığa maruz bıraktılar.  Bu prototip, mevcut atom saatlerinden daha isabetli ölçümler yapma potansiyeline sahip olmasına rağmen, henüz tam anlamıyla istenilen hassasiyete ulaşılmadı. Ekip, prototipin temel bileşenlerini içerdiğini ve gelecekte önemli ilerlemeler kaydedileceğini belirtiyor.</p><p><strong>ULTRA YÜKSEK HASSAS ZAMAN</strong>  Viyana Teknik Üniversitesi'nden Thorsten Schumm, bu ilk prototipin toryumun zamanı ultra yüksek hassasiyetle ölçmek için kullanılabileceğini kanıtladığını ifade etti. Schumm, teknik geliştirme çalışmalarının devam ettiğini ve büyük engellerin beklenmediğini belirtti.  Fizikçi Jun Ye, bu gelişmeyi "Milyarlarca yıl boyunca çalışsa bile bir saniyeyi kaçırmayan bir kol saati düşünün. Henüz bu noktada değiliz, ancak bu araştırma bizi o hassasiyet seviyesine yaklaştırıyor" şeklinde değerlendirdi.</p><p><strong>3 YIL İÇERİNDE ATOM SAATLERİNİ GEÇECEK</strong>  Nükleer saatlerin, GPS ve internet hızında iyileşmelere ve evrenin gizemlerinin çözülmesine katkıda bulunabileceği öngörülüyor. Ekip, nükleer saatlerin, atom saatlerine kıyasla daha az elektriksel ve manyetik alan etkilerine duyarlı olduğunu ve toryum-229'un nükleer geçiş frekansının daha yüksek olduğunu belirtiyor. Araştırmacılar, önümüzdeki iki ila üç yıl içinde nükleer saatlerin atom saatlerini geçmesini bekliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ay&amp;apos;da heyecanlandıran keşif: 120 milyon yıl önce oluşmuş</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ayda-heyecanlandiran-kesif-120-milyon-yil-oence-olusmus</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ayda-heyecanlandiran-kesif-120-milyon-yil-oence-olusmus</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan yeni bir araştırma, 120 milyon yıl önce Ay&#039;da volkanik aktivite olduğunu keşfetti. Araştırmacılar 4,6 milyar yaşında olan Dünya uydusunun varoluş sürecinin çoğunda volkanik olarak aktif olduğunu gösterdiğini kaydetti.Ay&#039;da yaklaşık 120 milyon yıl önce volkanik aktivite olduğu saptandı  Çin’de yapılan araştırmaya göre Dünya&#039;nın uydusu Ay’da yaklaşık 120 milyon önce oluşmuş volkanik maddeler bulundu.  Başkent Pekin&#039;de bulunan Çin Bilim Akademisi&#039;nde bilim insanları, Ay&#039;dan toplanan örnekleri inceledi.DÜNYA&#039;DA DİNAZORLAR VARDI  Bilim insanları, daha öncesinde yaklaşık bir milyar yıldır volkanik olarak aktif olmadığı düşünülen Ay&#039;ın, dinozorlar Dünya&#039;da yaşarken volkanik aktiviteye sahip olduğunu saptadı.  &quot;Chang&#039;e 5 Uzay Aracı&quot;nın yaklaşık 4 yıl önce Ay&#039;dan topladığı örnekleri inceleyen araştırmacılar, örneklerde yaklaşık 120 milyon yıl önce oluşmuş cam parçaları buldu.  Dünya&#039;ya gelen örneklerden 4&#039;ünde bulunan yaklaşık 3 bin cam örneği inceleyen araştırmacılar, örneklerde yüksek derecede toryum da gözlemledi.4 MİLYAR YAŞINDA   Araştırmacılar, örneklerin sülfür izotopları ve kimyasal yapıları yüzünden volkanik cam olduklarını belirterek, bu örneklerin element yapısı olarak daha önce Apollo görevinde getirilen örneklerdeki volkanik camlara benzer yapıda olduklarını ekledi.  Bu örneklerin 4,6 milyar yaşında olan Ayda 120 milyon yıl önce volkanik aktivite olduğunu gösterdiğini aktaran araştırmacılar, bu bulgunun Ayın varoluş sürecinin çoğunda volkanik olarak aktif olduğunu gösterdiğini kaydetti.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QrfhSkx18kq_xAkY8crOJA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ayda, heyecanlandıran, keşif:, 120, milyon, yıl, önce, oluşmuş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QrfhSkx18kq_xAkY8crOJA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ay'da heyecanlandıran keşif: 120 milyon yıl önce oluşmuş"><p>Yapılan yeni bir araştırma, 120 milyon yıl önce Ay'da volkanik aktivite olduğunu keşfetti. Araştırmacılar 4,6 milyar yaşında olan Dünya uydusunun varoluş sürecinin çoğunda volkanik olarak aktif olduğunu gösterdiğini kaydetti.</p><p>Ay'da yaklaşık 120 milyon yıl önce volkanik aktivite olduğu saptandı  Çin’de yapılan araştırmaya göre Dünya'nın uydusu Ay’da yaklaşık 120 milyon önce oluşmuş volkanik maddeler bulundu.  Başkent Pekin'de bulunan Çin Bilim Akademisi'nde bilim insanları, Ay'dan toplanan örnekleri inceledi.</p><p><strong>DÜNYA'DA DİNAZORLAR VARDI</strong>  Bilim insanları, daha öncesinde yaklaşık bir milyar yıldır volkanik olarak aktif olmadığı düşünülen Ay'ın, dinozorlar Dünya'da yaşarken volkanik aktiviteye sahip olduğunu saptadı.  "Chang'e 5 Uzay Aracı"nın yaklaşık 4 yıl önce Ay'dan topladığı örnekleri inceleyen araştırmacılar, örneklerde yaklaşık 120 milyon yıl önce oluşmuş cam parçaları buldu.  Dünya'ya gelen örneklerden 4'ünde bulunan yaklaşık 3 bin cam örneği inceleyen araştırmacılar, örneklerde yüksek derecede toryum da gözlemledi.</p><p><strong>4 MİLYAR YAŞINDA </strong>  Araştırmacılar, örneklerin sülfür izotopları ve kimyasal yapıları yüzünden volkanik cam olduklarını belirterek, bu örneklerin element yapısı olarak daha önce Apollo görevinde getirilen örneklerdeki volkanik camlara benzer yapıda olduklarını ekledi.  Bu örneklerin 4,6 milyar yaşında olan Ayda 120 milyon yıl önce volkanik aktivite olduğunu gösterdiğini aktaran araştırmacılar, bu bulgunun Ayın varoluş sürecinin çoğunda volkanik olarak aktif olduğunu gösterdiğini kaydetti. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizin derinliklerinde şaşırtıcı keşif: Sonar sesi ile yemek buluyorlar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/denizin-derinliklerinde-sasirtici-kesif-sonar-sesi-ile-yemek-buluyorlar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/denizin-derinliklerinde-sasirtici-kesif-sonar-sesi-ile-yemek-buluyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Kanada&#039;da Vancouver Adası&#039;nda yapılan araştırmalar sırasında deniz filleri ile ilgili şaşırtıcı bir keşif yapıldı. 645 metre derinlikte çekilen görüntülerde deniz fillerinin sonar sesini yemek bulmak için kullandıkları ortaya çıktı.Fokgiller familyasından olan deniz fillerinin yemek bulmak için sonar sesi kullandıkları ortaya çıktı.   Kuzey ve güney olarak iki türü olan deniz filleri fokgiller familyasına ait bir canlıdır. Kuzey deniz filleri, her yıl Kaliforniaya ve Meksika&#039;dan Büyük Okyanus&#039;un kuzeyindeki beslenme alanlarına gidiyor.   Hayatta kalma oranı dişilerde daha fazla olan bu tür, 1700 metreden daha derine dalabiliyor.   Hayatta kalma oranları daha yüksek olduğu için dişiler üzerinden takip edilen deniz fillerinin erkekleri ve henüz yetişkinliğe ulaşamamış ergen üyeleri hakkında pek fazla bilgi yer almıyor.   Vancouver Adası&#039;nın güney kıyısının açıklarındaki Barkley Kanyonu&#039;nda incelemeler yapan araştırmacılar, bu canlılarda daha önce görülmemiş bazı davranışları şans eseri kaydetti.BALIKLARIN ALANLARINI TESPİT EDİYORLAR  Kanada&#039;daki Victoria Üniversitesi&#039;ne bağlı Ocean Networks Canada gözlemevi araştırmacıları, yaptıkları keşifler sırasında 645 metre derinlikte çekilen videoları izledi ve en az 8 deniz filinin sürekli bu bölgeye geldiğini gördü.  Ekip, kuzey deniz fillerinin sonar sesini yemekle ilişkilendirdiği sonucuna vardı. Hayvanlar, bu ses sayesinde avlayabilecekleri balıkların olduğu alanları tespit ediyordu.  Makalenin yazarlarından Heloise Frouin-Mouy &quot;Deniz fillerinin, sonarın ürettiği gürültüyü yiyecekle ilişkilendirmeyi öğrendiğinden şüpheleniliyor. Bu durum &#039;yemek zili&#039; etkisi diye biliniyor&quot; dedi.   Frouin-Mouy videoları izlediğinde hayrete düştüğünü söyleyerek &quot;Balıkları kovaladıklarını görmek inanılmazdı&quot; diye ekliyor.DEFALARCA KEZ BULABİLİYORLAR  Haziran 2022-Mayıs 2023 döneminde yapılan bu gözlemlerde 4 deniz filinin bölgeye sürekli geldiği ve birinin 30 gün boyunca burada kaldığı da kaydedildi.   Bilim insanlarına göre bu davranış, okyanusun tamamen karanlıkta kalan küçük bir alanın yerini defalarca bulabildiklerini gösteriyor.  Ayrıca 4 ila 7 yaşında olan, henüz yetişkinliğe erişmemiş erkek deniz fillerinin deniz tabanında kısa uykulara daldığı da gözlemlendi. Araştırmacılar bu harekete daha önce rastlanmadığını söylüyor.   Frouin-Mouy, 8 deniz filine en sevdiği grup The Beach Boys üyelerinin ismini vermiş.   Deniz biyoloğu, bölgeyi en sık ziyaret eden favori hayvanına, grubun solistine ithafen Mike adını verdiğini söylüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wLVvUCaiiEe5Jb5EgWQdmg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Denizin, derinliklerinde, şaşırtıcı, keşif:, Sonar, sesi, ile, yemek, buluyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wLVvUCaiiEe5Jb5EgWQdmg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Denizin derinliklerinde şaşırtıcı keşif: Sonar sesi ile yemek buluyorlar"><p>Kanada'da Vancouver Adası'nda yapılan araştırmalar sırasında deniz filleri ile ilgili şaşırtıcı bir keşif yapıldı. 645 metre derinlikte çekilen görüntülerde deniz fillerinin sonar sesini yemek bulmak için kullandıkları ortaya çıktı.</p><p>Fokgiller familyasından olan deniz fillerinin yemek bulmak için sonar sesi kullandıkları ortaya çıktı.   Kuzey ve güney olarak iki türü olan deniz filleri fokgiller familyasına ait bir canlıdır. Kuzey deniz filleri, her yıl Kaliforniaya ve Meksika'dan Büyük Okyanus'un kuzeyindeki beslenme alanlarına gidiyor.   Hayatta kalma oranı dişilerde daha fazla olan bu tür, 1700 metreden daha derine dalabiliyor.   Hayatta kalma oranları daha yüksek olduğu için dişiler üzerinden takip edilen deniz fillerinin erkekleri ve henüz yetişkinliğe ulaşamamış ergen üyeleri hakkında pek fazla bilgi yer almıyor.   Vancouver Adası'nın güney kıyısının açıklarındaki Barkley Kanyonu'nda incelemeler yapan araştırmacılar, bu canlılarda daha önce görülmemiş bazı davranışları şans eseri kaydetti.</p><p><strong>BALIKLARIN ALANLARINI TESPİT EDİYORLAR</strong>  Kanada'daki Victoria Üniversitesi'ne bağlı Ocean Networks Canada gözlemevi araştırmacıları, yaptıkları keşifler sırasında 645 metre derinlikte çekilen videoları izledi ve en az 8 deniz filinin sürekli bu bölgeye geldiğini gördü.  Ekip, kuzey deniz fillerinin sonar sesini yemekle ilişkilendirdiği sonucuna vardı. Hayvanlar, bu ses sayesinde avlayabilecekleri balıkların olduğu alanları tespit ediyordu.  Makalenin yazarlarından Heloise Frouin-Mouy "Deniz fillerinin, sonarın ürettiği gürültüyü yiyecekle ilişkilendirmeyi öğrendiğinden şüpheleniliyor. Bu durum 'yemek zili' etkisi diye biliniyor" dedi.   Frouin-Mouy videoları izlediğinde hayrete düştüğünü söyleyerek "Balıkları kovaladıklarını görmek inanılmazdı" diye ekliyor.</p><p><strong>DEFALARCA KEZ BULABİLİYORLAR</strong>  Haziran 2022-Mayıs 2023 döneminde yapılan bu gözlemlerde 4 deniz filinin bölgeye sürekli geldiği ve birinin 30 gün boyunca burada kaldığı da kaydedildi.   Bilim insanlarına göre bu davranış, okyanusun tamamen karanlıkta kalan küçük bir alanın yerini defalarca bulabildiklerini gösteriyor.  Ayrıca 4 ila 7 yaşında olan, henüz yetişkinliğe erişmemiş erkek deniz fillerinin deniz tabanında kısa uykulara daldığı da gözlemlendi. Araştırmacılar bu harekete daha önce rastlanmadığını söylüyor.   Frouin-Mouy, 8 deniz filine en sevdiği grup The Beach Boys üyelerinin ismini vermiş.   Deniz biyoloğu, bölgeyi en sık ziyaret eden favori hayvanına, grubun solistine ithafen Mike adını verdiğini söylüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Burun karıştıranlar dikkat! Alzheimer riskini yükseltiyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/burun-karistiranlar-dikkat-alzheimer-riskini-yukseltiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/burun-karistiranlar-dikkat-alzheimer-riskini-yukseltiyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim dünyası araştırmalarla dikkat çekici çıkarımlar ortaya koymaya devam ediyor. Yapılan bir araştırmaya göre, burun karıştırmanın Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceği ortaya çıktı. Mevcut araştırmalar, parmaklardan burna aktarılan mikropların beyne ulaşıp iltihaplanmaya neden olarak Alzheimer riskini tetiklediğini öne sürdü. Bilim insanları alışkanlığın beraberinde getirdiği riski azaltmak için düzenli el yıkama gibi basit önleyici tedbirler öneriyor.Bilim dünyası yeni araştırmalarla her geçen gün daha da dikkat çeken detaylar ortaya koyuyor.Burun karıştırmanın Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceği ortaya çıktı.&quot;RİSK FAKTÖRÜ OLABİLİR&quot; Amerikan Tıp Bilimleri Dergisi&#039;nde yayımlanan ve 10 araştırmaya atıfta bulunan bir raporda, burun karıştırmanın bunama riskini artırabileceği öne sürüldü.  Burun karıştırmanın Alzheimer hastalığıyla olası bağlantısının daha fazla araştırılması çağrısında bulunan bilim insanları, burun karıştırmanın Alzhimer hastalığının gelişmesinde önemli bir risk faktörü olabileceğini söyledi.MİKROPLAR İLTİHABA SEBEP OLABİLİR  Mevcut araştırmalar, parmaklardan burna aktarılan mikropların beyne ulaşıp iltihaplanmaya neden olabileceğini öne sürüyor.  Bu iltihaplanma zamanla beyin hücrelerine zarar vererek Alzheimer hastalığına yol açabilir.  Raporda ayrıca burun karıştırmanın burun zarına zarar verebileceği, zararlı mikroorganizmaların kan dolaşımına girmesini kolaylaştırarak daha fazla iltihaplanmaya yol açabileceği ve bunama riskini artırabileceği belirtiliyor.  10 ARAŞTIRMAYA YER VERİLDİ  Raporda, burun karıştırma ile Alzheimer arasında olası bir bağlantı olduğunu destekleyen 10 farklı bilimsel makaleye yer veriliyor.  Araştırmacılar, herpes virüsü, koronavirüs, zatürreye neden olan bakteriler ve &quot;Candida albicans mantarı&quot; gibi patojenlerin, burun ve beyni birbirine bağlayan koku siniri boyunca seyahat edebildiğini vurguluyor.  Bu patojenler, koku almayla ilgili bir beyin bölgesi olan koku soğanına ulaşabilir ve Alzheimer hastalığının temel özelliklerinden biri olan &quot;amiloid plakların&quot; oluşumuna katkıda bulunabilecek enfeksiyonlara neden olabilir.&quot;ÖNEMLİ BİR RİSK FAKTÖRÜ&quot;  Araştırmada, &quot;Bu çalışmalar burun karıştırmanın önemli bir risk faktörü olduğunu ve Alzheimer hastalığının ilerlemesine katkıda bulunduğunu gösteriyor. Bu ilişkiyi daha kapsamlı bir şekilde incelemek için daha fazla araştırma, özellikle daha büyük vaka kontrol çalışmaları öneriyoruz&quot; cümlelerine de yer veriliyor.  Pakistan&#039;daki Tıbbi Bilimler Hizmetleri Enstitüsü ve Katar&#039;daki Hamad Tıbbi Şirketi araştırmacıları tarafından kaleme alınan rapor, Avustralya&#039;daki bir ekibin de aralarında bulunduğu daha önceki çalışmalara dayanıyor.  EL HİJYENİ OLDUKÇA ÖNEMLİ  Bilim insanları alışkanlığın beraberinde getirdiği riski azaltmak için düzenli el yıkama gibi basit önleyici tedbirler öneriyor.  Araştırmacılar, &quot;Covid&#039;den öğrendiğimiz bir ders, el hijyeninin önemidir&quot; diyerek, burun karıştırmanın doğuracağı riski azaltmak için el yıkama ve el dezenfektanı kullanımı gibi rutin uygulamaları tavsiye ediyor.  Alzheimer hastalığı, İngiltere&#039;de en yaygın demans türüdür ve yaklaşık 850 bin kişiyi etkilemektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/72Q-SFaL60qKd-87CDOrjA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Burun, karıştıranlar, dikkat, Alzheimer, riskini, yükseltiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/72Q-SFaL60qKd-87CDOrjA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Burun karıştıranlar dikkat! Alzheimer riskini yükseltiyor"><p>Bilim dünyası araştırmalarla dikkat çekici çıkarımlar ortaya koymaya devam ediyor. Yapılan bir araştırmaya göre, burun karıştırmanın Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceği ortaya çıktı. Mevcut araştırmalar, parmaklardan burna aktarılan mikropların beyne ulaşıp iltihaplanmaya neden olarak Alzheimer riskini tetiklediğini öne sürdü. Bilim insanları alışkanlığın beraberinde getirdiği riski azaltmak için düzenli el yıkama gibi basit önleyici tedbirler öneriyor.</p><p>Bilim dünyası yeni araştırmalarla her geçen gün daha da dikkat çeken detaylar ortaya koyuyor.</p><p>Burun karıştırmanın Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceği ortaya çıktı.</p><p><strong>"RİSK FAKTÖRÜ OLABİLİR"</strong> </p><p>Amerikan Tıp Bilimleri Dergisi'nde yayımlanan ve 10 araştırmaya atıfta bulunan bir raporda, burun karıştırmanın bunama riskini artırabileceği öne sürüldü.  Burun karıştırmanın Alzheimer hastalığıyla olası bağlantısının daha fazla araştırılması çağrısında bulunan bilim insanları, burun karıştırmanın Alzhimer hastalığının gelişmesinde önemli bir risk faktörü olabileceğini söyledi.</p><strong>MİKROPLAR İLTİHABA SEBEP OLABİLİR</strong>  Mevcut araştırmalar, parmaklardan burna aktarılan mikropların beyne ulaşıp iltihaplanmaya neden olabileceğini öne sürüyor.  Bu iltihaplanma zamanla beyin hücrelerine zarar vererek Alzheimer hastalığına yol açabilir.  Raporda ayrıca burun karıştırmanın burun zarına zarar verebileceği, zararlı mikroorganizmaların kan dolaşımına girmesini kolaylaştırarak daha fazla iltihaplanmaya yol açabileceği ve bunama riskini artırabileceği belirtiliyor.  <strong>10 ARAŞTIRMAYA YER VERİLDİ</strong>  Raporda, burun karıştırma ile Alzheimer arasında olası bir bağlantı olduğunu destekleyen 10 farklı bilimsel makaleye yer veriliyor.  Araştırmacılar, herpes virüsü, koronavirüs, zatürreye neden olan bakteriler ve "Candida albicans mantarı" gibi patojenlerin, burun ve beyni birbirine bağlayan koku siniri boyunca seyahat edebildiğini vurguluyor.  Bu patojenler, koku almayla ilgili bir beyin bölgesi olan koku soğanına ulaşabilir ve Alzheimer hastalığının temel özelliklerinden biri olan "amiloid plakların" oluşumuna katkıda bulunabilecek enfeksiyonlara neden olabilir.<strong>"ÖNEMLİ BİR RİSK FAKTÖRÜ"</strong>  Araştırmada, "Bu çalışmalar burun karıştırmanın önemli bir risk faktörü olduğunu ve Alzheimer hastalığının ilerlemesine katkıda bulunduğunu gösteriyor. Bu ilişkiyi daha kapsamlı bir şekilde incelemek için daha fazla araştırma, özellikle daha büyük vaka kontrol çalışmaları öneriyoruz" cümlelerine de yer veriliyor.  Pakistan'daki Tıbbi Bilimler Hizmetleri Enstitüsü ve Katar'daki Hamad Tıbbi Şirketi araştırmacıları tarafından kaleme alınan rapor, Avustralya'daki bir ekibin de aralarında bulunduğu daha önceki çalışmalara dayanıyor.  <strong>EL HİJYENİ OLDUKÇA ÖNEMLİ</strong>  Bilim insanları alışkanlığın beraberinde getirdiği riski azaltmak için düzenli el yıkama gibi basit önleyici tedbirler öneriyor.  Araştırmacılar, "Covid'den öğrendiğimiz bir ders, el hijyeninin önemidir" diyerek, burun karıştırmanın doğuracağı riski azaltmak için el yıkama ve el dezenfektanı kullanımı gibi rutin uygulamaları tavsiye ediyor.  Alzheimer hastalığı, İngiltere'de en yaygın demans türüdür ve yaklaşık 850 bin kişiyi etkilemektedir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarından yeni keşif: Bu gen ömrünüzü uzatıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlarindan-yeni-kesif-bu-gen-oemrunuzu-uzatiyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlarindan-yeni-kesif-bu-gen-oemrunuzu-uzatiyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre, yaşam süresini uzatma etkisi olan yeni gen tespit edildi. OSER1 adlı genin, yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki düzenleyici rolü, sağlık ve hastalık araştırmalarında önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.Bilim insanları, yaşam süresiyle ilişkili yeni bir gen keşfetti.  Sağlıklı beslenme, egzersiz yapma, sigara içmeme ve güçlü sosyal bağlar kurmanın, ömrü uzatan etkenler arasında yer aldığı geniş çapta kabul ediliyor.  Uzmanlar aynı zamanda genetiğin de canlıların yaşam süresi üzerinde kayda değer bir rolü olduğunu biliyor.  ÖMÜR UZATAN 10 GEN   Kopenhag Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, FOXO transkripsiyon faktörleri adı verilen bir protein grubunu inceledi ve ömrü uzatıcı etkileri olan 10 gen tespit etti.  Bu genlerden OSER1&#039;in en büyük etkiyi yarattığı belirlendi. OSER1&#039;in meyve sineği, yuvarlak solucan, ipek böceği ve insanlar dahil birçok canlıda bulunduğu belirtildi. İNSANLARDA OLMASI AVANTAJ  Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmanın başyazarı Zhiquan Li, OSER1&#039;in yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki düzenleyici etkisini gösteren ilk çalışma olduklarını vurguladı. Li, &quot;Bu gen sadece hayvanlarda olsaydı, insan sağlığına uyarlanması zorluk yaratabilirdi&quot; dedi. Araştırmacılar, OSER1&#039;in yaşa bağlı hastalıklarla ilişkisini anlamak ve bu genin etkilerini daha iyi belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti.  Bu bulgular, sağlıklı ve uzun bir yaşam süresine yönelik gelişmiş tedavi ve ilaçların üretiminde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PrL0DafOSEiOcGAuAQzcMQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarından, yeni, keşif:, gen, ömrünüzü, uzatıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PrL0DafOSEiOcGAuAQzcMQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarından yeni keşif: Bu gen ömrünüzü uzatıyor!"><p>Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre, yaşam süresini uzatma etkisi olan yeni gen tespit edildi. OSER1 adlı genin, yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki düzenleyici rolü, sağlık ve hastalık araştırmalarında önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p><p>Bilim insanları, yaşam süresiyle ilişkili yeni bir gen keşfetti.  Sağlıklı beslenme, egzersiz yapma, sigara içmeme ve güçlü sosyal bağlar kurmanın, ömrü uzatan etkenler arasında yer aldığı geniş çapta kabul ediliyor.  Uzmanlar aynı zamanda genetiğin de canlıların yaşam süresi üzerinde kayda değer bir rolü olduğunu biliyor.  <strong>ÖMÜR UZATAN 10 GEN</strong>   Kopenhag Üniversitesi'nden araştırmacılar, FOXO transkripsiyon faktörleri adı verilen bir protein grubunu inceledi ve ömrü uzatıcı etkileri olan 10 gen tespit etti.  Bu genlerden OSER1'in en büyük etkiyi yarattığı belirlendi. OSER1'in meyve sineği, yuvarlak solucan, ipek böceği ve insanlar dahil birçok canlıda bulunduğu belirtildi. </p><p><strong>İNSANLARDA OLMASI AVANTAJ </strong> </p><p>Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmanın başyazarı Zhiquan Li, OSER1'in yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki düzenleyici etkisini gösteren ilk çalışma olduklarını vurguladı. </p><p>Li, "Bu gen sadece hayvanlarda olsaydı, insan sağlığına uyarlanması zorluk yaratabilirdi" dedi. Araştırmacılar, OSER1'in yaşa bağlı hastalıklarla ilişkisini anlamak ve bu genin etkilerini daha iyi belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti.  Bu bulgular, sağlıklı ve uzun bir yaşam süresine yönelik gelişmiş tedavi ve ilaçların üretiminde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan olmanın bedeli: Büyük beyin hızlı yaşlanıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/insan-olmanin-bedeli-buyuk-beyin-hizli-yaslaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/insan-olmanin-bedeli-buyuk-beyin-hizli-yaslaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, büyük bir beyne sahip olmanın insan beyninin yaşlanma sürecini hızlandırabileceğini ortaya koydu. Yeni bir çalışmada, insan beyninin bazı bölgelerinin yaşlanma sürecinin, daha küçük beyinli primatlara göre çok daha hızlı gerçekleştiği saptandı.İnsan beyninin büyüklüğü, onu diğer primatlardan ayıran önemli bir özellik olarak biliniyor. Ancak, hakemli dergi Science Advances’ta yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, bu büyüklüğün bir bedeli olabilir. Araştırmalar, büyük beyin bölgelerinin daha hızlı yaşlandığını gösterdi.  Çalışma, 480 insan ve 189 şempanzenin beyin taramalarını inceleyerek, her iki türün beyninin nasıl yaşlandığını gözlemledi. Şempanzeler insanların atası olmasa da, bilim dünyası her iki türün ortak bir atadan evrimleştiğini kabul ediyor. Ancak İnsan beyni, şempanzelerin beyninden üç kat daha büyük.Araştırma, insan ve şempanze beyinlerinde 17 ayrı bölge tespit etti. Bu bölgelerden bazıları benzer boyuttayken, bazıları insanlarda daha geniş bir alan kaplıyordu. Özellikle gözlerin hemen arkasında bulunan ve karar verme süreçlerinde kritik rol oynayan orbitofrontal korteks gibi bölgelerde önemli farklılıklar gözlemlendi.  Yaşlanma sürecini incelediğinde, araştırmacılar her iki türde de beynin küçüldüğünü ancak insan beyninde orbitofrontal korteks gibi bölgelerde bu küçülmenin daha hızlı gerçekleştiğini buldular.BÜYÜK OLAN ÇABUK YAŞLANIYOR   Dr. Sam Vickery, Heinrich Heine Düsseldorf Üniversitesi&#039;nden ve çalışmanın yazarlarından, beynin en hızlı genişleyen bölgelerinin karmaşık işlevlerle ilişkili olduğunu belirtti. Bu durum, bu bölgelerin daha çabuk yıpranıp küçülmesini açıklayabilir.  Ancak, büyük beyin bölgelerinin neden daha hızlı yaşlandığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. Çalışmaya dahil olmayan bazı uzmanlar, bu bulguların daha geniş bir örneklemle desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. University College London&#039;dan antropolog Dr. Aida Gomez-Robles, &quot;İnsanlardaki yaşlanma araştırmaları genellikle binlerce kişiyi içeriyor. Bulgularımız bazı bölgeler için geçerli olabilir, ancak tüm bölgeler için geçerliliğini doğrulamak gerekiyor,&quot; dedi.  Sonuç olarak, büyük beyin bölgelerinin insanlara uzun ömür ve hayatta kalma avantajı sağlasa da, bu bölgelerin ilk yaşlanan kısımlar olması, evrimin bir avantajla birlikte bir dezavantaj da getirdiğini gösteriyor. Dr. Vickery, &quot;Böyle muhteşem bir beynimiz var ama bunun bir bedeli de var,&quot; diyerek, araştırmanın sonuçlarını özetledi.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K1eairyuC0ec5MYlEN4J6Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İnsan, olmanın, bedeli:, Büyük, beyin, hızlı, yaşlanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K1eairyuC0ec5MYlEN4J6Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İnsan olmanın bedeli: Büyük beyin hızlı yaşlanıyor!"><p>Bilim insanları, büyük bir beyne sahip olmanın insan beyninin yaşlanma sürecini hızlandırabileceğini ortaya koydu. Yeni bir çalışmada, insan beyninin bazı bölgelerinin yaşlanma sürecinin, daha küçük beyinli primatlara göre çok daha hızlı gerçekleştiği saptandı.</p><p>İnsan beyninin büyüklüğü, onu diğer primatlardan ayıran önemli bir özellik olarak biliniyor. Ancak, hakemli dergi Science Advances’ta yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, bu büyüklüğün bir bedeli olabilir. Araştırmalar, büyük beyin bölgelerinin daha hızlı yaşlandığını gösterdi.  Çalışma, 480 insan ve 189 şempanzenin beyin taramalarını inceleyerek, her iki türün beyninin nasıl yaşlandığını gözlemledi. Şempanzeler insanların atası olmasa da, bilim dünyası her iki türün ortak bir atadan evrimleştiğini kabul ediyor. Ancak İnsan beyni, şempanzelerin beyninden üç kat daha büyük.</p><p>Araştırma, insan ve şempanze beyinlerinde 17 ayrı bölge tespit etti. Bu bölgelerden bazıları benzer boyuttayken, bazıları insanlarda daha geniş bir alan kaplıyordu. Özellikle gözlerin hemen arkasında bulunan ve karar verme süreçlerinde kritik rol oynayan orbitofrontal korteks gibi bölgelerde önemli farklılıklar gözlemlendi.  Yaşlanma sürecini incelediğinde, araştırmacılar her iki türde de beynin küçüldüğünü ancak insan beyninde orbitofrontal korteks gibi bölgelerde bu küçülmenin daha hızlı gerçekleştiğini buldular.</p><p><strong>BÜYÜK OLAN ÇABUK YAŞLANIYOR </strong>  Dr. Sam Vickery, Heinrich Heine Düsseldorf Üniversitesi'nden ve çalışmanın yazarlarından, beynin en hızlı genişleyen bölgelerinin karmaşık işlevlerle ilişkili olduğunu belirtti. Bu durum, bu bölgelerin daha çabuk yıpranıp küçülmesini açıklayabilir.  Ancak, büyük beyin bölgelerinin neden daha hızlı yaşlandığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. Çalışmaya dahil olmayan bazı uzmanlar, bu bulguların daha geniş bir örneklemle desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. University College London'dan antropolog Dr. Aida Gomez-Robles, "İnsanlardaki yaşlanma araştırmaları genellikle binlerce kişiyi içeriyor. Bulgularımız bazı bölgeler için geçerli olabilir, ancak tüm bölgeler için geçerliliğini doğrulamak gerekiyor," dedi.  Sonuç olarak, büyük beyin bölgelerinin insanlara uzun ömür ve hayatta kalma avantajı sağlasa da, bu bölgelerin ilk yaşlanan kısımlar olması, evrimin bir avantajla birlikte bir dezavantaj da getirdiğini gösteriyor. Dr. Vickery, "Böyle muhteşem bir beynimiz var ama bunun bir bedeli de var," diyerek, araştırmanın sonuçlarını özetledi. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gece dışarı çıkmayın! Özellikle gençlerde alzheimer riskini artırıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gece-disari-cikmayin-ozellikle-genclerde-alzheimer-riskini-artiriyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gece-disari-cikmayin-ozellikle-genclerde-alzheimer-riskini-artiriyor</guid>
<description><![CDATA[ ABD&#039;de Rush Üniversitesi Tıp Merkezi&#039;nin yeni araştırması, gece parlak dış ışıklara maruz kalmanın, özellikle gençlerde Alzheimer hastalığı riskini diğer faktörlerden daha fazla artırabileceğini ortaya koydu.Chicago&#039;daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi&#039;nde yapılan yeni bir araştırma, gece parlak dış ışıklara maruz kalmanın, özellikle gençlerde Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğini ortaya koydu. Çalışmada, gece ışık kirliliğinin, diğer risk faktörlerinden daha fazla etkili olabileceği belirtildi.Araştırmanın baş yazarı Robin Voigt-Zuwala, &quot;ABD&#039;de Alzheimer&#039;ın yaygınlığı ile özellikle 65 yaş altındakilerde gece ışığa maruz kalma arasında pozitif bir ilişki olduğu görülüyor&quot; dedi.
Voigt-Zuwala, gece ışık kirliliğinin, değiştirilebilir bir çevresel faktör olarak önemli bir risk faktörü olabileceğini vurguladı.Araştırmacılar, sokak lambaları, yol aydınlatmaları ve ışıklı tabelalar gibi kaynaklardan elde edilen ışık kirliliği verilerini inceledi ve ABD&#039;nin 48 eyaletini gece ışık yoğunluğuna göre beş gruba ayırdı.
Sonuçlar, gece yapay ışığın vücudun 24 saatlik biyolojik saatini bozabileceğini ve bu durumun uykuyu etkileyerek bilişsel gerilemeye yol açabileceğini gösterdi.Yaşlılarda Alzheimer hastalığının risk faktörlerinin ışık kirliliği ile daha güçlü bir bağlantısı olduğu belirlendi. Ancak, 65 yaş altındaki bireylerde, gece ışık yoğunluğunun Alzheimer hastalığı riski ile daha fazla ilişkili olduğu gözlemlendi.
Yaşlılarda ise diyabet, yüksek tansiyon ve felç gibi diğer risk faktörlerinin öne çıktığı saptandı.Araştırmacılar, genç bireylerin gece ışığının etkilerine karşı neden bu kadar hassas olabileceği konusunda net bir bilgiye sahip olmasa da, bu durumun genetik yapılarından veya kentsel alanlarda yaşama olasılıklarından kaynaklanabileceğini düşünüyorlar.
Çalışmanın yazarları, zararlı ışığı engellemek için karartma perdeleri veya göz maskesi kullanılmasını öneriyor.Bulgular, Frontiers in Neuroscience dergisinde cuma günü yayımlandı. Araştırmacılar, iç mekandaki ışığın etkisini incelememiş olsalar da, dijital cihazlardan yayılan mavi ışığın uyku üzerinde önemli bir etkisi olduğuna dikkat çekiyorlar.
Mavi ışık filtreleri kullanımı, ampullerin sıcak ışıkla değiştirilmesi ve evlere dimmer takılması gibi önerilerde bulunuyorlar.Yaklaşık 7 milyon Amerikalının demans teşhisi aldığı ve Alzheimer hastalığının en yaygın türü olduğu biliniyor. Yeni araştırma, yaşanılan yerin sağlık hizmetlerine erişim açısından demans teşhisi alma olasılığını etkileyebileceğini ortaya koyan son bulgularla örtüşüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/klwkfcAusEefNP5aZ28mCQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gece, dışarı, çıkmayın, Özellikle, gençlerde, alzheimer, riskini, artırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/klwkfcAusEefNP5aZ28mCQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Gece dışarı çıkmayın! Özellikle gençlerde alzheimer riskini artırıyor"><p>ABD'de Rush Üniversitesi Tıp Merkezi'nin yeni araştırması, gece parlak dış ışıklara maruz kalmanın, özellikle gençlerde Alzheimer hastalığı riskini diğer faktörlerden daha fazla artırabileceğini ortaya koydu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NsHHy2rM0ky64Q86_oP-fw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Chicago'daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi'nde yapılan yeni bir araştırma, gece parlak dış ışıklara maruz kalmanın, özellikle gençlerde Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğini ortaya koydu. Çalışmada, gece ışık kirliliğinin, diğer risk faktörlerinden daha fazla etkili olabileceği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lQkOsXpDZ0qUDFULmzyOag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın baş yazarı Robin Voigt-Zuwala, "ABD'de Alzheimer'ın yaygınlığı ile özellikle 65 yaş altındakilerde gece ışığa maruz kalma arasında pozitif bir ilişki olduğu görülüyor" dedi.
