<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Trafik Güvenliği Derneği &amp; : Arkeoloji</title>
<link>https://trafikdernegi.com/rss/category/arkeoloji</link>
<description>Trafik Güvenliği Derneği &amp; : Arkeoloji</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>TRAFİK GÜVENLİĞİ DERNEĞİ GENEL MERKEZİ   DERNEK KÜTÜK NO : 06&amp;160&amp;108</dc:rights>

<item>
<title>Osmanlı ve Anunakiler</title>
<link>https://trafikdernegi.com/osmanli-ve-anunakiler</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/osmanli-ve-anunakiler</guid>
<description><![CDATA[ 1845’te Osmanlı topraklarında Layard, Mezopotamya&#039;da binlerce eser keşfetti. Ancak Vali Muhammed Paşa, bunları “put” sayıp yok saydı. Eserler Avrupa’ya kaçırıldı. Cehalet, tarihimizi zayıflattı; ders alınmalı. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202412/image_870x580_676bbfebc59d9.jpg" length="135703" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 25 Dec 2024 11:19:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AH CEHALET AH!</strong></p>
<p></p>
<p></p>
<p>1845 yılı… Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olan günümüz Musul bölgesinde, İngiliz arkeolog Austen Henry Layard, antik Mezopotamya medeniyetlerine dair yaptığı sıkı araştırmalarla tarihe damga vuracak keşiflerin peşindeydi. Kavurucu sıcağın altında süren haftalar sonunda, kadim Nemrut şehrinin kalıntılarına ulaşan Layard ve ekibi, Akat medeniyetinden kalma binlerce tarihi eser ve çivi yazısından oluşan tabletler buldular.</p>
<p></p>
<p>Bu keşifler yalnızca Mezopotamya tarihine değil, tüm insanlık tarihine ışık tuttu. Layard, kazılarını Mezopotamya’nın güneyine doğru genişlettikçe, Sümer, Akat, Babil ve Asur medeniyetlerinin izlerini taşıyan yeni hazineler bulmaya devam etti. Ancak bu keşifler, yalnızca tarih kitaplarını yeniden yazmakla kalmadı; aynı zamanda antik dünyanın en gizemli figürlerini de gündeme getirdi: Anunnakiler.</p>
<p></p>
<h3><strong>Anunnakiler ve Kadim Tanrılar</strong></h3>
<p></p>
<p>Layard ve diğer arkeologların ortaya çıkardığı rölyefler, kabartmalar ve mühürler, Sümer, Akat, Babil ve Asur medeniyetlerinin Anunnaki adını verdiği göksel varlıklardan bahsediyordu. Bu varlıkların, antik metinlerde insanlığı tasarlayan tanrılar olarak anıldığı biliniyor. Bugün pek çok kişi Anunnakiler hakkında bilgi sahibi; ancak bu figürlerin yalnızca Sümer kültürüne ait olmadığını, Mezopotamya’daki tüm büyük medeniyetlerin onlara kutsiyet atfettiğini hatırlatmak gerekiyor.</p>
<p></p>
<p>Bu kadim uygarlıkların inşa ettiği şehirler ve tanrılarına adadıkları tapınaklar, arkeolojik çalışmaların ana hedefi haline geldi. Layard gibi öncü arkeologların çalışmaları sayesinde, günümüzde insanlık tarihine dair birçok bilinmeyen ortaya çıkarıldı. Ancak bu keşiflerin ve kazıların gerçekleştiği coğrafyanın o dönemde Osmanlı toprağı olduğunu unutmamak gerekiyor. Ne yazık ki, bu topraklarda bulunan eserlerin büyük bir kısmı bugün British Museum gibi Avrupa müzelerinde sergileniyor.</p>
<p></p>
<h3><strong>Bir Vali, Bir Felaket: Muhammed Paşa</strong></h3>
<p></p>
<p>Bu eserlerin yurt dışına kaçırılmasının ardında yatan acı gerçek ise dönemin Osmanlı idaresinin cehaleti ve ilgisizliği. Layard’ın kazıları sırasında bölgenin valisi olan Muhammed Paşa, bulunan eserleri "eskilerin putları" olarak nitelendirmiş ve bu eserlerin kazılmasına, sergilenmesine hatta varlıklarına dahi karşı çıkmıştır. Arkeologlara çeşitli baskılar yapan Muhammed Paşa, bu tarihi hazineleri yok etme ihtimalini gündeme getirmiştir. Bunun sonucu olarak da, eserlerin pek çoğu, yok edilmekten kurtarılmak amacıyla illegal yollarla Avrupa’ya kaçırılmıştır.</p>
<p></p>
<p>Bu durum, tarih adına büyük bir trajedidir. Osmanlı'nın bağnazlık ve cehaletle bilime sırt çevirdiği bu dönem, aynı zamanda imparatorluğun neden gerilediğini ve yıkıldığını anlamak için önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bilimden, mantıktan ve liyakattan uzaklaşıldığında; dini, devlet işlerine karıştırarak bağnaz bir yönetim anlayışı benimsendiğinde, bir medeniyetin çöküşü kaçınılmaz hale gelir.</p>
<p></p>
<h3><strong>Bugün ve Gelecek İçin Dersler</strong></h3>
<p></p>
<p>Şu an Avrupa müzelerinde sergilenen ve Osmanlı topraklarından kaçırılmış binlerce tarihi eser, aslında bizim kültürel mirasımızdır. Ancak şunu da sormak gerekiyor: Bu eserler bizde kalsaydı, sonları ne olurdu? Yeterince korunabilirler miydi? Yoksa ilgisizlik ve ihmalkarlıkla tamamen yok mu olurlardı? </p>
<p></p>
<p>Tarih yalnızca keşiflerden ibaret değildir; onu anlamlandırmak, korumak ve gelecek nesillere aktarmak, bir medeniyetin bilim ve kültüre verdiği değerle doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden geçmişte yapılan hatalardan ders almalı, yalnızca geçmişe değil, bugüne ve geleceğe de sahip çıkmalıyız. </p>
<p></p>
<p>Unutmayalım: Cehaletin hüküm sürdüğü bir toplumda, tarih yok olur. Ancak bilimin ve aklın ışığında yürüyen bir medeniyet, geçmişini anlamlandırarak geleceğe sağlam adımlarla ilerler. <strong>Ah cehalet, ah!</strong></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karahantepe: Dünyanın İlgisini Çeken Neolitik Miras</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karahantepe-dunyanin-ilgisini-ceken-neolitik-miras</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karahantepe-dunyanin-ilgisini-ceken-neolitik-miras</guid>
<description><![CDATA[ Karahantepe, Neolitik döneme ait buluntularıyla dünya genelinden akademisyenleri ağırlıyor. T biçimindeki dikili taşlar, alanın kültürel değerini ortaya koyarken, Türk arkeolojisi için büyük bir başarı simgesi oluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202411/image_870x580_672f974f3db30.jpg" length="414361" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 09 Nov 2024 20:09:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Karahantepe: Tarihin Gizemlerini Aydınlatan Neolitik Miras</p>
<p></p>
<p>Şanlıurfa'da yer alan Karahantepe, insanlık tarihine dair birçok soruya yanıt sunan Neolitik döneme ait buluntularıyla dünya genelinden uzmanları bir araya getirdi. T biçimindeki dikili taşlar ve diğer arkeolojik kalıntılar, alanı ziyaret eden akademisyenler arasında hayranlık uyandırdı. Alman tarihçi Prof. Dr. Herman Parzinger ve Japon arkeolog Prof. Dr. Junzo Uçiyama gibi ünlü bilim insanları, Karahantepe'de yapılan kazı çalışmalarını dikkatle inceledi.</p>
<p></p>
<p>Uluslararası Destekli Araştırma Merkezi</p>
<p></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın desteklediği Dünya Neolitik Kongresi, İstanbul ve Harran Üniversiteleri’nin işbirliğiyle gerçekleşti. Kongre kapsamında, arkeoloji ve tarih alanında çalışan yaklaşık bin akademisyen bölgeye gelerek Karahantepe’deki kazı alanını yakından görme fırsatı buldu. Karahantepe, bu tür etkinliklerle yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın ilgisini çeken bir arkeolojik merkez haline geldi.</p>
<p></p>
<p>Göbeklitepe'yle Benzerlik Gösteren Yapılar</p>
<p></p>
<p>Neolitik dönemin önemli yerleşim alanlarından biri olarak kabul edilen Karahantepe’de, 250’den fazla T biçimindeki dikili taş bulunuyor. Göbeklitepe’yle yapısal benzerlik gösteren bu taşlar, dünya arkeolojisi açısından büyük bir öneme sahip. Alan, dönemin kültürel ve dini yapısına ışık tutarak Neolitik dönemin sosyal yaşamına dair önemli bilgiler sağlıyor.</p>
<p></p>
<p>Akademisyenlerin İlgisi</p>
<p></p>
<p>Prof. Dr. Herman Parzinger, Karahantepe'nin büyüleyici bir alan olduğunu ifade ederek, “Sadece kazı alanları değil, tüm bölge çok etkileyici. T biçimindeki taşların konumlandırılması ve bölgenin genel yapısı oldukça dikkat çekici. Karahantepe, Göbeklitepe gibi Türk arkeolojisinin gurur kaynaklarından biri” şeklinde konuştu.</p>
<p></p>
<p>Japon arkeolog Prof. Dr. Junzo Uçiyama ise Karahantepe’yi “olağanüstü” olarak nitelendirdi: “Japonya’dan buraya gelmek zordu ama buna değdi. Bu yapılar, Neolitik dönemin kutsal kabul edilen alanlarına dair önemli ipuçları sunuyor ve insanı gerçekten etkiliyor.”</p>
<p></p>
<p>Neolitik Dönemin İzleri</p>
<p></p>
<p>İspanyol arkeolog Prof. Dr. Feran Borel de Karahantepe’nin Neolitik dönemin ilk izlerini yansıtan bir merkez olduğunu vurguladı. Borel, “Buradaki buluntular, dönemin toplumsal yapısını ve kültürel hayatını anlamamıza yardımcı oluyor. Karahantepe, tarih bilimi için paha biçilmez bir değere sahip” dedi.</p>
<p></p>
<p>Türk Arkeolojisinin Önemli Başarısı</p>
<p></p>
<p>Karahantepe ve Göbeklitepe gibi alanlar, Türk arkeolojisinin dünya genelinde öne çıkmasını sağlayarak yeni keşiflerin kapısını aralıyor. Bu bölgedeki buluntular, sadece Türkiye için değil, dünya arkeolojisi için de büyük bir anlam taşıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Özbekistan&amp;apos;da Tarihi Keşif: Karahanlılar Dönemine Ait Antik Yapı Bulundu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ozbekistanda-tarihi-kesif-karahanlilar-doenemine-ait-antik-yapi-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ozbekistanda-tarihi-kesif-karahanlilar-doenemine-ait-antik-yapi-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Özbekistan&#039;da Karahanlılar Dönemine Ait Nadir Keşif: Aksikent Antik Kenti&#039;nde Yeraltı Yapıları Ortaya Çıkarıldı ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202410/image_870x580_670a5f4db1e4b.jpg" length="180720" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 14:36:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Özbekistan'da son 50 yılın en nadir keşiflerinden biri olarak değerlendirilen önemli bir buluntu, Karahanlılar dönemine ait Aksikent antik kentinde ortaya çıkarıldı. Keşif, yeraltına uzanan kemerli koridorlar, yıkanma alanları, ısıtmalı zeminler ve seramik borular gibi mimari yapıları içeriyor. Özellikle bu merdiven ve koridorlar, dönemin ileri mühendislik anlayışını gözler önüne sererken, bölgenin zengin tarihini de yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p></p>
<p>Uzmanlar, bu keşfin, Karahanlılar dönemine ait mimari yenilikleri ve yaşam biçimini anlamada büyük bir adım olduğunu belirtiyor. Aksikent antik kenti, Türkistan'ın kadim tarihine ışık tutacak yeni bulgularla araştırmacılar için büyük bir öneme sahip.</p>
<p></p>
<p>Fotoğraf: Fran Olmos  </p>
<p>#Aksikent #Arkeoloji #Özbekistan #Karahanlılar #TarihiKeşif</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu Antik Yazı Bir Asrı Aşkın Süredir Çözülemedi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bu-antik-yazi-bir-asri-askin-suredir-coezulemedi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bu-antik-yazi-bir-asri-askin-suredir-coezulemedi</guid>
<description><![CDATA[ Şu anda Heraklion Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Phaistos Diski, hem akademisyenlerin hem de meraklıların hayal gücünü beslemeye devam ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202410/image_870x580_670280b492ed9.jpg" length="114993" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 06 Oct 2024 15:22:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MÖ 1700’e ait bu disk, üzerindeki işaretlerin ıslak kile bir stylus ile değil, kalıplar veya mühürler kullanılarak basıldığı düşünülüyor.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Keşif ve Önemi</p>
<p>1908 yılında Girit’te, arkeolog Federico Halbherr liderliğindeki bir ekip, Phaistos’ta yapılan kazılarda bilinmeyen sembollerle dolu bir kil disk keşfetti. Disk, kömürleşmiş kalıntılar ve çeşitli objelerle birlikte gömülü olarak bulundu. Dikkatlice çıkarılan disk, her iki tarafında spiral bir düzen içinde sıralanmış küçük imgelerle kaplıydı. O zamandan bu yana, diskin anlamını çözmeye yönelik birçok çaba olsa da, henüz bir sonuca ulaşılamadı.</p>
<p></p>
<p>Teorilerin Çeşitliliği</p>
<p>Diskin boyutları (çapı 16.5 cm, kalınlığı 4 cm) onu taşınabilir kılmakta ve bu da farklı teorilerin ortaya atılmasına neden olmaktadır. Bazı araştırmacılar, diskin bir astronomik harita veya bir takvim olduğunu öne sürerken, diğerleri bunun antik bir oyundan, dini bir metinden veya Atlantis’ten kalma bir kalıntı olduğuna dair spekülasyonlar yapmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Minos uygarlığının zengin deniz ticareti ve sanatıyla tanındığı bu dönemde, diskin MÖ 1800 ila 1600 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir. Ancak, diskin orijinal işlevi ve anlamı hala bilinmemektedir.</p>
<p></p>
<p>İşaretler ve Semboller</p>
<p>Diskteki yazıt, 241 veya 242 karakterden oluşan 45 ayrı figüratif işareti içermektedir. Bu işaretler, günlük yaşamla ilgili insanları, hayvanları ve nesneleri temsil eden görüntülerle doludur. Her kutucukta iki ila beş görsel olacak şekilde 61 kutucukta gruplandırılmıştır. Spiral yazının diskin kenarından başlayıp merkeze doğru ilerlediği düşünülmektedir.</p>
<p></p>
<p>Girit’teki Minos dönemine ait yazıtlar, Ege hece yazısının biçimlerine karşılık gelir. Phaistos Diski, bu yazı sisteminin evrimleşmiş bir formunu temsil ediyor olabilir. Ancak, diskteki işaretlerin tümünün tanımlanamaması, çözüm sürecini karmaşık hale getirmektedir.</p>
<p></p>
<p>Yazıtın İçeriği</p>
<p>Diskteki yazıtın içeriğine dair bazı ipuçları bulunmaktadır. Eğer her kutu bir kelime içeriyorsa, diskin iki yüzünde de benzer kelimelerle sona erdiği gözlemlenmiştir. Bu durum, diskin bir şiir, ilahi ya da dini bir metin içerebileceği teorisini güçlendirmektedir.</p>
<p></p>
<p>Çözüm Çabaları</p>
<p>Son yıllarda diski çözme girişimleri hız kazanmıştır. Filolog Gareth Owens, diskteki dilin Hint-Avrupa kökenli olduğunu öne sürmüş ve bunun Minos diliyle bağlantılı olduğunu iddia etmiştir. Diğer araştırmacılar ise farklı diller ve kültürlerle ilişkilendirilmiş çeşitli teoriler geliştirmiştir. Ancak, Linear A’nın henüz çözülememiş olması, bu iddiaların kesinliğini sorgulatmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Sonuç</p>
<p>Phaistos Diski, antik yazının gizemli doğası ve Minos uygarlığının bilinmeyen yönleri hakkında daha fazla bilgi edinme arzusuyla bilimin gündeminde kalmaya devam etmektedir. Rosetta Taşı benzeri bir keşif gerçekleştirilene kadar, bu antik yazıtın anlamı büyük bir muammayı koruyacak gibi görünmektedir.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sagalassos Çeşmesi: Tarihin Göz Bebeği</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sagalassos-cesmesi-tarihin-goez-bebegi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sagalassos-cesmesi-tarihin-goez-bebegi</guid>
<description><![CDATA[ Sagalassos Çeşmesi, MS 2. ve 3. yüzyıllarda inşa edilmiş, Toros Dağları&#039;ndaki önemli bir mimari eserdir. Bir hamam kompleksinin parçası olan çeşme, antik medeniyetin mirasını yansıtan turistik bir cazibe merkezidir. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202410/image_870x580_67027d134a586.jpg" length="126449" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 06 Oct 2024 15:05:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Burdur ilinde yer alan Sagalassos antik kenti, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle dikkat çekmektedir. Bu antik kentte bulunan Sagalassos Çeşmesi, MS 2. ve 3. yüzyıllar arasında inşa edilmiş, dönemin mimarlık ve sanat anlayışını yansıtan önemli bir eserdir.</p>
<p></p>
<p>Toros Dağları'nın eteklerinde yükselen bu anıtsal çeşme, özenli tasarımı ve heykellerinin korunmuşluğu ile öne çıkmaktadır. Başlangıçta bir hamam kompleksinin parçası olarak inşa edilen çeşme, aynı zamanda bölgedeki kültürel ve ticari yaşamın zenginliğini simgeler. Sagalassos, o dönemde önemli bir merkez olup, bu çeşme de şehrin refahının ve medeniyetinin bir sembolü haline gelmiştir.</p>
<p></p>
<p>Günümüzde Sagalassos Çeşmesi, yaklaşık iki bin yıl önce gelişen bir medeniyetin mirasını yansıtan önemli bir turistik cazibe merkezi olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Ancak, Roma dönemine ait bu eserler hakkında yanlış anlamalar ve kafa karışıklıkları yaşanmaktadır. Bazı insanlar, bu eserlerin geçmişine dair yüzeysel yorumlar yaparak, “gavurlardan kalma” gibi ifadeler kullanmaktadır. Bu durum, tarihi ve kültürel kimlik üzerine yapılan tartışmaların karmaşıklığını göstermektedir.</p>
<p></p>
<p>Tarihsel olarak, o dönemde yaşayan insanların günümüz insanlarıyla birçok ortak yönü bulunmaktadır. Bu durum, bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Tarihi eserlerin arka planını ve kökenini anlamak, kültürel mirasımızı daha derinlemesine incelemek açısından önemlidir.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, Sagalassos Çeşmesi, sadece bir mimari eser değil, aynı zamanda geçmişle bugünü bağlayan bir köprüdür. Bu tür eserlerin korunması ve doğru bir şekilde değerlendirilmesi, kültürel kimliğimizin zenginliğini anlamamıza yardımcı olacaktır. Sagalassos, tarihimizin derinliklerinden gelen bir hikaye anlatmaya devam ediyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tollense Vadisi: 3.250 Yıllık Bir Savaşın İzleri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tollense-vadisi-3250-yillik-bir-savasin-izleri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tollense-vadisi-3250-yillik-bir-savasin-izleri</guid>
<description><![CDATA[ Almanya&#039;nın Tollense Vadisi&#039;nde yapılan kazılar, Avrupa tarihinin en eski ve en kanlı savaş alanlarından birine dair çarpıcı bulguları gözler önüne seriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f5960bb4080.jpg" length="103172" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 20:12:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 3.250 yıl önce, bu bölge, savaşta ölen yüzlerce insanın mezarı haline geldi. Bronz ve çakmaktaşı ok uçları gibi savaşın izlerini taşıyan buluntular, bu toprakların acımasız bir savaşın tanığı olduğunu doğruluyor.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>İlk keşif, 1996 yılında bir amatör arkeologun Tollense Nehri kıyısında dışarıya çıkmış bir kemik fark etmesiyle başladı. Bu basit keşif, Bronz Çağı'na dayanan büyük bir savaşın izlerini gün yüzüne çıkaran geniş kapsamlı kazılara yol açtı. O zamandan bu yana, MÖ 1250 yılına tarihlenen bölgede yüzlerce savaşçıya ait 12.500'den fazla kemik ve 300 metal buluntu bulundu.</p>
<p></p>
<p>Kazılarda, kılıçlar, tahta sopalar ve ok uçları gibi çok çeşitli savaş malzemeleri ortaya çıkarıldı. Bu silahlardan bazıları, hala savaşçıların kemiklerine saplanmış halde bulunarak, o dönemin acımasızlığını ve savaşın ölümcüllüğünü gözler önüne seriyor.</p>
<p></p>
<p>Tollense Vadisi, Avrupa'nın antik savaş tarihine ışık tutarken, binlerce yıl önce bu topraklarda yaşananların korkunç gerçekliğini bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tarsus’un Altındaki Gizem: 2.000 Yıllık İhtişamlı Bir Şehir</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tarsusun-altindaki-gizem-2000-yillik-ihtisamli-bir-sehir</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tarsusun-altindaki-gizem-2000-yillik-ihtisamli-bir-sehir</guid>
<description><![CDATA[ Tarsus’un altında koca bir eski şehir yatıyor; tarihin derinliklerine uzanan bir yerleşim yeri. Şans eseri keşfedilen antik bir cadde, kentin iki bin yıl önceki ihtişamını ve zenginliğini gözler önüne seriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f4636188ec3.jpg" length="131506" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 25 Sep 2024 22:23:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu cadde, sadece mimarisiyle değil, aynı zamanda Tarsus’un Roma dönemindeki önemli bir merkez olduğunu kanıtlayan bir tarihsel kesit sunuyor.</p>
<p></p>
<p>Tarsus, o dönemin en büyük ve en önemli şehirlerinden biriydi. Caddeyi döşeyen bazalt taşları, bölgedeki diğer arkeolojik buluntular arasında dikkat çekici bir yer tutuyor. Bu taşlar polygonal teknikle yerleştirilmiş ve oldukça sağlam bir yapıya sahip. Bazalt, dayanıklılığıyla bilinen bir taştır; ancak ilginç olan, bu taşın Tarsus’a uzak bir bölgeden getirilmiş olmasıdır. Bu da Tarsus’un o dönemde ne kadar güçlü bir ticaret ağına sahip olduğunu gösteriyor.</p>
<p></p>
<p>Tarih boyunca birçok ünlü isim bu caddede yürümüş olabilir. Aziz Paul, Roma valisi Cicero, Julius Caesar, Mısır kraliçesi 7. Kleopatra ve Romalı general Marcus Antonius gibi tarihi figürler, Tarsus’un bu ihtişamlı yollarında adım atmış olabilirler. Hatta Roma İmparatoru Hadrian da bu caddeden geçmiş olabilir. Her biri, Tarsus’un kültürel ve siyasi öneminin bir parçasıydı ve bu caddede yürümüş olmaları olasılığı bile, kentin tarihi değerini bir kat daha artırıyor.</p>
<p></p>
<p>Tarsus’un altındaki bu antik şehir, tarihçilerin ve arkeologların dikkatini çeken eşsiz bir buluntu. Bu keşif, sadece Tarsus’un değil, dönemin ticaret, siyaset ve kültürel hayatına dair önemli ipuçları sunuyor. Binlerce yıl boyunca saklı kalmış bu şehir, hala keşfedilmeyi bekleyen pek çok sır barındırıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>12.000 Yıl Önceki Mühendislik Harikası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/12000-yil-onceki-muhendislik-harikasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/12000-yil-onceki-muhendislik-harikasi</guid>
<description><![CDATA[ Göbekli Tepe&#039;de Tonlarca Ağırlığındaki Sütunların Taşınmasının Gizemi ve Antik Dünyanın İzleri ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f451f71f76e.jpg" length="188779" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 25 Sep 2024 21:10:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Göbekli Tepe, antik tarih, megalitik yapılar, arkeoloji, mühendislik harikası, taş sütunlar, DNA araştırmaları, Stonehenge, Anadolu, tarım devrimi, geometrik ilkeler, arkeolojik keşifler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>12.000 yıl önce, insanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri olan Göbekli Tepe'de devasa taş sütunlar taşınıyordu. Günümüzde büyük taşları hareket ettirmek için güçlü makineler ve nakliye kamyonları kullanıyoruz, ancak Göbekli Tepe'de arkeologlar 20 ton ağırlığındaki taş sütunların izine rastladılar. Dahası, taş ocağında hala duran 50 tonluk bir sütun bulundu. Bu devasa yapıların nasıl taşındığı sorusu, modern bilim insanlarını düşündürüyor: Atalarımız hangi yöntemlerle bu devasa taşları taşıdı?</p>
<p></p>
<p>Göbekli Tepe'nin sadece %5'i bugüne kadar kazılmış olmasına rağmen, bu antik site boyutları ve yaşıyla bugün bilinen hiçbir şeye benzemiyor. Diğer megalitik yapılarla kıyaslandığında, Göbekli Tepe, bir anlamda tüm bu yapıların “anası” olarak kabul ediliyor. Sitenin karmaşıklığı ve büyüklüğü, insanlık tarihine dair yeni sorular ortaya çıkarıyor.</p>
<p></p>
<p>Araştırmacılar, bu antik toplulukların izini sürmek için DNA örneklerini incelediler. Bulgular, Stonehenge'i inşa eden insanların atalarının günümüz Türkiye'sinden İngiltere'ye kadar binlerce kilometrelik bir yolculuk yaptığını gösterdi. Elde edilen kanıtlara göre bu insanlar, MÖ 6000'de Avrupa'ya yayılarak tarım yapmış ve yerleşmişlerdi. Bu süreçte, Avrupa'nın çeşitli yerlerinde, Göbekli Tepe kadar karmaşık olmasa da, etkileyici megalitik anıtlar dikmişlerdi.</p>
<p></p>
<p>2020'de yapılan bir araştırma, Göbekli Tepe'yi inşa edenlerin ileri düzeyde geometri bilgisine sahip olduklarını ortaya çıkardı. Bu insanlar, sitenin inşasında “gelişmiş” geometrik ilkeleri başarıyla uygulamışlardı. Göbekli Tepe, bu anlamda sadece bir arkeolojik keşif değil, aynı zamanda eski insanların mühendislik yeteneklerine dair de önemli ipuçları sunuyor (Cambridge Archaeological Journal).</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Elazığ&amp;apos;da Tarihi Bir Keşif: 84 Metrekarelik Mozaik</title>
<link>https://trafikdernegi.com/elazigda-tarihi-bir-kesif-84-metrekarelik-mozaik</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/elazigda-tarihi-bir-kesif-84-metrekarelik-mozaik</guid>
<description><![CDATA[ Elazığ&#039;da yaşanan sıra dışı bir olay, tarih meraklılarını heyecanlandırdı. Salkaya köyünde fidan dikmek için tarlasını işleyen bir çiftçi, tesadüfen devasa bir mozaikle karşılaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f2fdcddf759.jpg" length="147458" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 20:58:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Elazığ, mozaik, tarihi keşif, Roma, Erken Bizans, arkeoloji, kültür mirası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 84 metrekarelik bu mozaik, Roma veya Erken Bizans dönemine ait olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Tesadüfen Yapılan Keşif</p>
<p>Köylü vatandaşın tarlasında yaptığı basit bir kazı çalışması, bölgenin tarihine ışık tutacak önemli bir buluşa dönüştü. Fidan dikmek için açtığı çukurda yer alan mozaik, hemen yetkililere bildirildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın koordinesinde başlatılan kazı çalışmalarıyla, mozaikin tüm detayları gün yüzüne çıkarıldı.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f597ba30c46.jpg" alt=""></p>
<p>Mozaik Hakkında Bilgiler</p>
<p> * Boyutları: Yaklaşık 84 metrekarelik bir alana yayılan mozaik, Türkiye'de bulunan en büyük mozaiklerden biri olma özelliği taşıyor.</p>
<p> * Dönemi: Mozaikin Roma veya Erken Bizans dönemine ait olduğu tahmin ediliyor. Bu durum, bölgenin tarih öncesi dönemlerden itibaren yerleşim yeri olduğunu gösteriyor.</p>
<p> * Motifleri: Mozaik üzerindeki figürler, dönemin yaşam tarzı ve kültürel yapısı hakkında önemli ipuçları sunuyor. Anadolu leoparı, kurt, domuz, dağ keçisi, geyik, tazı ve sülün gibi hayvan figürleri, mozaikin görsel zenginliğini artırıyor.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f597bd26679.jpg" alt=""></p>
<p> * Önemi: Bu büyüklükte ve bu kadar iyi korunmuş bir mozaikin bulunması, hem Türkiye hem de dünya için önemli bir arkeolojik buluntu olarak değerlendiriliyor. Mozaik, bölgenin tarihine ışık tutacak ve turizme katkı sağlayacak bir potansiyele sahip.</p>
<p>Gelecek Planları</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı, mozaikin korunması ve sergilenmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Mozaikin bulunduğu bölgede bir müze veya arkeolojik park kurulması da gündemde. Bu sayede, hem yerli hem de yabancı turistler, bu eşsiz tarihi eseri yerinde görebilecekler.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f597bb95aee.jpg" alt=""></p>
<p>Sonuç</p>
<p>Elazığ'da yapılan bu keşif, tarihin derinliklerine doğru bir yolculuk yapmamızı sağlıyor. Tesadüfen bulunan bu mozaik, bölgenin zengin kültürel mirasına bir kez daha dikkat çekti. Bu tür keşifler, geçmişimizi daha iyi anlamamıza ve geleceğe daha bilinçli bir şekilde adım atmamıza yardımcı oluyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ani, Kızkalesi (Ağçiperd) ve Kilisesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/ani-kizkalesi-agciperd-ve-kilisesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/ani-kizkalesi-agciperd-ve-kilisesi</guid>
<description><![CDATA[ Ani Harabeleri, tarihin derinliklerinden günümüze ulaşan büyüleyici bir miras. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f2e7b20ef7d.jpg" length="116279" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 19:25:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kars'ın sınırları içerisinde yer alan bu antik şehir, hem tarihi hem de doğal güzellikleriyle ziyaretçileri büyüler. Ani'nin en dikkat çekici yapılarından biri, Kızkalesi olarak bilinen Ağçiperd ve onun 13. yüzyıla ait kilisesidir. Ancak bu kiliseyi keşfetmek, diğer yapılara kıyasla daha zahmetli bir yolculuk gerektirir.</p>
<p></p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f2e7b8b1b89.jpg" alt=""></p>
<p>Kilise, Ani'nin güney ucunda, Arpaçay Nehri'nin kenarında, yüksek kayalıklar üzerine inşa edilmiştir. Bu stratejik konumu, doğal bir savunma hattı görevi görerek yapıyı korumuştur. Arpaçay'ın derin vadisi ve çevredeki sarp kayalıklar, kilisenin adeta bir kartal yuvası gibi ulaşılmaz bir noktada yer almasını sağlar. Böylesine bir coğrafyada kilisenin inşa edilmiş olması, dönemin mimarlarının mühendislik zekasını ve doğayla uyum içinde yaşam becerilerini gözler önüne serer.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f2e7b6a8f42.jpg" alt=""></p>
<p>Kızkalesi'ne ulaşmak, Ani surlarından yürüyüş gerektiren zorlu bir parkur içerir. İç kale olarak bilinen Nerkinperd veya Miçnaperd'den geçerek bu bölgeye varmak mümkündür. Yolun çetin olmasına rağmen, varıldığında ziyaretçiyi karşılayan manzara tüm bu zahmete değerdir. Ani'nin tarihine derin bir yolculuk yapmak isteyenler, bu bölgeyi mutlaka ziyaret etmeli ve en az 6-7 saatlerini ayırarak bölgeyi keşfetmelidirler.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f2e7b11d824.jpg" alt=""></p>