Voigt-Zuwala, gece ışık kirliliğinin, değiştirilebilir bir çevresel faktör olarak önemli bir risk faktörü olabileceğini vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/han5WIu15kSQjUg_j0ZEzw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, sokak lambaları, yol aydınlatmaları ve ışıklı tabelalar gibi kaynaklardan elde edilen ışık kirliliği verilerini inceledi ve ABD'nin 48 eyaletini gece ışık yoğunluğuna göre beş gruba ayırdı.
Sonuçlar, gece yapay ışığın vücudun 24 saatlik biyolojik saatini bozabileceğini ve bu durumun uykuyu etkileyerek bilişsel gerilemeye yol açabileceğini gösterdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hWcc1dF82U2cRvoAQvoIZw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaşlılarda Alzheimer hastalığının risk faktörlerinin ışık kirliliği ile daha güçlü bir bağlantısı olduğu belirlendi. Ancak, 65 yaş altındaki bireylerde, gece ışık yoğunluğunun Alzheimer hastalığı riski ile daha fazla ilişkili olduğu gözlemlendi.
Yaşlılarda ise diyabet, yüksek tansiyon ve felç gibi diğer risk faktörlerinin öne çıktığı saptandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8gQFjg49c06wVMxjCY_sww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, genç bireylerin gece ışığının etkilerine karşı neden bu kadar hassas olabileceği konusunda net bir bilgiye sahip olmasa da, bu durumun genetik yapılarından veya kentsel alanlarda yaşama olasılıklarından kaynaklanabileceğini düşünüyorlar.
Çalışmanın yazarları, zararlı ışığı engellemek için karartma perdeleri veya göz maskesi kullanılmasını öneriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N0gnisYwLUCaOEIvGsh4jA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bulgular, Frontiers in Neuroscience dergisinde cuma günü yayımlandı. Araştırmacılar, iç mekandaki ışığın etkisini incelememiş olsalar da, dijital cihazlardan yayılan mavi ışığın uyku üzerinde önemli bir etkisi olduğuna dikkat çekiyorlar.
Mavi ışık filtreleri kullanımı, ampullerin sıcak ışıkla değiştirilmesi ve evlere dimmer takılması gibi önerilerde bulunuyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3OGWlsV86U2alCVtA3jfJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaklaşık 7 milyon Amerikalının demans teşhisi aldığı ve Alzheimer hastalığının en yaygın türü olduğu biliniyor. Yeni araştırma, yaşanılan yerin sağlık hizmetlerine erişim açısından demans teşhisi alma olasılığını etkileyebileceğini ortaya koyan son bulgularla örtüşüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir gecede binlerce böcek yiyorlar: Azalmaları bebek ölümlerini yüzde 8 artırıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bir-gecede-binlerce-boecek-yiyorlar-azalmalari-bebek-oelumlerini-yuzde-8-artiriyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bir-gecede-binlerce-boecek-yiyorlar-azalmalari-bebek-oelumlerini-yuzde-8-artiriyor</guid>
<description><![CDATA[ ABD&#039;de yapılan yeni bir araştırmaya göre, böcekleri yiyerek ekosistemlerde dengenin korunmasında önemli rol oynayan yarasaların nüfusundaki düşüş, bebek ölümlerini artırıyor.Yapılan yeni bir çalışma,  ekosistemlerin bozulmasının insan sağlığı üzerindeki dolaylı etkisini gösteren bulgulara bir yenisini daha ekledi. 
Araştırmaya göre yarasaların varlığından değil, yokluğundan korkmalıyız. Çalışma sonucunda ABD&#039;deki yarasa nüfusundaki düşüşün, bebek ölümlerini artırdığı tespit edildi.Yarasalar pek çok kişiye korkutucu ve uzak durulması gereken canlılar gibi görünmesine karşın, ekosistemlerin dengesini korumada önemli bir rol üstleniyor.
Tek bir yarasa her gece binlerce böcek tüketerek tarlalardaki böcek ilacı ihtiyacını büyük oranda azaltıyor.
Öte yandan ABD&#039;deki yarasa popülasyonu yaklaşık 20 yıldır beyaz burun sendromu denen bir hastalıkla boğuşuyor.
Kuzey Amerika&#039;ya Avrupa veya Asya&#039;dan 2006 civarında taşındığı düşünülen Pseudogymnoascus destructans adlı mantarın yol açtığı hastalık, insanları etkilemiyor ancak yarasaları öldürebiliyor.ABD&#039;nin 40 eyaleti ve Kanada&#039;nın 9 ilinde görülen bu mantar, koloniye bulaştığında grubun tamamını ortadan kaldırma gücüne sahip. 
Chicago Üniversitesi&#039;nden çevre ekonomisti Dr. Eyal Frank, şaşırtıcı bir çalışmaya imza atarak yarasa nüfusundaki azalmanın bebek ölümleriyle ilişkisini açığa çıkardı.Hakemli dergi Science&#039;ta  yayımlanan araştırmada, 2006-2017 döneminde yarasa popülasyonunun azaldığı bölgelerde böcek ilacı kullanımının yüzde 31 arttığı kaydedildi.Böcek ilaçlarının hava ve suya karışıp insan sağlığını etkileyebildiği bilgisinden yola çıkan Dr. Frank, bu maddelerin kullanımının arttığı bölgelerle diğerlerindeki bebek ölüm oranlarını kıyasladı.Beyaz burun sendromu sonucu yarasa popülasyonun azaldığı bölgelerde, böcek ilacı kullanımındaki artıştan dolayı bebek ölümlerinin yüzde 8 arttığı kaydedildi. Dr. Frank, 2006-2017 döneminde 1334 bebeğin bu yüzden hayatını kaybettiğini tahmin ediyor.Araştırmacı, ölümlerin farklı bir sebebi olmadığından emin olmak adına uyuşturucu, ebeveyn işsizliği, genetiği değiştirilmiş bitkiler ve hava durumu gibi faktörleri de hesaba kattı. Fakat bu ölümleri, yarasa nüfusundaki düşüşten başka bir şeye bağlayamadı.Yeni çalışmasıyla ilgili Washington Post&#039;a konuşan Dr. Frank, &quot;Yarasalar, uzak durmayı tercih ettiğimiz ancak ekosistemlerde gerçekten etkili bir rol oynayan türlerin harika bir örneği&quot; diyor.
Dr. Frank&#039;in yer aldığı başka bir çalışmada Hindistan&#039;da akbabaların ölmesinin, çürüyen hayvan leşlerinin suyu kirletmesi ve yabandaki köpeklerin artmasına yol açarak hastalık ve kuduzun yayılmasına ve en az 500 bin kişinin ölümüne neden olduğu bulunmuştu.Uluslararası Yarasa Koruma Örgütü&#039;nden Dr. Winifred Frick, yer almadığı çalışmanın verilerini gördüğünde &quot;ağzının açık kaldığını&quot; söylüyor.
New York Times&#039;a yaptığı açıklamada hayvanların kıymetli bir &quot;ekosistem hizmeti&quot; sunduğunu söyleyen Dr. Frick ekliyor:
Bu hizmetleri hafife alıyoruz çünkü genellikle bunları ölçemiyoruz.Çalışmada yer almayan başka bilim insanları bulguların şaşırtıcı fakat güvenilir olduğunu söyleyerek bazı eksikliklere değiniyor.
British Columbia Üniversitesi&#039;nden çevre ekonomisti Dr. Frederik Noack, bebeklerin böcek ilaçlarına nasıl maruz kaldığı ve doğum ağırlığı gibi, sağlık üzerindeki başka hangi etkilerin ortaya çıktığı gibi soruların cevaplanmadığını belirtiyor.
Bard College&#039;dan Dr. Felicia Keesing ise doğrudan veriler elde etmek için saha çalışmaları yapılması gerektiğini söyleyerek ekliyor:Temel verileri görmeden, bu bağlantıları destekleyen kanıtların gücünü değerlendiremem ancak etkilere dair burada yapılan tahminler insanı hayrete düşürüyor.
Dr. Keesing bulguların herkesi koruma çalışmalarının hızlandırılması için harekete geçirmesi gerektiğini de ifade ediyor:
Bu çalışma yarasaların yok olmasından kaynaklanan sonuçlardan sadece birkaçını içeriyor ve yarasalar kaybettiğimiz türlerden sadece biri. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vq7YaduI5EiT2AtajqUs1w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bir, gecede, binlerce, böcek, yiyorlar:, Azalmaları, bebek, ölümlerini, yüzde, artırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vq7YaduI5EiT2AtajqUs1w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bir gecede binlerce böcek yiyorlar: Azalmaları bebek ölümlerini yüzde 8 artırıyor!"><p>ABD'de yapılan yeni bir araştırmaya göre, böcekleri yiyerek ekosistemlerde dengenin korunmasında önemli rol oynayan yarasaların nüfusundaki düşüş, bebek ölümlerini artırıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_oD3oK0cNka0j_wlMkYXSw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan yeni bir çalışma,  ekosistemlerin bozulmasının insan sağlığı üzerindeki dolaylı etkisini gösteren bulgulara bir yenisini daha ekledi. 
Araştırmaya göre yarasaların varlığından değil, yokluğundan korkmalıyız. Çalışma sonucunda ABD'deki yarasa nüfusundaki düşüşün, bebek ölümlerini artırdığı tespit edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N0d-6UrhaEa7kIiQmlvFmg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yarasalar pek çok kişiye korkutucu ve uzak durulması gereken canlılar gibi görünmesine karşın, ekosistemlerin dengesini korumada önemli bir rol üstleniyor.
Tek bir yarasa her gece binlerce böcek tüketerek tarlalardaki böcek ilacı ihtiyacını büyük oranda azaltıyor.
Öte yandan ABD'deki yarasa popülasyonu yaklaşık 20 yıldır beyaz burun sendromu denen bir hastalıkla boğuşuyor.
Kuzey Amerika'ya Avrupa veya Asya'dan 2006 civarında taşındığı düşünülen Pseudogymnoascus destructans adlı mantarın yol açtığı hastalık, insanları etkilemiyor ancak yarasaları öldürebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FBbQ9RBCBUyfvLcNRvgO_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD'nin 40 eyaleti ve Kanada'nın 9 ilinde görülen bu mantar, koloniye bulaştığında grubun tamamını ortadan kaldırma gücüne sahip. 
Chicago Üniversitesi'nden çevre ekonomisti Dr. Eyal Frank, şaşırtıcı bir çalışmaya imza atarak yarasa nüfusundaki azalmanın bebek ölümleriyle ilişkisini açığa çıkardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aH9_dLU9TkGSmSDs4u7eqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hakemli dergi Science'ta  yayımlanan araştırmada, 2006-2017 döneminde yarasa popülasyonunun azaldığı bölgelerde böcek ilacı kullanımının yüzde 31 arttığı kaydedildi.Böcek ilaçlarının hava ve suya karışıp insan sağlığını etkileyebildiği bilgisinden yola çıkan Dr. Frank, bu maddelerin kullanımının arttığı bölgelerle diğerlerindeki bebek ölüm oranlarını kıyasladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o4eyM5xYTk-QlgbCN4N0Ig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beyaz burun sendromu sonucu yarasa popülasyonun azaldığı bölgelerde, böcek ilacı kullanımındaki artıştan dolayı bebek ölümlerinin yüzde 8 arttığı kaydedildi. Dr. Frank, 2006-2017 döneminde 1334 bebeğin bu yüzden hayatını kaybettiğini tahmin ediyor.Araştırmacı, ölümlerin farklı bir sebebi olmadığından emin olmak adına uyuşturucu, ebeveyn işsizliği, genetiği değiştirilmiş bitkiler ve hava durumu gibi faktörleri de hesaba kattı. Fakat bu ölümleri, yarasa nüfusundaki düşüşten başka bir şeye bağlayamadı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1Qle9TfXpEqBMwyzq5naUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeni çalışmasıyla ilgili Washington Post'a konuşan Dr. Frank, "Yarasalar, uzak durmayı tercih ettiğimiz ancak ekosistemlerde gerçekten etkili bir rol oynayan türlerin harika bir örneği" diyor.
Dr. Frank'in yer aldığı başka bir çalışmada Hindistan'da akbabaların ölmesinin, çürüyen hayvan leşlerinin suyu kirletmesi ve yabandaki köpeklerin artmasına yol açarak hastalık ve kuduzun yayılmasına ve en az 500 bin kişinin ölümüne neden olduğu bulunmuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l9Ev-nVL0UumYks1wUlt1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uluslararası Yarasa Koruma Örgütü'nden Dr. Winifred Frick, yer almadığı çalışmanın verilerini gördüğünde "ağzının açık kaldığını" söylüyor.
New York Times'a yaptığı açıklamada hayvanların kıymetli bir "ekosistem hizmeti" sunduğunu söyleyen Dr. Frick ekliyor:
Bu hizmetleri hafife alıyoruz çünkü genellikle bunları ölçemiyoruz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UFC6471jLUumi6h3DQN2pg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmada yer almayan başka bilim insanları bulguların şaşırtıcı fakat güvenilir olduğunu söyleyerek bazı eksikliklere değiniyor.
British Columbia Üniversitesi'nden çevre ekonomisti Dr. Frederik Noack, bebeklerin böcek ilaçlarına nasıl maruz kaldığı ve doğum ağırlığı gibi, sağlık üzerindeki başka hangi etkilerin ortaya çıktığı gibi soruların cevaplanmadığını belirtiyor.
Bard College'dan Dr. Felicia Keesing ise doğrudan veriler elde etmek için saha çalışmaları yapılması gerektiğini söyleyerek ekliyor:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0i-QCFJWHkWgKmMTUs_7BQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Temel verileri görmeden, bu bağlantıları destekleyen kanıtların gücünü değerlendiremem ancak etkilere dair burada yapılan tahminler insanı hayrete düşürüyor.
Dr. Keesing bulguların herkesi koruma çalışmalarının hızlandırılması için harekete geçirmesi gerektiğini de ifade ediyor:
Bu çalışma yarasaların yok olmasından kaynaklanan sonuçlardan sadece birkaçını içeriyor ve yarasalar kaybettiğimiz türlerden sadece biri.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin, Ay&amp;apos;da araştırma üssü kurmak için uzaya örnek tuğla gönderecek</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cin-ayda-arastirma-ussu-kurmak-icin-uzaya-oernek-tugla-goenderecek</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cin-ayda-arastirma-ussu-kurmak-icin-uzaya-oernek-tugla-goenderecek</guid>
<description><![CDATA[ Çin, Ay&#039;da bir araştırma üssü inşa etmeyi test etmek için simüle edilmiş Ay toprağından yapılmış tuğlaları uzaya gönderecek. Tuğlaların, aşırı koşullarda nasıl dayandıkları test edilecek.Çinli bilim insanları, Ay&#039;da bir araştırma üssü inşa etmek için kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmek üzere simüle edilmiş Ay toprağından yapılmış tuğlaları uzaya göndermeyi planlıyor.South China Morning Post&#039;un bildirdiğine göre örnek tuğlaların, daha sonra Ay&#039;da önerilen araştırma üssünü inşa etmek için aşırı koşullarda nasıl dayandıkları test edilecek.  Gazetenin Wuhan&#039;daki Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi&#039;nden &quot;akıllı inşaat&quot; uzmanı Ding Lieyun&#039;a dayandırdığı haberine göre, örnek tuğlaların önümüzdeki ay Tianzhou-8 kargo uzay aracıyla Tiangong uzay istasyonundan uzaya gönderilmesi planlanıyor.  Pekin, bilimsel keşif ve kaynak geliştirme için 2035 yılına kadar Ay&#039;ın güney kutbu yakınlarında Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu ya da ILRS olarak bilinen bir araştırma üssü inşa etmeyi planlıyor.   Üç yıl sürecek deneyde bilim insanları numunelerin radyasyon ve sıcaklık değişimleri altında nasıl bozulduğunu gözlemleyecek.  Üniversitenin Dijital İnşaat için Ulusal Teknoloji İnovasyon Merkezi&#039;nin başında bulunan Ding, “Tuğlaları Dünya&#039;da 100 megapaskal gücüne kadar pişirebiliriz ki bu betondan çok daha serttir” dedi.Ancak tuğlaların Ay&#039;daki zorlu ortama dayanıp dayanamayacağını belirlemek için araştırmaya ihtiyaç olduğunu da sözlerine ekledi.  Standart bir kil tuğlanın mukavemeti tipik olarak 10 ila 20 megapaskal arasında değişirken, belirli yapısal uygulamalarda kullanılan yüksek mukavemetli tuğlalar 50 megapaskala kadar ulaşabilir.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8AvDCxGCdEemWS3q3d2lyw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çin, Ayda, araştırma, üssü, kurmak, için, uzaya, örnek, tuğla, gönderecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8AvDCxGCdEemWS3q3d2lyw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin, Ay'da araştırma üssü kurmak için uzaya örnek tuğla gönderecek"><p>Çin, Ay'da bir araştırma üssü inşa etmeyi test etmek için simüle edilmiş Ay toprağından yapılmış tuğlaları uzaya gönderecek. Tuğlaların, aşırı koşullarda nasıl dayandıkları test edilecek.</p><p>Çinli bilim insanları, Ay'da bir araştırma üssü inşa etmek için kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmek üzere simüle edilmiş Ay toprağından yapılmış tuğlaları uzaya göndermeyi planlıyor.</p><p>South China Morning Post'un bildirdiğine göre örnek tuğlaların, daha sonra Ay'da önerilen araştırma üssünü inşa etmek için aşırı koşullarda nasıl dayandıkları test edilecek.  Gazetenin Wuhan'daki Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden "akıllı inşaat" uzmanı Ding Lieyun'a dayandırdığı haberine göre, örnek tuğlaların önümüzdeki ay Tianzhou-8 kargo uzay aracıyla Tiangong uzay istasyonundan uzaya gönderilmesi planlanıyor.  Pekin, bilimsel keşif ve kaynak geliştirme için 2035 yılına kadar Ay'ın güney kutbu yakınlarında Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu ya da ILRS olarak bilinen bir araştırma üssü inşa etmeyi planlıyor.   Üç yıl sürecek deneyde bilim insanları numunelerin radyasyon ve sıcaklık değişimleri altında nasıl bozulduğunu gözlemleyecek.  Üniversitenin Dijital İnşaat için Ulusal Teknoloji İnovasyon Merkezi'nin başında bulunan Ding, “Tuğlaları Dünya'da 100 megapaskal gücüne kadar pişirebiliriz ki bu betondan çok daha serttir” dedi.</p><p>Ancak tuğlaların Ay'daki zorlu ortama dayanıp dayanamayacağını belirlemek için araştırmaya ihtiyaç olduğunu da sözlerine ekledi.  Standart bir kil tuğlanın mukavemeti tipik olarak 10 ila 20 megapaskal arasında değişirken, belirli yapısal uygulamalarda kullanılan yüksek mukavemetli tuğlalar 50 megapaskala kadar ulaşabilir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları &amp;quot;Starship&amp;quot; patlamasının atmosferde delik açtığını söyledi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-starship-patlamasinin-atmosferde-delik-actigini-soeyledi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-starship-patlamasinin-atmosferde-delik-actigini-soeyledi</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX’in Starship roketi patladığında atmosferde geçici bir delik oluştu. Yeni bir araştırmaya göre, bu patlama iyonosferde, yüklü parçacıkların bulunduğu bir bölgede geçici bir boşluk yarattığı kaydedildi.Yeni bir araştırmaya göre SpaceX&#039;in Starship roketi patladığında atmosferde geçici bir delik açtığı kaydedildi.SpaceX&#039;in Boca Chica, Teksas&#039;taki tesisinden fırlatıldıktan dört dakika sonra Starship&#039;in süper ağır güçlendiricisi ikinci kademesinden ayrıldıktan sonra yaklaşık 90 km yükseklikte patlamıştı.Bunu dakikalar sonra uzay gemisinin hayatta kalan kısmı 150 km yüksekliğe ulaştığında ve ardından kendi kendine yandığında bir başka patlama takip etmişti.GEÇİCİ BİR DELİK YARATTI   Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada, bu olayların bir araya gelerek üst atmosferde iyonosfer adı verilen ve güneş radyasyonu tarafından elektronlarından arındırılan yüklü parçacıkların Dünya ile uzay boşluğu arasındaki son sınırı oluşturduğu bir bölgede geçici bir delik yarattığı ortaya koyuldu.İyonosfer, Dünya yüzeyinin yaklaşık 80 ila 650 km yukarısına kadar uzanır.Araştırmacılara göre, ses hızından daha hızlı hareket eden Starship&#039;in hızı, bu bölgeye koni benzeri akustik şok dalgaları gönderdiği kaydedildi.Rusya&#039;nın Güneş-Dünya Fiziği Enstitüsü&#039;nde atmosfer fizikçisi olan çalışmanın başyazarı Yury Yasyukevich, Rus devlet haber ajansı TASS&#039;a verdiği demeçte, &quot;Genellikle uzay araçları fırlatıldığında, dalgaların güneye doğru yayıldığı gözlemlenir. Ardından patlamalar gerçekleştiğinde, ortaya çıkan ses dalgaları elektronların yok olmasına neden olarak yakındaki atomların yükünü nötralize etmiş ve böylece 2000 kilometreye kadar uzanan iyonosferik deliği oluşturmuştur.&quot; diye konuştu.Yasyukevic, &quot;genellikle bu tür delikler, motor yakıtıyla etkileşim nedeniyle iyonosferdeki kimyasal süreçlerin bir sonucu olarak oluşur&quot; dedi.İNSAN YAPIMI BİR PATLAMANIN SONUCU BELGELENMİŞ İLK TESPİT Bu nedenle araştırmacılar, bunun iyonosferde insan yapımı bir patlamanın sonucu olarak oluşan kimyasal olmayan bir deliğin belgelenmiş ilk tespiti olduğunu söylüyorlar.Bilim insanları, bu deliğin 30 ila 40 dakika sonra az çok kapandığını söyledi.Bu olayın arkasındaki koşullar benzersiz olsa da, roket fırlatmalarından kaynaklanan egzoz iyonize atomların yeniden birleşmesine ve yüklerini kaybetmesine neden olabileceğinden, bunlar nispeten yaygın olaylardır.Volkanik patlamalar gibi doğal olaylar da iyonosferik bozulmalar yaratabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XDAZjPU2ekOOmmGAfE5whg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, Starship, patlamasının, atmosferde, delik, açtığını, söyledi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XDAZjPU2ekOOmmGAfE5whg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları " starship patlamas atmosferde delik a s><p>SpaceX’in Starship roketi patladığında atmosferde geçici bir delik oluştu. Yeni bir araştırmaya göre, bu patlama iyonosferde, yüklü parçacıkların bulunduğu bir bölgede geçici bir boşluk yarattığı kaydedildi.</p><p>Yeni bir araştırmaya göre SpaceX'in Starship roketi patladığında atmosferde geçici bir delik açtığı kaydedildi.</p><p>SpaceX'in Boca Chica, Teksas'taki tesisinden fırlatıldıktan dört dakika sonra Starship'in süper ağır güçlendiricisi ikinci kademesinden ayrıldıktan sonra yaklaşık 90 km yükseklikte patlamıştı.</p><p>Bunu dakikalar sonra uzay gemisinin hayatta kalan kısmı 150 km yüksekliğe ulaştığında ve ardından kendi kendine yandığında bir başka patlama takip etmişti.</p><p><strong>GEÇİCİ BİR DELİK YARATTI </strong>  <strong>Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada,</strong> bu olayların bir araya gelerek üst atmosferde iyonosfer adı verilen ve güneş radyasyonu tarafından elektronlarından arındırılan yüklü parçacıkların Dünya ile uzay boşluğu arasındaki son sınırı oluşturduğu bir bölgede geçici bir delik yarattığı ortaya koyuldu.</p><p>İyonosfer, Dünya yüzeyinin yaklaşık 80 ila 650 km yukarısına kadar uzanır.</p><p>Araştırmacılara göre, ses hızından daha hızlı hareket eden Starship'in hızı, bu bölgeye koni benzeri akustik şok dalgaları gönderdiği kaydedildi.</p><p>Rusya'nın Güneş-Dünya Fiziği Enstitüsü'nde atmosfer fizikçisi olan çalışmanın başyazarı Yury Yasyukevich, Rus devlet haber ajansı TASS'a verdiği demeçte, "Genellikle uzay araçları fırlatıldığında, dalgaların güneye doğru yayıldığı gözlemlenir. Ardından patlamalar gerçekleştiğinde, ortaya çıkan ses dalgaları elektronların yok olmasına neden olarak yakındaki atomların yükünü nötralize etmiş ve böylece 2000 kilometreye kadar uzanan iyonosferik deliği oluşturmuştur." diye konuştu.</p><p>Yasyukevic, "genellikle bu tür delikler, motor yakıtıyla etkileşim nedeniyle iyonosferdeki kimyasal süreçlerin bir sonucu olarak oluşur" dedi.</p><p><strong>İNSAN YAPIMI BİR PATLAMANIN SONUCU BELGELENMİŞ İLK TESPİT </strong></p><p>Bu nedenle araştırmacılar, bunun iyonosferde insan yapımı bir patlamanın sonucu olarak oluşan kimyasal olmayan bir deliğin belgelenmiş ilk tespiti olduğunu söylüyorlar.</p><p>Bilim insanları, bu deliğin 30 ila 40 dakika sonra az çok kapandığını söyledi.</p><p>Bu olayın arkasındaki koşullar benzersiz olsa da, roket fırlatmalarından kaynaklanan egzoz iyonize atomların yeniden birleşmesine ve yüklerini kaybetmesine neden olabileceğinden, bunlar nispeten yaygın olaylardır.</p><p>Volkanik patlamalar gibi doğal olaylar da iyonosferik bozulmalar yaratabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>10 bin feet irtifada yüzlerce bakteri ve mantar bulundu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/10-bin-feet-irtifada-yuzlerce-bakteri-ve-mantar-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/10-bin-feet-irtifada-yuzlerce-bakteri-ve-mantar-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Japonya&#039;da bilim insanları 10 bin feette yaptıkları uçuşlarda  yüzlerce bakteri ve mantar tespit ettiklerini açıkladı.Japonya&#039;da bilim insanları, yaptıkları bir araştırmada 10 bin feet irtifada havada yüzlerce bakteri ve mantar bulduklarını açıkladı.Hava yoluyla bulaşan hastalıkları inceleyen bilim insanları, Japonya semalarında incelemelerde bulundu.  Araştırmada, bilim insanları, Japonya üzerinde yapılan 10 uçuşta 10 bin feette çok sayıda bakteri ve mantar tespit etti.  Bilim insanları, bakteri ve mantarların yaklaşık 2 bin kilometre uçabildiklerini tahmin ederken bunların insanlarda hastalıklara neden olabileceği uyarısında bulundu.  Araştırma ekibinden Barselona Küresel Sağlık Enstitüsünde ekolojist Dr. Xavier Rodo, bakterilerin üçte biri ve mantarların ise biraz daha fazlasının potansiyel insan patojenleri olarak kabul edilebildiğine dikkati çekti.  Dr. Rodo, yeni çalışmanın yüksek irtifadaki mikropların yere düştüklerinde insanlarda salgınlara yol açabileceğine dair doğrudan bir kanıt sunmamasına karşın hastalıklara yol açabileceği ve bunun dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu kaydetti.  Araştırmanın bulguları, ABD&#039;nin en saygın bilim dergilerinden Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri&#039;nde (PNAS) yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A3nl5gs8oES7UZpVvQ-_gg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>bin, feet, irtifada, yüzlerce, bakteri, mantar, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A3nl5gs8oES7UZpVvQ-_gg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="10 bin feet irtifada yüzlerce bakteri ve mantar bulundu"><p>Japonya'da bilim insanları 10 bin feette yaptıkları uçuşlarda  yüzlerce bakteri ve mantar tespit ettiklerini açıkladı.</p><p>Japonya'da bilim insanları, yaptıkları bir araştırmada 10 bin feet irtifada havada yüzlerce bakteri ve mantar bulduklarını açıkladı.</p><p>Hava yoluyla bulaşan hastalıkları inceleyen bilim insanları, Japonya semalarında incelemelerde bulundu.  Araştırmada, bilim insanları, Japonya üzerinde yapılan 10 uçuşta 10 bin feette çok sayıda bakteri ve mantar tespit etti.  Bilim insanları, bakteri ve mantarların yaklaşık 2 bin kilometre uçabildiklerini tahmin ederken bunların insanlarda hastalıklara neden olabileceği uyarısında bulundu.  Araştırma ekibinden Barselona Küresel Sağlık Enstitüsünde ekolojist Dr. Xavier Rodo, bakterilerin üçte biri ve mantarların ise biraz daha fazlasının potansiyel insan patojenleri olarak kabul edilebildiğine dikkati çekti.  Dr. Rodo, yeni çalışmanın yüksek irtifadaki mikropların yere düştüklerinde insanlarda salgınlara yol açabileceğine dair doğrudan bir kanıt sunmamasına karşın hastalıklara yol açabileceği ve bunun dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu kaydetti.  Araştırmanın bulguları, ABD'nin en saygın bilim dergilerinden Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri'nde (PNAS) yayımlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA&amp;apos;nın rekorunu kırdı: En küçük gezegeni daha yakından görün</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasanin-rekorunu-kirdi-en-kucuk-gezegeni-daha-yakindan-goerun</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasanin-rekorunu-kirdi-en-kucuk-gezegeni-daha-yakindan-goerun</guid>
<description><![CDATA[ Avrupa ve Japonya’nın ortak uzay aracı BepiColombo, Merkür gezegenine bugüne kadarki en yakın geçişini gerçekleştirerek, NASA&#039;nın MESSENGER aracının rekorunu kırdı. 4 Eylül’de gezegenin yaklaşık 165 kilometre yakınından geçen uzay aracı, Merkür’ün güney kutbuna dair en net görüntüleri elde etti ve yüzeyindeki kraterleri detaylı bir şekilde fotoğrafladı.Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Japonya Uzay Araştırma Ajansı&#039;nın (JAXA) ortak projesi olan BepiColombo uzay aracı, Merkür gezegenine şimdiye kadar yapılmış en yakın geçişini gerçekleştirerek gezegenin en yeni görüntülerini elde etti.2018&#039;de fırlatılan BepiColombo, Merkür&#039;ün yanından dördüncü kez geçti ve gezegene yaklaşık 165 kilometre yaklaşarak NASA&#039;nın MESSENGER aracının elindeki rekoru kırdı.MESSENGER, 2011&#039;de Merkür&#039;ün yörüngesine girerken gezegene yaklaşık 200 kilometre yaklaşmıştı.ASTEROİT ÇARPMASI SONUCU OLUŞMUŞ OLABİLİR 4 Eylül&#039;de gerçekleştirilen geçiş sırasında BepiColombo, Merkür&#039;ün güney kutbuna dair en net görüntülerini elde etti ve gezegen yüzeyindeki kraterleri fotoğrafladı. Bu kraterler arasında Vivaldi ve yeni tanımlanan Stoddart çarpma kraterleri de bulunuyor. Her iki kraterde de tepe halkası havzaları olarak bilinen, düz zemin üzerindeki tepelerden oluşan iç halkalar gözlemlendi. Bu yapılar, asteroit veya kuyrukluyıldız çarpması sonucu oluşmuş olabilir, ancak büyük ölçüde gizemini koruyor.VOLKANİK FAALİYETLERİ HAKKINDA BİLGİ VERİYOR   Kraterlerin oluşumunun ardından bu havzaların lavlarla dolduğu tahmin ediliyor, bu da Merkür&#039;ün geçmişteki ve belki halen devam eden volkanik faaliyetleri hakkında bilgi sağlıyor. BepiColombo ekibinden Dr. David Rothery, son uçuşun &quot;mükemmel&quot; geçtiğini ve elde edilen görüntülerin ekstra bir güzellik sunduğunu belirtti. Dr. Rothery, tepe halkalarının çarpışma sırasında bir tür geri tepme süreciyle oluştuğunu fakat nasıl yükseldikleri konusunda hala belirsizlikler olduğunu ifade etti.  2026 YILINDA YÖRÜNGESİNE GİRECEK   BepiColombo, Merkür&#039;ün yörüngesine girdiğinde yeni kameralarını çalıştıracak ve bu sayede çok daha yüksek çözünürlükte renkli fotoğraflar sağlayacak. Aracın 2025 sonlarında Merkür&#039;ün yörüngesine girmesi planlanıyordu, ancak iticilerinde yaşanan bir sorun nedeniyle bu tarih bir yıl ertelendi.  Aralık ve Ocak&#039;ta gezegenin yakınından geçmesi planlanan BepiColombo, yaklaşık iki yıl boyunca Güneş&#039;in etrafında dönecek. Nihayetinde, Kasım 2026&#039;da Merkür&#039;ün yörüngesine girerek gezegenin gizemlerini aydınlatması bekleniyor.  BepiColombo&#039;nun sağladığı bu yeni veriler, Merkür&#039;ün yapısına ve geçmişine dair önemli ipuçları sunuyor ve gezegenin keşfi için büyük bir adım olarak değerlendiriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q2hNFD4X_kikicrd4jWNGA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASAnın, rekorunu, kırdı:, küçük, gezegeni, daha, yakından, görün</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q2hNFD4X_kikicrd4jWNGA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA'nın rekorunu kırdı: En küçük gezegeni daha yakından görün"><p>Avrupa ve Japonya’nın ortak uzay aracı BepiColombo, Merkür gezegenine bugüne kadarki en yakın geçişini gerçekleştirerek, NASA'nın MESSENGER aracının rekorunu kırdı. 4 Eylül’de gezegenin yaklaşık 165 kilometre yakınından geçen uzay aracı, Merkür’ün güney kutbuna dair en net görüntüleri elde etti ve yüzeyindeki kraterleri detaylı bir şekilde fotoğrafladı.</p><p>Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Japonya Uzay Araştırma Ajansı'nın (JAXA) ortak projesi olan BepiColombo uzay aracı, Merkür gezegenine şimdiye kadar yapılmış en yakın geçişini gerçekleştirerek gezegenin en yeni görüntülerini elde etti.</p><p>2018'de fırlatılan BepiColombo, Merkür'ün yanından dördüncü kez geçti ve gezegene yaklaşık 165 kilometre yaklaşarak NASA'nın MESSENGER aracının elindeki rekoru kırdı.</p><p>MESSENGER, 2011'de Merkür'ün yörüngesine girerken gezegene yaklaşık 200 kilometre yaklaşmıştı.</p><p><strong>ASTEROİT ÇARPMASI SONUCU OLUŞMUŞ OLABİLİR </strong></p><p>4 Eylül'de gerçekleştirilen geçiş sırasında BepiColombo, Merkür'ün güney kutbuna dair en net görüntülerini elde etti ve gezegen yüzeyindeki kraterleri fotoğrafladı. Bu kraterler arasında Vivaldi ve yeni tanımlanan Stoddart çarpma kraterleri de bulunuyor. Her iki kraterde de tepe halkası havzaları olarak bilinen, düz zemin üzerindeki tepelerden oluşan iç halkalar gözlemlendi. Bu yapılar, asteroit veya kuyrukluyıldız çarpması sonucu oluşmuş olabilir, ancak büyük ölçüde gizemini koruyor.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e7GlWBUwu0q-LGnW9DfBoQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="Avrupa Uzay Ajansı ve Japonya Uzay Araştırma Ajans"><strong>VOLKANİK FAALİYETLERİ HAKKINDA BİLGİ VERİYOR </strong>  Kraterlerin oluşumunun ardından bu havzaların lavlarla dolduğu tahmin ediliyor, bu da Merkür'ün geçmişteki ve belki halen devam eden volkanik faaliyetleri hakkında bilgi sağlıyor. BepiColombo ekibinden Dr. David Rothery, son uçuşun "mükemmel" geçtiğini ve elde edilen görüntülerin ekstra bir güzellik sunduğunu belirtti. Dr. Rothery, tepe halkalarının çarpışma sırasında bir tür geri tepme süreciyle oluştuğunu fakat nasıl yükseldikleri konusunda hala belirsizlikler olduğunu ifade etti.  <strong>2026 YILINDA YÖRÜNGESİNE GİRECEK </strong>  BepiColombo, Merkür'ün yörüngesine girdiğinde yeni kameralarını çalıştıracak ve bu sayede çok daha yüksek çözünürlükte renkli fotoğraflar sağlayacak. Aracın 2025 sonlarında Merkür'ün yörüngesine girmesi planlanıyordu, ancak iticilerinde yaşanan bir sorun nedeniyle bu tarih bir yıl ertelendi.  Aralık ve Ocak'ta gezegenin yakınından geçmesi planlanan BepiColombo, yaklaşık iki yıl boyunca Güneş'in etrafında dönecek. Nihayetinde, Kasım 2026'da Merkür'ün yörüngesine girerek gezegenin gizemlerini aydınlatması bekleniyor.  BepiColombo'nun sağladığı bu yeni veriler, Merkür'ün yapısına ve geçmişine dair önemli ipuçları sunuyor ve gezegenin keşfi için büyük bir adım olarak değerlendiriliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakterilerle ilgili ilginç keşif: Kışa hazırlık yapıyorlar!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bakterilerle-ilgili-ilginc-kesif-kisa-hazirlik-yapiyorlar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bakterilerle-ilgili-ilginc-kesif-kisa-hazirlik-yapiyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Bilim dünyası yeni bir araştırma sonucu, bakterilerin mevsimlerin değişimini önceden sezme yeteneğine sahip olduğunu keşfetti. Uzun zamandır bitki ve hayvanların gün uzunluğuna bakarak çevresel değişiklikleri fark edebildikleri biliniyordu ancak, bakterilerde bu tür bir fotoperiyodik algının varlığı bugüne kadar gözlemlenmemişti.Yeni yapılan bir araştırma, bakterilerin mevsimlerin değiştiğini önceden sezerek hazırlık yaptığını ortaya çıkardı.Hakemli dergi Science&#039;ta yayımlanan çalışmada, mavi-yeşil algler (siyanobakteriler) üzerinde yapılan deneyler dikkat çekti.Synechococcus elongatus türündeki bakterilere farklı ışık süreleri uygulanarak, kısa ve uzun günler deneyimlemeleri sağlandı. Bakterilere ayrıca iki saat boyunca buza maruz bırakıldı ve hayatta kalma oranları takip edildi.YÜZDE 75 HAYATTA KALDILAR Sonuçlar, 8 saat aydınlık ve 16 saat karanlıkta tutulan bakterilerin hayatta kalma oranının yüzde 75 olduğunu gösterdi. Bu oran, diğer grupların yaklaşık üç katıydı. Bilim insanları bakterilerin kendini soğuğa hazırlaması için bir günün yeterli olmadığını da gözlemledi. Bakterilerin hayatta kalma oranı 6 ila 8 kısa günün ardından kayda değer derecede artıyordu.   BİYOLOJİK SAATİN ROLÜ   Araştırmacılar, bakterilerin biyolojik saatini düzenleyen genleri devre dışı bıraktıklarında, gün uzunluklarının hayatta kalma oranı üzerinde herhangi bir fark yaratmadığını belirledi. Dr. Luísa Jabbur, bakterilerin gün uzunluğunu ölçerek yaklaşan mevsimsel değişikliklere uygun bir fizyolojiye geçiş yaptığını ifade etti.Bu bulgular, bakterilerin daha önce keşfedilen biyolojik saatlerinin mevsimsel değişimleri öngörme ve buna göre hazırlık yapma işlevi gördüğünü ortaya koydu.NESİLDEN NESİLE AKTARIYORLARBu araştırma, bakterilerin fotoperiyodizme sahip olmasının, bu özelliğin evrimsel olarak çok daha erken bir dönemde gelişmiş olabileceğini düşündürüyor. Fotosentez yapan siyanobakterilerin en az 2 milyar yıldır var olduğu göz önüne alındığında, fotoperiyodizmin bu kadar eski ve basit organizmalarda evrimleşmiş olması, bu özelliğin sirkadiyen saatlerden önce evrimleştiğini düşündürüyor.  Prof. Carl Johnson, fotoperiyodizmin evrimi hakkında önemli ipuçları sunduğunu belirtiyor. Sirkadiyen ritimler, uyku düzeni ve hormon üretimi gibi süreçleri düzenleyen biyolojik saatlerdir. Johnson, bu bulguların, sirkadiyen ritimlerin evrimsel kökenlerine dair yeni bilgiler sunduğunu ifade etti.  Araştırmacılar, bakterilerin bu bilgiyi nasıl &quot;nesillerine&quot; aktardığını anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Bu keşif, biyolojik saatler ve mevsimsel uyumun evrimsel gelişimi hakkında yeni bir bakış açısı sunuyor. Fotoperiyodizm* bitkilerin gün ve gece uzunluğuna verdikleri biyolojik yanıta verilen isim. Sirkadiyen saat* bitkilerin, hayvanların, mantarların ve siyanobakterilerin 24 saatlik zaman içerisindeki biyokimyasal ve psikolojik davranışlarının bütünüdür. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UMxVXsNci0WFS_GUff96Jw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bakterilerle, ilgili, ilginç, keşif:, Kışa, hazırlık, yapıyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UMxVXsNci0WFS_GUff96Jw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bakterilerle ilgili ilginç keşif: Kışa hazırlık yapıyorlar!"><p>Bilim dünyası yeni bir araştırma sonucu, bakterilerin mevsimlerin değişimini önceden sezme yeteneğine sahip olduğunu keşfetti. Uzun zamandır bitki ve hayvanların gün uzunluğuna bakarak çevresel değişiklikleri fark edebildikleri biliniyordu ancak, bakterilerde bu tür bir fotoperiyodik algının varlığı bugüne kadar gözlemlenmemişti.</p><p>Yeni yapılan bir araştırma, bakterilerin mevsimlerin değiştiğini önceden sezerek hazırlık yaptığını ortaya çıkardı.</p><p>Hakemli dergi Science'ta yayımlanan çalışmada, mavi-yeşil algler (siyanobakteriler) üzerinde yapılan deneyler dikkat çekti.</p><p>Synechococcus elongatus türündeki bakterilere farklı ışık süreleri uygulanarak, kısa ve uzun günler deneyimlemeleri sağlandı. Bakterilere ayrıca iki saat boyunca buza maruz bırakıldı ve hayatta kalma oranları takip edildi.</p><p><strong>YÜZDE 75 HAYATTA KALDILAR </strong></p><p>Sonuçlar, 8 saat aydınlık ve 16 saat karanlıkta tutulan bakterilerin hayatta kalma oranının yüzde 75 olduğunu gösterdi. Bu oran, diğer grupların yaklaşık üç katıydı. Bilim insanları bakterilerin kendini soğuğa hazırlaması için bir günün yeterli olmadığını da gözlemledi. Bakterilerin hayatta kalma oranı 6 ila 8 kısa günün ardından kayda değer derecede artıyordu.   <strong>BİYOLOJİK SAATİN ROLÜ </strong>  Araştırmacılar, bakterilerin biyolojik saatini düzenleyen genleri devre dışı bıraktıklarında, gün uzunluklarının hayatta kalma oranı üzerinde herhangi bir fark yaratmadığını belirledi. Dr. Luísa Jabbur, bakterilerin gün uzunluğunu ölçerek yaklaşan mevsimsel değişikliklere uygun bir fizyolojiye geçiş yaptığını ifade etti.</p><p>Bu bulgular, bakterilerin daha önce keşfedilen biyolojik saatlerinin mevsimsel değişimleri öngörme ve buna göre hazırlık yapma işlevi gördüğünü ortaya koydu.</p><p><strong>NESİLDEN NESİLE AKTARIYORLAR</strong></p><p>Bu araştırma, bakterilerin fotoperiyodizme sahip olmasının, bu özelliğin evrimsel olarak çok daha erken bir dönemde gelişmiş olabileceğini düşündürüyor. Fotosentez yapan siyanobakterilerin en az 2 milyar yıldır var olduğu göz önüne alındığında, fotoperiyodizmin bu kadar eski ve basit organizmalarda evrimleşmiş olması, bu özelliğin sirkadiyen saatlerden önce evrimleştiğini düşündürüyor.  Prof. Carl Johnson, fotoperiyodizmin evrimi hakkında önemli ipuçları sunduğunu belirtiyor. Sirkadiyen ritimler, uyku düzeni ve hormon üretimi gibi süreçleri düzenleyen biyolojik saatlerdir. Johnson, bu bulguların, sirkadiyen ritimlerin evrimsel kökenlerine dair yeni bilgiler sunduğunu ifade etti.  Araştırmacılar, bakterilerin bu bilgiyi nasıl "nesillerine" aktardığını anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Bu keşif, biyolojik saatler ve mevsimsel uyumun evrimsel gelişimi hakkında yeni bir bakış açısı sunuyor. </p><p><strong>Fotoperiyodizm*</strong> bitkilerin gün ve gece uzunluğuna verdikleri biyolojik yanıta verilen isim. </p><p><strong>Sirkadiyen saat*</strong> bitkilerin, hayvanların, mantarların ve siyanobakterilerin 24 saatlik zaman içerisindeki biyokimyasal ve psikolojik davranışlarının bütünüdür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin, Ay’da &amp;quot;robotik üs&amp;quot; kurmaya hazırlanıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cin-ayda-robotik-us-kurmaya-hazirlaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cin-ayda-robotik-us-kurmaya-hazirlaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Çin, Ay üssü projelerini iki aşamada gerçekleştireceğini açıkladı. 2035’te Ay’ın güney kutbuna robotik üs kurulacak, 2050’ye kadar genişletilecek. Proje, ay yörüngesinde ve yüzeyinde keşif düğümleri içerecek. Bu iddialı proje iki aşamadan oluşmakta olup, ilk aşama yaklaşık 10 yıl sonra temel bir Ay üssünün tamamlanmasını hedefliyor.Çin, Ay üssü planlarının iki farklı aşamada hayata geçirileceğini ve nihayetinde Ay yüzeyinde ve yörüngede bir dizi düğüm oluşturulacağını açıkladı.Çin ve Rusya&#039;nın ortaklaşa yürüttüğü Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) için ilk yol haritası Haziran 2021&#039;de açıklanmıştı.AY ÜSSÜ İNŞA ETMEYİ PLANLIYORİki ülke, 2030&#039;dan 2035&#039;e kadar beş süper ağır kaldırma roketi fırlatarak temel, robotik bir ay üssü inşa etmeyi planladıklarını belirtti.Çin şimdi projede liderliği ele geçirdi ve 5 Eylül&#039;de Çin&#039;in Anhui eyaletinde düzenlenen ikinci Uluslararası Derin Uzay Keşif Konferansı&#039;nda ILRS için daha gelişmiş, iki aşamalı planları açıkladı.İLK AŞAMA 2035 YILINDAEtkinlikte medyaya konuşan Çin derin uzay keşif projesinin baş tasarımcısı Wu Yanhua&#039;ya göre, ilk aşama 2035 civarında Ay&#039;ın güney kutbuna yakın bir yerde tamamlanacak ve genişletilmiş bir model yaklaşık 2050 yılına kadar inşa edilecek.Çin, garip bir şekilde NASA uzay mekiği içeren ay üssü planlarının videosunu yayınlayarak, &quot;Ay yörünge istasyonunu merkezi merkez ve güney kutup istasyonunu ana üs olarak kullanan kapsamlı bir ay istasyonu ağı olacak ve ay ekvatorunda ve ayın uzak tarafında keşif düğümleri içerecek&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H_7vDACdBU-H8bGvLILEFQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çin, Ay’da, robotik, üs, kurmaya, hazırlanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H_7vDACdBU-H8bGvLILEFQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin, Ay’da " robotik kurmaya haz><p>Çin, Ay üssü projelerini iki aşamada gerçekleştireceğini açıkladı. 2035’te Ay’ın güney kutbuna robotik üs kurulacak, 2050’ye kadar genişletilecek. Proje, ay yörüngesinde ve yüzeyinde keşif düğümleri içerecek. Bu iddialı proje iki aşamadan oluşmakta olup, ilk aşama yaklaşık 10 yıl sonra temel bir Ay üssünün tamamlanmasını hedefliyor.</p><p>Çin, Ay üssü planlarının iki farklı aşamada hayata geçirileceğini ve nihayetinde Ay yüzeyinde ve yörüngede bir dizi düğüm oluşturulacağını açıkladı.</p><p>Çin ve Rusya'nın ortaklaşa yürüttüğü Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) için ilk yol haritası Haziran 2021'de açıklanmıştı.</p><p><strong>AY ÜSSÜ İNŞA ETMEYİ PLANLIYOR</strong></p><p>İki ülke, 2030'dan 2035'e kadar beş süper ağır kaldırma roketi fırlatarak temel, robotik bir ay üssü inşa etmeyi planladıklarını belirtti.</p><p>Çin şimdi projede liderliği ele geçirdi ve 5 Eylül'de Çin'in Anhui eyaletinde düzenlenen ikinci Uluslararası Derin Uzay Keşif Konferansı'nda ILRS için daha gelişmiş, iki aşamalı planları açıkladı.</p><p><strong>İLK AŞAMA 2035 YILINDA</strong></p><p>Etkinlikte medyaya konuşan Çin derin uzay keşif projesinin baş tasarımcısı Wu Yanhua'ya göre, ilk aşama 2035 civarında Ay'ın güney kutbuna yakın bir yerde tamamlanacak ve genişletilmiş bir model yaklaşık 2050 yılına kadar inşa edilecek.</p><p>Çin, garip bir şekilde NASA uzay mekiği içeren ay üssü planlarının videosunu yayınlayarak, "Ay yörünge istasyonunu merkezi merkez ve güney kutup istasyonunu ana üs olarak kullanan kapsamlı bir ay istasyonu ağı olacak ve ay ekvatorunda ve ayın uzak tarafında keşif düğümleri içerecek" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX&amp;apos;in ilk özel uzay yürüyüşü: Polaris Dawn mürettebatı uzaya fırlatıldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/spacexin-ilk-oezel-uzay-yuruyusu-polaris-dawn-murettebati-uzaya-firlatildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/spacexin-ilk-oezel-uzay-yuruyusu-polaris-dawn-murettebati-uzaya-firlatildi</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX&#039;in Polaris Dawn ekibi uzayda 5 gün boyunca 36 adet deney yapmak için NASA&#039;nın Kennedy Uzay Merkezi&#039;nden uzaya fırlatıldı. ABD&#039;li uzay ajansının Polaris Dawn görevi, şirketin yeni uzay giysilerini ve yeniden tasarlanmış uzay aracıyla ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi hedefliyor.Çok sayıda gecikmenin ardından SpaceX nihayet  Polaris Dawn görevinde dört kişilik bir mürettebatı uzaya başarıyla fırlattı.
Görev daha önce küçük bir helyum sızıntısı ve Falcon 9 ile ilgili  bir görev nedeniyle ABD düzenleyicileri nedeniyle ertelenmişti.Polaris Dawn, 1970&#039;lerde tamamlanan Apollo görevlerinden bu yana geçen 50 yılı aşkın sürede herhangi bir insanın Dünya&#039;dan daha uzağa seyahat ettiği ilk uzay yolculuğu olma özelliği taşıyor.
Polaris Dawn görevi, NASA&#039;nın Gemini 11 uzay aracının Eylül 1966&#039;da 1.370 kilometre olarak belirlediği Dünya&#039;nın ay dışı en yüksek yörüngesi rekorunu geride bırakmayı amaçlıyor.Dragon uzay aracı Dünya&#039;dan 1400 kilometreden  daha yüksek bir irtifaya ulaşmayı hedefliyor.
Uzay aracının yörüngesinin tepe noktası daha sonra 700 kilometreye indirilecek.
Ayrıca mürettebat gelecekteki görevlerde kullanılacak lazer tabanlı Starlink iletişimini test edecek ve uzun süreli uzay uçuşu görevleri sırasında insan sağlığı hakkında fikir vermeye yardımcı olacak araştırmalar yürütecek.Uzay yürüyüşüne katılacak iki mürettebat aynı zamanda daha fazla hareket kabiliyeti sunan ve önümüzdeki yıllarda Ay&#039;da yapılacak uzay yürüyüşlerinde kullanılabilecek yeni nesil uzay giysilerini de test edecek
Uzaydaki ikinci günde mürettebat uzay yürüyüşüne hazırlanacak ve SpaceX tarafından tasarlanan şık yeni ekstravehiküler aktivite giysilerini hazırlayacak.
Üçüncü gün ise uzay yürüyüşü denenecek.Görev beşinci gününde Florida kıyılarında Atlantik Okyanusu&#039;na ya da Meksika Körfezi&#039;ne inerek sona erecek ve burada bir gemi tarafından alınıp mürettebat karaya geri dönecek.Falcon 9&#039;un içinde ABD&#039;li girişimci ve milyarder 41 yaşındaki Jared Isaacman, emekli bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu olan Scott Poteet ve kıdemli SpaceX mühendisleri Anna Menon ve Sarah Gillis ile birlikte dört kişilik mürettebat bulunuyor.
Ekip yörüngede geçirecekleri beş gün boyunca Starlink lazer tabanlı iletişimin test edilmesi ve uzayın insan vücudu üzerindeki etkilerinin incelenmesi de dahil olmak üzere 36 deney gerçekleştirecek. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BW85wk_SKU2aIBEw5wRVBA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>SpaceXin, ilk, özel, uzay, yürüyüşü:, Polaris, Dawn, mürettebatı, uzaya, fırlatıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BW85wk_SKU2aIBEw5wRVBA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX'in ilk özel uzay yürüyüşü: Polaris Dawn mürettebatı uzaya fırlatıldı"><p>SpaceX'in Polaris Dawn ekibi uzayda 5 gün boyunca 36 adet deney yapmak için NASA'nın Kennedy Uzay Merkezi'nden uzaya fırlatıldı. ABD'li uzay ajansının Polaris Dawn görevi, şirketin yeni uzay giysilerini ve yeniden tasarlanmış uzay aracıyla ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi hedefliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kVDRQx7mjkaeTu9EMp4brg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çok sayıda gecikmenin ardından SpaceX nihayet  Polaris Dawn görevinde dört kişilik bir mürettebatı uzaya başarıyla fırlattı.
Görev daha önce küçük bir helyum sızıntısı ve Falcon 9 ile ilgili  bir görev nedeniyle ABD düzenleyicileri nedeniyle ertelenmişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_1p1M6mh6EKr46P1VO8_gQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Polaris Dawn, 1970'lerde tamamlanan Apollo görevlerinden bu yana geçen 50 yılı aşkın sürede herhangi bir insanın Dünya'dan daha uzağa seyahat ettiği ilk uzay yolculuğu olma özelliği taşıyor.
Polaris Dawn görevi, NASA'nın Gemini 11 uzay aracının Eylül 1966'da 1.370 kilometre olarak belirlediği Dünya'nın ay dışı en yüksek yörüngesi rekorunu geride bırakmayı amaçlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kra8Znv710uIOzbf9dq4RA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dragon uzay aracı Dünya'dan 1400 kilometreden  daha yüksek bir irtifaya ulaşmayı hedefliyor.
Uzay aracının yörüngesinin tepe noktası daha sonra 700 kilometreye indirilecek.
Ayrıca mürettebat gelecekteki görevlerde kullanılacak lazer tabanlı Starlink iletişimini test edecek ve uzun süreli uzay uçuşu görevleri sırasında insan sağlığı hakkında fikir vermeye yardımcı olacak araştırmalar yürütecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-dcBzIN7C0eRhMEvYcZyGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzay yürüyüşüne katılacak iki mürettebat aynı zamanda daha fazla hareket kabiliyeti sunan ve önümüzdeki yıllarda Ay'da yapılacak uzay yürüyüşlerinde kullanılabilecek yeni nesil uzay giysilerini de test edecek
Uzaydaki ikinci günde mürettebat uzay yürüyüşüne hazırlanacak ve SpaceX tarafından tasarlanan şık yeni ekstravehiküler aktivite giysilerini hazırlayacak.
Üçüncü gün ise uzay yürüyüşü denenecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LdQvo3HM_UuS7qdF-sAKPQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Görev beşinci gününde Florida kıyılarında Atlantik Okyanusu'na ya da Meksika Körfezi'ne inerek sona erecek ve burada bir gemi tarafından alınıp mürettebat karaya geri dönecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JtGfkmBVgkSyOKE1KagB1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Falcon 9'un içinde ABD'li girişimci ve milyarder 41 yaşındaki Jared Isaacman, emekli bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu olan Scott Poteet ve kıdemli SpaceX mühendisleri Anna Menon ve Sarah Gillis ile birlikte dört kişilik mürettebat bulunuyor.
Ekip yörüngede geçirecekleri beş gün boyunca Starlink lazer tabanlı iletişimin test edilmesi ve uzayın insan vücudu üzerindeki etkilerinin incelenmesi de dahil olmak üzere 36 deney gerçekleştirecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n8X0OhPeEUOQhZR13f_3dQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sıcak hava köpek balıklarını da etkiledi: Yıpranan bölgeleri terk ediyorlar, 16 ay dönmüyorlar!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sicak-hava-koepek-baliklarini-da-etkiledi-yipranan-boelgeleri-terk-ediyorlar-16-ay-doenmuyorlar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sicak-hava-koepek-baliklarini-da-etkiledi-yipranan-boelgeleri-terk-ediyorlar-16-ay-doenmuyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Yeni yapılan bir araştırmaya göre, resif köpek balıkları ısınan okyanuslarla birlikte yıpranan mercan resiflerini terk ediyor.İngiltere, ABD ve Avustralya&#039;dan araştırmacılar, okyanuslar ısındıkça resif köpek balıklarının yıpranan mercan resiflerini terk ettiğini belirledi.  Araştırmacılar, Hint Okyanusu&#039;nun merkezi kesimlerinde mercan resiflerinde yaşayan 120&#039;yi aşkın gri resif köpekbalığına takip cihazı takarak 2013-2020 döneminde inceledi.  Uydu verilerini de göz önünde bulunduran araştırmacılar, mercan resiflerinin, El Nino gibi sıcak hava olayları nedeniyle yıpranmasının, resiflerde yaşayan köpek balıklarının bu bölgelerde daha az zaman geçirmesine yol açtığını tespit etti.DAHA DERİN VE SERİN SULAR TERCİH EDİYORLAR  Araştırmacılar, resif köpek balıklarının, bu yıpranmalar nedeniyle yaklaşık 16 ay resiflere dönemediğini ve daha derin ve serin sulara gitmeyi tercih ettiğini belirtti.  Köpek balıklarının yıpranmayan, daha sağlıklı resiflerde daha çok vakit geçirdiğini ifade eden araştırmacılar, resiflerin insan kaynaklı zararlardan korunmasının, köpek balıklarının yaşam alanlarında kalabilmesinde etkili olabileceğini kaydetti.  Araştırmacılar, köpek balıklarının yıpranma nedeniyle bölgeden ayrılmasının, avcılık davranışlarında ve mercan resiflerinin yanı sıra bu hayvanların korunmasında etkili olabileceğine işaret etti.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HE5DBrG6L0WTiLfSYF0oLQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sıcak, hava, köpek, balıklarını, etkiledi:, Yıpranan, bölgeleri, terk, ediyorlar, dönmüyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HE5DBrG6L0WTiLfSYF0oLQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sıcak hava köpek balıklarını da etkiledi: Yıpranan bölgeleri terk ediyorlar, 16 ay dönmüyorlar!"><p>Yeni yapılan bir araştırmaya göre, resif köpek balıkları ısınan okyanuslarla birlikte yıpranan mercan resiflerini terk ediyor.</p><p>İngiltere, ABD ve Avustralya'dan araştırmacılar, okyanuslar ısındıkça resif köpek balıklarının yıpranan mercan resiflerini terk ettiğini belirledi.  Araştırmacılar, Hint Okyanusu'nun merkezi kesimlerinde mercan resiflerinde yaşayan 120'yi aşkın gri resif köpekbalığına takip cihazı takarak 2013-2020 döneminde inceledi.  Uydu verilerini de göz önünde bulunduran araştırmacılar, mercan resiflerinin, El Nino gibi sıcak hava olayları nedeniyle yıpranmasının, resiflerde yaşayan köpek balıklarının bu bölgelerde daha az zaman geçirmesine yol açtığını tespit etti.</p><p><strong>DAHA DERİN VE SERİN SULAR TERCİH EDİYORLAR</strong>  Araştırmacılar, resif köpek balıklarının, bu yıpranmalar nedeniyle yaklaşık 16 ay resiflere dönemediğini ve daha derin ve serin sulara gitmeyi tercih ettiğini belirtti.  Köpek balıklarının yıpranmayan, daha sağlıklı resiflerde daha çok vakit geçirdiğini ifade eden araştırmacılar, resiflerin insan kaynaklı zararlardan korunmasının, köpek balıklarının yaşam alanlarında kalabilmesinde etkili olabileceğini kaydetti.  Araştırmacılar, köpek balıklarının yıpranma nedeniyle bölgeden ayrılmasının, avcılık davranışlarında ve mercan resiflerinin yanı sıra bu hayvanların korunmasında etkili olabileceğine işaret etti. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX&amp;apos;in Mars hedefi: Starship roketi test için FCC onayı aldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/spacexin-mars-hedefi-starship-roketi-test-icin-fcc-onayi-aldi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/spacexin-mars-hedefi-starship-roketi-test-icin-fcc-onayi-aldi</guid>
<description><![CDATA[ Elon Musk&#039;ın sahibi olduğu SpaceX, Starship roketini 5. kez test etmek için Federal İletişim Komisyonu&#039;ndan (FCC) onay aldı. Federal Havacılık İdaresi&#039;nden (FAA) ise onay bekleyen ABD&#039;li uzay ajansının, uçuş sırasında roketin Super Heavy güçlendirici ile iletişim kurma yeteneklerini artırmak istediği kaydedildi.SpaceX, Teksas&#039;tan gerçekleştireceği 5. uçuş sırasında Starship roketiyle iletişim kurmak için FCC&#039;den onay aldı.FCC, SpaceX&#039;in Super Heavy güçlendiricisiyle iletişim kurmak için hafta sonu yaptığı başvuruyu onayladı ve SpaceX, ilk kez fırlatma kulesi kollarıyla bir güçlendirici yakalamayı deneyeceği test uçuşu öncesinde Starship güçlendiricisiyle iletişim yeteneklerini arttırdı.FEDERAL HAVACILIK İDARESİ&#039;NİN ONAYI BEKLENİYORSpaceX, Starship test uçuşu için Federal Havacılık İdaresi&#039;nin (FAA) lisans onayını henüz almadı.Firma FAA&#039;yı beklerken, uçuş öncesi önemli hazırlıkların bir parçası olarak Teksas&#039;ta fırlatma kulesi kollarını test etmekle meşgul.STARSHIP ROKETİ NEDEN TEST EDİLİYOR?Yeniden tasarlanan Starship roketi, Elon Musk&#039;ın Mars&#039;ı kolonileştirme ve Kızıl Gezegen&#039;de yaşam koşullarını sağlama planlarında önemli rol oynuyor. SpaceX&#039;in FAA&#039;ya yaptığı Starship Flight 5 test başvurusuna göre, firma uçuş sırasında Super Heavy güçlendirici ile iletişim kurma yeteneklerini artırmak istedi.Uzay ajansının FAA&#039;nın onayını beklerken fırlatma kulesi kollarını test etmeye devam ettiği kaydedildi.Yerel medyadan alınan görüntülerde hafta sonu boyunca hem fırlatma kulesi kollarının hem de hızlı bağlantı kesme kollarının test edildiği görüldü.KULE KOLLARI VE BAĞLANTI KESME KOLLARI NE İŞE YARIYOR?Starship&#039;in fırlatılmasında kule kolları ikinci aşama roketi birinci aşama güçlendiricinin üzerine yerleştirirken, hızlı bağlantı kesme kolları rokete güvenli bir şekilde yakıt doldurmaktan ve ardından kalkış sırasında bağlantıyı kesmekten sorumludur.Kule yakalama SpaceX&#039;in Starship profilinin çok önemli bir bileşenidir.Bunun nedeni roketin geri dönüş süresini kısaltması ve SpaceX&#039;in başka bir fırlatmaya hazırlamadan önce araç üzerinde doğrudan sahada çalışmasına olanak sağlamasıdır.DÖRDÜNCÜ TEST UÇUŞU BAŞARILIYDI Haziran ayındaki dördüncü Starship test uçuşunda hem gemi hem de güçlendirici ilk kez suya yumuşak bir şekilde inmeyi başarmıştı.O zamandan bu yana SpaceX, Starship testlerine kademeli olarak karmaşıklık katmaya hazırlanırken ikinci aşama geminin ısı kalkanını ve motorlarını yükseltmişti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FW--1Xd0ekW0fPH8r2ZRhA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>SpaceXin, Mars, hedefi:, Starship, roketi, test, için, FCC, onayı, aldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FW--1Xd0ekW0fPH8r2ZRhA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX'in Mars hedefi: Starship roketi test için FCC onayı aldı"><p>Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX, Starship roketini 5. kez test etmek için Federal İletişim Komisyonu'ndan (FCC) onay aldı. Federal Havacılık İdaresi'nden (FAA) ise onay bekleyen ABD'li uzay ajansının, uçuş sırasında roketin Super Heavy güçlendirici ile iletişim kurma yeteneklerini artırmak istediği kaydedildi.</p><p>SpaceX, Teksas'tan gerçekleştireceği 5. uçuş sırasında Starship roketiyle iletişim kurmak için FCC'den onay aldı.</p><p>FCC, SpaceX'in Super Heavy güçlendiricisiyle iletişim kurmak için hafta sonu yaptığı başvuruyu onayladı ve SpaceX, ilk kez fırlatma kulesi kollarıyla bir güçlendirici yakalamayı deneyeceği test uçuşu öncesinde Starship güçlendiricisiyle iletişim yeteneklerini arttırdı.</p><p><strong>FEDERAL HAVACILIK İDARESİ'NİN ONAYI BEKLENİYOR</strong></p><p>SpaceX, Starship test uçuşu için Federal Havacılık İdaresi'nin (FAA) lisans onayını henüz almadı.</p><p>Firma FAA'yı beklerken, uçuş öncesi önemli hazırlıkların bir parçası olarak Teksas'ta fırlatma kulesi kollarını test etmekle meşgul.</p><p><strong>STARSHIP ROKETİ NEDEN TEST EDİLİYOR?</strong></p><p>Yeniden tasarlanan Starship roketi, Elon Musk'ın Mars'ı kolonileştirme ve Kızıl Gezegen'de yaşam koşullarını sağlama planlarında önemli rol oynuyor. </p><p>SpaceX'in FAA'ya yaptığı Starship Flight 5 test başvurusuna göre, firma uçuş sırasında Super Heavy güçlendirici ile iletişim kurma yeteneklerini artırmak istedi.</p><p>Uzay ajansının FAA'nın onayını beklerken fırlatma kulesi kollarını test etmeye devam ettiği kaydedildi.</p><p>Yerel medyadan alınan görüntülerde hafta sonu boyunca hem fırlatma kulesi kollarının hem de hızlı bağlantı kesme kollarının test edildiği görüldü.</p><p><strong>KULE KOLLARI VE BAĞLANTI KESME KOLLARI NE İŞE YARIYOR?</strong></p><p>Starship'in fırlatılmasında kule kolları ikinci aşama roketi birinci aşama güçlendiricinin üzerine yerleştirirken, hızlı bağlantı kesme kolları rokete güvenli bir şekilde yakıt doldurmaktan ve ardından kalkış sırasında bağlantıyı kesmekten sorumludur.</p><p>Kule yakalama SpaceX'in Starship profilinin çok önemli bir bileşenidir.</p><p>Bunun nedeni roketin geri dönüş süresini kısaltması ve SpaceX'in başka bir fırlatmaya hazırlamadan önce araç üzerinde doğrudan sahada çalışmasına olanak sağlamasıdır.</p><p><strong>DÖRDÜNCÜ TEST UÇUŞU BAŞARILIYDI </strong></p><p>Haziran ayındaki dördüncü Starship test uçuşunda hem gemi hem de güçlendirici ilk kez suya yumuşak bir şekilde inmeyi başarmıştı.</p><p>O zamandan bu yana SpaceX, Starship testlerine kademeli olarak karmaşıklık katmaya hazırlanırken ikinci aşama geminin ısı kalkanını ve motorlarını yükseltmişti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Metan emisyonlarında insan etkisi: Her yıl 60 milyon ton artış</title>
<link>https://trafikdernegi.com/metan-emisyonlarinda-insan-etkisi-her-yil-60-milyon-ton-artis</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/metan-emisyonlarinda-insan-etkisi-her-yil-60-milyon-ton-artis</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir araştırmaya göre, dünya genelindeki metan salınımının neredeyse üçte ikisi insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Küresel Karbon Projesi tarafından yürütülen çalışmada, tarım, fosil yakıt kullanımı ve atık yönetiminin metan emisyonları üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alındı.Bilim insanları, dünyadaki metan salınımının neredeyse üçte ikisinin insan faaliyetlerinden kaynaklandığını saptadı.  Küresel Karbon Projesi kapsamında hazırlanan ve 66 araştırma merkezinin çalışmalarının katkılarıyla yapıldığı araştırmada, dünya genelindeki karbon salınımının nedenleri ve etkileri incelendi.  Araştırmada, pek çok ülkenin sera gazı salınımlarını azaltma önlemlerine rağmen metan salınımının hızla artmaya devam ettiği belirlendi.  Besicilik, kömür madenciliği, doğal gaz çıkarımı ve işlenmesi, pirinç yetiştiriciliği ve organik atıkların çöp sahasına boşaltılması gibi insan faaliyetlerinin atmosfere salınan metan salınımının yüzde 65&#039;ine neden olduğu görüldü.  Araştırmada, fosil yakıt kullanımının azalması ve atmosferin metanı yok etme kapasitesindeki kimyasal değişiklikler nedeniyle 2000&#039;li yılların başlarından ortalarına kadar metan emisyonlarının düşüş eğilimi gösterdiği vurgulandı.  HER YIL 60 MİLYON ARTIŞ GÖRÜLÜYOR   Dünya genelinde son yirmi yılda ise insan faaliyetlerinden kaynaklanan metan emisyonlarının yüzde 15-20&#039;lik bir artış gösterdiği dile getirilen araştırmada, metan gazı salınımının yılda 50-60 milyon ton arttığına işaret edildi.  Araştırmada, ayrıca metanın emisyonunun 2020&#039;li yılların başından bu yana çok daha hızlı yayılmaya başladığı ve söz konusu artışın daha önce gözlemlenenlere kıyasla çok daha yüksek olduğu gözler önüne serildi.  Sadece 2020 yılında 370 ila 384 milyon ton arası metan gazının insan faaliyetleri nedeniyle atmosfere salındığı araştırmaya konu oldu.  Öte yandan, fosil yakıtlar nedeniyle atmosfere salınan metan emisyonlarının, besicilikten kaynaklanan metan gazı ile kıyaslanabilecek boyuta geldiğine işaret edilen araştırmada, tarım faaliyetleri ve çöp sahaları nedeniyle salınan metan gazının ise fosil yakıtlardan yayılandan yaklaşık iki kat fazla olduğuna dikkat çekildi.  Araştırma, &quot;Environmental Research Letters&quot; dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pVXs8msYUEGP-fRkdxCGxw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Metan, emisyonlarında, insan, etkisi:, Her, yıl, milyon, ton, artış</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pVXs8msYUEGP-fRkdxCGxw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Metan emisyonlarında insan etkisi: Her yıl 60 milyon ton artış"><p>Yeni bir araştırmaya göre, dünya genelindeki metan salınımının neredeyse üçte ikisi insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Küresel Karbon Projesi tarafından yürütülen çalışmada, tarım, fosil yakıt kullanımı ve atık yönetiminin metan emisyonları üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alındı.</p>Bilim insanları, dünyadaki metan salınımının neredeyse üçte ikisinin insan faaliyetlerinden kaynaklandığını saptadı.  Küresel Karbon Projesi kapsamında hazırlanan ve 66 araştırma merkezinin çalışmalarının katkılarıyla yapıldığı araştırmada, dünya genelindeki karbon salınımının nedenleri ve etkileri incelendi.  Araştırmada, pek çok ülkenin sera gazı salınımlarını azaltma önlemlerine rağmen metan salınımının hızla artmaya devam ettiği belirlendi.  Besicilik, kömür madenciliği, doğal gaz çıkarımı ve işlenmesi, pirinç yetiştiriciliği ve organik atıkların çöp sahasına boşaltılması gibi insan faaliyetlerinin atmosfere salınan metan salınımının yüzde 65'ine neden olduğu görüldü.  Araştırmada, fosil yakıt kullanımının azalması ve atmosferin metanı yok etme kapasitesindeki kimyasal değişiklikler nedeniyle 2000'li yılların başlarından ortalarına kadar metan emisyonlarının düşüş eğilimi gösterdiği vurgulandı.  <strong>HER YIL 60 MİLYON ARTIŞ GÖRÜLÜYOR </strong>  Dünya genelinde son yirmi yılda ise insan faaliyetlerinden kaynaklanan metan emisyonlarının yüzde 15-20'lik bir artış gösterdiği dile getirilen araştırmada, metan gazı salınımının yılda 50-60 milyon ton arttığına işaret edildi.  Araştırmada, ayrıca metanın emisyonunun 2020'li yılların başından bu yana çok daha hızlı yayılmaya başladığı ve söz konusu artışın daha önce gözlemlenenlere kıyasla çok daha yüksek olduğu gözler önüne serildi.  Sadece 2020 yılında 370 ila 384 milyon ton arası metan gazının insan faaliyetleri nedeniyle atmosfere salındığı araştırmaya konu oldu.  Öte yandan, fosil yakıtlar nedeniyle atmosfere salınan metan emisyonlarının, besicilikten kaynaklanan metan gazı ile kıyaslanabilecek boyuta geldiğine işaret edilen araştırmada, tarım faaliyetleri ve çöp sahaları nedeniyle salınan metan gazının ise fosil yakıtlardan yayılandan yaklaşık iki kat fazla olduğuna dikkat çekildi.  Araştırma, "Environmental Research Letters" dergisinde yayımlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mars&amp;apos;ın gülen yüzü: Geçmiş yaşam izlerini barındırıyor olabilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marsin-gulen-yuzu-gecmis-yasam-izlerini-barindiriyor-olabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marsin-gulen-yuzu-gecmis-yasam-izlerini-barindiriyor-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Mars&#039;ta &quot;gülen yüz&quot; şeklindeki tuz birikintisinin, gezegenin milyarlarca yıl önceki yaşanabilir bölgelerine dair ipuçları barındırabileceğini düşünüyor. Bu keşif, Mars&#039;ta geçmiş yaşam izlerini ortaya çıkarabilir.Mars&#039;taki &quot;gülen yüz&quot; şeklindeki bir tuz birikintisi, Kızıl Gezegen&#039;in en kalıcı sırrının ipuçlarını gizleyebileceğine inanan bilim insanları arasında merak uyandırdı.Milyarlarca yıl önce Mars, yıkıcı bir küresel donma sırasında yok olan büyük göller ve nehirlerle doluydu.Şimdi ise araştırmacılar, gülümseyen surat ifadesine benzeyen bu tuz birikintisinin dayanıklı mikropları barındırıyor olabileceğini öne sürüyor.Kızıl Gezegen&#039;de yaşam belirtilerini ortaya çıkarmaya çalışan Avrupa Uzay Ajansı&#039;nın ExoMars Trace Gas Orbiter adlı Mars uydusu, Mars&#039;ın kurak yüzeyindeki klorür tuzu birikintilerinin çarpıcı görüntülerini yakaladı.Bilim insanları bu tuz birikintilerini inceleyerek gezegenin geçmişteki iklimi, jeolojisi ve potansiyel yaşanabilirliği hakkında ipuçlarını ortaya çıkarabilirler.Eski su kütlelerinin kalıntıları olan bu birikintiler, milyarlarca yıl öncesine ait yaşanabilir bölgelere işaret ediyor olabilir.Yaklaşık bin potansiyel alanın keşfi, Mars&#039;ın iklimi ve geçmiş yaşam potansiyeli hakkında yeni bilgiler sunuyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8CZOe2WyN0G8xSdg9g4n3Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marsın, gülen, yüzü:, Geçmiş, yaşam, izlerini, barındırıyor, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8CZOe2WyN0G8xSdg9g4n3Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Mars'ın gülen yüzü: Geçmiş yaşam izlerini barındırıyor olabilir"><p>Bilim insanları, Mars'ta "gülen yüz" şeklindeki tuz birikintisinin, gezegenin milyarlarca yıl önceki yaşanabilir bölgelerine dair ipuçları barındırabileceğini düşünüyor. Bu keşif, Mars'ta geçmiş yaşam izlerini ortaya çıkarabilir.</p><p>Mars'taki "gülen yüz" şeklindeki bir tuz birikintisi, Kızıl Gezegen'in en kalıcı sırrının ipuçlarını gizleyebileceğine inanan bilim insanları arasında merak uyandırdı.</p><p>Milyarlarca yıl önce Mars, yıkıcı bir küresel donma sırasında yok olan büyük göller ve nehirlerle doluydu.</p><p>Şimdi ise araştırmacılar, gülümseyen surat ifadesine benzeyen bu tuz birikintisinin dayanıklı mikropları barındırıyor olabileceğini öne sürüyor.</p><p>Kızıl Gezegen'de yaşam belirtilerini ortaya çıkarmaya çalışan Avrupa Uzay Ajansı'nın ExoMars Trace Gas Orbiter adlı Mars uydusu, Mars'ın kurak yüzeyindeki klorür tuzu birikintilerinin çarpıcı görüntülerini yakaladı.</p><p>Bilim insanları bu tuz birikintilerini inceleyerek gezegenin geçmişteki iklimi, jeolojisi ve potansiyel yaşanabilirliği hakkında ipuçlarını ortaya çıkarabilirler.</p><p>Eski su kütlelerinin kalıntıları olan bu birikintiler, milyarlarca yıl öncesine ait yaşanabilir bölgelere işaret ediyor olabilir.</p><p>Yaklaşık bin potansiyel alanın keşfi, Mars'ın iklimi ve geçmiş yaşam potansiyeli hakkında yeni bilgiler sunuyor. </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pEWJo6sks0-hLGLFWzgjtQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzaylılar tarafından gönderildiği düşünülüyordu: Wow sinyalinin sırrı 47 yıl sonra ortaya çıktı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/uzaylilar-tarafindan-goenderildigi-dusunuluyordu-wow-sinyalinin-sirri-47-yil-sonra-ortaya-cikti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/uzaylilar-tarafindan-goenderildigi-dusunuluyordu-wow-sinyalinin-sirri-47-yil-sonra-ortaya-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir araştırmaya göre, uzaylıların gönderdiğine inanılan “wow sinayali&quot;nin kaynağı, oldukça nadir görülen kozmik bir olayın sonucu olabilir.1977 yılında Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, daha çok SETI adıyla bilinen (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Formu Araştırma Merkezi) projesini başlattı.
Projenin start almasından 6 yıl sonra Dr. Jerry R. Ehman, hakkında onlarca teorinin ortaya atıldığı sinyalleri saptadı ve bu haber bilim dünyasının en büyük gizemlerinden birisi olarak tarihe geçti.Uzaydan gelen sinaylleri incelemeye başlayan Dr. Ehman önündeki veriler içerisindeki &quot;6EQUJ5&quot; karakterlerini daire içine alıp hemen yanına da &quot;Wow!&quot; Notunu düştü. Bu not ilerleyen günlerde sinyallerin adı oldu.Yeni araştırmaya göre, astronominin en büyük bilmecelerinden biri daha da ilginç hale gelmiş olabilir.
“Uzaylı yayını” olarak da adlandırılan ve sadece 72 saniye süren gizemli sinyalin oldukça nadir görülen kozmik bir olayın sonucu olabileceğini öne sürüldü.Astronom Jerry Ehman&#039;ın teleskop verilerinin bir çıktısı üzerine karaladığı kuşkulu ifadenin ardından “Wow! sinyali” olarak bilinen gizemli yayın, Ağustos 1977&#039;de dünya dışı zeka belirtilerine yönelik rutin bir tarama sırasında Ohio Eyalet Üniversitesi&#039;nin Big Ear radyo teleskobu tarafından tespit edildi.Big Ear, o gece 1 dakika 12 saniye boyunca Yay takımyıldızı yakınlarından gelen, derin uzayın arka plan uğultusundan 30 kat daha güçlü ve 1.420 megahertz gibi son derece spesifik bir frekansta iletilen radyo dalgaları kaydetti.Evrende en bol bulunan element olan hidrojenin doğal olarak bu frekansta radyo dalgaları yayması, bazı gökbilimcilerin uzaylıların Dünya ile iletişim kurmak için  bu frekansı tercih edeceklerini düşünmelerine yol açtı.Ancak, Wow! sinyaline benzer bir sinyal daha sonra  hiç tespit edilemedi ve bilinen hiçbir doğal olay bunu ikna edici bir şekilde açıklayamadı; ta ki şimdiye kadar.Porto Riko Üniversitesi&#039;ndeki Gezegensel Yaşanabilirlik Laboratuvarı&#039;nın yöneticisi ve gezegensel astrobiyolog Abel Méndez&#039;e göre, gizemli Wow! sinyali aslında bir yıldızlararası hidrojen gazı bulutuna çarpan son derece yoğun bir parlamanın tesadüfi tespiti olabilir.Méndez ve ekibi, faaliyette olmayan Arecibo Gözlemevi&#039;nden Şubat-Mayıs 2020 arasında kaydedilen sekiz Wow! benzeri sinyal keşfetti. Bu sinyaller, 1.420 megahertz frekansında ve iki ila üç dakika süren dar bantlı radyo emisyonlarıydı. Araştırmacılar, bu sinyallerin doğal kökenli olduğunu ve evrende yaygın olan hidrojen bulutlarından kaynaklandığını öne sürdüler.Méndez, bu sinyallerin orijinal Wow! sinyalinden 50-100 kat daha zayıf olduğunu, çünkü bir magnetar tarafından aydınlatılmadıklarını belirtti. Teoriye göre, uzak bir magnetarın yaydığı radyasyon, hidrojen bulutlarını parlatabilecek kadar güçlü olabilir.Ancak bazı gökbilimciler bu hipotezi şüpheyle karşılıyor. Hidrojen gazından 1.420 megahertz frekansta parlak radyo dalgalarının teorik olarak mümkün olsa da, böyle bir gözlem yapılmamış. Ayrıca, Big Ear&#039;ın belirli bir hidrojen bulutuna bakması ve radyasyonun bu frekansta olması gerektiği gibi çoklu tesadüflerin gerçekleşmesi gerekiyor.Gelecek çalışmalar, bu sinyallerin kaynağını belirlemek için yüksek çözünürlüklü gökyüzü haritaları gerektirecek. Méndez, hidrojen bulutlarının parlaklıklarındaki değişikliklerin, Wow! sinyalinin ve benzerlerinin kökenini anlamak için önemli olacağını belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UT72GF3DX0a7JPbXM0q8zQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Uzaylılar, tarafından, gönderildiği, düşünülüyordu:, Wow, sinyalinin, sırrı, yıl, sonra, ortaya, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UT72GF3DX0a7JPbXM0q8zQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzaylılar tarafından gönderildiği düşünülüyordu: Wow sinyalinin sırrı 47 yıl sonra ortaya çıktı!"><p>Yeni bir araştırmaya göre, uzaylıların gönderdiğine inanılan “wow sinayali"nin kaynağı, oldukça nadir görülen kozmik bir olayın sonucu olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qeb9lC1ylEeS64-_za2boQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>1977 yılında Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, daha çok SETI adıyla bilinen (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Formu Araştırma Merkezi) projesini başlattı.
Projenin start almasından 6 yıl sonra Dr. Jerry R. Ehman, hakkında onlarca teorinin ortaya atıldığı sinyalleri saptadı ve bu haber bilim dünyasının en büyük gizemlerinden birisi olarak tarihe geçti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JjowupjSx0-_bdzMp1RJIw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzaydan gelen sinaylleri incelemeye başlayan Dr. Ehman önündeki veriler içerisindeki "6EQUJ5" karakterlerini daire içine alıp hemen yanına da "Wow!" Notunu düştü. Bu not ilerleyen günlerde sinyallerin adı oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HUxs1WFEG0aq2fVrU24zng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeni araştırmaya göre, astronominin en büyük bilmecelerinden biri daha da ilginç hale gelmiş olabilir.
“Uzaylı yayını” olarak da adlandırılan ve sadece 72 saniye süren gizemli sinyalin oldukça nadir görülen kozmik bir olayın sonucu olabileceğini öne sürüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zE6ZK60yc0WeJ5Whv4qY3A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Astronom Jerry Ehman'ın teleskop verilerinin bir çıktısı üzerine karaladığı kuşkulu ifadenin ardından “Wow! sinyali” olarak bilinen gizemli yayın, Ağustos 1977'de dünya dışı zeka belirtilerine yönelik rutin bir tarama sırasında Ohio Eyalet Üniversitesi'nin Big Ear radyo teleskobu tarafından tespit edildi.Big Ear, o gece 1 dakika 12 saniye boyunca Yay takımyıldızı yakınlarından gelen, derin uzayın arka plan uğultusundan 30 kat daha güçlü ve 1.420 megahertz gibi son derece spesifik bir frekansta iletilen radyo dalgaları kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y6K1pRztL06fX1vShIwxcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Evrende en bol bulunan element olan hidrojenin doğal olarak bu frekansta radyo dalgaları yayması, bazı gökbilimcilerin uzaylıların Dünya ile iletişim kurmak için  bu frekansı tercih edeceklerini düşünmelerine yol açtı.Ancak, Wow! sinyaline benzer bir sinyal daha sonra  hiç tespit edilemedi ve bilinen hiçbir doğal olay bunu ikna edici bir şekilde açıklayamadı; ta ki şimdiye kadar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u0noRB3mS0KhRU7wJilBdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Porto Riko Üniversitesi'ndeki Gezegensel Yaşanabilirlik Laboratuvarı'nın yöneticisi ve gezegensel astrobiyolog Abel Méndez'e göre, gizemli Wow! sinyali aslında bir yıldızlararası hidrojen gazı bulutuna çarpan son derece yoğun bir parlamanın tesadüfi tespiti olabilir.Méndez ve ekibi, faaliyette olmayan Arecibo Gözlemevi'nden Şubat-Mayıs 2020 arasında kaydedilen sekiz Wow! benzeri sinyal keşfetti. Bu sinyaller, 1.420 megahertz frekansında ve iki ila üç dakika süren dar bantlı radyo emisyonlarıydı. Araştırmacılar, bu sinyallerin doğal kökenli olduğunu ve evrende yaygın olan hidrojen bulutlarından kaynaklandığını öne sürdüler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-yV_eplbD0a9kL5zqXvSbg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Méndez, bu sinyallerin orijinal Wow! sinyalinden 50-100 kat daha zayıf olduğunu, çünkü bir magnetar tarafından aydınlatılmadıklarını belirtti. Teoriye göre, uzak bir magnetarın yaydığı radyasyon, hidrojen bulutlarını parlatabilecek kadar güçlü olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8HCJ0-aVBEOaJPcQWv8IAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak bazı gökbilimciler bu hipotezi şüpheyle karşılıyor. Hidrojen gazından 1.420 megahertz frekansta parlak radyo dalgalarının teorik olarak mümkün olsa da, böyle bir gözlem yapılmamış. Ayrıca, Big Ear'ın belirli bir hidrojen bulutuna bakması ve radyasyonun bu frekansta olması gerektiği gibi çoklu tesadüflerin gerçekleşmesi gerekiyor.Gelecek çalışmalar, bu sinyallerin kaynağını belirlemek için yüksek çözünürlüklü gökyüzü haritaları gerektirecek. Méndez, hidrojen bulutlarının parlaklıklarındaki değişikliklerin, Wow! sinyalinin ve benzerlerinin kökenini anlamak için önemli olacağını belirtti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX&amp;apos;in ilk özel uzay yürüyüşü: Potansiyel ölüm riskleri neler?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/spacexin-ilk-oezel-uzay-yuruyusu-potansiyel-oelum-riskleri-neler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/spacexin-ilk-oezel-uzay-yuruyusu-potansiyel-oelum-riskleri-neler</guid>
<description><![CDATA[ Elon Musk&#039;ın sahibi olduğu SpaceX çok sayıda gecikmenin ardından, tarihin ilk sivil uzay yürüyüşünü de kapsayan &quot;Polaris Dawn&quot; misyonu dün başladı. Tarihte ilk kez iki sivil astronot, ticari bir uzay aracından uzay yürüyüşü yapacak. Ancak uzay uçuşu güvenliği uzmanları, mürettebatın radyasyona maruz kalma ve yaşamı tehdit eden hastalıklara yol açabilecek ani basınç değişiklikleri nedeniyle potansiyel olarak ölümcül risklerle karşı karşıya olduğu konusunda uyardı. Uzay görevinde insanlığı neler bekliyor ve nasıl takip edilecek, Potansiyel riskler neler?SpaceX&#039;in Polaris Dawn ekibi uzayda 5 gün boyunca 36 adet deney yapmak için NASA&#039;nın Kennedy Uzay Merkezi&#039;nden uzaya fırlatıldı.
Falcon 9&#039;un içinde ABD&#039;li girişimci ve milyarder 41 yaşındaki Jared Isaacman, emekli bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu olan Scott Poteet ve kıdemli SpaceX mühendisleri Anna Menon ve Sarah Gillis ile birlikte dört kişilik mürettebat bulunuyor.Bu misyonla birlikte tarihte ilk kez iki sivil astronot ticari bir uzay aracından uzay yürüyüşü gerçekleştirecek. SpaceX&#039;in Polaris Dawn görevi, dört özel astronotu 1960&#039;lar ve 1970&#039;lerdeki Apollo görevlerinden bu yana insanlığın gittiğinden daha uzağa taşıyacak olan &quot;türünün ilk örneği&quot; bir görev.Uzaydaki ikinci günde mürettebat uzay yürüyüşüne hazırlanacak ve SpaceX tarafından tasarlanan yeni ekstravehiküler aktivite giysilerini hazırlayacak.Üçüncü gün ise uzay yürüyüşü denenecek.Ancak uzay uçuşu güvenliği uzmanları, mürettebatın radyasyona maruz kalma ve basınçtaki hızlı değişimlerin hayati tehlikeye yol açabileceği konusunda potansiyel olarak ölümcül risklerle karşı karşıya olduğu konusunda uyardılar.Dahası, kapsülün bir hava kilidi yok ve ekip uzayda hiç test edilmemiş uzay giysileri giyecek.Misyon kapsamında kullanılacak kapsülde bir hava kilidinin bulunmaması, ekibin uzayda test edilmemiş giysiler giyecek olması, güvenlik endişelerini artırıyor. Uzay yürüyüşü sırasında, uzay aracının basıncının düşürülmesi ve ardından geri dönüşte normal basınca geri dönülmesi gerektiği vurgulandı.Ancak, bu sistemlerin düzgün çalışmaması durumunda, astronotların uzay giysileriyle geri dönmeleri gerekecek ve bu, daha önce yapılmamış bir uygulama olacak.
Uzay yürüyüşü sonrası, giysilerdeki beş poundluk basınçtan normal 14.6 psi kabin basıncına geçiş, &quot;basınç düşmesi hastalığı&quot; olarak bilinen &quot;viraj&quot; hastalığına yol açabilir. Bu hastalık, vücutta nitrojen kabarcıkları oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir ve bazı durumlarda ölümcül olabilir.Ayrıca, bazı astronotların uzay uçuşları sırasında hareket hastalığı yaşadığı ve bu durumun kusmaya yol açabileceği belirtildi. Bu, özellikle Polaris Dawn mürettebatından daha önce hiç uzaya gitmemiş olan Isaacman dışındaki üyeleri için önemli bir risk oluşturuyor. Uzay giysileri içinde kusmanın hayatı tehdit edebileceği uyarısı yapıldı.
Polaris Dawn mürettebatı tüm risklere rağmen bu görevi güvenli bir şekilde tamamlarsa, bu SpaceX için ticari uzay yarışında öncü konumunu daha da sağlamlaştıran büyük bir adım olacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0EXT_81NoEOgYRYOqN9yAw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>SpaceXin, ilk, özel, uzay, yürüyüşü:, Potansiyel, ölüm, riskleri, neler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0EXT_81NoEOgYRYOqN9yAw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX'in ilk özel uzay yürüyüşü: Potansiyel ölüm riskleri neler?"><p>Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX çok sayıda gecikmenin ardından, tarihin ilk sivil uzay yürüyüşünü de kapsayan "Polaris Dawn" misyonu dün başladı. Tarihte ilk kez iki sivil astronot, ticari bir uzay aracından uzay yürüyüşü yapacak. Ancak uzay uçuşu güvenliği uzmanları, mürettebatın radyasyona maruz kalma ve yaşamı tehdit eden hastalıklara yol açabilecek ani basınç değişiklikleri nedeniyle potansiyel olarak ölümcül risklerle karşı karşıya olduğu konusunda uyardı. Uzay görevinde insanlığı neler bekliyor ve nasıl takip edilecek, Potansiyel riskler neler?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YRCUWsDMe0iKNeSy9DjSGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>SpaceX'in Polaris Dawn ekibi uzayda 5 gün boyunca 36 adet deney yapmak için NASA'nın Kennedy Uzay Merkezi'nden uzaya fırlatıldı.
Falcon 9'un içinde ABD'li girişimci ve milyarder 41 yaşındaki Jared Isaacman, emekli bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu olan Scott Poteet ve kıdemli SpaceX mühendisleri Anna Menon ve Sarah Gillis ile birlikte dört kişilik mürettebat bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TZJTDW6eOkG6E7Zndz6psQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu misyonla birlikte tarihte ilk kez iki sivil astronot ticari bir uzay aracından uzay yürüyüşü gerçekleştirecek. SpaceX'in Polaris Dawn görevi, dört özel astronotu 1960'lar ve 1970'lerdeki Apollo görevlerinden bu yana insanlığın gittiğinden daha uzağa taşıyacak olan "türünün ilk örneği" bir görev.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OAG_rfEW9EyYrYdCITc4LA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzaydaki ikinci günde mürettebat uzay yürüyüşüne hazırlanacak ve SpaceX tarafından tasarlanan yeni ekstravehiküler aktivite giysilerini hazırlayacak.Üçüncü gün ise uzay yürüyüşü denenecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8lTIwWqWekW81TQGlnowJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak uzay uçuşu güvenliği uzmanları, mürettebatın radyasyona maruz kalma ve basınçtaki hızlı değişimlerin hayati tehlikeye yol açabileceği konusunda potansiyel olarak ölümcül risklerle karşı karşıya olduğu konusunda uyardılar.Dahası, kapsülün bir hava kilidi yok ve ekip uzayda hiç test edilmemiş uzay giysileri giyecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CSPpD9zl8UKDs60fTFQFjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Misyon kapsamında kullanılacak kapsülde bir hava kilidinin bulunmaması, ekibin uzayda test edilmemiş giysiler giyecek olması, güvenlik endişelerini artırıyor. Uzay yürüyüşü sırasında, uzay aracının basıncının düşürülmesi ve ardından geri dönüşte normal basınca geri dönülmesi gerektiği vurgulandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/26SILYSwZUGsX0_xaRVPfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak, bu sistemlerin düzgün çalışmaması durumunda, astronotların uzay giysileriyle geri dönmeleri gerekecek ve bu, daha önce yapılmamış bir uygulama olacak.
Uzay yürüyüşü sonrası, giysilerdeki beş poundluk basınçtan normal 14.6 psi kabin basıncına geçiş, "basınç düşmesi hastalığı" olarak bilinen "viraj" hastalığına yol açabilir. Bu hastalık, vücutta nitrojen kabarcıkları oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir ve bazı durumlarda ölümcül olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tS7OFGAQ0k2IjQaawEO3QQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, bazı astronotların uzay uçuşları sırasında hareket hastalığı yaşadığı ve bu durumun kusmaya yol açabileceği belirtildi. Bu, özellikle Polaris Dawn mürettebatından daha önce hiç uzaya gitmemiş olan Isaacman dışındaki üyeleri için önemli bir risk oluşturuyor. Uzay giysileri içinde kusmanın hayatı tehdit edebileceği uyarısı yapıldı.
Polaris Dawn mürettebatı tüm risklere rağmen bu görevi güvenli bir şekilde tamamlarsa, bu SpaceX için ticari uzay yarışında öncü konumunu daha da sağlamlaştıran büyük bir adım olacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İngiltere&amp;apos;de yeni giyilebilir teknoloji: Bebeklerin sosyal durumu algılanabilir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ingilterede-yeni-giyilebilir-teknoloji-bebeklerin-sosyal-durumu-algilanabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ingilterede-yeni-giyilebilir-teknoloji-bebeklerin-sosyal-durumu-algilanabilir</guid>
<description><![CDATA[ İngiltere&#039;de yapılan araştırmada, yeni geliştirilen giyilebilir cihazla yapılan testte, 5 aylık bebeklerin çevrelerinde gelişen sosyal durumları algılayabildiği ortaya çıktı.Yeni geliştirilen giyilebilir cihazla 5 aylık bebeklerin sosyal durumları algılayabildiği belirlendi  University College London (UCL) ve Birkbeck Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırmada, yeni geliştirilen bir giyilebilir cihazla ışık dalgaları kullanılarak bebeklerin beynindeki aktiviteler incelendi. Araştırmada, başlık şeklindeki giyilebilir cihaz, 5-7 aylık 16 bebek üzerinde test edildi.  Başlarına cihaz giydirilerek ebeveynlerinin kucağına oturtulan bebeklere &quot;sosyal bir olayı&quot; yansıtmak için tekerleme söyleyen aktörlerin bulunduğu videolar izletildi. Ayrıca bebeklere &quot;sosyallik barındırmayan bir olayı&quot; göstermek için rampadan aşağı yuvarlanan hareketli oyuncakları içeren videolar seyrettirildi.BEKLENMEDİK AKTİVİTE GÖRÜLDÜ  İki senaryo arasında beyin aktivitesindeki farklılıkların gözlemlendiği araştırmada, beynin duyguları işleyen bir bölgesi olan prefrontal kortekste sosyal uyaranlara yanıt olarak &quot;beklenmedik&quot; aktivite görüldü. Bu aktivitenin bebeklerin sosyal durumları algılayabildiğini gösterdiği ifade edildi.  Cihazın beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantıları haritalandırmaya yardımcı olabileceği belirtilen araştırmada, bunun otizm, disleksi ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi hastalıklara ışık tutabileceği aktarıldı.  Araştırmada, elde edilen verilerin, işitme, görme ve bilişsel işlem gibi beyin işlevlerinin, geleneksel beyin görüntüleme cihazları dışında &quot;bugüne kadarki en eksiksiz resmini&quot; sunduğu belirtildi.İLERİYE DOĞRU ATILMIŞ BÜYÜK BİR ADIM   UCL Medikal Fizik ve Biyomedikal Mühendisliği&#039;nden çalışmanın yazarlarından Dr. Liam Collins-Jones, yaptığı açıklamada, &quot;Yeni yöntem, kafa derisinin altında kalan tüm dış beyin yüzeyinde neler olup bittiğini gözlemlememizi sağlıyor. Bu ileriye doğru atılmış büyük bir adım. Farklı bölgeler arasındaki etkileşimleri tespit etme ve daha önce bakmayı bilmediğimiz bölgelerdeki aktiviteyi saptama olanaklarının önünü açıyor.&quot; ifadelerini kullandı.  Collins-Jones, bunun, bebek beyninin çevresiyle etkileşime nasıl girdiği konusundaki anlayışı geliştirebileceği, bunun da yaşamın erken dönemlerinde nöroçeşitliliğe sahip çocuklar için verilecek desteğin optimize edilmesine katkı sağlayabileceğini kaydetti.  Birkbeck Üniversitesinden çalışma ekibinden Profesör Emily Jones ise bu çalışmada geliştirilen ve test edilen teknolojinin daha önce MR tarayıcının sınırları dışında gözlemlenemeyen beyin süreçlerinin daha iyi anlaşılması yönünde bir adım olduğunu vurguladı.  Araştırma bulguları Imaging Neuroscience dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ydC4UizNYUKM-uK1xcJ3bQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İngilterede, yeni, giyilebilir, teknoloji:, Bebeklerin, sosyal, durumu, algılanabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ydC4UizNYUKM-uK1xcJ3bQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İngiltere'de yeni giyilebilir teknoloji: Bebeklerin sosyal durumu algılanabilir"><p>İngiltere'de yapılan araştırmada, yeni geliştirilen giyilebilir cihazla yapılan testte, 5 aylık bebeklerin çevrelerinde gelişen sosyal durumları algılayabildiği ortaya çıktı.</p><p>Yeni geliştirilen giyilebilir cihazla 5 aylık bebeklerin sosyal durumları algılayabildiği belirlendi  University College London (UCL) ve Birkbeck Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırmada, yeni geliştirilen bir giyilebilir cihazla ışık dalgaları kullanılarak bebeklerin beynindeki aktiviteler incelendi. Araştırmada, başlık şeklindeki giyilebilir cihaz, 5-7 aylık 16 bebek üzerinde test edildi.  Başlarına cihaz giydirilerek ebeveynlerinin kucağına oturtulan bebeklere "sosyal bir olayı" yansıtmak için tekerleme söyleyen aktörlerin bulunduğu videolar izletildi. Ayrıca bebeklere "sosyallik barındırmayan bir olayı" göstermek için rampadan aşağı yuvarlanan hareketli oyuncakları içeren videolar seyrettirildi.</p><p><strong>BEKLENMEDİK AKTİVİTE GÖRÜLDÜ</strong>  İki senaryo arasında beyin aktivitesindeki farklılıkların gözlemlendiği araştırmada, beynin duyguları işleyen bir bölgesi olan prefrontal kortekste sosyal uyaranlara yanıt olarak "beklenmedik" aktivite görüldü. Bu aktivitenin bebeklerin sosyal durumları algılayabildiğini gösterdiği ifade edildi.  Cihazın beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantıları haritalandırmaya yardımcı olabileceği belirtilen araştırmada, bunun otizm, disleksi ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi hastalıklara ışık tutabileceği aktarıldı.  Araştırmada, elde edilen verilerin, işitme, görme ve bilişsel işlem gibi beyin işlevlerinin, geleneksel beyin görüntüleme cihazları dışında "bugüne kadarki en eksiksiz resmini" sunduğu belirtildi.</p><p><strong>İLERİYE DOĞRU ATILMIŞ BÜYÜK BİR ADIM </strong>  UCL Medikal Fizik ve Biyomedikal Mühendisliği'nden çalışmanın yazarlarından Dr. Liam Collins-Jones, yaptığı açıklamada, "Yeni yöntem, kafa derisinin altında kalan tüm dış beyin yüzeyinde neler olup bittiğini gözlemlememizi sağlıyor. Bu ileriye doğru atılmış büyük bir adım. Farklı bölgeler arasındaki etkileşimleri tespit etme ve daha önce bakmayı bilmediğimiz bölgelerdeki aktiviteyi saptama olanaklarının önünü açıyor." ifadelerini kullandı.  Collins-Jones, bunun, bebek beyninin çevresiyle etkileşime nasıl girdiği konusundaki anlayışı geliştirebileceği, bunun da yaşamın erken dönemlerinde nöroçeşitliliğe sahip çocuklar için verilecek desteğin optimize edilmesine katkı sağlayabileceğini kaydetti.  Birkbeck Üniversitesinden çalışma ekibinden Profesör Emily Jones ise bu çalışmada geliştirilen ve test edilen teknolojinin daha önce MR tarayıcının sınırları dışında gözlemlenemeyen beyin süreçlerinin daha iyi anlaşılması yönünde bir adım olduğunu vurguladı.  Araştırma bulguları Imaging Neuroscience dergisinde yayımlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hipertansiyon sesinizden anlaşılıyor: Kadınlarda yüzde 84 erkeklerde yüzde 77 oranında doğru!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/hipertansiyon-sesinizden-anlasiliyor-kadinlarda-yuzde-84-erkeklerde-yuzde-77-oraninda-dogru</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/hipertansiyon-sesinizden-anlasiliyor-kadinlarda-yuzde-84-erkeklerde-yuzde-77-oraninda-dogru</guid>
<description><![CDATA[ Kanada&#039;da bilim insanları, kişilerin ses kayıtlarını analiz ederek hipertansiyon (yüksek tansiyon) tespit edebilen bir yapay zeka yöntemi geliştirdi. Bu yenilikçi uygulama, kadınlarda yüzde 84, erkeklerde ise yüzde 77 doğruluk oranıyla hipertansiyonu erken aşamada belirleyebiliyor.Kanada&#039;da bilim insanları, kişilere ait ses kayıtlarını kullanarak yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon hastalığını tespit edebilen yapay zeka temelli yeni bir yöntem bulduklarını açıkladı.  Kanada&#039;da bulunan Klick Labs tarafından yapılan çalışmaya katılan 245 kişiden 2 hafta boyunca günde 6 kez seslerini, bilim insanları tarafından geliştirilen mobil uygulamaya kaydetmeleri istendi.  Araştırmacılar, uygulamada, ses perdesindeki değişkenlik gibi insan kulağının ayırt edemediği ve ses verisini karakterize edecek birtakım bilgileri çıkarmayı sağlayan yüzlerce vokal biyobelirteci analiz etmek için yapay zeka algoritmalarından yararlandı. Mobil uygulamanın kadınlarda yüzde 84, erkeklerde de yüzde 77&#039;ye varan doğruluk oranıyla hipertansiyonu tespit ettiği belirtildi.  Çalışmanın baş yazarı Yan Fossat, &quot;Hipertansiyonu tespit etmenin daha erişilebilir bir yolunu keşfettik. Tekniğin, bu yaygın küresel sağlık sorununa daha erken müdahale edilmesini sağlayacağını umuyoruz.&quot; ifadesini kullandı.  Araştırmanın detaylarına &quot;IEEE Access&quot; dergisinde yer verildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/r90YrtFKfkKiuZLQHOXB5g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:47:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Hipertansiyon, sesinizden, anlaşılıyor:, Kadınlarda, yüzde, erkeklerde, yüzde, oranında, doğru</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/r90YrtFKfkKiuZLQHOXB5g.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Hipertansiyon sesinizden anlaşılıyor: Kadınlarda yüzde 84 erkeklerde yüzde 77 oranında doğru!"><p>Kanada'da bilim insanları, kişilerin ses kayıtlarını analiz ederek hipertansiyon (yüksek tansiyon) tespit edebilen bir yapay zeka yöntemi geliştirdi. Bu yenilikçi uygulama, kadınlarda yüzde 84, erkeklerde ise yüzde 77 doğruluk oranıyla hipertansiyonu erken aşamada belirleyebiliyor.</p>Kanada'da bilim insanları, kişilere ait ses kayıtlarını kullanarak yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon hastalığını tespit edebilen yapay zeka temelli yeni bir yöntem bulduklarını açıkladı.  Kanada'da bulunan Klick Labs tarafından yapılan çalışmaya katılan 245 kişiden 2 hafta boyunca günde 6 kez seslerini, bilim insanları tarafından geliştirilen mobil uygulamaya kaydetmeleri istendi.  Araştırmacılar, uygulamada, ses perdesindeki değişkenlik gibi insan kulağının ayırt edemediği ve ses verisini karakterize edecek birtakım bilgileri çıkarmayı sağlayan yüzlerce vokal biyobelirteci analiz etmek için yapay zeka algoritmalarından yararlandı. Mobil uygulamanın kadınlarda yüzde 84, erkeklerde de yüzde 77'ye varan doğruluk oranıyla hipertansiyonu tespit ettiği belirtildi.  Çalışmanın baş yazarı Yan Fossat, "Hipertansiyonu tespit etmenin daha erişilebilir bir yolunu keşfettik. Tekniğin, bu yaygın küresel sağlık sorununa daha erken müdahale edilmesini sağlayacağını umuyoruz." ifadesini kullandı.  Araştırmanın detaylarına "IEEE Access" dergisinde yer verildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Japon bilim insanları, elektromanyetik dalgalar kullanarak yeni bir materyal teknolojisi geliştirdi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/japon-bilim-insanlari-elektromanyetik-dalgalar-kullanarak-yeni-bir-materyal-teknolojisi-gelistirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/japon-bilim-insanlari-elektromanyetik-dalgalar-kullanarak-yeni-bir-materyal-teknolojisi-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ Tsukuba Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, plastik üretiminde devrim niteliğinde bir yöntem geliştirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/09/polimer.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Japon, bilim, insanları, elektromanyetik, dalgalar, kullanarak, yeni, bir, materyal, teknolojisi, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Tsukuba Üniversitesi'nde çalışan bilim insanları, yaygın kullanılan polimerlerin sentezi için yenilikçi bir yöntem keşfetti. Araştırmacılar, Tesla bobininden çıkan uzak kıvılcım boşalması ile polimerizasyon işlemini başlatarak yüksek saflıkta polimerler sentezlemeyi başardı. Bu yöntem, elektromanyetik dalgalar kullanarak malzeme sentezinde yeni kapılar açıyor.