<p>Kilisenin bulunduğu noktaya varanlar, sadece tarihi bir yapının kalıntılarıyla değil, aynı zamanda bölgenin doğal güzellikleri ve huzur veren atmosferiyle de karşılaşırlar. Yüzyıllar boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Ani, Kızkalesi ile birlikte, tarihin derinliklerinden gelen eşsiz bir anı olarak karşımızda durmaktadır. Kars’a yolunuz düştüğünde bu özel bölgeyi görmeden gezinizi sonlandırmamanız tavsiye edilir.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f2e7b31ef48.jpg" alt=""></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Göbekli Tepe: Uygarlığın Şafağı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/goebekli-tepe-uygarligin-safagi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/goebekli-tepe-uygarligin-safagi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin güneydoğusunda, tozlu bir tepenin altında gömülü olan Göbekli Tepe, insanlık tarihini altüst eden bir keşif olarak kabul edilmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f2dc403e608.jpg" length="123134" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 18:35:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Göbekli Tepe, arkeoloji, insanlık tarihi, medeniyetin doğuşu, anıtsal yapılar, avcı-toplayıcı toplum, tarih öncesi, arkeolojik keşif, sembolizm, taş oymaları, tapınak, dini merkez, sosyal yapı, tarım öncesi toplum, arkeolojik sırlar, Türkiye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mısır piramitlerinden ya da İngiltere’deki Stonehenge’den çok önce, Göbekli Tepe'nin eski inşaatçıları, anıtsal taş sütunlar oyarak medeniyetin şafağında bir dönüm noktası yarattılar. En çarpıcı olanı, sitenin yaşıdır: 11.000 yıl önce, tarımın ve yerleşik toplumların henüz ortaya çıkmadığı bir dönemde inşa edilmiştir.</p>
<p></p>
<p>1990'larda keşfedilen Göbekli Tepe, arkeoloji ve tarih dünyasında şok etkisi yaratmıştır. O dönemde avcı-toplayıcı olan insanlar, nasıl bu denli büyük ve sofistike bir yapı inşa edebilmişlerdi? Sitedeki devasa taş sütunlar, dairesel dizilimler halinde yerleştirilmiş olup, her biri 20 tona kadar ulaşabilmektedir. Bu sütunlar üzerine oyulmuş tilkiler, yılanlar, yaban domuzları ve kuşlar gibi hayvan figürleri, erken dönem insanlarının sanatsal yeteneklerinin ötesine geçen bir ustalık sergilemektedir.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f2dcaa83126.jpg" alt=""></p>
<p>Ancak bu oymalar sadece sanat eseri değil, derin bir sembolizmin taşıyıcısıdır. Göbekli Tepe'nin amacı hâlâ tam olarak anlaşılamamıştır. Tapınak mıydı, kutsal bir toplanma alanı mıydı, yoksa törenlerin yapıldığı bir merkez miydi? Kesin cevaplar hâlâ bulunamasa da, bu yerin o dönemin insanları için büyük bir öneme sahip olduğu açıktır. Site, farklı grupları bir araya getiren karmaşık sosyal yapılara dair ipuçları vermektedir.</p>
<p></p>
<p>Göbekli Tepe'nin en şaşırtıcı yanlarından biri de, çiftçilik yapmayan bir toplum tarafından inşa edilmiş olmasıdır. Geleneksel tarih anlayışına göre, karmaşık toplumlar tarımın gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Ancak Göbekli Tepe, bu teoriyi sorguluyor. İnsanların önce dini veya törensel amaçlarla toplandığı, daha sonra bu toplantıları sürdürebilmek için tarımı geliştirmiş olabileceği düşüncesini öne sürüyor.</p>
<p></p>
<p>Arkeologlar Göbekli Tepe'nin sırlarını açığa çıkarmaya devam ettikçe, bu keşfin insanlık tarihine dair bildiklerimizi derinden etkilediği su götürmez bir gerçektir. Site, atalarımızın mühendislik ve işbirliği yeteneklerinin, düşündüğümüzden çok daha önce geliştiğini ortaya koyuyor. Göbekli Tepe'nin taş sütunları arasında durduğunuzda, tarihin ve gizemin ağırlığını hissedebilirsiniz. Medeniyetin hikayesinin henüz tam olarak yazılmadığı bir yerde bulunuyor olursunuz.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f2dcc59effa.jpg" alt=""></p>
<p>Göbekli Tepe, sadece arkeolojik bir mucize değil, aynı zamanda unutulmuş bir çağın sessiz bir vasiyeti niteliğindedir. İnsanların dünyalarını nasıl şekillendirdiğine dair gizemli bir kapı açar ve her yeni keşif, bu kadim toplumun sırlarını biraz daha ortaya çıkarır. Ancak şimdilik, Göbekli Tepe insanlık tarihinin en büyük çözülmemiş bulmacalarından biri olmaya devam ediyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendilerine Oturuyorlar: İnsanlık Tarihinin İzleri Theopetra Mağarası&amp;apos;nda</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kendilerine-oturuyorlar-insanlik-tarihinin-izleri-theopetra-magarasinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kendilerine-oturuyorlar-insanlik-tarihinin-izleri-theopetra-magarasinda</guid>
<description><![CDATA[ Yunanistan&#039;ın Thessaglia bölgesinde bulunan Theopetra Mağarası, insanlığın en eski yaşam izlerinden bazılarını barındıran bir hazine niteliğindedir. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f29a8190656.jpg" length="165566" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 13:55:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 130.000 yıl öncesine dayanan buluntular, bu mağarayı Avrupa'nın bilinen en eski tarih öncesi alanlarından biri yapıyor. Theopetra Mağarası'nda yapılan arkeolojik keşifler, Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik dönemlerde farklı insan topluluklarının burada yaşam sürdüğüne dair önemli kanıtlar sunuyor. Bu buluntular, mağaranın tarih boyunca sürekli işgal edildiğini ve insanların avcı-toplayıcı toplumlarından yerleşik tarım topluluklarına geçişine dair eşsiz ipuçları verdiğini gösteriyor.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><strong>Arkeolojik Keşiflerin Önemi</strong></p>
<p></p>
<p>Theopetra Mağarası'ndaki kazılar, insan yaşamının farklı evrelerini anlamak adına büyük bir öneme sahip. Mağarada bulunan taş aletler, seramikler ve insan kalıntıları, bu alanın binlerce yıl boyunca nasıl kullanıldığını gösteriyor. Ancak en dikkat çekici keşiflerden biri, yaklaşık 23.000 yıl öncesine tarihlenen taş duvardır. Bu duvar, insanların çevrelerini kontrol etme ve yapılar inşa etme becerilerinin erken bir örneği olarak kabul ediliyor ve insan yapımı en eski duvarlardan biri olarak tarihe geçiyor.</p>
<p></p>
<p><strong>Tarih Boyunca Süregelen Kullanım</strong></p>
<p></p>
<p>Theopetra Mağarası, tarih öncesi dönemlerde farklı amaçlarla kullanılmıştır. İlk dönemlerde avcı-toplayıcı topluluklar için bir barınak işlevi görürken, Neolitik döneme gelindiğinde mağara, dini ve kültürel ritüellerin gerçekleştirildiği bir yer haline gelmiştir. Bu, insanların yalnızca fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak için değil, aynı zamanda manevi ve sosyal amaçlar doğrultusunda da mağarayı kullandıklarını gösteriyor.</p>
<p></p>
<p><strong>İnsanlık Tarihine Pencere</strong></p>
<p></p>
<p>Theopetra Mağarası'ndan elde edilen bulgular, insanlık tarihinin evrimsel sürecine dair derin bir anlayış sunuyor. Mağara, insanların doğayla nasıl etkileşime geçtiğini, çevrelerini nasıl şekillendirdiğini ve topluluklarını nasıl organize ettiğini ortaya koyuyor. Bu süreç, insanlığın basit yaşam biçimlerinden daha karmaşık sosyal yapılara ve nihayetinde yerleşik tarım topluluklarına geçişini aydınlatıyor.</p>
<p></p>
<p>Theopetra Mağarası'ndaki keşifler, insanlık tarihinin bu uzun ve karmaşık yolculuğuna dair paha biçilmez bilgiler sunuyor. Avcı-toplayıcı yaşam biçiminden yerleşik yaşama geçişin izleri, bu mağarada saklı ve insanlık tarihine dair anlatılacak daha birçok hikayeye kapı aralıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sümerlerin Güneş Sistemi Haritaları ve Gizemli Dev Varlıklar</title>
<link>https://trafikdernegi.com/sumerlerin-gunes-sistemi-haritalari-ve-gizemli-dev-varliklar</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/sumerlerin-gunes-sistemi-haritalari-ve-gizemli-dev-varliklar</guid>
<description><![CDATA[ Sümerlerin 6.000 Yıllık Güneş Sistemi Haritaları: İleri Astronomi Bilgisi ve Gizemli Dev Varlıkların Tasvirleriyle Birleşen Kadim Bilgelik ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66f126a7c27a6.jpg" length="157021" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 23 Sep 2024 11:30:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Sümerler, güneş sistemi, kil haritalar, astronomi, gezegenlerin yörüngesi, dev varlıklar, Mezopotamya, kadim bilgelik, mitoloji, kozmoloji, sanat eserleri, bilimsel bilgi, Sümer kültürü, erken astronomi, gizemli tasvirler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Yaklaşık 6.000 yıl önce Mezopotamya’da yaşayan Sümerler, güneş sistemini doğru bir şekilde temsil eden ayrıntılı kil haritalar hazırladılar.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f126ab96490.jpg" alt=""></p>
<p>Bu haritalar, dönemin koşulları göz önüne alındığında oldukça ileri bir astronomik bilgiye sahip olduklarını göstermektedir. Sümerlerin çizimlerinde, Güneş’in güneş sisteminin merkezi bir yıldızı olarak tasvir edildiği ve gezegenlerin yörüngelerinin dikkatlice haritalandığı görülür. Bu çizimler, gezegenlerin konumlarını ve hareketlerini etkileyici bir doğrulukla yansıtarak Sümerlerin astronomiye olan derin ilgisini ortaya koymaktadır.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f126aa6a7de.jpg" alt=""></p>
<p>Sümerlerin hayatta kalan sanat eserleri, sadece astronomi bilgisini değil, aynı zamanda merak uyandıran başka bir unsuru da gözler önüne serer: Gizemli dev varlıkların tasvirleri. Bu dev varlıklar, sanat eserlerinde sıkça rastlanan figürler olup, Sümerlerin bilimsel bilgisi ile mistik inanışlarının birleştiği bir noktayı temsil eder. Söz konusu devasa varlıklar, Sümerlerin evren ve kozmoloji hakkındaki görüşlerine yeni bir katman ekler, çünkü bu tasvirler yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda mitolojik unsurlarla da zenginleştirilmiştir.</p>
<p></p>
<p>Sümerlerin astronomi konusundaki ileri düzey bilgisi, onların bilimsel düşünceye olan katkılarını gözler önüne serer. Sümerler, gezegenlerin Güneş etrafındaki hareketlerini gözlemlemiş ve bu hareketleri kil tabletler üzerine kaydetmişlerdir. Bu çizimler, modern astronomik bilgilere oldukça yakın sonuçlar sunarak, Sümerlerin bu konudaki bilgisinin sadece gözleme dayalı olmadığını, aynı zamanda gelişmiş bir anlayışı temsil ettiğini göstermektedir.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f126a902537.jpg" alt=""></p>
<p>Sümer kültürünün bilim ve mitolojiyi bir arada işlediği bu eserler, onların evrene dair hem rasyonel hem de mistik bir bakış açısına sahip olduklarını ortaya koyar. Gelişmiş astronomik bilgilerini dev varlıkların tasvirleriyle birleştiren bu kadim medeniyet, bilimsel düşüncenin ve kozmolojik inançların iç içe geçtiği bir kültürel miras bırakmıştır.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, Sümerlerin güneş sistemi ve astronomi konusundaki detaylı haritaları, onların evreni anlama çabasının bir yansımasıdır. Bu çaba, hem bilimsel hem de sanatsal yönleriyle Sümerlerin dünyaya olan bakış açısını yansıtır. Gizemli dev varlıkların tasvirleri ise, bu medeniyetin yalnızca gözlemci bir toplum olmadığını, aynı zamanda evreni yorumlamada yaratıcı ve mitolojik unsurları da kullandığını gösterir. Sümerlerin bu karmaşık kültürel yapısı, modern bilime ilham veren ve hala çözülememiş sırlarla dolu bir miras olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66f126a6b7d42.jpg" alt=""></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yonaguni Piramidi: Japonya’nın Sualtı Gizemi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/yonaguni-piramidi-japonyanin-sualti-gizemi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/yonaguni-piramidi-japonyanin-sualti-gizemi</guid>
<description><![CDATA[ 1985 yılında Japonya&#039;nın Okinawa bölgesinde yer alan Yonaguni Adası yakınlarında, amatör bir dalgıç olan Kihachiro Aratake tarafından yapılan keşif, dünya genelinde büyük bir merak uyandırdı. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66ebd7ae6235c.jpg" length="106299" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 19 Sep 2024 10:47:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yonaguni piramidi olarak adlandırılan bu yapı, Japonya'nın güneybatısındaki Yonaguni Adası açıklarında, okyanusun yaklaşık 25 metre derinliğinde bulunuyor. Sualtı piramidi olarak bilinen bu yapı, o günden bugüne kadar birçok tartışmanın merkezinde yer aldı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Piramidin Keşfi ve İlk İzlenimler</p>
<p>Kihachiro Aratake, dalış sırasında tuhaf ve düzenli taş formasyonları fark etti. Bu yapılar, doğal olarak oluşmuş olamayacak kadar simetrik ve düzenliydi. Keşif, kısa süre içinde bilim insanlarının ilgisini çekti ve bölgeye pek çok araştırmacı gönderildi. Araştırmalar sonucunda, bu yapıların merdivenler, geniş platformlar ve belirgin bir piramit şekli içerdiği anlaşıldı. Ancak, bu yapıların doğası hakkında bilimsel bir uzlaşıya varmak hala mümkün değil.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66ebd7ac89047.jpg" alt=""></p>
<p>Doğal mı, İnsan Yapımı mı?</p>
<p>Yonaguni piramidi hakkındaki en büyük tartışma, bu yapıların doğal mı yoksa insan yapımı mı olduğuna dair. Bazı jeologlar ve bilim insanları, bu yapıların doğal erozyonun bir sonucu olduğunu savunuyor. Yonaguni'nin bulunduğu bölgede güçlü akıntılar ve depremler, deniz altındaki kayaların bu şekilleri almasına neden olmuş olabilir.</p>
<p></p>
<p>Ancak, bazı araştırmacılar bu yapının insan yapımı olduğuna inanıyor. Araştırmalar sırasında, Yonaguni yapılarının üzerinde bulunan bazı oyma izleri, antik medeniyetler tarafından yapıldığına dair kanıtlar sunuyor. Bu yapının inşa tarihi, yaklaşık 10.000 yıl öncesine kadar götürülüyor ve bu da yapıların günümüzde bildiğimiz en eski medeniyetlerden bile daha önce var olmuş olabileceği anlamına geliyor.</p>
<p></p>
<p>Yonaguni'nin Tarihsel Önemi</p>
<p>Eğer Yonaguni piramidi insan yapımıysa, bu, tarih anlayışımızı önemli ölçüde değiştirebilir. Çünkü piramit, Mısır piramitlerinden bile daha eski olabilir. Bu, tarih öncesi dönemde deniz seviyesinin bugünkünden çok daha düşük olduğu bir döneme işaret eder. Bazı teorilere göre, bu yapıların inşa edildiği dönemde Yonaguni'nin bulunduğu yer suyun altına gömülmemiş olabilir. Dolayısıyla bu yapı, deniz seviyesindeki yükselme nedeniyle su altında kalmış olabilir.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66ebdd1a8038a.jpg" alt=""></p>
<p>Bilimsel Tartışmalar ve Araştırmalar</p>
<p>Yonaguni piramidi üzerinde yapılan araştırmalar hala devam etmekte ve bilim insanları bu yapıların kökenini tam anlamıyla çözebilmiş değil. Bazı araştırmacılar, bu yapıların M.Ö. 12.000'li yıllarda büyük bir tsunami sonucunda su altında kaldığını ve bir zamanlar gelişmiş bir medeniyetin merkezi olabileceğini savunuyor. Diğerleri ise, bölgedeki kaya yapısının ve erozyonun bu doğal formasyonları açıklayabileceğini ileri sürüyor.</p>
<p></p>
<p>Sonuç</p>
<p>Yonaguni piramidi, keşfedildiği günden bu yana hem bilim insanlarını hem de tarih meraklılarını büyüleyen bir gizem olarak kalmaya devam ediyor. Yapının doğası konusunda henüz net bir sonuca ulaşılamamış olsa da, bu sualtı harikası, dünya üzerindeki bilinmeyen birçok şeyin var olduğunu hatırlatıyor. Yonaguni piramidi, tarihin derinliklerinde kaybolmuş bir medeniyete mi ait, yoksa doğanın ilginç bir eseri mi? Bu sorunun cevabı, belki de ileride yapılacak daha kapsamlı araştırmalarla ortaya çıkacak.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66ebdd1c1f7ff.jpg" alt=""></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çem Kalesi&amp;apos;ndeki Gizemli Alfabe: Anadolu Tarihinin Yeni Bir Parçası mı?</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cem-kalesindeki-gizemli-alfabe-anadolu-tarihinin-yeni-bir-parcasi-mi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cem-kalesindeki-gizemli-alfabe-anadolu-tarihinin-yeni-bir-parcasi-mi</guid>
<description><![CDATA[ Osmaniye&#039;nin Sumbas ilçesindeki Çem Kalesi, duvarlarında barındırdığı çözülemeyen gizemli yazıtlarla Anadolu tarihine yeni bir boyut kazandıracak potansiyele sahip. Bu yazıtların taşıdığı bilinmeyen alfabe, bilim insanlarını ve tarihçileri heyecanlandıran bir muamma olarak karşımıza çıkıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66eb27c057bc0.jpg" length="82062" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 18 Sep 2024 22:15:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Cem Kalesi, gizemli alfabe, Anadolu tarihi, Çukurova, İskit yazısı, Göktürk alfabesi, tarih araştırmaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çem Kalesi'ndeki Gizemli Alfabe: Anadolu Tarihinin Yeni Bir Parçası mı?</strong></p>
<p></p>
<p>Osmaniye'nin Sumbas ilçesinde yer alan Çem Kalesi, sadece stratejik konumuyla değil, aynı zamanda duvarlarındaki çözülemeyen yazıtlarla Anadolu tarihine dair yeni bir kapı aralayabilecek potansiyele sahip. Mehmetli köyünde dik bir kayalık üzerinde konumlanan bu kale, üç farklı noktada yer alan gizemli yazılarla bilim insanlarını ve tarihçileri heyecanlandırıyor. Yazıtların hangi dile ya da alfabeye ait olduğu henüz çözülememiş olsa da, barındırdığı sırlar Anadolu’nun geçmişiyle ilgili derin ipuçları sunabilir.</p>
<p></p>
<p>Bir Kale, Birçok Sır</p>
<p>Cem Kalesi’nin yazıtları, bugüne kadar yapılan araştırmalarla tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değil. Özellikle harf benzeri şekillerin bazıları, bilim insanları tarafından İskit yazısına, diğerleri ise Göktürk alfabesine benzetiliyor. Bu da bölgenin tarih boyunca çeşitli kültürlerin etkileşim merkezi olduğu yönündeki hipotezleri güçlendiriyor. Tarihçi Yurdaer Yanik'e göre, bu yazıtların deşifre edilmesi, Çukurova bölgesinin tarihine dair mevcut bilgilerimizi köklü bir şekilde değiştirebilir.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66eb2697243c0.jpg" alt=""></p>
<p>Tarihin Sayfalarını Yeniden Yazabilir mi?</p>
<p>Çukurova, tarih boyunca farklı medeniyetlerin kesiştiği önemli bir ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Cem Kalesi de bu yolda stratejik bir konuma sahipti. Bu nedenle kale duvarlarındaki yazıtların, o dönemin kültürel ve siyasi yapısı hakkında değerli bilgiler sunabileceği düşünülüyor. Yazıtların hangi alfabe veya dile ait olduğu tam olarak bilinmese de, İskit ve Göktürk alfabesiyle gösterdiği benzerlikler, bölgedeki çeşitli kültürlerin karşılıklı etkileşimine dair güçlü ipuçları sunuyor.</p>
<p></p>
<p>Gizemin Peşinde: Yazıtların Tarihi ve Kültürel Önemi</p>
<p>Çukurova'nın Tarihi: Cem Kalesi, bir ticaret yolu üzerinde stratejik bir öneme sahip olduğu için tarih boyunca birçok medeniyetin geçiş noktası olmuş olabilir. Yazıtların bu tarihsel süreçte önemli bir rol oynadığı düşünülüyor.</p>
<p></p>
<p>Alfabe ve Dil: Yazıtlarda kullanılan alfabenin kaynağı belirsizliğini koruyor. İskit ve Göktürk alfabelerine benzerlikler göstermesi, bu bölgenin geniş bir kültürel etkileşim ağı içinde yer aldığını işaret ediyor.</p>
<p></p>
<p>Yeni Bir Bakış Açısı: Yazıtların deşifre edilmesi, sadece Çukurova ve çevresi için değil, tüm Anadolu tarihine yeni bir pencere açabilir. Bölgedeki medeniyetlerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu ve bu etkileşimin tarihsel önemini daha iyi anlamamızı sağlayabilir.</p>
<p></p>
<p>Geleceğe Dönük Bakış</p>
<p>Cem Kalesi’ndeki gizemli yazıtların çözülmesi, Anadolu’nun tarihine dair büyük bir keşif olabilir. Tarihçilerin ve dil bilimcilerin yoğun ilgisini çeken bu alfabe, bölgenin geçmişi hakkında daha geniş bir anlayış sağlayabilir. Yapılacak arkeolojik çalışmalar, sadece bu yazıtların ne anlama geldiğini değil, aynı zamanda bölgedeki medeniyetlerin karşılıklı etkileşimlerini de aydınlatabilir.</p>
<p></p>
<p>Sonuç</p>
<p>Cem Kalesi’ndeki gizemli alfabe, Anadolu’nun tarihine dair yepyeni bir sayfa açma potansiyeline sahip. Bu yazıtlardaki gizemin çözülmesi, bölgenin kültürel ve tarihi mirasına dair daha derin bir anlayış geliştirmemize olanak tanıyacak. Tarihçilerin ve arkeologların yoğun çalışmaları sonucunda, bu bölgeyle ilgili bilinmeyen birçok önemli bilgi ortaya çıkabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aydın&amp;apos;daki Tepecik Höyüğü&amp;apos;nde 3 bin 500 yıllık midye kabukları bulundu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/aydindaki-tepecik-hoeyugunde-3-bin-500-yillikmidyekabuklari-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/aydindaki-tepecik-hoeyugunde-3-bin-500-yillikmidyekabuklari-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Aydın&#039;ın Çine ilçesindeki Tepecik Höyüğü&#039;nde, küplerde bazıları kapalı 3 bin 500 yıllık midye kabukları bulundu.İlçe merkezine 5 kilometre mesafedeki verimli ovada yer alan höyükte 2004 yılında başlatılan kazı çalışmaları sürdürülüyor. Zeytin ağaçları ve mısır tarlalarının arasında bulunan höyükteki çalışmalarda, bugüne kadar saray benzeri yapı ve tahıl küpleri, 3 kule, dönemin yöneticilerinin resmi ziyarette hediye amaçlı kullandığı eşyaların bulunduğu oda ve fırın gün yüzüne çıkarıldı. Çalışmalarda ayrıca o dönemde alet yapımında kullanılan obsidiyenlerin de aralarında bulunduğu birçok kalıntıya ulaşıldı.Alandaki kazılara ilk günden beri başkanlık eden Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevinç Günel, AA muhabirine, bölgenin geçmişinin Kalkolitik Dönem&#039;e uzandığını, burada 5 bin yıl kesintisiz yerleşimin sürdüğünü söyledi. Bu yılki çalışmalarda 3 bin 500 yıl öncesi, Geç Tunç Çağı&#039;na ait kültür tabakalarını açığa çıkardıklarını belirten Günel, dönemin yöneticilerinden birine ait kamusal alan yapısına da rastladıklarını bildirdi.Prof. Dr. Günel, yapının çok kalın ve iri taş duvar örgüsüne sahip olduğunu kaydederek, &quot;Bu, zaten o yapının özel bir statüde olduğunu bize kanıtlamaktadır. Bu yıl ve geçen yıldan itibaren bu çalışmalarımızı destekleyen neticeler elde ettik. Şu anda kamusal bir yapı içerisinde, bu kentin yöneticisine ait yapının depo birimini çalışıyoruz.&quot; diye konuştu. İĞNEYLE KUYU KAZAR GİBİ  Alanda küpler içinde çok sayıda midye kabuğu bulduklarını aktaran Günel, şöyle devam etti:  &quot;Kısmen açığa çıkardığımız noktada şimdilik küp içinde yoğun olarak bir arada, bazıları kapalı olmak üzere midye kabukları tespit edildi. Tunç çağları ve öncesindeki tarih öncesi dönemlerde de midye tüketildiğini biliyorduk. Tüketim malzemesi yani gıda, beslenme geleneğinde yerini alıyor. O açıdan da toplu halde bulmamız hem bu bilgilerimizi destekledi hem de daha net bilgi verilerine ulaşmamıza neden oldu.&quot;  Günel, höyüğün o dönemki konumunun Ege kıyı şeridi olduğunu, bölgede midye tüketiminin beslenme geleneğinde ayrı yeri bulunduğunu anlattı.  Adeta iğneyle kuyu kazar gibi çalıştıklarına dikkati çeken Günel, &quot;Antik kentlerin kazı tekniğinden çok farklı. Dişçi aletleriyle, fırçayla çalışıyoruz ve genelde hep indiğimiz seviyeler 10 santim. En ağır iş aletimiz çapa. Dolayısıyla çok küçük buluntularımız oluyor.&quot; dedi.  YERLEŞİM YERİNİN ADI ARAŞTIRILIYOR  Tarım ve ticaretin bölge için önemli olduğunu aktaran Günel, çalışmaları sürdürdükleri yerleşim yerinin o dönemki adını henüz bulamadıklarını, bu zamana kadar ortaya çıkarılan yerler ve buluntuların ışığında süren kazılarla birlikte gerçek ismini bulmayı hedeflediklerini söyledi.  Günel, dönemin siyasi yapısı üzerinde de çalışma yaptıklarını, Hitit dönemine ait kaynakların araştırıldığını dile getirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nbWgIhzPgkqAodnZwtH46A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:26:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Aydındaki, Tepecik, Höyüğünde, bin, 500, yıllık midye kabukları, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nbWgIhzPgkqAodnZwtH46A.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" class="type:primaryImage" alt="Aydın'daki Tepecik Höyüğü'nde 3 bin 500 yıllık midye kabukları bulundu"></p>
<p>Aydın'ın Çine ilçesindeki Tepecik Höyüğü'nde, küplerde bazıları kapalı 3 bin 500 yıllık midye kabukları bulundu.</p>
<p>İlçe merkezine 5 kilometre mesafedeki verimli ovada yer alan höyükte 2004 yılında başlatılan kazı çalışmaları sürdürülüyor. Zeytin ağaçları ve mısır tarlalarının arasında bulunan höyükteki çalışmalarda, bugüne kadar saray benzeri yapı ve tahıl küpleri, 3 kule, dönemin yöneticilerinin resmi ziyarette hediye amaçlı kullandığı eşyaların bulunduğu oda ve fırın gün yüzüne çıkarıldı. Çalışmalarda ayrıca o dönemde alet yapımında kullanılan obsidiyenlerin de aralarında bulunduğu birçok kalıntıya ulaşıldı.</p>
<p>Alandaki kazılara ilk günden beri başkanlık eden Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevinç Günel, AA muhabirine, bölgenin geçmişinin Kalkolitik Dönem'e uzandığını, burada 5 bin yıl kesintisiz yerleşimin sürdüğünü söyledi. Bu yılki çalışmalarda 3 bin 500 yıl öncesi, Geç Tunç Çağı'na ait kültür tabakalarını açığa çıkardıklarını belirten Günel, dönemin yöneticilerinden birine ait kamusal alan yapısına da rastladıklarını bildirdi.</p>
<p>Prof. Dr. Günel, yapının çok kalın ve iri taş duvar örgüsüne sahip olduğunu kaydederek, "Bu, zaten o yapının özel bir statüde olduğunu bize kanıtlamaktadır. Bu yıl ve geçen yıldan itibaren bu çalışmalarımızı destekleyen neticeler elde ettik. Şu anda kamusal bir yapı içerisinde, bu kentin yöneticisine ait yapının depo birimini çalışıyoruz." diye konuştu.</p>
<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OOjqb7FHCUmX8nshAcHUSA.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" alt=""><strong>İĞNEYLE KUYU KAZAR GİBİ</strong> Alanda küpler içinde çok sayıda midye kabuğu bulduklarını aktaran Günel, şöyle devam etti: "Kısmen açığa çıkardığımız noktada şimdilik küp içinde yoğun olarak bir arada, bazıları kapalı olmak üzere midye kabukları tespit edildi. Tunç çağları ve öncesindeki tarih öncesi dönemlerde de midye tüketildiğini biliyorduk. Tüketim malzemesi yani gıda, beslenme geleneğinde yerini alıyor. O açıdan da toplu halde bulmamız hem bu bilgilerimizi destekledi hem de daha net bilgi verilerine ulaşmamıza neden oldu." Günel, höyüğün o dönemki konumunun Ege kıyı şeridi olduğunu, bölgede midye tüketiminin beslenme geleneğinde ayrı yeri bulunduğunu anlattı. Adeta iğneyle kuyu kazar gibi çalıştıklarına dikkati çeken Günel, "Antik kentlerin kazı tekniğinden çok farklı. Dişçi aletleriyle, fırçayla çalışıyoruz ve genelde hep indiğimiz seviyeler 10 santim. En ağır iş aletimiz çapa. Dolayısıyla çok küçük buluntularımız oluyor." dedi. <strong>YERLEŞİM YERİNİN ADI ARAŞTIRILIYOR</strong> Tarım ve ticaretin bölge için önemli olduğunu aktaran Günel, çalışmaları sürdürdükleri yerleşim yerinin o dönemki adını henüz bulamadıklarını, bu zamana kadar ortaya çıkarılan yerler ve buluntuların ışığında süren kazılarla birlikte gerçek ismini bulmayı hedeflediklerini söyledi. Günel, dönemin siyasi yapısı üzerinde de çalışma yaptıklarını, Hitit dönemine ait kaynakların araştırıldığını dile getirdi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>9 bin yıllık Yumuktepe Höyüğü&amp;apos;nde Hitit ve Bizans dönemlerinin izleri araştırılıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/9-bin-yillik-yumuktepe-hoeyugunde-hitit-ve-bizans-doenemlerinin-izleri-arastiriliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/9-bin-yillik-yumuktepe-hoeyugunde-hitit-ve-bizans-doenemlerinin-izleri-arastiriliyor</guid>
<description><![CDATA[ Milattan önce 7 binli yıllara uzanan geçmişiyle Anadolu&#039;nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mersin&#039;deki Yumuktepe Höyüğü&#039;nde yürütülen arkeolojik kazılarla geçmişte ortaya çıkarılan Hitit ve Bizans dönemlerine ait yapılarda yeni ipuçları araştırılıyor.İlk arkeolojik kazıları 1937 yılında başlayan ve çok sayıda uygarlığın izlerini taşıdığı için &quot;Medeniyetler Beşiği&quot; olarak da anılan Toroslar ilçesindeki höyükte, Neolitik dönemden başlayan ve Orta Çağ&#039;a kadar süren çok sayıda tabakanın kalıntıları bulunuyor.  Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle başlatılan 30. dönem kazı çalışmaları, İtalya&#039;daki Bari Aldo Moro Üniversitesinin Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giulio Palumbi başkanlığında sürüyor. Hititolog, arkeolog ve sanat tarihçilerinin aralarında olduğu 20 kişilik ekip, höyüğün kuzey cephesinin doğu ve batı yönlerindeki alanlarda çalışma yürütüyor.  Höyüğün &quot;terası&quot; olarak adlandırılan Bizans Dönemi yerleşim alanı ile 1939&#039;da ortaya çıkarılan Hitit Dönemi sur yapısında yoğunlaşılan arkeolojik kazılarda, iki döneme ait yeni bulguların izi sürülüyor.  BİZANS DÖNEMİ MERCEK ALTINDA ALINIYOR  Kazı başkanı Prof. Dr. Giulio Palumbi, 9 bin yıllık Yumuktepe Höyüğü&#039;nün önemli antik yerleşim alanlarından biri olduğunu söyledi. Bu yıl tarihi alandaki kazı çalışmalarında yeni bulgulara ulaşmayı amaçladıklarını anlatan Palumbi, şöyle devam etti:  &quot;Yeni dönemde höyüğün yeni alanlarında çalışmaya başladık. 1930-1940&#039;lı yıllarda Liverpool Üniversitesi&#039;nden John Garstang&#039;ın burada yürüttüğü çalışmalarda Hitit Dönemi&#039;ne ait sur duvarının temelinin olduğu yapılar tespit edilmişti. Önceki kazı başkanımız Isabella Caneva da höyüğün kuzeybatısında Kalkolitik Çağ&#039;a ait sur yapılarını ortaya çıkarmıştı. Yeni çalışmalarımızda değişik hedeflerimiz var. Özellikle höyüğün zirvesinde ve teraslarında tespit edilen Bizans Dönemi yerleşmesinin ne kadar geniş olduğu, konumu ve alanı hakkında yeni bulgulara ulaşmak istiyoruz.&quot;  HİTİT DÖNEMİ SUR YAPISININ DEVAMINI ORTAYA ÇIKARMAK İSTİYORLARPalumbi, geçmiş dönemlerde ulaşılan bilgileri takip ettiklerini belirtti.  John Garstang&#039;ın tespit ettiği Hitit Dönemi sur yapısının devamını bulmanın da hedefleri arasında yer aldığını vurgulayan Palumbi, şöyle konuştu:  &quot;John Garstang bu çalışmalarıyla Geç Tunç Çağı süresince Yumuktepe&#039;de çok önemli bir yerleşme olduğunu söylüyor. Ayrıca eski kazılardan itibaren şu ana kadar çok sınırlı verilere sahip olduğumuz Erken Tunç Çağı&#039;na ilişkin yeni bulgular elde etmeyi hedefliyoruz. Bu şekilde daha önceki yıllarda hakkında az şey bildiğimiz dönemlerle ilgili bilgileri artırmayı hedefliyoruz. Milattan önce 3 binli yıllarda Yumuktepe&#039;nin Batı Anadolu ve Akdeniz&#039;deki rolünü, bu bölgelerle iletişiminin ne düzeyde olduğunu anlamaya çalışıyoruz.&quot;  Yaklaşık 100 yıl önce ilk kazıları yapılan höyüğün arkeopark projesiyle tarihe miras bırakılacağına dikkati çekerek, şunları kaydetti:  &quot;Kazı çalışmalarının yanında yürüttüğümüz çok önemli bir arkeopark projemiz var. Mersin Büyükşehir Belediyesinin desteğiyle yapılan arkeopark projesi kapsamında, kazı alanlarındaki bazı yerlerin çatıyla örtülüp turizme kazandırılması hedefleniyor. Bu şekilde sadece akademik ya da arkeolog çevresinin dışında tüm vatandaşlar burada yürüttüğümüz çalışmalar hakkında bilgi ve ortaya çıkardığımız yapıları görme şansına sahip olacak.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/t8lJ_sQ0q0WkXIAm7FkRgw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:26:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>bin, yıllık, Yumuktepe, Höyüğünde, Hitit, Bizans, dönemlerinin, izleri, araştırılıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/t8lJ_sQ0q0WkXIAm7FkRgw.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" class="type:primaryImage" alt="9 bin yıllık Yumuktepe Höyüğü'nde Hitit ve Bizans dönemlerinin izleri araştırılıyor"></p>