Bilim insanları, polistiren gibi yaygın olarak kullanılan polimerlerin radikal polimerizasyonla sentezlenmesinde Tesla bobini yardımıyla kıvılcım boşalmasını kullandı. Tesla bobini, yüksek gerilim ve yüksek frekans üreten bir cihaz olarak bilinir. Bu yeni yaklaşım, geleneksel yöntemlerde kullanılan metal katalizörlere veya polimerizasyon başlatıcılarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Polistiren ve akrilik reçineler gibi gıda ambalajları ve ısı yalıtımlı kaplarda kullanılan bu polimerler, genellikle metal bazlı katalizörler ile sentezlenir.

Yeni yöntemde, monomer radikalleri Tesla bobininden çıkan kıvılcım boşalmasıyla oluşturuluyor. Bu radikaller, polimerizasyon başlatıcıları olarak görev yapıyor. Böylece dış ortamda yüksek saflıkta polimerler elde ediliyor.

Araştırma ekibi, bu yöntemi aynı zamanda iletken polimerlerin sentezinde de başarıyla uyguladı. "Soliton" adı verilen bir yapı kullanılarak bu polimerlerin üretimi sağlandı. Bu yöntem, elektromanyetik dalgalar kullanılarak malzeme sentezinde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor ve sentetik polimer kimyasında çığır açıyor.