<p>Milattan önce 7 binli yıllara uzanan geçmişiyle Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mersin'deki Yumuktepe Höyüğü'nde yürütülen arkeolojik kazılarla geçmişte ortaya çıkarılan Hitit ve Bizans dönemlerine ait yapılarda yeni ipuçları araştırılıyor.</p>
<p>İlk arkeolojik kazıları 1937 yılında başlayan ve çok sayıda uygarlığın izlerini taşıdığı için "Medeniyetler Beşiği" olarak da anılan Toroslar ilçesindeki höyükte, Neolitik dönemden başlayan ve Orta Çağ'a kadar süren çok sayıda tabakanın kalıntıları bulunuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle başlatılan 30. dönem kazı çalışmaları, İtalya'daki Bari Aldo Moro Üniversitesinin Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giulio Palumbi başkanlığında sürüyor. Hititolog, arkeolog ve sanat tarihçilerinin aralarında olduğu 20 kişilik ekip, höyüğün kuzey cephesinin doğu ve batı yönlerindeki alanlarda çalışma yürütüyor. Höyüğün "terası" olarak adlandırılan Bizans Dönemi yerleşim alanı ile 1939'da ortaya çıkarılan Hitit Dönemi sur yapısında yoğunlaşılan arkeolojik kazılarda, iki döneme ait yeni bulguların izi sürülüyor. <strong>BİZANS DÖNEMİ MERCEK ALTINDA ALINIYOR</strong> Kazı başkanı Prof. Dr. Giulio Palumbi, 9 bin yıllık Yumuktepe Höyüğü'nün önemli antik yerleşim alanlarından biri olduğunu söyledi. Bu yıl tarihi alandaki kazı çalışmalarında yeni bulgulara ulaşmayı amaçladıklarını anlatan Palumbi, şöyle devam etti: "Yeni dönemde höyüğün yeni alanlarında çalışmaya başladık. 1930-1940'lı yıllarda Liverpool Üniversitesi'nden John Garstang'ın burada yürüttüğü çalışmalarda Hitit Dönemi'ne ait sur duvarının temelinin olduğu yapılar tespit edilmişti. Önceki kazı başkanımız Isabella Caneva da höyüğün kuzeybatısında Kalkolitik Çağ'a ait sur yapılarını ortaya çıkarmıştı. Yeni çalışmalarımızda değişik hedeflerimiz var. Özellikle höyüğün zirvesinde ve teraslarında tespit edilen Bizans Dönemi yerleşmesinin ne kadar geniş olduğu, konumu ve alanı hakkında yeni bulgulara ulaşmak istiyoruz." <strong>HİTİT DÖNEMİ SUR YAPISININ DEVAMINI ORTAYA ÇIKARMAK İSTİYORLAR</strong></p>
<p>Palumbi, geçmiş dönemlerde ulaşılan bilgileri takip ettiklerini belirtti. John Garstang'ın tespit ettiği Hitit Dönemi sur yapısının devamını bulmanın da hedefleri arasında yer aldığını vurgulayan Palumbi, şöyle konuştu: "John Garstang bu çalışmalarıyla Geç Tunç Çağı süresince Yumuktepe'de çok önemli bir yerleşme olduğunu söylüyor. Ayrıca eski kazılardan itibaren şu ana kadar çok sınırlı verilere sahip olduğumuz Erken Tunç Çağı'na ilişkin yeni bulgular elde etmeyi hedefliyoruz. Bu şekilde daha önceki yıllarda hakkında az şey bildiğimiz dönemlerle ilgili bilgileri artırmayı hedefliyoruz. Milattan önce 3 binli yıllarda Yumuktepe'nin Batı Anadolu ve Akdeniz'deki rolünü, bu bölgelerle iletişiminin ne düzeyde olduğunu anlamaya çalışıyoruz." Yaklaşık 100 yıl önce ilk kazıları yapılan höyüğün arkeopark projesiyle tarihe miras bırakılacağına dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Kazı çalışmalarının yanında yürüttüğümüz çok önemli bir arkeopark projemiz var. Mersin Büyükşehir Belediyesinin desteğiyle yapılan arkeopark projesi kapsamında, kazı alanlarındaki bazı yerlerin çatıyla örtülüp turizme kazandırılması hedefleniyor. Bu şekilde sadece akademik ya da arkeolog çevresinin dışında tüm vatandaşlar burada yürüttüğümüz çalışmalar hakkında bilgi ve ortaya çıkardığımız yapıları görme şansına sahip olacak."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Oluz Höyük&amp;apos;teki kazılarda 18 yılda 6 uygarlığa ait 2 binden fazla eser bulundu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/oluz-hoeyukteki-kazilarda-18-yilda-6-uygarliga-ait-2-binden-fazla-eser-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/oluz-hoeyukteki-kazilarda-18-yilda-6-uygarliga-ait-2-binden-fazla-eser-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Amasya&#039;nın Göynücek ilçesinde 18 yıldır devam Oluz Höyük kazılarında bugüne kadar 6 uygarlığa ait 2 binden fazla eser ortaya çıkarıldı.İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Dönmez sorumluğunda bu yıl 9 Ağustos&#039;ta başlayan kazıların ekim ayı sonuna kadar sürmesi planlanıyor. Beş üniversiteden 15 akademisyen ile 15 teknik personelin görev aldığı kazılarda bugüne kadar pek çok çanak, çömlek, takı ve heykel gibi eserlere ulaşıldı.  Prof. Dr. Dönmez, AA muhabirine, Oluz Höyük&#039;te 18 yıldır kazı çalışması yürüttüklerini söyledi. Oluz Höyük&#039;te bu yıl da kazıları sürdürdüklerini belirten Dönmez, 2007 yılında başlatılan çalışmaların günümüzde olgun kazı seviyesine ulaştığını vurguladı.  Artık tabakalaşmayı çok iyi anlayabildiklerine dikkati çeken Dönmez, 18 yıllık süreçte Amasya&#039;nın tarihini somutlaştırmaya başladıklarını dile getirdi.  Milattan önce 4 bin 500 yılında Kalkolitik Dönem&#039;de (Bakır çağı) başlayan Amasya&#039;nın tarihsel sürecinin erken Türk tarihine kadar Oluz Höyük&#039;te çok rahat izlenebildiğini aktaran Dönmez, &quot;Yerleşim, Helenistik Dönem&#039;de bitiyor. Milattan önce 47&#039;de meşhur Zela Savaşı ile Roma komutanı Jül Sezar&#039;ın &#039;Geldim, gördüm, yendim&#039; dediği savaşla burada Mithritadis&#039;in askeri varlığı da bitiyor ve Oluz Höyük terk ediliyor.&quot; ifadesini kullandı.BÖLGEDEKİ KAZILARIN UZUN YILLAR SÜRMESİ BEKLENİYORBin yıl sonra Oluz Höyük&#039;e gelen göçebe Türklerin burada mezarlık oluşturduğunu anlatan Dönmez, şunları kaydetti:  &quot;Günümüzden 6 bin 500 yıl öncesine kadar Oluz Höyük&#039;ü ve Amasya&#039;nın tarihini çok rahat şekilde götürebiliyoruz. Oluz Höyük&#039;te, Kalkolitik&#039;ten başlayarak Erken Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Pers, Med, Helenistik dönemleri ile Anadolu&#039;ya ilk gelen Türk toplulukları gibi ana uygarlıkları çok rahat şekilde izleyebiliyoruz. Hepsini kazamadık çünkü çok büyük bir yerleşme. Belli dönemleri daha ulaşılabilir ve daha anıtsal mimari veriyordu. Örneğin Frig dönemi. Daha sonra Med dönemi, Pers dönemi ve erken Türk mezarları. Çalışmalarımızda bu dönemlere ağırlık verdik. Bizim projemiz burada uzun, 50 yıllık, belki sonrasında bir 50 yıllık daha proje olacak. 18 yıllık süreçte 2 binin üzerinde Amasya Müzesi&#039;ne envanterlik eser teslim ettik. Bunların bir kısmı teşhirde, bunlarla ilgili yayın çalışmalarını da yaptık.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5kBAxPgWW0GRWk2_VztuWw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:26:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Oluz, Höyükteki, kazılarda, yılda, uygarlığa, ait, binden, fazla, eser, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5kBAxPgWW0GRWk2_VztuWw.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" class="type:primaryImage" alt="Oluz Höyük'teki kazılarda 18 yılda 6 uygarlığa ait 2 binden fazla eser bulundu"></p>
<p>Amasya'nın Göynücek ilçesinde 18 yıldır devam Oluz Höyük kazılarında bugüne kadar 6 uygarlığa ait 2 binden fazla eser ortaya çıkarıldı.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Dönmez sorumluğunda bu yıl 9 Ağustos'ta başlayan kazıların ekim ayı sonuna kadar sürmesi planlanıyor. Beş üniversiteden 15 akademisyen ile 15 teknik personelin görev aldığı kazılarda bugüne kadar pek çok çanak, çömlek, takı ve heykel gibi eserlere ulaşıldı. Prof. Dr. Dönmez, AA muhabirine, Oluz Höyük'te 18 yıldır kazı çalışması yürüttüklerini söyledi. Oluz Höyük'te bu yıl da kazıları sürdürdüklerini belirten Dönmez, 2007 yılında başlatılan çalışmaların günümüzde olgun kazı seviyesine ulaştığını vurguladı. Artık tabakalaşmayı çok iyi anlayabildiklerine dikkati çeken Dönmez, 18 yıllık süreçte Amasya'nın tarihini somutlaştırmaya başladıklarını dile getirdi. Milattan önce 4 bin 500 yılında Kalkolitik Dönem'de (Bakır çağı) başlayan Amasya'nın tarihsel sürecinin erken Türk tarihine kadar Oluz Höyük'te çok rahat izlenebildiğini aktaran Dönmez, "Yerleşim, Helenistik Dönem'de bitiyor. Milattan önce 47'de meşhur Zela Savaşı ile Roma komutanı Jül Sezar'ın 'Geldim, gördüm, yendim' dediği savaşla burada Mithritadis'in askeri varlığı da bitiyor ve Oluz Höyük terk ediliyor." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>BÖLGEDEKİ KAZILARIN UZUN YILLAR SÜRMESİ BEKLENİYOR</strong></p>
<p>Bin yıl sonra Oluz Höyük'e gelen göçebe Türklerin burada mezarlık oluşturduğunu anlatan Dönmez, şunları kaydetti: "Günümüzden 6 bin 500 yıl öncesine kadar Oluz Höyük'ü ve Amasya'nın tarihini çok rahat şekilde götürebiliyoruz. Oluz Höyük'te, Kalkolitik'ten başlayarak Erken Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Pers, Med, Helenistik dönemleri ile Anadolu'ya ilk gelen Türk toplulukları gibi ana uygarlıkları çok rahat şekilde izleyebiliyoruz. Hepsini kazamadık çünkü çok büyük bir yerleşme. Belli dönemleri daha ulaşılabilir ve daha anıtsal mimari veriyordu. Örneğin Frig dönemi. Daha sonra Med dönemi, Pers dönemi ve erken Türk mezarları. Çalışmalarımızda bu dönemlere ağırlık verdik. Bizim projemiz burada uzun, 50 yıllık, belki sonrasında bir 50 yıllık daha proje olacak. 18 yıllık süreçte 2 binin üzerinde Amasya Müzesi'ne envanterlik eser teslim ettik. Bunların bir kısmı teşhirde, bunlarla ilgili yayın çalışmalarını da yaptık."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karya&amp;apos;nın &amp;quot;kutsal alanı&amp;quot;nda Geleceğe Miras Projesi ile çalışmalar hızlandı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karyanin-kutsal-alaninda-gelecege-miras-projesi-ile-calismalar-hizlandi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karyanin-kutsal-alaninda-gelecege-miras-projesi-ile-calismalar-hizlandi</guid>
<description><![CDATA[ Karya medeniyetinin en eski şehirlerinden Labraunda Antik Kenti Kenti&#039;nde Türk ve yabancı bilim adamları tarafından yürütülen kazı çalışmalarında kentin önemli yapıları gün ışığına çıkarılıyor.Tarihi alanda Türk vatandaşlığı da bulunan Fransa&#039;daki Lumiere Lyon 2 Üniversitesi&#039;nde görevli Prof. Dr. Olivier Can Henry gözetiminde birçok noktada kazı yapılıyor.  Labraunda&#039;da ilk anıt çeşme olan ve milattan önce 4. yüzyıla ait olduğu bilinen anıtsal çeşme, Roma hamamı, en büyük ve en iyi korunan bina olan andron (erkeklere ayrılan bina), anıt mezar ve akropol alanlarında kazı çalışmaları yapıldı.  Labraunda, hem kutsal hem siyasi bir merkez olması bakımından Muğla ve antik dönemde Anadolu için oldukça önemli bir kent. 1948&#039;den beri kazı ve diğer çalışmaların yürütülmesi bakımından da ayrıca önem teşkil ediyor.  Tarih öncesi döneme uzanan izlerin bulunduğu antik kent klasik, Helenistik, Roma, Geç Antik ve Doğu Roma dönemlerinde de yapı faaliyetlerinin sürdüğü bir alan. Labranda&#039;nın özgün değeri ve önemi ise Anadolu&#039;da klasik dönem mimarlığının en anıtsal ve en iyi korunmuş kalıntılarını barındırmasında yatıyor.  Zeus Labraundos kültüne ev sahipliği yapan bu alan milattan önce 4. yüzyılda, Hekatomnidler Dönemi&#039;nde en görkemli dönemini yaşıyor. Labraunda Antik Kenti Koordinatörü Prof. Dr. Bilal Söğüt, bölgenin antik dönemde Anadolu&#039;nun en önemli kutsal alanı olduğunu söyledi.&quot;KAZI ALANININ DAHA RAHAT GEZİLEBİLİR OLMASINI SAĞLAYACAĞIZ&quot;  Kentin hem kutsal hem siyasi bir merkez olması bakımından çok önemli olduğunu belirten Söğüt, &quot;Kentte Kültür ve Turizm Bakanlığının Geleceğe Miras Projesi kapsamında çalışma yürütülüyor. Diğer ekip buradaki kazı çalışmalarını tamamladı. Şimdi de Geleceğe Miras Projesi kapsamında özellikle teras duvarlarından itibaren aşamalı olarak temizlik ve bunların konservasyonu ile restorasyonuna yönelik çalışma yürütülüyor. Özellikle burada teras duvarları Andreon A başta olmak üzere bu alanda çalışmalar yapacağız. Bunlar günümüzden yaklaşık 2 bin 400 yıl öncesine ait o dönemin kutsal alanı düzenlemesi ve mimarisini en iyi bildiğimiz alanlardan birisini oluşturuyor. Kazı alanının daha rahat gezilebilir olmasını sağlayacağız.&quot; dedi.  Söğüt, bu çalışmaların bir yapının kapısı, penceresi, duvarlarının ölçülerine varıncaya kadar antik mimariye dahil önemli verileri kapsadığını kaydetti.  Antik kentteki eski bir kültür varlığını bildiklerini dile getiren Söğüt, &quot;Özellikle kutsal alanın üst kısmında kayaların olduğu yerdeki kült alanının eskiliği ve ona dair veriler de elimizde var. Biz şimdi Mausolos dönemindeki alanın olduğu bölgede çalışmaları gerçekleştiriyoruz.&quot; diye konuştu.  Bilal Söğüt, antik kentin teras duvarlarındaki düzenlemeleri tamamlayarak daha sonra gezi güzergahları ile buranın aydınlatılmasına yönelik çalışmaları aşamalar halinde gerçekleştireceklerini ifade etti.  Amaçlarının ekip olarak Labraunda&#039;daki tarihi dokuları ortaya çıkararak onları gelecek nesillere aktarmak olduğunu vurgulayan Söğüt, antik kentte gelecek yıllarda önemli verilere ulaşmayı planladıklarını dile getirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pfW26wFy60mFSfzLgaahFw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:25:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Karyanın, kutsal, alanında, Geleceğe, Miras, Projesi, ile, çalışmalar, hızlandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pfW26wFy60mFSfzLgaahFw.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" class="type:primaryImage" alt="Karya'nın " kutsal="" alan="" gelece="" miras="" projesi="" ile="" h=""></p>
<p>Karya medeniyetinin en eski şehirlerinden Labraunda Antik Kenti Kenti'nde Türk ve yabancı bilim adamları tarafından yürütülen kazı çalışmalarında kentin önemli yapıları gün ışığına çıkarılıyor.</p>
<p>Tarihi alanda Türk vatandaşlığı da bulunan Fransa'daki Lumiere Lyon 2 Üniversitesi'nde görevli Prof. Dr. Olivier Can Henry gözetiminde birçok noktada kazı yapılıyor. Labraunda'da ilk anıt çeşme olan ve milattan önce 4. yüzyıla ait olduğu bilinen anıtsal çeşme, Roma hamamı, en büyük ve en iyi korunan bina olan andron (erkeklere ayrılan bina), anıt mezar ve akropol alanlarında kazı çalışmaları yapıldı. Labraunda, hem kutsal hem siyasi bir merkez olması bakımından Muğla ve antik dönemde Anadolu için oldukça önemli bir kent. 1948'den beri kazı ve diğer çalışmaların yürütülmesi bakımından da ayrıca önem teşkil ediyor. Tarih öncesi döneme uzanan izlerin bulunduğu antik kent klasik, Helenistik, Roma, Geç Antik ve Doğu Roma dönemlerinde de yapı faaliyetlerinin sürdüğü bir alan. Labranda'nın özgün değeri ve önemi ise Anadolu'da klasik dönem mimarlığının en anıtsal ve en iyi korunmuş kalıntılarını barındırmasında yatıyor. Zeus Labraundos kültüne ev sahipliği yapan bu alan milattan önce 4. yüzyılda, Hekatomnidler Dönemi'nde en görkemli dönemini yaşıyor. Labraunda Antik Kenti Koordinatörü Prof. Dr. Bilal Söğüt, bölgenin antik dönemde Anadolu'nun en önemli kutsal alanı olduğunu söyledi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lrwy9A-FAk-udmQZ2-TQWg.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" alt=""><strong>"KAZI ALANININ DAHA RAHAT GEZİLEBİLİR OLMASINI SAĞLAYACAĞIZ"</strong> Kentin hem kutsal hem siyasi bir merkez olması bakımından çok önemli olduğunu belirten Söğüt, "Kentte Kültür ve Turizm Bakanlığının Geleceğe Miras Projesi kapsamında çalışma yürütülüyor. Diğer ekip buradaki kazı çalışmalarını tamamladı. Şimdi de Geleceğe Miras Projesi kapsamında özellikle teras duvarlarından itibaren aşamalı olarak temizlik ve bunların konservasyonu ile restorasyonuna yönelik çalışma yürütülüyor. Özellikle burada teras duvarları Andreon A başta olmak üzere bu alanda çalışmalar yapacağız. Bunlar günümüzden yaklaşık 2 bin 400 yıl öncesine ait o dönemin kutsal alanı düzenlemesi ve mimarisini en iyi bildiğimiz alanlardan birisini oluşturuyor. Kazı alanının daha rahat gezilebilir olmasını sağlayacağız." dedi. Söğüt, bu çalışmaların bir yapının kapısı, penceresi, duvarlarının ölçülerine varıncaya kadar antik mimariye dahil önemli verileri kapsadığını kaydetti. Antik kentteki eski bir kültür varlığını bildiklerini dile getiren Söğüt, "Özellikle kutsal alanın üst kısmında kayaların olduğu yerdeki kült alanının eskiliği ve ona dair veriler de elimizde var. Biz şimdi Mausolos dönemindeki alanın olduğu bölgede çalışmaları gerçekleştiriyoruz." diye konuştu. Bilal Söğüt, antik kentin teras duvarlarındaki düzenlemeleri tamamlayarak daha sonra gezi güzergahları ile buranın aydınlatılmasına yönelik çalışmaları aşamalar halinde gerçekleştireceklerini ifade etti. Amaçlarının ekip olarak Labraunda'daki tarihi dokuları ortaya çıkararak onları gelecek nesillere aktarmak olduğunu vurgulayan Söğüt, antik kentte gelecek yıllarda önemli verilere ulaşmayı planladıklarını dile getirdi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tabea Antik Kenti: Tarihin Kalbinde Bir Mozaik</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tabea-antik-kenti-tarihin-kalbinde-bir-mozaik</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tabea-antik-kenti-tarihin-kalbinde-bir-mozaik</guid>
<description><![CDATA[ Denizli-Muğla karayolunun 78. kilometresinde yer alan Tabea Antik Kenti, doğal bir kale görünümüne sahip olup, günümüz Kale ilçesinin 1 kilometre kadar güneybatısında konumlanmıştır. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e5fadddf600.jpg" length="101081" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 23:58:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fc17c84a2.jpg" alt=""></p>
<p>Ege Bölgesi'nin derinliklerinde, zamanın katmanlarıyla örülmüş bir hazine yatıyor: Tabea Antik Kenti. Denizli-Muğla karayolunun 78. kilometresinde, bir kartal yuvası misali yüksek kayalıkların üzerinde yükselen bu antik kent, hem tarihsel hem de doğal güzellikleriyle dikkat çeker. Kent, doğal kale görünümüyle insanı adeta geçmişe bir yolculuğa davet eder. Tabea, antik dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olarak, Helenistik dönemden günümüze kadar kesintisiz bir yerleşim alanı olma özelliğini korumuştur.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fc1a0f53f.jpg" alt=""></p>
<p>Tabea’nın büyüleyici atmosferi, doğa ile insan elinin bir araya gelerek yarattığı eşsiz bir yaşam alanı sunar. Her köşesi geçmişin izlerini taşıyan bu antik kent, Büyük İskender sonrası kurulan şehir devletlerinden biri olarak, tarihin seyrinde önemli bir durak haline gelmiştir. Şimdi bu gizemli kentte derin bir yolculuğa çıkalım.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5ffeadbcd3.jpg" alt=""></p>
<p><strong>Tabea'nın Tarihsel Önemi</strong></p>
<p></p>
<p>Tabea, Anadolu’nun Helenistik döneminden itibaren önemli bir kent devletiydi. Büyük İskender’in ölümünden sonra Makedon etkisiyle şekillenen birçok kent gibi Tabea da otonom bir devlet yapısına sahipti. Ancak, Tabea'nın en belirgin özelliklerinden biri, antik dönemlerde kendi adına sikke bastırmış olmasıdır. Bu sikkeler, kentin ekonomik ve politik bağımsızlığını simgeler. İlk başta gümüş olarak basılan bu sikkeler, sonrasında bronz olarak da üretilmiştir. Bu, Tabea'nın ticaret ve zanaatta ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir. Tarih boyunca birçok medeniyetin izini taşıyan bu şehir, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz olarak yerleşim yeri olmuştur.</p>
<p></p>
<p><strong>Tabea’nın Akropolü ve Kayalara Oyulmuş Yapılar</strong></p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fdd941176.jpg" alt=""></p>
<p>Tabea Antik Kenti'nin en dikkat çekici yapılarından biri, akropolde bulunan kayaya oyulmuş nişli binadır. Bu yapı, kentin stratejik bir noktası olan akropolde yer almakta ve kuzey-güney doğrultusunda inşa edilmiş dikdörtgen bir plana sahiptir. Duvarın doğu kanadında kayaya oyulmuş dört niş bulunurken, batı tarafında bu tür unsurlara rastlanmamaktadır. Yapının çevresinde ve içinde arşitrav parçaları, sunak ve sütunlar yer alır. Bu mimari özellikler, yapının Roma dönemine tarihlendirilebileceğini gösterir. Ancak, yapı daha sonraki dönemlerde de kullanılmış, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de işlevini sürdürmüştür. </p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e6004f8fcf7.jpg" alt=""></p>
<p>Kentte ayrıca, doğal kayalara oyulmuş tek odalı evler yer alır. Bu evlerin her biri kayalıklara açılan pencereleri ve kapıları ile doğal ortamla kusursuz bir uyum içindedir. Evlerin ahşap kapılarla kapandığı ve içlerinde yine kayaya oyulmuş nişler olduğu bilinmektedir. Bu mimari, kentin coğrafi zorluklarına rağmen, burada yaşayanların doğal unsurlarla ne kadar yaratıcı bir şekilde başa çıktıklarını gösterir. Özellikle bu evlerin uçurumlara ve sarp kayalıklara inşa edilmiş olması, savunma ve gizlenme amaçlı bir tercih olarak da değerlendirilebilir.</p>
<p></p>
<p><strong>Tabea’daki Osmanlı Mimarisi: Cevher Paşa Camii</strong></p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fdde618b3.jpg" alt=""></p>
<p></p>
<p>Tabea’nın zengin tarihine eklenen bir diğer katman ise Osmanlı dönemine aittir. Bu dönemin önemli yapılarından biri olan Cevher Paşa Camii, Tabea'nın Osmanlı kültürüyle nasıl harmanlandığını gözler önüne serer. Cami, dikdörtgen planlı olup kuzey tarafında bir son cemaat yeri, kuzeybatı köşesinde ise bir minareye sahiptir. Minarenin alt kısmı oldukça sağlam olmakla birlikte, üst kısmı yıllar içinde tahrip olmuş ve metal bir külah ile kapatılmıştır.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fe578ffde.jpg" alt=""></p>
<p>Caminin içi, antik kompozit başlıklarla süslenmiş ahşap sütunlarla desteklenmiştir. Özellikle kalem işi süslemeler, caminin sanatsal ve estetik değerini artırmaktadır. Ahşap sütunlar üzerine işlenmiş bu motifler, Osmanlı sanatının zarif detaylarını yansıtır. Harimin doğu ve batı duvarlarında yer alan dikdörtgen formlu pencereler, kesme taşla çevrelenmiş ve üzerleri sağır kemerlerle dekore edilmiştir. Caminin en dikkat çekici unsurlarından biri ise mihrabıdır. Mihrabın iç kısmında dökümlü bir perde ve mizan terazisi işlenmiş olup, üzerinde bitkisel motiflerle süslenmiş üçgen bir alınlık bulunmaktadır. Bu detaylar, caminin Osmanlı dönemindeki süsleme sanatının inceliklerini yansıtmaktadır.</p>
<p></p>
<p><strong>Tabea Köprüsü ve Çınar Ağacı</strong></p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fc18e99fb.jpg" alt=""></p>
<p>Tabea'nın mimari harikalarından biri de Tabea Köprüsü'dür. Bu köprü, kentin farklı noktalarını birbirine bağlamış ve kervanlar ile tüccarların güzergahı üzerinde önemli bir geçiş noktası olmuştur. Köprünün zarif kemerleri ve taş işçiliği, antik dönem mühendisliğinin ne denli ileri bir seviyede olduğunu gösterir.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fae16ea27.jpg" alt=""></p>
<p>Tabea’da ayrıca devasa bir çınar ağacı bulunmaktadır. Yüzyıllara meydan okuyan bu ağaç, hem doğanın hem de tarihin tanığı olarak kentin simgelerinden biri haline gelmiştir. Bu çınar, gölgesinde birçok medeniyetin dinlendiği, hikayelerin anlatıldığı bir yer olmuştur. Tabea’nın tarihi ve doğal zenginlikleri, bu ağaç etrafında birleşerek adeta bir tarih mozaiği oluşturur.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5ff3303048.jpg" alt=""></p>
<p><strong>Tabea'nın Kültürel ve Turistik Önemi</strong></p>
<p></p>
<p>Bugün Tabea, tarih ve doğanın iç içe geçtiği egzotik bir destinasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerli ve yabancı turistler, bu antik kenti ziyaret ederek sadece tarihe değil, aynı zamanda doğanın sunduğu eşsiz manzaralara da tanıklık edebilirler. Tabea, arkeologlar ve tarih meraklıları için bir hazine niteliğindedir. Antik döneme ait kalıntılar, Osmanlı dönemi camii ve köprüleri, doğal kayalara oyulmuş evleri ile Tabea, ziyaretçilerine geçmişin izinde bir yolculuk sunar.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fdd78384b.jpg" alt=""></p>
<p>Ayrıca, bölgenin turistik potansiyeli sadece tarihi yapılarla sınırlı değildir. Doğal güzellikler, yürüyüş parkurları ve kentin çevresindeki zengin bitki örtüsü, doğa severler için de büyük bir cazibe merkezidir. Tabea’nın eşsiz atmosferi, sessizliğin ve doğanın içindeki bu gizemli kentin egzotik yönünü daha da ortaya çıkarır.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e5fdd5def2c.jpg" alt=""></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p></p>
<p>Tabea Antik Kenti, tarihin derinliklerinden bugüne kadar uzanan bir köprü gibidir. Her bir yapı, her bir kalıntı, burada yaşamış olan farklı uygarlıkların izlerini taşır. Helenistik dönemden Osmanlı’ya kadar uzanan geniş zaman dilimi, bu kenti hem tarihsel hem de kültürel anlamda zenginleştirmiştir. Tabea, antik dünyanın modern dünyaya sunduğu bir armağandır. Hem geçmişin derinliklerine inmeyi hem de doğanın huzurunu hissetmeyi arzulayanlar için Tabea, keşfedilmeyi bekleyen egzotik bir hazine olarak yerini korumaktadır.</p>
<p><strong>Harika Hayriye Şavkıncı </strong></p>
<p><strong>www.turk.eco - Turkiye Ekoloji Portalı </strong></p>
<p><strong> Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni</strong></p>
<p><strong>Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı 2. Başkanı </strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pozzo di San Patrizio: Tarihi ve Mühendislik Harikası</title>
<link>https://trafikdernegi.com/pozzo-di-san-patrizio-tarihi-ve-muhendislik-harikasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/pozzo-di-san-patrizio-tarihi-ve-muhendislik-harikasi</guid>
<description><![CDATA[ Şu anda bir tünelin ucuna doğru değil, yukarıdan aşağıya bakmaktasınız. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e5f53b70f44.jpg" length="195751" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 23:42:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Orta İtalya'nın Umbria bölgesinde, Orvieto kasabasında bulunan Pozzo di San Patrizio (St. Patrick Kuyusu), hem tarihi hem de mühendislik açısından dikkat çekici bir yapıdır. Şehir, volkanik tüf tepesinin zirvesine kurulmuş olup, yüksek savunma duvarlarıyla çevrili bir konumdadır. Ancak bu korunaklı yapıya rağmen, uzun süreli bir kuşatma durumunda Orvieto'nun doğal su kaynağının yetersiz kalacağı korkusu, şehrin su ihtiyacını karşılayacak bir çözüm arayışına yol açmıştır.</p>
<p></p>
<p>Bu çözüm, 1527 yılında Papa VII. Clement tarafından, Kutsal Roma İmparatoru V. Charles'ın Roma'yı yağmaladığı dönemde Orvieto'ya sığınırken emredilen kuyunun inşasıyla bulunmuştur. Kuyunun inşaatı, Floransalı mimar ve mühendis Antonio da Sangallo the Younger tarafından tasarlanmış ve 1527 ile 1537 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Kuyu, Papa III. Paul döneminde 1537 yılında tamamlanmıştır.</p>
<p></p>
<p>Pozzo di San Patrizio'nun ismi, İrlanda'daki St. Patrick'in Arafı efsanesinden esinlenmiştir. Bu efsaneye göre St. Patrick, Araf'a açılan bir mağara bulmuş ve kuyunun derinliği bu efsaneye atıfta bulunarak adlandırılmıştır.</p>
<p></p>
<p>Kuyunun tasarımı, Antonio da Sangallo'nun mimari dehasını yansıtmaktadır. Kuyunun merkezi şaftını, iki ayrı girişten erişilen çift sarmallı helezon rampalar çevrelemektedir. Bu tasarım, eşeklerin bir yoldan boş su kaplarını aşağı indirip diğer yoldan dolu su kaplarını yukarı çıkarabilmelerine olanak tanımıştır. Böylece eşeklerin yolları kesişmeden sürekli bir akış sağlanmıştır.</p>
<p></p>
<p>Kuyunun Özellikleri Pozzo di San Patrizio, silindirik bir yapıya sahip olup, derinliği 53,15 metre, taban çapı ise 13 metredir. Kuyuya inen 248 basamak ve kuyunun içini aydınlatan 70 pencere bulunmaktadır. Bu sayede kuyunun derinliklerine inenler, hem ışık alabilir hem de nefes alabilecekleri bir ortam bulabilirler.</p>
<p></p>
<p>Kuyunun içinde yer alan bir Latince yazı, bu yapının anlamını vurgulamaktadır: "QUOD NATURA MUNIMENTO INVIDERAT INDUSTRIA ADIECIT", yani “Doğanın lütfettiğini endüstri sağladı”. Bu söz, doğanın sunduğu sınırlı kaynaklara karşı insan emeğinin ve mühendisliğin ne denli büyük bir çözüm sunduğunu ifade etmektedir.</p>
<p></p>