Bu buluş, malzeme bilimi ve polimer sentezinde büyük bir ilerleme olarak kabul ediliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Foklar, sonar sinyallerini &amp;apos;yemek zili&amp;apos; olarak kullanıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/foklar-sonar-sinyallerini-yemek-zili-olarak-kullaniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/foklar-sonar-sinyallerini-yemek-zili-olarak-kullaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Kanada&#039;nın Vancouver Adası&#039;nın batı kıyısındaki Ocean Networks Canada (ONC) NEPTUNE&#039;nin Barkley Canyon gözlem istasyonunda, genç bir erkek kuzey fil foku (Mirounga angustirostris), kameradan kaçan bir sablefish balığını (Anoplopoma fimbria) kovalarken görüntülendi. Victoria Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen yeni bir çalışma, kuzey fil foklarının, ONC gözlem evinden yayılan sonar sinyallerini yemek arayışında &quot;yemek zili&quot; olarak kullandığını ortaya koydu. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/09/fok-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Foklar, sonar, sinyallerini, yemek, zili, olarak, kullanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu çalışma, PLOS ONE dergisinde yayımlandı ve bu nadir memelinin derin deniz davranışlarını, gelişmiş beslenme stratejilerini, av tercihlerini ve dinlenme alışkanlıklarını gözler önüne serdi. Çalışma kapsamında, 2022-2023 yılları arasında Barkley Canyon’daki 645 metre derinlikte bulunan araştırma sahasında, yaşları 4 ile 7 arasında değişen en az sekiz erkek fil foku kamera ve hidrofonlar aracılığıyla gözlemlendi.