<p>Pozzo di San Patrizio, sadece Orvieto’nun su ihtiyacını karşılamayı amaçlayan bir yapı değil, aynı zamanda Orta Çağ ve Rönesans dönemlerinin mühendislik zekâsını ve mimari estetiğini birleştiren önemli bir anıttır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Al Hajjarah: Yemen’in Haraz Dağları’ndaki Tarihi Dağ Köyü</title>
<link>https://trafikdernegi.com/al-hajjarah-yemenin-haraz-daglarindaki-tarihi-dag-koeyu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/al-hajjarah-yemenin-haraz-daglarindaki-tarihi-dag-koeyu</guid>
<description><![CDATA[ Yemen’in Haraz Dağları’nda Yer Alan Al Hajjarah: 12. Yüzyıldan Günümüze Ulaşan Taş Mimarisiyle Tarihi Bir Dağ Köyü ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e5da1ed24e7.jpg" length="168563" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 21:48:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yemen’in Haraz Dağları’nda yer alan Al Hajjarah, taş mimarisi ve dramatik uçurum tepesindeki konumuyla dikkat çeken büyüleyici bir dağ köyüdür. 12. yüzyıla kadar uzanan bu tarihi şehir, geçmişte bölgenin önemli bir savunma noktası olarak hizmet vermiştir.</p>
<p></p>
<p>Yerel taşlardan inşa edilen köyün binaları, dağların engebeli yapısıyla mükemmel bir uyum içindedir ve çevreye doğal bir estetik kazandırır. Al Hajjarah, daracık ara sokakları, antik camileri ve yamaçlardan aşağıya doğru uzanan tarım arazileriyle Yemen’in zengin kültürel mirasına dair bir pencere sunmaktadır. Köyün yerleşimi, zamanla Yemen’in kırsal yaşam tarzının ve tarihi dokusunun bir sembolü haline gelmiştir.</p>
<p></p>
<p>Her ne kadar bölge günümüzde çeşitli zorluklarla karşı karşıya olsa da Al Hajjarah, Yemen’in mimari ve kültürel mirasının korunmaya devam ettiğini gösteren bir kanıt olarak varlığını sürdürüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adana Yumurtalık’ta Bulunan Eşsiz Eros Mozaiği: Mitolojinin Yeryüzüne Yansıması</title>
<link>https://trafikdernegi.com/adana-yumurtalikta-bulunan-essiz-eros-mozaigi-mitolojinin-yeryuzune-yansimasi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/adana-yumurtalikta-bulunan-essiz-eros-mozaigi-mitolojinin-yeryuzune-yansimasi</guid>
<description><![CDATA[ Adana&#039;nın Yumurtalık ilçesi, Yunan mitolojisine ait benzersiz bir esere ev sahipliği yapıyor: Eros figürlü mozaik. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e5a774ecd36.jpg" length="105358" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 18:10:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Eros figürlü mozaik. Bu mozaikte, mitolojinin aşk tanrısı Eros, bir Hippocampus üzerinde, yani yarı at yarı balık bir yaratığın sırtında tasvir ediliyor. Eşsizliği ile dikkat çeken bu mozaik, dünyada sadece burada bulunan nadir bir mitolojik sahneyi betimliyor.</p>
<p></p>
<p>Yunan Mitolojisi ve Hippocampus</p>
<p></p>
<p>Yunan mitolojisinde Hippocampus, denizlerin efsanevi yaratığıdır; ön tarafı bir ata, arka tarafı ise balığa benzer. Genellikle deniz tanrısı Poseidon’un arabasını çeken yaratıklar olarak tasvir edilen Hippocampus’lar, mitolojik anlatılarda sıkça yer alır. Ancak, Adana’daki mozaikte Hippocampus’un sırtında aşk tanrısı Eros bulunur. Bu figür, su ve aşkın sembolik bir birleşimi olarak yorumlanabilir.</p>
<p></p>
<p>Mozaiğin Benzersizliği</p>
<p></p>
<p>Yumurtalık'ta keşfedilen bu mozaik, mitolojik açıdan son derece özel bir sahne sunar. Dünyada benzerine rastlanmayan bu mozaik, hem sanat hem de arkeoloji dünyasında büyük ilgi uyandırmıştır. Bu eser, yalnızca antik dönemin sanat anlayışını değil, aynı zamanda dönemin mitolojik inanç ve sembollerini de yansıtması bakımından oldukça değerlidir.</p>
<p></p>
<p>Yumurtalık'ın Tarihi Zenginliği</p>
<p></p>
<p>Adana’nın Yumurtalık ilçesi, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Sahip olduğu antik kalıntılar ve kültürel zenginlikler, bölgeyi arkeolojik çalışmalar için cazip hale getirmiştir. Eros figürlü mozaik de bu zenginliğin en önemli sembollerinden biridir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Anadolu’nun Tarihi Hazinesi Pergamon Antik Kenti</title>
<link>https://trafikdernegi.com/anadolunun-tarihi-hazinesi-pergamon-antik-kenti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/anadolunun-tarihi-hazinesi-pergamon-antik-kenti</guid>
<description><![CDATA[ Pergamon (Bergama) Antik Kenti, Ege Bölgesi’nin incisi olan İzmir&#039;in Bergama ilçesinde yer almakta ve tarihi milattan önce 4. yüzyıla kadar dayanmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e5a67f976f6.jpg" length="176651" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 18:06:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Pergamon (Bergama) Antik Kenti, Ege Bölgesi’nin incisi olan İzmir'in Bergama ilçesinde yer almakta ve tarihi milattan önce 4. yüzyıla kadar dayanmaktadır. İsmini mitolojik karakter Pergamos'tan alan bu antik kent, özellikle Helenistik dönemde büyük bir öneme sahip olmuştur. Antik dönemde Pergamon Krallığı'nın başkenti olan şehir, mimari ve kültürel yapısıyla zamanının en önde gelen kentlerinden biri olarak kabul edilmiştir.</p>
<p></p>
<p>Kentin Yükselişi ve Önemi</p>
<p></p>
<p>Pergamon, M.Ö. 3. yüzyılda gücünün zirvesine ulaşmış ve bu dönemde kentin en önemli yapıları inşa edilmiştir. Bergama Kütüphanesi, 200.000 kitaplık kapasitesi ile İskenderiye Kütüphanesi'nden sonra dünyanın en büyük kütüphanesi olma unvanına sahipti. Ayrıca, Zeus Sunağı da bu dönemde inşa edilmiş ve şu anda Berlin'de sergilenmektedir.</p>
<p></p>
<p>Kentin stratejik konumu, ticaret yolları üzerinde yer alması ve denize yakınlığı, Pergamon’u hem ekonomik hem de siyasi açıdan güçlü bir merkez haline getirmiştir. Bölgedeki tarım ve ticaret olanakları sayesinde, özellikle Roma ve Atina gibi şehirlerle rekabet edebilecek bir zenginlik ve kültürel gelişim göstermiştir.</p>
<p></p>
<p>Pergamon’un Tarihi Yapıları</p>
<p></p>
<p>Pergamon Antik Kenti, saraylar, tapınaklar, tiyatrolar ve kiliseler gibi birçok önemli yapıya ev sahipliği yapmıştır. Kentin çevresindeki surlar, şehri dış tehditlere karşı korumada önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Akropol, saray ve tiyatro gibi yapılarıyla dönemin mimari ve kültürel anlayışını gözler önüne sermektedir.</p>
<p></p>
<p>UNESCO Dünya Mirası Listesi</p>
<p></p>
<p>2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Bergama Antik Kenti, Türkiye'nin en değerli arkeolojik alanlarından biri olarak korunmaktadır. Antik kentteki yapılar, farklı dönemlerden izler taşıyarak ziyaretçilerine hem Helenistik hem de Roma dönemlerine ait bir atmosfer sunmaktadır.</p>
<p></p>
<p>Bergama Antik Kenti’nin Konumu</p>
<p></p>
<p>İzmir’in Bergama ilçesinde yer alan Pergamon, denizden yaklaşık 15 km içerde, Teuthrania bölgesindeki Kaikos Vadisi’nin (modern Bakırçay) verimli toprakları üzerinde kurulmuştur. Bergama, Smyrna, Efes ve Milet gibi önemli antik kentlerle bağlantılı yolları sayesinde ticaret açısından stratejik bir öneme sahip olmuştur.</p>
<p></p>
<p>Pergamon Antik Kenti, yüksek bir tepeye kurulmuş olması sebebiyle görkemli bir manzaraya sahiptir ve bu özelliği kente ayrı bir heybet kazandırmaktadır. İzmir merkezinden Bergama'ya ulaşarak antik kentin kalıntılarını keşfetmek mümkündür.</p>
<p></p>
<p>Bergama, antik çağlardan günümüze uzanan tarihsel süreçte, yalnızca Anadolu’nun değil, Asia Minor’un da en önemli şehirlerinden biri olarak kalmayı başarmıştır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gürcistan&amp;apos;ın Taşa Kazınmış Tarihi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gurcistanin-tasa-kazinmis-tarihi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gurcistanin-tasa-kazinmis-tarihi</guid>
<description><![CDATA[ Tiflis&#039;in eteklerinde yer alan Gürcistan Chronicle (Gürcü Kroniği), Gürcistan&#039;ın büyüleyici ve köklü tarihini yansıtan devasa bir anıttır. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e59950e5ce0.jpg" length="159264" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 17:10:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tiflis'in eteklerinde yer alan <strong>Gürcistan Chronicle (Gürcü Kroniği)</strong></p>
<p> Gürcistan'ın büyüleyici ve köklü tarihini yansıtan devasa bir anıttır. Bu çok sütunlu, etkileyici yapı, Gürcü heykeltıraş <strong>Zurab Tserteli</strong>t tarafından 1985 yılında tasarlanmış ve inşa edilmiştir. Tserteli, daha sonra Rusya Sanat Akademisi'nin başkanlığını yapmıştır. Anıt, Gürcistan'ın 3.000 yıllık tarihinden sahneleri ve önemli figürleri betimlemektedir.</p>
<p></p>
<p><strong>Tasarımı ve Yapısı</strong></p>
<p></p>
<p>Bazen "Gürcü Stonehenge" olarak anılan bu olağanüstü yapı, her biri yaklaşık 35 metre yüksekliğe ulaşan 16 büyük sütundan oluşur. Anıtın alt kısımlarında, **İsa'nın yaşamı** ve Hristiyanlık tarihinde önemli yeri olan figürler tasvir edilirken, sütunların üst kısımlarında Gürcistan’ın kraliyet üyeleri ve hükümdarları yer alır. Gürcistan’ın kültürel ve dini geçmişini sembolize eden bu tasvirler, ülkenin binlerce yıllık tarihine ışık tutar.</p>
<p></p>
<p><strong>Tamamlanmamış Bir Yapı</strong></p>
<p></p>
<p>Anıt, halen tam olarak tamamlanmış değildir. İnşa çalışmaları aralıklarla devam etmektedir ve bu durum anıtı daha da ilginç kılmaktadır. Anıtın çevresinde yer alan **küçük Gürcü Ortodoks kilisesi**, yapının tarihi ve dini bağlamını pekiştirir.</p>
<p></p>
<p><strong>Konumu ve Önemi</strong></p>
<p></p>
<p>Gürcistan Chronicle, Tiflis’in kuzeybatısında, küçük bir ormanlık alanın ortasında yükselir ve bu konumu sayesinde şehrin birçok noktasından rahatça görülebilir. Gürcistan’ın zengin tarihini ve kültürünü onurlandıran bu anıt, hem yerel halk hem de ziyaretçiler için büyük bir çekim merkezi haline gelmiştir.</p>
<p></p>
<p>Bu anıt, yalnızca Gürcistan’ın tarihine değil, aynı zamanda sanat ve kültürüne de derin bir saygı duruşu niteliğindedir. Gürcistan Chronicle, hem tarih severler hem de sanat tutkunları için mutlaka görülmesi gereken etkileyici bir yapıdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gürcistan’ın Orta Çağ Savunma Kuleleri</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gurcistanin-orta-cag-savunma-kuleleri</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gurcistanin-orta-cag-savunma-kuleleri</guid>
<description><![CDATA[ Svaneti bölgesi, Gürcistan’ın en çok bilinen kulelerine ev sahipliği yapar. ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e59881ddcf7.jpg" length="167823" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 17:07:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gürcistan, zengin kültürel mirası ve tarihiyle bilinen bir ülkedir. Bu mirasın en dikkat çekici unsurlarından biri de dağlık bölgelerinde, özellikle de Svaneti ve Khevsureti gibi bölgelerde yer alan orta çağ savunma kuleleridir. Yüzyıllar boyunca bu kuleler, köyleri dış tehditlerden koruma amacıyla inşa edilmiştir ve Gürcistan’ın mimari mirasının en önemli simgelerinden biri haline gelmiştir.</p>
<p></p>
<p><strong>Savunma Amaçlı İnşa Edilen Kuleler</strong></p>
<p></p>
<p>Gürcistan’ın dağlık bölgelerinde bulunan kuleler, 9. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar uzanan bir dönemde inşa edilmiştir. Bu kuleler, köyleri ve toplulukları düşman saldırılarından korumak amacıyla yapılmıştır. Özellikle Kafkas dağlarının zorlu arazisinde yer alan bu yapılar, bölge halkına hem korunma hem de gözetleme imkanı sağlamıştır. Saldırılar sırasında köy halkı, bu kulelere çekilir ve saldırılara karşı savunma yapardı. Her kule, hem bir kale hem de bir gözlem noktası işlevi görürdü.</p>
<p></p>
<p><strong>Mimari Yapısı ve Kullanımı</strong></p>
<p></p>
<p>Orta çağ Gürcü kuleleri, genellikle 4-5 katlı taş yapılardan oluşur. Kulelerin alt katları daha dar ve sağlam duvarlıdır, bu da kuleyi dış saldırılara karşı dayanıklı hale getirir. Üst katlar ise saldırılara karşı ok veya mızrak atışı yapmayı sağlayacak pencerelerle donatılmıştır. Kuleler, çoğu zaman köylerin en yüksek noktasına inşa edilerek düşmanların yaklaşması önceden fark edilirdi.</p>
<p></p>
<p><strong>Svaneti Kuleleri: Gürcistan’ın Simgesi</strong></p>
<p></p>
<p>Svaneti bölgesi, Gürcistan’ın en çok bilinen kulelerine ev sahipliği yapar. Bu kuleler, dağların zirvesinde yükselen köylerle iç içe geçmiş durumda. Kuleler, aynı zamanda ailelerin gurur kaynağı olarak kabul edilirdi ve bir ailenin gücünü ve etkisini temsil ederdi. Bu nedenle birçok köyde neredeyse her evin yanında bir savunma kulesi inşa edilmişti.</p>
<p></p>
<p>Kulelerin içinde ise temel yaşam alanları mevcuttu. Alt katlar genellikle hayvanlar ve yiyecek depolamak için kullanılırken, üst katlar ailelerin yaşadığı ve savunma yaptığı yerlerdi. Savaş veya tehlike zamanlarında köy halkı bu kulelere sığınır, günlerce veya haftalarca savunmada kalabilirdi.</p>
<p></p>
<p><strong>Günümüzde Gürcistan Kuleleri</strong></p>
<p></p>
<p>gün Gürcistan’ın dağ köylerindeki orta çağ kuleleri, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta ve turistler için önemli bir çekim merkezi haline gelmiştir. Tarihi yapıların birçoğu zamanla zarar görse de, hala ayakta olan pek çok kule bölgeyi ziyaret edenler için Gürcistan'ın geçmişine açılan bir pencere sunmaktadır. Bu kuleler, Gürcü halkının zorlu coğrafi koşullara ve dış tehditlere karşı nasıl bir yaşam sürdüğünü gözler önüne seriyor. </p>
<p></p>
<p>Gürcistan’ın bu eşsiz orta çağ kuleleri, hem tarihi bir hazine hem de mimari bir şaheserdir. Zamanın ve doğanın zorluklarına karşı ayakta kalmayı başarmış bu yapılar, geçmişin gözetleme ve savunma sistemlerinin bir yansımasıdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bosna Piramitlerinin Gizemi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bosna-piramitlerinin-gizemi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bosna-piramitlerinin-gizemi</guid>
<description><![CDATA[ Bosna Piramitleri Tünellerinde Keşfedilen Megalitik Levhalar ve Elektromanyetik Etkiler ]]></description>
<enclosure url="http://trafikdernegi.com/uploads/images/202409/image_870x580_66e596b3e5a0e.jpg" length="85902" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 14 Sep 2024 16:59:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bosna piramitlerinde yapılan kazılar, arkeologları hayrete düşüren pek çok ilginç bulgu ortaya çıkardı. Bu bulgulardan en dikkat çekici olanı ise tünellerde böcek veya kemirgen kalıntılarına rastlanmamasıydı. Binlerce yıl boyunca hayvanların bu bölgeden neden uzak durduğu sorusu, bilim insanlarını derin bir meraka sürükledi. Ancak araştırmacı Osmanagić, asıl sırrın tünellerde keşfedilen megalitik levhalarda saklı olduğuna inanıyor. </p>
<p></p>
<p>Bu megalitik levhalar, pişmiş kil tabakasıyla kaplı ve bu da levhaların insan eliyle yapıldığına işaret ediyor. Osmanagić, bu yapının insan yapımı olduğuna dair kanıtların önemli olduğunu vurgularken, Hırvatistan'daki Zagreb Nükleer Fizik Enstitüsü’nün yürüttüğü bir çalışmanın sonuçlarına dikkat çekiyor. İki ayrı bilimsel analiz sonucunda, levhaların X-ışını kırınımı ile incelendiğini ve bir faz analizi yapıldığını belirtiyor. Sonuçlar, megalitlerin gerçekten seramik olduğunu ortaya koydu. Eğer bu levhalar seramikse, bu onların insan eliyle yapıldığı anlamına gelir.</p>
<p></p>
<p>Arkeologlar, bu yerel megalitlere “tava” adını vermiştir. 8 ton ağırlığındaki bu devasa yapı, üst kısmı bir kapağa benzeyen ve ortasında tuhaf bir girintiye sahip bir şekil sergiliyor. Osmanagić'e göre, bu girintiye antik çağlarda bir kuvars kristali yerleştirilmişti. Yapının buraya tesadüfen konulmadığı çok açık; megalitin hemen altında, yerden 22 metre derinlikte bir yeraltı su akıntısı bulunuyor. Bu büyüklükte bir taş bloğun kaymaması veya hareket etmemesi için dikkatlice sabitlenmiş olması gerekiyor ve megalit, kireçtaşı bazlı bir harç kullanılarak sağlam bir şekilde yerine oturtulmuş.</p>
<p></p>
<p>Araştırmacılar, tünellerdeki megalitlerin iki farklı elektromanyetik radyasyon türü yaydığını tespit ettiler: 28 kilohertz ve 7,83 hertz frekanslarında. Antik çağlarda, bu elektromanyetik radyasyonun kuvars kristalleri tarafından güçlendirildiği düşünülüyor. Elektromanyetik alan, piramidin tünellerinden hızla geçiyor ve bu dalgalar, kristallerin hareketiyle daha da güçlenerek duvarlara çarpıyor. Bu süreç sonucunda, modern fizikçilerin “piezoelektrik etki” dedikleri bir fenomen ortaya çıkıyor. Ultrasonik dalgalar tarafından üretilen bu etki, insanlar tarafından işitilemez ancak ölçülebilir.</p>
<p></p>
<p>Hayvanlar ise bu ultrasonik frekanslara dayanamazlar ve bu yüzden bölgeden uzak dururlar. Ancak bu frekanslar insanlar için faydalı olabilir, çünkü virüs ve bakterilerden kurtulmayı sağladığı düşünülmektedir. Bosna piramidinin içindeki 7,83 hertz frekansı, bilim dünyasında “Schumann rezonansı” olarak bilinir. Dünya yüzeyi ile iyonosfer arasında oluşan bu düşük frekanslı elektromanyetik dalgalar, gezegenimizdeki tüm canlıları etkiler: kayalar, hayvanlar ve insanlar. Osmanagić’e göre, Bosna piramidi antik çağlarda güçlü bir enerji kaynağıydı ve uyum sağlayıcı bir enerji tesisiydi. Daha da ilginç olanı, bu frekansın ölçüldüğünde, yerden yukarı doğru çıktıkça radyasyon yoğunluğunun arttığı görülmüştür. Bu durum, bildiğimiz fizik yasalarına aykırı bir fenomendir.</p>
<p></p>
<p>Sonuç olarak, Bosna piramitlerinin sırları henüz tam anlamıyla çözülmüş olmasa da, tünellerde keşfedilen megalitik levhalar ve elektromanyetik etkiler, bu yapıların insan eliyle yapılmış olabileceğine dair önemli kanıtlar sunuyor. Üstelik bu yapıların, antik çağlarda enerji üretimi ve frekans yönetimiyle ilgili bir işlevi olabileceği düşünülmektedir.</p>
<p></p>
<p>Kaynak: İgor Prokopenko, *Gizli Miras*</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çankırı&amp;apos;da 9 milyon yıllık keşif: Konobelodon ve choerolophodon kemikleri bulundu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/cankirida-9-milyon-yillik-kesif-konobelodon-ve-choerolophodon-kemikleri-bulundu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/cankirida-9-milyon-yillik-kesif-konobelodon-ve-choerolophodon-kemikleri-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Çankırı&#039;da Yapraklı kara yolundaki &quot;Çorakyerler Omurgalı Fosil Lokalitesi&quot;nde kazı çalışmaları 27 yıldır sürüyor. Çalışmalar kapsamında fillerin atalarına ait yaklaşık 9 milyon yıllık kemikler bulundu.  Keşfedilen kemiklerin, konobelodon ve choerolophodon cinsine ait olduğu değerlendirildi.Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Sevim Erol başkanlığında yapılan kazı çalışmalarında bugüne kadar atların atalarına ait dört tür, fillerin atalarına ait iki tür, zürafaların atalarına ait dört tür, kılıç dişli kedigiller, su samurları, oklu kirpiler, ayılar, domuzgiller gibi 43 farklı türe ait 4 bin 320 numaralı fosil (bütüne yakın) bulunurken, bir o kadar da numarasız fosil bulundu.Bu yıl temmuz ayının ilk haftasında başlayan çalışmalar kapsamında fillerin atalarına ait yaklaşık 9 milyon yıllık kemikler bulundu ayrıca birçok kalıntıya ulaşıldı.Şimdiye kadar yaptıkları çalışmalar kapsamında bölgede 43 farklı türe ait fosiller bulduklarını hatırlatan Sevim Erol, &quot;Şu anda kazılan alanda bir filin üst kol kemikleri ile ayak kemikleri çıkarılıyor. Daha doğrusu üst kol kemiği çıkarıldı. Bu sene çok sayıda fil iskeletleri bulduk. Çorakyerler&#039;de fillerin atalarına ait iki farklı tür var. Bir tanesi daha iri &#039;konobelodon&#039; cinsinin bir türü, daha ufak olan diğeri ise &#039;choerolophodon&#039; cinsine ait ikinci bir tür. Şu anda çıkarılan iri fil türüne ait üst kol kemiği.&quot; dedi.Kazı sezonunun sonuna doğru yaklaştıklarını belirten Sevim Erol, şunları kaydetti:&quot;Bu alanın tarihi önce 8 milyon olarak yayınlanmıştı ancak her geçen gün çıkan yeni türlerin bazı pirimitif (az gelişmiş) özelliklerine bakarak yani son yıllarda çıkardığımız fosillerin özelliklerine bakarak 9 milyona kadar giden örneklerimizin olduğunu anlamış bulunuyoruz. Çorakyerler&#039;de daha önceki yıllarda uzmanlarımız tarafından mikro ve makro omurgalıların karşılaştırmalı analizleriyle tarihlendirmesi yapıldı.&quot;Pro. Dr. Sevim Erol, gelecek yıl İspanya&#039;dan bir Türk tarihlendirme uzmanının bölgede uranyum-potasyum tarihlendirmesi yapacağını, bu çalışmayla Çorakyerler&#039;in daha detaylı tarihlendirmesinin yapılmış olacağını sözlerine ekledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KOqDCmVzRkCyXRrP8-exUQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 Sep 2024 10:28:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Çankırıda, milyon, yıllık, keşif:, Konobelodon, choerolophodon, kemikleri, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KOqDCmVzRkCyXRrP8-exUQ.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çankırı'da 9 milyon yıllık keşif: Konobelodon ve choerolophodon kemikleri bulundu"></p>
<p>Çankırı'da Yapraklı kara yolundaki "Çorakyerler Omurgalı Fosil Lokalitesi"nde kazı çalışmaları 27 yıldır sürüyor. Çalışmalar kapsamında fillerin atalarına ait yaklaşık 9 milyon yıllık kemikler bulundu. Keşfedilen kemiklerin, konobelodon ve choerolophodon cinsine ait olduğu değerlendirildi.</p>
<section class="type:slideshow">
<figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_G2KP9wBg06QG6TbOLYUqw.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" width="1200">
<figcaption>Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Sevim Erol başkanlığında yapılan kazı çalışmalarında bugüne kadar atların atalarına ait dört tür, fillerin atalarına ait iki tür, zürafaların atalarına ait dört tür, kılıç dişli kedigiller, su samurları, oklu kirpiler, ayılar, domuzgiller gibi 43 farklı türe ait 4 bin 320 numaralı fosil (bütüne yakın) bulunurken, bir o kadar da numarasız fosil bulundu.</figcaption>
</figure>
<figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AH8DF2tK_0Wt_SwbFtE5UQ.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" width="1200">
<figcaption>Bu yıl temmuz ayının ilk haftasında başlayan çalışmalar kapsamında fillerin atalarına ait yaklaşık 9 milyon yıllık kemikler bulundu ayrıca birçok kalıntıya ulaşıldı.</figcaption>
</figure>
<figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xxCqe7VA50ylfYa7SvQCsQ.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" width="1200">
<figcaption>Şimdiye kadar yaptıkları çalışmalar kapsamında bölgede 43 farklı türe ait fosiller bulduklarını hatırlatan Sevim Erol, "Şu anda kazılan alanda bir filin üst kol kemikleri ile ayak kemikleri çıkarılıyor. Daha doğrusu üst kol kemiği çıkarıldı. Bu sene çok sayıda fil iskeletleri bulduk. Çorakyerler'de fillerin atalarına ait iki farklı tür var. Bir tanesi daha iri 'konobelodon' cinsinin bir türü, daha ufak olan diğeri ise 'choerolophodon' cinsine ait ikinci bir tür. Şu anda çıkarılan iri fil türüne ait üst kol kemiği." dedi.</figcaption>
</figure>
<figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9Ym-8uVTX06SwJZiDLaH7w.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" width="1200">
<figcaption>Kazı sezonunun sonuna doğru yaklaştıklarını belirten Sevim Erol, şunları kaydetti:"Bu alanın tarihi önce 8 milyon olarak yayınlanmıştı ancak her geçen gün çıkan yeni türlerin bazı pirimitif (az gelişmiş) özelliklerine bakarak yani son yıllarda çıkardığımız fosillerin özelliklerine bakarak 9 milyona kadar giden örneklerimizin olduğunu anlamış bulunuyoruz. Çorakyerler'de daha önceki yıllarda uzmanlarımız tarafından mikro ve makro omurgalıların karşılaştırmalı analizleriyle tarihlendirmesi yapıldı."</figcaption>
</figure>
<figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GZjTQpAPqUu092xPwlzyvg.jpg?width=1200&amp;mode=crop&amp;scale=both" width="1200">
<figcaption>Pro. Dr. Sevim Erol, gelecek yıl İspanya'dan bir Türk tarihlendirme uzmanının bölgede uranyum-potasyum tarihlendirmesi yapacağını, bu çalışmayla Çorakyerler'in daha detaylı tarihlendirmesinin yapılmış olacağını sözlerine ekledi.</figcaption>
</figure>
</section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Köklerinden Günümüze Denizli&amp;apos;nin Tarihi Yolculuğu</title>
<link>https://trafikdernegi.com/koeklerinden-gunumuze-denizlinin-tarihi-yolculugu</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/koeklerinden-gunumuze-denizlinin-tarihi-yolculugu</guid>
<description><![CDATA[ Denizli&#039;nin kökenlerinden günümüze uzanan tarihi yolculuğunu ele alıyor, Beycesultan Höyüğü&#039;nden Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerine kadar uzanan  bu yolculukta Denizli&#039;nin geçmişini ve adının kökenini inceliyoruz. ]]></description>
<enclosure url="http://vatankahramanlari.org.tr/haber/uploads/images/202405/image_870x580_6651fd36eecc3.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Köklerinden, Günümüze, Denizlinin, Tarihi, Yolculuğu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Denizli yöresinin tarihi derinliklerinde, insanlık tarihine ışık tutan izler barındıran bir yerleşim yeri var: Beycesultan Höyüğü. Günümüzden 6000 yıl öncesine, M.Ö. 4000'lere uzanan kökleriyle, bu höyük Kalkolitik dönemin başlangıcına işaret ediyor. </p>
<p><span>Tarihi açıdan bakıldığında, Denizli'nin ilk yerleşim yeri bugünkü Eskihisar Köyü civarında, Milattan önce 261-245 yılları arasında Seleukos Kralı II. Antiokhos tarafından kurulmuştur. Şehir, zamanla farklı medeniyetlerin etkisi altına girmiş ve birçok kez el değiştirmiştir. Özellikle Türklerin bölgeye hakim olmasıyla Denizli, Ladik adıyla anılmıştır. Denizli adının kökeni konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, şehrin su kaynaklarıyla değil, Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen bir boy adı olan "Tengiz" kelimesinden türediği düşünülmektedir.</span></p>
<p><img src="https://i20.haber7.net/resize/1280x720//haber/haber7/photos/2021/39/muhtesem_kesif_noktasi_beyce_sultan_hoyugu_1633091687_2015.jpg" alt="Muhteşem keşif noktası: Beyce Sultan Höyüğü - Haber 7 Dünyayı Geziyorum"></p>
<p>Tarihsel süreçte Denizli yöresinin ilk tanınmış sakinleri Arzawalılar oldu. M.Ö. 1200-1700 arasında uzanan Karanlık Çağ'ın ardından Frigler bu coğrafyaya hakim oldu. Xenephon'a göre, Frigya'nın batı sınırlarındaki önemli bir merkez olan Collosai (bugünkü Honaz) şehri, bu dönemde dikkat çekiyordu. Friglerin çöküşünden sonra bölge Lidyalıların egemenliğine girdi. Ünlü Yunan tarihçisi Heredot'a göre Lidya Devleti'nin doğu sınırı, günümüzde Sarayköy ilçesine bağlı Karura şehriydi.</p>
<p>Denizli, Akdağ'ın (Babadağ) kuzey yamaçları eteklerinde, Büyük Menderes'in kolu olan Aksu çayının kıyısında, hafifçe yarılmış bir plato üzerine kurulmuştur. Asıl kent, şu anda 6-7 kilometre kadar kuzeyde yer alan Laodikeia (Laodicaea) adlı yerdeydi. Ancak Selçuklular ve Bizanslılar arasındaki savaşlarla ve özellikle suyollarının bozulmasıyla Laodikeia terk edilmiş ve yerleşim, bol su kaynaklarına sahip olan Denizli, Ladik'e doğru yer değiştirmiştir. </p>
<p>M.Ö. 129 yılında Roma İmparatorluğu'nun Asya eyaletine dahil edilmesiyle, Denizli yöresi önemli bir konuma geldi. Romalılar, bölgedeki yolları yenileyerek akışını Efes ve Milet yönüne çevirdiler.</p>
<p>Roma İmparatorluğu'nun M.S. 395'te ikiye bölünmesiyle, Anadolu Doğu Roma (Bizans) egemenliği altına girdi. Bu dönemde Denizli yöresi, Helenistik ve Roma dönemlerindeki etkisini kaybetti ve Türklerin gelişiyle yeni bir döneme adım attı.</p>
<p><img src="https://cdn.pau.edu.tr//Bukalemun//lao//slider//5.jpg" alt="Ana Sayfa - Laodikeia"></p>
<p>Türklerin Denizli ile ilk teması 1070 yılında başladı. Büyük Selçuklu Beyi Afşin Bey, Honaz gibi gelişmiş şehirleri ele geçirdi ve Laodikeia'yı yağmaladı. Ancak, bu istila geçici oldu. Malazgirt Meydan Muharebesi'nden sonra Anadolu'nun fethedilmesiyle Denizli ve çevresi Türk hâkimiyetine girdi.</p>
<p>XIII. yüzyıldan itibaren Selçuklu sınır bölgesinin güneybatı kanadını oluşturan Denizli, Türkmenlerin önemli bir yerleşim yeri haline geldi. Bu dönemde Denizli yöresi, Türkmen nüfusunun yoğun olduğu bir bölge haline geldi.</p>
<p>Beylikler döneminde, 1260'ta kurulan ilk Türk Beyliği uzun süre varlığını sürdüremedi. Ardından, Sahip Ataoğulları, Germiyanoğulları ve İnançoğulları Beylikleri bu bölgede hakimiyet kurdular.</p>
<p><img src="https://1.bp.blogspot.com/-h9Ih23e6r7U/XVHM-6El23I/AAAAAAAADF0/lS66vRqHOug4nlLBlq4PHPTYouZHjQycgCLcBGAs/s1600/E9H3wgl.jpeg"></p>
<p>Osmanlı döneminde Denizli, Germiyanoğulları ve İnançoğulları gibi Türkmen beyliklerinin yönetimi altına girmiştir. 1391 yılında Yıldırım Bayezit'in Denizli'yi Osmanlı topraklarına katmasıyla şehir, Osmanlı egemenliğine girmiştir. Ancak, 1402'de Ankara Muharebesi'nde Osmanlılar Timur tarafından mağlup edilince, Denizli tekrar Germiyanoğulları Beyliği'ne verildi. Evliya Çelebi'nin 17. yüzyılda verdiği bilgilere göre, Denizli o dönemde önemli bir ticaret ve kültür merkeziydi.  1429'da Denizli, tüm Germiyan topraklarıyla birlikte Osmanlıların eline geçti. </p>
<p>Osmanlı yönetimi altında Denizli'nin çoğunluğu kırsal kesimde yaşamaya devam etti. Kent nüfusu, esnaf loncalarına bağlı olarak ticaretle uğraştı. 1702-1703'teki bir deprem sırasında büyük zarar gören kent, daha sonra yeniden kurulmuştur.</p>
<p>Günümüzde Denizli'nin bulunduğu yerde bulunan Laodikeia'nın Türkler tarafından fethedilmesi sırasında "Ladik" ismi miras kalmıştır. Selçuklu döneminde şehrin bugünkü yerine taşınmasıyla birlikte "Ladik" adının yanında "Toğuzlu" adı da kullanılmaya başlandı. Ancak, "Denizli" adı XVI. yüzyılın ortalarında yaygınlaşmış ve sonunda bölgenin adı olarak benimsenmiştir.</p>