Araştırma sonuçları, neredeyse tesadüfen elde edildi. Victoria Üniversitesi, Barselona merkezli Instituto de Ciencias del Mar (ICM-CSIC) ve ONC araştırmacıları, Barkley Canyon'da balık ve omurgasızların davranışlarını incelemek için yüksek çözünürlüklü kamera, akustik sonar, hidrofon, LED ışıklar ve otomatik yem salma sistemi kullanıyordu. Ancak kamera ve ses kayıtları incelendiğinde, fokların beklenmedik ziyaretleri tespit edildi.

Araştırmanın baş yazarı Héloïse Frouin-Mouy, "Fokların, araştırma aletinden gelen sonar sesini yiyeceklerin varlığı ile ilişkilendirmeyi öğrendiklerini düşünüyoruz. Bu duruma 'yemek zili' etkisi deniyor. Foklar, bu sesi avlarını bulmak için kullanıyor ve kameranın ışıklarından rahatsız olan sablefish balıklarını hedef alıyor," dedi.



Frouin-Mouy, Victoria Üniversitesi biyoloji bölümünde misafir bilim insanı olarak görev yaparken, Miami Üniversitesi’nden yardımcı bilim insanı olarak araştırmaya katkıda bulundu. Çalışmaya ayrıca UVic biyoloji profesörü Francis Juanes ve ICM-CSIC'den Jacopo Aguzzi de katıldı.

Bu araştırma, kuzey fil foklarının sonar sinyallerini yemek bulmak için nasıl kullandığını gösterirken, bazı fokların deniz tabanında kısa süreli uyuklama gibi yeni davranışlar sergilediği de keşfedildi. NEPTUNE gözlem istasyonunun gerçek zamanlı izleme kapasitesi, araştırmacıların bu nadir görülen memelileri neredeyse bir yıl boyunca gözlemlemelerine olanak tanıdı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, kutupları bu su robotu ile inceleme altına alıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/nasa-kutuplari-bu-su-robotu-ile-inceleme-altina-aliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/nasa-kutuplari-bu-su-robotu-ile-inceleme-altina-aliyor</guid>
<description><![CDATA[ NASA&#039;nın Jet Propulsion Laboratuvarı (JPL), Arctic bölgesinde IceNode adı verilen prototip bir robotu test ediyor. Silindirik yapıya sahip bu robot, Alaska&#039;nın kuzeyindeki Beaufort Denizi&#039;nin buzla kaplı yüzeyinin altından bilimsel veri topluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/nasa-9.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>NASA, kutupları, robotu, ile, inceleme, altına, alıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu yenilikçi projenin amacı, bu otonom robotlardan oluşan bir filoyu Antarktika buz raflarının altına yerleştirmek. Bu çalışmalar, bilim insanlarının Antarktika'nın ne kadar hızlı buz kaybettiğini belirlemelerine ve bu erime nedeniyle küresel deniz seviyesinin ne kadar yükseleceğini tahmin etmelerine yardımcı olmayı hedefliyor.

Antarktika'nın buz tabakasının tamamen erimesi, küresel deniz seviyelerini yaklaşık 60 metre yükseltebilir. Bu durum, gelecekteki deniz seviyesi artışları konusunda büyük belirsizlikler ortaya koyuyor. JPL iklim bilimcisi ve IceNode'un bilim lideri Ian Fenty, "Amacımız, buz rafının altındaki buz-oşin erime arayüzünde doğrudan veri elde etmek" diyerek projeyi özetliyor. Bu hedefe ulaşmak için, kara üzerinde uzanan yüzer buz raflarının altından daha hassas erime oranlarına ihtiyaç duyuluyor.

Bilim insanlarının erimeyi ölçmek zorunda oldukları bölgeler, Dünya'nın en ulaşılmaz yerleri arasında yer alıyor. Bu bölgeler, yüzer buz raflarının, okyanusun ve kara ile kesiştiği su altı "temellendirme bölgesi" olarak bilinen yerlerdir. Uydular bu bölgelere, bazen bir kilometre buzun altında gizli olan bu boşluklara nüfuz edemiyor. IceNode projesi, okyanus akıntı modellerini kullanarak otonom bir şekilde hareket edebilen ve veri toplamak için buzun alt yüzeyine yapışan robotlar sayesinde bu engelleri aşmayı amaçlıyor.

IceNode robotları, 240 cm uzunluğunda ve 25 cm çapında olup, bir ucundan çıkan üç ayaklı "iniş takımı" ile buzun alt yüzeyine yapışıyor. Bu robotlar, herhangi bir itici güce sahip değil, ancak okyanus akıntı modellerinden yararlanan yazılım sayesinde otonom olarak kendilerini konumlandırıyor. Hedeflerine ulaştıklarında, bu robotlar sıcak ve tuzlu okyanus suyunun buzu eritmek için ne kadar hızlı dolaştığını ve daha soğuk, tatlı eriyik suyunun ne kadar hızlı battığını ölçüyorlar.

IceNode filosu, yaklaşık bir yıl boyunca çalışacak ve mevsimsel dalgalanmalar dahil sürekli veri toplayacak. Görevleri sona erdikten sonra, robotlar buzdan ayrılıp açık okyanusa geri sürüklenecek ve verilerini uydu aracılığıyla iletecekler. JPL robotik mühendisi ve IceNode'un baş araştırmacısı Paul Glick, bu robotları "Dünya'nın en zor ulaşılabilir bölgelerine bilim enstrümanları getirmek için bir platform" olarak tanımlıyor ve bu zorlu görev için "güvenli, nispeten düşük maliyetli bir çözüm" olarak tasarlandığını belirtiyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;ya yaşam getiren faktörlerden bir tanesi olduğu düşünülüyor! Kumdan farkı yok...</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyaya-yasam-getiren-faktoerlerden-bir-tanesi-oldugu-dusunuluyor-kumdan-farki-yok</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyaya-yasam-getiren-faktoerlerden-bir-tanesi-oldugu-dusunuluyor-kumdan-farki-yok</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Güneş Sistemi&#039;nden çok daha önce oluşmuş olan ve &quot;presolar taneler&quot; olarak bilinen toz zerreciklerinin, yıldızların yaşam döngüsü hakkında önemli bilgiler içerdiğini ortaya çıkardı. Bu toz taneleri, yıldızların ölmeden önce uzaya yaydığı gaz ve toz bulutlarından oluşuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/kum-dunya.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyaya, yaşam, getiren, faktörlerden, bir, tanesi, olduğu, düşünülüyor, Kumdan, farkı, yok...</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Güneş Sistemi, yaklaşık 4,6 milyar yıl önce bu tür bir moleküler buluttan oluştu. Ancak bu süreçte, bu tür toz tanelerinin çoğu yok oldu. Yine de, çok küçük bir kısmı yok olmaktan kurtularak ilkel meteoritlerde sağlam kaldı. Bu taneler, Güneş Sistemi'nden önce var oldukları için "presolar taneler" olarak adlandırılıyor. Bu antik toz taneleri, Güneş Sistemi'nin oluşumundan önceki evrelerde yıldızlar arasında dolaşmış ve nihayetinde Dünya'ya meteoritlerle ulaşmış.

Presolar tanelerin kökenini anlamak için bilim insanları bu tanelerin fiziksel özelliklerini inceledi. Bu tanelerin izotopik yapısı, tanelerin Güneş Sistemi'nden önce, yaklaşık 4,6 milyar yıl önce oluştuğunu gösteriyor. Yapılan araştırmalar, bu tanelerin "asemptotik dev dalı yıldız" olarak adlandırılan ve ömrünün sonuna gelmiş yıldızlardan geldiğini ortaya koyuyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yapay zekalı bilim insanı: Kendi kendine bilimsel keşif yapabildiği iddia ediliyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yapay-zekali-bilim-insani-kendi-kendine-bilimsel-kesif-yapabildigi-iddia-ediliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yapay-zekali-bilim-insani-kendi-kendine-bilimsel-kesif-yapabildigi-iddia-ediliyor</guid>
<description><![CDATA[ Sakana AI Labs, geçtiğimiz hafta &quot;Yapay Zeka Bilim İnsanı&quot; adını verdikleri yeni bir yapay zeka sistemi geliştirdiklerini duyurdu. Bu sistemin, makine öğrenimi alanında tamamen otomatik bir şekilde bilimsel keşifler yapabileceği iddia ediliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2022/10/bilim.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Yapay, zekalı, bilim, insanı:, Kendi, kendine, bilimsel, keşif, yapabildiği, iddia, ediliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sakana AI'nin geliştirdiği bu sistem, büyük dil modellerini kullanarak yeni fikirler oluşturabiliyor, algoritmalar yazabiliyor, deney sonuçlarını analiz edebiliyor ve sonuçları özetleyen bir bilimsel makale hazırlayabiliyor. Üstelik, tüm bu süreci sadece 15 dolarlık bir maliyetle gerçekleştirdiği belirtiliyor.

Bilimsel çalışmaların büyük bir kısmı herkesin erişimine açıktır. ArXiv ve PubMed gibi platformlarda milyonlarca bilimsel makale bulunabilir. Bu verilerle eğitilen büyük dil modelleri, bilimsel makaleler oluşturma konusunda başarılı olabilir. Ancak, bir yapay zeka sisteminin gerçekten yeni ve ilginç bir bilimsel makale üretip üretemeyeceği hala belirsizdir.

Sakana'nın sistemi, mevcut araştırmalara çok benzeyen fikirleri eler ve başka bir yapay zeka modeli kullanarak üretilen makaleyi değerlendirir. Ancak, bu değerlendirmenin ne kadar güvenilir olduğu konusunda şüpheler var.

Sakana AI'nin sistemi, hesaplamalı araştırmalar alanında otomatik keşifler yapmayı hedefliyor. Ancak, bu teknoloji henüz gelişme aşamasında ve ürettiği makalelerin kalitesi tartışmalı durumda. Yapay zeka araçları, bilim insanlarının yerini almaktan ziyade, onların işlerini daha hızlı ve etkili yapmalarına yardımcı olabilir.

Ancak, yapay zeka tarafından üretilen makalelerin bilimsel literatürü doldurması, gelecekteki yapay zeka sistemlerinin bu makalelerle eğitilmesine yol açabilir ve bu durum bilimde yenilik yapma kapasitesini azaltabilir. Ayrıca, düşük maliyetle üretilen bu tür makaleler, bilim dünyasında güven sorunlarına yol açabilir ve mevcut hakemlik sistemini zorlayabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Torunlarınız göremeyebilir: Muzların soyu bu hastalık yüzünden tükeniyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/torunlariniz-goeremeyebilir-muzlarin-soyu-bu-hastalik-yuzunden-tukeniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/torunlariniz-goeremeyebilir-muzlarin-soyu-bu-hastalik-yuzunden-tukeniyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olan muzlar, yeni bir tehdit altında. Fusarium oxysporum f.sp. cubense (Foc) tropical race 4 (TR4) olarak bilinen bir mantar patojeni, muzlarda &quot;Fusarium vilt&quot; adıyla bilinen hastalığı yeniden ortaya çıkardı ve bu kez dünyadaki en popüler muz türü olan Cavendish&#039;i hedef alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/muz-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Torunlarınız, göremeyebilir:, Muzların, soyu, hastalık, yüzünden, tükeniyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Massachusetts Amherst Üniversitesi öncülüğünde uluslararası bir araştırma ekibi tarafından yapılan yeni bir çalışma, bu ölümcül hastalıkla mücadelede önemli ipuçları sunuyor.

Araştırma ekibi, Fusarium viltine neden olan Foc TR4'ün, 1950'lerde Gros Michel muzlarını yok eden türden evrilmediğini keşfetti. Bunun yerine, bu yeni patojenin ölümcüllüğünden bazı tamamlayıcı genlerin sorumlu olduğu belirlendi. Özellikle, bu genlerin nitrik oksit üretimi ile ilişkili olduğu ve bu durumun TR4'ün virülansını artırdığı ortaya çıktı. Çalışma, bu genlerin tespit edilmesinin, hastalığın yayılmasını yavaşlatabilecek veya kontrol altına alabilecek yeni tedavi ve stratejilerin geliştirilmesine olanak tanıyacağını gösteriyor.



Fusarium viltinin etkileri, muz üreticileri için ciddi sonuçlar doğuruyor. Bir muz tarlasına bulaşan mantar, uzun yıllar boyunca yok edilemez ve bu da Cavendish muzlarının gelecekteki üretimini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Araştırmanın baş yazarı Yong Zhang, bu yeni patojenin Güneydoğu Asya'dan Afrika ve Orta Amerika'ya hızla yayıldığını belirtiyor. Son on yılda yapılan araştırmalar sonucunda, TR4'ün genomunda nitrik oksit üretimini kontrol eden iki genin etkisiz hale getirilmesi durumunda patojenin ölümcüllüğünün büyük ölçüde azaldığı görüldü.

Araştırmanın kıdemli yazarı Prof. Li-Jun Ma, bu buluşun önemli olduğunu vurgularken, tek tip tarım uygulamalarının muzlar üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Büyük ölçekte yapılan tek tip tarımın, patojenler için kolay bir hedef oluşturduğunu belirten Ma, tüketicilere farklı muz çeşitlerine yönelmelerini öneriyor. Bu araştırma, muz endüstrisini tehdit eden Fusarium viltine karşı mücadelede yeni bir umut ışığı olarak değerlendiriliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları, her eşyayı güneş paneline çevirecek yeni bir malzeme geliştirdi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-her-esyayi-gunes-paneline-cevirecek-yeni-bir-malzeme-gelistirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-her-esyayi-gunes-paneline-cevirecek-yeni-bir-malzeme-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ Oxford Üniversitesi&#039;ndeki bilim insanları, güneş enerjisinin yaygın kullanımının önündeki en büyük engellerden birini çözmüş olabilir. Üniversitenin fizik bölümünde çalışan bilim insanları, geleneksel silikon bazlı güneş panellerinin yerini alabilecek, ultra ince bir malzeme katmanı geliştirdi. Bu yeni malzeme, güneş ışığına maruz kalan nesnelerin dış yüzeyine uygulanabiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/solar.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, her, eşyayı, güneş, paneline, çevirecek, yeni, bir, malzeme, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu ultra ince ve esnek film, ışık emici perovskit katmanlarının sadece bir mikron kalınlığındaki tabakalarının üst üste yığılmasıyla oluşturuluyor. Oxford Üniversitesi tarafından yapılan açıklamaya göre, bu yeni malzeme, geleneksel silikon tabakalarına göre 150 kat daha ince olmasının yanı sıra, tek katmanlı silikon fotovoltaiklere kıyasla yüzde 5 daha fazla enerji verimliliği sağlayabiliyor.

Oxford Üniversitesi fizik bölümünde doktora sonrası araştırma görevlisi olarak çalışan Dr. Shauifeng Hu, "Bu yaklaşım, fotovoltaik cihazların yüzde 45'in üzerinde çok daha yüksek verimliliklere ulaşmasını sağlayabilir" diyor.

Bu yeni güneş enerjisi teknolojisi yaklaşımı, güneş enerjisinin maliyetini de azaltabilir. İncelikleri ve esneklikleri sayesinde neredeyse her yüzeye uygulanabilen bu malzemeler, inşaat ve kurulum maliyetlerini düşürebilir ve daha fazla güneş enerjisi çiftliğinin sürdürülebilir enerji üretmesine olanak tanıyabilir.

Ancak bu teknoloji hâlâ araştırma aşamasında ve üniversite, yeni tasarlanan perovskit panellerin uzun vadeli stabilitesi hakkında bilgi vermiyor. ABD Enerji Bakanlığı'na göre, son beş yılda yüzde 6'dan yüzde 27'ye yükselen güneş enerjisi verimliliği etkileyici bir başarı olsa da, perovskit teknolojisinin stabilitesi hâlâ fotovoltaik teknolojiye kıyasla sınırlı kalıyor. 2016 yılında Solar Energy Materials and Solar Cells adlı bilim dergisinde yayımlanan bir çalışma da, perovskitlerin "verimli, düşük maliyetli enerji üretimi" sağlayabileceğini, ancak neme karşı duyarlılıkları nedeniyle "zayıf stabilite" sorunları olduğunu belirtiyor.

Güneş enerjisi, son on yılda daha ucuz bir enerji seçeneği haline geldi. Küresel Değişim Veri Laboratuvarı'na göre, güneş fotovoltaik teknolojisinin maliyeti son 10 yılda yüzde 90 oranında düştü.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>1.5°C eşiğinin aşılması küresel ısınma etkilerini azaltabilir!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/15c-esiginin-asilmasi-kuresel-isinma-etkilerini-azaltabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/15c-esiginin-asilmasi-kuresel-isinma-etkilerini-azaltabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir çalışma, küresel ısınmanın 1.5°C hedefini aşmasının yeryüzü sistemlerini kararsız duruma getirebileceğini, ancak ısınma hızla tersine dönerse bu etkilerin en aza indirilebileceğini gösteriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2022/07/dunyanin-en-eski-yirticisi-2-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>1.5°C, eşiğinin, aşılması, küresel, ısınma, etkilerini, azaltabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Paris Anlaşması, küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelerin 1.5°C üzerinde tutmayı hedefleyerek iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmayı amaçlıyor. Ancak bu hedefin aşılması durumunda bazı olumsuz etkiler geri döndürülemeyebilir.

Uluslararası Uygulamalı Sistemler Analizi Enstitüsü (IIASA) ve Potsdam İklim Etki Araştırma Enstitüsü (PIK) tarafından yapılan ve Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, 1.5°C eşiği hızla aşılırsa bile, bu durum hızla tersine çevrildiğinde etkiler azaltılabilir.

Çalışma, Grönland ve Batı Antarktik Buz Tabakaları, Atlantik Meridyonal Devri Dolaşımı ve Amazon Yağmur Ormanı gibi kritik iklim bileşenlerinin, aşırı ısınma durumunda geri dönülemez şekilde değişebileceğini belirtiyor. Ancak, emisyonların hızla azaltılması ve ısınmanın kontrol altına alınması bu riskleri minimize edebilir.

Dr. Robin Lamboll, "Bu on yılda emisyonları azaltmak gezegenimizin geleceği için kritik öneme sahip," dedi. Araştırmacılar, mevcut iklim politikalarının sürdürülmesinin yüzyıl sonunda küresel ısınmayı 2.6°C'ye çıkarabileceğini ve bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ağaçlar daha soğuk iklimlere göç ediyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/agaclar-daha-soguk-iklimlere-goec-ediyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/agaclar-daha-soguk-iklimlere-goec-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ İklim değişikliğinin ağaç türlerini coğrafi dağılımlarının daha soğuk ve daha yağışlı bölgelerine yönlendireceği bir araştırmada ortaya kondu. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/07/agac.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ağaçlar, daha, soğuk, iklimlere, göç, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İspanya'nın Alcalá Üniversitesi (UAH) tarafından yürütülen ve Birmingham Üniversitesi'nden araştırmacıların da yer aldığı çalışma, Avrupa ve Kuzey Amerika genelinden elde edilen verileri bir araya getirerek, Kuzey Yarımküre'deki ağaç türlerinin soğuk ve yağışlı bölgelerde yoğunlaştığını gösterdi.

Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırma, iklim değişikliğinin ağaç türlerinin sayısındaki değişikliklere neden olduğuna dair ilk nicel kanıtı sunuyor. Çalışma, Avrupa ve ABD'de geniş bir şekilde dağılım gösteren 73 ağaç türü üzerine iki milyondan fazla ağaç verisini inceledi. Araştırma, ağaç yoğunluğundaki değişikliklerin, türlerin kuru koşullara toleransları veya dağılım kapasiteleri gibi belirli özelliklerine atfedilip edilemeyeceğini araştırdı. Ancak, çalışmada bu değişikliklere neden olan tek bir özellik tespit edilemedi.

UAH'dan ve çalışmanın baş yazarı Julen Astigarraga, “Bu eksiklik, çoğu türün belirli bir adaptasyon kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor” dedi.

Orman türlerinin iklim değişikliğine nasıl yanıt verdiğini anlamak, ekosistem koruma, yönetim ve restorasyon planlaması için önemlidir. Birmingham Üniversitesi'nden ve Lund Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı Dr. Thomas Pugh, “Avrupa'da ekosistem restorasyonu için kullanılan bazı ağaç türleri, yakın gelecekte bu bölgelerde uygun olmayabilir. Ayrıca, atmosferden karbondioksiti yakalama ve depolama amacıyla planlanan büyük ağaçlandırma programları, bu yanıtları dikkate almazsa etkinlikleri sınırlı olabilir” dedi.

Araştırma, 12 ülkeden bilim insanlarının yer aldığı önemli bir uluslararası iş birliği gerektirdi ve Avrupa ve Kuzey Amerika genelindeki 125,000'den fazla orman parseli üzerinde veri analizi yapıldı.

Birmingham Üniversitesi'nden orman ekolojisi uzmanı ve makalenin ortak yazarı Adriane Esquivel Muelbert, “Bu çalışma, birçok farklı kaynaktan verilerin bir araya getirilmesi ve uyumlu hale getirilmesi için büyük bir uluslararası çaba gerektirdi. Bu orman envanterlerinden elde edilen veriler, orman dinamiklerini ve iklim değişikliğine karşı dirençlerini anlamamız açısından çok önemlidir” şeklinde konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;daki tektonik aktiviteler düşünülenden daha öne başlamış olabilir!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyadaki-tektonik-aktiviteler-dusunulenden-daha-oene-baslamis-olabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyadaki-tektonik-aktiviteler-dusunulenden-daha-oene-baslamis-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir araştırma, Dünya&#039;nın tektonik plaka hareketlerinin, daha önce düşünülenden çok daha erken başladığını gösteriyor. Bu hareketler, depremler, dağlar ve kıtaların oluşumuna neden olan temel süreçlerden biridir. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/01/dunya.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyadaki, tektonik, aktiviteler, düşünülenden, daha, öne, başlamış, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Araştırma, Dünya'nın tektonik plaka hareketlerinin 4 milyar yıl öncesine dayandığını öne sürüyor. Bu dönem, Dünya'nın yaklaşık 4.5 milyar yıl önce oluştuğu Hadean dönemi olarak biliniyor. O dönemde Dünya çok sıcaktı ve atmosferi amonyak ve metanla doluydu. Ayrıca, küresel bir okyanus oluşturacak kadar su da mevcuttu. Bu süre zarfında, Dünya yeterince soğuyarak katı bir dış kabuk geliştirdi.

Günümüzde, Dünya'nın kabuğu tektonik plakaların hareketiyle şekilleniyor. Bu plakalar, altlarındaki daha yumuşak bir tabaka olan manto üzerinde hareket ediyor. Bilim insanları, bu hareketin tam olarak ne zaman başladığını kesin olarak bilmiyor. Bazıları, kabuk soğuduktan hemen sonra Hadean döneminde başladığını düşünüyor.

Diğerleri ise kabuğun yapısındaki değişikliklere dayanarak bu hareketin 3.2 milyar yıl önce başladığını savunuyor. Bazı araştırmacılar ise, tektonik plakaların günümüzdeki şeklini sadece son iki milyar yılda aldığını öne sürüyor.



Bilim insanları, tektonik plaka hareketlerinin tam olarak ne zaman başladığını belirlemekte zorlanıyor çünkü 4 milyar yıldan daha eski kayalar bulunmuyor. O döneme ait ipuçları, sadece 4.4 milyar yıl yaşında olan zirkon adı verilen küçük, dayanıklı kristallerden geliyor.

Bu zirkonların bazıları, S-tipi zirkonlar olarak bilinir ve tektonik plakaların varlığını gösterir. Bu kristaller, kara üzerinde oluşan kayalarda meydana gelir, tektonik hareketlerle mantoya itilip başka kayalarda yeniden ortaya çıkarlar.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Materyallerin parmak izini alabilen yeni bir yapay zeka geliştirildi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/materyallerin-parmak-izini-alabilen-yeni-bir-yapay-zeka-gelistirildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/materyallerin-parmak-izini-alabilen-yeni-bir-yapay-zeka-gelistirildi</guid>
<description><![CDATA[ Argonne Ulusal Laboratuvarı&#039;ndaki bilim insanları, X-ışını foton korelasyon spektroskopisi (XPCS) verilerini kullanarak her bir malzeme için benzersiz parmak izleri üreten yeni bir yapay zeka (AI) yöntemi geliştirdi. Bu parmak izleri, malzemelerin nasıl evrildiğini ve farklı koşullar altında nasıl davrandığını anlamamıza yardımcı oluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/07/yz-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Materyallerin, parmak, izini, alabilen, yeni, bir, yapay, zeka, geliştirildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Geliştirilen AI-NERD modeli, XPCS verilerini analiz eden ve desenleri tanıyan bir sinir ağı kullanıyor. Bu yöntem, malzemelerin zaman içindeki değişimlerini daha önce mümkün olmayan bir detayda incelememizi sağlıyor. Projede kullanılan otoenkoder adı verilen sinir ağı, verileri sıkıştırarak önemli bilgileri parmak izi formatında depoluyor ve gerektiğinde bu verileri yeniden oluşturuyor.

Bu yenilikçi teknik, yükseltilmiş Gelişmiş Foton Kaynağı (APS) tesisinden elde edilecek daha parlak X-ışını demetleri ile malzeme bilimi alanında önemli keşiflere kapı aralayacak. Çalışmanın sonuçları Nature Communications dergisinde yayımlandı.



Bu araştırma, yapay zekanın malzeme bilimi alanındaki potansiyelini göstererek, bilim insanlarının karmaşık verileri daha etkili bir şekilde analiz etmelerine olanak tanıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Grönland ve Kanada arasında yeni bir mikro kıta keşfedildi!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/groenland-ve-kanada-arasinda-yeni-bir-mikro-kita-kesfedildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/groenland-ve-kanada-arasinda-yeni-bir-mikro-kita-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ İsveç&#039;teki Uppsala Üniversitesi ve İngiltere&#039;deki Derby Üniversitesi&#039;nden bir grup jeolog, Grönland ile Kanada arasında yer alan Davis Boğazı&#039;nda yeni bir mikrokıta keşfetti. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/07/kanada.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Grönland, Kanada, arasında, yeni, bir, mikro, kıta, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu oluşum, 19-24 km kalınlığında bir kıta kabuğu bloğu olup, yaklaşık 58 milyon yıl önce Doğu-Batı yönündeki tektonik hareketler sonucu Grönland'dan ayrıldığı düşünülüyor.

Davis Boğazı, Labrador Denizi ve Baffin Körfezi'ni birbirine bağlayan önemli bir bölge olup, karmaşık jeolojik yapısıyla dikkat çekiyor. Yeni keşif, Kuzey Atlantik'in tektonik tarihine ve kıtasal oluşum süreçlerine dair önemli bilgiler sunuyor.

Araştırma ekibinden Dr. Jordan Phethean, bu buluşun, plaka tektoniği ve mikrokıta oluşum süreçlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağladığını belirtti. Bu tür keşifler, gelecekteki jeolojik olayları tahmin etme ve tektonik tehlikeleri azaltma konusunda önemli sonuçlar doğurabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları, kurbağalar için saunalar inşa etti! Onları korumanın tek yolu...</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-kurbagalar-icin-saunalar-insa-etti-onlari-korumanin-tek-yolu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-kurbagalar-icin-saunalar-insa-etti-onlari-korumanin-tek-yolu</guid>
<description><![CDATA[ Avustralyalı bilim insanları, vahşi yaşamı tehdit eden chytridiomycosis mantar enfeksiyonuna karşı kurbağaların küçük sauna benzeri barınaklarda ısıyı muhafaza ederek mücadele ettiğini keşfetti. Bu basit barınaklar, tuğlalar ve sera ağları kullanılarak inşa edildi. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/07/kurbaga.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, kurbağalar, için, saunalar, inşa, etti, Onları, korumanın, tek, yolu...</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[2021 kışında Avustralya'da gerçekleştirilen deneyde, yaklaşık 100 derece sıcaklıktaki kutulara yerleştirilen kurbağalar, ciltlerinin normalden 40 kat daha kalınlaşmasına neden olan enfeksiyonu birkaç hafta içinde iyileştirdi. Enfekte kurbağaların %70'i 15 haftalık deney boyunca hayatta kaldı.

Araştırmacılar, siyah tuğlalar ve sera ağları kullanarak kurbağaların sıcak yaşam alanları oluşturdu. Gölgesiz barınaklarda enfeksiyonun daha hızlı iyileştiği gözlendi.

Sydney Olimpiyat Parkı'nda da kurulan bu barınaklar, yeşil ve altın çan kurbağalarının hayatta kalma şansını artırıyor. Araştırmacılar, basit ve düşük maliyetli bu yöntemin diğer bölgelerde de uygulanmasını umuyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;nın çekirdeği yavaşlamaya devam ediyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/dunyanin-cekirdegi-yavaslamaya-devam-ediyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/dunyanin-cekirdegi-yavaslamaya-devam-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeni araştırmalar, Dünya’nın iç çekirdeğinin 14 yıldır yavaşladığını ve bunun gün uzunluğunun hafifçe artabileceği anlamına geldiğini öne sürüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/02/dunya-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, çekirdeği, yavaşlamaya, devam, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu ay Nature dergisinde yayımlanan bulgular, iç çekirdeğin gezegenin yüzeyinden daha hızlı döndüğünü belirten önceki araştırmalarla çelişiyor. Yüzeyin yaklaşık 3,000 mil altında bulunan Dünya'nın iç çekirdeği, katı demir-nikelden oluşan bir küredir. Ay ile yaklaşık aynı büyüklüktedir ve Dünya’nın manyetik alanını üreten sıvı demir-nikelden oluşan dış çekirdekle çevrilidir. Dış çekirdeğin üstünde ise kayalık manto ve en üstte kabuk bulunur.

Dünya'nın iç çekirdeği görülemediği veya örneklenemediği için incelemesi zordur. İç çekirdeği incelemenin en kolay yolu, depremler tarafından üretilen sismik dalgalardan veri almaktır. Bu araştırmada da bilim insanları, iç çekirdeğin hareketini analiz etmek için depremlerden ve nükleer testlerden elde edilen sismik verileri kullandı.

Güney Kaliforniya Üniversitesi ve Çin Bilimler Akademisi'nden bilim insanları, Dünya'nın iç çekirdeğinin gezegenin yüzeyine göre yavaşladığını keşfetti. Bu değişiklik, iç çekirdeğin hareketinde 2010 civarında gerçekleşti. Makale, yavaşlamanın sıvı demir dış çekirdeğin karışımı ve mantodaki kısımların yerçekimsel çekişlerinden kaynaklandığını öne sürüyor.

Araştırma, iç çekirdeğin yaklaşık 40 yıl sonra ilk kez Dünya'nın mantosundan daha yavaş hareket ettiğini gösteriyor. USC Dornsife Edebiyat, Sanat ve Bilimler Koleji'nde Yer Bilimleri Dekan Profesörü John Vidale, "İç çekirdek onlarca yıl sonra ilk kez yavaşladı," dedi. "Diğer bilim insanları benzer ve farklı modeller için yakın zamanda tartıştılar, ancak son çalışmamız en ikna edici çözümü sağlıyor."

İç çekirdeğin yavaşlamasının, Dünya'nın dönüş hızında sürüklenme faktörünü artırarak gün uzunluğuna etkisi olması bekleniyor. Bir dönüş 24 saat sürdüğünden ve bir günü temsil ettiğinden, yavaşlayan bir iç çekirdek, Dünya'nın bir dönüşünü tamamlamasının daha uzun sürmesi anlamına gelir. Ancak, bu değişikliğin sadece saniyenin binde biri kadar olması bekleniyor. Vidale, "Bunu fark etmek çok zor, okyanusların ve atmosferin çalkantılarının gürültüsü içinde neredeyse kaybolmuş durumda," dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu pembe ürkütücü sıvı robotlara deri olacak!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bu-pembe-urkutucu-sivi-robotlara-deri-olacak</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bu-pembe-urkutucu-sivi-robotlara-deri-olacak</guid>
<description><![CDATA[ Tokyo Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi&#039;nden bir grup bilim insanı, makineler için gerçekçi deri üretmenin yollarını araştırıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/robot-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>pembe, ürkütücü, sıvı, robotlara, deri, olacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu çalışmalar, kısmen korkutucu, kısmen de sevimli deneysel makinelerle yapılan deneyleri içeriyor. Çalışmaları, Cell Reports Physical Science dergisinde yayımlandı ve TechCrunch tarafından aktarıldı. Araştırmacılar, robot parmakları gibi 3D yapıları mükemmel bir şekilde kaplayabilen deri eşdeğerlerini oluşturmak için kullanılan mevcut kalıplama tekniklerinin, deriyi alttaki dokulara sabitlemek için bir mekanizmaya sahip olmadığını belirtti. Bu sorunu çözmek için "perforasyon tipi ankrajlar" adı verilen bir teknik kullandılar.



Araştırmacıların açıklamasına göre, derimiz, dokular ve kaslara bağlanarak hareket ettiğimizde manken üzerindeki bir kumaş gibi gevşeyip dağılmasını engeller. Ekip, makinelerde bu bağlayıcıların yerini alacak perforasyon tipi ankrajlar kullanmayı hedefliyor. Bu tekniğin, "karmaşık konturlara sahip 3D nesnelere" sentetik deriyi sabitleme konusundaki etkinliğini göstermek için araştırmacılar, sahte bir kafa üzerinde sentetik deri eşdeğeri kalıpladılar.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları, &amp;apos;Superman&amp;apos; güçlerine sahip bir telefon çipi geliştirdi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-superman-guclerine-sahip-bir-telefon-cipi-gelistirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bilim-insanlari-superman-guclerine-sahip-bir-telefon-cipi-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ Teksas&#039;ta bir grup bilim insanı, engellerin ardını görebilen elektromanyetik dalgalar kullanarak çalışan devrim niteliğinde bir akıllı telefon çipi geliştirdi. Bu çığır açan yenilik, çeşitli sektörlerde büyük değişiklikler yaratma potansiyeline sahip ve kötü amaçlı kullanımını önlemek için de önlemler içeriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/xray.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, Superman, güçlerine, sahip, bir, telefon, çipi, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[15 yılı aşkın bir süredir, Teksas Üniversitesi'nden Profesör Kenneth O liderliğindeki araştırmacılar, engellerin ardını görebilen cihazları küçültmek için titizlikle çalışıyor. Bu yeni görüntüleyici çip, mikrodalga ve kızılötesi arasındaki elektromanyetik frekansları kullanarak karton gibi malzemelerin üzerinden geçebiliyor ve bunların dış hatlarını tespit edebiliyor.

"Bu teknoloji, havaalanı güvenlik tarayıcılarında kullanılan teknolojilere benzer, ancak daha yüksek frekanslarda çalışıyor ve insanlar için güvenli," diyor Profesör O, Futurism ile yaptığı röportajda.

Geleneksel havaalanı tarayıcılarından farklı olarak, bu çip, gözle görülemeyen ve insan sağlığı için güvenli kabul edilen 200 ila 400 gigahertz frekanslarını kullanıyor. Bu atılım, bilgisayar işlemcileri ve akıllı telefon kameralarında yaygın olarak kullanılan tamamlayıcı metal-oksit yarı iletkenler (CMOS) teknolojisindeki ilerlemelere dayanarak, lens gerektirmeden etkileyici görüntüleme yetenekleri sağlıyor.



"Bu çip, cebinizde Süpermen'in X-ray görüşüne sahip olmak gibi," diyen O, "Ancak zararlı X-ışınları yerine daha güvenli elektromanyetik dalgaları kullanıyoruz," şeklinde açıklama yaptı.

Çipin geliştirilmesinde güvenlik ve etik konular ön planda tutuldu. Olası kötüye kullanımları önlemek amacıyla çipin algılama menzili kasıtlı olarak birkaç santimetre ile sınırlandırıldı. Bu sınırlama, teknolojinin insanların çantaları veya diğer kişisel eşyaları üzerinden bakmak için kullanılmasını engellemeye yönelik kaygıları gidermeyi amaçlıyor.

Sınırlı menziline rağmen, çipin potansiyel uygulamaları geniş bir yelpazeye yayılıyor. Kutu, duman ve hatta bazı duvarların ardını görebilme yeteneğine sahip, ancak duvarlar üzerinden ne kadar etkili olduğu henüz test edilmedi. Araştırmacılar, teknolojinin birincil amacının güvenliği artırmak ve pratik uygulamalar sunmak olduğunu vurgularken, güvenlik ve gizlilikten ödün vermemeye özen gösteriyor.

Profesör O, bu başarının işbirlikçi doğasına dikkat çekerek, elektrik mühendisliği topluluğunun önemli katkılarını vurguladı. "Bu ilerleme, alanındaki kolektif gelişmelerin bir sonucu," diyen O, "ancak bu öğeleri başarıyla birleştiren ilk biz olduk," diye ekledi.

Bu teknolojinin ticarileşmesi şu an için gündemde olmasa da, ekip yeteneklerini geliştirip sorumlu kullanımını sağlamaya odaklanmış durumda. "Teknolojileri kötü amaçlı kullanımlara karşı korumak çok önemli," diyen O, "En iyisini yapmaya çalışıyoruz, ancak tüm potansiyel kötüye kullanımları önlemek zor bir görev," şeklinde ifade etti.

Bu yenilikçi görüntüleyici çipin geliştirilmesi, elektromanyetik dalga teknolojisi alanında umut verici bir adımı temsil ediyor ve güvenlik ile etik öncelikler doğrultusunda çeşitli sektörlerde devrim yaratma potansiyeline sahip.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Starlink uyduları Dünya&amp;apos;yı mı zehirliyor?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/starlink-uydulari-dunyayi-mi-zehirliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/starlink-uydulari-dunyayi-mi-zehirliyor</guid>
<description><![CDATA[ Starlink gibi iletişim şirketleri, önümüzdeki yıllarda Dünya yörüngesine on binlerce uydu yerleştirmeyi planlıyor. Bu girişim, küresel bağlantıyı iyileştirme vaadi taşısa da, özellikle uyduların atmosfere yeniden girişleri ve ozon tabakası üzerindeki etkileri konusunda çevresel endişeler yaratıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/starlink-1-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Starlink, uyduları, Dünyayı, mı, zehirliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu uydular hizmet ömrünü tamamladığında, Dünya atmosferine girerek parçalanacak ve minik metalik parçacıklar salacak. Amerikalı araştırmacıların son çalışmasına göre, bu "uydu yağmuru" her yıl atmosfere yaklaşık 360 ton alüminyum oksit parçacığı ekleyebilir.

Bu parçacıklar, esas olarak 50 ile 85 kilometre arasındaki irtifalarda enjekte edilecek, ancak daha sonra ozon tabakasının bulunduğu stratosfere düşecektir. Çalışma, bu parçacıkların ozon tüketen kimyasal reaksiyonları tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.

Stratosferdeki ozon kaybı, serbest radikaller olarak bilinen, çiftleşmemiş elektrona sahip çok reaktif atom veya moleküller tarafından tetiklenir. Bu radikaller, birçok ozon molekülünü yok eden döngüleri başlatır. Yaygın döngüler, kararlı gazların ultraviyole ışıkla parçalanmasından kaynaklanan azot, hidrojen, klor ve brom radikallerini içerir.



İnsan faaliyetleri, tarım ve sanayi süreçleri gibi, azot oksitler ve diğer radikallerin varlığını önemli ölçüde artırmıştır. 2022'deki Hunga Tonga-Hunga Ha'apai volkanik patlaması gibi olaylar da stratosfere büyük miktarlarda su buharı enjekte ederek, bu kimyasal reaksiyonlar için geniş yüzey alanları yaratabilir.

Tarihte, CFC'ler ve halonlar ozon kaybının başlıca nedenleri olmuştur. Bu kimyasallar, bir zamanlar buzdolapları ve yangın söndürücülerde yaygın olarak kullanılıyordu ve stratosferde klor ve brom radikalleri serbest bırakıyordu. Yasaklanmış olsalar da, reaktif klor ve bromun ozon seviyelerini etkilemeye devam etmesi nedeniyle mirasları sürüyor.

Araştırmalar, uydu yeniden girişlerinden kaynaklanan stratosferik kirliliğin yeni olmadığını gösteriyor. 2023'te yapılan bir çalışma, stratosferik aerosollerin %10'unun zaten alüminyum içerdiğini buldu ve bu oranın önümüzdeki birkaç on yılda %50'ye çıkacağı öngörülüyor. Uydu enkazlarından gelen alüminyum ve diğer metallerin artan varlığı, stratosferik kimyayı önemli ölçüde değiştirebilir.

2030'a kadar 50.000'den fazla uydu fırlatılması beklendiğinden, çevresel etkilerini anlamak çok önemlidir. Alüminyum oksitlerin ozon kimyasını nasıl etkileyebileceği ve daha geniş atmosferik değişikliklere katkıda bulunup bulunamayacağı konusunda acil ve kapsamlı bilimsel araştırmalar yapılması gerekmektedir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mars&amp;apos;ta keşfedilen bu delik yeni bir yaşam alanı olabilir!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/marsta-kesfedilen-bu-delik-yeni-bir-yasam-alani-olabilir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/marsta-kesfedilen-bu-delik-yeni-bir-yasam-alani-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Mars&#039;taki eski volkanlardan akan lavların oluşturduğu çukurlar, hem insanların barınabileceği alanlar sunabilir hem de bu kayalık gezegenin tarihine ışık tutabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/mars-5.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Marsta, keşfedilen, delik, yeni, bir, yaşam, alanı, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[NASA'nın Mars Keşif Aracı'nın (MRO) High-Resolution Imaging Science Experiment (HiRISE) kamerası tarafından yakalanan görüntülerde, Mars'taki sönmüş bir volkan olan Arsia Mons'un yamacında bulunan ve sadece birkaç metre genişliğinde olan bir çukur, Ağustos 2022'de keşfedildi.

Mars'ta toz fırtınaları ve sıcaklık dalgalanmalarının yaygın olduğu biliniyor. İnsanların bu gezegeni keşfetme hedefleri doğrultusunda, bu antik volkanın yanındaki gizemli çukur, uzay meraklılarının ilgisini çekti.

Genellikle volkanlardan akan lav, sıcak malzemenin hareketini kolaylaştıran büyük yeraltı tüpleri oluşturur. Bu tür tüpler volkanların yanlarındaki çeşitli açıklıklar arasında yaygındır, ancak bu çukur dikey bir şaft gibi görünüyor. Eğer bu doğrulanırsa, bir mağara veya mağara sistemi oluşturabilir. Mars, Ay veya Dünya'ya benziyorsa, bu boş lav tüpleri, "skylight" olarak adlandırılan açıklıklarla birlikte, insan yerleşimleri için barınak sağlayabilir.

Ancak, çukurlardan birinin görüntüsü bir yan duvarı gösteriyor ve bu, çukurun silindirik olduğunu ve bir mağaraya açılmadığını gösteriyor olabilir. Bu tür çukurlara "pit kraterleri" denir ve Hawaii volkanlarında oldukça yaygındır. Dünya'da, bu tür çukurlar 6 ila 186 metre derinlikte olabilirken, Arsia Mons çukurunun görüntüsü 178 metre derinlikte olduğunu gösteriyor. Bu tür çukurlar, Mars'ta geçmişte yaşam olup olmadığı ve mikrobiyal yaşamın hala var olup olmadığı hakkında ipuçları verebileceği için bilim insanlarının ilgisini çekiyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Her markette bulunan bu malzeme karbondioksiti emebiliyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/her-markette-bulunan-bu-malzeme-karbondioksiti-emebiliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/her-markette-bulunan-bu-malzeme-karbondioksiti-emebiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, mutfaklarda yaygın olarak kullanılan bir malzemenin atmosferdeki karbondioksiti (CO2) emerek iklim değişikliğiyle mücadelede devrim yaratabileceğini keşfettiler. Cambridge Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, ev tipi su filtrelerinde kullanılan aktif kömürün, belirli bir işlemden geçirildiğinde CO2&#039;yi çekip hapsedebileceğini ortaya koydu. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/karbon.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Her, markette, bulunan, malzeme, karbondioksiti, emebiliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Aktif kömür, su filtrelemede yaygın olarak kullanılan gözenekli bir maddedir. Normal koşullarda CO2'yi yakalayamayan bu madde, bilim insanlarının yaptığı deneylerde adeta bir batarya gibi "şarj edilerek" havadaki CO2'yi emmeye başladı. Bu işlemde, hidroksit iyonları kömürün küçük gözeneklerinde birikerek CO2 ile bağ oluşturuyor ve atmosferden CO2'yi çekiyor.

Bu buluş, Nature dergisinde yayımlanan çalışmada detaylandırıldı. Çalışmaya göre, CO2'nin kömür tarafından emilmesinden sonra, 90 ile 100 derece Celsius (194 ile 212 derece Fahrenheit) arasında bir sıcaklıkta ısıtılarak hidroksit iyonları ve CO2 arasındaki bağlar kırılıyor ve CO2 ayrıştırılıyor.

Bu süreç, diğer karbon yakalama yöntemlerine kıyasla çok daha az enerji gerektiriyor. Geleneksel yöntemler genellikle 900 derece Celsius gibi yüksek sıcaklıklar gerektirirken, bu yeni yöntem daha düşük sıcaklıklarda çalışabiliyor ve tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarıyla desteklenebiliyor.

Her ne kadar bu yöntem umut vaat etse de bazı sınırlamaları mevcut. Çalışmaya göre, süngerin CO2 kapasitesi, bağıl nem arttıkça azalıyor. Bilim insanları, süngerin ne kadar CO2 yakalayabileceğini artırmanın yollarını araştırmaya devam ediyor.

Karbon yakalama yöntemleri, bazı uzmanlar tarafından yoğun eleştirilerle karşılaşsa da, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Paneli, net sıfır karbon hedefine ulaşmak için karbon dioksit gideriminin gerekli olduğunu belirtiyor. Cambridge Üniversitesi'nden Alexander Forse, "İlk olarak, sera gazı emisyonlarımızı her şekilde azaltmamız gerekiyor. Doğal olarak CO2 üretmeyen süreçler geliştirmeliyiz" dedi.

Forse, doğrudan atmosferden karbon dioksit emmenin "son çare" olduğunu vurgulasa da, iklim acil durumu ölçeğinde bunun araştırılması gerektiğini belirtti. Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her yıl atmosferden yaklaşık 2 milyar ton CO2 çıkarılıyor. Bunun büyük kısmı ağaç dikme gibi geleneksel yöntemlerle gerçekleşiyor. Modern teknolojiler ise karbon gideriminde çok düşük bir katkı sağlıyor.

Forse, yeni yöntemlerinin çeşitli uygulamalar için kullanılabileceğini ve gerçek dünya koşullarında ölçeklendirilebileceğini umuyor. Cambridge Üniversitesi, bu teknolojiyi ticarileştirme yolunda adımlar atmaya hazırlanıyor. Forse, "Bu yaklaşım, Covid-19 karantinaları sırasında ortaya çıkan çılgın bir fikirdi, bu yüzden bu fikirlerin gerçekten işe yaradığını görmek heyecan verici" dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Grönland buzullarında saklı dev virüs izleri keşfedildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/groenland-buzullarinda-sakli-dev-virus-izleri-kesfedildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/groenland-buzullarinda-sakli-dev-virus-izleri-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Arktik araştırmacılar, Grönland buz tabakasında yaşayan dev virüslerin izlerini keşfettiler. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/gronland-virus.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 20:19:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Grönland, buzullarında, saklı, dev, virüs, izleri, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu virüsler, Grönland'ın buzlarının daha hızlı erimesine neden olan mikroskobik algleri hedef alabilir. Yeni bir çalışmada, bu dev virüslerin renkli alglerle dolu buz ve kar üzerinde yaşadığı tespit edildi. Araştırma ekibi, bu virüslerin alg büyümesini doğal yollarla kontrol ederek erimeyi azaltmanın yollarını bulmayı umuyor.

Danimarka Aarhus Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Laura Perini, “Virüsler hakkında çok fazla şey bilmiyoruz, ancak alg patlamalarının neden olduğu buz erimesini hafifletmek için faydalı olabileceklerini düşünüyorum” dedi.

Grönland'ın buz yüzeyinde bulunan algler, bahar aylarında çiçek açarak genellikle beyaz olan manzarayı karartır. Bu kararma, beyaz kar ve buzdan daha az güneş ışığını yansıtarak erimeyi hızlandırır.

Araştırmacılar, 2019 ve 2020 yıllarında Grönland buz tabakasının farklı bölgelerinden karanlık buz, kırmızı kar ve eriyen su deliklerinden örnekler topladı. Bu örneklerde bulunan DNA'yı analiz ederek Nucleocytoviricota filumuna ait dev virüslerin gen dizilerini tanımladılar.

Algler, bakteriler, mantarlar ve protistler gibi diğer küçük, tek hücreli organizmalarla birlikte karmaşık bir ekosistemin parçasıdır. Perini ve ekibi, bu ekosistemi daha iyi anlamak ve virüslerin hangi konakları enfekte ettiğini belirlemek için araştırmalarına devam edecekler. Amaçları, bu virüslerin gerçekten algleri hedef aldığından emin olmaktır.]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>