<p><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c0/TR_Denizli_asv2020-02_img11_view_from_Teleferik_viewpoint.jpg/1024px-TR_Denizli_asv2020-02_img11_view_from_Teleferik_viewpoint.jpg" alt="undefined"></p>
<div class="flex-1 overflow-hidden">
<div class="react-scroll-to-bottom--css-zngxe-79elbk h-full">
<div class="react-scroll-to-bottom--css-zngxe-1n7m0yu">
<div class="flex flex-col text-sm pb-9">
<div class="w-full text-token-text-primary" dir="auto" data-testid="conversation-turn-13" data-scroll-anchor="true">
<div class="py-2 juice:py-[18px] px-3 text-base md:px-4 m-auto md:px-5 lg:px-1 xl:px-5">
<div class="mx-auto flex flex-1 gap-3 text-base juice:gap-4 juice:md:gap-6 md:max-w-3xl lg:max-w-[40rem] xl:max-w-[48rem]">
<div class="group/conversation-turn relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn">
<div class="flex-col gap-1 md:gap-3">
<div class="flex flex-grow flex-col max-w-full">
<div data-message-author-role="assistant" data-message-id="e77bd6a6-a15e-4286-a371-4593e59d876a" dir="auto" class="min-h-[20px] text-message flex flex-col items-start whitespace-pre-wrap break-words [.text-message+&]:mt-5 juice:w-full juice:items-end overflow-x-auto gap-3">
<div class="markdown prose w-full break-words dark:prose-invert light">
<p>Denizli, Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde Sanayi, ihracat ve ticaret alanlarında önemli bir merkezdir. Aynı zamanda yaklaşık altmış beş bin üniversite öğrencisine ev sahipliği yapmaktadır. Yerli ve yabancı milyonlarca turisti ağırlayan şehir, turizm kenti olmanın yanı sıra düzenlediği yerel, ulusal ve uluslararası etkinliklerle eğitim, kongre, kültür ve sanat merkezi özelliği taşımaktadır. Güney Ege Kalkınma Ajansı'nın merkezi Denizli'de bulunmaktadır.</p>
<p>Denizli, özellikle 1950'lerden sonra karayollarının düzelmesiyle iç kesimlere ulaşımın artması ve çevresindeki tarım etkinliklerinin gelişmesi sonucunda hızla nüfus artışı yaşamıştır. Sanayisi, turizmi, ticareti ve hizmet sektörü oldukça gelişmiş olan Denizli, Türkiye'nin en kalkınmış kentlerinden biridir. Özellikle tekstil sektöründe önemli bir yere sahip olan şehir, havlu, bornoz ve ev tekstili ürünleriyle ABD ve AB pazarlarında prestij kazanmıştır.</p>
<p><img src="https://cdnp.flypgs.com/files/Sehirler-long-tail/Denizli/denizli_338932319.jpg" alt="Denizli Gezi Rehberi"></p>
<p>Denizli'nin doğal güzellikleri arasında dünyaca ünlü Pamukkale ve uluslararası termal merkezlerden biri olan Karahayıt bulunmaktadır. Ayrıca şehirde UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Hierapolis, Laodikeia, Tripolis gibi birçok antik kent de bulunmaktadır.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde, 2012 yılında çıkarılan bir kanunla Denizli, büyükşehir belediyesi statüsü kazanmıştır. Bu tarihten sonra şehir, modernizasyon çalışmaları ve altyapı yatırımlarıyla daha da gelişmiş ve büyümüştür.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="mt-1 flex gap-3 empty:hidden juice:-ml-3">
<div class="-ml-1 mt-0 flex h-7 items-center justify-center gap-[2px] self-end text-gray-400 lg:justify-start lg:self-center visible"></div>
</div>
<div class="pr-2 lg:pr-0"></div>
</div>
<div class="absolute">
<div class="flex w-full gap-2 items-center justify-center"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tabae Antik Kenti: Kayalara Yerleşmiş Bir Tarih Hazinesi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tabae-antik-kenti-kayalara-yerlesmis-bir-tarih-hazinesi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tabae-antik-kenti-kayalara-yerlesmis-bir-tarih-hazinesi</guid>
<description><![CDATA[ Denizli-Muğla karayolunun 78.km&#039;sinde bulunan Tabea, doğal bir kalegörünümündedir. Şimdiki Kale İlçesinin 1 km.kadar güney batısında yeralır.30 yıl öncesine kadar eski kale üzerinde iskan sürmekteydi.Tabea, Büyük İskender&#039;den sonra Anadolu&#039;da kurulan kent devletlerindendir. Tabea, Helenistik dönemden günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Antik dönemde kendi adına sikke bastırmıştır. Sikkeler önceleri gümüş daha sonra bronz olarak basılmıştır.Akropoldeki belli başlı yapılar şunlardır: ]]></description>
<enclosure url="http://haber.pau.edu.tr/Content/newsimg/tarihi-ile-cok-ozel-bir-alan-tabae-antik-kenti-uyaniyor/xl_429c61ed-d5ae-44bf-9288-ce2043635b9a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Tabae, Antik, Kenti:, Kayalara, Yerleşmiş, Bir, Tarih, Hazinesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<section class="in_sec_1">
<article class="art_loop">
<ul>
<li>
<p>https://youtu.be/38t-Rd0Vfcc?si=fygG9RKeQCewPnaYKent Antik Çağ’da kendi adına sikke bastırmış. Sikkeler önceleri gümüş, daha sonra bronz olarak basılmış.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-59183 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae.jpg" alt="Tabae Antik Kenti" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px"></p>
<p>Burası maneviyatı yüksek bir yer. Hristiyanlık için çok önemli olan, tüm Hristiyan âleminin bir araya geldiği ve önemli dini konuların konuşulup tartışıldığı İznik Konsülü’ne buradan temsilci gönderilmiş. Ibn Battuta’nın seyahatnamesinde yazdığına göre Rum diyarının ilk Müslümanı kabul edilen Suheyb-i Rûmî’nin burada yaşadığı sanılıyor.</p>
<p>Şehrin üzerine kurulduğu kaya oluşumları su değdikçe kırılıp kopmuş, şehir de bu nedenle küçülmeye başlamış. Veba salgını da yayılınca şehir terk edilip bugünkü Kale kasabasının olduğu yere taşınmış. Ancak bu taşınma sırasında köylüler evlerini, camiyi, tüm taşları sökerek yeni yerleşime götürmüşler. Bu nedenle Tabae’de günümüzde kalıntı yok denecek kadar az, ev kalıntısı ise hiç yok.</p>
</li>
<li><img src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-1.jpg" alt="Tabae Antik Kenti"></li>
</ul>
<p>Tabae Antik Kenti'nin tarihini ve evrimini anlatan bu metin oldukça detaylı ve zengin bir bilgi içeriyor. Özellikle kentin ismi üzerine yapılan etimolojik analiz ve yerel kaynaklardan gelen bilgiler, tarihsel bağlamda Tabae'nin önemini ve gelişimini anlamamıza yardımcı oluyor. Metinde ayrıca antik kalıntılar ve Osmanlı dönemi üzerinde de bilgiler bulunmakta.</p>
<p>Tabae'nin, kaya üzerine kurulu bir kale şehri olduğu ve bu sebeple "Taba" kelimesinin "kaya" anlamına geldiği belirtiliyor. Ayrıca "maiyetindekiler, bağlı olan insanlar" anlamına da geldiği için, krala bağlı insanlar veya kralın maiyetindekiler olarak yorumlanabilir. Metinde ayrıca kentin antik dönemden günümüze kadar kesintisiz bir yerleşim sahnesi olduğu, hatta altın sikke basıldığı bilgisi verilmekte.</p>
<p>Osmanlı döneminde Tabae'nin, Menteşe Beyliği'nin önemli kentlerinden biri olduğu ve kentte 300 ev, 5 mahalle, cami, han, hamam gibi yapılar bulunduğu anlatılıyor. Ancak Cumhuriyet döneminde terkedilmesiyle birlikte, günümüzde sadece birkaç yapıya rastlanıyor ve kazı çalışmaları yeterli ödenek bulunmadığı için sınırlı kalıyor.</p>
<p>Bu tür tarihi metinler, bir yerin geçmişine ışık tutarak o coğrafyanın kültürel ve tarihsel mirasını korumamıza ve anlamamıza yardımcı olur. Tabae'nin geçmişi ve dönemsel değişimleri üzerine daha fazla bilgi edinmek için yerel araştırmacılar ve tarihçilerle işbirliği yapılabilir veya daha fazla kaynak incelenebilir.</p>
<h2 data-fontsize="35" data-lineheight="42px" class="fusion-responsive-typography-calculated">Tabae Antik Kenti nerededir? Tabae Antik Kenti’ne nasıl gidilir?<span class="ez-toc-section-end"></span></h2>
<p>Antik kent Denizli-Muğla karayolunun 78. km’sinde, Kale ilçesinin 1 km güneybatısında yer alıyor.</p>
<p><img src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/tabae-mezar-tasi.jpg"></p>
<p>Roma döneminde inşa edilen köprüden sadece küçük araçlar geçebiliyor.</p>
<div id="attachment_59188" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59188" class="wp-image-59188 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kopru.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59188" class="wp-caption-text">Köprü</p>
</div>
<h3 data-fontsize="28" data-lineheight="44.8px" class="fusion-responsive-typography-calculated"><span class="ez-toc-section" id="Kayalara_Oyulmus_Tahil_Ambari" ez-toc-data-id="#Kayalara_Oyulmus_Tahil_Ambari"></span>Kayalara Oyulmuş Tahıl Ambarı<span class="ez-toc-section-end"></span></h3>
<p>Halk kayaların içinde tahıllarını muhafaza etmiş.</p>
<div id="attachment_59187" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59187" class="wp-image-59187 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/kaya-tahil-ambari.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59187" class="wp-caption-text">Kayalara oyulmuş tahıl ambarı</p>
</div>
<h3 data-fontsize="28" data-lineheight="44.8px" class="fusion-responsive-typography-calculated"><span class="ez-toc-section" id="Cevher_Pasa_Camisi" ez-toc-data-id="#Cevher_Pasa_Camisi"></span>Cevher Paşa Camisi<span class="ez-toc-section-end"></span></h3>
<p>Cami 13. yüzyılda Cevher Paşa tarafından yaptırılmış, kalem işleri 19. yüzyıla tarihleniyor.</p>
<div id="attachment_59179" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59179" class="wp-image-59179 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi.jpg" alt="Tabae Antik Kenti" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cevher-pasa-camisi.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59179" class="wp-caption-text">Tabae Antik Kenti – Cevher Paşa Camisi</p>
</div>
<p>Bu cami antik kentten günümüze korunarak ulaşan tek yapı.</p>
<div id="attachment_59180" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59180" class="wp-image-59180 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1.jpg" alt="Tabae Antik Kenti" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-1.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59180" class="wp-caption-text">Cevher Paşa Camisi</p>
</div>
<p>Caminin muhteşem bir işçiliği var. İçinde diğer camilerden farklı olarak Hz. Fatma ve Hz. Hatice’nin ismi yazıyor.</p>
<p><span><strong>Cevher Paşa Cami :</strong><br>Denizli-Muğla karayolu güzergahındaki Tabae Ören Yeri içinde bulunan Cevher Paşa Camii dikdörtgen planlı,kuzey tarafında son cemaat yeri,kuzeybatı köşesinde minaresi yer almaktadır.</span></p>
<p><span><br>Harimin doğu ve batı duvarında dörder,güney ve kuzey tarafında ikişer pencere açılmıştır. Dikine dikdörtgen formlu pencerelerin etrafı kesme taşla çevrelenmiş olup,üzeri sağır kemerle dekore edilmiştir. Son cemaat yerinin kuzey batısına bitişik minarenin kürsü kısmı yüksek tutularak caminin çatı seviyesine getirilmiştir. Kesme taşla kaplı minarenin birinci şerefesinin üzerindeki petek kısmından itibaren eski yıllarda yıkılmış olduğundan üzeri metal külahla örtülerek bodur bir minare görünümü kazandırılmıştır.<br>Caminin haremi dörder adet ahşap iki sütun sırasıyla üç sahına ayrılmıştır. Sütunların üzerine antik kompozit başlıklar yapılarak kalem işi teknikle boyanmıştır. Harimin kuzey bölümünde ise altı adet ahşap sütunun taşıdığı mahfil yer alır. Bu sütunlar da harimin diğer sütunları gibi dekore edilmiştir.</span></p>
<p><span><br>Mihrabı niş şeklinde olup içinde dökümlü perde ve ortada mizan terazisi işlenmiştir. Mihrabın üzerinde ise bitkisel motifli üçgen alınlık oluşturulmuştur. Harimin duvarlarında kare ve daire şeklinde boya ile panolar oluşturulmuş,içi yazı ve bitkisel geometrik desenlerle süslenmiştir.<br>Son cemaat yerinde altı adet ahşap sütun dizisi yer alır. Sonradan dışa karşı kapatılmıştır. Son cemaat yerinin iki tarafından ahşap merdivenle mahfile geçiş sağlanır. Son cemaat yerinden harime yuvarlak kemerli bir giriş kapısından geçilir. Kapının üzerindeki yazı bandında Hicri 1235 tarihi okunmaktadır. Bundan başka duvarlarda yazı panoları oluşturulmuştur.</span></p>
<p><span><br>Yapının üzeri kırma çatıyla örtülü olup Marsilya kremidi ile kaplanmıştır. Orijinal örtüsü düz dam örtü olmasına rağmen daha sonraki yıllarda kırma çatı yapılarak yapının korunması sağlanmıştır. Ancak Eski Kale yerleşiminin başka yere taşınması nedeni ile cami uzun süre kullanılmadığı ve bakımının yapılmadığından çatısında büyük açıklıklar oluşmuştur. Osmanlı döneminde 19 yy. batılılaşma sürecinde yapılan ahşap destekli kalem işi süslemeli camilerden olan Cevher Paşa Camii çatısının yenilenmemesi halinde yapının içindeki tahribat her geçen gün artmaktadır.</span></p>
<div id="attachment_59181" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59181" class="wp-image-59181 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2.jpg" alt="Tabae Antik Kenti" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/Cevher-Pasa-Camisi-2.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59181" class="wp-caption-text">Cevher Paşa Camisi</p>
</div>
<h3 data-fontsize="28" data-lineheight="44.8px" class="fusion-responsive-typography-calculated"><span class="ez-toc-section" id="Pazar_Yeri_Camisi" ez-toc-data-id="#Pazar_Yeri_Camisi"></span>Pazar Yeri Camisi<span class="ez-toc-section-end"></span></h3>
<p>Pazar Yeri Camisi’nin 1841 yılında yapıldığı, 1867-1868 yıllarında onarıldığı sanılıyor. Köylüler camiyi tamamen sökmüşler ama minaresinin koruyucu melekleri olduğuna inandıklarından ve üzerlerine kötü enerji çekmekten korktuklarından minareyi bırakmışlar.</p>
<div id="attachment_59182" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59182" class="wp-image-59182 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi.jpg" alt="Tabae Antik Kenti" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/pazar-yeri-camisi.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59182" class="wp-caption-text">Pazar Yeri Camisi</p>
</div>
<h3 data-fontsize="28" data-lineheight="44.8px" class="fusion-responsive-typography-calculated"><span class="ez-toc-section" id="Osmanli_Hamami" ez-toc-data-id="#Osmanli_Hamami"></span>Osmanlı Hamamı<span class="ez-toc-section-end"></span></h3>
<p>Osmanlı dönemine tarihlenen hamam hem erkekler hem kadınlar tarafından kullanılmış. Erkeklerin ve kadınların hamamı kullanmak için belirlenen günleri varmış.</p>
<div id="attachment_59184" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59184" class="wp-image-59184 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/osmanli-hamam.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59184" class="wp-caption-text">Osmanlı Hamamı</p>
</div>
<h3 data-fontsize="28" data-lineheight="44.8px" class="fusion-responsive-typography-calculated"><span class="ez-toc-section" id="Roma_Hamami" ez-toc-data-id="#Roma_Hamami"></span>Roma Hamamı<span class="ez-toc-section-end"></span></h3>
<p>Roma dönemine tarihlenen hamamın kuzeydoğusunda ana kayaya oyulmuş 5 niş, kuzeybatısında 3 niş yer alıyor. Diğer antik kentlerde kayaya oyulan bir hamam örneği yok.</p>
<div id="attachment_59186" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59186" class="wp-image-59186 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/roma-hamam.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59186" class="wp-caption-text">Tabae Antik Kenti – Roma Hamamı</p>
</div>
<h3 data-fontsize="28" data-lineheight="44.8px" class="fusion-responsive-typography-calculated"><span class="ez-toc-section" id="Sarnic" ez-toc-data-id="#Sarnic"></span>Sarnıç<span class="ez-toc-section-end"></span></h3>
<p>Sarnıç Roma dönemine tarihleniyor.</p>
<h3 data-fontsize="28" data-lineheight="44.8px" class="fusion-responsive-typography-calculated"><span class="ez-toc-section" id="Cesme" ez-toc-data-id="#Cesme"></span>Çeşme<span class="ez-toc-section-end"></span></h3>
<p>Çeşmenin 19. yüzyılda Osmanlı döneminde yapıldığı sanılıyor.</p>
<div id="attachment_59189" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-59189" class="wp-image-59189 size-full lazyautosizes lazyloaded" src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme.jpg" data-orig-src="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme.jpg 1024w" data-srcset="https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-200x150.jpg 200w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-300x225.jpg 300w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-400x300.jpg 400w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-600x450.jpg 600w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-768x576.jpg 768w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme-800x600.jpg 800w, https://kucukdunya.com/wp-content/uploads/2023/01/cesme.jpg 1024w" data-sizes="auto" data-orig-sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" sizes="1024px">
<p id="caption-attachment-59189" class="wp-caption-text">Çeşme</p>
<p class="wp-caption-text"><span><strong>KAYAYA OYULMUŞ NİŞLİ BİNA</strong><br>Akropolün kuzey doğusundadır.Bina kuzey güney doğrultusunda yapılmış olup,Plan bakımından dikdörtgen şeklindedir.Duvarın doğu kanadının iç kısmında kayaya oyularak yapılan dört niş bulunmaktadır.Duvarın batı tarafında nişlere rastlanmaz.Binanın çevresinde ve içinde arşitrav parçası,sunak ve sütun bulunmaktadır.Yapı tarzına bakılarak tarihlendirme yaparsak Roma dönemine vermemiz gerekir. Ama bina Selçuklu ve Osmanlı dönemindede kullanılmıştır. <br><br></span></p>
<ul>
<ul>
<li><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292614,tabea1-5jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_92" title="Tabea1 (5).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292614,tabea1-5jpg.png?1" title="Tabea1 (5).jpg" alt="Tabea1 (5).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292615,tabea1-6jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_92" title="Tabea1 (6).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292615,tabea1-6jpg.png?1" title="Tabea1 (6).jpg" alt="Tabea1 (6).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292616,tabea1-7jpg.png?1" title="Tabea1 (7).jpg" alt="Tabea1 (7).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></li>
</ul>
</ul>
<p class="wp-caption-text"><span> </span><span> </span><span></span><span><strong>KAYALARA OYULMUŞ TEK ODALI EVLER</strong></span></p>
<p><span>Doğal kayalar oyularak tek odalar halinde yapılmıştır.Ev olarak kullanılmış olmalılardır.Evlerde bulunan kapı nişleri ve sıvanalardan kapılarının ahşaptan olduğu anlaşılmaktadır.Odaların iç kısımlarındada nişler yeralmaktadır.Bu evler genellikle kayalık platonun uçurum ve sarp kısmında yeralır.<br><br></span></p>
<ul>
<ul>
<li><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292621,tabea1-10jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_65" title="Tabea1 (10).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292621,tabea1-10jpg.png?1" title="Tabea1 (10).jpg" alt="Tabea1 (10).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292617,tabea1-11jpg.png?1" title="Tabea1 (11).jpg" alt="Tabea1 (11).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292619,tabea1-12jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_65" title="Tabea1 (12).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292619,tabea1-12jpg.png?1" title="Tabea1 (12).jpg" alt="Tabea1 (12).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292622,tabea1-13jpg.png?1" title="Tabea1 (13).jpg" alt="Tabea1 (13).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292620,tabea1-14jpg.png?1" title="Tabea1 (14).jpg" alt="Tabea1 (14).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292618,tabea1-16jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_65" title="Tabea1 (16).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292618,tabea1-16jpg.png?1" title="Tabea1 (16).jpg" alt="Tabea1 (16).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292614,tabea1-5jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_65" title="Tabea1 (5).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292614,tabea1-5jpg.png?1" title="Tabea1 (5).jpg" alt="Tabea1 (5).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292616,tabea1-7jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_65" title="Tabea1 (7).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292616,tabea1-7jpg.png?1" title="Tabea1 (7).jpg" alt="Tabea1 (7).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a></li>
</ul>
</ul>
<p class="wp-caption-text"><span> <strong>Tabea Köprüsü</strong><br><br></span></p>
<ul>
<ul>
<li><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292628,tabea1-22jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_36" title="Tabea1 (22).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292628,tabea1-22jpg.png?1" title="Tabea1 (22).jpg" alt="Tabea1 (22).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292631,tabea1-23jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_36" title="Tabea1 (23).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292631,tabea1-23jpg.png?1" title="Tabea1 (23).jpg" alt="Tabea1 (23).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a></li>
</ul>
</ul>
<p class="wp-caption-text"><span> </span><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292630,tabea1-24jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_36" title="Tabea1 (24).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292630,tabea1-24jpg.png?1" title="Tabea1 (24).jpg" alt="Tabea1 (24).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292629,tabea1-25jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_36" title="Tabea1 (25).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292629,tabea1-25jpg.png?1" title="Tabea1 (25).jpg" alt="Tabea1 (25).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a></p>
<p class="wp-caption-text"><span> T<strong>abea Çınar Ağacı</strong><br><br></span></p>
<ul>
<ul>
<li><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292639,tabea1-33jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_76" title="Tabea1 (33).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292639,tabea1-33jpg.png?1" title="Tabea1 (33).jpg" alt="Tabea1 (33).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292640,tabea1-34jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_76" title="Tabea1 (34).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292640,tabea1-34jpg.png?1" title="Tabea1 (34).jpg" alt="Tabea1 (34).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292641,tabea1-35jpg.png?1" title="Tabea1 (35).jpg" alt="Tabea1 (35).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292651,tabea1-36jpg.png?1" title="Tabea1 (36).jpg" alt="Tabea1 (36).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292653,tabea1-37jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (37).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292653,tabea1-37jpg.png?1" title="Tabea1 (37).jpg" alt="Tabea1 (37).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292652,tabea1-38jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (38).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292652,tabea1-38jpg.png?1" title="Tabea1 (38).jpg" alt="Tabea1 (38).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292650,tabea1-39jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (39).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292650,tabea1-39jpg.png?1" title="Tabea1 (39).jpg" alt="Tabea1 (39).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292647,tabea1-41jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (41).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292647,tabea1-41jpg.png?1" title="Tabea1 (41).jpg" alt="Tabea1 (41).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292646,tabea1-42jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (42).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292646,tabea1-42jpg.png?1" title="Tabea1 (42).jpg" alt="Tabea1 (42).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292649,tabea1-43jpg.png?1" title="Tabea1 (43).jpg" alt="Tabea1 (43).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292648,tabea1-44jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (44).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292648,tabea1-44jpg.png?1" title="Tabea1 (44).jpg" alt="Tabea1 (44).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292645,tabea1-45jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (45).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292645,tabea1-45jpg.png?1" title="Tabea1 (45).jpg" alt="Tabea1 (45).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292644,tabea1-46jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (46).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292644,tabea1-46jpg.png?1" title="Tabea1 (46).jpg" alt="Tabea1 (46).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292643,tabea1-47jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (47).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292643,tabea1-47jpg.png?1" title="Tabea1 (47).jpg" alt="Tabea1 (47).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a><a href="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292654,tabea1-48jpg.png?0" rel="adasoft_galeri_69" title="Tabea1 (48).jpg" unselectable="on"><img src="https://denizli.ktb.gov.tr/Resim/292654,tabea1-48jpg.png?1" title="Tabea1 (48).jpg" alt="Tabea1 (48).jpg" width="200" height="200" unselectable="on"></a></li>
</ul>
</ul>
<p class="wp-caption-text"><span> </span></p>
<p class="wp-caption-text"><span> </span></p>
</div>
<p>Tabae Antik Kenti bilinmeyen bir cevher.</p>
<p>Keşfetmeniz dileğiyle…</p>
<p></p>
<p></p>
</article>
</section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Almanya&amp;apos;ya 127 yıl önce kaçırılan eserler Nijerya&amp;apos;ya iade edildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/almanyaya-127-yil-oence-kacirilan-eserler-nijeryaya-iade-edildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/almanyaya-127-yil-oence-kacirilan-eserler-nijeryaya-iade-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Almanya&#039;ya 127 yıl önce kaçırılan Nijerya&#039;nın güneyindeki Benin Krallığı döneminde ait tarihi eserlerin Nijerya&#039;ya iade edildiği bildirildi.Nijerya Ulusal Müzeler ve Anıtlar Komisyonu (NCMM) Genel Müdürü Olugbile Holloway, yaptığı açıklamada, Almanya&#039;ya kaçırılan Benin Krallığı döneminde ait tarihi eserlerin Edo eyaletindeki yetkililere teslim edildiğini belirtti.  Holloway, teslim edilen eserler arasında 1897&#039;de yurt dışına kaçırılan bronzlar ve kraliyet tabureleri bulunduğunu kaydetti.  Tarihi eserlerin müzede sergileneceğini aktaran Holloway, kültür ve mirasın canlandırılması, sergilenmesi konusunda çalışmaların süreceğini vurguladı.  Sömürge öncesi ve sömürge döneminde Nijerya&#039;ya ait &quot;Oba&quot; bronz heykelinin de aralarında bulunduğu yüzlerce tarihi eser, ABD ve Avrupa ülkelerindeki çeşitli müzelerde sergileniyor.  Nijerya, sömürge döneminde kaçırılan tarihi eserlerin geri getirilmesi konusundaki ısrarını sürdürse de İngiltere başta olmak üzere bazı ülkeler, tarihi eserlerin iade edilmesi fikrine pek sıcak bakmıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DUi0OK_d6kqDcZuf4WEkWg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Almanyaya, 127, yıl, önce, kaçırılan, eserler, Nijeryaya, iade, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DUi0OK_d6kqDcZuf4WEkWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Almanya'ya 127 yıl önce kaçırılan eserler Nijerya'ya iade edildi"></p>
<p><span><span>Almanya'ya 127 yıl önce kaçırılan Nijerya'nın ülkesiki Benin Krallığı'na ait olan tarihi yapıların Nijerya'ya iade edildiği bildirildi.</span></span></p>
<p><span><span>Nijerya Ulusal Müzeler ve Anıtlar Komisyonu (NCMM) Genel Müdürü Olugbile Holloway, yaptığı açıklamada, Almanya'ya kaçırılan Benin krallığı döneminde ait tarihi parçaların Edo'nun topluca teslim edildiğini belirtti. Holloway, teslim edilen eserler arasında 1897'de yurtta kaçırılan bronzlar ve ahşap taburelerin bulunduğunu kaydetti. Holloway, tarihi eserlerin müzede sergileneceğini aktararak, kültür ve üretimin canlandırılması, sergilenmesi konusunda salgınların süreceğini vurguladı. Sömürge öncesi ve sömürge döneminde Nijerya'ya ait "Oba" bronz heykelinin içinde yer alan kapsamlı tarihi eser, ABD ve Avrupa ülkelerindeki çeşitli müzelerde sergileniyor. Nijerya, sömürge döneminde kaçırılan tarihi ürünlerin geri getirilmesi konusundaki görüşünü sürdürse de İngiltere başta olmak üzere bazı ülkeler, tarihi örneklerin iade edilmesi fikrine pek sıcak bakmıyor.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fatih&amp;apos;in madalyonu evinde sergileniyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/fatihin-madalyonu-evinde-sergileniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/fatihin-madalyonu-evinde-sergileniyor</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Londra’dan İstanbul’a getirilen Fatih Sultan Mehmet madalyonunu Panorama 1453 Tarih Müzesi’nde sergilenmeye başladı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/16062023234219_49df6d5e5d9eaedcb5da4001193c84a5.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Fatihin, madalyonu, evinde, sergileniyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Ocak 2023’te teslim alınarak Londra’dan İstanbul’a getirilen Fatih Sultan Mehmet madalyonunu Panorama 1453 Tarih Müzesi’nde sergilenmeye başladı.

Fatih Sultan Mehmet'in 542 yıl önce poz vererek hazırlattığı Costanzo da Ferrara ürünü madalyon İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katılımıyla ziyarete açıldı.

Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ile Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas’tan madalyon ve sergileneceği Panorama 1453 Tarih Müzesi’yle ilgili bilgi alan Başkan İmamoğlu, “Aynen Fatih Sultan Mehmet'in portresiyle ilgili sürecin işlediği şekliyle, madalyon konusunda da bir müzayede olduğu bilgisini bana Mahir Bey ulaştırır ulaştırmaz, ‘Mutlaka onu da İstanbul'a kazandırmamız gerekir’ demiştim. Süreç sonuçlandı ve madalyonu İstanbul'a, sahibinin evine getirmiş olduk” dedi.

 

“Biz, şu anda bu şehrin sahibiyiz, emanetçileriyiz” diyen İmamoğlu, bu ruhu, nerede olursa olsun yakalamak, hissetmek ve onun gereğini yerine getirmek için bu topraklara olan sorumluluğun esas çıkış noktası olduğunu söyledi.

Başkan İmamoğlu, Fatih Sultan Mehmet'in değerli bir padişah olduğunun altını çizerek, "Türk tarihi için muazzam bir komutan, bir lider. İstanbul'un fethini 21 yaşında bize yaşatan, tarihe parmak basmış, iz bırakmış genç bir lider aynı zamanda. Aynı zamanda, o çağa göre değişimin öncüsü. Birçok konuda ilki, yeniliği yapan, kazandıran bir lider. Her yönüyle ele alınması gereken bir insan Fatih Sultan Mehmet. Onun bu çağa dönük formasyonunu yakalayıp, dünyaya da servis edilebildiği, kabiliyetlerini ortaya koyabildiği, bu memleketin gençleri başta olmak üzere, dünyanın en kabiliyetli gençlerinin fırsatları aradığı, girişimciliğin, inovasyonun merkezi olan bir İstanbul, sanatçıların merkezi olan bir İstanbul, zenginliğin, insani zenginliğin merkezi olan bir İstanbul'u var etme noktasında bize sorumluluk yüklüyor. Bu duygularla hareket ediyoruz” diye konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tarihi Değerler Kayıt Altına Alınıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tarihi-degerler-kayit-altina-aliniyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tarihi-degerler-kayit-altina-aliniyor</guid>
<description><![CDATA[ Haymana Belediyesi ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi işbirliği ile başlatılan alan araştırmasıyla Haymana’nın tarihi kültürel değerleri kayıt altına alınması, bilinmeyen eserlerin de gün yüzüne çıkarılması hedefleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/23062023093412_5c7a138971792424acd97317e168b0d9.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Tarihi, Değerler, Kayıt, Altına, Alınıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Habergündemim - 

Haymana Belediyesi, İlçenin tarihi kültürel Ocak ayında gerçekleştirilen “Geçmişin İzinde Geleceğin Peşinde Haymana” Çalıştayı’nda gündeme gelen konular hayata geçiyor. Bu konulardan biri olan Haymana’nın tarihi ve kültürel miraslarının kayıt altına alınması için alan araştırması yapılmasına başlandı.

Uzman Ekip Mahalle Mahalle Geziyor

Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nden alanında uzman 17 kişilik bir ekip iki haftadır Haymana’nın 78 mahallesini geziyor. Ekip, var olan tarihi eserleri kayıt altına alıp yeni eserleri de gün yüzüne çıkarmak için çalışıyor.

Görür “ Haymana’nın Kent Kimliği ve İmajı Ortaya Çıkacak”

Ankara ilçelerindeki kültür varlıklarının tespiti için bir çalışma başlattıklarını belirten Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Muhammet Görür “Bu yıl ve önümüzdeki yıl Haymana’daki eserleri kayıt altına alacağız.  12 Haziran’da başladığımız çalışmamızda üç bölümden akademisyen arkadaşlarımızın yanı sıra doktora, yüksek lisans ve lisans öğrencilerimizle çalışıyoruz. Literatür tarama çalışmasının ardından sahaya çıktık. Çalışmamızda milattan sonra 4. yüzyıldan 1950’li yıllara kadar olan dönemi araştırıyoruz. Haymana’da bilinen tescilli kırkın üzerinde höyük var. Yani yerleşimler var. Bu da bize Haymana’nın hemen hemen her dönemde yerleşime sahne olduğunu gösteriyor. Haymana’nın gerçek kimliğiyle olması gereken yerde olabilmesi için yaptığımız bu çalışmaları Belediyemizin de desteğiyle kitaplaştıracağız, ulusal ve uluslararası sempozyumlarda bildiri olarak sunup bilim dünyasına duyuracağız. Haymana’nın kent kimliği ve kent imajı da ortaya çıkmış olacak.  Haymana’nın tanıtımı yapılacak. Bu açıdan önemli bir çalışma olacak.”

Turgut “Tarihimize Sahip Çıkıp Kültürel Değerlerimizi Yaşatıyoruz”

Tarihimize sahip çıkmaya, kültürel değerlerimizi yaşatmaya devam ettiklerini belirten Haymana Belediye Başkanı Özdemir Turgut “2021 yılında Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörünü ziyaret ettiğimizde kendisiyle istişarelerde bulunup bir çalıştay yapmaya karar verdik. Bu yılın başında da Çalıştayı gerçekleştirdik. Çalıştay’ın ardından 78 mahallemizdeki tarihi eserleri kayıt altına alıp, yeni eserleri gün yüzüneçıkarılması için çalışmalara başladık.  Bunun yanında Hüsameddin Ankaravi Camii ve Türbesini restore ettirip 2021 yılının Kurban Bayramında tekrar ibadete açtık. Karahoca Camiimizin yenileme çalışmaları da devam ediyor. Sadece var olan eserleri değil unutulan ya da gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen eserlerimizle ilgili çalışmalarımız da sürüyor Bu önemli çalışmaya verdikleri destek için dönemin Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü şimdiki Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Yusuf Tekin’e ve akademisyenlerimize teşekkür ediyoruz.” dedi. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Minik arkeologlar iş başında</title>
<link>https://trafikdernegi.com/minik-arkeologlar-is-basinda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/minik-arkeologlar-is-basinda</guid>
<description><![CDATA[ Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, Kültür mirasının ortaya çıkarılması ve gelecek nesillere korunarak aktarılması, çocuklara arkeoloji bilimini tanıtmak için Roma mezarlarının bulunduğu tarihi Kızılkoyun Nekropolünde “Arkeolojik Kazı Şenliği” düzenledi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/21072023082636_341a7fa1a1af26b8e6a0a7a949222ca3.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Minik, arkeologlar, iş, başında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Şanlıurfa’da Büyükşehir Belediyesi tarafından ışıklandırılarak turizme kazandırılan Roma dönemine ait 2 bin yıllık kaya mezarlarının bulunduğu tarihi “Kızılkoyun Nekropol Alanı” minik arkeologlara ev sahipliği yaptı. 5-9 yaş arası çocuklar kendileri için hazırlanan yapay kazı alanında Arkeolojik kazının tüm süreçlerini deneyimledi.

Minyatür arkeolojik kazı alanlarının yerleşildiği oyun alanında kazılar yapan, taş sütun, sikke, gözyaşı şişesi gibi arkeolojik kazılarda rastlanılan objeleri bulan çocukların sevinç ve heyecanı yüzlerinden okunurken aileleri de bu anları cep telefonu kameralarıyla ölümsüzleştirdi.

Merak ve keşif duygusunu bilinçli bilgi arayışına dönüştüren çocuklar gerçek kazı aletlerini kullanarak farklı dönemlere ait buluntuların replikalarını ortaya çıkarıp müzeye teslim sürecine kadar olan tüm aşamaları öğrendi.

Etkinlikte arkeolojik kazı yapan minikler, buldukları kalıntılarla arkeoloji çalışmalarının ne kadar zorlu ama bir o kadar da eğlenceli olduğunu yaşayarak öğrenirken, sevinçleri yüzlerine yansıdı.

Zeynep Miray Ergün, “Biz burada kazı çalışmaları yaptık. Oyunlar oynadık buraya gelip kazılar yaptık. Burada dinozorlar çıkarttık. İskeletlerin içinden altınlar bulduk. Kavanozların içinden altınlar çıktı onları bulduk kazı yapıp onları tekrar çocuklara açtırdık. Dinozorları bulduk toprağın altında mozaikler yaptık.” Diye konuştu.

Etkinliğe katılan diğer çocuklar da duygu ve düşüncelerini aktararak düzenlenen etkinlikte hem eğlendiklerini hem de öğrendiklerini aktardılar.

Çocukları Arkeoloji Şenliğinde kazı yapan aileler de çocuklarının yaşadığı mutluluğa tanıklık ettiler. Etkinliğin son derece eğitici ve eğlendirici olduğuna dikkati çeken aileler Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül’e ve etkinlikte emeği geçen Büyükşehir Belediyesi ekiplerine teşekkür ettiler.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Antik DNA arkeolojide çığır açıyor!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/antik-dna-arkeolojide-cigir-aciyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/antik-dna-arkeolojide-cigir-aciyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeni insan türlerinin tanımlanmasından hastalıkların evriminin çözülmesine kadar, antik genomların yeniden yapılandırılması, etik tehlikelerin üstesinden gelebilen araştırmacılar için arkeolojide çığır açıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/antik-dna-arkeolojide-cigir-aciyor-111522-20230920.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Antik, DNA, arkeolojide, çığır, açıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[2010 yılında Danimarka’daki genetikçiler kayda değer bir dönüm noktasını aştılar. Grönland’da onlarca yıldır Kopenhag’daki bir müzede saklanan 4.000 yıllık saç tellerinden DNA parçaları çıkararak ilk tam antik insan genomunu yeniden yapılandırdılar.

Çalışma, 1980’lerde Mısır mumyalarından genetik materyal elde etmeye yönelik bocalayan girişimlerle başlayan, dünyanın dört bir yanındaki araştırmacıların onlarca yıllık çalışmalarının doruk noktasıydı. 2013 gibi yakın bir tarihte, antik insan genomlarının sayısı hala iki elin parmaklarını geçmiyordu. Son beş yılda bu sayı katlanarak arttı: Nisan 2023’te 10.000’inci antik insan genomu yayınlandı ve binlercesi de yolda.

Paleogenomik adı verilen tamamen yeni bir disiplinin odağı olan antik DNA araştırmalarındaki dikkat çekici büyüme, 1950’lerde radyokarbon tarihlemenin geliştirilmesinden bu yana arkeolojiyi vuran en büyük şey olabilir. Geçtiğimiz yıl, Almanya’nın Leipzig kentindeki Max Planck İnsan Evrimi Enstitüsü’nde genetikçi olarak çalışan öncü araştırmacı Svante Paabo, soyu tükenmiş Neandertallerin genleri üzerine yaptığı çalışmalarla Nobel Ödülü kazandı. Günümüzde antik DNA, nereden geldiğimizi daha iyi anlamak için bir araç ve nereye gittiğimizi görmek için bir yol haline geldi.

 

Sürecin Mükemmelleştirilmesi

Antik örneklerden antik DNA elde etmek için araştırmacılar bir dişçi matkabı ya da benzer bir alet kullanarak bir iskeletten küçük bir kemik, diş ya da saç parçası alır ve bunlardan DNA parçaları çıkarır. Genetikçiler, DNA parçalarını birçok kez çoğaltarak ve daha sonra bilgisayarları kullanarak, sanki milyar parçalı bir yapbozda olduğu gibi, küçük iplikçikleri eşleştirip yeniden birleştirerek tüm genomları yeniden oluşturabilirler.

Sürecin mükemmelleştirilmesi onlarca yıl aldı. 1980’lerde antik kemiklerden DNA elde etmeye yönelik ilk girişimler sorunlarla boğuşuyordu. En büyüğü kontaminasyondu: Yaşayan her organizmanın DNA’sı vardır ve ilk araştırmalar antik genetik materyali modern DNA’dan ayırmakta zorlanıyordu. Örnekler, gömülü kemiklere sızan toprak bakterilerinden bir laboratuvar teknisyeninin kepeklerine kadar her şey tarafından kontamine olabilirdi. Örneğin, dinozor DNA’sının Kretase dönemi kehribarından elde edilebileceğine dair ilk iddiaların aşırı iyimser olduğu ve çoğunlukla kontaminasyonun bir sonucu olduğu ortaya çıktı ve bu durum tüm alanı şüpheye düşürdü.

Paabo ve diğerleri, kontaminasyonu ortadan kaldırmak ve baktıkları DNA’nın gerçekten de antik örneklere ait olduğunu kanıtlamak için yollar geliştirmekte ısrarcı oldular. Sonuç olarak, günümüzde antik DNA örnekleri, bakterileri ve DNA’larını yok edebilen ultraviyole ışıkla dolu temiz odalarda, sıkı kontrollü koşullar altında alınıyor. Sonuçlar, modern türlerden veya diğer antik örneklerden elde edilen DNA veri tabanlarıyla karşılaştırılarak farklı kaynaklardan gelen genetik materyalin ayrıştırılmasına ve izole edilmesine yardımcı oluyor.

İlk başlarda bu prosedürler, çoğu arkeolog ve paleontoloğun karşılayabileceğinden çok daha pahalıydı. Ancak maliyetler düştükçe ve örnek sayısı arttıkça, yöntem geçmişi anlamak için güçlü bir araç haline geldi. Antik DNA çalışmaları, manşetlere taşınan tek seferlik çalışmalardan arkeologların araç setinin standart bir parçası haline geliyor. Bu da şimdiden antik göçlerin ve toplumların uzak geçmişte nasıl işlediğinin daha iyi anlaşılmasını sağladı.

Zaman İçinde Hareket Halinde

Örneğin genetikçiler ve arkeologlar, farklı zaman dilimlerinde ama aynı coğrafi bölgede gömülmüş insanların DNA’larını karşılaştırarak değişen nüfusları tespit edebilirler. Son on yılda dünyanın dört bir yanında yapılan düzinelerce çalışma, göç ve hareketin her zaman insan hikayesinin bir parçası olduğunu gösteriyor. Artık Avrupa nüfusunun binlerce yıldır dinamik bir yapıya sahip olduğunu, ilk modern insanların yaklaşık 50.000 yıl önce kıtaya gelmesinden bu yana önemli ölçüde farklı nüfusların kıtaya girdiğini, birçok kez karıştığını ve kaynaştığını biliyoruz. Antik DNA ise Amerika’ya ilk insanların ne zaman geldiğini göstermeye ve onları Asya’daki atasal popülasyonlarla ilişkilendirmeye yardımcı oldu.

Bazı keşifler daha da geriye gidiyor. Örneğin Paabo ve ekibi, Neandertal DNA’sını modern insanlarınkiyle karşılaştırarak, modern Avrupalıların ve Asyalıların soylarının yüzde 5’e varan küçük bir bölümünü Neandertallerden aldıklarını gösterebildi; bu da uzak atalarımızın geçmişte bir noktada Neandertallerle karşılaştığını ve çiftleştiğini düşündürüyor.

DNA bunun ne zaman olduğunu anlamayı bile mümkün kılıyor: Bugün Sahraaltı Afrika’da yaşayan insanların genlerinde Neandertal DNA’sı bulunmuyor. Bu da modern insanların 50.000 yıl önce Afrika’dan göç ettikten sonra Neandertal kuzenlerimizle karşılaştığını gösteriyor.

Antik DNA, insan atalarının tamamen yeni türlerinin varlığını bile ortaya çıkardı. 2008 yılında arkeologlar batı Sibirya’daki bir mağaradan bir mafsal kemiği parçası çıkardılar. Bu parçanın 50.000 yıldan daha eski olduğunu tahmin ediyorlardı, ancak parça geleneksel arkeolojik yöntemlerle daha fazlasını söylemek için çok küçüktü.

Sibirya’daki mağaranın serin koşulları sayesinde araştırmacılar kemikten DNA elde etmeyi başardılar ve bu kemiğin ne Neandertal ne de modern insana ait olduğunu, tamamen başka bir şeye ait olduğunu ortaya çıkardılar: daha önce bilinmeyen ve kalıntılarının ilk keşfedildiği mağaraya atfen Denisovalılar olarak adlandırılan bir insan türü.

İnsan DNA’sı buzdağının sadece görünen kısmı. Uzun zaman önce yaşamış insanları araştırmak için kullanılan aynı teknikler, araştırmacıların soyu tükenmiş türlerin DNA’larını da dizilemelerine olanak sağladı. Yünlü mamutların, mağara ayılarının ve dodo kuşlarının genleri, geçmişe eşi benzeri görülmemiş bir bakış ve yaşayan akrabalarının biyolojisinin daha iyi anlaşılmasını sağladı.

Bu arada binlerce yıllık bakteriyel DNA, tüberküloz ve Kara Veba olarak bilinen Yersinia pestis gibi hastalıkların kökenini ve evrimini izlemeyi mümkün kılıyor. Ve bilim insanları, antik iskeletlerin dişlerindeki plaklarda hapsolmuş bakterileri izole edip tanımlayarak insanların ne yediğini, hangi hastalıkları geçirdiğini ve modern mikrobiyomun atalarımızınkinden nasıl farklı olduğunu gösterdi.

Yeni Sınırlar ve Etik Sorular

Bir sonraki sınır ne? Topraktan DNA elde etmek. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, bilim insanları Grönland’ın buzla kaplanmadan önceki ortamını yeniden yapılandırmayı başardı ve iki milyon yıldan daha uzun bir süre önce adada dolaşan mamutların, ren geyiklerinin ve kazların DNA’larını tespit etti. Araştırmacılar toprağın yakında insanlar hakkında da bilgi sağlayabileceğini umuyor. Örneğin, geçmişte iskan edilmiş mağaraların zemini, uzun zaman önce yaşamış sakinlerini tanımlamak için yeterli DNA içerebilir.

Özellikle insan DNA’sı söz konusu olduğunda araştırmalar, şimdiye kadar yayınlanan örneklerin üçte ikisini temsil eden Avrupa ve Rusya’da yoğunlaşıyor. Bunun nedeni kısmen, ilk çalışmaların serin koşulların DNA’yı iyi koruduğu yerlere odaklanmış olması. 10 yıl önce pek çok araştırmacı antik DNA’nın Afrika’dan, hatta Akdeniz kıyılarından bile elde edilebileceğinden şüphe ediyordu. Ancak teknikler geliştikçe, araştırmacılar insan kökenleri ve tarihiyle ilgili önemli soruları yanıtlamak için giderek daha fazla Afrika ve Asya’daki alanlara yöneliyor.

Genetik ve arkeolojik bilgilerdeki bu ilerlemeler yeni etik soruları ve tepkileri de beraberinde getirdi. Yaşayan insanlar DNA’larını içeren bir yanak sürüntüsü veya kan örneğini gönüllü olarak verebilirken, ölülerin genlerini analiz etmek için bir onsun birkaç yüzde biri kadar toz haline getirilmiş kemik veya diş gerekiyor. İnsan kalıntılarının bu şekilde “tahrip edici” analizi bazı grupların dini inançlarını ihlal ediyor. Ayrıca, yenilenemeyen nihai kaynak olan eski bir iskeletin bir kısmını da yok ediyor.

Genetikçiler, arkeologlar ve örneğin soyundan gelen topluluklar, bu tür kalıntıları inceleme iznini kimin verebileceğine karar verme konusunda her zaman aynı görüşte değiller. Geçtiğimiz 10 yıl boyunca, eleştirmenler genetikçileri örneklerinin geldiği topluluklarla daha fazla ilişki kurmaya zorladı. Uzun süre önce ölmüş insanların genlerinin örneklenmesi ve yayınlanması için, araştırma başlamadan önce torunlarından izin alınması gerektiğini savunuyorlar. Bu arada müze koleksiyonlarındaki birçok iskelet, bugün etik olarak kabul edilmeyecek koşullar altında elde edildi.

Arkeologlar antik DNA’ya güvenmenin tarihöncesini aşırı basitleştirme riski taşıdığını söylüyor: Genler size insanların hangi dili konuştuklarını, hangi tanrılara taptıklarını ya da kendilerini nasıl gördüklerini söyleyemez; sadece ebeveynlerinin, büyükanne ve büyükbabalarının ve daha uzak atalarının kim olduğunu söyleyebilir. Ancak daha geleneksel arkeolojik tekniklerle birleştirildiğinde, antik iskeletlerden elde edilen DNA, geçmişi incelemenin güçlü bir yolu.

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mimarlar 10 bin yıllık Dara’yı masaya yatırdı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/mimarlar-10-bin-yillik-darayi-masaya-yatirdi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/mimarlar-10-bin-yillik-darayi-masaya-yatirdi</guid>
<description><![CDATA[ . ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/24072023111549_c530fdf73c727af4f2bdf746e0553fd5.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Mimarlar, bin, yıllık, Dara’yı, masaya, yatırdı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Mardin’de bulunan ve Doğu’nun antik Efesi olarak bilinen 10 bin yıllık Dara Antik Kenti'nde TMMOB Dara Komisyonu tarafından düzenlenen atölye çalışması kapsamında Dara'nın nasıl korunacağı ve Dara için bundan sonra neler yapılabileceğine dair çalışma başlattılar. Darada farkındalık oluşturmak için de Mimarlar ve köylüler birlikte tarihi alanda çöp toplayarak,çevre temizliğine dikkat çektiler


Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Mardin İl Koordinasyon Kurulu (İKK) bünyesinde kurulan Dara Komisyonu tarafından “Koruma ve Dirimsellik Arasında: Dara Köyü” başlığıyla atölye çalışması düzenlendi. Düzenlenen atölye çalışmasına uzun yıllardır Dara Antik Kenti'ne dair çalışmalar yürüten Sosyolog Pelin Tan ile birlikte çok sayıda mühendis, mimar, şehir plancısı, arkeolog, avukat, gazeteci, ekolojistler ve vatandaşlar katıldı. Komisyonun çağrısıyla Dara Köyünde tarihi bir evde bir araya gelen grup, burada Dara için bundan sonra ne yapılabileceği üzerine görüş alışverişinde bulundu

'DARA İÇİNDEKİ İNSANLARLA KORUNMALI'

Harita Mühendisi ve ekolojist Agit Özdemir'in yaptığı açılış konuşmasının ardından TMMOB Mardin İKK Sekreteri Aydın Aslan söz alarak Atölye'nin amacını anlattı. Ardından Sosyolog Pelin Tan söz alarak Dara'da bugüne kadar yaptıkları çalışmalara dikkat çekerek, Dara Antik Kenti'ni ve Dara Köyünü içindeki insanlarla birlikte korumak gerektiğinin altını çizdi. Turizm adı altında Dara Antik Kenti'nin sunulduğunu ancak bunun yapılırken, Dara köyünde bulunan insanların yerlerinden edilmesinin hedeflendiğini kaydeden Pelin Tan, Dara'nın içindeki insanlarla birlikte korunmaması durumunda Antik Kentin anlamını yitiren bir yer haline geleceğine dikkat çekti. Pelin Tan, Türkiye'deki mevcut tarihi yerleri koruma anlayışının yanlışlığına değindiği konuşmasında UNESCO'nun yaklaşımının da tarihi yerlerin insansızlaştırılması üzerine olduğu eleştirisi yaptı.

 

TARİH VE YAŞAM TURİZME FEDA EDİLEMEZ

Tartışmalarda; Tarihi yerlerin ve tarihi yerlerde var olan yaşamın turizme feda edilemeyeceğinin vurgusu yapıldı. Atölye'de Antik Kentin girişine yapılan betonarme yapı da tartışıldı. Köylülerin evlerinin onarımı ya da hayvan ağıllarının çöken çatılarını onarmak için bile olsa tek bir çivi çakamazken, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı eliyle Antik Kentin girişine betonarme bir yapı yapıldığına dikkat çekilerek, söz konusu binanın kaldırılması gerektiğinin altı çizildi. 

 

Atölye'nin bilgilendirme metninde ise şunlara yer verildi;  "Mardin’in güneydoğusunda, Nusaybin’in batısında, Mezopotamya ovası ile TurAbdin Dağlarının birleştiği yerde bulunan Dara Antik Kenti temel olarak üç mahalleden oluşmaktadır. Nüfusunun çoğu İzmir'e göç etmiştir. Köy halkı; zeytin, arpa ve buğday ürünü ekimi ve turizm ile uğraşmaktadır. Köyün, sit alanı üzerinde arkeolojik bir miras ile iç içe olması, imar ve yerleşim ile ilgili katmerleşen sorunlara sebebiyet vermektedir. Yüzyıllardır su kaynaklarının altyapısı ile şekillenmiş olan Dara köyü hala bu kaynakların yetersizliği ile baş etmeye çalışmaktadır. Genç nüfusun ve iş olanaklarının yetersizliği, gündelik sürdürülemeyen turizm ekonomisinin yıkıcılığı, sit alanı ve koruma kanunlarının meşrulaştırıcı bir araç olarak mekân üretiminde kullanılması köyün sorunlarını çoğaltmaktadır.

 

Zeytincilik, eko-turizm, agro-ekonomi, ekolojik - kültürel etkinlikler yapılmaya müsait olan köy altyapısının gelecekte sürdürülebilir yaşam koşullarının yaratılması; köyün yaşamsal (dirimsel) özünü koruyacaktır. Sosyal, ekonomik, kültürel ihtiyaçların ve arzuların izleklerinden yola çıkarak, buna cevaben üretilen mekânsallıkların ve gündelik hayat pratiklerinin izini sürmeye çalışacağız. Bu pratikler Dara’yı nasıl yeniden üretti ve üretiyor? Bu üretim biçimlerinden ne öğrenebiliriz? Dara’nın muhtemel geleceğini nasıl hayal edebiliriz? Kültürel mirası ve koruma pratiklerini bu yeniden üretime nasıl açarız? “Koruma ve Dirimsellik Arasında: Dara Köyü” atölyesi temel olarak: İklim değişikliği ve antroposen etkisi ile hasar gören kırsal müştereklerimiz bağlamında Dara’nın güncel sorunları ve geleceğe dair iyileştirici öngörüleri ele alınacaktır."
Toplantı ardından köy muhtarı ve köylüler ile görüşmeler yapan heyet; sonrasında da Antik Kenti gezdi. Farkındalık oluşturmak için de köyde çöp toplama etkinliği düzenlendi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;nin En Derin 3&amp;apos;üncü Mağarasında Yeni Bir Yangıç Türü Keşfedildi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-en-derin-3uncu-magarasinda-yeni-bir-yangic-turu-kesfedildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/turkiyenin-en-derin-3uncu-magarasinda-yeni-bir-yangic-turu-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Türk bilim insanları Mersin’in Anamur ilçesindeki Morca mağarasının derinliklerinde yeni bir tür olan yangıç (amphıpoda: gammarıdae) türünü keşfetti. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/18092023123811_95bf75dad3abcfa1a1f9752ef35275a4.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Türkiyenin, Derin, 3üncü, Mağarasında, Yeni, Bir, Yangıç, Türü, Keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Habergündemim -

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü İç Sular Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Özbek ve Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Aydın, çift ayaklılar grubuna ait karideslerin akrabası olan ve halk arasında “yangıç” ismiyle anılan canlı türünü bilim dünyası literatürüne kazandırdı.

Morca Mağarası’nın Türkiye’nin 3’üncü en derin mağarası olduğunu belirten Prof. Dr. Özbek, “Ülkemiz mağaralar bakımından oldukça zengin bir coğrafyada yer alır ve 200’den fazla mağaraya ev sahipliği yapıyor. Bu mağaralardan bazıları dikey mağaralar olup, oldukça derin olabilir.  Dikey ve yatay olabilen mağaraların özellikle içinde su bulunanlarında bu ortamlara uyum sağlamış ilginç sucul canlılar bulunabilir. Bu canlılar arasında böcek türleri olabildiği gibi, yangıçlar, sucul top böcekleri ve hatta balıklar bile olabilir. Derin ve uzun mağaralardaki bu habitatlar genellikle de bilim camiası tarafından henüz tanımlanmamış canlılara ev sahipliği yapıyor. Morca Mağarası Anamur sınırları içinde 2 bin 100 metre rakımda yer alan bir dikey mağaradır. Son yıllarda yapılan çalışmalarla keşfedilen mağara, kendine özel bir yapıya sahip olup, yaklaşık bin 260 metre derinde küçük gölcükler barındırır. Bu özelliğiyle Morca Mağarası Türkiye’nin 3’üncü en derin mağarası olup, dünyada da sayılı derin mağaralardan biridir” dedi.

“Endemik canlı sayısının artışına katkı”

Keşfin buluş sürecini anlatan Prof. Dr. Özbek, “Yerli ve yabancı profesyonel mağara araştırıcıları tarafından incelenen mağaranın en derin yerinde yer alan gölcüklerde yaşayan yangıç bireyleri olduğu görülmüştür. Bireylerden alınan örnekler, kendisi de profesyonel bir mağaracı olan Prof. Dr. Gökhan Aydın tarafından, bana iletildi. Yaptığımız mikroskobik ve taksonomik incelemeler sonucunda, bu örneklerin yeni bir yangıç türüne ait olduğunu  tespit ettik ve  bu yeni canlıya yaşadığı mağaraya ithafen ‘Gammarus morcae’ ismi verdik. Dünyada sadece Morca Mağarası’nda yaşayan bu canlı türünün tespit edilmesiyle birlikte ülkemize özgü endemik canlıların sayısı bir tane daha artırılmış oldu. İki araştırıcının ortak çalışması şeklindeki makale ülkemizin saygın bilimsel dergilerinden biri olan Turkish Journal of Zoology dergisinde yayınlandı” dedi.

 Tespit edilen canlının göl ve akarsularda yaşayan akrabalarında gelişmiş gözleri bulunduğu halde, yeni keşfedilen türde gözler bulunmadığını belirten Prof. Dr. M. Özbek, “Bu durum derin yeraltı sularında yaşamaya uyum sağlamış canlılarda sıklıkla görülen bir özellik. Bir canlının gözlerinin adaptasyon sonucu kaybolması için ortalama yüz bin yıl geçmesi gerekiyor. Işık olmayan bir ortamda yaşayan canlılar gözlerinin yerine kimyasal reseptörler ve uzamış ekstremiteler geliştiriyor. Bu yaptığımız keşif yeni bir tür tanımlamanın yanında, yeraltı sularında yaşayan canlılar arasında en derinden raporlanmış çalışmalardan biri olması bakımından da önemlidir” dedi.

“Mağara aydınlatmaları canlı türüne zarar verebilir”

Prof. Dr. Özbek, “Dünyada biyolojik çeşitlilik açısından bazı önemli alanlar vardır. Bunlar sıcak noktalar olarak tanımlanmışlardır. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik açısından bu önemli alanlardan üç tanesinin ortasında yer alır ve bu yüzden de biyolojik çeşitlilik açısından çok önemlidir. Son yıllarda özellikle akarsu ve göllerimizde çok büyük kirlilik sorunları var. Canlıların yaşamı için çevre bilincinin önemine dikkat etmeliyiz” dedi.

Bazı mağaraların turizme açılması nedeniyle, içeride aydınlatma yapılmasının orada yaşayan canlıların yaşam ortamlarında suni bir değişim yarattığını, bu nedenle de orada yaşayan ve karanlıkta yaşamaya uyum sağlamış canlıların oradan kaçtığını veya tamamıyla ortamdan yok olduğunu belirten Prof. Dr. M. Özbek, “Bu durum ülkemiz biyoçeşitliliği açısından olumsuzluklar yaratmaktadır, çünkü bir mağaraya endemik olan bir canlı türü başka bir mağarada genellikle bulunmaz. Mağara ekosisteminde meydana gelen bu değişimler genellikle türün tamamen yok olmasıyla sonuçlanabilir ki bu hiç istemediğimiz bir durumdur” diye konuştu. 

 


Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Magnesia Antik Kenti’nde hedef yeniden inşa...</title>
<link>https://trafikdernegi.com/magnesia-antik-kentinde-hedef-yeniden-insa</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/magnesia-antik-kentinde-hedef-yeniden-insa</guid>
<description><![CDATA[ Magnesia Antik Kenti’nde 2021 yılında başlayan kazı çalışmasıyla dört metrelik dolgunun altından çıkarılan Zeus Tapınağı için hedef, yüzde 80 orijinal parçasıyla yeniden ayağa kaldırmak. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/magnesia-antik-kentinde-hedef-yeniden-insa-112103-20230920.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Magnesia, Antik, Kenti’nde, hedef, yeniden, inşa...</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Aydın’ın Germencik ilçesi Ortaklar beldesine bağlı Tekin Mahallesi’nde yer alıyor. Kentin kuruluşuna dair birçok görüş varsa da kuruluş öyküsünün anlatıldığı yazıtın bulunması sayesinde Magnesia’nın kuruluş öyküsünün büyük bir kısmını öğreniyoruz. Magnesia, ismini kentin kurucuları olan Magnetlerden alıyor. Kelime, “mıknatıs taşı” anlamına geliyor. Mıknatıs taşının Magnesia taşı olarak isimlendirildiğini Euripides ve Platon’dan öğreniyoruz. Kentin kurulduğu ilk yerin bugün bulunduğu yer olmadığı, Magnesialıların bugün kalıntıların bulunduğu bölgeye M.Ö. 400 yılında taşındığı biliniyor.

Kazıların tarihi

 Magnesia Antik Kenti’nde ilk kazılar 1842-43’te arkeolog ve gezgin olarak tanıdığımız Charles Texier tarafından gerçekleştiriliyor. Kent hakkındaki asıl bilgiler ise 1891-93 yılları arasında Carl Humann tarafından yapılan kazılara dayanıyor. Magnesia, bu tarihten sonra 90 yıl boyunca adeta unutulmuş, bırakıldığı bu derin uykudan ancak 1984 yılında uyandırılmış. Bu tarihte Aydın Arkeoloji Müzesi tarafından yeniden kazılara başlanmış. 2020 yılına kadar Prof. Dr. Orhan Bingöl başkanlığında yürütülen kazı çalışmaları 2021 yılından itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Görkem Kökdemir tarafından sürdürülüyor.

Sunak bulundu

 Antik kentte bulunan ve kazılarla gün yüzüne çıkarılan Zeus Tapınağı son dönemde arkeoloji dünyasının merakla takip ettiği, arkeoloji meraklılarını heyecanlandıran bir yapı. Magnesia Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Görkem Kökdemir, Zeus Tapınağı’nın önemli bir bölümünü gün yüzüne çıkardıklarını dile getirerek, Anadolu’nun en iyi korunmuş tapınakları arasında gösterilen tapınaktaki kazıların 2021 yılında başladığını hatırlattı. Kökdemir, Zeus Tapınağı’nda bu yılki kazılarda bir sunak bulunduğunu da aktardı. Genişliği 3 metre 53 santimetre, uzunluğu 5 metre 10 santimetre, yüksekliği 70 santimetre olan sunağın, kurban törenlerinde kullanıldığı düşünülüyor.

40 BİN KİŞİLİK STADİON

 

Magnesia’daki önemli yapılardan biri de stadion. Mermerden 40 bin kişilik stadion, spor müsabakalarına, at yarışlarına ve müzik alanındaki yarışmalara ev sahipliği yapıyordu.

600’e yakın mimari eleman

Kazılarda tapınağın orijinal mimari elemanlarının yüzde 80’inin bulunduğunu söyleyen Kökdemir, “600’e yakın mimari elemandan bahsediyoruz. Tapınağa ait olan mimari elemanların buluntu durumuna göre bir proje ile belgelemesini yapacağız” dedi. Zeus Tapınağı’nın Helenistik Dönem’in önemli yapılarından olduğuna dikkat çeken Kökdemir “Alman dönemi kazılarında kazılmış ve bir yayınla bilim dünyasına duyurulmuştu. Biz 100 yıl sonra tekrar ortaya çıkartarak yeni bilgiler ve yeni çalışmalarla tapınakla ilgili daha fazla veriye ulaşacağız” ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Kökdemir, Magnesia Zeus Tapınağı’nda, 19. yüzyılda Almanlar tarafından kazı yapıldığını, bu tapınaktan Almanya’ya parçalar götürüldüğünü ve günümüzde Almanya’daki Pergamon Müzesi’nde sergilendiğini belirtti. Kökdemir, “Tapınağın yüzde 90 imitasyonlu haliyle ön cephesinin birebir bir sergilemesi mevcut. Buluntu durumumuzun yüksek oranla çıkmasına bağlı olarak Magnesia’da tapınağı yüzde 80 orijinal parçayla yerinde ayağa kaldırmak için çalışmalarımızı başlattık” dedi. Kazı Başkanı Kökdemir, Milliyet Arkeoloji okurlarını Magnesia’ya davet ederek, tapınağın yerinde görülmesi, Zeus Tapınağı haricindeki diğer yapıların da ziyaret edilmesi gerektiğini belirtti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ödemiş&amp;apos;te yapılan kaçak kazı bir devri ortaya çıkardı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/odemiste-yapilan-kacak-kazi-bir-devri-ortaya-cikardi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/odemiste-yapilan-kacak-kazi-bir-devri-ortaya-cikardi</guid>
<description><![CDATA[ Ödemiş&#039;te kaçak kazı yapıldığı bilgisi üzerine operasyon yapan KOM Grup Amirliği tarafından mozaik bulunan bölge, sit alanı ilan edildi. Karar Resmi Gazete&#039;de yayınlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/odemiste-yapilan-kacak-kazi-bir-devri-ortaya-cikardi-084951-20230811.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Ödemişte, yapılan, kaçak, kazı, bir, devri, ortaya, çıkardı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Habergündemim -

Ödemiş Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Grup Amirliği ekipleri, 27 Ocak 2022 tarihinde Kiraz ilçesi Çömlekçi Mahallesi'nde dağlık bir arazide kaçak kazı yapılan alanda, Roma dönemine ait ve 3'üncü yüzyıldan kalma olduğu değerlendirilen mozaik ile sütun başlığı ve mermer mimari parça ele geçirdi. Kaçak kazıyı yaptığı belirlenen İ.E., polis ekipleri tarafından yapılan çalışmanın ardından yakalanarak gözaltına alındı ve şüpheliye 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na muhalefetten işlem yapıldı.

SİT ALANI İLAN EDİLDİ

Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından alınan kararla, gerçekleştirilen operasyonda mozaiklerin bulunduğu alan arkeolojik sit alanı ilan edildi. Yapılan açıklamada, İzmir İli, Kiraz İlçesi, Çömlekçi Mahallesi, Gözlübaba Mevkii 111 ada, 4 parsel numarasında, özel mülkiyette kayıtlı tarla vasıflı taşınmazda tespit edilen, bir bölümü açığa çıkartılmış yapı kalıntısının tabanına ait 4-5 yy tarihlenen Roma dönemine ait taban mozaiği ile etrafında bulunan mimari parçalar dikkate alınarak alanın ekli haritada gösterildiği şekli ile 111 ada 2., 3. ve 6. parsellerin tamamı ile 4 parselin bir kısmının 1. derece arkeolojik sit alanı. 111 ada. I parselin tamamı ile 4 parselin bir kısmının 3. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesine, sit tescil fişinin uygun olduğuna, taşınmazların tapu kayıtlarına derecesine uygun şerhin konmasına, Müze Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı yapılarak, açığa çıkan mozaikler ile ilgili konservasyon ve restorasyonun yapılmasına 2863 sayılı Yasa'nın 17. maddesi gereğince koruma amaçlı imar planlarının hazırlanarak iletilmesine, ilgilileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğu anlaşıldığından davanın sonucundan Kurul Müdürlüğüne bilgi verilmesine, kaçak kazılar ile ilgili yerel yönetimlerce gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasına karar verildiği belirtildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bornova&amp;apos;da tarihin ilk su kanallarından birisi gün yüzüne çıkarıldı!</title>
<link>https://trafikdernegi.com/bornovada-tarihin-ilk-su-kanallarindan-birisi-gun-yuzune-cikarildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/bornovada-tarihin-ilk-su-kanallarindan-birisi-gun-yuzune-cikarildi</guid>
<description><![CDATA[ Bornova ilçesinde kazı çalışmalarının sürdüğü Yeşilova Höyüğü&#039;nde 8 bin 200 yıl öncesine ait tarihin ilk su kanallarından biri bulundu. Ege Üniversitesi&#039;nden Doç. Dr. Zafer Derin, &quot;Kente ilk yerleşenler, suyu ayaklarına kadar getirmiş. Böylelikle yaşamlarını kolaylaştırmışlar. Bu imar, Anadolu&#039;da belki ilk kez görülen bir durum&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/bornovada-tarihin-ilk-su-kanallarindan-birisi-gun-yuzune-cikarildi-132935-20230824.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Bornovada, tarihin, ilk, kanallarından, birisi, gün, yüzüne, çıkarıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Habergündemim -

Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova Belediyesi ve Ege Üniversitesi’nin desteğiyle Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerindeki yürütülen kazılarda yeni sezon çalışmaları sürüyor.

Geçmiş kazılarda üst üste 9 köyün gün yüzüne çıkarıldığı, tarihi 8 bin 500 yıl öncesine kadar uzanan kentteki binlerce yıl öncesine ait çipura, öldürücü tür olan zehirli vatoz, deniz kestanesi, istiridye ve midye gibi birçok kalıntıdan ilk İzmirlilerin de bugünün kent sakinleri gibi başta midye olmak üzere deniz ürünlerini tükettiği tespit edildi.

Yeşilova Höyüğü’ndeki yeni kazılarda ise 8 bin 200 yıl öncesine ait tarihin ilk su kanallarından biri bulundu. Kenti ilk sakinlerinin elleriyle dereyi yönlendirerek, suyu ayaklarına kadar getirdiği ortaya çıktı.

“4 KUŞAK BOYUNCA KULLANILMIŞ BİR YAPI”

Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin, “İzmir’in ilk köy yerleşiminin olduğu Yeşilova Höyüğü’ndeyiz. Bu yılki kazılarda özellikle imarı nasıl kullanmışlar onu anlamaya çalıştık. Yerleşimin tam ortasından geçirilen 6,5 metre genişliğinde bir kanalın olduğunu gördük. İki tarafı taşlarla döşenmiş. Toprakla set gibi yükseltilmiş. Günümüzden 8 bin 200 yıl önce, 4 kuşak boyunca kullanılmış bir yapı. Bu kanal zamanla dolunca Roma döneminde aynı alan üzerinden künklerle su geçirilmeye devam edilmiş. Kanal 6,5 metre genişliğinde çok büyük. Yerleşim kanalın her iki tarafına inşa edilmiş. Su taşkınlarından etkilenmemiş yerleşim. Çünkü kanalın imarı ona göre yapılmış. 220 metre boyunca uzunluğunu tespit ettik. Bunun sadece küçük bir bölümünü açabildik. Çünkü kanalın içi çok yoğun bir şekilde çakıl taşlarıyla dolu” dedi.

Doç. Dr. Derin, “İlk İzmirliler, imar planını yaparak neredeyse buraya yerleşmiş. Böylelikle yaşamlarını kolaylaştırmışlar. Bu imar, Anadolu’da belki ilk kez görülen bir durum” diye konuştu.

Kaynak: sözcü.com.tr

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gordion UNESCO &amp;apos;Dünya Mirası&amp;apos; listesinde</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gordion-unesco-dunya-mirasi-listesinde</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gordion-unesco-dunya-mirasi-listesinde</guid>
<description><![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, &quot;Bir müjdemiz var!&quot; diyerek Ankara&#039;nın eşsiz kültür varlıklarından olan Gordion Antik Kenti&#039;ni UNESCO Dünya Mirası Listesi&#039;ne 20. varlık olarak kaydettirdiklerini duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/18092023132825_af889ae267e0c45baeca94c953ce7196.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gordion, UNESCO, Dünya, Mirası, listesinde</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Habergündemim -

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da gerçekleştirilen 45. UNESCO Dünya Miras Komitesi toplantısında alınan kararla Gordion artık bir dünya mirası olarak korunacak.

UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki yaşanan gelişmeyi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya hesabından duyurdu.

UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne 20'inci kültür varlığını Ankara'nın Polatlı ilçesinde antik dönemden bugüne ulaşan Gordion'un kaydettirildiğini müjdeleyen Bakan Ersoy, emeği geçenlere teşekkür ederken, "Ancak, daha bitmedi! UNESCO'dan yeni bir müjde daha bekliyoruz. Anadolu'nun ahşap destekli camilerinden de almayı beklediğimiz güzel haberle inşallah Dünya Mirası Listesi'ndeki sayımızı daha da artıracağız. Hayırlı olsun" ifadelerini kullandı.

https://twitter.com/MehmetNuriErsoy/status/1703681268926345226

Frig uygarlığının başkenti olan Gordion'un yakın çevresinde göze çarpan çok sayıda Tümülüs, M.Ö. 9. yüzyıldan M.Ö. 3. yüzyıla kadar farklı dönemlere tarihleniyor.

Sitadel Höyüğü, Gordion Arkeolojik Alanı'nı oluşturan en önemli unsur olarak bu döneme ulaşırken, erken dönem Frig Kalesi surları ve anıtsal yapıları da o dönem için Anadolu'daki eşsiz birer örnek olarak öne çıkıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Artuklu Meliki&amp;apos;nin mezarında &amp;apos;tarihi&amp;apos; bekleyiş</title>
<link>https://trafikdernegi.com/artuklu-melikinin-mezarinda-tarihi-bekleyis</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/artuklu-melikinin-mezarinda-tarihi-bekleyis</guid>
<description><![CDATA[ Artuklu Meliki Nâsırüddin Artuk Arslan’ın mezarı gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/07062023151652_b424a65ec6ee75f01ea7048b0a923cf6.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Artuklu, Melikinin, mezarında, tarihi, bekleyiş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Habergündemim - 

Mardin’de 98 yıldır kabrine duvar örülen Türk büyüğü Artuklu Meliki Nâsırüddin Artuk Arslan’ın mezarı gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor.

Mezarın ortaya çıkarılması için şimdiye kadar yapılan bütün girişimler sonuçsuz kalırken, STK ve Mardin halkı Türk Büyüğü Artuklu Meliki Nâsırüddin Artuk Arslan’ın mezarının çıkarılması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den yardım çağrında bulundular.

Konu ile ilgili araştırmalarda bulunan araştırmacı Gazeteci Yazar Selim Parlakoğlu, Mardin’de 98 yıldır kabrine duvar örülen Türk büyüğü Artuklu Meliki Nâsırüddin Artuk Arslan’ın mezarı duvarın arasında olduğunu söyledi.

 

Mardin’e birçok taihi eser kazandıran Türk hükümdarının mezarının gün yüzüne çıkarılması için yetkililerin harekete geçmesi gerektiğini ifade eden Parlakoğlu,” Mardin’in Artuklu ilçesi Şehidiye Camisi külliyesinin doğu kısmında bulunan oda içinde kabri olan Artuklu Meliki Artuk Arslan’ın oda girişine örülen duvar hala yerinde duruyor. Gerek STK ve gerekse basında yer alan haberlere rağmen Artuk Arslan’ın kabrine örülen duvarın kaldırılması için ilgili kurumlarca hiçbir teşebbüste bulunulmadı. Buda Mardin halkını üzmektedir” dedi.

 

1925 tarihli “Tekke ve Zaviyeler kanunu nedeniyle Artuklu Meliki Nâsırüddin Artuk Arslan’ın mezarı kapatıldığına dikkat çeken Parlakoğlu, şunları söyledi.” Tarihçi İbrahim Artuk “Diyarbakır ve Mardin'in Bazı Önemli Yapıları “ adlı eserinde El-Melik el-Mansur Nasır el-Din Artuk Arslan’ın bu Medreseye (Şehidiye) bitişik olan türbeye gömüldüğünü fakat türbenin mezar sandukalarının 1925 senesinde Mardin valisi Tevfik Hadi Baysal zamanında kaldırılarak yerle bir edildiğini ifade etmektedir. Ancak 1 Mart 1950’de 677 sayılı kanuna değişiklik yapılarak birinci maddesine “türbelerden Türk büyüklerine âit olanlarla, büyük sanat değeri bulunanlar, Millî Eğitim Bakanlığınca umûma açılabilir. Buraların bakımı için gerekli memur ve hizmetliler tâyin edilir. Açılacak türbelerin listesi Millî Eğitim Bakanlığınca hazırlanır ve Bakanlar Kurulunca tasvib edilir.” ibaresi eklenmesine rağmen Türk büyüğü Artuk Aslan’ın kabir yasağı halen devam etmektedir.

 

Mardin Artuklu Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü öğretim üyesi Doç.Dr.Zekai Erdal kabir ile ilgili yazdığı akademik makalede  türbe ile ilgili görüşlerinde şunlara yer verdiğini  vurgulayan Parlakoğlu, “ Günümüzde medresenin güneydoğusundaki türbe mevcuttur. Her iki türbe arasında kalan ve medresenin güneydoğu köşesini oluşturan dikdörtgen mekân Abdullah Kuran’a göre avludur. Türbesinde iki Artuklu Sultanı metfundur. Bunlardan ilki yapının banisi olan ve 1239 yılında vefat eden Melik Nasireddin Artuk Arslan (Kâtip Ferdi; 2006, s. 20) ile 1367 yılında ölen Melik Salih Şemseddin Mahmud b Necmeddin Gazi’dir” diye anlatır.

 Türk büyüğü Artuk Arslan’ın kabrinin 1950’de çıkarılan kanuna rağmen hala kapalı tutulmasına bir anlam veremiyoruz. Mardin’i üç yüz sene başkent yapan ve sayısız eserler kazandıran Artukluların Meliki Artuk Arslan’a yapılan bu saygısızlığın bir an önce giderilmesi gerekir.  Kabrin bulunduğu odanın giriş kapısına örülen duvarın kaldırılıp aynı zamanda kabrin bulunduğu odanın restore edilmesi ve  ziyarete açılmasını yetkililerden istiyoruz.”şeklinde konuştu]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gordion Antik Kenti Unesco yolunda</title>
<link>https://trafikdernegi.com/gordion-antik-kenti-unesco-yolunda</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/gordion-antik-kenti-unesco-yolunda</guid>
<description><![CDATA[ Başkentin en önemli tarihi yerlerinden biri olan “Gordion Antik Kenti” UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne girmeye hazırlanıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/12072023083950_7ae3b3aba0770dfca5021dc2db5de5ee.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Gordion, Antik, Kenti, Unesco, yolunda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Habergündemim -

ABB Kültür ve Tabiat Varlıkları Daire Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Valiliği, Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Polatlı Belediyesi Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi (POTA), Ankara Sanayi Odası (ASO) iş birliği ve Ankara Ticaret Odası (ATO) katılımı ile Gordion Antik Kenti’nin listeye girme sürecinin anlatıldığı bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi.

 

Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Tabiat Varlıkları Daire Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Valiliği Ankara, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Polatlı Belediyesi Tarihi Alanlar Tanıtım Merkezi (POTA), Ankara Sanayi Odası (ASO) iş birliği, Ankara Ticaret Odası (ATO) iş birliği ile Polatlı ilçesinde bulunan Gordion Antik Kenti’nin UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne girme yolundaki sürecinin anlatıldığı bir toplantı yapıldı.

ATO Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısında Gordion Antik Kenti’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girme sürecinde izlenen yol, yapılan çalışmalar ve elde edilen çıktıların yanı sıra Gordion’un tarihine ve önemine ilişkin uzman görüşlerine yer verildi.

Toplantıda; antik kentin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesinin, tüm dünya tarafından tanınan bir cazibe merkezi hâline gelmesi ve bu sayede de hem Ankara hem de Türkiye ekonomisine, turizmine, istihdam alanlarına, kültürel ve eğitici faaliyetlerine olumlu yansıyacağına dair bilimsel veriler de paylaşıldı.

ÖDEMİŞ: “BİZ BELEDİYE OLARAK KORUMA PLANLARI HAZIRLIYORUZ”

Toplantıda yaptığı konuşmada UNESCO’nun geçici miras listesinde Ankara’dan beş yer olduğunu belirten Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Tabiat Varlıkları Daire Başkanı Bekir Ödemiş, şunları söyledi:

“Bunlardan birincisi ve en önemlisi Gordion Antik Kenti. Bir diğeri Tuz Gölü’dür. Bir diğeri Beypazarı, Mansur Yavaş’ın yaptığı o değerli çalışmalar sonucunda. Bir diğer Hacı Bayram Veli Cami ve diğeri de Augustus Tapınağı’dır. Ben bunları da çok önemsiyorum. Biz Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak bu planın neresindeyiz? Bir kere UNESCO’nun olmazsa olmazı koruma planıdır. Biz diğer belediyelerimiz ile iş birliği içerisinde bu alanlara ilişkin koruma planlarımızı hazırlıyoruz. Çünkü UNESCO bunu kesinlikle istiyor. Madem Ankara’nın UNESCO’nun listesinde 5 tane yeri var, biz de Büyükşehir Belediyesi olarak bunun bir bileşeniyiz. Bunu bilinçli yönetmek için belediyemizde bu konuda meslek eğitimi almış 5 tane arkadaşımızı Koç Üniversitesine sertifika eğitimine gönderdik. Daha sonra da belediyemizde UNESCO Birimi’ni resmi olarak oluşturduk. Bunun bir evresel dili var.”

 “İŞSİZLİKLE, KALKINMAYLA, HUZURLA İLGİLİDİR”

Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz ise “Kentin tamamı bir araya geldi ve kenetlendi. Sivil tarafın bu kadar örgütlü olduğu bir savunma ilk kez görecek UNESCO. Dolayısıyla kentin tüm bileşenleri kenetlendi ve Polatlı’nın arkasında. Ekonomisinin yüzde 82’sinin hizmet sektörü olduğu bir ülkede Gordion’un dünya mirasına girmesi 400 üniversitemizin öğrencisiyle ilgili bir durumdur. Bu kentin işsizliği ile ilgili bir durumdur. Kalkınma ile ilgili bir durumdur. Huzurla ilgili bir durumdur” diye konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kemeraltı&amp;apos;ndaki altyapı çalışmalarından asırlık su boruları çıktı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/kemeraltindaki-altyapi-calismalarindan-asirlik-su-borulari-cikti</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/kemeraltindaki-altyapi-calismalarindan-asirlik-su-borulari-cikti</guid>
<description><![CDATA[ İzmir’de, Tarihi Kemeraltı Çarşısı’ndaki altyapı çalışmalarında asırlık su borularına rastlandı. Üzerlerinde 19. yüzyılın sonlarında İzmir’in su şebekesini işletme imtiyazını alan Belçika firmasının ismi yazılı demir döküm borular koruma altına alındı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/izmirdeki-altyapi-calismalarindan-asirlik-su-borulari-cikti-144205-20240110.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Kemeraltındaki, altyapı, çalışmalarından, asırlık, boruları, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesinin Kemeraltı’nda yürüttüğü alt yapı çalışmalarından çıkan borular, tarihi çarşıdaki altyapının geçmişine ait ipuçlarını barındırıyor. Kentsel + 3. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan Kemeraltı’ndaki kazıların her anını, İzmir Müze Müdürlüğü ve Smyrna Antik Kenti Kazı Başkanlığına bağlı uzman arkeologlar takip ediyor. Altyapı ve üstyapı çalışmalarının beraber ilerlediği Kemeraltı’nda; atık su, yağmur suyu ve içme suyu hatları ile aydınlatma ve gerilim hatlarının yenilenmesi sırasında yapılan kazılarda asırlık içme suyu borularına rastlandı.

 

Parçaları bulunan demir boruların, 1895 yılında Osmanlı Devletinden şehre su isale etmek için imtiyaz alan Belçikalı yatırımcıların kurduğu “Compagnie Ottomane des Eaux de Smyrne” (İzmir Suları Osmanlı Şirketi) tarafından döşendiği öğrenildi.

 

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Türk-İslam Arkeolojisi Bölümü Öğretim Üyesi ve Smyrna Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, Kemeraltı çalışmalarında bazı sokaklarda rastlanılan döküm demir borularla ilgili, “1895 yılında imtiyaz alan Compagnie Ottomane des Eaux de Smyrne (İzmir Suları Osmanlı Şirketi) adıyla kurulan ve merkezi Belçika’nın Liége kentinde olan şirket tarafından bu borular döşendi. Şirket, 1944 yılında belediye tarafından satın alındı. Kanal kazılarında ele geçen boruların üzerinde kabartma olarak 20’lik boru oldukları ve Liege’deki firmanın ismi yer almaktadır. Kazılar sırasında ayrıca 20. yüzyılın ikinci yarısı ve 21. yüzyılın başında Kemeraltı sokaklarında tekrar tekrar yapılan alt yapı çalışmaları ile tahrip olduğundan; ancak yer yer izlerine rastlanan yaklaşık 1.5 metre yüksekliğinde ve 1 metre genişliğindeki tuğla tonozlu kanalizasyon sistemi tespit edilmiş olup bu sistem 1930’lu yıllarda yine yabancı kökenli Huizler firması tarafından o yıllarda da sorun olduğu kayıtlara ve gazetelere yansıyan Kemeraltı’ndaki su baskınlarını gidermek için yapılmıştı. 1970li yıllara kadar kısmi onarımlarla çalışan sistemin daha sonra hem doğal nedenlerle tıkanarak hem de süregiden altyapı müdahaleleri nedeniyle hızla körelmiş olduğu anlaşılmaktadır” dedi.

 

 

 

80 yıldır Kemeraltı’nın bazı bölümlerine dokunulmamış

 

DEÜ Öğretim Üyesi Tarihçi Dr. Erkan Serçe ise Belçikalı firmaya imtiyaz verildikten sonra şirketin iki şekilde çalıştığını ifade ederek, “Firma içme suyu hizmetini doğrudan doğruya abonelere götürdü hem de yapılan anlaşmalarda belli bölgelerde genel çeşmeler koyarak bölgeye su verdi. İlk etapta su şirketinin döşeme faaliyeti içme için sınırlıydı. Şirket İzmir Belediyesine geçtikten sonra genel olarak bütün her yere hizmetini genişletti. 1905 yılına ait APİKAM’da yer alan harita var. Hangi çeşmelere su verildiği gösteriliyor. 49 yıl boyunca su dağıtım imtiyazını elinde tutan şirket, 1944 yılında satın alınarak, su dağıtımı İzmir Belediyesinin denetimine girdi. ESHOT kurulunca su şirketi de ESHOT şirketine geçti. Buradan anladığımız 80 yıldır belediyenin devraldığı şirketin döşediği bazı borularda değişim yapılmamış” diye konuştu.

 

 

 

Kapaklardaki Osmanlı Türkçesi

 

Yapılan çalışmalar sırasında üzerinde Osmanlıca yazılar döküm kapaklara da ulaşıldı. Prof. Dr. Ersoy, “Ülkemizde ikinci düzenli şehir içi telefon şebekesi İzmir’de kurulmuştur. Hükümetle, İzmir Belediyesi arasında 1923 yılında yapılan anlaşma uyarınca; İzmir şehriye; Karşıyaka, Bornova, Buca ve Balçova bölgelerinde 300’lük birer otomatik sistem santral tesisleri yapılması kararlaştırılmıştır. İzmir’de telefon sorunlarını çözmek üzere İzmir Belediyesinin başvurusu üzerine, 1924 yılında hükümet tarafından İzmir Belediyesine telefon işletme ayrıcalığı verilmiştir. Bu ayrıcalık 30 yıl süreli olacak, telefon şebekesi tamamen merkezi batarya sistemi (manuel santral) ile çalışacak ve İzmir, Karşıyaka, Birunabad (Bornova), Kızılçullu’yu (Şirinyer) kapsamı içine alacaktır. Belediye bu ayrıcalığı alınca İzmir’de bir manyetolu telefon şebekesi kurdurmuş, tesis 1925 yılında 200 abone ile işletmeye açılmıştır. 1927 yılında faaliyete başlayan İzmir ve Civarı Telefon Türk Anonim Şirketi, 1938 yılında; yani kuruluşundan 11 yıl sonra hükümetçe çıkarılan bir kanun ile PTT’ye devredilmiştir. Kanal kazılarında bulunan döküm demir kapaklar telefon hatlarının geçtiği sokaklarda kullanılan zemin kutularının kapaklarıdır. Kapakların üzerinde Osmanlı Türkçesi ile İzmir ve Civarı Telefon Türk Anonim Şirketi yazmaktadır” ifadelerini kullandı.


 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Torbalı&amp;apos;daki Metropolis Antik Kenti’nde çok sayıda eser ortaya çıkarıldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/torbalidaki-metropolis-antik-kentinde-cok-sayida-eser-ortaya-cikarildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/torbalidaki-metropolis-antik-kentinde-cok-sayida-eser-ortaya-cikarildi</guid>
<description><![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) tarafından İzmir’in Torbalı ilçesinde bulunan Metropolis Antik Kenti’nde yürütülen çalışmalar sonucu, çok sayıda tarihi eser gün yüzüne çıkartıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/torbalidaki-metropolis-antik-kentinde-cok-sayida-eser-ortaya-cikarildi-152405-20231220.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Torbalıdaki, Metropolis, Antik, Kenti’nde, çok, sayıda, eser, ortaya, çıkarıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Çalışmalar hakkında açıklama yapan DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, “Bizim bundan sonraki hedefimiz ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar yapmak. Burası adeta açık hava laboratuvarı gibi, çok kıymetli verilerimiz var. İlk kazması vurulması üniversitemize ait olan bir kazı. Mümkün olan en üst düzeyde korumaya çalışıyoruz" mesajını verdi.

 

İzmir’in Torbalı ilçesinde bulunan ve kuruluşu günümüzden yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanan, antik çağda “ana tanrıça kenti” olarak adlandırılan Metropolis Antik Kenti’nde, Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) tarafından yürütülen kazı çalışmalarında çok sayıda anıtsal yapı ve eser ortaya çıkarıldı. Buradaki çalışmalar hakkında bilgi vermek amacıyla DEÜ tarafından antik kentte basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar’ın yanı sıra, Torbalı Kaymakamı Ercan Öter, Kazı Başkanı DEÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Anabilim Dalı’nda görevli Prof. Dr. Serdar Aybek, ve kazının önceki başkanı Prof. Dr. Recep Meriç katıldı.

 

 

 

Su baskınlarına karşı alınan önlemlere dikkat çekildi

 

Programda açıklama yapan DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, antik kentte binlerce yıl önce yaşayanların su baskınlarına karşı almış oldukları önleme dikkat çekti. Hotar, "Sayın Recep Meriç hocamız 1990 yılında bu yapının, bu buluntunun varlığını keşfetmiş ve kazı çalışmalarını başlatmış. Yaklaşık 30 yıl süren bir geçmişten sonra bir süre ara verilmiş hocamızın emekli olmasından itibaren daha sonra bizim kadromuza aldığımız Serdar hocamızdan sonra tekrar sayın Cumhurbaşkanımızın da imzasıyla bu kazıyı yapma yetkisi üniversitemize verildi ve iki yıldır devam ettirmekteyiz. Antik kent çok kıymetli. Ülkemizin her bir taşı çok kıymetli. Bu kentin, bu tiyatronun hiç bozulmadan neredeyse orijinal olarak bulunmuş olması çok değerli. Konunun uzmanı hocalarımız özellikle su baskınlarına karşı çok özel bir su tahliye sisteminin olduğunu anlattı. Kentin diğer bölümlerinde özellikle konut olarak kullanılan villaların zemininde halı yerine adeta yapılmış çok kıymetli mozaikler var. Mozaiklerde genelde erkek ve kadın figürü ve birbirine bakar vaziyette. Biz onları evin sahipleri olarak düşündük. Hocalarımız öyle olabileceğini anlattı” diye konuştu.

 

 

 

"En üst düzeyde korumaya çalışıyoruz"

 

Metropolis Antik Kenti’nin, İzmir için de önemli bir turizm fırsatı olmasını hedeflediklerini söyleyen Prof. Dr. Nükhet Hotar, "Bizim bundan sonraki hedefimiz ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar yapmak. Burası adeta açık hava laboratuvarı gibi çok kıymetli verilerimiz var. İlk kazması vurulması üniversitemize ait olan bir kazı. Mümkün olan en üst düzeyde korumaya çalışıyoruz. Kaymakamımızın da öncülüğünde bir yine proje kapsamında ilkokul çocuklarımızın gelip burada çeşitli deneyimler elde etmesi söz konusu. Bizim hedefimiz çocuklarımızı, gençlerimizi bu bilinçle yetiştirerek geleceğe hazırlamak. Burası maalesef turistik olarak çok fazla turistin geldiği veya konuyla ilgili bilim insanlarının ziyaret ettiği veya haberdar olduğu bir yer değil. Yıllık verilerden görüyoruz bunu. Burada da basının duyurulma noktasındaki çabası, buradaki bu güzelliklerin dünya çapında daha çok duyurulması, daha çok araştırmacının ve turistin buraya gelmesi, hem konuyla ilgili araştırmaların artması, hem ilçeye, ülkeye veya şehrimize bir bunun ticari faaliyet olarak da kısmen yansıması çok kıymetli” dedi.

 

 

 

"Metropolis’te her zaman sürprizlerle karşılaşıyoruz"

 

Antik kentte yapılan çalışmalarda her geçen gün yeni bir zenginlik gördüklerini dile getiren Kazı Başkanı Prof. Dr. Aybek ise, “Metropolis’te 1989 yılından beri devam eden uzun bir arkeoloji çalışması var. Metropolis’teki araştırma çalışmalarının DEÜ’ye geçmesiyle birlikte, Metropolis aslında 2003 yılına, araştırmaların ilk başladığı noktaya, Dokuz Eylül Üniversitesi’ne geri döndü. Bundan sonraki süreçte de aynı şevkle, aynı heyecanla çalışmalara devam edeceğiz. Metropolis İyonya’nın çok önemli bir kenti. Çok bereketli toprakları kendisine sınır olarak almış bir kent. Burada özellikle tarım öne çıkıyor. Hemen önünden geçen Menderes Nehri’nin bereketiyle bu tarım ürünlerini eski çağ dünyasında farklı yerlere gönderebiliyor ve buradan da zenginleşiyor. Bugün Metropolis’in harabelerini gezdiğimizde o zenginliği, güzel mermer yapıları görebiliyoruz ve o günün şaşasını anlayabiliyoruz. Metropolis’te her zaman sürprizlerle karşılaşıyoruz. Yamaçta kurulmuş bir kent olduğu için genellikle kalıntılar derin alüvyal dolgular altında ortaya çıkıyor. Yeni çalıştığımız alanda toprak üzerinde görülen çok fazla bir şey bulunmamasına rağmen arkeolojik kazıların sonucunda çok önemli buluntular ortaya çıktı. Yerinde korunmuş olan sütunlar, ayakta durumda tuğla dükkanlar bulundu. Heyecanla önümüzdeki yıllardaki çalışmaları bekliyoruz” açıklamasında bulundu.


 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karaburun&amp;apos;daki kazılarla arkeolojik varlıklar gün yüzüne çıkarılıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/karaburundaki-kazilarla-arkeolojik-varliklar-gun-yuzune-cikariliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/karaburundaki-kazilarla-arkeolojik-varliklar-gun-yuzune-cikariliyor</guid>
<description><![CDATA[ Egeli Akademisyenden Karaburun’un tarihine ışık tutan araştırma ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/22012024134545_a2ae4cc92f3c4f9a76197d2a04b4861b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Karaburundaki, kazılarla, arkeolojik, varlıklar, gün, yüzüne, çıkarılıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Çiler Çilingiroğlu tarafından yürütülen “Karaburun Arkeolojik Yüzey Araştırması” bölgenin tarihine ışık tutuyor.  Yaygın Yüzey Araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen çalışma neticesinde tarihi kalıntılar belgelenerek coğrafi bilgi sistemine dayanan geniş bir veritabanı oluşturuldu.

Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Egeli bilim insanları tarafından çok sayıda kazı ve yüzey araştırması yürütüldüğünü, bunlardan birisinin de Karaburun’da, Prof. Dr. Çiler Çilingiroğlu başkanlığında sürdürüldüğünü söyledi. Karaburun’un tarihine ışık tutan bu araştırmayı yürüten ekibi tebrik eden Rektör Prof. Dr. Budak,  Ege Üniversitesi olarak, Türkiye’nin; tarihi, kültürel ve arkeolojik varlıklarını gün yüzüne çıkarmaya, ülke turizmine kazandırmaya devam edeceklerini söyledi.

Araştırma hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Çiler Çilingiroğlu, “Sekiz yıl süren araştırma, 200’e yakın arkeolojik ve tarihi alanı kayıtlara geçerek Karaburun’un geçmişi üzerine yapılan ilk sistemli çalışma olmuş, İzmir’in tarih öncesine ilişkin bilinmeyen yönleri ortaya çıkarmıştır. Araştırma, Paleolitik Dönemden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar olan tüm dönemlere ait kültürel varlıkları inceleyerek ve korunması için çalışarak İzmir’in ve Türkiye’nin kültürel mirasına ve belleğine katkı sunmaktadır” dedi.

“Araştırma İzmir’deki insan varlığını 250 bin yıl geriye çekti”

Prof. Dr. Çilingiroğlu, “Karaburun’un Yeni Liman çevresindeki araştırmalar, İzmir’in bilinen en eski buluntu yerini keşfederek, İzmir ve çevresindeki Alt ve Orta Paleolitik Dönemlere ilişkin yerinde korunmuş olan ilk yontma taş aletlere erişmiştir. Bu buluntular Batı Anadolu prehistoryası açısından önem taşımakta, İzmir’deki insan varlığını 250 bin yıl geriye çekmektedir. Araştırma, bölgede Buzul Çağı’nda yaşamış toplayıcı avcı gruplara ilişkin çok sayıda arkeolojik veriye ulaşmıştır. Yapılan çalışmalar Karaburun’da günümüzden önce 12 bin yıl önceye tarihlenen ve çakmaktaşından üretilmiş mikrolitik bir yontmataş alet endüstrisine işaret etmektedir. Bu endüstri Doğu Akdeniz ve Ege’den bilinen çağdaş bulgularla benzerlikler sunar. Karaburun Arkeolojik Yüzey Araştırması günümüzden 11 bin – 9 bin yıl önce, Holosen başlarında bölgede yaşamış konar-göçer toplayıcı-avcı gruplara ilişkin ilk arkeolojik kanıtlara erişmiş, Batı Anadolu’da tarıma dayalı yaşam biçiminin ortaya çıkışından önceki tarihsel süreçleri aydınlatmıştır” diye konuştu.

Prof. Dr. Çilingiroğlu, tüm keşif ve bulguların “Journal of Field Archaeology”, “Antiquity” ve “Arkeoloji Dergisi” gibi uluslararası ve ulusal akademik dergilerde yayımlanarak bilim dünyasına sunulduğunu dile getirdi.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Torbalı&amp;apos;daki Metropolis Antik Kenti&amp;apos;nin tarihi oyunlarla anlatılıyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/torbalidaki-metropolis-antik-kentinin-tarihi-oyunlarla-anlatiliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/torbalidaki-metropolis-antik-kentinin-tarihi-oyunlarla-anlatiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Torbalı’daki Metropolis Antik Kenti’nde araştırmaları ve kazı çalışmalarıyla tarihi mirası gün yüzüne çıkarmayı sürdüren Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Antik Kentte bir yandan öğrencilere yönelik tarih bilinci kazandıracak öğretici bir projeyi uyguluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/12012024142221_158ad92103133da7a4a92c80e46e9765.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Torbalıdaki, Metropolis, Antik, Kentinin, tarihi, oyunlarla, anlatılıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

İZMİR (İGFA) - Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) tarafındanİzmir’in Torbalı ilçesindeki Metropolis Antik Kenti’nde yürütülenarkeolojik kazı çalışmaları tüm hızıyla sürerken, Antik Kentte bir yandan öğrencilere yönelik tarih bilinci kazandıracak öğretici bir proje uygulanıyor.

Geçmişle gelecek arasında köprüler kuran “Metropolis’te Zaman Yolculuğu” isimli eğitim projesi kapsamında DEÜ mensupları, Antik Kenti ziyaret eden öğrencileretarihi deneyimleyerek öğrenebilme imkânı oluşturan uygulamalar sunuyor.

Bu kapsamda Torbalı ve çevre okullardan Antik Kenti ziyaret eden öğrenciler, Metropolis’te eğlenceli vakit geçirirlerken; aynı zamanda tarihi yaşayarak öğrenmelerini sağlayan etkinliklerle arkeolojik sonuçlara yönelik bilinç kazanıyorlar.

 

2022 yılının Kasım ayından beri devam eden proje, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir İl Kültür Turizm Müdürlüğü, Metropolis Antik Kent Kazı Başkanlığı, Torbalı Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Torbalı Belediyesi tarafından yürütülüyor.

1500 ÖĞRENCİYE EĞİTİM

Proje kapsamında bugüne kadar 1500’ün üstünde öğrenciye Antik Kentte eğitim verdiklerini kaydeden DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, “Tarih öncesi dönemlere uzanan, kadim medeniyetlerin kesişme noktasında kurulmuş Metropolis Antik Kenti’ndeki değerli mirası koruma görevini 2023 yılı itibariyle yeniden üstlendik.Bu durum bizler için sadece akademik bir yükümlülük değil; aynı zamanda bu zengin kültürel mirası gelecek nesillere aktarma sorumluluğumuzun da bir göstergesidir. Üniversitemiz tarafından 1989 yılına dayanan Metropoliskazı çalışmalarımız ve araştırmalarımız, aynı zamanda geçmişle gelecek arasında köprüler kuran, öğrencilerimiz için eşsiz bir öğrenme fırsatı sunan önemli kazılar olarak dikkat çekiyor. Bizler de ‘Metropolis’te Zaman Yolculuğu’ isimli proje kapsamında, akademisyenlerimizin katkılarıyla gelecek kuşaklara tarihi oyunlarla, atölye eğitimleriyle anlatıyoruz. Bu antik kentin öğrenciler tarafından ziyaret edilmesi, öğrencilerin de kazı çalışmalarını görerek ve inceleyerek tarihe tanıklık etmeleri,tarihi bilinç kazanmalarına katkı sağlayacaktır. DEÜ olarak Antik Kentteki yeni buluşları kamuoyuyla paylaştığımız basın açıklamamızın öncesinde, tarihi ve kültürel dokuyu yansıtan çeşitli uygulamaları çevre okullardan Metropolis’i ziyaret eden öğrencilerimizle beraber tecrübe etmiştik. Bu önemli projeye katkıları için tüm kurumlara ve emeği geçenlere teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EÜ Etnografya Müzesinden “Ege Bölgesi Antik Agora Ağırlıkları&amp;quot; söyleşisi</title>
<link>https://trafikdernegi.com/eu-etnografya-muzesinden-ege-boelgesi-antik-agora-agirliklari-soeylesisi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/eu-etnografya-muzesinden-ege-boelgesi-antik-agora-agirliklari-soeylesisi</guid>
<description><![CDATA[ Ege Üniversitesi (EÜ)  Etnografya Müzesinde “Ege Bölgesi Antik Agora Ağırlıkları” söyleşisi düzenlendi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/12022024112530_894fb9417aebcce53eb046c208df763b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>EÜ, Etnografya, Müzesinden, “Ege, Bölgesi, Antik, Agora, Ağırlıkları, söyleşisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ EÜ Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen ve moderatörlüğünü EÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur’un yaptığı söyleşide konuşmacı olarak Koleksiyoner Izak Eskinazi  yer aldı. Söyleşiye; EÜ Etnografya Müzesi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Dilek Maktal Canko, akademisyenler, konuya ilgi duyanlar ve öğrenciler katıldı.

Söyleşide koleksiyon yapmaya başlama hikâyesini anlatan Izak Eskinazi,  “Ağırlık koleksiyonuma 2000’li yılların başında başladım. Koleksiyonumda 850’ye yakın obje bulunuyor. İzmir Arkeoloji Müzesine kayıtlı bir koleksiyonerim” dedi. Agora hakkında bilgiler veren Eskinazi, “Agora, basit tanımıyla sütunlu galeri ve dükkân dizileriyle çevrili, üstü açık kare bir mekândır. Agora’da yer alan mekânların ön tarafında bir tezgâh ve içinde satılacak mallar yer alırdı. Agoralar birer kamusal alan olduğu için belirlenen kurallara uyulması mecburiyeti vardı. Bu kurallar agoranın uygun bir yerine taş üzerine kazılarak yazılır ve uygun bir yere dikilirdi. Alışveriş sırasında kullanılan kamusal araçlar ise tartmada kullanılan teraziler, terazi ağırlıkları, hacim ve uzunluk ölçüleri ile ödeme aracı olan sikkelerdi” diye konuştu.  

“Ağırlıklar bronz kurşun veya taştan üretilirdi”

Antik dönemde agoralarda kullanılan ağırlıkların, materyalleri, şekilleri ve üzerlerindeki sembollerin açıklamaları hakkında da bilgi veren Eskinazi, “ Eski Yunan terazi ağırlıklarına genel olarak bakıldığında esas olarak; bronz, kurşun ve taş malzemelerden üretilmiş oldukları görünür. Bronz ve taş, kurşuna göre daha dayanıklı ve orijinal ağırlıklarını korumada daha stabildirler ancak daha az üretilmişlerdir. Bu nedenle günümüze daha az sayıda ulaşmışlardır. Bronz ağırlıkların üretilmesi daha pahalı olduğu için bu ağırlıklar daha ziyade, pazar denetçileri tarafından standart ağırlık olarak üretildiği düşünülmektedir” diye konuştu.

Antik dönem ağırlık ölçülerine de değinen Eskinazi, bu ölçüleri örneklerle anlattı. Eskinazi, kendi koleksiyonuna ait parçaları katılımcılara tanıtırken Roma ve Bizans ağırlıkları konusunda da kısa bir bilgilendirme gerçekleştirdi.

Eskinazi, söyleşinin ardından, katılımcıların koleksiyonuyla ilgili sorularını yanıtladı. Etkinlik sonunda Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur ve Dr. Öğretim Üyesi Dilek Matkal Canko, Izak Eskinazi’ ye “Teşekkür Belgesi” takdim etti.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Afrodisias Antik Kenti tanıtıldı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/afrodisias-antik-kenti-tanitildi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/afrodisias-antik-kenti-tanitildi</guid>
<description><![CDATA[ Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aydın&#039;ın Karacasu ilçesinde bulunan Afrodisias Antik Kenti&#039;nin toplam 1 milyar 750 milyon liralık bütçe ayrılan projelerle ziyaretçi rekorları kıran bir ören yerine haline geleceğini belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/15022024081719_1948d38d535e93c41160044e03a7dcd1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Afrodisias, Antik, Kenti, tanıtıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

AYDIN (İGFA) -Afrodisias Antik Kenti Tanıtım Toplantısı'nda konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, burasının Roma döneminde heykeltıraşlık yeteneğinin yansıtıldığı önde gelen merkezlerden olduğuna işaret ederek, kentte görülen kalıntıların büyük bölümünün Roma dönemine ait olduğunu aktardı. Bakan Ersoy, "Afrodisiaslılar kendilerini heykeltıraşlık sanatındaki ustalıklarıyla Roma dünyasına tanıttılar, biz de onların mirasını yapacağımız koruma çalışmaları ile tüm dünyaya tanıtacağız." dedi.

Yabancı kazı başkanı olan antik kentlere Türk bilim insanlarından oluşan koordinatörler görevlendirildiğini belirten Bakan Ersoy, Afrodisias için de aynı zamanda Tripolis Antik Kenti Kazısı Başkanı olan Prof. Dr. Bahadır Duman'ın görevlendirildiği bilgisini paylaştı.

"Geleceğe Miras Afrodisias" projesi kapsamında yapılacaklar hakkında bilgi veren Ersoy, Afrodisias'ta kent parkı ve havuzun yanı sıra en ihtişamlı yapılardan biri olan Tetrapilon'da konservasyon, Tetrastoon'da ise kazı ve restorasyon çalışmalarını başlattıklarını belirterek, "Antik dönemde Afrodisias'taki bazilika kentin en büyük kapalı binasıydı. Binanın ön cephesine odaklanan yeni bir proje ile devasa giriş sütunlarını ayağa kaldırma çalışmalarını 2023 yılında tamamlamış ve binanın cephesinde Diokletianus'un 'tavan fiyat fermanı'nı sergilemiştik. Şimdi ise hazırladığımız yeni projeyle binanın kalan kısmı için kazı yapacak, mozaiklerin konservasyonunu tamamlayacak ve sütunları ayağa kaldırarak yapının ziyaretçiler tarafından algılanmasını kolaylaştıracağız. Yaklaşık 120 yıl önce kazılan ve aradan geçen zamanda tekrar toprak altında kalan gymnasiumu kazarak yapıyı yeniden ortaya çıkaracak ve ziyaretçi güzergahına alternatif oluşturacağız" diye konuştu.

 

Proje kapsamında hamam odalarını da ziyaretçiye açacaklarını vurgulayan Ersoy, Agora'da yapılacak kazı çalışmalarıyla Afrodisias'ta yeni bir yapıyı daha ortaya çıkaracaklarını, kentin sur duvarlarını da görünür hale getireceklerini ifade etti.

Afrodisias'ta Osmanlı dönemi hamam ve Geyre evlerine yönelik belgeleme, konservasyon ve restorasyon çalışmalarını da proje kapsamında gerçekleştireceklerini aktaran Ersoy, çok sayıda yazıt ve kabartmalı mermer lahite sahip antik kentte iki yeni teşhir alanı planladıklarını dile getirdi. Anıtsal yapılar ile gezi güzergahlarını aydınlatarak antik kenti gece müzeciliği kapsamında da ziyarete açacaklarını aktaran Ersoy, "Afrodisias Müzemizde güçlendirme çalışmaları, teşhir, tanzim ve onarım uygulamalarını da gerçekleştireceğiz. Afrodisias için hazırlanan bütün bu projeler, başlayan uygulamalar ve yoğun bir mesai ile kentin daha çok kişiye ulaşmasını sağlayacağız ve süreç için 1 milyar 750 milyon lira bütçe ayıracağız. Bir sene sonra buradaki değişiklikleri gözlemlemek için yeniden burada buluşacağız. Afrodisias diğer ören yerlerimize de örnek olacak, gece müzeciliğiyle, gelişmiş restorasyon çalışmalarıyla ziyaretçi rekorları kıran bir noktamız olacak." diye konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EÜ Arkeoloji Bölümünün yürütmüş olduğu en uzun soluklu kazı</title>
<link>https://trafikdernegi.com/eu-arkeoloji-boelumunun-yurutmus-oldugu-en-uzun-soluklu-kazi</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/eu-arkeoloji-boelumunun-yurutmus-oldugu-en-uzun-soluklu-kazi</guid>
<description><![CDATA[ . ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/28022024125130_1406707ba3f4c44817ed286f7c673d03.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>EÜ, Arkeoloji, Bölümünün, yürütmüş, olduğu, uzun, soluklu, kazı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Onur Zunal, Ege Üniversitesi tarafından kazı çalışmaları gerçekleştirilen Menderes İlçesi sınırlarında yer alan Klaros kazı alanı hakkında bilgiler verdi. Doç. Dr. Zunal, “Klaros, Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümünün yürütmüş olduğu en uzun soluklu kazılardan birisidir” dedi.

Klaros kazı alanının bulunduğu konumdan bahseden Doç. Dr. Zunal, “Menderes İlçesi sınırlarında yer alan Klaros, İonia’nın en önemli kutsal alanlarından biri aynı zamanda şu ana kadar yapılan kazı çalışmalarının gösterdiği üzere en eski kehanet merkezidir. Klaros, Menderes’in güneyinde, ovayı güneydeki Kuşadası Körfezi'ne bağlayan Ahmetbeyli Vadisi'nin taban düzlüğünde yer alır. Kla­ros’un yer aldığı Ahmetbeyli Vadisi, Smyrna ve Ephesos kentleri arasında ulaşımı sağlayan önemli bir kavşak noktasıdır. Bir kent dışı kutsal alan olan Klaros’un bağlı olduğu ana kentleri, kuzeydeki Kolophon’a uzaklığı 13 kilometre, güneydeki Notion’a uzaklığı ise 1.6 kilometredir” dedi.

“Geçmişten günümüze kazı çalışmaları”

Kazı alanında yapılan ilk araştırmalardan bahseden Doç. Dr. Onur Zunal, “Antik metinler ve arkeolojik verilere göre İsa’dan önce 13’üncü yüzyılda kurulduğu anlaşılan Klaros’ta ilk sistemli araştırmalar 1886 yılında Carl Schuchhardt tarafından gerçekleştirilmiş, ardından ilk kazı, Theodor Macridy’nin 1907 yılında kutsal alanda alüvyon dolgunun altında kalan tek sütunun aşınmış yüzeyini görüp burada küçük bir sondaj yapmasıyla başlamıştır. 1950-1961 yılları arasında Loius Robert ve Jeanne Robert, 1988-1997 yılları arasında da Juliette de La Genière tarafından kazı çalışmaları yürütülmüştür. 2001 yılından bu yana Klaros’ta sürdürülen kazı, araştırma ve onarım çalışmaları Ege Üniversitesi öğretim üye ve elemanları tarafından devam ettiriliyor. 2001-2019 yılları arasında Nuran Şahin başkanlığında gerçekleştirilen kazılar, 2020 yılından bu yana bilimsel danışmanlığımda sürdürülüyor. Klaros, bu anlamda Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün yürütmüş olduğu en uzun soluklu kazılardan birisidir” diye konuştu.   

Helenistik dönemin kült heykelleri yer alıyor

Klaros denilince doğal olarak akıllara ilk gelen anıtsal boyutlara sahip olan Hellenistik dönem Apollon Klarios tapınağı ve tapınağa ait kült heykeller olduğunu belirten Doç. Dr. Zunal, “Bu heykeller 6x11 sütunlu, 26m x 45m boyutlarında, peripteros planlı tapınak İonia’da Helenistik dönemde inşa edilmiş olan tek Dor tapınağıdır. İsa’dan önce  3’üncü yüzyıl başında inşa edilmeye başlanmış, İsa’dan önce 2’nci yüzyılın sonlarında, tapınağın krepisi, pronaosu, naosu ve anıtsal kült heykelleri tamamlanmıştır. Tapınak plan açısından ünik birtakım özelliklere sahiptir. Tapınağa giriş yapıldıktan sonra kuzeyde ve güneyde iki farklı merdiven yer alır. Kuzeydeki merdiven tapınağa girenler, güneydeki merdiven de tapınaktan çıkanlar tarafından kullanılmaktadır. Her iki merdivenin yerin altında yer alan tünel şeklindeki koridorla bağlantısı olup bu koridor kemerlerle desteklenmiş iki adytona açılmaktadır. Ön adyton rahip, yazman ve kehanet başvurusunda bulunanların bekleme yeri olarak kullanılmıştır. Kutsal su kuyusunun bulunduğu arka adyton ise kehanet işinin gerçekleştiği yer olup burayı sadece tanrı Apollon’un kâhini kullanmaktaydı. Tapınağın içerisinde yer alan Apollon, Artemis ve Leto kült heykelleri bir antik dönem kutsal alanında ve tapınağında bulunmuş en iyi durumda korunagelmiş ünik örnekler olarak dikkat çeker. Mermerden yapılmış heykellerin orijinal yükseklikleri 7 metre, ağırlıkları ise 25 ton civarındaydı” dedi.

“Kehanet merkezi: Klaros”

Klaros’un bir kehanet merkezi olması konusuna da değinen Doç. Dr. Zunal, “Kelime anlamı gelecekle ilgili ön görülerde bulunmak olan kehanet, Yunan pantheonunda birbirinden farklı görevleri olan tanrı, tanrıçalar arasında Apollon’un sorumlu olduğu işlerden biriydi. Kehanet, gelecekle ilgili bilgiler vermenin ötesinde Yunan toplumu için dinsel bir olgu ve zorunluluk anlamına da gelmekteydi. Özellikle tüm toplumu ilgilendiren önemli kararlar verileceği zaman mutlaka Apollon’a danışmak gerekirdi. Ayrıca kişisel meselelerini çözmek için de insanların Klaros’a geldikleri bilinmektedir. Bu anlamda Apollon’un kehanet verme özelliği, Klaros’un çok sayıda ziyaretçi almasındaki ana nedendir. Bu özelliğiyle de ön plana çıkan Klaros, İsa’dan önce 2’nci yüzyılda büyük bir üne kavuşmuş ve Roma İmparatorluğunun uzak sınırlarından pek çok kentten ziyaretçi almıştır” dedi.

Doç. Dr. Zunal, “Klaros’ta bulunan delegasyon yazıtlarına göre günümüz isimleriyle İtalya, İspanya, İngiltere, Hırvatistan, Bulgaristan ve Moritanya gibi farklı ülkelerin pek çok kentlerinden heyetler Klaros’a gelmiştir. Bu anlamda öne çıkan, Klaros’ta verilmiş en meşhur kehanet Smyrna’nın kuruluşudur. Öyküye göre, Aleksandros, Smyrna’yı aldıktan sonra Pagos Tepesi’nde uykuya dalar.  Rüyasında, Nemesis ilaheleri kendisine uyuduğu yerde bir kent kurmasını söylerler. Aleksandros, rüyasının yorumlatmak için generallerinden Lysimakhos’u, Klaros’a gönderir. Tanrıdan ‘Kutsal Meles çayının dışındaki Pagos’ta oturacak olan halk, üç hatta dört kat daha mutlu olacak’ yanıtını alır ve Pagos’ta Yeni Smyrna’yı kurar” dedi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;İnsanlık medeniyetinin başladığı yer Arslantepe Höyüğü’dür&amp;quot;</title>
<link>https://trafikdernegi.com/insanlik-medeniyetinin-basladigi-yer-arslantepe-hoeyugudur</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/insanlik-medeniyetinin-basladigi-yer-arslantepe-hoeyugudur</guid>
<description><![CDATA[ ​​​​​​​Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Arslantepe Höyüğü Tanıtım ve Karşılama Merkezinde incelemelerde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/05032024142951_6d0796944d4dd7c11859f963a71bd6fd.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>İnsanlık, medeniyetinin, başladığı, yer, Arslantepe, Höyüğü’dür</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ Karşılama merkezindeki çalışmaların hızlı bir şekilde devam ettiğini belirten Başkan Gürkan, karşılama merkezinin kısa süre içerisinde tamamlanacağını söyledi.

MALATYA (İGFA) - Malatya’nın Battalgazi ilçesi Orduzu Mahallesi’nde yer alan Arslantepe Höyüğü, 26 Temmuz 2021 yılında Türkiye'nin 19'uncu kültür varlığı olarak UNESCO Dünya Miras Listesi'ne kaydedilmişti. Höyüğün Dünya Miras Listesi’ne alınmasıyla beraber gerekli çalışmaların başladığını ifade eden Başkan Gürkan, Türkiye’ye örnek olacak bir Karşılama Merkezinin yapıldığını ifadelerine ekledi.

Arslantepe Höyüğü tarihi ile ilgili bilgiler aktaran Başkan Gürkan, buranın insanlık medeniyeti için büyük önem arz ettiğinden bahsetti. Başkan Gürkan, “Arslantepe Höyüğü Tanıtım ve Karşılama Merkezini yerinde görüp incelemek maksadıyla geldik. Yapılan çalışmalara baktığımızda çalışmaların hemen hemen son aşamasına geldiğini gördük. Derz ve ters tavan işlemlerinin tamamlanmasının akabinde de Simülasyon Merkezi ve diğer sosyal donatı alanlarının tefrişatı ile ilgili çalışmalar yapılacak.

 

Orduzu Arslantepe Höyüğü milattan önce 3500’lü yıllarda ilk saray devletinin, devlet bürokrasisinin, muhasebe kayıtlarının, gümrük işlemlerinin, ilk taş devrinden demir devrine evrilimi ve demirin araç gereç olarak kullanılmasının, tapınakla sarayın birbirinden ayrılmasının yani devlet ve din işlerinin birbirinden ayrılmasının vücut bulduğu yerdir.

Buradaki Karşılama Merkezinin taş duvarlardan yapılmasının temel esprisi de Taş Devri döneminin bir sarayı olan Arslantepe Höyüğündeki kerpiç saraydır. Tabii o dönem Taş Devridir. Taş Devrini simgelemesi anlamında Arslantepe Höyüğü Tanıtım ve Karşılama Merkezini, taş duvarlardan yaptık.

Türkiye’deki diğer ören yerleri ve höyüklerle ile ilgili tescil edilmiş UNESCO Kültürel Mirasları ile ilgili en modern, en teknolojik, donanım anlamında en üst segmentte olan yer Malatya Arslantepe Höyüğü Tanıtım ve Karşılama Merkezidir. Buranın tüm finansmanı hazırlanmıştır. İnşallah bir ay gibi bir sürede de tamamlanması planlanıyor. Arslantepe Höyüğü Tanıtım ve Karşılama Merkezinin Malatya’mıza, ülkemize ve bütün insanlığa hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Çünkü Arslantepe Höyüğü dünya kültürel mirasıdır. Arslantepe Höyüğü, UNESCO tarafından 26 Temmuz 2021 yılında 19’uncu Türkiye Kültürel Mirası olarak tescil edilmiş bir eserdir.

 

Höyükte yapılacak olan Simülasyon Merkezinde tarihin derinliklerine giderek, Malatya’nın tarihi mekânlarının bütün öğrencilerimize gösterilmesi temin edilecek. Ayrıca oturma grupları, sosyal tesisler, sergiler, o döneme ait kerpiç saraydaki yaşantılar fotoğraf örnekleri ile sergilenecektir. Arslantepe Höyüğü Tanıtım ve Karşılama Merkezinin başta Orduzu Mahallemize, Malatya’mıza, ülkemize ve insanlığa hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Çünkü insanlık medeniyetinin başladığı yer ‘Arslantepe Höyüğü ’dür. Bu anlamda Arslantepe Höyüğü’nün bütün insanlığa hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum” dedi.

Öte yandan 28 Şubat 2024 tarihinde Roma Sapienza Üniversitesi’nde bir konferansa katıldığını ifade eden Başkan Gürkan, “Geçtiğimiz hafta Roma’da bulunan Sapienza Üniversitesi’nde Arslantepe Höyüğü ile ilgili düzenlenen sergiye ve sempozyuma katıldım.  Oradaki yapılan çalışmaları yürüten Marcella Frangipane, Francesca Balossi Restelli,  Arslantepe Höyüğündeki 45 yıllık çalışma süreçlerini anlattılar. Ayrıca höyükte bulunan buluntuların gerek Malatya Müzesi gerekse de Etnografya Müzesinde sergilenme süreçleri de detaylı bir şekilde anlatıldı” açıklamalarında bulundu.

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;Tutankhamun, Çocuk Firavun&amp;apos;un Hazineleri&amp;apos; sergisi Ankara&amp;apos;ya geliyor</title>
<link>https://trafikdernegi.com/tutankhamun-cocuk-firavunun-hazineleri-sergisi-ankaraya-geliyor</link>
<guid>https://trafikdernegi.com/tutankhamun-cocuk-firavunun-hazineleri-sergisi-ankaraya-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Tüm dünyada ziyaretçi rekorları kıran ünlü “Tutankhamun, Çocuk Firavun’un Hazineleri” sergisi İstanbul’dan sonra Ankara’da açılıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.habergundemim.com/images/haber/18032024133531_176b6b95fa6bf476ed51a8d608880917.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 17:29:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>Tutankhamun, Çocuk, Firavunun, Hazineleri, sergisi, Ankaraya, geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

Çocukların ve her yaştan sanat severlerin ilgisini çeken sergi, Panora AVM’de misafirlerini öğretici ve keyifli bir keşfe çıkarmaya hazırlanıyor. Sergide, 3300 yıl önce henüz 9 yaşında tahta geçen ve 19 yaşında esrarengiz biçimde ölen Firavun Tutankhamun’un, mezar odasından çıkan som altın tabutu, altın ve değerli taşlardan yapılmış dünyaca ünlü ölüm maskesi, savaş arabası, silahları, bastonları gibi paha biçilemez 400’ün üzerinde eserin birebir replikaları yer alıyor. 1 Nisan – 1 Haziran 2024 tarihleri arasında ziyarete açık olacak serginin biletleri, 20 Mart’tan itibaren Biletix platformundan ve açılış sonrası sergi gişesinden temin edilebilecek.

20. yüzyılın en büyük arkeolojik keşfi kabul edilen ve ölümünün üzerinden geçen 3300 yıldan sonra tüm dünyada büyük bir üne kavuşan Firavun Tutankhamun’un kral mezarında bulunan hazineler, her yaştan milyonlarca insanın ilgisini çekmeye devam ediyor. İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından 1922'de “bozulmamış halde bulunan ilk firavun mezarı” özelliği taşıyan Tutankhamun’un mezarından çıkarılan eserler, Mısır’daki Krallar Vadisi’nde gün yüzüne çıkarılan en zengin ve görkemli hazine olma özelliğini taşıyor.1961’den bu yana 63 yıldır dünyayı dolaşan ve ziyaretçi rekorları kıran “Tutankhamun, Çocuk Firavunun Hazineleri” Sergisi, Ankara Panora AVM’de 1 Nisan 2024 Pazartesi günü ziyarete açılacak. 20 Mart’tan itibaren Biletix platformundan ve açılış sonrası sergi gişesinden temin edilebilecek.

Tarihte bulunan en zengin kral hazinesi 

Level A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı ve “Tutankhamun, Çocuk Firavunun Hazineleri Sergisi”nin organizatörü olan Tufan Zaman sergide, Tutankhamun’un mezar odasından çıkan som altın tabutu, altın ve değerli taşlardan yapılmış dünyaca ünlü ölüm maskesi, savaş arabası, silahları, bastonları, mobilyaları gibi günlük eşyaları arasından seçilmiş paha biçilmez 400’ün üzerinde eserin birebir replikalarının yer aldığını belirterek, şu bilgileri verdi:

Tutankhamun'un hazinesine ait 5 bin parçadan oluşan orijinal koleksiyon, geçtiğimiz yıl mezarın keşfedilişinin 100. yılında Kahire'de, Gize Piramitleri'nin karşısında inşa edilen Büyük Mısır Müzesi’ndeki yeni evine kavuşurken, Mısır Hükümeti’nin akredite sanatçıları tarafından özenle üretilen birebir replikalarını aynı dönem İstanbul’da sergiledik. İstanbullular tarafından büyük ilgi gören sergimizi şimdi de Ankara’daki misafirlerimizle buluşturmak bizi oldukça heyecanlandırıyor. Sergi ziyaretçileri Tutankhamun’un hazinelerinin 1922 yılında İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından bulundukları zamanki gibi Antik Mısır dönemini keşfedecekleri gizemli bir yolculuğa çıkaracak. Her yaştan ziyaretçiler Tutankhamun’un yaşamına yakından tanıklık ederken bu gizemli ve görkemli yaşamı en ince ayrıntısına kadar gözlemleyebilecek.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>